






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2018 Sayı Volume 13 Issue 16 </title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=376</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Cumhuriyet Döneminde Maraş’ta Yerel Basın (1923-1990)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21700</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21700</guid>
      <author>Erhan ALPASLAN, Yusuf TOMBUL</author>
      <description>Maraş’ta ilk gazete 1916 yılında yayımlanmaya başlayan Yenigün gazetesidir. Ancak Yenigün gazetesinin nüshaları günümüze ulaşmamıştır. Maraş’ta Kurtuluş mücadelesi döneminde yayınlanan gazete ise “Amal-i Milliye”dir. Amal-i Milliye’nin günümüzde tek nüshası bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulması ile beraber Anadolu’nun birçok yerinde Vilayet gazetesi adı altında gazeteler çıkarılmıştır. Türk Ocağı ve Halkevi gibi kuruluşlar Vilayet gazetelerinin çıkarılmasında öncü rol oynamışlardır. Bununla birlikte Maraş Muallimler Birliği de 1927 yılında mecmua yayınlamıştır. Maraş’ta Vilayet gazetesi 1933 yılında çıkarılmaya başlanmıştır. 1936 yılına gelindiğinde Maraş vilayet gazetesinin Halkevi tarafından yayınlanmaya başlandığı görülmektedir. Maraş Vilayet gazetesi 1948 tarihine kadar yayınlanmıştır. 1947 yılı ile birlikte Maraş’ta Engizek, Demokrasiye Hizmet ve Maraş Postası yayınlanmaya başlamıştır. Daha sonra bu gazeteleri diğer gazete ve dergiler takip etmiştir. Dergi olarak Edik ve Ardıç dergileri yer almaktadır. Daha sonra Demokrasiye Hizmet gazetesi çıkartılmıştır ve zaman içerisinde Maraş’ta çıkan gazete sayısında artış olmuştur. 1990 yılına kadar çıkan diğer gazetelerden bazıları; Çocuk Gazetesi, Yeni Çocuk Gazetesi, Maraş’ın Sesi, Maraş Postası, Kurtuluş, Hizmet, Halk Postası, Zaman, Hamle, Mehtap, Gonca, İnkılap, Memleket, Doğuş, Işık gibi gazetelerdir. Bunun dışında Maraş’ın İlçelerinde de gazeteler çıkartılmıştır. İlçelerde çıkan bu gazeteler ise; Göksun Yaylası, Elbistan Postası, Afşin’in Sesi, Pazarcık adları ile yayımlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Maraş’ta Dergi yayıncılığı pek nadirdir. Bu konuda ilk defa Maraş Muallimler Birliği tarafından 1927 yılında mecmua örnek olarak gösterilebilir. Daha sonraki yıllarda, Edik, Ardıç, 12 Şubat, Hamle, Çetem, Ede, 22.Gün, Dolunay, Uzunoluk gibi dergiler çıkartılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Memlûkler Dönemi Ulemâsından Ebü’l-Velîd İbnü’ş-Şıhne ve Timur İle Münasebeti</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21927</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21927</guid>
      <author>Esra ATMACA</author>
      <description>Memlûkler döneminde Halep’te doğup büyüyen, devrinin önemli ulemasından biri olan Ebü’l-Velîd İbnü’ş-Şıhne (749-815/1348-1412), Halep, Dımaşk, Kahire gibi şehirlerdeki hocalarından tahsil ettiği ilimleri talebelerine iletmekle beraber devrinin muteber Hanefî fakihlerinden biri olmuştur. Tarihe dair kayıtları bakımından da bir tarihçi olan İbnü’ş-Şıhne’nin ilmî yönüne ilaveten onu farklı kılan bir diğer yanı siyasî sahadaki faaliyetleridir. Memlûk emirleri arasında yaşanan isyanlardaki gönüllü veya gönülsüz tarafgirliği, Timur’un Halep’i istilâsında ulemâ ile yaptığı görüşmelerdeki konumu onun diğer alimlere nazaran farklı bir konumda olduğunu göstermektedir. Zira bu görüşmede Halep ulemâsını temsilen sorulan sorulara cevap veren İbnü’ş-Şıhne olmuştur. Timur ile aralarında geçen görüşmeleri Ravzü’l-menâzir’inde detaylarıyla aktaran İbnü’ş-Şıhne’nin bu kayıtları, fetih ve yönetim anlayışı ile İslâm diniyle ilişkisi yüzyıllardır tartışılan Timur’un âlimlerle yaptığı konuşmalara örnek teşkil etmesi bakımından önemlidir. Nitekim bu olayı aktaran çok az kaynak vardır. Timur’un hayatını konu alan Yezdî ve Şâmî’nin Zafernâme’leri bu hadiseyi hiç aktarmazken Timur aleyhtarı olarak bilinen İbn Arabşah ise birebir İbnü’ş-Şıhne’nin ağzından hadiseyi nakletmektedir. Dolayısıyla Ravzü’l-menâzir bu görüşmenin nakli için birinci elden ve en önemli kaynaktır. Timur, fethettiği diğer şehirlerde de yaptığı gibi Halepli alimlere bazı sorular yöneltmiştir. Onun burada üzerinde durduğu üç ana konu olmuştur. Birincisi savaşan iki taraftan ölenlerin (Halepliler ve Timur’un askerleri) hangilerinin şehit olduğu, ikincisi Hz. Ali, Mâviye ve Yezid’in durumu, üçüncüsü de Muâviye ve Yezid’in lânetlenmesinin caiz olup olmadığı konularıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TMT’nin Kuruluş Tarihi Hakkında Kktc’de Yanlış Oluşan Kamusal/Toplumsal Hafıza (İngiliz Arşiv Belgeleri Işığında)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21997</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21997</guid>
