






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies-Economics,Finance,Politics, Yıl 2026 Sayı Volume 21 Issue 2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=4141</link>
    <description>Turkish Studies-Economics,Finance,Politics</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Toplumsal Refahın Güçlendirilmesinde Sosyal Yardım ve Sosyal Hizmet Politikalarının Etkileşimsel Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88455</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88455</guid>
      <author>Murat ALTUNTAŞ</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Sosyal yardım ve sosyal hizmet politikalarının toplumsal refahın güçlendirilmesindeki etkileşimsel rolünü inceleyen bu çalışma, refah devletinin çok boyutlu yapısını bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmektedir. Araştırma, sosyal yardım politikalarının bireylerin ekonomik güvenceye erişimini sağlayarak yoksulluk ve sosyal dışlanma risklerini azaltmada temel bir rol oynadığını; sosyal hizmet politikalarının ise bu ekonomik güvenceyi psiko-sosyal destek, toplumsal katılım ve bireysel işlevsellik boyutlarıyla tamamladığını ortaya koymaktadır. Böylece, iki politika alanı arasındaki etkileşim, bireylerin yalnızca ekonomik değil, sosyal ve psikolojik yönden de güçlenmesini mümkün kılmakta; bu durum toplumsal dayanışma, sosyal uyum ve refahın sürdürülebilirliği açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin kurumsal düzeyde bütünleştirilmesi, toplumsal refahın kalıcı biçimde güçlendirilmesi için stratejik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Kurumsal entegrasyon, kaynakların etkin kullanımını, hizmetlerin erişilebilirliğini ve politika hedeflerinin daha bütüncül biçimde gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Eşgüdümlü uygulama anlayışı ise sosyal yardımın sağladığı ekonomik güvence ile sosyal hizmetlerin sunduğu psiko-sosyal desteği birleştirerek, bireysel refahın toplumsal refaha dönüşmesini kolaylaştırmaktadır. Bu işbirlikçi yapı, sosyal adaletin sağlanması, fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir dayanışma kültürünün inşası açısından merkezi bir işlev üstlenmektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Sosyal yardım ve sosyal hizmet politikalarının etkileşimsel biçimde yürütülmesi, modern sosyal politika anlayışının etik, katılımcı ve insan odaklı ilkeleriyle uyumlu bir yapıyı temsil etmektedir. Bu iki politika alanının eşgüdümlü uygulanması, toplumsal refahın ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarının dengeli biçimde gelişmesine katkı sağlamakta; bireylerin yaşam kalitesini artırırken toplumsal eşitsizlikleri azaltmaktadır. Bu çerçevede, sosyal politika tasarımında sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin bütünleşik bir sistem dâhilinde ele alınması, yalnızca bireysel refahın değil, aynı zamanda toplumsal adaletin ve sürdürülebilir sosyal bütünleşmenin sağlanması açısından da stratejik bir öncelik taşımaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geleceğin İş Gücünde Yumuşak Beceriler: Küresel Öngörüler ve Türkiye’deki Çevrim İçi İş İlanları Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89873</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89873</guid>
      <author>Emine ATALAYNermin ATIM ,Ercan ÇİÇEK </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, küresel raporlarda geleceğin iş gücü için kritik görülen yumuşak becerilerin Türkiye’de yayımlanan çevrim içi beyaz yaka iş ilanlarında nasıl karşılık bulduğunu incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Dünya Ekonomik Forumu, OECD, McKinsey, Deloitte ve LinkedIn tarafından 2025 yılında yayımlanan raporlar içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiş; kurumlar arasında ortak biçimde vurgulanan yumuşak beceriler belirlenmiştir. İkinci aşamada, Kariyer.net platformunda farklı sektörlerde yayımlanan uzman ve yönetici düzeyindeki toplam 467 beyaz yaka iş ilanı sistematik olarak analiz edilmiştir. İnceleme sürecinde, belirlenen yumuşak becerilerin ilan metinlerinde hangi ifadelerle ve ne sıklıkla yer aldığı değerlendirilmiştir. Bulgular, analitik düşünme, problem çözme, iletişim ve takım çalışması gibi becerilerin Türkiye’deki iş ilanlarında yaygın biçimde talep edildiğini göstermektedir. Buna karşılık, küresel raporlarda geleceğin temel yetkinlikleri arasında gösterilen uyum, esneklik, merak ve yaşam boyu öğrenme gibi becerilerin ilanlarda daha sınırlı düzeyde ifade edildiği görülmüştür. Liderlik becerisi ise ağırlıklı olarak yönetici pozisyonlarında öne çıkmaktadır. Ayrıca yumuşak becerilerin ilan metinlerinde hem açık ifadelerle hem de görev ve sorumluluk tanımları üzerinden dolaylı biçimde aktarıldığı belirlenmiştir&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İngiliz Konsolosluk Raporlarına Dayalı Basra Vilayeti'nin Ticari Göstergeleri (1900-1910)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88513</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88513</guid>
      <author>Caner AYDEYER</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Basra şehir ve liman olarak büyük öneme sahiptir. Sahip olduğu liman dolayısıyla tarihin her devrinde ticaretin yoğun olarak yaşandığı bir bölge olma özelliğini korumuştur. Sahip olduğu bu önemden dolayı başta Osmanlı Devleti olmak üzere bölgeye hâkim olmak isteyen diğer devletlerinde radarında her daim yer almıştır. Bundan mütevellit devletler bölge hakkında detaylı verilere sahip olmak için temsilcilerini gerek geçici olarak gerekse kalıcı şekilde Basra’da görevlendirmişlerdir. Bu devletlerde bir tanesi de İngiltere’dir. İngiltere gönderdiği kalıcı konsoloslar aracılığı ile bölgenin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı hakkında detaylı raporlar hazırlatmıştır. Bu raporlarda bölgenin tarım ve ticaret hayatına dair önemli bilgilere yer verilmiştir. Bu çalışmada 1900 yılından başlayıp 1910 yılına kadar geçen sürede Basra bölgesinin tarım ticaret ve sosyal hayatına dair veriler incelenmiştir. İncelenen veriler ışığından bölgenin Ön Asya ve Avrupa arasında önemli bir ticaret köprüsü olduğu anlaşılmıştır. Başta İngiliz gemileri olmak üzere birçok yabancı devletlerin gemileri Basra Limanı’nı yoğun olarak kullanmışlardır. Bu durum ticari hayatın her daim canlı olmasına katkı sağlamıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bölgede sadece ticaret değil tarımda önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple üretilen tarım ürünlerinin yıllara göre üretim kayıtlarına da raporlarda değinilmiştir. Ekim-dikimi yapılan tarım ürünlerinin yıllık değişimleri ve bu ürünlerin hangi ülkelere ne miktarda ihracatının yapıldığı hakkında önemli bilgiler raporlanmıştır. Buna göre bölgede farklı cins ve kalitelerde hurma yetiştirilmiştir. Hurmadan başta arpa, buğday pirinç gibi tarım ürünleri de yetiştirilmiş ve ihracatı yapılmıştır. Bununla birlikte bölgeye yapılan ithalat kalemleri ve bunlarında miktarları çalışmada kendisine yer bulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İkarus Sendromu: İş Yükü Algısı ve İş Tatmini Üzerindeki Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80679</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80679</guid>
      <author>Delal AYDINÖzcan DEMİR  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Öz: &lt;/span&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Tıp profesyonelleri, özellikle doktorlar, yüksek sorumluluk gerektiren, dinamik ve yoğun bir çalışma temposuna sahip bir meslek alanında görev yapmaktadır. Bu süreçte aşırı hırs ve mükemmeliyetçilik gibi psikolojik dinamikler, ikarus sendromunun ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Mitolojik bir hikâyeden esinlenen bu sendrom, aşırı özgüvenin ve sınırların göz ardı edilmesinin kişisel ve mesleki başarısızlıklara yol açabileceğini ifade eder. Bu çalışma, doktorlar arasında ikarus sendromunun belirtilerini, nedenlerini ve iş yükü algısı ile iş tatmini üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Yoğun çalışma temposu ve yüksek beklentilerin tükenmişlik sendromu ve mesleki tatminsizlik gibi olumsuz sonuçlara nasıl katkıda bulunduğu analiz edilerek, bu sendromun önlenmesine yönelik stratejiler tartışılmaktadır. Araştırmada, ikarus (hubris) ölçeği, iş tatmin ölçeği ve iş yükü algısı ölçeği kullanılmış olup; ölçeklerin güvenilirlik analizleri Cronbach's Alpha katsayısı ile değerlendirilmiştir. Tüm ölçeklerin yüksek iç tutarlılığa sahip olduğu görülmüş; İkarus ölçeğinin genel güvenilirlik değeri 0.89 olarak hesaplanırken, alt boyutları olan kendine güven (0.85), risk algısı (0.82), izolasyon (0.80) ve hızlı karar alma (0.78) kabul edilebilir güvenilirlik seviyeleri göstermiştir. İş tatmin ölçeği (0.88) ve iş yükü algısı ölçeği (0.87) de yüksek güvenilirlik değerlerine sahiptir. Korelasyon analizi sonuçları, İkarus (hubris) ölçeği ile iş tatmin ölçeği arasında negatif yönlü orta derecede bir ilişki olduğunu (r = -0.45, p = 0.01) göstermiştir; yani hubris seviyesi arttıkça iş tatminin azaldığı görülmüştür. Öte yandan ikarus ölçeği ile iş yükü algısı ölçeği arasında pozitif yönlü orta derecede bir ilişki (r = 0.52, p = 0.005) bulunmuş, hubris seviyesi yükseldikçe iş yükü algısı da artmaktadır. İş tatmin ölçeği ile iş yükü algısı ölçeği arasında ise güçlü negatif yönlü bir ilişki (r = -0.60, p = 0.001) tespit edilmiştir; iş tatmini arttıkça iş yükü algısının azaldığı görülmüştür. Regresyon analizi sonuçlarına göre, ikarus (hubris) ve iş yükü algısı değişkenleri iş tatmini üzerinde anlamlı bir etkiye sahiptir. Hubris seviyesinin artması, iş tatminini negatif yönde etkilemektedir (&amp;beta; = -0.40, p = 0.001). Benzer şekilde iş yükü algısı da iş tatmini üzerinde negatif bir etki göstermektedir (&amp;beta; = -0.55, p = 0.0001). Öte yandan hubris seviyesi iş yükü algısını artırırken (&amp;beta; = 0.50, p = 0.0001), iş tatmini iş yükü algısını azaltmaktadır (&amp;beta; = -0.60, p = 0.0001). Faktör analizi sonuçları, ikarus ölçeğinin dört temel faktörden (kendine güven, risk algısı, izolasyon, hızlı karar alma) oluştuğunu; iş tatmin ölçeğinin iki faktör (genel iş tatmini, iş keyfi) ve iş yükü algısı ölçeğinin üç faktör (iş yükü yoğunluğu, zaman yönetimi, sorumluluk algısı) çerçevesinde yapılandığını göstermektedir. Araştırma, iş yerinde psikolojik faktörlerin (ikarus sendromu, iş tatmini, iş yükü algısı) birbiriyle ilişkili olduğunu ve bu ilişkilerin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu ortaya koymaktadır. İkarus sendrom seviyesinin yükselmesi iş tatminini düşürürken, iş yükü algısını artırmaktadır. Bu bulgular, çalışanların psikolojik sağlığı ve iş performansı üzerinde etkili faktörleri anlamaya katkı sağlayarak, mesleki refahı artırmaya yönelik stratejiler geliştirilmesine ışık tutmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Sosyal ve beşeri bilimler araştırmaları etik kurulu 21.11.24 tarihli 2024/23 sayılı kararına göre etik kurul onayı alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yenilenebilir Enerji ve Ekolojik Ayak İzi Arasındaki İlişki: G20 Ülkeleri Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88813</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88813</guid>
      <author>Emine Türkan AYVAZ GÜVEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Yenilenebilir enerji tüketimi ile ekolojik ayak izi arasındaki ilişkinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması; enerji, ekoloji ve ekonominin sürdürülebilirliğine hizmet etmektedir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Küresel ısınma ve iklim değişikliği, sera gazı salınımlarından kaynaklanan ve çevresel sürdürülebilirlik açısından ciddi tehdit oluşturan başlıca sorunlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı; karbon ekolojik ayak izinin azaltılmasına yönelik gerçekleştirilen yenilenebilir enerji tüketimindeki ve fosil enerji tüketimindeki değişimin ekolojik ayak izi üzerindeki etkilerini G20 ülkelerine ait 1990-2024 yıllarına ait verilerle Panel Veri Analizi kullanarak incelemektir. Panel Veri Analizi sonuçları, yenilenebilir enerji tüketiminin ekolojik ayak izini pozitif ve anlamlı biçimde desteklediğini, buna karşılık fosil enerji tüketiminin ekolojik ayak izi üzerinde negatif ve sınırlayıcı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum, enerji dönüşüm sürecinde ülkelerin uyguladığı politikaların etkinliğinin sorgulanması gerektiğine ve yenilenebilir kaynakların kullanımında mevcut teknolojik ve yapısal sorunların gözden geçirilmesinin önemine işaret etmektedir. Ayrıca yapılan testler, sabit etkiler modelinin tercih edilmesi gerektiğini ortaya koyarken, Sabit Etkiler Modelinin, otokorelasyon ve birimler arası korelasyon içermesi nedeniyle, Driscoll&amp;ndash;Kraay Modeli tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular; yenilenebilir enerji tüketiminin, ekonomik sistemde ekolojik ayak izini arttırdığını göstermektedir. Bu bulgu, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesinde kritik rol oynamaktadır. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma ayrıca, yenilenebilir enerjinin önemini ortaya koyarak, küresel sürdürülebilir ve koordineli kalkınma politikalarının oluşturulmasına da yardımcı olmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> N11 Ülkelerinde Ekonomik Karmaşıklığın Sürdürülebilir Kalkınma Üzerindeki Etkisinin Analizi: Jeopolitik Risklerin Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82898</guid>
