






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue 35</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=359</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Somut Kültürel Mirası Koruma Çalışmaları: Erzincan-Kemaliye Sit Alanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20825</guid>
      <author>Çetin AKKUŞ, Gülizar AKKUŞ , Yusuf BAYRAKTAR</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyeliğine Yönelik Görüşlerinin İncelenmesi: Bir Vakıf Üniversitesi Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20931</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20931</guid>
      <author>Laçin AKYIL</author>
      <description>Türkiye’nin 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na Ortak Üye olmak amacıyla başvurmasından itibaren Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ekonomik, siyasal, sosyal koşullara bağlı olarak kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuz bir şekilde sürdürülmüştür. 2004 yılında aday üye statüsünü elde eden Türkiye’nin bugün Avrupa Birliği (AB) ile uyuşmazlık içinde olduğu çeşitli meseleler bulunmaktadır. Özellikle Türkiye ile Avrupa Birliği arasında son dönemde meydana gelen birtakım tartışmalar ilişkilerin seyrini etkilemektedir. Bu meseleler arasında vize serbestisi konusunda tarafların ortak bir karar üzerinde uzlaşamamaları, Suriyeli mülteciler sorunu, Gümrük Birliği Antlaşması’nın genişletilmesi tartışmaları, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin almış olduğu karar doğrultusunda Türkiye’nin denetim sürecine alınması, idam tartışmaları, Avrupa’da aşırı sağ partilerin yükselişte olması ve bu partilerin birçoğunun Türkiye ile ilgili olumsuz açıklamaları yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri doğrultusunda üniversite öğrencilerinin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine bakış açılarını incelemektir. Araştırmanın örneklemini 2016-2017 Akademik Yılı Bahar Dönemi içerisinde çeşitli bölümlerde öğrenim gören rastgele seçilmiş 750 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada öğrencilerin örneklem olarak ele alınmasında Türkiye’nin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olmasının büyük payı bulunmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket yöntemi tercih edilmiştir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yönelik olumlu veya olumsuz görüşlerinin sebepleri, Türkiye’nin Avrupa Birliği haricinde bir alternatifinin olup olmadığı, Avrupa Birliği hakkında ne derece bilgi sahibi oldukları üniversite öğrencilerinin görüşleri doğrultusunda incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1957 Fethiye Depremi ve Bölgeye Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21014</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21014</guid>
      <author>Recep ARSLAN</author>
      <description>1957 yılında Fethiye’de 7,1 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem meydana gelmiştir. Meydana gelen bu deprem, Fethiye’de bulunan yapıların neredeyse tamamen yıkılmasına neden olmuştur. Yaşanan afet sonrası Kızılay bölgeye ilk yardımları ulaştırırken, dini ve sosyal cemiyetler de bölgeye yardım göndermiştir. Depremin ardından başta Başbakan Adnan Menderes olmak üzere dönemin siyasi liderleri deprem bölgesini ziyaret etmiştir. İlgililerin yerinde önlemler alması ile depremin yaraları kısa zamanda sarılmıştır. Bu doğrultuda Fethiye ve diğer deprem bölgelerinin yaralarının sarılması için bir kanun yürürlüğe konmuştur. Bu kanun hükümleri doğrultusunda Fethiye’de bulunan ilk ve orta öğretim kurumları binaları, devlet hastanesi binası ve diğer kamu binaları yeniden imar edilmiştir. Fethiye’nin yeniden imar edilmesi, tam da yörede turizm hareketlerinin ilk başladığı yıllara rastlamıştır. Deprem sonrası devlet, bölgede turizmin nasıl geliştirilebileceği yönünde bir rapor hazırlatmıştır. Adnan Menderes’in deyimi ile yaşanan felaket, Fethiye’nin adeta yeniden doğmasını sağlamıştır. Zira depremin ardından Fethiye, yeniden imar edilmiş ve farklı bir görüntüye sahip olmuştur. Bu çalışma; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Resmî Gazete, yıllıklar, tetkik eserler, ulusal ve yerel gazetelerden yararlanılarak oluşturulmuştur. Deprem tarihi alanında Türkiye’de özellikle 1999 Gölcük Depremi’nden sonra geniş kapsamlı çalışmalar kaleme alınmıştır. Deprem tarihi alanında yapılan çalışmalar daha çok Marmara Bölgesi’nde meydana gelen depremlere odaklanmıştır. Bu çalışmada ise 1957 Fethiye Depremi’nin Fethiye ve yöreye verdiği hasar ortaya konulmuş ve yörenin geleceği açısından nasıl bir etkide bulunduğu değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Dil Bilgisi Öğretimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20860</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20860</guid>
      <author>Yusuf AVCI, Serhat KÜÇÜK</author>
      <description>Kültür, bir milletin hayat tarzıdır. Bu hayat tarzı dili oluşturduğuna göre, dil öğrenmek, o hayat tarzıyla tanışmak, belli bir süre sonra da onu benimsemek anlamına gelir. Dilin bu özelliğinden dolayı devletler politikalar oluşturur ve bunu gerçekleştirmek üzere yöntemler, yaklaşımlar geliştirir. Ana dili öğretiminin kendine has yöntem ve yaklaşımları olduğu gibi, yabancı dil öğretiminin de bağlı olduğu kültüre, coğrafyaya ve düşünce yapısına uygun bir yöntemi bulunmaktadır. Dil düşünce analizi teorisi bu noktada bize bir yöntem önerisinde bulunmaktadır. Yabancı dil olarak Türkçenin öğretimi çalışmalarında bu teoriye uygun olarak gerçekleştirilen uygulamalar sistemin başarılı olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla ilgili teori doğrultusunda Türkçe öğretiminin temel disiplini ve yakın ilgili disiplinlerine odaklanmak önemli gözükmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmada dil düşünce analizi teorisi çerçevesinde yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde dil bilgisi bölümünün nasıl öğretildiği üzerinde durulmuştur. Yöntem olarak dil bilgisi konusunu yansıtan örnek metin ve cümlelerden hareketle ve yapılandırmacı yaklaşımın uygulandığı Türk dil-düşünce sisteminin istediği tümden gelim yöntemi uygulanır. Bu yönteme göre dil bilgisi konuları daha önceden yapılmış olan ihtiyaç analizine göre sınıflandırılır. Konuların ihtiyaç analizi, Türk diliyle ilk defa karşılaşan bir yabancının ihtiyaç duyacağı önceliklerin belirlenmesi esasına dayanır. Anlam merkezli bir yaklaşımın sonucu olarak temel dil öğretiminin yanında dil bilgisi öğretimi de bu yaklaşım çerçevesinde ele alınır. Yani örnek metinlerden sezdirme yoluyla kurala gidilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Görüşlerine Göre Okulda Gürültü Düzeyinin Değerlendirilmesi: Fransa ve Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20783</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20783</guid>
      <author>Mızrap BULUNUZ, Fatih GÜNER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Fransa ve Türkiye’den seçilen okullarda gürültü kirliliği ile ilgili durumu, öğretmen görüşlerine dayalı olarak karşılaştırmaktır. Türkiye’de okulda gürültü kirliliğinin kontrol edilmesini konu alan projenin yaygın etkisini arttırmak için Fransa’dan seçilen okullardaki öğretmenlerin görüşlerine başvurulmuştur. Çalışma, nitel araştırma yaklaşımlarından ‘‘karşılaştırmalı durum çalışması’’ deseni ile ele alınmıştır. Çalışmadaki katılımcı görüşlerinden elde edilen sonuçlara bakıldığında, Fransa’daki ilkokulda orta düzeyde gürültü yaşandığı, Türkiye’deki ilkokulda ise yüksek düzeyde gürültülü yaşandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak her iki ülkeden seçilen ortaokulların gürültü düzeyi ve gürültüden duyulan rahatsızlık konusunda benzerlikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İki ülkedeki katılımcıların okuldaki başlıca gürültü kaynaklarına ilişkin görüşlerinin; “öğrenci davranışları”, “okulun fiziki yapısı”, “okulun çevresi” şeklinde ifade edilebilen üç alt temada toplandığı görülmektedir. Çalışmada, gürültünün kontrol edilmesi için her iki ülkeden katılımcılar okulda akustik iyileştirme yapılmasına ihtiyaç olduğunu belirtmişlerdir. Fransa’daki katılımcılar, Türkiye’deki katılımcılardan farklı olarak okuldaki zil uygulamasının gürültüye sebep olduğunu ifade etmişlerdir. Çalışmada, Türkiye’den farklı olarak Fransa’da gürültülü davranışlar sergileyen öğrencilerin rehberlik servislerine yönlendirilebildikleri bulgusuna ulaşılmıştır. Çalışmada, okullarda gürültünün kontrol edilebilmesi konusunda Türkiye’deki katılımcıların büyük çoğunluğu, okullardaki gürültü kirliliğinin önlenmesine yönelik proje, etkinlik ve aile eğitimlerinin gerçekleştirilmesi gibi etkinlik temelli, konu ile ilgili farkındalık yaratma amaçlı öneriler sunarken; Fransa’daki katılımcıların daha çok okulların akustik yapılarına odaklandıkları görülmüştür. Okullarda gürültünün kontrol edilebilmesi için okul binalarında akustik iyileştirmeler yapılması, zil çalma sürelerinin kısaltılması ve ses düzeylerinin düşürülmesi, Türkiye’deki okul rehberlik servislerinin gürültülü öğrenci davranışları konusunda etkinleştirilmesi, çalışmada sunulan öneriler arasındadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tokatlı Alevi Dedelerinin Alevilik ve Bektaşîlik Anlayışına Sosyolojik Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21041</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21041</guid>
