






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2018 Sayı Volume 13 Issue  3 </title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=362</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Kimlik Oluşumu Sürecinde Örgüt ve Örgütlenmenin Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21190</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21190</guid>
      <author>Sibel AKGÜN</author>
      <description>Kimlik, sosyal bilimlerde birey ile toplumların psikolojik ve sosyolojik olarak kendilerini nasıl tanımladığı ile ilgili anahtar kavramlardan biridir. Bu kavram etrafında bireyler ve toplumlar benzerlik ile farklılıklarını ortaya koymaktadır. Din, kültür, tarih, ekonomi, etnisite vs… çeşitli faktörlerin bir araya gelmesi ile oluşan kimlik özellikle siyasal ve toplumsal alanda farklılığı oluşturur. Çeşitli dinamik unsurların oluşturduğu bu aidiyetin temelinde aydınlar da önemli bir role sahiptir. Bir toplumu oluşturan seçkin aydın grup/ gruplar çeşitli yöntemlerle kimlik oluşumunda ve kimliklerin örgütler içinde yeniden üretilmesinde önemli bir ol oynamaktadır. Kimliğin şekillenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılma süreçlerinde örgütler de işleve sahiptir. Örgüt kavramı her toplumun içinde belirli durumlarda karşılaşılan sorunları çözümlemek ve gereksinimleri gidermek için kullanılan çeşitli araçlardan biridir. Belirli bir toplumda faaliyetlerini sürdüren örgütler, üyelerinin kendilerine özgü inançları, değer yargıları, çeşitli olaylar karşısındaki tavırları ile birlikte ortak amaçlar, planlar, politikalar oluşturur. Çalışmada kimlik kavramı etrafında örgüt kavramı ve örgütlenmenin yeri ele alınacaktır. Bu amaçla önce kimlik kavramı ile örgüt kavramı incelenecektir. Bu kavramlar ele alındıktan sonra örgütlenmenin kimlik kavramını nasıl şekillendirdiği analiz edilecektir. Çalışma betimsel/ kavramsal yöntemle incelenecek ve analitik yöntemle yorumlanacaktır. Çalışmada kimlik kavramının oluşumunda ve gelişiminde örgütlenmenin önemli bir yere sahip olduğu savı üzerinden hareket edilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültürel Kimlik ve Toplumsal Hafıza Mekânları Olarak Ziyaret Yerleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21218</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21218</guid>
      <author>Muammer AK</author>
      <description>Türk halk dindarlığının en önemli özelliklerinden biri, belirli mekânları ziyaret etme olgusudur. Bu olgu, Anadolu’da yatır, türbe, ocak, evliya, dede, baba vb. isimlerle anılan ve halk tarafından kutsal mekânlar olarak görülen yerlere gitme davranışını içermektedir. Ziyaret inancının arka planında İslam öncesi Türk inanç ve kültürünün izlerini görmek mümkündür. Ayrıca bu inanç ve uygulamaların Türk tasavvuf kültürüyle birleştirilerek farklı bir boyut ve anlam kazandığı görülmektedir. Toplumlar, varlıklarının korunması ve devamlılığı için bireysel ve onun beslendiği kolektif kimliği önemli bir araç olarak görmüşlerdir. Bu bağlamda ziyaret mekânları, kültürel belleğin diri tutulduğu yerler olarak değerlendirilebilir. Burada tasavvuf ekollerinin etkili olduğu görülmektedir. Çünkü, tasavvuf, sadece dini alanla sınırlı olmamış, felsefe, fikir, mimari, edebiyat, sanat, müzik, şehirlerin kurulması, iskân vb. sosyal hayatla ilgili yönlendirme yapan bir düşünce ve yaşam tarzı oluşturmuştur. Ayrıca, tekke ve tarikatlar, topluma yeni bir görüş, ümit ve paradigma sunmuş, bir bilinç inşa ederek geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki köprünün kurulmasında önemli görev üstlenmiştir. Yine, türbe ve tekkelerin insanlara nüfuz etme, etkileme, zihniyet oluşturma ve kültürel kodları yaşatma ve bir kimlik inşa etme yönünde bir hayli geniş etkilerinin olduğunu ifade etmeliyiz. Ziyaret fenomeni ile ilgili günümüze değin yapılan çalışmaların söz konusu inancın daha çok dini boyutuna odaklandığı, konunun sosyal, kültürel ve kimlik inşa etme boyutlarıyla çok fazla ele alınmadığı görülmektedir. Bu makale, ziyaret inancının kültürel kimliğin oluşmasında ve toplumsal hafızayı canlı tutma yönündeki rolü üzerinde durmaktadır. Makalede ziyaret olgusu, fenomenolojik bakış açısı ile değerlendirilmektedir. Konunun daha iyi anlaşılması için önce kültürel kimlik, toplumsal hafıza ve ziyaret inancı gibi kavramlar açıklanmıştır. Daha sonra ise, ziyaret yerlerinin kimlik inşasında ve toplumsal hafızanın canlı tutulmasındaki rolü üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Suriye’de Bitmek Bilmeyen Arap Baharı: Suriyeli Mültecilerin Deneyimlerine Göre Suriye İç Savaşı’nın Temel Dinamikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21366</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21366</guid>
      <author>İnci AKSU KARGIN</author>
      <description>In March 2011, in the Syrian town of Daraa, children whose ages ranged from nine to fifteen wrote anti-regime graffiti on a wall, which prompted the regime's security forces to arrest and torture the children. Soon after, Syrian citizens poured into streets to protest against the regime's arbitrary acts, and the regime responded this by shooting the peaceful protestors; this served to light the fire that would result in the Syrian civil war. However, although the events that took place in Daraa served to ignite Syria's civil war, there were, in fact, a great many other problems that had effectively led the country toward war. In order to understand the key factors behind the war, this study conducted interviews with 60 Syrian refugees in the Turkish provinces of Gaziantep and Hatay. These refugees were witness to what pre-war Syria experienced. In the semi-structured interviews conducted, the interviewees assessed the socioeconomic environment in Syria that contributed to the outbreak of the civil war. Among the economic problems that helped to usher in war in Syria were the high rate of unemployment and unequal distribution of welfare. In addition, the neo-liberal and privatization policies implemented under Bashar al-Assad served to create a new bourgeoisie class and further impoverish the majority due to a decrease in subsidies and other benefits. Further, the agricultural sector, which played an important role in Syria's economy, suffered a 4-year drought, which was made worse by the fact that the regime failed to take the necessary precautions that would have allowed the country to weather a problem of this nature and magnitude. This meant that, among other things, many Syrian citizens working in agriculture and husbandry experienced serious financial losses. As a result, two to three million people emigrated from the countryside to Syria's urban regions, and these migrations increased the cities' rates of unemployment. Moreover, real estate prices, which increased due to the arrival of Iraqi refugees to Syria during the 2003 Iraq War, and food prices, which had also increased in recent years, also played a role in the outbreak of war in Syria. Economics, however, were not the only factors that led Syria into war; there were social factors at work as well. Syria's civil war may have seemed inevitable, given the excessive control, pressure, and violence to which the Syrian regime subjected the country's citizens. Security forces and Mukhabarat (intelligence) made life increasingly difficult for the people of Syria, and there seemed no end to this, as opposition to the controlling regime had not been permitted since the Hafez al-Assad period. Further, although the interviewees suggested that there were no major pre-war problems among Syria's various sectarian groups, the Bashar regime played on old fears in order to secure the support of Alawites against the Sunni-dominated opposition. The regime also set the Shabbihas, which are comprised primarily of Alawites, against the opposition groups and their brutal acts added a sectarian dimension to the Syrian civil war.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk ve İspanyol Mutfak Kültürü Arasındaki Benzerlikler ve Farklılıkların İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21194</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21194</guid>
      <author>Suat AKYÜREK</author>
      <description>Yeme-içme, biyolojik bir ihtiyaç olmanın yanı sıra, toplumların ve bireylerin farklı ihtiyaçlarını karşılayan maddi öğelerdir. Kültürün vazgeçilmez bir öğesi olan yeme-içme, geçmişten günümüze kadar toplumda statü simgesi, iletişim aracı, boş zaman ve eğlence aracı olmuş, farklı kültürleri yakınlaştıran bir faaliyet işlevi üstlenmiştir. Mutfak kültürü, bir ulusun tüketmiş olduğu yiyecek/içecekleri, bu yiyecek/içeceklerin hazırlanmasını, pişirilmesini ve korunmasında kullanılan araç ve gereçleri kapsayan birikimleridir. Bir mutfak kültürünün oluşması asırlar süren bir birikim ve etkileşim ile mümkün olmaktadır. Türk ve İspanyol mutfağı köklü tarihsel geçmişi, zengin içeriği ve sahip olduğu kültürel özellikleri açısından dünyanın en zengin mutfakları arasında yer almaktadır. Bu bağlamda bu iki zengin mutfak kültürünün benzer ve farklı yönlerinin incelenmesi, Türk ve İspanyol toplumlarının geçmişten günümüze kültürel ilişkilerini ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir. Bununla birlikte günümüzde önemli sektörlerin başında gelen yiyecek ve içecek alanında, turistlere daha iyi hizmet verebilmek için turistlerin geldikleri yörenin mutfak kültürünün bilinmesi önemlidir. Bu kapsamda, Türk mutfak kültürü ve İspanyol mutfak kültürü arasındaki benzerliklerin ve farklılıklarının ortaya konulması amaçlanmaktadır. Literatür taraması şeklinde tasarlanan bu çalışmada veri toplama sürecinde ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Bununla birlikte Türk ve İspanyol mutfak kültürü gözlemlenerek, benzer ve farklı yönler tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Türk ve İspanyol mutfağı arasında birçok benzer yönlerin olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sabri F. Ülgener’de “Aydınlar Sosyolojisi” ve Bilgi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20813</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20813</guid>
      <author>Yasemin APALI</author>
      <description>İnsanın düşünsel yetisi neticesinde meydana gelen insani bilginin toplumsal yaşam içerisinde var olduğu koşulları, bunların geliştirilmesi ve nakledilmesini içeren süreci bilgi sosyolojisi ortaya çıkarmaktadır. Hiçbir toplum bilgisiz var olmadığı ve ortak duyu bilgisiyle hareket ettiği için, bilgi sosyolojisinin alanı ve kapsamı çok geniştir. Çağdaş bilgi sosyolojisinde yaşanan gelişmeler neticesinde, toplum ve toplumu ilgilendiren neredeyse tüm konular bilgi sosyolojisinde tartışılmaktadır. Özellikle bilginin toplumsal olarak üretildiğini öne süren sosyologlar tarafından toplumsal yaşama damgasını vuran konular ve bunun yansımaları problem alanı görülerek çalışma konuları arasına dahil edilmiştir. Toplumbilim disiplinlerindeki bilgi arayışı ve akılcılığa ilişkin kültürel temeller, bir bilme tarzını ifade ettiği için, bir toplumun sosyo-kültürel bağlamda ayakta kalmasını sağlayan “aydınlar” toplumun bir parçası konumundadır. Ülkemizdeki Weberian anlayışın temsilcisi konumundaki Sabri F. Ülgener, sadece Osmanlı toplumundaki ekonomik çözülmenin ahlak ve zihniyet dünyasını incelemekle kalmamış; aynı zamanda “Aydınlar Sosyolojisi” nin bilgi sosyolojisi sayesinde işlevsellik kazandığını vurgulamıştır. Ona göre aydınlar sosyolojisi bilgi sosyolojisinin açtığı yolda yeşerip kök salmıştır. Bilgi sosyolojisi, bilgi muhtevasını ve konusunu nasıl kafamızın içinde olup biten bir zihin ve mantık haritasından ibaret saymayıp onu toplumsal bağlantı ve ilişkileri içerisinde ele alıyorsa aydınlar sosyolojisi de aydınları toplumsal şartları ve ilişkileri içerisinde ele almaktadır. Bu doğrultuda Sabri F. Ülgener’in bilgi ve “Aydınlar Sosyolojisi” ne yaklaşımını çalışmamızda ortaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslam Hukukunda Makâsıd/Gâî İlke Bağlamında Doğabilecek Zararlı Sonuçların Dikkate Alınması Esası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21316</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21316</guid>
      <author>Nasi ASLAN</author>
      <description>Yüce Allah yaratılışı belli bir hikmete mebni gerçekleştirdiği gibi koyduğu hükümlerde de belli bir gayeyi hedeflemiştir. Bu çerçevede Kur’an ve Sünnet’te yer alan hükümlerde kulların hem ahirete hem de bu dünyaya dönük maslahatları gözetilmiştir. Şâriin maksûdu olan gâyelere bir şekilde vakıf olunduktan sonra naslar da bu gayelere mütenasip bir şekilde yorumlanabilir. İslam Hukukçularına göre Şâriin vaz ettiği hükümlerin arkasında gözettiği bir kısım yüce mânâ ve hikmetler söz konusudur ki bunlar, “hükmün konuluş amacı” (makâsıd-ı şâri) veya “bu hükümle sağlanmak istenen maslahat” (mesâlih-i ibâd) anlamındadır. Mefsedetin giderilmesi de bu maslahat kapsamında değerlendirilir ki bu da doğabilecek zararlı sonuçların dikkate alınması ilkesiyle örtüşmektedir. Doğabilecek zararlı sonuçların dikkate alınması ilkesi, kötülüğe götüren yolların kapatılması ve harama götüren vasıtaların yasaklanması anlamındaki “sedd-i zerâi‘” ilkesi ile benzeşse de ondan daha geniştir. Dinî literatürde makâsıd-ı şeria olarak bilinen dinin korumayı hedeflediği “canın korunması, malın korunması, neslin/nesebin korunması, dinin korunması ve aklın korunması” şeklinde formüle edilen bu beş esas bir yönüyle Şâri’nin genel amacını teşkil ederken bir yönüyle de insanların umumi maslahatlarını göstermektedir. Mesela malın korunması için hırsızın, ırz ve neslin korunması için zina eden kimsenin cezalandırılması konusunda dinde bir takım hükümler konmuştur. Bu hükümler Şâriin temel amaçlarına uygun olduğu gibi insanların yararına da uygundur. İşte bu esasalar hukuk alanında doğabilecek olumsuz sonuçların giderilmesinde önemli ölçütler olarak kabul edilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sultangazi İlçesi’nin (İstanbul) Şehirleşme Süreci</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21118</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21118</guid>