      <author>Melahat BATU AĞIRKAYA Savaş DURMUŞ ,Hikmet AKYOL </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu araştırma 1998-2021 arasını kapsayan dönemde 10 N11 ülkesi için ekonomik karmaşıklığın sürdürülebilir kalkınma ile olan ilişkisini beşerî kalkınma endeksi (HDI) üzerinden ele almıştır. Ekonomik karmaşıklık, ekonomik yapılardaki değişiklikleri açıklamak için çeşitli disiplinlerden bilim insanlarının katkılarını içeren bir alandır. İlk olarak Hidalgo ve Hausmann (2009) tarafından tanıtılan metodolojisi, ihraç edilen ürünlerin üretim sürecine katkıda bulunan yeteneklere odaklanarak üretkenliği ölçmektedir. Solow Büyüme Teorisi ve İçsel Büyüme Teorisi ile olan bağlantıları nedeniyle ekonomik karmaşıklık, belirli sektörlerin potansiyelini analiz etmek için ampirik ve nicel bir çerçeve sunmaktadır. Bu çerçevede jeopolitik risklerin rolü analiz edilmiştir. Eşbütünleşme analizi sonuçları uzun dönemde değişkenlerin eşbütünleşik olduğunu göstermiştir. DOLS, FMOLS, MG ve DOLS-MG tahmincisi sonuçları ekonomik karmaşıklık endeksinin (ECI) beşerî kalkınmayı olumlu etkilediğini göstermiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu bakımdan N11 ülkelerinde katma değeri yüksek ürün ihracatını teşvik edecek &lt;a name="OLE_LINK5"&gt;&lt;/a&gt;makro politikalar, bu ülkelerin beşerî kalkınma politikaları ile yakın bağlantılı olduğundan uzun dönemli sürdürülebilir kalkınma amaçlarını destekleyecektir. Benzer şekilde jeopolitik risklerin ve ekonomik büyümenin beşerî kalkınma üzerindeki etkileri tüm tahmincilerin sonuçlarına göre pozitif çıkmıştır. Bulgular artan jeopolitik risklerin N11 ülkelerinde beşerî sermayenin teşvik edilmesi ve gelişimi açısından fırsatlar sunduğuna işaret etmektedir. Hükümetler açısından büyüme politikalarının en nihai amaçlarından birisini beşerî kalkınma oluşturmaktadır. Analiz sonuçları N11 ülkelerinde kaydedilen ekonomik büyümenin uzun dönemde beşerî sermayenin gelişiminin lehine olduğunu göstermektedir. DOLS ve DOLS-MG tahminci sonuçları fosil yakıt tüketiminin artmasının uzun dönemde beşerî kalkınmayı olumsuz etkilediğine dair kanıtlar sunmaktadır. Bu bakımdan bulgular çevresel açıdan son derece önemli çıkarımlar ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>E-Ticarette Kadın Girişimcilerin Motivasyon Unsurlarının Başarılarına Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88410</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88410</guid>
      <author>Merve COŞKUNYusuf KARACA </author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Girişimcilik kavramının cinsiyet üzerinden farklılaştırılması günümüzde sıklıkla karşımıza çıkmaya devam etmektedir. Kadınların çalışma hayatına atılırken karşılaştıkları zorluklara, üstlendikleri sorumluklara ek olarak girişimcilik kavramına cinsiyet kelimesinin de eklenmesi dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, kadın girişimciliğinin artışına dikkat çekmek, kadınların girişimcilik faaliyetlerine olan katkılarına vurgu yapmak, girişimcilik faaliyetlerini sürdürürken karşılaştıkları problemler ve bunlara yönelik beklentiler incelenmektedir. Bu doğrultuda farklı girişimcilik alanlarında faaliyet gösteren kadın girişimlerden elde edilen veriler kapsamında kadın girişimciliğini motive eden unsurları ortaya koymak ve bunların kadın girişimcilerin başarısına ne gibi katkılarda bulunduğunu ortaya koymak hedeflenmektedir. Nitel araştırma yönteminin uygulandığı bu çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile veriler elde edilmiştir. Kadın girişimcilerden elde edilen veriler transkript edilmiş ve verilerin analizinde MaxQDA PRO yazılımından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, kadın girişimcilerin e-ticarete yönelmesinde ek gelir elde etme, hobilerini ve yeteneklerini işe dönüştürme, evden ve esnek saatlerde çalışma fırsatı ve daha geniş müşteri kitlesine erişim gibi unsurlar sebebiyle e-ticarete yöneldikleri görülmektedir. Bu noktada ise motivasyonlarını etkileyen ve başarıya ulaşmalarını sağlayan unsurlar olarak; aile ve sosyal çevreden gelen maddi-manevi desteklerin, müşteri odaklı stratejik yaklaşımların, inovatif ve yenilikçi bir bakış açısının, kriz durumlarında müşteri memnuniyetine odaklanmanın önemi ön planda tutulmaktadır. Ayrıca, kadın girişimcilerin başarısına etki eden diğer unsurlar olarak;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;başarmaktan korkmamak, gereken noktalarda eğitime öncelik vermek ve piyasa araştırmasına dikkat etmek de öne çıkan kritik noktalar arasında yer almaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İnanç Turizminde Dinî Rehberliğin Pedagojik Dönüşümü ve Sektörel Katkısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90443</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90443</guid>
      <author>Abdullah AKIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Küresel turizm ekosistemi içerisinde dini ve spiritüel amaçlı seyahatler, modern makroekonominin en dirençli, esnek ve yüksek büyüme potansiyeline sahip sektörlerinden birini teşkil etmektedir. Günümüzde inanç veya helal turizmi olarak adlandırılan bu olgu, sadece ibadet odaklı bir yer değiştirmeyi değil, aynı zamanda kültürel mirasın derinlemesine keşfini, estetik arayışını ve kimlik inşasını içeren karmaşık bir sosyo-psikolojik süreci ifade etmektedir. Bu süreçte Türk-İslam sanatı, anıtsal yapılardan geometrik süslemelere kadar uzanan geniş yelpazesiyle destinasyonların küresel rekabet gücünü artıran temel çekim faktörleri olarak işlev görmektedir. Ancak bu eserlerin sunduğu spiritüel değerin sürdürülebilir bir ekonomik katma değere dönüşebilmesi, mirası aktaracak turist rehberlerinin din eğitimi bağlamındaki yetkinliğiyle doğrudan ilişkilidir. İslam sanatının estetik ve sembolik dili ziyaretçide hayranlık uyandırsa da, bu hayranlığın kalıcı bir manevi dönüşüme evrilmesi için mekanın teolojik kodlarını deşifre edebilen profesyonel bir rehberlik metodolojisi zorunludur. Çalışmanın temel amacı, Türk-İslam sanatının estetik ve dini kodlarının, inanç turizmi sektörü ve rehberlik disiplini ekseninde nasıl bir sinerji yarattığını akademik bir düzlemde ortaya koymaktır. İslam sanatının felsefi temelini oluşturan Tevhid ve Tenzih ilkeleri, sanatçıları soyutlamaya yönelterek ilahi bir sonsuzlukla bütünleşme olanağı tanır. Seyyed Hossein Nasr’ın belirttiği üzere İslam sanatı, onu anlama kapasitesine sahip olanlara özgürleştirici bir mesaj sunan manevi bir kanaldır. Modern sinirbilim ve "nöromimari" çalışmaları da, kutsal mekanların insan zihnindeki dönüştürücü etkilerini ampirik olarak kanıtlamaktadır. Kutsal bir mekan deneyimi, beynin çevreyle girdiği çok duyulu bir etkileşim olup; mekanın geometrisi, ışığı ve akustiği doğrudan fizyolojik tepkiler doğurmaktadır. Biyometrik araştırmalar, huşu uyandıran mimarinin kalp atış hızını düşürdüğünü ve beyindeki gama dalgası aktivitesinde artışa yol açtığını göstermektedir. Araştırmanın yöntem kısmında, Türk-İslam sanatının aktarılmasında yüzyıllardır uygulanan "Bilişsel Çıraklık" teorisi ve usta-çırak ilişkisi pedagojik bir model olarak ele alınmıştır. Müşahede, Meşk, Koçluk ve İcazet evrelerinden oluşan bu model, rehberlerin eğitiminde örnek alınması gereken bir matrikstir. Ayrıca Türkiye’deki 262 profesyonel turist rehberi üzerinde gerçekleştirilen ampirik bir çalışmanın verileri kullanılmıştır. Bulgular, rehberlerin mesleki deneyim yılları arttıkça inanç turizmi projelerinde sorumluluk alma eğilimlerinin azaldığını ve çoğunluğunun bu alanda yapılandırılmış bir eğitim almadığını göstermektedir. Mevcut müfredattaki kısıtlı ders saatlerinin derinlemesine bir manevi formasyon sağlamada yetersiz kaldığı saptanmıştır. Sonuç olarak, inanç turizmi rehberliğinin salt tarihsel veri aktarımının ötesine geçerek bir "ziyaretçi kişilik hizmeti" düzeyine yükseltilmesi gerekmektedir. Küresel Müslüman turist pazarı 2030 yılına kadar 245 milyon turiste ulaşacak devasa bir ekonomik hacme sahipken, Türkiye'nin bu potansiyeli kinetik enerjiye çevirmesi için ACES modelinden daha kapsamlı olan RIDA (Sorumlu, Kapsayıcı, Dijital, Güvenceli) çerçevesine uyum sağlaması ve teolojik temelli bir uzmanlaşma modeline geçmesi stratejik bir zorunluluktur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çevre Dostu Yatırımlar ve Yeşil Finansman Literatürünün Kavramsal Haritalanması: 2020–2025 Yılları Arasında Bibliyometrik Bir Analiz </title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87420</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87420</guid>
      <author>Zeynep Gülsüm ÇARBUĞAEsra ATABAY </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, 2020&amp;ndash;2025 yılları arasında çevre dostu yatırımlar ve yeşil finansman alanında üretilen akademik yayınları bibliyometrik analiz yöntemiyle sistematik olarak incelemeyi ve literatürdeki araştırma eğilimlerini, kavramsal yapıların gelişimini ve akademik iş birliklerinin boyutlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, ilgili yayınlar Scopus veri tabanından derlenmiş ve veriler VOSviewer yazılımı aracılığıyla ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Çalışmada, ortak yazarlık ilişkileri ile anahtar kelimelerin birlikte bulunma örüntüleri değerlendirilmiş; ayrıca kullanılan kavramların yıllar içerisindeki değişim dinamikleri incelenmiştir. Analiz bulguları, toplam 2448 yazar arasında Razzaq Asif ve Sharif Arshian’ın hem yayın sayısı hem de iş birliği düzeyi bakımından öne çıkan araştırmacılar olduğunu göstermektedir. Tematik evrim incelendiğinde, 2022’ye kadar lojistik, firma performansı ve yeşil tahviller; 2023 itibarıyla yeşil finansman, yeşil inovasyon ve iklim değişikliği; 2024 ve sonrasında ise belirsizlik, temiz enerji, enerji dönüşümü ve ESG performansı gibi kavramların öne çıktığı tespit edilmiştir. Bulgular, çevre dostu yatırımlar ve yeşil finansman literatüründe gözlemlenen akademik dönüşümü ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Ekonomisinde Karbon Yoğun Sektörler ve Kirlilik Sığınağı Hipotezi:  ARDL Sınır Testi Yaklaşımı (2005-2024)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89486</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89486</guid>
