






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2019 Sayı Volume 14 Issue 2 </title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=392</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>İngilizce Ders Kitaplarını Seçme ve Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22399</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22399</guid>
      <author>Ahmet ACAR</author>
      <description>İngilizce öğretiminde ders kitabı değerlendirme önemli bir rol oynamaktadır. Bu yüzden İngilizce ders kitaplarını değerlendirmek için farklı ders kitabı değerlendirme kriteri listeleri önerilmiştir. Bunlar arasında, temel olarak iki tür değerlendirme vardır: Tahimi değerlendirme ve geriye dönük değerlendirme. Tahmini değerlendirme, öğretmenler tarafından hangi ders kitabının kullanılacağına dair yapılan değerlendirmedir, geriye dönük değerlendirme ise teorik olarak veya eylem araştırması gibi deneysel olarak ders kitabı ile ilgili nihai bir karara varma amacıyla yapılır. Böylelikle hangi ders kitabının kullanılacağına karar vermeye dair veya halihazırda kullanılmış ders kitaplarının etkinliğini değerlendirmek için alanyazında birçok ders kitabı değerlendirme klavuzları önerilmiştir. Bu kriterlerden bir kısmı öğretmenler için çok karışıkken, diğerleri yüzeyseldir ve tüm noktaları kapsamayı ihmal etmektedir. Bu çalışma İngilizce ders kitaplarını değerlendirmek için kapsamlı bir ders kitabı değerlendirme kriteri listesi önermektedir. Bu liste altı öğeden oluşmaktadır, bunlar, pratik etkenler, dil içeriği, tasarım ve tertip, dil becerileri, alıştırma ve etkinlikler, kültürel etkenlerdir. Bu öğerin her biri incelenmekte ve İngilizce ders kitaplarının bu öğerini değerlendirmek için belirli kriterler önerilmektedir. Bu ders kitabı değerlendirme kriteri hem tahmini değerlendirme hem de geriye dönük değerlendirme için kullanılabilir. Dolayısıyla, tahmini değerlendirme rehberi olarak öğretmenlere hangi ders kitabını kullanacakları konusunda yardımcı olacaktır ve aynı zamanda geriye dönük değerlendirme rehberi olarak öğretmenlerin kullanmış olduğu ders kitaplarının yeterliliğini değerlendirmede de kullanışlı olacaktır. Böylelikle öğretmen ve araştırmacıların kullanacakları veya kullanmış oldukları ders kitaplarını değerlendirmek için bu değerlendirme listesinden faydalanacakları umulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müslüman Psikologlar Kertenkele Deliğinden Çıktı mı? İslami Psikoloji Alanındaki Gelişmeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22699</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22699</guid>
      <author>Zuhal AĞILKAYA ŞAHİN</author>
      <description>1970’li yıllarda başlamak üzere günümüze kadar İslam ve psikolojiyi birleştirmeye yönelik bir ilgi kaydedilmektedir. Bilginin İslamileştirilmesi hareketinin bir uzantısı olan psikolojinin İslamileştirilmesi hareketiyle İslami temellere oturan ve İslami bir insan tasavvuruna dayanan bir psikoloji geliştirme çabaları doğmuştur. Bu çerçevede öncülerden Malik Bedri’nin izinde insan doğasında dini/manevi yönü göz ardı eden materyalist Batı psikolojisine gösterilen tepkiler, topyekun bir reddedişten İslami ve Batılı unsurların sentezlenebileceğine kadar çeşitlilik göstermektedir. Batı psikolojisine karşı bu farklı tutumlardan hareketle İslami psikoloji hareketi bu güne kadar dünya çapında geniş bir literatür birikimi, kurumsal oluşumlar ve eğitim programları geliştirmiştir. İslami psikoloji alanındaki konu dağılımları, İslam düşünce mirasının psikolojiye katkılarından; Müslümanların ruh sağlığı üzerine araştırmalar; İslami terapi yöntemleri; Kur’an, sünnet, klasik İslam düşünce geleneği gibi İslami kaynaklara dayanan kişilik teorileri, terapi modelleri; nefs, fıtrat gibi anahtar kavramlar, tasavvufi pratikler; İslami psikolojiye temel teşkil edecek teorik çalışmalara kadar varan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Ancak İslami ile neyin kastedildiği, İslami psikolojinin tanım, metodoloji ve teorisi bilimsel seviyede netlik kazanmış değildir. Bazı kuramsal yaklaşımlar ayırt edilmekle beraber İslami psikolojinin tanım ve kuram sorunu henüz çözülmemiş olarak durmaktadır. Bu makalede Malik Bedri’nin öncülüğüyle başlamak üzere biriken literatür, tanım ve kuram sorunu ile psikolojinin İslamileştirilme gereği ile neyin, nasıl ve kim tarafından İslamileştirileceği incelenerek günümüze kadar İslami psikoloji alanındaki gelişmeler değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİLE DENETİMİ İLE BAĞIMSIZ DENETİM ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BOYUTLARI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22419</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22419</guid>
      <author>Serkan AKÇAY, Merve UYSAL</author>
      <description>Bu çalışmada, hile denetiminin ne olduğu, nasıl yapılması gerektiği, hile denetçilerinin görevleri ve hile denetiminin bağımsız denetimle olan ilişkisi açıklanmıştır. Çalışmanın amacı, 21. yüzyılda denetimin önemli işlevlerinden biri olan hile denetimi ile bağımsız denetim arasındaki ilişkinin boyutlarını ortaya koymaktır. Bu amaçla, çalışma literatür taraması ile düzenlenerek yapılmıştır. Literatür taraması sonucunda tespit edilen benzer çalışmaların sayısı azdır. İlgi çalışmalara literatür taraması isimli bölümde yer verilmiştir. Çalışmada, günümüzde çeşitli kaynaklar aracılığıyla yapılan hilelerin tespiti ve önlenmesi ile ilgili durumlarda bağımsız denetimin yapması gereken hususlara değinilmiştir. Konu, teorik çerçevede incelenmiştir. Özellikle, günümüzde denetimin görev alanına giren önemli bir konu da, denetim yaparken ve sonrasında denetlenen kurumun daha etkin ve verimli çalışması için gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Bu tedbirlerle, kuruma değer katmak da söz konusudur. Tedbirlerin en önemlisi de hile denetimi yapmak ve bunu tüm kuruma uygulamaktır. Hile ve hataları tespit etmek, hile ve hata ayrımını yapmak da yine hile denetiminin önemli işlevleri arasındadır. Hile denetimi özellikle denetim skandallarından sonra tüm dünyaca önemi kavranmış bir denetimdir. Sonuç olarak, bağımsız denetim kurumların finansal tablolarını inceleyerek güvenirliğine dair bir güvence vermeyi amaçlarken, hile denetimi ise asıl olarak hilelere odaklanır. Bu nedenlerle her ne kadar bağımsız denetim hileye karşı bir caydırıcılık yaratsa da asıl olarak sorumlu değildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİ YÖNETİMİ, DİJİTALLEŞME ve TÜRK SAĞLIK SİSTEMİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22611</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22611</guid>
      <author>Esmeray ALACADAĞLI</author>
      <description>Sürekli öğrenme ve bilgilenmenin kaçınılmaz olduğu ve bilgi devrimi ya da dijital devrim diye de adlandırılan bir çağda yaşamaktayız. Üretimde; hammadde, emek ve sermayenin yerini giderek bilginin aldığı bu çağda alışageldiğimiz pek çok kural ve ilkenin geçerliliğini yitirdiği gözlemlenmektedir. Kendine has kuralları ve ilkeleri ile artık yeni bir toplumsal ve ekonomik düzen söz konusudur. Bu düzende ayakta kalabilmek ve ona uyum sağlayabilmek için bireysel hem de toplumsal açıdan; bilgiye sahip olma ve bilgi yönetiminin gerekli kıldığı dönüşümleri sağlamak gerekmektedir. Örgütler ya da kurumlar belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulan yapılardır. Ayakta kalabilmeleri; değişen talepleri karşılayabilmelerine, çağın gerektirdiği değişime uyum sağlamalarına ve diğerlerinden daha farklı bir biçimde hizmet sunumunu sağlayabilmelerine bağlıdır. Günümüz dünyasında örgütleri bu alanda hizmet sunan diğer yapılardan/rakiplerinden farklılaştırmayı sağlayan onlarının önüne geçiren araç ise bilgi ve ondan yararlanma biçimidir. Bilgiyi toplama, koruma ve yönetme biçimi kazanmayı da kaybetmeyi de belirlemektedir (Özata, Sevinç, 2010:6-21). Bu çalışmanın amacı; bilgi iletişim teknolojileri, sistemlerinin en fazla kullanıldığı sektörlerden biri olan ve Ülkemizde de bilgi yönetim sistemi uygulamalarının ilk örneklerinin görüldüğü sağlık sektöründe e-sağlık uygulamalarının mevcut durumunu ve bir kamu görevi olarak sağlık hizmeti sunumuna etkilerini ortaya koymaktır. Yapılan literatür taramasıyla; 1990’ların ortalarında ortaya çıkan elektronik bilgi yönetimi, bilgi sistemleri ve e-devlet uygulamalarının sağlık hizmeti sunumunu, yönetimini nasıl etkileyip dönüştürdüğü araştırılmıştır. Ayrıca literatür taramasıyla sağlanan bilgileri doğrulama açısından önemli olduğu düşünülerek niteliksel analiz yöntemi de kullanılmıştır. Bu kapsamda sağlık hizmeti sunucuları, bu sistemleri uygulayanlarla mülakatlar yapılarak görüş ve önerileri de alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE TÜRKÇESİ VE AZERBAYCAN TÜRKÇESİNDE BİRLEŞİK CÜMLE YAPILARININ KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22153</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22153</guid>
      <author>Elza ALIŞOVA DEMİRDAĞ</author>
      <description>Türk lehçeleri arasında zamanla oluşan farklılıklar ve bu farklılıkların araştırılıp ortaya çıkarılmasında karşılaştırmalı dil çalışmaları önemli bir yere sahiptir. Bu makalenin konusunu, Türkiye Türkçesindeki birleşik cümle yapısı ve Azerbaycan Türkçesindeki karşılığı oluşturmaktadır. Türkiye Türkçesinde cümle çeşitleri konusunda terim ve sınıflandırma farklılıkları günümüzde de devam eden bir problemdir. Özellikle, birleşik cümle konusu Türkiye Türkçesi gramerinde çeşitli şekillerde ele alınmış ve alınmaya devam etmektedir. Türkiye Türkçesinde çeşitli sınıflandırmaların ve bir birlikteliğin olmadığı dikkate alınarak çalışmada, Muharrem Ergin’in şartlı birleşik cümle, ki’li birleşik cümle, iç-içe birleşik cümle tasnifi temel alınmıştır. Azerbaycan Türkçesinde birleşik cümleler tabesiz mürekkeb cümle(bağımsız birleşik cümle) ve tabeli mürekkeb cümle (bağımlı birleşik cümle) diye iki ana başlık altında incelenmektedir. Tabesiz mürekkeb cümle kavramı Türkiye Türkçesindeki sıralı, bağlı cümle kavramına denk gelmektedir. Tabeli mürekkeb cümle başlığı altında ise birleşik cümle çeşitleri incelenmektedir. Türkiye Türkçesinde sınıflandırma şeklinin cümlenin yapı özelliklerine göre yapılmasına karşın, Azerbaycan Türkçesinde sınıflandırmanın hem yapı, hem de anlam özelliklerine göre yapıldığı dikkat çeker. Tabeli mürekkeb cümle sınıflandırmaları cümlelerin yapılarına ve yardımcı cümlelerin çeşitlerine göre yapılmaktadır. Yardımcı cümlelerin çeşitleri ise temel cümleye göre şekillenmekte ve cümle ögelerine göre isimlendirilmektedir. Azerbaycan Türkçesindeki tabeli mürekkeb cümle; mübteda budag cümlesi, haber budag cümlesi, tamamlıg budag cümlesi, teyin budag cümlesi, zerflik budag cümlelerine ayrılır. Bu makale kapsamında her iki lehçede birleşik cümlenin farklı ve benzer yönleri edebi metinlerden seçilen örnekler üzerinde değerlendirilerek birleşik cümle bağlamında mukayese edilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTSEL ADALET, ÖRGÜTSEL ANOMİ VE ÖRGÜTSEL GÜVEN ARASINDAKİ İLİŞKİ: OTEL İŞLETMELERİNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22501</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22501</guid>
      <author>Ömer Emre ARSLAN, Ercan YAVUZ</author>
      <description>Örgütsel adalet, örgütsel güven ve örgütsel anomi arasındaki ilişkileri ortaya koymayı amaçlayan bu araştırmada; örgütsel güvenin örgütsel anomiye etkisi, örgütsel adaletin örgütsel güven ve örgütsel anomiye etkisi ve ayrıca örgütsel adaletin örgütsel anomiye etkisinde örgütsel güvenin aracılık rolü incelenmiştir. Bu amaca yönelik olarak Antalya’da faaliyet gösteren beş yıldızlı otel işletmelerinde çalışan kişilerden anket tekniği ile veri toplanmış ve 824 anket değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma konuları arasında öngörülen nedensellik bağını ortaya koymak ve araştırmanın hipotezlerini test etmek amacıyla basit doğrusal, çoklu ve hiyerarşik regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Örgütsel adaletin örgütsel anomiye etkisinde örgütsel güvenin aracılık rolünü ortaya koymak için yapılan hiyerarşik regresyon analizinin sonuçlarından hareketle, aracılık etkisinin anlamlılık düzeyini belirleyebilmek için de Sobel testi yapılmıştır. İşgörenlerin örgütsel adalet algılarının örgütsel güven düzeylerini pozitif ve anlamlı olarak, örgütsel anomi düzeylerini ise negatif ve anlamlı olarak etkilediği, örgütsel güven algılarının ise örgütsel anomi düzeylerini negatif ve anlamlı olarak etkilediği saptanmıştır. Son olarak bu araştırma sonucunda; örgütsel adaletin örgütsel anomiye etkisinde örgütsel güvenin kısmı aracılık etkisine sahip olduğu tespit edilmiştir. İşgörenlerin adalet algılarının yükselmesiyle örgütsel güven duyguları artmakta ve dolayısıyla örgütsel anomi düzeyleri düşmektedir. Bu çalışma ilgili değişkenler arası ilişkileri araştırmak suretiyle birtakım sonuçlara ulaşması ve bu sonuçlardan hareketle de araştırmacılara, işletme yöneticilerine, insan kaynakları uzmanlarına ve eğitim danışmanlarına öneriler sunması açısından önemli görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUSTAFA EL-BEDRÎ ED-DİMYÂTÎ’NİN KENZU’L-MEBÂNİ FÎ HURÛFİ’L-ME‘ÂNÎ İSİMLİ RİSALESİNİN TAHKİKLİ NEŞRİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22594</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22594</guid>
