






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies - Language and Literature, Yıl 2019 Sayı Volume 14 Issue 2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/language?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=537</link>
    <description>Turkish Studies - Language and Literature</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Hinaluq Sözlüğünün ilk Versiyonunda Çok sayıda Türk Kelime ve Terimlerin Farklı Dil Acısından Yönleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22730</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22730</guid>
      <author>Sadagat ABBASOVA</author>
      <description>Bir dilin kaybolması sadece dil özelliklerinin kaybı anlamına gelmez. Bu aynı zamanda, büyük bir kültür kaybı, belki de, dünyanın eski bir tarihinin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir, fakat en önemlisi, tüm bunların insanlığın yeryüzünden tamamen yok olmasına yol açmaktadır; dolayısıyla onunla birlikte, kültürel mirasımızı, gelenek ve göreneklerimizi kaybetmeye mahkumuz. Hınalık, dünyanın diğer dilleri arasındaki etnik çeşitliliği ile ayırt edilen tek dillerden biridir. Etnografik ve menşei açısından “Kafkas Dilleri” ("Şahdag Dilleri") grubuna dâhildir. Bu dil, Azerbaycan’ın Kuzeyinde bulunan Hinalug köyünde yaşayan köylerinin adı ile bağımsız bir etnik dil grubu olarak tanınmaktadır. Mevcut çalışmamızda, aynı anlamda çok sayıda Türkçe kelime ve terimlerin kullanılması, fakat, farklı yazı sistemi ve Hinalug dilinin özdeş sesleriyle aynı köklü sözlerin kategorik özellikleri incelenmiştir. Düşüncemize göre, Hinalug’daki pek çok kelimelerin nin ve cümlelerin kullanım prosedürleri bu iki dilde daha önceden de Türk dili ile çok ortak noktalarının olduğu görünmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YANMETİNİN ALTBAŞLIĞI: “KİTAP ÇEVRESİNDEKİ ÖĞELER (EPİTEXTE)” VE ÖRNEKLEMELER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22789</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22789</guid>
      <author>Munise AKSÖZ</author>
      <description>Türkiye’de yapılan araştırmalar içerisinde Gérard Genette’nin ayrıntılı bir şekilde irdelediği ve inceliklerini ortaya koyduğu ‘Yanmetinler’ (Paratexte) oldukça geniş ve araştırılması gereken bir konudur. ‘Yanmetinler’kendi içerisinde iki büyük başlığa ayrılmaktadır. Bunlardan biri ‘Metin Çevresindeki Yazılı Öğeler’ (Peritexte), diğeri ‘Kitap Çevresindeki Öğeler’dir (Epitexte). İkisi bir arada ‘Yanmetinler’i (Paratexte) oluşturmaktadır. Daha önce ‘Yanmetin (Paratexte) Nedir? Metin Çevresindeki Yazılı Öğeler (Peritexte) Nelerdir?’ (Aksöz, 2018: 27-47) özellikle de ‘Metin Çevresindeki Yazılı Öğeler’ (Peritexte) ile ilgili kuramsal bir çalışma gerçekleştirildiğinden, bu çalışmada ‘Kitap Çevresindeki Öğeler’ (Epitexte) ile ilgili kuramsal bilgilere yer verilecek ve örneklemelere gidilecektir. ‘Kitap Çevresindeki Öğeler’in (Epitexte) ne olduğuna, neleri kapsadığına, kaça ayrıldığına, alt başlıklarının ne olduğuna, bu alt başlıkların altında nelerin yer aldığına yer verilmeye çalışılacaktır. ‘Kitap Çevresindeki Öğeler’ (Epitexte) basılı kitabın hiçbir yerinde yer almamaktadır. Kitapla ilgilidirler, ancak kitabın dışında, kitaptan bağımsız yer alan öğelerdir ve kitabın toplumsal çevresinde bulunmaktadırlar. ‘Kitap Çevresindeki Öğeler’ (Epitexte) altında, yazarın kitabı yazarken yapmış olduğu röportajlar, söyleşiler, yazdığı mektuplar, günlükler, yazarın kitap için aldığı notlar, karalama kâğıtları, basında, televizyonda yer alan haberler, kitabın tavsiye edilmesi, kitapla ilgili söylentiler, edebiyat ödülü alması, yapılan kişisel konuşmalar ya da kitap eleştirisi gibi öğelere rastlanmaktadır (Genette, 2001: 12). Kısaca ‘Kitap Çevresindeki Öğeler’ yazar ya da yayıncı tarafından bilinçli yaratılmış dokümanlar olabildiği gibi yazara ait olan özel yazılar da olabilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RIZA TEVFİK’İN DİVAN EDEBİYATI VE FUZÛLÎ ÜZERİNE GÖRÜŞLERİ VE YAYIMLANMAMIŞ BAZI NOTLARI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22752</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22752</guid>
      <author>Leyla ALPTEKİN</author>
      <description>Bu makalede, XX. asrın çok yönlü bir ismi; şair, edebiyatçı, felsefeci ve politikacı Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI (ö. 1949)’nın, Divan edebiyatı ve Fuzûlî hakkındaki görüşleri derlenmiş; ardından yazarın terekesinden çıkan, el yazısı ile kaleme aldığı, daha ziyade Divan edebiyatı ve Fuzûlî hakkında değerlendirmeler ihtiva eden yarım kalmış bazı notları incelenerek bahsi geçen notların metin yayımı yapılmıştır. Edebiyatçı Rıza Tevfik, daha çok şairlik yönüyle anılmış bir şahsiyettir. Divan edebiyatı hakkında menfî kanaatlere sahip olduğunu bildiğimiz Rıza Tevfik, bu notlarda da aynı tavrı sürdürmüş; esasen “fıtrat-ı şâirâne” olarak gördüğü Fuzûlî’nin “büyük ve dâhî” olamamasının nedenini Divan edebiyatının orijinalliğe ve yaratıcılığa müsaade etmediğini iddia ettiği yapısına bağlamıştır. Ancak Rıza Tevfik’in, notlarında Divan edebiyatı ve Fuzûlî hakkında genel itibariyle bir tutarsızlık içerisinde olduğu görülmektedir. Tevfik’in, Divan edebiyatını bir taraftan yetersiz bulurken diğer taraftan muhteşem üslûplu ve büyük şairler yetiştiren bir edebiyat olarak değerlendirdiğini ve çokça eleştirdiği Fuzûlî’nin edebî şahsiyeti üzerine değerlendirmelerinin de genellikle müspet olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Rıza Tevfik’in Fuzûlî’yi eleştirdiği noktalar daha çok Divan edebiyatının genel yapısına bağlı olarak şekillenmiş özellikleridir. Ayrıca elimizdeki notlarda yer verilen, edebiyat ve şiiriyet ile ilgili tanımlamalar, Rıza Tevfik’in poetikasına katkı ve var olan bilgiye ek mahiyetinde olup bahsi geçen notlar, Tevfik ve Fuzûlî’nin edebî şahsiyeti hususunda birçok bilgi içermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDİMBİLİM VE SÖZDİZİMİ ARASINDAKİ KARŞILIKLI BAĞLANTI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22823</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22823</guid>
      <author>Hülya AŞKIN BALCI</author>
      <description>Dil kullanım bilimi olarak tanımlayabileceğimiz edimbilim, söylem ve bağlam ilişkisi açısından sözün oluşması, konuşucular, konuşmanın dinleyici üzerinde yarattığı etkiyi, dil ve kullanıcılarına göre nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışan bir dilbilim alanıdır. Zaman, mekân, konuşmacı ve dinleyicinin yanı sıra konuşmacının niyeti, katılımcıların geçmiş bilgisi ve birbirleriyle olan ilişkileri ön plana çıkmaktadır. İfadelerin, tümce, sözcük ve konuşma bağlamına göre incelenmesi bu açıdan önem kazanarak konuşma esnasındaki ifadelerin anlamı, bir anlatımın içeriğine ve gönderime ilişkin yorumlamayla anlam kazanmakta ve iletişim sırasındaki anlam, büyük ölçüde edimbilimin ilgi alanına girmektedir. Sözdizimi ise tümceyi oluşturan sözcük türleri arasındaki ilişkiyi inceleyerek sınıflandırmalar yapan bir alandır. Son zamanlarda dilbilimsel olarak ilgi odağında olan edimbilim çalışmalarında sözdizimi önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle edimbilim ve sözdizimi arasındaki ilişkilerin araştırılması ve bazı sözdizimsel yapıları uygun bir şekilde kullanabilmek için bağlamsal koşulların yerine getirilmesinin nasıl olduğunun yanı sıra belirli sözdizimsel yapıların kullanımı yoluyla hangi edimsel etkilere ulaşılabileceği sorusu sıkça dilbilimsel çalışmalarda dikkat çekmektedir. Biz de çalışmamızda bu düşüncelerden yola çıkarak bu iki alanı örnekler yoluyla karşılaştırarak aralarındaki ilgi ve önemi açığa çıkarmayı çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SARI UYGURCA ÜZERİNE ETİMOLOJİK DENEMELER: O-Ö MADDELERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22792</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22792</guid>
      <author>Özlem AYAZLI</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Sarı Uygurca üzerine etimolojik bir sözlük oluşturmaktadır. Bu amaçla, 1957 yılında Sergey Yefimoviç Malov’un yayımladığı Yazık jyoltıh uygurov: Slovar' i grammatika ve 1976 yılında Tenişev’in yayımladığı Stroy sarıg-yugurskogo yazıka adlı çalışmaların “O-Ö” maddeleri incelenmiştir. Söz konusu çalışmaların sözlük bölümlerindeki maddeler ve madde içerisindeki cümle örnekleri Türkiye Türkçesine çevrilmiş, çeviri yapıldıktan sonra sözcüklerle ilgili etimolojiler verilmiştir. Sözcükler hem tarihî hem de modern Türk dilleri ile karşılaştırılmıştır. “O-Ö” maddelerinde özel isim ve yer isimleri hariç toplam 135 sözcük tespit edilmiştir. Sarı Uygurca sözlüklerin “O-Ö” maddesi çerçevesinde diğer Türk dilleri ile yapılan karşılaştırma sonucunda ortaya çıkan veriler ise şöyledir: Sarı Uygurca ile Kuzey ve Güney Sibirya Türk dillerinde 23 ortak sözcük tespit edilmiştir. Tespit edilen bu temel eylemler ve isimler şunlardır: oğır, oğul, oğur, ok, ol, olur-, on, oŋurka, or, orın, orta, ot I, ot II, ot-, otağ, ottuk, otur, oya, oyna-, ozı-, öl-, örek, örle-. Sarı Uygurca söz varlığının 53’ü Hakasçada, 53’ü Altaycada, 45’i Tuvacada, 33’ü de Yakutçada saptanmıştır. Ortaya çıkan bu veri yaklaşık değerleri içermekle birlikte Sarı Uygurcanın Güney Sibirya dilleri ile yakından ilgili olduğunu teyit etmektedir. “O-Ö” maddesinin söz varlığı doğrultusunda bütün modern dillerde ya da dil gruplarında kimi ses değişikleri ile görülen 32 ortak sözcük belirlenmiştir: oca, oglan, ogul, ogur, ogırla-, oin, ok, ol, olag, olur-, on I, on II, oŋ, oŋurka, op, or- , orgak, orın, orta, ot I, ot II, otıs, otun, oy, oy-, oya, oynas, ozak, ozı-, öl-, öxkpe, örek.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSMAİL HİLMÎ EFENDİ VE ŞİİRLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22175</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22175</guid>
      <author>Timuçin AYKANAT</author>
      <description>Hilmî Efendi, 1230/1814-1815 tarihinde Kayseri’de doğmuştur. Feyzî Efendi-zâde el-Hac Mehmed Efendi’nin oğlu Fethullah Efendi merhumun çocuğudur. Asıl adı, İsmail’dir. İlk eğitimini Sıbyan Mektebinde aldıktan sonra; Müderris-zâde Âlim Efendi ve Osman Seyfî Bey-zâde Şaban Hâmî Bey merhumdan dersler aldı. Hilmî Efendi; nükteli, sözü sağlam, şiirleri hoş ve yaratılışı sağlıklı bir yapıya sahipti. Bazı memuriyetlerde bulunmuş ise de yaşamının büyük bir bölümünü hane-i fakiranelerinde geçirmişlerdir. 1273/1856-1857 senesi Şevval ayında ve 43 yaşlarında olduğu bir sırada ehibbasıyla sabah namazı eda ederken vefat etmiştir. Bir divan oluşturabilecek kadar şiiri varmış ise de şiirleri, zayi olmuştur. Yakınlarından edinilen bilgiye göre ise şiirleri, kayıt altına alınmıştır. İsmail Hilmî Efendi’nin şu an için elimizde az sayıda şiiri mevcuttur. Bunlar arasında; 3’ü nâ-tamâm olmak kayd-ı şartıyla 8 gazel, 2 tahmis, 1 müstezat, 1 murabba, 1 tarih manzumesi, 1 koşma, 2’si nâ-tamâm olmak üzere 4 manzum mektup, hicviyeler, 1 manzume, beyitler ve hece vezniyle yazılmış şiirler sayılabilir. İsmail Hilmî Efendi, gazellerinde klasik üslubu devam ettirmiştir. Tahmisleri de aynı çizgidedir. Yazdığı şiirlerin yekûnu, klasik şiir geleneğinin devamı niteliğindedir. Yer yer hece vezniyle şiirler de yazan şair, aruzu kullanma noktasında bazı noksanlıklar gösterse de genel anlamda başarılıdır. Şiirin biçim ve içeriğine yönelik sıkıntı yaşamayan şair, akıcı bir dil ve sade bir üslup kullanmıştır. Bu makale ile İsmail Hilmî Efendi tanıtılırken; şiirleri transkripsiyon edilmiş ve literatüre kazandırılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FARSÇA TÜREMİŞ SÖZCÜKLERİN TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ KULLANILIŞLARI ÜZERİNE</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22603</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22603</guid>
