






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies-Social Sciences, Yıl 2019 Sayı Volume 14 Issue 6</title>
    <link>https://turkishstudies.net/social?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=926</link>
    <description>Turkish Studies-Social Sciences</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>Ankara Bilim Üniversitesi</generator>
    <item>
      <title>AVRUPA BİRLİĞİ KAMU ALIM KURALLARININ  SAĞLIK HİZMETLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39415</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39415</guid>
      <author>Muzaffer AKDOĞAN</author>
      <description>Kamu alımı, Avrupa Birliği’nin iç pazar düzeni içinde önem kazanan bir kavramdır. Üye devletlerin kamu alımları konusundaki ulusal reflekslerini engellemeyi hedefleyen Avrupa Birliği birtakım ikincil mevzuat düzenlemeleri ile bu alanı kontrol etmeye çalışmaktadır. Avrupa Birliği ve dünya devletlerinin ekonomilerinde çok ciddi bir önem ve paya sahip olan kamu alımları sağlık hizmetlerinin görüldüğü konularda da belirleyici bir özellik göstermektedir. Avrupa Birliği ve kurumlarının yetki alanında doğrudan bulunmayan sağlık hizmetleri, üye devletlerin kendi sorumluluğundadır. Ancak sağlık hizmetlerine ilişkin alım prosedürleri Avrupa Birliği kamu alım mevzuatı ile bir etkileşim içindedir. Bu yönüyle Avrupa Birliği kamu alım kuralları, sağlık hizmetleri üzerinde kaçınılmaz bir etkiye sahiptir. Çalışmanın amacı, bu etkiyi ve Avrupa Birliği kamu alım kuralları ile üye devletlerin sağlık hizmetleri arasındaki ilişkiyi göstermektir. Temel kural, sağlık hizmeti alıcısı kurum sözleşme yapmaya muktedir bir kamu makamı ise kamu alımları ile ilgili Avrupa Birliği kuralları uygulanmalıdır. Üye devletlerde sağlık hizmeti sistemlerinde görülen büyük çeşitlilik dikkate alındığında ise, Avrupa Birliği’nin kamu alımları ile ilgili kurallarının üye devletlerdeki sağlık hizmeti organizasyonlarını nasıl etkilediği sorusunu cevaplamak oldukça zorlaşmaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği kamu alım kurallarının sağlık hizmetleri alanında tek tip uygulamaya konu edilmesi de hayli sorunludur. Çalışmada varılan sonuç, üye devletlerdeki ulusal sağlık sistemlerinin örgütlenmesinde ve finansmanında görülen farklılıklardan dolayı sağlık hizmetlerinin Avrupa Birliği kamu alım kurallarıyla uyumlu olmadığıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİKRET MUALLA SAYGI'NIN RESİMLERİNDE ANLAM</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39520</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39520</guid>
      <author>Görkem Utku ALPARSLAN</author>
      <description>Fikret Mualla’nın resimlerinin anlam boyutunu ortaya çıkarmayı amaç edinen bu çalışmanın modern Türk sanatı tarihinde önemi yeterince anlaşılamamış önemli bir sanatçının yerinin ve öneminin belirlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. &#13;
Çalışmanın yöntemi Erwin Panofsky’nin üç aşamalı sanat eleştirisi metoduna dayalıdır. Bu yöntem kullanılarak ressamın iki suluboya resmi çözümlenmiş ve ikonolojik boyut çeşitli önemli kişilerin görüşlerinden de veri alınarak ortaya konmaya çalışılmıştır. Bunun yanında sanatçının desenleri de yorumlanmıştır. &#13;
Fikret Mualla’nın resimlerinde kentteki ikiyüzlülükten kaçış ve insanı arayış ana tema olarak düşünülmelidir. Kentin olumsuzluklarından kaçış; bizlere Barbizon ekolünün temelidir. Sanayi devriminin bir sonucu olan kentleşme ve bu bağlamda oradan kaçış modern sanatı başlatan etmenlerden biridir. Fikret Mualla’nın sanatı da bu bağlamda değerlendirilmeli ve irdelenmelidir. Mualla, bohem yaşamını resimlerine de yansıtarak, ödünsüz dik duruşunu sanatıyla harmanlamıştır. Sanatçının yaşam felsefesi Baudelaire’in Dandy tiplemesiyle yakınlık arz eder. Bu tiplemenin en önemli özelliği toplumun yerleşik dogmalarına uymak yerine özgürlüğü seçmesidir. &#13;
Fikret Mualla’nın sanatı tam anlamıyla bir düşün etkinliğinin görselleşmiş halidir diyebiliriz. O resimlerinde Abidin Dino’nun da ifade ettiği gibi, doğanın özüne inme çabasıyla düşünsel etkinliğini yaratıcılığıyla bütünleştirmiştir. Fikret Mualla’nın resimlerinin en önemli özelliği özgürlük tutkusunun ressamın biçemiyle özdeşliği ve tüm modern refleksleri taşımasıdır. Bu modern refleksler; özgünlük, yaratıcılık, bohemlik ve düşünselliği resimlerine yansıtarak modern bir dil oluşturma çabasıdır denilebilir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MESLEKİ ETİK İLKELERİ AÇISINDAN HALKLA İLİŞKİLER MESLEĞİNE YAKLAŞIM</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39328</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39328</guid>
      <author>Saim ALTAYSenem ALTAY</author>
      <description>Bu çalışmanın temel amacı, ilgili alanda literatür taraması yapılarak öncelikle halkla ilişkiler ve etik kavramlarını açıklamak, halkla ilişkiler mesleğinde yaşanan sıkıntıların olası nedenlerini ve çözüm önerilerini etik ilkeler çerçevesinde irdelemektir. &#13;
Toplum yararı gözetilerek ortaya konulan çalışmalar doğrultusunda halkın, hedef kitle gruplarının ve çalışanların desteğini, güvenini ve sempatisini kazanmak günümüzde hemen hemen tüm kurum ve kuruluşların hedefleri arasındadır. Halkla ilişkiler faaliyetleri açısından bugünkü çalışma kültüründe iç ve dış hedef kitlesine gereken duyarlılığı göstermeyen, onları hesaba katmadan çalışmalarını organize eden kurum ve kuruluşlar başarısız olurlar. Elbette ki halkla ilişkiler faaliyetlerinin başarısı hedef kitlenin talep, istek ve şikayetleri ile de sınırlandırılamaz. Halkla ilişkiler çalışmalarının başarısı ve mesleğin geleceği bu konuda eğitim almış, deneyimli personelin stratejik metodlar çerçevesinde yoğurdukları politikaları ortaya koymaları ile mümkün olabilmektedir. &#13;
İşletmenin ürettiği mal ve hizmetlere ilişkin olumsuz bir kamuoyu varsa bunu olumluya dönüştürmeyi ya da kâr elde etmek amacı ile insan onurunu, toplum sağlığını ve geleceğini hiçe sayan politikalar benimsenmesi halkla ilişkiler mesleğine gölge düşürmektedir. Mesleğin uygulayıcıları tarafından da zaman zaman yöneticilerin bireysel çıkarları, farklı çalışma prensipleri, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi etmenlerden doğan baskılar, medya patronlarının ve çalışanlarının yine işin ehli olmayan kişilerden oluşması ve zaman zaman sektörün farklı ideolojilere teslim olması doğrultusunda ortaya çıkan etik dışı davranışlar eleştirilmektedir. Halkla ilişkiler uzmanları örgütün tepe yönetimi ile omuz omuza çalışsa da, müşterilerin ve toplumun yararı için doğru ve gerçekçi bir yaklaşım ile görevlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. &#13;
Her meslekte olduğu gibi halkla ilişkiler mesleğinde de insan haklarına uygun davranma, doğruluk, dürüstlük, kamu yararını gözetme, hesap verebilirlik, adil ve tutarlı olma şeklindeki etik ilkeler mesleğin ana çizgisini oluşturmaktadır. Bu çalışmada tüketici kitlelerinin farkındalık sürecinin giderek çeşitlendiği bir dönemde kurumsal imaj yönetimi açısında da halkla ilişkiler faaliyetleri yerine getirilirken tüm meslek gruplarında olduğu gibi halkla ilişkiler mesleğinde etik ilkelerin önemi ve bu ilkelerin halkla ilişkiler çalışmalarının gelişimine olumlu yansımaları vurgulanmaktadır. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞANIN TEMSİLİ VE DÖNGÜSÜNE BAKIŞ BAĞLAMINDA BELGESEL FİLM: HONEYLAND VE KAMİLET ÜZERİNE BİR İNCELEME </title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39381</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39381</guid>
      <author>Özlem ARDA</author>
      <description>Belgesel film, toplumsal alanda birçok işleve sahiptir. Var olanın kayıt altına alınmasında başat bir rolü olan belgesel film, bu sayede, temsilî olarak kültürel, toplumsal olgu ve olayları aktararak büyük bir işlevi yerine getirir. &#13;
Her tür canlının birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen çevrebilim, denge üzerine kurulmuştur. Günümüzde, ekolojinin kapsamında olan olumlu ya da olumsuz birtakım konular mevcuttur. Bu bağlamda, küresel ekolojik sorunlar, lokal sorunları da beraberinde getirmekte ya da lokal sorunlar küreselleşmektedir. Diğer yandan her coğrafyanın kendine özgü dinamikleri var olmaya devam etmekte ve ekolojik dengeyi koruma adına, çeşitli edimler gerçekleştirilmektedir. Belgesel film, temsilî olarak bu edimleri ya da kendi keşiflerini kayıt altına almakta ve yaşamsal döngüye sanatsal anlamda katkı koymaktadır.&#13;
Honeyland adlı belgesel filmin yönetmenleri Tamara Kotevska, Ljubomir Stefanov ve Kamilet adlı belgesel filmin yönetmeni İlkay Nişancı ile yapılan derinlemesine mülâkatlarla belgesel filmde doğanın temsili ve döngüsüne olan katkının nasıl gerçekleştirildiğine dair betimsel veriler elde edilmiştir.&#13;
Doğanın temsili ve döngüsünün kayıt altına alınması, ekolojik denge temelli görsel-işitsel üretimlerin yapılması, hem kültüre yapılan bir katkıdır hem de ekolojik okumalara olanak sunan bir araç olabilmektedir. Gelinen noktada, küresel ekolojik sorunlar ve bu sorunların yansılarına lokal çözümler ortaya konulmaktadır. Belgesel filmin bu noktada işlevi, özellikle gerçekleştirildiği ülkenin ekolojik yapılanmasını betimlemesidir. Bu bağlamda çalışmada, bir Makedonya belgeseli olan Honeyland ve Türkiye’den Kamilet adlı belgesel filmler; benzer konuları, doğanın temsili ve döngüsüyle olan ilişkisi betimlenmektedir. Çalışmanın amacı ise; doğanın temsili ve döngüsüyle olan ilişkinin belgesel filmlerde nasıl gerçekleştirildiğinin analizinin ortaya konulmasıdır. Çalışma, film yönetmenleri ile yapılan derinlemesine mülâkat tekniği yanında karşılaştırmalar üzerinden betimsel analizler yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Doğanın temsilinin her kültürde benzer özellikler gösterebildiği; ancak belgesel filmde çeşitli farklılıkların film dili olarak şekillendiği, doğanın temsilinin farklı bakışlarla ortaya konulduğu ve bu sinematografik edimin diğer disiplinlerle yakın bağlantı içerdiği tespit edilmiştir. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞANLIURFA MERKEZ İLÇELERİNDE BİYOKLİMATİK KONFOR KOŞULLARI İLE DOĞAL ÖLÜM OLAYLARI ARASININDAKİ İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİNE YÖNELİK İLK BULGULAR (2013-2015)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39478</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39478</guid>
      <author>Ahmet Serdar AYTAÇMesut KOLBÜKEN</author>
      <description>İklim koşulları hayatımızın birçok alanında önemli etkilere sahiptir. İklimin insan hayatı üzerinde,  yerleşme, tarım, sanayi, turizm, ticaret, ulaşım, sanat, suç olayları, insan sağlığı ve psikolojisi hatta doğal ölüm olayları üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkileri mevcuttur.  Örneğin, sıcak ve nemli bölgelerde bakteri faaliyetlerinin fazla olması tropikal hastalıkları ortaya çıkarırken;  uzun ve soğuk geçen kışların ve aşırı bulutlu atmosfer koşullarının yaşandığı iklim bölgeleri, astım, bronşit, tüberküloz gibi solunum yolu hastalıklarının ve psikiyatrik rahatsızlıkların yaygın olduğu alanlardır. İklim şartları ve atmosferik koşullarda meydana gelen değişiklikler, ölüm olayları üzerinde de ekilidir. Sıcaklık, nem, rüzgâr hızı ve hava basıncı gibi klimatik parametrelerde meydana gelen değişikliklerin ölüm olayları üzerinde etkilerine ilişkin çok sayıda araştırma bulunmaktadır. &#13;
Bu araştırmada 2013-2015 yıllarını kapsayan dönemde Şanlıurfa’nın 3 merkez ilçesinde, doğal ölüm vakaları ile biyoklimatik konfor koşulları arasında ilişkinin saptanması amaçlanmıştır. Bu araştırma, ülkemizde biyoklimatik konfor koşulları ile ölüm vakaları arasındaki ilişkinin analitik metotlar kullanılarak araştırıldığı ilk araştırmadır. Araştırma kapsamında, önce Şanlıurfa merkez ilçelerinin biyoklimatik konfor koşulları, PET (Fizyolojik Eşdeğer Sıcaklık İndisi) konfor indisi ile belirlenmiştir. Akabinde, doğal ölüm olayları ile konfor koşulları arasında ilişkiyi belirlemek amacıyla korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır.&#13;
