






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue 30</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=357</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Keloğlan Tipine Pikaresk Anlatım Bağlamında Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20896</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20896</guid>
      <author>Fevziye ALSAÇ</author>
      <description>Türk dünyasında yaygın olan Keloğlan tipi, kellik imgesine bağlı anlamlar kazanan mitsel bir figürdür. Kel başlı ulu atalar, don değiştirme motifiyle Türk kültürünün manevî gücünün ritüelleştiği bir ruhun arketipsel ilk imgesidir. Türk kültüründe, savaşa katılan askerler manevî bir güç elde etmek için atlarıyla birlikte kel olurdu. Kutsal bir ritüel olarak gelenekleşen bu durum, anlatılarda da don değiştirme olarak geçen bir motiftir. Mitsel bir figür olan Kel ata’nın bölünen işlevleriyle kurnaz, sevecen ve muzip bir masal tipi doğar. Keloğlan masallarında baştaki ve sondaki durumun tezat oluşturduğu kahramanın özellikleri; pikaro tipinin ayırıcı özelliğidir. Keloğlan, Türk insanının/toplumunun düşünüş ve duyuş tarzıyla pikaresk anlatımın özelliklerini yansıtan bir tiptir. Pikaro tipi ezilmiş ve sömürülmüş bir kahramanın karşıt güçlerin kötülükleri karşısında değişerek başarı kazanmasını konu edinir. Keloğlan, karşıt güçler karşısında pikaresk anlatımda görülen şaşırtıcı değişimle mücadelesini kazanır. Keloğlan masalları, pikaro tipinin mücadele yöntemindeki değişiklikle farklı bir değer kazanır. Keloğlan’ın rakipleriyle mücadelesi, kaba kuvvete değil; sivri bir zekânın ürünü olan mizah ve hicve dayanır. Masalın başında saf, yoksul, aptal ve tembel olarak tasvir edilen kahraman, değişen dünyanın ve insanın oyun ve düzenleri karşısında uyanışa geçerek mücadele eder. Keloğlan’ın mücadelesi toplumu sömüren ve baskı kuran güçlere karşıdır; bu yönüyle Keloğlan masalları pikaresk anlatıda öne çıkan toplumsal bir eleştiri örneğidir. Keloğlan, pikaro tipinin olumlanmış karakteridir; aklın ve zekânın öncelendiği bir mücadele yöntemiyle rakiplerini bozguna uğratır. Bu çalışmada pikaro tipinin özelliklerinden hareketle Keloğlan tipi pikaresk anlatım özelliklerine göre incelenecektir. Keloğlan masallarında pikaro tipinin Türk kültürüyle yeni bir değer kazanan özellikleri bilimsel metotlarla tahlil edilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Üst-Eleştiri İncelemesi: Halide Edib Adıvar, “Tenkidi Tenkid”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20839</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20839</guid>
      <author>Aslı ARABOĞLU</author>
      <description>1970’lerden sonra görgül bir alan olan çeviribilimden bahsederken, çevirilerin bir nevi laboratuvar ortamına alındığı, betimleyici alanın varlığının, yeni sayılabilecek bir sosyal bilimler alanı olan çeviribilimin kendi bilimsellik savaşında ayırt edici özelliği olarak ön plana çıktığı düşünülmektedir. Bu alanda yapılan araştırmalar, çalışmalar alana zenginlik katmakta, var olanı sorgulamakta, uygulama alanı için bilgiler üretip kuramsal alanın bakış açısından yararlanıp aynı zamanda da bu alanı beslemektedir. 1970’lerden önce ise kuramsal görüşlerin çevirmeni yeterince aydınlatacak durumda olmaması, bir yandan da o dönemdeki çeviri eleştirisi algısının da eksikliğinin göstergesi olarak kabul edilebilir. Çeviribilimden önceki dönemde, süreç-ağırlıklı, kaynak odaklı ve kuralcı kuramlar sayesinde, eleştiri mekanizmasının bir parçası olarak çeviride, soyut ve ulaşılması mümkün olmayan iyi, doğru, sadık gibi ifadeler kullanılırken, çeviribilimci Gideon Toury’nin erek odaklı kuramı sayesinde çeviride tarihsel ve değişken özellik gösteren bir kavram olarak çeviri normları ve tarihsel ve ilişkisel bir kavram olan çeviri eşdeğerliği kavramı kullanılmaya başlanmıştır (Bengi-Öner, 1999: 118). Diğer yandan erek odaklı kuramlar ışığında çeviri eleştirisi alanına baktığımızda, sadece çeviri metnin oluşumundaki norm ve kısıtlamalar değil aynı zamanda çeviri eleştirmeninin de belirli norm ve kısıtlamalar altında eleştiriyi gerçekleştirdiğinin farkında olmamız yerinde olacaktır. Bu çalışmanın bütüncesini bir üst-eleştiri örneği olarak; Halide Edib Adıvar’ın 1942 yılında Tercüme dergisinde yayımlanan “Tenkidi Tenkid” adlı makalesi oluşturmaktadır. Edib, makalesinde/eleştirisinde İstanbul Üniversitesi Anglistik seminerinde Hamlet tercümesine dair, Ankara Dil Fakültesi Doçentlerinden Bayan Saffet Korkut ile Bay İrfan Şahinbaş’ın yaptığı tenkidi ele alır ve “Tercümede birçok yollar tutulabilir; fakat hepsinin bilerek bilmeyerek dayandıkları ana esaslar şunlardır” (Edib, 1942: 138) diyerek kendi norm ve kısıtlamaları doğrultusunda bir tenkid gerçekleştirir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı iki eleştirinin de sunduğu norm ve kısıtlamaları ele alarak dönemin yaygın çeviri eleştirisi anlayışını ortaya koymak ve betimleyici bir üst-eleştiri incelemesi yapmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sözlükbilimsel İnceleme Yöntemi: Eser-i Şevket Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20904</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20904</guid>
      <author>Ezgi ASLAN</author>
      <description>Sözlük incelemesine ve eleştirisine yönelik yapılan lisansüstü yayın ve araştırmaların büyük çoğunluğunun dilbilimsel bakış açısıyla yapıldığı tespit edilmiştir. Yapılan sözlük incelemelerinde sözlükler çoklukla dil malzemesi olarak görülmüş ve sözlük; yazıldığı dönemin söz varlığı, dönemin ses bilgisel ve biçimbilimsel özellikleri vb. açılardan ele alınmıştır. ‘Sözlükbilimsel inceleme’ başlığında yapılan çalışmalarda ise sözlüğün yapısına ve işlevine dair kapsamlı bir kuramsal incelemeye rastlanılmamıştır. Sözlük incelemeleri ve eleştirilerinin temel amacının sözlüğü bilimsel temellerle iyileştirmek, kullanıcının ihtiyaçlarına daha iyi yanıt vermesini sağlamak olduğundan kuramsal ve nesnel inceleme ve eleştiri yöntemlerinin oluşturulması önem kazanmaktadır. “Sözlükbilimsel İşlevlerin Çağdaş Kuramı (The Modern Theory of Lexicographic Functions)” (Bergenholtz, 1996, 1998; Tarp, 1992, 1994, 1995, 1998, 2000, 2001, 2002; Bergenholtz/Kaufmann, 1997; Bergenholtz/Nielsen, 2002; Bergenholtz/Tarp 2002), kullanıcı-sözlük ilişkisini sözlükbilimsel çalışmaların merkezine koymakta ve sözlükte yer alan yapıların ve bu yapıların işlevlerinin kullanıcı ihtiyaçları çerçevesinde düzenlenmesini esas almaktadır. Sözlükbilimini ve dilbilimini birbirinden ayırıp bu iki disiplinin konu alanının farklı olduğu varsayımını ön planda tutmaktadır. Bu çalışmada, Sözlükbilimsel İşlevlerin Çağdaş Kuramı’na göre sözlükteki temel yapıların kullanıcı-sözlük ilişkisine göre nasıl düzenleneceğiyle ilgili yapılan çalışmalardan hareketle 1851’de yazılmış olan Mehmed Şevket es-Seyyid’e ait Eser-i Şevket adlı sözlük incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Köroğlu’nun Durna Teline Gittiği Kol: Kilis Rivayeti</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20885</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20885</guid>
      <author>Muhammet ATASEVER</author>
      <description>Toplumların, millet olma şuurunun yansımaları olarak görülebilecek destanlar, tarihi bir misyonu ifa eden verimlerdir. Destanlar, yalnızca sanatçının ağzında sanat yapma kabiliyetini görmemizi sağlayan mahsuller değildir. Bu yaratmalar; toplumun değerlerini, sosyal yapının tüm örüntülerini, çıkmazlarını, sorunların çözüm yollarını aksettiren ve milletin bilincinin derinliklerinde yatan düzenin baş aktörü kahramanın, bitip tükenmek bilmeyen mücadelesidir. Kahramanın, milleti ve ezilen tüm halklar adına verdiği savaşım, onun toplum hafızasında kendisine, ulaşılması güç bir makam elde etmesini sağlar. Türk Dünyasında ise Oğuz Kağan Destanı ve Dede Korkut anlatmaları ile birlikte bilinirliği ve varyantlaşma karakteri çokluk arz eden, geniş bir coğrafyada, günümüzde dahi kahramanlıkları dillerde dolaşan, sinema ve tiyatroya uyarlanan yegâne destan kahramanı Köroğlu ve onun etrafında teşekkül etmiş olaylardır. Köroğlu, destan kahramanı olarak haksızlıklara direnen, ezilenin yanında olan ve başkaldıran kimliği ile vücut bulur. Onun yaşamını yansıtan yahut ona atfedilen olaylar ise destan kahramanı Köroğlu’nun zihin ve gönül dünyasından silinmesine mani olmaktadır. Günümüzde dahi Köroğlu kollarının yaşadığına dair emarelerden yalnızca birisi olabilecek çalışmamız, derleme bahtiyarlığına eriştiğimiz, “Köroğlu’nun Durna Teline Gittiği Kol” Kilis rivayeti üzerine olacaktır. Bahsi geçen anlatmanın değişik coğrafya ve mekânlarda dillendirilmesi değerini artırır ve yitip gitmesine mani olur. Farklı bağlam, anlatının yapısına zenginlik ve dinamiklik katar. Unutulmamalıdır ki, her bir varyant yeniden doğuşun gizlerini bünyesinde saklar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fuad Köprülü’nün Muallim Nâci Eleştirileri ve “Eski-Yeni” Tartışması Hakkındaki Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21098</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21098</guid>
      <author>Macit BALIK</author>