      <author>Şahin ÇETİNKAYAElif ÇAPAR  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışma, Türkiye ekonomisinde karbon yoğunluğu en yüksek olan demir-çelik, çimento, gübre ve petrokimya sektörlerinin 2005-2024 dönemindeki ekonomik gelişimini ve bu sürecin çevresel etkilerini Kirlilik Sığınağı Hipotezi &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Küresel ticaretin serbestleşmesi ve gelişmiş ülkelerdeki çevre politikalarının sıkılaşması, kirli endüstrilerin çevre standartlarının daha esnek olduğu gelişmekte olan ülkelere kaymasına neden olmaktadır. Çalışmada, Türkiye’nin bu süreçteki konumu; sektörel GSYH payı, doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYSY) ve enerji tüketimi gibi temel makroekonomik değişkenler üzerinden incelenmiştir. Metodolojik olarak, değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönemli dinamik ilişkiler, yapısal kırılmaların dikkate alındığı Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif (ARDL) sınır testi yaklaşımı ile test edilmiştir. Elde edilen ampirik bulgular, Türkiye’de incelenen yirmi yıllık dönem zarfında karbon emisyonları ile DYSY girişi ve sektörel büyüme rakamları arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkileşim olduğunu ortaya koymuştur. Uzun dönem katsayıları, DYSY’deki %1’lik bir artışın karbon salımını %0.24 oranında tetiklediğini gösterirken; hata düzeltme mekanizması (-0.75) sistemin dengeye dönüş hızının yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Bu sonuçlar, Türkiye’nin belirli sanayi kollarında kirlilik sığınağı olma riski taşıdığını ve ekonomik büyümenin henüz çevresel bozulmadan mutlak bir şekilde ayrışamadığını (decoupling) belgelemektedir. Özellikle enerji yoğun sektörlerin ihracat kompozisyonundaki ağırlığı, karbon odaklı bir büyüme yapısını sürdürülebilir kılmamaktadır. Sonuç bölümünde, Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi küresel normlara uyum sağlamak adına; düşük karbonlu üretim teknolojilerine geçiş, yenilenebilir enerji yatırımlarının teşviki ve ulusal emisyon ticaret sisteminin etkinleştirilmesi gibi stratejik politika önerileri sunulmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Finansal Okuryazarlığın Değer Temelli İnşasında Din Eğitiminin Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89902</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89902</guid>
      <author>İsmail DEMİR</author>
      <description>Bu çalışma, finansal okuryazarlığın yalnızca bilişsel bir yeterlik değil, bilgi, tutum ve davranış bileşenlerinin bütünleştiği değer temelli bir bilinç alanı olduğunu savunmakta ve din eğitiminin bu bütünleşmedeki rolünü teorik ve ampirik literatür ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın önemi, finansal okuryazarlık tartışmalarını teknik bilgi düzeyinden çıkararak ahlaki gelişim, sorumluluk bilinci ve değer inşası perspektifiyle yeniden konumlandırmasında ve özellikle din eğitimi bağlamında finansal etik üretme kapasitesini sistematik biçimde ele almasında ortaya çıkmaktadır. Araştırma, nitel literatür analizi yöntemiyle finansal okuryazarlık literatürü (OECD, Lusardi, Remund vb.), değer temelli eğitim kuramları (Kohlberg, Rest, Aristoteles) ve İslam düşüncesinde mal, servet ve sorumluluk anlayışına ilişkin klasik ve çağdaş çalışmaları karşılaştırmalı ve bütünleştirici bir yaklaşımla incelemektedir. Bulgular, finansal bilginin tek başına davranış üretmediğini; tutum ve değer katmanı aracılığıyla davranışa dönüştüğünü, din eğitiminin ise adalet, emanet, ölçülülük ve hesap verebilirlik ilkeleri üzerinden ekonomik karar süreçlerini dönüştürebilecek normatif bir çerçeve sunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, bilgi + beceri + değer + sorumluluk boyutlarını entegre eden değer temelli finansal okuryazarlık modelinin, bireysel refah ile toplumsal adalet arasında denge kuran sürdürülebilir bir ekonomik bilinç üretme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Göç ve Vatandaşlık: Avrupa Birliği’nde Vatandaşlığa Erişim Rejiminde Yükselen Ülkeler </title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90208</guid>
      <author>Yahya DEMİRKANOĞLU</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 11.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-no-proof: yes;"&gt;Bu çalışma göçmenler açısından vatandaşlığa erişimin ulus-devlet mantığı ile AB üyeliğinin oluşturduğu yapısal kısıtların gölgesinde kaldığı bir zeminde, bazı AB üyesi ülkelerin puanlarını hangi politikalar ile arttırdığını incelemeyi amaçlamıştır. Araştırma kapsamında 2015 ve 2020 yıllarındaki &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Göçmen Entegrasyon Politikası Endeksi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-no-proof: yes;"&gt; (MIPEX) verileri dikkate alınarak vatandaşlığa erişim puanını en az 10 puan artıran ülkeler (İsveç, İrlanda, Kıbrıs, Malta, Lüksemburg, Finlandiya) analiz edilmiştir. Bu ülkelerin vatandaşlık politikaları, nitel karşılaştırmalı yöntemle analiz edilmiş; vatandaşlık mevzuatı, ikamet şartı, dil yeterliliği, çifte vatandaşlık hakkı gibi kriterler üzerinden incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmada ülkelerin vatandaşlık politikalarının temel belirleyici faktör olduğu kabul edilmekle birlikte dışsal faktörler olarak AB üyeliği ve ülkelerin aldığı göç miktarının da vatandaşlığa erişime etki edebileceği varsayımı göz önünde bulundurulmuştur. EUROSTAT verileri ile her ülkenin verdiği vatandaşlık sayısı ve göç miktarı arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışmada ülkeler sınıflandırılırken önceden belirlenmiş teorik kategoriler yerine, tümevarımcı bir yaklaşım benimsenmiştir. İnceleme sürecinde elde edilen politika bulguları doğrultusunda ülkeler; Kapsayıcı (İrlanda, İsveç), Yatırım Temelli (Kıbrıs, Malta) ve Entegrasyon Temelli (Lüksemburg, Finlandiya) olmak üzere üç model altında gruplandırılmıştır. Sonuç olarak bu ülkeler açısından vatandaşlığa erişimde AB’nin genel bir çerçeve çizdiği, ülkelerin politika belirlemede özerk olduğu ve göçün niceliğinin değil uygulanan politikaların belirleyici olduğu anlaşılmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mevduat Bankalarının Karlılığını Etkileyen Faktörler: Türkiye Örneği (2014-2023)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82539</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82539</guid>
      <author>Gülhan DENİZ</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada, Türkiye'de 2014-2023 döneminde faaliyette bulunan 24 mevduat bankasının Aktif Karlılığını (ROA) etkileyen faktörlerin panel veri analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Bağımsız değişkenler olarak; Sermaye Yeterlilik Oranı, Toplam Krediler / Toplam Aktifler, Likit Aktifler / K. V. Yükümlülükler, Faiz Gelirleri / Toplam Aktifler, Toplam Krediler/Toplam Mevduat, Faiz Dışı Gelirler (Net) / Toplam Aktifler, Faiz Gelirleri / Toplam Gelirler gibi bankaya özgü oranlar kullanılmıştır. Değişkenler belirlenirken literatürde kullanılan oranlar olmasına dikkat edilmiştir. ROA, bankaların varlıklarını ne kadar etkin kullandığını ölçen önemli bir karlılık göstergesidir. Panel veri analizi, yatay kesit ve zaman serisi verilerini birleştiren bir yöntemdir. Analiz sonuçlarına göre; Sermaye Yeterlilik Oranı (%1), Faiz Gelirleri / Top. Aktifler (%1) ve Faiz Dışı Gelirler / Top. Aktifler (%5) değişkenlerinin anlamlı düzeyde Aktif Karlılığını pozitif olarak etkilediği, Toplam Krediler / Toplam Aktifler, Likit Aktifler / K. V. Yükümlülükler ve Faiz Gelirleri / Toplam Gelirler değişkenlerinin Aktif Karlılığı üzerinde anlamlı bir etkilerinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Aktif Karlılığı pozitif yönde en çok etkileyen değişkenin Faiz Dışı Gelirler (Net) / Top. Aktifler olduğu, en az etkileyen değişkenin ise Sermaye Yeterlilik Oranı olduğu tespit edilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Çalışmadan elde edilen bulgular banka paydaşlarına ve politika yapıcılara önemli bilgiler sağlamakta ve finans literatürüne katkı sağlamaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hizmetkâr Liderlik ve Örgütsel Bağlılık İlişkisinde  İşin Anlamlılığının Aracı Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90407</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90407</guid>
      <author>Gökmen DURMUŞ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Günümüz iş dünyasında çalışanların maruz kaldığı stres düzeyi yükselmekte bu da işten kopma, örgütsel bağlılığın zayıflaması ve yeni iş arayışlarına yönelimin artması gibi çeşitli bireysel ve kurumsal olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Bu durum, insanı merkeze alan pozitif liderlik biçimlerinin ve psikolojik süreçlerin daha yakından incelenmesini gerekli kılmaktadır. Mevcut çalışma, hizmetkâr liderliğin örgütsel bağlılık üzerindeki etkisini ve bu ilişkide işin anlamlılığının aracı rolünü incelemektedir. Araştırma, Türkiye’de kamu ve özel sektörde çalışan 484 katılımcıdan anket yöntemiyle toplanan verilere dayanmaktadır. Değişkenler arasındaki ilişkiler, geçerliliği ve güvenirliği kabul görmüş ölçekler aracılığıyla ölçülmüştür. Veriler regresyon ve bootstrap temelli aracılık analizleri kullanılarak test edilmiştir. Bulgular, hizmetkâr liderliğin örgütsel bağlılığı olumlu yönde ve anlamlı biçimde etkilediğini göstermektedir. Ayrıca hizmetkâr liderliğin işin anlamlılığını artırdığı, işin anlamlılığının da örgütsel bağlılığı pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Aracılık analizi sonuçları, işin anlamlılığının hizmetkâr liderlik ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide kısmi aracı rol oynadığını ortaya koymuştur. Ulaşılan sonuçlar, hizmetkâr liderliğin çalışanları yönetim anlamında desteklemelerinin ötesinde onlara yaptıkları işi daha değerli bulmalarını sağlayarak çalıştıkları kuruma yönelik bağlılıklarını pekiştirdiğini göstermektedir. Bunun yanında demografik bulgular, farklılıkların tüm değişkenlerde benzer etki yaratmadığını; işin anlamlılığı algısının ise özellikle yaşa ve mevcut işyerinde çalışma süresine göre anlamlı biçimde değiştiğini göstermiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu yönüyle araştırma, ilgili literatüre Türkiye bağlamında ampirik katkı sunmaktadır. Dahası çalışan odaklı liderlik anlayışının örgütsel sonuçlarını görünür kılmakta, politika yapıcıları ve uygulayıcıları için işin anlamını vurgulayan yönetim faaliyetlerinin önemine işaret etmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Girişimcilik Faaliyetleri ile FinTech Gelişmeleri Arasındaki Etkileşim: Türkiye Örneği </title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86946</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86946</guid>
      <author>Nazik ERDAL AKYÜZ</author>
      <description>Bu çalışmada Türkiye’de girişimcilik faaliyetleri ile FinTech arasındaki etkileşimin tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada 2015&amp;ndash;2024 dönemine ait aylık veriler kullanılmış olup, bu veriler TOBB, TCMB, BDDK, TÜİK, Dünya Bankası ve OECD gibi kurumsal ve güvenilir kurumsal kaynaklardan derlenmiştir. Analiz sürecinde VAR modeli uygulanmış; uzun dönemli ilişkilerin incelenmesi için Johansen eşbütünleşme testi, kısa vadeli dinamiklerin değerlendirilmesi amacıyla VECM ve nedensellik bağlarının ortaya konulması için Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, girişimcilik faaliyetleri ile FinTech göstergeleri arasında anlamlı ve istikrarlı bir uzun dönemli denge ilişkisi bulunduğunu ve kısa vadeli çift yönlü nedensellik bağlarının girişimciliğin yönünü belirlediğini göstermektedir. Johansen eşbütünleşme testi değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkiyi doğrularken, VECM analizleri girişimcilik faaliyetlerindeki değişimlerin kısa vadede ekonomik hareketliliği doğrudan etkilediğini ortaya koymuştur. Granger nedensellik test sonuçları ise girişimcilik faaliyetlerinin yeni kurulan şirket sayısı ve dijital ödemeler üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ve dijital ödemeler ile FinTech şirketleri arasında çift yönlü bir etkileşim bulunduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular, Türkiye’de girişimcilik ile FinTech arasındaki ilişkinin güçlü, çok boyutlu ve dinamik olduğunu ve ekosistemin dönüşümünde stratejik bir öneme sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Milliyetçiliğin Kurumsal İnşası: Türk Ocakları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88624</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88624</guid>
      <author>Sıla SABANCILAR ERENElif Seda GÜRBÜZ </author>