      <author>Samet AVCU, Adnan Doğan BULDUR</author>
      <description>Sultangazi İlçesi, İstanbul’un kuzeybatısında yer alır. İlçe adını, Sultançiftliği Mahallesi ile Gazi Mahallesi’nin birleştirilmesinden almıştır. 2008 yılında, Gaziosmanpaşa’ya bağlı 13, Eyüpsultan ve Esenler’e bağlı birer mahallenin katılımıyla kurulmuştur. Yeni kurulmuş bir ilçe olsa da aslında, bölge Bizans ve Osmanlı Devleti’nden beri İstanbul için önem taşıyan tarihi suyolları üzerinde yer almaktadır. Sultangazi’de şehirleşme hareketleri 1970’li yıllar ve sonrasında o dönemde kırsal alanlar arasında yer alan Atışalanı, Küçükköy, Cebeci, Habibler ve Mahmutbey gibi kırsal yerleşmelerde sanayi kuruluşlarının açılmasıyla ve bu bölgenin daha uzağındaki büyük sanayi kuruluşlarında çalışmak için gelenlerin bu kırsal alanlara yerleşmesiyle başlamıştır. O dönemde kırsal alanlar arasında sayılan bu yerleşmelerin nüfusu göçlerle artmış, zamanla kırsal niteliklerini kaybedip İstanbul’un merkez alanına katılmışlardır. Bu çalışma ile Sultangazi İlçesi’nin geçmişten günümüze, gerek coğrafi açıdan ve gerekse alınan idari kararlarla şehirleşme sürecinde geçirdiği evrelerin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma yapılırken coğrafya biliminin yöntem ve ilkelerine bağlı kalınmıştır. Araştırma sahasının topografik özellikleri incelenirken Harita Genel Komutanlığı’nın ilgili haritaları, şehirleşmeyle ilgili özellikler incelenirken, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere ilgili belediyelerin Şehir Planlama Müdürlükleri’nin nazım imar planlarından, nüfusun gelişimi için, nüfus müdürlükleri kayıtları ve TÜİK istatistik verilerinden faydalanılmıştır. Saha gezilerinden elde edilen fotoğraflar araştırmaya konulmuş, ayrıca mahalle muhtarları ve ilçe sakinleriyle yüzyüze görüşme tekniği ile yapılan mülakat sonuçları da değerlendirmeye alınmıştır. Sultangazi ilçesinin 2014 yılı toplam nüfusu 513.022’dir ve İstanbul’un nüfusu en hızlı artan ilçelerinden biridir. Bunda; doğum oranının yüksek olmasının yanında İstanbul’un yoğun göç alan bölgelerinden biri olması etkilidir. İstanbul’daki iş imkânları ve Sultangazi İlçesi’nin bazı bölgelerinde konut kiralarının daha uygun olması bu bölgeye göçü arttıran başlıca nedenlerdir. Dolayısıyla ilçe, hızlı nüfus artışına bağlı olarak gecekondulaşma, plansız şehirleşme, alt yapı yetersizliği, işsizlik gibi birçok problemle karşı karşıyadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa Birliği’nin Yumuşak Gücü: Temel Değerlerin Türkiye’de Etkisi Üzerine Bir Odak Grup Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21292</guid>
      <author>Emrah AYDEMİR</author>
      <description>Avrupa Birliği, demokrasi temelinde ilişkilerini şekillendiren ve demokratikleşme konusuna önem veren bir yaklaşım sergilemektedir. İnsan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri yaygınlaştırma çabası sergileyen Avrupa Birliği’nin yumuşak gücü gün geçtikçe artmaktadır. Avrupa Birliği’nin artan yumuşak gücü Avrupa’daki demokratik geçiş sürecini hızlandırmış ve gelişmekte olan ülkeler ile tesis edilen işbirliği ilişkileri AB’ye üye olmak isteyen Türkiye ve Birliğin temas halinde olduğu diğer ülkeler için yol gösterici olmuştur. Geçiş sürecini hızlandıran Avrupa Birliği’nin manyetik çekiciliği ülkelerin Avrupa Birliği’ne üye olabilmesi için gayret göstermesine neden olmaktadır. Avrupa Birliği’nin yumuşak gücünün potansiyeli, temel değerleri Birlik dışındaki ülkelerde teşvik etmekte ve Birliğin yumuşak gücü uluslararası bir örgütün toplumsal nüfuz biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda Avrupa Birliği’nin çekiciliğinin etkisi genişleme sürecinde Türkiye’de de kendini göstermiş ve Türkiye Birliğe üyelik sürecinde demokratikleşme, insan haklarının geliştirilmesi gibi konularda ilerlemeler sağlamıştır. Ancak bugünlerde Avrupa Birliği’nin çekicilik kaynaklarını oluşturan temel değerleri Türkiye’de bir tartışma konusudur. Söz konusu bilgilerden hareketle bu çalışmada Avrupa Birliği’nin temel değerlerinin Birliğe olumlu bakış açısına etkisinin olup olmadığı araştırılmış ve Birliğin temel hak ve özgürlükleri kullanmasının Avrupa Birliği’ne duyulan güveni arttırıp arttırmadığı ortaya koyulmuştur. Çalışmada yöntem olarak odak grup görüşmesi kullanılmıştır. Üç odak grup görüşmesi yapılmıştır ve her bir oturum 120 dakika sürmüştür. Araştırma sonucunda yapılan çözümlemede katılımcıların temel değerlere ilişkin değerlendirmeleri analiz edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ayverdi Haritası’nın Işığında Dâire-i Umûr-ı Askeriye ve Bağlı Yapıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21332</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21332</guid>
      <author>Gülberk BİLECİK</author>
      <description>Çalışmanın konusunu İstanbul’da Beyazıd Meydanı ve Süleymaniye Camii arasında kalan bölgede yer alan ve günümüzde “İstanbul Üniversitesi Rektörlük binası ile Merkez Kampüs” olarak varlığını sürdüren “Dâire-i Umûr-ı Askeriye binası ve bağlı yapıları” oluşturmaktadır. Çalışmanın temelini ise Yüksek Mühendis Mimar Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından hazırlanan 1875-1882 tarihli harita teşkil etmektedir. İlk olarak, 1826 senesinde II. Mahmud tarafından Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye’nin yönetim merkezi konumundaki Dâire-i Umûr-ı Askeriye ve bulunduğu bölge hakkında bilgi verilecektir. Daha sonra çalışmaya ışık tutan Ayverdi Haritası tanıtılacaktır. Makalenin konusunu oluşturan yapıların tarihi, konumları, planları, fonksiyonları hakkında bilgi verilecek ve günümüzdeki durumları değerlendirilecektir. Ayverdi Haritası’nda Bâb-ı Seraskerî Meydanı’nda gösterilen ve 19. yüzyılda Osmanlı Kara Ordusu’nun yönetim merkezi durumunda olan bu yapılar; Dâire-i Umûr-ı Askeriye binası, yangın kulesi, taht kapısı ve iki yanındaki köşkler, Süleymaniye Kışlası (Sarı Kışla), Cebehane, Kışla-yı Hümayun (Bekir Ağa Bölüğü), Fotoğrafhane, Bab-ı Seraskerî Hastahanesi, Hamam, Mutfak, Arabalık, Tamirhane ve Ahır’dır. Bu binalar tarihçeleri, mimari ve süsleme özellikleri bakımından detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Bu makale ile Ayverdi Haritası’nın 19. yüzyılda “Nefs-i İstanbul” olarak tanımlanan tarihi yarımadanın geçirdiği değişim ve yeniliklere ışık tutan çok önemli bir kaynak olduğu vurgulanacaktır. Bu önemli belge ışığında Osmanlı ordusunun yönetim merkezi ve binalarının geçmişi aydınlatılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sıcaklık Terselmesinin Hava Kirliliğine Etkisi (Isparta Şehir Merkezi Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21165</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21165</guid>
      <author>Adnan Doğan BULDUR, Sabahattin SARI</author>
      <description>Enerji tüketiminin artması başta kentler olmak üzere, yerleşim alanlarında hava kirliliğini önemli bir sorun haline getirmiştir. Ülkemizde doğalgaz kullanımının yaygınlaşması ve kaliteli kömüre olan yöneliş, sorunun büyümesini kısmen engellese de ortadan kaldırmış değildir. Beşeri faaliyetlerin bir sonucu olan hava kirliliği üzerinde topografik ve klimatik faktörlerin etkisi oldukça önemlidir. Topografya, havanın kararlılığını dolayısı ile sıcaklık terselmesini ve rüzgâr hızını yönlendiren bir faktör olarak kirliliğe tesir eder. Bu araştırmada, Isparta şehir merkezinde yer alan Hava Kalitesi İzleme İstasyonu’ndan (37˚ 46ʹ 41ʹʹ Kuzey-30˚ 32ʹ 51ʹʹ Doğu) elektronik olarak indirilen Kükürtdioksit (SO2) ve Partikül Madde (PM10) verileri kullanılmıştır. Bu veriler Ulusal ve Avrupa Birliği ülkeleri sınır değer kriterleriyle karşılaştırılmış ve sınırların çok aşıldığı aylara ait (2006-2016 yıllarının Kasım-Aralık-Ocak-Şubat ve Mart Ayları) günlük verileri, SPSS 23 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada, Yüksek Atmosfer Balonları verilerinden sıcaklık terselmesi değerleri hesaplanmış ve kirleticiler arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Analizlerde Çoklu Regresyon ve Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Regresyon analizine göre, PM10 yoğunluğu üzerinde sıcaklık terselmesinin tek başına % 38.8’lik; sıcaklık terselmesi ile rüzgâr hızının birlikte % 47.7’lik kontrolü söz konusudur. SO2 yoğunluğu üzerinde ise rüzgâr hızının % 14.4’lük; rüzgâr hızı ile birlikte sıcaklık terselmesinin % 23.9’luk bir hakimiyeti vardır. Pearson Korelasyon testi sonuçları, Isparta ilindeki hava kirliliğinin önemli parametrelerinden olan SO2 ve PM10 yoğunluğu ile sıcaklık terselmesi arasında orta ve pozitif yönlü; rüzgâr hızı ve bulutluluk arasında zayıf ve negatif yönlü bir ilişkiyi ifade etmektedir. Her iki kirleticinin yoğunluğunda son yıllarda bir düşüş eğilimi saptanmıştır. Bunda doğalgaz kullanımının yaygınlaşması, yakıt kalitesinin yükseltilmesi ve ulaşım araçlarının standardındaki yükselmenin etkili olduğu düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Boşanmış Babaların Çocuklarıyla İlişkileri ve Buna Etki Eden Faktörler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20250</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20250</guid>
      <author>Sefa BULUT</author>
      <description>Amerika ve İngiltere’deki çocukların %30-%50’si boşanmış ailelerde büyümektedir (Richards ve Dyson, 1982). Bu durum ülkemizde de giderek yaygınlaşmaktadır. Boşanma süreci, boşanmadan sonra çocukların ve kadınların yaşamı ve stres kaynakları sık sık araştırılan konulardan olmuştur. Fakat ülkemizde boşanmadan sonra babaların yaşadığı sorunlar ve babaların çocuklarıyla olan ilişkilerini inceleyen hiçbir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle, bu literatür taraması bu konuda ki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Bizim ülkemizde de boşanma büyük oranlarda artış göstermiştir ve bu nedenle de babalarını görmeyen ve göremeyen çocuk sayısı çok fazladır. Yurt dışında yapılan gerek küçük çapta ve gerekse ulusal düzeydeki araştırmalar boşanmadan sonra babaların çok azının çocuklarıyla ilişkilerini sürdürebildiğini göstermiştir. Bunun da birçok sosyal ve kişisel nedenli vardır. Aslında babalarda çocuklarıyla ilgilidir ve ilgilenmek istemektedirler ancak yaşadıkları bazı olumsuzluklar onları çocuklarından uzaklaştırmakta ve istemeyerekten olsa ilişkilerini kesmek zorunda kalmaktadırlar. Babaların yaşadıkları bu sorunlarda pek fazla kişinin dikkatini çekmemiştir. Bu yazının amacı da boşanmadan sonra bile baba çocuk ilişkisinin önemine dikkat çekmektir. Bu alanda yazılmış, klasik sayılabilecek makaleler taranmış, bir konu bütünlüğü oluşturacak şekilde, boşanmış babaların çocuklarıyla ilişkileri ve buna etki eden faktörler derlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aşkınlık ve İçkinlik Bağlamında Bhagavadgita Adlı Eserdeki Tanrı Anlayışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21182</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21182</guid>
      <author>Ceyhun Akın CENGİZ</author>
      <description>Felsefe tarihinde Tanrı’nın niteliğine, Tanrı, insan ve evren arasındaki ilişkiye dair birçok görüş ileri sürülmüştür. Varlığın ne olduğunun açıklanması için ortaya konan bu konuyla ilgili görüşlerden hareketle değerler yapısı oluşturulur. Ayrıca bu bağlamda insanın ne olduğu da izah edilmeye çalışılır. Varlıkla ilgili meydana getirilen fikirler soyut bir alana tekabül etmektedir. Dolayısıyla bu alandaki fikirler, düşünceyi ortaya koyan kişi ya da kültürel ortamın zenginliğini de açığa çıkarır. Tanrı’nın aşkın ya da içkin olması meselesi felsefe tarihinde üzerinde tartışılan önemli bir konudur. Tanrı’nın ve Tanrı’nın varlıkla olan ilişkisinin açıklanması insanın kendisini anlamlandırması ve değerler yapısının kurulması, devam ettirebilmesi için gereklidir. Bu bağlamda Tanrı’nın sonsuz, bir ya da çok, aşkın ya da içkin olup olmadığı; nasıl yarattığı, ruhun ve maddenin ne olduğu tavzih edilmeye çalışılır. Bunun yanı sıra yine tikellerin gerçekten var olup olmadığı, Tanrı’nın tikelleri bilip bilmediği; insanın Tanrı’yı nasıl bilebileceği araştırılır ve bu araştırılan soruların cevapları çerçevesinde ahlaki bir yapının esaslarının neler olacağı belirlenir. Batı felsefesi düşünce geleneğinde bu tür birçok yaklaşımı görmek mümkündür. Doğu felsefe geleneğinde de belirtilen konular dâhilinde birçok görüşün oluşturulduğu fark edilmektedir. Bu bağlamda bakıldığında anlaşılmaktadır ki Doğu felsefe geleneğinde de oldukça gelişmiş ontoloji teorileri mevcuttur. Bunun yanı sıra, düşünce sistemleri incelendiğinde, Batı felsefesi ve Doğu felsefesi geleneğinin birbirinden bütünüyle kopuk veya ilişkisiz olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda yapılmış olan çalışmada, Hint inanç sisteminin en önemli metinlerinden birisi olan Bhagavadgita’da geçen felsefi fikirler, Plotinos ve Spinoza’nın görüşleriyle karşılaştırılarak ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Psikolojik Danışma ve Rehberlik İhtiyaç Örüntüleri ve Başvurdukları Yardım Kaynakları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21192</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21192</guid>
