






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2018 Sayı Volume 13 Issue 28 </title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=388</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>AHMET YILMAZ BOYUNAĞA'NIN ÇOCUK ROMANLARINDA YER ALAN KÖK DEĞERLER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22216</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22216</guid>
      <author>İlkay AKAY</author>
      <description>Değerlerin eğitiminde ailenin ve okulun yanında edebi eserlerin de önemli bir yeri vardır. Bilindiği üzere edebi eserler içinden çıktığı toplumu yansıtır. Toplumu besleyen değerler edebi eserler vasıtasıyla gelecek nesillere miras kalabilmektedir. Bu sebeple edebi eserlerin içerdiği iyi, doğru, güzel değerlerin gelecek nesillere aktarılması önem arz etmektedir. Her toplumun geleceği çocuklardır. Çocukların ulusal ve evrensel değerleri bilip içselleştirmesi toplumun geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Bu sebeple ülkemizin geleceği çocuklarımızı hem ulusal hem de evrensel değerlerle kuşatmalıyız. Bunun birçok yolu vardır. En önemli yollardan birisi de okuma kitaplarıdır. Özellikle olaya dayalı ve fantastik kitaplar çocukların severek okuduğu kitaplardır. Fabl, masal, hikâye ve romanlar çocukluk çağında en ilgi duyulan türler arasındadır. Ayrıca çocukların okuma zevki ve alışkanlığı kazanmaları için nitelikli kitaplarla buluşması sağlanmalıdır. Ahmet Yılmaz Boyunağa’nın çocuk romanları nitelikli çocuk kitapları arasında gösterilmektedir. Bu çalışmada Ahmet Yılmaz Boyunağa’nın 19 çocuk romanı 2017 yılında güncellenen öğretim programlarında yer alan on kök değer (adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik, yardımseverlik) açısından doküman inceleme yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmanın verileri içerik analiziyle çözümlenmiştir. Araştırmanın sonunda 19 çocuk romanında en fazla yer alan değer sorumluluk değeriyken en az yer alan değer ise sabır değeridir. Özellikle sorumluluk, sevgi, yardımseverlik ve dostluk değerleri sıkça ve dolaylı olarak yer almaktadır. En fazla değerin yer aldığı eser Zafer Rüzgârları’dır. Zafer Rüzgârları’nı Malazgirt’in Üç Atlısı, Korkusuz Cengâver ve Fetih Sancakları takip etmektedir. En az değer ise Saklı Kent, Satıcı Çocuk, Hanoğlu, Macera Adası, Denizler Ejderi adlı eserlerde yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÂVUR DAĞI TÜRKMEN MASALLARI'NDA ÖLÜMDEN SONRA HAYATIN VARLIĞI DÜŞÜNCESİYLE İLGİLİ TESPİTLER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22103</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22103</guid>
      <author>Mehmet ALPTEKİN</author>
      <description>Gâvur Dağı (Cebel-i Bereket) adı verilen bölge; Gaziantep’in İslâhiye ve Nurdağı; Osmaniye ile ilçeleri Bahçe, Düziçi ve Hasanbeyli; Kahramanmaraş’ın Türkoğlu; Hatay’ın Kırıkhan ile Hassa ilçelerini kapsayıp dört ilin hudutları içerisinde yer almaktadır. VIII. yüzyılda itibaren Abbasi akınlarıyla bölgeye öncü birlikler gönderen Türkler, 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra bölgenin mutlak hâkimi olmuşlardır. Uzun süre Türkmenler, bölgeyi yaylak ve kışlak olarak kullanmışlar, 1865 yılında Osmanlı Devleti’nin iskan politikası sonucu bölgeye yerleştirilmişlerdir. Bölgenin yaklaşık bin küsür yıldır Türk yurdu olması ve bölge Türkmenlerinin dış kültürlerden uzak bir yaşam sürmeleri, bölgede yaşayan Türkmenlerin eski inanç sistemlerini korumalarına vesile olmuştur. Bu unsurlar bugün dahi bölge halkının ritüellerine ve günlük faaliyetlerine yansımaktadır. Türk kültüründe bilinmezliklerle dolu olmasından dolayı, ölüme karşı her zaman bir saygı söz konudur. Öyle ki Türk kültüründe Şamanizm döneminden kalma düşüncelerin etkisiyle ölüme farklı anlamlar yüklenmiştir. Bunlardan birisi de ölümden sonra yaşamın devam ettiği düşüncesidir. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan Türklük coğrafyasında bu inanışların var olduğu bilinmekte ve uygulamaları halen görülmektedir. Türkmen yerleşim bölgesi olan, dört ilin sınırları içerisinde bulunan Gâvur Dağı (Cebel-i Bereket) bölgesinde araştırıcı Fahri Dağı’nın hazırlamış olduğu Gâvur Dağı (Cebel-i Bereket) Türkmen Masalları adlı eserde yer alan 70 masal metnini incelemiştir. Türk dünyasının hemen hemen birçok yerinde görülen ölüm sonrası yapılan uygulamaların masallara ne şekilde yansıdığı masal metinlerinde elde edilen örneklerle ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE DERS KİTAPLARINDAKİ SÖZ SANATLARIYLA İLGİLİ SORULAR VE ETKİNLİKLER ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22444</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22444</guid>
      <author>Canan ASLAN, Bilge Nur DOĞAN GÜLDENOĞLU , İlke ALTUNTAŞ</author>
      <description>Çocukların yazınsal nitelikli metinleri daha iyi anlayabilmeleri, duygu ve düşüncelerini daha etkili ve güzel anlatabilmeleri için Türkçe derslerinde anlama ve anlatma çalışmaları içinde çocuklara dilin önemli olanaklarından olan söz sanatlarının da etkili ve işlevsel biçimde öğretilmesi, öğrencinin yaş ve gelişim özellikleriyle koşut biçimde özellikle bu sanatların metne kattığı anlamları sezdirici çalışmaların yaptırılması gerekmektedir. Bu bağlamda derste en çok kullanılan ve doğası gereği içinde daha çok yazınsal metnin bulunduğu Türkçe ders kitaplarındaki söz sanatlarıyla ilgili sorular ve etkinlikler de nitelikli ve öğretimin amacına uygun hazırlanmalıdır. Bu araştırmanın genel amacı, ortaokul Türkçe ders kitaplarındaki söz sanatlarıyla ilgili soruların ve etkinliklerin sıklığını, sınıf düzeyi yükseldikçe nicelik ve nitelik açısından aşamalı bir gelişme gösterip göstermediğini, amaca uygun ve işlevsel hazırlanıp hazırlanmadığını belirlemek ve bu sanatların kitaplardaki metinlerin anlaşılmasındaki yeterliğini tartışmaktır. Çalışmanın veri kaynağını, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında MEB tarafından yayımlanan ortaokul 5.-8. sınıf Türkçe ders kitapları oluşturmaktadır. Veriler doküman incelemesi yöntemiyle toplanmış, içerik çözümlemesi tekniğiyle çözümlenmiştir. Çalışmada çözümleme ünitesi olarak “söz sanatları” konusu alınmıştır. Çözümlemeye ve sayıma, yalnızca kitaplarda yer alan sorular ve etkinlikler alındığından bağlam birimi olarak “soru” ve “etkinlik” seçilmiştir. Çalışmanın güvenirliği % 94 çıkmış; bu değerin alan uzmanlarınca kabul edilen %70’in üzerinde olması nedeniyle kitapların güvenilir bir biçimde çözümlendiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda kitaplarda Türkçe Öğretim Programındaki kazanımlarla koşut olarak benzetme, kişileştirme, abartma, mecaz, konuşturma ve karşıtlık sanatlarına yönelik soru ve etkinliklerin olduğu görülmüştür. Ancak metinlerde programda olmayan ve kitaplarda soru ve etkinlikler yoluyla üzerinde bir çalışmanın yapılmamasına karşın farklı sanatların olduğu da görülmüştür. Soru ve etkinliklerin sıklıklarının sınıf düzeyine göre toplamlarına bakıldığında, kitaplarda aşamalı bir gelişmenin olduğu ancak kitaplardaki soru ve etkinlikler her bir söz sanatı açısından ayrı ayrı değerlendirildiğinde, sayısal açıdan aşamalı bir gelişmenin olmadığı görülmüştür. Ayrıca soruların ve etkinliklerin önemli bir bölümünün öğretimin amacına uygun hazırlanmadığı, daha çok verilen metin içinden söz sanatlarını tanıyıp buldurmaya yönelik çalışmaların yapıldığı görülmüştür. Bu sanatların metne ne kattığını duyumsatmaya, metin açısından anlamını ve önemini fark ettirmeye, estetik dili sezdirmeye dönük az sayıda soru ve etkinlik olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın sonuçlarına uygun olarak Türkçe ders kitaplarında öğretimin amacına uygun olarak bu nitelikteki soruların daha çok sayıda olması önerilebilir. Ayrıca çocukların iletilerini anlayabilmeleri ve metinlerle etkileşime geçebilmeleri açısından metinlerde geçen ancak programda yer bulmayan ve kitaplarda üzerinde herhangi bir çalışma yapılmayan öteki söz sanatlarının anlaşılmasına dönük çalışmaların da yapılması gerektiği bu çalışma kapsamında getirilen bir diğer öneridir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİBİRYA SAHASI TÜRK DESTANLARINDA AİLENİN KURULMASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22244</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22244</guid>
      <author>Muhammet ATASEVER</author>
      <description>Edebi metinler, yalnızca sanatsal kaygılarla ortaya konmuş mahsuller değildir; mitolojik dönem ve sonrasına bakılacak olursa ilkel insanın yaşamsal kaygıları, gelecek nesillere bırakılması gereken hayat şifreleri ve çözümleri ile donatılmış bilgiler topluluğudur. Öyle ki bu bilgi birikimi edebiyata yaşam kurtaran bir misyon yüklemiştir. Yeni nesiller, kaosun kozmosa nasıl dönüşeceğinin bilgisini atalarından almış, kendisi de karşılaştığı problemlere benzer ve farklı yeni tepkiler vermiştir. Söz konusu benzer ve farklı tepkiler bir olmanın önemsendiği toplumlarda birlikteliğe giden yol için gerekli hususiyetler, çeşitli ritüel ve inançlara dönüşüp önem kazanmıştır. Sosyolojik olarak toplumun en küçük birimi olan aile toplumsal birliğin sembolü iken aile bağlarının gücü ise diri olmayı göstermiştir. Ailenin çözülmesi beraberinde birçok problemi doğuracağı ve toplumbilimsel manada çözülmeyi getireceğinden aile kurma yolunda atılan bütün adımlar da sıkı bir kurallar dizgesine ve toplumsal kontrol mekanizmasına tabi kılınmıştır. Kadim milletlerin anlatıları bilinç altı ve üstünde yatan kodları barındırmaktadır. Bu sebepledir ki bir milletin en eski yaratmaları bize o milletin millet olma şuurunun dinamiklerini verecektir. Zikredilen kurumun temellerinde yatan değer ve inançları görebilmek için Türk mitolojisinden de derin izler barındıran Sibirya Sahası Türk Destanları tahlil edilmiştir. Altay, Hakas, Tuva, Yakut (Saha), Şor Türklerine ait seksen yedi destan metni özelinde ailenin kuruluşunun işleneceği bu makalede; eşlerin birbirlerinde aradıkları hususiyetlerden başlanarak, evlilikte etken olan bireyler, evlilik tarzları -dünür gitmekten gerdeğe- evlilik aşamalarına kadar, Türkün düşünce sistemi içinde zamanla şekillenen, toplumsal kabul yoluyla aile olmanın ne gibi süreçleri gerektirdiği üzerinde durulacaktır. Çalışmanın ana hareket noktası ise Türk milletinin temel kodlarını taşıyan Oğuz Kağan Destanı, Dede Korkut Boyları ve Köroğlu Destanı olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARSTANBEK BUYLAŞ UULU’NUN, ŞİİRLERİNDE ÖL- “ÖLMEK” FİİLİ VE ONUN ÖLÜM GERÇEĞİNE YAKLAŞIMI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22477</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22477</guid>
      <author>Oğuzhan AYDIN</author>