      <author>Mücahit ASUTAY, Abdullah HACIBEKİROĞLU</author>
      <description>Çalışmanın konusu olan risalenin yazarı Mustafa el-Bedrî ed-Dimyâtî hicri 13. yüzyılda yaşamış Mısırlı bir âlimdir. Risalesinde Arap Dilindeki anlam harflerinin en önemli ve yaygın olanlarını nazm üslûbuyla ve meşhur anlamlarıyla ele almıştır. Nazm üslubu daha çok gramer kurallarını öğretmek ve ezberlenmesini kolaylaştırmak maksadıyla Arap gramerinde başvurulan bir yöntemdir. ed-Dimyâtî bu el yazması eserinde aynı maksatla bu yöntemi kullanmıştır. Bu makalede yazarın hayatı ve ilmi kişiliği hakkında bilgi verildikten sonra tespit edilen iki el yazması manzum risalenin tahkikli neşri de sunulmuştur. Arapça’da kelime isim, fiil ve harf olmak üzere üçe ayrılır. Burada harf ile kastedilen hurûfu’l-me‘ânîdir. Dilciler harfin tarifi, tasnifi ve sayısı konusunda birbirinden farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Harfi isimlendirirken, hurûfu’l-me‘ânî, edât ve edevâtu’r-rabt gibi farklı kavramlar kullanmışlardır. Hurûfu’l-me‘ânî genel olarak “Tek başına anlamı olmayan başka kelimelerle beraber anlam kazanan kelime” şeklinde tanımlanmıştır. Cümle içerisindeki kelimelerin bir anlam ifade edebilmesi dilbilgisel işlev yüklenmelerine bağlıdır. Birbirleriyle ilişkilendirilmeyen, bağlantı kurulamayan kelime veya cümleler bir anlam ifade etmez. Birkaç cümle tipi hariç hemen hemen her cümlede kullanılan edat yahut bağlaçlar doğru anlamın ifade edilmesine yardımcı olan dilsel birimlerdir. Arapça’da edat yahut bağlaçlar harf olarak isimlendirilir. Ancak bu harflere hece harflerinden ayrı olarak hurûfu’l-meʽânî denir. er-Rummânî, el-Mâlekî, el-Murâdî gibi Hurûfu’l-me‘ânî eser sahipleri edatları ühâdî, sünâî, sülâsî, rubâî ve humâsî olmak üzere harf sayılarına göre her bir kategoriyi kendi içerisinde alfabetik bir şekilde ele almışlardır. İbn Hişâm ise Muğni’l-Lebîb isimli eserinde edatları harf sayısına göre değil alfabetik olarak ele almıştır. ez-Zemahşerî’nin el-Mufassal’ı, İbn Ya‘îş’in Şerhu’l-Mufassal’ı, İbnu’l-Hâcib’in el-Îdâh fî Şerhi’l-Mufassal’ı ve es-Suyûtî’nin el-İtkân fî ‘Ulûmi’l-Kur’ân’ı gibi eserler de edatları, harf sayısına ve alfabetik sıraya göre değil de taşıdıkları anlam veya amel birlikteliğine göre incelemiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARANLIK LİDERLİK: OTEL İŞLETMELERİNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22485</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22485</guid>
      <author>Erdinç BALLI, Ayşehan ÇAKICI</author>
      <description>Liderlik her geçen gün daha fazla ilgiyi üzerinde toplamaktadır. Bunun sebebi liderlerin, grup düzeyinden başlayarak toplumsal düzeye kadar, bütün sosyal yapılarda önemli roller üstlenmesidir. Gerek işletmelerde gerekse de diğer sosyal yapılarda, başarı veya başarısızlık lider ile ilişkilendirilmekte ve liderin davranışı belirleyici olmaktadır. Bu nedenle liderlik, araştırmacılar için önemli bir çalışma konusu olmuştur. Liderlik çalışmalarına bakıldığında; araştırmacıların genelde lideri başarılı kılan olumlu özelliklerin ne olduğu ile ilgilendiği ve lideri başarısız kılan olumsuz özellikleri incelemeyi ihmal ettikleri görülmektedir. Karanlık liderlik çalışmaları liderliğin etkilerine ters bir bakış açısı ile bakmakta ve liderin kişiliğindeki olumsuz özelliklerin, onun davranış ve kararlarını olumsuz etkilemesi ile ilgilenmektedir. Bu çalışmanın amacı; otel çalışanlarının, liderlerinin karanlık taraflarını nasıl algıladıklarını belirlemektir. Veriler, ‘Karanlık Liderlik Ölçeği’nin yer aldığı bir anket ile uluslararası bir otel zincirinin 604 çalışanından toplanmıştır. İlgili ölçeğin, güvenilir olduğu ve Türk kültüründe de kullanılabileceği görülmüştür. Yapılan açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri sonuçlarına göre, söz konusu ölçeğin 5 boyutlu orijinal halinden farklı boyutlandığı ve çalışanların liderlerinin karanlık taraflarını; “pasif agresif liderlik, narsis liderlik, paranoyak liderlik ve zorlayıcı liderlik” olarak 4 boyutta algıladıkları belirlenmiştir. Ayrıca, araştırma sonucunda; karanlık liderlik ile çalışanların yaşı (r= 0,122, p&lt;0,01), eğitim düzeyi (r= 0,179, p&lt;0,01) ve unvanı (r= -0,139, p&lt;0,01) arasında düşük düzeyde anlamlı ilişkilerin olduğu saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Şiddetin Nedenlerine İlişkin Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22751</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22751</guid>
      <author>Fırat KIYAS BİREL, İsmet KAYA</author>
      <description>Günümüzde toplumsal yaşam içeresinde en temel sorunlardan birisine dönüşen şiddet sarmalının birçok nedene dayandığı söylenebilir. Şiddet, sadece gelişmekte olan ülkelerin değil; aynı zamanda gelişmiş ülkelerin de sorunudur. Özellikle gelişmiş ülkelerde okulların şiddet etkinliklerinin hedefi haline dönüşmesi acil ve hayati önlemleri zorunlu hale getirmektedir. Şiddet algısının kavramsal olarak tanımlanmasında ve ifade edilmesindeki farklılıklar, şiddetin düzeyi ve derecesini belirlemekte ortak bir fikir birliği oluşturulmasını engellemektedir. Günümüzde toplumsal bir soruna dönüşen şiddet olgusunun eğitim boyutundaki etkilerinin bireyin gelişimi açısından da ciddi sıkıntılar oluşturduğu söylenebilir. Bu bağlamda araştırma öğretmen adaylarının şiddetin nedenlerine ilişkin algılarını saptamaya yönelik olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Biyoloji, Türk Dili Edebiyatı, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Fizik, Kimya, Coğrafya, Tarih ve Güzel Sanatlar Eğitimi bölümlerinde öğrenim gören son sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Son sınıf öğrencilerinin seçilmesinin temel nedeni, öğretmenlik uygulaması sırasında bulundukları okullarda şiddetin nedenlerine ilişkin gözlemlerine dayanarak oluşturdukları algıları saptamaktır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Koçyiğit, Gündoğdu ve Bay(2011) tarafından geliştirilen anket kullanılmıştır. Ankette şiddetin nedenlerine ilişkin toplam 6 boyuttan sadece öğretmen, Okul, medya ve teknoloji boyutları alınarak uygulanmıştır. Araştırmada örneklem olarak toplam 298 öğretmen adayı alınmış ve bunlara anket uygulanmıştır. Araştırmada bulguların çözümlenmesinde betimsel istatistikten yararlanılmıştır. Verilerin analizinde yüzde, frekans, standart sapma ve aritmetik ortalama kullanılmıştır. Şiddet olgusunun değişkenlere göre düzeyi ve algılanma biçiminin 3 boyut; Öğretmen, Okul, Medya ve Teknoloji açısından dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk Psikanalizinin Gerçek Tarihçesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22388</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22388</guid>
      <author>Lütfiye Kaya CİCERALİ</author>
      <description>Bu makalede çocuk psikanalizinin tarihiyle ilgili İngilizce ve Almanca en üst düzey kaynaklar sentezlenmiş ve yorumlanmıştır. Türkçe’de hiç bilinmeyen fakat Çocuk Psikanalizinin gerçek anası olan Hermine Hug-Hellmuth’un psikoanalitik kuramın babası Sigmund Freud’dan etkilenmesi, çocukları analiz etmeye başlaması, çocuk psikanalizinde ilk kez oyun terapisini kullanması, daha sonra ortaya çıkan Melanie Klein ve Anna Freud’un Hug-Hellmuth’un mirasını nasıl ele geçirdikleri, aralarındaki liderlik çatışması ve teoriyi farklı geliştirme çabaları anlatılmaktadır. Çocuk psikanalizi Türkiye’de henüz emekleme aşamasında olan ve eğitime ihtiyaç duyulan çok uzmanlık gerektiren bir konudur. Bu makale, psikoterapistler ve bilim tarihçileri için faydalı bilgiler sunan bir kaynaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>REHABİLİTASYON MERKEZLERİNDE GÖREV YAPAN SINIF ve OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİN KURUM HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22762</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22762</guid>
      <author>Murat ÇALIŞOĞLU, Abdul Samet YALVAÇ , Ahmet KAYA</author>
      <description>Günümüzde eğitim alma hakkı tüm bireylere anayasal bir hak olarak verilmiştir. Eğitim, normal öğrencilere devlet okullarında parasız olarak verilirken özel yani engelli bireylere ise eğitim masrafları devlet tarafından ödenen özel rehabilitasyon merkezlerinde verilmektedir. Özel eğitim öğretmenlerinin sayıca az olmalarından dolayı öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla MEB tarafından başta sınıf ve okul öncesi öğretmenleri olmak üzere diğer branşlardan mezun olan öğretmenlere yönelik sertifika programı düzenlenmektedir. Bu sertifikaya sahip olan öğretmenlerde rehabilitasyon merkezlerinde görev yapabilmektedir. Bu çalışmada rehabilitasyon merkezlerinde çalışan sınıf ve okul öncesi öğretmenlerinin kurum ile ilgili görüşlerini tespit etmek amaçlanmıştır. Tarama modelinde yapılan çalışma, amaçlı örnekleme yöntemlerinden kolay ulaşılabilir örnekleme ile belirlenen 25 öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak birinci bölümde kişisel bilgi formu, ikinci bölümde ise araştırmacı tarafından geliştirilen beş sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Katılımcılardan soruları yazılı olarak cevaplamaları istenmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların çoğu atanamadıkları için rehabilitasyon merkezlerinde çalışmayı seçtiklerini, herhangi bir atanma durumunda bu kurumdan ayrılacaklarını, rehabilitasyon merkezlerindeki çalışma koşullarının oldukça ağır ve yıpratıcı olduğunu, alınan ücretlerin yapılan iş karşısında yetersiz kaldığını ve kendilerine yeterince zaman ayıramadıklarını olumsuz görüşler olarak belirtmişlerdir. Bu görüşlerin yanı sıra katılımcılar tarafından rehabilitasyon merkezlerinde çalışmanın kendilerini geliştirdiği, farklı bir alanı tanıma imkânı buldukları, özel gereksinimli bireylere yönelik farkındalık kazandıklarını ifade eden olumlu görüşlerde belirtilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Algılanan Sosyal Destek Düzeylerinin Farklı Değişkenler Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22096</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22096</guid>
      <author>Turan ÇETİNKAYA, Ayşe Aslı HONÇA</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı beden eğitimi ve spor bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerin algılanan sosyal destek düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırmanın evrenini, 2017-2018 eğitim öğretim döneminde Ahi Evran Üniversitesi ve Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ve Erciyes Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde beden eğitimi ve spor öğretmenliği, antrenörlük eğitimi ve spor yöneticiliği bölümlerinde öğrenim gören kadın ve erkek öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, bu okullarda öğrenim gören kolayda örnekleme yoluyla seçilen 453 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak katılımcıların demografik özelliklerinin belirlenmesine yönelik kişisel bilgi formu ve Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, üç alt ölçekten ve toplam 50 maddeden oluşmaktadır. Bu alt ölçekler aile, öğretmenler ve arkadaşlar başlıkları altında toplanmıştır. Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı toplam ölçek için 0,93; Aile boyutu için 0,94, Öğretmen boyutu için 0,93 ve Arkadaş boyutu için 0,91 olarak hesaplanmıştır. Ölçek ‘1= Bana Uygun Değil, 2= Kısmen Uygun, 3= Bana Uygun, şeklinde puanlanmış ve 3’lü likert tipindedir. Çalışmamız için gerçekleştirilen güvenirlik analizinde ölçeğin Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı ölçeğin toplamında 0.93, aile alt boyutunda 0.90, arkadaşlarım alt boyutunda 0.89 ve öğretmenlerim alt boyutunda 0.92 olarak tespit edilmiştir. İlgili verilerin karşılaştırılmasında dağılım, frekans, t testi ve anova testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler sonucunda katılımcıların algılanan sosyal destek düzeyleri, cinsiyet değişkeni açısından anlamlı farklılık göstermezken, lisanslı sporculuk, bölüm ve üniversite değişkenleri açısından anlamlı farklılık göstermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AHİLİK GELENEĞİ VE KÜTÜPHANECİLİK</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22589</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22589</guid>
      <author>Huriye ÇOLAKLAR</author>