      <author>Hasan COŞKUN</author>
      <description>Dedelik, Anadolu Aleviliğinin yüzyıllar boyunca ayakta kalıp kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan en önemli kurumu olduğu gibi, bu geleneğin sosyal ve dini yapılanmasında hayati bir öneme sahiptir. Dedelik kurumu sosyal cemaat yapılanması bakımından Aleviliğin temelini oluşturur. Alevî topluluğunda dedenin statüsü üst düzeydedir. Dedeler Alevi-Bektaşî topluluklarında hem dini hem de dünyevi otoritedir. Alevi ocaklarında yetişen Dedeler ana bilgi kaynağı olarak kabul edilmektedir. Alevi/Bektaşî geleneğinde ana bilgi kaynağı olarak görülen dedelerin Alevîlik-Bektâşilik konusuna yaklaşım ve yorumları da büyük önem arz etmektedir. Geleneksel, modern hatta postmodern değişim süreçlerinin yaşandığı ülkemizde Alevi Dedelerinin görüş ve düşüncelerinin Alevi-Bektaşi geleneğinin sağlıklı bir yaklaşım içerisinde ortaya konulması için temel referans olarak kullanılması kaçınılmazdır. Dedeler, Alevi toplumunda Yol’un gereklerinin yeni nesillere aktarılması, benimsetilmesi ve yaşatılması noktasında çok önemli bir yere sahiptirler. Biz de bu nedenle araştırmamızda Tokat yöresinde yaşayan 10 Alevi dedesi’nin Alevîlik-Bektâşilik hakkındaki görüşlerini esas aldık. Kanaatimizce Alevi/Bektaşî geleneğinin en güçlü ve diri olduğu illerden biri Tokat’tır. Bu çalışmada, Alevî kültürünün çok zengin dinî ve sosyal tezahürlerinin yaşandığı Tokat yöresinde yaşayan Alevi Dedelerinin Alevîlik ve Bektaşiliğe bakışını Din Sosyolojisi açısından inceleme ve araştırmaya tabi tutuyoruz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üretim Teknolojilerindeki ve Rekabetçi Çevredeki Değişimin, Yönetim Muhasebesi Uygulamalarına Etkisi: Bıst’ta İşlem Gören İmalat İşletmelerinde Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21016</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21016</guid>
      <author>Hüseyin ÇETİN, Tevfik EREN</author>
      <description>İşletme yöneticilerinin alacakları kararlarda ihtiyaç duymuş oldukları finansal ve finansal olmayan bilgiler yönetim muhasebesi tarafından sağlanmaktadır. Yönetim muhasebesi bilgileri, işletme yöneticileri tarafından, planlama, kontrol, performans değerleme, performans artırımı, işletme stratejilerini uygulama ve özellikle karar alma süreçlerinde (üretim ve yatırım kararları vb.) kullanılmaktadır. Yönetim muhasebesi daha iyi kararların alınabilmesi amacıyla mevcut faaliyetlerin verimliğinin ve etkinliğinin geliştirilmesine yönelik, işletme içi karar alıcılara ve muhtelif karar destek taraflarına bilgi sağlayan bir muhasebe türüdür. İşletme yöneticilerinin karar almak için gereksinim duydukları bilgilerin işlenmemiş veri olarak toplanmasından başlayıp, ihtiyaca uygun raporların düzenlenmesine kadar işletme yöneticilerini desteklemesi hedeflenerek yürütülen tüm muhasebe çalışmaları, yönetim muhasebesini oluşturur. 19.yy’dan beri uygulanmakta olan yönetim muhasebesi uygulamalarından elde edilen bilgilerin işletme yöneticileritarafından kararların alınması konusunda önemli bir rolü bulunmakta olup, işletme içi ve işletme dışı faktörlerin etkisi ile yönetim muhasebesi uygulamalarında birçok değişim meydana gelmiş ve yeni stratejik yönetim muhasebesi araçları geliştirilerek uygulamaya konulmuştur.İşletmelerde performans değerlemesi önemli bir yönetim ve kontrol aracı olarak kullanılmaktadır. Performans ölçümünde ise finansal ve finansal olmayan bilgilerden birlikte faydalanılmakta olup, stratejik yönetim muhasebesi uygulamaları hem performans ölçümünde hem de işletmelerin performanslarının artırılmasında bir araç kullanılmaktadır. Rekabetçi çevredeki değişim, üretim teknolojilerindeki değişim, organizasyon yapısındaki değişim, işletme stratejilerindeki değişim gibi birçok faktör, yönetim muhasebesi uygulamalarında değişime neden olmaktadır. Bu çalışmada, rekabetçi çevredeki değişim ile üretim teknolojilerindeki değişimin, işletmelerin yönetim muhasebeleri uygulamaları üzerine etkisi araştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sahne Tasarımı ve Diğer Sanat Dallarının İlişkisi (Güzel Sanatlar)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20809</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20809</guid>
      <author>Melahat ÇEVİK</author>
      <description>Sahne tasarımı özellikle sahnelenecek dramatik metinin sahne üzerinde mekânsal çözümlemelerin yanında, mekâna uyumlu her türlü araştırmanın yapıldığı alandır. Bu nedenle sadece sanatsal çözümlemeleri değil, mekânın matematiğini de içerir. Marifetli olmak görsel tasarımı hazırlamak için yeterli midir sorusu aklımıza gelebilir. Hiçbir marifet bilgiyle yol almazsa istenilen sonuç elde edilemez. Bu nedenle 1920’lerden itibaren özellikle sahne tasarımı diğer dalları kapsayan, bir bütün olarak eğitim sürecine dâhil olmuştur. Bu sanat alanının enstrümanı insandır. Her şey insanla anlatılır. Dram sanatı yaşamdan bir kesit almakla beraber; yaşamın irdelenecek birebir kopyası, kimi zaman da olması gereken, bu çözümlemenin içinde oluşur. Bu nedenle tarihsel bir metin üzerinde çalışılmış olsa dahi fikirsel amacı günü aydınlatmaktır. Bir laboratuvar gibi yaşamdan sancılı bir kesit alıp onu neşter altında incelemeyi hedefler, kimi zaman bu kesit gülmeceyle donatılır. 1920’lerden önce ki süreçlerde kimi zaman ressamlar kimi zaman heykeltıraşlar sahne tasarımı yapmaktadır. Kabul görmelerinin nedeni; sanatsal dehalarının yanında disiplinler arası çalışmalara imza atmış olmalarıdır. Özellikle sahne tasarımcıları; resim, heykel, seramik, tekstil, fotoğraf ve sinemanın sunum teknikleri (projeksiyon vb.) yararlanmaktadır. Bunlar gelişi güzel değil yorumun içinde hem estetik hem de işlevselliğine göre konumlandırılır. Sahne tasarlamak bütün sanat ve bilim dallarından faydalanarak yaşayan bir tablo oluşturma sanatıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Son Dönem Âlimlerinden Ömer Ziyâeddin Dağıstânî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21027</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21027</guid>
      <author>Zeynep (ERÇETİN) DAĞINIK</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Faaliyet Göstermekte Olan Katılım Bankalarında Kurumsal Yönetim ve Performans İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21080</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21080</guid>
      <author>Raif PARLAKKAYA, M. Nihat DEMİRCİ</author>
      <description>Ekonomik verimliliği artırmanın, sürdürülebilir büyümeyi sağlamanın ve özellikle yatırımcı güveninin kazanılmasının anahtar unsuru olan kurumsal yönetim, bankacılık sektörü için hayati önem arz etmektedir. Yapısı ve işleyişi itibariyle güven unsurunun oldukça ön plana çıktığı bankalar, son yıllarda güvenilir ve genel kabul görmüş kurumsal yönetim düzenlemelerine daha fazla uyum gösterme çabasına girmişlerdir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sayıları ve işlem hacimleri artan ve hem İslami finans kurumları hem de geleneksel bankalarla rekabet etmek durumunda kalan katılım bankaları etkili kurumsal yönetim uygulamalarına hızla ayak uydurmaktadır. Getirdiği ekstra maliyet ve iş yüküne rağmen, iyi kurumsal yönetim uygulamaları sonucunda tesis edilen etkili yönetim mekanizmasının, katılım bankalarında şirket performansına olumlu katkı sağlaması beklenmektedir. Bu çerçevede Türkiye’de faaliyet gösteren katılım bankaları üzerinde yaptığımız ampirik çalışmada, söz konusu bankaların kurumsal yönetim yapıları ile finansal performansları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı regresyon analizleriyle tespit edilmiştir. Çalışmamızda, kurumsal yönetim değişkenleri olarak yönetim kurulu büyüklüğü, bağımsız yönetici sayısı, yönetim kurulu üyelerinin sahip oldukları ortaklık payı, firmanın büyüklüğü, yaşı ve halka açıklık oranı; finansal performans göstergesi olarak ise öz sermaye karlılığı (ROE) ve aktif karlılık oranı (ROA) kullanılmıştır. Yapılan analiz sonrasında kurumsal yönetim değişkenlerinin finansal performansı açıklamada önemli bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamızın bulguları literatürdeki örneklere benzer sonuçlar vermiş, bazı kurumsal yönetim unsurlarının finansal performansla ilişkisi bulunamazken genel anlamda bir ilişki tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Akropol Müzesi İçin Bir Okuma Önerisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20849</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20849</guid>