      <author>Yemliha COŞKUN</author>
      <description>Bu araştırma ile üniversite öğrencilerinin psikolojik danışma ve rehberlik konusundaki ihtiyaç örüntülerinin, yardım arama davranışlarının ve üniversitenin psikolojik danışma merkezine gitmeme nedenlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini 2016-2017 eğitim-öğretim yılında, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak için, ‘Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetleri İhtiyaç Örüntüsü Anketi; ‘Öğrencilerin Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezine Gitmeme Nedenleri Anketi’ ve ‘Öğrencilerin Psikolojik Danışma ve Rehberlik İhtiyaçlarında Paylaşımda Bulundukları Kişiler Anketi’ kullanılmıştır. SPSS 15.0 istatistik programının kullanıldığı verilerin analizi sonucunda, üniversite öğrencilerinin psikolojik danışma ve rehberliğe ihtiyaç hissettikleri konuların başında sırasıyla, mesleki kariyer gelişimi, gelecek kaygısı, sınavda başarılı olma stratejileri, zamanı iyi kullanabilme, verimli ders çalışma, doğru ve çabuk karar verme, duygusal sorunlar, öfkeyle başa çıkma yöntemlerini öğrenme ve kendini daha fazla tanıma gibi konular gelmektedir. Öğrencilerin rehberlik ve psikolojik danışma merkezine gitmeme nedenleri arasında çalışmalarla ilgili duyuruları görmemek, sorunlarla kendi kendine baş edebileceğini düşünmek, merkezin kampus içindeki yerini bilmemek, katılacak zamanın olmaması, merkezin sadece sorunu olanlara hizmet verdiğini düşünmek, psikolojik danışma ve rehberlik merkezinin varlığından haberdar olmamak, verilen hizmete ihtiyacın olmaması gibi konuların öncelikli olduğu görülmektedir. Diğer yandan öğrencilerin psikolojik yardım arayışlarında daha çok yakın arkadaşlarına başvurdukları daha sonra, anne, kendi cinsinden kardeşler ve babayı tercih ettikleri, psikolog/psikolojik danışma ve psikiyatrisin ise yardım aldıkları kaynaklar arasında son sıralarda yer aldığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Politika, Bölgesel İktisat ve Kalkınma İktisadı Bilim Dallarının Ortak Çalışma Alanı Olarak Bölgesel Kalkınma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21243</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21243</guid>
      <author>Murat ÇİFTÇİ</author>
      <description>Bölgesel kalkınma, son yıllarda giderek ön plana çıkan bir çalışma alanı konumundadır. Yapısı gereği, pek çok bilim dalının da içerisinde yer almaktadır. Bunda özellikle sosyal adaletin tesisi ve dezavantajlılığın önlenmesi içeriği etkilidir. Özellikle üç bilim disiplinini oluşturan sosyal politika, bölgesel iktisat ve kalkınma iktisadının yolları, bölgesel kalkınma çalışma alanında giderek artan ölçüde kesişmektedir. Bu da söz konusu üç bilim dalının ilk bakışta birbirinin çalışma alanlarına müdahil olduğu algısına yol açmaktadır. Halbuki bölgesel iktisatla bölgesel kalkınmanın mevcut yapısı ve gelişimi analiz edilirken, kalkınma iktisadında kalkınmaya yön verecek bölgesel iktisat politikaları türetilmektedir. Dolayısıyla bölgesel iktisat durum ve gelişim analizine odaklanır. Analiz ne olması gerektiğini değil ne olduğunu ortaya koyar. Böylelikle de kalkınma iktisadı ve sosyal politika bilim disiplinlerine veri girişi sağlar. Buna karşılık kalkınma iktisadı ilkeler belirler ve bu ilkelere göre politika oluşturur. Böylece de bölgesel iktisat ve kalkınma iktisadı birbirlerini bütünler. Kalkınma iktisadı ve sosyal bilim dalları da birbirlerini bütünleyen özelliktedir. Gelişme yoksa dezavantajlılık vardır. Dezavantajlılık varsa sosyal politikanın faaliyet alanı başlar. O halde kalkınma politikaları oluşturmak, dolaylı sosyal politika türetmekle özdeştir. Ancak sosyal politika kalkınmanın nasıl sağlanacağıyla ilgilenmez. Sadece dezavantajlılığı önlemeye veya hafifletmeye çabalar. Bu çaba çoğu zaman kalkınmaya da hizmwet eder. Bu sebeple de sosyal politika disiplini ise iktisat politikalarına ek olarak sosyal politikaların da belirlenerek çatı bilim dalı rolünü üstlenmesini beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada da bölgesel kalkınmanın söz konusu üç bilim dalıyla etkileşimi ve beraberinde üç bilim dalı arasında yol açtığı birleşime odaklanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern Sanat Bağlamında İslam Yazı Sanatına Resimsel Bir Bakış ve Sürrealist Yaklaşımlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21133</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21133</guid>
      <author>Şemsettin DAĞLI</author>
      <description>Matbaanın ülkemize gelişiyle birlikte teknolojiyle buluşan özellikle kitap sanatlarımız bir bakıma kaderine terk edilmiş ilgi ve sevgiden yoksun bırakılmışlardır. Bu süreç içerisinde bir dönem neredeyse kaderine terk edilen geleneksel sanatlarımızın belki de en müstesnası olan Türk hat sanatı Türk sanatçılarının elinde en son ve mükemmel şeklini alarak günümüze kadar uzanan periyodik bir bütünde birbirinden muhteşem örnekler sergilemiştir. Batı sanatının farklı boyutlarda ve tekniklerde eserler ürettiği dönemlerde Doğu sanatları özellikle İslam sanatı farklı bir boyuta girmiştir. İslam sanatı çizgiyle oluşan şekiller anlamındaki işaret’e önem vererek benzeri ifade ve duyguların tasvirini ikinci plana atmıştır. İslamiyet’le tanışarak sanat dağarcıklarına farklı bir üslup katan Türkler İslam yazı sanatını da milli bünyelerine alarak diğer İslam ülkelerini bu alanda geride bırakmışlardır. Özellikle aklamı sitte diye anılan yazı çeşitlerine son ve nihai formu vererek adeta bu sanatla anılmış ve özdeşleşmişlerdir. Tüm bunlara ilaveten Anadolu’nun Türkleşmesinde etken iki önemli tarikat ehlinin (Mevlevilik ve Bektaşilik) elinde Türkün engin hoşgörüsü mizahı ve kültürüyle yorumlanarak farklı üslup ve biçimler halinde sürrealist bir yorumlamayla resimsel bir boyuta ulaşmıştır. Bu gün dünya müzelerinde sanat galerilerinde koleksiyonlarda başköşemizde yer alan bu sanatımız Picasso, Paul Kleee, Joan Miro, Hans Hartung vb. batılı çağdaş sanatçıların eserlerine kaligrafik bir unsur olarak yerleşmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Platon ve Savaş</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21266</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21266</guid>
      <author>Aysel DEMİR</author>
      <description>Bu çalışmada, Platon’un adalet ve savaş üzerine düşünceleri özellikle Devlet diyalogunda temelinde analiz edilmekte, Platon’un dil bir savaş teorisine sahip olup olmadığı üzerine bir tartışma yürütülmektedir. Bu anlamda, Platon’un savaşı insanoğlunun birlikte yaşamasının kaçınılmaz bir sonu olarak görüp görmediği tartışılacaktır. İnceleme diğer diyaloglardan da kısaca yararlanılmak suretiyle, özellikle Devlet diyalogu çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Devlet diyaloğu bize adil savaş teorisi hakkında ön bilgiler vermektedir. Özellikle Devlet diyalogu I. Kitapta Sokrates, adil bir devletin nasıl olması gerektiğini tartışır ve adaletsizliğin açık bir biçimde savaşa neden olduğunu açıklar. Ancak daha sonra, amacı şehri savunmak olan koruyucuların durumunu belirlemesiyle birlikte II. Kitapta fikri değişmeye başlar. Sokrates, savaş konusunu adalet temelinde tartışır ve II., IV. ve V. Kitaplar üzerinden savaşın adil şehrin siperi olduğu sonucuna ulaşır. Buna ek olarak diyalogda, çok fazla lüks yaşam isteğinin de insanları savaşa sürüklediğini belirtir. Anahtar Kelimeler: Platon, Savaş, Devlet Diyalogu, Adalet, Sokrates</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Nükleer Enerji Santralleri Kurulmasının Coğrafi Açıdan Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21250</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21250</guid>
      <author>Süleyman ELMACI</author>
      <description>Ülkelerin doğal olarak sahip olduğu özellikler ile orada yaşayanların bu özellikler üzerinde yaptıkları değişiklikler ve insanların yeni olarak üretip ülkenin değerleri içine kattıkları, Siyasi Coğrafyanın değişen ve değişmeyen unsurları şeklinde sınıflandırılabilmektedir. Değişen unsurlar içinde değerlendirilebilecek olan enerji konusu, bunlar için faydalanılan kaynaklar ve çeşitleri ile bunların karşılanma şekilleri özellikle günümüz şartlarında üzerinde dikkatli ve önemsenerek durulması gereken noktalar olmuştur. Stratejik bir sektör olan enerji, kişi başına düşen üretim ve tüketim miktarı ile ülkelerin gelişmişlik düzeyinin belirlenmesinde kriter olarak kabul edilmektedir. Türkiye enerji kaynakları açısından zengin olmayan ancak zengin olan ülkelerle komşu olan bir konumdadır. İhtiyacı olan elektrik enerjisini üretmek için bu ülkelerden önemli miktarda doğalgaz ithal etmektedir. Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek aynı zamanda nükleer bilgi teknolojilerine sahip olma adına Nükleer Güç Santrali kurmak bir ihtiyaç olarak değerlendirilerek bu durum kamuoyuna anlatılmalıdır. Nükleer Güç Santrallerinin özellikleri iletişim araçlarından en üst düzeyde yararlanılarak açıklanmalı, Türkiye’ye katkıları ve olası olumsuz olarak algılanacak yönleri doğru ve eksiksiz aynı zamanda şeffaf bir biçimde kamuoyuna gösterilmelidir. Gerekliliğinin ülke politikaları ve geleceği açısından kaçınılmaz olduğu, barış amaçlı olduğu ve bilgi teknolojisi olması nedeniyle sadece enerji üretmek için değil, nükleer tıp başta olmak üzere kimya sanayiine kadar çok geniş alanda nükleer teknolojinin kullanıldığının topluma ifade edilmesi gerekmektedir. Türkiye’de nükleer santral kurulmamakla dünyada meydana gelebilecek kazalardan etkilenilmeyeceği anlamına gelmediği, Türkiye’nin etrafının teknolojisi eski olanından fay hattı üzerine kurulmuş bulananına kadar nükleer güç santralleri ile çepeçevre kuşatıldığından anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sinema – Gerçeklik İlişkisini Tarihi Filmler Ekseninde Tartışmak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21178</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21178</guid>
      <author>Filiz ERDEMİR GÖZE</author>
      <description>Seyircinin zihninde gerçeklik algısını en etkili şekilde sinema filmleri yaratabilmektedir. Bu nedenle beyazperdeden yansıyan görüntüler ne kadar gerçekdışı olursa olsun, seyirci o görüntüleri gerçekmiş gibi değerlendirmektedir. Bu noktada gerçek ile kurgunun birbirine karışması nedeniyle, sinemanın gerçeklikle kurduğu ilişki sıklıkla tartışılmıştır. Bu tartışmalar iki ana eksende yürütülmüştür: Bazıları sinemanın kamera vasıtasıyla kaydettiklerinin ve gösterdiklerinin gerçek olduğunu savunmuş, bazıları da kameranın gerçekliği yansıtamayacağını iddia etmiştir. Bu tartışmalar ekseninde sinemanın tarihle ilişkisi en çok gündeme getirilen konuların başında gelmektedir. Sinema filmleri aracılığıyla yansıtılan tarihin ne kadar gerçekliğe yaklaşabileceği tartışma konularından sadece birisidir. Zira perdeden yansıtılan görüntülerin gerçeklik algısı yaratmadaki etkisi, seyircilerin özellikle tarihi filmleri değerlendirirken filmlerin kurgusallığını geri plana atmalarına neden olmaktadır. Buradan hareketle çalışma, sinema-gerçeklik ilişkisi çerçevesinde, tarihi filmler ile gerçeklik üzerine yürütülen tartışmaların temel noktalarını ortaya koyabilmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında başlangıcından bu yana sinemanın gerçeklikle kurduğu bağ, sinema filmlerinin kurgusal özelliğinin geri plana atılmasının nedenleri ve bu bağlamda tarihi filmler üzerine yürütülen tartışmalar ele alınmıştır. Bu tartışmaların temel başlıklarını oluşturabilmek amacıyla, literatürün yanı sıra konuyla ilgili haberlerden yararlanılmıştır. Araştırmada, söz konusu tartışmalarda çoğu zaman sinemanın dramatik/kurgusal yapısının gözden kaçırıldığı, gerçeklikle kurduğu bağın yanlış değerlendirildiği ve sinemaya tarih öğreticiliği misyonunun yüklenildiği sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hasan Balım Sultan Zaviyesi’nin Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Tarihi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21309</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21309</guid>
      <author>Zekeriya IŞIK</author>