      <author>Burhan BARAN</author>
      <description>Toplumlar arasındaki siyasal, ticari, edebi ve benzeri ilişkiler, dillerin de birbirinden etkilenmelerine neden olmuştur. Bu ilişkiler sonucu diller arasında sözcük alışverişi meydana gelmiş, böylelikle hemen her dilin söz varlığında alıntı sözcükler az ya da çok yerini almıştır. Alıntı sözcükler diğer dillerin çoğunda olduğu gibi Türk dilinin söz varlığında da tarih boyunca belirli bir yer edinmiştir. Göktürk ve Uygur dönemlerinde daha sade olan Türk dili, Osmanlı Türkçesi döneminde Arapça ve Farsçadan pek çok sözcük almıştır. Türk dilinin sadeleşme çabalarıyla bu alıntı sözcüklerin oranı azalmaya başlamıştır. Türkiye Türkçesindeki alıntı sözcükler sıralamasında Arapça başta gelmekle beraber Farsça sözcüklerin de önemli bir payı vardır. Osmanlı Türkçesi döneminde kullanılan Farsça sözcüklerin önemli bir bölümü Türkiye Türkçesinde yitime uğramıştır. Ancak bu sözcüklerin bahçe, berbat, çeşme, çoban gibi bir bölümü sık; beyhude, bigünah, dergâh, hemdert gibi bir bölümü ise nadir olarak varlığını günümüzde de sürdürmektedir. Bu sözcüklerden berduş, bestekâr, güzergâh gibi bazıları Farsçada olduğu gibi, bazıları ise tamamen Türk dilinin ses yapısına uyarak Türkiye Türkçesinde kullanılmaktadır. Beter, çile, ezber, sebze gibi tamamen Türkçeleşmiş bazı sözcüklerin alıntı olduğunu ancak kelimeyi etimolojik olarak incelemekle fark edebiliyoruz. Farsçadan Türkiye Türkçesine geçen sözcükler yapı olarak basit, birleşik ve türemiş sözcüklerdir. Biz bu makalemizde Farsçadan Türkiye Türkçesine geçen türemiş sözcüklerin kullanılışları üzerinde duracağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEYYİD YAHYÂ ŞİRVÂNÎ’NİN ŞİFÂÜ’L-ESRÂR ADLI ESERİNDE SAYI KAVRAMI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22780</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22780</guid>
      <author>Abdulkadir BAYRAM</author>
      <description>Seyyid Yahyâ Şirvânî Şirvan’ın Şamahı şehrinde doğmuş, Bakü’de yaşamış ve eserlerini burada kaleme almıştır. Arapça ve Farsça birçok eserinin yanında Türkçe yazdığı tek eseri Şifâü’l-Esrâr önemli eserlerinden biridir. Bu eserde tarikat ilminin esasları, makamları, tarikat yoluna girenlerin yapması gerekenler anlatılmıştır. Eserde anlatılan konu ayet, hadis ve rivayetlerle desteklenmiştir. Tarikat yolunun bütün makamlarının gerekleri anlatılarak eser tamamlanmıştır. Tarikat ilmi açısından sayılara yüklenen değerler oldukça önemlidir. Bu bağlamda Şifâü’l-Esrâr’da da sayıların derin yapısındaki çok katmanlı anlamsal düzlemden yararlanılmıştır. Sayılara anlamlar yüklenirken İslâmî değerlerden, tarikat ilminin getirdiklerinden yararlanılmış, Türk kültürünün kültürel kodlarında yer alan anlamsal çağrışımlar da bunlara eklenmiştir. Bütün bunlar bir araya getirilerek eserde sayılar üzerinden de anlamsal bir yapı inşa edilmiştir. Bir sayısından başlayarak üç, beş, yedi sayıları ve bu sayıların katları eserde sık sık görülmektedir. Bu sayılar eser anlatılırken eserin temel anlamsal akışını destekler nitelikte, bazen amaç bazen araç olarak kullanılmıştır. Sayıların derin yapısındaki anlamları, anlamsal çağrışımlardan hareketle tespit etmeye çalışmak, eserin ne anlatmak istediğini tam anlamıyla kavramak açısından gereklidir. Sayılara yüklenen çok katmanlı anlamsal yapı tespit edilebilirse eser ancak o zaman tam anlamıyla anlaşılacaktır. Bu çalışmada Şifâü’l-Esrâr’da kullanılan sayı isimleri tek tek tespit edilmiştir. Sayı isimlerinin geçtiği örnekler incelenmiş ve sayıların bulunduğu konuma, anlattığı konuya göre işaret ettiği anlamsal yapı çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu anlamsal yapı açıklanmış ve eserde geçen bütün sayı ifadeleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dresden Kütüphanesinde 1689 Tarihli Mecmua İçindeki Arap Harfli Türk Atasözü Derlemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22790</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22790</guid>
      <author>Beytullah BEKAR</author>
      <description>Atasözleri; bir milletin kültürünü, gelenek ve görenekleri, hayat tarzını ve düşünce yapısını en güzel yansıtan sözlü kültür ürünlerindendir. Makaleminiz konusunu oluşturan atasözleri Dresden Kütüphanesinde Mscr. Dresd. Ea. 224’te Moritz Georg Weideman adına kayıtlı bir mecmua içindedir. Bu mecmua içinde iki hikâye, çeşitli konularda yazılmış mektup örnekleri ve iki farklı yerde -biri Arap harfli diğeri de Latin harfli olmak üzere- toplam 602 Türk atasözü bulunmaktadır. Mecmuanın içinde yazılış tarihi ile ilgili bir kayıt yoktur. Fakat bir anlatıda 1689 tarihinin verilmiş olması sebebiyle kütüphane kayıtlarına yazılış tarihi 1689 olarak geçmiştir. Arap harfli atasözlerinin karşılarına Latin harfli şekillerinin yazılması için boş bırakılması, İtalyanca ve Latincelerinin verilmesi ve bazı atasözlerinin eksik veya yanlış yazılmış olması, Latin harfli atasözleri gibi Arap harfli atasözlerinin de yabancı biri tarafından yazılmış olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Mecmua içindeki Latin harfli atasözleri G. Hazai tarafından 1982 yılında çalışılmıştır. Arap harfli olanlar ise çalışmanın dışında tutulmuştur. Makalemizin konusunu 68v - 92r varakları arasında bulunan Arap harfli atasözleri oluşturmaktadır. Burada geçen atasözlerinden günümüze kadar ulaşanlar, değişenler veya günümüzde unutulanlar Aksoy, Tülbentçi ve Eyüboğlu’na ait olan atasözü çalışmaları taranarak tespit edilmiştir. Ayrıca mecmua içindeki Arap harfli atasözlerinden Latin harfli atasözleriyle aynı veya benzer olanlar da makalenin sonunda verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE TOPLUMDİLBİLİM ALANINDA YAPILAN LİSANSÜSTÜ TEZLERİN ÇEŞİTLİ AÇILARDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22606</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22606</guid>
      <author>Mehmet CANBULATMehmet ÖZŞAVLİ</author>
      <description>Toplumdilbilim yurt dışında neredeyse gelişimini tamamlamış bir bilim dalı iken, ülkemizde yeni yeni tanınmaya ve çalışılmaya başlamıştır. Bu durum Türkiye’de ana dili eğitimi, dil ve kültür ilişkisi, dil ve toplum ilişkisi vb. konularında yapılan birçok çalışmada kendini göstermektedir. Çalışma sahasına ve incelemeye aldığı konulara bakıldığında toplumdilbilimin, özellikle ana dili eğitiminde yaşanan sorunlara ışık tutarak ana dili eğitiminin etkililiğini arttırabilecek potansiyele sahip bir alan olduğu görülmektedir. Bu sebeple ülkemizde az çalışılan, çalışanların da çok azının farkında olduğu bu alanın iyi bilinmesi ve daha çok çalışılması gerektiği düşünülmektedir. Bu çalışma ile söz konusu tespiti somut verilerle destekleyerek öncelikle toplumdilbilim konusundaki eksikliğimiz ile ilgili bir farkındalık oluşturmak; ardından toplumdilbilimin yöntemleri, teknikleri ve özellikle çalışma sahası hakkında bilgiler vererek daha kaliteli bir ana dili eğitimi için öneriler sunmak amaçlanmıştır. Söz konusu amaca ulaşmak için bu çalışmada betimsel model kullanılmış ve 1990 yılından bu yana Türkiye’de toplumdilbilim alanında yapılan lisansüstü tezler içerik analizi tekniğiyle incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, ülkemizde araştırmacıların büyük bir çoğunluğunun (%, 86,2) tezlerini toplumdilbilim alanında yapmış olmalarına rağmen bu tezleri toplumdilbilim ile ilişkilendirmemelerinden, dahası, toplumdilbilimden farklı 15 alanla ilişkilendirmelerinden ötürü bu alanda çalıştıklarının farkında olmadıkları tespit edilmiştir. Ayrıca çalışma sonucunda bu alanda çok az sayıda deneysel çalışma yapıldığı belirlenmiştir. Son olarak elde edilen bulgu ve ulaşılan sonuçlar ışığında bazı önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİNÖR EDEBİYATIN AKTÜEL BİR PANORAMASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22585</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22585</guid>
      <author>Fethi DEMİRHarun ARVAS</author>
      <description>Minör edebiyat, genel anlamda bir azınlığın majör dilde yaptığı edebiyat olarak tanımlanır. Tarih boyunca “minör bir söylem” edebiyat, sanat ve politika alanında hep var olmuştur. Varlığını kanonun dışında kuran bu söylem; küreselleşmenin, postmodernizmin, çokkültürlülüğün egemen olduğu günümüz dünyasında daha belirgin bir hale gelmiştir. Modernizmin yaşadığı kriz, büyük ideolojik anlatılara olan güvenin sarsılması, mikro milliyetçilikler, azınlık araştırmaları, göçler, öteki kimliklerin kendini ifade edebileceği sosyal platformların çoğalması Minör edebiyat söylemini görünür hale getirmiştir. Sosyal medyanın, internet teknolojisinin ve görselliğin hâkim olduğu günümüz dünyasında her türlü marjinal edebiyat ve kültür unsuru bir biçimde görünürlük kazanmıştır. Son tahlilde, yaşadığımız çağın edebiyat üretimlerini analiz etmek için Minör edebiyat kavramını göz önünde bulundurmak, artık zorunludur. Çünkü çokkatmanlı, üstkurmacaya ve metinlerarasılığa dayanan, karnavalesk bir atmosferde kotarılan günümüz edebiyat üretimlerinin tahlilinde, “minör bir söylemin” varlığını göz ardı etmek, eserin anlam dünyasının tam olarak anlaşılmasına ket vuracaktır. Dilin güçlü bir yersizyurtsuzlaşmaya uğratılması, her şeyin içkin bir politik değere ulanması ve aynı zamanda söylemin kolektif bir değer taşıması gibi Minör edebiyatın temel kriterleri bağlamında konuyu derinleştirmek, hem Batı edebiyatlarında hem de Türk edebiyatındaki izdüşümlerini tartışmak, Minör edebiyat kavramı üzerine yapılacak bundan sonraki araştırmalara ve tartışmalara önemli katkılar sunacaktır. Bu makalede amaçlanan da Minör edebiyatın güncel tartışmalar çerçevesinde biçimlenen aktüel bir panoramasını sunmaya çalışmaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUSTAFA İSÂMEDDÎN’İN “ET-TANSÎSÜ’L-MUNTAZAR FÎ ŞERHİ EBYÂTİ’T-TELHÎS VE’L-MUHTASAR”ININ TELHÎS ŞERHLERİ İÇERİSİNDEKİ YERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22683</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22683</guid>