      <description>Bu çalışmada büyük akın ve Zamane akımının önemli temsilcisi olan Arstanbek Buylaş Uulu’nun ölüme yaklaşımı üzerine durulmuştur. Ölümün anlamı: Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi, ahiret yolculuğu, ebedî uyku, emrihak, irtihal, memat, mevt, vefat. Demek ki insan için ölüm, ezan ile namaz arasındaki kısa bir yolculuk olan hayatın kesin olarak sona ermesi ebedî bir uyku, ahiret yolculuğu yani emrihaktır. Dinî inanışlara göre Hakk’ın emri olan ölüm bir ahiret yolculuğudur. Ahiret yolculuğu bir anlamda mevtanın ebedî hayatın yaşanacağı ahiret anına dek kabirdeki bekleme süresidir. Ahiret ise, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yerdir. Bundan dolayıdır ki birçok şairler ölüm ve ahiret konusuna değinmiştir. Ölüm gerçeği üzerine elbette Anadolu coğrafyası yazar ve şairlerinin eserleri üzerine epeyi çalışmalar bulunuyorsa da, Türkistan coğrafyasının yetiştirdiği şair ve yazarların eserleri üzerine çalışmalar henüz istenilen seviyede olmadığı hepimizin malumudur. Dolayısıyla bu makalede, 19. Yüzyıl Kırgız ozanlarından Arstanbek Buylaş Uulu’nun şiirlerindeki öl- “ölmek” fiili ve bu fiilden türemiş kelimeler üzerine durularak, halk şairinin “ölüm”e yaklaşımı tespit edilmeye çalışılacaktır. Arstanbek Buylaş Uulu’nun Zamane akımının önemli temsilcilerinden biri olması ise araştırma konusunu daha da ilgi çekici kılmaktadır. Çünkü en büyük temsilcisi Kalıgul Bay Uulu olan bu akımın mensubu âşıklar, zamanın kötüleşeceğini, Kırgızların başlarına ileriki tarihlerde gelecek olumsuzlukları onlarca yıl öncesinden şiirlerinde dile getiren, ahirizzamanı andırır bir zamanın yaklaştığından haber veren önsezili, basiretli âşıklar olarak bilinir. Ancak Zamana akımı mensuplarının şiirleri, Sovyetlerin son dönemine kadar gerektiği gibi araştırılmamış hatta okunması bile sakıncalı olarak kabul edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜLEYMÂN El-CELVETÎ VE “MEVLÛDİ’N-NEBÎ”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20832</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20832</guid>
      <author>Timuçin AYKANAT</author>
      <description>Bu makale; “Süleymân el-Celvetî ve Mevlûdi’n-Nebî”eksenli oluşturulmuş bir çalışmadır. Tanıtım, sunum ve sonuç eksenli olarak; üç temel dizgede oluşturulmuş söz konusu çalışmanın esas çizgisini, Milli Kütüphane Türkçe Yazmalar Kataloğu 06 Mil Yz A 9150 arşiv numarasıyla kayıtlı ve Süleymân el-Celvetî-Zâtî Efendi tarafından telif edilen edebî metin oluşturmaktadır. Makalede öncelikle; şiirlerinin çoğunu Zâtî mahlasıyla yazmış, Celvetî tarikatı şeyhlerinden XVIII. yüzyıl şairi Süleymân el-Celvetî-Süleymân Zâtî Efendi tanıtılmıştır. Tanıtma aşamasında Celvetîlik tarikatına da değinilmiştir. Ardından; mevlid edebi türü ile ilgili temel kaynaklar irdelenerek, söz konusu tür eksenli yapılan çalışmalara ve detaylara yer verildi. Çalışmanın devamında; “Mevlûdi’n-Nebî” isimli eser nüsha bilgileri açısından tavsif edilerek biçim ve içerik özellikleri bağlamında tahlil edildi. Sonraki kısım, metin transkripsiyonu ve metnin sadeleştirilmiş hâlinden oluşmaktadır. Bu kısım, şairin kurguladığı dizgiye sadık kalınarak oluşturulmuştur. Metin örneklemelerinde yer alan eksiltiler, yine metnin sunduğu imkânlar dâhilinde onarılmış, tam ve eksiksiz bir metnin verilmesine gayret gösterilmiştir. Metinler arası izlekler veya daha başka sebepler neticesinde oluşmuş benzeşik metin örneklemelerinin varlığı, ilgili kısımlarda anımsatıldı. Bütünüyle sadeleştirilmiş hâliyle birlikte verilen metnin çeşitli mevlid varyantlarıyla benzerlik ya da farklılıklarının tespit edilebilirliği kolaylaştırıldı. Sonuç olarak; XIV-XV. yüzyıl mütefekkirlerinden Süleymân Çelebi (Dede) ile başlayan mevlid yazma geleneğinin uzantıları ekseninde oluşturulmuş ve neşredilmemiş bir örnek, bütün yönleriyle irdelenerek literatüre kazandırıldı.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CLEMENTS’İN ÇOCUK KİTAPLARINDA “DİL” KONUSUNUN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22336</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22336</guid>
      <author>İrem BAYRAKTAR</author>
      <description>Bu çalışmada, çocuklar için yazdığı kitaplarla dikkat çeken ve çok sayıda ödül alan Andrew Clements’in eserleri incelenmiştir. Çalışmada Clements’in Bunun Adı Findel, Konuşmak Yok ve Kaybedenler Kulübü eserleri incelenmiştir. Bunun Adı Findel kitabında sözcüklerin nasıl oluştuğunu sorgulayan; Konuşmak Yok kitabında konuşmamanın nasıl olduğunu merak eden; Kaybedenler Kulübü’nde ise kitap okumak için mücadele veren çocukların hikâyesi anlatılmaktadır. Kitaplarda sorular ve cevaplar; sorunlar ve çözümler ön plana çıkmaktadır. Çocuk okurlar tarafından dil üzerine bir kez daha düşünmeye fırsat vermesi nedeniyle dilin inceliklerini, zenginliklerini, sınırlarını kısacası dilin doğasını işleyen bu yazınsal metinlerin incelenmesi önemli görülmektedir. Bu kitaplar, dil konusunu çocukların anlayabileceği şekilde farklı yönleriyle işlemesi nedeniyle seçilmiştir. Çalışmada, doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. İncelenen eserler, çocuklarda dil konusuna farklı bakış açısı kazandırma imkânı tanıdığı için önemli görülmektedir. Kitaplardaki dil konularını incelemek üzere dilbilim, dil felsefesi ve eğitim felsefi alanlarından faydalanılmıştır. İncelenen eserlerde, dilbilim ve dil felsefesinin araştırma alanlarına ve tartışma konularına çocukları hazırlayabilecek bir içerik olduğu görülmektedir. Aynı zamanda incelenen eserlerde ön plana çıkan sorular çocuk okurlar için dil ile ilgili başka soruların sorulmasına da imkân tanıyabilecek niteliktedir. Bu nedenle kitaplarda bahsi geçen ve ilgi çekici olan dil konusu nedeniyle bu kitapların okuma listelerine alınmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Adalet Ağaoğlu’nun Dar Zamanlar Dörtlemesinde Zaman Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22392</guid>
      <author>Hasan CUŞA</author>
      <description>Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Hayır ve Dert Dinleme Uzmanı adlı romanlarından oluşan Dar Zamanlar dörtlemesi zamansal açıdan farklı tekniklerle kurgulanmıştır. Söz konusu romanlardaki zaman stratejisinin nasıl inşa edildiğine yönelik bu tür bir soruya yanıt aramak araştırmanın gerekçesini oluşturmaktadır. Bu gerekçeden hareketle dörtlemedeki zaman nosyonu irdelenerek inceleme nesnesi olan anlatılarda zamanın nasıl düzenlediği ve biçimlendirildiği amaçlanmıştır. Belirlenen amaç doğrultusunda Gérard Genette’in Anlatının Söylemi adlı eserinde zamanla ilgili ortaya koyduğu çözümleme yönteminden hareketle bir taraftan analepsis ve prolepsis gibi anakronik unsurlarla zamanın nasıl sapmalara uğradığına diğer taraftan da özet, ara, eksilti ve sahne gibi tekniklerle zamanın ne gibi değişimler gösterdiğine dair çözümlemeler yapılmıştır. Bu çalışmada Dar Zamanlar’a dair çözümlemeler yapılırken bir takım bulgular dikkatlere sunulmuştur. Ölmeye Yatmak’ta zaman farklı açılardan düzenlenmiş ve biçimlendirilmiştir. Bir Düğün Gecesi'nin zamansal açıdan dört farklı zaman düzlemine bağlı olarak kurgulandığı ve zamanın harekete bağlı olarak algılandığı gözlemlenmiştir. Hayır’da paralel evrenlerle ilişkili olarak bükülebilen zamanın varlığı gözler önüne serilmiştir. Dert Dinleme Uzmanı'nda anlatıcının zaman isimlerine değinmeden zamanla oyun oynadığı ve anlatıdaki geriye dönüşlere başvurulmasının temel nedenin çağrışım faktörü olduğu ortaya konulmuştur. Dörtlemedeki zaman sorunsal hale getirilerek farklı zaman anlayışlarının anlatılara yansıdığı ve geniş konuların dar bir zaman çerçevesinde kurgulandığı sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞECERE-İ HAREZMŞÂHÎ’DE HEDİYE VE HEDİYELEŞME</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22029</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22029</guid>
      <author>Gökhan ÇEVİK</author>
      <description>Tarihin en eski çağlarından günümüze kadar insanlar çeşitli nedenlerle aralarında hediyeleşme etkinliği gerçekleştirmişlerdir. Hediyeleşmenin nedenleri, hediye olarak verilen nesneler ve hediyeleşme geleneği zamanın şartlarına ve toplumların yapısına göre farklılıklar göstermiştir. İnsan ilişkilerinde gönül alma, saygı ve sevgi gösterme, hasta ziyaretlerinde hastaya moral verme gibi birçok işlevi olan hediyeleşme, devletlerarası ilişkilerde de devlet yöneticileri tarafından pek çok farklı amaç için kullanmıştır. Tarih boyunca dünyanın çeşitli coğrafi alanlarında uzun ömürlü ve güçlü devletler kuran Türkler de kendilerine özgü bir hediyeleşme geleneği meydana getirmiştir. İslamiyet öncesi Türk devletlerinden yakın dönem Türk devletlerine kadar devam eden Türk hediyeleşme geleneği ve kültürü, Türklerin cömertliğini, yardımseverliğini ve inancını göstermiş ve özellikle siyasi ilişkilerde önemli bir araç haline gelmiştir. Savaşta kazanılan zaferi kutlamak, karşı güçlerle barışı sağlamak ya da onları itaat altına almak, hakimiyeti sağlamlaştırmak gibi birçok farklı amaç için yapılan hediyeleşmeler, Türk kültürünün ve devlet geleneğinin önemli bir parçası olmuştur. 19. yüzyıl Hive (Harezm) tarih yazıcılarından Muhammed Yusuf Beyânî’nin Harezm’de 17. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın başına kadar olan tarihî olayları anlattığı Şecere-i Harezmşâhî adlı eseri incelendiğinde, hediyeleşmenin yakın dönem Türk devlet geleneği içerisinde de canlılığını koruduğu; hediyeleşmenin siyasi, sosyal, ekonomik ve psikolojik birçok işlevinden yararlanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada, Hive (Harezm) Hanlığı tarihi için birinci elden kaynak olan Şecere-i Harezmşâhî adlı eser ve Çağatay Türkçesinin son temsilcilerinden Beyânî kısaca tanıtılmış, Türkistan’da Hanlıklar Dönemi’nde de çok canlı bir şekilde devam eden Türk hediyeleşme geleneği incelenmiştir. Çalışmamızda özellikle hediyeleşme şekilleri, hangi koşullarda hediye alınıp verildiği ve hediyeleşmede kullanılan nesneler ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DERLEME SÖZLÜĞÜNE KATKILAR (EMİRDAĞ / BURUNARKAÇ KÖYÜ) II</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22288</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22288</guid>
      <author>Musa ÇİFCİ, Önder SEZER</author>
      <description>(Çalışma, aynı adlı araştırmanın (Çifci, Musa, Sezer, Önder (2017), Derleme Sözlüğüne Katkılar (Emirdağ / Burunarkaç Köyü), Turkish Studies, Vol. 12/15, p.211-232) ikinci bölümünü oluşturduğundan aşağıdaki giriş bilgileri bu yazıdan alınmış; farklı olarak sadece yöntemde yapılan bazı ufak değişiklikler eklenmiştir.) Çalışmada Afyonkarahisar ili Emirdağ ilçesine bağlı Burunarkaç Köyü’nde kullanılan ve Derleme Sözlüğünde yer almayan sözler derlenmiş, Derleme Sözlüğü’nün erişemediği sözlerin kayıt altına alınması, Türk dilinin söz varlığının yazılı olarak bilinmeyen unsurlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaçla, derlenen yeni sözler Derleme Sözlüğü, ağız çalışmalarının sözlük bölümleri ve “Derleme Sözlüğü’ne Katkılar” adındaki ya da içeriğindeki yayımlanmış çalışmalar taranarak kontrol edilmiş, bu kaynaklarda yer almayanlardan, yer aldığı hâlde anlam bakımından farklılık gösterenlerden küçük bir sözlük meydana getirilmiştir. Sözlük, alfabe baş harfleri belirtilmeden alfabetik bir listeden oluşmaktadır. Sözlükte madde başı olarak 131söz bulunmaktadır. Derlenen sözlerin tanımları yapılmış; sözün bağlamına ihtiyaç duyulanları kısa örnek cümlelerle kullanım yerleriyle belirtilmeye çalışılmıştır. Sözlüğe dâhil edilen sözler Derleme Sözlüğü’nde biçim olarak yer alıyorsa anlam farklılığı ve diğer ilgileri belirtilmiştir. Derlenen kelimelerin ayrıntılı fonetik gösterimi yapılmamıştır. Esasen Burunarkaç Köyü ağzında yazı dilinden farklı olarak önemli fonetik özellik gösteren fazlaca söyleyiş bulunmamaktadır. Sadece nazal n’ler (ñ), ünlü uzunlukları (ā), e&gt;i değişimi, diftong “değgi&gt;dēgi, döğme&gt;dȫme” ve sıkışma ya da başka nedenlerle “nākıt&lt; ne vakit, dīdīnıñ dīdīsı”gibi uzun söylenen ünlüler, uzunluk belirten aynı işaretle gösterilmiştir. Ünsüzlerden yazı dilinden farklı olan k &gt; g, t &gt; d değişmeleri belirtilmemiş, günümüzdeki söylenişlerine göre madde başları oluşturulmuştur. Yazı dilinden farklı olarak ön sesteki k&gt;g değişimi çalışma ağzında gırtlak sesleri bulunmadığından, açık bir g/ġ farkı olmadığı için sadece g ile verilmiştir. Sözlerin kökeni hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir. Listede yer alan sözler, çalışmanın “Benzerlik Kaynakçası”nda yer alan çalışmalar taranarak kontrol edilmiş, aynı anlam ve biçimde olduğu tespit edilenler listeden çıkarılmış; sadece biçim ve anlam farklılığı bulunanlara atıfta bulunulmuştur. Benzerlik Kaynakçasında ve diğer sözlüklerde yer almayan şimdilik özgün tespit olarak görülen sözlerin tanımlarına ve gerektiği durumda örnek kullanım cümlelerine yer verilmiştir. Bu çalışmayla kayıt altına alınan sözlerin başka ağızlarda, yörelerde de kullanılıyor olabileceği varsayılmakla birlikte, söz özgünlüğü olarak ya da biçim veya anlam özgünlüğü olarak bu çalışmayla yazıya aktarıldıkları düşünülmektedir. Derlenen sözlerin sınırlılığını sadece Burunarkaç Köyü mikro ağız bölgesi oluşturmaktadır. Mikro ağız çalışma bölgesini oluşturan Burunarkaç Köyü’nden her iki çalışmada (Çifci, Musa, Sezer, Önder (2017), Derleme Sözlüğüne Katkılar (Emirdağ / Burunarkaç Köyü), Turkish Studies, Vol. 12/15, p.211-232) elde edilen farklı anlam ya da biçimle yazılı kayıt altına alınmamış toplam 259 söz, Türk dilinin büyük sözlüğüne eklenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancılara Türkçe Öğretimiyle İlgili Bir Kaynakça Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21691</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21691</guid>