      <description>&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt; Bireye kimlik kazandıran, ortak bir tarih ve kader birliğini ifade eden milliyetçilik, modern dünyanın şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında milliyetçilik kurucu unsurdur. Türk milliyetçiliği, Osmanlı Devleti döneminde Türkçülükle ifade edilmiş ve bu dönemin aydınlarının etkisiyle şekillenmiştir. Türkçülük, modernleşmeden yana tavır almış ve çok kapsamlı bir akademik birikimi temsil etmiştir. Türkçülüğün fiili temsilcisi ise 1912’de kurulan Türk Ocakları’dır. Türk Ocakları Milli Mücadele döneminde de Türk milliyetçiliğinin temsilcilerindendir. Bu dönemde Türk Ocakları tam bağımsızlığı savunmuş, mitinglerle ve basın aracılığıyla halkın örgütlenmesini sağlamış ve pek çok üyesi cephede aktif rol üstlenmiştir. Cumhuriyetin kuruluş ve kurumsallaşma sürecinde de Türk Ocakları, Türk milliyetçiliğinin temsilcileri arasındadır. Türk Ocakları 1912’den 1931 yılına kadar geçen sürede Türk milliyetçiliğinin kuramsal temellerini oluşturmuştur. Türk tarihini, dilini ve kültürünü bilimsel bir perspektifle ele alan Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi aydınlar, cumhuriyetle birlikte bu araştırmaların kurumlar aracılığıyla sürdürülmesinde etkili olmuşlardır. Dil, tarih ve kültür çalışmaları Türk modernleşmesine de temel oluşturmuştur. Türk Ocakları’nın milliyetçi pratikleri arasında yer alan kadınları pek çok alanda eşitleyen yaklaşım, benzer biçimde Türk modernleşmesinde herkesin eşit vatandaşlık hakkına sahip olmasıyla sürdürülmüştür. Diğer yandan Türk Ocakları’nın modernleşmeci ve ilerici eğilimi, cumhuriyet dönemi Türk modernleşmesine ve inkılaplara fiilen verilen destekle uzlaşmaktadır. Bu makalede, Türk Ocakları’nın hangi bağlamlarda Türk milliyetçiliğinin inşa sürecinde etkisi olduğu tartışılacaktır. Makalede Türk milliyetçiliği tarihsel bir perspektifle ele alınacaktır. Türk milliyetçiliğinin teorisyenlerinin görüşleri ile şekillenen literatürde, Türk milliyetçiliğinin özü değerlendirilecektir. Makalenin özgün yönünü Türk Ocakları’nın milliyetçi pratiklerini araştırması ve bu pratiklerin cumhuriyetle nasıl bağ kurduğunu siyasal açıdan tartışması oluşturmaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tanınmayan Devletlerde Yerel Yönetim Kapasitesi: Transdinyester Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89363</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89363</guid>
      <author>Yasin Can GÖNÜLTAŞ</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Çalışma, uluslararası alanda tanınmayan devletlerde yerel yönetim kapasitesinin meşruiyet üretimindeki rolünü Transdinyester örneği üzerinden incelemektedir. Araştırma, yerel yönetimlerin yalnızca hizmet sağlayıcı kurumlar değil, aynı zamanda siyasal aidiyetin ve toplumsal istikrarın inşasında temel aktörler olduğunu ortaya koymakla birlikte, Transdinyester’de anayasal düzeyde öngörülen yerel özerk yönetim anlayışının, fiiliyatta merkezi kontrol ve siyasal sadakat ilişkileriyle sınırlandırılmakta olduğunu göstermektedir. Yerel yöneticilerin görevden alınabilirliği ve mali kaynakların dış aktörlere, özellikle Rusya ve bölgesel ekonomik elitlere bağımlı olması, kendi anayasalarında ikrar ettikleri özerklik kapasitesini ironik bir biçimde zayıflatmaktadır. Bununla birlikte, belediyelerin altyapı ve sosyal hizmet sunumundaki sürekliliği, iç meşruiyetin sürdürülmesine katkı sağlamaktadır. Bunun yanında Transdinyester’de yerel yönetimler, demokratik temsil ve hesap verebilirlikten ziyade, belirli ekonomik ve siyasi çıkar gruplarının etkisi altında şekillendiği görülmüştür. Seçimler rekabetçi bir ortamda değil, tek merkezli bir yapı içerisinde yürütülmekte; yerel yöneticilerin konumları çoğu zaman bu güç ağlarıyla olan bağlarına bağlıdır. Merkez-yerel ilişkisi ise kurumsal denge ve iş birliğinden çok, mali bağımlılıklar ve patronaj ilişkileri üzerinden işlemektedir. Yerel yönetimler özerk birer kamu aktörü olmaktan ziyade, merkezi otoritenin ve bölgedeki ekonomik elitlerin alt birimleri gibi hareket etmekte, bu durum da yerel demokrasiyi zayıflatmaktadır. Özet olarak çalışma, tanınmayan devletlerde yerel yönetim kapasitesinin, yönetsel istikrarın sağlanması kadar, fiili egemenliğin toplumsal düzeyde meşrulaştırılmasında da stratejik bir araç işlevi görüp görmediğini doküman analizi yöntemiyle incelemeyi amaçlamaktadır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sınır Ötesi Göç Hareketlerinin Güvenlikleştirilmesi: Kolluk Kuvvetlerinin Dijital Çözümleri ve Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88553</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88553</guid>
      <author>Çağrı GÜÇLÜTEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; line-height: 200%;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 200%; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Bu çalışma, göçün güvenlikleştirilme sürecini ve kolluk kuvvetleri tarafından bu bağlamda hayata geçirilen dijital çözümlerin etkisini kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Tarihsel olarak göç, bireylerin çeşitli nedenlerle gerçekleştirdiği bir yer değiştirme hareketi olarak görülmüştür; ancak günümüzde, güvenlik kaygılarıyla derinden iç içe geçmiş bir fenomen haline gelmiştir. Savaşlar, iç çatışmalar, insan hakları ihlalleri ve doğal afetler gibi küresel zorluklar, kitlesel göç dalgalarını tetiklemiş ve bu durum, varış ülkelerinde meselenin öncelikle bir güvenlik sorunu olarak algılanmasına yol açmıştır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; line-height: 200%;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 200%; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Buna paralel olarak, sınır ötesi göç hareketlerinin giderek artan biçimde bir güvenlik meselesi haline getirilmesi, devletlerin göçe bakışını şekillendirmiş ve onları bu olguyu temel bir güvenlik sorunu olarak çerçevelemeye yönlendirmiştir. Göç ile güvenlik meseleleri arasında kurulan bu bağ, esasen devletlerin ulusal güvenlik çıkarlarını koruma ve sınırlarını kontrol altında tutma çabaları tarafından şekillendirilmektedir. Bu doğrultuda, göç hareketlerinin düzenlenmesi ve yönetimi, devletlerin güvenlik stratejilerinin ayrılmaz ve hayati bir bileşenini oluşturmaktadır. Bu araştırmada, konuya ilişkin birincil ve ikincil kaynakların detaylı bir incelemesini yapmak için içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma aynı zamanda, dijital teknolojilerin kolluk kuvvetlerinin bu süreci yönetimindeki rolünü derinlemesine incelemekte; veri analitiği, yapay zeka, yüz tanıma sistemleri ve drone teknolojilerinin, göç akışlarının izlenmesine ve olası güvenlik tehditlerinin önceden tespit edilmesine sağladığı katkıları mercek altına almaktadır. Bunlara ek olarak, söz konusu dijital araçların, göçmenlerin temel haklarının ve güvenliklerinin gözetilmesinde oynadığı kritik rol de analiz edilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> Muhasebe Sistemlerinin Tarihsel Gelişimi Işığında Mali Tablo Evrimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78818</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78818</guid>
      <author>Savaş GÜLAÇTIZülkif YALÇIN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt; font-family: 'Cambria',serif; mso-ascii-theme-font: major-latin; mso-hansi-theme-font: major-latin; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"&gt;Muhasebenin doğuşu, iktisadi işlemlerin yanı sıra günlük yaşamın gereksinimlerine yanıt vermesi ve çeşitli değişkenlere bağlı olarak gerçekleşmiştir. Genel anlamda muhasebenin doğuşunu ve gelişmesini etkileyen ana faktörler ticaret, hukuk, din, devlet, bilim ve teknoloji gibi unsurlar olmuştur. Çalışmamızda muhasebenin tarihsel evrimini ve bu evrim neticesinde muhasebe sistemlerinin nasıl ortaya çıktığına değinilecektir. Muhasebe sistemleri; işletmelerin mali işlemlerini kaydetmek esasına dayanarak, takip etmek ve bunları raporlamak için kullanılan yöntemlerdir. Muhasebenin doğuşunun M.Ö. yıllara dayanıyor olması kapsamının ne kadar geniş olduğunu ve oluşum evrelerinde yaşanmış olan değişimlerin günümüz muhasebe sistemlerine nasıl yansımış olduğu sorusunu beraberinde getirmektedir. Muhasebenin temelini oluşturan hesap ve hesap tutma kavramının muhasebeleşme evresi tümevarım şeklinde gerçekleşmiştir. İlk olarak ele aldığımız hesapların ortaya çıkış evresi sonrasında bu hesapların tutulduğu defterlerin nasıl oluştuğudur. Bunların ışığında defterlerin sonuç tabloları olan mali tabloların doğuşunu, nelere dayandığını, bu tabloların neler olduğunu ve tarihsel evriminin günümüze nasıl yansıdığı incelenmiştir. Mali tablolarla birlikte muhasebede tartışma konusu olan maliyet muhasebesi ve genel muhasebenin birbirinden ayrılması noktasında birci ve ikici muhasebe sistemi de çalışmamızın konusunu oluşturmuştur. Çalışmamız muhasebenin tarihini inceleyip, tarihi kaynakları ve bu alanda önem arz eden nitelikli çalışmaları ele alıp inceleme sağladığından önem arz ettiği düşünülmektedir. Muhasebe ile alakalı tarih sayfalarında yer alan önemli bilgileri içerdiğinden diğer çalışmalara kaynak olma niteliği taşımaktadır. Bu çalışma muhasebenin tarihsel gelişimi içerisinde mali tabloların evriminin incelenmesini sağlayarak günümüz mali tabloları ile karşılaştırmaktadır. Çalışmamızın yöntemi olan sistematik literatür taraması halihazırda bulunan çalışmaların incelenmesi neticesinde sonuç ve elde edilen bulguların değerlendirilerek sentezlenmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızın muhasebe literatürüne ve muhasebe bilimine katkı sağlaması hedeflenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Merkez–Çevre ve Güçlü Devlet Tezlerinin Ötesinde: Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de Devletin Yapısal Dönüşümü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88779</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88779</guid>
      <author>Sabır GÜLER SEVLİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; letter-spacing: -.05pt; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Öz&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; letter-spacing: -.05pt; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, küreselleşme sürecinde Türkiye’de devletin geçirdiği dönüşümü, hiper-küreselci, şüpheci ve dönüşümcü yaklaşımlar çerçevesinde karşılaştırmalı ve eleştirel bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma kapsamında kuramsal literatür analizi yöntemiyle yürütülmüş; devletin ekonomi, güvenlik ve yönetişim alanlarındaki yapısal ve işlevsel dönüşümü tarihsel Türk devlet geleneği ile ilişkisi içinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, Türkiye’de devletin küresel piyasa normlarına bütünüyle tabi olan edilgen bir yapıya dönüşmediğini, aksine ekonomik alanda uyum sağlayan, ancak stratejik sektörlerde düzenleyici ve yönlendirici kapasitesini koruyan esnek bir kurumsal yapı geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Güvenlik ve dış politika alanında merkezi karar alma mekanizmalarının sürekliliğini koruduğu, buna karşın çok taraflı uluslararası ilişkiler ve bölgesel etkileşimler yoluyla çok katmanlı bir kapasite üretildiği görülmektedir. Yönetişim alanında ise yerel yönetimler, sivil toplum aktörleri ve dijitalleşme süreçleri, devletin toplumsal aktörlerle müzakere eden ve koordinasyon sağlayan bir yapıya doğru evrildiğine işaret etmektedir. Elde edilen bulgular, klasik “güçlü devlet” ve merkez&amp;ndash;çevre yaklaşımlarının Türkiye’deki güncel dönüşümü açıklamakta yetersiz kaldığını; devletin alanlara göre farklılaşan, çoğul ve dinamik bir dönüşüm süreci içerisinde yeniden yapılandığını göstermektedir. Bu yönüyle makale, Türkiye’de devletin dönüşümünü tekil modeller yerine çoğul kuramsal çerçeveler üzerinden tartışarak küreselleşme literatürüne eleştirel ve bütüncül bir katkı sunmayı hedeflemektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çalışma Sermayesi Yönetimi ve Banka Performansı: Türk Ticari Bankaları Üzerine Panel Veri Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88973</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88973</guid>
      <author>Zekeriya GÜL </author>