      <description>Ahilik, geçmişi oldukça eskilere dayanan hem mesleki eğitimi sağlayan hem de ticari yaşamı destekleyen bir gelenektir. Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Anadolu topraklarında gelişmiş, büyümüş ve varlığını devam ettirmiştir. Ahilik, var olduğu dönemin mesleki örgütlenmenin önemli bir kurumudur. Bu kurum, Türk-İslam kültürünün bir sentezinden oluşmuştur. Ahilik kurumu, Osmanlı İmparatorluğu’nda ticaret, sanayi, eğitim, kültür-sosyal alanında önemli rol oynamıştır. Bu makalede “ahilik” ve “kütüphanecilik” kavramları, mesleki sorumluluk, etik anlayışı, mesleki birlik ve örgütlenme biçimleri açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmada, önce mesleki örgütlenme geleneği olan “ahilik” kavramının sivil toplum kurumu olarak tanımı yapılmıştır. Sonra ahiliğin amacı, ilkeleri, geleneksel yapısı, bu kurumun fonksiyonları ve topluma katkıları kısaca ele alınmıştır. Aynı zamanda ahilik kurumu içinde kütüphanecilik mesleğinin var olup olmadığı sorusuna cevap aranılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda ahilik geleneği içinde “kitap” ve “kütüphane” konusu incelenmiştir. Ancak ahilik kurumunda “kütüphanecilik” mesleği yer almamıştır. Bu kurumda, kütüphaneciler yerine kitap ve kütüphaneyle ilişkili olan hattatlar, mücellit, müzehhibler, musavvir, nakkaşlar gibi meslek grupları yer almıştır. Bu mesleklerin Osmanlılar döneminde ahilik sistemi içinde kütüphanecilikten daha önce bir meslek olarak örgütlendikleri görülmüştür. Bu dönemde kütüphanecilik, vakıf kütüphanesi geleneği olarak varlığını sürdürmüştür. Daha ziyade devlet ve vakıflar aracılıyla günümüz halk kütüphanelerine benzer halkın yararlanabileceği kütüphaneler kurulmuştur. Bu çalışmada, kütüphanecilik kavramı hem mesleki örgütlenme, hem mesleki etik, hem de mesleki kimlik boyutuyla ele alınmıştır. Türkiye’de kütüphanecilik mesleğinin toplumsal, kültürel, eğitimsel, sosyo-ekonomik faydaları ve geleneksel olan yapısı, “ahilik” geleneği bakış açısıyla tartışılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda kütüphanecilik mesleğinde ahiliğin özünde de olan mesleki sorumluluk, doğruluk, güvenirlilik, nitelikli ve insani değerlere sahip olma, kaliteli hizmet ve yenilikçilik anlayışının var olduğu bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTA ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE SOSYAL DAVRANIŞ VE SOSYAL BECERİLER İLE ANNE-ÇOCUK BAĞLANMA DURUMU İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22652</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22652</guid>
      <author>Mustafa DAMAR</author>
      <description>Bu çalışmada; orta çocukluk döneminde sosyal beceriler ve sosyal davranışlar ile anne-çocuk bağlanması arasındaki ilişkinin varlığı; sosyal beceriler ve sosyal davranışlar ile anne-çocuk bağlanmasının cinsiyet ve aile tipi değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Sosyal Beceri Değerlendirme Sistemi Temel Eğitim Öğretmen Formu (SBDS/TE-ÖF), Sosyal Davranış Öğretmen Değerlendirmesi Ölçeği (SDÖDÖ) ve Güven Esaslı Ebeveynlik-Anne Versiyonu Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini; ilköğretim okulu 6. ve 7. sınıflarda öğrenim gören 98 çocuk oluşturmaktadır. Toplanan verilerin analizlerinde; frekans, yüzde, aritmetik ortalama gibi betimsel istatistiklerin yanı sıra, basit doğrusal regresyon analizi, varyans analizi ve korelasyon katsayısı hesaplamaları kullanılmıştır. Analizler sonucunda; saldırganlık ile prososyallik (r=-,711), işbirliği(r=-,456) ve özkontrol(r=-,354) arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki; prososyallik ile utangaçlık (r= -,295), atılganlık(r=-,241) ve işbirliği(r =-,440) arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki; utangaçlık ile atılganlık(r=-,391) ve özkontrol(r=-,200) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Atılganlık ile işbirliği (r=,622) ve özkontrol (r=,200) arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki; işbirliği ile özkontrol(r=,685) arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki; anne-çocuk bağlanması ile sadece prososyallik(r=,279) arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. İlgili sonuçlar ışığında; Sosyal Davranış Öğretmen Değerlendirmesi Ölçeği’nin saldırganlık alt boyutunda cinsiyete göre anlamlı bir fark olduğu(F(1,96)= 14,041 p&lt;.01); Sosyal Beceri Değerlendirme Sistemi Temel Eğitim Öğretmen Ölçeği’nin işbirliği alt boyutunda aile tipine göre anlamlı bir fark olduğu(F(1,96)= 9,462 p&lt;.01) diğer boyutlarda ise anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE GÜNEŞ VE RÜZGARDAN ELEKTRİK ÜRETİMİNİN SERA GAZI EMİSYONLARI VE ÇEVRE MALİYETİNİN AZALMASINA KATKILARI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22810</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22810</guid>
      <author>Abdulvahap Çağatay DİKMEN</author>
      <description>Bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de elektrik üretimi fosil yakıtlar kullanılmaktadır. Türkiye’de elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı artmaktadır. Türkiye’de 2023 yılında en ucuz elektrik üretimi rüzgar ve güneşten üretilecektir. Türkiye’de üretilen elektriğin yarısı, rüzgar, güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilebilir. Fosil kökenli elektrik üretimi, önemli düzeyde sera gazı emisyonlarına ve bunun sonucunda da olumsuz çevresel etkilere neden olmaktadır. Rüzgâr ve güneşten elektrik üretimi için önemli teknolojik gelişmeler sağlanmıştır. Bu gelişmelere birlikte, bu teknolojilerinin kullanım süresi ve kanıtlanmış başarıları, algılanan proje riskini azaltmakta ve bu durum da sermaye maliyetini büyük ölçüde azaltmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’de 2017 yılında güneş ve rüzgar enerjisinden elektrik üretiminin sera gazı emisyonları ve çevre maliyetlerinin azalmasına olan katkıları incelenmiştir. Rüzgar elektrik santrallerinde, kömür yakan termik santrallere kıyasla birim (MWh) elektrik üretimi başına 977,84 kgCO2-eş daha az sera gazı açığa çıkmaktadır. Diğer taraftan, güneş PV elektrik santrallerinde, kömür yakan termik santrallere kıyasla birim (MWh) elektrik üretimi başına 923,25 kgCO2-eş daha az sera gazı açığa çıkmaktadır. Rüzgar elektrik santrallerinde elektriğin çevre maliyeti, kömür yakan termik santrallere kıyasla, birim (MWh) elektrik üretimi başına 185,1 € daha düşüktür. Güneş PV elektrik santrallerinde elektriğin çevre maliyeti, doğal gaz yakan termik santrallere kıyasla, birim (MWh) elektrik üretimi başına 69,5 € daha düşüktür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Örgütsel Adalet Algısı ve Bilgi Saklama Davranışı Arasındaki İlişkilerde Algılanan Örgütsel Politikanın Rolü Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22623</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22623</guid>
      <author>Deniz DİRİK</author>
      <description>Bilgi saklama davranışı, çok boyutlu bir yapı (bilmezden gelme, mantığa büründürme türü bilgi saklama ve kaçınmacı bilgi saklama) olarak bilgi paylaşma/paylaşmama, bilgi yığma, örgütsel sessizlik gibi benzer kavramlardan kuramsal olarak farklılaştığı araştırmacılar tarafından ortaya konulmuş olan ve çalışanların, sahip oldukları değerli bilgiyi talep eden üçüncü kimselere çeşitli gerekçelerle söz konusu kaynaklarını aktarmaktan çekinmelerini ifade eden bir tutumdur. Bilgi saklama davranışının öncülleri ve ardılları üzerine yapılacak olan çalışmaların önemine işaret eden araştırmacıların tavsiyeleri doğrultusunda bu çalışmada, algılanan örgütsel adaletin bilgi saklama davranışının bir yordayıcısı olarak örgütsel bilgi yönetimi süreçlerini şekillendireceği, bağlamsal bir değişken olan örgütsel politika algısının da söz konusu ilişkiyi düzenleyeceği öngörülmektedir. Kuramsal dayanaklar bağlamında geliştirilen hipotezler beyaz yakalı bir çalışma grubundan toplanan yatay kesitsel veri bağlamında incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, bilgi saklama davranışı, örgütsel adalet algısının yalnızca etkileşim adaleti boyutu ile düşük seviyede ilişkili bulunmuş; bilmezden gelme türü bilgi saklama davranışı açısından yalnızca nispi bir etki söz konusu olmuştur. Örgütsel adalet alt boyutları ile algılanan örgütsel politika arasında ise yüksek düzeylerde anlamlı ve ters yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. Örgütsel adalet algısının, yalnızca bilmezden gelme türü bilgi saklama boyutu üzerinde anlamlı etkisi olduğu ve algılanan örgütsel politikanın söz konusu iki değişken arasındaki ilişkilerin gücünü azaltıcı yönde düzenleyici rol oynadığı (buffering moderation) çalışmanın temel bulgularıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Sinemasında 1960-1970 Yılları Arasında Çocukluk: İki Farklı Ayşecik Filminde Çocukluk Temsiliyeti</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22634</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22634</guid>
      <author>Emrah DOĞAN</author>
      <description>Çocukluk araştırmları için Türk sineması önemli bir alandır. Özellikle 1960-1970 yılları arası Türk sinema endüstrisinin yükselişe geçtiği ve birçok film türünün olduğu bir dönemdir. Bu dönemde televizyon yayıncılığı yoktur. Halkın tek eğlencesi sinemadır. Hemen her mahallede bir sinema salonu vardır. Sinemanın erişebilirliği ve izlenebilirliği kolaydır. 1960’lı yıllarda çocuk filmlerinin de önemli bir izleyici kitlesi vardır. Çocuk filmlerinin izleyici kitlesi aileler ile özellikle kadınlar ve çocuklardır. Bu filmler birer çocuk melodramlarıdır. Filmlerin kurgusu birbirinin aynıdır. Ancak filmde çocukluğun temsiliyetinin nasıl kurgulandığı önemli bir araştırma konusudur. Philip Aries ve Neil Postman’ın çocukluk tezleri Türk sinemasının çocuk filmlerinde incelenebilir. Bu metnin temel amacı da Aries ve Postman’ın çocukluk tezlerini filmler üzerinde incelemektir. Bir yandan da filmde çocukluk ve aile kavramlarının nasıl kurgulandığını irdelenmek istenmiştir. Bu amaçla, 1960’lı yıllarda iki Ayşecik film serisi incelenmiştir. Bu iki film diğer Ayşecik filmleri gibi popüler filmler değildir. Ancak biri ailelerin özellikle kadınların izlemesi için uygunken, diğeri çocukların izlemesi için uygundur. Ayşecik Yavru Melek filminde modern aile ile çocukluğun nasıl olması gerektiği perdeye yansıtılır. Ayşecik Fakir Prenses filminde ise çocukluk tartışmaya açılır. işte bu çalışma, Türk sinemasında yapılmış çocuk filmlerinde çocukluğun nasıl kültürel ve tarihsel olarak kodlandığını ya da film perdesinde çocuğun nasıl temsil edildiğinin izlerini aramıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUŞ İLİ’NDE YAYLALARIN DAĞILIŞI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22763</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22763</guid>
      <author>Esen DURMUŞ, Ayşe ÇAĞLIYAN</author>
      <description>Türkiye’de yaylalar farklı yerleşme yerlerinde yaşayan nüfus gruplarının mevsimlik yaşam ve ekonomik faaliyet alanlarıdır. Türkiye’nin hemen her bölgesinde yayla sözcüğü yazın çıkıp oturulan serin yer, dağların üzerindeki yazlık ikametgâh ya da yazlık mera anlamına gelmektedir. Doğu Anadolu Bölgesinde arazi kullanım değerlerinin % 60’ını çayır ve mera alanları oluşturmaktadır. Bölgede Yukarı Murat Bölümü’nde yer alan Muş ilinin % 40’lık bölümü plato sahalarından oluşmaktadır. Arazi kullanım değeri açısından arazi varlığının % 46’sı çayır ve mera alanlarından oluşmaktadır. Muş İlinde yaylacılık faaliyetleri dört alanda incelenmektedir. Doğuda Bingöl-Muş sınırında yer alan yer alan Şerafettin Dağları, kuzeyde Bingöl, Muş ve Erzurum sınırındaki Bingöl dağları ve Akdoğan dağları, Muş merkez ilçenin kuzeyinde Otluk ve güneyinde Diyarbakır, Batman illeri sınırındaki Muş Güneyi Dağlık sahasına dahil Karaçavuş Dağında yer alan platolar yaylacılığın kümelendiği alanlara karşılık gelmektedir. Hidrografik açıdan Murat nehri ve kollarının su toplama havzasına karşılık gelen alanda bol su kaynaklarına sahip olup aynı zamanda sirk ve volkanik kökenli göl oluşumları yaylacığın önemli rezerv sahalarına karşılık gelmektedir. Yayla alanları, hem yükseltinin hem de küçükbaş hayvan sayısının fazla olduğu Varto, Bulanık ve Merkez ilçelerinde yoğunlaşmaktadır. Bu ilçelerde Muş ilinin küçükbaş hayvan varlığının % 81’i yetiştirilmektedir. Muş yaylalarının diğer bir önemi de Türkiye’nin en önemli yaylacılık potansiyeline sahip olan Erzurum-Kars yaylalarının geçiş güzergahında yer almasıdır. Muş ilinde küçükbaş hayvan varlığının azalmasına bağlı olarak Bulanık, Malazgirt, Korkut ve Hasköy ilçelerinde yayla hayvancılığının yerini büyükbaş ve mera hayvancılığı almaya başlamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTLERDEKİ YALNIZ KALPLER: YALNIZ ÇALIŞANLARIN SİNİK TUTUMLARI ÜZERİNDE ALGILANAN YÖNETİCİ DESTEĞİNİN ARACILIK ROLÜ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22200</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22200</guid>
      <author>Süreyya ECE, Selma GÜLTEKİN</author>
