






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2018 Sayı Volume 13 Issue  2 </title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=367</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Bir Din Sosyologunun Portresi: Prof. Dr. Ünver Günay</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21170</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21170</guid>
      <author>Abdulvahap TAŞTAN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Örnek Bilim Adamı Hocam Prof. Dr. Ünver Günay ve ‘Din Sosyolojisi’ Eseri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20820</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20820</guid>
      <author>Ali COŞKUN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Prof.Dr. Ünver Günay ve Genç Din Sosyologlarına Yaklaşımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21290</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21290</guid>
      <author>Mehmet Ali KİRMAN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’nin İlk Din Sosyolojisi Doktorlarından Ünver Günay’ın Bir ‘Sunuş’ Yazısı Ve Mehmet Râmi Ayas Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21430</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21430</guid>
      <author>Adem EFE</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Ünver Günay’ın Hayatı, Eserleri ve Türk Din Sosyolojisindeki Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21477</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21477</guid>
      <author>İsmail GÜLLÜ</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Küreselleşme Bağlamında Türkiye’nin Rol Modelliği: Ortadoğu Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21419</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21419</guid>
      <author>Özcan GÜNGÖR, Behlül TOKUR</author>
      <description>Küreselleşme toplumların sabitelerini, toplumsal ve kültürel yapılarını ve elbette dini anlayış ve uygulamalarını yeniden sorgulamayı zorunlu hale getirmektedir. İlgili bütün kurumların sahip olduğu tehdit, zorunluluk ve avantajların yerinde değerlendirilmesi durumunda küçük toplulukların dahi pek çok imkânla her alanda etkili topluluklar olma imkânı vardır. Küreselleşme bir yönüyle kurumları daha gevşek bir örgütlenmeye iterken, din daha çok bireyselleşen bir figür olarak bireylerin hayatlarında etkin olmaya devam etmektedir. Türkiye, bu konuda sahip olduğu demokratik kültür ve siyasal tecrübesiyle Ortadoğu ülkeleri için küresel avantajlara sahip görünmektedir. Aynı zamanda Türkiye'nin sahip olduğu irfan geleneği ve formel eğitim kurumları eliyle inşa ettiği dini zihniyet modern dünyada referans olabilecek imkanlara sahiptir. Türkiye'nin tarihten tevarüs ettiği özellikle kültürel alandaki özgürlükçü, şeffaf ve birlikte yaşama tecrübesine sahip oluşu Ortadoğu toplumları için cazibe olabilmektedir. Türkiye'nin devlet politikası anlamında olmasa da küreselleşmenin ruhu gereği bireysel tecrübe ve imkânlarla Türkiye'nin insan kaynakları ve bu kaynakların kültürel ve dini alanda taşıdığı zihniyet, Ortadoğu'nun gelecekte küreselleşme sürecinde daha aktif rol almalarına yardımcı olabilecek imkânlara sahip görünmektedir. Bu bağlamda çalışma Türkiye'nin sahip olduğu kültürel zihniyet ve dini kurumlarının küreselleşme bağlamında Ortadoğu'da ne gibi imkân veya tehditler barındırdığını yoklama amacındadır. Bu amaca bağlı olarak Türkiye'nin sahip olduğu kültürel zihniyet ve dini kurumların küresel karşılaşmada Ortadoğu'da ne gibi sınanmalarla evrenselleşip yaygınlaşma imkânına sahip olduğu anlaşılmaya çalışılacaktır. Nihayet çalışma, Türkiye'nin geldiği noktada sahip olduğu demokratik ve çoğulcu kültür yapısı ve bu yapının mücessem kurumsal halleri olan İmam-Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurumsal yapısı ve toplamda bu yapının oluşturduğu şeffaf, irfan geleneğine sahip, bireysel dindarlığı inşa edebilen imkânlar ve dini grupların devletle olan mesafeli ilişkilerini ele alma amacındadır. Bunun yanında demokratik kültür, üretkenlik, siyasal yapılanma, bireycilik ve birlikte yaşama tecrübesi bağlamında Türkiye’nin küresel değerlerle olan etkileşiminin Ortadoğu toplumları için model olma imkanı yoklanılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sekülerleşen Toplumda Bireyselleşen Aile</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21426</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21426</guid>
      <author>İhsan ÇAPCIOĞLU</author>
      <description>Türk toplumunun kısmen muhafazakâr, kısmen seküler bir karakter arz etmesi, onun modern-muhafazakâr denilen melez bir karaktere sahip olduğunun göstergesidir. Bu durum, sekülerleşmenin bütün toplumlarda düz bir çizgide ilerlemediğinin ve toplumdan topluma değişen kendine özgü bir niteliğe sahip olduğunun da bir kanıtıdır. Bu makalede, sekülerleşen toplumda özellikle aile değerlerinde gözlemlenen değişim ve bu değişimin sonuçları üzerinde durulmaktadır. Geleneksel değerlerle inşa edilmiş geniş ailelerde, rol paylaşımlarının belirginliği, tecrübeler, birlikte yaşama kültürü ve inançlar belli bir aile düzenini oluşturmaktaydı. Sanayi devrimi sonrasında yaşanan gelişmelerin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan çekirdek aile modeli ise, mevcut kültürün bir kısmını bünyesinde taşısa da, bireyselliğin gittikçe belirginleşen karakteri nedeniyle bir takım sorunları beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, aile içi şiddet, geçimsizlik, eşler ve çocukların duygusal ve davranışsal problemleri, iletişim sorunları, anlaşmazlık ve uyuşmazlıklar, eşler arası tahammülsüzlük ve ekonomik özgürlük gibi durumların ülkemizde de boşanma oranlarının artmasına ve aileye alternatif yaşam modellerinin ortaya çıkmasına neden olduğu görülmektedir. Sağlıksız aile ortamları ve artan boşanma oranlarıyla birlikte sorunlu çocuk sayısının çoğalması ve bu durumun doğurduğu yeni problemler de aile yapımızda çözüm bekleyen bir başka sorun alanını oluşturmaktadır. Genç nüfusun alkol ve sigaranın yanı sıra, uyuşturucu madde kullanımı gibi bağımlılıklar geliştirerek zararlı alışkanlıklara yönelmesi, aile ortamından gittikçe uzaklaşmasını beraberinde getirmektedir. Ayrıca bu durum, aile içi huzursuzlukları ve çatışmaları tetikleyerek gençlerin aile değerlerinden uzaklaşmalarına zemin hazırlamaktadır. Bu göstergeler ülkemizde aile değerlerinin giderek aşındığını ve ciddi bir değer dönüşümünün yaşandığını düşündürmektedir. Ancak Dünya Değerler Araştırması’nın 2010-2014 yılları arası verileri incelendiğinde, Avrupa ve Kuzey Avrupa ülkelerinin aksine Türkiye’nin, hala aile değerlerine en çok önem veren ülkeler arasında yer aldığı anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Din Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Problemler ve Öneriler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21166</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21166</guid>
      <author>Harun GÜNGÖR</author>
      <description>Tarihin en eski milletlerinden biri olan Türkler, yüzyıllar içerisinde farklı dinler benimsemiş, farklı coğrafyada çeşitli kültürlerle etkileşime girmiştir. Türkiye’de ve dünyada çeşitli çalışamalar yapılmakla birlikte, Türklerin din ve kültür tarihi yeteri kadar araştırılmamıştır. Türk din tarihi araştırmaları esnasında karşılaşılan birtakım problemler bulunmaktadır. Türklerin tarihiyle ilgili kaynak eserlerin dilleri zamana göre, mensup olunan dine ya da yaşanan coğrafyaya, komşu olunan devletlere göre değişiklik gösterir. Bu minvalde Çince, Farsça, Arapça dillerinde kaynaklar bulunmaktadır. Türk din tarihi araştırmalarında Türklerin eski inanışlarının doğru bir şekilde adlandırılması meselesinin üstünde önemle durmak gerekmektedir. Bu anlamda Şamanizmin ne olduğu, Türk din tarihinde nasıl yer aldığı doğru bir şekilde tespit edilmelidir. Türkler her zaman tek, yüce bir varlık olan Tanrı’ya inanmıştır. Problem, merkezinde Tanrı’nın yer aldığı bu dinin nasıl isimlendirilmesi gerektiğidir. Bu dine “eski din” demek de dini tarihi bir fenomen olarak görmenin tezahürüdür ve yanlıştır. Türk din tarihi araştırmalarında mezarların ve kutsal mekanların incelenmesiyle önemli veriler elde edilebilir. İnançların üst üste bindiği ya da kesiştiği inançların toprağa, yaşadığı yurda nasıl yansıdığını, mevcut alanların isimlendirilmesinde ne tür bir rol oynadığını bilmek de gerekmektedir. Araştırmacıların doğru konu seçiminde yaşadığı sıkıntılar, birbiriyle koordinasyon eksikliği ve araştırılan ülkenin dilini bilmemeleri de çözülmesi gereken problemlerdendir. Çalışmada bu problemler ayrıntılarıyla ele alınacak, problemlerin çözümü için önerilere yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyolojik Metodolojinin Ontolojik ve Epistemolojik Temelleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21293</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21293</guid>
      <author>Kemaleddin TAŞ</author>