      <description>&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bankalar, çağdaş finansal sistemlerde istikrar ve kârlılığı doğrudan etkileyen, sürdürülebilir getiri üretme kapasitesiyle yakından ilişkili temel bir faaliyet alanı olduğu için çalışma sermayesi yönetimine büyük ölçüde bağımlıdır; bu durum bankaların genel performansını da etkilemektedir. Bu doğrultuda, bu çalışma 2015&amp;ndash;2024 döneminde 15 Türk ticari bankasında çalışma sermayesi yönetiminin performans üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bağımlı değişkenler için aktif kârlılığı (ROA) ve özsermaye kârlılığı (ROE) kullanılırken, bağımsız değişkenler olarak cari oran, banka büyüklüğü, kısa vadeli yükümlülüklerin toplam varlıklara oranı (CLTA), kredilerin toplam varlıklara oranı (LTA), dönen varlıkların toplam varlıklara oranı (CATA) ve özsermayenin toplam varlıklara oranı (TETA) modele dâhil edilmiştir. Hausman testi sonuçlarının ROA ve ROE için 0.05’in altında anlamlılık düzeyleri vermesi (ROA modeli: P=0.0123; ROE modeli: P=0.000) nedeniyle analizde sabit etkiler (fixed-effects) panel regresyon modeli tercih edilmiş ve bu bulgu sabit etkiler modelinin veriye daha uygun olduğunu göstermiştir. Ayrıca, tanı testleriyle tespit edilen heteroskedastisite ve yatay kesit bağımlılığı sorunlarını gidermek amacıyla Driscoll&amp;ndash;Kraay standart hataları uygulanmıştır. Araştırma bulguları, banka performansının büyük ölçüde çalışma sermayesi yapısına ve sermayeleşme düzeyine bağlı olduğunu göstermektedir. Driscoll&amp;ndash;Kraay standart hata düzeltmeleri uygulandığında da sonuçlar genel olarak güvenilirliğini korumaktadır. ROA modelinde, cari yükümlülüklerin toplam aktiflere oranı (CLTA) ROA’yı negatif yönde etkilemektedir (katsayı = &amp;minus;0,048, p = 0,048; Driscoll&amp;ndash;Kraay p = 0,032). Toplam özsermayenin toplam aktiflere oranı (TETA) ROA üzerinde pozitif bir etkiye sahiptir (katsayı = 0,211, p = 0,046); ancak Driscoll&amp;ndash;Kraay düzeltmesi altında sınırda bir anlamlılık düzeyine gerilemektedir (p = 0,053). ROE modelinde ise TETA’nın etkisi güçlü ve negatiftir (katsayı = &amp;minus;4,801, p &lt; 0,001; Driscoll&amp;ndash;Kraay p = 0,028). Banka büyüklüğü (BS) pozitif yönde etki göstermekte; bu ilişki sabit etkiler analizinde istatistiksel olarak anlamlı (p = 0,000) iken Driscoll&amp;ndash;Kraay analizinde marjinal düzeyde anlamlılık sergilemektedir (p = 0,056). Kredilerin toplam aktiflere oranı (LTA) ise anlamlılığını kaybetmektedir (p = 0,130). İstatistiksel analiz, likidite konumunu yansıtan göstergeler olan cari oran (CR) ve cari carlıkların toplam aktiflere oranı (CATA) için anlamlı bir sonuç ortaya koymamaktadır&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Cumhuriyetleri’nde Dış Borçların Sürdürülebilirliğinin Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87844</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87844</guid>
      <author>Niyazi GÜMÜŞ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-para-margin-top: 1.2gd; mso-para-margin-right: 0cm; mso-para-margin-bottom: .0001pt; mso-para-margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal; margin: 14.4pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Günümüzde Gelişmekte Olan Ülkelerin (GOÜ) önemli sorunlarından birisi de dış borç sorunudur. Bu ülkelerde tasarrufların yetersizliği ülkeleri yabancı kaynak arayışına sevk etmektedir. Benzer durum Türk Cumhuriyetleri için de geçerlidir. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri ekonomik kalkınmalarını sürdürmek, siyasi bağımsızlığın yanında ekonomik bağımsızlığını da kazanmak için çaba sarf etmektedir. Bağımsızlıklarının ilk yıllarında uluslararası piyasalara uyum sürecinde bocalama devresi geçiren Türk Cumhuriyetleri zamanla küresel sürece entegre olmaya başlamışlardır. Diğer GOÜ gibi onlar da ekonomik kalkınmalarını sağlamak için dış borçlanma yoluna gitmişlerdir. Türk Cumhuriyetleri’nin borçlanmalarında izledikleri politikaların da rolü olmuştur. Bazı devletler kapalı ekonomi politikası izlerken, bazıları da liberal politika izleyerek daha hızlı kalkınma yolunu tercih etmişlerdir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="mso-para-margin-top: 1.2gd; mso-para-margin-right: 0cm; mso-para-margin-bottom: .0001pt; mso-para-margin-left: 0cm; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: normal; margin: 14.4pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Bu çalışmada Türk Cumhuriyetleri’nin dış borçlarının sürdürülebilirliği araştırılmıştır. Dış borçların sürdürülebilirliğinin ölçülmesi için bazı kriterler bulunmaktadır. Ülkeler bu kriterlere ve panel veri analizi sonuçlarına göre değerlendirilerek ülkelerin borçluluk durumu belirlenmeye çalışılmıştır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dış Politika Aracı Olarak Ortak Değerlerin Kamu Diplomasisi Bağlamında Kullanılması Türk Devletleri Teşkilatı Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88162</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88162</guid>
      <author>Serkan GÜNDOĞDUOsman EZBERCİ  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Küresel güç rekabetinin giderek yumuşak güç odaklı bir boyut kazandığı günümüzde, devletler yalnızca geleneksel diplomasi kanallarıyla değil, aynı zamanda toplumsal etkileşim, kültürel paylaşım ve kamuoyu inşası yoluyla dış politika hedeflerine ulaşma çabası içindedir. Bu dönüşüm, diplomatik etkinliğin sınırlarını genişletmiş ve kamu diplomasisini uluslararası ilişkilerin merkezine yerleştirmiştir. Kamu diplomasisi, bu yönüyle, devletlerin algı yönetimi, güven inşası ve kültürel çekicilik yoluyla uluslararası sistemde meşruiyet kazanmalarını sağlayan stratejik bir araç olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, kamu diplomasisinin çağdaş uluslararası ilişkilerde artan önemine dikkat çekerek, ortak kültürel ve tarihsel değerlerin dış politika aracı olarak nasıl işlev gördüğünü Türk Devletleri Teşkilatı örneği üzerinden incelemektedir. Türk dünyasının paylaştığı tarihsel miras, dil birliği ve kültürel yakınlık, teşkilatın kurumsal çerçevesinde bütünleştirici bir unsur olarak öne çıkmakta ve yumuşak gücün etkin kullanımına olanak tanımaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı, bu ortak değerleri kurumsal kimliğinin merkezine yerleştirerek, üye devletler arasında dayanışma ve ortak vizyon inşasını teşvik eden bir platform işlevi üstlenmektedir. Ortak değerlerin yalnızca sembolik değil, aynı zamanda işlevsel ve yönlendirici bir dış politika aracı olarak nasıl kurumsallaştığını ve bu sürecin Türk dünyasında nasıl karşılık bulduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmanın amacı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;, kamu diplomasisi bağlamında ortak değerlerin dış politika aracı olarak nasıl kullanıldığını Türk Devletleri Teşkilatı örneği özelinde incelemektir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;. Yöntem olarak ise nitel araştırma yöntemi temelinde etraflı literatür taraması yapılmış olup Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal yapısı, söylemsel inşası ve üye devletler arası ilişkilerde ortak değerlerin nasıl konumlandırıldığı, içerik analizi ve söylem çözümlemesi yöntemleriyle ele alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Belge analiziyleTürk Devletleri Teşkilatı’nın tüzüğü, zirve bildirileri, strateji belgeleri ve medya açıklamaları sistematik biçimde incelenmiş; böylece örgütün kurumsal kimliğini inşa eden normatif çerçeve, tarihsel ve politik bağlam içinde değerlendirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt; Böylece Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal yapısı, söylemleri ve uygulamaları aracılığıyla kamu diplomasisi ve ortak değerlerin dış politika hedeflerine ulaşmadaki önemi ortaya koyularak, bölgesel örgütlerin bu alandaki rolleri hakkında literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İnsan Hakları Bağlamında Mahpusun Ziyaret Etme ve Edilme Hakkı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87299</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87299</guid>
      <author>Burak KAYA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"&gt;Bu çalışmada Türk vatandaşı mahpusların ceza infaz kurumlarında ziyaret edilebilmeleri ve dış dünyaya ziyaretleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile Türk mevzuatı bağlamında irdelenmesinden oluşmaktadır. Çalışma Türk vatandaşlarıyla sınırlandırılmıştır. Çalışmanın amacı Türk mevzuatından ve mevzuatın uygulanmasından doğan hak ihlallerini ortaya koymak ve insan haklarına uygun önerilerde bulunmaktır. Çalışmada nitel analiz yöntemi kullanılmıştır. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 6., 25., 43., 68., 83., 85., 86., 93. ve 94. maddeleri; Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in 35., 108. ve 114. maddeleri; Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik’in 5., 9., 11., 19/1., 20/1., 22., 23., 26/2., 34., 36., 38., 39. ve 40. maddeleri; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi ve on beş adet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı sistematik olarak yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın giriş bölümünde mahpusun sırf insan olması nedeniyle ziyaret etme ve edilme hakkının olduğu vurgulanmıştır. Ardından ceza infaz kurumlarında mahpusların ziyaret edilebilmesine ve mahpuslarında dış dünyayı ziyaret edebilmesine ilişkin mevzuat Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde düzenlenen özel ve aile hayatına saygı hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bağlamında irdelenmiştir. Elde edilen verilerle mahpusun ziyaret etmesine veya edilmesine ilişkin Türk mevzuatında yapılan usul hataları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre Türk mevzuatındaki eksiklikler, Türk mevzuatında ve Türkiye’deki uygulamalarda insan haklarına aykırılıkların olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak usul hatalarına, Türk mevzuatındaki eksikliklere ve Türkiye’deki uygulamalara yönelik insan hakları bağlamında önerilerde bulunulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şef Profesyonelliğinde Etiğin Rolü: Gastronomi İşletmeciliğinde Nitel Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87666</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87666</guid>
      <author>Osman KESKİNGülseren ÖZALTAŞ SERÇEK </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Yiyecek ve içecek işletmeleri, üretim süreçlerinin karmaşık yapısı ve çok aktörlü etkileşimleri nedeniyle etik kararların en yoğun biçimde sınandığı hizmet alanlarından biridir. Şefler, bu yapıda mutfak operasyonlarını yöneten profesyoneller olarak hem üretim kalitesi hem de işletme içi etik atmosferin korunmasında merkezi bir role sahiptir. Bu çalışma, şef profesyonelliği içinde etiğin konumunu inceleyerek, gastronomi işletmelerinde yaşanan etik dışı olayların türlerini, nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma nitel yöntemle, fenomenolojik desen kapsamında yürütülmüştür. Türkiye’de farklı türdeki yiyecek ve içecek işletmelerinde görev yapan, en az beş yıl deneyime sahip şeflerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Veriler içerik analizi yaklaşımıyla çözümlenmiştir. Bulgular, etik dışı davranışların dört ana kaynaktan beslendiğini göstermektedir: yönetim, personel, müşteri ve tedarikçi. Katılımcılar, yönetsel baskı, maliyet kaygısı, müşteri zorbalığı, personel ihmali ve tedarikçi çıkar ilişkilerinin sektörde sık karşılaşılan etik sorunlar olduğunu belirtmiştir. Çalışma, etik süreçlerin kısa vadede görünür etkiler yaratmasa da uzun vadede işletmeler açısından ekonomik kayıplara, itibar zedelenmesine ve verimlilik düşüşüne neden olduğunu göstermektedir. Etik konusunun profesyonelliğin asli bir boyutu olarak görülmesi ve işletmelerde eğitim, denetim ve karar mekanizmalarına sistematik biçimde entegre edilmesi önerilmektedir. Ayrıca araştırma, etik sistemlerin işletme performansı üzerindeki görünmez etkisini açıklamak üzere “Gizli Etik Etki (Latent Ethics Effect)” kavramını tartışmaya açmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeşil Yıldız Sertifikasına Sahip Konaklama İşletmelerinde Çevresel Sürdürülebilirlik Söylemleri ve Yeşil Aklama Riskleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89869</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89869</guid>