      <author>Ömer ÇİFTÇİ, Rıdvan DEMİRCİ</author>
      <description>Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesi, değişen toplumsal şartlar, milletler arası kültürel etkileşimin üst seviyelerde yaşanması gibi sebepler toplumda hangi statüye sahip olursa olsun hemen hemen bütün bireylerde ikinci bir dil/yabancı bir dil öğrenme isteği ve ihtiyacı doğurmuştur. Bireylerin ikinci bir dil öğrenmek istemelerinin birçok farklı sebebi olmakla birlikte genel anlamda dini, ticari ve diplomatik sebepler bu istekte belirleyici olmuştur. Aslına bakılacak olursa insanların ikinci bir dil/yabancı dil öğrenme isteği sadece günümüz dünyasına ait olan bir olgu değildir. İlk Çağlardan beri insanlar tarihin çeşitli dönemlerinde çeşitli sebeplerle yabancı dil öğrenme gayesi ve çabası içinde olmuştur. Türkler, geçmişten günümüze kadar tarih sahnesinde yer almış, önemli roller üstlenmiş, çeşitli milletlerle yakın ilişkiler kurmuş ve onları etkilemişlerdir. Bununla birlikte Türkiye’nin son dönemlerde dünya konjoktüründeki etkinliğini arttırması da yabancılara Türkçe öğretimi faaliyetlerini etkilemiş ve yabancıların bu yöndeki taleplerinde ciddi artışlar görülmüştür. Dünyanın en kadim dillerinden biri olan Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Alan yazındaki birçok çalışmada yabancılara Türkçe öğretimi Divanü Lügati’t-Türk ile başlatılmakla birlikte bu eserden önce de Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir. Hiç kuşkusuz bu kadar geniş zaman ve coğrafyada yürütülen faaliyetler kapsamında birçok eser verilmiştir. Bu doğrultuda düşünüldüğünde Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ile ilgili yapılan akademik çalışmaların tespit edilip derlenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda bu çalışmada, yabancılara Türkçe öğretimi konusunda yapılan çalışmaların bir araya getirilerek derli toplu bir kaynakçanın ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla yapılan taramalar neticesinde yabancılara Türkçe öğretimi için hazırlanan 1660 (574 makale, 323 kitap, 481 bildiri, 216 yüksek lisans tezi ve 66 doktora tezi) çalışma tespit edilmiştir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AYNI EDEBÎ MUHİT İÇİNDE ÜÇ ŞAİR: MİHRÎ HATUN, MÜNÎRÎ, MÛSÂ MEDHÎ VE LÂDİK METHİYELERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22055</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22055</guid>
      <author>Avni ERDEMİR</author>
      <description>Mihrî Hatun, Münîrî ve Lâdikli Mûsâ Medhî, II. Bayezid ve Şehzade Ahmed’in Amasya’da teşekkül eden edebî muhiti içinde yetişmiş şairlerdir. Divan sahibi olan bu üç şairin üçünün de II. Bayezid ve Şehzade Ahmed için yazılmış şiirleri vardır. Bu şairler, hayatlarının büyük bir bölümünü XV. yüzyılda geçirmiş ve XVI.yüzyılın ilk çeyreğinde vefat etmiştir. Mihrî, Münîrî ve Medhî’nin en önemli ortak özelliği, üçünün de aynı zamanda Lâdik methiyesi yazmış olmasıdır. Mihrî Hâtun’un Lâdik methiyesi, murabba nazım şekliyle yazılmış 25 bendlik bir şiirdir. Şehzade Ahmed’in nişancısı olan Münîrî, Şehzade Ahmed’le Lâdik’e yaptığı yolculuğu anlattığı 81 beyitlik bir mesnevi yazmıştır. Münîrî, bu mesnevisinde Lâdik’i ve Şehzade Ahmed’i övmektedir. Lâdikli Mûsâ Medhi ise doğduğu ve yaşadığı şehir Lâdik hakkında iki methiye yazmıştır. Der-Medh-i Lâdik başlığı ile yazdığı ilk methiyesi 59 beyit olup kaside nazım şekliyle yazılmıştır. Medhî’nin ikinci methiyesi 20 beyitlik bir kaside olup methiyenin ilk 15 beyitinde Lâdik övülmekte, son 5 beyitte ise Şehzâde Ahmed övülerek ona dua edilmektedir. Bu makalede, aynı yüzyılda ve aynı edebî muhit içinde yaşamış üç şairi, o günün idari yapılanmasında Amasya’ya bağlı küçük bir kasaba olan Lâdik için methiye yazmaya sevk eden sebepler ortaya konmuş ve Lâdik methiyeleri, şekil ve muhteva özellikleri bakımından incelenerek karşılaştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kutadgu Bilig’in Söz Varlığı Ve Kelime Gruplarına Dair</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22310</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22310</guid>
      <author>Mehmet Mehdi ERGÜZEL, Esra KİRİK</author>
      <description>Kutadgu Bilig Türk millî kültürünün ilk yazılı, temel eserlerindendir. Yusuf Has Hacib bu eserde Türklerin manevî hayatını, siyasî ve idarî görüşlerini anlatmaktadır. Eser yazıldığı devirde büyük ilgi uyandırmış, Doğu ve Batı kültürlerince temel kitaplardan sayılmıştır. Eserle ilgili şimdiye kadar Hammer, Vambery, Radloff, Thomsen ve Z. Velidî Togan tarafından çeşitli yorumlar yapılsa da eseri ilk kez 1947 ve 1959’da Reşit Rahmeti Arat asıl metin ve Türkiye Türkçesine aktarılmış olarak yayımlamıştır. Kutadgu Bilig'in değişik açılardan incelenmesi önem arz etmektedir. Yazılışının 950. yılında bulunulan bu ilk İslami Türkçe manzum eser birçok bakımdan ele alınmış ve alınmaktadır. İlahiyatçıdan siyaset bilimciye, dilciden edebiyatçıya kadar çok sayıda bilim ve kültür erbabının dikkatini celbeden bu klasik eser, söz varlığı ve kavramları açısından da incelenmelidir. Söz varlığı çalışmalarının tarihi metinler üzerinde de uygulanması, Türk dilinin ifade kabiliyetinin çok eski tarihlerden itibaren yetkin olduğunu göstermek bakımından mühimdir. Bu amaçla çalışmada Kutadgu Bilig baştan sona taranmış, bilhassa kavram oluşturabilecek isim ve sıfat tamlamaları başta olmak üzere, bin yıl önceki Türkçenin tek heceli kelimeler ötesindeki ifade edebilme imkânlarının hangi sayıda ve seviyede olduğu istatistikî sonuçlarla tespit edilmiştir. Daha önce yapılmış olan Kutadgu Bilig dizinindeki kelimelerin konularına göre ayrı bir tasnifi de bu çalışma ile bir araya getirilmiştir. Eserin söz varlığının daha yüksek bir sayı ve seviyeye ulaştığını göstermek çalışmanın temel gayesidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kurbani Hikâyesinin Türkiye’deki Yazılı Metinleri Üzerine Bir Mukayese</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22353</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22353</guid>
      <author>Mehmet EROL</author>
      <description>Halk hikâyeleri sözlü kültür ortamında yaratılmış olmakla birlikte yazının yaygınlaşması ve baskı tekniklerinin gelişmesiyle zaman içinde yazılı ortama aktarılmıştır. Kurbani hikâyesi böylesi bir süreçle günümüze ulaşmış halk hikâyelerinden biridir. Hikâye, XVI yüzyıl Azerbaycan sahasında yaşamış Âşık Kurbani’ye aittir. Her ne kadar Azerbaycan sahasında ortaya çıksa da Kurbani hikâyesi Türkiye’de de bilinen hikâyelerdendir. Hikâyenin Türkiye’de hem sözlü ortamdan derlenmiş hem de yazıya geçirilmiş örnekleri mevcuttur. Sözlü ve yazılı metinlerin varlığı Kurbani’yi Azerbaycan ile Türkiye sahasının ortak âşığı olarak kabul etmemize imkân tanımaktadır. Türkiye’de sözlü ortamlarda anlatılan Kurbani hikâyesinin varyantları Doğu Anadolu bölgesinden derlenmiştir. Çalışmada bu metinler hakkında bilgi verilmekle birlikte daha çok hikâyenin yazılı örnekleri üzerinde durulmuştur. Sözlü aktarımın zayıflamasıyla dinlemenin yerini okumanın almaya başladığı bir süreçte halk hikâyeleri önce el yazması, baskı tekniklerinin gelişmesiyle taş basması, nihayetinde de matbu kitaplar olarak kültür tarihindeki yerini almıştır. Bu bağlamda Türkiye sahasında tespit edilen Kurbani hikâyesinin el yazması bir metni, taş basması iki metini ile M. Zeki Korgunal tarafından yeni harflerle yayımlanan metini çalışmaya konu edilmiştir. Yazılı metinler olarak adlandırdığımız bu metinler tanıtılarak epizotları karşılaştırılmış; Kurbani hikâyesinin birer varyantı sayılabilecek metinlerin dil ve üslup farklılaşmalarına değinilmiştir. Ayrıca konu bütünlüğü sağlamak ve Türkiye sahası yazılı metinlerle karşılaştırma yapabilme düşüncesiyle Âşık Kurbani’nin hayatı, şiirleri ve hikâyesinin Azerbaycan sahası versiyonları kısaca ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALİ ŞİİR NEVAÎ GAZALLERİNDEKİ SIR TUTMAKLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİN İRFANİ ANLAMLARI HUSUSUNDA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22240</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22240</guid>
      <author>Hüsniddin EŞONKULOV</author>
      <description>Ali Şiir Nevaî aşıkane gazellerinde sofıların halle ilgili bakışlarından sanatsal yararlanarak onlara irfani boyut verir. Bununla mutasavvıf şair kendinin insanın ruhsal bakımdan kemala ermesi hakkındaki görüşleriyi badii ifade eder. İşbu gazellerde mecaza dayanarak gerçek kendine has bir abartmalı uslüpte betimlenir. Dolaysıyla ünlü şairin gazellerde sanatsal ifade edilen irfani anlam taşıyıcı ana fikirleriyi derin anlamak, beyitlerdeki abartılan edebi manzalardan estetik zevk almak, büyük yapıcının yaratıcılık maharetiyi iyice hissetmek için aynı uslüpte yazılan gazellerdeki timsalların, şair tarafından sunulan düşüncelerin irfani anlamından, onların tasavvuf tarıkatlarıyla bağlı olduğundan haberli olmak gerekir. Aşka ait olan gizleri sır tutmak da şair gazellerindeki aynı düşünceler sırasına bulunuyor. Nevai’nin bakıslarına göre, aşkla ilgili olan gizleri söylemek için insan aşığa mahrem, yani sırdaş olamaz. Ayrıca bu gibi gizleri söylemeyi hayala ihva etmek için gönüle de inanmak mümkün değil. Bununla birlikte dil de aşığın sırlarına mahrem olamaz. Belli olduğu gibi aşık kendi sırlarıyı gizlemekten de, onu söylemekten de acı çeker. Şair bazı gazellerinde aşığın aşka ait sırlarıyı “ahli raz”, yani Allah ve bende arasındaki sırları iyice tutabilecek erdemlilere söylemeden başkalara ulaştığından ölecek bir duruma geldiğini tasvir eder. Makalede, Ali Şiir Nevaî’nin Hazayinü l-maani divanından yer tutan gazellerindeki sık-sık uğrayacak işte bu gibi sır tutmak düşüncesine shair tarafından çok önem verilmesinin nedenleri, onların tasavvufla, özellikle ünlü mutasavvıfın kendi mensup olan Nakşibendilikle ilgili yönleri, gazellerdeki bazi bir deyim ve birleşik sözlerin irfani anlamları hakkında bahsedilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Hikâye Mecmuasında Yer Alan İbn Sînâ Hikâyesi Üzerine Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22104</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22104</guid>