      <description>Türk kültür hayatının en önemli isimlerinden biri olan Mehmet Fuat Köprülü, edebiyattan tarihe, sanattan siyasete, sosyolojiden din ve tasavvufa kadar pek çok ilim sahasına kimlik kazandıracak eserler ortaya koymuştur. Köprülü’nün Türk edebiyatı için ise ayrı bir önemi ve değeri vardır. Türk edebiyatına metodolojiyi kazandıran ve edebiyat tarihçiliğini başlatarak disipline eden de yine Köprülü’dür. Yazdığı eserler arasında bu çalışmanın da konusu olan ve edebiyat tarihinde önemli görülen tartışmalar, bu tartışmaların bir kutbunda yer alan edebî şahsiyetler üzerine ortaya koyduğu görüşler oldukça önemlidir. Zira Köprülü’nün tanıklık ettiği polemiklere ilişkin eleştirileri kadar, Fecr-i Âti kadrosunda yer almasından dolayı bu tartışmaların bizatihi içinde ve aynı zamanda tarafı olması da yazdığı tenkit ve değerlendirmeleri değerli kılmaktadır. Türk edebiyatının uzun süre gündemini meşgul eden tartışmalardan biri olan “eski-yeni”, Fecr-i Âti sanatçılarınca gündemde tutulmaya çalışılan “eskiler-yeniler” münakaşası Köprülü’nün ele aldığı meselelerden bazılarıdır. Ayrıca eski-yeni tartışmasının odağında yer alan Muallim Nâci de yazarın eleştirilerinin hedefindeki isimlerden biri olarak dikkat çekmektedir. Yeniliğin taraftarı olarak Muallim Nâci ve eski edebiyatı savunan zümreye yönelik bütünüyle menfî bir duruş ortaya koyan Köprülü, söz konusu kişi ve tartışmalara ilişkin beş makale yayımlamıştır. Bu yazıda Köprülü’nün Muallim Nâci ve eski-yeni tartışmalarına yönelttiği tenkit ve değerlendirmeler devrin edebi eğilimleri ışığında analitik bir şekilde ele alınmaya çalışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YABANCI UYRUKLU FİLOLOGLARIN EĞİTİMİNDEKİ İNTERAKTİF METOTLARIN ROLÜ (A.S. PUŞKİN’İN ‘‘TİPİ’’ UZUN ÖYKÜSÜ ÖRNEĞİNDE)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21111</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21111</guid>
      <author>Ersin ÇETİNKAYABahar DEMİR, Shalala RAMAZANOVA, Olga FİSENKO, Ersin ÇETİNKAYA</author>
      <description>Bu çalışmada yabancı uyruklu filologların eğitiminde interaktif metotların rolü ‘‘yönlendirilmiş okuma’’ tekniği bakımından incelenmiştir. ‘‘Yönlendirilmiş okuma’’ tekniğinin kullanımına dayalı olan öğretim süreci istisnasız tüm öğrenci gruplarının bilgilerinin kazanım süreci dâhil edilerek oluşturulmaktadır. Makalede yabancı uyruklu filologlara Rus dili öğretiminin interaktif metotlarının dilsel-didaktik imkânlarının öğretimi incelenmektedir. Yabancı dil olarak Rus dili öğretimi sırasında ‘‘yönlendirilmiş okuma’’ tekniğinin uygulanması klasik edebiyatın Rusça okunmasına ve Rus dilinin öğrenilmesine olan motivasyonu arttırmaktadır. Verilmiş olan interaktif metot sanatsal metnin dilsel olarak yorumlanmasında ve ev ödevi çerçevesinde hazırlanmış olan eğitim sürecinde kullanılabilir. Ele almış olduğumuz bu çalışma Türkiye’de ki Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri üzerinde Rusya Federasyonu devlet standardında bulunan lisans programı temel eğitiminin %30’unun, yüksek lisans programı temel eğitiminin %50’sinin kullanıldığı interaktif eğitim sistemine göre uygulanmaya çalışılmıştır. ‘‘Pratik Rus Dili Kursu’’ veya özel kurslar çerçevesinde yabancı uyruklu filologların eğitimleri sırasındaki interaktif metotların kullanımı yabancı uyruklu öğrencilere doğal iletişim sürecinde Rus diline daha canlı ve rahat bir atmosferde hâkim olmaya imkân vermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadın Yazınında Medusa’nın Yeniden Doğuşu: Didem Madak’ın Şiirlerinde Söylem</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21122</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21122</guid>
      <author>Mustafa Zeki ÇIRAKLINimetullah ALDEMİR</author>
      <description>Bu çalışma, modern Türk şiirinin önemli kadın şairlerinden biri olan Didem Madak’ın şiirlerini “kadın yazını” (écriture feminine) olarak okumayı, onun şiirsel dilini sorunlaştırmayı ve dilde içkin sembolik düzeni sarsan, çeşitli dilsel ve figüratif sapmalarla dolu şiirsel söylemini irdelemeyi amaçlamaktadır. Hélène Cixous ve Julia Kristeva’nın ortaya attığı tartışmalar çerçevesinde, Madak’ın söyleminin referansiyel göstergeler sistemini nasıl sarstığını ve söz konusu dili nasıl sorguladığını ortaya koymaktadır. Çalışma, Madak’ın ele avuca sığmaz metaforların kullanıldığı akışkan melankolik söylemini ve mitolojiler tarafından takviye edilmiş ikili karşıtlıkları sarsan özgün ve ironik sesini analiz etmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, Madak’ın şiirinin écriture féminine çerçevesinde ele alınabileceğini örneklerle göstererek, Medusa’nın arka plandan duyulan kahkahalarına dikkat çekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hoca Saadeddin Efendi’nin Elif-Nâmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21091</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21091</guid>
      <author>Muvaffak EFLATUN</author>
      <description>Bu çalışma, Osmanlı’nın önemli yazar, devlet adamı, tarihçi ve düşünürlerinden Hoca Saadeddin Efendi’nin elif-nâme tarzında yazmış olduğu şiiriyle ilgili araştırmayı içermektedir. Yazma metinde ilahi olarak geçen elif-nâmenin onun şairlik yönünün anlaşılmasında bilim insanlarına yardımcı olacağı düşüncesindeyiz. Hoca Saadeddin Efendi elsine-i selasede yani Türkçe, Arapça ve Farsça üç dilde şiir yazabilen biridir. Ayrıca tarih düşürme becerisi de onun şairliği açısından önemli bir özelliktir. Hoca Saadeddin Efendi’nin birçok yönü değerlendirildiği halde şairlik yönü tam olarak değerlendirilmemiştir. Yayımlandığımız bu şiir umarız onun bu yönünün ortaya koyulmasında bir giriş olur. Elif-nâme, elif ve nâme kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş bir isimdir. Elif Arap alfabesinin ilk harfi; nâme ise Farsça mektup, risale, kitap ve mecmua anlamlarına gelmektedir. Sözlük anlamı bu şekilde olan Elif-nâme’nin edebiyat terimi olarak da birçok tarifi bulunmaktadır. Elif-nâmeler muvaşşah(akrostiş )ların bir alt dalı olarak değerlendirilmekle birlikte son zamanlarda tespit edilen birçok örneğiyle edebi tarz niteliği kazanmıştır. Bilim hayatına sunulan elif-nâme örnekleri dikkate alındığında örneklerin Türk edebiyatının halk, klasik ve tasavvuf alanlarına ait olduğu görülmektedir. Çalışmada Osmanlı Türkçesi ile yazılmış Ankara Milli Kütüphanede bulunan el yazma metnin transkribe edilmesi, incelenmesi ile metnin şâiri ve elif-nâmeler hakkındaki bilgiyi bünyesinde barındırmaktadır. Makalenin inceleme kısmı; metin olarak sunulan şiirin şekil, içerik, dil ve üslūp açısından değerlendirilmesi biçiminde olacaktır. Çalışmayla elif-nâme edebi tarzının bilim çevrelerince daha iyi tanınmasına katkı sağlamak amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDEBİ ESERLERDE SÖZCÜK SEÇİMİNDE BELİRTSELLİĞİN ROLÜ ÜZERİNE</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21095</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21095</guid>
      <author>Selma ELYILDIRIM</author>
      <description>Bu çalışmada Belirtsellik Kuramı açısından edebi yazın türünün örneklerinden biri olan kısa öykülerdeki sözcük seçimleri incelenmiştir. Bu kurama göre dilin kullanımında bazı ses, yapı, sözcük ve kullanımlar daha temel ve doğal olarak algılanıp daha sık kullanılırken bu yapılara paralellik içeren diğerleri daha kısıtlı kullanıma sahiptir ve bilinçli bir seçim sonucunda cümlelerde kullanılırlar. Bu noktadan hareketle, bir edebiyat türü olan kısa öykülerde kullanılan sıfatların seçiminde kuramın ne kadar katkısı olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Seçilen sıfatların çoğunlukla belirtili mi yoksa belirtisiz mi olduğu araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan veri otuz beş ünlü Türk öykü yazarından alınan kısa öykülerden oluşturulan bir küçük ölçekli derlemden elde edilmiştir. Ant.Conc 3.4.4 bilgisayar programı kullanılarak veri çözümlemesinde kullanılacak sıfat çiftleri için bağlamlı dizinler oluşturulmuştur. Arama sözcüğü olarak kullanılan sıfatın her iki yanında birkaç sözcükle bağlam içinde sıfatların kullanımını gösteren bağlamlı dizinler önce bilgisayar ortamında, daha sonra elle çözümlenmiştir. Böylece, belirtili sıfatların mı yoksa belirtisiz olanların mı daha sık kullanıldığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, geçtikleri bağlamda birlikte dizimlendikleri sözcükler ve anlamsal işlevleri gözden geçirilmiştir. Sonuçlar belirtisiz olan sıfatların belirtiliden daha sık kullanıldığını, anlamsal olarak da genişletilmiş anlama daha çok gönderme yapıldığı göstermiştir. Bu bulgular ışığında, Belirtsellik Kuramının dil öğretimine katkısı ve bu kuramdan etkin bir şekilde nasıl yararlanılacağı tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hamîdî’nin Hurşîd ü Hâver Mesnevisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21031</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21031</guid>
      <author>Fazile EREN KAYA</author>
      <description>Kahramanlarını gök cisimlerinden alan çift kahramanlı aşk mesnevilerinden olan Hurşîd ü Hâver, 16. yüzyılda III. Murad devri şairlerinden Hamîdî tarafından yazılmıştır. Eserin yazılış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Toplam 163 varaklık hacimli bir eserdir. Şair eserini monotonluktan kurtarmak için farklı nazım biçimleriyle ve farklı aruz kalıplarıyla zenginleştirmiştir. Özellikle asıl hikâye kısmında kahramanların dilinden söylenen gazeller Hamîdî’nin şairlik yeteneğini gösteren başarılı örneklerdir. 16. yüzyıl Osmanlı şiirinin olgunlaştığı, Arapça, Farsça kelimelerin şiir diline hakim olmaya başladığı bir yüzyıldır. Ancak Hurşîd ü Hâver giriş bölümündeki kasideler hariç, sade bir dille yazılmıştır. Eserde uzun tamlamaların bulunduğu sanatlı beyitlere neredeyse hiç rastlanmaz. Uzun nasihat bölümlerindeki atasözü, deyim kullanımlarıyla eser, mahallî üslup özellikleri de gösterir. Eser çocuğu olmayan padişah motifiyle başlar. Padişahın çocuk özlemi Hurşîd’in doğumuyla giderilir. Hurşid’in çocukluğu, büyümesi, eğitim alması eserde ayrıntısıyla anlatılır. Hikâyenin ikinci bölümünde sahneye Hâver çıkar. Bir aşığın elinde Hurşid’in resmini görür ve ona kavuşmak için yola çıkar. Mesnevideki olayların ağırlıklı bölümünü Haver’in yaşadıkları oluşturur. Hurşid’e kavuşmak için şebçerağı getirmek üzere yola çıkar ve cadıya esir düşme, iftira atılma gibi pek çok zorlukla mücadele eder. Uzun vaka kurgusu boyunca şair hem sosyal hayat unsurlarından hem de çeşitli masal motiflerinden faydalanarak eserini zengineştirir. Çalışmamızda Hurşîd ü Hâver’in biçim ve muhteva özellikleri üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çeviri Sosyolojisi Ekseninde Türkiye’de Lafonten Çevirilerinin Dolaşımını Okumak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20967</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20967</guid>