Söz konusu araştırma döneminde, üç merkez ilçede biyoklimatik konfor koşulları ile doğal ölüm olayları arasında, günlük düzeyde, on günlük düzeyde ve aylık düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Söz konusu anlamlı ilişki, günlük ve on günlük düzeyde zayıf derecede, aylık düzeyde ise orta derecededir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİCLE HAMİDİYE VAPUR ŞİRKETİ DENEMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=32690</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=32690</guid>
      <author>Nimet BAYKAL</author>
      <description>İnsanlık tarihi boyunca yerleşim yerleri hemen her zaman akarsuların yakınlarında kurulmuştur. Fırat ve Dicle nehirleri de tarih boyunca Mezopotamya coğrafyasının yaşam kaynağı olmuştur. Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde Asurlulardan beri taşımacılık yapılmış ve bu bölgenin bayındır hale gelmesinde bu iki nehrin yadsınamaz bir katkısı olmuştur. Fırat ve Dicle nehirlerinde yapılan nakliyat, başlangıçta geleneksel yöntemlerle yapılırken Sanayi İnkılâbı’yla birlikte yerini buharlı gemilere bırakmıştır. Önceleri yapılan taşımacılık yalnızca bölge halkının ihtiyaçlarını karşılama amacını taşıyordu. Ancak daha sonra emperyalizmin de etkisiyle dönemin büyük güçleri olan devletler bu bölge ile ilgilenmeye başladı. Dönemin güçlü devletlerinin bölge ile ilgilenmesinin yanında, bölgenin stratejik önemi ve İngiliz sömürgelerine giden yol üzerinde olması nedeniyle İngiltere’nin de ilgisinin buraya yönelmesi kaçınılmaz oldu. Başlangıçta sömürge yolu üzerinde olması yüzünden İngilizlerin ilgisini çeken bölge, ardından sahip olduğu ticari potansiyel nedeniyle İngilizler nazarında daha da önem kazandı. Osmanlı Devleti, kendi Sanayi İnkılâbını gerçekleştirememiş olması nedeniyle bölgedeki taşımacılık faaliyetlerine oldukça geç bir tarihte müdahil olmuştur. H. B. Lynch önderliğinde kurulan Lynch Kumpanyası, nehir nakliyatında söz sahibi olurken bu süreç, XIX. yüzyılın ikinci yarısında kumpanyanın Fırat ve Dicle nehirlerinde tekel olmasıyla farklı bir boyuta ulaştı. Oluşan bu tekel, Osmanlı Devleti’ni Fırat ve Dicle nehirlerinde taşımacılık yapma fikri ile ilgilenmeye itmiştir. Bu çalışma, XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Fırat ve Dicle nehirlerindeki nakliyatta oluşan İngiliz tekelini kırmak için kurulma teşebbüsünde bulunulan Dicle Hamidiye Vapur Şirketi’nin kurulma çalışmaları ve Dicle Hamidiye Vapur Şirketi Şartname layıhasını içermektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİNYATÜR SANATINDA ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU VE BİR  TASARIM ÖRNEĞİ </title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37822</guid>
      <author>Elif BAYRAK KAYABilgehan KAYA</author>
      <description>Efsaneler, destanlar ve masallar toplumların geçmişten geleceğe sesleniş biçimidir. Bize; içinden çıktığı toplumların, gelenek ve görenekleri, inanç sistemi ve yaşam biçimi hakkında sağlam veriler verir. Bunun yanı sıra efsaneler, destanlar ve masallar doğup misafir oldukları dillerde dönemin coğrafya yapısı ve iklim özellikleri hakkında da bilgiler sunmaktadır. &#13;
Efsane, destan ve masallarda bahsi geçen kahramanlar kimi zaman insan kimi zaman mitolojik yaratıklar olmuştur. Bahsi geçen bu yaratıkların bir kısmı gerçekte var olmuş olabileceği gibi, belki de var olanlar üzerine mübalağa yapılarak veya tamamen hayal gücünün birer ürünü şeklinde ortaya çıkmış olabilirler.&#13;
Zümrüdü Anka (Simurg) denilince, büyük çoğunluğun bir ya da birkaç masala, hayatına dokunmuş olması muhtemeldir. Zümrüdü Anka-Simurg'un hafızalarda, anlatıldığı hikâyedeki rolüne göre, bazen iyilik timsali, cesur, yardımsever ve bir kahraman olarak bazen ise huzur bozan, kötülük ve dehşet saçan canavar bir kuş olarak kalmıştır. Minyatür kompozisyonlarda bu efsanevi mitolojik kuş 'un birçok yorumu vardır. Bu yorumlar Zümrüdü Anka 'nın iyi veya kötü karakter taşımasıyla doğru orantılıdır. Yapılan yorumların geneli, birbirine benzerlik göstermekle birlikte, istisnai örneklerde mevcuttur.&#13;
Bu makalede, maslarımızı süsleyen Zümrüdü Anka (Simurg) kuşunun anlamı, taşıdığı sembolik değerler ve Zümrüdü Anka-Simurg'un konu edildiği bazı minyatürler ve çizim incelenmiş olup ayrıca minyatür kompozisyon biçiminde bir tasarımı çizilerek Zümrüdü Anka yorumu, uygulamalı bir biçimde sergilenmiştir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRIKHAN İLÇESİ’NDE KIRSAL YERLEŞMELERİN KURULUŞ YERİ SEÇİMİNDE ETKİLİ OLAN COĞRAFİ FAKTÖRLER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36861</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36861</guid>
      <author>Reyhan Rafet CAN</author>
      <description>Kırıkhan ilçesi, Akdeniz Bölgesi’nin Adana Bölümü sınırları içerisinde bulunmaktadır. İdari bakımdan Hatay iline bağlı olan ilçenin yüzölçümü 715 km²dir. Araştırma sahası kuzeyde Hassa ilçesi, kuzeybatıda Payas ilçesi, batıda İskenderun ilçesi, güneybatıda Belen ve Kumlu ilçeleri, doğuda ise Suriye Devleti ile komşudur. Araştırma sahasındaki köy yerleşmelerinin sayısı 57’dir. Bu köylerin büyük çoğunluğu tek parçalı yani bir mahalleden meydana gelmiştir. Tarım topraklarının bulunduğu alanlarda yoğunluk kazanan 57 köyün 33’ünde idari alanda tek yerleşme ünitesi vardır.  Geri kalan 24 yerleşmenin idari alanı ise birden fazla mahalle, mezra, yayla ve çiftlik yerleşmeleri oluşturmaktadır. Bu tür yerleşmeler topoğrafik yapının engebeli olduğu yüksek kesimlerde yer alır. Bu çalışma, Kırıkhan ilçesindeki yerleşmelerin kuruluş yeri seçiminde etkili olan coğrafi faktörlerin belirlenmesi ve analizi amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde sahanın konumu, sınırları doğal, beşeri ve ekonomik özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümünde Kırıkhan ilçesi sınırları içinde bulunan kırsal yerleşmelerin kuruluş yeri özellikleri yerleşme coğrafyası açısından değerlendirilmiştir. Yerleşme en geniş anlamda dünyanın her yerinde bulunan en ilkel ev kümelerinden, en yüce yapılarına kadar, bütün binaların tamamı olarak tanımlanabilir Yerleşme Coğrafyası ise yerleşmelerin konumlarını (sit ve situasyon), yoğunluklarını, fizyonomi (büyüklüklerini, plan ve sky-linelarını), fonksiyon ve kökenlerini araştırır. Yerleşme, insanoğlunun tarihin her döneminde gerçekleştirdiği en önemli faaliyetlerden birisidir. İnsan ve doğa arasındaki ilişki yerleşmelerin ortaya çıkmasına, konumlarının belirlenmesine, ekonomik faaliyetlerinin oluşmasına neden olan şartlardan bazılarıdır.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEMOGRAFİK DEĞİŞKENLERİN İŞYERİ YALNIZLIĞINA ETKİLERİ: HİZMET SEKTÖRÜNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24972</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24972</guid>
      <author>Mihriban CİNDİLOĞLU DEMİRER</author>
      <description>Çalışmanın amacı, işyeri yalnızlığının demografik değişkenlere göre farklılıklarının olup olmadığını belirlemektir. Araştırmanın örneklemini hizmet sektöründe çalışan 211 beyaz yakalı personel oluşturmaktadır. Çalışmada işyeri yalnızlığı kavramı sosyal arkadaşlık ve duygusal yoksunluk olmak üzere iki boyutta incelenmiştir. Öncelikle işyeri yalnızlığı kavramı açıklanmış olup, kavramla ilgili yapılmış çalışmalara yer verilmiştir. Ardından kavramı demografik değişkenler üzerinde inceleyen çalışmalara yer verilmiştir. Araştırmanın yöntemi başlığı altında, işyeri yalnızlığını ölçen ölçekler değerlendirilmiş olup, çalışmada kullanılan, Wright, Burt ve Strongman (2006) tarafından geliştirilmiş “İş Yeri Yalnızlığı” ölçeğinin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri de yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan uyum iyiliği değerleri Wright ve arkadaşları (2006) tarafından yapılan DFA analizi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Demografik değişkenler yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, idarecilik ve mesleki deneyim olarak belirlenmiştir. Çalışmada demografik değişkenler ile işyeri yalnızlığı arasında fark olup olmadığını analiz etmek için, Mann Whitney U-Testi ve Kruskal Wallis H-Testi analizleri yapılmıştır. Çalışmada, işyeri yalnızlığının demografik değişkenler üzerinde yapılmış diğer araştırmalarada yer verilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, bu örneklem üzerinde işyeri yalnızlığı ile belirlenen demografik değişkenler arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bu bulgulara göre, kurulan H1, H2, H3, H4, H5 ve H6 hipotezleri reddedilmiştir. Elde edilen sonuçlarla ilgili yorumlar ilgili başlıkta ve sonuç bölümünde yorumlanmıştır. Yine bulgular, daha önce yapılmış araştırmalarla desteklenerek sonuç kısmında konu edilmiştir. Sonuç bölümünde ileride yapılacak çalışmalara önerilerde bulunularak araştırmanın kısıtları ile ilgili de bilgi verilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİYOLOJİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ EKOLOJİK AYAK İZİ FARKINDALIK DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39703</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39703</guid>
      <author>Sultan ÇIKRIKMustafa YEL</author>
      <description>Ekolojik ayak izi, tüketim davranışları ile çevrenin hangi miktarda kullanıldığını ve harcananları geri kazanmak için ne kadar alana ihtiyaç olduğunu gösteren bir kavramdır. Ekolojik ayak izi, bireylerin çevreye olan davranışlarında ne kadar duyarlı olduklarını ortaya çıkaran bir araç olduğu için bireylerde çevre duyarlılığının artırılmasına ve çevre bilincinin gelişmesine katkı sağladığı düşünülmektedir.&#13;
Bu araştırmanın amacı, biyoloji öğretmen adaylarının ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırma, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma modelinde tasarlanan araştırmada tarama deseni kullanılmıştır. Çalışma grubunu, bir üniversitede Biyoloji Eğitimi Ana Bilim Dalı 1, 2, 3 ve 4. Sınıflarına kayıtlı olan 66 öğretmen adayı oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. 46 maddeden oluşan ve beşli likert tipte olan ölçek, gıda, ulaşım ve barınma, enerji, atıklar ve su tüketimi olmak üzere 5 alt boyuttan meydana gelmektedir. Gıda alt boyutunda 8, ulaşım ve barınma alt boyutunda 9, enerji alt boyutunda 15, atıklar alt boyutunda 9 ve su tüketimi alt boyutunda 5 madde bulunmaktadır. Veri analizi sürecinde, SPSS 22.0 paket programı kullanılmış, biyoloji öğretmen adaylarının ekolojik ayak izi farkındalık düzeyleri cinsiyet ve sınıflarına göre karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, biyoloji öğretmen adaylarının ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerinin hem ölçeğin genelinde hem de alt boyutlarda cinsiyet ve sınıflarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği ortaya çıkmıştır. Öğretmen adaylarının farkındalık düzeylerinin en yüksek olduğu alt boyutun enerji, en düşük olduğu alt boyutun ise gıda olduğu tespit edilmiştir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖDEMİŞ İLÇESİNDE OKUL LOKASYONLARININ COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ (CBS) İLE ANALİZİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39576</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39576</guid>
      <author>Mehmet DENİZMustafa TOPUZ , Hasan Mücahit AKBAY</author>
