






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies - Language and Literature, Yıl 2026 Sayı Volume 21 Issue 2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/language?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=4138</link>
    <description>Turkish Studies - Language and Literature</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Türkiye’de Disipliner Bir Nesne Olarak Çin: Lisansüstü Tezlerde Bilgi ve Söylemin İnşası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90376</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90376</guid>
      <author>Cansu Körkem AKÇAYNurettin AKÇAY </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, Türkiye’de Çin’e yönelik akademik üretimin yapısal özelliklerini ve algısal çerçevelerini, lisansüstü tezler üzerinden betimsel bir analizle incelemektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde Çin’in artan ekonomik, siyasi ve stratejik etkisi, dünya genelinde Çin çalışmalarının genişlemesine yol açmıştır. Buna karşın, bu alanın Türkiye’deki gelişimi yeterince ele alınmış değildir. Bu boşluktan hareketle çalışma, Çin’in Türkiye’de akademik bir araştırma konusu olarak nasıl kurgulandığını incelemekte; yalnızca hangi konuların çalışıldığını değil, aynı zamanda bu çalışmaların dil, disiplin ve kurumsal pratikler aracılığıyla nasıl çerçevelendirildiğini de analiz etmektedir. Çalışmanın veri setini, 2001-2024 yılları arasında hazırlanmış ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Ulusal Tez Merkezi’nde yer alan, Çin’i siyasi, ekonomik, toplumsal veya kültürel bir aktör olarak ele alan yüksek lisans ve doktora tezleri oluşturmaktadır. Belirlenen ölçütler doğrultusunda tezler; zaman dağılımı, disipliner yönelim ve tematik odak açısından sınıflandırılmıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye’de Çin’e ilişkin akademik çalışmaların büyük ölçüde Uluslararası İlişkiler ve iktisat alanlarında yoğunlaştığını göstermektedir. Bu çalışmalarda Çin çoğunlukla yükselen bir güç, dış politika aktörü veya ekonomik ortak olarak ele alınmaktadır. Buna karşılık, kültürel ve toplumsal çalışmaların sınırlı kaldığı görülmektedir. Ayrıca, Uygur meselesi Çin’e yönelik politik ve normatif algıların şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye’deki Çin çalışmaları henüz bütüncül ve disiplinlerarası bir nitelik kazanmış değildir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dede Korkut Hikâyeleri ile Türkiye Türkçesi Ağızlarında Mecaz ve Olumsuz Durum Bildiren Bir Renk Olarak Ġara/Ḳara</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90556</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90556</guid>
      <author>Vehbi AKDİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Renkler, her dönemde insan hayatının merkezinde yer alan olay, kavram ya da durumların boyutlarını ifade etmek adına belirleyici bir unsur olarak seçilmiştir. Buna bağlı olarak da 19. yüzyılın başlarından itibaren yapılan araştırmalarda renk antropolojisi kavramının kullanıldığı görülmektedir. Renkler tarihsel süreçte dinî kültürel ritüelin bir ürünüdür ve günümüzde taşıdığı sembolik kodlarla modern yaşamın bir parçasıdır. Bu örüntü, bir bakıma geleneğin seküler yaşamı çeşitli yönlerden etkilediğinin bir işareti olarak da değerlendirilebilir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Dede Korkut Hikâyeleri, Türk edebiyat tarihi içerisinde Türk’ün töresini, duyuş, düşünüş ve anlatışını yüzyıllar ötesinden günümüze taşıyan ve barındırdığı dil malzemeleri ile her disiplinde yeniden ele alınması gereken çok yönlü bir eser kimliği taşımaktadır. Hikâyelerde anlatılan herhangi bir hadiseye karşı alınan duygusal tavır, anlatılardaki duru söyleyiş ve anlatımdaki zengin dil malzemesi ile günümüz Türkiye Türkçesi ağızları konuşurlarının söylemleri çoğu kez aynı düzlemde buluşmaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Alan yazında gerek Dede Korkut hikâyelerinin anlam ve dil boyutlarını ortaya koyan birçok çalışma gerekse renkler üzerine araştırmalar yapılmıştır. Özellikle renkler ve yansımaları üzerine yapılan çalışmalarda renk ögelerinin sembolik birer kod olarak tercih edildikleri de sıklıkla vurgulanmıştır. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Çalışmada Dede Korkut’un Dresten nüshası esas alınarak &lt;em&gt;ġara/ḳara&lt;/em&gt; sözcüğünün mecazi söyleyişteki kavram alanı ve bu alanın Türkiye Türkçesi ağızlarındaki benzer kullanımları ve söz konusu kullanımların duygu değerleri üzerinde durulmuş; bulgular, Dede Korkut Hikâyeleri ile Türkiye Türkçesi ağızlarından toplanan örnekler ışığında değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler neticesinde Dede Korkut hikâyelerindeki anlatım özellikleriyle günümüz Türkiye Türkçesi ağızlarının örtüştüğü tespit edilmiştir. Bununla beraber Dede Korkut’ta mecazi söylemlerde olumsuz durum ifadesi için tercih edilen ve duygu değerinin belirlenmesi için söz öbeği içerisinde çeşitli gramatikal görevler yüklenen &lt;em&gt;ġara&lt;/em&gt;/&lt;em&gt;ḳara&lt;/em&gt; sözcüğünün benzer amaçlarla ağızlarda kullanıldığı görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özbek Modernleşmesinde Ceditçi Aydın Abdurrauf Fıtrat ve Münazara Eseri Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89760</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89760</guid>
      <author>Ümit AKINAhmet Ömer YAZICIOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rusya siyasî, kültürel ve ekonomik gerekçelerle Türkistan coğrafyasını işgal etmiştir. Türkistan’ın mevcut siyasî, kültürel ve ekonomik durumu halkın işgale karşı varlık göstermesini engellemiştir. İşgalin ardından bölge mahallî feodal beyliklere bölünmüş, dünyadaki gelişmelerden uzak düşmüş gerek beylerin gerekse din istismarcıların halka uyguladığı baskı yüzünden yenileşme hareketleri ilerleme gösterememiştir. Aslında Kazan Tatarları arasında 19. yüzyılın başlarından itibaren bir ıslahat düşüncesi vardı. Fakat çoğunlukta olan kadimciler (gelenekçiler) İslâm toplumunda yapılması düşünülen tüm ıslahatlara karşı çıkmış, azınlıkta olan yenilikçiler (ceditçiler) ise enerjilerini ıslahatlara değil geleneksel değerleri savunanlarla mücadeleye ayırmak zorunda kalmışlardır. Ruslar 20. yüzyıl başına kadar Türkistan’ı ceditçilikten uzak tutarak halkın aydınlanmasını istememiştir. Ancak Tatarların yenilikçi fikirleri bölgeye getirmesi sonucunda bölgede siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda bir canlanma görülmüş, yenilik yanlısı ceditçi aydınların sayısı artmaya başlamıştır. Ceditçilik fikrinin savunucularından olan Abdurrauf Fıtrat (1886-1938) da Türkistan’da ıslahat fikrini destekleyenler arasındadır. Yüksek tahsil için 1909-1913 yıllarında İstanbul’da bulunmuş, 1911’de Münazara ismindeki eserini Farsça yayımlanmıştır. Münazara, kadim usul eğitim sistemini savunan Buharalı bir müderris ile usul-i cedit eğitimini savunan Avrupalı birinin tartışması etrafında şekillenir. Eski usul ve yeni usul eğitim sistemini karşılaştıran Fıtrat, tartışma sonunda yeni usul eğitimin üstünlüğünü okura göstermeye çalışır. Türkistan coğrafyasının önde gelen ceditçi aydınlarından Abdurrauf Fıtrat’ı ve onun Müslümanların gaflet uykusundan uyanması için yazdığı Münazara adlı eseri esas alan çalışmamız, doküman araştırması yöntemiyle Fıtrat’ın düşünce yapısı perspektifinden “eğitim ve din” konusuna bakışını ortaya koymayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>مستويات الأنشطة التواصلية  في تعليم العربية للناطقين بغيرها</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89737</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89737</guid>
      <author>Ahmed ALDYAB</author>
      <description>&lt;h3 style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Özet&lt;/span&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-ascii-font-family: Arial; mso-hansi-font-family: Arial;"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;İletişimsel etkinlikler, Arapçayı ana dili olmayanlara öğretmede temel bir dayanak oluşturur; çünkü bu etkinlikler, hem alıcı hem de üretici becerilerin gelişimine katkıda bulunur ve öğrencilerin dili sınıf içinde veya günlük yaşamda çeşitli gerçek durumlarda etkili bir şekilde kullanmalarını sağlar. Bu makale, iletişimsel etkinliklerin seviyelerini gözden geçirmeyi ve her seviyenin özelliklerini ortaya koymayı amaçlamakta olup, yabancı öğrenicilerin dil yeterliliklerini, akıcılıklarını ve sosyal etkileşimlerini geliştirmedeki rollerine odaklanmaktadır. Makalede, Arapça öğretiminde kullanılan etkinlik seviyeleri&amp;mdash;kontrollü, yarı yönlendirilmiş ve serbest etkinlikler&amp;mdash;analiz edilmekte ve bunların öğrencilerin seviyelerine, önceki bilgilerine ve bireysel farklılıklarına göre nasıl tasarlanabileceği açıklanmaktadır. Bu yaklaşım, öğrencilerin yapılandırılmış uygulamalardan serbest ve yaratıcı dil kullanımına kademeli geçişini sağlar. Araştırmanın sorunu, birçok geleneksel müfredatın dil bilgisi ve kelimeye odaklanıp, öğrencilerin dili gerçek etkileşimli durumlarda kullanma fırsatlarını yeterince sağlamamasıdır; bu durum, akıcılığın zayıf olmasına ve iletişimsel yeterliliğin sınırlı kalmasına yol açabilir. Çalışmada, iletişimsel etkinliklerle ilgili teorik literatür ve eğitim uygulamaları incelenmiş, etkinlikler temel seviyelere ayrılmış ve her seviyenin eğitimsel amaçları ve özellikleri açıklanmıştır. Sonuçlar, kademeli olarak tasarlanmış iletişimsel etkinliklerin öğrencilerin özgüvenini, iletişimsel yeterliliğini ve akıcılığını artırdığını, düşünce ve duygularını özgürce ifade etmelerini sağladığını göstermektedir. Ayrıca, bu yaklaşım rehberli öğrenmeden yaratıcı dil kullanımına geçişi kolaylaştırmakta ve öğrencilerin sosyal ve kültürel gerçekliğini yansıtan etkileşimli bir dil ortamı sunarak bütünleşik ve sürdürülebilir bir öğrenmeyi desteklemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVII. Yüzyıl Şairi Nȃzikî’nin Gazellerinde Mahallileşmenin İzleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79743</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79743</guid>
      <author>İmran AZAKLI</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;Eski Türk Edebiyatı/Klasik Türk Edebiyatı alanında başlangıcından son bulduğu kabul edilen XIX. yüzyıla gelinceye kadar pek çok eser verilmiştir. Edebiyat tarihçileri, özellikle şiirleri edebî anlayışlarına göre Klasik üslûp, Hikemî üslûp, Sebk-î Hindî, Türkî-Basit/&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Mahallȋleşme &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;gibi başlıklarla sınıflandırarak incelemeyi tercih etmişlerdir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Mahallȋleşme Divan şiirinde şehir Türkçesinde kullanılan günlük, sıradan konuşmalara; atasözü ve deyimlere, halk tabiri ve mahallî söyleyişlere yer verilmesi biçiminde beliren, Divan şiirinin ilk örneklerinden itibaren var olmakla birlikte XV. yüzyılda Necati Bey’le başlayıp XIX. yüzyıla kadar devam ettiği kabul edilen bir edebȋ harekettir. Bu tarzın en önemli ilk temsilcisi XV. yüzyıl şairi Necâtȋ Bey’dir. Bu anlayış XVI. yüzyılda Bâkȋ’yle, XVIII. yüzyılda da Nedȋm’le güçlü birer temsilci/takipçi yakalamış ve XIX. yüzyılda da etkisini sürdürmüştür. Tarafımızca bulunan ‘Nāzikȋ Mecmuʿāsı’nın üzerinde çalışılırken mecmuayı tertip eden XVII. yüzyıl şairi Nāzikȋ Mustafa Efendi’nin mecmuaya kaydettiği, kendisine ait olan manzumelerde günlük söyleyişlere, atasözü ve deyimlere rastlanmıştır. Nāzikȋ Mecmuʿāsı’nda şairin 58 manzumesi; 1 Arapça, 1 Türkçe mensur yazısı mevcuttur. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Yazdığı manzumeler &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;1 mısra, 3 mesnevi, 2 muhammes, 1 muaşşer, 1 tahmis, 3 müfred, 2 matla ve 45 gazelden oluşmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Nâzikî Mecmua’sında en fazla gazeli olan şair Nâzikȋ Mustafa Efendi’dir. Şairin 45 gazelinden biri Arapça, biri de Farsça’dır;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;gazellerinin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt; 7’si de tarih türünde yazılmıştır&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;. “li-Muharririhi” başlığıyla verilen nakıs gazeller de bu sayıya dahil edilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışmada, Nȃzikȋ’nin başka hiçbir kaynakta bulunmayan, sadece Nȃzikȋ Mecmuʿāsı’nda kayıtlı olan gazelleri Mahallȋleşme açısından incelenecek ve Nȃzikȋ’nin gazellerindeki Türkçe deyim ve atasözlerinin, mahallȋ söyleyişlerin, günlük hayattan ifadelerin tespiti yapılarak değerlendirilecektir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Harf İnkılabı’nın Din Eğitimi ve Dinî Yaşama Etkileri: Dil Politikaları ve Kültürel Kopuş Perspektifinden Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90441</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90441</guid>