      <author>Zeynep GÖRGÜLER</author>
      <description>Çeviri sosyolojisi yaklaşımı, çeviriyi, farklı gerçeklik düzlemlerinde üretilen ve çoklu mekanizmaların bir arada işlediği bir eylem şekli olarak kabul etmekte ve bu sürecin oluşmasında iş başında olan toplumsal koşulları teşhis etme görevini üstlenmektedir. Bu araştırmanın amacı, farklı tarihsel kesitlerde, yazar/çevirmen Nazım Hikmet ve Orhan Veli tarafından Fransızcadan Türkçeye çevrilen Lafonten Masallarının, Türk kültür ve yazın alanındaki dolaşımına yönelik çeviri sosyolojisi yaklaşımı odağında bir okuma gerçekleştirmektir. Çeviri sosyolojisi, çeviri ürünü çevreleyen, çeviri sürecini belirleyen siyasi ve sosyo-kültürel tüm koşullar ile çeviri sürecine katılıp, ürünün ortaya çıkmasında rolü olan tüm eyleyicileri ele alan bir çözümleme yöntemi sunmaktadır. Araştırmanın yöntemsel vurgu noktalarını, Bourdieu sosyolojisinin ana kavramları temel alınarak oluşturulan çeviri sosyolojisine ilişkin kültürlerarası dolaşım, markaj, çeviri normları ve toplumsal koşullar/kısıtlar gibi kavramsallaştırmalar oluşturmaktadır. Bu çerçevede, ilgili çeviri yapıtların üretiminde/dolaşımında ve tüketiminde rol oynayan çevirmen, editör ve yayınevi gibi eyleyicilerin benimsedikleri çeviri stratejileri, ilişkisel bir kavrayış vurgusuyla ele alınmaktadır. Sözü edilen çeviri yapıtları çevreleyen, yapılandıran ve biçimlendiren iktidar ilişkilerine dayalı sosyo-kültürel koşulların, ilgili eyleyicilerin, çeviri odaklı üretim pratikleri üzerindeki simgesel etkileri araştırılmaktadır. Böylelikle, Lafonten çevirilerinin kültürlerarası dolaşımını çeviri eylemi üzerinden okumak, Türk kültür ve yazın alanını yeniden üreten toplumsal hareketlerin izlerinin sürülmesine yönelik bir yol haritası çizmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Kamelyalı Kadın”ın Popüler Roman Kriterlerine Göre Yapısal ve Tematik İnceleme Denemesi”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20726</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20726</guid>
      <author>Ömer IRAK</author>
      <description>Aleksandre Dumas Fils’in kendi yaşam öyküsünden de izler taşıyan “Kamelyalı Kadın” adlı roman, devrinin popüler roman örnekleri arasında önemli bir yere sahiptir. Bu eser; tema, kişiler, zaman ve mekân özellikleri bakımından tipik bir popüler romandır. Bu çalışmada, söz konusu eserin popüler roman kriterlerine göre bir incelemesi yapılmıştır. İnceleme yapılırken tema ve yapı; çalışmamızın ana çerçevesini oluşturmuştur. Bu çalışmada araştırma yöntemi olarak nitel araştırma yönteminin durum çalışması deseninden faydalanılmıştır. Yapılan literatür taramasında Aleksandre Dumas Fils’in “Kamelyalı Kadın” adlı yapıtının daha önce tematik açıdan incelendiği görülmüştür. Yrd.Doç.Dr. Uğur Yönten, “Kamelyalı Kadın ya da Yosmaya Hoşgörü” başlıklı çalışmasında bu eseri, yazar-kahraman arasındaki bağ açısından incelemiş olup bu çalışmada ise daha çok popüler roman kriterleri bakımından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Eserde, toplumun değer yargılarına göre tasvip edilmeyen bir mesleğe sahip olan roman kahramanın yaşantısı -merak unsuru diri tutularak- anlatılmıştır. Romandaki olaylar; kişilerin birbiriyle, toplumla çatışmasından doğmuştur. Geri dönüşlerle genişletilen olaylara zaman kırılmaları hareket kazandırmıştır. Roman kahramanları genellikle tek yönlü özellik gösteren “düz” kişilerdir. Ancak çoğu okur tarafından eserin başında olumsuz olarak değerlendirilen bazı kahramanların, gerçekte olumlu özelliklere de sahip olduğu ve ilk intibanın okuru/insanı yanıltabileceği, olayların ilerlemesi ile birlikte açığa çıkmaktadır. Eserde mekân olarak çoğunlukla kapalı mekânlar tercih edilmiştir. Bu kapalı mekânlar, roman kahramanlarının dışa dönüklüğünü kanıtlayacak nitelikte sosyal alanlardır. Mekân olarak bir ev seçilse dahi bu ev sohbet meclislerinin kurulduğu ve eğlencelerin düzenlendiği sosyal mekânlara dönüştürülmüştür. Çalışmanın sonunda “Kamelyalı Kadın” adlı eserin nitelik olarak fazlaca estetik özellikler barındırmamakla birlikte; her dönemde okunabilecek, popüler nitelikte özelliklere sahip olduğu görülmüştür. Aleksandre Dumas Fils bu eseri ile kendisinden sonra bu nitelikte yapıt ortaya koyacak birçok sanatçıya ön iz oluşturmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vakf ve İbtidâ Konularında Yazılmış Çağatayca Bir Risâle: Celâleddin Otrarî’nin Vukûfu’l-Kur’ân’ı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20937</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20937</guid>
      <author>Irmak KAÇAR</author>
      <description>İslamiyeti kabul eden Türkler Kur’an ilimleri konusunda (Kur’an’ın okunması, yazımı, hattı, toplanması, dil ve üslûbu, toplanması, tertibi, çoğaltılması, kırâati, ayet ve sûrelerin birbiriyle ilgisi) birçok çalışma yapmış ve eserler ortaya koymuşlardır. Türklerin hem doğu hem de batı coğrafyasında geniş bir alanda hüküm sürmeleri gerek dil gerekse muhteva bakımından çeşitlilik sağlamış büyük bir külliyatın oluşmasına olanak sağlamıştır. Bu büyük külliyât içerisinde ele alınan konulardan birisi de vakf ve ibtida konusudur. Vakf ve ibtida, Kuran’ı okurken anlamın gerekli olduğu yerlerde durmayı ve ardından tekrar başlamayı sağlamak, böylece de kastedilen anlamın dışına çıkmamak ve anlamı bozmamak için dikkat edilmesi gereken önemli bir konudur. Bu konuda kaleme alınmış olan eserlerden biri de Çağatay Türkçesiyle yazılanVukûfu’l-Kur’ân adlı eserdir. Elimizde bilinen tek nüshası mevcut olan ve Süleymâniye Kütüphânesi Şehid Ali Paşa Koleksiyonu 2824 numarada bulunan bir mecmuada bulunmaktadır. Mecmuadaki bütün eserler Kur’ân ilimleriyle ilgili olup büyük çoğunluğu Farsçadır. Birkaç Arapça risâlenin de olduğu mecmuadaki tek Türkçe risâle “Vukûfu’l-Kur’ân” olup mecmuanın 93b-99a sayfaları arasında yer almaktadır. Eserin birinci bâbında Kur’ânda yer alan bazı ayetlerde okuyucunun yanlış yerde durup tekrar kaldığı yerde okumaya devam etmesi sonucunda anlamın bozulması hatta kişiyi küfre götürmesi meselesi, ikinci bâbında da Kur’ân-ı Kerîm’de herhangi bir kelimede durulduğunda o kelimenin son harfinin harekesinin nasıl olacağı meselesi ele almaktadır.Hâfız Celâleddin Otrarîtarafından yazılan Vukûfu’l-Kur’ân’ın,mecmuadaki istinsah kayıtlarına, metnin yazım ve dil özelliklerine göre Çağatayca’nın Klasik dönemine ait olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada eserin tanıtımı yapılarak hakkında bilgi verilecek ve metni ortaya konacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu (Osmanlı) Sahasında Yazılmış En Eski Tarihli Türkçe Matematik Risâlesi: Mahmūd Bin Kādì-i Manyās’ın Aʿcebü’l-ʿüccāb’ı -Hesap Bölümü-</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20745</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20745</guid>
      <author>Şermin KALAFAT</author>
      <description>Anadolu (Osmanlı) sahasının ilk Gülistan Tercümesi, II. Murat dönemi ālimlerinden olan Mahmūd bin Kādì-i Manyās tarafından yazılmıştır. Manyās Kadısıoğlu veya Manyāsoğlu olarak da bilinen Mahmūd bin Kādì-i Manyās’ın Aʿcebü’l-ʿÜccāb adlı bir eseri daha vardır. Türkiye ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde 11 nüshasını tespit ettiğimiz bu eserin en eski nüshası 841 tarihlidir. Aʿcebü’l-ʿÜccāb, ansiklopedik mahiyette bir eser olup üç baptan oluşmaktadır. Bu baplar fıkıh, hesap ve türlü maden ve bitkilerin anlatıldığı konuları içermektedir. Eserin ikinci babındaki el-Mesāʿili’l-Ḥisābiyye (Hesap Meseleleri/Hesaba İlişkin Konular) bölümü bilim tarihçileri tarafından Osmanlı sahasındaki ilk Türkçe matematik risālesi/makalesi olarak kabul edilmektedir. Eserdeki bu bölümde iki konu işlenmiştir. Birincisi aritmetikte basamak sistemlerinin anlatılmasına yöneliktir ve ikincisi Hesap İlimlerinin Nadirleri başlığı altında özel birkaç problem hakkındadır. Bu ikinci kısımda Fatih dönemi sonrasındaki eserlerde görülen havuz, hız ve genel aritmetik problemlerinin yanı sıra 19. yüzyıl Osmanlı matematiğinde uygulamalarını gördüğümüz hesap eğlenceleri veya hesap oyunları adıyla geçen zihin problemlerine de yer verilmiştir. Makaleye konu olan hesap bölümü, Türk dili alanı yanında matematik, muhasebe ve bilim tarihi alanlarını da ilgilendirdiğinden kullanım alanının genişletilmesi hedeflenmiş ve mevcut nüshaları karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda, Mahmūd bin Kādì-i Manyās’ın Aʿcebü’l-ʿÜccāb adlı eserinin en eski tarihli nüshasının hesap bölümü (Princeton Üniversitesi Kütüphanesi nüshası, 841, 15a-26a) tanıtılmış, yazar, eser ve eserin mevcut nüshaları hakkında genel bilgiler verildikten sonra, terim varlığı bakımından incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Otobiyografik Anlatımda Anı ve Mit</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21068</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21068</guid>
      <author>Seval KARACABEY</author>
      <description>Otobiyografik anlatım, anılar ve mitler yolu ile kültürel belleğin edebi metinlerdeki rolünü yansıtır. Bu anlamda, otobiyografik anlatım hatırlayan ve anlatan benin kültürel geçmişini günümüze taşır. Burada, çocukluk ve yaşam öyküsü anlamsal bağlam olarak kurulur ve yeniden yapılandırılır. Dolayısıyla, otobiyografik metinler günümüze açıklık getiren mitlerin karakterine bürünürler. Böylece bireysel bellek, kollektif tarihle iç içe geçer ve çocukluk anılarının inşası tarihsel-kültürel boyut çerçevesinde gerçekleşir. Bu çalışmanın amacı, otobiyografik metinlerdeki çocukluk hatıralarında anı ve mitin önemini ve işlevini ortaya koymaktır. Bu amaçla, Alman (Christoph Meckel, Peter Härtling) ve Türk (Nedim Gürsel, Murathan Mungan) yazarların seçilen otobiyografik eserleri incelenmiş ve çocukluk anılarında anı ve mitin nasıl yapılandırıldığı sergilenmiştir. Bu inceleme metin odaklı yöntem kullanılarak, çoğulcu bir yaklaşımla yapılmıştır. İncelemenin sonucunda, yazarlar otobiyografik anlatı yoluyla etkin çocukluk deneyimlerinden anlam çıkarmak için edebi ve tutarlı hikayeye dönüştürdükleri saptanmıştır. Böylece, hatırlanan çocukluk anıları mitlerle ilişkilendirilerek bütüncül bir anlatı oluşturmaktadır. Incelenen metinlerde, herne kadar yazarların deneyimleri bireysel farklılık gösterse de içerik bakımından babası olmayan çocukların öykülerini ele alır. Ayrıca da; bu öyküler, anlatılarak hatırlanan çocukluk, diğer nesillere aktarılmakta ve kültürel bellekte yer alması sağlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe ve İngilizcedeki İkilemelerin Yapısal Özelliklerinin Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20873</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20873</guid>