      <description>Araştırma İzmir iline bağlı Ödemiş ilçe merkezini oluşturan Ödemiş şehrinde uygulanmıştır. Çalışmanın amacı daha iyi bir eğitimin verilebilmesi için okul yeri seçiminin ulaşım bakımından ne kadar uygun olduğunun belirlenebilmesidir. Araştırma kapsamına eğitimin anayasal bir hak olması sebebiyle sadece devlet okulları dahil edilmiştir. Erişilebilirliğin uyguluğunun tesbitinde alınan ölçüt Mekânsal Planlar Yapı Yönetmeliğinin Dördüncü Bölüm Mekânsal Planların Yapımına Dair Esaslar, Yürüme mesafeleri Madde: 12’nin 2. Bendinde belirtilen mesafelerdir. Bunun yanında benzer çalışmalarda yararlanılmış daha uzun mesafelere de analiz uygulanmıştır. Çalışmada ArcMap 10.2 programı kullanılarak Ödemiş şehrinde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde eğitim veren devlet okullarının erişilebilirliği belirlenmiştir. Anaokulu(3), anasınıfı(11), ilkokul(9), ortaokul(8), lise(8) düzeyinde toplam 39 okula Network (ağ) analizi yasal mevzuatta belirtilen mesafelere ve alternatif mesafelere uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucunda erişilebilirliği açısından sahada en önemli problemin okulöncesi ve ilkokullarda olduğu tespit edilmiştir. Eğitim seviyesi arttıkça yönetmelikteki sınırların artmasına paralel olarak problemin de azaldığı görülmektedir. Yapılan analiz sonucunda erişilebilirlik açısından sahada en önemli problemin anaokullarında olduğu tespit edilmiştir. Bu problemin temel sebebi ise sahada yalnızca üç anaokulunun bulunmasıdır. Analiz kapsamında anaokulu çağında yer alan 3401 öğrencinin sadece %15,3’ ü yönetmelikte belirtilen mesafelerde eğitime erişebilmektedirler. Ödemiş şehrinde bulunan anaokulları Türkmen, Anafartalar ve Hürriyet mahallelerinde yer almakta olup bu mahallelerin dışında devlete ait anaokulu bulunmamaktadır. Şehirde anaokullarının eksikliğinden doğan boşluk anasınıflarıyla doldurulmaya çalışılmış ancak erişilebilirlik oranı yine de %53,9’u geçmemiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HATAY İLİNDE GÜNEŞ ENERJİSİ POTANSİYELİ VE GÜNEŞ ENERJİSİ SANTRALİ KURULACAK ALANLARININ BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30212</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30212</guid>
      <author>Reşat GEÇEN</author>
      <description>Ülkelerin gelişmişlik düzeyini gösteren ana parametrelerden biri olan enerji üretimi ve tüketimi sanayi devrimi ile artmaya başlamış ve her geçen gün daha da artmaktadır. Günümüzde enerji üretiminde çoğunlukla fosil kaynaklar kullanılmaktadır. Fosil kaynakların çevreye direk veya dolaylı olarak verdikleri zararlar ve bu kaynakların belli bazı ülkelerin güdümünde olması farklı enerji kaynaklarına yönelimi zorunlu kılmıştır. Özellikle çevre dostu olarak kabul edilen temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına rağbet giderek artmaktadır. Hızla gelişmekte olan Türkiye’de enerji duyulan ihtiyacın artması, dışa bağımlılığı azaltma çabası ve enerji üretiminde çeşitliliğin sağlanması gibi sebepler son zamanlarda yenilenebilir enerji kaynaklarına ilgiyi arttırmıştır. &#13;
Bu çalışmada Türkiye’nin ve en güneyinde yer alan Hatay ilinin güneş enerjisi potansiyeli değerlendirilmektedir. Çalışmanın temel amacı Hatay ilinde güneş enerji santrali kurulacak uygun alanların tespit edilmesidir. Çalışmada Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kapsamında Çok Ölçütlü Karar Analizi (ÇÖKA) yöntemiyle uygun alanlar tespit edilmeye çalışılmaktadır. Uygun alanların tespiti için 13 ölçüt (Bakı, Eğim, Yollara Uzaklık, Elektrik İletim Hatlarına Uzaklık, Trafo Merkezlerine Uzaklık, Yerleşmelere Uzaklık, Akarsulara Uzaklık, Göllere Uzaklık, Fay Hatlarına Uzaklık, Taş Ocaklarına Uzaklık, Kuş Göç Güzergâhlarına Uzaklık, Toprak Grupları, Bitki Örtüsü) belirlenmiştir. Her bir ölçüt ayrı bir katman olarak ele alınmış ve kendi içerisinde 0-10 ölçeğinde uygunluğa göre puanlandırılmıştır. Puanlandırılan katmanlar çakıştırılarak çalışma sahasında uygun alanlar ve alternatif alanlar tespit edilerek değerlendirilmiştir.&#13;
Çalışmada güneş enerjisi açısında Türkiye’nin ve Hatay ilinin önemli bir potansiyele sahip olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Hatay ilinin kuzey kesiminde yer alan Erzin leçelikleri olarak adlandırılan sahada yaklaşık 60 km2’lik alanda güneş enerji santrali kurulabilecek uygun alan tespit edilmiş ve santral kurulumu önerilmiştir. Bu alan dışında alternatif alanlar da belirlenerek çalışmada değerlendirilmiştir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN KÜLTÜR, KÜLTÜREL MİRAS VE KÜRESELLEŞME KAVRAMLARINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24997</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24997</guid>
      <author>Seyfullah GÜLHarun TÜRK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı sınıf öğretmenlerinin, kültür, kültürel miras, küreselleşme kavramlarına ilişkin görüşlerini nitel bir araştırma yoluyla incelemektir. Bu amaca ulaşabilmek için, araştırmada fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, amaçsal örnekleme yöntemlerinden maksimumum çeşitlilik örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Bu bağlamda örneklem, Samsun ilinde görev yapmakta olan, farklı kıdem ve eğitim düzeylerine sahip 10 sınıf öğretmeni ile (5 erkek, 5 kadın) oluşturulmuştur. Çalışma yarı yapılandırılmış görüşmeler ile gerçekleştirilmiştir.  Araştırma verilerinin yorumlanmasında betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırılan konu ile ilgili literatürde yapılan çalışma sayısının sınırlı sayıda olması ve sınıf öğretmenlerinin beraber çalıştığı öğrenci grubunun küreselleşmeden nasıl etkilendiğinin tespit edilmek istenmesi bu çalışmanın gerçekleştirilme nedenleri arasındadır. Araştırma bulgularına göre, sınıf öğretmenleri kültür kavramını gelenek ve göreneklerden oluşan davranışlar ile bilim, sanat ve eğitim gibi alanlarda yetkin olma durumu şeklinde algılamaktadır. Araştırmaya katılan sınıf öğretmenlerinin birçoğu küreselleşme kavramını “küçük köy” kavramı ile ifade etmektedirler. Bazı sınıf öğretmenleri küreselleşme kavramına, insan hayatını iletişim ve ulaşım gibi alanlarda kolaylaştırması, farklı kültürleri tanıma imkânı vermesi nedeniyle pozitif yaklaşırken; bunun aksini düşünen sınıf öğretmenleri ise küreselleşmenin geleneksel değerleri aşındırması ve küreselleşen dünyada çocuklara kültür aktarımını gerçekleştirmekte zorlanmaları, dünya üzerinde ırkçılık faaliyetlerinin artmasına katkı sağlayan araçlar barındırması, sanayileşen devletlerin diğer devletleri baskı altına alması gibi nedenlerle bu kavrama olumsuz yaklaşmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SURİYELİ GÖÇMENLERİN OLUŞTURDUĞU YENİ KÜLTÜREL PEYZAJ: ŞANLIURFA ŞEHRİNDEKİ ARAPÇA GÖRSELLER VE ÖZELLİKLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39473</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39473</guid>
      <author>Veysi GÜNAL</author>
      <description>2019 yılının Kasım ayı verilerine göre, Şanlıurfa ilinde 429.888 Suriyeli göçmen bulunmaktadır. Ayrıca bu sayının önemli bir kısmı merkez ilçeleri oluşturan Haliliye (101.696), Eyyübiye (63.760) ve Karaköprü (4.545) ilçelerinde yaşamaktadır. Bu yoğunluk göçmenlerin şehirdeki sosyal, kültürel ve ekonomik etkilerini de belirlemektedir. Bu etkilerin en önemlilerinden birisi de şehirdeki dilsel görünüme yaptıkları etkidir. Gerçekten de şehirdeki dilsel görsellerde görülen değişim, ani ve yoğun göçlerin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki, bu değişim günlük yaşamın her alanında (ulaşım hizmetleri, eğitim kurumları, işyerleri, duvarlar, hastaneler, çeşitli direkler, vs) görülmektedir. Dolayısıyla bu yapının yeni kültürel manzara/mekân ve kültürel kimliğe dönüştüğünü ifade etmek gerektir. Bu çalışmada da söz konusu Arapça görsellerin özellikleri ve şehirdeki dağılışları ele alınmaktadır. İlk dikkat çeken husus şehirdeki Arapça görsellerin türü ile ilgilidir. Bu bağlamda görsellerin çoğunluğu basılı görsellerdir. Nitekim şehirde gezi-gözlem yöntemiyle belirlenen1.259 adet görselin %83.1’i basılı poster, tabela, etiket ve ilanlardan oluşmaktadır. Diğer görseller kağıda not şeklinde el yazısı (%13.3), elektronik tabela (%2.1) ve duvar yazısı (%1.5) şeklindedir. Bu görsellerin şehirdeki dağılışlarında ise, özellikle Suriyeli göçmen/sığınmacıların yoğunlaşma alanları belirleyici olmuştur. Buna göre ticaret ve hizmet fonksiyonlarının yoğun olduğu Merkezi İş Alanı (MİA) bu görsellerin en fazla olduğu alanı oluşturur. Bundan sonra ikinci önemli alan ise Devteşti, Süleymaniye ve Eyyübiye semtleridir. Üçüncü özellik de görsellerde kullanılan dil ve özellikleri ile ilgilidir. 1.259 adet görselin yarısına yakını (%42.1) sadece Arapçadan oluşmaktadır. Diğerlerinde ise Arapça ile birlikte Türkçe veya İngilizce ikinci/üçüncü dil olarak kullanılmaktadır. Görsellerdeki dilin sıralamasında Arapçanın ilk dil olarak kullanılma oranı da %69.3’tür. Görsellerin büyük çoğunluğu (%89.9) bina dışında yer alırken, bina içi (%8.4) ve araçlar üzerinde (%1.8) bulunan görseller de mevcuttur. Öte yandan bu görseller çoğunlukla işyerleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERKEK AKADEMİSYENLERİN TOPLUMSAL CİNSİYET ROLÜ STRESLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39535</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39535</guid>
      <author>Senem GÜRKAN</author>
      <description>İnsanların doğuştan sahip oldukları anatomik ve demografik biyolojik cinsiyete ek olarak, toplum içerisinde kendilerine atfedilen roller, sorumluluklar ve görevler anlamına gelen toplumsal cinsiyet, kadın ve erkek cinsleri arasında eşitsizlik meydana getirmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yol açtığı toplumsal cinsiyet rolleri sadece kadınları değil, erkekleri de etkileyen bir olgudur. Örneğin erkekler bu rollerden dolayı duygularını ifade edememekte, maddi yükümlülükler altına girmekte, toplumun programladığı diğer birtakım eylemler ve söylemlerle maskülenliklerini gerçekleştirmektedirler. Bu kişisel veya kişilerarası çatışmalar da kadınlar ve erkeklerde strese neden olmaktadır. Bu çalışma, erkek akademisyenlerin toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı stres düzeylerini farklı değişkenler açısından ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda Samsun’da Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde görev yapmakta olan 68 erkek akademisyene ölçek çalışması uygulanmıştır. Katılımcıların seçiminde amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt ve kolay ulaşılabilir durum örneklemesi kullanılmıştır.&#13;
Nicel araştırma yöntemin kullanıldığı bu çalışmada veriler Bayar, Avcı ve Koç tarafından geliştirilen Erkek Toplumsal Cinsiyet Rolü Stresi Ölçeği (ETCRSÖ) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın ilk değişkeni olan medeni durum değişkeninin toplumsal cinsiyet kaynaklı stres puan ortalamalarına etki edip etmediğini ortaya koymak için verilere Bağımsız Örneklemler t-Testi uygulanmış ve anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bir diğer değişken olan öğrenim durumları ile stres puan ortalamaları arasındaki farkı görmek adına Kruskal-Wallis Testi uygulanmış, anlamlı bir fark bulgulanmamıştır. Son değişken olan erkek akademisyenlerin toplumsal cinsiyete yönelik bir eğitim alıp almadıklarına ilişkin durumlarıyla toplumsal cinsiyetten kaynaklı stres puan ortalamalarını ölçmek adına Mann Whitney U testi uygulanmış, aynı şekilde yine fark görülmemiştir. Bu durum, toplumda yerleşmiş olan toplumsal cinsiyet mekanizmasının her erkekte bir şekilde var olduğunu ve erkekler üzerinde strese yol açtığını göstermektedir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAM VE MODERNİTE</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30236</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30236</guid>
      <author>Zehra GÜVEN KILIÇARSLAN</author>