      <author>Serap DURMUŞ ÖZTÜRK, Melis YAZICI</author>
      <description>Dilin bir temsiliyet olma meselesi, hem söz hem de yazıyı içerir; dilbilimsel ve göstergebilimsel olarak anlamı araştırır. Mimarlıkta temsil ise, hem biçimsel hem de anlamsal referanslara işaret eden bir olgudur; hem metinler hem de binalar/yapılar üzerinden tartışılabilir. Bu bağlamda bu çalışmanın konusu, dil ve mimarlık arasındaki ilişkiye yeni bir boyut kazandırmayı esas almaktadır. Söz konusu boyut, mimarlığın dili ve temsiliyet arasındaki ilişkinin sorgulanması yoluyla ve Atina’da yer alan Yeni Akropol Müzesi örneği üzerinden ortaya konmaktadır. Mimarlık-dil-temsiliyet arasındaki ilişki üzerinden kurgulanan ve Atina Akropol Müzesi için bir yeniden okuma önerisi olarak geliştirilen model; Prolog, Monolog, Diyalog ve Epilog dörtlüsü bağlamında ele alınmıştır. Prolog, mimarlık ve temsil arasında kurulan olası ilişkileri açıklarken, mimarlıkta yeniden okuma konusunu gündeme getirmektedir. Monolog, yeniden okuma örneği olarak seçilen Yeni Akropol Müzesi’nin tarihsel süreci boyunca ele alınış biçimlerini ve tanıtımını esas almaktadır. Diyalog, Yeni Akropol Müzesi’nin temsiliyet dilini bir kitap ve onun alt başlıkları yoluyla ortaya koymaktadır. Epilog ise, temsiliyet dili ve bina okuma arasındaki ilişkinin çeşitlenmesi üzerine değerlendirmelere yer vermektedir. Sonuç olarak, mimarlık ve aynı zamanda önemli kavramsal üretimler olarak binalar arasındaki ilişkinin kuramsal düzeyde çeşitlenmesine imkân veren bu çalışma, söz konusu çeşitlenmenin sonsuz sayıda ve biçimde yapılabileceğinin bir göstergesi olmayı hedeflemiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğrenci Eğitim Öğretim İhtiyaçlarının Belirlenmesinde Alanın Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21124</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21124</guid>
      <author>Selma ELYILDIRIM, Aliye ALTUNDAŞ</author>
      <description>Sosyal bilimler ve fen bilimleri arasında alana özgü farklılıklar bulunmaktadır. Bu yüzden, öğretimde kullanılan yöntem ve yaklaşımlar birbirinden farklılaşır. Teknoloji ve bilimde yaşanan hızlı gelişmeler bu alanların öğretimini de etkilemektedir. Buna paralel olarak öğrencilerin beklenti ve ihtiyaçları çeşitlenmektedir. Ancak, farklı alanlarda öğretimlerine devam eden öğrencilerin kendilerine sunulan eğitim ve öğretim programları ile ilgili görüş, beklenti ve ihtiyaçlarının ne ölçüde farklılaştığı ya da ortak zeminde buluştuğu bilinmemektedir. Bu çalışma bu boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Çalışmaya İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında eğitimine devam eden doksan beş sosyal bilimler ve Kimya Bölümü’nden doksan dört öğrenci fen bilimlerini temsilen katılmıştır. Bu öğrencilere üç bölümden oluşan bir anket uygulanmıştır. Anketin ilk bölümü öğrencilerin kişisel bilgileri, ikinci bölümü ders içerikleri ve son bölümü de teknoloji kullanımına yönelik sorulara ayrılmıştır. Ankette katılımcılara hem kapalı hem de açık uçlu sorular sorulmuş, bazı sorular ise Likert türü ölçekleme yöntemi ile oluşturulmuştur. Anketin ilk iki bölümüne ilişkin sorulara verilen cevapların değerlendirilmesinden elde edilen sonuçlar, sosyal bilimler ile fen bilimleri öğrencilerinin beklenti ve ihtiyaçları arasında bazı farklılıklar olmasına rağmen birbirleriyle benzer sorunlarla karşılaştığını ortaya koymuştur. Öğrenciler zaman zaman kendilerine sunulan konu, örnek ve terimleri anlamakta zorluk çektiklerini belirterek, bu zorlukların üstesinden gelmek için farklı kaynaklara yöneldiklerini belirtmiş, mezuniyetten sonraki mesleklerine hazırlayıcı ve uygulamaya yönelik derslerin artırılması isteğinde bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Televizyondan Yansıyan Şiddete Sinemanın Yaklaşımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21017</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21017</guid>
      <author>Filiz ERDEMİR GÖZE</author>
      <description>Televizyon, ilk yayına başladığından bugüne değin insanların hayatında çok önemli bir yer edinmiştir ve süreç içerisinde ailelerin hayatında vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir. Bu nedenle araştırmacıların ilgisi sürekli olarak bu aracın üzerinde olmuştur. Yapılan araştırmalarda izleyiciler üzerinde en etkili kitle iletişim aracı olarak kabul gören televizyona yönelik çeşitli eleştiriler, suçlamalar yöneltilmiş ve olumsuz bir televizyon imgesi yaratılmıştır. Bu eleştirilerin başında televizyonun hemen her programında şiddete yer vermesi gelmektedir. Televizyonun reyting amacıyla şiddeti ekranlarında sıklıkla kullanması ve şiddeti seyirlik bir gösteriye dönüştürmesi çok sayıda araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Bu araştırmalar sonucunda televizyondan yansıyan şiddetin özellikle çocuklar ve gençler üzerinde çok sayıda olumsuz etkisi olduğu saptanmıştır. Buna göre şiddet içerikli programları izleyenler, şiddeti olağan ve sıradan kabul etmeye başlamakta, acıma ve empati duygularını kaybetmektedirler. Buradan hareketle çalışma, sinema filmlerinin televizyondan yansıyan şiddeti hangi başlıklar altında eleştirdiğini ortaya koyabilmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç kapsamında; Şebeke (1976, Sidney Lumet), Benny’nin Videosu (1992, Michael Haneke), 15 Dakika (2001, John Herzfeld), Açlık Oyunları (2012, Gary Ross), Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak (2013, Francis Lawrence) ve Gece Vurgunu (2014, Dan Gilroy) filmleri seçilerek analiz edilmiştir. Analiz sonucunda televizyonu anlatısının merkezine koyan bu filmlerin, televizyon hakkında yapılmış çalışmaları ve bilimsel araştırmaları temel aldıkları ve şiddetin televizyondaki sunumuna yönelik çeşitli başlıklarda ağır eleştiriler getirdikleri görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yakın İlişkilere İlişkin İnanç Ölçeğinin Geliştirilmesi: Geçerlik Ve Güvenirlik Çalışmaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21071</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21071</guid>
      <author>Ali GÜLLÜ</author>
      <description>Bu çalışmada bekar üniversite öğrencilerinin yakın ilişki yaşadıkları partnerlerinin evlilik yaşamına ilişkin düşüncelerini değiştirebileceklerine yönelik inançlarının belirlenmesi amacıyla Yakın İlişkilere İlişkin İnanç Ölçeği (YİİİÖ) geliştirilmiştir. Geliştirilen Yakın İlişkilere İlişkin İnanç Ölçeği’nin yakın ilişkilere ilişkin inançları ölçmede kullanmak için yeterli düzeyde olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmaya, Gazi Üniversitesi’nde eğitimine devam eden 181’i kız ve 58’i erkek toplam 239 öğrenci katılmıştır. Katılımcıların yaşları 18 ile 30 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 23,6’dır. Bulgular, ölçekte yer alan 17 maddenin üniversite öğrencilerinin partnerlerini kendi beklentilerine uygun olarak değiştirebileceklerine yönelik inançlarını 5 boyutta (sosyoekonomik faktörler, ilişki tarzı, aile, cinsellik, destek/güven) ölçtüğünü ve toplam varyansın % 63,95’ini açıkladığını göstermektedir. Ölçeğin faktör yapısını test etmek amacıyla yapılan Doğrulayıcı Faktör Analizine ilişkin uyum iyiliği katsayıları χ2 /sd = 2.31, RMSEA=0.081, NFI= .86, CFI=.92, GFI=.87 ve AGFI=.81 olarak bulunmuş olup AFA’daki ölçek yapısının kabul edilebilir olduğunu göstermektedir. Ölçeğin iç tutarlılık Cronbach’s Alpha değerleri; ölçeğin tümü için .808; “sosyoekonomik faktörler” için .678, “ilişki tarzı” için .641, “aile” için .541, “cinsellik” için .621, “destek/güven” için .501 olarak hesaplanmıştır. Bu değerler ölçeğin iç tutarlığının ölçek toplamında yüksek olduğunu göstermektedir. Bu bulgular yakın ilişkilere ilişkin inanç ölçeğinin geçerliğinin ve güvenirliğinin yeterli düzeyde olduğunu göstermektedir. Geliştirilen bu ölçek Evlilik öncesi eğitim programlarında ve aile danışmanına başvuran çiftlerin sorunlarının temelinde yatan sebepleri tespit etmek için kullanılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geliştirilen Sayı Şeridi Materyalinin İlkokul 4. Sınıf Öğrencilerinin Matematik Başarıları ve Tutumlarına Etkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20850</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20850</guid>