      <description>Yalnızlık, her bireyin hayatında en az bir kez tecrübe ettiği bir olgudur. İş yaşamında da bazı bireyler sürekli, bazı bireyler ise zaman zaman kendini yalnız hissedebilmektedir. İş yerinde yalnızlık ile ilişkili bir kavram örgütsel sinizmdir. Örgütsel sinizm basit bir tanımla bireyin çalıştığı örgütü küçümsemesini ifade eder. İş yerinde kendini yalnız hisseden birey, zamanla örgütten kopmaya başlar ve örgütün amaçlarını ciddiye almaz. Ancak yönetici desteğinin yalnızlık ve sinizmi azaltıcı bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma, çalışanların iş yaşamında karşılaştıkları yalnızlık ile örgütsel sinizm arasındaki ilişkiyi araştırarak, bu ilişkide algılanan yönetici desteğinin üstlendiği rolü ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, bir kamu kuruluşunda görev yapmakta olan 150 çalışandan anket aracılığıyla veri toplanmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek amacıyla Cronbach Alfa güvenilirlik analizi, korelasyon ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, çalışanların işyerinde yalnızlık ile örgüte yönelik sinik tutumların arasında pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Algılanan yönetici desteği ile işyerinde yalnızlık ve sinizm arasında negatif yönde bir ilişki olduğu elde edilen bir diğer sonuçtur. Son olarak işyerinde yalnızlık ile çalışanların örgüte karşı sinik tutumları arasındaki ilişki üzerinde algılanan yönetici desteğinin aracılık etkisinin olduğu bulunmuştur. Bu sonuca göre yönetici desteği algılamayan çalışanın, yalnızlık duygusunun örgüte yönelik sinik tutumunu daha az etkilemektedir. İşyeri yalnızlığı literatürde nispeten az ilgi görmüş konulardan biridir, bu bağlamda çalışmanın literatüre katkısı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE REKTÖR BELİRLEME USULÜ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22716</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22716</guid>
      <author>Veysel ERAT</author>
      <description>Günümüzde birçok değişimin temelinde bilim ve teknoloji yatmaktadır. Yaşanan değişimin gözlemlenebileceği en önemli örnek bilimin üretildiği mekânlardır. Bu konuda bir merkez olan üniversitelerin her yönüyle ele alınması, değişimi gözlemlemek ve öngörülerde bulunmak için önemlidir. Üniversiteler birçok açıdan incelemeye tabi tutulmaktadır. Bu çalışmada literatürde görece daha az durulan bir konu sorunsal edilmiştir. Çalışmanın amacı Osmanlı Devleti’nden günümüze üniversite rektörlerinin belirlenme usulünü incelemektir. Literatürde üniversiteler tarihi farklı sınıflandırmalara tabi tutulmaktadır. Bu çalışmada üniversiteler tarihi, üniversitelerdeki dönüşüm ve rektörlerin konumu göz önünde bulundurularak beş ana bölümde kurgulanmıştır. Birinci bölümde ilk Darülfünun kurma çabası ele alınmıştır. Bu dönemde düzenlemelerde nazırın yönetimi söz konusu olsa da yönetim müdürler eliyle yürütülmüştür. İkinci dönemde eminlikler dönemidir. Burada seçim usulü benimsenmiş ve bu sistem 1933 yılına kadar devam etmiştir. Üçüncü dönemin başladığı 1933’te gerçekleştirilen reformla Darülfünun ismi yerine üniversite; emin yerine rektör kavramları kullanılmıştır. Atama sisteminin benimsendiği bu dönem, 1946 yılına kadar devam etmiştir. Dördüncü dönemin başladığı 1946’da üniversitelerde özerklik anlayışı ve bununla ilişkili bir şekilde seçim sistemi benimsenmiştir. Bazı değişiklikler olmakla birlikte bu sistem 1981 yılına kadar devam etmiştir. Son dönem 1981 yılında başlamıştır. İlk olarak atama sisteminin benimsendiği bu dönemde 1992-2016 yılları arasında seçim sistemi uygulanmıştır. 2016 yılında tekrar atama sistemine geçilmiş ve 2018’de YÖK’ün atama konusundaki tasarrufları kaldırılarak atama yetkisi yalnızca Cumhurbaşkanına bırakılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEĞİŞKENLER AÇISINDAN BİR SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22691</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22691</guid>
      <author>İrfan ERTEKİN</author>
      <description>Bu araştırma makalesi, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi ve Balıkesir Üniversitesi’nde yüksek öğrenimlerini devam ettirmekte olan öğrencilerin sosyal medya alışkanlıkları ile sahip oldukları değişkenler arasında etkileşim olup olmadığını saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin, yüksek öğrenim gördükleri üniversiteler, cinsiyet, yaş, sınıf ve akademik başarı düzeyleri, internet ve sosyal medya’da geçirdikleri süreler, tercih ettikleri sosyal medya uygulamaları, araştırmanın değişkenleri olarak tespit edilmiştir. Metod olarak, yüz yüze anket yöntemi kullanılmış, verilere basit tesadüf örneklem yolu ile toplam 569 (N=569) öğrencinin anket sorularına vermiş oldukları cevaplar doğrultusunda ulaşılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde, tarama modelinden faydalanılmış, alt problemlerin analizinde bağımsız örneklemler için t testi ve tek faktörlü varyans analizi (Anova), veri analizinde ise SPSS 21.00 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin bilgisayar ortamına aktarılması sürecinden sonra kayıp veri ve uç değer analizleri yapılmış ve veri setinin normallik özelliği incelenmiştir. Bu amaçla Kolmogorov-Smirnov testi ve Histogram grafikleri incelenerek veri setinin parametrik nitelik taşıdığı belirlenmiştir. Son aşamada ise Levene homojenlik değerleri incelemeye alınmıştır. Araştırma sonucunda, öğrencilerin sadece "cinsiyet" değişkeni ile sosyal medya kullanım alışkanlıkları arasında herhangi bir etkileşim olmadığı, buna karşın; "üniversite, yaş, sınıf düzeyi, akademik başarı düzeyi, internette ve sosyal medya’da geçirilen süre, sosyal medya uygulamaları" değişkenleri arasında bir etkileşim olduğu saptanmıştır. Özetle; bu çalışma, yüksek öğrenim gören öğrencilerin, sosyal medya kullanım alışkanlıkları ile ilgili değişkenler açısından bilgi verici olması bakımından önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KALİTE YÖNETİMİ ÇERÇEVESİNDE YÜKSEKÖĞRETİMDE AKREDİTASYON SÜRECİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22542</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22542</guid>
      <author>Aysel GÜNEY</author>
      <description>Küreselleşme ile yükseköğretimde kalite geliştirme konusunda uygulanabilecek çeşitli yöntemlerin araştırılması son yıllarda ağırlık kazanmıştır. Günümüzde bilgi toplumunun öneminin artması bunda en önemli etkendir. Ülkeler arasında eğitim ve öğretim hizmetlerinde karşılıklı değişimi kapsayan yeni anlaşmaların imzalanması, eğitim ve öğretimde meydana gelen hareketlilik ve değişim, kalite arayışını arttırırken ülkeler ve üniversiteler arasında da rekabeti arttırmıştır. Özellikle, bilişim ve iletişim teknolojilerindeki yenilikler, bu yeniliklerin kullanılması, genel anlamda eğitimde özelde ise muhasebe eğitiminde önemli hale gelmiştir. Bu kapsamda, günümüzde üniversitelerde ve özellikle sosyal bilimler alanında kalite, kalite yönetimi ve akreditasyon gibi yeni kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Eğitimde son yıllarda, uzaktan öğretim, sanal ortamda eğitim çeşitlerinin ve uzmanlık belgelerinin daha fazla çeşitlenmesi gündeme gelmiş ve yaygınlaşmıştır. Yükseköğretimde hazırlanan öğrenci programlarının, ağırlıklı olarak yurtdışına yönelik olması ile birlikte, hazırlık ve proje devingenliği, kalite, kalite yönetimi ve akreditasyon gibi süreçlerin yükseköğretimde uygulanması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Kalite yönetiminde kullanılan en önemli araçlardan biri akreditasyon olarak görülmektedir. Bu çalışmada, kalite, kalite yönetimi ve yükseköğretimde kalite yönetimi kavramı ve akreditasyon kavramı açıklanarak, kalite yönetimi çerçevesinde akreditasyon sürecinin önemini incelemek amaçlanmıştır. Sonuç olarak, özellikle yükseköğretimde yapılan kalite ve kalite yönetimi çalışmalarının değerlendirilmesi ve bu çalışmalarda kaliteyi arttırmak ve belgelendirmek anlamına gelen akreditasyon çalışmalarının incelenmesi ile mevcut durumun iyileştirilmesine yönelik literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Felsefenin Sonu Mu Yeni Bir Adımı Mı? Badiou’nun Heidegger Eleştirisine Dair Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22547</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22547</guid>
      <author>Feyza Şule GÜNGÖR</author>
      <description>Felsefenin sonu teması, öncülü Hegel olmakla birlikte, çağdaş felsefede analitik gelenek, hermenötik gelenek ve postmodern yönelim tarafından farklı temellendirmelerden hareketle savunulmuştur. Bu çalışma, Platon’a kadar uzanan bütün bir varlık ve düşünce tarihinin kapanışı iddialarını sorgulamak amacıyla, kapanış iddiasının en güçlü temsilcilerinden Martin Heidegger’in geç dönem düşüncesine odaklanmaktadır. Heidegger’in felsefenin sonu teması en genel hatlarıyla; tekniğin dünya çapındaki hükümranlığının felsefeye son vermesi ve metafiziğin olanaklarının geri döndürülemez biçimde tükenmiş olmasıdır. Heidegger’in teknoloji temelli sorgulaması, “nostalji saplantısı, anti-modernist bir reaksiyonerlik” gibi eleştirilere maruz kalsa da, teknofobi olarak basite indirgenemeyecek felsefi köklere ve temellendirmelere sahiptir. Alain Badiou ise bu felsefi kökeni yakalamış ve Heidegger’in teknoloji temelli kapanış düşüncesine ve çıkış yolu olarak şiir ve mistisizmi önermesine ontolojik boyutta bir reddiye sunmuştur. Onun en temel eleştirisi, Heidegger’in felsefenin Platoncu dönemecine dair kurucu tartışmayı doğru bir noktadan analiz edememiş olmasıdır. Hakikat ve varlığa dair düşünmede şiirsel ve metaforik anlatının mathem ile kesintiye uğratılmasının kavranamayışı, çıkışı şiire yani felsefe öncesine bağlamıştır. Badiou felsefenin sonu ilanına karşı, tüm felsefe tarihinin kazanımlarını bir kenara bırakamayacağımız gerçeğinden hareketle, herhangi bir noktaya dönüş arzusu olmaksızın “bir adım daha” mottosunu savunmuştur. Bu çalışma ile Heidegger’in teknoloji temelli kapanış teması ve Badiou’nun yeni bir adım mottosuyla ona itirazı temelinde, felsefi düşünüşün mevcudiyeti ve güncelliğine dair diyalojik bir okuma ve tartışma amaçlanmıştır. Felsefenin sonu temasını reddetmek, felsefe için bir temenni olmanın ötesinde, felsefi düşüncenin özerkliğini ve merkezi konumunu çağdaş tarihsel/toplumsal eğilimlerin ağırlığından korumak açısından büyük önem taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE ROLE OF COUNSELLING IN PREPARING UNDERGRADUATE STUDENTS TO UNDERTAKE POSTGRADUATE EDUCATION AT CUKUROVA UNIVERSITY</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22666</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22666</guid>
      <author>Egemen HANIMOĞLU</author>
      <description>Advancement of education is increasingly becoming a determinant for promotion, or acquisition of management positions in employment organizations. Due to an increase in the number of graduates who join the labour market, there is a demand for increased skill, expertise and experience, which postgraduate studies offer. The research analyses the impact of counselling on motivating undergraduate students to undertake postgraduate education, either through a second degree, a master’s degree or doctoral degree. The study investigated the impact of career counselling on the advancement of education, at Cukurova University, in preparing undergraduate students to further their studies through postgraduate degrees. Through the use of questionnaires, the researcher collected data from both undergraduate and postgraduate students at the University. The approach used to analyse the information was the qualitative-descriptive method and theme analysis. The research revealed that counselling of undergraduate students is crucial to the advancement of education, which is essential for the labour market and self-actualization.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNSAN KAYNAKLARI UYGULAMALARINDAN DUYULAN MEMNUNİYETİN İŞE YABANCILAŞMA ÜZERİNDEKİ ETKİSİNDE YÖNETİCİYE GÜVENİN ARACI ROLÜ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22581</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22581</guid>
      <author>Zeynep HATİPOĞLU, Gülbeniz AKDUMAN , Bülent DEMİR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı insan kaynakları uygulamalarından duyulan memnuniyetin işe yabancılaşma üzerindeki etkisini ve bu etkide yöneticiye güvenin aracılık rolünü incelemektir. Araştırmamızda, olasılığa dayalı olmayan ve herkesi örneğe dahil edilebilme imkanı sağladığı için çok yaygın kullanılan kolayda örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Kolayda örnekleme yöntemiyle çevrimiçi olarak ulaşılan 176 çalışana uygulanan anket formlarının tamamı örnekleme dahil edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler doğrultusunda; insan kaynakları uygulamalarından duyulan memnuniyetin artmasının yöneticiye güveni olumlu yönde etkilediği, yöneticiye güvenin artması ile işe yabancılaşmanın azaldığı, insan kaynakları uygulamalarından duyulan memnuniyet arttıkça işe yabancılaşma düzeyinin azaldığı ancak insan kaynakları uygulamalarından duyulan memnuniyet ile işe yabancılaşma ilişkisi arasında yöneticiye güvenin aracılık etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İnsan kaynakları uygulamaları ile ilgili memnuniyet ve yöneticiye güven ayrı ayrı değerlendirildiğinde, her ikisi de işe yabancılaşmayı azaltıcı etkiye sahiptir. Ayrıca insan kaynakları uygulamaları ile ilgili memnuniyet yöneticiye güveni artırmakta ve işgörenlerin İK memnuniyeti yüksek olduğunda zaten düşük olan işe yabancılaşma düzeyi yöneticiye duyulan güvenin yüksek olmasından etkilenmemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HAYÂLÎ DİVANI’NDA ŞAİRİN MECNÛN’LA REKABETİ BAĞLAMINDA ŞAİRİN VE MECNÛN’UN KONUMU</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22702</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22702</guid>