      <author>Gökhan DEMİR</author>
      <description>et-Tansîsü’l-Muntazar fî Şerhi Ebyâti’t-Telhîs ve’l-Muhtasar, XVIII. yüzyılın önemli şârihlerinden birisi olan Mustafa İsâmeddîn Efendi’nin belâgatle alakalı şerhlerindendir. İsâmeddîn bu eserinde Kazvînî’nin Telhîsü’l-Miftâh ve Taftazânî’nin Muhtasar adlı eserinde bulunan belâgat ilminde şahit gösterilen beyitleri şerh etmiştir. Ayrıca bu eser, belâgat ilmini öğrenme, Telhîs ve Muhtasar’daki beyitleri doğru anlama ve yorumlama bakımından son derece önemlidir. Eserin bu yönüyle yazıldığı dönemden sonra Osmanlı medreselerinde belâgat alanında okutulan başucu kitaplarından biri olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte bu eser Arapça sarf ve nahiv yönünden de zengin bilgiler içermektedir. Bütün bunlar dikkate alındığında bu eserin şerh literatürümüzün önemli eserleri arasında bulunduğu söylenebilir. Bizim çalışmamızda et-Tansîsü’l-Muntazar fî Şerhi Ebyâti’t-Telhîs ve’l-Muhtasar adlı eserin Telhîs şerhleri içerisindeki yeri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma “Giriş” bölümünden sonra beş bölümden oluşmaktadır. “Giriş” bölümünden sonra Mustafa İsâmeddîn’in hayatı ve eserleri tanıtılmıştır. Daha sonra Telhîs ve Muhtasar’ın belâgat ilmindeki yeri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Bu kısımda Telhîs’te geçen şahit beyitlerin şerhinden meydana gelen diğer eserlere de değinilmiştir. Çalışmamızın esas kısmı İsâmeddîn’in eserinin incelenmesinin yapıldığı kısımlardır. Birinci kısımda, Mustafa İsâmeddîn’in bu eserinin nüshaları, muhtevâsı ve teknik özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci kısımda Mustafa İsâmeddîn’in eserde takip ettiği şerh metodu belirlenmeye ve örneklerle ifade edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü kısımda et-Tansîsü’l-Muntazar fî Şerhi Ebyâti’t-Telhîs ve’l-Muhtasar’ın belâgat, Telhîs şerhleri içerisindeki yeri açısından değerine işaret edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE MAHİYET, NİTELİK, DURUM BİLDİREN YARDIMCI FİİLLER VE ADLANDIRMA SORUNU</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22420</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22420</guid>
      <author>Ahmet Turan DOĞAN</author>
      <description>Türkçede i-, ol- fiilleri ve dur- fiilinin geniş zaman eki almış biçiminden zamanla kaynaşıp ekleşmiş +DIr(lAr) / +DUr(lAr) (tur-ur &gt; dur-ur &gt; +DIr(lAr) / +DUr(lAr)) biçimbirimi varlık, mahiyet, nitelik ve bir hâlde, bir yerde bulunma bildirmektedir. Bu fiiller, çeşitli dil bilgisi çalışmalarında ek eylem / ek fiil, cevher eylemi / cevher fiili / cevherî fiil / cevheri ek fiil, salt fiil / boş fiil, ad eylemi / isim fiili, ana yardımcı fiil, koşaç, haber / edat-ı haber gibi terimlerle karşılanmıştır. Böylece söz konusu fiillerin oluşturduğu dil bilgisi kategorisi günümüzde birçok terimle adlandırılır olmuştur. Dolayısıyla Türkçe dil bilgisinin pek çok alanında olduğu gibi bu alanda da çok terimli bir durum ortaya çıkmıştır. Çalışmada, bu çok terimli durumdan hareketle söz konusu üç fiilin çeşitli araştırmalarda nasıl değerlendirildiği ve hangi terimle veya terimlerle karşılandığı ve bu farklı adlandırmaların sebeplerinin neler olabileceği incelendi. Bir dilbilgisi kategorisi için türetilen bu terimlerin konuyu öğrenen ve öğretenler için ne derecede kapsayıcı olduğu ele alındı. Bunun için öncelikle, söz konusu dil bilgisi kategorisinin ses, şekil ve anlam özelliklerinden hareketle önceki çalışmalar da göz önünde bulundurularak bir değerlendirmesi yapıldı ve şimdiye kadar türetilen terimler bu değerlendirme çerçevesinde gözden geçirildi. Çalışmanın neticesinde yeni bir terim önermeden çok var olan terimlerin değerlendirme raporu paylaşıldı. Böylece, söz konusu dil bilgisi kategorisinin bu çok terimli yapı içerisinde öğrenme ve öğretilmesinde bir kolaylık sağlanmaya çalışıldı.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sait Faik Abasıyanık’ ın Haritada Bir Nokta Adlı Öyküsünün Metin Dil Bilimsel Açıdan İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22398</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22398</guid>
      <author>Fatma Döner DOĞANŞener DEMİREL</author>
      <description>Metin sözcük, cümle ve paragrafların anlamlı ve mantıklı bir biçimde bir araya getirilmesiyle oluşan, bildirişim işlevini karşılayan sözlü ya da yazılı dil ürünleridir. Metni diğer dil unsurlarından farklı kılan özellikle iletişimin temel birimi olmasıdır. İletişimin sağlıklı bir biçimde gerçekleşebilmesi ise metinlerin niteliğine ve kalitesine bağlıdır. Bu bağlamda metin olabilmenin yedi ölçütü olduğu kabul edilir. Metinsellik ölçütleri olarak bilinen bu ölçütler bağlaşıklık, bağdaşıklık, amaçlılık, bilgilendiricilik, kabul edilebilirlik, duruma uygunluk ve metinlerarasılık şeklinde sınıflandırılır ve bu ölçütlere metin dil bilim çözümlemelerinde sıklıkla başvurulur. ‘Bağlaşıklık’ ve ‘bağdaşıklık’ ölçütleri ise metin merkezli olan ve metnin ana yapısını ortaya koymada en sık başvurulan ölçütlerdir. Öyle ki bağlaşıklık metnin dilbilgisel bütünlüğü olan küçük yapı ile ilgiliyken, bağdaşıklık büyük yapıyla ilgili olup metnin anlamsal ve mantıksal uyumunu yansıtmaktadır. Sözlü ya da yazılı biçimde oluşturulmuş cümleler dizisinden paragraflara, şiirlerden öykülere değin bağlaşık ve bağdaşık bir niteliğe sahip her dil ürününü metin olarak değerlendirmek mümkündür. Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olay veya durumların kısa ve yalın bir anlatımla ifade edildiği öyküler de metin türlerinden biridir. Öyküler, dilin estetik kullanım olanaklarını sergileyen, kendine özgü yapısı bulunan ve alıcıda edebiyat zevki oluşturan metinlerdir. Yalın bir kurguya ve kısa bir anlatıma sahip oldukları için bu metin türü aracılığıyla bireylerde edebiyat sevgisi oluşturmak ve etkili bir dil öğretimi gerçekleştirmek kolaylaşmaktadır. Metin dil bilim ise bunların algılanıp anlamlandırılması sürecinde çeşitli çözümleme yöntemleriyle yazar veya okura ipuçları sunmaktadır. Bu bakımdan bir metin türü olarak öykülerin de metin dil bilimsel yöntemler ışığında yukarıda bahsi geçen metinsellik ölçütlerini karşılaması, metin olabilmenin gereklerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu çalışma, Sait Faik Abasıyanık’ ın ‘’Son Kuşlar’’ adlı öykü kitabında yer alan Haritada Bir Nokta başlıklı öyküsünün metin dil bilimsel açıdan çözümlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Öykü çözümlenirken Aydın ve Torusdağ (2014)’ ın metnin temel unsurlarına yönelik oluşturdukları örnek modele bağlı kalınmıştır. Bu kapsamda metnin yüzey yapısındaki gönderimler, bağlaçlar, değiştirimler, eksiltiler, yinelemeler, koşutluklar, eş dizimsel örüntülemeler yardımıyla metnin derin yapısında yer alan anlamsal ve mantıksal bütünlüğe ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde küçük yapı unsurları adı altında bağlaşıklık görünümleri tespit edilirken ikinci bölümde büyük yapı unsurları kapsamında bağdaşıklık görünümleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise metnin üst yapı unsurları bakımından görünümüne değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAİT FAİK ABASIYANIK’IN ALEMDAĞ’INDA OLUP BİTENLER EŞLİĞİNDE NİETZSCHE’NİN METAFOR ALGISI VE “KÖTÜMSERLİK” KAVRAMI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22674</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22674</guid>
      <author>Mehmet Akif DUMAN</author>
      <description>Nietzsche (1844- 1900) kendini filozoflar içinde ilk psikolog olarak tanımlar; bu tavrı ile şüphesiz Freud’un ve psikanalizin yolunu açan kişi olmuştur. Var oluşu reddeden ve hakikatin sağlamlığına iman eden Nietzsche kendisine kavramlardan bir dünya inşa eder. Bu dünyada yalnız bir savaşçı olarak uzun uzun yargıladıkları arasında Tanrı’yı ölüme hapsetmekle yaratıcılık üstüne de bir hükme varmış olur. Daha doğrusu onun temel problemi yoktan var etmek ile yeniden biçimlendirmek arasındaki süreç ve bunun ters (yahut en azından yanlış) anlaşılmasıdır. Metaforun bu kendi gerçeğini oluşturma refleksi (kötümserliğin tamamlayıcısı olarak) Nietzsche’yi ziyadesiyle öfkelendirir. Metafor kapatan, yanıltan, büken ve örten yapısı ile kurmaca içinde sahtenin ve yanlışın sembolüdür onun için. Anlatan, ikna eden, kelimelerle yeni dünyalar kuran yazar metafor enstrümanı ile içine düştüğü karamsar dünyayı büyüleyici bir ambalaj içinde, mis kokular eşliğinde ve nihayetinde hoşa giden bir surette vermeye muktedirdir. Başka bir deyişle okurun pasifleşmesi, ruh halinin değişmesi ve karamsarlıktan pay alması tehlikesi mevzubahistir. Acaba Sait Faik Abasıyanık (1906- 1954) Alemdağ’da Var Bir Yılan hikayesinde, sadece tamamen ve kökten değişen insana bakışı ile zararsız bir düzeyde pesimist mi kalmıştır; yoksa Nietzsche’nin lanetlediği şekilde kelimeleri metaforik güçlerinden istifade ile birer kesici alet gibi kullanıp dört hikâyelik bir dünyada hakikati tahrip ederek bağımsızlığını mı ilan etmiştir? Türk Edebiyatı’nın en büyük hikâyecilerinden olan Sait Faik’in hayatının en karanlık döneminde değişen ruh halini kelimelere sindirmeden yazması düşünülemez elbette. Şu hâlde pesimizm’in Schopenhauer, Hartmann, Tönnies, Spengler, Hobbes ve bilhassa Nietzsche ekseninde yapılan teorik izahına Sait Faik Abasıyanık’ın Alemdağ’ında olup bitenleri ilave etmekle tatbikat kısmı nispeten tamamlanmış olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CƏLİL MƏMMƏDQULUZADƏNİN ƏSƏRLƏRİNDƏ “DİRİLƏR”LƏ “ÖLÜLƏR”İN MÜBARİZƏSİ (“ÖLÜLƏR” VƏ “POÇT QUTUSU” ƏSƏRLƏRİ ƏSASINDA)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22861</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22861</guid>
      <author>Ellada GERAYZADE</author>