      <description>Edward Said’in Oryantalizm kitabında, “Batı”nın tarihsel ilerlemenin, modernliğin, bilimsel gelişimin yeri olarak kabul edilip edilmediği, buna karşın “Doğu”nun, tarihsel değişimin aydınlanma sürecinden uzak sayılıp sayılmadığı tartışması yapılır. Doğu, Batı ile karşılaştığında, modern Batılı bilgi biçimlerini, Avrupa uygulamalarını, kurumlarını veya teknolojilerini edinmenin uygun veya doğru olup olmadığı üzerine bir tartışma başlar.&#13;
Müslümanlar bu konuyla şu üç metodolojik noktadan birine yaklaşarak ilgilenmişlerdir: İlk olarak, İslam, modernite ile uyumlu olmayan tüm inanç ve uygulamaları dışlayarak kendisini modernite ile uyumlu hale getirmelidir. İkincisi, İslami modernite, İslami öğretilerle tutarlı olmayan tüm modernist ilkeleri reddetmelidir. Son olarak, modernite ve İslam, yeniden yorumlandığında karşılıklı olarak uyumlu ve uzlaşabilir bir hal alabilir.&#13;
“Modernite” laikleşme, milliyetçilik, rasyonalizasyon, bireycilik, demokratikleşme ve sanayileşme gibi birçok önemli unsuru kapsamaktadır. Bu özelliklere bağlı olarak, Müslümanlar “moderniteyi” farklı şekillerde algılamış ve İslam'la ilgisi ve uyumlu olup olmadığı ile ilgili çeşitli görüşler ortaya atmışlardır. İslamcı düşünürlerin çoğu, modernite fikrini Batılı değerleri kabul etme şeklinde yorumlamaya karşı çıkmışlardır. Ancak, diğer bazı Müslüman düşünürler, “modernleşmeyi” Batılılaşma'dan ayırmanın önemli olduğunu söyleyerek modernite fikrini desteklemiştir. Bununla birlikte, Avrupa iktidarına ve fikirlerine maruz kalan Osmanlı İmparatorluğu da son yıllarından başlayarak bu fikirlerden etkilenmişlerdir. Bu yazıda, önce farklı bağlamlardaki (Özbekistan, Türkiye ve Afganistan) modernleşme politikalarının benzer örnekleri sunulacak, daha sonra Müslümanların modernliğin algısına, gerçekliğine ve temsiline nasıl cevap verdikleri tartışılacaktır.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>19. YÜZYIL İNGİLİZ GEZGİN-SANATÇILARININ GRAVÜRLERİNDE “KUDÜS”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39680</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39680</guid>
      <author>Eylem GÜZELNecla ARSLAN SEVİN</author>
      <description>Having been a source of interest and curiosity for Westerners since the 15th century, the Ottoman Empire became a popular destination for Western travelers, particularly as a consequence of the events taking place in the late 18th century and in the 19th century such as French Revolution, Romanticism, Orientalism and the development of Archeology science. The pictures drawn, the notes taken, the diaries kept, and the letters written during these trips to major centers in the four directions of the empire, particularly Istanbul, were published as albums or travel books after the travelers returned to their countries. Being regarded as sacred for the three divine religions, Jerusalem is beyond question the most important of these centers. Among the Christian artists who travelled to the East and visited Jerusalem and the Holy Land, there were primarily the British. The British, including W. H. Bartlett, D. Roberts, T. Allom, J. D. Woodward, aimed to introduce this Holy City to the western people via the pictures they drawn about Jerusalem and the engravings converted from the pictures later.&#13;
The traveller artists who arrive to Jerusalem after a long journey first perceive the city from afar and with a panoramic image. In these images, behind the city walls, the buildings of the Masjid al-Aqsa Mosque and Kubbet al-Sahra, which are located in the Haremi Sharif, are given as squares that are emphasized. The Jerusalem observations of the artists started with Mount of Olives referred in Bible and continued with places such as Via Dolorosa (The Way of the Cross) and Garden of Gethsemane which bears the traces of the life of the Jesus Christ. It is remarkable that gravures, which have a broad subject perspective, are mostly addressed with documentor concern. In addition, in some cases, exaggerated expressions are included. Also, Romantic and Orientalist tendencies draw attention.&#13;
This study is on the engravings about Jerusalem. In this study, the perspectives of British artists on Jerusalem and how they reflect the city in their engravings were discussed.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BELEDİYELERİN YOKSULLUKLA MÜCADELEDEKİ ROLÜ: MALATYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39436</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39436</guid>
      <author>Sami KALAYCIZeynep AYTIS</author>
      <description>Tarihin her döneminde görülen yoksulluk sorunu, günümüzde daha da önem arz etmştir. Dünya üzerinde ülkeler, idari, sosyal, kültürel yapıları ile ekonomik durumlarına göre yoksullukla mücadele konusunda kendi yöntemlerini geliştirmişlerdir. Bu çerçevede birçok ülke, merkezi yönetim kadar yerel yönetimleri de bu sorunla mücadelede daha aktif bir duruma getirmeye çalışmıştır. Bu ülkelerden birisi de Türkiye’dir. 2000’li yıllardan itibaren gerçekleştirilen yasal reformlar sonucunda merkezi idarenin yanında yerel yönetimlere özel de ise belediyelere yoksullukla mücadelede önemli yetki ve roller verilmiştir. 2004 ve 2005 yıllarında belediye idarelerine yönelik çıkarılan 5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 5393 Sayılı Belediye Kanun ile yoksullara yönelik yerel alandaki sosyal politika ve hizmetler konusunda belediyelere çeşitli sorumluluklar yüklenmiştir. Yapılan bu yasal reformlarla belediyeler bulundukları alanlarda yoksullukla mücadele temel yönetim birimlerden birisi haline gelmiştir. Daha sonrasında 2012 yılında düzenlenen 6360 sayılı yasayla birlikte belediyelerin hem yönetim yapılarının güçlendirilmesi hem de yerel alanlardaki belediye hizmetlerin yaygınlaştırılması hedeflenmiştir. Böylelikle yoksullukla mücadele konusunda, merkezi idarenin yanında yerel yönetim birimi olarak belediyelerin de güçlü bir paydaş ve aktör olma yolunda önemli bir adım daha atılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada, Türkiye’de belediyelerin yoksulluk sorunu ile mücadeledeki görev ve sorumlulukları Malatya Büyükşehir Belediyesi (MBB) örneği üzerinden ele alınmış ve bu sorunun ortadan kaldırılması veya azaltılması için yerelde yürütülen sosyo-ekonomik yönlü çalışmaların bir değerlendirilmesi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ TUTUMU VE AİLE BAĞLAMINDA BENLİK KURGUSUNUN KAN BAĞI OLAN ÜÇ KUŞAK KADINDA İNCELENMESİ  </title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38875</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38875</guid>
      <author>Yeliz KINDAP TEPESenem BOZGEYİK , Gizem CAN , Nurcan ÇOBANOĞLU , Melike İKİZEK , Esra KUZU , Arife Büşra ŞENSOY</author>
      <description>Bu araştırmada, kadınların toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili tutumlarının ve aile bağlamında benliğin kuşak bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Sivas/Merkez, Gaziantep/Merkez, Şanlıurfa/Siverek ve Hakkâri/Yüksekova’da yaşayan 128 aileye (kız evlat, anne, anneanne) toplam 384 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği(2011) ve Aile Bağlamında Benlik Ölçeği (2005) ve demografik bilgilerini belirlemek amacıyla bir anket formu uygulanmıştır. Kız evlatların yaş ortalaması 22.71’dir (S = 5.51); annelerin yaş ortalaması 46.02’dir (S = 7.63); anneannelerin yaş ortalaması 71.49’dur (S = 10.68). Sonuçta toplumsal cinsiyet rolleri tutumunda kız evlatların anne ve anneanneden; annenin de anneanneden daha eşitlikçi tutum gösterdiği bulunmuştur. Aile bağlamında benlik kurgusunun ilişkisellik boyutunda anneannelerin anne ve kız evlatlardan, annelerin ise kız evlatlardan daha ilişkisel; özerk-ilişkisellik boyutunda kızların anne ve annelerden, annelerin de anneannelerden daha özerk-ilişkisel olduğu bulunmuştur. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucunda eşitlikçi cinsiyet rolü tutumunu ve evlilikte cinsiyet rolü tutumunu yaş ve ilişkiselliğin negatif, özerklik ve özerk-ilişkiselliğin pozitif yönde; kadın cinsiyet rolü tutumunu ve geleneksel cinsiyet rolü tutumunu yaş ve ilişkiselliğin negatif, özerk-ilişkiselliğin ise pozitif yönde; erkek cinsiyet rolü tutumunu yaş, ilişkisellik ve eğitimin negatif yönde yordadığı görülmüştür. Bu sonuç değişen toplumsal durumla birlikte toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumun değişim gösterdiğine işaret etmektedir. Bununla beraber toplumsal cinsiyet rolündeki eşitlikçi tutuma özellikle ikinci ve üçüncü kuşakta eğitimin ve gelir durumunun önemli bir katkısı olması; kadınların eğitimine ve çalışma hayatındaki yerine önem verilmesi gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SON DÖNEM OSMANLI BİLİM TARİHİNDE MODERN PSİKOLOJİNİN ÖNCÜLERİNDEN HOCA TAHSİN VE PSİHOLOJİ YAHUT İLM-İ RUH</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39463</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39463</guid>
      <author>Tahsin KULA</author>
      <description>Son dönem Osmanlı bilim tarihinde modern psikolojinin ülkemizdeki öncülerinden sayılan HocaTahsin ve eserleri tanıtılacaktır. Özellikle Hoca Tahsin’in kişiliği ve modern psikolojiye katkıları değerlendirilecektir. Batıda 1800’ lerde felsefeden ayrılıp bağımsız bir disiplin olarak bilim dünyasına giren Psikoloji’nin, İslam Dünyasında ki ilk yansımalarını onun eserlerinde görüyoruz. Osmanlı tarihinde modern anlamda yazımsal olarak psikoloji kavramını “Psiholoji yahut İlm-i Ruh” isimli eserinde ilk kullanan kişidir. Ayrıca Yusuf Kemal (1849?) “Gâyetü’l Beyân Fî Hakîkati’l-İnsan Yâhûd İlm-i Ahvâl-i Rûh” isimli eserinde ve Rıfat Bin Mehmed Emin (? ?) “İlm-i Ahvâl-i Ruh ve Usûl-i Tefekkür” isimli eserinde kullanmışlardır.&#13;
Ülkemiz de açılan İlk üniversitenin (Dâru’lfünûn) ilk rektörü (müdürü) olarak dini ilimlerle pozitif ilimleri ayırmamıştır. Yaşadığı dönemde yanlış anlaşıldığı için önce üniversitede ki görevinden alınmış daha sonra da özel ders verilmesi engellenmiştir. Ülkemizde Psiholoji ismiyle yazılan ilk eser “Psiholoji Yahut İlm-i Ruh” ona aittir. O modern psikolojiden istifade edilmesini istemiş ve eserlerinde ilmi ve dini gerçekleri örtüşmeye çalışmıştır. &#13;
Hoca Tahsin eserinde bazı kavramları tanımlamıştır. Kuvve-i âkile; beş duyu organımızın bildirdiği dış dünyaya dair bilgilerin ötesini anlamamızı, onların anlamlarının derûnuna nüfuz etmemizi sağlayan bir kuvvettir. Psiholoji, kuvve-i müdrikeden bahseden bir ilim dalıdır. His; havâss-ı zâhire yani beş duyu organı vasıtasıyla dış dünyaya dair malumât elde etmek; ihsas; ise bunların idrak edilmesi, anlamlandırılması olarak tanımlanmaktadır. His, ihsas ve ta‘akkul sonucunda kâmil bir efkar ortaya çıkar. Hoca Tahsin nefs konusunu işlerken insanın,  âlât diye isimlendirdiği beş duyu organı ile elde edilen bilgileri idrak ettiği ve tahrîk-i a‘sâb ve adalât ( sinirler ve kaslar) vasıtasıyla da tasarrufta bulunduğunu açıklamıştır. Ona göre insan ilmi, öncelikle kendini bilmekten ibaret olan vicdandan başlar. Burada vicdan şuur denilen farkındalık kavramının karşılığını ifade etmek için kullanılır. İnsanın muhakeme-i vicdanına başvurduğunda, nefs-i nâtıkaya dair elde ettiği bilginin neler olduğunun psiholocya ilmi tarafından araştırılmasının psikoloji ilminin kapsamına dair önemli veriyi karşımıza çıkarır. Hoca Tahsin, idrakin meydana gelişini şöyle açıklamıştır: Önce dış dünyadan a‘zâ ve âlât-ı müdrike üzerinde bir irtisâmın oluşur. Sonra a’zâ vasıtasıyla a‘sâb-ı his üzerine bir intiba meydana gelir, sonra gelen intiba dimağa aktarılır ve en nihayetinde de fiil meydana gelir.  Hoca Tahsin’in bu tür değerlendirmeleri modern psikolojinin kabul ettiği duyum ve algı olayına dair bilgilerle örtüşmektedir. Akıl ve nefs kavramlarına değinilirken kuvâ-yı ruhaniyenin yöneticisi olan akıl ile kuvâ-yı cismaniyenin yöneticisi olan vehim kıyaslanmış ve aklın vehime göre yanılgıdan uzak, kesin bilgi kaynağı olduğu belirtilmiştir. Aklın, nefs ile ilgisi ise aklın, nefsin hazinesi olarak tanımlanması dolayısıyladır. Yani nefsin iki kuvveti 1) İdrak (Akl-ı Nazarî), ve 2) Fiil( Akl-ı Amelî) dir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’NİN SAĞLIK AR-GE POLİTİKASINDA KAMU-ÖZEL ORTAKLIĞI (KÖO) MODELİNİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39248</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39248</guid>