      <author>Cemil İNAN, Serdar ERKUŞ</author>
      <description>Okul öncesi, ilkokul ve ortaokul dönemlerindeki çocukların somut yaşantılar ile daha hızlı ve kalıcı öğrenebileceği düşünüldüğünde, konuları somutlaştıran materyallerin öğretimde kullanılması oldukça önem taşımaktadır. Yapılan bu araştırmanın amacı, araştırmacı tarafından geliştirilen sayı şeridi materyalinin ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin matematik başarıları ve tutumlarına etkisini incelemektir. Araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2016-2017 öğrenim yılında Diyarbakır ilinin Bağlar ilçesindeki bir ilkokulun 4. sınıflarında öğrenim gören 86 (43 deney ve 43 kontrol) öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen başarı testi ve tutum ölçeği kullanılmıştır. Başarı testi ve tutum ölçeği hem uygulama öncesi hem de uygulama sonrası kontrol ve deney gruplarına uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 24.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiş ve başarı testinin güvenirlik katsayısı (Kuder-Richardson 20) 0.819 ve tutum ölçeğinin güvenirlik katsayısı (Cronbach Alpha) 0.946 olarak bulunmuştur. Araştırmanın nitel verileri ise deney grubu sınıf öğretmeni ile uygulama sonrası yapılan görüşmeden elde edilmiş olup verilerin içerik analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, geliştirilen sayı şeridi materyalinin anlatılan konuyu somutlaştırıp basitleştirdiği, derse karşı ilgi ve merak uyandırdığı, derse karşı öğrencilerin aktif katılımını sağladığı, dersi zevkli ve eğlenceli hale getirdiği, öğrencilerin matematiğe karşı tutumlarını olumlu yönde etkilediği ve öğrencilerin başarılarını artırdığı söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Basın (Ulusal Gazeteler) 15 Temmuz’u Nasıl Gördü?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20791</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20791</guid>
      <author>Mustafa İNCE, Mevlut Can KOÇAK</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Toplumsal Hareketin Tarihi Anatomisi: İzmir’in İşgaline Karşı Başlatılan Protesto Mitingleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21029</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21029</guid>
      <author>Gülcan IŞIK</author>
      <description>1918 yılı Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’ndan yenik taraf olarak, Mondros Mütarekesini imza ettiği tarihtir. Ateşkesin hükümleri, Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerinin Osmanlı Devleti’ni parçalamayı öngören bilinen vaatlerini gerçekleştirebilecekleri uygun bir zemin yaratmıştı. Böylece 12 Mayıs 1919’da müttefikler, Venizelos’a Yunanların İzmir’i işgal etmeleri serbestliğini vermişlerdir. 15 Mayıs 1919 ise İzmir’in Yunanlılar tarafından resmen işgalinin tarihidir. Söz konusu işgal tüm yurtta tepki ve şaşkınlıkla karşılanmıştır. Zira bu işgalle memleketin her tarafının işgal edilme tehlikesi doğmuştur. İstanbul’da Padişah ve hükümeti, bu şartlara tam boyun eğme durumunda iken, Türk milleti bunu kabul etmeyerek yer yer örgütlenmiş ve bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmuşlardır. Telgraflarla yurdun dört bir yanında başlayan hareketlilik çok kısa zamanda eyleme dönüşmüştür. Özellikle de başkent İstanbul’da Darülfûnun öğrenci ve hocalarının da etkisiyle toplantılar ve mitingler düzenlenmiştir. Fatih, Üsküdar, Kadıköy ve Sultanahmet mitingleri hafızalarda yer etmiş en önemli mitinglerdir. Bu mitinglerde hem halk aydınlatılmış hem de Milli Mücadele yolunda önemli bir kamuoyu oluşturulmuştur. Söz konusu mitinglerin toplumsal bir hareket olduğu varsayımından hareketle tasarlanan bu çalışmada, mitinglerin arka planı ve görünümleri Smelser’ın kolektif eylemin oluşumuna ilişkin tasarladığı kriterler ışığında ele alınmıştır. Nitel analiz yöntemiyle incelenen mitingler ve oluşumuna yol açan olaylar, betimleyici bir çalışmayla ortaya konulmuştur. İnceleme sonucunda 1919 İstanbul mitinglerinin günümüz toplumsal hareket görünümlerini tamamıyla karşıladığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Jean Echenoz'un Yapıtlarında Roman ve Sinema Etkileşimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21023</guid>
      <author>Tülin KARTAL GÜNGÖR</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çevre Olgusu Bağlamında Evrensel Dinler, Felsefî Sistemler ve Kimi İdeolojilerin Çevre Telakkileri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21012</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21012</guid>
      <author>Mustafa KAYHAN</author>
      <description>Bu çalışmada genel olarak çevre olgusu üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu olgunun ne zamandan veri var olduğu ve bir bilim dalı olarak insanlığın gündemine ne zaman girdiği de irdelenmiştir. Bu bağlamda çevre denildiğinde neyin kastedildiği, içeriğinin ne olduğu ve neleri kapsadığı üzerinde durulmuştur. Çevreyle ilgili terimler ve onu oluşturan unsurlar dikkatlice incelenmiştir. Çevre türlerinden söz edildikten sonra çevre biliminin doğuşu ve gelişmesi gibi konulara da temas edilmiştir. Daha sonra ekoloji, derin ekoloji ve çevre sorunları irdelenmiştir. Bu bilgilerin üzerine günümüzdeki bazı meselelerin hangi düzeyde olduğu ve nereden kaynaklandığı beyan edilmiştir. Kısmen de olsa bazı ayet ve hadislere de müracaat edilmiştir. Bu makalede ayrıca çevre olgusun bağlı olması ve bir bütünlük teşkil etmesi adına büyük dinler ile bazı felsefi düşünce ve ideolojilerde çevre vakıasının nasıl ele alındığına temas edilmiştir. Burada büyük dinler ile islamiyet, hıristiyanlık ve yahudilik, budizm, taoizm, hinduizm ve eski türk inancı kastedilmiştir. Kurân’ın verdiği bilgiler ile Hz. Peygamberin sünnet ekolojisine dair bazı uygulamalardan söz edilmiştir. Bazı felsefi düşüncelerin çevre meselesini nasıl değerlendirdiklerine temas edildikten sonra darvinizm, evelusyonizm, fiksizm, finalizm, kreasyonizm gibi ideolojilerin çevre anlayışları ve ekolojiye yaklaşımları değerlendirilmiştir. Böylelikle çevre olgusu, bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeye tabi tutulmuş ve yaşadığımız dünyada oluşan çevre sorunlarının teolojik, ideolojik, politik ve felsefi temelleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. İnsanın olduğu her yerde bir çevrenin bulunduğu öncülünden hareketle bu çalışmada, çevrede oluşan olumlu veya olumsuz etkiler veya tepkiler dile getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Suriyeli Yazar Abdusselâm El-‘Uceylî'nin El-Hâc İsimli Hikâyesinin Tematik Yönden İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21001</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21001</guid>
      <author>Rahime KAYHAN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Şıpsevdi” Romanında Ahlâk Anlatısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21018</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21018</guid>
      <author>Ülkü Ayşe OĞUZHAN BÖREKCİ</author>