      <description>Celil Memmedguluzade'nin eserlerinde vatan ve insan, halkın toplumsal sorunları, kadın özgürlüğü, cehalet vb. bu tür konular her zaman lider konumda olmuştur. Yazar, eserlerinin konusunu yetirdiği ortamdan, kendi hayatından almıştır. “Ölüler” trajikomedisi Celil Memmedguluzade'nin şah eseridir. “Ölüler”, Celil Memmedguluzade'nin cehalete ve kötülüğe karşı yazdığı en etkili çalışmadır. Eserin başarılı olması onun ana kahramanı İskender imajı ile ilgilidir. Yazar, eserde Azerbaycan köyünün tipik tablosunu, yani aciz, fakir, zavallı ve cahil toplumu kaleme almıştır. Bu toplumun halk ve millete faydalı olabilmesi için ise çok şey yapılmalıdır. Makalede, birbiriyle karşı karşıya duran iki cepheden bahsedilmiş, Şeyh Nesrullah - kötü güç ve İskender – iyi güç biçiminde betimlenmiştir. İskender feci kahramandır, karanlık ortamda parlayan bir yıldızdır. O, gerçek durumu keskinlikle değerlendirmeyi başaran mücadeleci bir bilgedir, ama cehalete karşı mücadelede onun tek silahı vardır ki, o da Sözdür. O, bu silahı ustalıkla kullanıyor, fakat cahil muhit İskender’i anlayamıyor, daha beteri anlamak bile istemiyor. Eserde dini ve İslami değerleri alay eden, kişisel çıkarları için silaha dönüştüren dolandırıcı Şeyh Nesrullah kendi ölülerini diriltmek için mezarlığa toplanmış halka şöyle diyor: "Dirilmesini istediğiniz ölülerinizin isimlerini verin". Şeyh Nesrullah herhangi bir nedenle birilerinin ölüsünü listeden çıkarmaya gayret gösterenleri derhal ileriye çağırıyor. Çünkü dolandırıcının çıkış yolu halkın kendi ölüsünden vazgeçmesidir. Kişilerin çeşitli nedenlerle kendi ölüsünü diriltmekten vazgeçmesi ve böylece kişilerin yavaş-yavaş azalması eserin en ilginç noktalarındandır. Sırf bu sahnede Mirza Celil halkın, bütün bir milletin işe yaramaz geleneklerinin hala yaşadığını ve bu geleneklerin halkın bir millet olarak oluşması yolunda büyük engele dönüştüğünü ustalıkla ifade etmiştir. “Ölüler”in en büyük gerçeği şu ki, ölüler sadece mezarlıkta, toprak altında yatanlardan değil, sağ iken ömrünü cehalette geçiren cahil toplumdan ibarettir. Bu "ölüleri" istenilen kadar aldatmak mümkündür. Bu bir rastlantısal olay değildir, Şeyh Nesrullah "ölülere" hitaben tüm konuşmasını cahil insanların anlamadığı dilde ifade ediyor. Sadece emirlerini onların anladığı dilde veriyor. Makalede "Ölüler" trajikomedisinin "ölü" adlanan karakterlerinin özellikleri yazarın diğer eseri olan “Posta kutusu”ndaki Novruzali'nin ortak ve ayırt edici özellikleri ile karşılaştırılmıştır. Yazar, “Ölüler”in kahramanlarının posta veya telgraftan haberdar olmasına rağmen, bunun, onlarla Novruzali arasında küçük bir fark olduğunun göstergesi olduğunun sonucuna varmaktadır. Novruzali'nin iç sakatlığı, “Ölüler”in kahramanlarında daha net bir şekilde görülmektedir. İç sakatlık, Novruzali'yi posta olayı zamanı aciz bir insana dönüştürdüğü gibi, Hacı Hasan gibileri de Şeyh Nasrallah'ın elinde oyuncak haline getirir. Celil Memmedguluzade, Azerbaycan halkının oluşmasına, uyanmasına engel olan güçlerin karşısına şimdilik ciddi insan çıkarmaya endişe ediyor. Bu ortam o kadar karanlıktır ve bu halk o kadar zayıftır ki, ona karşı hile yapan şahıslar ciddi insanı derhal imha edebilirler. Ahlaksızlık, haylazlık, şuursuzluk olguları karşısında İskender ne kadar zayıf görünse de, onun gerçeği yansıtan sözleri eserin bel kemiğini oluşturur. İskender bu karanlık ortamda kötülüğün kendisinden kat-kat güçlü olduğunu fark eder. Bu nedenle uslubunda ironiya'yı tercih etmektedir. Celil Memmedguluzade, eserde eski kurallarla geçinip giden toplum ile İskender arasındaki ilişkileri ustalıkla yazıya dökmüştür. “Ölüler”in ana kahramanı İskender, eserin başından sonuna kadar Şeyh Nasrallah'ın yaptığı işlere nefretle ve alaylı bir şekilde yaklaşarak olayların içinde yer alır. Eserin ana kahramanının faciası şundan ibarettir ki, akıllı, bilgili, “ölü” dirilerden defalarca üstün olan İskender toplumda kendi yerini bulamıyor ve bu toplumda gereksin insana dönüşür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İngilizcede “-ism” Son Ekiyle Biten Kelimelerin Farsça Eşanlamlıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22535</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22535</guid>
      <author>Gökhan GÖKMEN</author>
      <description>Morfem (biçim birimi) ve kelime düzeyindeki zorluklar birçok dilbilimciyi ve teorisyeni araştırmaya sevk etmiş, dilbilimciler ve teorisyenler de bunların en iyi karşılıklarını hedef dilde bulmaya çalışmışlardır. Bu çalışmada İranlı tercümanların ve sözlük bilimcilerin uyguladığı yöntemlerin araştırılması ve İngilizcede “-ism” son ekiyle biten kelimeler için kullanılan en uygun çeviri yönteminin hangisi olduğunun tespit edilmesi ve en doğru Farsça karşılıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca İranlı tercümanların ve sözlük bilimcilerin önerdiği “-ism” son ekiyle biten kelimelerin Farsça karşılıklarının da belirlenmesine çalışılmıştır. “-ism” son ekiyle biten kelimelerin oluşturduğu veriler, Dâryûş Âşûrî ve Bâkir Sarûhânî’ye ait olan 2 ansiklopediden ve İzzetullah Fovlâdvand’ın bir çeviri kitabının sözlükçe kısmından toplanmıştır. Sonuçlar, çevirmenlerin ve sözlük bilimcilerin en çok tercih ettiği yöntemlerin genişleme ve eşdeğerlik olduğunu; daha az tercih ettikleri yöntemlerin ise öyküntü, ödünçleme ve birebir çeviri yöntemleri olduğunu göstermiştir. Birebir çevirinin uygulanmasının zor ve düşük oranda olması, Farsça ile İngilizcenin farklı dilbilimsel ve kültürel değerlere sahip olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Sonuçlar aynı zamanda İranlı çevirmenlerin ve sözlük bilimcilerin “-ism” son eki için birçok eşanlamlı kelimeler kullandıklarını, bazen de son ek kullanmak yerine ayrı bir kelime kullanmaya mecbur kaldıklarını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAHYA KEMAL'İN ‘NEŞÂTÎ’NİN GAZELİNİ TAHMİS’İ ÜZERİNDEN YAHYA KEMAL VE NEŞÂTÎ’Yİ OKUMAK</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22729</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22729</guid>
      <author>İsa IŞIK</author>
      <description>Yahya Kemal Beyatlı, 20. yüzyıl Türk Edebiyatı'nın, kültür ve düşünce dünyasının önde gelen aydınlarındandır. O, çok yönlü bir kişiliktir. Şair, yazar ve aynı zamanda bir siyasetçidir. Onun manzum eserlerinin yanında mensur eserleri de bulunmaktadır. Onun şiirlerinde iki farklı şiir dili görülür. Bu anlamda iki şiir kitabı ön plana çıkar. Bunlardan birincisi "Kendi Gök Kubbemiz" ikincisi ise "Eski Şiirin Rüzgârıyle" adını taşır. Bunun dışında Rubailer adlı bir eseri de bulunmaktadır. "Kendi Gök Kubbemiz" onun yeni tarzda yazdığı modern şiirlerden oluşurken "Eski Şiirin Rüzgârıyle" adlı kitabı ise Divan şiirinin etkisiyle yazılmış şiirlerden müteşekkildir. Bu iki kitap özellikle dil itibariyle birbirlerinden ayrılırlar. "Kendi Gök Kubbemiz"de sade bir Türkçe kullanan Yahya Kemal, "Eski Şiirin Rüzgârıyle" adlı çalışmada Divan şiirinin 20. yüzyıldaki temsilcisi gibidir. Bu çalışmada "Eski Şiirin Rüzgârıyle" adlı eserin "Musammatlar" bölümünde geçen "Neşâtî'nin Gazelini Tahmis" başlıklı şiiri incelenmiştir. Bilindiği üzere "tahmis" bir şairin gazel yahut kasidesinin her beytinin önüne üç mısra eklenmesiyle oluşturulur. İki farklı şairin mısralarının bir araya gelmesiyle oluşturulan tahmiste amaç şiirde konu bütünlüğünü sağlamaktır. Tahmisin güzelliği tahmisi yazan şairin başarısına bağlıdır. Bu çalışmada Divan şiirinin başarılı şairlerinden Neşâtî'nin "-ı bile" redifli meşhur gazeline Yahya Kemal'in yazdığı tahmis incelenmiştir. Bu incelemede mezkûr tahmisten yola çıkılarak hem Yahya Kemal hem de Neşâtî'nin sanatından söz edilmiş, her iki şairin kaleminden ve düşünce dünyasından süzülerek bir araya gelen tahmise istinaden bazı çıkarımlarda bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“KUZGUN”: İSKANDİNAV MİTOLOJİSİNE DOĞRU BİR YOLCULUK</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22624</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22624</guid>
      <author>Elif KABAKTimuçin Buğra EDMAN</author>
      <description>Bu çalışma Edgar Allan Poe’nun “Kuzgun” isimli şiiri ile İskandinav mitolojisi arasındaki bağlantı ve benzerlikleri bulmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, İskandinav mitolojisinden hikâyeler “Kuzgun” şiiri ile karşılaştırılacaktır. Yani, Poe’nun “Kuzgun”daki İskandinav mitolojisine atıflarına dair bir yolculuk olacaktır. “Kuzgun” gotik unsurlarıyla bilinen bir şiir olmasına rağmen, bu makale İskandinav mitolojisindeki dönüşüm kavramı (bu dönüşümlere dair örnekler metin boyunca verilecektir) ve Poe’nun şiirini yazarken zihninde canlandırdığı olası imgeler arasındaki öncül bağlantıları bulmayı amaçlayacak kadar nettir. Şiirin ana sembolü olan kuzgun aynı zamanda İskandinav tanrıları olan Odin ve Thor’un dönüştüğü başlıca hayvanlardan bir sembolizm olabilir biridir. Bu bağlamda, Edgar Allan Poe kuzgundan şiiri boyunca bir sembol olarak faydalanmış olabilir. Kuzgun farklı mitolojilerde bazı değişikliklere uğrayan sembolik bir hayvan olduğu için, Poe bu durumdan etkilenmiş olabilir. Bu nedenle, kuzgunu şiirin temel noktası olarak kullanmak olasılıkları sayısız kılmak adına yapılmış zekice. Bildiğimiz üzere, tüm eserlerinde izlerinin bulunduğu ciddi sinirsel çöküntüler yaşamıştır. Fakat bu asla eserlerinin mükemmelliğine gölge düşürmeyecektir. Aksi takdirde, günümüzde Van Gogh’un eserleri bu denli popüler olamazdı. Bu yüzden, yaşamdaki sözde dengeyi veya mantığı kaybetmenin bazen geleneksel yaklaşımları alt üst edecek alışılmışın dışındaki eserlerle sonuçlanabildiği çıkarımında bulunabiliriz. Sonuç olarak, Edgar Allan Poe’nun başardığı şey aslında İskandinav mitolojisindeki geleneksel bir sembolü kullanarak geleneksel olmayan bir yol ile farklı limanlara uğramaktır. Bu yüzden, bu çalışma Poe’nun klasik İskandinav mitolojisindeki hikâyelerden esinlenerek “Kuzgun”da kullanmış olabileceği tüm noktaları bulmayı hedeflemektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Romantik Bir Viyana Kuşatması yahut Adalet Ağaoğlu’nun Osmanlı Tarihine Yaklaşımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22922</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22922</guid>
      <author>Samet KARA</author>
      <description>Tanzimat döneminden itibaren romanlarda kendisine yer bulan tarih; 1990 sonrası Türk romanında sosyal ve siyasal alanlardaki değişimler ile dünya edebiyatındaki gelişmeler yazarların değişen algı dünyaları düzleminde edebiyatımızda kendisine yer bulmaya başladığında birtakım değişikliklere uğramıştır. Bu değişimlerin başında tarihin bir araç olarak kullanılarak oluşturulmak istenilen “milli kimlik” anlayışından vazgeçilmesi gelmektedir. Postmodern yazarlar, romanlarında bir arka fon olarak kullandıkları tarihi “milli” çizgiden uzaklaştırarak özellikle Yeni Tarihselci anlayışın da etkisiyle sıradan kurgusal kahramanlar vasıtasıyla resmi tarihin boşlukta bıraktıklarını düşündükleri sosyal ve kültürel hayatı ön plana çıkartarak tarihi yeniden yazma düşüncesini tatbik etmeye çalışmışlardır. Bunu yaparken de olayları “gerçek” yerine “gerçeklik” çerçevesinde ele alırlar. Gerçek olma vasfını yitiren “tarih”, romanda kurgulanan postmodern bir “oyun”un parçası haline dönüştürülerek okurun da romanın gerçeklik atmosferine bürünmeleri sağlanmaya çalışılır. Adalet Ağaoğlu da “Romantik/Bir Viyana Yazı”nda bireyin iç dünyasını “tarih” izleği etrafında sözü edilen postmodern bir edayla kurmuştur. Tarih öğretmeni Kâmil Kaya’nın dersleri bağlamında ele alınan tarih, Kâmil Kaya’nın özel hayatından hareket edilerek kurulan oyunun bir parçası haline getirilmiştir. Adalet Ağaoğlu, derslerini tarihe hayal unsurlarını katarak anlattığı için öğrencileri tarafından “hayalci hoca” olarak vasıflandırılan Kâmil Kaya’nın “barok” düşünce yapısının bir parçası olması dolayısıyla hayranı olduğu ve görmeyi çok istediği Viyana ile olan duygusal bağı üzerinden tarihe yönelmekte ve Osmanlı tarihinden de bu doğrultuda malzemeler bulma noktasında yararlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NAMIK KEMAL’İN BİLİNMEYEN BİR ŞİİRİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22422</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22422</guid>