      <author>Mehmet BALYEMEZ</author>
      <description>Kıbrıs’taki İngiliz varlığı 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan Kıbrıs Konvansiyonu ile başlamıştır. İngiltere, bu tarihten itibaren Kıbrıs’taki yönetimini geçici olarak tesis etmiş ancak Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na Almanya safında katılmasını bahane ederek 5 Kasım 1914 tarihinde “ de facto” kararla adayı tek taraflı olarak ilhak etmiştir. İngiltere’nin bu “de facto” kararı 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla “de jure” olarak hukuki dayanağa kavuşmuştur. İngiltere, 10 Mart 1925 tarihinde Kıbrıs’ta sömürge yönetimini tesis etmiştir. Kıbrıs’ta ilk toplumsal şiddet olayı bu tarihten yaklaşık 6 yıl sonra 1931 yılı Ekim ayında yaşanmıştır. Kıbrıs Rumları, söz konusu tarihte sömürge yönetiminin vergi düzenlemesini bahane etmiş ve Enosis amaçlı isyan başlatmışlardır. Rumlar, Ekim isyanında sadece İngiliz sömürge yönetimini hedef almış, Kıbrıs Türk toplumuna yönelik herhangi saldırı girişiminde bulunmamışlardır. Kıbrıs’taki toplumsal saldırıların bir diğeri ise 1955 yılında olmuştur. Kıbrıs Rumları, Enosis amaçlı isteklerinin İngiliz sömürge yönetimi tarafından dikkate alınmaması karşısında sorunu 1954 yılı Aralık ayında Birleşmiş Milletler (BM)’e taşımış ancak orada da istediği sonucu alamayınca 1 Nisan 1955 tarihinde Kıbrıs’ta şiddet olaylarını başlatmıştır. Kıbrıs’taki şiddet olayları Haziran ayından itibaren Kıbrıs Türklerine de yönelmiştir. Kıbrıs Türk toplumu, kendisine yönelen şiddet olaylarından sonra öz güvenliklerini sağlamak amacıyla direniş örgütleri kurmuşlardır. Kıbrıs Türk direniş örgütleri 1955 yılından itibaren; Kara Yılan, Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği (KITEMB), Volkan, Yıldırım, 9 Eylül Cephesi ve Kara Çete adları altında kurulmuş ancak bu örgütler bölgesel düzeyde kaldıklarından dolayı Kıbrıs geneline yayılamamış ve etkili olamamışlardır. Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu Başkanı R.Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk Lisesi Mezunlar Derneği Başkanı Dr. Burhan Nalbantoğlu ve Türkiye Konsolosluğunda görevli Kemal Tanrısevdi bu etkisizliğin farkına varmışlar ve 1957 yılı Kasım ayında Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)'nı kurmuşlardır. TMT’nin 28 Kasım 1957 tarihinde yayımladığı ilk bildiride dağınık olarak kurulmuş olan diğer Kıbrıs Türk direniş örgütlerinin TMT çatısı altında toplandığı ilan edilmiştir. TMT bu tarihten itibaren 9 ay boyunca Kıbrıs Türk toplumunun güvenliğini tek başına sağlamış, 1958 yılı Ağustos ayından itibaren Türkiye’den gönderilen subayların denetimine girmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’de her yıl 1 Ağustos günü Toplumsal Direniş Bayramı ve TMT’nin kuruluşu olarak kutlanmaktadır. Ancak bu durum TMT’nin kuruluş tarihiyle çelişmektedir. Makalede TMT’nin gerçek kuruluş tarihi İngiliz belgelerinin de desteğiyle ortaya koyulmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kıbrıs Olaylarının 1958 Yılında Ulusal Ve Yerel Basına Yansımaları (Ulusal Basında Cumhuriyet Gazetesi - Yerel Basında Bugün Gazetesi)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21685</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21685</guid>
      <author>Arzu BOY</author>
      <description>Kıbrıs, sahip olduğu konumdan kaynaklı olarak bölgede söz sahibi olmak isteyen devletlerin dikkatini cezb etti. 1571’de Osmanlı hâkimiyetine geçene kadar Kıbrıs’ta çeşitli milletler hüküm sürdü. Kıbrıs, uzun bir süre Osmanlı hâkimiyetinde kaldıktan sonra Lozan Antlaşması ile İngiltere’ye ilhak edildi. 1925-1959 yılları arasında İngiltere’ye bağlı bir sömürge olarak yönetildi. Rumlar, bu süreçte adanın statüsünü değiştirmek ve Enosis amacıyla girişimlerde bulundu. 1954’te Yunanistan Hükümeti, Kıbrıs konusunu BM’ye taşıdı. Bu süreçten sonra Kıbrıs’ta Rumların taşkınlıkları hat safhaya ulaştı. 