      <author>Gülşah Gaye FİDAN</author>
      <description>Yaşadığı toplumda derin izler bırakan büyük şahsiyetlerin tarihî hayat hikâyelerinin yanı sıra bir de menkıbevi hayatları vardır. Onlar halkın gözünde, kendi ideal yaşama, düşünce ve amaçlarının vücut bulmuş örnekleri haline gelmişlerdir. Onların maceraları, aşkları, hayatları gerçeği değil, halkın muhayyilesinde yarattığı ideali ifade eder. İbn Sinâ da İslam medeniyetinin yetiştirdiği büyük bilim adamlarından biri olarak Türk halkının gözünde idealize edilmiştir. Yaklaşık 980-981 yılında Buhara yakınlarındaki Efşene köyünde doğan İbn Sinâ, 1037 yılında Hemedan’da vefat etmiştir. İbn Sînâ, dönemin başta matematik, felsefe, astronomi, tıp, fıkıh, musiki olmak üzere bütün ilimlerini tahsil etmiş, bu konularla ilgili birçok eser yazmış, daha hayattayken İslam âleminde büyük bir ün kazanmıştır. Gerek hayattayken gerek ölümünden sonra yüzyıllar boyu süren büyük ünü halk arasında efsaneleşmiş, olağanüstü maceraların kahramanı olmuş, efsanevi hayatıyla ilgili pek çok hikâye vücuda gelmiştir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında Derviş Hasan Medhî’nin Esrâr-ı Hikmet’i, XVII. yüzyılda ise Seyyid Ziyaeddin Yahya’nın, Gencine-i Hikmet adlı eseri İbn Sînâ hikâyelerini konu edinen eserler olarak kaleme alınmıştır. Bu eserler dışında müellifi belli olamayan İbn Sînâ hikâyesi nüshaları da bulunmaktadır. Bu çalışmada öncelikle İbn Sinâ hikâyelerini konu edinen eserler ve nüshaları üzerine yapılan çalışmalara değinilmiş ve İstanbul Belediyesi Kütüphanesi Atatürk Kitaplığında K_0633 numarada kayıtlı bir hikâye mecmuası içerisinde yer alan “Kitâb-ı Ebû Ali Sinân” hikâyesi tanıtılmıştır. Bu yeni nüshanın diğer nüshalarla benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehcer Edebiyatı Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22316</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22316</guid>
      <author>Ahmet GEMİ</author>
      <description>Modern Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri Mehcer/Göç edebiyatı ekolüdür. Mehcer Edebiyatı, 19. yy.’da Lübnan, Suriye, Filistin ve Ürdün’den Amerika ve diğer yabancı devletlere göç eden Arapların oluşturduğu Arap edebiyatıdır. Değişik sebeplerle ülkelerinden göç edip başta New York olmak üzere, Amerika’nın değişik bölgelerine yerleşen Arap aydınlar, buralarda er-Rabıtatü’l-Kalemiyye, el-Feyhaf, Kevkebü Emrîka, el-Asr, el-Eyyam… gibi edebi mahfiller oluşturmuş ve Arap Mehcer edebiyatı denilen ekolün oluşmasına zemin hazırlamışlardır. 19. yüzyılın başında Doğu’dan Batı’ya göç etmek zorunda kalan Arap entelijansiyası, çok geçmeden Batı kültürü ile intibak kurmuş ve Batılı mütefekkirlerden etkilenmiştir. Bu etkilenme daha çok güzel sanatların müzik, resim, edebiyat, mimarlık, heykeltıraşlık ve tiyatro alanlarında olmuştur. Bu kültürel etkilenme neticesinde daha sonra Mehcer edebiyatı olarak adlandırılan ekolun oluşmasına vesile olan edipler, bir çok yönü ile modern Arap edebiyatını etkilemişlerdir. Özellikle nesir ve şiirde protest bir tarz benimseyen Mehcer edebiyatçıları, daha önce söz konusu iki alanda mevcut olan kayıtlara baş kaldırmış ve kendilerince oluşturulan yeni kaide ve kurallara göre çalışmalarını meydana getirmişlerdir. Mehcer edebiyatının bir çok temsilcisi bulunmaktadır. Bu temsilcilerden her biri kendi alanında zirvedeyken bunların içerisinde isimleri zikredilmesi gereken iki edip bulunmaktadır. Bunlardan biri, 1931 yılında Amerika’da vefat eden ünlü şair ve filozof Cubrân Halil Cubrân’dır. Diğeri ise, 1988 yılında Beyrut’ta hayata gözlerini yuman yazar Mihail Nuayme’dir. Söz konusu olan iki edebiyatçının Mehcer edebiyatı ekolunun oluşmasında katkısı büyüktür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKSARAY EFSANELERİNDE MİTOLOJİK İZLER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22394</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22394</guid>
      <author>Rabia GÖKCEN KAYABAŞI, Tuğba AYDOĞAN</author>
      <description>Mitoloji halkların, insanı, tabiatı ve evreni anlamlandırma çabası sonucu bilinçlerinde oluşturdukları olağanüstü özelliklere sahip yaratılış öyküleri olarak tanımlanan mitleri konu alan, araştıran ve yorumlayan bilimdir. Mitler, medeniyetlerin fikir dünyasının ve psikolojisinin birer yansıması olarak kabul edilen kutsal metinlerdir. Dünya üzerindeki her kadim medeniyetin oluşturduğu bir mitolojik sistem vardır. Tarihi çok eskilere dayanan Türkler de bu kadim medeniyetler arasındadır. Türk mitolojik sistemini, Türklerin yıllar boyunca sahip olduğu değer yargıları ve bunlara bağlı uygulamalar oluşturmaktadır. Türk dünya görüşü ve kültürünün ilk örneklerini yansıtan mitolojik metinler, inançlarla bağlantılı halk anlatılarını etkilemiş ve onlar üzerinde birtakım izler bırakmışlardır. Mitolojik metinlerdeki bu özellikler çeşitli halk anlatılarında konu, motif, inanç unsuru ve uygulama biçimi olarak canlılığını devam ettirmektedir. Halk kültürünün sözlü ürünlerinden olup belirli kişi, yer ya da olaylar hakkında anlatılan olağanüstü özellikteki hikâyeler olan efsaneler, bu anlatılardan biridir. Bu çalışmada, Türk dünyasını şekillendiren mitolojik unsurların, Anadolu kültür mirasının en net görüldüğü yerleşim yerlerinden birisi olan Aksaray’da anlatılan efsaneler üzerindeki izleri değerlendirilmiştir. Aksaray efsaneleri ; tasnif sırasına göre ele alınarak, efsanelerde karşılaşılan motif ve kavramlar atalar ve tabiat kültleri başta olmak üzere Türk mitolojik sistemindeki belli başlı unsurlarla ilişkilendirilip halkbilimi uzmanlarının görüşleri doğrultusunda açıklanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİHAİL BULGAKOV’UN GENÇ BİR DOKTORUN ANILARI ESERİNDE NATÜRALİST ÖGELER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22082</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22082</guid>
      <author>Leyla HACIZADE</author>
      <description>19.yy.’ın sonu, 20. yy.’ın başında yaşamış olan Mihail Bulgakov, dünyaca ünlü Rus yazarlardan birisidir. Rus edebiyatına baktığımızda, mesleğini eserine yansıtan yazarlar görebilmek mümkündür (Zamyatin, Pelevin, vb.). İnceleme konumuz olan Genç Bir Doktorun Anıları adlı eserde de yazarın hayatıyla eser arasında paralellik olduğunu belirtmek gerek. Genç Bir Doktorun Anıları, günlük tarzında yazılmış olup “Horozlu Havlu”, “Tipi”, “Çelik Soluk Borusu”, “Zifiri Mısır Karanlığı”, “Ters Vaftiz”, “Kayıp Göz”, “Yıldız Döküntü”, “Morfin”, “Ben Birini Öldürdüm” adlı bölümlerden oluşmaktadır. Esere bir bütün halinde baktığımızda, her bölüm kendi başına birer hikayedir, yani eser parça parça bağımsız anlatılardan oluşmaktadır, daha doğrusu, bağımsız ama bir bütündür. Genç Bir Doktorun Anıları’nın, çalışmamızın temelini oluşturmasının sebebi de yine yazarın doktorluk yaptığı dönemlerin etkilerinin görülmesidir. Çünkü pozitif bilimlerin ağır bastığı eserler, Natüralizm için vazgeçilmez birer kaynaktır. 19. yy.’ın sonlarında Avrupa’da doğmuş olan Natüralizm, Realizm akımıyla birlikte anılsa da, kendine özgü ana hatlarıyla ondan ayrılmayı başarmıştır. Aslına bakılırsa, her iki akımın da temel prensibi gerçekler üzerine kurulmuştur. Bu akım insanı ahlak veya zeka özelliklerine göre değil, tesadüfi ve fizyolojik nitelikleriyle ele alır. Bu akım, temelini Realizmden almış olsa da, sosyal bilimlerden ziyade pozitif bilimleri, özellikle Tıp alanını edebiyata dahil ettiği için Postmodernizmin ‘her şey gider’ anlayışını da taşıdığını ortaya koymuş olur. Bu durumda Natüralizmin, Realizmle Postmodernizm arasında ve her ikisinden de izler taşıyan bir akım olduğunu söylersek pek de yanılmış olmayız. İncelemenin amacı, Genç Bir Doktorun Anıları adlı eserdeki natüralist unsurları ortaya çıkarmaktır. Fakat çalışma, genel Natüralizm bilgileri gerektirdiğinden bu akımla ilgili bilgilere ve onun Realizm ve Postmodernizm’le olan ilişkisine de yer verilmiştir. Elbette dikkat çekici bazı ilginç noktalara da değinilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ EDEBİYAT KURAM VE YAKLAŞIMLARI ÜZERİNDE YAPILAN LİSANSÜSTÜ TEZLERLE İLGİLİ BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22129</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22129</guid>
      <author>Sevim Nilay IŞIKSALAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri ile diğer edebiyat alanlarında,(filolojilerde) yapılan çağdaş edebiyat kuram ve yaklaşımları üzerinde hazırlanan lisansüstü tezlerden yola çıkarak öncelikli yazar ve eserleri ortaya koymak ve bunları eğitim alanında değerlendirmektir. 20. yüzyılın başlarında görülen doğabilim, ruhbilim ve teknolojideki gelişmeler, medyanın etkin gücü ve egemenliği, kendisine ve çevresine yabancılaşan ve yalnızlaşan hatta silikleşen birey-insanın varlığını sorgulaması, yeni bir dünya gerçeğini ortaya koyar. Maddeye dayalı değer yargılarının ve algıların kabul gördüğü bu değişimler, yeni bir edebiyat estetiğini de gündeme getirir. Aristo’dan beri süregelen “yansıtmacı estetik” yerini, sanat kaygılarının öne geçtiği “biçimci estetiğe” bırakır. Eğitim amacı güden meta anlatıların yerini, özgün imgelerle dokunan, okurun her seferinde yeni anlamlar yükleyerek metni yeniden üretebileceği üstkurmaca almaya başlar. James Joyce, Franz Kafka ve Robert Musil, Marcel Proust gibi yazarların geleneksel anlatı kurgu ve biçimine aykırı yapıtları, şaşırtıcı etki yaratır. Türk edebiyatında da geleneksel roman kurgusu, 1970’li yıllarda Oğuz Atay, Yusuf Atılgan ve Ferit Edgü’yle kırılmaya başlar. Yeni edebiyat estetiği, Latife Tekin, Bilge Karasu, Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Selim İleri, Nazlı Eray, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş’la farklı boyutlarda işlenir. Modern/postmodern anlatılar, alımlama estetiği, ontolojik yaklaşım, hermeneutik, fenomenolojik yaklaşım vb. her biri farklı bir bilim alanı ile metindilbilim, yapısalcılık, göstergebilim gibi dilbilimin alanları, özgün çözümleme yöntem ve teknikleriyle çağcıl edebiyatın çerçevesini çizer.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEKÜLERİZM VE EDEBİYAT ELEŞTİRİSİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22195</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22195</guid>
      <author>Ahmet KAYINTU</author>