      <description>Türk romanın başlamasında ve gelişmesinde oldukça önemli bir yere sahip olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, eserlerinde toplumsal konuları işlemiştir. Osmanlı- Türk modernleşmesinin ilk evreleri olarak nitelendirilebilecek bir dönemde eserlerini kaleme alan Gürpınar, Batılılaşma hareketlerinin toplumsal alandaki etkilerini, romanlarındaki olay örgüsü ve karakterler üzerinden ele almıştır. Zira Osmanlı’daki Batılılaşma hareketleri kadının toplumsal konumu, kadın-erkek ilişkileri, evlilik biçimi, tüketim, giyim, dekorasyon, eğitim, adab-ı muaşeret, geleneksel ve ahlaki değerler gibi pek çok konuda yeni oluşumları ve tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede Osmanlı-Türk modernleşmesinin ilk aşamalarında, genelde edebiyat özelde ise roman topluma yol göstermenin önemli bir aracı olmuş; Gürpınar da diğer edebiyat türlerinde verdiği eserlerinde olduğu gibi, romanlarında da halkı eğitmeyi amaç edinmiştir. Böyle bir amaca hizmet eden önemli romanlarından biri “alafrangalık” kavramının merkeze alındığı “Şıpsevdi”dir. Buradan hareketle bu çalışmada; Gürpınar’ın söz konusu romanında Batılılaşmanın geleneksel ve ahlaki değerler üzerindeki etkilerine dair anlatı yapısı ele alınmıştır. Böyle bir çalışma yapılırken öncelikle Osmanlı romanında Batılılaşma ve toplumsal eleştiri konusu ele alınmış, ardından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın söz konusu eserindeki “ahlâk” anlatısı, hem karakterlerin kişilik özellikleri hem de eğitim, namus, vicdan, para, kadın – erkek ilişkileri gibi temalar üzerinden çözümlenmiştir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edebiyat Uyarlamaları ve Bir Uyarlama Örneği Olarak “Kurt Kanunu”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21074</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21074</guid>
      <author>Canan OLPAK KOÇ</author>
      <description>Bir şeyleri anlatma ve aktarma isteğinin en etkileyici ve en kestirme yollarından biri edebiyat olarak kabul edilebilir. İnsanın kurguya ilgisi, değişik yollarla en eski devirlerden bu yana var olagelmiştir. Bu anlamda sözün ortaya çıkışı ile beraber bu anlatma isteğinin sonuçları değişik türleri ile ortaya çıkmış ve edebiyat tarihi içerisinde yer almıştır. Sözlü dönemlerden kalma mitlerin esrarengiz aktarımı, destanların hamasi üslubu, efsanelerin varlığı insanlık tarihinde ilk zamanlar sözlü sonra yazılı olarak kayda geçirilmiştir. Bu aktarma ihtiyacı toplumların anlamlandıramadığı olayları bir anlama sığdırmaya çalışırken kurgudan yararlanma ihtiyacı duyduğunu da gösterir. Edebiyatın yanı sıra görsel sanatlar da sinema/dizi olarak göstererek anlatmanın bir başka yoludur. Yaklaşık bir asırlık bir geçmişe sahip olan sinema gerek konu gerekse senaryo olarak edebiyat türlerinden faydalanmıştır. Sinemanın birçok sanat dalını içinde barındırabilecek bir güce sahip olduğu düşünüldüğünde bunu yadırgamamak gerekir. Ancak bu ilişki en çok roman türü ile olmuş denilebilir. Değişik dönemlerde başyapıtların sinemaya uyarlaması olarak yer alan romanlar vardır. Kemal Tahir'in Kurt Kanunu romanı da sinema-edebiyat etkileşiminden etkilenerek televizyon dizisi olarak görselleştirilmiştir. Geniş bir tarihi süreci anlatan Kemal Tahir bu görselleştirme seçiminde önemlidir. Yapılan bu çalışmada, bir edebi metin olan Kurt Kanunu romanının dizi olarak görselleştirilmesi üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Abdurrahmân es-Süheylî’nin Müfessir Kişiliği ve er-Ravzü’l-ünüf İsimli Eserinin Tefsir İlmi Açısından Tahlili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20917</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20917</guid>
      <author>Ferihan ÖZMEN</author>
      <description>Bu çalışma, hicrî VI. asırda Endülüs’te yaşayan Ebü’l-Kâsım Abdurrahmân es-Süheylî’nin (581/1185) ilmî şahsiyetini ve onun er-Ravzü’l-ünüf adlı siyer şerhinin tefsir ilmi açısından tahlilini konu etmektedir. Abdurrahmân es-Süheylî tefsir, kıraat, hadis, fıkıh, usûl, kelâm, siyer, nahiv, lügat ve ensâb ilimlerinde söz sahibi olan çok yönlü bir âlimdir. İslâmî ilimlerin pek çok alanında çeşitli eserler telif etmekle birlikte daha çok nahiv, tefsir ve fıkıh alanlarında yoğunlaşmıştır. Kur’ân ilimlerinin alt disiplini olan “Mübhemâtü’l-Kur’ân”a dair müstakil bir eser ve bazı tefsir risaleleri telif etmiştir. Ancak Süheylî daha çok İbn Hişâm’ın es-Sîretü’n-nebeviyye’sine yazdığı er-Ravzü'l-ünüf isimli şerhiyle tanınmıştır. Süheylî es-Sîretü’n-nebeviyye’yi şerh ederken kendisinden önce siyer alanında yapılan bütün çalışmalardan faydalanmış ve pek çok tefsir kaynağına da müracaat etmiştir. Yahyâ b. Sellâm, Abdurrezzâk es-San‘ânî, Abd b. Humeyd el-Keşşî, İbn Kuteybe, Taberî, Mâverdî, Bâkî b. Mahled, Ebû Bekr en-Nakkâş ve Ebu’l-Abbâs el-Mehdevî gibi müfessirlerin tefsirleri, er-Ravzü’l-ünüf’ün tefsir kaynaklarından bazılarıdır. Süheylî siyer şerhinde Kur’ân tefsirine dair özgün fikirler ortaya koymanın yanında garîbu’l-Kurân’a dair önemli açıklamalar da yapmıştır. er-Ravzü'l-ünüf’ün tefsir kaynaklarının zenginliği ve tefsir muhtevasının genişliği eserin tefsir ilmindeki yeri ve önemini ortaya koymaktadır. er-Ravzü’l-ünüf doğudan batıya tüm İslam coğrafyasında tefsir ulemâsının dikkatini çekmiş ve pek çok müfessir bu eserden iktibaslarda bulunmuştur. İbn Kesîr, İbn Arafe, Ebû Abdullah et-Tunûsî, es-Seâlibî, Burhânüddîn el-Bikaî, Süyûtî, Hafâcî, İsmail Hakkı Bursevî, Âlûsî, Sıddîk Hasan Han, Kâsımî ve İbn Aşûr tefsirlerinde er-Ravzü’l-ünüf’e atıflarda bulunan müfessirlerden bazılarıdır. Bu çalışmada er-Ravzü'l-ünüf’ün tefsir kaynakları, tefsir muhtevası ve sonraki tefsirlere tesirleri tespit ve tasvir edilecek; bu şekilde hem Süheylî’nin müfessir kişiliğinin belirlenmesine hem de eserin tefsir ilmine katkılarının ortaya çıkarılmasına çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Merînî Hükümdarı Ebû Yûsuf Yakup el-Mansûr’un Endülüs Müslümanlarına Olan Desteği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21104</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21104</guid>
      <author>Yasemin SARI</author>
      <description>Bu makalede Merînîler’in altıncı sultanı Ebû Yûsuf Yakup el-Mansûr’un Hıristiyan saldırıları karşısında ezilen Endülüs Müslümanlarına yönelik verdiği destek ve oraya yönelik gerçekleştirdiği cihad seferberliğinden bahsedilecektir. Endülüs’teki Müslümanların Hıristiyanlar tarafından saldırılara maruz kalması sebebiyle yardım çağrısında bulundukları Sultan Ebû Yûsuf Yakup, ülkesindeki sorunları çözdükten sonra Endülüs’e cihad seferberliği başlatmıştır. Bu amaçla dört kez Endülüs’e geçmiştir. İlk seferini 674 yılında (1275) gerçekleştiren Ebû Yûsuf, İstecce (Écija) yakınlarında karşılaştığı düşman ordusunu yenilgiye uğratmıştır. Bu zafer, Endülüs ruhunun yeniden canlanmasını sağlarken diğer taraftan Endülüs’te bir süre daha kalmalarının ümidi olmuştur. İkinci seferini 677 yılında (1277) gerçekleştiren Ebû Yûsuf, Benî Eşkîlûle ailesinin de desteğini alarak Mâleka’da (Malaga) otorite kurmuştur. Bu durum Nasrîler tarafından Endülüs topraklarında tahakküm olarak algılanmış, bu da onları Merînîlerle küstürürken Hıristiyanlarla ittifak kurmaya sevk etmiştir. Bu arada Merînîler, Benî Eşkîlûle askerini kendi safına katıp Kastilya Krallığı’nın hâkimiyeti altındaki topraklara baskı oluşturmak maksadıyla saldırılar gerçekleştirmiştir. 681 yılında (1282) gerçekleştirdiği üçüncü seferini Kastilya tahtında yaşanan iç savaş sebebiyle Kral Alfonso’nun tahtını kaptırdığı oğluna karşı kendisinden yardım isteği üzerine gerçekleştirmiştir. Bunun neticesinde daha önce aralarının açıldığı Nasrîler ile sulh yapılırken Kastilya tahtında herhangi bir değişiklik olmamıştır. 684 yılında (1285) gerçekleştirdiği ve askerî bakımdan en güçlü seferi olan dördüncü seferi ise önemli kale ve şehirlerin fethini sağlarken aynı zamanda Kral Sancho’yu şartları ağır olan bir antlaşmaya mecbur bırakmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Deli Dumrul Öyküsünün ve Yedinci Mühür Sinema Filminin Çağrıştırdığı Ortak Tema: Ölümü Yenme Düşüncesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20921</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20921</guid>
      <author>Necati SÜMER</author>
      <description>Deli Dumrul, on beşinci asırda yazıya geçirilmiş eski Türk destanı Dede Korkut’un içindeki on iki hikâyeden birisidir. Yedinci Mühür ise, İsveçli Yönetmen Ingmar Bergman tarafından 1957 yılında çekilen bir sinema filmidir. Aralarında yaklaşık beş yüzyıl zaman dilimi olmasına rağmen bu iki yapıt arasında ortak bir tema vardır. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul ile Yedinci Mühür filminin ana karakteri Antonius Block’un Azrail’e yani ölüme karşı çıkışları ve sonunda ona yenik düşmeleridir. Deli Dumrul; güçlü ve gözü pek bir Oğuz delikanlısıdır. O, obada Azrail’in bir gencin canını almasına içerleyip ölümle kavgaya tutuşan ve sonunda onu yenemeyeceğini anlayan bir karakterdir. Yedinci Mühür filminin ana kahramanı Antonius Block; haçlı seferinden dönen, savaştan bıkmış ve vebayı gördükçe Tanrı’dan kuşku duyan bir Orta Çağ şövalyesidir. Fakat Block, ölümü yaklaşınca Deli Dumrul gibi Azrail’e kafa tutmuş ve onu satranç oynamaya devam etmiştir. Kaybedince canının alınacağını bilen şövalye, Azrail’i oyalamak için oyunu uzattıkça uzatmıştır. Ama netice Deli Dumrul öyküsünde olduğu gibi değişmemiştir. Çünkü ölümü yenmek mümkün değildir. Deli Dumrul öyküsü İslam’ın, Yedinci Mühür ise Hıristiyanlığın izlerini taşıyan yapıtlar olmasına rağmen bu ikisi arasındaki ortak nokta, insanın değişmez kaderi hakkında benzer önermeleri ortaya koymalarıdır. Dolayısıyla bu çalışmada, Deli Dumrul Destanı'ndaki Deli Dumrul ve Yedinci Mühür Filmindeki Antonius Block karakterleri üzerinden ölümle baş etme sorunu mukayeseli olarak ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Eğitim Gönüllüleri Kurumu: Rehber-i Teavün Cemiyet-i Hayriyesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21060</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21060</guid>