      <description>Türklerin hem düzenli bir şekilde Batı’ya Anadolu ve Balkanlara doğru ilerleyişi hem de buraları yer ve yurt tutma süreci sadece dönemin siyasi ve askeri gelişmeleriyle izah edilemeyecek bir durumdur. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve gelişme sürecini de izah eden bu karmaşık süreç Türklerin o dönemlerde var ettikleri sosyal ve içtimai yapıyla, müesses nizamla çok yakından ilgilidir. Bu müesses nizamın en önemli unsurlarından birisi de devlet ve toplumu birçok yönüyle tamamlayan Türkmen babaları, şeyh ve dervişleriyle onların var ettikleri tekke, özellikle de zaviyelerdir. Fütuhat, irşat, yer ve yurt tutma, iskân, ziraat ve bahçeciliğin yaygınlaşması, ulaşım ve haberleşme ağının sağlanması, stratejik noktaların güvenli kılınması, halkın maneviyatının yüksek tutulması gibi birçok işlevi bir arada gerçekleştirebilen bu kurumlar siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel açıdan hayati önem taşımışlardır. Zaviyeler devletin kurumsallaşması ve merkezi bir devlet aygıtına kavuşmasıyla zamanla bu hasletlerinden bazılarını kaybetseler de bir kısmını korumaya zamanın şartlarına göre de yeni fonksiyonlar icra etmeye devam etmişlerdir. Tam da bu tarihi dönemeçte kurulduğu anlaşılan Hasan Balım Sultan Zaviyesi 16. yüzyılın ilk çeyreğini ya da ortalarını geçerek Kızılgeçit denilen ve Çorum-Alaca-Sungurlu kavşağında bulunan dağlık bir alanda, stratejik bir geçit bölgesi üzerinde tarih sahnesine çıkmıştır. Zaviyenin Osmanlı-Safevi çatışmasının ülkenin iç ve dış siyasetini büyük ölçüde etkilediği tarihi bir süreçte Kızılbaş ayaklanmaların yaşandığı Çorum’da bir Bektaşi zaviyesi olarak kurulduğu anlaşılmaktadır. Zaviyenin böylece içinde söz konusu toplulukların isyanlarını önlemek, onları devletle ve sistemle uyumlu hale getirmek de dahil bir çok amacı yerine getirmek için kurulduğu ve teşvik edildiği görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rusya’da Bolşevik Yönetimine Karşı Köylü İsyanları ve Bildiriş Gazetesi (1930-1931)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21343</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21343</guid>
      <author>Mustafa İNCE</author>
      <description>İkinci Rus devriminden sonra yönetime gelen Bolşevikler, Rusya topraklarında yaşayan Rus dışı halklara önemli vaatlerde bulunmuşlardı. Bu vaatlerden birisi de komünizm felsefesiyle birlikte toplumsal refahtı. Ancak Bolşevikler ve onların yönetim anlayışı, vadettiği refahı sağlayamamış, aksine halka zulüm ve baskı getirmişti. Komünizm felsefesini hayata geçirmede oldukça zorlanan Rus yönetimi, hazırladığı 5 ve 10 yıllık planı da tam olarak uygulayamamıştı. Bu yüzden özellikle Rus dışı halklar uzun süre baskıya maruz kaldılar. Başta köylüler olmak üzere Rusya topraklarında yaşayan halklar canlarını, mallarını, namuslarını korumak için Rus yönetiminin yaptırımlarına karşı direniş göstermeye başladılar. Bir süre sonra köylü isyanına dönüşen bu direniş, Bolşeviklerin öngöremediği boyutlara ulaştı. Özellikle köylüleri karın tokluğuna çalışan birer memura dönüştüren komünizm, köylü halk için kabul edilemez bir anlayıştı. Bu yüzden köylüler kendi topraklarında kendileri tarafından elde edilen malları ve geliri Bolşevik yönetimine teslim etmek istemediler. Bunun üzerine şiddet ve baskıya başvuran Sovyet yönetimi direnişle karşılaşmaya başladı. Bir süre sonra köylü isyanına dönüşen bu harekete Rusların karşılığı çok acımasız oldu. Köylülere ve direniş gösteren herkese silah doğrultan Rus yönetimi bu uğurda binlerce insanı tutuklamış, sürgüne göndermiş ve öldürmüştür. Bolşeviklerin yönetim felsefesinin çarpıklığını, başarısızlığını ve Rusların, Rus dışı halklara uyguladıkları baskıyı ve zulmü dünya kamuoyuna duyurmak amacıyla, Azerbaycan muhaceretinin bir yayını olan Bildiriş gazetesi de köylü isyanlarını sayfalarına taşımıştır. Çalışmada, Şubat ve Ekim devrimlerine kısaca değinilmiş, Bildiriş gazetesinin tüm sayıları elde edilerek, gazetede yer alan komünizm felsefesinin uygulanmasına ve köylü isyanlarına yönelik haberler incelenerek, içerik ve söylem analizi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Oyun Temelli Dil Beceri Programının Suriyeli Öğrencilerin Okuma Yazma Becerilerinin Gelişime Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21281</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21281</guid>
      <author>Hatice KADIOĞLU ATEŞ, Faruk KANGER , Zehra ŞİMŞEK</author>
      <description>Oyun temelli dil beceri programı, anadili Türkçe olmayan temel eğitim çağındaki (6-11 yaş) toplam kırk tane Suriyeli öğrenciye gelişim özellikleri ve dil becerileri dikkate alınarak oluşturulmuş dört ayrı grup halinde Eylül ile Mart 2017 aralığında on ay boyunca uygulanan eğitimdir. Program kapsamında çocuklara haftada 10 saat eğitim uygulanmıştır. Bir günlük ders programında üç saat Türkçe, bir saat değerler eğitimi, bir saat oyun dersi planlanmıştır. Programda iki tanesi Arapça konuşabilen toplam dört tane Türkçe öğretmeni, bir PDR uzmanı, bir klinik psikolog, bir spor öğretmeni, bir görsel sanatlar öğretmeni görev almıştır. Yabancılara Türkçe Öğretimi alanında yayınlanan A1, A2, B1, B2 düzeyindeki tüm materyaller incelenmiş özgün bir program düzenlenmiştir. Program; çocuk oyunları, sokak oyunları, sosyal beceriyi ve dil gelişimini destekleyen oyunlar, değerler eğitimini destekleyen oyunlarla desteklenmiştir. Çalışmada deneysel araştırma deseninden tek grup ön test-son test deseni kullanılmıştır. Çocuklara eylül ve temmuz aylarında öntest ve sontest olarak uygulanan okuma yazma testi toplam on beş tane sorudan oluşan oluşmaktadır. Öntest olarak toplam 53 tane öğrenciye başarı testi uygulanmıştır. Son test olarak toplam 48 tane öğrenciye başarı testi yapılmıştır. Sadece kırk öğrenciye ait hem ön test hem de son test eşleştirmesi yapılmıştır. Araştırmaya kırk tane öğrenci verileri dahil edilmiştir. Analizlere ait değerlendirme bu kırk öğrencinin öntest sontest sonuçlarıdır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programı kullanılmıştır. Çalışmanın genel amaç cümlesi şöyledir: Öğrencilerin öntest son test puanları arasında son test lehine anlamlı bir fark var mıdır ? Analizler sonucunda öğrencilerin okuma yazma başarı testinden aldıkları puanlar son test lehine anlamlı bir şekilde farklılaştığı ortaya çıkmıştır. Uygulanan oyun temelli dil beceri programının öğrencilerin dil gelişimlerine olumlu katkı sağladığı söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hükümet Programında Ak Parti’nin Ortaya Koyduğu Muhafazakarlık Politikaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21224</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21224</guid>
      <author>Bülent KARA</author>
      <description>Siyasal partiler, gelişen toplumsal ve siyasal yapıların bir etkileşim sürecinde önemli bir belirleyici ve etkileşen olmaktadır. Bu bağlamda hükümet elitlerinin oluşumunu sağlayan siyasal partilerin yöneticileri toplumsal yapının bir bileşeni olarak toplumsal kabule bağlı bir örgütlülük, meşruiyet ve siyasallık oluşturarak süreklilik sağlama yolunu tercih etmek zorundadırlar. Bu anlayış, siyasal yapıyı kurumsallaştırarak süreklilik kazandırması bakımından önemlidir. Siyasal partiler, beklenen demokratik sistemin bir unsuru olarak uluslararası entegrasyonun yeniden üretiminin gerekliliğini sağlayan bileşenler durumundadır. Demokrasinin işlevlerini sağlaması bakımından partilerin çağın özelliklerine uygun toplumsal beklentilerle hemhal olmuş bir anlayışı tezahür ettirmeleri iktidar olmaları bakımından önemlidir. Buradan hareketle günümüz Türkiye’sinin toplumsal algı ve beklentilerini karşılayan fikir düzlemi kendini muhafazakarlık ortamında var etmektedir. Ak Parti-muhafazakarlık anlayışıyla toplumsal olgunun işlevselliğini yerine getiren, uzmanlaşmış bireylerin iş birliğinin örgütlenmesidir 2002 genel seçimlerinde %34 oranında oy alarak iktidara gelen Ak Parti, iktidara geldikten sonra çeşitli çalışmalar yapmıştır. Önce bir siyasal duruş, kimlik sergilemiştir. Yeni sağ, muhafazakâr, muhafazakâr demokrat gibi kavramlarla anılmıştır. Bu kavramların partinin kendisinde bulunması oy oranlarında ve yönetimde etkili olmuştur. Tabii bu kimliğe sahip olmak için gerekli ilkeler, politikalar vardır. Ak Parti’nin ortaya koyduğu muhafazakârlık kimliğinin, anlayışının ilkeleri ise: gelenek, tarih, din, koruyuculuk-önleyicilik, özgürlük ve mülkiyet, kültür ve sanat’tır. Ak Parti üstlendiği bu politikanın gereklerini yerine getirmek için bir takım politikalar, icraatlar gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu çalışmada girişten sonra kavramsal çerçeve ele alınmış olup, kavramsal çerçevede Ak Parti’nin tüzükteki anlamı, muhafazakârlık, muhafazakâr demokratlığın anlamları açıklanmıştır. Daha sonra Ak Parti’nin 65. Hükümet Programı’ndan kısaca bahsedilmiştir. En son olarak muhafazakâr düşüncenin temel kavramları ve yapılan faaliyetler hükümet programıyla ilişkilendirilerek anlatılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Spor Kulüpleri Yöneticilerinin Planlamaya İlişkin Görüşlerinin Değerlendirilmesi (Elazığ İli Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21338</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21338</guid>
      <author>Mustafa KARADAĞ, Dilek KARADAĞ , Süreyya Yonca SEZER</author>
      <description>Amaç: Bu çalışmada, spor kulüpleri yöneticilerinin, planlama sürecine yönelik görüşlerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda sporun insanlar üzerindeki olumlu etkilerinin hızla yayılmaya başlamasıyla beraber, spor yönetimi alanında da farklılaşma ve gelişmeler kendisini göstermiştir. Belirli amaç için kurulan spor yönetimlerinde örgüt ve organizasyonlar açısından daha iyi hizmetler sunmak amacıyla spora özgü değişiklikler yapılması gerekmektedir. Şüphesiz değişikliklerin yapılması planlamalarla mümkün olmaktadır. Spor yöneticileri planlamaya önem vermeli ve planların uygulanması noktasında yetkilerini sonuna kadar kullanmalıdırlar. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Elazığ ilinde faaliyet gösteren 85 spor kulüp başkanı oluşturdu. Araştırma doğrudan evren üzerinde uygulanmıştır. Bu çalışmada alan taraması yönteminden faydalanılmıştır. Veri toplama aracı olarak da Karagöz (2006) tarafından tarafından geliştirilen “Okul Müdürlerinin Yönetim Süreçleri Açısından Karşılaştıkları Problemler Ölçeğinin Planlama Bölümü” ölçeği uygulandı. Verilerin analizinde SPSS 21. 0 İstatiksel paket programı kullanıldı, veriler tanımlayıcı istatistikler olarak yüzde, frekans, standart sapma ve ortalama teknikleri, gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek için t testi ve tek yönlü varyans analizi ile test edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın sonucunda elde edilen verilere göre; Spor kulübü yöneticileri, planlama sürecinde kulüp personelinden destek aldıklarını ve planlama yaparken çevresel faktörler sebebiyle sorun yaşadıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: spor kulüpleri, hazırlamış oldukları planları, amaçları doğrultusunda kullanabilecekler ve bu planlar sayesinde karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelebileceklerdir. Ayrıca planlamaya ilişkin olarak sunulan çözüm önerilerinin belirlenmesiyle bu alanda yapılacak olan başka çalışmalara katkı sağlanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sağlık Turizmi Açısından Ekinözü İçmeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21294</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21294</guid>
      <author>Nadire KARADEMİR, Ersin KAYA SANDAL , Fatma Betül URHAN</author>
      <description>Günümüzde nüfus artışı ve şehirlerin mekânsal olarak gittikçe genişlemesi, sanayi faaliyetlerinin artışı, monoton kent yaşamı insanlarda fiziksel ve ruhsal sorunlara yol açmakta, hatta çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İnsanlar yoğun şehir hayatından uzaklaşmak ve sağlıklı bir yaşam için doğal alanlara yönelme ihtiyacı hissetmektedir. Bu bağlamda dünyada olduğu gibi ülkemizde de turizm ve turizm içerisinde de sağlık turizm birçok insan için bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanlar sağlığını korumak ya da iyileştirmek için doğal kaynaklara dayalı turistik bir tesise giderek kür uygulamakta, beslenme, dinlenme ve eğleme gereksinmelerini karşılamaktadır. Araştırma alanı olan Kahramanmaraş’ın Ekinözü ilçesi de sağlık turizmi açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Bu araştırma Ekinözü ilçesinde yer alan içmelerin coğrafi yapısını, termal potansiyelini araştırıp ortaya koyabilmek ve yöreyi ziyaret edenlerin içmeler ile ilgili duygu ve düşüncelerini belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini İçmelerden çeşitli şekillerde faydalanan, yöredeki otel ve pansiyon niteliğindeki konaklama tesislerinde kalan ve rassal olarak belirlenmiş olan 237 kişi oluşturmaktadır. Araştırmaya katılanların büyük bir kısmı orta yaş grubunda, lise ve üzeri eğitim düzeyinde ve orta derecede gelir seviyesine sahiptir. %80’e yakını termal suyu içerek değerlendirmekte olduğunu, %80 e yakını dost ve akraba tavsiyesi ile yöreye geldiğini fakat yörenin tanıtımının yeterince yapılamadığını ifade etmektedir. Araştırmada içmelerin hem sağlık turizm hem de rekreaktif faaliyetler açısından önemli bir potansiyele sahip olduğu belirlenmiş ve yöre turizminin geliştirilmesine dair önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Jean Echenoz Romanlarında Teknik ve İçerik Olarak Müzik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21392</guid>
      <author>Tülin KARTAL GÜNGÖR</author>