      <description>Sekülerizm, bireysel ve toplumsal yaşamın her alanında olduğu kadar akademik ve kültürel konularda da tartışmaların odağında yer almaktadır. Makalemizin konusunu oluşturan sekülerizm ile edebiyat ve edebiyat eleştirisi arasındaki ilişki, bu alanın en önde gelen eleştirmenlerinden ve entelektüellerinden biri olan Edward Said’in perspektifinden ele alınmaktadır. Daha çok Oryantalizm kitabıyla haklı bir üne sahip olan Edward Said, bütün eleştiri nosyonunu sekülerizmi temel alarak inşa etmiştir. Bu çalışma en yaygın anlamıyla dini ve dünyevi olanın birbirlerinden ayrılması, dünyevi eylemlerde ilahi müdahalenin reddedilmesini ifade eden sekülerizmin edebiyat ve eleştiriye uygulanması ve bu alanlara yansıma biçimini incelemektedir. Said’in seküler eleştiriyi yalnızca dünyanın maddi uygarlığının oluşumunun ve tarihi biçimlendirme ve ona yön verme yetisinin insan oğluna ait olduğunu iddia etmekte ve ilahi menşeli metafizik ögeleri müdahaleleri reddetmekle kalmadığını, bu anlayışın Said’in eksik anlaşılmasına yol açtığını, eleştirinin eleştirinin aynı zamanda milliyetçilikten, eleştirmenin ve entelektüelin profesyonellikten bağımsız ve evrensel niteliklere sahip olması gerektiğini; eleştirmenin kendisini evrensel, sürgün olarak görmesini ve hümanist değerlerle donanması gerektiğini savunmaktadır. Said’in görece daha az bilinen bu yönü diğer çalışmalarının gölgesinde kalmış ve dolayısıyla yeterince anlaşılamamıştır. Said, eleştiri alanında kontrapuntal adını verdiği çok sesli okuma yöntemiyle bir edebi eseri en geniş anlamıyla toplumsal dinamikleri göz önünde bulundurarak anlamaya çalışmak gerekmektedir. Said’in ifade ettiği anlamda sekülerizm, insanın dünyevi ürünü olan bir eser olarak tarihi tanımlama çabasını nitelemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDEBİYATIMIZDA MANZUM MENÂKIBNÂME TÜRÜNÜN BİLİNEN SON ÖRNEĞİ: ÂŞIK MOLLA RAHÎM’İN “ABDÜLKÂDİR GEYLÂNÎ HAZRETLERİ” ADLI ESERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22249</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22249</guid>
      <author>Ferdi KİREMİTÇİ</author>
      <description>İslâmî Türk edebiyatındaki dinî-edebî türlerin çoğu dilin hem öğreticilik fonksiyonu hem de estetik yaşantı uyandırma fonksiyonu ile kaleme alınmış eserlerden oluşur. Bu türlerden biri de edebiyat yanında din, tasavvuf, tarih ve folklor açısından da önemli olan menâkıbnâmelerdir. Mensur, manzum, mensur-manzum karışık hâlde kaleme alınmış olan bu türdeki eserler başta dinî-tasavvufî şahsiyetler olmak üzere çeşitli meslek gruplarına ait kişiler ile bunların aileleri hakkında yazılmış biyografik eserlerdir. Bu eserlerde, şahısların hayat hikâyelerine, kerâmetlerine, başlarından geçirdikleri önemli olaylara ve zaman zaman da ruhî-fizikî özelliklerine (hilye) yer verilmiştir. Edebiyatımızdaki manzum menakıbnâlerin sayısı otuzun üzerindedir. Bu tür eserin bilinen son örneği “Abdülkâdir Geylânî Hazretleri” adlı mesnevisiyle Âşık Molla Rahîm’e aittir. Bu çalışma, 20. yüzyılın ortalarında kaleme alınan bu menâkıbnâme üzerinde bir değerlendirme yapmak için kaleme alınmıştır. Çalışmada giriş ve onu takip eden üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde menâkıbnâme türünün tanımı, gelişimi ve öneminden bahsedilmiş; birinci bölümde edebiyatımızdaki manzum menâkıbnâmeler hakkında bilgi verilmiş; ikinci bölümde Abdülkâdir-i Geylânî ile ilgili yazılmış menkıbelerden söz edilmiş; üçüncü bölümde ise “Abdülkâdir Geylânî Hazretleri” adlı eser müellifi, yazılış sebebi, dil ve üslup özellikleri, şekil özellikleri ve muhteva özellikleri bakımından incelenmiştir. Çalışmayla, diğer manzum örneklerinden farklı olarak hece ölçüsüyle kaleme alınan bir menâkıbnâmeyi konuyla ilgilenen araştırmacılara ve Abdülkâdir-i Geylânî’nin hayatını ve kerâmetlerini farklı bir üslupla okumak isteyenlere tanıtmak amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BELİĞ TEZKİRESİ’NDE ŞAİRLERİN ÖLÜMÜNÜN İFADE EDİLİŞİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22365</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22365</guid>
      <author>Maşallah KIZILTAŞ</author>
      <description>İsmail Belîğ H. 1079-M. 1668 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Asıl adı İsmail olup Bursalı İsmail Belîğ olarak tanındı. Dedesi, Seyyid Mehmed Şahin Emîrzade sanıyla bilinen Mantıcı mescidi imamı İbrahim Efendi’dir. Devinde şair, tarihçi ve bilim adamı olarak tanınan İsmail Belîğ, 10 Nisan 1729-22 Ramazan 1142 yılında Bursa’da ölmüştür. Bilindiği üzere Divan edebiyatındaki biyografik eserlerde yazarlar, şairlerin hayatını anlatırken şairlerin ölümünden sıradan bir şekilde bahsetmezler. İslami inancın verdiği saikle ölümü şiirsel bir atmosfer ve söz oyunlarıyla anlatıp, okuyucunun zihninden ölümün soğuk ve esrarlı özelliğini silmeye ve okuyucunun hayal dünyasında ölümle ilgili hoş bir tesir bırakmaya çalışır. Bu çalışmada, İsmail Beliğ’in “Nuhbbetü’l–Âsâr Li-Zeyli Zübdeti’l-Eş’âr” isimli tezkiresinde şairlerin ölümünü anlatırken kullandığı ifadeler ve söyleyiş tarzı incelenmiştir. Çalışmanın giriş kısmında ölüm kavramı ve akabinde İsmail Beliğ’in hayatı ve eserleri üzerinde durulmuş, ikinci ve çalışmanın esasını teşkil eden kısımda ise Beliğ Tezkiresi’ndeki ölüm ifadeleri ve söyleyiş tarzları ele alınmıştır. Son kısımda ise söz konusu tezkirede geçen ölüm ifadelerinin tam listesi sunulmuştur. İsmail Beliğ hayatını anlattığı şairlerin ölümünü ifade ederken; muhayyilesinin genişliğini, kelime haznesinin zenginliğini gözler önüne sermiştir. Ayrıca, ölüm denen soğuk vakanın yukarıdaki ifadelerle hoş bir nağmeye dönüştüğü, yazarın ölümü şiir tadında, çeşitli söz oyunlarıyla anlattığı da müşahede edilmektedir. Vefatı anlatan ifadelerden ölümün soğukluğu hissedilmemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mazlûm ve Yûsuf u Züleyhâsı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22131</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22131</guid>
      <author>Munise KOÇ</author>
      <description>Klasik edebiyatta şairlerin hayatları hakkında bilgi sahibi olabilmek için başta tezkireler olmak üzere birçok biyografik kaynağa başvurulmaktadır. Bu kaynaklarda bilgi bulunamadığı zaman ise edebî eserin kendisi biyografik bilgi kaynağı olmaktadır. Klasik şiir her ne kadar gelenek çerçevesinde meydana gelmiş olsa da her temasın iz bırakması gibi ortaya konan eserlerde kişisel izler bulmak mümkündür. Bu ilkeden hareketle, kaynaklarda kendisi hakkında bilgi bulunmayan Mazlûm mahlaslı şair hakkında elde bulunan tek eseri Yûsuf u Züleyhâ adlı mesnevisinden hareketle hayat hikâyesi ortaya konulmaya çalışıldı. Eserden elde edilen bilgilere göre Mazlûm’un adının Kerîm Mîr Alî/Kerîm Mîr Mihralî, memleketinin İran’ın Sebzevar şehri olduğu; eseri 45 yaşında kaleme aldığı, İran’da bulunan Hâbûşân, Çenârân, Zûrım ve İstahr gibi yerleşim yerlerinde yaşadığı anlaşılmaktadır. Yine mesnevideki bilgilerden hareketle Mazlûm’un Şii mezhebinden olduğu tespit edilmiştir. Mesnevide açık bir şekilde belirtilmemiş olsa da eserin İranlı şair Mollâ Câmî’nin aynı adlı mesnevisinin bazı farklarla serbest bir çevirisi olduğu ortaya konulmuştur. Eserden hareketle şairin biyografisi oluşturulduktan sonra eserin adı, beyit sayısı, sunulduğu kimse, telif ve istinsah tarihi, nüshaları ile düzenleniş şekli hakkında bilgi verildi. Bu çalışmada kaynaklarda kendisi hakkında bilgi bulunmayan Mazlûm mahlaslı şairin ve eseri Yûsuf u Züleyhâ adlı mesnevinin Türk edebiyatına tanıtılması amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEVİRİ GÖSTERGEBİLİMİ YAKLAŞIMININ BİR ÖYKÜNÜN ÇEVİRİ DEĞERLENDİRMESİNE UYGULANMASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22079</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22079</guid>
      <author>Mesut KULELİ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Sait Faik Abasıyanık’ın Lüzumsuz Adam başlıklı öyküsünü çeviri göstergebilimi bakış açısıyla çözümlemek ve çeviri değerlendirmesi yapmaktır. Bu amaca yönelik olarak, ilk defa 1948 yılında basılan öykünün 2016 yılındaki Türkçe basımı ve Abasıyanık’ın seçilmiş öykülerinden oluşan 2014 yılındaki A Useless Man başlıklı İngilizce çevirisi seçilmiştir. Özgün metnin çözümlenmesinde Öztürk Kasar’ın (2009a) Paris Göstergebilim Okulu’nun metin çözümleme adımlarını çeviri göstergebilimi kapsamında derlediği göstergebilimsel çözümleme modeli, çeviri değerlendirmesinde ise Öztürk Kasar’ın (Öztürk Kasar ve Tuna, 2015) çeviride anlam bozucu eğilimler dizgeselliği kullanılmıştır. Göstergebilimsel çözümleme sonrasında yapılan çeviri değerlendirmesi sonucunda çeviri metindeki 32 söylemde anlam bozucu eğilim saptanmıştır. 11 söylemde anlamın aşırı yorumlanması, altı söylemde anlamın bozulması, dört söylemde anlamın bulanıklaştırılması, üç söylemde anlamın saptırılması, üç söylemde anlamın yok edilmesi, iki söylemde anlamın kaydırılması, iki söylemde anlamın çarpıtılması, bir söylemde anlamın eksik yorumlanması eğilimleri saptanmış, anlamın parçalanması eğilimine ise örnek bulunamamıştır. Bu durumda, 16 söylemdeki anlam bozucu eğilimler göstergenin anlam alanı içerisinde, 10 söylemdeki anlam bozucu eğilimler göstergenin anlam alanı sınırında, altı söylem de göstergenin anlam alanı dışındadır. Sonuç olarak, çeviri göstergebiliminin yazın çevirisinde çevirmenlere katkıda bulunduğu, anlam bozucu eğilimlere hakim bir yazın çevirmeninin gerekli gördüğü durumlarda hangi anlam bozucu eğilimlere bilinçli olarak başvurabileceğini bildiğini ve hangi yollarla anlam bozucu eğilimlerden kaçınabileceği öne sürülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR BÖLGESEL DOMİNANT DİL OLARAK AMDO TİBET DİLİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22401</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22401</guid>
      <author>Gülsün MEHMET</author>
      <description>Amdo Tibetçe Qinghai-Gansu dil bandı içerisindeki en tesirli dillerden biridir. Tibetçenin bir lehçesidir. Tibet dili Sino-Tibet dil ailesinin Tibet –Burman grubu içindedir. Tibetçenin üç büyük lehçesi vardır: Merkezi Tibet Dili (Lahasa Ü-tsan); Kham Tibet Dili (doğu Tibet); Amdo Tibet (kuzey-doğu Tibet). Oldukça geniş bir coğrafyada ana dili veya ikinci dil olarak konuşulur. Amdo Tibet Dili tarihi süreç içerisinde kullanılmış lingua franka olmuş dominant dillerden biridir. Bu dil, günümüzde Çin’in Sichuan eyaletinin Kuzey bölgesinde; Gansu eyaletinin güneyinde ve Qinghai eyaletinde konuşulur. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Çince bölgede kuvvetini arttırmıştır. Ancak Amdo Tibetçe, bölgedeki Bodik olmayan dillerlerin gramerinde, pek çok kategoride izler bırakmıştır. Wutun, Manghuer, Bonan Dili ve Salar dili bunlardan en önemlileridir. Perspektif kategori, sıfat öbekleri ve pasif çatının kurulumu bu dillerde Amdo Tibetçeden son derece köklü şekilde etkilenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“ARA NESİL”DEN İKİ YAZARLI BİR HİKÂYE ÖRNEĞİ: “NEVBAHÂR YÂHÛD SAÂDET-İ AİLE”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22251</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22251</guid>
      <author>Nazlı MEMİŞ BAYTİMUR</author>