      <author>Aziz KÜÇÜK</author>
      <description>Günümüzde Ar-ge ve inovasyon faaliyetleri ekonomik büyümenin, rekabet gücünün ve ulusal gelişmenin önemli bir belirleyicisidir. İlaç, tıbbi cihaz ve medikal bakım açısından teknoloji ve bilgi yoğun alanlardan biri olan sağlık sektörünün Ar-ge ve inovasyon performansı, ekonomik büyümeyi doğrudan etkilemektedir. Ülkeler arasındaki gelişmişlik düzeyi farklılıklarının temel nedenlerinden biri olan Ar-ge faaliyetleri yönünden Türkiye hem makro bağlamda hem de sağlık sektörü özelinde yetersiz düzeydedir. Türkiye’nin sağlık Ar-ge performansının geliştirilmesi ve beşeri sermaye ihtiyacının giderilmesi için devletin sosyal sermaye harcamaları ve düzenleyici politika araçları ile etkin müdahalesine gerek duyulmaktadır. Bu politika araçlarından biri de kamu hizmetlerinin özel hukuk sözleşmeleri üzerinden özel kişilere gördürülmesinin bir uzantısı olan ve başta altyapı hizmetleri olmak üzere birçok alanda uygulanan kamu-özel ortaklığı (KÖO) modelidir. Devletin düzenleyici ve denetleyici rolüne uygun olan bu model özel sektörün, işletmecilik anlayışı ile kaynakları etkin ve verimli kullanacağı varsayımını temel almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk sağlık sektöründe özellikle hastane projelerinde uygulanan KÖO modelinin sağlık alanında Ar-ge ve inovasyonun gelişimindeki yeri ve önemini tartışmaktır. Çalışmada, Türkiye’nin sağlık Ar-ge politikasına ivme kazandırılmasında ve inovasyonun teşvik edilmesinde KÖO modelinin önemli bir potansiyel oluşturabileceği ileri sürülmektedir. Bu çerçevede sadece altyapı ve hizmet sunumunu kapsayan geleneksel KÖO modelinin gözden geçirilmesi ve çok yönlü bileşenlerden oluşan, bütünleşik bir KÖO modelinin geliştirilmesi önerilmektedir.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİTİT UYGARLIĞI MİRASLARINDAN FRAKTİN KABARTMA RESİMLERİNİN (RÖLYEFLERİNİN) İKONOGRAFİK VE İKONOLOJİK OLARAK İNCELENMESİ </title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36879</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36879</guid>
      <author>Elif MAMUR YILMAZ</author>
      <description>Hitit Uygarlığı, M.Ö. II. Bin yıllarında Anadolu’da büyük bir imparatorluk kurmuştur. Jeopolitik konumuyla Anadolu’da önemli bir yere sahip olan Hititler’in kendi üsluplarını yansıtan sanat eserleri onların kültür ve sanatı hakkında önemli ipuçları içermektedir. Kabartmalar (rölyefler) bu dönemde Hititler’e özgü gelişen güçlü bir sanat dalı olmuştur. Hititler’in önemli doğal yol güzergahlarından Hisarcık-Develi  Franktin  üzerinden  Suriye kapılarına inen yolun yakınında bulunan kaya yüzeylerine işlenmiş “Fraktin Kabartmaları (Fraktin Anıtı)” bu eserlerin en önemlilerinden biridir.&#13;
Hitit Uygarlığı döneminde yapılan Fraktin Kabartmaları (Rölyefleri) üzerindeki betimlemeleri ikonolojik ve ikonografik olarak incelemek bu araştırmanın temel konusunu oluşturmaktadır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Konu ile ilgili kitap, katalog, dergi, görseller, videolar gibi dökümanlar incelenerek literatür taraması yapılmıştır. Araştırma bulguları rölyef tekniği ile yapılan bu anıt eserler üzerinde Hitit Krallarından III. Hattuşili’nin ve eşi Kraliçe Puduhepa’nın tanrı ve tanrıçalarını kutsama sahnelerinin betimlendiğini göstermektedir. Bu eserler görsel bir şölen içinde, üretildiği dönemin devlet anlayışı, tanrılara ibadet şekli, kadınlara bakış açısı, dini ritüelleri hakkında birçok ayrıntılı bilgi içerir. Eserler üzerinde yer alan hiyeroglif yazıtlar, eserde tasvir edilen figürlerin kimlikleri ve eserin yapıldığı dönemin tarihi ile ilgili aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Bu eserler dinsel amaçlarının yanı sıra Hitit Uygarlığı’nın siyasi ve gücü ve egemenliği için propaganda amacını da taşımaktadır. Sanatsal ve belgesel nitelik taşıyan bu eserlerin en iyi şartlarda korunması, varlığının devam ettirilmesi, gelecek kuşaklara aktarılması ve bu eserlerle ilgili yapılacak yeni çalışmalara destek verilmesi konusunda gerekli önlemler alınmalıdır. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKLİM ÖZELLİKLERİNİN ORTAÖĞRETİM OKULLARINDAKİ ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERİN ÖĞRENME VE ÖĞRETME PERFORMANSI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ ŞANLIURFA ÖRNEĞİ </title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39407</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39407</guid>
      <author>Songül MOLLAZADEMehmet Sait ŞAHİNALP</author>
      <description>Doğal ortam özelliklerinden biri olan iklim, insanoğlunun birçok sosyal ve ekonomik faaliyetini etkilemektedir. İklimin etkilediği insan faaliyetlerinden biri de eğitim ve öğretimdir. İklim özelliklerinin sert olup olmaması, eğitim-öğretim faaliyetlerini etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bunun yanında iklim elemanlarının mevsimlere, aylara ve günlere göre değişiklik göstermesi, eğitim-öğretimin temel iki unsuru olan öğrenci ve öğretmenlerin motivasyonu üzerinde önemli bir etki oluşturmaktadır. Bu araştırmada Şanlıurfa ili sınırları içerisinde görülen iklim özelliklerinin ortaöğretim düzeyindeki eğitim-öğretim faaliyetlerine etkisi ortaya konulmuştur. İl sınırları içinde görülen iklim özelliklerinin mevsimlere göre etkisinin öğrenci ve öğretmenleri ne şekilde etkilediğini sonuçlarıyla ortaya koymak, iklim özelliklerinin avantaj ve dezavantajlarına göre planlamaların yapılmasına katkı sağlamak, araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Şanlıurfa ili sınırları içinde tabakalı örnekleme metodu kullanılarak, farklı klimatik özeliklere sahip farklı jeomorfolojik birim (dağ, plato, ova) ve yükseltilerde yer alan 5 farklı türde, 10 orta öğretim okulu belirlenmiştir. Bu okullarda 228 öğrenci, 101 öğretmene 329 anket uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiş ve sonuçlar elde edilmiştir. Katılımcılar, iklimin ulaşım ve okulların yer seçimi konusunda eğitim faaliyetlerini olumlu etkilediğini belirtirken, ders performansı konusunda olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Uygulanan anket sonuçlarına göre öğrencilerin %56.15’i, öğretmenlerin ise %66.34’ü Şanlıurfa’da hakim olan iklim özelliklerinin eğitim-öğretim faaliyetlerini olumsuz etkilediğini ifade etmişlerdir. Öğrencilerin %46’sı ders performansının en yüksek olduğu mevsimin kış olduğunu ifade ederken, %28’i ilkbahar, %21’i sonbahar ve %5’i ise yaz olduğunu ifade etmiştir. Aynı şekilde öğretmenlerin de %46’sı kış %36’sı sonbahar, %18’i ilkbahar ve %1’i ise yaz mevsiminde ders performansının en yüksek olduğunu ifade etmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KRUVAZİYER TURİZMDE DESTİNASYON ÖZELLİKLERİNİN ÖNEM-PERFORMANS ANALİZİ: KUŞADASI ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=32688</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=32688</guid>
      <author>Gözde OĞUZBALABANİsmail KIZILIRMAK</author>
      <description>Kruvaziyer turizm, gemi içinde konaklama, yeme-içme ve düzenlenen çeşitli aktiviteler yanında, liman gezilerini de kapsayan bir turizm çeşididir. Kruvaziyer gemileri ile seyahat eden turistler açısından önemli unsurlardan biri uğradıkları liman destinasyonlardır. Kruvaziyer gemileriyle seyahat eden turistler, seyahatleri sırasında uğradıkları limanları gezmeleriyle beraber destinasyona önemli ekonomik katkılar sağlamaktadır. Bu durum kruvaziyer gemileri ağırlayan ülkelerin destinasyonlarında turist memnuniyetini sağlamak için her geçen gün daha fazla çaba harcamasını gerektirmektedir. Kuşadası, kruvaziyer turizm konusunda Türkiye’de en hızlı gelişme kaydeden ve en fazla kruvaziyer turisti ağırlayan liman destinasyondur. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda Kuşadasına gelecek turistlerin sürekliliğinin sağlanması için destinasyonun zayıf ve güçlü yönlerinin tespit edilmesi önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı, Kuşadası limanına gelen kruvaziyer turistlerin destinasyon memnuniyet düzeylerini arttırmak için turizm paydaşlarının destinasyonda öncelikli olarak hangi iyileştirmeleri yapmaları gerektiğini ortaya koymaktır. Ankette yer alan soruların hazırlanması aşamasında, ulusal ve uluslararası literatürde yer alan konuyla ilgili çalışmalardan, Kuşadası’nda çalışan rehberlerden ve turizm akademisyenlerinden yararlanılmıştır. Veri toplama işlemi 27 Haziran-1 Eylül 2017 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. 394 anket analiz edilmiştir. Önem-Performans analizi sonucunda elde edilen bulgulara göre; turizm paydaşlarının üzerinde önemle durması ve iyileştirmesi gereken öncelikli destinasyon özellikleri; deniz, restoran ve barların temizliği, destinasyonun güvenliği ve yerel esnafın turistlere yönelik tutum ve davranışları olarak belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESEL ISINMAYA KARŞI YEŞİL BİLİŞİM KAPSAMINDA ALINABİLECEK BİREYSEL ÖNLEMLER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39715</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39715</guid>
      <author>Mehmet Bilge Kağan ÖNAÇAN</author>
      <description>Küresel ısınma, bugün insanlığın en önemli sorunlarından birisidir ve gün geçtikçe artan bir ivme ile bu sorun büyümektedir. 90’lı yıllardan itibaren uluslararası boyutta alınan önlemler de yeterli olmamıştır. Küresel ısınmayı tetikleyen en önemli faktör atmosferde bulunan sera gazlarının ve özellikle de CO2’nin artmasıdır. Buna da enerji üretmek için kullanılan fosil yakıtların sebep olduğu bilinmektedir. Enerji ihtiyacı artıkça fosil yakıt tüketimi artmakta ve dolayısıyla CO2 salımı da artmaktadır. Günümüzde, enerji ihtiyacı gün geçtikçe artan ve küçümsenmeyecek boyutlara ulaşma potansiyeli olan bir sektör de Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) sektörüdür. Nesnelerin interneti, kripto para gibi yeni teknolojilerle birlikte BİT için enerji ihtiyacının her geçen gün süratle artacağı da açıktır. Bu kapsamda ülkelerin, firmaların, toplulukların alacağı önlemlerin yanında bireysel olarak alınabilecek önlemler de önemlidir. Bu kavramsal çalışmada küresel ısınmanın önemine dikkat çekilerek küresel ısınmaya karşı yeşil bilişim kapsamında bireysel olarak alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu maksatla literatürdeki yeşil bilişim çalışmaları ile yeşil bilişimin ilgi alanındaki çalışmalar incelenerek çıkarımlar yapılmış, oluşabilecek kümülatif etkiye dikkat çekebilmek maksadıyla çeşitli BİT araçlarının sebep olabileceği CO2 salımı miktarları hesaplanmış ve bireysel olarak alınabilecek önlemler derlenerek öneriler sunulmuştur. Çalışma sonunda küresel ısınmanın gelmiş olduğu boyut açısından çok kritik bir noktada bulunduğu, küresel ısınmaya karşı alınabilecek her türlü önlemin çok kıymetli olduğu, bireysel olarak alınabilecek önlemlerin de küresel ısınmaya karşı kayda değer bir etkisinin olacağı değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YANLIŞ ETİKETLENME BAĞLAMINDA SURİYELİ SIĞINMACILAR</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37046</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37046</guid>
      <author>Mehmet Seyman ÖNDER</author>