      <author>Tufan KAYA</author>
      <description>Namık Kemal, Tanzimat edebiyatının en önemli şairlerindendir. Nesir ve nazım alanında başarılı örnekler vermiştir. Türk edebiyatında eserleri etrafında edebî kişiliği değerlendirilirken her şeyden önce şairlik hüviyetiyle dikkatleri üzerine toplamıştır. Namık Kemal asıl ve ilk şöhretini de şiirlerine borçludur. Namık Kemal’in şiirlerine birçok edebiyat tarihi, antoloji, araştırma kitapları ve şiir mecmualarından da ulaşılabilmektedir. Mecmualar, Türk edebiyatının hemen hemen her dönemine kaynaklık eden önemli eserlerdir. Bunun yanı sıra mecmualar; şairlerin edebi kişiliklerinin belirlenmesinde, yarım kalmış bir eserin tamamlanmasında, metin karşılaştırmalarında, mahlası karışmış şairlerin şiirlerinin daha belirleyici olarak ayırt edilmesinde, dönem şiir zevklerinin farklılığını ortaya koyma gibi hususlarda fayda sağlamaktadır. Namık Kemal’in bütün şiirlerini bir kitapta toplayan Önder Göçgün’den hareketle şairin şiirleri; Namık Kemal’in El-yazması Sofya Şiirler Defteri, Namık Kemal’in Divânı’nın Ali Türkgeldi Nüshası, Muallim Cevdet Nüshası, Ali Emiri Nüshası, Fahri Bilge Nüshası, Türk Tarihi Kurumundaki Yazma Nüshalar, Tevfik Fikret Nüshası gibi kaynaklarda yer almaktadır. Bununla birlikte zaman içerisinde yapılan ilmi çalışmalar neticesinde Namık Kemal’in yukarıda belirtilen kaynaklar dışında bazı kaynaklarda da şairin yeni şiirlerine rastlamak mümkündür. Bu çalışmamızda Konya Koyunoğlu Müzesi Kütüphanesinde 13467 Numaralı Mecmua’da yer alan ve daha önce yayınlanmamış şiirini tanıtmaya çalışacağız. Dikkatle incelediğimiz bu şiirin dil-muhteva ve üslup olarak Namık Kemal’e ait olup olmadığını ortaya koymaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK ÇOCUK VE GENÇLİK EDEBİYATINDA ROMAN: DÖNEMEÇ ROMANINDA KAHRAMANLARIN YAŞADIĞI DÖNÜŞÜMLER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22846</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22846</guid>
      <author>Mustafa Said KIYMAZ</author>
      <description>Yapılan araştırmalar çocukluk kavramının ortaya çıkışı ile çocuk gerçekliğinin yaşıt olmadığını ortaya koymuştur. Gerek Batı’da gerekse Türk kültüründe çocuklar, yakın tarihlere kadar hep “küçük yetişkin” olarak değerlendirilmişlerdir. Çocuk gerçekliğinin kavranması Avrupa’daki gelişmelerle paralel olarak ilerlemiştir. Özellikle sanayinin gelişmesi ve çocukların okula gitmesi zorunluluğunun toplum tarafından kabulü ile çocuğun ayrı bir dünyası, yetişkinlerden farklı bir bakış açısı olduğu anlaşılmaya başlanmıştır. Çocukluk bir kavram olarak belirince, çocukların kendine has bazı ihtiyaçları da kabul görmüştür. Bu ihtiyaçlardan biri de çocuklar için edebiyattır. Bu edebiyatta öğreticilik esas olmamakla birlikte, genel olarak aranan bir özelliktir. Didaktik çabadan uzak durarak, satır aralarında çocuklara çeşitli iletilerin verilmesi günümüz anlayışına da uygun düşmektedir. Buradan hareketle bu çalışmada, Nur İçözü tarafından gençlik romanı olarak kaleme alınan Dönemeç adlı eser kahramanlarının yaşadığı dönüşümler açısından incelenecektir. Yaşamı ve insan gerçekliğini gösterme açısından nitelikli bir yapıt olan Dönemeç’te kahramanın hayata tutunmak açısından verdiği mücadele ve okuma konusunda zorlukları aşma azmi, okuyucular açısından örtük iletiler taşımaktadır. Benzer şekilde prensiplerden ödün vermeme, yalana karşı tavizsiz olma gibi hususlar da kahramanların dönüşümlerinde önemli rol oynamaktadır. Kahramanın gerçeğe yatkın dönüşümleri genç okurlarda kendini kahramanın yerine koyma şeklinde karşılık bulmaktadır. Bu karşılık, okurlarda farkında olmadan ana dilinin kullanılışını, olanaklarını ve yaratıcı gücünü sezdirmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VARLIK DERGİSİ’NDEKİ EDEBİ YARIŞMALAR (1933-1991)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22856</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22856</guid>
      <author>Gülsün KOÇERMustafa ÖZCAN</author>
      <description>Yayın hayatındaki yerini 1933’ten günümüze kadar koruyan Varlık dergisi Türk basın tarihinin en saygın edebiyat dergilerinden biridir. Varlık dergisi ve sonradan kurulan Varlık Yayınevi pek çok açıdan edebiyat dünyasına katkıda bulunmuştur. Bu katkıların önemlilerinden biri derginin edebiyatın çeşitli alanlarında düzenlediği yarışmalardır. Varlık dergisi roman, şiir, çeviri, deneme, inceleme gibi alanlarda yarışmalar açmıştır. Bu yarışmalarda yeni sanatçıların tanınmasına yardımcı olmak, edebiyat dünyasını hareketlendirmek ve edebiyatın basında daha çok yer almasını sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı Varlık dergisinin elli yedi yıl boyunca düzenlediği edebî yarışmaları araştırarak hem dönemin edebiyat ortamının belirlenmesine katkıda bulunmak hem de söz konusu yarışmaları Türk edebiyatına katkısı açısından değerlendirmektir. Söz konusu yarışmalar, dönemlerinde edebiyat dünyasının hareketlenmesine ve edebiyatın popülaritesinin artmasına büyük ölçüde hizmet etmiştir. Ayrıca bu yarışmalar sayesinde pek çok genç sanatçı hem adını duyurma hem de eserlerini yayınlama imkânı bulmuştur. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemi kapsamında değerlendirilen doküman analiziyle yapılandırılmıştır. Makale, Varlık dergisi ekseninde şekillendiği için dipnot ve kaynakça sisteminde çeşitli sorunlarla karşılaşılmıştır. Bunun temel sebebi konuyla ilgili haber, duyuru ve değerlendirmelerin önemli bir bölümünün isimsiz yayınlanmasıdır. Hem dipnot hem de kaynakçada isimsiz yazılarda, yazı adı öne alınmıştır. Az olmakla birlikte ne yazar adı ne de yazı başlığı içermeyen haber ve duyurularda ise süreli yayın adına öncelik tanınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NESÎMÎ DİVANI’NDA HZ. ÂDEM BAĞLAMINDA HURÛFÎLİK PROPAGANDASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22620</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22620</guid>
      <author>Osman KUFACI</author>
      <description>Divan şiirinin beslendiği çeşitli kaynaklar mevcuttur. Bunlar arasında din önemli bir yer tutar. Ayrıca dinin yorumları ve tarikatlar da şiirde kendini gösterir. Bazı şairler Fazlullah-ı Hurûfî’nin inşa ettiği Hurûfîlik öğretisinden oldukça istifade etmiş ve bu bağlamda zengin çağrışımlar ortaya konmuştur. Hurûfîler dinin her alanında olduğu gibi peygamberler hakkında da tevil geliştirmişlerdir. Bu sebeple Hurûfîlik bakış açısıyla peygamberlerin divan şiirinde ele alınması önem arz eder. Bizzat kendisi de bu inanca candan bağlı olan Nesîmî’nin Divan’ı Hurûfîlik araştırmaları için kaynak eserlerden biri durumundadır. Eserin bu perspektifle ayrıca incelenmesi gereklidir. Bu makale, Nesîmî Divanı’nda Hz. Âdem’le ilgili beyitlerin tespiti sonrasında incelemesini kapsamaktadır. Çalışmamızda Nesîmî Divanı’nda Hz. Âdem’in Hurûfî bakış açısıyla ne şekilde ele alındığını ortaya koyduk. Hz. Âdem’le ilgili beyitlerden elde ettiğimiz bulgulardan hareketle tespitlerimizi maddeler hâlinde sıraladık. Çalışmamız, divan şiirinde Hurûfîlerin peygamberlere bakışını göstermesi ve bu yolda çeşitli sonuçlara ulaşması bakımından alandaki bu boşluğu dolduracak adımların ilkidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK SAZ ŞİİRİNDE TAŞLAMALAR VE ÂŞIK HANİFİ ÜNVER’İN TAŞLAMALI ŞİİRLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22443</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22443</guid>
      <author>Begüm KURT</author>
      <description>Türk saz sanatının en önemli anlatım araçlarından biri taşlamalardır. Sosyal hiciv ifadeleri içeren bu şiirler, Türk insanının duygu ve düşüncelerinin ifadecisi olan âşıklar tarafından sıkça söylenmiştir. Âşık edebiyatında toplumsal yaşamın kötüye giden yönlerini, siyasal, sosyal ve ekonomik adaletsizliği, halkı huzursuz eden olayları ya da bireysel kusurları, ahlaka uymayan, etik dışı durum ve eylemleri eleştiren şiirler taşlama türü adı altında değerlendirilmiştir. Bu şiirler yer yer mizahi özellik taşımalarının yanı sıra yol gösterici, aksayan yönleri onarıcı niteliğe de sahiptirler. Doğru-yanlış, iyi-kötü, kusur-kusursuzluk bildirerek olması gerekeni, yapılması gerekeni sergilemektedirler. Âşık şiirinde çok sayıda taşlama örneği bulunmaktadır. Âşıklar bireysel duyarlılıkları ve toplumun sözcüsü olarak yüklendikleri misyon sebebiyle eleştiride bulunmaktan geri durmamış, sözlerini sakınmadan ifade etmişlerdir. Bu nedenle taşlamalar, sivri ve sert bir dille açık açık, bazen de tam tersi esprili ve mizahi dille teşbih, tezat, kinaye, mübalağa sanatlarının etkisinden yararlanarak kapalı ve imalı bir dille oluşturulmuşlardır. Bu çalışmada genel bağlamda Türk saz şiirindeki taşlamalardan hareketle Malatyalı âşık Hanifi Ünver’in taşlama türündeki şiirleri ele alınmıştır. Aşığa ait, derleme ve literatür tarama yöntemleriyle belirlenmiş yüz elli civarındaki şiir incelenmiş ve taşlama türünden olanları değerlendirmeye alınmıştır. Âşık Hanifi Ünver’in şiirlerinde aşk ve sevda konusu ağırlıktadır. Bununla birlikte sosyal, siyasal, toplumsal ve ekonomik konularda taşlamalar söylemiş, çeşitli kurum ve kuruluşları, bireyleri eleştirmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HÜSEYİN AVNİ BEY’İN HALK BİLGİSİ MECMÛ’ÂSI’NDAKİ NİĞDE YÖRESİNE AİT DERLEMELER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22404</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22404</guid>
      <author>Sadi H.NAKİBOĞLU</author>