      <description>Sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak ortaya çıkışından günümüze kadar geçen gelişim sürecinde “sosyoloji” ve “metodoloji” kavramları, birbiriyle iç içe geçmiş bir şekilde gündeme gelmiş ve sürekli tartışma konusu olmuştur. Sosyolojinin bağımsız bir bilim dalı olmasını sağlayan unsurun da onun metodolojisi olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Çünkü sosyolojiye özgünlüğünü veren ve onu başta felsefe olmak üzere diğer bilim dallarından ayıran husus, sosyolojinin toplumsal olay ve olguları araştırmada kullandığı yöntemlerinin farklılığı, diğer bir ifadeyle sosyal gerçekliği ele alış tarzıdır. Bu bağlamda sosyolojik geleneklerin ayrışmasında da ontolojik ve epistemolojik sayıltılar kadar etkili olan diğer bir faktör de metodolojik yaklaşımlardır. Aynı şekilde, ana sosyolojik paradigmaların altında yer alan sosyal teorilerin, diğer bir deyişle inşâ edilen sosyolojik kuramların birbirinden değişik yollarda ilerlemesinin temel nedeni de onların “sosyal”i araştırma yöntemlerinin, yani metodolojilerinin farklılaşmasıdır. Dolayısıyla hem genel olarak paradigmatik düzeyde ve hem de ona bağlı olarak sosyal teori düzeyinde metodoloji, oldukça belirleyici bir etkiye sahiptir. Sosyolojik metodolojiyi sağlıklı bir şekilde anlamak için de, atılması gereken ilk adım ve başvurulması lazım gelen ilk kaynak “sosyal bilim paradigmaları”dır. Çünkü sosyolojik metodolojiye rengini veren temel saik, paradigmalardır. Paradigmalar ve onların temel kabulleri bilinmeden, sosyolojik metodoloji, doğru bir şekilde anlaşılamaz ve uygulanamaz. Sosyal bilimler alanında köklü bir geçmişe sahip olan ve günümüzde de varlık ve etkilerini sürdüren iki ana gelenekten bahsedebiliriz: Pozitivist Paradigma ve Anlayıcı Paradigma. Sosyal bilimlerdeki metodolojik yönelimlerin kaynakları da bu bilim paradigmalarının ontolojik ve epistemolojik sayıltılarına dayanmaktadır. Makelede, sosyal bilimler alanındaki bu iki ana damarın hangi temel esaslar üzerine oturduğunu, genel bir çerçeve içerisinde ortaya koyma ve özellikle de bu iki geleneğin metodolojik yaklaşımları ele alınmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda metinde, sosyolojik metodolojinin dayandığı ontolojik ve epistemolojik temeller doğrultusunda araştırma stratejisinin belirlenmesi ve kullanılan yöntemlerin hangi paradigmanın ürünü olduğu üzerine bilgi sahibi olmanın gerekliği üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Değer Bağlılığı ve Suç</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20837</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20837</guid>
      <author>Celal TÜRER</author>
      <description>Bir eylemin gerçek anlamı ancak öznenin yaşadığı ethos kavramı etrafında şekillenmektedir. Bir kültürün ya da bir topluluğun hayat anlatısının başladığı yerde tarihsel olarak oluşturulmuş belli pratikler ve gelenekler içerisindeki ruhu ya da varoluşu ifade eden ethos, eylemlerimizin anlam ve nedenlerini ortaya koyan değerler zeminini temsil eder. Bu zemin aynı zamanda kişinin kendisini inşa ettiği değerler alanı olarak tezahür eder. Bu alana ya da değerlere bağlılık taklit, hikâyeleştirme ve duygudaşlık ile kolaylaşır; esneklik ve özgürlük ile yaygınlaşır. Bu noktadan hareketle eylemlerin oluşmasında değerlerin merkezi bir rolü olduğu söylenebilir. Birey kendi önceliklerini değerlendirirken, her daim kaynağını değerlerden alan bir ölçüye ihtiyaç duyar. Bu noktada değerler, bireyin iyi hakkındaki öznel düşüncelerini barındıran ve ideal olanı, yani bir insanın nasıl olmak istediğini ifade eden ölçütler sunar. Eylemler doğrudan değerlerden dolayı gerçekleşmez. Aksine eylem kişinin değerleri doğrultusunda hangi durumda nasıl davranacağını yaratıcı bir şekilde oluşturmasıyla gerçekleşirler. Bu husus bireyin kendi varlığının, yani benliğinin farkına vardığı yerde değerleri üzerinde düşünmeye başladığını ve değerlerin daima bireyin içsel yolculuğunda ortaya çıkacağını açımlar. Bu makale, değerler alanı ve değer bağlılığının eylemleri oluşturmadaki rolünü vurgulayarak, suç eylemlerini değerlendirmemize bir anlama ufku sağlamayı hedefler</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eşlerin Dinsel Algı ve Yaşayışına Göre Evlilikte Dindarlık ve Maneviyat Huzur mu, Kusur mu?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21272</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21272</guid>
      <author>Asım YAPICI</author>
      <description>Hemen hemen her din, teklif ettiği insan ve toplum modeliyle mensuplarının fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığını korumayı ve geliştirmeyi hedefler. Bu bağlamda dinlerin evlilik ve aile hayatını da düzenlemeye gayret ettiğini görmekteyiz. Özellikle eş seçimi, eşlerin birbirleriyle ilişkileri, cinsellik, evliliği sürdürme ve sonlandırma gibi hususlarda va’zedilen emir ve tavsiyeler bu kapsamda ele alınabilir. Buradan hareketle ilkesel olarak dinlerin aile ortamında yaşanan çeşitli sorunlara karşı hem koruyucu hem de çözüm üretici bir rol üstlendiğini söylemek mümkündür. Ancak dinin bireyle buluşması olarak ifade edebileceğimiz dindarlık ve maneviyat söz konusu olunca durum değişebilmektedir. İşte bu çalışma eşlerin dindarlık ve maneviyat algısı başta olmak üzere dinî yaşayış biçimleri, dinî kimlikleri ve dünya görüşlerinin evlilik hayatını nasıl ve ne yönde etkilediğini anlamaya çalışmaktadır. Araştırmanın temel problemi “modernlikten postmodernliğe doğru evrilen dünyada eşlerin dindarlık ve maneviyat düzeyleri evlilik hayatının huzurlu olmasına, sorunların çözülmesine ve boşanmaların önlenmesine destek sağlayabilir mi? sorusudur. Çalışmaya Adana’da ikamet eden 37 kişi katılmıştır. Bunların 17’si evli, 9’u boşanmış, 11’i bekârdır. Tamamı yüksek öğretim mezunu olan katılımcıların yaş aralığı 23-42’dir. Yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile toplanan veriler önce gruplandırılmış daha sonra anlayıcı geleneğe bağlı olarak yorumlanmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre eşlerin dindarlık ve maneviyatla ilişkisi evlilik ortamına üç şekilde tesir etmektedir: Birincisi, dindarlık ve maneviyat eşler arası sorunları önleme ve çözmede olumlu bir role sahiptir. İkincisi dindarlık ve maneviyat, eşler arası sorunları çözmede durumsal ve bağlamsal olarak devreye girmektedir. Üçüncüsü ise postmodernleşme sürecinde dindarlık ve maneviyatın bireyler üzerindeki etkisi gittikçe azalmakta, imanın hazzı yerini dünyanın hazzına bırakmaktadır. Elde edilen bulgular üniversite mezunları açısından değerlendirilecek olursa şu tespitleri yapmak mümkündür: Dindarlık ve maneviyat, aile ortamında tezahür eden hafif sorunlara karşı etkili bir faktör olarak devreye girerken cinsellik başta olmak üzere ağır ve köklü sorunlarda “koruyucu muhafaza kabı” olma özelliğini her geçen gün yitirmektedir. Bu noktada postmodern dönemde din ve maneviyat evlilik içi sorunların çözümünde hafif soğuğa karşı korusa da şiddetli soğuktan koruma özelliği bulunmayan “yıprandıkça incelmiş palto” veya “ince pardösü”ye benzetilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. Meşrutiyet Dönemi Din ve Modernleşme Tartışmaları: Sebilürreşad Dergisi ve İslam Mecmuası Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21387</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21387</guid>
      <author>Halil YILDIZ</author>
      <description>İslam dünyasında modernleşme hareketleri bir tür dini hareketler olarak ortaya çıkmış ve öyle devam etmiştir. Bir başka deyişle modernleşme teşebbüsleri dini düşüncenin ve dini yorumlama çabalarının bir parçası olmuştur. Bu noktada II. Meşrutiyet dönemi, etkileri itibariyle Cumhuriyet'i hazırlayan fikir hareketlerinin kaynaştığı bir dönem olması açısından oldukça önemlidir. II. Meşrutiyet döneminde İslamcı dünya görüşünün yaygınlık kazanmasıyla beraber, bu görüşü savunanlar oldukça önemli süreli yayınlar çıkarmışlardır. Bu yayınlar arasında Sebilürreşad dergisi ile İslam Mecmuası konumlanışları itibariyle dönemin entelektüel hayatında önemli bir yere sahiptir. Özellikle II. Meşrutiyet sonrasında ve Cumhuriyet Türkiye’sinde de devam edecek olan birçok tartışmanın ve İslamcı düşüncede ortaya çıkmaya başlayan farklılaşmaların temsil edildiği iki dergi olması açısından bu dergiler ayrıca önem arz etmektedir. Yapılan bu çalışma ile dönemin iki önemli süreli yayını olan Sebilürreşad dergisi ile İslam mecmuası arasında 1914-1918 yılları arasında yaşanan tartışmalardan bir kesit sunarak tarihsel-sosyolojik gerçekliğin bir yönüne ışık tutmak amaçlanmıştır. Bu amaca binaen dönemsel öneme sahip olmakla birlikte genel anlamda İslami düşüncenin modernleşmesi süreçlerinde her zaman önemli alanlar olarak kabul edilen aile, hukuk, bilgi ve siyaset üst başlıklarına dâhil edilebilecek ve her iki dergide karşılıklı olarak tartışma konusu olmuş olan “taaddüd-ü zevcat”, “içtimai usul-i fıkh”, “İslam ve terakki” ve “İslam ve milliyet” konuları üzerinden tartışmaların niteliği ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türklerde Budizm ve İslâm Tasavvuffunda Tanrı ve Evren Anlayışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21258</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21258</guid>