      <author>Yeliz USTA</author>
      <description>24 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilan edilmesiyle birlikte Osmanlı Devleti’nde yeni bir dönem başladı ve cemiyetlerin sayısında ciddi bir artış gerçekleşti. Giderek toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelen bu cemiyetlerin önemli bir kısmını sosyal yardım cemiyetleri, yoksullukla mücadele etmek ve toplumsal refahı yükseltmek için çalışan cemiyetler oluşturmaktadır. Yine bu cemiyetler arasında eğitim alanında faaliyet göstermeyi amaçlayan cemiyetler de yer almaktadır. İkinci Meşrutiyetle birlikte sayıları artan cemiyetler, 16 Ağustos 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu’nun çıkarılmasıyla meşruiyet kazanmış ve 21 Ağustos 1909 tarihinde Kanun-i Esasi’ye eklenen 120. madde ile de cemiyet kurma hak ve özgürlüğü anayasal güvence altına alınmıştır. Bu çalışmada, İstanbul’da 14 Kasım 1910 tarihinde fakir ve kimsesiz çocukların eğitimi yararına kurulmuş olan Rehber-i Teavün Cemiyeti ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Zira bu Cemiyet’in kuruluşu ve hedeflerinin açıklanması, dönemin benzeri sosyal yardım kuruluşlarının hizmet anlayışları ve topluma katkılarının anlaşılması bağlamında önemlidir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgeleri ve Rehber-i Teavün Cemiyeti’nin Nizamnamesinden yararlanılarak hazırlanan bu çalışmada, cemiyetin kurucuları ve amaçları detaylı olarak ortaya konularak bu bilgiler ışığında dönemin değişen sosyal yardım anlayışı değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Moğol Kağanı Olcaytu Han’ın Mardin Müzesinde Bulunan Bir Sikkesinde Şia Propagandası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20810</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20810</guid>
      <author>Ramazan UYKUR</author>
      <description>Bu makalede, Mardin Müzesi’nde yaptığımız araştırma da karşılaştığımız iki sikke ele alınmıştır. Biri gümüş, diğeri bakır olmak üzere iki farklı madenden imâl edilmiş sikkelerin yazıtları okunduğunda, bunların Moğol Kağanı Olcaytu Han’a ait oldukları anlaşılmıştır. Bu yazıtların, Olcaytu Han’ın yaşamına dair bilgiler veren dönem kaynaklarındaki anlatımlarla da paralellik arz ettiği görülmüştür. Dönem kaynakları Olcaytu Han’ın Müslüman olma sürecini ayrıntılı ele almışlardır. Bu bağlamda ilk tanıttığımız 704/1304 tarihli gümüş sikke Olcaytu Han’ın Müslüman oluşundan sonra basılmıştır. Ve bu sikkede Raşid halifenin (4 halife) isimleri anılmış, onlara selam edilmiş, böylece Ehl-i Sünnet (Sünnî) bir tavır ortaya konulmuştur. Fakat Olcaytu Han’ın renkli dini hayatı içinde bu Sünnî anlayışı çok uzun sürmemiş, çok yakın bir zamanda Şiî mezhebini tercih serüveni başlamıştır. İkinci tanıttığımız bakır sikke, Olcaytu Han’ın Şiî olduktan sonraki uygulamalarının ipuçlarını taşımaktadır. Olcaytu Han bu sikke üzerine yazdırdığı “Aliyyenveliyullah” ibaresiyle, sikkeyi adeta bir Şiî propaganda malzemesine dönüştürmüştür. Dahası dönem kaynakları, Olcaytu Han’ın sadece paralara Aliyyenveliyullah yazdırmakla yetinmeyip, hâkim olduğu beldelerde dört bir tarafa gönderdiği fermanlarla Ezana “Hayye ale’l-Hayrü’l Amel” ibaresini eklenmesini emrettiğini, sikkelerin üzerinden sahabenin adını çıkartarak, 12 Şiî imamının isimlerini yazdırdığını da nakletmektedir. Konu ayrıntılı incelendiğinde, Olcaytu Han’ın hanedan gücünü bir Şiî propagandasına dönüştürme hedefinin temelinde -kendi mezhebi evrilişi gibi- tebâsının da değişmesini arzulaması yattığı görülmektedir. Fakat Moğollar ekseriyeti Sünnî olan bir tebâya sahiptiler ve bu gibi eylemler halk tarafından üzerlerinde iktidar baskısı olarak algılanmıştır. Hatta bu mezhep değişikliğine zorlama sonucunda halk Bağdat ve Şiraz gibi önemli merkezlerde, sert direnişle karşılık vermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa’ya Göçün Türkiye’deki Sosyo-Kültürel ve Dini Hayata Yansımaları (Bozova Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20952</guid>
      <author>Ahmet AKTAŞ</author>
      <description>Evrensel bir olgu ve toplumsal bir fenomen olan göç, insanların bulundukları yerden ekonomik, sosyal, siyasal, ekolojik vb. nedenlerden dolayı başka bir yere hareket etmeleri olarak tanımlanabilir. Göçler kendi içinde farklı özelliklere göre kategorilere ayrılabilir. Göçün yapıldığı yerden hareketle iç göç ve dış göç şeklinde bir ayrıma gidilebilir. Öte yandan göçün nedenlerinden hareketle zorunlu göç veya isteğe bağlı göç şeklinde ikili bir tasnif yapılabilir. Bu çalışmanın konusu temel olarak dış göç ve sonuçları ile ilgilidir. Türkiye’deki dış göç serüveni 1960’lı yıllarda başlamıştır. Yapılan göçlerin çoğu ekonomik gerekçelerle gerçekleşmiştir. İşçi olarak kabul edilen göçmenleri bir süre sonra göç ettikleri yerleşe yerleşmeye başlamış ve kalıcı olmaya başlamıştır. Göçmenler bir taraftan yeni yaşam alanlarına kendi kültürünü taşırlarken öte yandan yani edindikleri kültürü de kendi anavatanlarına taşımaya başlamışlar. Özellikle oturma izni aldıktan sonra anavatana yapılan ziyaretlerin artmasıyla sosyo-kültürel etkileşim artmaya başlamıştır. Bu kapsamda çalışmadaki amaç; Türkiye’den Almanya’ya ağırlıklı olarak ekonomik sebeplerden dolayı giden göçmenlerin belli aralıklarla yaptıkları ziyaretler neticesinde anavatandaki sosyo-kültürel ve dini hayata etkisini araştırmaktır. Sosyolojik açıdan göç olgusuna değinildikten sonra, Almanya’ya yapılan göç serüveni kısaca ele alınmıştır. Göç ve sosyal değişim ilişkisi ele alındıktan sonra, dış göçün kültürel, ekonomik, dini ve siyasi boyutlardaki etkileri ele alınmıştır. Araştırmada temel veri toplama tekniği olarak mülakat ve gözlem kullanılmıştır. Elde edilen veriler ışığında, göçmenlerin öz yurtlarındaki sosyo-kültürel ve dini hayata etkisi irdelenmiştir. Araştırmada göçmenlerin anavatanlarında sosyo-kültürel ve dini hayatta birtakım değişimlere hız kazandırdığı gözlenmiştir. Bölgeden Almanya’ya göçten önce ve göçten sonra şeklinde bir zamansal tasnife gidilmesi, bu değişim ve dönüşümün boyutlarını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klâsik Nusayri Eserlerinde Tanrı Düşüncesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21045</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21045</guid>
      <author>Hatice ARSLAN</author>
      <description>Bu makalede, III./IX. yüzyılda Irak coğrafyasında ortaya çıkan ve modern zamanlara kadar bâtınî özelliklerini kaybetmeden varlığını sürdüren Nusayrî geleneğin, inanç sisteminin anlaşılmasında merkezî öneme sahip olan ilk dönem tanrı tasavvuru incelenmiştir. Nusayrilik diğer bâtınî fırkalar gibi gizliliğe büyük önem vermektedir. Nusayrîliğin bâtınî karakterinin yanı sıra mezhep üzerindeki baskılar da fırkanın ileri gelenlerini mezhebe ait literatürü gizlemeye yönlendirmiştir. Bu durum özellikle Nusayrîliğin inanç yapısı hakkında önemli bilgi eksikliklerine neden olmuştur. Ancak XIX. yüzyıldan itibaren bazı misyonerlerin ve bilim adamlarının Nusayrî müelliflerce yazılan eserleri elde etmesiyle birlikte mezhep üzerine bilimsel çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Yine son dönemlerde Nusayrîlik ile ilgili yapılan akademik çalışmalar ve gruba yönelik ithamlara tepki sonucunda Nusayrî müelliflerin yayımladığı eserlerle mezhep, bir dereceye kadar aydınlatılabilmiştir. Herhangi bir dini grubun tanrı inancını tüm yönleriyle ortaya koymak oldukça güçtür. Zira tanrı mefhumu, gerek dini literatürde gerekse dini topluluğun zihninde bütün yönleri ile açıklığa kavuşmamıştır. Hele ki bu, Nusayrîlik gibi inanç esaslarının gizlenmesini temel doktrin olarak kabul etmiş dini gruplar için daha da zordur. Ayrıca, Nusayri literatürde bir yandan tevhid inancı vurgulanırken diğer yandan Ma’nâ-İsim-Bâb olarak adlandırılan varlıklara ulûhiyet atfedilmesi tanrı tasavvurunun anlaşılmasını daha da güçleştirmektedir. Tüm bu zorluklara rağmen Nusayri itikadına yön veren liderlerin günümüzde ulaşılabilen eserlerine bütüncül bir yaklaşımla Nusayrîliğin tanrı düşüncesi hakkında temel bir fikrin oluşabileceği kanaatindeyiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kurtubi Tefsirinde İşari /Tasavvufi Yorumlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20812</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20812</guid>