      <author>Fethi KAYALAR</author>
      <description>İkileme terimi, eşanlamlı veya ilgili bir düşünceyi aynı şekil ve yapı sınıfına ait, aynı sözdizimsel hiyerarşi seviyesine oturtulan ve genellikle sözcük bağlantıları ile bağlanan kurallı dizilişleri olan bir çift sözcük anlamına gelir. İkilemelerin sabit düzeni, sabit ve yapışık veya tekrarlı sözcükleri olan özelliklere sahiptir. İkilemelerin sırası sıkı bir şekilde sabitlenmiştir ve ikilemeli sözcüklerin belirlenmesinde hem fonetik hem de semantik faktörler rol oynamaktadır. İki sözcük birleştirildiğinde, görünüm sırası genellikle serbesttir. Sıralamada hem semantik hem de fonetik faktörler belirleyicidir. İngilizce için ikilemelerin ilk konumunda görünen kelimeler ‘bura, şimdi, yetişkin, erkek, olumlu ve tekil isim gibi anlamsal kavramlara atıfta bulunurken, ikinci pozisyondaki kelimeler karşıt kavramlara gönderme eğilimindedir. Ses yapısı bakımından, birinci pozisyondaki sözcükler tekil olmaya meyillidir ve ilk sesleri kapalı ve ortada yüksek sesli harf içerir. Birinci konumdaki bağlayıcıların tek heceli olma eğilimi, fonetik açıdan sıralama belirleyicisinin en güçlüsü olarak düşünülür. Özellikle 'I' harfinin yüksek olduğu durumlarda birinci konumdaki bağlayıcıların yüksek sesli bir harf içermesi eğilimi, , genel olarak İngilizce'de de gözlenmektedir. İkilemelerin iç düzeni, semantik ve fonolojik faktörlerden etkilenir. Bu özellikler İngilizce ve Türkçe'de yaygındır. Çalışmada, Türkçe ve İngilizce dillerde ortak özelliklere bakarak ikilemelere dikkat çekmek istedik.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özgün ve Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi İçin Sadeleştirilmiş Metinlerde Fiilimsi Kullanımı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Yılkı Atı Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20856</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20856</guid>
      <author>Musa KAYA, Muammer NURLU</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni’ne uygun olarak A2 düzeyinde sadeleştirilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Yılkı Atı adlı eserlerin özgün ve sadeleştirilmiş metinlerinde fiilimsilerin kullanımının incelenmesidir. Betimsel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada elde edilen veriler Microsoft Excel programı kullanılarak istatistiki bilgiler biçiminde sunulmuştur. Çalışmanın verilerine göre Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı eserin özgün metninde 449 isim fiil, 757 sıfat fiil ve 398 zarf fiil kullanılmıştır. Aynı eserin sadeleştirilmiş metninde ise 484 isim fiil, 38 sıfat fiil ve 88 zarf fiil kullanılmıştır. Yılkı Atı adlı eserin özgün metninde 361 isim fiil, 536 sıfat fiil ve 376 zarf fiil kullanılmıştır. Aynı eserin sadeleştirilmiş metninde ise 379 isim fiil, 24 sıfat fiil ve 63 zarf fiil kullanılmıştır. Her iki eserin sadeleştirilmiş metinlerinde kullanılan toplam kelime sayısının özgün metinlere oldukça yakın olmasına rağmen sadeleştirilmiş metinlerde fiilimsilerin kullanımında önemli bir farklılık oluşmuştur. Her iki eserin sadeleştirilmiş metinlerinde isim fiil kullanımında artış olurken sınırlı sayıda sıfat fiil ve zarf fiil kullanıldığı tespit edilmiştir. Sadeleştirilmiş metinlerde isim fiillerin kullanım sıklığı, alt düzeydeki öğrencilerin isim fiilleri kullanabilecek düzeyde bilmeleri ve bu metinlerden çıkarılan bazı sıfat fiil ve zarf fiillerin yerine isim fiillerin kullanılmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak alt düzeydeki öğrenciler için sadeleştirilen metinlerde sıfat fiil ve zarf fiillerin çok az, isim fiillerin ise özgün metinlere benzer biçimde kullanıldığı belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bâbürlüler Dönemi'nde Yaşamış Sufi Bir Şair, Bîdil ve Özbek Yazar Fıtrat'ın Bîdil (Bédil) Biyografisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20815</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20815</guid>
      <author>Şenol KORKMAZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARACAOĞLAN VE SEYHAN ERÖZÇELİK ŞİİRİNDE SAPMALARIN TESPİTİ VE KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21073</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21073</guid>
      <author>Canan OLPAK KOÇ</author>
      <description>Sapma için genel olarak dilin şiirde farklı kullanımı denilebilir. Doğan Aksan, Sapma (İng. Deviation) adı altında ele alınan konunun, gerek sözcüklerin ses ve biçim özelliklerinde, gerek dilin sözdizimi açısından niteliklerinde bilinçli olarak değişikliklere gitmeyi, dilde bulunmayan yeni sözcük ve anlatım biçimlerini kullanma eğilimini içerdiğini söyler. Aksan’a göre; sanatçı şair, bu eğilim tercihi ile dile yeni bir güç kazandırmayı, göstergeleri ses ve anlam açısından daha etkili kılmayı, okuyan ve dinleyenin zihninde yeni değişik tasarılar ve duygu değerleri oluşturmayı amaçladığını ekler. Buradan yola çıkılarak “Sapma” şiir incelemesinde açılım sağlayan konulardan biridir denilebilir. Bu kullanım yedi farklı şekilde okurun karşısına çıkmaktadır. Bunlar; yazınsal sapmalar, sesbilgisel sapmalar, dilbilgisel sapmalar, anlamsal sapmalar, lehçesel sapmalar, tarihsel dönem sapmaları, kesimsel sapmalar ve sözcüksel sapmalardır. Bu çalışmada öncelikle sapma kavramı bilgi verilecek ve devamında sapma çeşitleri hakkında bölüm bölüm açıklama yapılacaktır. Ardından halk şiirinden Karacaoğlan ile modern şiirden Seyhan Erözçelik’in şiirlerine yedi farklı sapma çeşitleri açısından bakılacaktır. Karacaoğlan yaşadığı dönem gereği farklı dilsel özellikleri kullanmıştır. Seyhan Erözçelik ise şiirlerinin temelini çağın anlayışının yanı sıra halk söyleyişlerinden alınan öğeler oluşturur. Gerek Karacaoğlan’ın gerekse Seyhan Erözçelik’in şiirlerinde olduğu gibi bilinçli ve bilinçsizce de olsa kullanılan sapmalar, şiirin anlamını genişleten bir araç görünümü kazanır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOTALİTER DEVLET MODELİNİN BAŞARISIZLIĞI OLARAK “ÖLÜM HÜKMÜ” ROMANINDA SİYASAL NESNELEŞTİRME VE ÜRETİM ANARŞİZMİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21126</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21126</guid>
      <author>Adem POLAT</author>
      <description>Elçin Efendioğlu’nun 1989’da yazdığı Çağdaş Azerbaycan edebiyatının son dönem yapıtlarından olan Ölüm Hükmü romanını, SSCB’nin Tiranlığına karşı mücadele eden bir aydın neslinin romanıdır. Bu makale sistem tarafından zülüm ve şiddete maruz alan insanların, özellikle yürürlükteki siyasal rejim tarafından nasıl sömürüldüğünün sonuçlarını analiz etmeye çalışmaktadır. Devletin yönetme erkindeki baskı mekanizmaları, demokrasiyi sağlamakta yetersiz kalır. Özellikle Sosyalist sistemin sermaye endişesi, roman karakterleri üzerinde rahatlıkla gözlenebilecek siyasi nesneleşme ve üretim anarşizmini ortaya çıkarır. Bu bağlamda sistem tarafından şeytanlaştırılmış bir karakter olan Abdül Gafarzade, en önemli yozlaşma örneğidir. Ölüm Hükmü, bir örneğini de Gogol’un Ölü Canlar romanında görebileceğimiz bir mezarlık göstergesiyle bize modern insanın yüzünün çürümüş bir ifadesini verir. Abdül Gafarzade, ahlak ve metafizik değerler bütünlüğünü yıkan bir karakter olarak bir anlamda 20. Yüzyıl diktatörlüklerinin ve tiranlıklarının bir minyatürüdür. Bu bağlamda Ölüm Hükmü romanı, Sovyet diktesinden hareketle bütün evrensel insanın trajedisine kapı aralar. Çünkü sistemler insanı özünden koparıp, dönüştürüp, büyük bir mekanizmanın parçası yapmanın peşindedirler. Adı ister Sosyalizm ister Kapitalizm olsun, insanın var olan şartlarını ihlal eden her türlü müdahaleler, Ölüm Hükmü romanında karşılaşılabilecek trajedilerin peşinen kabulü anlamına gelmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern Yemen Romanında Mekân Bağlamında Kadının Konumlandırılışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21043</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21043</guid>
      <author>Senem SOYER</author>
      <description>Arap edebiyatında “rivaye” kelimesiyle karşılığını bulan roman türü, şiir ve hikâye türüne göre daha geç bir zamanda ortaya çıkmıştır. Modern anlamda Arap romanı XIX. yüzyılın son çeyreğinde Batı edebiyatlarının etkisi ve çeviri yoluyla gelişmiş, bu süreci uyarlama ve telif romanlar takip etmiştir. Romanda bir kahraman etrafında gelişen olaylar ve bunların aktarımı söz konudur. Romanı oluşturan temel yapı taşlarından biri olan mekân kavramı, kahramanların etrafında gelişen olayların yaşandığı yerlerdir. Olaylar ister gerçek ister hayali olsun bir mekâna ihtiyaç duyar. Bu çalışmada San‘âî romanı “mekânın ‘yeniden’ üretimi”, “kadın-mekân ilişkileri” ve “toplumsal cinsiyet” gibi çeşitli başlıklar altında bir incelemeye tâbi tutulacaktır. Bu bağlamda bu çalışmanın odağını Yemenli yazar Nâdiye el-Kevkebânî ve San‘âî adlı romanında kadın-mekân ilişkisi ve bunun ele alınışı oluşturmaktadır. Bu romanda mekân unsuru kadının toplumsal olarak konumlandırılışı bakımından irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NAMIK KEMAL VE BEŞİR FUAD’DAKİ VICTOR HUGO PORTRESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21103</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21103</guid>
      <author>Can ŞAHİN</author>