      <description>Toplumun geniş kitlelerine hitap eden müzik, aynı zamanda birçok disiplinle etkileşim içinde olan bir sanat dalıdır. Müziğin dolaylı ya da dolaysız yollarla etkileşim içinde olduğu disiplinlerden biri de edebiyattır. Nasıl ki düşünceleri tarif etmek, anlatmak ve duyguları hissettirmek için edebiyata ihtiyaç duyuluyorsa, insandaki içsel duyguları harekete geçirmek için de ritme, notalara ve sese ihtiyaç duyulmaktadır. Çağdaş Fransız edebiyatının önemli temsilcilerinden Jean Echenoz’un metinlerarası okuma ve incelemelere açık olan yapıtlarında, müziğe sayısız gönderme ve anıştırmalar olduğu görülür. Kuşkusuz bunun en önemli nedenlerinden biri Echenoz'un müziğe olan tutkusu ve zengin kültürel ve sanatsal birikimini yapıtlarına yansıtabilme başarısındadır. Yazar birçok yapıtında müzikle ilgili terimlere ve olgulara yer verir.Metnin anlatısını mükemmelleştirmek için dilin çekiciliğini kullanan yazar, hikâyeden çok metnin ritmik yapısını ve dilsel zenginliğini ön plan çıkarmayı amaçlar. Onun yapıtlarında sesler, sözcükler ve müzik, farklılıkların önce ayrışıp, sonra özgürce birleştiği bir bütün oluşturmanın ifadesidir. Her söylem ve eylem kendine özgü bir ses özelliğine sahiptir. Echenoz romanlarında ses, hem metnin kaynağı hem de amacıdır. Jean Echenoz’un müziğe olan tutkusunun ve yapıtlarında içerik ve teknik olarak müzik ve sesin varlığının araştırılacağı çalışmada, kimi zaman metinlerarası yöntemlerden olan gönderme, anıştırma ve alıntılamaya dikkat çekilmiştir. Karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele aldığımız bu çalışma, yazarın müzik ve edebiyatı nasıl etkileşime geçirdiğini göstermeyi hedeflemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern Arap Tiyatrosunun Sudan ve Cezayir Kültürüne Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21274</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21274</guid>
      <author>Rahime KAYHAN</author>
      <description>Bu çalışmada Modern Arap Tiyatrosunun Cezayir ve Sudan’ın kültürüne etkisi araştırılmıştır. Önce tiyatro ve Arap tiyatrosu hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra Sudan ve Cezayir’de yaşanan bağımsızlık sürecinde tiyatro alanında yaşanan gelişmelere dikkat çekilmiştir. Sudan 1899 yılından 1956 yılına kadar İngilizlerin işgali altında kalmıştır. Cezayir’de 1830 yılından 1962 yılına kadar Fransız işgali altında kalmıştır. Bu ülkelerde yaşanan süreç paralellik arz etmektedir. Çünkü İngiliz ve Fransızlar kendilerine karşı halkın direnişi kırmak için ilgili ülkelere benzer yaptırımları uygulamıştır. Bu yaptırımların başında da ülkelerin diline ve kültürüne müdahale etmek gelmiştir. Tiyatro bu amaçla kullanılmaya elverişli olduğundan işgal devletleri tiyatroya özel önem vermiştir. Başlangıçta onların teşvikiyle yabancılardan oluşan tiyatro grupları, adaptasyon oyunlar sergilemiştir. Daha sonra tiyatronun halkı yönlendirmede etkin olduğunu fark eden birkaç vatansever aydın bir araya gelerek amatör tiyatro grupları oluşturmuştur. Yaşanan gelişmeler bir taraftan tiyatronun toplum üzerindeki etkinliğini artırırken diğer taraftan toplumun kültürel değerlerinin farkına varmasını sağlamıştır. Sudan ve Cezayir halkı tiyatroyu, siyasi, ideolojik ve kültürel alanlardaki baskılardan kurtulmada araç olarak kullanmıştır. Tiyatro her kesimden insanın ortak paydası olmuştur. Ülkelerin içinden geçtiği buhranlı yılları anlamak için tiyatronun çektiği sıkıntılara bakmak yeterlidir. Bağımsızlık yıllarında oluşturulan tiyatro gruplarının sayısının çokluğu bu anlamda dikkat çekicidir. Devletlerin ihmal ettiği kültür alanını bu gruplar doldurmaya çalışmıştır. Tiyatro grupları oyuncular, yazar ve yönetmenler için halkla iletişim kurdukları kültür ortamları olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Destanları Üzerine Bir Çalışma: Çocukluk</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20861</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20861</guid>
      <author>Şermin METİN, Hüseyin ÖZÇAKMAK , Sakine HAKKOYMAZ</author>
      <description>Destanlar, yaşadığı çağa tanıklık eden milletlerin hayatında derin izler bırakmış olayları, zaferleri, felâketleri, millî duyguları dile getiren manzum eserler olmanın yanında geçmiş hakkında günümüze bilgi aktaran birer araçtır. Bu çalışmada, Türk destanlarında çocuk imgesinin belirlemesi ve Türk toplumlarının çocuğu nasıl algıladığının ortaya konması amaçlanmıştır. Tarama modelinin kullanıldığı çalışma nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi tekniği ile yürütülmüş ve alan yazınında yapılan sınıflandırmalardan yararlanılarak çalışmaya geçmişten günümüze kadar gelen 16 Türk destanı dâhil edilmiştir. Birçok sınıflandırılması yapılan Türk destanları alanyazında yapılan sınıflandırmalardan yararlanılarak; Oğuz Kağan Destanı, Alp Er Tunga Destanı, Bozkurt Destanı, Atilla Destanı, Ergenekon Destanı, Türeyiş Destanı, Göç Destanı, Yaratılış Destanı, Şu Destanı, Saltuk Buğra Han Destanı, Manas Destanı, Cengizhan Destanı, Ediğe Destanı, Seyyid Battalgazi Destanı, Köroğlu Destanı, Danişmend Gazi Destanı, Dede Korkut Hikayeleri çalışmaya dahil edilmiştir. Destanların analizinde öncelikle belirlenen destanların orijinalliği incelenmiştir. Daha sonra üç araştırmacı tarafından incelenen destanlarda çocuğa ilişkin anlatımlar belirlenmiş ve bu anlatımlardan yola çıkarak tema ve alt temalar oluşturulmuştur. Üç araştırmacı arasında uyuşum yüzdesi % 81,55 olarak hesaplanmıştır. Destanlar çocuk isteği, çocuğun doğumu, çocuğun özellikleri, çocuğun büyümesi, çocuğun eğitimi, çocuktan beklentiler ve çocuğa saygı olmak üzere yedi tema ve bunlara ilişkin alt temalara ayrılmıştır. Tema ve alt temalara ilişkin elde edilen bulgular literatürle desteklenerek tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Mithat’ın Kaleminden “Tüketim” ve “Yaşam Tarzları”nın Eleştirisi: “Felâtun Bey ile Rakım Efendi”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21188</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21188</guid>
      <author>Ülkü Ayşe OĞUZHAN BÖREKCİ</author>
      <description>Tüketim olgusu insanlık tarihinin her döneminde var olmuş ve toplumsal yapının özelliklerine göre yeni bir şekil alarak insan ve toplum yaşantısını etkilemede önemli bir yeri olmuştur. Zamanla tüketim ve kültür kavramları bir arada kullanılmış, hem akademik hem de farklı çevrelerde tüketim ve tüketim kültürünün birey ve toplum hayatı üzerindeki etkilerine dair tartışmalar yürütülmüştür. Bu bağlamda tüketim kültürünün nasıl doğduğuna dair akademik literatüre bakıldığında, kimilerinin 18. ve 19. Yüzyıldaki sanayileşme ve modernitiye dayandırdığı kimilerinin ise postmodern dönemin bir ürünü olarak ele aldığı görülmektedir. Türkiye özelinde düşünüldüğünde, tüketim ve tüketim kültürünün etkilerine dair yapılan tartışmaların ve getirilen eleştirilerin modernleşme sürecinin ilk evrelerinde yaşanan gelişmelerle de yakın bir ilişki içinde olduğu düşünülmektedir. Nitekim Osmanlı imparatorluğu döneminde, itici gücü askeri yenilgiler olmakla birlikte toplumsal ve siyasal alanda etkilerini gösteren ve bir proje olarak nitelendirilebilecek modernleşme sürecinde Batılılaşmanın yönünün ne olacağı, toplum ve birey üzerindeki izdüşümleri önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu konuda farklı fikirler ortaya atılırken yine aynı sürecin bir ürünü olan romanlarda da aynı konunun ele alındığı görülmekte, bu yolda nasıl ilerleneceğine dair “doğru” ve “yanlış”lara ilişkin bir çerçeve çizilmektedir. İşte bu minvalde altı çizilen unsurlardan biri de tüketim olgusudur. Zira kimi zaman Batılılaşmanın yanlış yorumlanmasının bir sonucu olarak ele alınan tüketim olgusu ve yaşam tarzları Tanzimat Dönemi romanlarında ele alınmıştır. Dönemin romanlarında bu konuları işleyen önemli eserlerden biri kuşkusuz Ahmet Mithat’ın kaleme aldığı “Felâtun Bey ile Rakım Efendi”dir. Bu çalışmada söz konusu eserde “tüketim” konusunun nasıl ele alındığı, bu kapsamda hangi imgelerin kullanıldığı ve eserin nasıl bir anlatı yapısına sahip olduğu hem romandaki karakterler hem de olaylar üzerinden ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Merrill’in Bileşen Gösterim Kuramı’na Genel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21244</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21244</guid>
      <author>H. Gülhan ORHAN KARSAK</author>
      <description>Bileşen Gösterim Kuramı, öğretim tasarımının değerlendirilmesinde ihtiyaç duyulan bir kuramdır. Gagne’nin öğretim kuramından esinlenen, davranışsal, bilişsel ve insancıl kuramlar üzerine temellenen Bileşen Gösterim Kuramı, belirgin durumlarda, belirgin çıktıların belli başarısı gibi yöntem bileşenlerini içeren denemeler yapar. Bu amaçla kavram, işlem ve ilkeleri bilişsel düşünme düzeyleriyle ilişkilendirerek hücre bileşenlerini ayrıntılandırır. Öğretimin planlanmasında hedeflerin yazımı ve araç seçimi hücre bileşenine uygun biçimde gerçekleştirilir. Ek olarak kuram, uygulayıcıya birincil ve ikincil sunum biçimleri sunarak uygulamayı kolaylaştırmayı hedefler. Ayrıca kuramın deneysel desteğinin yaygın temele sahip olması yani hem deneysel hem gerçek alanda araştırma yapılabiliyor olması, uygulayıcıya bu kuramdan yüksek yarar sağlamasını temin eder. Bileşen Gösterim Kuramı’nın özelliklerinden biri, hangi modelin ne zaman kullanıldığını belirlemek üzere temellenmesidir. Pek çok önceki kuramlar gibi, BGK modeli amaçlar ya da özel hedefler temelleri üzerine belirlenir. Fakat diğer kuramlardan farklı olarak, BGK nesneleri iki boyutta sınıflandırır: İçerik çeşitleri (olaylar, kavramlar, prensipler, prosedürler) ve içerikle istenen performans aşaması. (hatırlama, kullanma ve bulma). Bilişsel strateji alanında olduğu gibi. Bileşen Gösterim Kuramı’nın çok önemli bir diğer özelliği ‘öğrenenin kontrolü’dür. Bileşen Gösterim Kuramı öğrenenler için kolay bir yol olarak, strateji bileşenlerini seçmeyi ve anlık durumdaki yetenekler ile kalıcı olarak sahip oldukları kişisel özelliklerinde barındırdıkları yeteneklerine en iyi uyacak strateji bileşenlerinin seçilmesinde öğretimi şekillendirir. Bu yolla, öğrenme, öğrencinin ihtiyaçlarını tümüyle bireysel yaparak daha kolay bir hale getirmekle kalmaz, aynı zamanda öğrenciye daha az kalıplaştırılmış öğrenme çevresindeki ortaya çıkan değerli öğrenme stratejilerini de öğretir. Bu çalışmada alanyazında nadir olarak yer verilen Bileşen Gösterim Kuramı’na uygulayıcılara rehber olması amacıyla detaylarıyla açıklamak ve kurama ilişkin örnekler sunmak hedeflenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>مشاعر الاغتراب النفسي عند الشباب وعلاقته بالاعتماد على المخدرات</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20914</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20914</guid>
      <author>Psy OTMANİ</author>
      <description>ظهور ظاهرة المخدرات عالميا كان مع تعقد الظروف الاجتماعية وزيادة الضغوط النفسية والأعباء الاقتصادية، ومجتمعنا العربي و الجزائري بصفة خاصة مجتمع غير منقطع الصلة بغيره من المجتمعات بصفة عامة. ونظرا لتفاقم الظاهرة عالميا ومحليا، فقد حظيت باهتمام واضح من قبل الباحثين، فكانت دراسة إيمان عبد الله البنا (1992) حيث قامت بدراسة دينامية العلاقة بين الاغتراب وتعاطي المواد المخدرة لدى طلاب الجامعية (75) طالب مدمن، و(75) طالب غير مدمن، وطبقت مقياس الاغتراب حسب مالفين وكذلك مقياس روتر للضبط واختبار التصور للمستقبل وأسفرت النتائج أن هناك فروق دالة إحصائيا في مقياس الاغتراب والاعتقاد في الضبط الخارجي بين المدمنين وغير المدمنين لصالح المدمنين خاصة في الأبعاد الفرعية (التشيؤ، اللامعيارية،العجز، اللاهدف).</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sibirya ve Rus Uzakdoğusu’nun Rusya Federasyonu Açısından Jeoekonomik Potansiyeli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21277</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21277</guid>
      <author>Volkan ÖZDEMİR</author>
      <description>Bu makalede Sibirya ve Rus Uzakdoğusu olarak adlandırılan bölgenin kalkınma sorunsalı çerçevesinde potansiyeli ve bölgenin Rusya Federasyonu açısından jeoekonomik önemi irdelenmektedir. Bölgenin on yıllar boyunca yalıtılmış bir coğrafi konumda bulunması, Sibirya ve Rus Uzak Doğu’sundaki siyasi ve iktisadi sorunların ana kaynağıdır. Geniş bir coğrafyayı kapsayan alanda yetersiz altyapının yanı sıra yatırım eksikliğinin de bulunması bölgenin ekonomik potansiyelinin geri kalmasındaki en önemli etmendir. Sorunun farkında olan Moskova yönetimi tüm bu problemlere yerinden çare bulmak için bölge işleriyle alakalı olarak müstakil bir bölgesel kalkınma bakanlığı dahi kurmuştur. Bu nedenle çalışmada bölge sosyo-ekonomik yapısının tarihi süreçte nasıl geliştiği ve Rus merkezi yönetimiyle siyasi ilişkileri jeoekonomik perspektifle ayrıca ayrıntılı bir şekilde analiz edilmektedir. Bölge kalkınmasının güncel iktisadi sorunlarında enerjinin önemli bir yer tuttuğu muhakkaktır. Bölgenin petrol ve gaz yataklarını işlemek için geliştirilen projeler büyüyen Çin pazarını hedeflemektedir. Tüm bu projelerin iktisadi olduğu kadar ve hatta daha fazla politik ayağı da bulunmaktadır. Şaşılmayacak bir şekilde enerji işbirliğinin son yıllarda artan Rus-Çin ilişkilerinin ana gündem maddesi olduğu görülmektedir. İkili ilişkilerin katalizörünün enerji işbirliği olması, bölgenin temel dinamikleri incelendiğinde doğal karşılanabilecek bir sonuçtur. Makalede son olarak siyasi açıdan Rusya Federasyonu’nun dünya iktisadi-siyasi güç ağırlığı Asya-Pasifik’e kayarken bölge üzerinden yeni bir jeopolitik yönelimi başarıp başaramayacağı da detaylıca tartışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karikatürlerdeki Mimarlık Söylemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21205</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21205</guid>