      <author>Münevver Ebru ZEREN</author>
      <description>Bu makale, esas olarak Turfan’da 9.-12. Yüzyıllar arası yaşamış olan Budist Uygurların benimsediği Mahayana Budizmi ile 12.-13. Yüzyıllarda Maveraünnehir ile Anadolu’da gelişen Türk-İslam Tasavvufunda Türklerin Tanrı ve evren anlayışını karşılaştırmalı olarak sunmayı amaçlamaktadır. Bu tema, bir çok boyutu ve yansıması olan oldukça geniş ve derin bir konu olduğu için, makalenin sınırlı çerçevesi sebebiyle sadece yazına dayalı malzeme arasından çarpıcı bazı örnekler vermekle yetinilmiştir. Budizm ve İslam, Tanrı ve evren anlayışı gibi temel prensipler açısından birbirinden oldukça ayrılan iki farklı evrensel dindir. Ancak, bu makalede sunulan az sayıda örnek bile Türk Budizmi ile Türk Tasavvufu arasındaki yakınsamanın; bu iki dinin Türklerin en eski milli dinleri olan Gök Tanrı Dini (veya Tengricilik) ile senteze girmiş olmalarının bir sonucu olduğunu farketmek için yeterlidir. Sonsuz ilahi aşk, Tanrı veya Mutlak Gerçek’i evrende her zaman phenomena’ları yorumlamak için “akıl” yoluna başvurma, evren ve tüm varlıklara sevgi duyma, Tanrı’yı, benliği aşarak gönülde bulma ve “her şeyin Tanrı ile birliği”ne ulaşılmanın verdiği gerçek mutluluk Türklerin muhteşem dini geçmişlerinden gelen bazı önemli ortak izlerdir. Bu makale, Türklerin en eski dönemlerinden başlayarak İslami dönemdeki tasavvuf geleneklerine varıncaya kadar Türk kültür ve dini tarihlerinde en ciddi akademik çalışmaları yürüten merhum sanat tarihçimiz Dr. Emel Esin’den ilham alınarak ortaya konulmuş ve bu nedenle onun hatırasına adanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>الاستعمال البلاغي للاسم والفعل في القرآن</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21056</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21056</guid>
      <author>Ahmet ALDYAB</author>
      <description>Kur’an’ın kelimeleri kullanışındaki güzellik ve hassasiyet dikkat çekicidir. Kelimeler öyle kullanılmıştır ki üslup, belagat ve sanatla mana desteklenmiştir. Bu sebeple Allah’ın seçmiş olduğu kelimenin yerine, eşanlamlısı da olsa başka bir kelimenin getirilmesi mümkün değildir. Bu araştrma, kur’anın isim ve fiile yüklediği belagatı Kur’an bağlamında ele almaktadır. Kur’an’da öyle kelimelere şahit oluyoruz ki, aynı kelime kimi zaman isim olarak, kimi zaman da fiil olarak kullanılmıştır. Karşılaştığımız bu durum, kur’anın belagat zenginliğini ve manadaki hassasiyeti göstermektedir. Arapça belagatıyla ve çekimleriyle oldukça zengin bir dildir. Zengin olan bu fiil çekimleri ve isim çeşitleri Kur’an’da yer almaktadır. Arapçadaki fiil kullanımı ve isim kullanımı arasındaki dikkat çeken farkı şu örnekle açıklayabilriz. ‘‘Ali Ayşe’ye ikram ediyor.’’ Bu cümleden Ali’nin Ayşe’ye bu gün ikram ettiği anlamı çıkacağı gibi yarın ikram etmeyebilir anlamı da çıkar. Ancak ‘‘Ali cömerttir’’ denildiğinde Ali bu gün de böyledir yarın da böyledir. Bu araştırma, fiil ve isimdeki bu özelliği Kur’an’dan seçtiği ayetlerle ortaya çıkarmaktadır. Araştırmada bir kelimenin aynı ayette, hem isim hem de fiil olarak kullanıldığı yerler seçildi. Aynı zamanda bir kelimenin bir ayette isim, başka bir ayette fiil olarak kullanıldığı yerler seçildi . Araştırmada konu ele alınırken, ilgili ayetlerin seçimiyle başlayan, başka ayetlerle karşılaştırmayla devam eden ve bağlam çerçevesini dikkate alan analizci yöntem kullanılmıştır. Bu yöntemle kur’anbelagatının eşsizliği ortaya koyulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mûsâ Cârullah Bigiyef’in Kırâat İlmiyle Olan Münasebeti Ve “Yedi Harf” İle İlgili Fikirleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21191</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21191</guid>
      <author>Yaşar AKASLAN</author>
      <description>Mûsâ Cârullah Bigiyef, Kur’ân tarihi, kırâat ilmi ve resmü’l-mushaf gibi hususlarda kafa yormuş ve bu yönde önemli eserler kaleme almıştır. Yaşadığı dönem, oryantalistlerin Kur’ân tarihi, kırâatleri ve mushaflar ile ilgili olarak asılsız iddialarda bulundukları ve İslâm’a saldırılarını açıkça sergiledikleri yıllardır. Böyle bir dönemde Mûsâ Cârullah’ın bu saldırılara duyarsız kalmaması ve bu hususta çalışmalar yapması, onu son dönem kırâat ilmi çalışmalarında önemli bir isim kılmaktadır. Ülkemizde farklılığıyla şöhret bulmuş olan müellifin kırâat yönü, bazı sebeplerle gizli kalmıştır. Oysa müellif, farklı alanlara dair kaleme aldığı eserlerde dahi kırâat ilmine müracaat ederek toplumsal hadiselere kırâatler yoluyla bakış açısı geliştirmiştir. Bu vesileyle ilgili o, kırâatin işaretinden ve delâletinden çıkarımlarda bulunarak birçok meseleye açıklık getirir ve çözümler sunar. Bu çalışmada, Mûsâ Cârullah’ın kırâat ilmiyle olan münasebeti ele alınacaktır. Bu yönünü ve bu alandaki kudretini ortaya koymanın yanında onun, İslâmî kaynaklarda, kırâat ilminin bir disiplin olarak yer almasının önemli unsuru olan ve Kur’ân tarihinin en temel konuları arasında sayılan “yedi harf” meselesine bakışı tahlil edilecektir. Kur’ân ve kırâat ilimleriyle meşgul olan âlimlerin çoğu gibi Cârullah da çeşitli eserlerinde bu netameli meseleye değinmiştir. Bu vesileyle “yedi harf” olgusunun Kur’ân ve kırâat tarihindeki yerine kısaca temas edilerek Cârullah’ın fikirlerine bir altyapı olması açısından meselenin tarihî arka planına yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>مكان جبرا في الحركة التّجديديّة بالشعر العربي الحديث وفي الشّعر الحرّ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20549</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20549</guid>
      <author>Mehmet Ali Kılay ARAZ</author>
      <description>لقد شهد العصر الحديث حركات تجديدية على العديد من المستويات الفكرية والفنية والأدبية، وذلك بسبب ما شهده العالم من نهضة، أثرت بشكل واضح على المنحى العام للإبداع الفني والتفكير العلمي. وقد ظهر نتيجة لذلك _في مجال الفنون_ العديد من المدارس كالانطباعية والتعبيرية والرمزية... إلخ. وقد واكب ظهور هذه المدارس بما فيها من تجديد في الرؤية والتصور لمفهوم الفن وأهدافه وآلياته وخلفياته الفلسفية والنظرية، وعناصره ظهور تجديد على مستوى الإبداع الأدبي سواء على مستوى الشكل أو المضمون. يرى محمد في دراسة بعنوان (قراءة جديدة لريادة الشعر) أن رائد الشعر العربي الحديث هو جبرا إبراهيم جبرا، وليس نازك الملائكة أو غيرها.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Makâsıd/Gâî İlke Bağlamında Müdâyene Ayetinin Yorumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21315</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21315</guid>
      <author>Nasi ASLAN</author>
      <description>Şâriin, hüküm koymada gözettiği temel maksat kulların maslahatı olup nasların yorumlanmasında bu gayenin göz ardı edilmemesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de en uzun ayet olarak bilinen “müdâyene” ayeti (Bakara 2/282), borçlanmaların yazıya geçirilmesi ve bu tür sözleşmelere şahit tutulması gibi içerdiği hükümler ve meseleler açısından önem arz etmektedir. İslam Hukukunda noterlik kurumuna temel teşkil etmesi açısından da bu âyet ayrı bir ehemmiyete sahiptir. Bu âyette birden fazla emir kipiyle gelen ifadeler mevcuttur. Bu emirlerin ne ifade ettiği ise âlimler arasında görüş ayrılığına sebep olmuştur. Gelenek içerisinde fıkıh usulünde konu hep emrin mûcebi bağlamında -yani emir “vücub” mu ifade eder yoksa “nedb” mi ifade eder? Meselesine örnek sadedinde- daha çok literal/lafzî olarak tartışılmıştır. Şâriin bu ayette güttüğü gaye ise çoğu kere göz ardı edilmiştir. Cumhur ulemâ buradaki emirlerin tamamının nedb ifade ettiğini savunurken -rehin alma hariç- başta Zahiriler olmak üzere bazı âlimler bu emirlerin vücûb ifade ettiği görüşünü benimsemişlerdir. Bilindiği üzere, hukukta “lafzî” ve “gaî” olmak üzere iki yorum ekolü öne çıkar. Maalesef fıkıh usulündeki lafzî mebhas içerisinde yer alan delalet şekilleri ve kıyas bahislerinde -bazı istisnaları dışarıda bırakacak olursak- literal yorumun dışına pek çıkılamamıştır. Bu da nasların arkasında gözetilen hikmet ve gayenin göz ardı edilmesine neden olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’ân’ın Cem Edilmesinde Hz. Ömer’in Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21203</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21203</guid>
      <author>Enver BAYRAM</author>