      <author>Doğuş KILIÇARSLANSıdıka Ece YILMAZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Turizm sektöründe çevresel sürdürülebilirlik uygulamalarının görünürlüğü artmakla birlikte, konaklama işletmelerinin bu alandaki kurumsal söylemlerinin dijital platformlara nasıl yansıdığı ve bu söylemlerin uygulama düzeyi açısından ne ölçüde tutarlı olduğu yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma, Türkiye’de Yeşil Yıldız sertifikasına sahip konaklama işletmelerinin çevresel sürdürülebilirliği kurumsal dijital platformlarında, misyon ve vizyon ifadelerinde ve çevresel uygulama söylemlerinde nasıl ele aldığını analiz ederek bu literatür boşluğunu doldurmayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında Antalya, Istanbul, Muğla ve İzmir’de faaliyet gösteren 46 Yeşil Yıldız sertifikalı konaklama işletmesinin resmî web sitelerinden elde edilen veriler, QDA Miner yazılımı kullanılarak nitel ve nicel analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Analiz bulguları, örneklemde yer alan konaklama işletmelerinin yalnızca sekizinin misyon veya vizyon ifadelerinde sürdürülebilirliğe doğrudan atıfta bulunduğunu göstermektedir. Söylem analizi sonucunda çevresel sürdürülebilirlik bağlamında enerji, su, atık, iklim ve biyoçeşitlilik olmak üzere beş temel tema belirlenmiştir. Son aşamada, çevresel sürdürülebilirlik ifadeleri operasyonel ve sembolik söylemler olarak sınıflandırılarak işletmelerin uygulamaya dayalı sürdürülebilirlik düzeyleri ve olası yeşil aklama (greenwashing) riskleri değerlendirilmiştir. Bulgular, iklim ve biyoçeşitlilik temalarında sembolik söylemlerin operasyonel uygulamalara kıyasla daha baskın olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, çevresel sürdürülebilirlik söylemlerinin içerik ve nitelik açısından eleştirel bir değerlendirmesini sunarak sürdürülebilir turizm literatürüne katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda çevresel sertifikasyon sistemlerinin uygulama odaklı biçimde güçlendirilmesine yönelik politika ve yönetsel öneriler sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yaşam Döngüsü Maliyetleme: Sistematik Bir İnceleme ve Bibliyometrik Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88606</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88606</guid>
      <author>Fırat KINALI</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışmanın amacı, yaşam döngüsü maliyetleme (Life Cycle Costing &amp;ndash; LCC) literatürünün akademik alandaki gelişimini, temel eğilimlerini ve araştırma boşluklarını sistematik ve nicel bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Araştırmada, Web of Science veri tabanında 1975&amp;ndash;2025 yılları arasında “life cycle costing” anahtar kelimesiyle indekslenen 1.900 yayın analiz edilmiştir. Çalışma, bibliyografik verilerin WoS platformundan R-Studio ve VOSviewer yazılımlarına aktarılmasıyla gerçekleştirilmiş; atıf ağları, ortak yazarlık ilişkileri, anahtar kelime kümelenmeleri, yıllara göre yayın dağılımları, ülke ve kurum bazlı üretkenlik düzeyleri ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, LCC alanındaki yayın hacminin yıllık ortalama %8,99 oranında artış gösterdiğini ve özellikle 2011 sonrasında kavramın sürdürülebilirlik, döngüsel ekonomi, karbon ayak izi ve sosyal yaşam döngüsü değerlendirmesi gibi çevresel temalarla bütünleşerek daha geniş bir araştırma yelpazesine doğru evrildiğini ortaya koymaktadır. En üretken yazarlar arasında Azapic A., Hong J.-L. ve De Luca A.-I. yer alırken, en fazla yayın yapan ülkelerin İtalya, ABD ve Çin olduğu belirlenmiştir. Atıf analizleri ise Lusardi A., Mitchell O.-S. ve Xiao J.-J. gibi yazarların literatürün kurucu ve yüksek etkili çalışmalarına sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca Shandong University, Swiss Federal Institutes of Technology Domain ve Technical University of Denmark gibi kurumların 2010 sonrası dönemde alana önemli katkılar sunduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışma, yaşam döngüsü maliyetleme literatürünün geleneksel maliyet yönetimi odağından uzaklaşarak sürdürülebilirlik, çevresel etki ve uzun vadeli kaynak yönetimi perspektiflerini kapsayan çok boyutlu bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Bulgular, literatürde sektörel uygulamaların, ESG ile entegrasyonun ve nitel içerik analizlerinin sınırlı kaldığını, bu alanların gelecekteki çalışmalar için önemli fırsatlar sunduğunu ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern Dönem Çin Eğitim Reformları ve Ulusal Politikalarda Yapay Zekâ Odaklı  Dönüşüm Stratejileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88209</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88209</guid>
      <author>Cansu KÖRKEM AKÇAY</author>
      <description>Bu makale, Çin’in ulusal eğitim stratejisinde öngörülen yapısal, dijital ve ideolojik dönüşüm süreçlerini çok katmanlı bir perspektiften incelemektedir. Çalışma, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi ile Devlet Konseyi tarafından yayımlanan “Eğitim Yoluyla Güçlü Bir Ülke İnşa Etme 2024&amp;ndash;2035 Planı” başlıklı politika belgesini temel almaktadır. Söz konusu belge yalnızca bir eğitim politikası metni değil; aynı zamanda Parti-devlet aygıtının eğitimi toplumsal yeniden inşanın, merkezi siyasal kontrolün pekiştirilmesinin ve Çin’e özgü bir modernleşme modelinin küresel ölçekte temsil edilmesinin aracı olarak kurguladığı kapsamlı bir ulusal strateji belgesidir. Çalışma, söylem analizi ve politika dokümanları incelemesine dayalı nitel bir araştırma yaklaşımı benimsemektedir. Araştırma, Xi Jinping’in“Yeni Dönemde Çin Özellikleri Taşıyan Sosyalizm” doktrini çerçevesinde şekillenen ideolojik yönelimin, müfredat tasarımından ders kitaplarının içeriğine, öğretmen yetiştirme mekanizmalarından okul&amp;nbsp;yönetişim yapısına kadar eğitim sisteminin tüm düzeylerine sistematik biçimde entegre edildiğini ortaya koymaktadır. Bu ideolojik bütünleşme, eğitimin toplumsal disiplinin ve ideolojik yeniden üretimin temel aracı olarak konumlandırıldığını göstermektedir. Bununla eşzamanlı olarak Plan, yapay zekâ, büyük veri analitiği, akıllı kampüs ekosistemleri ve bütünleşik dijital platformlar aracılığıyla eğitim alanında kapsamlı bir teknolojik dönüşüm öngörmektedir. Bu bağlamda dijitalleşme, yalnızca pedagojik bir yenilik değil; aynı zamanda yönetsel bir mekanizma olarak işlev görmekte, ölçme-değerlendirme rejimlerini, veri temelli karar alma süreçlerini ve eğitim yönetimini hem mikro hem de makro düzeyde&amp;nbsp;&lt;br&gt;dönüştürmektedir. Dijital altyapının eğitim yönetimi sistemine derinlemesine entegre edilmesi, merkezi koordinasyonu güçlendirirken aynı zamanda gözetim, denetim ve hesap verebilirlik kapasitesini artıran bir “dijital yönetişim” biçimini kurumsallaştırmaktadır. Belge ayrıca, mesleki eğitim, yaşam boyu öğrenme sistemleri ve dijital kapsayıcılık girişimleri aracılığıyla kırsal-kentsel, bölgesel ve sosyo-ekonomik eşitsizlikleri azaltmaya yönelik stratejiler ortaya koymaktadır. Küresel düzlemde ise Plan, “Çin’de Eğitim” markasının uluslararasılaşmasını vurgulamakta; eğitim diplomasisi, akademik hareketlilik ve kültürel etki araçları üzerinden Çin’in yumuşak gücünü artırmayı hedeflemektedir. Bu çerçevede makale, Çin’in 2024&amp;ndash;2035 Ulusal Eğitim Planı’nın salt bir pedagojik reform girişimi olmanın ötesinde, ideolojik yeniden üretim, dijital altyapılar üzerinden disiplinci yönetişim ve küresel eğitim alanında stratejik&amp;nbsp;&lt;br&gt;konumlanma dinamikleriyle karakterize edilen kapsamlı bir ulus-inşa projesini temsil ettiğini ileri sürmektedir. Çalışma, bu yönüyle karşılaştırmalı eğitim politikası, otoriter modernleşme ve dijitalleşmiş eğitim yönetişimi literatürlerine kavramsal ve analitik düzeyde katkı sunmayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ekonomi ve Psikoloji Arasındaki E-Spor: Ortaya Çıkan Temalar ve Araştırma Boşlukları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88574</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88574</guid>
      <author>Mehmet METİNTuğçe METİN  </author>
      <description>eSpor, ekonomik ve psikolojik boyutları birleştiren küresel bir fenomen haline gelmiştir. Sektörün ekonomik kapsamı hızla genişlerken, motivasyon, stres, biliş ve davranış kalıpları gibi psikolojik yönlerine yönelik akademik ilgi de yoğunlaşmıştır. Bu çalışma, 1998 ile 2025 yılları arasında Web of Science Core Collection'da indekslenen 1.203 yayının bibliyometrik analizini kullanarak, ekonomi ve psikoloji alanlarında eSpor'un disiplinler arası temsilini incelemektedir. Analiz, tematik evrimi, ortak yazarlık ağlarını, kurumsal katkıları ve anahtar kelime eğilimlerini haritalandırmaktadır. Bulgular, eSpor ekonomisi üzerine yapılan araştırmaların sınırlı kaldığını ve genellikle kumar ve bahis üzerine odaklandığını, psikolojik çalışmaların ise daha çeşitli olmasına rağmen, alanın gelişimine göre ampirik derinlikten yoksun olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, eSpor ekonomisi ve psikolojisinin kesişiminde bir boşluk olduğunu tespit ederek, psikolojik mekanizmaların tüketici katılımını ve eSpor ekosisteminin ticari dinamiklerini nasıl etkilediğini anlamak için disiplinlerarası çerçevelere ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ekoloji ile Milliyetçiliğin Buluşması: Eko-Milliyetçiliğin Normatif Temelleri, Fırsatları ve Riskleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90420</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90420</guid>
      <author>Fatma NALBANT Erol ŞİMŞEK  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Eko-milliyetçilik, ekolojik sorunlara milliyetçi bir perspektifle yaklaşan, çevresel kaygılarla milliyetçi duyguları harmanlayan bir yaklaşımdır. Bu çalışma, eko-milliyetçiliğin teorik temellerini ve başlıca ilkelerini ele almakla birlikte, bu yaklaşımın çevre krizlerinin çözümündeki potansiyel fırsatları ile risklerini incelemeyi ve farklı ülkelerdeki pratik tezahürlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Literatür incelemesine dayanan bulgulara göre eko-milliyetçilik; doğanın ulusal kimliğin kurucu unsuru olarak görülmesi, çevre korumanın yurttaşlık ve vatanseverlik ahlâkıyla ilişkilendirilmesi, doğal alanların ulusal hafıza ve kültürel mirasın taşıyıcıları olarak sembolleştirilmesi, çevresel egemenlik ve kaynakların ulusal denetimi vurgusu, yerelcilik ve kendine yeterlilik temelinde “yerli-millî” çevre politikalarının savunulması ve eko-merkezci bir doğa anlayışı gibi temel ilkeler üzerine inşa edilmektedir. Bu ilkeler, bütüncül bir ideolojik çerçeve sunmakla birlikte, farklı ülkelerde farklı yoğunluk ve biçimlerde ortaya çıkabilmekte; bu durum, eko-milliyetçiliğin hem dönüştürücü bir potansiyel taşımasına hem de çeşitli riskler barındırmasına zemin hazırlamaktadır. Eko-milliyetçilik, çevrenin korunması konusunda kolektif bilinç oluşmasına katkı sağlayabilir, toplumsal mobilizasyonu kolaylaştırabilir, gelecek nesillere karşı sorumluluk bilincini güçlendirebilir ve uzun vadeli devlet politikalarına zemin hazırlayabilir. Ancak dışlayıcılık, küresel sorunlarla yüzleşememe, sınırlı uluslararası iş birliği ve birtakım ekonomik sorunlara neden olma gibi sınırlılık ve potansiyel riskler de barındırmaktadır. Bu bağlamda eko-milliyetçiliğin sunduğu potansiyel fırsatlar, dışlayıcı eğilimlerden arındırılmış kapsayıcı bir çevre siyasetiyle bütünleştirildiğinde anlamlı ve işlevsel olabilir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Stratejik Liderlerin Organizasyonlarda Önemli Üstlenceleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90454</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90454</guid>
      <author>Kaya AĞIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Stratejik liderlik, modern organizasyonların sürdürülebilir başarı elde etmesinde temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Liderlik kavramı tarihsel süreçte farklı tanımlara konu olmuş; strateji ise uzun vadeli hedeflerin belirlenmesi, kaynakların etkin biçimde tahsisi ve paydaşların çıkarlarının dengelenmesiyle ilişkilendirilmiştir. Stratejik liderlik, yalnızca kısa vadeli finansal istikrarı korumakla sınırlı olmayıp, aynı zamanda örgütlerin uzun vadeli vizyonlarını gerçekleştirmelerine olanak tanımaktadır. Bu bağlamda stratejik liderler, uyarlanabilir kapasiteleriyle değişim süreçlerini yönetmekte, yeni fırsatlar yaratmakta ve örgütleri geleceğe hazırlamaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Stratejik liderlik stilleri arasında stratejik, vizyoner ve yönetimsel liderlik ayrımları yapılmakta; dönüştürücü liderlik stilinin örgütsel performans açısından en etkili yaklaşım olduğu vurgulanmaktadır. Eğitim sistemlerinde stratejik liderliğin önemi, karar verme, problem çözme ve yaratıcı düşünme becerileriyle ilişkilendirilmiş; insani yardım ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda ise kaynakların sınırlılığı, paydaşların çeşitliliği ve performans izleme gerekliliği ön plana çıkarılmıştır. Bu bağlamda stratejik liderlik, bağlama göre farklılık gösteren ancak evrensel ilkeleri koruyan bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Kurumsal kültürün stratejik yönetim üzerindeki etkisi, rekabet avantajı yaratma, yenilikçilik ve öğrenme süreçlerini destekleme boyutlarıyla açıklanmaktadır. Kültürel dönüşümün liderlik tarafından yönlendirilmesi, organizasyonların yeni fırsatlar yaratmasına ve sürdürülebilir büyüme elde etmesine olanak tanımaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Çalışmada, liderlerin organizasyonlardaki stratejik katkıları ele alınmaktadır. Söz konusu katkılar, organizasyon ağını yönetmek ve görevleri yerine getirmek için gerekli yetkinlikler veya beceriler vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Günümüz iş dünyası son derece karmaşık, benzersiz, zorlu ve rekabetçi yanında çeşitli tehditleri de içinde barındırmaktadır. Bu bağlamda liderlik stratejileri, riskleri öngöremeyen ve istikrarsız işletmelerde firmaların performansını iyileştirmektedir. Ayrıca etkili stratejik liderliğin rollerini tanımlanması ve uygulanması organizasyonlarda rekabet avantajı elde edilmesini sağlayarak büyümeye katkı vermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Pazartesi Farklı Mı? Ocak Kazançlı Mı?  Takvim Anomalilerinin İlk Halka Arz Getirilerine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81804</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81804</guid>