      <author>İsa IŞIK</author>
      <description>Hayâlî Bey, 16. yüzyıl Divan şiirinin en önemli temsilcilerinden biridir. Devletin değişik kademelerinde görevler yapan Hayâlî Bey, şiirde yaşadığı dönemde şöhret bulmuştur. Onun bu şöhreti sonraki dönemlerde de devam etmiştir. O, Divan şiirinin inceliklerine hâkimdir. Şiirde hayale ve manaya önem verir. Şiirlerinde yerel çizgileri de kullanan şair üslubuyla birçok insanın beğenisini kazanmıştır. Hayâlî Bey, Divanı’nda, Divan şiirinin imkânlarından ve mazmunlarından en üst düzeyde istifade etmiştir. Onun Divanı’nda en çok işlediği konulardan biri aşktır. Bu bağlamda o, şiirlerinde sık sık aşk kahramanlarına telmihte bulunmuştur. Onun telmihte bulunduğu ve şiirlerinde çokça kullandığı kavram ve isimlerden biri de Mecnûn’dur. Bu kavram Hayâlî Bey Divanı’nda bazen sözlük anlamıyla kullanılırken çoğu zaman meşhur ve malum olan aşk kahramanının adı olarak anılmıştır. Nitekim Mecnûn, Şark Edebiyatı’nın en meşhur aşk kahramanlarından biridir. Mecnûn, çoğu şaire ve âşığa ilham kaynağı olmuş, birçok kişi tarafından ideal ve ulaşılması gereken bir karakter olarak görülmüştür. Bu tavır Hayâlî Bey Divanı’nda da görülmektedir. Bunun yanında Hayâlî Bey Divanı’nda dikkati çeken hususlardan biri de şairin Mecnûn’la rekabet iştiyakıdır. Hayâlî Bey bazen kendisini Mecnûn’a benzetirken bazen de başta aşk olmak üzere birçok konuda Mecnûn’a meydan okur ve ondan önde olduğunu söyler. Bu çalışmada, Hayâlî Bey Divanı’ndan istifade edilerek şairin Mecnûn’a karşı beslediği rekabet iştiyakı, rekabet bağlamında şairin ve Mecnûn’un konumu, bir rakip olarak görme yönleri, onu geçme arzusu, bunların sebepleri ve sonuçları izah edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KİŞİSEL AKILLI TEKNOLOJİLERİN SAĞLIK AMAÇLI KULLANIMLARININ KABÜLÜNÜN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22607</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22607</guid>
      <author>Dilek KARAHOCA, Merve AKSÖZ AYGÜN</author>
      <description>Günümüzde, hızlı gelişim gösteren akıllı teknolojiler, bireylerin hayatını kolaylaştırmakta etkili olmaktadır. Bireylerin sağlık süreçlerini takip edebilen akıllı teknolojiler, sağlık verilerini anlık toplayarak, korumacı ve engelliyici tıp felsefesini destekleyebilmektedir. Kişisel akıllı teknolojilerin, sağlık sektöründe kullanılmasıyla, sağlığımız ile ilgili bilgilere çok daha hızlı ulaşabilmekteyiz. Bu çalışmanın temel amacı, bireylerin sağlık hizmetlerinde “kişisel akıllı teknolojileri”(KAT) kullanma niyetlerini etkileyen faktörleri araştırmak ve model olarak ortaya çıkarmaktır. Çalışmada, teknoloji kabul modeli, inovasyon difüzyon teorisi, teknolojik yenilikçilik, koruma motivasyon teorisi ve gizlilik analiz teorisi temel alınarak geliştirilen yeni bir model ele alınmıştır ve 415 katılımcıdan elde edilen anket sonuçları ile model geliştirilmiştir. Araştırma modelinin analizi için SmartPLS 3.2.3 kullanılarak yapısal eşitlik modeli geliştirilmiştir. Araştırmanın modelinde kullanılan teori ve modellerde yeralan ve ilave edilen boyutlar sırası ile, algılanan yarar, algılanan kullanım kolaylığı, teknolojik yenlikçilik, uyumluluk, denenebilirlik, imaj, algılanan önemlilik, algılanan güvenlik açığı, maliyet, algılanan gizlilik riski, algılanan avantaj, davranışsal niyet, tutum, teknoloji kaygısı, alışkanlık ve sosyal etkidir. Hipotezler cinsiyetler arasında fark olup olmadığı test edildiğinde, kadınların erkeklere göre denenebilirlik, teknoloji kaygısı ve teknolojik yenilikçiliğe önem verdiği gözlenmektedir. Kadın kullanıcılar için özel bir KAT sağlık teknolojisi ürünü tasarlanırken bu faktörlere dikkat edilmelidir. Ayrıca, cinsiyete bakılmaksızın tüm bireylerin, sağlık hizmetlerinde KAT teknoloji ürünlerinin benimsenmesinde uygunluk, tutum, algılanan avantaj ve algılanan kullanım kolaylığına daha fazla önem verdiği görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital Pazarlamada Nesnelerin İnterneti: Giyilebilir Teknolojiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22679</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22679</guid>
      <author>Bilge KARAMEHMET</author>
      <description>Pazarlama dünyası mobil kullanıcılara ulaşmaya çalışırken, işleri daha da karmaşık hale getirecek olan giyilebilir teknoloji pazarı ortaya çıkmıştır. Bu pzar, dijital pazarlama dünyasını büyük inovasyon yatırımlarına yöneltecek, pazarlama stratejilerini bu alanda değiştirmelerini ve geliştirmelerini zorunlu kılacaktır. Pazarlama alanındaki en büyük değişimin e-pazarlama alanında olacağı öngörülmektedir. Giyilebilir teknoloji pazarındaki büyük atılım ve gelişim, pazarlama profesyonellerinin konuyla ilgili daha çok araştırma yapmasına olanak sağlamaktadır. Pazarlama akademisyenlerinin dijital pazarlama araştırmaları yaparken giyilebilir teknolojiler sayesinde kullanıcılara ulaştırılacak bildirimler veya e-postalar gibi iletişim araçlarını daha etkin şekilde kullanabilecekleri gerçeği ortaya çıkmaktadır. Şimdilik eş zamanlı olarak izleme imkanı tanımayan giyilebilir teknoloji araçları, gelecekte kullanıcıların sağlık, spor ve eğlence gibi verilerine eş zamanlı olarak ulaşabilme imkanı sunacağı açıktır.Süregelen bu evrim markalar için olumsuz bir durum değildir. Aksine bu gelişim pazarlama alanında değerlendirildiği taktirde, kullanıcıların daha çok dikkatini çekecek içerikler hazırlanabilir. Bu çalışma ile giyilebilir teknoloji pazarı incelenmiş, pazarlama akademisyenlerine ve pazarlama profesyonellerine konuyla ilgili öneriler sunulmuştur. Bu amaçla yapılan bu çalışmada öncelikle literatür taraması yapılmıştır. Konuyla ilgili çıkan haberler değerlendirilmiştir. Her ne kadar bu konu Türkiye’de yeni gelişiyor ve kabul ediliyor olsa da dünyada giyilebilir teknoloji pazarının potansiyeli dikkat çekmektedir. Bu çalışma sonucunda dijital pazarlama alanında yapılacak çalışmaların giyilebilir teknoloji pazarındaki potansiyeli de dahil ederek incelenmesi önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HETEROSEKSÜEL TÜRK ERKEKLERİNDE DEMOGRAFİK FAKTÖRLER, CİNSEL KİMLİK VE CİNSEL İŞLEYİŞ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22522</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22522</guid>
      <author>Şaban KARAYAĞIZ, Ertuğrul TAŞ , Zeliha SUBAŞI</author>
      <description>Erkeklerde cinsel kimlik, demografik faktörler ve cinsel işleyiş, evlilik öncesi ve sonrasında cinsellik konusunu nasıl algıladıklarını ve ondan ne anladıklarını incelemek açısından önemlidir. Türkiye’de erkek cinselliği üzerine az sayıda çalışma yapılmıştır. Bu nedenle, mevcut çalışma erkeklerin cinsellik perspektiflerini araştırmak için tasarlanmıştır. Bu araştırma ile ilgili veri toplama işlemi çalışmaya katılmayı kabul eden, heteroseksüel olan 78 sağlıklı erkek bireyden alınan bilgilerle sağlanmıştır. Katılımcılar kartopu veri toplama tekniği ile seçildiler. Erkek katılımcıların yaşları 23 ile 57 arasında ve ortalaması 30 olarak hesaplanmıştır. Bireyler, çalışmaya katılmayı ve demografik bilgi formu ile cinsel öykü anketinde yer alan soruları cevaplandırmak için gönüllü olmuşlardır. Anket ögeleri arasında biyolojik kimlik ve cinsel yönelim soruları mevcuttur. Her iki formda bulunan maddeler, daha önce yapılan araştırma sonuçlarından yararlanılarak araştırmacılar tarafından yapılandırılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular arasında, katılımcıların çoğunun ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde kız arkadaş, komşu, okul arkadaşları ve akrabaları dahil olmak üzere başkalarına cinsel ilgi gösterdiği belirlenmiştir. Bu dönemde en yaygın olan cinsel işleyiş, cinsel ilişki olarak belirtilmiştir. Genelde mastürbasyon yapmakta, haftada en az iki kez cinsel ilişki tercih etmekte ve cinsel hayatlarından oldukça memnun olduklarını ifade etmektedirler. Katılımcılar seks fantezilerini partnerlerinden daha fazla düşünmektedir. Araştırma sonuçlarına göre çalışmamıza katılan Türk erkekleri diğer ülkelerde yapılan çalışma sonuçlarına ile benzer davranışlar göstermiştir. Örneğin, cinsel davranışları yetişkinlik dönemlerinde erotik fantezilerden fiziksel cinsel aktivitelere dönüşmektedir. Pek çoğu (%70) evlilikten sonra mastürbasyona devam ederler. Erkeklerin %23’ ü ve partnerlerinin neredeyse tamamı birbirlerinden olağandışı cinsel istekler talep etmez. Ayrıca, erkekler kadınlara oranla daha fazla cinsel fantezi sahibidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Plotinos'ta Südurla İnen Aşkla Yükselen Bir Gerçeklik Olarak Ruh</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22651</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22651</guid>
      <author>Mustafa KAYA</author>
      <description>Plotinos, yaşadığı dönemin dinsel, düşünsel ve siyasal yapısını derin bir biçimde etkilemiş bir filozoftur. O, yaşadığı çağdaki ölümsüzlük, kurtuluş, tanrıyla mistik birlik gibi taleplere, bir yandan Antik Yunan rasyonalizminin geleneksel kavram, çerçeve ve standartlarını terk etmeksizin diğer yandan çağının dinsel ilgi ve kaygılarına da cevap verebilecek bir metafizik öğreti ortaya koymuştur. Bu metafizik öğretide biri Bir'likten çokluğa doğru südurla inen diğeri ise çokluktan Bir'liğe doğru aşkla yükselen olmak üzere iki tür hareket mevcuttur. Birinci hareket Bir ya da Tanrı'dan çıkan canlı gerçekliğin düzenli yapısı ile ilgili rasyonel bir açıklama sağlar ki, buna Plotinos'un öğretisinin felsefi yönü denilebilir. İkinci hareket ise bireysel insan ruhunun, varlığın her aşamasını yaşaması, birbirini izleyen sürekli bir arınma ve yükselme süreci sonunda evrenin ilkesi olan Bir'e ulaşıp onunla birleşmesi ve böylece kendisi için mümkün olan mutluluk ve kurtuluşa erişmesini ifade eden harekettir ki, buna da Plotinos'un öğretisinin dinsel yönü denilebilir. Plotinos'un bu öğretisinde en alt düzeydeki gerçekliklerden en yüce gerçekliğe kadar, varlık ve değer hiyerarşisinin her aşamasında mevcut olabilme, kendisini dönüştürerek Bir'e, kendi gerçek özüne ulaşabilme yetisiyle donatılan Ruh, bu ayrıcalıklı konumuyla Plotinos'un sisteminin baş aktörü konumundadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ailede, Okulda veya Birlikte Ahlâk Eğitimi-Ahlak Eğitiminde İşbirliğini Geliştirmenin Yolları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22571</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22571</guid>
      <author>Safiye KESGİN</author>
      <description>Günümüzde, çocukların ahlaki erdemler konusundaki artan duyarsızlığı ve yabancılaşmasına yol açan unsurlar, gittikçe daha karmaşık, denetlenemez ve gözle görülebilir bir biçimde artmaktadır Çocukları iyi birer insan olarak yetiştirebilmek için okulun ve ailelerin birbirlerinin desteğine ihtiyacı vardır. Bu yüzden okul-aile iş birliği anlayışının ahlak eğitimine katkı sunacak bir biçimde dönüşümüne ihtiyaç vardır. Çocukların ahlaken olgunlaşması için okul ve aile bir arada çocukla iş birliği yapabilmeli ve bunun etkin ve yeni yollarını bulabilmelidir. Burada vurgulanması gereken iş birliğinin merkezinde çocuğun bulunmasıdır. Bu çalışma, yukarıda ifade edilen iş birliği ihtiyacını ve anlayışını ortaya koyarak ahlak eğitimi alanında okul-aile-çocuk iş birliğini sağlayabilecek öneriler sunmayı amaçlayan nitel bir araştırmadır. Bu araştırmada önerilen iş birliği yolları şunlardır: • Okul döneminin başında okulun velilerden ve velilerin okuldan özellikle olumlu davranış geliştirme beklentileri netleştirilebilir ve karşılıklı görüş alışverişi ortamında bunlar paylaşılabilir. • Okul, aile ve çocuk kitle iletişim araçlarının ve sosyal medyanın sebep olduğu değer erozyonunu mümkün olduğunda önleyebilmek için iş birliği yapabilirler. • Yürütülmekte olan ahlak eğitimi sürecinin içeriği hakkında veliler düzenli olarak bilgilendirilebilir. • Okuldaki ahlak eğitimi sürecine evde okulda ve sosyal hayatta birer katılımcı olarak veliler de dâhil edilebilir. • Veliler çocuklarının olumlu ve örnek davranışları için okula davet edilerek veya farklı iletişim yollarıyla mektup, kişiye özel mesaj vb. takdir edilebilir, kendilerine teşekkür edilebilir. • Okulda çocuklarda olumlu davranışların artırılıp olumsuz davranışların azaltılması veli denetiminin katkısı sağlanabilir. • Okul-çocuk-aile okuma grupları oluşturulabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE EKONOMİSİNDE FİNANSAL GELİŞME, ENERJİ TÜKETİMİ VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22619</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22619</guid>
      <author>Ünzüle KURT</author>