      <author>Abdullah AKIN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Harf İnkılabı, salt bir alfabe değişikliğinin ötesinde; devlet eliyle kurgulanan modernleşme projesinin dinî yaşam ve din eğitimi üzerindeki radikal dönüşümünü simgeleyen, derin bir kültürel kopuş hamlesi olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışma, söz konusu inkılabın Türk toplumunun din eğitimi, manevi yaşantısı ve tarihsel hafızası üzerindeki derin etkilerini nitel bir araştırma yöntemiyle çözümlemeyi amaçlamaktadır. İnsanlık tarihinde dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir medeniyet taşıyıcısı olduğu gerçeğinden hareketle; arşiv belgeleri, dönemin süreli yayınları ve hatıratlar üzerinden doküman analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın temel bulguları, alfabe değişiminin din eğitimi sahasında ontolojik bir farklılaşmaya yol açtığını göstermektedir. Geleneksel dünyada manevi bir olgunlaşma sürecini ifade eden kavramlar bu süreçte yerini daha seküler, rasyonel ve teknik mahiyet arz eden bir anlayışa bırakmıştır. Yeni yazı sisteminin kabulüyle birlikte, yeni nesiller ile bin yıllık İslamî-Türk literatürü arasında ki köprü yıkılmış; bu durum klasik eserlerin ve ilmi mirasın erişilemez bir maziye hapsolmasına neden olmuştur. Devlet eliyle yürütülen Türkçe ezan, Türkçe hutbe ve dini metinlerin Türkçeleştirilmesi gibi projeler, dinin kurumsal bir denetim mekanizmasıyla yeniden tanımlandığı ve aracısız bir dindarlık modelinin inşa edilmek istendiği bir süreci işaret etmektedir. Ayrıca, hüsn-i hat gibi estetik ve pedagojik sürekliliği olan sanatların icrasının sekteye uğramasıyla, tarihi kitabeler ve mezar taşları yeni kuşaklar için birer anlaşılması güç tarihi eser niteliğine dönüşmüştür. Sonuç olarak Harf İnkılabı, Türk toplumunu modern dünyaya eklemleme ve okuryazarlık oranını artırma noktasında bir başarı sergilemiş olsa da, geleneksel dini aktarım zincirinde fiziksel bir kopuş yaratmıştır. Bu değişim günümüzde hala kültürel miras ile modern kimlik arasında köprüler kurulmasını gerektiren tarihsel bir paradoks olarak varlığını sürdürmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şaşırtıcı bir Koşutluk: Eski Türkçe “Kaltı” ve Türkiye Türkçesi “Kaldı ki” Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90398</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90398</guid>
      <author>Şahin BARANOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Makale, Eski Uygur Türkçesinde kullanılan “kaltı” edatı ile Türkiye Türkçesindeki “kaldı ki” ifadesi arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, bu iki yapı arasındaki benzerliğin gerçek bir tarihsel devamlılık mı yoksa yalnızca ses benzerliğine dayalı bir koşutluk mu olduğunu ortaya koymaktır. Araştırmada, dil incelemelerinde kullanılan art zamanlı (diachronic) ve eş zamanlı (synchronic) yöntemlerden yararlanılmış, tarihî metinler ve modern kullanım örnekleri karşılaştırılmıştır. Bulgulara göre, kaltı Eski Uygur Türkçesinde oldukça işlevsel ve çok yönlü bir edattır. “Gibi, nasıl, eğer, çünkü, ne zaman” gibi farklı anlamlar taşıyabilir; ayrıca zarf-fiil yapıları kurabilir ve cümleler arasında çeşitli anlamsal ilişkiler oluşturabilir. Bu durum, dönemin dilinin esnek ve zengin yapısını göstermektedir. Buna karşılık, Türkiye Türkçesindeki kaldı ki daha sınırlı bir işleve sahiptir. Genellikle “üstelik, ayrıca, hatta, çünkü” gibi anlamlar katar ve çoğunlukla söylem düzeyinde bir bağlayıcı olarak kullanılır. Kaltı’daki gibi geniş bir dil bilgisel işlev çeşitliliği bulunmaz ve zarf-fiil oluşturma özelliği yoktur.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Makale ayrıca kaltı’nın kökenine dair farklı görüşleri ele alır; bu yapının Türkçe dışı bir dilden alınmış olabileceği, ancak kesin bir görüş birliği bulunmadığı belirtilir. Sonuç olarak çalışma, kaltı ile kaldı ki arasında doğrudan bir tarihsel devamlılık olmadığını, aralarındaki ilişkinin esasen ses benzerliğine dayalı bir koşutluk olduğunu savunur. Bu durum, dilde biçimlerin zamanla farklı anlam ve işlevlerle yeniden ortaya çıkabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yapay Zekâ Edebî Üretiminde Yerel Dil ve Kültür Boşlukları: Türk ve Alman Halk Edebiyatı Örnekleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89780</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89780</guid>
      <author>Sevim BAYAT ARSLANAhmet CUMA   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; text-indent: 35.45pt;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;21. yüzyılın hızla dijitalleşen dünyasında, yapay zekâ teknolojileri yalnızca bilgi işlem ve veri analizi alanında değil, edebî üretim süreçlerinde de önemli bir rol üstlenmeye başlamıştır. Bu teknolojiler, metin üretiminde hız, çeşitlilik ve yaratıcı olasılıklar sunarken, kültürel içeriklerin dijital ortamda yeniden üretiminde de yeni imkânlar sunmaktadır. Öte yandan, halk edebiyatı gibi yerel dil, ritim ve kültürel bağlamını yoğun biçimde taşıyan metinlerin yapay zekâ tarafından doğru ve özgün bir şekilde temsil edilip edilemeyeceği önemli bir araştırma konusu hâline gelmiştir. Yerel ağız, folklorik motifler, ritmik yapı ve toplumsal yaşamın aktarımı gibi unsurlar, kültürel mirasın gelecek kuşaklara eksiksiz aktarılmasında kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, yapay zekânın edebî üretimde dilsel ve kültürel kodları nasıl işlediğini anlamak hem teknolojinin sınırlarını görmek hem de kültürel aktarımın güvenliğini sağlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bu süreçte geliştirilecek eleştirel yaklaşımların, yapay zekâ destekli metinlerin özgünlük, temsil ve kültürel hassasiyet açısından daha bilinçli bir biçimde değerlendirilmesine olanak tanıması beklenmektedir. Bundan hareketle, bu çalışma yapay zekânın edebî üretim süreçlerinde yerel dil ve kültürün temsilini incelemeyi, Türk halk kültürünün taşıyıcısı olan yerel dil, motif ve anlatı kalıplarının yapay zekâ metinlerinde ortaya çıkan eksilme ve dönüşüm biçimlerini ele almayı amaçlamaktadır. Yapay zekânın kültürel temsillerdeki eğilimlerini daha görünür kılmak amacıyla Alman halk edebiyatından seçilen örnekler karşılaştırmalı bir bağlamda değerlendirmeye alınmaktadır. Farklı tarihsel ve yazınsal geleneklere sahip iki edebî alanın birlikte ele alınması, yapay zekânın yerel kültüre yaklaşımında evrensel kalıplar ile kültüre özgü boşluklar arasındaki ayrımı daha net biçimde ortaya koymaya hizmet etmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Türk halk edebiyatı örnekleri olarak Karacaoğlan’a atfedilen &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; şiiri, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Irmızanın Alafı / Ege Şiveli Bir Aşk Hikâyesi&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Erzurum Abdurrahman Gazi Efsanesi&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Karadeniz Şavşat Masalları&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; ele alınmıştır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk217477195;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Alman halk edebiyatına ait örnekler arasında ise Ludwig Tobler tarafından derlenen Alemannik lehçesiyle &lt;em&gt;S’Vreneli ab em Guggisberg&lt;/em&gt; halk şiiri, Heinrich Friedrich Wilhelm Raabe tarafından derlenmiş Aşağı Saksonya lehçesinde &lt;em&gt;Dei Arwten&amp;auml;ter un dei Arwtenmeter&lt;/em&gt; köy hikâyesi, Brothers Grimm tarafından derlenen Bavyera lehçeli &lt;em&gt;Schneewittchen&lt;/em&gt; masalı ve Svabya Almancasıyla &lt;em&gt;Ulmer Spatz&lt;/em&gt; şehir efsanesi &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;yer almaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt; Bu değerlendirme kapsamında yapay zek&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;â&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;dan örnek metinlerin standart dildeki karşılıkları istenmekle birlikte yerel lehçeler veya ağızların yer aldığı metinler de yazması istenerek üretilen metinler üzerinden yerel dil, kültürel motif ve anlatı kalıplarının yapay zekâ tarafından ne ölçüde korunabildiği analiz edilmiştir. Çalışmanın yapısı bu doğrultuda şekillenmiş olup ilk olarak yapay zekânın kültürel analizlerdeki rolü tartışılmakta ve folklorik kodlar ile kültürel temsil kavramları tanıtılmaktadır. Daha sonra, Türk halk ve Alman halk edebiyatındaki edebî kodlar teorik olarak ele alınıp her iki edebiyatın dilsel, tematik ve kültürel özellikleri sunulmuştur. Bununla birlikte, yapay zekânın Türk halk edebiyatı üzerindeki uygulamaları incelenmiş; yerel ağız, ritim ve kültürel bağlamın yapay zekâ tarafından ne ölçüde yansıtıldığı, eksiklikler ve kültürel aktarım sorunları somut örneklerle ortaya konmuştur. Son olarak Alman halk edebiyatı bağlamında yapay zekânın yerel dili taklit etmedeki yetisi ele alınmış ve sonuç olarak Türk halk edebiyatı örnekleriyle karşılaştırmalı bir perspektifle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulardan hareketle yapay zekânın edebiyat analizlerinde sağladığı olanaklar ile sınırlılıkları tartışılmış; kültürel aktarımın korunmasının önemi üzerinde durulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alman Medya Söyleminde Değer Biçme Eylemleri: Stern Dergisinde Yayımlanan Okur Mektupları Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89859</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89859</guid>
      <author>Hayriye BİLGİNER</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, Stern dergisinin 2024 yılı boyunca yayımlanan okur mektuplarında okurların düşüncelerini ve duruşlarını nasıl ifade ettiklerini Sistemik İşlevsel Dilbilim çerçevesinde incelemektedir. Araştırmada, Martin &amp; White'ın (2005) &lt;em&gt;değer biçme kuramı&lt;/em&gt; (Appraisal Theory) temel alınarak yürütülmüş ve okurların siyasal, toplumsal ve kültürel konular karşısında duygularını, ahlaki değerlendirmelerini, başka görüşlerle uyum sağlama ya da onlardan uzaklaşma biçimlerini ve ifadelerinin yoğunluğunu nasıl dile getirdikleri analiz edilmiştir. Nitel ve nicel yaklaşımları bir araya getiren karma yöntemli bir araştırma tasarımına dayanan bu çalışmanın veri seti, Almanca yazılmış 558 okur mektubunda tespit edilen toplam 2.654 değer biçme öğesinden oluşmaktadır. Bulgular, değer biçme kategorileri arasında en büyük payın, yazarın söylemsel konumunu ortaya koyduğu &lt;em&gt;tutum&lt;/em&gt; (attitude) öğelerine ait olduğunu göstermektedir (% 63,9). Bu kategoride &lt;em&gt;yargı&lt;/em&gt; (judgement) en sık görülen türdür (% 51); özellikle &lt;em&gt;olumsuz yargılamalar&lt;/em&gt;, okurların sorumluluk, davranış ve toplumsal meşruiyet gibi konuları değerlendirmesinde belirgin bir yer tutmaktadır. &lt;em&gt;Duyuşsal etki&lt;/em&gt; (affect, % 30) ve &lt;em&gt;beğeni&lt;/em&gt; (appreciation, % 19) daha düşük oranlarda görülse de anlamlı işlevlere sahiptir. &lt;em&gt;Duyuşsal etki&lt;/em&gt; (affect) ifadeleri daha çok kaygı, empati veya duygusal yüklenme durumlarında ortaya çıkarken; &lt;em&gt;beğeni&lt;/em&gt; (appreciation) ifadeleri kurumlar, medya içerikleri ve kültürel temsil biçimleri hakkında düşünce ve değerlendirmelerde kullanılmaktadır. &lt;em&gt;Katılım&lt;/em&gt; (engagement) öğeleri % 24,9 oranında olup &lt;em&gt;teksesli &lt;/em&gt;(monogloss) ve &lt;em&gt;çoksesli&lt;/em&gt; (heterogloss) &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;katılım&lt;/em&gt; sistemlerinin birbirine yakın biçimde kullanıldığını göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt; B&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;u durum, yazarların iddialarını bazen paylaşılan doğrular olarak sunduklarını, bazen de alternatif bakış açılarını tanıdıklarını göstermektedir. &lt;em&gt;Derecelendirme&lt;/em&gt; (graduation) ise değer biçme kategorileri toplamının % 11,2’sini oluşturarak daha sınırlı bir kullanım göstermektedir. &lt;em&gt;Güç&lt;/em&gt; (force) genellikle toplumsal veya ahlaki olumsuzlukları vurgulamak için, &lt;em&gt;odak&lt;/em&gt; (focus) ise daha temkinli duruşlarda tercih edilmektedir. Sonuç olarak, okur mektupları kamusal alanda normların tartışıldığı, duygusal yönelimlerin paylaşıldığı ve toplumsal anlamların birlikte oluşturulduğu bir iletişim alanı işlevi görmektedir. Bu çalışma, Stern okur mektuplarında okurların etik ve duygusal tutumlarını ifade ettikleri, toplumsal meselelere dair anlamları müzakere ettikleri ve kamusal tartışmaya aktif biçimde katıldıkları bir mecra olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, derlemin yalnızca tek bir dergi ve tek bir yayın yılıyla sınırlı olması, bulguların diğer medya ortamlarına genellemesini güçleştirmektedir. Gelecek araştırmalar, okur mektuplarındaki değer biçme örüntülerinin farklı yayınlar veya platformlar bağlamlarında nasıl değiştiğini incelemek üzere karşılaştırmalı da yürütülebilir. Ek olarak, farklı dil ve kültürleri kapsayan araştırmalar, Stern’de gözlemlenen örüntülerin medya söylemdeki daha geniş eğilimleri mi temsil ettiğini yoksa Alman medya iletişimine özgü belirli gelenekleri mi yansıttığını ortaya koymaya yardımcı olabilir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Varmış Bir Kodmuş- Geleneksel Masal Anlatısının Dijital Evrimi (Yapay Zekâ)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88760</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88760</guid>
