Bu çalışmada, Ankara’da 14. ve 15. yüzyıllarda inşa edilmiş, ilk yapımında minareye sahip olduğu bilinen ya da yapım sürecinin ilerleyen dönemlerinde minare eklenen bir grup mescit ve cami ele alınarak ahşap minare geleneği mimari açıdan incelenmektedir. Araştırma kapsamında Hamamönü, Hacı İvaz (Eyvaz), Sabuni (Karanlık), Hemhüm, Hacettepe (Duatepe), Örtmeli (Hoca Hundi), Gecik (Gıcıkkadın), Molla Büyük, Balaban ve Şeyh İzzettin yapıları değerlendirilmiştir. Minare yerleşimi geleneksel ilkelerle örtüşmeyen Ahi Tura Mescidi ile 18. yüzyılda bütünüyle yenilenen Direkli Camii kapsam dışında bırakılmıştır. Ahşap minareler, çeşitli formlarda dayanıklılığı sınırlı ve organik bir malzeme olmaları nedeniyle sıkça yenilenmiş, taş veya tuğla minarelere göre daha az kalıcıdır. İncelenen yapılarda ahşap minarelerin yapı kütlesiyle kurduğu konumsal ilişki, plan ve dolaşım şemasıyla bağlantısı, boyutları, cephe düzenleri ve yapım teknikleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşiv belgeleri, eski plan ve çizimler ile saha çalışmaları birlikte değerlendirilerek yapıların özgün durumları ile zaman içinde geçirdikleri müdahaleler ortaya konmuştur. Organik bir malzeme olan ahşabın yenilenme gereksinimi, bu yapılarda özgünlük ve malzeme sürekliliği sorunlarını beraberinde getirse de, ahşap minareler yerel yapım teknikleri, ustalık bilgisi ve mimari süreklilik açısından önemli veriler sunmaktadır. Çalışma, ahşap minareleri mimari bütünün ayrılmaz bir parçası olarak ele alarak, mimarlık tarihi ve koruma literatüründeki önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.
This study examines the architectural characteristics of the wooden minaret tradition through a selected group of mosques and masjids in Ankara dating to the fourteenth and fifteenth centuries, either originally constructed with minarets or provided with minarets in later phases. The buildings analyzed include Hamamönü, Hacı İvaz (Eyvaz), Sabuni (Karanlık), Hemhüm, Hacettepe (Duatepe), Örtmeli (Hoca Hundi), Gecik (Gıcıkkadın), Molla Büyük, Balaban, and Şeyh İzzettin. Ahi Tura Masjid, whose minaret is located within the prayer hall, and Direkli Mosque, entirely rebuilt in the eighteenth century, are excluded from the study. Wooden minarets exhibited diverse forms, being organic and inherently less durable materials, were frequently replaced and are less permanent than stone or brick minarets.The research evaluates the wooden minarets in terms of their spatial relationship with the building mass, placement strategies, dimensions, façade articulation, and construction techniques. Archival documents from the General Directorate of Foundations, historical drawings, and field surveys are comparatively analyzed to identify original conditions and subsequent interventions. Although the organic nature of wood necessitates periodic renewal and often leads to losses in material authenticity, wooden minarets provide valuable evidence regarding local construction practices, craftsmanship, and architectural continuity. By addressing wooden minarets as integral components of the architectural whole, this study aims to fill a significant gap in the architectural history and conservation literature.
By subscribing to E-Newsletter, you can get the latest news to your e-mail.