1960’lara kadar Rumların taşkınlıkları artarak devam etti. Konu araştırılırken yerel ve ulusal basından yola çıkıldı. Amaç olarak Kıbrıs olaylarının ulusal ve yerel basına nasıl yansıdığının ortaya çıkarılması hedeflendi. Ulusal basında Cumhuriyet gazetesi ele alınırken yerelde Kars basınından Bugün gazetesi incelendi. Çalışmada 1958 yılı baz alındı. Bunun sebebi Kıbrıs olaylarının özellikle EOKA terör örgütünün çıkardığı olayların bu yıl çok yoğun olmasıdır. EOKA, 1958 yılı ocak ayının başından itibaren Enosis’i gerçekleştirmeye çalıştı. Yılın son günlerine kadar bu davadan vazgeçmedi ve bölgede dehşet ortamı yaratarak bölge insanının huzursuz olmasına vesile oldu. İncelemeler esnasında Kıbrıs’ta meydana gelen olayların bütün çıplaklığı ile yansıdığı gazetelerde olaylar gün gün takip edilerek, bölgedeki Türk halkının içler acısı durumu ortaya çıkarılmaya çalışıldı.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kudüs ve Etnik Giysiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21911</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21911</guid>
      <author>Melahat ÇEVİK</author>
      <description>Kudüs Müslümanlık, Hristiyanlık, Yahudilik gibi büyük dinlerin kutsal mekânı olarak anılmaktadır. Bu dinlerin mezhep çeşitliliği de bu kutsal şehirde gözlemlenmektedir. Etkileyici bir doğa ve bu doğanın şartlarına uygun giyinen çeşitli etnik gruplar geniş bir giyim yelpazesi sunar. İnsan yaratıldığından beri örtünme ihtiyacı duymuştur, öncelikle doğa şartlarından korunmak için giyinmiştir. Kutsal dinlerin gelmesiyle birlikte kabul ettikleri dinin gerekliliğine göre ötünme kıstaslarını uygulamışlardır. Kudüs etnik giyim çeşitliliğini en yoğun göreceğimiz dünya üzerinde yegâne şehirdir. Değişime çok açık olmayan bölgelerde giyimdeki tarihsel süreci gözlemlemek mümkündür. Bu anlamda bu şehirde halk etnik giyimi yoluyla bölgesel geçmişlerini kültürel yapılarını belgelemektedir. Giyim özellikleri burada yaşayan halkın Müslüman, Yahudi ya da Hristiyan olduğu hakkında bilgi vermektedir. Kudüs içinde görebileceğimiz halklar çok çeşitlidir ve inanç turizmi nedeniyle ziyaretçiler bu çeşitliliğe daha da renk katar. Genel anlamada kişinin bir köylü veya şehirli oluşu ve mevsime bağlı çeşitlilik yanında yörenin çok kültürlü yapısından; geniş bir giyim tarzı ile karşılaşılmaktadır. Giyim yaşam standartlarına göre şekillense de, inanç biçimlerinin giyinmek üzerine büyük etkisi vardır. Giyinmek düşünmenin göstergesidir, doğada giyinen tek varlık insandır. Kutsal mekânlarda her birey kendi dininin gerekliliğine göre belirli günler ya da yaşamının bütünü için kıyafet seçer. Her dinin ibadet gerekliliği giyimine yansımakla birlikte genç nesilin daha çok kutsal günlerde bunu giymeyi tercih ettiği gözlemlenmektedir. Özellikle ziyaret saatlerinde; Camiler, Sinagog ve Kiliselerde çeşitli dinsel grupların giyim özellikleri incelemeye değerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Venedik Cumhuriyeti’nin İstanbul’daki Dragomanları ve Dil Oğlanlarının Emeklilik ve Azilleri (1562-1795)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21831</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21831</guid>
      <author>Volkan DÖKMECİYok</author>
      <description>Venedik Cumhuriyeti’nin İstanbul’daki Dragomanları ve Dil Oğlanlarının Emeklilik ve Azilleri (1562-1795) Volkan Dökmeci, Kırklareli Üniversitesi, Tarih Bölümü Araştırma Görevlisi, volkanyeditepe@gmail.com Özet Venedik Cumhuriyeti’nin İstanbul’daki tercüman çırakları en az on sene süren uzun bir eğitim sürecinden sonra dragoman olmuşlardır. Nitelikli bir dragoman olmak için ise bundan daha fazlası, belki 30-40 sene gerekmiştir. Yetenekli bir dragomanın mottosu “tecrübe”dir. Dragomanın tecrübesi İtalyanca, Latince, Türkçe, Arapça, Farsça ve Rumca gibi diller ve Slavca diyalektler hakkında bilgi sahibi olmaktan Osmanlı toplumu, gelenekleri, hukuku ve protokol kurallarıyla ilgili bilgiyi özümsemeye kadar uzanan çok geniş bir alanı kapsamıştır. Bu geniş sahada yaşlı ve tecrübeli dragomanların rolü dil oğlanlarına yol göstermek ve onların Venedik geleneklerini, Hıristiyan inancını ve Venedik Cumhuriyeti’ne olan sadakatlerini yitirip Osmanlı toplumunda kaybolmasını önlemektir. Bu görev tecrübeli dragomanların görev sürelerini uzatmış ve onların emekliliklerinin ertelenmesine sebep olmuştur. Gelenekleri, Hıristiyan kimlikleri ve sadakatlerini yitiren dil oğlanları ve dragomanlar ise Venedik Cumhuriyeti Otoriteleri tarafından azledilmişlerdir. Dragomanların emekliliğinin ertelenmesinin başka bir sebebi de diğer bir sebep Türkçe başta olmak üzere Doğu dillerinde, Venedik Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun karşılıklı politikaları, müzakere konuları, mevcut antlaşmalar ve meseleler gibi sahalarda istenilen düzeyde uzmanlaşmış dragomanların yeterli sayıda olmamasıydı. Osmanlı hukuk sistemini iyi bilen ve Osmanlı erkânıyla uzun vadede iyi ve sağlam ilişkiler kurmaya muvaffak olan dragomanların sayısı da azdı. Hastalıklar ve sağlık sorunları bile, ölümcül olmadıkları sürece, bu ertelemenin önüne geçemezdi.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Amasya’da İlk 19 Mayıs Bayramı Kutlamaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21921</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21921</guid>