      <description>Modernleşme dönemi Türk yazarlarının en fazla tesirinde kaldığı isim hiç şüphesiz ki Victor Hugo’dur. Hugo, Fransız romantizmin bildirisi olarak kabul edilen Cromwell adlı oyununa eklediği ön sözde sanatta özgürlük görüşünü ortaya atmıştır. Romantizm sadece bir sanatsal anlatım biçimi olmakla kalmamış aynı zamanda bir düşünce biçimi halini almıştır. Türk romancıları ilk roman örneklerini romantizm akımı çerçevesinde kaleme almışlardır. Tanzimat dönemi yazarlarının bu tercihinde romantizmin “vatan”, “millet”, “hürriyet” gibi konuları heyecanlı bir şekilde dile getirmeye uygun olması etkili olmuştur. Victor Hugo’ya derin bir sevgi ve saygı besleyen yazarlardan en önemlisi hiç şüphesiz ki Namık Kemal’dir. Namık Kemal’in kaleme aldığı ve Türk edebiyatında romantizmin manifestosu olarak kabul edilen Celâl ön sözünde romantik sanat anlayışıyla alakalı geniş bir değerlendirmesi mevcuttur. Bu eseriyle romantizm akımını Türk toplumuna tanıtan Namık Kemal Hugo’ya olan hayranlığını her fırsatta dile getirmekten geri durmamıştır. Bu dönemde Victor Hugo hayranı yazarlar olduğu gibi Victor Hugo karşıtı yazarlar da görülmüştür. Beşir Fuad bu dönemde Victor Hugo karşıtlığıyla öne çıkmıştır. Türk edebiyatının ilk tenkitli biyografisi olarak kabul edilen Victor Hugo adlı eserinde Hugo’nun sanat anlayışına ciddi eleştiriler getirmiştir. Beşir Fuad, Victor Hugo’nun ilgiyle takip edildiği bir toplumda ortaya koyduğu eleştirilerle Victor Hugo etrafında cereyan eden birçok edebî polemiğin de başlatıcısı olmuştur. Bu çalışmada Victor Hugo’ya hayranlık ve eleştiri eksenli iki farklı bakış açısı değerlendirilecektir. Namık Kemal’in Victor Hugo’ya olan hayranlığının altında yatan nedenler ve Beşir Fuad’ın Victor Hugo’ya yönelik eleştirilerinin kaynağı irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doğu Türkçesinde İki Evliya Tezkiresinin Karşılaştırılması (Ali Şir Nevai ve Muhammed Sıddık Rüşdi)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20670</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20670</guid>
      <author>Bayram TOPLU</author>
      <description>Çalışmada tezkirenin tanımı yapılarak, hangi anlamlara geldiği üzerinde durulmuştur. Daha sonra kısaca tezkirelerin genel olarak Feridüddin Attar’ın eserinden tercüme edildiği ancak bu eserin sadece bir tercüme olmadığı, müellifin tercüme ettiği esere farklı malumatlar katarak yeni bir eser oluşturduğu hakkında söz edilmiştir. Eserlerin tasavvufla alakalı olduğu için de bütün devirlerde okuyucu kitlesi olduğundan söz edildi. Burada kısaca tasavvuf edebiyatının ne olduğu üzerinde de duruldu. Aslında bu türün (tezkire) Doğu Türkçesinden edebiyatımıza geçmesine rağmen orada sınırlı sayıda eser vermesindeki sebeplerin farklı olduğu mevzusu dile getirildi. Yine Feridüddin Attarın tezkiretü’l-Evliyasının bilinen Doğu Türkçesine yapılan tercümeden bahsedildi. İkinci bölümde, Ali Şir Nevai’nin ve Muhammed Sıddık Rüşdi’nin Tezkiretü’l-Evliya eserinde geçen on evliya genel olarak karşılaştırıldı. Bu evliyalar Cafer-i Sadık, Üveys Karani, Utbe İbni’l-Gulam, Ebu Ali Şakik-i Belhi, Ebu Cazim Mekki, Muhammed Vası, Ahmet Hanbel, İbrahim Ethem ve İmam-ı Şafidir. Yapılan bu mukayesede, iki önemli tezkirecinin aynı ve farklı yönleri üzerinde duruldu. Bu değerlendirmeler genel olarak ele alındı. Türk tezkireciliğine ne gibi katkıları olduğu anlatıldı. Tezkireler okunurken nelere dikkat edilmesi gerektiği ve konuyla ilgili görüşlere yer verildi. Sonuç kısmında ise bu türle (Doğu Türkçesinde tezkire) kaynaklarının kısıtlı olduğundan ve bunun birkaç önemli sebebinden bahsedildi. Mevcut kaynakların daha çok karşılaştırma yapılarak çalışılırsa verimli olacağı üzerinde durularak çalışma tamamlandı.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Arapçadan Türkiye Türkçesine Geçmiş Sözcüklerde Görülen Ünsüzlerle İlgili Ses Olayları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21093</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21093</guid>
      <author>İbrahim TOSUN</author>
      <description>İnsanın bir yetisi sonucunda birer iletişim aracı olarak ortaya çıkmış diller gelişim tarihleri boyunca sürekli etkileşim içinde olmuşlardır. Boyutları dilden dile farklılıklar gösteren bu etkilenmeler genellikle kültürel etkileşimin de bir sonucu olarak genellikle sözcük alış verişi düzeyinde meydana gelmiştir. Kültürel etkileşim yoluyla birçok dilde olduğu gibi Türkiye Türkçesine de, çeşitli dönemlerde, farklı dillerden sözcükler yerleşmiş ve bu ödünç sözcükler zamanla dilimizin söz varlığının bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir. Türkçenin ilk yazılı örneklerinden bugüne, çeşitli dönemlerde farklı dillerden Türkçeye dâhil olmuş alıntı sözcükler, o dönemde geçerli olan Türkçe kurallar doğrultusunda değişmelere uğramıştır. Bu değişmeler genellikle ünlüler ya da ünsüzler düzeyinde meydana gelen fonetik değişmelerdir. Alıntı sözcüklerde görülen fonetik değişmeler aslında her dilin kendi ses dizimsel dinamiklerinin ve kurallarının bir sonucu olarak genellikle en az çaba yasasının etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Daha kolay söyleme yönünde gelişen bu fonetik değişmeler hem o dilin asıl sözcüklerinde hem de başka dillerden o dile yerleşmiş alıntı sözcüklerde meydana gelmektedir. Dil kurallarının alıntı sözcükleri de kapsayacak şekilde genelleşmesi dillerin alıntı sözcükleri de kendi söz varlığı içine alabilme çabasından kaynaklanmaktadır. Kültürel gelişme ve değişmeler sonucunda dile giren yeni kavramlara her an yeni karşılıklar türetmenin zorluğu, başka dillerden sözcük almayı gerektirmiş ve sözcük alımı daha çok etkilenilen kültürü taşıyan dillerde olmuştur. Bu nedenle de Türkiye Türkçesi, çoğunlukla İslamî değerlerin taşıyıcısı konumunda olan Arapçadan sözcük ödünçlemiştir. Genellikle X. yüzyılda Arapçadan Türkçeye girmeye başlayan ve XIII. yüzyıldan itibaren de sayısı artarak daha geniş bir kullanım alanı bulan alıntı sözcükler günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu uzun süreçte ana dilin kuralları çerçevesinde alıntı sözcükler değişmişlere ve bir ölçüde Türkçeleşme yolunda fonetik farklılaşmalara uğramışlardır. Oğuzcaya dayalı olarak Anadolu’da, XIII. yüzyıldan itibaren yeni bir edebî dil varlık göstermiştir. Bugün genellikle Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırılan, XV. yüzyılın sonlarından itibaren yerini Osmanlı Türkçesine bırakan bu edebî Türkçe günümüzde Türkiye Türkçesi olarak adlandırılmaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin resmî dili olan Türkiye Türkçesi gelişim süreci boyunca bazı dillere sözcük verirken bazı dillerden de çeşitli oranlarda sözcük almıştır. Bugün dilimizin söz varlığı içinde değerlendirilen ödünç sözcüklerin bir kısmı Arapçadan ödünçlenmiş olanlardır. Bu sözcüklerin çoğunun Türkiye Türkçesinin doğal dil kurallarına ve imlasına uyumlu olarak kullanıldıkları, temel dilin etkisi altında, seslik düzeyde, çeşitli değişmelere uğradıkları görülmektedir. Arapçadan ödünçlenmiş sözcüklerde ünsüzlerle ilgili olarak meydana gelen ses olaylarının büyük bir kısmı Türkiye Türkçesinin kendi iç ve dış dinamiklerine göre açıklanabilmektedir. Türkiye Türkçesinin ünsüz diziminde diğer dillerde olmayan bazı kurallar söz konusudur. Bunlardan en önemlileri ikiz ünsüz kullanılmaması, sözcük sonunda ötümlü-süreksiz ünsüzlerin sözcük sonunda bulunmaması, sözcüklerin bazı ünsüz çiftleriyle bitmemesi ve bazı ünsüzlerle sözcüklerin başlamamasıdır. Türkçeye özgü bu özelliklerin alıntı sözcüklerde de etkili olduklarını ve bazı fonetik değişmeleri tetiklerini görmek mümkündür. Bu çalışmada dilimize Arapçadan girmiş ödünç sözcüklerin, ünsüz düzeyinde ne tür değişimler geçirdikleri ele alınmış, ünsüzlerle ilgili bu değişmelerin hangi eğilimlerden kaynaklandıkları ve genelleşme düzeyleri Türkçe Sözlükten elde edilmiş verilerle ispatlanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ziya Gökalp Ve Yeni Hayat</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21116</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21116</guid>
      <author>Hatem TÜRK</author>
      <description>Kaynağı Avrupa olan, sanatta halka yönelme eğilimi, Osmanlı’da 19. yüzyılda başlamıştır. Ziya Gökalp ise hayatın tümünü içine alan bir bakışla “Yeni Hayat” felsefesini ortaya çıkarmıştır. Öncelikle dilde sadeleşme olarak görülen bu anlayış için Ömer Seyfettin, “Yeni Lisan” makalesini yazmıştır. Bu makalede “Yeni Hayat” felsefesi içinde yer alacak dil anlayışı ortaya konulmuştur. Ziya Gökalp, Selanik’teki arkadaşları, ülke çapında pek çok sanatçı ve aydın bu anlayışla eserler vermeye başlar. Bu felsefe Osmanlı’nın fikir zenginliğine katkı sağlarken yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran kadroları da yetiştirmiş olur. Aynı zamanda yeni devletin temel prensipleri de bu anlayıştan doğar. Bu çalışmada edebiyatta halka yönelme anlayışının Osmanlı’daki kısa özeti üzerinde durulacak. Ziya Gökalp’in Selanik’te basın yayın yoluyla başlattığı “Yeni Hayat” felsefesi söz konusu edilecek ve bu anlamda “Yeni Felsefe” ve “Genç Kalemler” dergileri üzerinde durulacaktır. “Yeni Hayat”ın başka bir uygarlığı taklit etmek gibi bir anlayışı yoktur. Bu anlayış bütün birikimleriyle, tarihi ve kültürüyle halka odaklanmayı amaç edinmiştir. Öncelikle dil birliği sağlayacak aydınlar, sanatın gelişmekte olan iç yapısına çalışmak yerine insan ve sanat, halk ve sanat düzleminde eserler verecektir. Bu sayede sanatçı için de yaşanılan hayat önemli bir malzeme haline gelmiş olacaktır. Böylece zamanın bir gerekliliği olarak halka yönelik sanat ortaya çıkacaktır. Bu durum, sanatçının halktan yararlanmasını gerekli kılacak sanatçıyla halkın iletişimi de böylece kurulmuş olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağdaş Türk Lehçelerinde “Ayın” Sesinin Sebep Olduğu Ses Olayları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20786</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20786</guid>