      <description>Türk Edebiyatı’nda ilk defa Mehmet KAPLAN tarafından dile getirilen Ara Nesil, Tanzimat dönemi ikinci nesli ile Servet-i Fünûn arasında kalan topluluk olarak ifade edilir. Edebi faaliyetlerini 1880’li yıllardan 1900’lü yıllara kadar devam ettiren Ara Nesil mensupları, şiir, roman, deneme, tenkit ve tercüme gibi pek çok alanda faaliyetlerde bulunur. Bu alanlardan bir diğeri de hikâyedir. Özellikle 1890’lı yıllardan sonra edebi tür olarak kendini bulmaya başlayan hikâye, tema ve yapı bakımından bir değişim ve gelişim dönemine girer. Böylece hikâye bilinçlenmesi başlar. Hikâye vakasının içinde hal ve hareketleriyle yaşayan, ruh dünyası tekdüze alınan hikâye kişileri, yavaş yavaş alışılagelmiş bu özelliklerinden sıyrılarak ruh dünyasıyla, karakterinin barındırdığı çeşitli özelliklerle hikâyenin içine girer. Ara Nesil dönemi yazarlarının kaleme aldığı hikâyelere bakıldığında, hem uzun hem kısa hikâyelerin olduğu görülür. Hatta dönemin gazete ve dergilerinde yayımlanan hikâyelerde kısa hikâyeye doğru bir yönelişin izlerine rastlamak mümkündür. Dönemin önemli yönlerinden birisi de kadın yazarların da hikâye türünde eserler vermesi ve türe katkıda bulunmalarıdır. Bu durum, pek çok alanda pasif kalan Türk kadınının, edebiyat dünyasında var olması ve eserler vücuda getirmesi açısından son derece önemli bir aşamadır. Onlarca farklı yazarın yüzlerce telif hikâyesinin yayımlandığı Ara Nesil döneminde en dikkat çekenlerden birisi “Nevbahâr Yâhûd Saadet-i Aile” isimli hikâyedir. Bu hikâye, 1880-1900 yılları arasında yazılan hikâyeler içerisinde iki yazarlı olarak yayımlanan tek hikâye olup yazarlarının kadın olması da ayrıca önem teşkil eder.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ebüzziyâ Tevfîk'in "Ne Edât-ı Nefyi Hakkında Tetebbuât" Adlı Eseri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22107</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22107</guid>
      <author>Gamze MUTLU</author>
      <description>Ebüzziyâ Tevfîk, Tanzimat döneminin önde gelen fikir ve sanat adamlarındandır. Tanzimat dönemi, dil tartışmalarının yoğunlaştığı ve çeşitli dil meselelerinin masaya yatırılarak eleştirildiği bir dönemdir. Bu dönemde aydınlar arasında ikilem yaratan ve tartışılan temel bazı konular imlâ, alfabe, Türk dilinin sözlüğü ve Türk dilinin grameri etrafında şekillenmektedir. Ebüzziyâ Tevfîk de dönemindeki dil tartışmalarına uzak kalmayarak 1909 tarihinde Ne Edât-ı Nefyi Hakkında Tetebbuât adlı eserini yayımlamıştır. Bir risale formatında olan eserde Ebüzziyâ Tevfîk, ne… ne… bağlacının Tanzimat dönemindeki ikili durumunu ortaya koymuş ve konuyu dönemine göre etraflıca bir incelemeye tabi tutmuştur. Henüz yeni yeni semerelerini vermeye başlamış olan kavait ve belâgat kitapları yanında bir gramer konusunu başlı başına işlemesi ve dönemin dil tartışmalarının mahiyetini yansıtması dolayısıyla eser oldukça önemlidir. Eser, içeriğiyle Türk diline ve Türk edebiyatına kaynak niteliği taşımaktadır. Bu makalede, Ebüzziyâ Tevfîk’in Tanzimat dönemindeki bazı kavait ve belâgat kitapları ile bu kitapların yazarları hakkındaki eleştiri, düşünce ve tutumları açıklanmaya çalışılacaktır. Bunun dışında Ebüzziyâ Tevfîk’in dil, dil öğretimi ve atasözleri üzerine yorum ve görüşleri değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜN DOĞMADAN “İÇİNE GÜL KOYDUĞUM TÜFEK”: SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE SİLAHLAR VE “SİLÂHIN ÖLÜMÜ”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22252</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22252</guid>
      <author>Gülsün NAKIBOĞLU</author>
      <description>Şairlerin şiirlerinde nesneyle kurdukları ilişki bazı özel örneklerde bilinçli bir tercihi yansıtır. Nesneyle kurulan ilişkinin aşamalarını takip etmek şairin şiirinin farklı dönemlerini keşfetmemizi sağlar. Bu özel nesneler şairden şaire değişebilmektedir. Şairin şiir dünyasında bu özel nesne şiirde yer alan özel kavramlarla ve diğer nesnelerle farklı şekillerde mutlaka ilişkilendirilmektedir. Bu özel nesne şiirin merkezine yerleştirilmiş bir sevgi ya da nefret nesnesi olabilmektedir. Bu çalışmanın odaklandığı nesne “silah”tır. Sezai Karakoç’un Gün Doğmadan adlı kitabındaki şiirlerinde silah ve savaş unsurları çok sık bir şekilde tekrarlanır. Silahtan şiirde genel olarak nefret edilen bir nesne olarak bahsedilmektedir. Karakoç şiirlerinde silahları ateşli silahlar ve geleneksel silahlar olarak iki başlık altında toplamaktadır. Ateşli silahlar simgesel olarak ötekileri, Batı’yı temsil ederken geleneksel silahlar beni ve Doğu’yu temsil edecek şekilde kullanılır. Şair ötekilerin simgesi olarak gördüğü ateşli silahları şiirinde ortadan kaldırmaya, öldürmeye çalışır. Bunu da aşama aşama gerçekleştirir. Sezai Karakoç’un şiirlerinde silah tespit edebildiğimiz kadarıyla, daha önce üzerinde müstakil bir çalışma yapılmayan ve gözden kaçırılmış önemli bir nesnedir. Bu makalenin amacı Sezai Karakoç’un şiirlerinde silaha bir nesne olarak şairin ne şekilde yaklaştığını tespit etmek, bir nesne olarak şairin silaha yaklaşımının şair-şiir-nesne ilişkisi bağlamında onun şiirine ışık tutan yönlerini bulmak ve Karakoç şiiri silah parantezinde okunduğunda öne çıkan, onun şiirinin özgün yönlerini, diğer şairlerin aynı konulu ve aynı nesneye odaklanan şiirlerinden ayrıldığı noktaları keşfetmek, Karakoç şiirinde bir nesne olarak silah işlenirken şairin gelenekle örtüştüğü, gelenekten uzaklaştığı yönleri belirlemek, bu nesneye bakış açısına bağlı olarak onun şiirindeki gelişim aşamalarını, nesneye yaklaşımı açısından şiirinin dönemlerini keşfetmek ve nihayet tüm bu veriler ışığında Karakoç şiirinde ortadan kaldırılmaya çalışılan bir nefret nesnesi olarak silahın önemini ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Birlik Sağlama Çabası Olarak Necip Fazıl’ın Şiirlerinde Yaptığı Değişiklikler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22039</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22039</guid>
      <author>Halef NAS</author>
      <description>Şiir vezin, kafiye, ses, eda, ritim, ahenk vs. unsurlarıyla parçalı bir bütünlük arz ederken bunların düzenlenmesi sonucunda birliğe kavuşur. Sanat eleştirisinde birlik ve bütünlük “organik birlik”te ifadesini bulur. Şiirin bütünündeki değişmeler öncelikle gözümüzün önünde değil şair algısında yaşanır. Bazıları sinirbilimin bu değişikliği ve algıyı göstereceğini söylese de biz o günün gelmeyeceğini iddia ediyoruz. Sinirbilim hiçbir zaman şiiri çözemeyecektir. Ancak şairin algısındaki değişmeleri kâğıt üstünde şiirinde yaptığı değişikliklerle göstermesi şiir sanatında bazı prensiplere ulaşmamıza olanak sağlar. Şair şiirde yaptığı değişikliklerle bizi zihninde bir yolculuğa davet eder. Kâğıt üstünde şiirde yaptığı değişikliklerle zihnindeki kaotik yapıyı nasıl bir düzene oturttuğunu gösterir. Bir yönüyle okura kaotik iç yapısını idrakiyle nasıl bir huzura kavuşturduğunun işaretlerini bırakır. Şiirinin değişmesi bütünü oluşturan parçaları da etkileyecektir. Vezin, kafiye, ses, eda, ritim, ahenk gibi şiirin iç ve dış unsurları değişikliklerden etkilenecektir. Ancak her değişimin şiirde aynı etkiyi gösterdiği söylenemez. Bazı şiirlerde olumlu bir etki oluştururken bazılarında olumsuz bir tesir uyandırabilir. Büyük şairlerin genelinde şiir ve şiiri üzerine düşünme çabası görülür. Çoğu zaman en kaliteli olana ulaşmanın bir ürünüdür bu çaba. Bir şairin çok beğenilmiş şiirlerinde bile böylesi bir ameliyeye giriştiği görülebilir. Türk şairleri arasında şiiri üzerinde yayımladıktan sonra da düşünen ve sonradan değişiklikler yapan birçok şaire rastlamak mümkündür. Bunlardan biri belki de şiiri üzerinde en çok değişiklik yapan Necip Fazıl Kısakürek’tir. Bu yazı Necip Fazıl’ın şiirde yaptığı değişiklikleri onun “idrak”inde arama çabasının ürünüdür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YUSUF ZİYA ORTAÇ’IN ROMANLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22118</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22118</guid>
      <author>Haluk ÖNER</author>
      <description>Özet Milli Edebiyat’tan Cumhuriyet sonrasına uzanan dönemde şair ve mizah yazarı kimlikleriyle öne çıkmış Yusuf Ziya Ortaç’ın altı romanı bulunmaktadır. Bu romanlar; şiir, tiyatro, hatıra, gezi ve fıkra türlerinde yazdıklarının gerisinde kalmış, edebiyat tarihlerinde sanatçının edebi portresini tamamlayan bir ayrıntı olmaktan öteye geçememiştir. Her romanında farklı meseleleri ele alan sanatçının bu türü çoğunlukla duygu ve düşünce dünyasını tamamlamak, edebiyat gündeminin içinde kalmak için tercih ettiği dikkat çeker. Mizah unsurlarını ön plana çıkaran Meşhedi Ankara’da, otobiyografik özellikler barındıran Göç, toplumsal değişimin aile hayatına yansımalarını nesil çatışması üzerinden anlatan Üç Katlı Ev, biyografik roman formundaki İsmet İnönü Bir Hayatın Romanı, Tanzimat anlatılarına da işlenmiş merhamet temasını ele alan Şeker Osman ve aşk teması etrafında şekillenen Kürkçü Dükkânı romanları, bütünlüklü bir Yusuf Ziya Ortaç portresinin parçalarıdır. Bu romanlar, Ortaç’ın mizah yazarlığı yönünü pekiştirmekte, toplumsal meselelere duyarlığını ortaya koymakta, kendi hayatından izler taşımakta, şiirlerinin de önemli temalarından biri olan aşk unsurunu ele almakta, yaşadığı ve eser verdiği dönemin edebi yönelişlerini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada Yusuf ziya Ortaç’ın romanları -farklı üslup ve içeriğe sahip olduğu için- öncelikle ayrı ayrı incelenecek, her romanda öne çıkan yapısal ve içerik odaklı unsurlar değerlendirilecek ve bu incelemelerin ortaya çıkardığı genel görünüm anlatılmaya çalışılacaktır. Romanların tematik ve yapısal bakımdan birbirini tamamlayan, bir bütünü yansıtan üslup ve içerikle yazılıp yazılmadığı da tartışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNDE KULLANILAN İNSAN NİTELEYİCİLERİNİN ANADOLU AĞIZLARINDAKİ YANSIMALARI ÜZERİNE</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22145</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22145</guid>
      <author>Muharrem ÖZDEN</author>
      <description>Eski Anadolu Türkçesi Türk dilinin Oğuz koluna dayanan ve Hazar Denizinin batısında, Anadolu coğrafyasında 11.-15. Yüzyıllar arasında kullanılan tarihi bir yazı dilidir. Bu yazı dili bir taraftan Eski Türkçe’nin izlerini taşırken diğer taraftan Osmanlıca ve Türkiye Türkçesi’nden de çeşitli özellikleri üzerinde barındırır. Bu dönem Türkçesi yabancı unsurlar bakımından Batı Türkçesi’nin en temiz devridir. Bu devirde Türkçe’nin içine, Arapça ve Farsça unsurlar girmeye başlamıştır. Bu yazı dili için Eski Türkiye Türkçesi tabiri de çokça kullanılmıştır. Bu dönemde Türk Edebiyatı’na damga vuran çok önemli eserler meydana getirilmiştir. Bu çalışmada Eski Anadolu Türkçesi döneminde kullanılan insanlarla ilgili niteleyiciler üzerinde durulmuştur. Tespit edilen insan niteleyicileri günümüz Anadolu Ağızları’nda hangi şekillerde ve nasıl bir yoğunlukta kullanılmaktadır? Sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır. Türkçe’nin tarihi seyrine bakıldığında çeşitli dönemlerde varlığını sürdüren dönemsel kullanımların, günümüz Anadolu Ağızları’ndaki yansımaları, Türkçe’nin tarihi süreçte izlediği yol ve etki yoğunluğu hakkında bizleri aydınlatacaktır. Dünya dilleri arasında önemli bir yere sahip olan Türkçe’nin çeşitli dönemlerdeki kalıntılarının günümüzdeki izdüşümleri, dilimizin yaşadığı tarihsel serüven hakkında ipuçları göstermesi açısından da önemlidir. Bu nedenle çalışmanın kültür dünyamıza önemli katkılar sunacağı muhakkaktır. Bu çalışmada Eski Anadolu Türkçesi döneminde insanlar için kullanılan niteleyicilerin günümüz Anadolu Ağızlarındaki durumları hakkında bir inceleme yapılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi döneminde insanlar için kullanılan niteleyiciler Derleme sözlüğünde taranarak üç bölümde gruplandırılmıştır. Bu gruplar; halen aynı şekliyle kullanılan niteleyiciler, başka bir niteleyiciye dönüşmüş olanlar ve başka bir anlamda kullanılan kelimeler şeklindedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cemal Süreya’nın Papirüs’e Yansıyan Şiir Poetikası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21960</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21960</guid>
      <author>Ayşegül SEKMAN</author>