      <description>Kur’ân, yirmi üç senede tedrîcî olarak Hz. Peygamber’e indirilmiş ilahî kitaptır. Hz. Peygamber döneminde vahyin nüzûlü devam ettiğinden dolayı Kur’ân, henüz iki kapak arasına alınamamıştı. Hz Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir döneminde bazı Arap kabileleri arasında irtidad hareketleri ortaya çıkmış ve bu hareketleri bastırmak için yapılan savaşlarda birçok Kur’ân hafızı şehit olmuştur. Bu durum Hz. Ömer’i çok endişelendirmiş; bundan dolayı Hz. Ömer Kur’ân’ın iki kapak arasında toplanması için Hz. Ebû Bekir’i ikna etmeye çalışmıştır. Hz. Peygamber’in yapmadığı bir işi kendisinin yapamayacağını ifade eden Hz. Ebû Bekir, daha sonra bu işi yapmaya razı olmuş ve husustaki çalışmaları başlatmıştır. Bunun için aynı zamanda vahiy kâtipliği de yapmış olan Zeyd b. Sâbit’i görevlendirmiştir. Hz. Ömer’in de katkıları sonucunda Kur’ân iki kapak arasına alınmıştır. Böylece Kur’ân nüzûl edildiği haliyle eksiksiz bir şekilde günümüze kadar ulaşmış ve ileride Kur’ân’la alakalı gerçekleşebilecek muhtemel yanlış anlaşılmaların önüne geçilmiştir. Kur’ân’ın iki kapak arasına alınması ileride gerçekleşecek olan Kur’ân’ın istinsahı için de bir temel oluşturmuştur. Bu nedenle biz öncelikle Kur’ân’nın cem’ ediliş sebeplerini ele alacağız. Daha sonra da bu cem’etme işinde Hz. Ömer’in Kur’an’ı cem’ etmedeki katkılarını ele alacağız. Zira Hz. Ömer Kur’an’ın cem’ edilmesinde çok önemli bir rol oynamış ve Kur’an’ın günümüze kadar ulaşmasında büyük bir gayreti olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’an ve Sünnet Işığında Danışma Sistemi II</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21253</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21253</guid>
      <author>Halit BOZ</author>
      <description>İnsanî değerlerin unutulduğu, ahlakî ve vicdanî duyguların katılaştığı, hayat tarih serüveninde hidayetin, adaletin, eşitliğin yerine cehaletin bastırdığı zamanlarda zulmetin ufkunda doğan bir güneş, her zaman hikmet ve ilimle yaratılmış bütün varlıklara hayat vermiş ve insanlığı tarihin karanlığından aydınlığa çıkarmıştır. Kuşkusuz insanlığa kıyamete kadar rehberlik edecek bu güneş, Allah’ın ezeli kelamı olan Kur’an’dır. Çünkü O, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bütün insanlara hidayeti, selameti, huzur ve mutluluğu içinde barındıran bir kaynak, yol gösterici ve onlar için bir rahmettir. Bundan dolayı O’nun ele aldığı konuları bir hikmet ve gayeyi ihtiva eder. Bu niteliğinden dolayı toplumun barışını sağlayacak muazzam prensipleri içinde barındırmaktadır. İşte bu çalışmanın amacını da, Kur’an’da yer alan, müfessirler ve diğer âlimlere göre İslam’ın temel prensiplerinden olan ve İslam devletinin üzerine bina edildiği şûranın(istişâre-danışma)temel meselelerinden bazılarını, Kur’an ve Sünnet’ten örneklerle ortaya çıkarmak oluşturmaktadır. Çünkü bu mevzuda çok önemli iki ihtilafın olduğu bilinmektedir. Bu ihtilaflardan birincisi, Kur’an ve hadislerde zikredilen şûranın hükmü hakkında yaşanan tartışmalardır. Bir başka ifade ile müfessirler, şûranın farz, vacip, sünnet ve mendup noktasında net bir karara varamadıkları gibi, değişik görüşler ortaya koymuşlardır. İkincisi ise, İslam devlet başkanının veya halifenin, şûradan çıkan kararlara uyma ya da uymama konusu etrafında odaklanan meseledir. Dolayısıyla bu iki konuyu, Kur’an, sünnet ışığında, müfessirlerin ve diğer âlimlerin görüşlerini ve kendi kanaatimizi de katıp harmanlayarak anlatmak, bu çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Harf Gizemi ve Sembolizmi Bağlamında İhvân-ı Safâ’da Hurûfîliğin İmkânı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21378</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21378</guid>
      <author>Birgül BOZKURT</author>
      <description>X. yüzyılda ortaya çıkan ve bir felsefe topluluğu olan İhvan-ı Safa’nın Resâilu İhvâni’s-Safâ adlı eserinde harfler ve harf ilmine dair düşünceleri ele alınması gereken bir konudur. Tarihi çok eski dönemlere uzanan harf ilminin üç temel boyutu bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde özetlenebilir: 1. Harflerle varlıkların gizemini anlamak, harflere anlamlar yüklemek, harflerle sayılar arasında ilişkiler kurmak, çeşitli oran ve uyum yasalarıyla varlıkların gizli kalmış yönlerine vakıf olmak ve gizemlerini keşfetmek. 2. Harflerin varlıklar üzerinde etkide bulunduklarını kabul ederek muskalar, tılsımlar, vefkler, büyüler vs. gibi yollarla bu etkiyi sağlamak. 3. Harflerle gayba ve geleceğe dair bilgilere ulaşmak. Bu çalışmamızda İhvân-ı Safâ’nın bu üç boyutu sağlayıp sağlamadığı tartışılacaktır. Bu noktada Resâil’de onların harflerle ilgili görüşlerini ortaya koymaya çalıştık ve Hurûfî olup olmadıklarına dair bir sonuca ulaştık. Netice itibariyle, araştırmalarımız göstermektedir ki; İhvan-ı Safa ilm-i hurûfla ilgilenmiş, bu ilmin bazı boyutlarına dair değerlendirmelerde bulunmuş fakat üçüncü boyutuyla çok fazla ilgilenmemiştir. Hatta ikinci boyutla da kısmen alakadar olmuşlardır. Onların iki ve üçüncü boyutla ilgili tutumları daha ziyade betimsel ve durum izahı şeklindedir. Bu nedenle İhvân-ı Safâ’yı harf ilminin hararetli bir savunucusu ve tam bir Hurûfîlik müdafii olarak görmek zor gözükmektedir. Onları daha ziyade bir tür harf gizemciliği ve sembolizmi yapan ve ilm-i hurûfla belli düzeylerde uğraşmış bir grup olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Havâmîm Surelerinde Göklerin ve Yerin Yaratılışının Anlatımındaki Tenâsüb</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21285</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21285</guid>
      <author>Sema ÇELEM, Sakina ÖNEN</author>
      <description>Kur’an’ın ayet ve sureleri arasındaki düzen bazı müfessirler tarafından Kur’an’ı anlamanın bir yolu olarak incelenmiştir. Tenâsubu’l-Ḳur’ân’ın konusu olan bu durum aklî bir çabanın ürünü olarak ortaya çıkmış, özellikle er-Râzî (v.606/1210) ve el-Bikâî (v.885/1480), tefsirlerinde bu konuya geniş yer vermişlerdir. Makalede öncelikle ayet ve sureler arasındaki münasebetin ulûmu’l-Ḳur’ân içerisindeki yerine değinilmiştir. Konunun ilgili tefsirlerde ele alınışı örneklerle açıklandıktan sonra, Ḳur’ân surelerinden Mekke’de art arda inen ve yaygın olarak Havâmîm ismi ile anılan yedi surede “göklerin ve yerin yaratılışı” ile ilgili ayetler arasındaki bağa ve uyuma dikkat çekilmiştir. Havâmîm surelerinde (Ğâfir, Fussilet, Şûrâ, Zuhruf, Duhân, Câsiye, Ahkâf) gökler ve yerin yaratılışı, bu yaratılışın detayları, gökler, yer ve içindekilerin sahibinin Allah olduğu, kıyametin bilgisinin O’na ait olduğu gibi haberlerin yer aldığı yirmi üç ayet arasında hiyerarşik bir düzen söz konusudur. Makaleye konu olan ayetler incelendiğinde göklerin ve yerin yaratılışının insanın yaratılışından daha üstün olduğunu anlatan ayeti (Ğafir 60/57) göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin yaratılışını detaylı bir biçimde anlatan ayetlerin takip ettiği görülmektedir (Fussilet 61/9-12). Bundan sonraki ayetlerde artık yaratılışa dair herhangi bir açıklama yoktur. Konu yaratılanların varlığından yaratıcıya geçmekte, Allah’ın mülkün sahibi olduğu, kıyametin bilgisinin O’nun yanında olduğu, O’nun ne kadar yüce, her türlü eksiklikten ne kadar uzak olduğu vurgulanmaktadır (Şûrâ, Zuhruf, Duhân, Câsiye). Konunun geldiği son noktada ise göklerin ve yerin yaratıcısının Allah olduğunu kabul etmelerine rağmen yeniden yaratılmayı inkâr eden Mekke müşriklerine yöneltilmiş çarpıcı bir soru vardır: Her türlü yaratmaya gücü yeten, yarattığını hak ve hikmete uygun ve belli bir süre için yaratan Allah, ölüleri diriltemez mi? (Ahkâf 66/3, 33). Böylece gökler ve yerin yaratılışı üzerinden gücünü ortaya koyan Allah, yeniden yaratmaya da gücünün yeteceğini inanmayanlar için somut delillerle ispatlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslam Plastik Sanatlarında Soyutlayıcı Yaklaşımlar ve Batı Sanatı Üzerindeki Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21130</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21130</guid>
      <author>Şemsettin DAĞLI</author>
      <description>Günümüz çağdaş sanatlar kapsamında farklı görsel örnekler ve sanatçılar örnekleminde ve Çalışmamızda üzerinde durmaya çalıştığımız sorun Geleneksel Türk ve İslam sanatlarının, modern sanatlar dâhilinde müstesna bir yeri yer tutan soyut sanat içerisindeki konumudur. Bu bağlamda, Batı sanatı kapsamında soyut sanat içinde gerçekleşerek, yüzyılımıza damgasını vuran modern sanat akımları arasındaki birtakım benzerlikleri ortaya koymaktır. Bu anlamda batı sanatçısının doğu ve İslam sanatlarından (Henry Matisse, Mark Tobey, Paul Klee, Wassily Kandinsky Vincent Van Gogh, Pablo Picasso, Hans Hartung, başta olmak üzere daha pek çok sanatçının) bu etkileşime örnek olabilecek nitelikte çok sayıda eser ortaya koydukları ve faydalandıkları bilinen bir gerçektir. Bizim amacımız bu etkileşimi belgelemek değildir. Burada üzerinde durduğumuz konu plastik anlamda sanat dediğimiz bu eylemi gerçekleştiren sanatçının bir insan olduğundan hareket ederek insanın temel içgüdüsel yaklaşımlarında farklı coğrafya ve değişik kültürel ortamlarda tarihsel süreç içerisinde benzer tepkisel refleks geliştirerek yine benzeri sanatsal hadiseleri gerçekleştirmiş olduğu gerçeğidir. Felsefi olarak İslam sanatlarının arka yapısı ile düşünsel gerçeği ve çıkış kaynağını yorumlayarak sorgulamak için İslam’daki resim yasağı sorununu ve bu yasağın nedenleri ile birlikte sonuçlarını analiz etmek gerekir. Söz konusu konularda yapılan araştırma ve yorumlamalar ise günümüzde bile kesin olarak herhangi somut bir yargıya ulaşamamıştır. Bu haliyle ele aldığımız konu her bir ele alınışında daha yeni tartışmalar başlatacak sonuçlar doğurmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Batıda Yayımlanan Ansiklopedilerde Hz. Muhammed İmajı (Risaletin Mekke Dönemi)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21273</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21273</guid>