      <description>Elit kesimin bakış açısının halk ve halk kültürüne çevrilmesinin çeşitli derleme ve inceleme çalışmalarına ağırlık verilmesinin folklörün bir bilim dalı olarak tanımlanmasıyla mümkün olduğu görülmektedir. Bu bağlamda araştırmacılar halk kültürü konularına yönelerek halk bilimi araştırmlarını çeşitli metodlar doğrultusunda kurumsal çalışmalara doğru geliştirmek istedikleri için Halk Mecmuası ismiyle 1928 yılın da bir dergi çıkarmışlardır.Halk bilgisi mecmuasında Hüseyin Avni Bey tarafından yapılan geziler sırasında mahalli lehçe ile ilgili bir takım notlar alınmıştır. Elde toplanan verilerin sistematik bir bütünlük içinde olmaması yazarı düşündürmüş olmasına rağmen bilime katkısı dikkate alınarak toplanan bu verileri aktarma kararı alınmıştır. Hüseyin Avni Bey, bu çalışmasıyla Derleme Sözlüğü(Türkiye Türkçesi Ağızlar Sözlüğü) ne katkıda bulunmaktadır. Bu küçük çalışmasıyla, henüz tamamiyle teşekkül edememiş edebi lisana girmemiş olan halis Türkçe’den birkaç kelimeyi yazımıza sokabilme düşüncesindedir. Lügatimiz tamamen mahallî ve muhîtî mahiyetde ise de bunların birçoğunun hemen hemen aynı şekilde, veya az farklarla Konya, Kayseri, Ankara, Adana muhitlerinde kullanıldığını birçok delilleriyle görmekteyiz. Necîb Âsım Bey’in Kilis ve Erzurum lehçelerine dair dört-beş sene evvel vücuda getirdiği dil tetkiklerine müşâbih tetkikler vücuda geldikçe Türkçenin vücut bulmasını temin edecek faaliyetler de hazırlanmış oluyor demektedir. Halk Bilgisi Mecmuası’nda devam edecek olan bu toplama ve yoklamalarımız, eğer dil ıslahı mesaisine bir parça müessir olacak olursa, bu çalışma ve sonuçları dikkate alındığında Türkçe’nin oluşmasına yardımcı olacak bilimsel faaliyetlere zemin hazırlanması, dili gözden geçirerek bir toplum için çok önemli özellikler barındıran dil ıslahı çalışmalarına da katkıda bulunacağı açıkça görülecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Başka Açıdan Abes-Muktebes Tartışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22492</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22492</guid>
      <author>Halef NAS</author>
      <description>“Abes-Muktebes Tartışması” genellikle göz veya kulak için kafiye etrafında şekillenen bir tartışma olarak bilinir. Bu açıdan bakılınca tartışma sanki Malumatın göz için, Recaizade M. Ekrem’in kulak için kafiyeyi savunduğu bir tartışma intibaını uyandırmaktadır. Bazı edebiyat tarihçileri de tartışmayı ağırlıklı olarak bu açıdan değerlendirir. Ancak tartışma metinleri ve özellikle Ekrem’in değerlendirmeleri dikkatle okununca meselenin böyle olmadığı, Ekrem’in sırf kulak için kafiyeyi savunmadığı görülecektir. Tartışmanın bu şekilde aktarılmasının/yorumlanmasının sebebi Malumat eleştirmeninin dar bir zaviyeden bakarak Ekrem’i kulak için kafiyeyi savunan biri olarak göstermesidir. Halbuki tartışmaya Malumat gözüyle bakılamaz. Göz veya kulak için kafiye konularını da içine alan tartışma esasında kafiyenin zevke hizmet ettiğine, sanat ve edebiyatın bilimle ilişkisine ve tenkidin mahiyetine dair bir tartışmadır. Bu yönüyle de tenkit tarihinin ve sanat eleştirisinin gelişim çizgisi üzerinde bir konuma sahiptir. XIX. Asır Türk edebiyatının son çeyreğinde dil bahislerinin edebiyatın dışında tutulmasında tenkidin öncü bir rolü olmuştur. “Abes-Muktebes Tartışması” bu ayırıma nasıl gidildiğinin tipik örneklerinden biridir. Bir yanda dilin gramatik kullanımına dayalı Malumat eleştirisi diğer yanda Recaizade M. Ekrem’in tenkitte dil bahislerini aşan ve sanat eleştirisine yönelen tenkit anlayışı. XIX. Asrın son çeyreği bir yönüyle edebiyattan dil bahislerinin ayıklama çabalarının yoğunluk kazandığı bir zaman dilimini ifade eder. Tartışmanın vuku bulduğu 1895 senesinde ayrımın çizgileri netleşmeye başlayacaktır. Yazımız tartışmayı bu yönleriyle edebiyat tarihi ve eleştirisinde anlaşılır kılmaya çalışmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEŞA SELİMOVİÇ’İN “DERVİŞ VE ÖLÜM” ADLI ROMANINDA BİREY / TOPLUM / İKTİDAR ÇATIŞMASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22435</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22435</guid>
      <author>Metin OKTAY</author>
      <description>Boşnak edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Meşa Selimoviç, 1910 tarihinde Bosna’nın Tuzla kentinde doğmuştur. Aşırı duygusal bir ruh yapısına sahip olan yazar, İkinci Dünya Savaşına bizzat katılmış, savaşın insan ruhunda bıraktığı izleri sürükleyici bir anlatım ve etkileyici bir üslupla kaleme almıştır. 1966 yılında “Derviş ve Ölüm”ü yayımlanmasıyla Yugoslav edebiyat çevrelerinde büyük ilgi uyandırmıştır. 1973’te Türkçeye çevrilen eser, 19 Ağustos 2004 yılında ilan edilen “Ortaöğretim Okullarında Okutulacak 100 Temel Eser” listesinde de yer almıştır. Romanın altyapısı gerçek bir yaşanmışlığa dayanır. Selimoviç’in subay olan en büyük kardeşinin askerî mahkeme kararıyla 1944 yılı sonlarında kurşuna dizilmesi romanın temelini oluşturur. Yazar, hayatında önemli bir dönüm noktası saydığı bu olayı Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Balkan coğrafyasında kurgulayarak roman formunda kaleme alır. Romanda kardeşinin devlet, iktidar tarafından haksız bir şekilde öldürülmesine isyan eden Mevlevi tekkesi şeyhi Ahmet Nureddin'in kendi iç dünyasıyla, toplumla ve iktidarla çatışması işlenir. Farklı disiplinlerde farklı içeriklere sahip olan çatışma kavramı genel olarak birbirleriyle uyuşmayan dilek, istek ya da amaçların yarışmasından ortaya çıkan üzücü ya da kıvanç vermekten uzak bilinç hâli olarak tanımlanır. Anlatma esasına bağlı edebî eserlerde ise çatışma, olay örgüsünün gelişmesinde basamakları ortaya çıkaran kişilerin kendileriyle, birbirleriyle ya da çevreleriyle olan ilişkilerinde yaşadıkları gerilime verilen adlandırmadır. Bu çalışma “Derviş ve Ölüm” romanında iktidar, din, ahlak, adalet, suç, ceza gibi kavramlar ile öfke, nefret, intikam, ihanet, sadakat, dostluk gibi duygular ekseninde şekillenen birey/toplum/iktidar çatışmasını irdeleme amacı taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GAGAUZCANIN SÖZ VARLIĞINDA BAYRAM VE YORTU KELİMELERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22554</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22554</guid>
      <author>Nadejda ÖZAKDAĞ</author>
      <description>Yıllarca dillerini sözlü halk edebiyatında yaşatan Gagauzlar, asırlarca kendi kimliklerini yaşatmak için nesilden nesle dillerini, âdetlerini, gelenek ve göreneklerini, tarihlerini, kültürlerini korumaya çalışırlar. Bütün bu sorunlara rağmen Gagauzlar oturduklar toprakları ve ana dillerini yaşatmayı başarmış, kendi kimliklerini yıllar boyunca korumuş ve bugün de büyük bir azimle korumaya ve yaşatmaya devam etmektedirler. Gagauz dili diğer diller gibi sürekli hareket halindedir. Gagauz söz varlığı bir taraftan yeni sözcüklerin türetilmesiyle zenginleşirken, diğer taraftan bazı sözcükler çeşitli nedenlerle zaman içinde kademeli olarak unutulmaya yüz tutmuştur. Bunlardan bazıları az kullanılırken bazıları tamamen unutulmuştur. Bir dilde sözcüklerin yitirilmesinin en önemli nedeni; sözcüğün gösterdiği nesnenin, toplumun ve bireyin yaşamında artık yeri kalmaması, tanınmaz olmasıdır. Bugün çağdaş Türk yazı dillerinde eskiden beri kullanılagelen sözcüklerin bazıları Gagauz yazı dilinde ya az kullanılmakta ya yerini eşanlamlı sözcüklere bırakıp ağızlarda korunmaya devam etmekte ya da tamamen unutulmuş durumdadır. Bu bağlamda ele aldığımız ‘bayram’ anlamında bayram ve yurt kelimeleri bunun en ilgi çekici örneklerinden biridir. Gagauz yazı dilinde artık kullanılmayan bayram sözü ile yaygın olarak kullanılan yortu sözü tarihî ve çağdaş Türk yazı dillerinde ve ağızlarında kullanım biçimleri, tarihi, yaygınlığı, kökeni ve anlamları ayrıntılı verilmiş, ardından Gagauz yazı dilindeki kullanımları ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Aynı zamanda bütün Türk yazı dillerinde kullanılan bayram sözünün Gagauz yazı dilinde arkaik duruma düşme nedeni de açıklanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VATAN ÖZLEMİ KONULU UZUN TATAR TÜRKÜLERİNDE TABİAT SEMBOLLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22940</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22940</guid>
      <author>Ayşenur ÖZDAL</author>
      <description>İdil-Ural bölgesinde yaşayan ve Türk medeniyet tarihi için çok önemli bir sahada oluşmuş kültürel unsurları günümüze kadar taşıyan Kazan Tatar Türklerinin edebiyatının başlangıcı Orhun Anıtlarına kadar dayandırılmaktadır. Tatar edebiyatında destan, masal, halk hikâyesi, mit, türkü gibi oldukça geniş yelpazede çok çeşitli edebiyat mahsulleri verilmiştir ve bunlar geçmişe tanıklık etmiş önemli kayıtlar olarak kabul edilmelidir. Bu çalışmada özlem konulu Tatar türküleri ele alınmıştır. Tatar türküleri derin içeriği, halkın gönlüne yakın, güncelliğini koruyan bir tür olması açısından diğer halk edebiyatı ürünlerinden ayrı tutulmalıdır. Tarih boyunca çeşitli siyasi-ideolojik etkilerin altında kalmış Tatar milletinin edebiyatı ve dolayısı ile türkülerinde duygular her zaman derin, değerli ve kutsaldır. Metin merkezli olarak hazırlanan bu çalışmanın temel amacı Tatar halkının derin duygularını içeren özlem konulu uzun türkülerindeki tabiatla ilgili varlıkların sembolleşmesini açıklamaktır. Bu amaç ile özlem konulu türküleri Kiril alfabesinden Latin alfabesine aktarılmış ve ardından Türkiye Türkçesine çevrilerek incelenmiştir. Tatar türküleri ile ilgili yapılmış çalışmalar ve bu çalışmaların niteliklerine değinilerek bu çalışmaların mevcut durumu açıklanmak istenmiştir. Ele alınan Tatar türkülerinin yapısı incelenmiş ve yapılan incelemeden hareketle türkülerin genel yapı özelliği değerlendirilmiştir. Türkülerde tabiat ile ilgili unsurların sembolleşmesi araştırılmış bu sembolleşmeler türkü metinlerinden örneklerle açıklanmıştır. Çalışmada ayrıca edebi sanatlar üzerinde durulmuş ve tasavvuf anlayışı ile varoluşçuluk felsefesinin türkülere yansımasına değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ ÇOCUK DERGİLERİNDE BOYKOT KONUSU</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22830</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22830</guid>
      <author>Mehmet ÖZDEMİREmrah TOPRAKÇI</author>
      <description>Her rejim inkılabını sağlamlaştırmak için yeni bir nesil ortaya çıkartmak ister. II. Meşrutiyet döneminde iktidar olarak İttihat ve Terakki Fırkası adını alan İttihat ve Terakki Cemiyeti, kendi ideolojik fikirlerine bağlı ve meşrutiyete sadık bir nesil yaratma gayesindedir. Bu amaçla eğitimde düzenlemeler yapar, yayımlanan çocuk dergileri aracılığıyla siyasi fikirlerini çocuklara aktarır. II. Meşrutiyet döneminin özgür düşünce ortamı ile birlikte çocuk dergileri sayısında ciddi artış yaşanır ve çıkarılan dergiler çocuklara ulaşmada birer araç olarak kullanılır. II. Meşrutiyet dönemi çocuk dergilerinde ağırlıklı olarak millîlik, intikam duyguları, vatanseverlik, donanmanın önemi, ticaret ve boykot konuları işlenir. Dergilerdeki konular İttihat ve Terakki Fırkası’nın oluşturmak istediği meşrutiyet çocuğunun şekillenmesini sağlar. II. Meşrutiyet dönemi yaşanılan savaşların etkisi ile devletin sosyoekonomik yapısının bozulması neticesinde İttihat ve Terakki yönetimi, “Millî İktisad” atılımları yapar. Türk-Müslüman halkın yabancı tüccar ve mallarını boykot edip, yerli ve millî olan ürünlerin kullanılması ve Türk-Müslüman tüccarlardan alışveriş yapması istenir. Hatta İttihat ve Terakki’nin siyasi ve içtimai fikirlerine uygun yayım yapan Çocuk Dünyası dergisi, boykota uymayan Çocuk Duygusu dergisini hedef gösterir. Bu çalışmada II. Meşrutiyet dönemi çocuk dergilerinde yer alan boykot konusu incelenmiştir. Bu kapsamda II. Meşrutiyet döneminde yayımlanan Çocuk Dünyası, Mektepli, Talebe Defteri, Çocuk Duygusu ve Çocuk Bahçesi dergilerinin tüm sayıları incelenmiş ve dergilerdeki boykot faaliyetleri tespit edilerek değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AHMET MİTHAT’IN UNUTULAN BİR KAFKASYA ROMANI: KONAK</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22642</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22642</guid>