      <description>Finansal gelişme, bir ülkede işlem gören finansal araçların dünyadaki gelişmelere paralel olarak gelişip çeşitlenmesidir. Gelişen finans piyasaları başka bir ifade ile bireylerin tasarruflarını değerlendirebilecekleri alternatif yatırım araçlarının artması ile finansal sistemin tam ve etkin kullanımını sağlayarak ekonomik büyümeyi olumlu etkilemektedir. Finansal gelişmenin artması enerji tüketimini arttırmakta, enerji tüketimindeki artış da ekonomik büyümeyi arttırmaktadır. Tüm etkiler ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılık gösterse de literatür finansal gelişme, enerji tüketimi ve ekonomik büyüme arasında güçlü etkileşimin olduğu yönündedir. Literatür incelendiğine Türkiye ekonomisi için yapılan çalışmaların enerji tüketimi - ekonomik büyüme, finansal gelişme - ekonomik büyüme ya da enerji tüketimi-finansal gelişme ilişkisi biçiminde ele alınmıştır. Finansal gelişme, bilgi iletişim teknolojilerinde gelişmeyi ve içsel büyüme modellerinde bir üretim faktörü olarak dikkate alınan teknolojik ilerlemenin bir sonucu ve kaynağı olarak enerji talebini etkilemekte, artan enerji talebi ise ekonomik büyümeyi etkilemektedir. Bu çalışma finansal gelişmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini ekonomik büyümenin önemli bir bileşeni olan enerji talebi bağlamında ele almaktadır. 1950-2015 dönemi verileri ile yapılan çalışmada değişkenler arası uzun dönemli ilişki Johenson eşbütünleşme modeli ile, Nedensellik ise VAR modeli ve Granger Nedensellik modeli ile araştırılmıştır. Araştırma sonucunda finansal gelişme, enerji tüketimi ve ekonomik büyüme değişkenleri arasında eşbütünleşme ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda uygulanan Nedensellik sonuçları finansal gelişmeden enerji tüketimine doğru tek yönlü, enerji tüketiminde ekonomik büyümeye ve ekonomik büyümeden enerji, tüketimine doğru çift yönlü nedensellik tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜREŞ HAKEMLERİNİN HAKEMLİK MESLEĞİNDEN DUYDUKLARI HAZ VE ÖRGÜTSEL ÖZDEŞLEŞME DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22744</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22744</guid>
      <author>Hüseyin Fatih KÜÇÜKİBİŞ, Mehmet GÜL</author>
      <description>Yapılan bu araştırmada güreş hakemlerinin mesleki haz ve örgütsel özdeşleşme düzeylerinin bazı demografik değişkenlere göre incelenmesi, bunun yanında mesleki haz ile örgütsel özdeşleşme arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya güreş hakemliği yapan toplam 124 birey katılmıştır. Araştırmada beş maddelik kişisel bilgi formunun yanı sıra Karaçam ve Pulur (2018) tarafından geliştirilen “Hakemler İçin Mesleki Haz Ölçeği” ve Mael ve Ashforth (1992) tarafından geliştirilen, Polat (2009) tarafından ise Türkçe ’ye uyarlanan “Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği” kullanılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizlerinde SPSS 22.0 programından yararlanılmıştır. Veriler frekans, yüzde (%), ortalama ve standart sapma değerler olarak sunulmuştur. Bunun yanı sıra değişkenler arasındaki farkları belirlemek amacıyla Independent Samples t test, One Way ANOVA kullanılmıştır. Hakemlik Mesleği haz duygusu ile örgütsel özdeşleşme arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonunda hakemlerin mesleki haz ve örgütsel özdeşleşme düzeylerinin Medeni durum, meslek grubu, hakemlik kategorisi, bir sezonda gidilen müsabaka sayısı değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir (p&gt;0.05). Hakemlik süresi değişkenine göre hakemlerin mesleki haz düzeylerinin istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği (p&lt;0.05), buna karşılık hakemlerin örgütsel özdeşleşme düzeylerinin hakemlik süresi değişkenine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermediği bulunmuştur (p&gt;0.05). Bunun yanında hakemlerde mesleki haz ile örgütsel özdeşleşme düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir (p&lt;0.05). Sonuç olarak güreş hakemlerinde mesleki hazzın örgütsel özdeşleşmeyi olumlu yönde etkilediği, demografik değişkenlerin mesleki haz ve örgütsel özdeşleşmeyi farklılaştırmadığı söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BEŞ YILDIZLI OTELLERDE ÖRGÜTSEL SİNİZMİN İŞLETME PERFORMANSINA ETKİSİNDE MOTİVASYON ROLÜNÜN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22718</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22718</guid>
      <author>Gözde MERT, Gül YILMAZ</author>
      <description>Otel işletmeleri, turizm sektöründe hizmet veren gerek ülke ekonomilerine katkıları gerekse de turist memnuniyeti açısından son derece önem arz eden işletmelerdir. Beş yıldızlı otellerde çalışan personelin hizmet esnasında tutumu misafir memnuniyetinde rol oynamaktadır. Çalışanların motivasyon düzeyi işletmede konaklayan misafirler açısından önemli olduğu kadar işletmenin performansı açısından da önemlidir. Bu çalışmada, örgütsel sinizmin, otel işletmelerinde çalışanlar için olumlu ya da olumsuz tutumlara yol açma nedenleri üzerinde durulacaktır. Örgütsel sinizm, otel işletmelerinde çalışanın otelde çalışmaya devam edip etmeme kararını önemli derecede etkilemektedir. Özellikle diğer işletmelere göre otel işletmelerinde çalışanların, tatil, bayram, yılbaşı gibi özel günlerinde yoğun çalışıyor olmaları çalışma şartları açısından değişik bir durum arz etmektedir. Bu durum, çalışanın motivasyonu üzerinde de etkiler göstermektedir. Çalışmanın amacı beş yıldızlı otellerde her alanda çalışan yönetici ve iş görenlerin örgütsel sinizm düzeylerine yönelik görüşlerini tespit etmek ve performanslarına, motivasyonun etkisinin nasıl olduğunu araştırmaktır. Bu bağlamda, motivasyonun arttırılması için izlenecek yöntemler belirtilmiştir. Araştırma bağlamında, örgütsel sinizmin işletme performansına etkisinde motivasyonun aracı rolü olduğu ileri sürülmektedir. Bu amaçla, 2018 yılında Antalya’da bulunan beş yıldızlı otellerde çalışan kişilere anket uygulanmıştır. Araştırmada 203 kişinin verileri incelenmiştir. Verilerin analizinde Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Analiz bulguları sonucunda; (1) Örgütsel sinizmin, çalışanların motivasyonunu düşürdüğü, (2) Motivasyonun, işletme performansını artırdığı, (3) Örgütsel sinizmin, işletme performansını azalttığı, (4) Motivasyonun, örgütsel sinizm ve işletme performansı arasındaki ilişkide kısmi ara değişken etkisinin olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Muhasebenin Gelişim Döngüsü: Kuramsal ve Kurumsal Bakış Açısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22569</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22569</guid>
      <author>Pınar OKAN GÖKTEN</author>
      <description>Muhasebe alanı tarihsel olarak süreklilik gösterir şekilde gelişmiştir. Gelişim süreci çerçevesinde muhasebenin sürekli olarak kendini güncelleyen kurumlara sahip olduğu ifade edilebilir. Bu çalışma, muhasebe gelişim sürecini kuramsal ve kurumsal boyutta tanımlamaktadır. Öncelikle muhasebedeki gelişim döngüsünün unsurları irdelenmiştir. Bu bağlamda muhasebede gelişim, pozitif yaklaşımdan normatif yaklaşıma hareket eden bir döngü olarak tarif edilmiştir. İkinci olarak, gelişim döngüsüyle muhasebede kurumsallaşma arasındaki ilişki ele alınmıştır. Neticede, pozitif yaklaşımın muhasebe kurumlarının tesisinde öncül rol oynadığı ifade edilmiştir. Buna karşın kurumsal kalitenin sağlanması açısından normatif yaklaşımı göz ardı etmek mümkün değildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPOR MERKEZLERİNDE EGZERSİZ BAĞIMLILIĞININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22612</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22612</guid>
      <author>Serdar ORHAN, Ali Serdar YÜCEL , Ercan GÜR , Mustafa KARADAĞ</author>
      <description>İnsan davranışlarının pek çoğu aşırılık gösterene kadar normal görülmektedir. Bu nedenle, özel egzersiz koçları kişinin bağımlı olup olmadığını değerlendirmek için bu tarz belirtileri dikkate almak zorundadır. Sakatlık, hastalık, sosyal veya çalışma hayatıyla ilgili sınırlılıklara rağmen egzersiz süresinin kontrol edilememesi ve bireylerin kendi hayat ya da yaşam tarzlarını egzersiz programlarına göre şekillendirmeleri egzersiz bağımlılığının önemli belirtilerinden biridir. Bu araştırmanın amacı spor merkezlerine katılımda egzersiz bağımlılığının rolünün araştırılmasıdır. Çalışmaya 13 farklı spor merkezinden, 18 yaş ve üstü, en az 1 yıl antrenman yapan toplam 391 (242 erkek, 149 bayan) sağlıklı birey gönüllü olarak katıldı. Katılımcılara demografik özelliklerin sorgulandığı anket formu ile Hausenblas ve Downs (2002) tarafından geliştirilen ve Yeltepe ve İkizler (2007) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 21 maddeden oluşan Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği uygulandı. Elde edilen veriler istatistik paket programında değerlendirildi, parametrik testlerden Mann-Whitney U ile nonparametrik testlerden Kruskall Wallis kullanıldı, anlamlılık düzeyi p&lt;0,05 kabul edildi. Araştırma sonucunda; katılımcılar egzersiz bağımlılığı ölçeğine orta düzeyde duyarlılık gösterirken (69,43), skala cinsinden değeri semptomatik olarak tanımlandı (3,30). Katılımcıların egzersiz bağımlılığı ortalamaları kategorize edildiğinde, 10 katılımcının (% 2,55) asemptomatik, 352 katılımcının (% 90,02) bağımlı olmayan semptomatik, 29 katılımcının (% 7,41) ise egzersiz bağımlılığı riskinde olduğu belirlendi. Semptomatik grup diğer iki gruptan anlamlı düzeyde farklıydı. Ayrıca, egzersiz bağımlılığı ortalamalarında egzersiz yaşı, düzenli antrenman ve haftalık antrenman sıklığına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu. Cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve günlük egzersiz süresinin egzersiz bağımlılığını etkilemediği tespit edildi. Sonuç olarak, egzersiz özgeçmişi yüksek bireylerde düzenli egzersiz ve sıklığının, egzersiz bağımlılığını belirlemede etkili olabileceği söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Eleştirel Pedagoji ve Katılımcı Yaklaşım : Hizmet Öncesi İngilizce Öğretmen Adaylarının Düşünceleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22384</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22384</guid>
      <author>Eser ÖRDEM, Ömer Gökhan ULUM</author>
      <description>Eleştirel pedagojinin ve İngilizce dil öğretim yöntemlerinin çağdaş tarihi 1960'lara kadar uzansa da, eleştirel pedagojinin ilkeleri ve küresel ders kitapları yayıncılarının ticari istekleri tarafından etkilendiği için eleştirel pedagojinin uygulanması ve kullanımı, ELT bölümlerinde ve EFL sınıf ortamlarında pek kullanılmamaktadır. Çünkü eleştirel pedagojinin ilkeleri ile küresel bir dil olarak İngilizceden etkilenen küresel ders kitapları yayımcılarının ticari arzuları uyuşmamaktadır. Özellikle küresel ders kitapları yayımcılarının etkisi ticari faktörlerden dolayı çok yaygın ve baskın olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu çalışma, hizmet öncesi öğretmen adaylarının (N = 39) son ayda yayımlanan gündemdeki konulara ilişkin görüşlerini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Veri toplamak için iki veri toplama aracı kullanılmıştır. Birinci veri toplama aracı, sosyal, kültürel, dini, politik ve diğer riskli konuları içeren konuları kapsamaktaydı. İkinci veri toplama aracı ise, öğretmen adaylarının konuların müfredata dâhil edilmesine ilişkin ayrıntılı görüşlerini ortaya çıkarmak için bir görüşme formu hazırlandı. Sonuçlar, katılımcılara gösterilen konuların, ELT sınıflarında nerdeyse söz edilmediğini göstermektedir. Ancak, konuların dâhil edilmesinin, Türkiye'deki ELT bölümlerinin müfredatında gerekli olduğunu belirtmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ONTOLOJİK VE EPİSTEMOLOJİK BAĞLAMDA AGNOSTİSİZM PROBLEMİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22510</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22510</guid>
      <author>Mehmet Şükrü ÖZKAN</author>
      <description>Bu çalışmada agnostisizmin konumu incelenmektedir. Agnostisizm denince akla birçok farklı tanımlama gelir. Ateizmle birlikte dinlere ve Tanrı’ya karşı mesafeli bir tavır olarak tanımlanan agnostisizm epistemolojik bağlamda gelecekle ve görünmeyen dünyayla ilgili rasyonel ve bilimsel bilgi elde etmenin imkânsızlığına işaret etmek için kullanılabilir. Ayrıca agnostisizmi bazı şeylerin insan zihni tarafından bilinemeyeceğinin savunulduğu tutum olarak tanımlayabileceğimiz gibi bunu teistik alana uyguladığımızda agnostisizmin doğaüstü alanla ilgili bazı görüşlerin insan zihnine kapalı olduğunu kabul eden tutum olduğunu söyleyebiliriz. Daha birçok değişik tanımı ve agnostisizm kapsamındaki farklı pozisyonları içerecek şekilde agnostisizm ikiye ayrılır. Zayıf agnostisizm Tanrı’nın varlığı veya yokluğu lehindeki kanıtların ikna edici olmadığından yola çıkılarak herhangi bir yargıda bulunmamayı içerirken güçlü agnostisizmde bu kanıtların hiçbir zaman elde edilemeyeceği vurgulanır. Başta Thomas Huxley ve Antony Kenny olmak üzere agnostik tutumun zayıf ve güçlü kutupları arasında değişik pozisyonlarda yer alan farklı birçok düşünür hesaba katıldığında ontolojik ve epistemolojik yansımaları olan bir konum tartışmasıyla karşılaşılır. Buna binaen bazı teist ve ateistler agnostisizmin belirli bir tutum olarak ele alınamayacağı yönünde görüşler öne sürer. Neticede bu durum agnostisizmin nerede konumlandırılması gerektiği problemini doğurmuştur. Nitekim Scot D. Yoder agnostik olarak öncelikli sorunun agnostisizme bir konum belirlemek olduğunu öne sürer. Dolayısıyla bu çalışmada öncelikle agnostisizmin tanımsal çerçevede ne ifade ettiği tartışılıp ardından farklı tutumlarla ilişkisi bağlamında agnostisizme bir konum belirlenip belirlenemeyeceği irdelenmektedir. Aynı zamanda dini kimlik hesaba katılarak farklı bir agnostik çerçeve çizilmeye çalışılmaktadır. Bu girişim ontolojik ve epistemolojik bağlamlar üzerinden yapılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu hizmetlerinde görevli personelin yenilikçi kişilik özellikleri ile işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişki: Güvenlik hizmetlerinde görevli idari ve güvenlik personeli üzerine bir uygulama</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22746</guid>