      <description>İkinci Yeni hareketinin öncü isimlerinden olan Cemal Süreya, yaşadığı dönemden günümüze kadar edebiyat çevresinde etkili olmuş bir sanatçıdır. Şiir, düzyazı ve antoloji de dahil olmak üzere pek çok türde eser kaleme alan sanatçı, insani duyarlılıkları kişiliğinden gelen hassasiyetleri çevresinde işlemiştir. İnsani bir öz bulunan şiirlerinde, çocukluğunda yaşadığı acılı hayatın izlerini sürgün psikozu etrafında görmek mümkündür. Bu makalede Cemal Süreya’nın Papirüs dergisinde yayımlanan yazıları esas alınarak şiir anlayışının ortaya konması amaçlanmıştır. Süreya’nın hayatında önemli bir yeri olan Papirüs’ün yayımlanmaya başlamasıyla birlikte yeni bir sanat ortamı oluşur. Papirüs dergisinde yayımladığı yazılardan elde edilen bilgiler neticesinde çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Şiir başlığı altında Cemal Süreya’nın şiir dili, şiirin toplumla ve insanla olan ilişkisi Papirüs’te yayımlanan yazılarından hareketle incelenmiştir. Bu bölümde şairin hayatından da kesitler verilerek onun şiirlerine yansıyan özellikleri üzerinde durulmuştur. Şairler Çevresinde Şiir Anlayışı olarak adlandırılan ikinci bölümün esasını ise edebiyat tarihine mal olmuş şairler hakkındaki şiir anlayışı oluşturmuştur. Cemal Süreya’nın Tevfik Fikret, Tahsin Saraç, Ahmet Arif, Turgut Uyar, Can Yücel, Ceyhun Atuf Kansu, Yaşar Nabi Nayır, Cahit Külebi, Oktay Rifat’in sanat anlayışları ve özellikle de şiirleri hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Şiirlerinde yaşamından da izler bulabileceğimiz Cemal Süreya’da, şiir bir devrimdir. Onun şiiri yerleşik düzene, insani olmayana bir başkaldırı niteliği taşır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE`DEN ARNAVUTÇAYA ÖDÜNÇ VERİLMİŞ KELİMELER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22225</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22225</guid>
      <author>Selim SELİMİ</author>
      <description>Bilindiği gibi dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan en önemli araçlardan biri olması sebebiyle eğitim, öğretim, kültür ve bilimin vazgeçilmez aracıdır. Diller tarih boyunca zaman zaman yakın temasta olduğu dillerle alışverişe girmiş , sözcükler alıp vermişlerlerdir. Bu çalışmada Türkçe’nin Arnavutça’yla temasları ve ödünç verilmiş kelimeler araştırılmıştır. Türklerle Arnavutlarlar arasında ilişkiler, diğer Balkan halkları gibi, Türk boylarının Karadeniz’in üzerinden geçip Balkanalara ilerlemesi ile başlamıştır. Fakat asıl yoğun ilişkiler Osmanlı döneminde olmuştur. Uzun zaman komşuluk yapan bu iki halk, birbirinden çok fazla şey öğrenmiştir. Arnavutların çoğu Türklerle aynı dine sahip olmaların da getirdiği birlikte yaşama durumu, Arnavutların dilinde Türkçe ödünç verilmiş kelimelerin sayısı, hızla artmasına sebep olmuştur. Bu dönemde arabaci, ahçi, avci, amanetçi, çiftçi, çiftlik, işçi, hizmetçi, tenekeci v.b. meslek, kavram, kişi, akrabalık, beslenme ve giyinme gibi temel kültürle, sosya yaşamla ilgili birçok Türkçe kelime kullanılmaya başlanmıştır. Konu üzerinde Tahir Dizdari’nin yaptığı çalışma, beş bine yakın kelimenin Arnavutça’da olduğunu tespit etmiştir. Bu, çalışmada yerli ve yabancı araştırmacıların Türkçe’den Arnavutçaya ödünç verilmiş kelimelerle ilgili yapılmış çalışmalar ve yazılmış eserler üzerinde durulmuştur</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞ YERİ ADLANDIRMA EĞİLİMLERİ Muş-Merkez Modeli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22085</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22085</guid>
      <author>Rabia Şenay ŞİŞMAN</author>
      <description>Canlı dilin, ihtiva ettiği dinamizmi yansıtan motifler arasında sayılabilecek olan özel adlar bir yandan geçmişten gelen alışkanlıklarla şekillenirken öte yandan çağın gereksinimleriyle uyumlu bir değişkenliği de bünyesinde barındırır. Bu itibarla moda ya da revaçta olanı talep etmenin adlandırma eğilimine yansımaları sosyal boyutta hatırı sayılır ölçüde hissedilir. Dilimizde meslek adı bildiren /+cI/ yapım eki otacı, balıkçı, sütçü, doğramacı, sirkeci, sepetçi benzeri örnekler uzun yıllar tabela adlandırılmalarında da kullanılmış fakat günümüz toplumundaki sosyal ve ekonomik gelişmelere ve meslek kollarının tür farklılaşmasına paralel olarak bunlarla ilgili adlandırmalar da değişmiştir. Ticaret ya da hizmet konusu olan alana ya da üretilen mala göre vuku bulmuş bu farklılık faaliyet kollarındaki uzmanlık dallarının çeşitlilik kazanmasıyla açıklanabildiği gibi dönemin kültürel hayatındaki popüler yönelişlerle de ilişkilendirilmesi mümkündür. İşletme sahibinin eğitim durumu, iş yeri adı tercihinde hangi etkenin rol oynadığı; iş yeri adının anlamı hakkında bilgisinin ne olduğu tarzındaki gibi sorgulamaların anket uygulamasıyla gerçekleştirildiği bu araştırmada ihtiyaç duyulduğu hususlarda görüşme metodu da kullanılmıştır. Çalışmanın ileri aşamalarında iş yeri adları gramatikal bağlamda incelenmiş; elde edilen verilerin sayısal analizinde SPSS yöntemine başvurulmuştur. Katılımcılardan edinilen işletme adının yazılı olduğu kartvizit ve benzeri dokümanların incelenmesinde ve diğer bulguların yorumlanmasında betimleyici yaklaşımdan faydalanılmıştır. Muş-Merkez ilçesinde bulunan iş yeri adlandırılmalarındaki tercihlerin yansıtılmaya çalışıldığı bu araştırmada durum tespiti, tasfiyeci bir tavırdan çok günceli verebilmek çabası ile gerçekleşmiştir. Yazıda ulaşılan dil malzemesine dikkat çekilirken dilin donanımlı söz varlığı gücü hatırlatılmak istenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Âşık Geleneğine, Sanatına ve Edebiyatına Dair: Reyhanî Diyor ki</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22377</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22377</guid>
      <author>Muammer Mete TAŞLIOVA</author>
      <description>Sözlü gelenek kültürün sürekliliğini taşıması yönüyle önemlidir. Türk kültürü için de bu sürekliliği âşıklık geleneği bugüne kadar yaşatmıştır. Özellikle usta âşıklar hem sanatkârlık yönüyle hem eserleriyle hem de kültüre dair görüşleriyle kalıcı izler bırakmıştır. Âşık Reyhanî de bu görkemli ustalardan birisidir. Kahvehane ve düğün icralarında uzun yıllar sanatını temsil etmiştir. Şiirlerinde ele aldığı konuları ifade etmekteki hüneri onu ayıran diğer yönleri arasında farklı bir değerdedir. Bir yandan eleştiren diğer yandan da nasihat eden üslubu diğer âşıklar üzerinde etkili olmuştur. Hikâye tasnif eden ve usta bir anlatıcı olan Âşık Reyhanî, yurt içinde ve dışında birçok organizasyona katılmıştır. Erzurum’da başlayan âşıklığı vefat ettiği Bursa’da da sürmüştür. Doğup büyüdüğü şehirde açtığı Âşıklar Kahvesi, uzun süre bölge âşıklığı için icra mekânı olmuştur. Diğer illerden ve ilçelerden gelen âşıklar, onun kahvehanesinde bir araya toplanmış geleneğin farklı türlerini ve dallarını dinleyenlere sunmuşlardır. Âşık Reyhanî içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan birisidir. Yanlış gördüğü konuları hemen her ortamda şiiriyle ve sözleriyle ortaya koymuştur. Bunun yanında çözüm önerileri de getirmiştir. Mensubu olduğu âşıklık için de eleştirilerini ve tespitlerini esirgememiştir. 1982 yılında Türkiye’ye gelen Yıldıray Erdener ile yaptığı görüşmede kendisine, âşıklara ve âşıklığa ait konularda düşüncelerini ortaya koymuştur. Kendisinden yapılan derleme bilgileri bundan sınırlı değildir elbette. Amerika Birleşik Devletlerine gittiği dönemde ve sonrasında farklı ortamlarda gerek araştırmacılar gerekse kültür insanları tarafından görüşleri kayda geçirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARAP DİLİNDE DÜZENSİZ ÇOĞULLAR VE BUNLARIN KUR'ÂN'DAKİ KULLANIMLARI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22188</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22188</guid>
      <author>Ahmet TEKİN</author>
      <description>Bu çalışmada Arap dilinin önemli konularından biri olan düzensiz çoğullar ve bu çoğulların Kur'ân'daki kullanımları konusu ele alınmıştır. Konuya geçmeden önce Arap gramerinin tarihi serüveni hakkında bilgi verilmiştir. Bununla birlikte çoğulların diğer kısmı olan düzenli eril ve düzenli dişil çoğullara da kısaca değinilmiş ve düzenli eril çoğullara benzediği için onlara eklenen ve onların i‘rabını alan sözcükler hakkında da bilgi verilmiştir. En sonunda da düzensiz çoğulların kısımları olan düzensiz azlık ve çokluk çoğulları incelenmiş ve dilcilerin görüşleri muvacehesinde çoğulların bu kısmı detaylandırılmıştır. Bu bağlamda yaygın kullanımları dikkate alınarak bunların kısımları verilmiş ve bu çoğulların hangi kalıplarının Kur’ân’da yer edindiği tespit edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİM TOPLUMUNDA YAŞAMLARINI TÜKETEN BİREYLER: BAYRAM VE KUMRU ÖRNEKLERİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22228</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22228</guid>
      <author>Ayşe TOMAT YILMAZ</author>
      <description>Bireylerin temel gereksinimlerini karşılamak amacıyla gerçekleştirdikleri tüketim olgusu tarih boyunca çeşitli aşamalardan geçer. Örneğin tüketim çağı olarak adlandırılan günümüz toplumunda, tüketimin kendisi bir gereksinime dönüşür. Üretimin kesintisiz artışı tüketme edimini beraberinde getirir, böylece tüketim bir zorunluluğa dönüşür ve bireyler kendi ürettikleri nesneler tarafından çevrelenirler. Sınırsız sayıdaki nesnelerin oluşturduğu bu düzmece bollukta, bireyler gereksinimleri olup olmadığını düşünmeden satın almaya ve tüketmeye yönelirler. Nitekim nesne peşinde koşarlarken hem kendilerine hem de içinde bulundukları topluma yabancılaşırlar. İçinde bulunduğumuz çağı, bireylerin kişiliklerini, benliklerini ele geçiren tüketim olgusunun edebiyatta da yerini alması kuşkusuzdur. Örneğin, XX. yüzyıl Türk edebiyatının önde gelen kadın yazarları arasında yer alan Adalet Ağaoğlu Fikrimin İnce Gülü adlı romanında nesne tutkusu peşinde koşan Bayram’ın yaşamını konu edinir. Toplumda saygınlık kazanmak amacıyla araba satın almayı düşleyen Bayram’ın günden güne çevresine yabancılaştığını belirten Ağaoğlu, anamalcı düzenin de yaygınlaşmasını eleştirir. Yapıtlarıyla okurlarını derinden etkileyen Tahsin Yücel ise Kumru ile Kumru adlı romanında, köyden kente göç eden Kumru adındaki genç bir kadının yaşamını öyküler. Yücel, tüketim toplumunda nesnelerin elde edildiklerinde bütün önemlerini yitirdiklerini ve bireyleri yeni arayışlara ittiklerini belirtir. Bu çalışmada da Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü ve Tahsin Yücel’in Kumru ile Kumru adlı romanlarında, tüketen bireylerin tüketilen yaşamları Fransız toplumbilimci Jean Baudrillard’ın Tüketim Toplumu ve Nesneler Sistemi adlı yapıtları bağlamında irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALİ ŞİR NEVĀYÎ’DE CENNET-CEHENNEM METAFORU</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22348</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22348</guid>
      <author>Funda TOPRAK</author>