      <author>Kudret SAVAŞ</author>
      <description>Batı etkisindeki Türk edebiyatının kurucu isimlerinden biri olan Ahmet Mithat’ı çağdaşı yazarlardan ayıran en önemli özelliği ortaya koyduğu çok sayıda eserdir. Bu eserlerin bir kısmı telif eserlerken bazıları da tercüme romanlardan oluşmaktadır. Ahmet Mithat’ın, Alman yazar Adolf Mützelburg’dan çevirdiği Konak adlı eser gerek Kafkasya’yı konu edinmesi gerekse ön sözünde ortaya attığı yeni tekliflerle dikkat çekici özelliklere sahiptir. Ahmet Mithat, bu tercüme romanın ön sözünde, bu eserin aynı zamanda Avrupa edebiyatlarında görülen ancak bizim edebiyatımızda herhangi bir örneği bulunmayan “sa’y-i müşterek/kolebrasyon” yani “ortak çalışma” usulünü de edebiyatımıza getireceğini belirterek Konak’ın edebiyatımızda bu yolla yazılan ilk örnek olacağını dile getirir. Ortak çalışma usulü hakkında bilgiler veren yazar, kendisinin de Vizantel Paşa’yla birlikte çalışarak böyle bir tercüme eser yazdıklarını ifade eder ve böyle bir çalışmanın gerekliliklerini ortaya koyar. Ahmet Mithat; Vizantel Paşa’nın Almanca, kendisinin Türkçe bildiğini böylece iki yazarın bir araya gelerek ortak bir eser ortaya koyduklarını ifade eder. Mithat, Avrupa edebiyatında bu yolla yazılmış çok sayıda eser olduğunu belirtir ve Türk edebiyatında bu yolla yazılmış eserlerin ortaya çıkacağını ümit eder. İlk olarak Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika biçiminde yayımlanan eser aynı yıl içinde -1296 yılında- Kırk Ambar Matbaası’nda müstakil bir eser olarak yayımlanır. 354 sayfalık cep boy ebatlarında yayımlanan eser, tarafımızdan ilk defa günümüz harflerine aktarılarak okuyucuların ve araştırıcıların istifadesine sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GRİ RUHLAR’DA SEMBOLİK İMGELER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22428</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22428</guid>
      <author>Pınar SEZGİNTÜRK</author>
      <description>Birinci Dünya Savaşını doğrudan anlatmak yerine, savaşın insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi çağrışım yüklü sözcükler yardımıyla anlatmayı tercih eden Fransız yazar Philippe Claudel’in kaleminden çıkan Gri Ruhlar adlı yapıt çalışmamızın konusunu oluşturur. Çalışmamızda Claudel’in, savaşın gölgesinde ne beyaz ne de siyah, gri, tamamen gri olan insan ruhularını betimlediği Gri ruhlar yapıtından hareketle, XIX. yüzyıl sembolistlerinin imgelem gücünün çağdaş yazarı nasıl etkisi altına aldığını göstermeyi ve anlatıcının içsel yolculuğu aracılığıyla kötülük ve iyiliği aynı anda içinde barındıran insan ruhunun sırlarını aralamayı amaçladık. Varoluş nedenini anlayamamış insan, dipsiz bir uçurumun eşiğinde, tükenmiş ve yıpranmış bir ruh hali içerisindedir. Yalnızlıktan ve iç sıkıntısından kurtulmak için anılarına sığınan anlatıcı, yaşamak için kaleme sarılır. Söyleyecekleri bittiğinde ise ölümü seçer; ölüm acı çeken ruhunu özgür bırakmanın ve kaybedilen sevgiliye kavuşmanın tek yoludur. İmgesel anlatıları barındıran mitlerden beslenen sembolister gibi, okuru savaşın kol gezdiği uzamdan uzaklaştırmak isteyen yazar, anlatısını mitolojik unsurlarla bezer. Maddenin ağırlığı altında ezilen, kimin öcünü kimden aldıklarını bilmeden yaşam mücadelesi veren insanlık, zamanla insani duygularını yitirmiş, varlığını yavaş yavaş yıkıma uğratsa da yaşamını kaplayan hüzne teslim olmuştur. Hesap dökümleriyle, aşk mektuplarıyla, sır dolu cinayetlerle anılara sığınan anlatıcı, savaşın karanlık yüzünü kasabalıların üzerini sır perdesi gibi kaplayan küçük bir kızın ölümü ile göstermeye çalışır. İnsanın duygu-düşünce dünyasını derinden etkileyen savaş, anlatı kişilerini ruhsal çöküntüye sürükleyerek, çektikleri acıların ağırlığı altında ezilen kişilerin teselliyi ancak ölümde bulmalarına neden olur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSÂNÜ’T TAYR’DA İLETİŞİM FİİLLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22503</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22503</guid>
      <author>Serpil SOYDANMuzaffer SAZ</author>
      <description>İletişim, duygu, düşünce ve bilgilerin birçok yolla başkalarına aktarılmasıdır. Bu aktarım esnasında konuş -, de -, söyle - , sor - , cevap ver - gibi pek çok fiiller kullanılır. Bu fiillere iletişim fiilleri adı verilmektedir. Fiiller, insan dilinde önemli bir yere sahiptir. İnsan, duygu, düşünce ve isteklerini bu sözcük türüyle aktarır. Pek çok araştırmacı tematik ve anlam bakımından ya da genel anlamda yaptığı fiil tasnifinde iletişim fiillerine yer verdiği gibi bu fiilleri, mental fiiller başlığı altında değerlendiren, Kuliev, Melek Erdem, Savaş Şahin gibi araştırmacılar da vardır. İletişim fiillerden biri olan konuşma fiilinde, görsel ve işitsel ögelerin yanında bunlara anlam veren zihinsel süreçler de önemli bir yere sahiptir. Düşünme, kavrama ve yorumlama beyinde oluşmaktadır. Bu çalışmada iletişim fiilleri tasnif edilirken, Arnazarov’un yaptığı tasnif esas alınmıştır. Çalışmada Çağatay Türkçesi dönemine ait Ali Şir Nevâyî’nin Lisânü’t- Tayr adlı eseri taranmıştır. Bu eser, büyük İran şairi Şeyh Feridüddin-i Attar’ın Mantıku’t-Tayr adlı eserine naziredir. Eserin konusu tasavvuf düşüncesinin temeli olan, Tanrı’nın kişide belirmesidir. Bu eserde tespit edilen iletişim fiilleri üç grupta incelenmiştir. Duygu Katkısı Olmayan Sözlü İletişim Fiillerinin en çok kullanıldığı (52), Duygu Katkısı Olan Sözlü İletişim Fiillerinden olumsuz duygu katkısı olan fiillerin (10), olumlu duygu katkısı olan fiillere (7) göre daha çok kullanıldığı, duygu katkısı olan sözsüz iletişim fiillerinin (4) en az sayıda kullanıldığı belirlenmiştir. Toplamda yetmiş üç tane iletişim fiilinin kullanıldığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hayvan İsimleri ile Kurulmuş Türk ve Gürcü Atasözlerinde Eşdeğerlikler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22456</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22456</guid>
      <author>Ahmet Bahadır ŞAHİN</author>
      <description>Toplumların yaşayış biçimi, dünya görüşü, tarih boyu edindiği deneyimleri, siyasi ve coğrafi özellikleri, örf, adet, gelenek ve görenekleri hakkında önemli ipuçları barındıran atasözleri, halk biliminin önemli bir parçasıdır. Kafkasya Bölgesinin yüzyıllardır komşuluk ilişkisi içerisinde olan iki kadim milleti, Türkler ve Gürcülerin tarih boyunca birbirlerini ne kadar etkilediğinin ve bu etkileşimin kültürel anlamda oluşturduğu benzerlik ve ayrılıkların tespit edilmesi için başvurulabilecek önemli kaynaklardan biri de iki dilde eş değerlik gösteren atasözlerinin tespit edilmesidir. Kalıplaşmış ifadeler olan atasözlerinde, bilgi, birikim ve tecrübenin aktarımı için insan ve çevresine ait her unsur bulunmaktadır. Tabiatın önemli bir parçası olan hayvanlar ve hayvanlara dair özellikler de bu birikimin mühim bir ögesidir. İnsanlar ulaşım, iletişim, beslenme ve güvenlik gibi sosyal hayatın temelini oluşturan pek çok alanda hayvanlardan istifade etmiştir. Bu durum, insanların günlük hayatta duygu ve düşüncelerini anlatmak için kullandığı dile de yansımış dolayısıyla hayvan isimleri atasözlerinde de dikkat çekici bir sıklıkla kullanıldığı görülmüştür. Bu farkındalıkla, çalışmanın sınırlılığının hayvan isimleri geçen atasözleri olması kararlaştırılmıştır. Çalışmada, Türkçe ve Gürcücede atasözleri ile ilgili yapılan tanımlarla birlikte iki dildeki atasözleri yapısal ve anlamsal bakımdan incelenip benzerlik düzeyine göre tasnif edilerek listelenmiştir. Atasözlerinin tasnif edilmesi ve başlıkların belirlenmesinde, tam eşdeğerlik, kısmi eşdeğerlik ve sıfır eşdeğerlik ölçütlerinden yola çıkılmış ve çalışmanın içeriği göz önünde bulundurularak yorumlama yapılmıştır. Oluşturulan listelerle iki dildeki hayvan isimleri geçen atasözlerinden yola çıkarak kültür alanındaki paydaşlıklar belirlenmeye çalışılmıştır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>17. YÜZYILA AİT ÇOK DİLLİ BİR SÖZLÜK: TERCEME-İ LÛGAT-I HİNDÎ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22769</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22769</guid>
      <author>Ali Kemal ŞAŞ</author>
      <description>Kaşgarlı Mahmut’un büyük eseri Divan-ı Lûgâti’t-Türk’le başlayan Türk sözlükçülüğü zaman içerisinde önemli bir aşama kaydetmiştir. Oldukça geniş bir coğrafyada konuşulan Türkçenin, yöntem ve içerik itibarıyla birbirinden oldukça farklı sözlükleri vücuda getirilmiştir. Türkçe temelli, yani Türkçe kelimeler madde başı yapılarak oluşturulan sözlükler 18. yüzyılın ortalarından itibaren görülmeye başlamıştır. Bu tarihten önce Osmanlı sahasında hazırlanmış sözlükler yabancı bir dili öğretmek maksadıyla yazılmış iki ve çok dilli sözlüklerdir. Bu sözlükler başlangıçta Arapça - Türkçe, Farsça - Türkçe veya Arapça - Farsça - Türkçe şeklinde tertip edilmişti. Zamanla gelişen ve çok kültürlü bir yapıya sahip olan Osmanlı toplumunda, Arapça ve Farsça söz varlığını içeren sözlüklerin yanında, birlikte yaşanan veya kültürel, siyasi ve iktisadi münasebetler kurulan milletlerin dillerini içeren sözlükler de hazırlanmıştır. Bu sözlüklerden biri de 17. yüzyılın ikinci yarısında Hintçe - Farsça - Türkçe şeklinde tertip edilmiş olan Terceme-i Lûgat-ı Hindî’dir. Osmanlı Dönemi’ne ait tek Hintçe - Farsça - Türkçe sözlük olma özelliğini taşıyan Terceme-i Lûgat-ı Hindî, 17. yüzyılın önemli âlimlerinden Hezarfen Hüseyin Efendi tarafından kaleme alınmıştır. 1678’de yazılmaya başlanan eserin müellif hattı bugün için meçhuldür. Eserin bilinen tek nüshası 1806’da istinsah edilmiştir. Arap alfabesindeki sıra esas alınarak hece sisteminde dizilmiş olan eserde toplam 623 Hintçe madde başı kelime ve kelime öbeğinin Farsça ve Türkçe karşılıkları verilmiştir. Bu çalışmada Terceme-i Lûgat-ı Hindî’nin sözlükbilimsel özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİSAYAR DESTEKLİ ÇEVİRİ SÜRECİNDE ÇEVİRMENİN GÖREVİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22802</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22802</guid>
      <author>Ziya TOK</author>