      <author>Meltem ÖZÇAKI</author>
      <description>Yazılı mizahın türü olan karikatürlerin yaygınlıkları artmaktadır. Vurucu yapıları, gündelik hayatın dilini ve karakterlerini içermeleri, sorunlarından beslenmeleri, az yazı içermeleri, kısa zamanda algılanmaları ve görsel öğeler içermeleri başlıca özellikleridir. Mevcut durumu abartmaları, güldüren ve düşündüren yapıları akılda kalıcılıklarını arttırmaktadır. Karikatürler hayatın her alanından beslenmektedir. Eğlendirirken gündelik hayatta yaşanan problemlere değinirler. Karikatürler mimarlık alanından da beslenir. İnsanların yaşamlarında meydana gelen değişimler, yeni yapılar, kamusal alanın ele alınışındaki farklı yaklaşımlar, doğal ve yapılı çevre ilişkisi, değişen kentsel mekan, kentlerdeki kimlik kayıpları, insanların yeni çevre şartlarına alışma ya da yadırgama durumları karikatürlerde yansımasını bulmaktadır. Makale kapsamında karikatürlerdeki mimarlık söylemi incelenmektedir. Kent, bina, mekan, insan ilişkisi içinde karikatürlere yansıyan mimarlık söylemi araştırılmıştır. Söylem kavramı irdelenmiş ve söylem analizi metodu hakkında bilgi verilmiştir. Karikatürler ve içerdikleri mimarlık söylemi değerlendirilmiştir. Karikatürlerin içerdikleri mimarlık söylemi “Niteliksiz Yapılı Çevre; Fiziksel Çevredeki Değişim; Aşırı Büyüme ve Yoğunluk; Rahatsızlıklar ve Beklentiler; Doğal Çevre Tahribatları; Tarihi Çevre Tahribatları; Tasarım ve Planlama Düşüncesi” şeklinde yedi başlık altında incelenmiştir. Mimarlığın kentsel ve yapılı çevreye ilişkin konuları ele alış biçimi ve mimarlığa ait tartışma ortamı, başka bir disiplinin aracı üzerinden irdelenmiştir. Bu durum mimarlığın yaşamın her alanına sirayet eden yapısını örneklemektedir. Ayrıca karikatürlerin toplumsal problemlere eğilen yapısını ve insanlara bakış açısı kazandırma durumunu görünür kılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>I. Alâeddin Keykubat Dönemi Saray Çinilerinde Gezgin Sanatçı İzleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21361</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21361</guid>
      <author>Çetin ÖZTÜRK, Zeyneb BAYSAL</author>
      <description>Selçuklu ordusunun 1071 yılında Bizans ordusuna karşı Malazgirt Savaşı’nı kazanmasıyla Türklere Anadolu’nun kapıları açılmış, Türkler Anadolu’yu hızla fethederek iskân faaliyetlerine girişmişlerdir. İlhanlıların Anadolu Selçuklu hükümdarını tahttan indirmesine kadar 200 yılı aşkın süre bu bölgede hüküm sürmüş olan devletin, siyasi, ilmî, kültürel ve sanatsal alanda en parlak zamanını Alâeddin Keykubat Dönemi (1220-1237) oluşturmuştur. Bu dönemde inşa faaliyetleri hız kazanmış, birçok sivil mimari yapı (köşkler, saraylar) inşa edilmiştir. Çini malzeme, bu yapıları süslemek için yoğun olarak kullanılmış ve çinilerde figürlü bir anlatım dili tercih edilmiştir. Saray çinileri, sarayların inşa edildiği yerlerdeki yerel atölyelerde, gezgin sanatçılar tarafından üretilmiştir. Saraylar için üretilen çinilerle birbirleri arasında ve Anadolu Selçuklu Devleti haricindeki bölgelerde üretilen sanat eserleri, seramikler arasında ciddi benzerlikler mevcuttur. Bu benzerlikler çinilerin hangi sanatçılar tarafından yapıldığını öğrenmeyi zorlaştırmaktadır. Aynı zamanda çinilerde sanatçı adı bulunmaması da sanatçıların kimler olduğunu tespit etmeyi güçleştirmektedir. Bu çalışmada I. Alâeddin Keykubat Dönemi sanat anlayışını etkileyen olaylar, devletin diğer devletlerle olan siyasi ve kültürel ilişkileri, Anadolu’ya yapılan göçler ve etkileri araştırıldı. Anadolu’daki ve ilişkili devletlerdeki sanatsal faaliyetler, Anadolu’da inşa edilen sanat yapılarında adı geçen sanatçılar, ulusal ve uluslararası müzelerde ve kütüphanelerde yer alan, döneme ait birçok seramik eser, minyatürlü yazma, metal eser incelendi. Alâeddin Keykubat Dönemi’nde inşa edilen saray yapılarındaki çiniler, bu eserlerdeki süsleme özellikleriyle karşılaştırıldı. Saraylardaki çinilerin hangi ustalar tarafından yapıldığı böylece çinilerin yapımında hangi kültürlerin etkili olduğu tespit edilmeye çalışıldı. Yapılan araştırmalar sonucunda dönemin saray yapılarında kullanılan çinilerin saraya bağlı bir organizasyon tarafından merkezi bir sistemle üretildiği ve bundan dolayı sanatçıların isimlerinin eserler üzerinde yer almayıp, eserlerin anonim bir karakter taşıdığı tespit edildi. Araştırmalar dönem eserlerindeki çinilerin başta Anadolulu ustalar olmak üzere, göçlerle ve sarayın özel isteği doğrultusunda, İran çevresinden, Zengî Devleti, Eyyubi Devleti, Artuklu Beyliği hâkimiyeti altında olan bölgelerden gelen sanatçılar ile Rum ve Ermeni sanatçılar tarafından yapılma ihtimalinin bulunduğunu gösterdi. Çini sanatı birçok aşamadan oluşan disiplinler arası bir sanattır. Bu açıdan çalışmamız diğer disiplinler için önemli bir kaynak teşkil edecek ve bahsi geçen döneme ışık tutacaktır. Ayrıca sadece seramik eserlerin değil diğer sanat alanlarındaki eserlerin de tarih ve sanatçı etkeni göz önüne alınarak incelenmesi ve karşılaştırılması bu alandaki çalışmalara yön verecektir. Anahtar kelimeler: Çini, Gezgin Sanatçı, I. Alaeddin Keykubat, Anadolu Selçuklu Devleti, Sivil Mimari. Not: Bu çalışmanın özeti 3-5 Kasım Antalya –Türkiye’de gerçekleştirilen 1. Uluslararası Sosyal Bilimler ve Eğitim Araştırmaları Sempozyumu özet kitapçığında yayınlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>الشباب الريفى وثقافة المخدرات دراسة حالة فى قرية مصرية</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20948</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20948</guid>
      <author>Wafaa SAMİR</author>
      <description>نالت ظاهرة المخدرات– وما تزال– اهتماما كبيرًا من جانب المتخصصين فى العلوم الإنسانية عامة، وفى علم الاجتماع وعلم النفس والاقتصاد تحديدًا، على كافة المستويات العالمية والقومية والمحلية، ولعل إطلاق مؤتمر "الخطة الوطنية لخفض الطلب على المخدرات فى مصر" برعاية السيد رئيس الوزراء فى 9 مايو 2015 خير دليل على ذلك. ويرتبط هذا الاهتمام فى ضوء ما شهده – ومايزال – يشهده المجتمع المصرى من تغيرات سريعة ومتلاحقة سواء أكانت على المستوى الاجتماعى والاقتصادى والسياسى خلال العقود الأخيرة الماضية ، تلك التغيرات والتحولات التى انعكست بشكل عام على أنماط التفاعل الاجتماعى والسلوك اليومى؛ ومن ثم أثرت على بنية المجتمع المصرى ، وبداخله القرية المصرية.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Rehberlik ve Psikolojik Danişma: Gelişmeler ve Sorunlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21303</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21303</guid>
      <author>Cengiz ŞAHİN, Hatice KUMCAĞIZ</author>
      <description>Rehberlik ve psikolojik danışmanlık (PDR) terimi, Türk eğitim sistemine 1950’li yıllarda Amerikalı uzmanların Türkiye’ye davet edilmesi ve Türk eğitimcilerin danışmanlık sistemini incelemek üzere Amerika’ya gönderilmesi ile girmiştir. Geçen 65 yıllık süreçte PDR hizmetleri ile ilgili bir dizi gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeleri sekiz dönemde inceleyebiliriz: (1) 1950 ve öncesi yıllar: çağdaş rehberlik anlayışı öncesi; (2) 1951-1956: başlangıç yılları; (3) 1957—1969: oluşum yılları; (4) 1970-1981: okullarda psikolojik danışma ve rehberlik servislerinin oluşturulması; (5) 1982-1990: psikolojik danışma ve rehberlikte lisans programlarının oluşturulması; (6) 1991-2000: bilimsel çalışmaların ve örgütleşmenin hız kazandığı yıllar; (7) 2000-2010: PDR’de yeni arayışlar; (8) 2011 ve sonrası yıllar: psikolojik danışma ve rehberlikte meslekleşme çalışmaları. Tüm bu gelişmeler ışığında bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki rehberlik ve psikolojik danışmanlık uygulamalarının dünü, bugünü ve geleceğinin incelenmesidir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelenmesi tekniği kullanılmıştır. Doküman incelemesi, bir araştırma problemi hakkında belirli zaman dilimi içerisinde üretilen dokümanlar ya da ilgili konuda birden fazla kaynak tarafından ve değişik aralıklarla üretilmiş dokümanların geniş bir zaman dilimine dayalı analizini mümkün kılan araştırmalardır. İlk yıllarda meslek seçimine yardım ve sorunlu öğrencilere uygulanan rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri yerini günümüzde tüm öğrencilere uygulanması gereken bir hizmet olarak almıştır. Son yıllarda önleyici ve gelişimsel işlevlere yönelik olarak psikolojik danışma ve rehberlik programlarının düzenlenmesi gerektiği vurgulanmaya başlamıştır. Sonuç olarak Türkiye’de rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinde bugüne kadar olan gelişmeler ve bugün içinde bulunduğu ve tartışıldığı konular göz önüne alındığında Türkiye’deki rehberlik ve psikolojik danışmanlık uygulamalarının geleceğinin parlak olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sinematografik Bir Anlatım Örneği: Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri Adlı Kitabı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21223</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21223</guid>
      <author>Hafize ŞAHİN</author>
      <description>Türk Edebiyatının “gamlı prensesi” olarak tanımlanan Tezer Özlü, çocukluk yıllarını ele aldığı Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı otobiyografik eserinde sinematografik bir anlatımla o dönemi anlatmıştır. Tezer Özlü’nün hayatının dönüm noktalarını anlattığı bu eserde kullanılan sinematografik anlatım tekniği, çocukluk dönemi diye adlandırılan o yılların kişinin karakterini ileride nasıl etkileyebildiğini okurun daha iyi anlamasını sağlamıştır. Geriye dönüşlerle anlatılan kısa hikâyelerde toplumsal yapıya eleştiriler getirilir ve standardize olmuş kabullere/toplumsal değerlere eleştirel bir gözle bakılır. Bu küçük kitapta ândan geçmişe yolculuk söz konusudur. Eserde geçişler alabildiğine hızlıdır ve yazar, geçmişe giderken günü yani yaşadığı ânı da sorgular. Çocukluğun Soğuk Geceleri ilk kez 1980 yılında yayımlanmıştır. Bu otobiyografik eseri tamamlar nitelikteki Bir İntiharın İzinde 1983, Yaşamın Ucuna Yolculuk ise 1984 yılında yayımlanır. Yazarın üslubunun bir parçası olan bu anlatım tekniğini nasıl kullandığı üzerine ince ve ayrıntılı tespitler yapmak açısından bu çalışmada sadece, Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı kitabı değerlendirilecektir. Kitapta dört bölüm bulunmaktadır: “Ev”, “Okul ve Okul Yolu”, “Léo Ferré’nin Konseri” ve “Yeniden Akdeniz”. Çalışmada öncelikle sinematografik anlatım üzerinde durulacak daha sonra Tezer Özlü’nün üslubunun bir parçası olan bu anlatım tekniği kitaptan alıntılarla açıklanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Evli Çiftlerin Evlilik Uyumları İle Dini Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21220</guid>
      <author>Turgay ŞİRİN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, evli çiftlerin evlilik uyumları ile dini tutumları arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde nicel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini 85 evli çift yani 170 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” ile birlikte dini tutumu ölçmek için “Ok-Dini Tutum Ölçeği” ve evlilik uyumunu ölçmek için “Evlilikte Uyum Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırma neticesinde araştırmaya katılan çiftlerin evlilikte uyum ölçeği puanları ile dini tutum ölçeği puanları arasında anlamlı bir korelatif ilişki bulunamamıştır. Ancak çiftlerin evlilik uyumları ile yaşları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiş; yine araştırmaya katılan çiftlerden çocuğu olmayanların çocuğu olanlara; birlikte yeterli vakit geçirdiğine inanan çiftlerin yeterli vakit geçirmeyenlere ve gelir getirici bir işte çalışan eşlerin çalışmayanlara göre evlilik uyum puanları anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte çiftlerin evlilik uyumları cinsiyet, anne ve baba eğitim düzeyi, evde çiftlerin ve çocuklarının dışında yaşayan başka biri olup olmaması, eşlerin eğitim düzeyleri, eşlerin ekonomik düzeyleri, eşlerin anne ve babalarının hayatta olup olmaması, kayınpeder veya kayınvalidenin oturduğu yer gibi değişkenler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Araştırmaya katılan çiftlerin dini tutum puanları ise cinsiyet, çocuk sahibi olup olmama, eşlerin eğitim düzeyleri, gelir getirici bir işte çalışıp çalışmama, eşlerin büyüdükleri yer ve eşlerin birlikte yeterli vakit geçirip geçirmedikleri değişkenleri açısından anlamlı düzeyde bir fark göstermezken; toplam dini tutum ve duygu alt faktörü puanlarının gelir getirici bir işte çalışan eşlerin çalışmayanlara göre yüksek olduğu; aynı şekilde araştırmaya katılan çiftlerin dini tutum puanlarının anne eğitimi düşük grup lehine anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Birleşmiş Milletler’in Tanıma Politikaları Kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kosova’nın Bağımsızlık İlanları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21323</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21323</guid>