      <description>Suçları ve kabahatleri olmadığı halde suç ve kabahat işlemiş gibi davranılan bireyler ‘yanlış etiketlenmeye’ maruz kalmaktadırlar. Bu durum bazen yanlış etiketlemeye maruz kalan bireylerin içinde bulunduğu alt kültür, ırk ya da etnisite gibi etkenlerden kaynaklanabilmektedir. Türkiye’de Suriyeli sığınmacıların da benzer bir durum ile karşı karşıya kaldığı gerekçesi ile yapılan bu çalışmada, Suriyelilere yönelik yanlış etiketleme tutumu, Suriyelilere mağduriyet atfetme ve vatandaşlık verilmemesine yönelik tutumların boyutları araştırılmıştır. Suriyeli sığınmacıların en çok yaşadığı güney şehirleri olan Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır’da kota ve basit tesadüfi örnekleme ile belirlenen toplam 902 kişi ile ‘Suriyelilerin Etiketlenmesi ve Vatandaşlık Verilmesine Yönelik Türkiye Vatandaşlarının Tutumu Ölçeği’ kullanılarak toplanan veriler analiz edilmiştir. Suriyelilere yanlış etiketleme ve vatandaşlık verilmemesine yönelik tutumların çok yüksek olduğu ve bu tutumların etnik aidiyet, yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek ve gelir durumu değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırma grubundaki her on kişinden sekizinin Suriyelilere yönelik yanlış etiketleme tutumu gergilediği, her on kişiden yedisinin ise Suriyelilerin mağdur olduğunu düşündüğü belirlenmiştir. Yine her on kişinden dokuzu da Suriyelilere vatandaşlık verilmemesine yönelik tutum sergilemişlerdir. Türkiye vatadaşları içinde Suriyelilere yönelik yanlış etiketleme tutumu en çok kendini Türk olarak ifade edenlerde görülmüştür. Ancak beklenilenin aksine kendini Arap olarak ifade edenlerin de etiketlemeye yönelik tutumda bulunduğu tespit edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKADEMİSYENLERE YÖNELİK MOBBİNG DAVRANIŞLARI İLE İŞ YAŞAM KALİTESİ İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39863</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39863</guid>
      <author>Yavuz ÖNTÜRK</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı üniversitelerin spor bilimleri fakülteleri, beden eğitimi ve spor yüksekokullarında ve beden eğitimi ve spor bölümlerinde görev yapan akademik personele yönelik mobbing davranışları ile iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada akademik personele yönelik mobbing davranışlarını tespit etmek amacıyla Leymann (1990)’ın çalışma hayatında mobbing davranışlarını belirlemeğe yönelik geliştirdiği Mobbing Ölçeğini düzenleyen ve geçerlilik güvenirlilik çalışmasını yapan Çöğen ve Asunakutlu (2014) Akademisyenlere yönelik mobbing ölçeği (AYMÖ) kullanılmıştır. Ölçeğinin güvenirliği Cronbach Alpha katsayısını ile belirlemişlerdir. Ölçeğin tamamına ilişkin güvenilirliği (Cronbach’s Alpha) α=0,970 olarak ifade etmişlerdir. Katılımcıların iş yaşam kalitelerini belirlemek amacıyla Chen ve Farh. (2000)’ün geliştirdiği Yıldız, (2013) tarafından Türkçeye uyarlanan ve geçerlilik güvenirlilik çalışması aşamasında 2 alan uzmanı tarafından incelenen ve Cronbach Alpha katsayısının α=0,839 olarak tespit edildiği İş Yaşamı Kalitesi ölçeği (İYKÖ) kullanılmıştır. Her iki ölçekteki ifadeler (“1=Hiç katılmıyorum”, “2=Katılmıyorum”, “3=Kararsızım”, “4=Katılıyorum”, “5=Tamamen katılıyorum”dan oluşan) Likert tipi 5’li derece ile belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini spor eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik personel oluştururken, örneklemini ise evren içinden araştırmaya gönüllü olarak katılan akademik personeller oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması aşamasında daha önceden belirlenen evren içinden basit seçkisiz örnekleme (simple random sampling) yöntemi ile seçilen örneklem grubu esas alınarak veriler toplanması gerçekleşmiştir. Verilerin analizleri bilgisayar ortamında istatistik paket pragramı spss22 aracılığı ile yapılmıştır. Verileri öncelikle skewness ve kurtisos çarpıklık ve basıklık değerleri alınmış buna göre normal dağılım gösteren verilere parametrik testler uygulanmıştır. İki bağımsız değişken için independent-t testi ikiden fazla bağımsız değişken için ise tek yönlü varyans analizi anova uygulanmıştır. İş yaşam kalitesi ve mobbing arasındaki ilişkinin analizinde korelasyon testi uygulanmıştır. Sonuç olarak, mobbing davranışlarına maruz kalan akademisyenlerin iş yaşam kaliteleri negatif yönde etkilenmekte olup aynı zamanda kendilerini gösterme, iş yaşamı dengeleri, sosyal ilişkileri, yönetimsel ödül ve yararlanmaları ve mesleki psikolojik sağlıkları olumsuz yönde etkilenmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEVLETİN NEDENİ VE GARANTİSİ: KORKU</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39722</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39722</guid>
      <author>Mustafa ÖZKAN</author>
      <description>Siyaset felsefesi ile ilgili fikir belirten düşünürlerin önem verdikleri başlıca konulardan biri de devletin ve toplumun nedeninin ne olduğu sorusudur. Bu soru bağlamında fikir üreten siyaset bilimcilerden birisi de İngiliz düşünür Thomas Hobbes’tur. Hobbes, devlet olgusunun sonradan, insanların bir araya gelerek sözleşme yapması ile oluştuğunu savunur. Bunu savunurken, insanların devlet olgusundan mahrum olarak yaşadığı bir duruma atıfta bulunur ve bu duruma doğa durumu adını verir. Hobbes, devlet öncesi döneme atıfta bulunmak maksadıyla kullandığı doğa durumunu homo homini lipus yani “insan insanın kurdudur” temel niteliği ile tanımlar. Hobbes’a göre doğa durumu, yasa ve otoritenin olmadığı, herkesin kısıtsız özgürlüğe sahip olduğu, herkesin her şey üzerinde hak iddia edebileceği ve bu sebeplerle herkesin herkesle savaş potansiyelinde olduğu bir durumdur. Tüm bunlar doğa durumundaki insanda korku oluşturur. Çünkü herkesin her şey üzerinde hak iddia edebileceği bu durumda, biri diğerinin canı üzerinde de hak iddia edebilir. Bu da potansiyel bir savaşı beraberinde getirir. Ancak Hobbes’a göre tüm insanlar doğal akıl gereği bu durumdan kurtulmak isterler ve bir araya gelip sözleşme oluştururlar. Sözleşmenin uygulanabilir olması için de bir otorite belirlerler. O, bu otoriteye devlet adını verir. Görüldüğü üzere Hobbes için devletin nedeni korkudur.&#13;
Korku, her ne kadar devletin nedeni olarak belirlense de etkisini devlet kurulduktan sonra da hissettirir ve bu etkisiyle devletin devamlılığının garantisi haline gelir. Çünkü devlet durumunda da olunsa doğa durumu her an dönülebilir bir niteliktedir. Bu durum Hobbes ile ilgili olan çalışmalarda üstünde çok durulmayan bir husustur.&#13;
Bu doğrultuda bu çalışmada temel amaç, korkunun devletin nedeni olduğu kadar, Hobbes için devletin devamının garantisi olarak da görüldüğünü göstermektir. Bu yapılırken siyaset felsefesinin temelini oluşturan doğa durumu kavramı üzerinde sıkça durulacak ve doğa durumunun korku ve devlet ile olan ilişkisine yer verilecektir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PSİKOLOJİK SERMAYENİN ÖRGÜTSEL VATANDAŞLIK DAVRANIŞI ÜZERİNDEKİ ETKİSİNDE KİŞİ-ÖRGÜT UYUMUNUN ROLÜ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37341</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37341</guid>
      <author>Osman Seray ÖZKAN</author>
      <description>Örgütün amaçlarına ulaşmasını sağlayan etkinlik ve verimlilik, örgüt faaliyetlerinin devamı için önemli bir yere sahiptir. İnsan faktörü, örgütlerin girdileri arasında ayrı bir önem teşkil etmekte ve örgütlerin en büyük rekabet gücünü oluşturmaktadır. Günümüz şartlarında gittikçe globalleşen dünya ekonomisi ile birlikte artan yoğun rekabet şartlarında, örgütlerin başarılı bir şekilde varlıklarını devam ettirmelerine katkı sağlayan psikolojik sermaye, örgütsel vatandaşlık davranışı ve kişi-örgüt uyumunun, farklı sektörlerde ve farklı değişkenler ile yapılan araştırmalarda olumlu sonuçlara ve davranışlara yol açtığı gözlenmiştir. Bu araştırma, psikolojik sermayenin örgütsel vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisini ve kişi-örgüt uyumunun bu iki değişken arasındaki aracılık rolünü tespit etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, Ankara’daki kamu kurumlarında görev yapan 575 katılımcı oluşturmuştur. Anket formu, kamu görevlilerine şahsen dağıtılmış ayrıca mail yoluyla ve online anket sistemi aracılığıyla da gönderilmiştir. Elde edilen veriler üzerinde frekans analizi, güvenirlik analizi, korelasyon analizi ve doğrulayıcı faktör analizi ile yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları; psikolojik sermayenin, kişi-örgüt uyumu ve örgütsel vatandaşlık davranışı ile pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, araştırmanın ana hipotezi olan psikolojik sermaye ile örgütsel vatandaşlık davranışı ilişkisinde, kişi-örgüt uyumunun aracılık rolü desteklenmiştir. Araştırmanın, literatür çalışmalarına katkı sağlayacağı ve kamu personelinin psikolojik sermaye, örgütsel vatandaşlık davranışı ile kişi-örgüt uyumu düzeyleri hakkında hem araştırmacılara hem de uygulayıcılara fikir vereceği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYODEMOGRAFİK DEĞİŞKENLER VE NAMUS ADINA KADINA UYGULANAN ŞİDDETE YÖNELİK TUTUM: ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA </title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39837</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39837</guid>
      <author>Meral ÖZTÜRKOlcay TİRE</author>
      <description>Kadına yönelik şiddet, hem dünyanın hem de Türkiye’nin en önemli toplumsal sorunlarından biridir. Ataerkil kültürün birürünü olan kadına yönelik şiddetin sözde nedenlerinden birisi “namus” olgusudur. Namus kültürünün egemen olduğu toplumlarda kadınlar namus adına sözel, psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddete uğramakta hatta namus cinayetlerine kurban gitmektedirler. Namus adına kadına uygulanan şiddete yönelik tutumların sosyodemografik değişkenlerden etkileneceği varsayımından hareketle bu araştırmanın amacı gelecekte toplumsal yapının belirleyicileri ve yön vericileri olacak olan üniversite öğrencilerinin namus adına kadına uygulanan şiddete yönelik tutumlarının cinsiyet, okunulan alan, sınıf düzeyi, ailenin gelir düzeyi, gelinen bölge, anne-baba eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. &#13;
Araştırma Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin farklı bölümlerinde okuyan tabakalı örnekleme ve kolayda örnekleme teknikleri ile belirlenen 662 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmada kişisel bilgi formu yanında Işık ve Sakallı-Uğurlu (2009) tarafından geliştirilen Namus Adına Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği (NKUŞTÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi ikili gruplar için bağımsız örnekleme t testi, üç ve daha fazla gruplar için tek yönlü varyans analizi ile yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre genel olarak öğrencilerin namus adına kadına uygulanan şiddeti onaylamadıkları ancak erkekler, sağlık ve fen bilimleri alanında okuyanlar, birinci ve ikinci sınıf öğrencileri ile annesi okur-yazar olmayan öğrenciler namus adına kadına uygulanan şiddete daha olumlu bakmaktadır. Gelir düzeyi, gelinen bölge ve baba eğitim düzeyine göre gruplar arasında farklılık yoktur. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESELLEŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER: KIRILGAN BEŞLİ ÜZERİNE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38906</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38906</guid>
      <author>Ceren PEHLİVANRabia EFEOĞLU , Ayşegül HAN</author>