      <author>Abdurrahman DEMİRCİ</author>
      <description>Batı dünyasında doğuya yönelik sırf merakla başlayan ilmi faaliyetler, zamanla kurumsallaşmış ve bir ekol halini -doğu bilimi/oryantalizm- almıştır. Özellikle İslâm’a dair yapılan araştırmalar Batı dünyasında bir kamuoyu oluşturmuştur. Bu alanda 20. yy’a kadar yapılan çalışmalar genelde müstakil niteliklidir. Zamanla bilimsel tercih, ticarî beklenti ve hedef kitlenin ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda ansiklopedilerin yayımlanması süreci başlamıştır. Genelde oryantalistleri kaynak alan ansiklopediler, Batı’da İslâm kültür ve medeniyetine dair birer başucu kaynağıdır. Ansiklopediler, Batı kamuoyunun İslâm’ı ve özellikle Hz. Muhammed’i tanımasında önemli rol oynamıştır. Bu çalışmada Batı’da 20. yy. başlangıcından günümüze kadar İngilizce olarak yayımlanan ansiklopedilerin ‘Hz. Muhammed’, ‘Hz. Muhammed ve İslâm’ maddelerini inceledik. Söz konusu ansiklopedilerde risâletin Mekke dönemine dair oluşturulan Hz. Muhammed imajını tespit ettik. Ansiklopedilerde Hz. Muhammed’e çizilen pragmatist rolün mahiyetini inceledik. Risâletin Mekke dönemine yönelik Muhammedanizm değerlendirmesini ve siyerin sonradan oluşturulduğu yönündeki iddiayı etraflıca ele aldık. Ansiklopedilerde mevcut olan bakış açısının oryantalizmle oluşturulan imajın tekrarı olduğunu söylemek mümkündür. Genel kabul, İslam’a monoteist kaynaklardan referans aramak şeklindedir. Bu yönüyle Hz. Muhammed’e yönelik saldırgan tavır, adeta geleneksel niteliktedir. Çünkü o, kaynağından almaya çalıştığı bilgilere de sadık kalmamakla suçlanır. Hz. Muhammed’in oluşturduğu din anlayışının etkileri ise kısmen reformla izah edilir. Bunun sebebi ise onun yerel Arap kültüründe başardığı kısmi dönüşümdür. Dolayısıyla ansiklopedilere göre Hz. Muhammed’in şahsında eleştirinin hedefi haline getirilen İslam, sosyal ve ahlaki bir reform çabasından başka bir şey değildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Murâbıtlar Devleti Hükümdarı Ali b. Yûsuf b. Taşfîn Zamanında Devrin Nüfuzlu Fakihlerinin Fetvası ile İhyâu ‘ulûmi'd-dîn‘in Yakılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21348</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21348</guid>
      <author>Emine Nurefşan DİNÇ</author>
      <description>448 (1056) senesinde Kuzey Afrika’da kurulan Murâbıtlar Devleti, 483 (1090) yılından itibaren Endülüs bölgesine de hâkim olmuş, 541’e (1147) kadar varlığını sürdürmüştür. Dînî gayelerle kurulan Murâbıtlar Devleti’nde, kuruluşundan itibaren fakihler gerek devlet yöneticileri gerek toplum nezdinde önemli bir konuma sahip olmuşlardır. Murâbıtlar Devleti hükümdarlarından Ali b. Yûsuf b. Taşfîn (v. 537/1143) zamanında, fakihlerin nüfuzu daha da artmıştır. Kaynakların naklettiğine göre bu hükümdar, fakihlerin görüşlerini esas alma hususunda büyük özen göstermiş, yönetiminde onlara danışmayı itiyat haline getirmiştir. Ali b. Yûsuf b. Taşfîn üzerinde en müessir fakihlerden biri, devrin mâlikî fukahasından Kādılcemâa Ebû Abdullah b. Hamdîn’dir (v. 508/1114). İbn Hamdîn, diğer fakihlerle birlikte, bu dönemde Mağrip ve Endülüs bölgesine ulaşmış olan Gazzâlî’nin İhyâu ‘ulûmi'd-dîn isimli kitabını, ihtivâ ettiği tasavvufî ve felsefî görüşler sebebiyle, selef akîdesine aykırı addetmiş ve bu eserin yakılmasına karar vermiştir. Bu fetva, Ali b. Yûsuf b. Taşfîn döneminde uygulanmış, onun oğlu Taşfîn b. Ali b. Yûsuf zamanında da ilgili hususla alakalı takibatlar sürdürülmüştür. İhyâu ‘ulûmi’d-dîn’in yakılma hadisesi son dönemlerde de tartışılmıştır. Bu çalışmada, gerek İbn Hamdîn ve ona yakın tarihlerde yaşamış Endülüslü mâlikî âlimlerden, gerekse son dönemlerde bu konuda fikir beyan etmiş araştırmacılardan, hadisenin daha iyi anlaşılabilmesine ışık tutacak mahiyette görüşler nakledilmiş ve konu tafsilatlı olarak ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Toplumun Dini Hayatını Şekillendirmede Hadislerin Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21176</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21176</guid>
      <author>Emine ERDOĞAN</author>
      <description>Tarih boyunca insanoğlunun hayatını devam ettirmesi üzerinde birçok faktör etkili olmakla birlikte bu faktörlerden biri de bireyin manevi yönü üzerinde etkili olan dindir. Bireyin manevi yönünü şekillendiren din faktörü, dünya üzerinde bireyler, toplumlar ve gruplar arasında dini temelli ilişkilerin, algılamaların ve yorumlamaların oluşumunu beraberinde getirmekle birlikte düşünce, görüş, olay ve olguların değerlendirilmesinde çeşitlilik sağlamaktadır. Oluşan bu çeşitlilik ve farklılıklar, bireyin ya da toplumun inandığı dini oluşturan ilkelerin ve unsurların etkisi oldukça fazladır. Şöyle ki, Türkiye’ de toplumun tamamına yakının sahip olduğu islam dini inancına bakıldığında, islam dinini oluşturan ilkelerin ve dininin anlaşılmasını sağlayan unsurların (Kurân- kerim, hadis, kelam, tesfir, fıkıh vb.) islam inancının Türkiye’de yaygınlaşması ve daha iyi anlaşılması üzerinde belirleyici bir role sahip olduğu söylenebilir. Yapılan bu çalışmanın amacı, Türkiye’de toplumun dini hayatını şekillendiren islam dinini oluşturan unsurlardan biri olan hadislerin etkisine ilişkin alan uzmanlarının görüşleri değerlendirilmesidir. Nitel veri analizi tekniklerinden dayalı olarak alan uzmanlarının görüşlerinin analiz edildiği bu araştırma da, araştırma konusuyla ilgili soruları içerisinde barındıran yarı yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilen görüşlerin analizinde ve modellerin oluşturulmasında NVivo 11 programından yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara bakıldığında, çalışma grubunu oluşturan alan uzmanlarının Türkiye’de toplumun dini hayatını şekillendiren unsurlardan biri olan hadisler konusunda farklı görüşlere sahip oldukları ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dini Yönelim ve Başa Çıkma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21356</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21356</guid>
      <author>Sema ERYÜCEL</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı dini yönelim ve başa çıkma ilişkisini demografik değişkenler ve mesleki deneyim bağlamında incelemektir. 167 din hizmetleri çalışanı (imam, vaiz, müezzin, Kur'an kursu öğreticisi...) ile kişisel bilgi formu (yaş, cinsiyet, eğitim, mesleki deneyim), dini yönelim ve başa çıkma tarzlarını ölçen ölçekler kullanılarak Spss 22.'de T-Testi, Tek yönlü (One way) Anova ve pearson korelasyon analizi uygulanmış %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmaya 65'i kadın 112'si erkek toplam 167 kişi katılmıştır. Katılımcıların içsel dini yönelim biçimine ait puan en yüksek iken sorgulayıcı dini yönelim biçimine ait puanları en düşük bulunmuştur. Başa çıkma stratejilerinden alınan puanlar ise sırasıyla planlı davranış, büyüme olgunlaşma, duygu kontrolü, kabullenme, yardım arayışı, gizleme saklama ve en düşük puan alınan kadercilik şeklindedir. Fundamental dini yönelim ile planlı davranış, büyüme olgunlaşma, kabullenme, duygu kontrolü, yardım arayışı, kadercilik başa çıkma tarzı ile içsel ve dışsal dini yönelim arasında olumlu yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. İçsel dini yönelim ile kabullenme, duygu kontrolü, kadercilik, yardım arayışı, gizleme saklama, fundamental ve dışsal dini yönelim ile olumlu yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca kadın katılımcıların daha fazla içsel dini yönelimi erkek katılımcıların ise daha fazla dışsal dini yönelimi tercih ettikleri tespit edilmiştir. Dışsal dini yönelim ile başa çıkma stratejilerinden sadece kadercilik, dini yönelim tarzlarından ise fundamental ve içsel dini yönelim ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Sorgulayıcı dini yönelim ise sadece dışsal dini yönelim ile ilşkili bulunmuştur. Çalışmada mesleki deneyimin de katılımcılar için önemli bir değişken olduğu tespit edilmiştir. Mesleki deneyimi en fazla olan katılımcıların daha dışsal dini yönelim, daha az duygu kontrolü, daha az planlı davranış ve daha fazla yardım ve destek arayışı tercih ettikleri tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlâhî Dinlerde Mevlid Benzeri Eserler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21237</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21237</guid>
      <author>Ayşe FARSAKOĞLU EROĞLU</author>