      <author>Ayşe ÇELİK KAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Masallar, insanlık tarihinin en eski anlatı biçimlerinden biridir. Her kültür, nesilden nesile aktarılan, insanları eğiten, eğlendiren ve hayal gücünü tetikleyen masallar yaratmıştır. Masal aynı zamanda toplumların değerlerini, inançlarını ve kültürlerini taşımaktadır. Ancak dijitalleşen dünyada, geleneksel masal anlatımının nasıl evrileceği, özellikle teknolojinin ve yapay zekânın rolü, merak uyandırıcı bir sorudur. Dijitalleşme, sadece masalların aktarılma biçiminde değil, aynı zamanda anlatı tekniklerinde de devrim niteliğinde değişikliklere yol açmıştır. Yeni medya araçları, masalların hem anlatılma şeklini hem de etkileşimli doğasını yeniden şekillendirmiştir. Bu makale, masalın geleceğini, teknolojik gelişmeler ışığında incelerken, yapay zekânın bu alandaki rolünü ve potansiyelini araştırmaktadır. Masal anlatımının geleceği sadece teknolojik yenilikler ile değil, aynı zamanda toplumların kültürel, sosyal ve psikolojik değişimleri ile de şekillenmektedir. Çalışmada yapay zekânın bir masal anlatıcısı olarak masalında hangi öğelerinin bulunmasına özen göstereceği sorusuna alınan yanıttan hareketle masalın yeniden yaratılmasında yapay zekânın rolü gösterilmiştir. Özgün bir masal anlatması istenilen yapay zekâdan elde edilen masal da çalışmaya eklenerek geleneksel masal anlatısı ile benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyulmuştur. Sonuç olarak görülmüştür ki dijital çağı yakalamak ve yapay zekâ uygulamalarından faydalanarak geleneksel anlatılara şekil vermek düşünülenden daha kolaydır. Bu kolaylık emek ve zaman harcamadan özgün ürünler ortaya koymayı sağlarken geleneği görmezden gelememiştir. Yapay zekâ -ChatGPT- yeni bir masal anlatıcısı olsa da gerekli kültürel derinliğe inememekte ve tek düze kalmaktadır. Standart bir kalıp ışığında masal üreten yapay zekâ, basmakalıp ifadeler ve tekrar eden kelimeler ile geleneksel anlatıda anlatıcının bizlere vermiş olduğu masal duygusunu geçirememiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dilsel Eksiklikten Söylemsel Konumlanmaya: Dezavantajlı Grupların Temsili Üzerine Eleştirel Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94246</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94246</guid>
      <author>Birol DEMİRCAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Bu çalışmanın amacı, dezavantajlı grupların dil kullanımı ve söylem pratiklerini incelemektir. Araştırma, ideoloji-söylem ilişkisi, söylemsel tahakküm ve elit-merkezli modernleşme çerçevesinde konumlandırılmıştır. Nitel araştırma desenine dayanan çalışma, belge ve söylem çözümlemesini temel alır. Bulgular, dezavantajlı grupların dilinin bir eksiklik değil, toplumsal konumlanma meselesi olduğunu göstermektedir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;Çalışma, dezavantajlı grupların dil kullanımını, dilsel eksiklik veya iletişimsel yetersizlik kategorileriyle değil; iktidar, görünürlük, temsil ve meşruiyet eksenlerinde kurulan söylem rejimleriyle ilişkili bir toplumsal konumlanma olarak incelemektedir. Bu amaçla araştırma, doküman analizine dayalı nitel bir tasarım benimsemekte; çekirdek kuramsal metinlere ek olarak 20 medya başlığı, 15 kamusal sosyal medya yorumu ve 10 kurumsal metinden oluşan bir belge korpusunu çözümlemektedir. Analiz sonucunda dört ana bulgu öne çıkmaktadır. Birincisi, dezavantajlı gruplar medya ve kurum metinlerinde çoğu zaman doğrudan konuşan özne değil, “hakkında konuşulan” toplumsal kategoriler olarak temsil edilmektedir. İkincisi, yoksulluk, göç ve engellilik alanlarında fobik temsil, patetik temsil, dramatizasyon, yardım kampanyası, olağanüstü başarı ve günah keçisi üretimi gibi söylem kalıpları güçlü biçimde sürmektedir. Üçüncüsü, kurumsal metinler hak temelli ifadeler kullansalar da, dilin öznesi çoğu kez kurum olmakta; grup ise kayıt altına alınan, erişimi sağlanan, yönlendirilen ya da uyumlaştırılan taraf olarak kalmaktadır. Dördüncüsü, Türkiye’de elit-merkezli modernleşme ve merkez&amp;ndash;çevre gerilimi, meşru sözün kimler tarafından kurulabileceği sorununu bugün de etkileyerek dezavantajlı grupların kamusal özneleşmesini sınırlandırmaktadır. Sonuç olarak çalışma, dilsel farklılığın bir eksiklik değil, eşitsizlik koşullarında biçimlenen bir söylemsel mücadele alanı olduğunu savunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil ve Edebiyat Perspektifinden Dinî Metinlerin Pedagojik Dönüşümü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89903</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89903</guid>
      <author>İsmail DEMİR</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışma, dinî metinlerin çeviribilim perspektifi doğrultusunda pedagojik bağlamda nasıl yeniden yapılandırıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca metinsel otorite, yorumsal çoğulluk ve öğrenen özne arasındaki ilişkinin din eğitimi materyallerinde hangi kuramsal ve pedagojik mekanizmalar aracılığıyla dönüştüğünü ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışma, din eğitimi alanında çeviri süreçlerinin yalnızca dilsel bir aktarım faaliyeti olmadığını; epistemolojik, kültürel ve etik boyutlar içeren çok katmanlı bir yeniden üretim süreci olduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte, eleştirel okuma, kültürlerarası anlam aktarımı ve değer inşası süreçlerini bütüncül biçimde ele alarak disiplinlerarası bir teorik zemin sunması açısından literatüre özgün ve metodolojik bir katkı sağlamaktadır. Böylece dinî metinlerin eğitim ortamlarında nasıl sunulduğu sorusu, yalnızca içerik aktarımı değil, anlam üretimi ve değer yönelimi bağlamında da yeniden düşünülmektedir. Araştırmada nitel hermenötik analiz yöntemi ile işlevsel çeviri kuramlarına dayalı kavramsal çözümleme yaklaşımı birlikte kullanılmıştır. Din eğitimi materyallerinde yer alan metin seçimi, içerik düzenleme biçimleri, kavramsal sadeleştirme süreçleri ve pedagojik amaçlı çeviri stratejileri, anlamın yeniden bağlamlandırılması çerçevesinde sistematik olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, pedagojik çevirilerin metinsel otoriteyi sabit ve tek boyutlu bir yapı olmaktan çıkararak yorumsal çoğulluğu görünür kıldığını ortaya koymaktadır. Ayrıca bu süreçlerin, öğrencinin eleştirel düşünme kapasitesini geliştirdiği, metinle bilinçli ve sorgulayıcı bir ilişki kurmasını sağladığı, kültürlerarası farkındalığını artırdığı ve değer temelli ahlaki muhakeme becerilerini güçlendirdiği sonucuna ulaşılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Bilgisi Öğretiminde İşlevsel Yaklaşım: Türkçe Ders Kitabındaki Etkinliklerin İşlevsel Dil Bilgisi Yaklaşımına Uygunluğunun İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89559</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89559</guid>
      <author>Esra EKİNCİ ÇELİKPAZU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Düşünmeyi ve üretmeyi merkeze alan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne göre hazırlanan 2024 Türkçe Dersi Öğretim Programı’nı kendisinden önceki programlardan ayıran özelliklerinden biri, dil bilgisi öğretiminde İşlevsel Dil Bilgisi modelinin benimsenmesi ve bu yaklaşımın açıkça ifade edilmesidir. Bu özellik, programın uygulamaya yansıdığı temel kaynak olan ders kitaplarına dikkatleri çekmiştir. Araştırmanın temel amacı, programın dil bilgisi öğretimi ile ilgili anlayışının somut çıktıları olan Türkçe ders kitaplarındaki dil bilgisi etkinliklerinin İşlevsel Dil Bilgisi yaklaşımına uygun olup olmadığının nitel araştırmaya uygun yöntemle eleştirel bakış açısı ile incelenmesidir. Doküman incelemesine dayalı olan araştırmanın verileri beşinci sınıf Türkçe ders kitabında yer alan isim/fiil, sıfat ve zamir etkinliklerinin İşlevsel Dil Bilgisi yaklaşımının temel kavramları olarak kabul edilen işlev, dil-gerçeklik ilişkisi, biçim, anlam, kullanım ve bağlama göre incelenmesi ile elde edilmiştir. Etkinliklerin incelenmesinde araştırmacı tarafından hazırlanan İşlevsel Dil Bilgisi Etkinliği Kontrol Listesi kullanılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"&gt;Etkinliklerin dil bilgisel yapıyı tanıma-belirleme/çözümleme-kullanma biçimindeki tasarımı işlevsel anlayışa uygun gibi görünse de genel olarak biçimin ön plana çıkarıldığı, buna karşılık işlev, dil-gerçeklik ilişkisi, anlam, kullanım ve bağlamın etkinlik tasarımında yeterince gözetilmediği sonucuna ulaşılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;Özellikle dil-gerçeklik ilişkisi, bağlam ve öğrenciyi üretime yönlendiren kullanım boyutlarında belirgin eksiklikler tespit edilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"&gt;Dil bilgisinin, öğrencilerin dili etkili ve anlamlı biçimde kullanmalarını destekleyecek şekilde yapılandırılabilmesi için, etkinliklerin dil-gerçeklik ilişkisi-biçim-anlam-kullanım-bağlam bütünlüğü içinde İşlevsel Dil Bilgisi yaklaşımına uygun olarak yeniden tasarlanması gerektiği düşünülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dâstân-ı Dâvûd-ı Şa‘bânî Şekil Bilgisi ve Muhteva özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94225</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94225</guid>
      <author>Güneş EKMEKÇİ</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada, 14. yüzyıla ait bir Eski Anadolu Türkçesi metni olan Dâstân-ı Dâvûd-i Şa‘bânî, muhteva ve dil özellikleri bakımından ele alınmış; dil incelemesi ise şekil bilgisiyle sınırlandırılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi, Oğuz Türkçesine dayalı yazı dili geleneğinin oluşum sürecinde günümüz Türkiye Türkçesine giden yolu hazırlayan önemli bir evreyi temsil etmektedir. Çalışmada metnin içeriği genel hatlarıyla değerlendirildikten sonra, dil özellikleri kapsamında özellikle şekil bilgisi unsurları ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Bu çerçevede çekim ekleri, iyelik ve hâl ekleri, çokluk biçimleri ile fiilimsi yapılar üzerinden dönemin morfolojik özellikleri ortaya konulmuştur. Metnin muhtevası ele alınırken dil açısından da şekil bilgisiyle sınırlı, sistemli bir inceleme yapılmıştır. Bir cenknâme olan metin, 258 beyitten meydana gelmektedir. Ankara Millî Kütüphanesinin Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi koleksiyonunda, 06 Hk 75 demirbaş numarasında kayıtlı bir mecmuanın 136b-141b varakları arasında bulunmaktadır. Olayın merkezinde Hz. Peygamber yer alsa da şair devamında cenknâmeyi Hz. Ali etrafında şekillendirmiştir. Bu çalışmada hem latinize edilmiş bir metinle hem de bu metin üzerine yapılan ayrıntılı muhteva ve dil çalışmasıyla alana katkı sunulmak amaçlanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İletişim Dili Açısından Kur’an’da Hz. Yûsuf’un Hapishane Sürecindeki Tebliğ Üslubu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94161</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94161</guid>