      <author>Mehmet TÜRKMEN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sürgün ve Kadın: Anıların Tanıklığında Sürülen ve Sürdülemeyen Bir Yaşam</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20804</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20804</guid>
      <author>Sevinç ÜÇGÜL</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Le Drame Familial et Social Dans Le Pere Gorıot de Balzac</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20847</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20847</guid>
      <author>Ali YAĞLI</author>
      <description>Balzac, Goriot Baba adlı romanında 1820’li yıllardaki Parislilerin yaşamını, Fransız toplumu arasındaki sınıf ayrımını, alt tabakayla soylular arasındaki derin uçurumu gösterir. Vauquer pansyonunun detaylı tasviriyle yoksul insanların kaldığı ortam gösterilirken Rastignac’ın gittiği ihtişamlı evlerle de soylu insanların yaşadığı mekanlar tanıtılır. Yazar, Goriot Baba üzerinden toplumdaki aile ilişkilerinin çöküşünü, kızlarından gerekli ilgi ve sevgiyi göremeyen, bu üzüntüsüyle de dramatik bir şekilde can veren bir babanın öyküsünü anlatır. Hukuk eğitimi yapmak için Paris’e gelen Rastignac’ın toplumdaki yükselme hırsıyla Goriot Baba’nın yavaş yavaş sefalete sürüklenişi romanın iki temel unsurunu oluşturur. Yazar öykü boyunca okuyucunun dikkatini insan ilişkilerinin etrafında şekillendiği paranın gücüne çeker. Vauquer pansyonundaki olaylar Goriot Baba ve Rastignac’ın etrafında gelişirken, Goriot Babanın kızları ve Madam Beauseant’ın etrafında da ikinci derece olaylar gelişir. Goriot Baba sadece realist unsurları bünyesinde barındıran bir formasyon romanı değil aynı zamanda Goriot’un dramatik hikayesiyle de felsefi bir romandır. Bu çalışmada karakter ve roman analizine dayanan objektif bir yaklaşımla yazarın Fransız toplumunun sosyal sorunlarına bakışı incelenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SABAHATTİN ALİ’NİN “SES” ADLI HİKÂYESİNDE ESTETİK BİR UNSUR OLARAK RİTİM</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21092</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21092</guid>
      <author>Gaye Belkız YETER ŞAHİN</author>
      <description>Sanatsal ifade gücünün yanı sıra metnin içerisindeki ritmik ölçülülük de edebî metinlerde estetik değer açısından önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. Özellikle de metindeki hareketin ritmi bir estetik duygu uyandırdığı için hem nazımda hem de nesirde geniş kullanım alanına sahiptir. Her ne kadar şiirde ritmik unsurları tespit etmek nesre göre daha kolay olsa da hem şiir hem de nesir türündeki metinlerde ritmik yapılanmanın oluşumu ve incelenmesi metnin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. İnsan muhayyilesinin bir ürünü olan her sanat yapıtının ritmik bir bütünlük ortaya koyduğu düşüncesinden yola çıkılırsa özellikle de edebî metinlerin de ritmik yapılanmaya kayıtsız kalması düşünülemez. Okuma sonundaki hazzı temin eden ve iç nizamı sağlayan ritim her sanat ürününde kendine has yöntemlerle oluşturulur. Kurmacayı hakikatten ayıran bir özellik olarak düşünürsek hiçbir edebi metnin tesadüflere bırakılarak üretilmediği kanısına da vara biliriz. Bu sebeple de ritmik unsurları iyi yöntemlerle oluşturulamayan bir sanat ürününün başarılı olduğunu söylemek de oldukça zordur. Öyleyse bir estetik unsur olarak edebî eserlerde kendine has yöntemlerle oluşturulan ritmin edebi metinlerdeki işlevselliğinden söz etmek mümkündür. Özellikle de edebi eserlerde ses, söz, motif, mekân, eşya, olay gibi ögelerde belli aralıklarla yinelenen tekrarların estetik bir etki uyandırabilmesi için ritmik olması da gerekmektedir. Böylelikle metin sıradanlıktan ve tek düzelikten kurtulmuş olacaktır. Özellikle de her bir unsurun ya da olgunun değişime uğrayarak tekrar edilmesi edebi eserdeki ritmin akışını kuvvetlendirecektir. İllaki edebi eserde ritmin güçlü olması için hep aynı değil vaka ve duygu yoğunluğuna göre artarak ya da azalarak devam etmesi gerekir. Anlatımı derinleştirin ritim aynı zamanda edebi metne estetik değer kazandıran da ‘nasıl anlatıyor’ sorusuna verilen cevapla ilgilidir. Öyleyse ritim, ‘nasıl anlatıyor’ sorusunun bir cevabıdır. Bu soruya cevap ararken ayrıca ritmin okuru da kurmacanın içine çeken ve onun estetik haz almasını sağlayan bir anlatı unsuru görevini üslenmesini sağlıyor. Sanat ürünlerinin hemen hepsinde kurucu bir unsur olarak ritim mevcutken edebî metinlerde ritmin genellikle şiirle sınırlandırılması oldukça yaygın bir bakış açısıdır. Bu nedenle akademik çalışmaların pek çoğunda roman ve hikâye türlerindeki ritmik unsurlar bir bütün olarak incelenmemiştir. Hiç şüphesiz ki bu alanda yapılacak çalışmaların sayısındaki artış özellikle de Yeni Türk Edebiyatı sahasındaki araştırmalara katkı sağlayacaktır. Güzel sanatların kurucu ögelerinden biri olan ritim sanatçıya da yaratım sürecinde oldukça büyük katkı sunar. Estetik yönü güçlü eserler ürettiğini de ifade etmemiz gereken Türk Edebiyatı’nın başarılı yazarlarından Sabahattin Ali’nin hikâyelerinde ritim olgusuna geniş yer verdiği görülmektedir. Bu hikâyelerde ritmik yapılanma genellikle kişilerin ruh hâllerinin değişimleriyle doğrudan paraleldir. Hayatın ritminin mekânla ilişkili olduğu düşüncesinden yola çıkarsak mekânın ritmini kavramayan bir yazarın hayatın ritmini de kavramasının zor olacağı kanısına varmamız oldukça makul karşılanmalıdır. Hatta yazarların ve şairlerin bu kavrayış sürecini ve akislerini metinlerinde başarılı bir şekilde yansıtmaları gerekir. Ritim de bu kurmaca sürece olumlu şekilde katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada büyük oranda eserlerinde mekân olarak kasaba ve köy hayatına yer veren Sabahattin Ali’nin hikâyelerinden biri olan “Ses”teki köy, köylü ve onun sorunlarıyla ilgili temalara sıkça yer verildiğini ifade etmek mümkündür. Nesir türünde ritim unsurlarının tespiti hususunda henüz makul bir yöntem geliştirilemediğini ifade etmemiz gerekir. Bu bağlamda çalışmada estetik bir unsur olarak Sabahattin Ali’nin “Ses” adlı hikâyedeki ritmik ögeleri hikâyenin temel unsuru olan vakanın ritmiyle başlayarak hayatın ritmi ve sözün ritmi başlıkları altında inceleyeceğiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Metindilbilimsel Yaklaşımla Mustafa Kutlu’nun Red Cephesi Adlı Hikâyesi Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21138</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21138</guid>
      <author>Gülsüm TARAKÇI</author>
      <description>Her edebî metin, cümlelerden oluşur ve bu cümleler birbirlerine hem anlamsal hem dilbilgisel hem de mantıksal olarak bağlıdırlar. Metni bir bütün olarak ele alan ve metnin oluşumunu inceleyen metin dilbilim, ne bir tahlil ne bir yorum ne bir eleştiri ne de bir açıklamadır. Metin dilbilimin amacı, metne metinlik olma özelliği veren unsurların neler olduğunu tespit etmektir. Bağdaşıklık ve Tutarlılık da, bu özelliklerin tespit edilip belirlenmesine yardımcı olan disiplinlerdir. Bağdaşıklık, cümlelerdeki anlam bağıntısı ve dilbilgisel ilişkiler üzerinde durur. Tutarlılık ise, cümleler arasındaki mantıksal düzeni ortaya koymaya çalışır. Bu disiplinler, Mustafa Kutlu’nun Red Cephesi adlı hikâyesine uygulanmıştır</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Programı Değerler Eğitimi Bağlamında “Kaside”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20958</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20958</guid>
      <author> Esra USLU, , İlyas YAZAR</author>
      <description>Türk edebiyatının etkisini ve geçerliliğini uzun yüzyıllar sürdürmüş bir parçası olan Divan Edebiyatı, asırlar süren hâkimiyeti devrinde pek çok şair ve yazar yetiştirmiş, önemli ve değerli edebi ürünler vücuda getirmiştir. Sayısı binleri bulacak şair ve eseriyle bu edebi geleneğin sanat yönü ağır basan nazım biçimi kaside de birçok farklı örneğiyle söz konusu mirasın önemli bir temsilcisi durumundadır. Döneminde baş tacı edilen kasidenin, değişen edebi beğeni ve gelenek sonucu yeni örnekleri pek karşımıza çıkmasa da bu edebi tür, kültürel bir miras ve tarih vesikası olarak önemini hala korumaktadır. Hem bağlı bulunduğu edebi geleneği pek çok yönüyle temsil etmesi, hem de dönem zihniyetinin kodlarını bünyesinde bulundurması yönüyle kaside, bu yönüyle ideal olanı yansıtma ve yaratma konularında geçmişten bugüne bir köprü ola gelmiştir. Biz de çalışmamızda bu hususu göz önünde bulunduracak, kasidenin formel eğitim süreçlerinde etkin biçimde kullanımının Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı (TTKB) tarafından belirlenen Türk Dili ve Edebiyatı dersinin genel amaç ve kazanımlarını gerçekleştirmede ve son zamanlarda nispeten önemine vurgu yapılan değerler eğitimi kapsamında öğrencilere değer bilinci kazandırmadaki önemi üzerinde duracağız. Divan şiiri geleneğini temsil eden şair yoğunluğuyla orantılı olarak kaside formunda yazılan şiirlerin fazlalığı, aynı zamanda yüzyıllara yayılan değer algısındaki statik durum, değişim ve dönüşümler açısından da önemli bir gösterge olmaktadır. Bu çalışma bir tür olarak kasideden yapılandırmacı öğretim yaklaşımına dayalı eğitim süreçlerinde etkili biçimde yararlanmayı öngörmekle birlikte Türk Dili ve Edebiyatı öğretim programı genel amaçları, kazanımları ve değerler eğitimi bağlamında farkındalık oluşturmayı hedeflemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Peyami Safa’nın Yalnızız Romanında Yapı ve İzlek</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20874</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20874</guid>
      <author>Nurzhamal ERMEKBAEVA</author>