      <description>Küreselleşme siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal birçok yönü içinde barındıran bir terimdir. Farklı başlıklar ve etkileşimler altında değişimi ifade etmek için kullanılmaktadır. Yeni dünya düzeni içerisinde ülkeler tarafından ayak uydurulması gerekli olan bu değişim küreselleşmeye olan ihtiyacın artmasına neden olmaktadır. Teknolojik gelişmeler yenilikçi fikirlerin, yeni üretim tekniklerinin ülkeler arasındaki entegrasyonuna yardımcı olmaktadır. Bunun sonucunda dünya üzerinde yeni küresel ekonomik ve sosyal yapılar ortaya çıkmaktadır. Küreselleşme toplumlar arasında bağlantılar kurulmasına, işgücü, sermaye ve piyasa yapılarının uluslararası bir boyuta ulaşmasına neden olmaktadır. Toplumların sahip olduğu değer yargıları ve özellikleri küreselleşmeyle birbiriyle uyum sağlayabilmekte ve ülkeler arasındaki sosyal etkileşimin gelişmesine katkı sağlayabilmektedir. Bu çalışmada karbondioksit salınımı, dış ticaret, enerji, enflasyon, politik istikrar ve yerel kredilerin küreselleşme üzerindeki etkisi kırılgan beşli ülkeleri için 2000-2017 döneminde panel veri analizi ile test edilmiştir. Analiz kapsamında küreselleşmenin finansal, çevresel, siyasal ve ekonomik boyutu ele alınmıştır. Saklı eş bütünleşme testi ile negatif ve pozitif şoklar arasında nedensellik testleri yapılmıştır. Sonuçlara göre, kırılgan beşli ülkelerinde küreselleşme ile Co2, enflasyon, dış ticaret, yerel krediler, politik istikrarlılık ve enerji değişkenlerinin hem pozitif şokları arasında hem de negatif şokları arasında uzun dönemli bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca negatif şoklar arasında nedensellik sonucunda küreselleşme ile Co2 değişkenleri arasında ve küreselleşme ile dış ticaret değişkenleri arasında çift yönlü nedensellik, enflasyondan küreselleşmeye doğru, küreselleşmeden yerel krediler, politik istikrarlılık ve enerjiye doğru ise tek yönlü nedensellik; pozitif şoklar arasında yapılan nedensellik sonucunda küresellik ile yerel kredi değişkenleri arasında çift yönlü nedensellik, Co2, enflasyon ve enerji değişkenlerinden küreselliğe doğru ve küresellikten politik istikrarlılığa doğru tek yönlü nedensellik bulgusuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KAYSERİ VE ÇEVRESİNDE YAŞAYAN AVŞARLARDA DOĞUMLA İLGİLİ İNANIŞLAR VE UYGULAMALAR</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24817</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=24817</guid>
      <author>Bayram POLATMehmet Gökhan ASLAN</author>
      <description> Bu çalışmada Kayseri ve çevresindeki Avşar köylerinde geçiş ritüellerinden biri olan doğumla ilgili inanış ve uygulamalar ele alınmıştır. Araştırma sahası Kayseri İli Pınarbaşı İlçesi merkez mahalleleri ve köyleri ile sınırlı tutulmuştur.  Bu sebeple diğer yerleşim yerleri araştırma dışında tutulmuştur. Ancak kayseri merkezde yaşayan Avşarların görüşlerine de başvurulmuştur. Araştırmada doğum ile ilgili inanışlar ve uygulamalar ele alınarak, doğum öncesi ve doğum sorası yapılan inanış ve uygulamalar incelenmiştir.  Bu sebeple doğum öncesi inanışlar ve uygulamalar kısırlığı giderme- gebe kalma, gebelikten korunma, çocuğun sağlıklı doğması için yapılan uygulamalar, aşerme, çocuğun cinsiyetinin belirlenmesi ile ilgili yapılan uygulamalar, doğum hazırlığı ve doğumdan oluşmaktadır.  Doğum sırasında yapılan uygulamalar ise çocuğun göbeği ve eşi ile ilgili uygulamalardır. Ayrıca doğum sonrası yapılan inanış ve uygulamalara bakıldığında lohusalık, alkarası veya albastı hastalığı, kırk basması, kırklama, ad verme, ilk diş çıkarma ve ilk saç kesme olarak ele alınmıştır.  İnanış ve uygulamalara bakıldığında doğum öncesi uygulamalar daha çok anne ile ilgili iken, doğum sonrası uygulamaları hem anne hem de çocuk ile ilgili olarak görülmektedir. Araştırmada, Türk kültürünün dünyanın neresinde olursa olsun, birlik ve bütünlük gösterdiğini ortaya koymak ve unutulmaya yüz tutan inanış ve uygulamaların literatüre kazandırılması amaçlanmaktadır. Geçmişten günümüze Türk kültürünün devamını sağlamanın yollarından bir tanesi de halk inanış ve uygulamalarının yazılı hale getirilmesidir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLETİŞİM ORTAMI OLARAK SOSYAL MEDYA: UŞAK ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30220</guid>
      <author>Murat SEZGİN</author>
      <description>Bilgisayar/internet bireylerin birbirleriyle iletişim kurmasını ve bilgi edinmesini daha kolay hale getirmiştir. Hatta insanlar artık bilgiyi herhangi bir aracı kişi olmadan doğrudan kaynağından ve kendi durumlarına uygun şekilde alma seçeneklerini de göz önünde tutarak öğrenebilmektedir. Hızla küçük bir köy halini alan dünyada kendini ispatlamaya çalışan insan, bilgisayar/internetle bilgiye ulaşmanın maliyetini en aza indirerek en uzak yerlere zaman sınırlaması ve eşik bekçisi olmadan ulaşabilmektedir.&#13;
Sosyal medya olarak adlandırılan sanal ortam, kullanıcı tabanlı olmasının yanında kitleleri ve insanları bir araya getirmesi ve aralarındaki etkileşimi artırması bakımından önem taşımaktadır. Bu sanal gerçeklik içinde insanlar fazla vakit harcamakta ve yaşam ihtiyaçlarının karşılamaya çalışmakta ve de bu ortamda kendilerine yeni bir dünya kurarak yaşamlarını sürdürmektedir. Bazen sanal dünya ile gerçek dünya arasındaki ince çizgi fark edilememektedir. Özellikle gençler arasında kullanım değeri bakımından hızla bir yükseliş gösteren sosyal medya diğer yandan da günümüzün geleneksel medyaya rakip olmakta hatta kimi zaman tehdit eder duruma gelmektedir.&#13;
Sosyal medyada kullanıcılarının eşik bekçisi olmadan iletişim içinde olması ve farklı kimliklerle/rollerle iletişime geçme imkânın olması bu mecranın popüleritesini artırmıştır. Sosyal medya ve pazarlama araşındaki ilişki yeni medyada tüketicinin interaktif katılımına dayalı olan yeni bir pazarlama olgusunu ortaya çıkarmıştır. Sosyal medya araçlarında sunulan bilgi ve görüntüler tüketici davranışını ve sosyal medya pazarlamasını şekillendirmekte ve çeşitlendirmektedir. Özellikle pazarlama odaklı çalışmalarda sosyal medya araçlarının kullanım oranı hızla artmaktadır Sosyal medyada bir olgunun ne kadar ve nasıl konuşulduğu örgütler için önemli hale gelmektedir.&#13;
	Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yeni iletişim teknolojileri, sosyal medyanın tanımı yapılarak özellikleri ve iletişimdeki önemi ele alınacaktır. İkinci bölümde ise kapalı ve açık uçlu sorulardan oluşan bir anket çalışmasıyla Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri örnekleminde uygulanarak yeni bir iletişim ortamı olan sosyal medyaya yönelik düşünceleri frekans analiz ve Ki Kare yöntemi kullanılarak analiz edililmişti &#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE SERBEST ZAMAN DEĞERLENDİRME ARACI OLARAK SİNEMA İZLEME ALIŞKANLIKLARI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37864</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37864</guid>
      <author>Hasan Hüseyin TAYLAN</author>
      <description>Modern zamanlarda çalışma yaşamı ve zorunluluklardan arta kalan serbest zamanlarda geleneksel kitle iletişim araçlarından sinema, yeni iletişim teknolojilerinin tehdidi altındadır. Sinemada dijital izleyiciliğe geçme aşamasında sinema izleyici profilinin ortaya konulması önemlidir. Yeni iletişim teknolojilerinin tehdidi altındaki serbest zaman değerlendirme etkinliklerinden sinemanın, seyir alışkanlıklarıyla ilgili Türkiye genelini temsil niteliğine sahip toplam 26 ilden 6013 sinema izleyicisine ulaşılan araştırmada, anket formuyla seyircilerin demografik bilgileri, medya kullanımı, kültür-sanat etkinliklerine katılımı ve sinema izleme alışkanlıkları ele alınmıştır. Elde edilen veriler, temel istatistik teknikleri yardımıyla betimleyici tarzda analiz edilip, yorumlanmıştır.  &#13;
Elde edilen bulgulara göre; sinema izleyicilerinin serbest zamanlarında en çok katıldıkları sportif/sanatsal/kültürel aktiviteler, sinemaya gitmek (%95), sportif faaliyetlere katılım ve konsere gitmektir. En az gerçekleştirilen aktiviteler ise opera ve baleye gitmektir. En çok tercih ettiği film türleri, aksiyon, komedi ve bilim kurgu; en az müzikal ve siyasi içerikli türlerdir. En çok arkadaşlarıyla (%83), eşi/sevgilisiyle (%43,2) ve yalnız (%24); en az ise çocuklar (%3,9) ve babalar (%3,7) ile sinemaya gidilmektedir. Sinemada film izlemeyi tercih etme nedenleri kalite, keyif ve emeğe saygıdır. Sinema izleyicisinin %88,7’si sinema yerine DVD (vb.) ya da internetten film izlemektedir. Erkekler, kadınlara göre; şehirlerde yaşayanlar, köylerde yaşayanlara göre; bekâr ve nişanlılar, evlilere göre; gelir düzeyi yüksek olanlar, düşük olanlara göre daha sık sinemaya gitmektedir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ VE GÖRSEL KÜLTÜRDE YAŞAYAN İNSAN</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37395</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37395</guid>
      <author>Faruk TEMEL</author>
      <description>Toplumsallaşmanın önemli unsurları arasında yer alan iletişim araçları, yeni teknolojilerinin iletişim alanına sunduğu imkanlarla, sosyal ve kültürel pratiklerde değişimi tetikleyen nitelik taşımaktadır. Gelişen ve değişen teknolojik araçlar, iletişim biçimlerini de doğrudan etkileyen özellikleriyle kültürel dönüşüm süreçlerinde önemli yer tutmaktadır. Özellikle iletişim teknolojilerine bağlı olarak çeşitlilik gösteren iletişim yöntemleri, kültürün değişimine vurgu yapan tanımlamaları da beraberinde getirmektedir. Nitekim sözlü kültür, yazılı kültür, basılı kültür ve dijital kültür/görsel kültür tanımlamaları iletişim teknolojilerinin gelişimine bağlı olarak kültürün değişimini ortaya koyan tanımlamalardır. İletişim teknolojileri, iletişim biçimleri ve kültür üçgenindeki etkileşim, insanların günlük pratiklerini ve düşünce yapılarını büyük oranda belirleyen bir nitelik taşımaktadır. Bu çerçevede görsel/dijital kültürde yaşayan insanın, iletişim teknolojileriyle ilişkileri doğrultusunda düşünsel durumunu ve günlük pratiklerini anlamak üzere, internet kullanım oranı yüksek olan beşer kişiden oluşturulan iki grup belirlenmiş ve bu gruplarla odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Görsel kültürde yaşayan ve iletişim teknolojilerini yoğun biçimde kullanan insanın düşünce yapısını anlamak üzere gerçekleştirilen odak grup görüşmesi ile insanların teknolojiyle ilişkisinin sonuçlarının, görsel unsurlar karşısında sergiledikleri tutumlarının saptanarak teknolojinin pratikteki yansımalarının ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışma neticesinde, görüntünün bilgi kaynakları içerisinde birincil derecede önem taşıdığı ve bugünün insanının, imaj ve temsillerden oluşan dizi film ve diğer dijital içeriklerle gerçeğe en yakın fakat gerçeğin ötesinde bir anlam sürecine maruz kaldığı tespit edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇALIŞAN ANNELERİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ İLE YAŞAM DOYUMLARI ARASINDAKİ İLIŞKİDE ÇALIŞMAYA İLİŞKİN SUÇLULUĞUN ARACI ROLÜ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39714</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39714</guid>
      <author>Erhan TUNÇ</author>
      <description>Bu araştırma, çalışan annelerin kişilik özellikleri, çalışmaya ilişkin suçlulukları ve yaşam doyumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlayan betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini 521 çalışan anne oluşturmaktadır. Araştırmada Eysenck Kişilik Envanteri kısa formu, Çalışmaya İlişkin Suçluluk Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışan annelerin evlilik süresi, çocuk sayısı ve algılanan gelir düzeyine ilişkin veriler araştırmacı tarafından tasarlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılarak elde edilmiştir. 542 çalışan anneden elde edilen veriler SPSS programında analize hazırlanmış ve 521 çalışan annenin sonuçları analize dahil edilmiştir. Veriler üzerinde, Pearson korelasyon analizi ve SPSS eklentisi Process macro yazılımı kullanılarak regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmada kişilik özellikleri yordayıcı, yaşam doyumu yordanan değişken olup çalışmaya ilişkin suçluluk değişkeni de aracılık etkisi incelenen değişkendir. Suçluluğun dolaylı etkisi incelendiğinde; dışadönüklük ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide suçluluk değişkeninin anlamlı bir aracılık rolünün olduğu tespit edilmiştir. Nörotizm Kişilik Özelliği ile Yaşam Doyumu Arasındaki İlişkide Çalışmaya İlişkin Suçluluk Değişkeninin Aracı Rolüne İlişkin Analiz Sonuçları incelendiğinde; nörotizmin suçluluğu pozitif yordadığı; suçluluğun yaşam doyumunu negatif yordadığı; nörotizmin ise yaşam doyumunu negatif yordadığı görülmüştür. Bu bağlamda suçluluğun dolaylı etkisi incelendiğinde nörotizm ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide suçluluk değişkeninin anlamlı bir aracılık rolünün olduğu tespit edilmiştir.  Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, ilgili literatürle birlikte tartışılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda öneriler yazılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLERİN EĞİTİM BİLİŞİM AĞI (EBA) TUTUMLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39294</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39294</guid>