      <author>Ahmet ERDİNÇLİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; mso-hyphenate: none;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; color: black; letter-spacing: -.1pt; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, Kur’an-ı Kerim’in Yûsuf Suresi’nde ayrıntılı biçimde anlatılan hapishane kıssası çerçevesinde Hz. Yûsuf’un tebliğ üslubunu iletişim dili perspektifinden incelemektedir. Araştırma, Hz. Yûsuf’un hapishane sürecini yalnızca bir cezalandırma ve bekleyiş dönemi olarak değil, aynı zamanda bilinçli, planlı ve hikmet temelli bir tebliğ faaliyetinin icra edildiği dinamik bir iletişim ortamı olarak değerlendirmektedir. Hz. Yûsuf’un Hapishane ortamında başlayan tebliğ süreci, mahkûmların gördükleri rüyaları Hz. &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; color: black; letter-spacing: -.1pt; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Yûsuf’a anlatmalarıyla yeni bir iletişim bağlamına dönüşmüştür. Bu bağlamda Hz. Yûsuf’un iletişim tarzı, yalnızca mesajın içeriğiyle değil, aynı zamanda mesajı ileten kişinin ahlaki güvenilirliğiyle de ilişkilendirilmektedir. Onun güvenilirlik, doğruluk, sabır ve empatiye dayalı yaklaşımı, etkili dinî iletişimin temel belirleyicileri olarak öne çıkmaktadır. Hz. Yûsuf’un şahsiyeti, sözlü tebliğden önce gelen fiilî bir davet niteliği taşımakta; davranışsal tutarlılık, mesajın ikna gücünü artıran temel bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Tebliğ sürecinde dikkat çeken en önemli husus, Hz. Yûsuf’un izlediği stratejik yaklaşımdır. Rüya yorumuna geçmeden önce tevhid inancını temellendirmesi, iletişimde önceliklerin bilinçli biçimde belirlendiğini göstermektedir. Bu durum, tebliğin yalnızca bireysel bir açıklama faaliyeti değil, aynı zamanda muhatabın inanç sistemini dönüştürmeyi hedefleyen bütüncül bir iletişim stratejisi olduğunu ortaya koymaktadır. Hz. Yûsuf’un konuşma üslubu, sorgulayıcı sorular ve muhakemeye dayalı ifadeler aracılığıyla muhataplarını düşünmeye sevk etmekte; böylece iletişim süreci pasif bir aktarım olmaktan çıkarak aktif bir zihinsel ve inançsal dönüşüm sürecine dönüşmektedir. Bu iletişim modelinde sabır, doğru zamanlama, muhatabın psikolojik ve sosyolojik durumunu dikkate alma, içeriksel önceliklendirme ve empatik yaklaşım temel bileşenler olarak öne çıkmaktadır. Hz. Yûsuf’un, yargılayıcı bir dil kullanmaması; aksine anlayış, merhamet ve yönlendirici bir üslup benimsemesi, dinî iletişimde psikolojik duyarlılığın önemini açık biçimde ortaya koymaktadır. Böylece tebliğ süreci, yalnızca bilgi aktarımı değil, aynı zamanda anlam inşası ve umut üretimi fonksiyonu da üstlenmektedir. Sonuç olarak Hz. Yûsuf’un hapishane sürecindeki tebliğ üslubu, zorlayıcı koşullar altında dahi etkili, stratejik ve dönüşümcü bir iletişimin mümkün olduğunu gösteren özgün bir model sunmaktadır. Bu model, iletişimde ahlaki temsilin, güvenilirliğin ve empatik yaklaşımın belirleyici rolünü ortaya koymaktadır. Aynı zamanda günümüz dinî iletişim, manevi rehberlik, dinî danışmanlık ve özellikle Ceza İnfaz Kurumları gibi kapalı kurumlarda yürütülen irşat faaliyetleri açısından teorik ve uygulamalı katkılar sağlayabilecek evrensel bir örneklik niteliği taşımaktadır. Bu yönüyle çalışma, klasik tefsir literatürü ile modern iletişim yaklaşımları arasında kavramsal bir köprü kurmayı hedeflemekte ve Kur’an merkezli iletişim modelinin zamansız ve evrensel niteliğini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tomaris häm Kir’de {+DAy} Ekli Benzetme Yapıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89719</guid>
      <author>Zeliha GADDAR</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Güçlü ve etkili bir anlatım sağlamak için kullanılan benzetmeler bir dilin en önemli söz varlığı unsurlarındandır. Eski Türkçeden itibaren görülen teg “gibi” benzetme edatı Karakalpak Türkçesinde eke dönüşmüştür. Tomaris h&amp;auml;m Kir hikâyesi, Karakalpak yazar ve akademisyeni Prof. Dr. Sarıgül Bahadırova tarafından kaleme alınmıştır. Eserde, efsaneye göre Türklerin en önemli atalarından biri olan Alp Er Tunga’nın torunu olarak tanınan Tomris Hatun’un hikâyesi anlatılmaktadır. Bu çalışmada Tomaris h&amp;auml;m Kir adlı eserdeki {+DAy} ekli benzetme yapıları incelenmiştir. Tespit edilen örnekler anlam özelliklerine göre şu şekilde sınıflandırılmıştır: İnsanla İlgili Benzetmeler; Milletle İlgili Benzetmeler; Nehir, Su ile İlgili Benzetmeler; Yer, Mekânla İlgili Benzetmeler; Nesne, Eşyayla İlgili Benzetmeler; Asker, Orduyla İlgili Benzetmeler; Gök, Gök Cismiyle İlgili Benzetmeler; Hayvanla İlgili Benzetmeler; Gün, Ay, Yıl ile İlgili Benzetmeler; Renkle İlgili Benzetmeler; Diğer Benzetmeler. Sonrasında {+DAy} ekinin zamirlerle ve fiilimsilerle kullanımı üzerinde durulmuştur. İnceleme sonucunda insana özgü niteliklerin anlatıldığı benzetme örneklerinin sayısının fazla olduğu görülmüştür. Kullanım sayısı en yüksek diğer benzetmeler milletle ve nehir, su ile ilgilidir. Türkiye Türkçesinde benzetmelerin kullanımı ile eserdeki benzetmelerin kullanımının benzerlikler ve farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. {+DAy} ekinin qa soru zamiri ve işaret zamirleriyle kalıplaşarak sıfat ve zarf işlevlerinde kalıcı isimler türettiği, sıfat-fiillerle birlikte “-miş gibi, -ar gibi, -yor gibi” anlamlarında işlek olarak kullanıldığı da gözlemlenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şiban Han Divanı’nda Ses Yansımalı Fiillerin Yapısı Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90611</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90611</guid>
      <author>Nesrin GEZİCİ</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times Turkish Transcription',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Türkçede başlangıcından itibaren yansıma sözcükler sık sık kullanılmaktadır. Bu durum, araştırmacıların dikkatini çekmiş ve hem tarihî hem de çağdaş Türk lehçelerinde nasıl yer aldığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çağatay Türkçesi eserleri incelendiğinde yansıma sözcüklerin kullanımlarına sık sık rastlanmaktadır. Klasik Çağatay Döneminin önemli şahıslarından hem de Şibaniler Devleti’nin hükümdarı olan &lt;em&gt;Şiban Han Divanı&lt;/em&gt;’nda bu sözcüklerin oldukça fazla olduğu ve tek yazma nüshası üzerinde çalışan Yakup Karasoy’un çalışmasının Dizin bölümünde sözcüklerin anlamlarını verirken sık sık “taklidî kelime” ifadesi kullandığı görülmektedir. Bu çalışmada amaç, &lt;em&gt;Şiban Han Divanı&lt;/em&gt;’nda yer alan ses yansımalı fiilleri tespit etmek, bu fiilleri yapı ve anlam bakımından incelemek ve söz konusu fiillerin Çağatay Türkçesinin devamı niteliğinde olan Özbek ve Yeni Uygur Türkçesindeki kullanımlarını karşılaştırarak incelemektir. Bu fiillerin Özbek ve Yeni Uygur Türkçelerinde nasıl yer aldığı tespit edilerek Çağatay Türkçesinin söz varlığı unsurlarının çağdaş Türk lehçelerine aktarımının izleri araştırılacaktır. Şiban Han Divanı’nda bulunan ses yansımalı fiiller, Prof. Dr. Hamza Zülfikar’ın &lt;em&gt;Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler&lt;/em&gt; adlı çalışmasından yola çıkılarak tespit edilecektir. Böylece söz varlığı çalışmalarına katkıda bulunulacak ses yansımalı fiillerin Şiban Han Divanı’nda tanıklarının nasıl olduğu fiillerin hangi yapıya ve anlama sahip oldukları ortaya konacaktır. Eserde yansıma fiiller incelendiğinde yirmi iki yansıma fiil bulunmaktadır. Bu fiillerden sekizi basit fiil, on dördü ise türemiş fiildir. Bu çalışmada bu yirmi iki fiil incelenecek, ses yansımalı fiillerin işlevi, türeyiş biçimleri ve &lt;em&gt;Şiban Han Divanı&lt;/em&gt;’ndaki örnekleri ve anlamları ortaya konulmaya çalışılacaktır. Elde edilen verilerle, &lt;em&gt;Şiban Han Divanı&lt;/em&gt;’nda kullanılan ses yansımalı fiillerin hem yapısal hem de anlamsal açıdan Türkçenin genel ses yansıma sistemiyle ilişkisi ortaya koyulacaktır. Bu çalışma tarihsel Türk dilbilimi, sözcükbilim çalışmaları ve Türk dillerindeki yansıma sözcüklerin morfolojik gelişimi üzerine yapılan araştırmalar için önemli veriler sağlayacaktır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klasik Türk şiirinde “Kutb”: Padişahlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89988</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89988</guid>
      <author>Ayşe GİRAY</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;“Kutb”, tasavvufî literatürde “mânevî derecesi son derece yüksek olan” ve "âlemin ruhu" olarak nitelendirilen veli zâtlar için kullanılan bir terimdir. Allah’ın izniyle hareket eden ve kâinat üzerinde tasarruf yetkisine sahip olduğu kabul edilen manevi bir otorite olarak değerlendirilir. Bu kavram, klasik Türk şiirinde sadece mistik bir mertebe olarak kalmamış, aynı zamanda siyasi iktidarın yüceltilmesi ve meşrulaştırılması sürecinde merkezi bir metafor olarak kullanılmıştır. Kutb, veliler tâifesinin başkanıdır. Klasik Türk şiirinde ricȃlüʿl-gayb taifesinin arketipi olan kutb, &lt;em&gt;ilȃhi gücün temsilcisi ve Hakk’ın aynası&lt;/em&gt; hükmünde olan kişileri temsilen kullanılır. Klasik şiirde peygamber, dört halife ve on iki imam figürleri, “kutb” kavramıyla ilişkilendirilen birer benzetme ögesi olarak kullanıldığı gibi, padişahlar da benzer biçimde bu benzetme çerçevesi içinde yer almaktadır. Edebî metinlerde &lt;em&gt;dünyayı ayakta tutan sütun, direk&lt;/em&gt; terim anlamıyla kullanıldığında padişahların yücelik, teklik, liderlik ve adalet vasıflarını ön plana çıkarır. &lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1; background: white;"&gt;Padişahlar, toplum nezdinde cömertlik, adalet, yücelik ve ihsan sahibi vasıflarla anılmış; bu nitelikleri sebebiyle “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” unvanına layık görülmüşlerdir. Yaratılış fıtratlarını bozmaksızın adaleti temsil etmeleri ve topluma hakkaniyet temelinde yaklaşmaları, onların kutupluk mertebesine yükselmelerinde belirleyici bir unsur olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışmanın amacı,&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; XV. ve XIX. yüzyıllar arasındaki klasik Türk şiiri örneklerinden hareketle, padişahların “kutb” ve bu kavramla ilişkili “gavs, aktâb, merkez” gibi terimler üzerinden nasıl tavsif edildiğini ve bu nitelemelerin siyasi-kozmik karşılıklarını tespit etmektir. Bu çalışmada, öncelikle “kutb” teorisi hakkında kuramsal bir çerçeve sunulacak; ardından XV. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar geçen süreci temsil eden &lt;/span&gt;belirlenmiş 17 divan üzerinde yapılan sistematik taramalar neticesinde tespit edilen tanık beyitler&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; üzerinden; dönem padişahlarının karakteristik özellikleri ile otoriter kimliklerinin kutb kavramıyla özdeşleştirilme biçimleri metin analizi yöntemiyle ortaya konulacaktır. &lt;/span&gt;Elde edilen bulgular,&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; şairlerin padişahı sadece dünyevi bir hükümdar değil, alemin nizamından sorumlu manevi bir eksen (kutb-ı cihân) olarak kurguladıklarını göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Anahtar Sözcükler: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Klasik Türk Şiiri, Ricalülgayb, Kutb, Padişah, Benzetme Ögesi.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Fatiha Sûresi Tefsiri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87767</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87767</guid>
      <author>Gül GÜLTEKİN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Dinimizin kutsal kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in Fatiha sûresi mushafta ilk sıralarda yer alan ve Kur’an-ı Kerim’in özü niteliğinde olan bir sûredir. Kur’an’ın hem bir mukaddimesi hem de özeti gibidir. İlâhî kitabımızın bütün amaçlarını kısa bir özet halinde ihtiva etmektedir. Fâtiha sûresi, Allah’a bir yakarış mahiyetinde olan eşsiz bir duadır. âyet sayısı bakımından kısa olmasına rağmen anlamı bakımından çok derindir. Sûrede övülmeye ve yüceltilmeye layık olan tek varlığın Allah olduğu, onun hâkimiyeti, tek ilah oluşu, ancak ona tapılacağı, ondan yardım isteneceği özet olarak ifade edilir. Fatiha sûresi inanan insana doğru bir formül halinde ibâdetin önemini ve ebedî nimetin elde ediliş yöntemini bildirmektedir. Bu nadide sûre üzerine çalıştığımız tefsir, İnebey Halk Kütüphanesinde bulunan manzum ve mensur karışık olarak yazılmış harekeli bir eserdir. Eserin yazarı ve yazıldığı tarih hakkında bilgi bulunmamaktadır. Ancak eserde kullanılan kelimeler ve bu kelimelerin dil özellikleri bize metnin yazıldığı dönem hakkında bilgi vermektedir. Yapılan çalışma, söz konusu tefsirin çeviri yazısına; imlâ, fonetik ve morfolojik açıdan incelenmesine dayanmaktadır. Tefsir çeviri yazı yapıldıktan sonra tefsirdeki Türkçe kelimeler tespit edilmiş ve bu kelimelerde karşımıza çıkan ses olayları incelenmiştir. Daha sonra ekleşme bilgisine göre kelimelere getirilen ekler örnekler verilerek gösterilmiştir. Böylece dönemin hem söz varlığı hem de dil özellikleri hakkında bilgi sahibi olmamız sağlanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Samed Behrengi’nin Çocuk Kitaplarının Eleştirel Düşünme Boyutları Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90244</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90244</guid>