      <author>Turgut İLERİ</author>
      <description>Milletlerin geçmiş yaşantılarında hatırlanması gereken bazı önemli gün ve olaylar vardır. Önemli olduğu kabul edilen gün ve olayların çeşitli etkinliklerle anılması, törenlerle kutlanması millet hafızasının canlı tutulmasını sağlar. Yapılan törenler, kutlama etkinlikleri toplumu oluşturan bireylerde birlik ve beraberlik duygularını artırır. Onlarda kendi milletine ait olma heyecan ve coşkusunu yaşatır ve geleceğe daha büyük bir idealle bakmalarına yol açar. Yakın tarihimiz kutlamaya ve anmaya değer olaylarla doludur. Bu olaylardan birisi de Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Samsun’a çıkmasıdır. Bu önemli olayın yaşandığı 19 Mayıs günü, 20 Haziran 1938 tarihinde kabul edilen “Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmiştir. Geçmişte ve günümüzde halkın aydınlatılması, bilinçlendirilmesi ve geçmişin hatırlanmasında bayram kutlamalarının önemli bir yeri olmuştur. Cumhuriyet’in ilanını takip eden yıllarda bayram tören ve kutlamalarının nasıl, ne şekilde yapıldığı, törenlere kimlerin katıldığı, ne tür hazırlıklar yapıldığı, sosyal ve kültürel etkileri ve halk üzerindeki oluşturduğu coşku ve heyecan o günlerin zor şartlarında önemli görülmüştür. Bu sebeple çalışmamızda milli bayram olarak kabul edilen 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramının Amasya İlinde gerçekleştirilen kutlamaları hakkında bilgi verilecektir. Bu çerçevede, törenlerde halka daha ziyade gençliğe verilen mesajlar ve anlatılmak istenenler ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Ayanları Üzerine Yapılan Çalışmalar (Tanzimat'a Kadar)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21816</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21816</guid>
      <author>Hamit KARASU</author>
      <description>Genellikle Osmanlı siyasi tarihinin bir parçası olarak ele alınan Osmanlı ayanları üzerine yapılan çalışmalar hatırı sayılır bir hacime ulaşmıştır. 30 yıl öncesine kadar yapılan çalışmalarda ayanlar çoğunlukla merkezi otoriteye direnen taşralı güçler olarak tasvir edilirken sonraki çalışmaların bazılarında ayanların merkezle olan uyumu vurgulanmıştır. Bu çalışmaların bazıları ayanların Osmanlı tarihindeki siyasal ve ekonomik yerini genel olarak ele alırken çoğu belirli bir ayan ailesi üzerine odaklanan vaka çalışmalarıdır. Bu çalışmaların büyük kısmı Türkçe ve bir kısmı İngilizce olarak yayınlanmıştır. Bununla beraber, Türkiye dışında kalan eski Osmanlı topraklarındaki Osmanlı Tarihi ile ilgilenen araştırmacıların dikkatini son yıllarda ayanlar ve ayanlık kurumu daha fazla çekmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak, yerel araştırmacıların kendi dillerinde ve İngilizce'de yaptıkları yayınların sayısı da artmaktadır. Ancak, dil engelinden dolayı bu literatür taramasına sadece Türkçe ve İngilizce çalışmalar dahil edilmiştir. Bu literatür taramasında Osmanlı taşra idaresinin yeni bir evreye girdiği Tanzimat Fermanı'na kadar ayanları ele alan Türkçe ve İngilizce çalışmaların kısa bir değerlendirmesi yapılacak ve ardından bu alanda yapılan tüm çalışmaların listesi verilecektir. Çalışmada Mısır ve Kuzey Afrika hariç olmak üzere tüm Osmanlı ülkesi ayanları üzerine araştırmaların tamamına yer verilmiştir. Araştırmalar kitaplar ve kitap bölümleri, tezler, bildiriler ve makaleler olmak üzere dört kısıma ayrılmıştır. Yazarın ulaşamadığı çalışmalar listeye dahil edilmemiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Ülkesine Abd Nüfuzu Yerleştirme Aracı: Tıbbi Misyonerlik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21798</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21798</guid>
      <author>H.Kadircan KESKİNBORA</author>