      <author>Ahmet GÜL</author>
      <description>Tevil geleneği içerisinde değerlendirilebilecek olan işari tefsir geleneği sufilerin yaygın olarak kullandıkları yorum araçlarındandır. Kendisine irfani tevil sınırlarında yer bulan işari tevil, lafızların manaya delaleti cihetine dayandırılmaktadır. Manaya delalet eden lafzi olmayan unsurlar arasında yer alan işaret, lafza tercüman olan ve insanlar arasında anlaşmayı sağlayan hususlardandır. Soyut veya somut özellikleri haiz olabilen işaret, aynı anda birçok anlama gelebilmektedir. Bu yönler lafza taşındığında işaretin sahip olduğu çok anlamlılık ve kapalılık zahiri anlamın ötesinde bir mananın varlığını ortaya koymaktadır. Böylece lafız ve işaret ettiği anlam, kelimenin zahiri anlamının dışına taşarak ona ek veya lafzın ibaresinin dışında bir mana yüklemektedir. Nitekim işari tefsir ve yorumlar ayetlerin işaret ettiği anlam üzerinde fikir yürütme ameliyesine dayanmakta; ayetlerin zahirinde yer alan işaretlerden veya zahiren görülüp hissedilemeyen batıni işaretlerden yola çıkarak işari manaya ulaşmaya çalışmaktadır. Tefsir, hadis ve fıkıh alanlarında şöhret bulan âlimlerden olan Ebu Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Kurtubi, el-Cami li Ahkami’l-Kur’an adlı tefsirinde işari tefsirlere de yer vermekte ve zühd, velayet, keramet, vecd, sema ve fütüvvet gibi bazı tasavvufi/işari kavramlara yönelik görüş ve değerlendirmelerde bulunmaktadır. Bu tebliğde Kurtubi’nin tefsirinde yer verdiği işari yorumlar ele alınacak, tebliğ sınırlarında konu incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hadis Kültüründe Estetik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21154</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21154</guid>
      <author>Ali KARAKAŞ</author>
      <description>Tüm insanların barış, huzur, saadet ve mutluluğunu hedefleyen İslâm dininin iki temel kaynağı vardır. Bunlar, Allah’ın kelamı olan Kur’ân ve Hz. Muhammed’in sünnetidir. Hz. Muhammed’in söz, fiil ve takrirlerinden oluşan sünnet, Kur’ân’ın tefsir ve açıklaması durumundadır. Kur’ân ve sünnet, insanların hayatlarının her alanına hitap etmektedir. Sanat ve estetiğin de İslâm kültüründe önemli bir yeri vardır. Çeşitli sözlük ve ansiklopedilerde sanat ve estetik hakkında değişik tanımlar yapılmıştır. İslâm dininin ana kaynağı olan Kur’ân’da estetiği çağrıştıran pek çok kavramlardan bahsedilmektedir. Özellikle Hz. Muhammed’in (s.a.v.) söz, fiil ve takrirlerinde de estetiği dile getiren güzellik türü ifadelerin yer aldığını okumaktayız. Hz Muhammed (s.a.v.) hayatının her aşamasında estetik, zarafet, düzen, tertip ve disipline önem ver vermiş ve Müslümanların dikkatlerini bu noktalara çekerek bu çerçevede hayatlarını tanzim etmelerini istemiştir. Bu çalışmamızda, bu konuları, bilhassa estetik kavramı çerçevesi dâhilinde kabul edilecek ifadelerin hadis kültüründeki yeri üzerinde duracağız. Çünkü güzelliği, zarafeti ve ahengi ifade eden çeşitli şeyler, insan hayatında yer almaktadır. Bu gibi şeyler, insanın ruh ve zihin dünyasını beslemektedir. Bu nedenle estetik kavramı dâhilinde kabul edilen her türlü güzelliğin, fert ve toplum hayatında önemli bir yeri vardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Din ve Modernizm Arasında Kadınlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20911</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20911</guid>
      <author>Handan KARAKAYA</author>
      <description>Tanzimat ile başlayan Osmanlı modernleşme hareketi, Cumhuriyetle birlikte devam etmiştir. Modernleşme süreci Türk toplumunu farklı açılardan etkilemiş ve yeni bir toplumsallaşma süreciyle baş başa bırakmıştır. Bu süreçte sosyal ve toplumsal dönüşümün görünür yüzünü oluşturan kadınlar, modernleşmenin sembolleri olarak sunulmuşlardır. Modernleşme süreci toplumun farklı kesimlerinden olan kadınlarının tamamına hitap eden bir dil tanımlayamamıştır. Modernleşme süreci, yaratılan “modern kadın” imgesinin dışında kalan kadınları görmezden gelmiştir. Görmezden gelinen kesimler arasında muhafazakâr ve dindar kesimin kadınları da bulunmaktadır. Toplumun muhafazakar ve dindar kesimlerinden gelen kadınları, modern yaklaşımın biçimlendirdiği kamusal alanın olanaklarından faydalanma imkanı bulamamıştır. Bu noktada muhafazakâr ve dindar kesimlerden gelen kadınlar, modern kamusal hayatın gerektirdiği giyim tarzına sahip olamadıkları için kamusal alanla aralarındaki mesafeyi derinleştirmiş ve daha çok özel alana çekilmişlerdir. Dolayısıyla modernleşme süreci kadınların bir kısmını yeniden yapılandırılmış sosyal rolleri ve giyim tarzları sayesinde kamusal hayata dâhil ederken, muhafazakâr ve dindar kadınları bunun dışında bırakmıştır. Muhafazakâr ve dindar kadınlar bir yandan ataerkil sistemin beslediği değerlerin tanımladığı toplumsal rollerinin bir gereği olarak diğer yandan da modernleşmenin biçimsel kıriterlerini üzerlerinde taşımadıkları gerekçesi ile kamusal alanının sınırlarını zorlayamamışlardır. Bu çalışmada amacımız modernleşme sürecindeki uygulamaların muhafazakâr dindar kadın üzerindeki etkilerini irdelemektir. Çalışmanın temel problemi, modernleşme sürecinin giyim tarzları ve yaşam biçimleri nedeniyle gölgede bıraktığı kadınların, zamanla bu görünmezliği aşma çabalarıdır. Bu çalışma literatür taraması, mülakat ve gözleme dayalı olarak yapılandırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cinsiyetsizleştirmenin İktisadi Kararlardan Tüketim Tercihine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20912</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20912</guid>
      <author>Yeşim KUBAR</author>
      <description>İnsanlar, ait oldukları kültürlerin cinsiyetlerine göre davranma, giyinme ve konuşma gibi davranışlara uygun hareket etmektedirler. Bu doğrultuda kültürel değerlerin değişmesi toplumları farklılaştırmaktadır. Toplumsal değişim, o toplumun içinde bulunan her kurum ve her bireyi yakından etkilemekte aile yapısında, kadın ve erkek kimliklerinde büyük değişimler ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, bazı toplumlarda tüketim tercihlerinde cinsiyet farklılıklarını belirginleştirirken, bazı toplumlarda farklılıklara neden olmamaktadır. Cinsiyetin bireysel tercih noktasında geldiği son aşama cinsiyetsizleşme kavramıdır. Cinsiyetsizleşme kavramı tartışılırken, cinsiyetli kelimesinin zıddı olarak, herhangi bir cinsiyete ait olmamayı ya da her iki cinsiyete birden ait olmayı ifade etmektedir. Sosyal bilimlerde kullanımı ise daha çok cinsiyetin toplumsal kısmında ayırt edici cinsiyet davranışlarının ortadan kalkması anlamında kullanılmaktadır. Küreselleşmeyle birlikte gelişme ve değişimin yüksek seviyelerde olduğu günümüzde insanlar kadın, erkek olmak gibi cinsiyetsiz olmayı da tercih edebilmektedirler. Cinsiyetsizleşme, tüketim tercihlerin de olabileceği gibi, çocuk yetiştirme ve eğitim gibi konularda da olabilmektedir. Artan ürün çeşitliliğinin bir sonucu olarak doğan rekabet ortamı üretim yapan firmaların tüketicilere ulaşabilme ve pazar paylarını artırma çabasına sürüklerken, artan ürün çeşidi tüketicilerin tercih yapmakta zorlanmasına neden olmaktadır. Bu durumda, tv programları ve reklamlar gibi araçlarla üretici ve tüketiciler arasında bir köprü kurarak firmaların ürünlerini tanıtmalarına, tüketicilere ulaşmasına ve satış yapmalarına olanak sağlamakta, tüketicilere için ürünlere yönelik bilgiler sağlayarak ürün seçimlerinde kolaylık sağlamaktadır. Bunun yanı sıra, Medya, TV programları ve reklamlar, bireylerin toplumsallaşma süreçlerinde geliştirdikleri kimlikleri üzerinde ve tüketim alışkanlıkların da değişim sağlamak için kullanılmaktadır. Çalışmanın amacı, ayırt edici cinsiyet davranışlarının ortadan kalkmasının tüketim tercihlerine etkisinin neler olabileceğini ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>36-72 Aylık Çocuğu Olan Ebeveynlerin Çocuk Oyuncakları Konusunda Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20862</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20862</guid>