      <author>Esengül GÜNDOĞDUYasemin BAKİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu araştırmada, İranlı yazar ve eğitimci Samed Behrengi’nin çocuk kitapları eleştirel düşünme boyutları açısından incelenmiştir. Araştırmada Behrengi’nin ulaşılabilinen tüm hikâyeleri ele alınmış ve bu eserler eleştirel düşünmenin boyutları açısından incelenmiştir. Behrengi’ye ait 13 farklı çocuk kitabında yer alan toplam 21 hikâye, betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiş; elde edilen veriler Paul, Binker, Jensen ve Krelau’nun (1990) eleştirel düşünme modeli esas alınarak makro beceriler, mikro beceriler ve duyusal stratejiler olmak üzere üç ana kategori altında sınıflandırılmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemiyle yürütülmüştür. Yazarın çocuk kitaplarındaki hikâyeler eleştirel düşünme modeli doğrultusunda bilişsel stratejiler makro beceriler, bilişsel stratejiler mikro beceriler ve duyusal stratejiler olmak üzere üç ana kategori altında betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Bulgular, Behrengi’nin eserlerinin özellikle makro beceriler (sorgulama, tartışma, alternatif bakış açısı geliştirme) açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu; mikro beceriler (kanıt değerlendirme, varsayım analizi) ve duyusal stratejiler (entelektüel cesaret, adalet, empati) bakımından ise sınırlı kaldığını göstermektedir. Özellikle Küçük Kara Balık, Yıldız ile Konuşan Bebek, Köroğlu ile Kel Hamza, Ulduz ve Kargalar, Çıngıraklı Deve, Deli Dumrul, Güvercinci Kel Çocuk, Bir Şeftali Bin Şeftali adlı eserlerin eleştirel düşünmeyi destekleyen unsurlar bakımından öne çıktığı belirlenmiştir. Araştırma, Behrengi’nin çocuk kitaplarının bilişsel stratejiler makro beceriler boyutunda temel sorgulama ve merak uyandırmada etkili olduğunu fakat eleştirel düşünmenin üst düzey boyutlarını desteklemede sınırlı bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu araştırma, çocuk edebiyatı eserlerinin sadece edebi bir tür olmayıp düşünme becerilerinin şekillenmesine katkı sağlayan güçlü bir eğitim aracı da olduğunu ortaya koymaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ölüler Kıraathanesi Romanının Arketipsel Sembolizm Bakımından Çözümlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90201</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90201</guid>
      <author>Serdar GÜRÇAY</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Arketip kavramı, Carl G. Jung tarafından ortaya atılan ve insan psikolojisinin derinliklerinde yer alan ilkörnek, ilk modeller olarak tanımlanır. Edebî &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;metinlerin arketipsel sembolizm yöntemiyle çözümlenmesi, eserlerin derin yapısını ortaya koymada yaygın olarak kullanılan yaklaşımlardan biridir. Bu çalışmada, Fatih Gezer’in Ölüler Kıraathanesi adlı romanı arketipsel sembolizm yöntemi çerçevesinde incelenmiştir. Yazar, bu romanıyla 2021 yılında “Vedat Türkali İlk Roman Ödülü”nü almaya hak kazanmıştır. Roman, ikinci bölümünde tüm karakterlerin Muhsin tarafından gerçekleştirilen bir cinayete kurban gitmesiyle başlayan trajik bir olay etrafında şekillenir. Sonraki bölümlerde ise karakterlerin cinayet gününe kadar geçen süreçte yaşadıkları aşk ilişkileri, umutları ve hayal kırıklıkları, kıskançlıkları ve karanlık yönleri geriye dönüş tekniği aracılığıyla ele alınır. Romanın inceleme için seçilmesinin temel nedeni, eserin arketipsel sembolizm açısından zengin bir anlatı yapısı sunmasıdır. Ayrıca romanın görece yeni bir eser olması ve arketipsel sembolizm bağlamında daha önce incelemeye konu edilmemesi de bu çalışmanın özgünlüğünü ve literatüre katkısını önceler. Romanın arketipsel çözümlemesinde yüce bilge, gölge, persona, asi, soytarı ve yetim-öksüz arketipleri esas alınmıştır. Eserde söz konusu arketiplerin hem karakterler aracılığıyla hem de belirli durum ve ilişkiler üzerinden görünür hâle geldiği tespit edilmiştir. Çalışmada arketipler bağlamında gerçekleştirilen söylem analizi ve karakter yorumları, romanın tematik ve sembolik kodlarının çözümlenmesine katkı sağlamış; eserin insan psikolojisine ve kolektif bilinç dışına ilişkin çok katmanlı yapısını ortaya koymuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede Kavram Alanlarının Çözümlenmesine İlişkin Yöntemsel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89728</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89728</guid>
      <author>Bihter GÜRIŞIK KÖKSAL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Birey, insan seslerinden oluşan göstergelerin ardışık dizilimleri ile işleyen bir sistem olan dili, açıldığı çevreye ve topluma uygun olarak kuralların öngördüğü şekilde kullanmaya başlar. İnsan, dil kullanımıyla bir yandan iletişimi sağlarken bir yandan da kendi zihinsel işlevlerini yürütür. Zihinsel işlevler içinde kavramlaştırma, dilin düşünceyi şekillendirme ve yönlendirme gücünü en açık biçimde ortaya koyan temel süreçlerden biridir. Kavramlaştırma süreci ile birlikte kavramlar arasında kurulan ilişkisel örüntüler dilde kavram alanı olarak adlandırılan yapılara zemin hazırlar. Zihnin kavramsal düzlemine ait aralarında anlamsal ve kavramsal ilişkiler bulunan çoğu zaman birbirini tamamlayan sözcüklerin oluşturduğu, düzenli ve anlamlı bir bütünü ifade eden kavram alanları, yalnızca biçimsel yakınlığa ya da sözlük içi sıralamaya dayanan sözcük kümelerinden farklı olarak kendi içlerinde belirli bir düzen ve anlam örgüsü taşıyan ilişkisel yapılardır. Bu alana ait sözcüklerin her biri, gerçek değerlerini ancak bağlantılı olduğu diğer kavramlarla birlikte değerlendirildiğinde kazanır. Dolayısıyla anlam ilişkileri yalnızca sözcükler düzeyinde değil, sözcüklerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden ele alınmalıdır. İlişkisel örüntülerin bütünüyle ortaya konulabilmesi için kavramlar arasındaki bağların art zamanlı ve bilişsel yönleriyle de değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durum kavramlar arasındaki ilişkilerin anlamsal yapısının ortaya çıkarılabilmesi için tarihsel, bilişsel ve anlamsal yaklaşımların birlikte değerlendirildiği çok yönlü ve disiplinler arası bir anlayışa duyulan ihtiyacı göstermektedir. Bu nedenle çalışmada, kavramların anlam birimcikler düzeyinde çözümlendiği, ontolojik yapılara dönüştürülebilir özgün bir yöntem önerilmektedir. Bu yöntem; ayıklama, parçalama, öbekleme ve ilişkilendirme olmak üzere dört aşamadan oluşmaktadır. Söz konusu yöntem aracılığıyla kavramlar arasındaki zincirleme ilişkilerin yanı sıra kavram alanları arası geçişlerin ve anlam dönüşümlerinin de izlenmesi mümkün olacaktır. Yöntemin uygulanabilirliğinin gösterilmesi amacıyla örneklem olarak Türkçe Sözlük (TDK, 2011) esas alınmış, çözümleme süreci bu sözlükte yer alan bağımsız biçim birimlerin ayrıştırılması üzerinden yürütülmüştür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hakas Kartaga Mergen Destanında Üç Dünya Kozmolojisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90324</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90324</guid>
      <author>Emine GÜVEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;İnanma isteği, insan yaşamıyla başlayan, dönemin mevcut öğretileri ve inanç sistemi ile şekillenen bir olgu olarak hem bireyin hem de toplumun yaşamını şekillendiren köklü bir öge olmuştur. Neden ve nasıl sorularıyla başlayan bilme/öğrenme ve anlam arayışı zamanla bir fikre, bir yaratıma ve/veya olguya dönüşerek somut bir kavram hâlini almıştır. Evren; yeryüzü, gökyüzü ve yeraltı ile ilgili bilinenden bilinmeyene doğru yapılan saptamalar da tarih boyunca benzer bir çizgide bireyin zihninde olgunlaşmıştır. Evrenin oluşumuyla ilgili pek çok Kozmolojik varsayım ortaya atılmış, kozmos/evren dönemin imkânları dahilinde anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Hem Türk toplumunda hem de dünya toplumlarında bu çaba ya gökbilimi (astronomi) açısından fizikle ilgili olarak ya da mitoloji perspektifinden metafizikle ilgili olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Evreni mitolojik açıdan ele almanın temelinde duyularla algılanamayan varlıkları sezgisel olarak anlamlandırma düşüncesi yatar. Bu yöntemle elde edilen kanaat, geleneksel olarak yayılır, ulusun hayal gücünün etrafında değişiklik göstererek zamanla halk arasında yayılır ve mit, efsane ve destan hâlini alır. Çalışmada, uzun yıllar sözlü kültür dairesinde yazı dilinin bağlayıcılığından uzak, nesilden nesle aktarılarak gelmiş Hakas Türklerinin evrene dair öğretileri, Hakasların Kartaga Mergen destanındaki üç dünya kozmolojisi açısından incelenmiştir. Hakas Türklerinin üç dünya tasavvuru (yeryüzü, gökyüzü ve yeraltı), eski çağlardan beri biriktirdiği mitolojik ögelerle ve ritüellerle şekillendirdiği inanç sistemi evren anlayışı bağlamında çözümlenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Toplantı ve Şiir Meclislerinin Yeri: Şairlerin Evleri (XV.-XVI. yy.)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89735</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89735</guid>
      <author>Hanzade GÜZELOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Şiirin toplum hayatında daima merkezde bir yer aldığı Türk kültür tarihinde şiir ve şair, hükümdar ve devlet büyükleri tarafından korunup desteklenmiştir. Şiire ve sanata destek veren devlet yöneticileri etraflarında âlimleri, şairleri ve diğer sanatkârları toplamışlar, saraylarında çeşitli şiir meclislerini düzenlemişlerdir. Bu meclislerde şiirlerini sunan şairlere çeşitli ihsanlar verilmiştir. Osmanlıda İstanbul başta olmak üzere şehzade beldelerinde ve diğer şehirlerde de böyle toplantılar her dönem düzenlenegelmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Padişah ve şehzade sarayları, devlet büyüklerinin konakları dışında bu tür şiir meclisleri şairlerin toplandığı dükkânlarda, meyhanelerde ve kahvehanelerde de yapılmıştır. Bazı şairler de kendi evlerinin kapısını diğer şairler için açarak evlerini bu toplantı ve şiir meclislerinin mekânına çevirmişlerdir. Şiir meclislerinin yapıldığı bu toplantıların meslekî gelişme, şair olarak sınanma, yeni fikir, hayal ve mazmunların alışverişinin yapıldığı, nazirelerin okunduğu edebî sohbetler ortamı olduğu gibi, şairlerin birbiriyle şakalaştığı, çeşitli oyunların oynandığı, yenilip içildiği, çalgı çalınıp şarkıların söylendiği yerler olduğu da bilinmektedir. Bu bakımdan şiir meclislerinin, divan şairlerinin sosyal hayata dahil olduğu ve dostlarla sohbet ettiği, eğlendiği yerler olduğu görülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Çalışmaya konu olan şiir meclislerinin yapıldığı şair evlerine XV. ve XVI. yy.’lardan örnekler verilmiştir. Çalışmada bu yüzyıllara ait belli başlı örnekler verilerek daha çok hangi şairlerin kendi evlerini böyle meclis yerine çevirdiği konusunda bir değerlendirme yapılmaya çalışılmış. Bu şiir toplantılarının mahiyeti, edebî yönünün yanı sıra sosyal yönü ele alınmıştır. Tezkirecilerin anlatımıyla buradaki ortamın özelliği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Şair evlerinde düzenlenen bu şiir meclislerinin bir şair yetiştirme, şair okulu rolünü oynadığı gibi aynı zamanda şairlerin karşılıklı görüşüp sohbet ettiği ve sosyalleştiği birer eğlence yeri de olduğu gösterilmeye çalışılmıştır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırım Bahçesaray Sicillerinde Köle ve Cariye Adları Üzerine (1608-1613)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90304</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90304</guid>
      <author>Taghi SALAHSHOUR HASANKOHAL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"&gt;Kırım Hanlığı’nın egemenliği altında yaşayan tebaaların (Müslüman, Hristiyan, Yahudi vd.) günlük hukukî işlemleri hanlığa ait şeriat mahkemelerince yapılmaktaydı. Ticaret, miras, nesep, borç, hibe evlilik, mihr, boşanma gibi medeni hukukun konusu olan işlemlerin yanı sıra cinayet, darp, yaralama, hırsızlık, iftira, diyet gibi ceza davaları da bu kadı asker mahkemelerinde görülmekteydi. Ayrıca tanıklık, tescil, nafaka gibi konular da bu mahkemeler tarafından değerlendirilmekteydi. Bu dönemde köle ve cariyeler de kendi haklarını arama hukukuna sahip oldukları için bu mahkemelere başvuruda bulunarak nesep, hürriyet, miras gibi konularla birlikte ceza davaları açabilmekteydiler. Yani dönemin pek çok sosyal ve hukuki olayı mahkemelerde görüşülmüş ve kaydedilmiştir. Kırım Bahçesaray sicillerinde dönemin toplumsal, ekonomik ve dini durumu ile birlikte o dönemin dili ve kültürü de kaydedilmiştir. Özellikle kültürel öge olarak kişi adları dönemin hem etnik yapısını hem de dinî inanç sistemini, hanlığın gayrimüslim tebaaları arasındaki hukukî ilişkilerini yansıtmaktaydı. Bu hukukî ilişkiler kölelerin mahkemelerde dava açma hakkını bile içermektedir. Çalışmanın ana konusunu dönemin hukuk belgelerinde geçen köle ve cariyelerin adları oluşturmaktadır. Köle ve cariye adları incelenerek köken bakımından değerlendirilip sınıflandırılmış; köle ve cariyelere atfedilen abd, cariye, memluk, çora, oğlan, kazak, odaman, abd-i memluk, memluke, abd-i mezun, mu‘taḳ, mu‘taḳa, rıḳḳıyyet gibi unvanlar incelenmiştir. Bununla birlikte gayrimüslim kölelere atfedilen zimmi, zimmiye, kâfire gibi hitaplar da semantik bağlamda değerlendirilmiştir&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gideon Toury’nin Yeterlilik ve Kabul Edilebilirlik Normları Çerçevesinde Zekeriyyâ Tâmir’in “Onuncu Günde Kaplanlar” Öyküsünün Türkçe Çevirilerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90437</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90437</guid>