      <description>1441 yılında Herat’ta doğup aynı şehirde 1501 yılında vefat eden Ali Şir Nevayi, Türk Edebiyatının en büyük şairlerindendir. Çağatay Türkçesinin ve klasik edebiyatımızın şekillenmesinde örnek alınan bir şahsiyetidir. Onun eserlerinin sayısı otuzdan fazladır. Edebiyatımızın ilk tezkirecisi, ilk hamse sahibidir. Farsçanın edebi dil olduğu bir dönem ve coğrafyada bilinci bir Türk dili savunucusu kimliği ile karşımıza çıkar. Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eseri Türkçe ile Farsçayı dillik delillerle karşılaştıran filolojik açıdan değerli bir çalışma olarak bugün de önemini korumaktadır. Hayatının çeşitli dönemlerinde yazdığı divanları insan ömrüne göre adlandırıp sınıflandıran ve divanlarına adeta bir hayat romanı özelliği katan da yine Ali Şir Nevayi’dir. Bu çalışmada Ali Şir Nevayi’nin iki divanı, Fevayidü’l-Kiber ve Bedayi’ül-Vasat taranarak cennet ve cehennem metaforları tespit edilmiştir. Bilindiği üzere metafor, benzetme yoluyla soyut kavramları somutlaştırma, düşünce düzeyinden dil düzeyine çıkarma işlevidir. Ontolojik metaforlardan olan cennet ve cehennem, Ali Şir Nevayi’nin şiirlerinde tasavvufi bir anlam taşır. O, bu kavramlara bir sûfi gibi bakar. Onun için cennet, aşkın yani Allah’a kavuşma duygusunun aslında kendisidir. Cenneti istemez eğer içinde aşk yoksa. Cehennem ise ona göre korkulacak bir yer değildir. Ayrılık yani Allah’tan uzaklaşmanın verdiği acı, cehennem acısından daha yakıcı, daha kötüdür. Bir an ayrılığı çekmektense cehennemde bin yıl kalmaya gönüllüdür. Ali Şir Nevâyi, cennet ve cehennem metaforlarını bir karşılaştırma unsuru olarak aynı beyit içerisinde kullanır. Zıtlıklardan yararlanırken anlamı kuvvetlendirir. Çalışmada onun orijinal olduğunu düşündüğümüz metaforları ele alınmıştır. Ali Şir Nevayi’nin eserleri metaforlar açısından daha geniş çalışmalarda ele alınmalıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klasik Şiir Üzerine Yapılan Tenkit Terminolojisine Bir Örnek: “Rengin”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21943</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21943</guid>
      <author>Necla TÜRKYILMAZ</author>
      <description>Klasik Türk şiiri üzerine yapılan tenkitlerde “rengin” kullanımı poetik bir anlam taşır. Klasik şairin şiirine, gerek söyleyiş gerekse muhteva yönünden farklılık ve yenilik taşımalarından dolayı çeşitli vasıflandırılmalar yapılır. Bu noktada rengin olumlu bir anlam taşır. Fakat Klasik bir şairin şiirinin neden rengin olduğu detayıyla ortaya koyul(a)maz. Değerlendirmelerde şiirin sadece rengin olduğu söylenir. Rengin olarak tanımlanan şiirin, yenilik ve farklılığı ancak Klasik şiir bilgisi olanın fark edebileceği bir durumdur. Böyle bir durumun ortaya çıkmasının nedeni ise Klasik şiir tenkitinin, şiirin farklılık ve yeniliğini anlamak için Klasik şiir geleneğinin iyi bilinmesi gerektiğine olan inancıdır. Bununla birlikte rengin sıfatının Klasik şiirlerde, benzetme unsuru olarak da kullanıldığı görülür. Benzetme amacıyla kurulan böylesi ilişkilerde rengin, yüceltme yapılmak için kendisine benzetilendir. Bazen de şiirlerin değerini vurgulamak için daha yüce ve güzele benzetildiği görülür. İşte bu tür benzetmelerde rengin, mukayese için güç ve güzelin yerine kullanılır. Bu makalede rengin ile ilgili bütün bu bilgilere ulaşmak için Klasik tenkitin en önemli kaynaklarından olan tezkirelerde yer alan şairlerin şiirlerinde kullandıkları rengin sıfatından örnekler verilmiştir. Daha sonra ise şiire rengin vasfını sağlayan özellikler gösterilmeye çalışılmıştır. Bu noktada çalışmamızda ana kaynak olarak incelenen mevcut tezkireler şunlardır: “Sehî Bey-Heşt Bihişt, Âşık Çelebi-Meşâirü’ş-şu’arâ, Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-şu’arâ, Ahdî-Güşlen-i Şu’arâ, Beyânî-Tezkiretü’ş-şu’arâ, Gelibolulu Âlî-Künhü’l-ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Riyâzî-Riyâzü’ş-şu’arâ, Fâizî-Zübdetü’l-eş’âr, Rızâ-Tezkire-i Şu’arâ, Sâlim-Tezkire-i Şu’arâ, Safvet-Nuhbetü’l-asâr li Zeyl-i Zübdeti’l-eş’âr, Şefkat-Tezkire-i Şu’arâ, Es’âd Efendi-Bağçe-i Safâ-endûz, Fatin Dâvud-Hâtimetü’l-eş’âr ve Mehmet Tevfik-Kâfile-i Şu’arâ”.Ayrıca şairler hakkında bilgi veren “Bursalı Mehmet Tahir’in Osmanlı Müellifleri” ve çiçek yetiştiriciliği mesleğini icra edenler hakkında biyografik bilgi veren “Ubeydî’nin Netâyicü’l-ezhâr’ı” da incelenen eserler arasındadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Basınında Savaş Edebiyatı Tartışmaları (1913-1941)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22277</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22277</guid>
      <author>Hasan ULUCUTSOY</author>
      <description>Savaş edebiyatı, savaş propagandasının bir kolu olarak, öncesi ve sonrasıyla birlikte, savaş döneminde üretilen eserleri kapsamaktadır. Türk edebiyatında ciddi yansımaları olan yakın dönem savaşlarının edebiyatı da incelenmeye değer bir külliyat teşkil etmektedir. Bu noktada savaş edebiyatı kavramının mahiyeti ve savaş-edebiyat ilişkisinin açıklığa kavuşturulması adına Türk basınında pek çok yazı çıktığı görülmektedir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla, savaş edebiyatı kavramına dair, ilk olarak 1913’te Balkan Harbi günlerinde çıkan yazıların Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele dönemlerinde de yayınladığı görülmektedir. Sonrasında İkinci Dünya Savaşı’nın patlaması dolayısıyla da savaş edebiyatı tartışmalarının tekrar alevlendiği anlaşılmaktadır. Bu noktada 1941 yılına dek çıkan yazılarda Türk edebiyatında bir savaş edebiyatı sahasının varlığı ve yokluğu tartışmalarının yanı sıra Türk savaş edebiyatının karakteristiği üzerinden fikirler geliştirildiği gözlenmektedir. Dönemin önde gelen isimlerinin kaleminden çıkan savaş edebiyatı hakkındaki yazılarda tarihî, toplumsal, edebî arka planı göz önünde tutan yazarların savaş edebiyatının nasıl olması gerektiğine ilişkin önemli görüşler sundukları da fark edilmektedir. Bu nedenle 1913-1941 döneminde Türk basınında “savaş edebiyatı” kavramı ekseninde kaleme alınan yazıların tanıtılması ve incelenmesi bir gerekliliktir. Birçoğu dönemin süreli yayınlarının tozlu sayfalarında kalan bu yazıların açığa çıkarılmasıyla birlikte savaşların toplumsal hayatta önemli bir yer tuttuğu günlerde edebiyatın rolüne yönelik yaklaşımlar da belirginleşmektedir. Bu itibarla makalemizin “Giriş” bölümünde savaş edebiyatı kavramı üzerinde durulacaktır. Sonrasında “Türk Basınında Savaş Edebiyatı Tartışmaları (1913-1941)” başlığı altında savaş edebiyatı yazıları tanıtılacaktır. “Sonuç” bölümü ise incelediğimiz yazılar neticesinde ulaştığımız bulguları içermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSTANBUL’DA RUS GÖÇMEN BASININ GÖRSEL MİZAHI: “ZARNİTSI” DERGİSİNDE YER ALAN KARİKATÜRLER</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22412</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22412</guid>
      <author>Sevinç ÜÇGÜL</author>
      <description>Ekim 1917 Devrimi sonrası Bolşevik rejimini kabullenmeyen Rusların ülkelerini terk ediş güzergâhlarından birisi de İstanbul oldu. İstanbul’a göç eden Rusların barınma ve geçim kaygılarının yanı sıra kısa süre içerisinde dönemin siyasi, ekonomik, kültürel ve eğitim alanında yer almış olmaları toplu “göç” ve “göçmen” kavramlarıyla aslında çağrışım yapmamaktadır. Fakat gelen nüfusun genelinin eğitim düzeylerinin yüksek oluşu, aralarında “Beyaz Ruslar” diye tanımlanan soylu tabakanın varlığı ve askeri eğitimli insanların ağırlığı gibi etkenler göz önünde bulundurulduğunda kısa süre içerisinde İstanbul’un bilim, kültür ve sanat yaşamında iz bırakmış olmalarının sebepleri açığa kavuşur. Makalede önce İstanbul’da, daha sonra sansür dolayısıyla Sofya’da yayınlanan fakat içerik itibariyle İstanbul’daki göç ve göçmenleri konu eden haftalık “Zarnitsı” dergisinin görsel mizahı yönünü yansıtan karikatürler incelenmesi makalenin malzemedir. İncelenen karikatürlerin dönemin sosyal ve siyasi sorunlarını dile getirmekle kalmadığını göçmen yaşamının sıradan günlük yaşamından da kesitleri derginin sayfalarına taşıdığı görülmektedir. Derginin karikatüristi V. Kadulin’in (1883 – 1950 sonrası) ağırlıklı olarak Anti-Bolşevik tutumla Rusya’da siyasi sorunları eserlerine yansıtmakla kalmamış günlük yaşamın sosyal içerikli konularından bahseden karikatürleriyle hicivsel bir görsel-sanatsal biçimi aktarmayı başarmıştı.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GİRESUN İLİ TİREBOLU İLÇESİ MESKÛN YER ADLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22383</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22383</guid>
      <author>Serdar BULUT, Osman ALBAYRAK , Mustafa ORAL , Cihat BIÇAKCI</author>
      <description>Yer adlarının veriliş şeklini, anlamını ve geçirmiş oldukları değişimi inceleyen bilim dalı olan toponomi (toponymie) ülkemizde pek çok alandan araştırmacıların ve konuya ilgi duyanların üzerinde çalıştığı bir disiplindir. Tarih, coğrafya ve özellikle edebiyat gibi çeşitli disiplinlerden pek çok araştırmacı bugüne kadar Türkiye toponomisi hakkında ulusal ve uluslararası çapta çeşitli eserler ortaya koymasına rağmen yer adlarının incelenmediği yörelerin sayısı bir hayli fazladır. Bu tür çalışmaların sayısının artırılması; ülkemizin tarihini canlı tutmak ve kültürel değerlerini korumak adına kanıt niteliğinde olacaktır. Giresun’un büyük ve tarihi ilçelerinden olan Tirebolu’nun yerleşim halinde olan 50 köy ve 7 mahallesi bulunmaktadır. Bu köylerin hepsinin kendine has isimleri mevcuttur. Geçmiş dönemlerde farklı medeniyetlere ve farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olan ilçedeki yer adlarının isimleri eski yıllarda değişik şekillerde kullanılmış ve günümüze ulaşmıştır. Yer adları yörede yaşayan insanların tarihinden, kültüründen ve etnik kimliğinden izler taşımaktadır. Bu sebeple Türkiye sınırları içindeki yer adlarının şifrelerinin çözülmesi önemlidir. Çalışmada Tirebolu ilçesi içerisine yer alan meskûn yer adları üzerinde durulacaktır. Çalışmanın ana malzemesini oluşturan toplam yer adı sayısı 432’dir. Çalışmada tespit edilen tüm yer adları önce leksik-semantik açıdan tasnif edilecek, daha sonra ise hem yapı hem de köken bakımından ele alınacaktır. Sonuç bölümünde sınıflandırma neticesinde her maddeden ne kadar örnek tespit edildiği bir tablo şeklinde sunulmuştur. Çalışmanın sonunda ek olarak Tirebolu ilçe sınırlarında tespit edilen tüm yer adlarının yer aldığı bir indeks verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK EDEBİYATI TARİHİNİN ARŞİV KAYNAKLARI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22317</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22317</guid>
      <author>İsa IŞIK</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“ÂB-I HAYÂT’I ARAMAK, GÖNÜL TEKİN’E ARMAĞAN. (Yayıma hazırlayanlar: Ozan Kolbaş - Orçun Üçer). Yeditepe Yayınevi: 393, İstanbul , I. Baskı: Ağustos 2018. 921 s. ISBN: 978-605-2070-55-0.”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22465</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22465</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Bilal GÜZEL (hzl.) (2018). Kemiksiz-zâde Safvet Mustafa, NUHBETÜ’L-ÂSÂR FÎ-FERÂ’İDİ’L-EŞ’ÂR. AKDTYK Türk Tarih Kurumu Yayınları: IV/A-2-2.A Dizi-Sayı: 4. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. I. Baskı. 501 s. ISBN: 978-975-16-3567-9.”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22472</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22472</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ufuk Özdağ, Çevreci Eleştiriye Giriş, Doğa Kültür Edebiyat. Ankara: Ürün Yayınları. 2014. 174 s. ISBN: 978-605-4938-30-8</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22467</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22467</guid>
      <author>Koray ÜSTÜN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