      <author>Behice VARIŞOĞLU</author>
      <description>Eğitim Bilişim Ağı (EBA), Millî Eğitim Bakanlığının Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen, öğrenciler ve öğretmenlerin ücretsiz olarak yararlanabildikleri çevrimiçi bir sosyal eğitim platformudur. Bu platform dersler, içerikler, yarışmalar, uygulamalar, çeşitli eğitsel dosyalar, e-kurs imkânları gibi çeşitli eğitsel içeriklerle yazı, resim, ses ve video gibi farklı türdeki bilgi kaynaklarını barındırmaktadır. Temel işlevi öğretmen ve öğrencilerin teknolojiden yararlanarak etkileşim içerisinde olmalarını sağlamaktır. EBA, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri tarafından önemli ölçüde kullanılmakta; eğitim öğretim sürecinde bu sistemin 10 milyon ilköğretim ve ortaöğretim öğrencisi tarafından kullanıldığı literatüre yansımaktadır. Bu çalışmada da öğretmenlerin EBA kullanmaya yönelik tutumlarının yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve hizmet yılı değişkenleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma yönteminin tarama modeli deseni kullanılmıştır. Veriler, uygun örnekleme yöntemi ile seçilen ve Tokat il merkezinde devlet okullarında görev yapan farklı branşlardaki öğretmenlerden anket yoluyla toplanmıştır. Çalışmaya katılan öğretmenlerin 54’ü kadın, 116’sı erkektir. Cinsiyet oranı %34’e %66’dır. Çalışmanın verilerini elde etmede EBA Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise Ki-kare tekniğinden yararlanılmıştır. Çalışmada öğretmenlerin EBA’ya yönelik tutumları cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe açısından değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda öğretmenlerin Eğitim Bilişim Ağı tutumlarının orta düzeyde ve pozitif olduğu; yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve hizmet yılı değişkenlerine göre EBA tutumlarında anlamlı bir farklılığın olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKSARAY İLİ ARKEOLOJİ ARAŞTIRMALARI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39868</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39868</guid>
      <author>İrfan Deniz YAMAN</author>
      <description>Aksaray, arkeolojik araştırmalar açısından önemli bir merkez durumundadır. Geçmişten günümüze, arkeolojinin farklı disiplinlerinde çalışmalar yürüten uzmanlarca ziyaret edilmiştir. Arkeolojik araştırmalar; kazılar ve yüzey araştırmaları başlıkları altında toplanmaktadır. Aksaray’da halen kazı çalışmaları devam eden üç merkez (Acemhöyük, Aşıklı Höyük ve Güvercinkayası), Türkiye’nin en önemli kazıları arasındadır. Bunun yanı sıra özellikle 1990’lı yıllardan itibaren sayısı artan sistemli yüzey araştırmalarının sayesinde, oldukça önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Söz konusu arkeolojik çalışmalar, araştırma ekiplerince münferit olarak yayınlanmış olmasına karşın, Aksaray ile ilgili genel bir değerlendirme yapmayı mümkün kılmamaktadır. Dolayısıyla bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak adına, Aksaray’da gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar, bir araya getirilmiştir. Bu sayede Aksaray İli ve arkeolojisiyle ilgili bilimsel çalışmalar yürüten kişiler, bu konudaki çalışmaları bir arada bulma şansı yakalayacaklardır. Ayrıca Aksaray İli özelinde, hangi alanlarda hangi çalışmaların yapıldığı ve ne gibi sonuçlara ulaşıldığı bir arada verilecektir. Aksaray çevresinde yürütülen arkeolojik araştırmalardaki en büyük eksiklik Paleolitik Çağ konusundadır. Daha önceki yüzey araştırmalarındaki Nenezi Dağ buluntuları bir kenara konulacak olursa, il genelinde bu çağ ile ilgili herhangi bir verinin bulunmadığı görülür. Bu nedenle 2015 yılında Aksaray ve çevresinde başlatmış olduğumuz ve 2019 yılında tamamlanan, Paleolitik konulu araştırmalarımızın sonuçları da bu çalışmada yer almaktadır. Bu sayede Aksaray ve yakın çevresinin tüm arkeolojik verileri, kronolojik bir biçimde yerleşim alanlarıyla birlikte sunulmuştur. Makalenin giriş kısmında Aksaray ve çevresinde yürütülen arkeolojik çalışmaların tarihçesi anlatılmıştır. İkinci bölümde araştırmalar; Yüzey Araştırmaları ve Kazılar başlıkları altında değerlendirilmiş, sonuç bölümünde tüm veriler bir araya getirilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTSEL İMAJIN ÖRGÜTSEL VATANDAŞLIK DAVRANIŞINA ETKİSİNDE KURUM KÜLTÜRÜNÜN DÜZENLEYİCİ ROLÜ: SAĞLIK SEKTÖRÜNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30205</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30205</guid>
      <author>Burcu YİĞİT </author>
      <description>Örgütsel imajın örgütsel vatandaşlık davranışına etkisinde kurum kültürünün düzenleyici etkisini tespit etmeye yönelik olan bu çalışmada öncelikle örgütsel imaj kavramı açıklanmıştır. Daha sonrasında çalışmanın bağımlı değişkeni olan örgütsel vatandaşlık davranışı ve düzenleyici değişkeni olan kurum kültürü kavramları ele alınmıştır. Çalışmanın son kısmında ise, çalışma kapsamındaki değişkenlere yönelik çalışma sonuçlarına değinilmiştir. &#13;
Araştırma amacının gerçekleştirilmesine yönelik olarak, İstanbul’da bir Eğitim Araştırma Hastanesi’ndeki 336 doktor üzerinde anket dağıtılarak uygulama yapılmıştır. Yapılan literatür araştırması doğrultusunda, bu değişkenlerin ayrı ayrı veya ikili kavramlar olarak ilişkisini ele alan çok sayıda araştırma mevcuttur. Ancak üç değişkenin bir arada ele alındığı çalışmaya rastlanmamıştır. Elde edilecek bulguların literatüre katkı sağlayacağı düşünülerek çalışma yürütülmüştür. &#13;
Anket formu aracılığıyla toplanan veriler “SPSS 21.0” programında değerlendirilmiştir. Demografiklere ilişkin frekans dağılımları, değişkenlerin normalliklerine ilişkin testler, tanımlayıcı istatistikler, faktör analizleri, değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde pearson korelasyon analizi ve düzenleyici (moderatör) rolün saptanmasında ise hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Anlamlılık en az p&lt;0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. &#13;
Çalışmamızın sonucunda, en güçlü ilişki örgütsel imaj ve kurum kültürü arasında iken, en zayıf ilişki ise, örgütsel vatandaşlık davranışı ve kurum kültürü arasında olmak üzere üç değişkenin ikili şekilde karşılaştırılmalarında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Örgütsel imajın örgütsel vatandaşlık davranışına olan etkisinde kurum kültürünün moderatör etkisi ise saptanmamıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANRI DAĞI’NDAN HİRA DAĞI’NA: TÜRK SAĞININ TARİHSEL ARKAPLANI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37364</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37364</guid>
      <author>Emek YILDIRIM-ŞAHİN</author>
      <description>Türk-İslam sentezi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan siyasal hat üzerinde çoğu zaman belirleyici bir role sahip olan Türk sağının adeta bedeni ve ruhu olagelmiştir. Türkiye siyasal kültürünün izlediği güzergâhın başlıca anaakım hareketlerinden olan Türkçülük ve İslamcılığın vücuda getirdiği Türk sağının temel sosyolojik ve sosyo-psikolojik arkaplanlarının yanısıra kendi izdüşümünün ortaya çıktığı bir başka ortam ise tarihsel arkaplanıdır. Türk sağının tarihsel arkaplanının ise üzerine kurulduğu üçlü sacayağını oluşturan öğeler olarak vatan, millet ve devlet kavramları olduğu açıktır. Bu sebeple, bu çalışmada, bu üç kavram üzerinden Türk sağının tarihsel arkaplanının ve onun üzerinden Türk sağının siyasal ve ideolojik yapılanmasının incelenmesi amaçlanmaktadır. Diğer bir deyişle, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ortaya çıkan Türkçü-Turancı ve İslamcı fikirler ve hareketlerden aldığı mirası bugüne kadar çeşitli tezahürler şeklinde ortaya koyan Türk sağının çoğunlukla hayli belirleyicisi de olduğu Türk siyasal hayatını tariflendiren Türk sağının bu üç temel kavramı irdelenmeye çalışılacaktır. Bu minvalde, Türk sağı için; kutsal toprak bağlamında vatan, seçilmiş halk bağlamında millet ve beka ülküsü bağlamında devlet kavramları üzerinden şanlı mazi niteliğindeki tarihin ontolojik ve epistemolojik görüngüleri ele alınacaktır. Esasında, Türk sağının fikriyatının temel taşlarından olan bu üç kavramın sahip olduğu fenomenal ilişki ise Tanrı Dağı ve Hira Dağı anlatılarının imlediği nosyonların, olguların ışığında kesişimsel bir hat oluşturmaktadır. Nitekim Türkiye siyasal hayatı içinde, milliyetçilik, muhafazakârlık ve İslamcılık fikirlerinin ve onların ortaya koyduğu siyasal hareketlerin itinayla izlediği bu hattı anlamak, Türk sağının tarihsel arkaplanına dair bu çalışmanın temel motivasyonunu oluşturmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sinema ve Kimlik İnşası: Milli Sinema Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39273</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/social?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39273</guid>
      <author>Serkan YORGANCILAR</author>
      <description>Görsel sanatlar içerisinde günümüz toplumlarını en çok etkileyen sanatların başında hiç şüphesiz sinema gelmektedir. Sinema, ilerleyen teknolojik aletler sayesinde güçlendirilmiş görsellikler ve gerçek üstü efektlerle izleyicileri kendi yaşadıkları evrenin dışarısına taşıyarak ona yeni bir dünyanın kapılarını açmaktadır. Her ne kadar sinema eğlence sektörü için büyük ekonomik döngüler yaratan profesyonel bir iş alanı olarak görülebilirse de bu yön sinemanın sadece bir tek yönünü göstermektedir. Gerek izleyicilerden toplanan hasılatlarla gerekse yapım aşamasında harcanan büyük paralarla sinema elbette gelişmiş endüstrinin önemli bir parçasıdır. Ancak sinemaya sadece ekonomik girdi ve çıktılar kapsamında değerlendirmek sadece resmin bir kısmını görmektir. Çünkü sinema kültürel yaşamın birçok evresini etkileyen hatta kimi zaman ise şekillendiren toplumsal bir işlevi olan da bir olgudur. Görüntü, konuşma, ses, müzik ve yazı gibi birbirleri ile ilgili iletişim tekniklerini kullanan sinema bütün bu teknikleri kullanan bir anlatım aracına dönüşür ve toplumsal hayatı etkiler. &#13;
Bu anlamda sinema kimi zaman sadece sanatsal bir üretim olmanın dışında politik, siyasi ve dini fikirlerin yayılmasında/kitleselleştirilmesinde araç olarak kullanılmıştır. Sinemanın bu şekilde kullanımına sadece ülkemizde değil başta Amerikan sineması olmak üzere tüm sinema endüstrisinde rastlanılmaktadır. Ülkemizde de 1970’li yıllarda sinemanın sadece bir sanat dalı olmadığını, sinemanın toplumsal ve ahlaki konular da beyaz perdeye aktarması gerektiğini yüksek sesle dile getiren ana akımlar olmuştur. Yeşilçam sinemasına paralel bir evrende gerek Milli Sinema gerekse Ulusal Sinema böyle bir çaba ve arayışın ürünü olarak değerlendirilebilir.  Biz bu çalışmamızda genel bir sinema tarihi ve teorileri üzerinden Milli Sinemayı okumaya çalışacağız. Milli Sinemanın sembol yönetmeni Yücel Çakmaklı’nın 1970’te beyaz perdeye yansıttığı “Birleşen Yollar” isimli sinema filmi üzerinden bir değerlendirmede bulunacağız.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