      <author>Sadiye İLHAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Sakkal Majalla'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&amp;nbsp;Çeviribilimin inceleme ve uygulama alanlarından biri şüphesiz çeviri eleştirisidir. Çeviri eleştirisi, kaynak metin yapısının hedef metinde nasıl yeniden oluşturulduğunun karşılaştırmalı olarak incelenmesini ifade eder. Başka bir deyişle, kaynak metne özgü yapıların anlamsal ve dilsel düzeyde karşılıklarının çevirmen tercihleri doğrultusunda hedef metne nasıl aktarıldığının araştırılmasıdır. Bu çalışma, çeviri eleştirisi bağlamında Zekeriyyâ Tâmir’in Onuncu Günde Kaplanlar adlı öyküsünün Arapçadan Türkçeye yapılmış farklı çevirilerini Gideon Toury’nin betimleyici çeviri kuramı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında dört farklı çevirmen tarafından gerçekleştirilen çevirilerden seçilen toplam 11 kesit karşılaştırmalı çeviri yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, çeviri örnekleri Toury’nin yeterli ve kabul edilebilir çeviri normları doğrultusunda sınıflandırılmış ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çeviri eleştirisi kapsamında yapılan incelemelerde, çevirmenlerin kaynak metin ile hedef metin arasındaki aktarım tercihleri sistematik biçimde ele alınmıştır. Bulgular, çevirmenlerin tek bir çeviri normuna bağlı kalmadığını; bağlama göre yeterli ve kabul edilebilir normlar arasında geçiş yaptıklarını göstermektedir. Bazı örneklerde kaynak metne bağlılık ön planda tutularak yeterli çeviri normu tercih edilirken, bazı örneklerde hedef dilde akıcılık ve doğallık sağlamak amacıyla kabul edilebilir çeviri normuna yönelim olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte bazı kesitlerde çeviri eleştirisi sonucunda, normlarla tam olarak açıklanamayan anlam kaymaları da belirlenmiştir. Çalışma, söz konusu öykü çevirileri üzerinden Toury’nin kuramsal çerçevesinin pratikteki karşılığını ortaya koyarak çeviri eleştirisi çalışmalarına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca elde edilen bulguların Arapça-Türkçe edebi çeviri incelemeleri için de yol gösterici olabileceği değerlendirilmektedir. Böylece çalışma hem kuramsal hem de uygulamalı çeviri araştırmalarına bütüncül bir bakış sunarak alan yazına katkı sağlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dede Korkut Hikâyeleri: Deli Dumrul Adlı Hikâyenin Art Gönderimsel Olarak İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90277</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90277</guid>
      <author>Ersin KAYA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Öz:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt; Metinler, hem ait oldukları dönemin özelliklerini yansıtmaları hem de dilsel yapıyı ortaya koymaları bakımından önem taşımaktadır ancak dilsel unsurların rastlantısal biçimde bir araya gelmesi cümle oluşturmadığı gibi, cümlelerin gelişigüzel sıralanması da anlamlı bir metin meydana getirmez. Bu nedenle metni oluşturan dilsel yapıların belirli bir düzen ve bağdaşıklık içinde bulunması gerekmektedir. Bu bağdaşıklığı sağlayan temel unsurlardan biri ise art gönderim yapılarıdır. Art gönderimler, metin içindeki dilsel birimler arasındaki ilişkileri kuran ve referans sürekliliğini sağlayan önemli araçlardır. Bu çalışmada, Dede Korkut Kitabı’nda yer alan Deli Dumrul hikâyesi, art gönderim ilişkileri bakımından incelenmiştir. Çalışmanın amacı, anlatı içerisinde yer alan kişi, olay ve kavram referentlerinin hangi dilsel araçlarla sürdürüldüğünü ortaya koymak ve bu gönderim ilişkilerinin metnin bağdaşıklık yapısına nasıl katkı sağladığını belirlemektir. Bu doğrultuda metin, referent zincirleri ve gönderim araçları açısından çözümlenmiş; zamirler, kişi ekleri, iyelik yapıları, açık ad öbekleri ve fiil çekimleri gibi dilsel unsurların referans sürekliliğini sağlamadaki işlevleri incelenmiştir. İncelenen metinde art gönderim zincirlerinin özellikle Deli Dumrul, Azrail, anne, baba, eş, Dede Korkut ve olay referentleri etrafında şekillendiği tespit edilmiştir. Nicel dağılım incelendiğinde, üçüncü tekil şahıs (113) kullanımlarının metinde en yüksek sıklığa sahip gönderim türünü oluşturduğu ve bu kullanımların önemli bir bölümünün (63) Deli Dumrul referentine yöneldiği görülmektedir. Bununla birlikte birinci tekil kişi biçimleri (51) de özellikle karakterlerin doğrudan konuşma bölümlerinde yoğun biçimde kullanılmış ve kahramanın duygusal durumunu yansıtan söylemsel bir işlev üstlenmiştir. Metinde referans sürekliliği çoğunlukla zamirler, iyelik ekleri ve fiil çekimleri aracılığıyla sağlanırken, açık ad öbeklerinin daha çok yeni bir referentin tanıtıldığı ya da anlatı içinde vurgu yapılmak istendiği noktalarda kullanıldığı görülmektedir. Bunun yanı sıra işaret zamirleri ve işaretleyici ifadeler, belirli olaylara ya da anlatı içindeki gelişmelere gönderimde bulunarak referans ağını yalnızca kişi merkezli olmaktan çıkarıp olay odaklı bir boyut da kazandırmaktadır. Çalışma, art gönderimsel yapıların yalnızca metin içi bağdaşıklığı sağlamadığını; aynı zamanda anlatının dramatik örgüsünün, karakter ilişkilerinin ve söylem akışının kurulmasında önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, klasik Türk anlatı metinlerinin yapısal çözümlemesinde etkili bir yöntemi ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İklim Krizi Söyleminin Çeviride Dönüşümü: Eko-Çeviribilimsel Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90424</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90424</guid>
      <author>Nodira KIRALFatıma GIMATDINOVA  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: Arial; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, Papa Francis tarafından kaleme alınan &lt;em&gt;Laudate Deum&lt;/em&gt; genelgesindeki iklim krizi söyleminin Türkçe çeviri sürecinde geçirdiği anlamsal ve söylemsel dönüşümleri, Gengshen Hu’nun (2020) eko-çeviribilim yaklaşımı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada metaforlar, Lakoff ve Johnson (2003) bağlamında düşünceyi yapılandıran bilişsel araçlar ve James Dickins (2005) bağlamında söylemsel gücü belirleyen "yerleşik" (stock) unsurlar olarak ele alınmıştır. Nitel ve karşılaştırmalı olan çalışma, Hu’nun (2020, ss. 161-164) üç boyutlu dönüşüm modelini (dilsel, kültürel ve iletişimsel) uygulamaya koymaktadır. Analiz sürecinde, Wang Jian (2021, s. 85) tarafından vurgulanan "öznel idealleştirme" riskini yönetmek amacıyla, Muharrem Tosun’un (2013, s. 15) eleştiriyi bilimsel bir "ikinci türden gözlem" olarak tanımlayan metodolojisi benimsenmiş ve uyum dereceleri (yüksek, orta, düşük) somut nitel kriterlere dayandırılmıştır. Bulgular, kaynak metindeki "kartopu etkisi" gibi yapısal metaforların yerleşik metaforik eşdeğerlikler yoluyla korunarak dilsel ve kültürel boyutlarda "yüksek uyum" sağladığını ortaya koymuştur. Buna karşın, Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu’nun (CET) kurumsal eko-çevresindeki normlar nedeniyle bazı ontolojik metaforlarda yumuşatma (mitigation) stratejisinin izlendiği ve bu durumun iklim krizinin aciliyet tonunu ve etik çağrısının şiddetini zayıflattığı saptanmıştır. Sonuç olarak çalışma, eko-çeviribilim yaklaşımının çevre temelli dini-etik metinlerin analizinde sunduğu metodolojik gücü ve çevirinin bir "aracılık pratiği" olarak işlevini kanıtlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli 1. Sınıf Türkçe Dersi Hakkında Öğretmen Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90117</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90117</guid>
      <author>Ali KÜÇÜKÇINARYeliz TEMLİ DURMUŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışmanın amacı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) 1. sınıf Türkçe dersi öğretim programı hakkında öğretmen görüşlerini ortaya koymaktır. Çalışmanın kapsamı modelin uygulamaya geçtiği 2024-2025 eğitim öğretim yılı 1. dönemi ile sınırlandırılmıştır. Bu süreç genel anlamda ilk okuma yazma çalışmalarının yürütüldüğü zamanı ifade eder. Araştırma, betimsel tarama yöntemi kullanılan nitel bir araştırmadır. Araştırmacılar tarafından hazırlanan anket soruları ile gönüllü 45 sınıf öğretmeninin görüşleri alınmıştır. Araştırmada toplanan veriler yapılan analiz sonucunda öğrenme çıktısı, içerik, öğrenme-öğretme süreci, öğrenme kanıtları, lisans eğitimi, hizmet içi eğitim, değerler eğitimi, ihtiyaçlar, sınırlılıklar ve öneriler olarak toplamda 10 tema altında toplanmıştır. Bu temalar kapsamında katılımcıların modelin yenilik getirdiği düşüncesine tarafsız yaklaştıkları belirlenmiştir. Modelin planlanması ve uygulanmasında çeşitli sorunların bulunduğu belirtilmiştir. Bu sorunlar modelin fikir aşamasından başlayarak uygulamaya geçildiği ana kadar gerekli hazırlık ve tanıtım çalışmalarının yapılmaması ve bu nedenle uygulayıcı konumundaki öğretmenlerin çeşitli zorluklarla başa çıkmak zorunda kalması noktasında odaklanmaktadır. Bununla birlikte TYMM ölçme değerlendirme bileşeninin (TYMM içinde öğrenme kanıtları kavramına karşılık gelmektedir) süreç odaklı olmasının olumlu olarak görüldüğü ifade edilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu konuda tercih edilen yöntem/teknikler ve ölçüm araçlarına ilişkin görüşler de benzer şekilde olumlu karşılanmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu sorunların çözümüne katkı sağlayabilmek adına ders ve kademe değişiklikleri yapılarak, değişikliğe gidilen branşlardaki durumun ortaya koyulan çalışmaların yapılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. Araştırmacılar sadece sınıf öğretmenlerinin değil; idareciler, veliler ve sendikalar diğer eğitim paydaşlarının görüşlerinin alınmasını önermektedirler.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bulgaristan Türklerinde Evlenme Biçimleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94119</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94119</guid>
      <author>İbrahim ÖZKAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bulgaristan Türkleri diye ifade ettiğimiz Bulgaristan’daki Türkler Anadolu Türklüğünün bir devamıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan gelişmeler neticesinde bugünkü sınırlarımız dışında kalan Bulgaristan Türkleri Balkanlar’daki en büyük Türk azınlık grubunu oluşturmaktadır. Azınlık konumuna düşen Bulgaristan Türkleri varlıklarını ve kimliklerini korumasını bilmişlerdir. Varlıklarını ve kimliklerini korumada evlilik kurumu da çok önemli bir rol oynamıştır. İster Rodoplar’da isterse Deliorman bölgesinde yaşayan Türkler olsun soy bilincini egzogami evlilik ile korumuşlardır. Egzogami evlilik Bulgaristan’daki Türkler için adeta yasa hükmündedir. Kendi içinden ama soyun dışından evlenme Bulgaristan Türklerinin başka etnik gruplarla karışmasının önüne geçmiştir. Değişen sosyoekonomik şartlar Bulgaristan Türklerinde evlenme biçimlerini zamanla etkilemiş olsa da Türk kültüründe görülen evlenme biçimleri Bulgaristan Türklerinde de varlığını sürdüregelmiştir. Türklerde temelde evlenmenin en eski biçimi olan kız kaçırma yoluyla evlilik 1950’li yıllardan önce Bulgaristan Türkleri arasında da sık görülen bir evlenme biçimiydi. Kaçarak evlenmenin bir başka şekli olan oturakalma evlilik biçimine de nadir de olsa rastlanmaktaydı. Kayıncı (levirat) ve baldızla (sorarat) tipi evlilikler de çok az görülen evlilik biçimleridir. Taygeldi evlilik biçimi de yine nadir görülen evlilik biçimlerinden bir diğeridir. Türk dünyasının pek çok yerinde olduğu gibi Bulgaristan Türklerinde de görücü usulüyle evlenme en fazla ve en yaygın görülen evlenme biçimdir. Anadolu’da olduğu gibi Bulgaristan Türklerinde de kız seçme işi aile fertleri tarafından başlatılır. Kız seçme, kız beğenme, kız görme, dünürcü gitme gibi adetler Bulgaristan Türklerinde aynen görülmektedir. Sosyal hayatta meydana gelen değişmeler Bulgaristan Türklerindeki evlenme biçimlerini de etkilemiştir. Günümüzde artık gençler tanışarak, flört ederek evlenme biçimlerini tercih etmektedirler. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kilis Türkülerinde Kadın İmgesinin Tematik Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89822</guid>