      <description>Kurulduğu 1776 yılından, 1898 yılına kadar Amerika kıtasında yayılmacı politika izleyen ABD, izlediği Monroe Doktrini ile bölgesel büyümesine gerekçe üretti. 19. yüzyıl boyunca yayılmacı politikasını, güçlü ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerle pekiştirerek dünyada çeşitli ülke ve bölgelere de misyonerler aracılığıyla nüfuz etti. Başlangıçta Osmanlı Devletiyle ticari açıdan ilgilenen Ame¬rika, ilişkilerin artmasıyla, Osmanlı’ya ilgisi ticaretin ötesine geçerek din, kültür ve siyaset odaklı gelişmeye başlamıştır. 1830’lu yıllardan itibaren, Osmanlı Devleti’ndeki Süryani ve Ermenilerin Protestanlaştırılması amacıyla Anadolu’ya giriş yapan ve misyonerlik faaliyetleri için birçok şehirde istasyon merkezleri kuran Amerikan (American Board of Commissioners for Foreign Missions-ABCFM) Protestan teşkilatı, Osmanlı Hristiyanlarını Protestanlaştırmak amacıyla kiliseler, okullar, hastaneler ve yetimhaneler gibi çok sayıda ve çok çeşitlilikte ku¬rumsal bir yapılanma gerçekleştirdi. Osmanlı Devleti’nin sağlık hizmeti verme¬kteki yetersizliği, misyonerlerin sağlık alanında faa-liyet göstermelerinde etkili oldu. Misyonerler, gezici sağlık hizmetleriyle başladıkları faaliyetlerine son¬radan açtıkları dispanserler ve hastanelerle devam ettiler. Sağlık hizmetlerinden yoksun kalmış Anadolu halkı, şifa ararken misyonerlerden gördükleri ilgi ve tedavi yardımı nedeniyle onlara müsmaha ve sempati gösterdi. Böylece rahat çalışma ortamına kavuşan misyonerler, özellikle Ermeniler, sonra Bulgar ve Rumlar üzerinde Osmanlı’dan ayrılmaları için propaganda yaptılar, uluslaşma çabalarına önemli desteklerde bulundular. Diğer yandan, tıbbi misyonerler, halkı dönemin modern tıp olanaklarıyla tanıştırdılar. Anadolu’nun özellikle doğusunda açtıkları klinik ve hastanelerde Müslümanlarla Gayrimüslimler arasında ayırım yapmadan hizmet verdiler. Sağlık sorunlarının çözümüne kısmen de olsa katkı yaptılar ve bazı sağlık kurumlarının kalıcı olmasına da vesile oldular. Misyonerlik faaliyetlerinin, ülkesinde bozgunculuğa meydan vermesini istemeyen yönetici, yukarıda özetlenen konularda halkına her türlü hizmeti adaletle sunmalıdır. Karşı propaganda ve istihbarat faaliyetleri konularını da dikkate almalıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kıbrıs Sorunu Tarihi Gelişimi (1950-1983)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21754</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21754</guid>
      <author>Mustafa KILINÇ</author>
      <description>Adanın ismini kına çiçeğinden aldığı söylenmekle beraber ada ismini adada bolca bulunan bakır madeninden aldığı ifade edilmektedir. Ada tarihte sayıları on beşi bulan devletler tarafından himaye altına alınmıştır. Ada Türkler tarafından 1571’de fethedilmiştir. İskân politikaları çerçevesinde Anadolu’da adaya Türkler yerleştirilmişlerdir. Ada hem kültürel yönden hem coğrafi açıdan Anadolu’nun en yakın parçasıdır. Osmanlı Devleti’nin 1877-1878 yılarında yaptığı Osmanlı Rus savaşından istifade eden İngiltere, adayı Osmanlıdan mülkiyeti Osmanlı’da kalmak şartıyla kiralamıştır. Fakat İngiltere 1.Dünya Savaşı sırasında tek taraflı olarak adayı ilhak ettiğini ilan etmiştir. Lozan Antlaşmasıyla adanın İngiltere kontrollünde olduğu kabul edilmiştir. Bu esnada adada bulunan Türklere çifte hak verilmiştir. Adadaki Türkler İngiliz vatandaşı olabileceği gibi Türkiye’ye de göç edebilirdi. Adanın İngiliz kontrolüne geçmesi Yunanistan’ı sevindirmiştir. Zira adanın sonunda megali idea doğrultusunda Yunanistan’a bağlanacağı umudu artmıştır. Lozan’la beraber Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet olmuşlardır. Adada huzursuzluklar artınca 1959-1960 yıllarındaki görüşmeler sonucu adada Cumhuriyet dönemi başlamış fakat adadaki cumhuriyet çok kısa ömürlü olmuştur. Adada hakimiyet kurmaya çalışan Rumlar Türkleri yok sayarak adada tek başına devlet ideali oluşturmuş bu uğurda adadaki Türkleri yok etme planları yapmışlardır. Adadaki katliamda yüzlerce Türk’ü şehit etmişlerdir. Türkiye bu olumsuz gelişmelerin akabinde garantör devlet hakkını kullanarak 1974 de adaya müdahale etmiş ve bugünkü Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin temelleri atılarak adada 1983 yılında bağımsız Türk devleti kurulmuş fakat bu devleti tek tanıyan Anavatandaki kardeş devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Telgraf Mühendisleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21756</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21756</guid>
      <author>Merve Ayşegül KULULAR İBRAHİM</author>