      <author>Ayşegül SELİMHOCAOĞLU</author>
      <description>Geçmişten günümüze kadar oyunun önemi ile ilgili birçok çalışma yapılmasına rağmen oyuncak için aynı durumun söz konusu olmadığı görülmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Kırşehir il merkezindeki bağımsız bir anaokulunda 36-72 aylık çocuğu olan velilerin çocuk oyuncakları konusunda görüşlerinin incelenmesidir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılar, Kırşehir İl merkezindeki devlete ait bağımsız bir anaokuluna devam eden 36-72 aylık çocuğu olan rastgele seçilmiş 20 veliden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Sorular, araştırmacı tarafından velilerle yüz yüze iken, görüşmeci ile görüşenin yalnız olduğu bir ortamda soruların cevapları anında kaydedilmiştir. Ebeveynlerden toplanan veriler içerik analizine tabi tutulmuş ve "Oyuncak tanımı", "Oyuncak seçimi", "Oyuncak algısı" şeklinde üç kategori altında toplanmıştır. Velilerin “Oyuncak nedir?” sorusuna verdiği yanıtlar, oyuncak tanımı başlığı altında yer almıştır. Bulgulara göre sekiz veli oyuncağın eğlendirme, yedi veli eğitici-öğretici olma özelliğini, altı veli susturma-oyalama, dört veli gelişimi destekleme, üç veli oyuna özgü olma, bir veli çocuğa özgü olma özelliklerini vurgulamışlardır. Velilerin “Oyuncak alırken nelere dikkat edersiniz?” sorusuna verdiği yanıtlar oyuncak seçimi başlığı altında yer almıştır. Buna göre 11 veli sağlıklı-zararsız, 10 veli yaşa-gelişime uygun, yedi veli eğitici-öğretici, üç veli renkli, üç veli sağlam-kaliteli, üç veli eğlendirici, iki veli fiyat, bir veli cinsiyet yanıtı vermiştir. Velilerin “Oyuncak denildiğinde aklınıza gelen ilk iki oyuncağı söyler misiniz?” sorusuna verdiği yanıtlar oyuncak algısı başlığı altında yer almıştır. Buna göre 11 veli bebek, yedi veli araba, dört veli yap-boz, üç veli top, iki veli balon, iki veli lego, iki veli mutfak eşyaları, bir veli bilye, bir veli çalgı aletleri, bir veli çıngırak, bir veli zekâ küpü yanıtını vermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İbn Haldun’un “Mukaddime”’si Bağlamında Hadis Tahlil ve Tevil Yöntemleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21088</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21088</guid>
      <author>Bahattin AKBAŞ</author>
      <description>Bu makalede İbn Haldun’un Muakaddime’si bağlamında hadislerin anlaşılması ve yorumlanması konularındaki özgün ve istifade edilecek yaklaşımları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çok yönlü/velud bir alim olan İbn Haldun’un fazlaca üzerinde durulmayan hadis ilmi ve hadislere dair yaklaşımları ve yöntemleri üzerinde durulmuştur. Hadis ve sünneti anlamak için, yeni bir metodoloji arayışı içinde olan bilginler, sosyal bilimlerden, sosyolojiden istifade edilmesi gerektiğini vurgulamışlardır. İbn Haldun da hadis tahlil ve yöntemleri ile bu konuda özgün ve kendisinden istifade edilecek yaklaşımlar ortaya koymuştur. İbn Haldun tarih, medeniyet tarihi, tarih felsefesi alanlarında yoğunlaşmış olmakla birlikte çağındaki ilimler ve özellikle İslami ilimler konusunda tetebbuatta bulunmuş bir ilim insanıdır. İslam medeniyetini ele almış, bu alanda bilginin üretimi ve tasnifi, ilimlerin gelişimi ile ilgili değerlendirme ve gözlemlerde bulunmuştur. İbn Haldun Mukaddime’sinde Ümranda var olan, tasavvuru şekillendiren nakli/şeri ilimleri münhasıran değerlendirmeye çalışmıştır. Hadis ilmi ile ilgili münhasıran değerlendirmelerde bulunmuş, hadis yorum, tevil ve tahlilleri ile anlama odaklı çabalar ortaya koymuştur. Çalışmada İbn Haldun’un yaklaşım, yorum ve tespitlerinin günümüz ilim insanlarına ve çalışmalarına ışık tutan yönleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Endülüs’te Felsefî Düşüncenin Gelişmesini Engelleyen Faktörlerden Fukaha Sultası İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20943</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20943</guid>
      <author>Ahmet BOZYİĞİT</author>
      <description>Endülüs’te felsefî düşüncenin doğuşu, gelişmesi hayli problemli olmuştur. Endülüs, her alanda olduğu gibi felsefi düşünce alanında da doğuyu taklit etmiştir. Ancak felsefenin Endülüs’e girişi o kadar da kolay olmamıştır. Felsefi düşüncenin doğudan batıya olan tarihi seyri hem meşakkatli hem de maceralı olduğu gibi, aynı zamanda uzun bir süreci takip etmiştir. Bu tarihi yolculukta Endülüslü filozofların bir kısmı, felsefe ile ilgilendikleri için bunun bedelini çok ağır ödemiştir. Doğuda Hint, Mısır, İran ve kadim Yunan felsefelerinin tercümeler yoluyla İslâm dünyasına kazandırılması ve bunun mevcut otorite tarafından desteklenmesi felsefeye duyulan ilginin sonucudur. Bu sebepten olacak ki doğuda Kindî, Fârâbî ve İbn Sinâ gibi büyük filozoflar yetişti ve onlar kendi felsefî sistemlerini kurdular. Endülüs’te ise felsefenin doğuşu ve gelişmesi için doğudaki gibi ne hazır bir kaynak ne de bir destek söz konusuydu. Fethin başından itibaren Felsefenin gelişmesini destekleyici olmaktan ziyade engelleyici faktörlerden bahsetmek daha doğru olacaktır. Endülüs’ün doğuya uzaklığı, kadîm Grek felsefesinde olduğu gibi varsayılan felsefî bir modelden yoksun oluşu, Endülüs’ü fetheden bazı emirlerin ve fatihlerin felsefeye uzak duruşları, pratik sorunların çözümü bağlamında ilk olarak fıkhî mezheplerin Endülüs’e girişi ve fakihlerin kendi otoritelerini güçlendirmek için farklı düşüncelere tahammül göstermemesi gibi faktörler, Endülüs’te felsefenin gelişmesini yavaşlatmış, durdurmuş, bazen de engellemiştir. Bu makalenin amacı Endülüs’te felsefenin gelişmesini engelleyen fukahanın rolünü ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İbn ͑Aṭiyye ve El-Ḳurṭubī’nin Tefsirlerinde Hz. Nūḥ Kıssası Rivayetlerinin Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21149</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21149</guid>
      <author>Sema ÇELEM</author>
      <description>Endülüs, İslam medeniyet tarihinin en parlak dönemlerinden birine şahitlik etmiştir. Hicri I. asrın sonlarında Emevîler tarafından bölgenin fethi ile başlatılan bu dönem Arap dilinin ve İslâm’ın yayılması ile devam etmiş, Endülüs uzun yıllar ilmin ve aydınlanmanın beşiği olarak Doğu ile Batı arasında bir köprü vazifesi görmüştür. İslamî ilimler ilk olarak bu topraklara yerleşen tabiûn nesli tarafından okutulmuş, Endülüslü alimler dönemin ilim merkezleri olan Kahire, Mekke, Medine, Bağdat, Şam, Basra, Kufe gibi şehirlere giderek meşhur hocaların ders halkalarına katılmışlardır. Bu merkezlerden Endülüs’e gelip ders veren hocalar da olmuştur. Hadis, fıkıh, kıraat ilimlerinin yanı sıra tefsir ilmi üzerine çalışmalar yapılmıştır. Tefsirin bu bölgede müstakil bir disiplin halini alması hicrî III. asrın ilk yarısında gerçekleşmiştir. Bölge alimlerinin kültür, kemmiyet, keyfiyet, zaman vb. farklılıklara rağmen usulü, kaideleri, şartları bakımından tefsire yaklaşımları Doğu alimleri ile aynıdır. Ancak eser telifinde geliştirdikleri yöntemlerle adlarından söz ettirecek bir üsluba sahiptirler. Bu makale Endülüs müfessirlerden İbn ͑Aṭiyye (v. 541/1147) ve el-Ḳurṭubī’nin (v. 671/1273) Kur’an-ı Kerim’de geniş yer tutan peygamber kıssalarından Hz. Nūḥ ile ilgili rivayetleri ele alış biçimlerini karşılaştırmayı hedeflemektedir. Konunun araştırılacağı iki kaynak İbn ͑Aṭiyye’nin Muḥarraru’l-Vecīz ve el-Ḳurṭubī’nin el-Cāmiu‘ li-Aḥkāmi’l-Ḳur’ān adlı tefsir eserleridir. Her iki müfessirin ortak özelliği tefsirlerinin rivayet tefsiri kategorisinde ele alınmasına rağmen rivayet ve dirayet usulünü birlikte uygulamış olmalarıdır. Ancak bu iki müfessirin yaşamları arasında bir asırdan fazla zaman vardır. Bu da referans gösterdikleri kaynakların yakınlığına rağmen yorum farklılıklarına sebep olabilecek bir durumdur. Araştırma için seçilen Hz. Nūḥ kıssası; tevhid, ṭūfān, gemi, toplu helak vb. haberleri içinde barındırması yönüyle rivayet yoğunluğu bulunan bir kıssadır. Makalede yakın dönemlerde ve aynı coğrafyada yaşayan, aynı ekolü temsil eden İbn ͑Aṭiyye ve el-Ḳurṭubī’nin bu rivayetleri aktarma biçimlerindeki benzerlik ve farklılıklar tespit edilerek değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