      <description>İletişim ile ilgili teknolojilerin hayatın tüm alanlarında yaygın bir biçimde kullanıldığı günümüzde, çeviri ile ilgili çalışmaların de giderek otomatik hale gelmeye başladığı ve buna bağlı olarak otomatik çeviri alanındaki programların ve yazılımların giderek yaygınlaşmaya başladığı görülmektedir. Bu da insan çevirmen olarak nitelendirilen dil uzmanlarının bu alandaki konumunu bir bakıma olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla, bu durumun hem uzman çevirmenler hem de geleceğin çevirmen adayları olan çeviri bölümü öğrencileri açısından kaygıya yol açmaya başladığı gözlemlenmektedir. Bununla birlikte, bilgisayar yardımıyla yapılan bir çevirinin bir uzman bir çevirmenin yapmış olduğu çeviriyle ne ölçüde kıyaslanabileceği hala önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ayrıca çeviri teknolojilerinin ilerlemesiyle birlikte çevirmenin çeviri sürecindeki işlevinde kaygıya yol açacak düzeyde bir azalma değil, bu anlamda sadece bazı değişikliklerin ortaya çıktığı söylenebilir. Bu çalışmanın amacı bilgisayar destekli çeviri sürecinde teknolojiye paralel olarak çevirmenin üstlenebileceği rol ve statünün incelenmesidir. Bu doğrultuda öncelikle çeviri teknolojilerine ve otomatik çeviri sürecine kısaca değinilmiştir. Daha sonra çevirmenin çeviri teknolojilerinin gelişiminden önceki rol ve işlevi ele alınmıştır. Ardından, çeviri teknolojilerinin bu konuda yol açtığı bazı değişikliklere değinilerek bu kapsamda çevirmenin üstlenebileceği görev ve işlevler incelenmiştir. Son olarak, özellikle çeviri bölümü öğrencilerinin çeviri sektörüne bakışında çeviri teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin nasıl bir etkiye sahip olduğu konusunda birtakım değerlendirmelere yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1880-1895 Yılları Arasında Yayımlanmış Şiir Kitaplarından Hareketle Ara Nesil Şiirini Anlamak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22701</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22701</guid>
      <author>Taner TURAN</author>
      <description>1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesinden bir süre sonra yenilik sesleri hayatın hemen hemen her alanında yankı bulmuş ve en nihayetinde 1859 yılı ve sonrasında çok daha kuvvetli adımlarla Türk edebiyatına da sirayet etmiştir. Bu bağlamda yeniliğe kapılarını ilk aralayan ve ilk yenileştirilen tür şiir olmuştur. Ancak 1859 yılında başlayan yenilikçi anlayış, 1879 yılından sonra başka bir noktaya evrilmiş ve özellikle Recaizâde Mahmud Ekrem ve Abdülhak Hâmid’in ellerinde oluşan yeni ve ferdiyetçi bir edebiyat hasıl olmuştur. Recaizâde Mahmud Ekrem daha çok şiir hakkındaki görüşleriyle kendisinden sonra gelenleri etkilerken Abdülhak Hâmid ise bizzat şiirde yaptığı yeniliklerle kendisinden sonrakileri etkilemiştir. Ancak bu iki ismin yanına Muallim Naci’yi eklememek haksızlık olur. Çünkü bu saydığımız üç isim bizim asıl konumuz olan Ara Nesil şairlerini derinden etkilemişlerdir. Bu isimlerden etkilenen şairler, kimi zaman bu isimlerin şiirlerine nazireler yazmış kimi zaman da bu isimlerin şiir dünyalarına bağlı kalarak kendi şiir evrenlerini yaratmaya çalışmışlardır. İşte bu çalışma dahilinde kimi kaynaklar tarafından ihmal edilmiş bir dönem, yani 1880-1895 yılları arasında Türk şiirinin gelişim süreci ele alınacaktır. Bu yapılırken öncelikle bu döneme kimler tarafından ve neden Ara Nesil denildiği ve Ara Nesil şairlerinin kim olduğu üzerinde durulacaktır. Hemen ardından ise yayımlanmış olan şiir kitaplarından hareketle dönemin şair ve şiir anlayışı ortaya koyulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİLLİ ŞAİR OLARAK BİLİNEN MEHMET AKİF ERSOY’UN SEÇME ESERLERİNDE MİLLİYETÇİLİĞİ YENİDEN DÜŞÜNMEK</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22858</guid>
      <author>Özlem ULUCAN</author>
      <description>Osmanlı Devleti’nin son yılları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminin sosyokültürel gerçeklerinin yansıtan ve “milli şair” olarak bilinen Mehmet Akif Ersoy, Türkiye’nin edebiyat alanında en önde gelen isimlerinden biridir. Edebiyattaki eşsiz konumuna rağmen, uluslararası akademik camiada hakkında bilinenler yetersizdir. 20. yüzyılın ilk yıllarında toplumdaki yozlaşmaya şahit olan Akif, vatandaşların bilincini dahili ve harici düşmanlara karşı uyanık tutma mücadelesi verirken İttihad-ı İslama ve toplumdaki cehaleti ortadan kaldırmaya dikkat çeker. Hayatı ve eserleri incelendiğinde, “milli ya da millyetçi” olarak bilinen şairin, millyetçilik anlayışının, geniş yelpazeli milliyetçilik tanımlarından biraz farklı olduğu görülmektedir. Temelde milliyetçilik için üç farklı yaklaşımdan söz edilebilir; birincisi etnik kökeni temel alan primordializm; ikincisi milliyet ve milliyetçilik kavramlarının son iki yüz yılda ortaya çıkmış olduğunu ileri süren modernist görüş; üçüncüsü ise ulusların modernliğini reddeden ve geçmişe yönelik efsanelerin, sembollerin ve törelerin günümüz uluslarını derinden etkilediğini öne süren etnik sembolizmdir. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, “milli şair” olarak Mehmet Akif’in milliyetçiliği hangi kategoride değerlendirilebilir? Asıl üzerinde durduğu nokta etnik kimlik mi, milliyetçiliğin modernliği mi, etnik sembolizm mi? Bu çalışmanın amacı bazı eserlerinden yola çıkarak, Mehmet Akif Ersoy’un milletçiliğini tartışmak ve bu bağlamda şairin, daha çok kan bağı, vatan toprağı, miras ve kültür gibi öğeleri ön planda tutan çeşitli milliyet tanımları arasındaki yerini saptamaya çalışmaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÖKTÜRK YAZISINA AİT SEMBOLLERİN TÜRKÇE KAVRAM VE EYLEMLERLE EŞLEŞTİRİLMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22556</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22556</guid>
      <author>Osman UYANIK</author>
      <description>Batılılar, Köktürk yazısından ilk kez 1675 yılında bahsetmiştir. Ancak Bu yazıların Türklere ait olduğunu düşünmedikleri için yazılar uzun yıllar boyunca okunamamıştır. Moğolistan’da 1889 yılında Köl Tigin ve Bilge Kağan’a ait abideler bulununca bu yazının Türklere ait olduğu anlaşılmış ve dört yıl içerisinde alfabe çözülmüştür. Bu alfabe ile yazılan metinler, Türkçe olarak okunmasına rağmen batılı bilim adamlarının çoğu, alfabenin Türklere ait olmadığını düşünmüştür. Bazı bilim adamları ise alfabenin Türk icadı olduğu görüşünü savunmuştur. Bu çalışma Köktürk yazısının Türk icadı olduğu fikrini desteklemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaca hizmet için önce bilinen ilk alfabelerin oluşum tarzları incelenmiş ve Köktürk yazısının da aynı süreci takip ederek oluştuğu açıklanmıştır. Köktürk yazısındaki bazı şekillerin Türkçe nesne veya eylemlerin resmiyle örtüştüğü görülmektedir. Bu durum, alfabenin Türkler tarafından icat edildiği fikrine destek olmaktadır. Bu çalışmada bugüne kadar Türkçe bazı nesne adlarına ve Türkçe eylemlere benzetilen bazı şekiller (iç, çi / ok, uk, ko, ku / es, se vb.) hakkında destekleyici yeni görüşler eklenecektir. Böylelikle bu alfabenin Türklere ait olduğu fikri desteklenmeye çalışılacaktır. Ayrıca ünlüleri ve ök, ük, kö, kü / ak, ka / ve benzeri heceleri karşılayan şekiller, ilk kez Türkçe bir kavram veya eyleme bağlanarak açıklanıp Türkçe kelimelerle izahı sağlanacaktır. Çalışma, yazıtlarda kullanılan sembollerin Türkçe kavram ve eylemlerle açıklanmasına yeni deliller sunmaktadır. Çalışma bu yönü ile Köktürk yazısının Türk icadı olduğu görüşünü desteklemesi açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe ve Arnavutça Ad durum Sistemlerinin Anlambilim Açısından Karşılaştırmalı Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22378</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22378</guid>
      <author>Zeqije XHAFÇEAbdulla Rexhepi</author>
      <description>Sözcükler, çoğu kez cümlenin yapım öğeleri ya da anlamdan tecrit edilmiş bir sözlük birimi olarak tanımlanır. Anlambilimin başlıca işi, anlamın bir dilin içinde kodlandırılması yöntemini incelemektir. Anlambilimin ele aldığı dil düzeyleri, sözcük altı düzeyi ve sözcük üstü düzeyleridir (Widowson). Kısacası, biçimbirimlerin de anlamını ele almaktadır. Bu şekilde, bağlı biçimbirimleri de inceleme kapsamında almaktadır. Ad çekimi ekleri bu türden bir inceleme konusu ve belki de yüzde yüz açık ve net sınırlaması olmayan çok karışık ve soyut bir dil aracı olarak çeşitli teori çerçeveleri kapsamında ele alınmıştır. Iki dilin ad çekimi sisteminin karşılaştırmalı incelemesi her iki dilin arasındaki fark ve benzerliklerin tespitinden yola çıkarak bu konu hakkında daha net bir fikir oluşturma imkanını sunar. Bu çalışmada, iki dilin ad durum sistemlerini anlambilim düzleminde açıklamasını yapmak için Orhan Pamuk’un ‘Benim Adım Kırmızı’ adlı romanı ve Arnavutça çevirisini kullanacağız. Dil normlarını incelemek için uygun bir platform olarak gördüğümüzden bu romanı seçtik. Elde edeceğimiz kuantitatif bilgilere dayanarak hal eklerinin iki dilde durum eklerinin kullanım, anlam rolü, sözdizimsel fonksiyon ad durum yükleme araçlarının benzerlik ve farklarının frekansını ölçeceğiz ve alternatiflerini de gözlemleyeceğiz. Türkçe ad durumu ekleri Arnavutçaya çevirilirken yapılan dil seçimleri hangileridir? Türkçe ad durum eklerinin çeviri sırasında işlevlerinin değişip değişmediği gibi soru ve konulara değinilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“el-YÂSEMÎN” İSİMLİ ARAPÇA EĞİTİM SETİNİN DİLBİLGİSİ ÖĞRETİM YÖNTEMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22917</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22917</guid>
      <author>Hacı YILMAZ</author>
      <description>Bu çalışmada, 2017 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nde basılan ve bir öğrenci kitabı bir alıştırma kitabı olmak üzere iki kitaptan oluşan “el-Yâsemîn” isimli Arapça öğretim setinin dilbilgisi konularını ve konuları işleme metodu üzerinde durulmuştur. Set, ilk defa Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Arapça Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı’nın hazırlık sınıfında, 2018-2019 öğretim yılında okutulmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı, adı geçen setteki dilbilgisi öğretim yöntemini ortaya koymak suretiyle bundan sonra bu seti okutacak ve okuyacak öğretmenlere ve öğrencilere bu konuda bir fikir vermektir. İnceleme, setin mevcut iki kitabıyla sınırlandırılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, elde edilen veriler toplanarak analize edilmiştir. Sonuç olarak, “el-Yâsemîn” Arapça öğretim seti genel olarak dilbilgisi konuları ve konuları ele alışının ve kullandığı yöntemin başarılı olduğu görülmüştür. Özellikle setin sarmal öğrenme yaklaşımını etkili bir şekilde kullanması dikkat çekmektedir. Setin iletişimsel bir metot benimsemesi dilbilgisi konularını işleyişine de yansımakta ve güncel örnekler vererek kelimelerin akılda kalmasını sağlamaktadır. Konuların tam olarak bitmesi ve anlaşılması setin bütün aşamalarının bitmesiyle mümkün olacağından bazı konuları kavramak için setin düzeylerinin tamamının bitmesi beklenmelidir. Çünkü setin hazırlanmasında, özelden genele ya da olaylardan yasalara geçiş şeklindeki akıl yürütmek anlamına gelen tümevarım yöntemi benimsenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