      <author>Haydar PEKDOĞAN, Yusuf KÜÇÜKBAŞOL</author>
      <description>Son yıllarda kamu hizmetlerinde beşeri sermaye üzerine yapılan çalışmalar artmaktadır. Beşeri sermayenin etkili kullanımı bir yandan kamusal kaynakların etkili kullanımını beraberinde getirirken, bir yandan da verilen hizmetin kalitesini arttırmaktadır. Yenilikçilik ve işten ayrılma niyeti, kamu kurumlarında beşeri sermayenin etkili kullanımında rolü olan iki önemli kavramdır. Literatürde her ne kadar yenilikçi kişilik özellikleri ve işten ayrılma niyeti üzerine çalışmalar yapılmış olsa da, bu iki kavramı bir arada değerlendirerek ilişkilendiren yeterli çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle bu araştırmada, kamu hizmetlerinde görevli güvenlik ve idare personelinin yenilikçi kişilik özellikleri ile işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, 2019 yılının birinci ayında Tunceli İl Jandarma Komutanlığına bağlı birliklerde ve komutanlığa bağlı idari birimlerde görev yapan personel; örneklemini ise seçkisiz gönüllülük usulüne göre araştırmaya katılan 401 güvenlik personeli oluşturmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre yenilikçi kişilik boyutları ve işten ayrılma niyeti puanları katılımcıların yaş, eğitim durumu, mesleki deneyim, medeni durum ve görev tiplerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır (p&gt;0.05). Korelasyon analizi sonuçlarına göre ise işten ayrılma niyeti ile fikir önderliği (r=0.432; p&lt;0.01), değişime direnç (r=0.421; p&lt;0.01), risk alma (r=0.345; p&lt;0.01) ve toplam yenilikçi kişilik puanları (r=0.558; p&lt;0.01) arasında istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur. Dolayısıyla yenilikçi kişilik düzeyindeki artış, bireylerin işten ayrılma niyetlerini arttırmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAMOFOBİNİN TARİHSEL KÖKENLERİ VE NEDENLERİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22523</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22523</guid>
      <author>İsmail SAFİ</author>
      <description>İslam dinine ve Müslümanlara karşı bir akım haline gelen ve “İslam korkusu” olarak tanımlanan İslamofobi, bugün küresel düzeyde dünyayı tehdit eden bir hastalık haline gelmiştir. İslamofobi, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batılı ülkelerin iç ve dış politikalarında kullanılan ayrımcılık, ötekileştirme yöntemi olarak uluslararası alanda kullanılmaktadır. Tek tip bir İslamofobiden bahsetmek mümkün değildir. Hindistan’da, Tayland’da, Çin’de, Kıta Avrupası’nda, Amerika Birleşik Devletleri’nde İslamofobi uygulamaları görülmektedir. Nedenler farklı olsa da ortak nokta İslam korkusu-İslam düşmanlığıdır ve her geçen gün batı demokrasilerinde İslamofobi artmaktadır. İslamofobi 11 Eylül 2001 saldırıları ile artmış ve Batılı devletlerin dış politikalarının merkezine oturmuştur. Bu tarihten sonra Batılı ülkelerde Müslümanlar, o ülkenin kendi vatandaşları dahi olsa ayrımcılığa uğramışlardır. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Batı dünyasında Müslüman göçmenler ve mültecileri hedef alınmış, dışlanmış ve ötekileştirilmiştir. İslamofobi odaklı Batı siyasetinin sonucunda Avrupa’da hoşgörüsüz, ırkçı, milliyetçi sağ partiler ortaya çıkmış ve güçlenmişlerdir. Bu durum böyle devam ederse dünya barışı tehlikeye girecek ve Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezi haklı çıkacaktır. Son yıllarda iyice artan İslamofobinin sebep olduğu aşırı sağ ve ırkçı hareketler dünya genelinde hızla güç kazanmaktadır. Bu çalışma, dünya barışını tehdit eden İslamofobinin tarihsel ve siyasal kökenlerini inceleyerek, İslamofobinin nedenlerini tespit etmek; ayrıca İslamofobiyle mücadelede ne tür yöntemlerin kullanılması gerektiğinin tespitini yapmayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN HİZMET İÇİ EĞİTİM İHTİYAÇLARININ BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22675</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22675</guid>
      <author>Ümran ŞAHİN, Adil TÜRKOĞLU</author>
      <description>Bu araştırmada, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilkokullarda görev yapan sınıf öğretmenlerinin günümüzdeki hizmet içi eğitim ihtiyaçlarının hangi alan ve konularda ne düzeyde yoğunlaştığı ve bu ihtiyaçların öğretmenlerin kişisel özelliklerine göre ne tür farklılıklar gösterdiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Nicel yöntemlerden tarama modelinin kullanıldığı araştırmanın örneklemi, İzmir, Aydın, Afyon ve Uşak il merkezlerinde çalışan ve tabakalı örnekleme yoluyla seçilen 500 sınıf öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin sonuçları; sınıf öğretmenlerinin “genel kültür bilgisi” ve meslek bilgisi alanlarına ilişkin hizmet içi eğitim ihtiyaçları ortalaması “ara sıra” düzeyinde; alan bilgisi dâhilinde ise “nadiren” ve “ara sıra” düzeyinde hizmet içi eğitim ihtiyaçları olduklarıdır. Sınıf öğretmenlerinin ölçme ve değerlendirme ile ilgili dört maddeye “ara sıra” düzeyinde hizmet içi eğitim oldukları sonucuna ulaşılırken, ölçme ve değerlendirme konusu içerisinde yer alan diğer beş maddeye “asla” düzeyinde hizmet içi eğitim ihtiyaçları oldukları görülmüştür. Teknoloji ve materyal tasarım konusu dâhilinde yer alan iki maddeye sınıf öğretmenleri “asla” düzeyinde cevap verirken diğer maddelere “ara sıra” düzeyinde hizmet içi eğitim ihtiyaçları oldukları cevabını vermişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘AVÂMİL-İ BİRGİVÎ İLE ‘AVÂMİL-İ HİLMİYYE’NİN MUKAYESESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22452</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22452</guid>
      <author>Ahmet TEKİN</author>
      <description>Fetihlerle birlikte İslam coğrafyası genişlemiş tebliğ, irşat ve yöneticilik gibi çeşitli vesilelerle Müslüman Arapların bir kısmı fethedilen bölgelerde ikamet etmişlerdir. Farklı etnik gruplardan meydana gelen yeni İslam toplumu ve Müslüman Arapların ortak dili Arapça idi. Kahir ekseriyeti daha önce Arapça bilmeyen bu yeni toplumun Arapça konuşmaya gayret etmeleri kelimelerin yanlış telaffuz edilmesine neden olmuş ve Arapçaya lahn girmiştir. Bu olgunun ilk belirtilerinin Hz. Peygamber döneminde görüldüğü söylenmektedir. Arapçada hızla yayılan bu olgunun zamanla Arapların konuşmalarına da yansıması dönemin filolog ve yöneticilerini bu konuda önlem almaya sevk etmiştir. Dolayısıyla Arap dili ve grameri alanında ciddi faaliyetler sergilenmiştir. Söz konusu faaliyetlerin neticesi olarak Halil b. Ahmed’in (ö. 175/791) Kitâbu’l-‘Ayn’i ve Sîbeveyh’in (ö. 180/796) el-Kitâb’ı gibi şaheserler ortaya çıkmıştır. Daha sonra Arapça öğrenimini kolaylaştırmak için bir kısmı ‘avâmil ismini almış muhtasar eserler meydana getirilmiştir. ‘Avâmil adlı risalelerin ilki Halil b. Ahmed’e nisbet edilmektedir. Onun döneminden günümüze kadar bu isimle onlarca risale kaleme alınmıştır. Birgivî Mehmed Efendi’nin (ö. 981/1573) ‘Avâmil-i Birgivî ve Ahmet Hilmi Koğî’nin (ö. 1996) ‘Avâmil-i Hilmiyye’si de söz konusu eserlerdendir. Bu çalışmada, bahsi geçen iki risalenin mukayesesi yapılmıştır. Bu iki risalenin farklı açılardan karşılaştırılması neticesinde söz konusu eserlerin ortak ve farklı yönleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bunun dışında bu iki risalenin yazarları hakkında özet şeklinde bilgi verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİNANSAL BAĞIMSIZLIK, MALİ ÖZERKLİK VE KARLILIK: BİST KİMYA, PETROL, PLASTİK ENDEKSİNDE FAALİYET GÖSTEREN FİRMALAR ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22114</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22114</guid>
      <author>Emre Esat TOPALOĞLU, Tuncay Turan TURABOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada, finansal bağımsızlık, mali özerklik ve karlılık arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 2002-2017 döneminde Borsa İstanbul (BİST) Kimya, Petrol, Plastik Endeksi’nde devamlı olarak faaliyet gösteren on yedi firmanın verileri analiz kapsamında incelenmiştir. Çalışmada, aktif karlılık oranı, özsermaye karlılığı, satışların karlılığı ve faaliyet karlılığı bağımlı değişkenleri esas alınarak dört farklı model oluşturulmuştur. Finansal bağımsızlık ve mali özerklik ise bağımsız değişkenler olarak modellere dâhil edilmiştir. Finansal bağımsızlık ve mali özerklik ile karlılık arasındaki ilişki panel veri analizi ile araştırılmıştır. Analiz kapsamında, çoklu doğrusal bağlantı, yatay kesit bağımlılığı, homojenite, durağanlık, tahmin modeli seçimi, otokorelasyon ve değişen varyans varsayımları sınanmıştır. Sınamalar sonrasında, White period ve Beck ve Katz (1995) tarafından geliştirilen Period SUR (PCSE) panel standart hataların düzeltilmesi yöntemleri kullanılarak tahminlemede bulunulmuştur. Çalışma sonucunda, finansal bağımsızlık ile öz sermaye karlılığı, aktif karlılık ve satışların karlılığı arasında istatistiki olarak anlamlı ve pozitif ilişkiler tespit edilirken mali özerklik ile aktif karlılık ve satışların karlılığı arasında ise yine anlamlı ve pozitif ilişkilerin varlığı ortaya konulmuştur. Ancak mali özerklik ve finansal bağımsızlık ile faaliyet karı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenememiş, yine mali özerklik ile öz sermaye karlılığı arasında da anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Buna göre, karını maksimize etmek isteyen firmaların, finansal bağımsızlık ve mali özerklik düzeylerini artırmaya yönelik politikaları uygulamaları yerinde olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>8. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN SINAV HAZIRLIK SÜRECİNDEKİ DESTEK AĞLARININ SOSYAL AĞ ANALİZİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22483</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22483</guid>
      <author>Esef Hakan TOYTOK, Zeynep EREN , Mahmut Onur GEZEN</author>
      <description>Bu çalışmanın temel amacı Liseye Geçiş Sınavı’na hazırlanan 8. sınıf öğrencilerin sınava hazırlık sürecinde aldığı formel ve informel destek ilişkilerini ortaya koymaktır. Nitel ve sosyal ağ analizi yöntemlerinden oluşan karma araştırma ile yürütülen araştırmaya Batman ili merkezinden 10 öğretmen ve 58 öğrenci destek vermiştir. Araştırmanın verileri 2017-2018 eğitim öğretim yılında yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın verilerinin analizinde nitel verilerde betimsel ve içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sosyal ağ analizi verilerinde UCINET 6.0 yazılımı ile yoğunluk, ağ merkezileşme ölçümleri ve yapısal boşluk analizleri yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, sınava girmek zorunlu olmamasına rağmen tüm öğrenciler sınava girmeyi istemektedir. Araştırmanın sosyal ağ analizi bulgularına göre sınava hazırlanan öğrenciler akran gruplarından destek almaktadır. Ağ içinde kurulabilecek ağ ilişkilerinin % 45’i kurulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sağlık Profesyonellerinin Çocuk İstismarı ve İhmalini Tanılamada Bilgi Düzeylerinin Belirlenmesi: Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22615</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22615</guid>
      <author>Nilüfer TUĞUT, Yılmaz DAŞLI</author>
      <description>Hemşirelerin yarıya yakını, ebe ve hekimlerin yarısından fazlasının çocuk istismar ve ihmali ile ilgili eğitim aldıkları görülmektedir. Eğitim alan grubun çok az olmasına rağmen hemşirelerin, ebelerin ve hekimlerin yaklaşık tamamı çocuk ihmal ve istismarını tanıma konusunda kendilerini yeterli bulurken çocuk ihmali ve istismarı konusunda daha fazla bilgilenme gereksinimi duyduklarını da belirtmişlerdir. Hemşirelerin istismara ve ihmali tanımlamada hekimlere, hekimlerin ebelere göre bilgi puanlarının yüksek fakat farkın anlamsız olduğu bulunmuştur. Hekimlerin istismara ve ihmale yatkın çocuğun özelliklerini tanımlamada hemşirelere, hemşirelerin ebelere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Hemşirelerin çok azının, ebe ve hekimlerin yaklaşık dörtte birinin istismar ve ihmal vakasıyla karşılaştığı saptanmıştır. Hemşirelerin ve hekimlerin yarısından fazlası bu vaka ile karşılaştıklarında polise bildirdiğini fakat ebelerin yarısından fazlasının aileyi uyardığı belirlenmiştir. Öğrenimleri sırasında bu konu ile ilgili eğitim alanların sadece ihmalin çocuk üzerindeki belirtilerini tanılamada farklı olduğu görülmektedir. Sağlık profesyonellerinin İstismara ve ihmale yatkın çocukların özellikleri tanıma puanları en yüksek, istismar ve ihmale yatkın ebeveynlerin özelliklerini bilme ise en düşüktür. Sağlık profesyonellerinin istismarın bazı alanlarındaki bilgilerinin yeterli olmadığı saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Algılanan Eş Desteği ve Evlilik Süresinin Evlilik Doyumu ile İlişkisinde Evlilikte Sorun Çözmenin Aracı Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22682</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22682</guid>