      <author>Elvan ÖZTÜRK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Mevcut tüm bilgilerin piyasaya yansıdığını savunan etkin piyasa hipotezi, bu tür bir piyasada yatırımcıların anormal getiriler elde edemeyeceğini öne sürmektedir. Ancak etkin piyasa hipotezine karşıt bir kavram olarak çıkan takvim anomalileri, bazı dönemlerde getirilerde sapmalar olabildiğini ve bu sapmaların yatırımcı davranışlarından kaynaklanabileceğini ortaya çıkarmıştır. Genel itibarıyla hisse senedi piyasaları üzerine incelenen anomalilerin büyük piyasa endeksleri üzerinden incelendiği görülmüştür. Yatırımcı ilgisinin yoğun bir şekilde hissedildiği halka arzlar açısından bakıldığında, firmaların ilk halka arz süreçlerinde takvim anomalilerinin etkili olup olmadığını anlamak, yatırımcı davranışlarını çözümlemek açısından önemli görülmektedir. Bu bağlamda yürütülen bu çalışma, Türkiye’de ilk defa halka arz edilen firmaların ilk işlem günü ve 6 ay sonrası getiri performanslarını, takvim anomalilerinden haftanın günü ve ay anomalileri çerçevesinde incelemektedir. 2013&amp;ndash;2023 yılları arasında Borsa İstanbul’da gerçekleşen 171 halka arz verisi kullanılarak, firmaların ilk işlem günü ve 6 aylık getirileri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, özellikle Eylül ayında halka arz edilen firmaların hem ilk gün hem de 6 aylık getirilerinin anlamlı şekilde yüksek, Kasım ve Ekim aylarında halka arz edilen firmaların ise iki getiri türünde de belirgin biçimde düşük getiriye sahip olduğunu göstermiştir. Haftanın günlerine göre takvim anomalileri değerlendirildiğinde ise literatüre paralel bir şekilde pazartesi etkisine rastlanılmıştır. Bu bulguların, firmaların halka arz tarihini planlama süreçlerine ve yatırımcıların halka arzlara yönelik karar alma süreçlerine katkı sağlaması beklenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Elektronik Spor İzleyicilerinin Tüketim Tutum ve Davranışlarında Sponsorluk Faaliyetlerinin Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80343</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80343</guid>
      <author>Emre SARISevim KOÇER </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Elektronik spor, son yıllarda oldukça popüler bir alan haline gelmiş ve birçok kuruluş elektronik spor alanında faaliyet göstermeye başlamıştır. Elektronik sporda kuruluşların en fazla yatırım yaptığı alanların başında ise sponsorluk faaliyetleri gelmektedir. Elektronik spor izleyicilerinin özellikle geleneksel medya izleme alışkanlığına sahip olmayan bireylerden oluşması, hedef kitle ile iletişim kurmakta zorlanan kuruluşlar için yeni ve önemli bir iletişim aracı ortaya çıkarmıştır. Bu araştırmanın amacı, elektronik spor izleyicilerinin tüketim tutum ve davranışlarında sponsorluk faaliyetlerinin rolünü ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında nicel araştırma yöntemlerinden anket çalışması gerçekleştirilmiş ve elektronik spor izleyicilerinin oluşturduğu araştırma evreninden amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak 418 kişiye çevrimiçi anket çalışması uygulanmıştır. Araştırma sonucunda tüketicilerin en fazla etkilendiği spor tüketimi motivasyonunun drama olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kadın ve erkek katılımcılar arasında sosyal etkileşim faktörü özelinde anlamlı farklılıklar tespit edilirken, elektronik spor izleyicilerinin en fazla etkilendiği marka tutumu faktörünün ise sponsora yönelik tutum olduğu görülmüştür. Elektronik spor izleyicilerinin tüketim tutum ve davranışlarında sponsorluk faaliyetlerinin rolünün belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen etki analizleri sonucunda değişkenlere göre anlamlı ve pozitif etkiler tespit edilmiştir. Araştırma, elektronik spor sponsorluğunun tüketici tutum ve davranışları üzerinde oldukça önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Çalışma sonucunda, elektronik spor alanında faaliyet göstermek isteyen kuruluşların tüketicilerin tutum ve davranışlarını öngörmesi açısından önemli sonuçlar elde edilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Topluluk Öğrenmesi, Açıklanabilir Yapay Zekâ ve Nedensel Analiz Tabanlı Bir Metodoloji ile Küresel Gelir Eşitsizliğinin Belirleyicilerinin Keşfi </title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87348</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87348</guid>
      <author>Mehmet Fatih SERT</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Çalışmada, küresel gelir eşitsizliği üzerinde etkili olan faktörler yüksek boyutlu veriler ile modern makine öğrenmesi, açıklanabilir yapay zeka ve nedensel analiz tekniklerini entegre eden yenilikçi bir metodoloji ile ortaya konmaktadır. Dünya Bankası veri tabanından elde edilen son 15 yıllık döneme ait, 165 ülke ve 1515 bağımsız değişken içeren kapsamlı veri seti kullanılmıştır. Öncelikle veri temizleme, değişken seçimi ve boyut indirgeme adımları uygulanmış; ardından XGBoost, LightGBM ve CatBoost algoritmaları hiperparametre optimizasyonu ile ayrı ayrı eğitilerek, topluluk öğrenmesi yöntemlerinden yığınlama yöntemiyle birleştirilmiştir. Açıklanabilir yapay zekâ tekniklerinden SHAP analizi, topluluk öğrenmesi modelinin tahmin performansına en fazla katkı sağlayan değişkenleri belirlemek için kullanılmıştır. Bu değişkenlerin Gini katsayısı üzerindeki etkileri ise nedensel orman yöntemiyle test edilmiştir. Bulgular, en yüksek gelir grubunun artmasının payının Gini katsayısı artırdığını, en düşük gelir grubunun payının ise azalttığını göstermektedir. Ayrıca gelirde dördüncü %20’lik kesimin payının da anlamlı pozitif etkisi tespit edilmiştir. Çalışmanın ana amaçlarından biri, geliştirilen metodolojinin hem literatürde bilinen ilişkileri doğrulaması hem de yeni ilişkileri keşfetmesi açısından değerli olduğunu göstermektir. Elde edilen sonuçlar, gelir eşitsizliği literatüründe bilinen ilişkilerin doğrulanmasının yanı sıra, orta gelir gruplarının da dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Bu durum, yöntemin yalnızca doğrulayıcı değil, aynı zamanda keşfedici bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, geliştirilen metodolojinin gelir eşitsizliği dışında başka alanlarda da uygulanabilir ve genellenebilir olduğunu ispatlamaktadır. Dolayısıyla çalışma, hem teorik katkı hem de politika tasarımı açısından güçlü bir işlevsellik sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Kişisel Verileri Korumanın Kurumsallaşma Sürecine Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86756</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=86756</guid>
      <author>Veysel SEVİMTürksel KAYA BENSGHİR </author>
      <description>&lt;p class="Abstracttext" style="text-indent: 0cm; margin: 0cm 0cm 6.0pt 0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt;"&gt;Dijital çağda birey mahremiyetinin güvence altına alınması ve güvenli bir bilgi toplumu yapısının inşa edilmesi açısından kişisel verilerin korunması, kritik bir öneme sahiptir. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı ilerleme ile dijitalleşmenin toplumun tüm kesimlerine yayılması, kişisel verilerin toplanmasını, işlenmesini, saklanmasını ve paylaşılmasını kolaylaştırmış; ancak beraberinde veri güvenliğine ilişkin ciddi riskleri de ortaya çıkarmıştır. Bu çerçevede, kişisel verilerin korunmasına yönelik yaklaşımların yalnızca teknik boyutta ele alınması yeterli görülmemekte; aynı zamanda bu yaklaşımların kurumsal düzeyde değerlendirilmesi gerekliliği gündeme gelmektedir. Literatürde yapılan mevcut araştırmalar, kişisel verilerin korunmasına ilişkin süreçlerin kurumsal kuram bağlamında, özellikle “kurumsallaşma” boyutuyla yeterince incelenmediğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’de kişisel verilerin korunmasına yönelik hukuki ve kurumsal düzenlemeler ile uygulamalar, kurumsal kuramın kurumsallaşma perspektifi çerçevesinde ele alınmakta; ayrıca Avrupa’daki gelişim süreciyle karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Nitel araştırma yöntemiyle yürütülen çalışmada, Türkiye’ye özgü hukuki, idari ve toplumsal gelişmeler sistematik olarak değerlendirilmiş; ilgili mevzuat, yönetmelikler ve uygulamalar kurumsallaşma süreci bağlamında çok boyutlu bir analizle incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Türkiye’de kurumsallaşma sürecinin Avrupa’daki gelişimden farklı biçimde “zorlayıcı, ahlaki ve bilişsel” aşamalar doğrultusunda ilerlediğini göstermektedir. Bu tespit, kişisel veri koruma kültürünün kurumsal yapılara ve toplumsal dinamiklere nasıl yansıdığına ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Çalışmanın temel amacı, ulusal literatürdeki kuramsal boşluklara katkı sağlamak ve uygulayıcı aktörlere stratejik politika önerileri sunmaktır. Böylece kişisel verilerin korunmasına yönelik Türkiye’deki yapının kurumsal temeller üzerinde daha sağlam biçimde şekillenmesine katkı sağlanması hedeflenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bireysel Yatırımcıların Demografik Özelliklerinin ve Finansal Okuryazarlık Düzeyinin Davranışsal Eğilimler ve Önyargılar Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi </title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80820</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80820</guid>
      <author>Selçuk YALÇIN</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Son dönemde yapılan çalışmalar, geleneksel finans teorilerinin, finansal piyasalardaki yatırımcı davranışlarının rasyonel olduğunu kabul eden görüşünün aksine,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;piyasalardaki yatırımcı davranışının belirli psikolojik eğilimlerin ve ön yargıların etkisinde gerçekleştiğini ve rasyonel olmadığını ortaya koymuştur. Davranışsal finans alanında yapılan araştırmalar incelendiğinde anomali veya sapma olarak değerlendirilen birçok psikolojik önyargının var olduğu ve sınıflandırıldığı görülmektedir. Bu çalışmada, yatırımcılar tarafından yatırım sürecinde bu psikolojik ön yargılar arasından en sıklıkla sergilenen 6 eğilim (Aşırı Güven Eğilimi, Aşırı İyimserlik Eğilimi,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Mevcudiyet Eğilimi, Pişmanlıktan Kaçınma Eğilimi, Muhafazakarlık Eğilimi ve Sürü Davranışı eğilimi) çerçevesinde yatırımcı davranışları incelenecektir. Çalışmada yatırımcıların demografik özelliklerinin ve finansal okuryazarlık düzeyinin davranışsal eğilimler ve önyargılar üzerindeki etkisinini incelemek amacıyla bireysel yatırımcılara anket çalışması uygulanmıştır. Anket 40 soru ve 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların demografik&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;özellikleriyle ilgili sorular yer alırken, ikinci bölümde finansal okuryazarlık düzeyinin belirlenmesine yönelik sorular, üçüncü bölümünde ise katılımcıların hangi psikolojik ön yargılara maruz kaldıklarının tespit edilmesine yönelik sorular yer almaktadır. Bireysel yatırımcılardan toplanan anket verilerinin analiz edilebilmesi için öncelikle davranışsal finansın alt boyutları olan psikolojik faktörler, güvenilirlik ve geçerlilik testleri ile açıklayıcı faktör analizlerine tabi tutulmuştur. Ardından Bağımsız Örneklem T Testleri ve Tek Yönlü Varyans (ANOVA) analizleri &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda; cinsiyet, medeni durum, gelir düzeyi, meslek grubu, yapılan yatırımın türü, risk algılama düzeyi ve finansal okuryazarlık düzeyi gibi faktörlerin yatırımcı davranışı üzerinde etkili olduğu görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Mutfağında Reçeller ve  Doğal Tatlandırıcılı Mersin Turunç Reçelinin Duyusal Analiz Yöntemiyle Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88111</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88111</guid>