      <description>Osmanlı Devleti’nde dönemin özellikle sanayi devriminden itibaren hızlı ve çarpıcı bir şekilde gelişmişlik düzeyine erişen Avrupa ülkelerinde daimi elçilikler kurulmuştur. Böylece ülke içerisindeki her türlü değişme ve gelişmeden haberdar olunması amaçlanmıştır. Bu şekilde devinimlerin olumlu sonuçlanması yahut olumlu sonuçlanabileceğinin öngörülmesi halinde Osmanlı içerisinde de o yönde devinimler yapılması planlanmıştır. Telgraf da Avrupa ve Amerika’da kullanılan ve Osmanlı’nın yakından takip ettiği bir yeniliktir. O zamana kadar ulaklar vasıtasıyla sağlanan ve aylar süren iletişimi saniye gibi zamanın oldukça küçük bir anına indirmeyi başaran telgraf iletişimdeki kırılma noktasıdır. Uzun mesafeler arasında kısa sürede iletişimin gerçekleşmesini sağlayan telekominikasyonda çığır açan bir yenilik olarak telgraf Osmanlı’nın yenilikçi politikasında hemen kabul görmüş ve kısa sürede uygulamaya konmuştur. Öyle ki bu alanda eğitimin sağlanması için yurt dışından uzmanlar getirtilmiştir. Ardından telgraf eğitiminde altyapısı oluşturulan öğrencilerin Paris’e telgraf mühendisi olarak eğitim almaları sağlanmıştır. Bu öğrencilerin uzmanlaşarak ülkelerine geri dönüp eğitim vermelerini öngören bir politika izlenmiştir. Bu makalede süreç, Osmanlı’nın telgraf aletinden nasıl haberdar olduğundan başlayarak değerlendirilecektir. Osmanlı’da telgraf eğitiminin nasıl verildiği kurumlar bazında alt başlıklar ile incelenecektir. Paris’e ilk gönderilen öğrencilerden olan bir bilim tarihçisi Salih Zeki Bey’in örnek olarak ele alınması ile Paris’e öğrenci gönderilmesi konusu telgraf eğitim politikası olarak analiz edilecektir. Tüm bu gelişmelerle birlikte bazı olumsuzlukların da yaşandığının bir temsili olarak telgrafhane grevlerinden bahsedilerek konu olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı’da Vasîlik Kurumu: Konya Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21755</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21755</guid>
      <author>Hüseyin MUŞMAL, İrem GÜRBÜZ</author>
      <description>Yetim, öksüz, hasta, yaşlı, mecnûn ve müsrif gibi ehliyetsiz kişiler, hayatlarını idame ettirebilmeleri, haklarından faydalanabilmeleri ve zor duruma düşmemeleri için hukukî ve malî temsile ihtiyaç duymaktadır. İslâm hukukunda himâye edilmesi zorunlu kılınan ve hakları üzerinde ehliyet sahibi olmayan bu kişilere genel olarak hacir denilmektedir. Çalışmamızın hazırlanmasında, Osmanlı döneminde vesâyet altındaki hacirler ile ilgili Konya Şer’iyye Sicilleri’ne yansıyan çeşitli tutanaklardan faydalanılmıştır. Öncelikle, 1640-1740 yılları arasına tarihlenen sicillerdeki örneklerden yetimler, öksüzler ve gözetime muhtaç olan diğer hacirlerin bakımı, muhafazası ve ihtiyaçlarının karşılanması hususunda nasıl bir yöntem izlendiği sorgulanacaktır. Ayrıca Osmanlı’da vasîlik kurumunun incelenmesi amacıyla; “Osmanlı vesâyet uygulaması, İslâm hukukundaki uygulamadan farklı mıdır? Bu dönemde hacirlerin korunması aileye mi, devlete mi aittir? Haciri koruyacak olan kişi veya kurumun hangi özelliklere sahip olması gerekir? Muhafaza ile görevli kişilerin yükümlülükleri nelerdir? Hangi şartlarda kişi, korunma altına alınır? Hacirin, bakım ve gözetimi süresince masrafları nasıl karşılanır?” gibi sorulara cevap aranacaktır. Bu soruların cevaplanması amacıyla fıkıh kitapları, fetvâ kitapları, ayet ve hadislerden istifade edilerek şer’iyye sicillerinde yer alan örneklerle uygulamanın ne olduğu, teorideki ve pratikteki durumunun nasıl olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Niğde Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Kuruluşu Ve Faaliyetleri (1912-1929)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21988</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21988</guid>
      <author>İbrahim ÖZTÜRK</author>
      <description>ÖZET Dünya’da ilk örgütlü yardım kuruluşu olan Kızılhaç, savaşlarda yaralanan askerlerin tedavisini sağlamış ve savaş alanının gerisindeki sivil halka önemli yardımlar yapmıştır. Kızılhaç’ın yapmış olduğu olumlu etkiler üzerine Osmanlı Devleti’nde de Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti 14 Nisan 1877 tarihinde kurulmuştur. 1877-79 Osmanlı-Rusya ve 1897 Osmanlı-Yunanistan Savaşlarından sonra iki defa faaliyetlerine ara veren Hilal-i Ahmer Cemiyeti, II. Meşrutiyet’in ilanından itibaren aralıksız olarak çalışmalarını sürdürmüştür. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’un dışında da teşkilatlanmaya başlayan Hilal-i Ahmer Cemiyeti, vilayetlerde Hilal-i Ahmer merkezleri, kazalarda ise Hilal-i Ahmer şubeleri adı altında açılmıştır. Niğde Hilal-i Ahmer Cemiyeti de 1912 yılında kurulmuş ve bu tarihten itibaren yardım faaliyetlerine başlamıştır. Niğde Hilal-i Ahmer Cemiyeti topladığı bağış ve yardımlar ile afetzedelerin yanında olmak, Milli Mücadele Döneminde ordunun ihtiyaçlarını karşılamak, Lozan Antlaşması’ndan sonra gerçekleştirilen nüfus mübadelesinde muhacir ve göçmenlerin ihtiyaçları ve sağlık sorunları ile ilgilenmek gibi farklı birçok konuda hizmet vermiştir. Araştırmanın konusunu Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet İdaresine miras kalan Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Niğde merkezi ve şubelerinin faaliyetleri oluşturmuştur. Çalışmanın ana kaynağını Kızılay Arşivi’nde bulunan belgeler oluşturmuştur. Ayrıca araştırma ve inceleme eserler de incelenmiştir. Elde edilen bilgi ve belgeler ışığında Niğde Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin kuruluşu, yöneticileri, bütçeleri ve yapmış olduğu yardım faaliyetleri açıklanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Antik Roma Yazıtlarındaki Atila İsmi Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21739</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21739</guid>
      <author>Mehmet Bülent ŞENOCAK, Aslı KAHRAMAN ÇINAR</author>
      <description>Avrupa Hun imparatoru Atila Asya ve Avrupa topraklarında askeri ve siyasi mücadeleler vermiş önemli bir tarihi şahsiyettir. Türk cihan hâkimiyeti düşüncesi ile yola çıkan Atila, Avrupa kıtasının büyük kısmını ele geçirmiş olan Roma ile mücadele etmiştir. Başarıları ile Avrupa tarihini derinden etkileyen Atila’nın ismi ve isminin anlamı üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu makale de Atila isminin kökeni üzerine olup, çalışmada Atila adının kökeni geniş bir şekilde incelenmiştir. Bütün Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde günümüze ulaşan Latince mezar stelleri, onur yazıtları, adak stelleri yazıtları gibi yazıtlar üzerinde çalışılmıştır. İsmin Atila olarak yazılışı ve farklı şekillerinin bulunduğu yazıtlardan en eskisi M.Ö. 1. yy’a tarihlendirilirken M.S 1., 2. ve 3. Yy’a kadar farklı tarih aralıklarındaki yazıtlara da rastlanmaktadır. Atila isminin kökeni üzerine yoğunlaşan çalışmada ismin nereden geldiği sorusu merkeze alınmıştır. Yüzlerce belge üzerinde yapılan çalışma ile Atila adının onlarca farklı yazılış şekline rastlanırken ismin sonuna gelen ekler ile de kazandığı birden çok anlama ulaşılmıştır. Bu farklı isim ve anlamlar Atila isminin Roma sınırları içerisinde kullanılan bilinen bir sıfat, bir vurgu ifadesi, bir başarı karşısında verilmiş önemli bir unvan olarak da düşünülebilir. İsmin kökenine dair çok bilinenler dışında hiç bilinmeyen farklı şekilleri ve bu şekillerin geldiği anlamlar da makalenin üzerinde durduğu temel temalar olarak çalışmanın merkezinde yer almaktadır. Bu farklı isim ve anlamlar Atila isminin Roma sınırları içerisinde kullanılan bilinen bir sıfat, bir vurgu ifadesi, bir başarı karşısında verilmiş önemli bir unvan olarak da düşünülebilir. İsmin kökenine dair çok bilinenler dışında hiç bilinmeyen farklı şekilleri ve bu şekillerin geldiği anlamlar da makalenin üzerinde durduğu temel temalar olarak çalışmanın merkezinde yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Çok Partili Hayata Geçiş Süreci Demokratikleşme Çabalarının Kürt Sorununa Etkisi (1945-1950)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21786</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21786</guid>
      <author>Fuat UÇAR</author>
      <description>Türkiye’de çok partili hayata geçiş İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan iç ve dış koşulların etkisi altında meydana gelmiştir. Demokratik hayat için zorunlu hale gelen bu gelişme hem içerde hem de dışarıda hükümet tarafından yeni politikaların uygulanmasını gündeme getirmiştir. Bu süreç aynı zamanda Türk demokrasi tarihinde demokratikleşme yönünden yeni bir dönemi başlatmıştır. Türkiye’nin çok partili hayata geçiş sürecinde tek parti döneminde gücü büyük oranda zayıflayan ağaların ve şeyhlerin nüfuzları yeniden artmaya başlamıştır. Bu durum aşiretlerin devlet ile işbirliğinin önünü açarak yeniden güçlenmelerine zemin hazırlamıştır. Bu yöndeki popülist politikalar, Kürt sorununa yönelik olarak daha sonraki dönemlerde uygulanacak politikalara da kaynaklık etmiştir. Bu dönemde sadece iktidar partisi CHP’nin politikalarında bir değişim olmamış, yeni kurulmasına rağmen DP’nin de bu konuda önemli söylem ve politikaları olmuştur. Bu çalışmada ile çok partili döneme geçiş sürecinde ve demokratikleşme kapsamında Kürt sorununa yönelik uygulanan politikaları ve bu politikaların etkilerinin incelemesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı’da Kahve, Kahvehane Kültürü Ve Bir Kurumsallaşma Hikâyesi: Kurukahveci Mehmet Efendi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22015</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=22015</guid>