      <description>İlâhî dinlerde Rabb’in insanlara mesajı Peygamberler vasıtasıyla ulaştırılır. Peygamberler aynı zamanda insanlar için örnek teşkil ederler. Vahiyle detaylandırılmayan hususlarda insanları bilgilendirirler. Ve onların yaşadıkları dönemde insanlar anlayamadıkları veya merak ettikleri konuları onlardan sorup öğrenmişlerdir. Burada bahsedilen ve edilmeyen pek çok rol ve özelliklerinden dolayı onlar bu dinlerde, özel öneme sahip insanlardır. Bu özel öneme binaen ilâhî dinlere mensup toplumlarda Peygamberleri anlatan, öven manzum ve mensur eserler oluşturulmuştur. Zira bu dinlerde Allah’a inanmak ve O’nu sevmek; O’nun Peygamberlerine inanmayı ve onları sevmeyi de gerektirir. Bu inanç ve sevginin doğal yansımasının toplumun aynası olarak nitelendirilen edebiyatta olması ise elbette yadsınamaz. Bu çerçevede ilâhî dinler incelendiğinde İslâm dininde Hz. Muhammed(as) ile ilgili olarak; bilgi veren, onu öven manzum ve mensur pek çok türde ve sayıda eser olduğu görülmektedir. Mevlid de bu tür eserlerden biridir. Mevlidlerde Hz. Muhammed’in(as) hayatı manzum olarak anlatılmakta ve O övülmektedir. Asırlar boyu Peygamber sevgisinin yansıması olarak pek çok dilde Mevlid kaleme alındığı, bunların bazen devlet düzeyindeki şaşaalı bazen de daha sade törenlerde okunduğu bilinmektedir. Bunlar arasında en meşhur olan ise Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı “Vesîletü’n-Necât” isimli eserdir. Biz bu tebliğde öncelikle ‘Mevlid’ konusunda bilgi verip, sonra diğer ilâhî dinlerde(Yahudilik, Hıristiyanlık) Mevlid benzeri metinler var mıdır?, varsa muhteva ve kullanım yeri açısından Mevlid metinleriyle benzerlik arz ederler mi? Gibi sorulara cevap arayıp, benzer metinleri karşılaştırmalı olarak ele almaya çalışacağız. Aynı zamanda hem metinlerin hem de bu kapsamda yapılan törenlerin fotoğraflarını ilave ederek çalışmamızı görsel olarak da mümkün olduğu kadar zenginleştireceğiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’an’da Anlatılan Dünya Hayatının Mahiyeti</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21252</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21252</guid>
      <author>Fikret GEDİKLİ</author>
      <description>Bu makale, Kur’an’ın gerek nüzul döneminde ve gerekse geçmiş toplumlara ilişkin anlatımlarında, insanların ortaya koymuş oldukları tutum ve davranışları vesilesiyle tanımladığı veya tasvir ettiği ‘dünya hayatı’ ile kastettiği şeyin mahiyeti üzerinde duracaktır. Bu anlamda bahsi geçen kelimelerin ihtiva ettiği kavramsal çerçevenin tarihi kesitlerde ve nüzul ortamında kazandığı anlamlar ele alınacaktır. Yapılan bu tanımların, olayların ve davranışların meydana geldiği dönemde ne anlama geldiğine yönelik olarak daha çok klasik tefsir müktesebatı, kısmen de son döneme ait tefsirler esas alınacaktır. Bu çerçevede ‘dünya hayatı’ kavramının daha çok hangi konularla birlikte yer aldığı; bu yer almanın ilgili ayete ve bağlama kattığı anlam da ortaya konulmaya çalışılacaktır. Kur’an’da yer alan bu kavramın ve bu kavramla birlikte yapılan tanımların ilgili olay ve durumlardan bağımsız, mutlak tanımlar mı; yoksa olaylarda yer alanların davranışları sebebiyle oluşan tanımlar mı olduğu konusuna da değinilecektir. Sonuçta ahiret hayatı öncesinde, insanın ortaya koyduğu yaşamın delili ve şahidi olacak bu hayatın mı; Kur’an’da sıfatı olarak yer alan ‘dünya’ nın mı; yoksa her ikisinden bağımsız olarak, oluşan durumun veya ortaya konan eylemin tekabül ettiği şeyin mi ‘oyun ve eğlence’ olarak isimlendirildiği konusu da ele alınacaktır. Bununla beraber ‘dünya hayatı’ tanımına yön veren amiller ve gerekçeler ile dünyanın boş yere yaratılmamış olması ve ahiretten değersiz oluşu keyfiyeti üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’ân’ı Anlamanın İlkeleri: Abdurrahman Habenneke el-Meydânî Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21346</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21346</guid>
      <author>İsa KANİK</author>
      <description>Kur’ân-ı Kerîm’in kendisini nitelediği ifadelerden biri de onun bir “kitap” olmasıdır. İlk emri “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alâk, 96/1) olan Kur’ân, hükümleri ve kendine özgü üslûbu gibi özellikleriyle de ağır bir sözdür (kavl-i sekîl). Her disiplinde olduğu gibi Kur’ân tefsirinin de hususî yöntemi ve usûlü vardır. Kur’ân’ı anlamak, bir dili ve onunla yazılıp söylenenleri mantûk ve mefhumuyla anlayabilmektir. Asr-ı saadetten günümüze yazılan dirayet ve rivayet tefsirleri ile içtimâî, edebî, fıkhî, ilmî vb. tefsir ekollerinde de maksat farklı yöntem ve yaklaşımlarla Kur’ân’ı anlamaktır. Kur’ân’ı doğru anlamaya yarayan, bunun yöntem ve usûlünü anlatan u‘lûmü’l-Kur’ân ve bununla ilgili kâideler hicrî II. ve III. asırlarda bazı tefsir mukaddimelerinde bulunmaktaydı. İbnü'l-Cevzî (ö. 597/ 1201) ile başlayıp et-Tufî (ö. 716/ 1316) ve İbn Teymiyye (ö. 728/ 1327) ile devam eden bu alana dair müstakil eserler kaleme alma eğilimi son dönemde Abdurrahman Habenneke el-Meydânî (ö. 2004) ile ivme kazanmıştır. Meydânî’nin gayesi Kur’ân’ın en doğru şekilde anlaşılıp yorumlanmasıdır. Bu amaca mâtufen tespit ettiği kırk kâideyi tefsirine mukaddime sadedinde yazdığı “Kavâ‘idü’t-Tedebbüri’l-Emsel li-Kitâbillâhi Azze ve Celle” adlı eserinde toplamıştır. Küllî kâide olmayan fakat Kur’ân’ın anlaşılmasına yarayan bu ilkeleri de Me‘âricü’t-Tefekkür ve Dekâiku’t-Tedebbür Tefsîrun Tedebbüriyyun li’l-Kur’âni’l-Kerîm bi Hasebi Tertîbu’n-NuzûliVifka Menheci Kitabi Kavâ‘idi’t-Tedebbüri’l-emsel li Kitâbillâhi Azze ve Celle adlı tefsirine uygulamaya çalışmıştır. Sayılarını artırmanın mümkün olduğu söz konusu ilkelerin benzerlerini daha önceki başka eserlerde de görmek mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Abdülaziz Debbağ ve El-İbriz Adlı Eserinde Hadis Örnekleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21299</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21299</guid>
      <author>Ali KARAKAŞ</author>
      <description>İslâm dini, Kur’ân’ın Hz. Muhammed’e nazil olmaya başlaması ile önce Arap Yarımadasında ve ardından da dünyanın başka ülkelerinde hızla yayılmaya başladı. Bu süreç zarfında Müslümanlık, Kuzey Afrika ve İspanyada da yayıldı. Bu yörelerde, İslâm dininin çeşitli ilmi alanlarında çok sayıda âlim yetişti ve bu âlimler pek çok kitap yazdılar. Tarih kaynaklarını incelediğimiz zaman, o dönemlerde oralarda birçok tarih, tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf ve benzeri eserlerin yazılmış olduğunu okumaktayız. On yedinci yüzyılın sonu ve on sekizinci yüzyılın başlarında Kuzey Afrika’da yaşamış olan Abdülaziz b. Mes’ûd b. Ahmed ed-Debbâğ el-Hasenî el-Bekrî (ö. 1132/1720) ve onun el-İbrîz adlı eserinin bu alanda büyük bir önem ve değeri vardır. O, İspanya’nın karşı yakasında, Fas’ta doğup yaşamış büyük bir bilim ve tasavvuf âlimidir. Onun soyunun Hz. Hasan ve dolayısı ile Hz. Ali kanalı ile Hz. Muhammed’e (s.a.v.) dayanmaktadır. İlmi kaynaklarda, Debbâğ’ın hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Onun müridi ve talebesi Ahmed b. Mübârek (ö. 1156/1743), onun görüşlerini el-İbrîz adlı kitapta derlemiştir. “İbrîz” kelimesi, katıksız som altın anlamındadır. Mübârek, bu ince ve hassas anlamı düşünerek bu kitaba “el-İbrîz” adını vermiştir. Bu kitabı Türkçeye tercüme eden Celal Yıldırım, “el-ibrîz” kelimesi hakkında geniş açıklamalarda bulunmuştur. Debbâğ, “Hızıriyye” tarikatının kurucusu olarak bilinmektedir. Bununla beraber, Debbâğ’ın el-İbrîz adlı eserinin içeriğinden anlaşıldığına göre, onun hadis, tefsir, fıkıh ve kelam ilimlerini çok iyi bildiği, mükemmel bir tasavvuf kültürüne sahip bulunduğu anlaşılmaktadır. Çünkü onun bu kitabı, bir manevi ilimler ansiklopedisi durumundadır. Bu eserde, tasavvuf ağırlıklı olmak üzere hadis, tefsir, fıkıh ve kelam bilgileri yer almaktadır. Debbâğ, el-İbrîz’de, sırası gelince Hz. Muhammed’in hadislerinden örnekler vererek konusunu açıklamıştır. Biz, hadis ağırlıklı çalıştığımız için, bu eserde yer alan hadislerden birkaç örneği ele alarak değerlendirmeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Nebevî Gelenek Olarak Münacât ve Ebu’l-Hasan Harakânî’nin Yeni Bulunan Bir Münacâtı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21331</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21331</guid>
      <author>Alparslan KARTAL</author>
      <description>İnsanlığın serüveni ile peygamberler tarihi arasında yakın bir ilişki vardır. Peygamberler vahyin insanlara ulaştırılması ve dünyada tatbik usulünün talimi ile görevlendirilmişlerdir. Peygamberlerin şeriatları bazı konularda farklılaşsa da tevhid, nübüvvet, adalet vb. konularda ortak unsurlar içermektedir. İnsanlığın farklı dönemlerinde Allah’ın dininin değişmeyen temel nitelikleri mevcuttur. Peygamberlerin de müşterek olarak uyguladıkları sünnetler vardır. Hz. Peygamber de bunların bir kısmını belirtmiş ve tasdik etmiştir. İnsanoğlu acizdir ve hata işlemeye müsaittir. Kulluğun özü olan dua, aciz ve fakir olan insanın kudreti sonsuz olan Rabbine sığınması ve hatalarının affı için iltica etmesidir. Münacâtlar ise, duanın daha geniş kapsamlı bir çeşididir. Genellikle Allah’ın çeşitli sıfatlarla methedilmesi ile başlayan münacâtlar, hata ve günahların itirafı buna mukabil Allah’ın rahmetinin genişliğinin ilanı ile devam etmekte ve neticede dua ile bitmektedir. Sıralama bazen değişmektedir. Peygamberler münacâtın en güzel örneklerini vermişler ve ümmetlerine de tavsiyede bulunmuşlardır. Ayet ve hadislerde peygamberlerin münacâtlarına yer verilmiştir. Münacâtta bulunmak, bu yönüyle tüm peygamberlerin uyguladığı müşterek sünnettir. Nebevî geleneğin bir devamı olarak Hz. Peygamber ve ümmeti de münacâtta bulunmuştur. Hadis kaynaklarında özellikle gece namazına kalktığında Hz. Peygamber’in samimi bir dille yapmış olduğu münacâtları dikkat çekmektedir. Sahabilere tavsiye niteliğinde rivayet edilen münacâtlara da rastlanılmaktadır. Hz. Peygamber’den sonraki dönemde de münacât geleneği devam etmiş; zamanla edebî bir türe dönüşmüştür. Arap, Fars ve Türk İslam Edebiyatlarında münacât önemli bir yer edinmiştir. Hz. Peygamber’in sünnetini tasavvuf düşüncesinin temeli olarak gören büyük sufi Ebu’l-Hasan Harakânî’niye atfedilen bazı münacâtlar vardır. Bu çalışmada, Hacı Bayram-ı Velî’nin de atıfta bulunduğu ve Harakânî’ye ait olduğunu belirttiği bir münacâta yer verilecektir. Nebevî geleneğin bir devamı olarak bu münacâtın tahlili de yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Din Eğitiminde Düşünme Becerilerini Geliştirme Bağlamında Bir Kavram Değerlendirmesi: Taakkul</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21022</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21022</guid>