      <author>Volkan TATAR</author>
      <description>Self-determinasyon hakkının kullanımı sonucu ortaya çıkan bağımsızlık ilanı, devletler ve hatta uluslararası örgütler tarafından çok farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bağımsızlığın, meşru görülmesi, uluslararası tanınmayı da beraberinde getirmektedir. Devletler tanımayı genellikle, yeni oluşumun devletler ailesine kabulü ve onunla işbirliğine hazır oldukları mesajını vermek için kullanırken, tanımama da olumsuz bir anlam taşımaktadır. Tanıma için, bölge üzerinde egemenliğin sağlanması ve uluslararası hukuk kapsamında bir kuralla çelişmemesine devletler dikkat etmektedir. Tanımama ise, siyasal sistem içerisinde kendisine yer bulmaya çalışan oluşumun, görmezden gelinmesi, kabul edilmemesi anlamına geldiğinden, devletleri oldukça zor duruma sokabilmektedir. Günümüzde uluslararası siyasal sistemde devletler kadar uluslararası örgütler de etkindir. Genel kabul gören görüş, uluslararası siyasal sistemin süjesi ve en önemli unsurunun devlet olduğu yönündedir fakat uluslararası örgütler de devletlerin egemenliğini aşındırmaktadır. Günümüzde birçok kararın, uluslararası örgütlerin merkezlerinden alındığı düşünüldüğünde, yeni ortaya çıkan ve devletliğini ilan eden oluşumların da bu örgütlerin desteğinden faydalanma ihtiyacı belirgin hale gelmektedir. Kosova’nın bağımsızlık sürecinde olumlu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti meselesinde ise olumsuz tavır alan Birleşmiş Milletler, bu konudaki en önemli örnektedir. Birleşmiş Milletlerin her iki olaydaki tutumu, devletlerin tutumlarını etkilemiş ve Kosova bugün 100’den fazla devlet tarafından tanınırken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sadece Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmıştır. Bu noktada iki devletin de Birleşmiş Milletler nezdinde farklarının ve benzerliklerinin ortaya konması ve Birleşmiş Milletler’in kararlarının tartışılması gereklidir. Bu çalışmada Birleşmiş Milletler’in uluslararası tanıma kavramına yaklaşımı Kosova ve KKTC örnekleri üzerinde incelenecektir. Örgütün Güvenlik Konseyi ve genel kurul kararlarına nelerin etki ettiği ve devletlerinde de bundan nasıl çıkarımlar yaptığı ortaya konmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Küçük ve Orta Boy Turizm İşletmelerinde (Kobti) İnovasyon: Kaleiçi, Antalya Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21177</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21177</guid>
      <author>Yunus TOPSAKAL, Pınar ÇELİK , Nedim YÜZBAŞIOĞLU</author>
      <description>Ekonomik endüstrilerden biri olan turizm sektöründe, küreselleşme işletmeler arasında var olan rekabetin şiddetini arttırmıştır. Bundan dolayı işletmeler sahip oldukları rekabet avantajlarını korumak ve arttırmak için çeşitli stratejiler ve politikalar uygulamaya başlamıştır. İşletmelerin geliştirip uyguladığı en önemli strateji ve politikalardan biri inovasyondur. Çünkü inovasyon ile işletmeler rakiplerinden farklılaşmaktadır. Buna rağmen, işletmelerin inovasyon yapmalarına ve yapmamalarına çeşitli faktörler neden olmaktadır. Bu faktörler ise işletmelerin büyüklüğü, personel sayısı, kurulmak için teşvik alma ve faaliyet yılı gibi değişkenlere göre farklılık gösterebilmektedir. Bu konuda büyük ölçekli turizm işletmeleri ile yapılmış çalışmalar mevcutken, küçük ve orta boy turizm işletmelerinde (KOBTİ) inovasyon politikalarını inceleyen çalışma sayısı çok kısıtlıdır. Bundan dolayı çalışmanın amacı konaklama hizmeti veren küçük ve orta boy turizm işletmeleride inovasyon yapma nedenleri, inovasyon yapmaya engel teşkil eden nedenleri ve KOBTİ’lerin inovasyon politikalarını ve ekonomi politikalarını belirlemektir. Bu amaçla Kaleiçi, Antalya bölgesinde 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden konaklama işletmelerine soru formu uygulanmıştır. Sonuçlara göre küçük ve orta boy turizm işletmelerinde inovasyon yapma nedenlerinden öncellikli olan unsur hizmet kalitesini arttırmak iken, inovasyona engel olan en önemli neden ise maliyettir. Son üç yıl içerisinde KOBTİ’ler ekonomik uygulama olarak en çok operasyonel etkinliği arttırarak maliyeti azaltma politikası izlemişken, inovasyon politikası olarak daha çok hizmet ve pazarlama inovasyonları geliştirmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Wes Anderson Sinemasında Görüntü Düzenlemesi ve Mizansen</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21349</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21349</guid>
      <author>Nuray Hilal TUĞAN</author>
      <description>Sinemada yönetmen, görüntü çerçevesi içerinde yer alan öğeleri anlam yaratmak üzere belirli bir önem sırasına göre düzenlemek durumundadır. Her sanat dalının olduğu gibi sinemanın bir sanat olarak kendine özgü bir anlatım dili mevcuttur. Bir sinema filmini anlamlandırabilmek için aracın özelliklerine hâkim olmak gerekmektedir. Mizansen ve görüntü düzenlemesi, sinema aracının iki temel tekniğini içermektedir. Fransızca kökenli bir sözcük olan mizansen (mise-en-scene), sahneye koyma anlamına gelir ve ilk olarak tiyatroda kullanılmıştır. Bu kavram, kameranın çerçevesi içerisindeki nesnelerin organizasyonu ile ilgili önemli bir terimdir ve oyunculuk, kostüm ve makyaj, dekor ve mekân ile aydınlatma öğelerini içerir. Bütün bu öğeler sinemasal bir anlam yaratmak üzere bir araya gelirler. 1969 doğumlu Amerikalı yönetmen Wes Anderson, mizansen öğelerini söz konusu sinemasal anlamı yaratabilmek için özgün şekilde bir araya getiren en yaratıcı Hollywood yönetmenlerinden biridir. Bu çalışmada, Wes Anderson’un son dönemde gerçekleştirdiği Yükselen Ayışığı Krallığı (2012) ve Büyük Budapeşte Oteli (2013) filmlerinde kullandığı mizansen incelenmiştir. Bunun için öncelikle sistematik bir yaklaşım benimsenerek yönetmenin filmlerinde oyunculuk, kostüm ve makyaj, dekor ve mekân ile aydınlatma öğeleri mizansen eleştirisi yöntemi ile incelenmiş, ardından mizansenin söz konusu öğelerinin filmlerde yaratılan anlamı iletmede nasıl bir işlev gördüğü belirlenmiştir. Mizansen eleştirisi yönetmenin filmin görsel dilini oluştururken yaptığı tercihlerin tesadüfî olmadığı ve her bir tercihin belirli bir amaca yönelik olarak yapıldığı önermesine dayanmaktadır. Buna göre Wes Anderson filmlerinde mizanseni, öykü anlatmanın başlıca aracı şeklinde kullanarak bir yönetmen olarak sanatçı kişiliğini kendi kuşağının yönetmenlerinden farklı ve özgün bir üslupta ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>11 Eylül Sonrası Kitle İmha Silahları Terörizmi Tehdidi ve Uluslararası Karşılıklara Bir Örnek: Nükleer Emniyet Rejimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21261</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21261</guid>
      <author>Şebnem UDUM</author>
      <description>11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrasında endişe duyulan en önemli tehdit, kitle imha silahları (nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar) ya da bunların yapılmasında kullanılan kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) maddeler ile düzenlenebilecek terör eylemleriydi. Sınır-aşan terör gruplarının amaçları kendi öz kimliklerinin uygulamalarına engel olduklarını düşündükleri Batı’nın siyasî ve ekonomik düzenini güç kullanarak devirmektir. Bunu gerçekleştirmek için çok sayıda insanın ölümüne yol açacak, iktisadî ve siyasî sistemin işleyişini engelleyecek ya da bozacak, travmalara yol açacak, halkı paniğe sevk edecek, ya da halkta korku, endişe ve kaygı duygularına neden olacak büyük eylemler öngörmektedirler. Uluslararası toplum, KBRN terörizmini önlemek için birtakım siyasî ve hukukî karşılıklar geliştirmiştir. ABD Eski Başkanı Barack Obama’nın nükleer ve radyolojik maddelerle yapılabilecek terör saldırılarını en önemli tehdit olarak tanımlamasıyla beraber, bu maddelerin kullanım, depolama ve taşınma esnasında korunmaları, yani, nükleer emniyet kavramı öne çıkmıştır. Bu çalışma, nükleer ve radyolojik maddelerle yapılabilecek saldırıları önleyebilmek amacıyla oluşturulan nükleer emniyet rejimini ele alacaktır. Tehdit değerlendirmesini, askerî, teknolojik, siyasî ve teorik açılardan yaptıktan sonra, nükleer emniyet rejiminin gelişimini ve unsurlarını tanıtacaktır. Daha etkin bir uluslararası rejim haline gelmesi yönünde, uluslararası ve ulusal seviyede yapılması gerekenleri ortaya koyacak, bu kapsamda nükleer emniyet normu ve kültürünün geliştirilmesi gerektiğinin altını çizecektir. Çalışmanın dikkat çektiği en önemli husus, nükleer emniyetle ilgili uluslararası düzenlemelerin başarılı olmasının en önemli dayanağının, ulusal nükleer emniyet rejimlerinin kurulması ve sağlamlaştırılması olduğudur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rekreatif Amaçlı Spor Salonuna Giden Bireylerin Boş Zaman Yönetimlerinin Farklı Değişkenlere Göre Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21359</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21359</guid>
      <author>Fatih Mehmet UĞURLU, Abdurrahman KIRTEPE</author>
      <description>Zamanı ve boş zamanı iyi şekilde değerlendirmek bireysel ve toplumsal faydalar sağlamaktadır. Günümüzde yaşam kalitesini arttırarak sağlıklı ve uzun yaşamak insanların amaçları arasında yer almaya başlamıştır. Sağlıkta meydana gelebilecek risklere ve hastalıklara karşı koyabilmek için bireyler fiziksel aktivitelere yönelmektedirler.Rekreatif amaçlı spor salonuna giden bireylerin farklı değişkenlerle boş zaman yönetimleri arasındaki ilişkiyi belirlemek bu çalışmanın amacını oluşturmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu Elazığ’da hizmet veren 11 tane spor salonuna rekreatif amaçlı giden tesadüfi yöntemle belirlenmiş 257 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu ile Akgül ve Karaküçük’ün (2015) Türkçe’ye uyarladıkları, “Boş Zaman Yönetimi Ölçeği” (BZYÖ)kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler spss 22 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerin doğru bir şekilde yapılabilmesi için normallik testi yapılmıştır. Buna göre normal dağılım göstermeyen verilerin analizinde çoklu gruplarda Kruskal-wallis kullanılmış olup farklılığın kaynaklandığı ikili grupların karşılaştırılmasında ise Mann whitney-u testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p&lt;0.05 olarak kabul edilmiştir. Cinsiyet değişkenine göre verilerin istatistiksel dağılımı incelendiğinde kadın katılımcıların erkeklere göre değerlendirme ve programlama alt boyutlarında sıra ortalama puanlarının daha yüksek olduğu, erkek katılımcıların ise boş zaman tutumu ve amaç belirleme ve yöntem alt boyutlarında sıra ortalama puanlarının daha fazla olmasına rağmen istatistiksel olarak aralarında anlamlı bir farklılığın meydana gelmediği görülmüştür(p&gt;0,05, tablo 2). Sonuç olarak; Bireylerin boş zaman yönetimlerine ilişkin programlama alt boyutu ile 4-12 ay arasında spor salonuna giden katılımcılarla 3 ay ve altı ayrıca 1-2 yıl arasında spor salonuna giden katılımcılar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur(p&lt;0,05).4-12 ay arasında rekreatif amaçlı spor salonuna giden katılımcıların boş zaman yönetimlerini bir program çerçevesinde değerlendirme isteklerinin daha fazla olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mardin Müzesi’nde Bulunan 17.-19. Yüzyıl Gümüş Bilezik Örnekleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21336</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21336</guid>
      <author>Evindar YEŞİLBAŞ</author>
      <description>Anadolu coğrafyasında tarih öncesi çağlardan günümüze kadar maden işlemeciliği ve takı sanatı alanında önemli el sanatlarının üretildiği bilinen bir gerçektir. Çeşitli malzemelerden üretilen el sanatları arasında gümüş madeni içerisinde sikke, gündelik eşya, savaş aletleri ve takı üretiminde kullanılan değerli bir maden olmuştur. Takı ise el sanatları içinde büyük bir hassasiyetle çalışılan, sembolik anlamlar taşıyan, nazara karşı koruma sağladığı düşünülen ürünlerdir. Gümüş işlemeciliği alanında merkez konumundaki Mardin, hem Artuklu, hem de Osmanlı Döneminde bu özelliğini devam ettirmiş ve bu kentte her dönemde önemli eserler üretilmiştir. Çalışmamızda, Mardin Müzesinde 17.-19. yüzyıl Osmanlı dönemine ait takıların sayı ve tür olarak fazla olması araştırmanın gümüş bilezik takılar ile sınırlandırılmasına sebep olmuştur Bu sınırlama ile birlikte Mardin Müzesi’nde bulunan 17.-19. yüzyıllara ait olduğu bilinen Osmanlı gümüş takılarından bilezikler incelenmiş ve örnekler, Mardin Müzesine satın alma yoluyla kazandırılmış eserlerden seçilmiştir. Örneklerin, malzeme ve teknik, ölçü, müzeye geliş yolu ile ilgili bilgiler verildikten sonra ayrıntılı tanımları yapılmıştır. İncelenen örnekler üzerinden Mardin’de 17.-19. yüzyıl gümüş bilezik üretimine, form ve biçim ile süsleme özelliklerine yönelik değerlendirmeler ortaya konulmuştur. Bu konunun seçilmesinin sebebi Mardin Müzesinde sergilenen takıların katalog çalışmasının daha önce gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Bu çalışma ile Mardin Müzesinde bulunan diğer el sanatlarına literatür ve bilimsel çalışmalar açısından örneklik teşkil edeceği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hacı Ali ve İki Sûfî Eşliğinde Tuhfetü’l-Mücâhidîn Adlı Eseri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21311</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21311</guid>