      <author>Benan YÜCEBALKAN, Yağmur YURTSEVER</author>
      <description>Kahve Arap asıllı bir sözcüktür ve orijini, vatanı Habeşistan'da fidan boyundaki yeşil ağaçların meyvesi olarak yetiştirilen bölgenin eskiden “Kaffa” olarak adlandırılmasına dayanır. Zamanla Türkçe'de “kahve” olarak yerini alan sözcük, dünyanın hemen hemen her yerinde “kaffa”ya yakın bir sözcüktür. Osmanlı toplumu 1884-1885 yıllarında topraklarından ayrılan bir eyalette keşfedilen bu bitkiyi İstanbul’a taşımış, kahveyi kendi kültürüyle harmanlamış, hem kendine özgü bir kahve oluşturmuş hem de kendi kültürünü kahve etrafında yeniden biçimlendirmiştir. 19. yy.’da Türk kahvesi çoğunlukla çiğ çekirdek olarak satılmakta, evlerde tavada kavrulduktan sonra el değirmenlerinde çekilmekte ve içilmektedir. 1871 yılında Mehmet Efendi, Türk kahvesini ilk kez kavurup öğüterek Türk toplumuna sunan kişi olarak bilinir ve bir süre sonra “Kurukahveci Mehmet Efendi” lâkabıyla anılır. Osmanlının 1820-1913 iktisadi dönemi olan Kurukahveci Mehmet Efendi’nin kuruluş döneminin karakteristiği, dış ticarete ve yabancı sermayeye açılan tarım ağırlıklı Osmanlı ekonomisinin hâkim olmasıdır. Şirketin kurumsallaşma ve markalaşma süreci ise, iki dünya savaşı ve dünya bunalımını içeren erken Cumhuriyet döneminde başlar. İkinci Dünya Savaşı sonrası 1950-1980 döneminde kurumsal kimlik çalışmalarına ağırlık veren şirket, 1980’lerden başlayarak günümüze dek süren neoliberal politikalar ve küreselleşme döneminde ise uluslararasılaşarak dünya markası konumuna ulaşır. Kurukahveci Mehmet Efendi, endüstrileşmedeki yenilikleri uygulamasıyla ve toplumdaki geniş kahve kültürünün gücüyle yüzyıllar boyunca ayakta kalmış, bugün hâlâ Türk kahvesi dendiğinde akla ilk gelen marka olarak yaşamını sürdürmekte, kahve sektöründe sürekli büyüyen bir şirket olarak tüm dünyada Türk kahvesini tanıtmaktadır. Araştırmanın amacı; Osmanlı’dan günümüze hayatta kalmayı başarmış, aile şirketinden gelerek markalaşan ve dünyaya Türk kahvesini tanıtma misyonu üstlenmiş bir şirketin kurumsallaşma hikâyesini fonda yer alan modernleşme paralelinde araştırmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Trabzon Şeriy'ye Scillerindeki Dokuma Ürünleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21915</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21915</guid>
      <author>Hüsnü YÜCEKAYA</author>
      <description>Batıda üretim araçlarındaki dönüşüm karşısında Osmanlı üreticilerinin gösterdikleri refleks hâlâ gizemini korumaktadır. Sanayi İnkılabının ilk gözlemlendiği saha dokuma endüstrisidir. Yürütülen çalışma kapsamında, Osmanlı dokumacılığı, Trabzon sicillerindeki örnekler bağlamında incelenmiştir. Bu çerçevede Trabzon’da üretilen kumaşlar, bu kumaşların zaman içindeki kullanım oranları, ithal dokuma ürünleri ve oranları, ev tekstili ve kıyafet türleri ile dokuma işkolundaki bir kısım unsurlar tespit edilmiştir. Bütün bu belirlenen hususlar 1630- 1884 yılları arasında şehrin yerel dokuma üretimini ve diğer merkezlerden getirilen ürünlerin profilini genel olarak ortaya çıkarmıştır. Yürütülen çalışma ekseninde dokuz sicilde yüzlerce tereke incelenmiştir. Bu terekelerde toplamda 87 çeşit kumaş tespit edilmiştir. Tespit edilen kumaşların alt türleri de eklendiğinde 155 çeşit kumaş belirlenmiştir. En çok tespit edilen kumaşlar: keten, çuha, basma, peştamal , şal, ve çarşaf kumaşlarıdır.Çit, çuha ve basma kumaşları ise Trabzon'da en çok tercih edilen kumaşlardır.1630 yılından itibaren, 1836 yılına kadar en yoğun, çuha ve çit kumaşları kullanılırken basma kumaşına terekelerde hiç rastlanmamıştır. Basma kumaşı 1830'lu yıllardan itibaren ivmesi artan bir oranla tespit edilmeye başlanmıştır. 1860 yılına gelindiğinde ise kullanılan kumaşların geneli, basma kumaşı olmuştur. Keten kumaşının diğer bazı şehirler ile kıyaslandığında Trabzon’da daha yoğun kullanıldığı anlaşılmaktadır. Trabzon şehri özelinde, 1800-1850 yılları arasında kumaş çeşitliliği açısından bir genişleme olduğu görülmüştür. Bu durumun muhtemel nedeni, dokuma endüstrisindeki ilerlemelerin, Trabzon şehrine yansıması ile ilgilidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