      <author>Safiye KESGİN</author>
      <description>ÖZET Kur’an’ın düşünmeye rehberlik ettiği kavramlardan, bu makalede odak kavram olarak seçilen taakkulun İslam öncesi kullanılan yaygın anlamı ile Kur’an’ın ona kazandırdığı mana karşılaştırıldığında görülür ki bu eylemin neliği, nasıllığı, gerekçesi, amacı ve sonucunda elde edilmesi gereken sonuçları bakımından manası dönüşmüştür. Önceden korunma ve olaylar arasında bağlantı kurma temel anlamlarına dayalı olarak somut olaylar ve sorunlar karşısında çözüm bulmaya yarayan başka bir deyişle somut bir faydayı ortaya çıkaran zeka anlamında kullanılmaktaydı. Kur’an akletme eyleminin ardında halis niyetin olmasını vurgulayarak bu eyleminin doğru yerine getirildiğinde doğru bilgi ile doğru ahlaki tercihler yapabilme ve şehadetten hareketle gaybın bilgisine ulaşmak gibi sonuçlara ulaştırmasını beklemektedir. Dolayısıyla bu kavram akletmenin inanç ve ahlakla ilgili boyutunun varlığını öne çıkaran bir anlam hüviyeti kazanmıştır. “Kur’an’ın taakkulün kavramsal dönüşümünü sağlarken gösterdiği yol haritası, eğitimciler olarak bizlere doğru düşünme yeterliliklerini kazanma ve kazandırma anlamında hangi ilkelere ulaştırmaktadır?”, sorusunu cevaplamak hali hazırdaki durumuzu değerlendirmek ve öneriler getirebilmek için önem arz eder. Toplumumuzun düşünen, sorgulayan, aklını gereği gibi kullanan insanlardan oluşabilmesi için öncelikle aklını kullanmaya ve o doğrultuda düşünmeye yüklenen anlam dünyasının değişmesi gerekir. Başka bir deyişle akletme/aklını kullanma kavramına yüklenen anlamda bir dönüşümün yaşanması gerekir. Bu dönüşümün nasıl yapılacağının açık bir örneği Kur’an’da taakkul kavramı ile görülmektedir. Dolayısıyla Kur’an’ın bu konudaki rehberliğini, bugünün yöntemlerini de kullanarak günümüz insanına taşıma ve uygulama sorumluluğu eğitim ve büyük ölçüde din eğitimini planlayanlar ve uygulayanlara düşmektedir. Özellikle bu makalenin sınırlılığı çerçevesinde taakkul/akletme kavramı çerçevesinde Kur’an’ın çizdiği yol haritası üzerinden çıkarabileceğimiz, din eğitimi süreçlerinde uygulanabilecek ilkeler şunlardır: 1. Çocuklara akletme/düşünme potansiyellerini tanıtmak 2. Akletme eylemine yönlendirmek 3. Mantıksal düşünmenin temel ilkelerini öğretmek 4. Bilgiler arasında(somuttan soyuta) bağ kurarak yeni bilgilere ulaşmaya rehberlik etmek 5. Bilgileri süzerek doğru bilgiye ulaşmak için eleştirel düşünmeye kapı açmak 6. Akletmek/düşünmedeki halis niyetin önemini fark ettirmek 7. Düşünmek ve düşündüğünü ifade edebilmek için kavram zenginliği kazandırmak 8. Doğru düşünmeyi/akletmeyi engelleyen unsurları tanıtmak.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Salâhî Dede’nin Regâibiyyesi’nin Yeniden Bestelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21322</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21322</guid>
      <author>Fatih KOCA</author>
      <description>Regâib gecesi Recep ayının ilk haftasında idrak edilen ve Müslümanlar için kutsal sayılan gecelerden biridir. Müslümanlar bu gecede Hz. Peygamber’in ana rahmine düştüğüne inandıklarından dolayı geceyi idrak etmek ve bu geceye has olmak üzere cami ve tekkelerde okunması için mevlîd türüne benzeyen Mîrâciyye gibi manzum ve mensur eserler yazmışlardır. Regâibiyye de bu eserlerden biridir. Bu eserde Hz. Peygamber’in anne ve babasının birbirine layık temiz eşler olduğu, ahlakları, evlenmeleri ve Hz. Peygamber’in anne rahmine düşmesinin bir rahmet olduğu vurgulanmıştır. Abdullah Salâhaddîn-i Uşşâkî, edebiyatımızda bu türün ilk örneğini veren kişidir. Salâhî Dede’nin kaleme aldığı bu eser, o dönem Na’lizâde İbrahim Efendi tarafından bestelense de ne yazık ki bu bestesinin notası bugün kayıptır ve maalesef hâfızalarda da mevcut değildir. Uşşâkî tekkelerinde sadece irticâlen okunması dışında belli bir metodla okunmayan ve unutulmaya yüz tutmuş bu eser, Dinî mûsikîmiz açısından da büyük bir kayıptır. Tüm bunlarla beraber eserin yazma nüshasındaki beyit başlarında hangi makamla bestelendiği ya da okunduğuna dair bilgiler mevcuttur. Bu kaygılardan dolayı Salâhî Dede’nin Regâibiyyesi, beyitler önünde belirtilen makamlar da dikkate alınarak -teberrüken- tarafımızdan bestelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ömer Hayyam ve Ölüm Kaygısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21153</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21153</guid>
      <author>Tahsin KULA, Müslime ERDEN</author>
      <description>“Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz.” Kaygı (anksiyete) elem doğrultusunda artmış bir duygu durumudur. İnsanlar kaygıyı kültürel, toplumsal, zihinsel yapılarına ve düzeylerine göre sözcükler, davranış biçimi ve eylemlerle anlatmaya çalışırlar. Kaygıyı anlatan bütün sözcükler, davranış biçimi ve eylemler geleceğe yönelik endişe, kararsızlık karmaşa, korku, kötümserlik ve umutsuzluk içeriğini taşır. Kaygı -zevk ya da üzüntü gibi- bir sürü duygu arasından herhangi bir duygu değildir. Kaygı çevresinde her şeyin döndüğü bir eksen olarak sahneye çıkar. Kaygı bireyin, varoluşunun imha edilebileceğine ve hiç olacağına dair farkındalığının oluştuğu öznel halidir. Kaygıya varoluşsal açıdan bakmaktaki hedef, ona özgün gücünü geri vermektir. Kaygı hem elem hem dehşeti içine alan bir tehdidin deneyimlenmesidir. Bir varlığın çekebileceği en acı dolu ve en temel tehdittir. Ömer Hayyam’ın yaşadığı devir, dinin, tasavvufun ve müspet ilimlerin birbiriyle çarpıştığı bir zamandır. Hayyam, hayatın hazzını tam manasıyla duyarak hayatı şuurlu bir şekilde sever, manasız dertler ve mahrumiyetler içinde geçirmeğe gönlü razı olmaz. Hayyam’ın rubaileri gündelik hayatının tam bir ifadesi değil, ruhundaki ürperişlerin yankılarıdır. O, yaşamanın hazzını kuvvetle duyan bir hakikat arayıcısı, olgun bir filozof, aynı zamanda zarif ve hassas bir insandır. İnsana, akla ve irfana büyük önem verir, düşüncelerini saklamaz. Bu varoluşsal duygu Ömer Hayyam’ı da ele geçirir. Ömer Hayyam’ın rubailerinde yaşadığı anlamsızlık duygusu, varoluşsal kaygı ve ölüm kaygısı derin bir şekilde hissedilmektedir. Yaşamış olduğu kaygıyla baş edemeyen Ömer Hayyam ruhsal olarak rahatlamak amacıyla farklı çözüm yolları arar. Psikolojinin diliyle kaygısıyla baş edebilmek için savunma mekanizması geliştirir. Şarap Hayyam’a aradığı sükûneti bahşeder.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Darbelerde Dinî Boyut: 15 Temmuz Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20553</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20553</guid>
      <author>Ejder OKUMUŞ</author>
      <description>Bu çalışma, Türkiye’nin modern tarihine damga vuran darbeler zincirini dinî boyutu bakımından 15 Temmuz 2016 darbe/işgal/iç savaş girişimi örneğinde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç temelinde çalışmada araştırmacı, darbelerin bizatihi dinî renklerinin ve din ile meşrulaştırılma boyutlarının yanı sıra darbeye karşı çıkış ve direnişlerin de bizatihi dinî renkleri ve din ile meşrulaştırılma boyutlarını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktadır. 1960 yılından itibaren Türkiye’de yaşanan darbeler, bu çalışmanın uygulama alanı olmakla birlikte, çalışmada bilhassa 15 Temmuz darbe girişimi temel uygulama alanı olarak seçilmektedir. Sosyolojik bakış açısıyla yürütülen bu araştırmada varsayılmaktadır ki, 15 Temmuz gecesi kalkışılan darbe/iç savaş girişiminde hem darbe girişimcileri tarafıyla, hem de darbe karşıtı halk tarafıyla açık bir dinî boyut bulunmaktadır. Darbe girişimi ve engellenmesi olayında, darbeciler tarafıyla Paralel Dinî Yapıdan kaynaklı bir din boyutu var iken, darbe karşıtı halk tarafıyla toplumsal olarak içinde çeşitli dinî anlayış ve pratiklerin yer aldığı ana dinî yapıyı ifade eden bir din boyutu vardır. Çalışmada yöntem olarak öncelikle genelde darbelerin din ile etkileşimleri ve özelde 15 Temmuz darbe girişiminin din ile etkileşimi, olguyla ilgili belge ve gözlemlere dayanılarak inceleme yoluna gidilmektedir. Bu çerçevede elde edilen veriler analiz edilmekte ve çalışmanın bulguları ortaya konulmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi ve bu girişime halkın devrimci direnişi, gerçekten de din bakımından çok önemli boyutlara sahip olması itibariyle çok ciddi sosyolojik veçheler barındırmaktadır. Bu noktada konu, din sosyolojisi açısından da oldukça ilginç ve mühim boyutlara sahiptir. Bundan dolayı belirtmek gerekir ki 15 Temmuz darbe girişimi, yaşanmışlıklarıyla büyük duygusallıkları bünyesinde taşımakla birlikte bilimsel olarak ele alınmalıdır. Bu çalışmada yazar, bunu yapmaya gayret etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ye’cûc Ve Me’cûc Seddinde Açılan Delikten Bahseden Hadisler Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21254</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21254</guid>