      <description>Bu çalışmada Peyami Safa’nın Yalnızız romanı yapı ve izlek açısından incelenmiştir. Roman teorisine göre anlatma tekniği, bakış açısı, olay örgüleri, karakterler, mekan ve zaman gibi kriterler izlekler ve kavramlar çerçevesinde açıklanmıştır. Hem karakterin rolüne hazırlanışı hem de diğer romandaki unsurlar romanın üç ana bölümünü oluşturan üç ana olay örgüsü altında ele alınmıştır. Romanın ana izleği olarak yalnızlık varoluşçuluğun ana çekirdeği babında incelenmiştir. Peyami Safa’nın Yalnızız romanı, adı da üzerinde olduğu gibi, Türkiye’de İkinci dünya savaşının getirdiği olumsuz etkileri ele alır. Modernleşmenin Batılılaşma olduğunu anlamakla kendi özünden kopan, gelenek ve göreneklerine uzaklayan, ayrıca özgür olarak varoluşsal evrimini yaşayamayan Türk kadını, yalnızlığının uç noktasını yaşar. Yani batılılaşmak, kendi gelenek ve göreneklerinden kopup Batı’yı taklit etmekle değil, Batının modernliğinin de yer verildiği yerli kültürün ve yaşamın yaşanılmasıydı kastedilen. Dolayısıyla, varoluşçuluk Batı dünyasında kendi doğal akışıyla yaşanırken, Batı’nın taklit edilmesi sorunsalı zorunlu olarak Türkiye’de de yaşanılmasını kaçınılmaz yapar. Bu bağlamda, varoluşçu yaklaşımla insanın yalnızlığını kaleme alan yazar, aynı zamanda insanın aslında yalnız olmadığını ve yalnızlıktan kurtulmanın ip uçlarını vererek insanın kendi özüne, gelenek ve göreneklerine dönmekle mümkün olduğunu da söyler. Yeter ki, insan kendi kültürüne dönmelidir. Çünkü, insan her anlamda kendi içinde oturamadıysa yaşamayı sürdüremez. Bu açıdan romandaki ölüm, bir yeniden doğuşun simgesi olarak ortaya çıkar. Diğer bir ifadeyle, insanın kendi özünü bulması için ölmesi gerekirdir. Bu bağlamda Yalnızız romanı ruh-beden çatışmasını anlatmaktan çok insanın varoluşsal sorununu, hayatın çeşitli olabilirliklerini ve aynı zamanda kültürel değerlerin eleştirmesini ele alan kültürel romandır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Viktoryen Ekonomi Modelleri: Charles Dıckens’ın Küçük Dorrit Romanında Finansal Spekülasyon</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21055</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21055</guid>
      <author>Işıl ŞAHİN GÜLTER</author>
      <description>Küçük Dorrit romanında, Charles Dickens ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki Viktoryen Britanya’yı ticaret, kredi ve finansal spekülasyon gibi yeni ekonomi modelleri bağlamında resmetmeyi amaçlar. Taşınmaz sahipliğine dayalı varlık bilincinin değişen ekonomi modelleriyle akışkan bir hal aldığı bu dönemde, aristokrasi ulus üzerindeki politik ve ekonomik otoritesini kaybeder ve bunun sonucu olarak Viktoryen orta sınıfı yeni egemen sınıf olarak ortaya çıkar. Maddi ve entellektüel güç arasındaki ilişkinin bir sonucu olarak, maddi kaynakların hakimiyetini elinde tutan Viktoryen orta sınıfın, enetellektüel gücü uygulama yetkisine sahip olduğu öne sürülmektedir. Kendi değer yargılarının, var olan değer yargıları olduğunu empoze etmek için Viktoryen orta sınıfı, edebiyatın gücünden etkili bir biçimde faydalanır. Bu çalışmada, Protestan etiği ve Ütiliter ticaret ruhuyla şekillenen Viktoryen orta sınıf ideolojisinin, Charles Dickens’ın Küçük Dorrit adlı romanında nasıl resmedildiği incelenecektir. Dickens’ın anlatımının Protestan etiği ve Ütiliter çalışma disiplininin Viktoryen sosyal hayatının vazgeçilmezleri olduğunu vurguladığına dikkat çekilecektir. Bu anlatımın, toplumu kasıp kavuran finansal spekülasyonu yererek, toplumun içine düştüğü umutsuz durumdan sadece Protestan etiği ve Ütiliter çalışma disiplini ile kurtulabileceklerini empoze edişi üzerinde durulacaktır. Kısacası, bu çalışmada değişen ve gelişen ekonomi modellerinin ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Viktoryen Britanya’daki etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhan Veli’nin Şiirlerinde Anlatım Özellikleri ve Yineleme Sanatı Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20859</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20859</guid>
      <author>Erdoğan SARACOĞLU</author>
      <description>Orhan Veli, Türkçeyi çok iyi kullanan şairlerin başında gelmektedir. Ona göre şair, süslü anlatımdan kaçınmalı, eserlerini halkın rahatlıkla anlayacağı halk diliyle yazmalıdır. Dolayısıyla Orhan Veli’nin şiirlerindeki söz varlığı incelendiği zaman görülecektir ki kullandığı sözcükler arasında daha çok ikilemeler, deyimler, konuşma diline özgü soru kalıpları, kalıp sözler ve özellikle halkın kullandığı diğer çeşitli anlatım kalıpları bulunmaktadır. İşte Orhan Veli’nin şiirlerindeki ekileyici ve doğal söyleyişi sağlayan bu unsurlardır. Ayrıca Orhan Veli , şiirlerinde gerçek yaşamdan etkilenerek gerçekçiliğe önem verip halkın sorunlarını dile getiren ve şiiri halka sevdiren bir şairdir. Özellikle şiirlerinde savaş yıllarında yoksulluk içinde kıvranan bir kişinin ruh hâlini yansıtması, yaşama sevinci ile insan sevgisini, özgürlük temasıyla birleştirerek vermesi, onun bu özelliğinin temel göstergesidir. Ancak şairin son şiirlerinde doğa sevgisi ile duygusal ve toplumsal eğilimler hafif alaycı ve toplumsal yergi unsurları da bulunmaktadır. Bu nedenle Orhan Veli, monoton tarzda şiirler yazmamış; çeşitli aşamalardan geçerek kendini yenilemiş ve Cumhuriyet Dönemi Şiiri’ne damgasını vurarak hem kendi sanat çizgisini aşama aşama ileriye taşımış hem de şiirimize o güne kadar hiç kullanılmamış yeni sözcükler, yeni konular, yeni görüşler ve yeni biçimler kazandırmıştır. Bu çalışmada, edebiyat alanında değerli hocalardan aldığı eğitimle sağlam bir alt yapıya sahip olan Orhan Veli’nin hem belirgin anlatım özellikleri üzerinde durulacak hem de kullandığı edebiyat sanatları içerisinde büyük bir öneme haiz olan “Yineleme Sanatı” tüm ayrıntılarıyla ele alınarak şiirlerinde kullandığı bu edebiyat sanatının her türüne örnekler verilmeye çalışılacaktır. Özellikle konuşma dilinde kullandığımız ikilemeler, Orhan Veli’nin şiirlerinde hem anlamı pekiştiren, hem de akıcılığı sağlayan önemli bir unsur olarak dikkat çekmekte ve anlatım özellikleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İngiltere’deki Türkçe Öğretmenlerinin Öz Yeterlilik Algıları ve Türkçe Öğretimine İlişkin Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21034</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21034</guid>
      <author>Mehmet Yalçın YILMAZ</author>
      <description>1950 sonrası İngiltere’ye göç eden Kıbrıs Türklerin nüfusu ciddi bir sayıya ulaşarak dikkati çekmektedir. 1970’li yıllarda Türkiye’den göçmen olarak giden Türklerin de çocukları için eğitim talepleri olmuştur. Bugün için İngiltere Türk toplumunun talepleri eksiklikleri olmasına rağmen farklı bölgelerde farklı çözümler üretilerek Türkçe dersleri gerçekleşmektedir. Bu çalışmanın amacı, İngiltere’deki Türkçe öğretimi hakkında kısaca bilgi vermek ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İngiltere’ye görevlendirilen ve Londra Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği emrinde farklı okullarda ders veren Türkçe öğretmenlerinin görüşlerinden hareketle İngiltere’deki Türkçe öğretmenlerinin öz yeterlilik algılarını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda İngiltere’deki devlet okullarında Türkçe dersi veren 36 öğretmene anket ve yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmış; elde edilen sonuçlar değerlendirilerek İngiltere’deki Türkçe öğretiminin durumu betimlenmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların çoğunun dört yıldan fazla bir süredir Türkçe öğretmeni olarak İngiltere’de görev yaptıkları, çoğunluğunun lisansüstü düzeyde eğitim seviyesine sahip oldukları ve lisansüstü eğitim seviyesine sahip öğretmenlerin öğretme yeterlilik algılarının lisans mezunlarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, öğretmenler çoğunlukla öğrencilerinin sosyoekonomik düzeyleri ile başarıları arasında olumlu bir ilişki olduğunu düşünmekte ve öğrencilerinin en çok yazma becerisinde zorlandıklarını ifade etmektedirler. Ayrıca araştırmaya katılan öğretmenler, öğrencilerinin Türkçe öğrenmeye istekli olmadıklarını ve yeterli sayıda Türkçe kitap okumadıklarını belirtmektedirler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dünyası Tutum Ölçeği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20584</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20584</guid>
      <author>Cüneyt AKIN, Sinan SARAÇLI , İbrahim KILIÇ , İlteriş YILDIRIM</author>
      <description>Türk Dünyası, bugünün dünyasında bağımsız devletleri, özerk yapıları ve başka devletlerin egemenliği altında yaşayan büyük veya küçük toplulukları kapsayan büyük bir nüfusu ve geniş bir coğrafyayı ifade eden bir kavram olarak dikkatleri çekmektedir. Türk Dünyası, sözü edilen geniş coğrafyanın karmaşık tarihi de dikkate alındığında, zaman ve mekan bağlamında dinamik bir gerçeklik olarak da kendini göstermektedir. Ortak bir zaman ve mekandan, geniş bir coğrafyaya ve çeşitli tarihsel hikayelere doğru genişleyen Türk Dünyası’nın, yine kendi içinden yükselecek siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik bir ilgiye de ihtiyaç duyduğu açıktır. Böyle bir ilginin bilimsel bir bileşeni olarak, sosyal bilimsel bir çabanın önemini de vurgulamaya gerek bile yoktur. Bu çalışma da söz konusu sosyal bilimsel bir ilginin türevidir. Türk Dünyası tutum ölçeğinin geliştirilmesi, konuyla ilgili literatüre önemli katkılar sunacaktır. Ayrıca, bireylerin Türk Dünyası’na yönelik tutumlarının bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutta belirlenmesi, ilgili kişi, kurum ve kuruluşlara yön verecek veriler ortaya koyacaktır. Araştırmada, veri toplama yöntemi olarak iki temel bölümden oluşan anket kullanılmış. Anketin birinci bölümünde katılımcıların bazı bireysel özeliklerine (cinsiyet, yaş, gelir durumu, medeni durum, meslek vb.) yer verilmiş, ikinci bölümde ise bilişsel, duyuşsal ve davranışsal olmak üzere üç boyutta Türk Dünyası tutum ölçeğine yönelik maddeler yer almıştır. Araştırmanın evreni, Afyonkarahisar il merkezindeki kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan bireylerden oluşturmuştur. Bu kapsamda, zaman, maliyet vb. kısıtlardan dolayı örneklem alınma yoluna gidilmiş olup, uygun örnekleme yöntemi ve formül aracılığıyla hesaplanacak minimum örneklem hacmi belirlenerek, anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, betimsel istatistiklerin yanı sıra geçerlik ve güvenirlik analizleriyle incelenerek ölçeğe son hâli verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadın Ȃşıkların “Kadın” Algısı Üzerine Emik Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20916</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20916</guid>