      <author>Meryem VURAL BATIK</author>
      <description>Bu araştırmada algılanan eş desteğinin ve evlilik süresinin evlilik doyumu ile ilişkisinde evlilikte sorun çözme becerilerinin aracı etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma, nicel araştırma yaklaşımı temel alınarak yürütülmüş; ilişkisel tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmaya 117’si kadın ve 95’i erkek olmak üzere toplam 212 evli birey katılmıştır. Katılımcıların yaşları 17 ile 67 arasında değişmektedir ve yaş ortalaması 35.33’tür. Araştırmada Eş Desteği Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği ve Evlilikte Sorun Çözme Ölçeği kullanılmıştır. Alanyazında evlilik doyumu, algılanan eş desteği ve evlilikte sorun çözme ile ilgili bulunan bilgiler doğrultusunda bir model kurulmuş ve yol analizi ile değişkenlerin doğrudan ve aracı etkileri hesaplanmıştır. Modeldeki yolların standardize edilmiş katsayıları incelendiğinde, evlilikte sorun çözmenin, algılanan eş desteği ile evlilik doyumu ilişkisinde kısmi aracılık rolü; evlilik süresi ile evlilik doyumu ilişkisinde ise tam aracılık rolü üstlendiği belirlenmiştir. Bunlara ek olarak, algılanan eş desteği ve evlilik süresi evlilikte sorun çözmenin %51’ini açıklamakta; bu üç değişken ise evlilik doyumu değişkeninin %71’ini açıklamaktadır. Bu modele ilişkin model uyum indeksleri ise iyi uyum kriterlerini karşılamaktadır. Araştırmada elde edilen diğer bulgulara göre, evlilik doyumu, algılanan eş desteği ve evlilikte sorun çözmenin cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılık göstermediği; evlilik süresi ve çocuk sayısı arttıkça evlilik doyumu, algılanan eş desteği ve evlilikte sorun çözmenin anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOPLUMSAL DEĞİŞME VE ANAOKULU İHTİYACI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22493</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22493</guid>
      <author>Öznur YAŞAR</author>
      <description>Eğitimin her aşaması oldukça önemlidir. Ancak anaokulları okul hayatının ilk basamağı olması, çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişiminin hızlandığı dönem olması, bu dönem verilen eğitimin çocuğun geleceğini şekillendirir nitelikte olması, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir kısmının yetişkinlikte bireyin değer yargılarını ve kişilik yapısını, biçimlendirmesi hasebiyle ayrıca önem arz etmektedir. Anaokullarının bahsedilen sebeplerden dolayı önemi ve gerekliliği aşikardır. İlaveten sosyolojik bir perspektifle başka bir gereklilik alanı da yaşanan toplumsal değişim ile olan ilintisidir. Şöyle ki; ekonomik ve sosyal hayatta meydana gelen çeşitli toplumsal değişmeler anaokullarının dünyada ve ülkemizde giderek yaygınlaştırarak önemini arttırmıştır. Özellikle kadının çalışma hayatına girmesi ile statüsünün değişmesi, aile yapısındaki dönüşüm, kentleşme ve fırsat eşitliğine verilen önemin artması ile ebeveynler çocuklarını anaokuluna daha çok göndermeye başlamıştır. Bu sebeple bu çalışma bahsedilen toplumsal değişme kategorileri ile anaokulu ihtiyacını anlatmak amacı ile hazırlanmıştır. Bu çalışmada toplamda 12 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmecilerin altısı öğretmen, altısı öğrenci ebeveynidir. Görüşmeler gönüllük esası ile gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin analizinde nitel araştırmalarda kullanılan MAXQDA nitel araştırma tekniğinden faydalanılmıştır Analizler neticesinde toplumsal değişme ve anaokulu ihtiyacı temel teması altında dört kategori oluşturulmuştur. Bu kategoriler; toplumsal değişmeye bağlı olarak kadının değişen konumu ve ana okulu ihtiyacı, ücretsiz ve zorunlu anaokulu ve fırsat eşitliği, çocukların sosyalleşme ihtiyacı ve kentleşme, değişen aile yapısı ve anaokulu ihtiyacıdır. Bu kategoriler görüşmecilerin düşünce kodları ile haritalandırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Hazırladıkları Materyallerin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22414</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22414</guid>
      <author>Erhan YAYLAK</author>
      <description>Bu araştırmada; Sosyal Bilgiler öğretmen adaylarının “Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı” dersi kapsamında hazırlamış oldukları materyallerin çeşitli değişkenler açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi’nde araştırmacının kendisi tarafından 2012 - 2013 akademik yılında verilen “Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı” dersine katılan 180 Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümü okuyan 3. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Sosyal Bilgiler öğretmen adayları, güz dönemi süresince toplamda beş materyalden bir tanesini seçerek ortaokul düzeyindeki öğrencilere sunup, videoya kaydetmişlerdir. Yapılan bu araştırmada veriler, nitel araştırma veri toplama yöntemlerinden doküman incelemesi tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bu veriler, Sosyal Bilgiler öğretmen adaylarının hazırlamış oldukları materyallerin fotoğrafları incelenerek elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler cinsiyet, öğretim durumu, sosyal bilim dalı, sınıf düzeyi ve ünite değişkenlerine göre incelenerek Sosyal Bilgiler öğretmen adaylarının Sosyal Bilgiler öğretiminde materyal tasarımına yönelik çeşitli çıkarımlarda bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HESQUAL-YÜKSEKÖĞRETİM HİZMET KALİTESİ ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇE UYARLAMASI: GEÇERLİLİK VE GÜVENİRLİK ANALİZİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22576</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22576</guid>
      <author>Devrim Vural YILMAZ</author>
      <description>Günümüzde üniversiteler geleneksel rollerinin dışında birer hizmet sunucusu olarak değerlendirilmekte, öğrenci odaklı kalite yaklaşımı doğrultusunda hizmet kalitesi ölçüm ve geliştirme çalışmaları yoğunlaşmaktadır. Türkiye’deki üniversitelerde de hizmet kalitesi çalışmaları ve öğrencilere yönelik anket uygulamaları yaygınlık kazanmaktadır. Ancak, hizmet kalitesinin ölçümüne ilişkin kuramsal sorunların yanı sıra geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarının yetersizliği de bu uygulamaların etkinliğini ve sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı HESQUAL (Yükseköğretim Hizmet Kalitesi) ölçeğinin Türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenirlik analizinin yapılarak Türkiye’deki yükseköğretim kurumları tarafından kullanılabilecek bir hizmet kalitesi ölçüm aracının oluşturulmasıdır. Ölçek 2016 yılında Teeroovengadum, Kamalanabhan ve Seebaluck tarafından yükseköğretim kurumlarında hizmet kalitesinin öğrenci odaklı ölçümü amacıyla geliştirilmiştir. Beş boyuttan ve 48 maddeden oluşan 5’li Likert tipi ölçekte öğrencilerin üniversitelerde sunulan hizmetlerle ilgili görüşleri değerlendirilmektedir. Çalışmada HESQUAL ölçeğinin Türkçeye çevrilen formu kullanılmıştır ve soru formunda orijinal ölçeğin madde sayısına ve derecelendirme formatına sadık kalınmıştır. Araştırmanın örneklemi Süleyman Demirel Üniversitesi’nde öğrenim gören 400 üniversite öğrencisinden oluşmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek amacıyla Açımlayıcı Faktör Analizi ve ardından Doğrulayıcı Faktör Analizi yapılmıştır. Açımlayıcı Faktör Analizi’nde tespit edilen 48 madde ve beş faktörün orijinal ölçekte yer alan boyutlara ve kuramsal yapıya paralel olduğu görülmektedir. Ölçeğin toplam iç tutarlılık katsayısı da 0.94 olarak saptanmış, HESQUAL ölçeğinin Türkçe uyarlamasının geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak kullanılabileceği bulgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSANSÜSTÜ EĞİTİME ÖĞRENCİ BAŞVURU VE KABUL SÜRECİNİN İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN BİR BİLİŞİM SİSTEMİ TASARIMI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22667</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22667</guid>
      <author>Tarık YILMAZ, Selçuk KILIÇ</author>
      <description>Bu çalışmanın birbirini izleyen üç amacı bulunmaktadır. İlk amaç, lisansüstü eğitime öğrenci seçim ve kabul süreçlerinde yaşanan problemleri tespit etmektir. İkinci amaç, tespit edilen problemler için çözümler geliştirmek ve süreçte iyileştirme çalışmaları yapmaktır. Üçüncü amaç, tespit edilen problemlerin yapılan iyileştirme çabaları sonucunda çözülüp çözülmediğini incelemektedir. Bu amaçları gerçekleştirebilmek için bu araştırmada nitel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmanın türü ise eylem araştırması olarak ifade edilebilecektir. Amacı problem çözmek olan eylem araştırmasının üç unsuru bulunmaktadır. Bu unsurlar, problemi belirlemek, bir çözüm bulmak ve çözümü sınamaktır. Eylem araştırmasının ilk unsurunu oluşturan problemin tanımlaması aşamasında araştırmacılar, sürecin işleyişini ve yaşanan aksaklıkları bilen bireyler olarak daha çok gözlemlerden ve süreçte problem yaşadıklarını ifade eden katılımcılarla yaptıkları görüşmelerden yararlanmışlardır. Süreçte karşılaşılan problemlerin çözümüne yönelik olarak yeni bir otomasyon sistemi geliştirilmiş ve sürecin iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Otomasyon sistemi web tabanlı olarak geliştirilmiş ve açık kaynak kodlu sistemlerden yararlanılarak oluşturulmuştur. Yeni otomasyon sistemiyle birlikte yapılan süreç iyileştirmeleri sonucunda, lisansüstü eğitime başvuru ve kabul sürecinde adayların karşılaştıkları problemlerin tamamı çözülmüş ve aday başvuru sürecindeki tüm faaliyetlerde iyileştirmeler yapılmıştır. Benzer şekilde jüri üyelerinin karşılaştıkları problemlerin tamamı çözülmüş ve jüri tarafından yürütülen tüm faaliyetlerde iyileştirmeler yapılmıştır. Bu çalışmada süreç iyileştirme çalışmalarının sonuçları, eylem araştırmasının paradigmasına uygun olacak şekilde gözlem ve görüşme sonuçlarıyla ifade edilmiştir. Faaliyetlerin manuel, kullanıcı etkileşimli ya da sistem faaliyeti olarak sınıflandırması yapılmış ve iyileştirme sonucundaki faaliyetlerin türleri karşılaştırılmıştır. Bir süreçte sistem faaliyetleri, kullanıcı etkileşimli ya da manuel faaliyetlerden fazlaysa, sürecin daha otonom ve hata olasılığının daha düşük bir şekilde işleyeceğine işaret etmektedir. Bu bakış açısıyla süreçte yapılan tüm iyileştirmeler, kullanıcı etkileşimli faaliyetten sistem faaliyetine ya da manuel faaliyetten daha üst düzey bir faaliyet türüne dönüştürülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ SÜRECİ İLE BİRLİKTE TEK BAŞINA İKTİDAR OLAN PARTİLERE YÖNELİK GENEL BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22733</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22733</guid>
      <author>Tuğba YOLCU</author>
      <description>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu takip eden ilk yılların ardından 1946 yılına kadar tek parti iktidarı hâkim olmuştur. Yeni kurulan ülkenin sosyal, ekonomik ve siyasal dönüşümü tek parti tarafından düzenlenmiştir. 1946 yılı ile birlikte çok partili hayata geçiş, çoğulcu demokrasinin siyasal alanda işlemesini sağlamıştır. Bu süreçten sonra Türk siyasal hayatında 2000’li yıllara kadar siyasal iktidar alanında tek parti ve koalisyon hükümetleri görülmüştür. Koalisyon dönemleri genelde siyasal istikrasızlık ile birlikte anılmıştır. Bu durum siyasal destek toplamada her zaman bir araç olarak kullanılmış ve siyasal iktidarın parçalı yapısı bir tehdit olarak görülmüştür. Tek başına iktidar kurabilen partiler Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisidir. Tek başına iktidar olan partiler, farklı toplumsal dönemlerin siyasi yansımaları olsalar da ortak dönemsel ve ideolojik koşullar çerçevesinde var olmuştur. Bu ortak noktalar Türk toplumsal ve siyasal yapısı hakkında da ipucu vermektedir. Bu nedenle çalışmada bu dört siyasal partinin kurulma ve iktidar olma süreçlerine yönelik bir değerlendirme yapılarak tek başına iktidar olmanın ortak yönleri ortaya konulmuştur. Çalışmada literatür taraması yapılarak tarihsel bir süreç değerlendirmesi yapılmıştır. Sonuç olarak tek başına iktidar olan partilerin aslında toplumsal taban, ideoloji ve dönemsel koşullarında ortak noktalar olduğu düşüncesi hakim görüş olarak ileri sürülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