      <author>Ahmet Emin SEYHAN</author>
      <description>Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde Ye’cûc ve Me’cûc kelimesi geçmektedir. Bu kelime Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemde “zalim, müşrik ve bozguncu insanlar topluluğu”nu niteleyen bir sıfat olarak kullanılırken ilerleyen dönemlerde anlam kaybına uğramış ve düşman görülen kavimler bu kelimeyle isimlendirilmeye başlanmıştır. Böyle bir bakış açısıyla nakledilen rivâyetler temel tefsir ve hadis kaynaklarına girmiş ve müslümanlar nezdinde doğru olmayan bir Ye’cûc ve Me’cûc anlayışı ortaya çıkmıştır. Makalenin gayesi, temel hadis kaynaklarında geçen ve “Ye’cûc ve Me’cûc seddinde açılan delikten bahseden” rivâyetleri sened ve metin yönünden tahlil etmek ve konuyla ilgili daha doğru bakış açılarının geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Zira İslâm düşünce tarihi boyunca Ye’cûc ve Me’cûc ile ilgili isabetli olmayan görüşler müslümanların kafasını karıştırmış, onları sağlıklı değerlendirme yapma imkânından mahrum bırakmış, âyet ve hadislerin yanlış yorumlanmasına neden olmuştur. Kur’an-ı Kerîm’in nazil olduğu dönemde Ye’cûc ve Me’cûc kelimesinin “isim” değil “sıfat” olarak kullanıldığı, Enbiyâ sûresi 96. âyette geçen Ye’cûc ve Me’cûc ile kast edilenlerin “ikinci sûrun üfürülmesiyle birlikte diriltilen ve mahşer meydanına doğru sel gibi akıp giden günahkâr, zalim, kâfir, münafık ve müşrikler topluluğu” olduğu; Kehf sûresi 94. âyette geçen Ye’cûc ve Me’cûc ile kast edilenlerin ise, “Zülkarneyn’in yaşadığı dönemde dünyada bulunan, etraflarına büyük zararlar veren, işgalci, sömürgeci ve bozguncu insanlar topluluğu” olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle her iki âyette de Ye’cûc ve Me’cûc ile “belirli bir ırk veya kavim” değil, tam tersine “muhtelif ırk ve renklerdeki bütün zâlim, kâfir, müşrik, mücrim, münafık, fâsık ve müfsitler topluluğu” kastedilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslam Hukukunda ve Osmanlı Uygulamasında Evliliğin Vatandaşlığa Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21251</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21251</guid>
      <author>Ali Aslan TOPÇUOĞLU</author>
      <description>Tarih boyunca tüm dinlerde ve düşüncelerde sosyal bir kurum olarak kabul edilmiş olan aile, geçirdiği gelişim ve değişim neticesinde bugünkü anlam ve mahiyetine kavuşmuştur. Toplumun önem verdiği aile kurumu ise evlilikle kurulabileceği için İslam toplumunda evliliğin vatandaşlığa etkisi, ancak İslam’ın öngördüğü ve toplumsal değerlere de aykırı olmayan evliliklere onay verilmiş ve vatandaşlık konusuna etkisi bu şekilde kabul edilmiştir. Modern hukukta da vatandaşlığa etki edebilmesi için evliliğin geçerli bir evlilik olması temel kıstas olarak alınmıştır ki bu da İslam devletler hukukundaki yaklaşımı anımsatmaktadır. İslam ülkesinde yaşayan Müslümanlar için din birliği, vatandaşlık konusunda esas alınmıştır. Bu itibarıyla Müslümanların kendi aralarındaki evlilik durumları, her iki tarafın da İslâm ülkesi vatandaşı olması sebebiyle onların vatandaşlık statüsünde bir değişiklik meydana getirmemektedir. Bu bakımdan İslam hukukunda evlenme ile İslam ülkesi vatandaşlığının kazanılması sadece ehl-i kitap kadınlar için geçerli bir durum olduğu söylenebilir. Buna göre İslâm hukukunda kadın, statü ve ikamet konusunda kocasına tabi olduğu için kocasının İslâm ülkesi vatandaşı olması durumunda kadın da ona bağlı olarak bu ülkenin vatandaşı sayılır. Osmanlı dönemi uygulamalarına bakıldığında ise esas itibarıyla hukukî alanda İslam hukuku yürürlükte olduğu için modern anlamda ilk vatandaşlık kanunu olan Tabiiyet-i Osmaniye Kanunnamesi’ne kadar İslam hukukunun vatandaşlığa yaklaşımına aynen devam edilmiştir. Ancak bu Kanunname’nin yayınlandığı dönem dikkate alındığında hukukî manada bir değişim ve dönüşümün yaşanmasının bir gereği olarak evliliğin vatandaşlığa etkisi, ayrı vatandaşlıkları olduğu halde evlenen her iki taraf için de söz konusu olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tasavvufta Mehdilik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21230</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21230</guid>
      <author>Muhammed Ali YILDIZ</author>
      <description>İlk dönem mutasavvıfları olarak ta bildiğimiz asrısaadetten hicri II. asrın sonuna kadar olan dönemde yaşamış mutasavvıfların mücahede, riyazet ve vecd halleri gibi zühdî haller dışındaki konularla fazla ilgilenmedikleri görülmektedir. Buna karşılık Hicri III. ve IV. yüzyıllar arasında yaşamış tasavvuf kültürünün sistemleştiği dönemdeki mutasavvıfların mehdilik ile ilgili görüş ve düşünceleri ayrıntılı bir şekilde mevcuttur. Bu sebeple mehdilik tasavvuru ile ilgili görüş ve düşünceler tasavvuf dönemi olarak ta kabul edilen ikinci ve üçüncü asırlarda yetişen mutasavvıfların eserlerinde daha çok görülür. Muhyiddin İbnü’l Arabi tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple onun mehdilik ile ilgili görüş ve düşünceleri önemlidir. Tasavvuf kültürünün oluşum sürecinin son aşaması olarak kabul edilen tarikatlar döneminde ise Gazalî ile birlikte başlayan ehlisünnet tasavvufu olarak ta isimlendirebileceğimiz dönem bağlamında mehdilik tasavvuru ele alınmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda sahih hadis kaynaklarında geçen Mehdi, Mesih ve Deccal ile ilgili hadis rivayetlerine yer verilmektedir. Ehlisünnet tasavvufu olarak isimlendirdiğimiz tarikatlar dönemi mehdilik tasavvuru ile ilgili değerlendirmeler de yapılmaktadır. Hadis rivayetlerinin tasavvufî anlayış üzerindeki etkisi kuşkusuzdur. Bu sebeple ‘Kütüb-i Sitte’ deki hadis rivayetlerinden hareketle son dönem mutasavvıflarının mehdilik tasavvuru şekillenmiştir. Mehdilik tasavvurunda tasavvuf geleneğinde ortaya çıkmış olan âlemdeki bütün işleri çekip çeviren “kutup” kavramı arasında bağlantılar da mevcuttur. Kutup kavramı ile mehdi tasavvuru arasındaki benzerlikleri bu çalışmada ele alınmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alman Medya ve Siyasetinin 15 Temmuz FETÖ Kalkışmasına Bakışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20512</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20512</guid>
      <author>Ömer YILMAZ, Esra YILMAZ</author>
      <description>Türkiye 15 Temmuz 2016 yılında son yılların en büyük kalkışmalarından birine sahne olmuştur. FETÖ terör örgütünce kurulu düzene karşı yapılan bu ayaklanmada çok sayıda vatandaş şehit olmuş ve yaralanmıştır. Böylesine Türkiye için önem arz eden terörist bir kalkışmanın yurtdışında nasıl değerlendirildiği, özellikle Alman medya ve siyasetçilerinde nasıl bir karşılık bulduğunun bilinmesinde yarar görülmüştür. Bu nedenle yaklaşık on beş kadar Alman gazete ve gazetecinin görüşleri ile iktidar ortağı CDU ve SPD parti sözcülerinin görüşlerine bakılmış ve bir değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışmada Almanya’nın tercih edilmesinin birkaç nedeni vardır. Önce iki ülke arasındaki dostluk ve müttefikliğin oldukça eskiye dayandığı söylenmelidir. Yine bu ülkede üç milyondan fazla Türk vatandaşı yaşamakta ve bunlar elli yıldan beri varlıklarını sürdürmektedirler. Bununla birlikte Almanya çok uzun yıllar Türkiye’nin girmek istediği AB için çok etkin ve sözü geçen bir ülkedir. Ancak Almanya Türkiye’de yapılacak Anayasa referandumu için bu ülkedeki Türk vatandaşlarıyla buluşmak isteyen devlet görevli ve hatta bakanlarına konuşma ve giriş izni vermemiştir. Bu durum dostlukları uzun yıllara dayanan iki ülke arasında sert tartışmalara neden olmuştur. Türkiye bu darbe girişiminin arkasında etkin rol üstlenen kişilerin Almanya tarafından korunduğuna ve onlara iltica hakkı tanındığına dair suçlamalarını yöneltince bu defa İncirlik Üssü krizi baş göstermiş, nihayetinde Almanya buradaki askerlerini bir başka ülkeye taşıyacağını bildirmiştir. Çalışmamızda konunun rahat anlaşılması için Müslümanların Almanya’daki Tarihi Sürecine ve Fethullahçıların Almanya’daki Yapılanmalarına dair bilgilere de yer verilmiştir. Sonunda genel bir değerlendirilmeye gidilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