      <author>Muhammed Ali YILDIZ</author>
      <description>Süleymaniye Kütüphanesi Nur-i Osmaniye Kitaplığı 2293 numaralı kayıtta yer alan Hacı Ali’ye ait tarihte yaşamış önemli Allah dostları ve kanaat önderlerinin biyografisini anlatan el yazma kaynak eser olan Tuhfetü’l-Mücahidîn ve Behçetü’z Zâkirîn adlı 624 sayfan (varak) ve her sayfası 27 satırdan oluşan kıymetli eserde Hacı Bayram Velî ve meşhur halifesi Akşemseddin’in biyografilerini anlatan başlıklar da bulunmaktadır. Hacı Ali’nin Osmanlıca kaleme aldığı bu değerli eser tam olarak henüz latinize edilmiş değildir. Biz bu çalışmada bu değerli kaynak eserin Hacı Bayram Veli ve Akşemseddin maddelerini latinize edip, daha sonra bu latinize çalışmasının günümüz dilindeki anlam karşılığını vermeye çalışacağız. Ayrıca Hacı Ali ve bu iki örnek eşliğinde Tuhfetü’l Mücâhidîn adlı eseri hakkında bilgiler de vereceğiz. Çalışmamızın sonunda da kısa bir değerlendirme yaparak makalemizi sonuçlandıracağız. Tarihte yaşamış Allah dostları ve kanaat önderleri ile ilgili elde mevcut bilgilerin hemen hepsi neredeyse Tuhfetü’l Mücâhidîn ve Behçetü’z Zâkirin gibi kaynak eserler vasıtası ile günümüze kadar ulaşmıştır. Bu ve buna benzer kaynak eserlerin dilimize latinize edilerek kazandırılması bu bakımdan çok önemlidir. Ayrıca bu Allah dostları ve kanaat önderleri ile ilgili sağlıklı bilgileri elde edebilmenin en önemli yolu şüphesiz ilk elden yazılmış kaynak eserlere ulaşıp onları bizzat kendi kaleme alındıkları sayfalardan okuyup anlamaya çalışmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Descartes ve Spinoza’da Töz, Sıfat ve Tarz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21347</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21347</guid>
      <author>Ayşe Gül ÇIVGIN</author>
      <description>Genel olarak bakıldığında modern felsefe epistemolojik ve ontolojik problemler ekseninde şekillenmiştir. Bu dönemde filozoflar iki temel ve önemli soruya yanıt vermeye çalışmışlardır: ilki, bilginin mahiyeti, kaynağı ve sınırları nelerdir? İkincisi, töz, sıfat ve tarz nedir?. René Descartes öncelikle epistemolojiye dayalı bir sistem inşa ederken Benedictus de Spinoza ontolojiye öncelik vermiştir. Fakat her ikisi için de töz ontolojilerinin temelidir. Bu çalışmada Descartes ve Spinoza’nın ontolojisinde kilit bir rol oynayan töz/cevher, sıfat ve tarz anlayışlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu karşılaştırma ise Descartes’ın Felsefenin İlkeleri adlı eserinde yer alan “fark/ayrım teorisi” üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılacaktır. Descartes tözler arasındaki, töz ile sıfat arasındaki, töz ile tarzları arasındaki ilişkiyi, “gerçek fark”, “tarzsal/modal fark” ve “akli/kavramsal fark” olmak üzere üç tür fark ile açıklamaktadır. Descartes’a göre “kat’i anlamı içinde gerçek fark, yalnızca iki ya da daha fazla töz arasında vardır ve birini diğerinden ayrı olarak açık ve seçik idrak edebildiğimizde iki tözün gerçekten farklı olduklarını kavrayabiliriz” (Descartes, 1985: 60/213). Descartes tarz bakımından farkın iki yolla yapılabileceğini söyler: “İlki, tam olarak söylendiğinde, bir tarz ile bir tarza sahip töz arasında; ikincisi ise aynı tözün iki tarzı arasındaki farktır” (Descartes, 1985: 61/213-214). Son olarak, “akli/kavramsal bir fark, bir töz ile tözün bazı temel sıfatları – ki bunlar olmaksızın töz idrak edilemez- arasındaki veya tek bir tözün iki sıfatı arasındaki farktır” (Descartes, 1985: 62/214-215).</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’an’da Benzetmelerin Dili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21221</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21221</guid>
      <author>Fikret GEDİKLİ</author>
      <description>Bu makale, yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de dinî emirleri, olayları ve ilgili ortamlarda yer alan insanların tutum ve davranışlarını anlatırken yer verdiği benzetmelerin ifade ettiği hakikatler üzerinde duracaktır. Kur’an’da dinî emirler, olaylar ve davranış biçimleri üzerinden ifade edilen hakikatlerin anlaşılmasında benzetmelerin anlama katkısı, dil ve üslup özellikleri ele alınacaktır. Bu doğrultuda Kur’an’ın, bahsi geçen hususları anlatırken hangi konularda ve nasıl benzetmeler yaptığının değerlendirmesi yapılacaktır. Dini emirlerin açıklanması sadedinde ortaya konan bu benzetmelerin Kur’ân-ı Kerîm’de varoluş sebebi; bunların tevhide dirençli ilgili muhatap kitlelerin tutum ve davranışlarının değişimi üzerindeki etkisi ele alınacaktır. Yine nüzul döneminde ve tarihin belli dönemlerinde, özellikle ilgili toplumlara veya gruplara kendi inanç ve düşünce biçimlerini dayatma arzusunda olanlara yönelik olmak üzere benzetmelerin ana istikametinin ne olduğu üzerinde durulacaktır. Yapılan bu benzetmelerin, olayların ve davranışların meydana geldiği dönemde ne anlama geldiğine yönelik olarak klasik tefsir müktesebâtı ve son dönem kimi tefsir çalışmaları esas alınacaktır. Müfessirlerin benzetmeleri anlamlandırmaları ve bunların daha çok hangi konularda yer aldığı hususu tespit edilerek benzetmenin ilgili ayete ve bağlama kattığı anlam zenginliği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Ayrıca bu benzetmelerin anlaşılabilmesi, ilgili dönemin kültür ve davranış kodlarıyla mukayyet mi; yoksa bu benzetmelere muhatap olan ya da olacak olan herkesin ilave bir bilgiye ihtiyaç hissetmeden anlayabileceği gerçeklikler mi olduğu hususu üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1960 Sonrası Turizm ile Birlikte Gelen Sosyo-Kültürel ve Mekânsal Değişim: Antalya Kaleiçi Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21428</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21428</guid>
      <author>Fatih USLUER</author>
      <description>Antalya Kaleiçi, Turizm açısından ülkemizin ilk ev pansiyonculuğunun yapıldığı mekânlardan olmasının yanı sıra toplumumuzun farklı gruplarının ve farklı kültürel kimliklerin birlikte iç içe yaşayabilme refleksinin gösterildiği önemli kültür havzalarından biridir. Sosyolojik bir akvaryum hüviyetinin yanında çok önemli tarihi bir yer olan Kaleiçi, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin izlerini taşıyan bu tarihi mekân; Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaaddin Keyhüsrev’in 1207 yılında Antalya’yı fethetmesi ile Türklerin egemenliğine geçmiş ve Selçuklulardan sonra Osmanlı İmparatorluğu ile devam eden Türk egemenliğinde kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra bir liman kenti olarak Kaleiçi üzerinden mauna ve gemiler aracılığıyla küçük ölçekte de olsa ihracattın da gerçekleştirildiği bu tarihi, sosyolojik ve mimari yapısıyla etrafı surlarla çevrili antik şehir, Mustafa Kemal Atatürk’ün Antalya’yı ziyaretlerinde de önemli bir yere sahiptir. Altmışlı yıllardan önceki dönemlere hatta yetmişlere kadar uzanan dönemde çocukların sokaklarda sapanla kuş avladığı, kadın, erkek ve çocukların uzun yaz günlerini plajlarda geçirdiği, yaş sebze ve meyvenin yetiştirildiği, balıkçılığın yapıldığı, kapıların yaz kış açık olup komşuluk ilişkilerinin geçişken ve samimi olduğu bu antik kültür havuzu konumundaydı. Bugün ise Antalya’nın merkez ilçelerinden Muratpaşa’nın kalbi konumunda olan Kaleiçi, altmışlı yıllara gelinceye kadar farklı bir görünüm sergilerken Antalya’daki ilk turizm faaliyetleri ile birlikte çehresi günden güne değişmiş ve bu günkü görünümünü almıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sağlık Kurumlarında İçsel Pazarlamanın Çalışanların Duygusal Bağlılıkları Üzerine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21403</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21403</guid>
      <author>Zührem YAMAN</author>
      <description>Son yıllarda hizmet sektöründeki hızlı gelişmeler, sektör içinde hizmet konusuna verilen önemin bir göstergesidir. İşletmeler sürekli olarak değişen ve gelişen çevre şartlarına uyum sağlayabilmek konusunda çeşitli hizmetlerden yararlanmaktadır. Sektörel farklılıklar nedeniyle, hizmetlerde sektörlere göre değişim göstermektedir. Her alanda hizmete olan talep gibi, sağlık kuruluşları alanında da giderek artan bir talep söz konusudur. İşte sağlık kuruluşlarında da önemi giderek artan hizmetin içsel pazarlama yaklaşımıyla çalışanların duygusal bağlılıkları üzerinde etkileri yadsınamayacak durumdadır. Hizmet sektöründe yer alan çalışanların doğrudan müşteri ile iletişime geçtiği düşünüldüğünde sağlık kurumlarındaki çalışanların kurumlara karşı bağlılıkları son derece önemli olmaktadır. Kurumların, çalışan tatminini vurgulayan içsel pazarlama uygulamalarının örgütsel bağlılığın alt boyutlarından biri olan duygusal bağlılık üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada sağlık kurumlarında içsel pazarlamanın çalışanların duygusal bağlılıkları üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre kurumların birer iç müşterisi olan çalışanların tatmininin sağlanması duygusal bağlılığı arttırdığı ve özellikle söz konusu hizmet sektörü olduğu için duygusal bağlılığı yüksek olan çalışanların hizmeti sunum kalitesi ve performansı yüksek olacağından kuruma olan katkılarının daha fazla olacağı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okuduğunu Anlama İle İlgili Yapılan Lisansüstü Tezlerin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21405</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21405</guid>
      <author>Hatice DEĞİRMENCİ GÜNDOĞMUŞ</author>
      <description>Araştırmanın amacı, okuduğunu anlama ile ilgili Türkiye’de 2013-2017 yılları arasında sınıf öğretmenliği alanında yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu Yüksek Öğretim Kurulu’nun Ulusal Tez Veri Tabanında yer alan ve tam metin olarak erişime açık olan 35 lisansüstü tez oluşturmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, tezler yayınlandığı yılına, türüne, tez yazarlarının cinsiyetine, tezlerin yapıldığı üniversiteye, tezlerin araştırma yöntemine, uygulama yapılan hedef kitleye ve sayısına göre değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmada kadın yazarların erkek yazarlardan daha fazla olduğu; araştırmaya en fazla 2014 yılında yapılan çalışmaların dahil edildiği ve yüksek lisans tezlerinin daha fazla olduğu; en çok doktora tezinin Gazi Üniversitesi’nde; en çok yüksek lisans tezinin Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde ve tez türü dikkate alınmadığında en çok çalışmanın Gazi Üniversitesi’nde yapıldığı; doktora tezlerinde en çok karma yöntemin, yüksek lisans tezlerinde ise en çok nicel yöntemin kullanıldığı; tez türü dikkate alınmadığında en çok nicel yöntemin kullanıldığı; çalışmaların hedef kitlesinin 1., 2., 3., 4. ve 5. sınıf öğrencileri; akademisyenler, öğretmenler ve lisans üstü tezler ile makaleler olduğu; ayrıca yapılan çalışmaların hedef kitlesinin en çok 5. sınıf öğrencileri olduğu, en az ise akademisyenler olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Araştırma ve Lisansüstü Eğitime Yönelik Tutumları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21377</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21377</guid>
      <author>Sadık Yüksel SIVACI, Bahadır GÜLBAHAR , Fırat ÇÖPLÜ</author>
      <description>Eğitimde kalitenin en önemli değişkenlerinden biri öğretmenlerdir. Nitelikli bir eğitimin büyük ölçüde öğretmen faktörüne bağlı olduğu iddia edilebilir. Öğretmenlerin mesleklerinin gerektirdiği bilgi ve becerileri haiz olmaları, öğrenme-öğretme etkinliklerinin verimliliğini, kalitesini yükseltecek; eğitim hedeflerine ulaşılmasını hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır. Bu araştırma, öğretmen adaylarının araştırmaya yönelik tutum düzeyleriyle lisansüstü eğitime yönelik tutum düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, korelasyonel tarama modelinde olup betimsel bir nitelik arz etmektedir. Araştırmanın evrenini, 2017–2018 akademik yılında bir devlet üniversitesinde öğrenim gören öğretmen adayları oluşturmaktadır. Araştırma, uygun örnekleme yöntemiyle belirlenen 504 öğretmen adayı üzerinde yürütülmüştür. Bu araştırmanın verileri, “Araştırmaya Yönelik Tutum Ölçeği” ve “Lisansüstü Eğitime Yönelik Ölçeği” ile elde edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde SPSS paket programı kullanılmış ve verilerin analizinde Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman Korelasyon analizine başvurulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular genel olarak ele alındığında ortaya çıkan sonuç, öğretmen adaylarının araştırmaya yönelik tutumlarında “cinsiyet” ve “öğrenim görülen bölümden memnuniyet durumu” değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilirken lisansüstü eğitime yönelik tutumlarında ise “öğrenim görülen bölümden memnuniyet durumu” ve “öğrenim görülen anabilim dalı” değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizine göre, öğretmen adaylarının araştırmaya yönelik tutumları ile lisansüstü eğitime yönelik tutumları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Ulaşılan sonuçlar dikkate alınarak çeşitli öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