      <author>Zeynep Dilek ÖZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışma, Kilis yöresine ait türkülerde kadın imgesinin hangi temalar etrafında şekillendiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türk halk edebiyatının anonim ürünleri arasında yer alan türküler, toplumun değerlerini, duygularını ve sosyal yapısını yansıtan önemli kültürel metinlerdir. Bu bağlamda kadın, türkülerde biyolojik bir varlık değil; toplumsal roller, beklentiler ve kültürel normlar çerçevesinde şekillenen bir imge olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın inceleme alanını, Reşit Muhtar’ın Kilis Halk Kültüründe Türküler, Hikâyeleri ve Oyunlar (2013) adlı eserinde yer alan 74 türkü metni oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle ele alınan bu metinlerde kadın imgesi; “yüceltilen ve değer verilen kadın”, “güzelliği ve cazibesiyle öne çıkan kadın”, “anne olarak kadın”, “aşkın ve ayrılığın öznesi olan kadın”, “sadakatin ve bağlılığın sembolü olan kadın”, “toplumsal baskılara maruz kalan ve dışlanan kadın” ile “çalışkan kadın” başlıkları altında sınıflandırılmıştır. İnceleme sonucunda Kilis türkülerinde kadının çoğunlukla aşkın merkezinde yer aldığı, güzellik, zarafet ve cazibe unsurlarıyla idealize edildiği görülmüştür. Bununla birlikte kadın, anne kimliğiyle kutsal ve fedakâr bir figür olarak yüceltilmiş; ayrılık, hasret ve ölüm temalı türkülerde ise acının ve yasın taşıyıcısı konumunda ele alınmıştır. Bazı türkülerde kadının sadakati ve bağlılığı öne çıkarılırken kimi metinlerde toplumsal baskılara, aile içi dışlanmaya ve şiddete maruz kalan bir kadın profili sunulduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kadın, üretim sürecine katılan, emek veren ve çalışkan yönüyle de türkülerde yer bulmuştur. Sonuç olarak Kilis türkülerinde kadın imgesi, çok yönlü ve zengin bir tematik yapı içerisinde ele alınarak toplumsal hayatın aynası niteliğinde sunulduğu sonucuna ulaşılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Barış Manço Şarkılarında Bulunan Kalıplaşmış Dil Birimlerinin Tespiti</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88829</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88829</guid>
      <author>Asena ŞAŞMAZ Neslihan KARAKUŞ </author>
      <description>Türk müziği açısından oldukça önemli bir isim olan Barış Manço, sanatçı kişiliğinin yanı sıra dil, kültür ve değer aktarımı açısından da etkili bir bireydir. Söz yazarlığı ve müzikal anlatımı ile farklı yaş gruplarına hitap eden Barış Manço’nun şarkıları, yıllar içinde farklı platformlarda yeniden yayımlanmış ve yaptığı televizyon programlarıyla da geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştır. Özellikle günümüz teknoloji çağında çocuk ve genç bireylerin görsel-işitsel medya içeriklerine artan ilgisi, bu tür eserlerin dil gelişimi üzerindeki etkilerini incelemeyi gerekli kılmaktadır.&lt;br&gt;Bu bağlamda çalışmanın amacı, Barış Manço'nun şarkılarında yer alan atasözleri, deyimler, ikilemeler gibi kalıplaşmış dil birimlerini tespit ederek bu yapıların çocuk ve genç dinleyicilerin dilsel ve kültürel gelişimine olan muhtemel katkılarını değerlendirmektir. Barış Manço’nun eserlerinde kullanılan bu türden dilsel unsurlar, hem Türkçenin söz varlığının korunması hem de kültürel unsurların gelecek kuşaklara aktarılması açısından oldukça önemlidir.&lt;br&gt;Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmış, Barış Manço'nun seçilmiş şarkıları ve bu şarkıların sözleri üzerinde içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen veriler, belirlenen kategoriler doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Araştırma sonucunda incelenen şarkı sözlerinde 185 adet deyim, 36 adet atasözü, 128 adet ikileme tespit edilmiştir. Bu bulgular, sanatçının eserlerinin sadece müzikal bir değer taşımadığını, aynı zamanda ana dili eğitimi ve kültürel aktarım süreçlerinde kullanılabilecek zengin, eğitsel ve kendine özgü birer kaynak niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sözden Eyleme: Mu’înü’l-Mürîd’in Edimbilimsel Dünyası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90076</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90076</guid>
      <author>Necip Fazıl ŞENARSLANMünevver ERTÜRK </author>
      <description>&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;R&lt;/span&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;uhbilimsel ve toplumbilimsel konuları &lt;/span&gt;&lt;span lang="PT" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: PT; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;da i&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;çine alan edimbilim, &lt;/span&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;söz”ün söyleyen ya da yorumlayan ile ilişkisini inceleyen bir bilim dalıdır. Bu tanıma ek olarak ayrıca açıkça ifade edilmeyen anlamların bağlam ve ortak varsayımlar yoluyla nasıl anlaşıldığını da inceleyen bir alandır. Edimbilimin temel inceleme alanlarından biri olan söz edimi kuramı, John Langshaw Austin&lt;/span&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;in 1930&lt;/span&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;larda ortaya attığı, ardından John Roger Searle tarafından geliştirilen &lt;/span&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bir şey demek, bir şey yapmaktır” anlayışına dayanır. Bu kurama göre dilin sadece betimleme işlevi yoktur; aynı zamanda soru sorma, emir verme ve teklifte bulunma gibi edimleri de bulunur. Austin, söz edimlerini &lt;/span&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;düzsöz edimi, edimsöz edimi ve etkisöz edimi” olmak üzere üçe ayırır. Searle ise edimsöz edimlerini daha kapsamlı bir şekilde beş başlık altında ele alır. Bunlar; yönlendiriciler, yüklemleyiciler, göstericiler (belirticiler), yansıtıcılar (anlatıcılar) ve bildiriciler (ilan ediciler)” dir. Bu çalış&lt;/span&gt;&lt;span lang="IT" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: IT; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;ma, &lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Muʿînü’l Mürîd&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;deki söz edimlerini bağlam temelli bir okuma ile inceleyerek eserin iletişimsel ve söylemsel yapısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, Austin ve Searle’ün söz edimi kuramı temel alınarak yürütülmüş; metindeki yönlendirici, bildirici, yüklemleyici, göstergesel ve yansıtıcı edimlerin işlevleri bağlam içinde değerlendirilmiştir. Nitel araştırma desenine dayalı olan çalışmada veri kaynağı, &lt;em&gt;Muʿînü’l-Mürîd&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;in yaygın kullanılan bilimsel neşri olup çözümlemeler doküman incelemesi ve betimsel analiz teknikleriyle gerçekleştirilmiştir. İnceleme sonucunda eserde yönlendirici edimlerin belirgin biçimde öne çıktığı; didaktik, tasavvufî ve nasihat merkezli söylemin, söz edimlerinin tür ve iş&lt;/span&gt;&lt;span lang="DA" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: DA; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;lev da&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;ğılımını belirleyen temel unsur olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, eserin öğretici yapısının edimbilimsel düzeyde nasıl kurulduğunu göstermesi bakımından çalışmanın özgün katkısını oluşturmaktadır&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Arial Unicode MS'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Yazarinsanın İnşası: Hüseyin Su’nun Takvim(den) Yır(t)tıkları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88196</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88196</guid>
      <author>Batuhan ŞUORUÇ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Günlükler, yazarların kendilerini genellikle herhangi bir sansüre maruz kalmaksızın bütün saflığı ve netliğiyle ifade ettikleri edebî türlerdir. Günlükler vasıtasıyla yalnızca yazarın psikolojik dünyasına tanıklık etmekle kalınmaz. Yazarın yaşamış olduğu topluma, politikaya, sanat ve edebiyata, yönelik değerlendirmelerini de günlükler aracılığıyla elde etme fırsatı bulunmaktadır. Bu yönleriyle de günlükler salt bir kişinin mahrem dünyasına dair bilgileri veren bir tür değil, çoğu zaman bütün toplumu ilgilendiren konulara ilişkin sosyal ve tarihî olaylara ışık tutan belgeler niteliğindedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; text-indent: 35.45pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Hüseyin Su’nun on dört yıl boyunca tutmuş olduğu &lt;em&gt;Takvim Yırtıkları&lt;/em&gt; &lt;em&gt;I-II-III&lt;/em&gt; başlığıyla yayımlanan günlük türündeki eseri bu türden bir belge özelliği taşımaktadır. Su, yazma eylemine yüklediği anlama, Nuri Pakdil’le olan ilişkisinin detaylarına, Edebiyat Dergisi’nde bir araya geldiği dostlarına ve derginin kendisine kattıklarına dair birçok hatırasına günlüklerinde yer vermektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; text-indent: 35.45pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bilhassa, Hüseyin Su’nun yazarinsan kimliğini oluştururken Nuri Pakdil’in kişiliğinin, hassasiyetlerinin, sanatsal bakış açısının, yazma ve okuma eylemlerine yüklediği anlamın ve Su’yu bu konularda daima yönlendirmeye çalışmasının oldukça belirleyici bir rol oynadığı &lt;em&gt;Takvim Yırtıkları&lt;/em&gt;’nın bütün ciltlerinde kendisini gösteren ana unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmamızda Su’nun başta yaz(ama)ma ve okuma eylemlerine yüklediği anlama, Nuri Pakdil’in bu bağlamda etkilerine ve &lt;em&gt;Edebiyat&lt;/em&gt; &lt;em&gt;Dergisi&lt;/em&gt; ve çevresinde bir araya gelen diğer yazarların Su’nun yazar kimliğine olan katkılarını tespit etmeye ve yorumlamaya gayret göstermeye çalıştık.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Anlamsızlık”tan “Hayret”e: Bîdil’in Bir Beyti Üzerine Yorumların Karşılaştırması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90607</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90607</guid>
      <author>Arzu TANRIVERDİ</author>
      <description>Bu çalışma, Bîdil-i Dehlevî’ye ait “Ḥayret demîde’em, gul-i dâġem bahâne’îst / Ṭâvûs-u celvezâr-i tu âyîneḫâne’îst” beyti etrafında oluşan tartışmaları ele almaktadır. Söz konusu beytin Muḥammed-Reżâ Şefîʿî Kedkenî tarafından “anlamsız” olarak nitelendirilmesi, modern Fars edebiyatı araştırmalarında dikkat çekici bir tartışma zemini oluşturmuştur. Bu yaklaşımın kökeni, kısmen daha erken dönemde Zebîḥullâh Ṣafâ’nın Farsçadaki dilsel dönüşüm ve anlam kaymaları üzerinden geliştirdiği değerlendirmelere kadar uzanır. Bununla birlikte Kedkenî, meseleyi daha çok algı farklılıkları çerçevesinde ele alarak, Sebk-i Hindî’nin yoğun imgesel yapısının modern okur açısından tam olarak anlaşılamayacağını ileri sürmüştür. Bu makale, beytin anlamını nihai biçimde tesis etmeyi amaçlamaktan ziyade, Kedkenî’ye karşı geliştirilen yorumları karşılaştırmalı olarak incelemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda beyitte yer alan “hayret”, “gül”, “dâğ”, “tavus” ve “ayna” gibi temel imgelerin farklı araştırmacılar tarafından nasıl anlamlandırıldığı ele alınmıştır. Yapılan incelemede, yorumların genel olarak iki ana yaklaşım etrafında şekillendiği görülmektedir: tasavvufî ve imge merkezli yaklaşım. Bazı araştırmacılar beyti Bîdil’in tasavvufî düşünceye yakınlığı doğrultusunda değerlendirirken, diğerleri metni bir tasvir olarak düşünerek daha çok algı, görme ve hayret ilişkisi üzerinden açıklamaktadır. Bunun sonucunda, Sebk-i Hindî’nin terkip kurucu ve yoğun imgesel yapısı esas alınarak yorumlamaya gidilmiştir. Çalışma ayrıca Farsça literatürde yer alan bu farklı yorumları sistematik bir biçimde Türk okuruna sunmayı amaçlamaktadır. Sonuç olarak bu araştırma, söz konusu beytin anlamsız olmadığını; aksine çok katmanlı bir anlam yapısına sahip olduğunu ve farklı yorumlama pratikleri üzerinden yeniden üretildiğini ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>17. Yüzyıl Sosyal ve Siyasi Meselelerini Eleştiren Manzum Bir Nasihatname</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89517</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89517</guid>