      <author>Gülser Yavuz</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Reçellerin Türk gastronomisinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Osmanlı döneminde birçok türünün yapıldığı reçellerin, geçmişi en eskiye dayanan türlerinden bir tanesi de turunç reçelidir. Günümüzde sağlık alanındaki ilerleme ve gelişmelerle birlikte bireylerin uzun süreli ve aşırı şeker tüketimi olumsuz etkileri nedeniyle sınırlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda şeker yerine kullanılabilecek doğal tatlandırıcılar dikkat çekmekte ve bu pazar hızla büyümektedir. Çalışmanın amacı, reçellerin Türk mutfak tarihindeki yeri ve değerini ortaya koymak ve geleneksel turunç reçelinin tarifini belirleyerek, bu tarifle farklı doğal tatlandırıcılar kullanılarak hazırlanan turunç reçellerinin duyusal değerlendirmelerini incelemektir. Araştırmada, rafine şeker, stevia toz tatlandırıcı ve hurma özü kullanılarak üç farklı reçel hazırlanmış ve katılımcılara duyusal değerlendirmeler yaptırılmıştır. Çalışmada, tat, doku, koku ve genel kabul edilebilirlik gibi duyusal kriterlere odaklanılarak, kullanılan tatlandırıcıların bu özellikler üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, rafine şekerle hazırlanan turunç reçelinin tüm duyusal kriterlerde en yüksek puanları aldığını gösterirken, stevia toz tatlandırıcısının da benzer bir duyusal kabul sağladığını ortaya koymaktadır. Öte yandan, hurma özüyle elde edilen turunç reçeli, tüm duyusal değerlendirmelerde daha düşük puanlar almış ve genel kabul edilebilirlik açısından en düşük değerlere sahip olmuştur. Araştırmada stevia ve hurma özü gibi doğal tatlandırıcıların, rafine şekerle karşılaştırıldığında anlamlı düzeyde farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışma, sağlık açısından kullanılması önerilen doğal tatlandırıcıların geleneksel tatlandırıcılara alternatif olabileceğini göstermektedir. Stevia tozunun hem doğal bir bileşen olması hem de yüksek duyusal kabul düzeyi ile rafine şekere güçlü bir alternatif oluşturabilecek nitelikte olduğu ortaya konmuştur. Geleneksel turunç reçelinin doğal tatlandırıcı stevia tozu ile yapımı sağlıklı beslenme eğilimi ve rafine şeker kullanımından kaçınma isteği bağlamında lezzetli bir fırsat sunmaktadır. Aynı zamanda bir gastronomik değerin tanıtımı ve sürdürülebilirliği sağlanabilecektir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çok Noktalı Çalışma Alanlarında Mavi Yakaların Sesi: İhtiyaçlar ve Beklentiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82251</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82251</guid>
      <author>Birsen YENER AYDIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Çok noktalı çalışma alanlarında çalışan mavi yakalı çalışanların ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda, iletişim, çalışan memnuniyeti, kişi lider etkileşimi, psikolojik faktörler gibi problemleri ifade etmektedir. Bu çalışmanın amacı, çok noktalı alanlarda çalışan mavi yakalıların ihtiyaç ve beklentilerinin incelenmesidir. &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-fareast-language: TR;"&gt;Bu amaç doğrultusunda çalışma, anlatı araştırması yöntemiyle yapılandırılmıştır. Araştırmanın katılımcıları Türkiye’ de kamu sektöründe çalışmakta olan mavi yakalı çalışanlardan oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen nitel veriler, içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında 16 farklı yaş, cinsiyet, farklı çalışma süresi olan mavi yakalı çalışanlara yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. İçerik analizi yöntemiyle yapılan analiz çalışmaları sonucu elde edilen veriler, temalar halinde sunulmuştur. Katılımcıların çok noktalı alanlarda çalışma koşullarına ilişkin deneyimleri; iletişim ve ulaşabilirlik sorunları, üniforma ve donanım yetersizliği, proje sorumluları ve iletişim eksikliği, maaş ve özlük haklarındaki memnuniyetsizlik, çalışma koşulları ve fiziksel ortam, psikososyal faktörler ve mobbing temalar olarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, katılımcıların çalıştıkları kurumlarında mavi yakalı çalışanların merkezden uzak olması ile ilgili sağlıklı bir iletişim sürecinin olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların en fazla vurguladıkları nokta yöneticilerini tanımadıkları, iletişim kuramadıkları, iş kıyafetleri ile ilgili sorunlardır. Bulgular, çalışanların yönetime ulaşmada yaşadığı zorlukları, donanım eksiklikleri, düşük ücretlendirme politikaları ve zayıf iç iletişim süreçlerinin iş tatmini ve örgütsel bağlılık üzerinde olumsuz etkiler yarattığını göstermektedir. Bu araştırma kapsamında, kurumların saha personelini merkeze alan daha bütüncül insan kaynakları politikaları geliştirmesi gerektiğini vurgulamakta; insan kaynakları profesyonellerine ve yöneticilere stratejik öneriler sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uyum Neden Önemlidir: Tükenmişlik ve İşe Duyulan İlginin Çalışan Performansı Üzerindeki Dolaylı Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87595</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87595</guid>
      <author>Emirhan YETİŞ</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, yüksek talep düzeyine sahip bir hizmet ortamında birey&amp;ndash;örgüt uyumunun tükenmişlik ve işe duyulan ilgi aracılığıyla bireysel performansla nasıl ilişkili olduğunu incelemektedir. İş Talepleri&amp;ndash;Kaynaklar çerçevesi doğrultusunda, veriler Türkiye’nin Elazığ ilindeki çağrı merkezlerinde çalışan 316 çalışandan anket yoluyla elde edilmiştir. Birey-örgüt uyumu, tükenmişlik, işe duyulan ilgi ve bireysel performans ölçeklerinin geçerlenmiş Türkçe uyarlamaları uygulanmıştır. Ön taramaların ardından ölçüm modeli doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirilmiş; güvenirlik ve yakınsama geçerliliği kabul gören ölçütleri karşılamış, genel model uyumu tatmin edici bulunmuştur. Bunu takiben, yapısal model maksimum olabilirlik kestirimi ve aracılık için yanlılık düzeltilmiş bootstrap kullanılarak test edilmiştir. Bulgular, birey-örgüt uyumunun tükenmişlik ile negatif, işe duyulan ilgi ile pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. Tükenmişlik bireysel performansı azaltırken, işe duyulan ilgi performansı artırmıştır. Önemli bir bulgu olarak, birey-örgüt uyumunun bireysel performansa yönelik doğrudan etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Bu örüntü, uyumun performans üzerindeki etkisinin büyük ölçüde dolaylı yollarla gerçekleştiğini; tükenmişlik ve işe duyulan ilgi modele dâhil edildiğinde tam aracılığın kurulduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, örgütsel değerlerle hizalanmanın, bağımsız bir etki yaratmaktan ziyade gerilimi azaltarak ve çalışanların işlerine yönelik psikolojik yatırımlarını güçlendirerek performansı koruduğu görülmektedir. Bulgular, gerilim yoğun ortamlarda performansa dair kuramsal çerçeveyi derinleştirerek, örgütsel hizalanmanın biri sağlık bozucu, diğeri motivasyonel olan tamamlayıcı süreçler aracılığıyla etkisini ortaya koyduğunu göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap Coğrafyasıyla İlişkilerinde Dil Ve İletişimin Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90637</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90637</guid>
      <author>Hasan YURDAKULOğuz Han ÖZTAY </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap coğrafyasıyla olan iletişimsizliğinin izlerini sürmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda iletişimsizliğin söz konusu izleri eğitim ve dil açısından ele alınmıştır. Eğitim ve dil gibi olgular ulusları, milletleri ve toplumları birbirine bağlayan unsurlar olduğundan, bu olgulara yönelik politikaların milliyetçilik süreçlerinde son derece etkili olduğu görülmektedir. Nitekim bu çalışma, Arap coğrafyasındaki milliyetçilik ve uluslaşma sürecini Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgede yürüttü dil, eğitim ve iletişim politikaları açısından ele alırken, bu politikaların sonucu olarak gördüğü iletişimsizliği merkeze almaktadır. Diğer bir ifadeyle bu çalışma ortaya koyduğu bakış açısıyla Osmanlı’nın bölgede yaşadığı yabancılaşma sürecini ve nihayetinde ortaya çıkan kopuşu anlamaya odaklanmaktadır. Çalışmanın kurumsal çerçevesi, her ne kadar uluslaşma ve milliyetçilik teorilerine yaslansa da, çalışma daha çok Batı dışı uluslaşma yaklaşımını kuramsal açıdan ön planda tutmaktadır. Bu açıdan Batı dışı uluslaşma ve milliyetçilik sürecinde, milli kimliğin oluşmasında eğitim ve dil gibi olguların yarattığı iletişim biçimi Yusuf Akçura’nın “Suriye ve Filistin Mektupları” ile Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı” eserleri üzerinden nitel perspektifle analiz edilmiştir. Bu eserler aracılığıyla yapılan incelemede Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap-Müslüman coğrafyasında yürütmüş olduğu eğitim ve dil politikalarının sınırlılığı, imparatorluğa yönelik algıları belirlemiş ve temsilleri oluşturmuştur. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Söz konusu bu durum iki farklı millet arasında ciddi bir iletişim krizine de yol açmıştır. Diğer bir ifadeyle Osmanlı İmparatorluğu’nun söz konusu coğrafyada yaşadığı sorunlar ve iletişim krizi, bölgedeki uluslaşma ve milliyetçilik hareketlerinin hızlanmasına neden olmuştur. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazakistan'da Alisa Akıllı Hoparlörlerin Kullanımında Gizlilik, Veri Güvenliği ve Etik Konularında Kullanıcıların Algıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90344</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90344</guid>
      <author>Madina ZHANGAZIYEVABahar KAYIHAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 36.0pt; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Yapay zekâ destekli sesli asistanlar, hayatımızı kolaylaştırarak hızla dijital arkadaşlarımız haline gelmektedir. “Akıllı hoparlörler” olarak bilinen bu cihazlar, doğal dil işleme teknolojisi ve akıllı algoritmalar kullanarak kişiselleştirilmiş hizmetler sunmaktadır. Ancak, bu cihazlar aynı zamanda önemli etik ve güvenlik sorunlarını da gündeme getirmektedir. Yandex'in Alisa sesli asistanının gizlilik, güven ve algoritmik tarafsızlık gibi konularda daha yakından incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışma, kullanıcıların Alisa'nın veri işleme uygulamalarıyla ilişkili potansiyel gizlilik ve veri güvenliği risklerini nasıl algıladıklarını ve yorumladıklarını araştırmaktadır ve bu algıların günlük kullanımı nasıl şekillendirdiğine odaklanmaktadır. Bu amaçla, uygulamanın 24 kullanıcısıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kullanıcıların sürekli dinleme, veri paylaşımı uygulamaları, algoritmik önyargı ve dijital hakların korunması ile ilgili endişeleri dahil olmak üzere çeşitli konular eleştirel bir şekilde incelenmiştir. Bulgular, kullanıcıların genel olarak veri toplama uygulamalarının farkında olduklarını, ancak genellikle soyut gizlilik endişelerinden çok kolaylık, verimlilik ve duygusal rahatlığı önceliklendirdiklerini göstermektedir. Bu çalışma, veri koruma politikalarına yönelik olarak teknik veya yasal uyumu değerlendirmemekte; daha çok, kullanıcıların günlük ev ortamlarında gizlilik ve etik hususları nasıl ele aldıklarını incelemektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, hızla dijitalleşen toplumlarda şeffaflığın, kullanıcı farkındalığının ve bağlama duyarlı düzenleyici çerçevelerin önemini vurgulayarak, yapay zekâ etiği konusunda süregelen tartışmalara katkıda bulunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-04</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