      <author>Songül YAĞCIOĞLU</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'TR Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Tür özellikleri bakımından padişahı ve devlet adamlarını muhatap alması, devletin nizamı için yönetimle ilgili konuları içermesi ile siyasetnamelerle iç içe geçtiği dile getirilen nasihatnamelere Türk edebiyatının çeşitli dönemlerinde rastlanmaktadır. Yazıldığı dönemin siyasi, ekonomik ve toplumsal meselelerini konu etmesi, yazım tarihleri ile de meselelerin kronolojik seyrini takip imkânı sunması bakımından Osmanlı tarih araştırmalarında birincil kaynak olan nasihatnamelerin sayısında devlet idaresiyle ilgili aksaklıkların daha fazla hissedilir hale geldiği 17. yüzyıldan itibaren artış görülür. Ağırlıklı mensur kaleme alınan bu eserler arasında manzum olanlara da rastlanır, fakat bunlar edebî değerinden ziyade dönemin özelliklerine işaret etmesi bakımından muhtevasıyla önem arz etmektedir. Çalışmanın konusunu 17. yüzyılda yazılmış böyle bir risale teşkil etmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Risale, Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar koleksiyonunda 6536 numara ile kayıtlı 101 varaklı bir mecmuanın 89-101. varakları arasında mündemiç olup &lt;em&gt;Halife-i zamân ve cümle ibâdullaha hitâbendür bu risâle-i latîf&lt;/em&gt; başlığıyla yer alan harekeli bir metindir. Risalede siyasi, içtimai, iktisadi, askerî ve ahlaki meseleleri konu alan, çeşitli vezin ve kafiyelerde biri mesnevi diğerleri kaside nazım şekliyle yazılan ve toplam 304 beyitten oluşan sekiz manzume yer almaktadır. Bunlardan beşinci ve sekizinci manzumeler dua ve hatime muhtevalı olup beşincide H.1041 (1631/1632), sekizincide H. 1104 (1692/1693) tarihi yer alır. Bu itibarla Osmanlı Devleti’nin IV. Murat, Sultan İbrahim (1640-1648), IV. Mehmet (1648-1687), II. Süleyman (1687-1691) ve II. Ahmet’in (1691-1695) ilk yıllarını içine almaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Burhâneddîn-i Belhî’nin Sa‘dî-yi Şirâzî’ye Yazdığı Tahmîsler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94136</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94136</guid>
      <author>Hakan YAMAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Klasik Doğu edebiyatlarında şairler, kendilerinden önceki üstatların eserlerine nazireler yazarak veya onları farklı formlarda yeniden yorumlayarak edebi bir süreklilik oluşturmuşlardır. Bu geleneğin en dikkat çekici ve teknik beceri gerektiren türlerinden biri olan tahmis, bir şairin başka bir şairin gazelindeki her beyte üçer mısra ekleyerek onu beşlemelerle zenginleştirmesi esasına dayanır. Tahmis, yalnızca bir biçim oyunu değil; aynı zamanda iki şairin hayal dünyasının, dil zevkinin ve tasavvufi derinliğinin bir potada eridiği estetik bir buluşma zeminidir. Türk ve Fars edebiyatının ortak birikiminden beslenen bu tür, metinler arası bir köprü vazifesi görerek klasik şiirin anlam dünyasını yeni katmanlarla genişletir. Bu edebi etkileşimin 19. yüzyıldaki önemli temsilcilerinden biri de her iki dile hâkimiyetiyle öne çıkan Burhâneddîn-i Belhî'dir. “Mecmû‘â-i Tahmîsât” adlı eserin müellifi olan Burhâneddîn-i Belhî, şiirlerini Türkçe ve Farsça söylemiştir. Şairin Türkçe ve Farsça olarak kaleme aldığı iki divanı vardır. Bir de bizim çalışma konumuzu içinde barındıran Mecmû‘â-i Tahmîsât isimli eseri vardır. Bu eser Farsça ve Osmanlı Türkçesi olarak yazılmış 39 tahmisi içermektedir. Çalışmada, Burhâneddîn-i Belhî’nin Sadî Şîrâzî’ye yazdığı tahmisler ele alınmıştır. Öncelikle Farsça’dan Türkçe’ye tercüme edilen beyitler ele alınmış, ardından bu beyitlerin anlam dünyası ve tasavvufî arka planı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece metinler arası anlam geçişleri daha açık hâle getirilmiştir. İnceleme sonucunda, Belhî’nin tahmislerinin yalnızca bir nazire olmadığı; aksine Sadî’nin şiir dünyasıyla etkileşime giren, onun mazmunlarını derinleştiren ve yeni anlam katmanları oluşturan metinler olduğu görülmüştür. Ayrıca bu tahmislerde, tasavvufî ve estetik unsurların belirgin biçimde yeniden yorumlandığı tespit edilmiştir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çeviri Sosyolojisi: Küresel Güç İlişkileri Bağlamında Çevirmen Ajansı ve Toplumsal Rol </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90024</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90024</guid>
      <author>Onur Berkay YAPICIMehmet YAPICI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 150%;"&gt;Bu çalışma, çeviri sosyolojisi çerçevesinde çevirmen ajansını ve çevirmenin toplumsal rolünü küresel güç ilişkileri bağlamında incelemektedir. Çeviri, bu perspektifte yalnızca dilsel bir aktarım süreci olarak değil; ideolojik, sınıfsal ve küresel eşitsizliklerin dolaşıma girdiği toplumsal bir pratik olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın kuramsal zemini, Pierre Bourdieu’nün alan, habitus, kültürel/sembolik sermaye ve doxa kavramları ile Johan Heilbron’un çevirinin dünya sistemi modeline dayanmaktadır. Bu iki yaklaşım birlikte kullanılarak, çeviri alanı hem ulusal düzeyde (Türkiye bağlamında) hem de küresel merkez&amp;ndash;çevre ilişkileri içinde analiz edilmektedir. Türkiye, çeviri akışları bakımından çevre dil konumunda bir vaka olarak ele alınmış; ulusal kitap üretiminde çevirilerin yüksek oranı (%40&amp;ndash;50) ve çevirilerin büyük ölçüde İngilizce’den yapılması (%60’tan fazla) küresel kültürel hiyerarşilerin yerel alandaki yansımaları olarak değerlendirilmiştir. Çalışma, çevirmen ajansını yalnızca bireysel habitus ve stratejilerle sınırlı bir eylem kapasitesi olarak değil, özellikle dijitalleşme ile birlikte kolektif ve dağıtık biçimler kazanan bir süreç olarak kavramsallaştırmaktadır. Bireysel, kolektif ve dağıtık ajans ayrımı üzerinden, çevirmenlerin hegemonik kültürel akışları yeniden üretme ile bu akışlara karşı direnç geliştirme arasındaki gerilimleri analiz etmektedir. Bourdieu çevirileri, feminist ve aktivist çeviri pratikleri, sansür ve oto-sansür süreçleri ile dijital topluluk çevirileri (fansub, açık kaynak ve gönüllü projeler) üzerinden yapılan tartışma, çevirmenlerin ve çeviri pratiklerinin küresel güç ilişkileri içinde hem taşıyıcı hem de dönüştürücü roller üstlenebildiğini göstermektedir. Çalışma, Türkiye bağlamını çeviri sosyolojisi literatürüne sistematik biçimde dâhil ederek ve çevirmen ajansı kavramını dağıtık bir perspektifle genişleterek alana özgün bir katkı sunmaktadır. Bu çerçevede çeviri, kültürel ithalat aracı olmanın ötesinde, toplumsal değişim ve direnç potansiyeli taşıyan bir pratik olarak yeniden konumlandırılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dickens’ın “İki Şehrin Hikâyesi” Adlı Eserinde Sosyodilbilimsel Bir Bakış Açısından Sınıf ve Cinsiyet Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94142</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94142</guid>
      <author>Aylin YARDIMCIFiliz YÖRÜK ÇEVİK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Charles Dickens’ın &lt;em&gt;İki Şehrin Hikâyesi&lt;/em&gt; adlı eseri, Eski Rejim’in baskısı altındaki Londra ve Paris’i inceleyerek Fransız Devrimi’nin (1789-1799) siyasi kargaşasını betimlemektedir. Sınıf, cinsiyet ve iktidara dair sosyodilbilimsel teoriler, romanı analiz etmek için uygun bir çerçeve sunmaktadır. On sekizinci yüzyılın sonları ile on dokuzuncu yüzyılın başlarında Londra ve Paris’e dair tarihsel ve dilbilimsel analizler, sınıf kavramının sosyodilbilimsel bir değişken olarak anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Bu araştırma, sınıf kavramını, egemen sosyal kurumlar tarafından şekillendirilen öğeler, faaliyetler ve sosyal etkileşimlerden oluşan bir repertuarın tanınması ve bu repertuara erişim olarak kapsamlı bir şekilde ele alarak, sınıfla ilişkili dilbilimsel özellikleri incelemektedir (Anne Davis, 2015). Ayrıca, cinsiyet, sosyal kurumlar ve egemen ideolojilerden etkilenen iletişimsel bir yapı olarak kabul edilmektedir. Dil, cinsiyetin istikrarlı ve performatif bir göstergesi olarak işlev görür ve iktidar, sosyal roller, özerklik, yükümlülük ile kamusal ve özel alanlarla ilgili egemen temalarla kesişir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kaside Geleneğinde Ritüel ve Törenler Üzerinden İktidarın Meşrulaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90125</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90125</guid>
      <author>Dilber YILDIZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; tab-stops: 42.55pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Meşruiyet, iktidarın yönetme yetkisinin halkın rızasına dayandırılmasıdır. Dolayısıyla yasadan ya da kaba kuvvetten ziyade vicdanda gelişen bir kabul duygusunu gerektirir. Halkın iktidar sahibine itaatini sağlayan temel unsur, onun meşruiyetine duyulan inançtır. Bu sebeple iktidardakiler, yönetme yetkisinin kendi hakları olduğuna halkı ikna etmek amacıyla bazı meşruiyet dayanakları oluştururlar. Asil bir soydan gelme, kutsal bir seçilmişliğe sahip olma ve fiziksel üstünlük gibi özellikler vurgulanarak iktidar sahibine kutsiyet atfedilir. Klasik şiirde iktidarın bu yolla övülmesi, şairlerin lütuf ve ihsan beklentisiyle padişah ve devlet büyüklerine sundukları kasidelerde görülür. Böylece kasideler, yalnız edebi birer metin değil, aynı zamanda iktidarın meşruiyetini vurgulayan politik söylemler olarak işlev görür. Çalışmanın amacı, bir övgü şiiri olan kasidede saltanatın meşruiyetini pekiştirme amacıyla kullanılan ritüel ve törenlerin nasıl temsil edildiğini ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma yaklaşımı ve metin merkezli çözümleme deseni kullanılmıştır. Bu yöntemle kasideler, meşruiyetle ilişkilendirilen ritüel ve tören unsurları bakımından analiz edilmiştir. Kaynak olarak Osmanlı’nın farklı yüzyıllarına ait &lt;em&gt;Ahmed Paşa Divanı, Necâtî Beğ Divanı, Fuzûlî Divanı, Bâkî Divanı, Hayâlî Divanı, Taşlıcalı Yahyâ Divanı, Üsküblü İshak Çelebi Divanı, Nef’î Divanı ve Nedîm Divanı&lt;/em&gt;’nın kasideler bölümü kullanılmıştır. Padişah adına hutbe okunması, sikke basılması, saltanat alameti olarak kılıç kuşanması, tahta çıkması ve davullar çalınarak saltanatının halka ilan edilmesi gibi ritüeller, doküman incelemesi yoluyla tespit edilmiştir. Elde edilen veriler, özeliklerine göre dinî meşruiyet paratikleri, siyasi meşruiyet pratileri, görsel pratikler ve işitsel pratikler şeklinde sınıflandırılmıştır. Her kategoride, temsil gücü yüksek beyit örnekleri üzerinden konu tartışılmıştır. Sonuç olarak kasidelerin, saltanat ritüellerini çeşitli imgeler etrafında yeniden kurgulayarak siyasi iktidarın meşruiyetine katkı sağladığı ortaya konmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk ve Pakistan Halk Kültüründe Lohusalık: Albastı ve Kala Jadu Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94104</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94104</guid>
      <author>Okan YILDIZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-right: -.1pt;"&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Öz: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışma, Türk halk kültüründe lohusalık dönemine ilişkin inanış ve uygulamalar ile Pakistan halk kültüründe görülen benzer geçiş ritüellerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, özellikle Türk kültüründeki “albastı” inancı ile Pakistan halk kültüründeki “kala jadu” olgusu arasındaki benzerlikler ve farklılıklar üzerine odaklanmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş olup veri toplama sürecinde literatür taramasının yanı sıra Pakistan’da gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen saha verileri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, her iki kültürde de lohusalık döneminin biyolojik bir süreç olmanın ötesinde, doğaüstü tehlikelere açık bir geçiş evresi olarak algılandığını ortaya koymaktadır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Tarihte Pakistan, 1947 yılında müstakil bir devlet olarak kurulana kadar Hindistan’la birlikte, çeşitli kültür daireleri içerisinde sevk ve idare olunmuştur. Pakistan, Gazneli Devleti, Delhi-Türk Sultanlığı ve Babürlü Devleti dönemlerinde Türk idarî ve kültür dünyası içerisinde yaşam sürmüştür. Bu çerçevede, tarihsel ve kültürel arka planın söz konusu inanış ve uygulamaların şekillenmesindeki belirleyici rolünü ortaya koymak gerekmektedir. Nitekim Pakistan’ın tarihsel süreç içerisinde farklı kültür daireleriyle etkileşim hâlinde olması ve özellikle Türk idarî ve kültürel yapılarıyla kurduğu temas, günümüz halk inanışlarında gözlemlenen benzerliklerin anlaşılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu doğrultuda, iki toplum arasında görülen ortaklıkların yalnızca yüzeysel benzerlikler olmadığı, aksine tarihsel süreklilik ve kültürel etkileşim bağlamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Türkiye’de albastının, Pakistan’da ise kala jadu olarak adlandırılan doğaüstü varlığın anne ve bebeğe zarar verebileceğine inanılmakta ve bu bağlamda demir nesneler kullanma, tütsü yakma, nazarlık veya ta’wiz taşıma gibi benzer koruyucu ritüellere başvurulmaktadır. Bununla birlikte Pakistan’da aile içi destek, beslenme düzeni ve dinlenme pratiklerinin daha belirgin olduğu görülmektedir. Çalışma, söz konusu inanışların yalnızca metafizik korkularla değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma, geçiş döneminde ruhsal anlamda savunmasız olan anne ve bebeği koruma ve anne-bebek sağlığıyla ilgili sorunlara kültürel anlamlandırma yoluyla da ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-27</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