      <author>Işıl ALTUN</author>
      <description>Âşıklık geleneği, Türk kültür dairesinde önemli bir yer tutmaktadır ve Türklerin edebi birikimleri dahilinde yüzyıllar öncesinden günümüze kadar sözlü ve yazılı kültür ortamlarında varlığını sürdüren canlı bir gelenektir. Âşıklar, içinde bulundukları toplumun dünya görüşünü, sanat zevkini, yaşam düzenini ve beraberinde de geleneklerini yansıtan, yaşatan ve gelecek nesillere aktarılmasında köprü görevi gören, toplumun sözcüsü halk sanatçılarıdırlar. Geleneğe kadın âşıklar bağlamında bakıldığında ve tespit edilebildiği ölçüde 17. yüzyıldan günümüze kadar pek çok kadın âşık, âşıklık geleneği içinde sanatlarını icrâ etmişlerdir; ancak geleneğin birçok özelliğini (çıraklık, gezgin olma, âşık meclislerinde bulunma, vd.) yerine getirememiş; kadın âşıklar üzerine yapılan çalışmalar ise, daha çok yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren ilgi çekici bir konu olarak algılanabilmiştir. Haklarında yeterli çalışmaların yapılmadığı kadın âşıklar, büyük ölçüde ihmale uğramışlardır. Âşıklık, bir erkek mesleği olarak düşünülmüş, erkek âşıkların dilinde “kadın” bir tema olarak oldukça geniş bir yer tutmuştur. Bu çalışmada, gelenek içinde adını duyuran kadın âşıkların (Telli Suna, Özlemi, Sarıca Kız, Didari, Şahturna, Selvinaz, Sürmelican gibi ) türkülerinden yola çıkılarak, “konuşucu lirik kahraman”ın konumu hem özne, hem de nesne bağlamında ele alınmaya çalışılmıştır. Konuşucu-lirik kahraman kimliği ile kadın âşıkların “kadın”ı nasıl gördüklerini emik bakış açısı ile değerlendirilmiştir. Böylece gelenek içinde tutunmuş olan kadın âşıkların toplumsal rolleri, bu rollerin neden olduğu problemler ortaya konulacak; bunun, onların sanatını etkileyip etkilemediği yine “konuşucu-lirik kahraman” kimliği ile onlar tarafından açıklık kazanmış olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVII. Yüzyıl Rumeli Çıtak Ağzının Günümüz Türkiye Ağızlarındaki Görünümü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21143</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21143</guid>
      <author>Gürer GÜLSEVİN</author>
      <description>Evliya Çelebi Seyahatnamesi, XVII. yüzyıl Türk dili, kültürü, tarihi araştırmacıları için en değerli kaynaklardandır. Eserde Ortadoğu’dan Orta Avrupa’ya, Kafkasya’dan Mısır’a kadar bölgelerdeki diller hakkında bilgiler ve tespitler yer almaktadır. Bunun yanı sıra Türkçenin muhtelif lehçe ve ağızları hakkında da son derece önemli veriler sunulmuştur. 100 yılıdır Evliya Çelebi’nin bu tür verileri bilim adamları tarafından incelenmektedir. Seyahatname’de Türkiye Türkçesinin hem Anadolu grubu ağızları hakkında (H. Eren, M. Duman, H. Develi, M. Aydın) hem de Rumeli grubunun tarihî dönemleri hakkında verilen bilgiler çeşitli araştırmacılar tarafından değerlendirilmiştir (A. Günşen, G. Gülsevin, A. İğci). Evliya Çelebi’nin eserinde bahsettiği Türk gruplarından biri de Rumeli’de yaşayan ‘Çıtak’lardır. O dönemde Çıtakların yaşadığı yerlerden bazıları da Seyahatname’de kaydedilmiştir: Çayırlı köyü (Deliorman nahiyesinde), Yanbolu, Dırama, Hıdırağa köyü, Alaybeği köyü, Kızanlık/Kızaŋlık kasabası, Dobruca vd. Evliya Çelebi’nin bir Rumeli halkı olarak ‘Çıtak’lardan bahsederken kaydettiği ağız özellikleri de son derece değerlidir. Birkaç örnek: hışır ‘kavun’ (III. 125a.), hışırka “karpuz” (III. 125a.), çogaş ‘güneş’ (III. 125a.), koza ‘kaplıca, ılıca’ (V. 174a.), napayın ‘ ne yapayım’ (III. 125a.), sulubayımız neçik buyuramış eylece edesik ‘voyvadamız ne emrederse öyle yapalım’ (VIII. 207b.). Bugün Anadolu’nun da çeşitli yerlerinde yaşamakta olan ve Rumeli’den göç etmiş oldukları söylenen Çıtakların ağız özellikleri, bildiğim kadarıyla, müstakil bir çalışmaya konu olmuş değildir. Bu bildiride, Evliya Çelebi’nin XVII. yüzyılda Rumeli’de yaşayan Çıtakların dili hakkında kaydettiği veriler değerlendirilecek, günümüz Türkiye ağızlarında o ayırıcı dil özelliklerinin yayılma alanları gösterilmeye çalışılacaktır. Evliya Çelebi’nin Çıtak ağzı özelliği olarak bahsettiği dil unsurlarının tarihî ve yaşayan Türk lehçelerindeki bağlantıları da gösterilecektir. Elden edilen malzemeye dayanılarak günümüz Çıtaklarının ağız özellikleri değerlendirilecektir. Sonuç olarak bu bildiride şu sorulara cevap aranmıştır: 1. XVII. yüzyıl Rumeli Çıtaklarının ağız özellikleri olarak verilenler bugün nerelerde yaşıyor? Anadolu’da herhangi bir bölgenin ağzıyla yüksek oranda ortaklık gösteriyor mu veya herhangi bir ağız bölgesinde düzenli ve anlamlı haritalar oluşturabiliyor mu? 2. Günümüzde Anadolu’da yaşayan Çıtakların ağız özellikleri XVII. yüzyıl Rumeli Çıtaklarının ağız özellikleri ile ne derecede benzerlik gösteriyor? 3. Günümüzde Anadolu’da yaşayan Çıtakların ağız özellikleri ile XVII. yüzyıl Rumeli Çıtaklarının ağız özellikleri arasındaki benzer yönler veya benzememe durumları ne ifade etmektedir?</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fuzûlî’nin Leylâ ve Mecnûn Mesnevîsinde Değişim ve Dönüşüm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20784</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20784</guid>
      <author>Sedanur DİNÇER ARSLAN</author>
      <description>Bireyin başlangıcı ana rahmi ve bitişi toprak olarak sınırlandırılan yaşam süreci bir “yol/yolculuk” serüvenidir. Joseph Campbell’in “kahramanın sonsuz yolculuğu” olarak adlandırdığı bu sembolik yolculukta kahraman figüründe birey bir yolcudur. Yolcu, herhangi bir gerekçeyle başladığı noktadan ayrılır, dairesel bir döngü çizerek ayrıldığı noktaya geri döner. Devingen yapıdaki bu döngüsel süreç gidiş-aşamalar-dönüş dizgesi olarak özetlenebilir. Yaratılış döngüsü içerisindeki birey, sınanma sürecinde (aşamalar) her an yeni bir idrakin tesirinde değişim ve dönüşüme uğrar. Yaşam serüvenindeki değişim/dönüşüm çift yönlüdür. Bireyin dışsal (fizyolojik) değişimi her birey için olağan bir seyir takip ederken içsel yolculuğu farklıdır. “Olgunlaşma, tinsel arınma” olarak da tabir edilebilen değişim/dönüşüm her bireyin kendi tercihindedir. Bu durum “farkındalık” olarak da izah edilebilir. Farkındalık şuurundaki bireyler “yolculuğa çağrı” niteliğindeki ulaştırıcı ve kavuşturucu manevî dürtünün tesiriyle yaşam yolculuğunu içselleştirir. Yolculuğun nihaî hedefe ermesi sıkıntılıdır. Bu süreçteki elemli birey, başladığı noktadaki birey değildir, olgunlaşmış, tasavvufî manada ise fenafillaha ermiştir. Fenafillaha ermede bireyi harekete geçiren en güçlü duygu aşktır. Aşkın kuvvetli değiştirici ve dönüştürücü tesirinde kalan birey kendi benliğini tanıma imkânı yakalar. Maşuğunda kendini görür. Kendini görmek; aslını=Mutlak Varlığı=Tanrı’yı bulmaktır. Âşık birey maceraya atılır, bilinçaltının sezgisel kuvvetiyle türlü mücadeleleri deneyimler ve yaratılıştaki asıl hakikati keşfeder. Fuzûlî’nin Leylâ ve Mecnûn mesnevisi de böyle bir esas üzerine kurgulanmıştır. Aşkın dürtüsüyle bir maceraya atılan kahramanlar, macera boyunca değişerek dönüşür ve macerasını tamamlar. Bu çalışmada da Leylâ ve Mecnûn’daki arayışlar, değişimler, dönüşümler ve bunların neticesi üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çok Sesli Bir Başyapıt: Safahat</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21123</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21123</guid>
      <author>Arzu ŞEYDA GÜVEN</author>
      <description>Bu çalışmada Mehmet Âkif Ersoy’un yedi kitaptan oluşan Safahat adlı eseri, içerik bakımından incelenmiştir. Safahat’ın çok sesli bir eser olma özelliği taşıması, eserin içeriğinin oluşmasında önemli bir etken olarak değerlendirilebilir. Konu başlıklarının dönemin birey ve toplum hayatında yaşanan gerçekliklerden alınmış olması, eserin temel özelliklerindendir. Yaşanan gerçekliklerin bir yansıması olarak Safahat, her dönemde okunması gereken bir metindir. Bir metni okumak, onu her düzeyde ayrıntılı olarak incelemek, yapılandırmak demektir. Bu yapılandırma işlemi de metinden hareketle olmalıdır. Bu çalışmada Safahat, bu bakış açısıyla incelenmeye çalışılmıştır. Eserin geniş hacimli olması, içeriğindeki konu başlıklarının önemiyle doğru orantılıdır. Konu başlıklarının öneminin yanı sıra bu konuların işleniş biçimi de dikkate değer bir noktadır. Eserin söylem biçimi, dilin her düzeyde son derece etkili kullanımıyla gerçekleşmiştir. Bu açılardan Safahat, dil ve edebiyat incelemelerinin de temel eserlerinden biri olma özelliğini taşır. Sadece yazıldığı dönemle sınırlı kalmayan bugüne de kendini taşıyan eser, Türk Dili ve Edebiyatının klasik eserlerindendir. Safahat’ın çok sesli oluşu ve biçemi, onu edebiyatımızda çok daha farklı bir yere taşımıştır. İşlevsellik ve fayda esası, samimiyet, inanç, erdem gibi değerler, Mehmet Âkif Ersoy’un tüm eserlerinde geçerli olan ve hayata bakış açısını yansıtan kavramlardır. Bu kavramlar, Safahat’ta da temel söylem özelliği olarak karşımıza çıkar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yapısalcılık: Kuram ve Yöntembilimsel Sorunlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20903</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20903</guid>
      <author>Gamze SOMUNCUOĞLU ÖZOT</author>
      <description>Yirminci yüzyılın başında doğa bilimleri, hem geleneksel anlayışların beraberinde getirdiği bunalımlardan hem de bilimsel bilgiye yeni yaklaşımlar sunamadığından çıkmaza girdi. 19.y.y’da itibar görmüş olan evrimci düşünce yerini yapısalcılığa bıraktı. Yapısalcılığın kesin bir tanımını yapmak gerçekten de çok zor. Yapısalcılık kimi zaman akımın savunuculuğunu yapan bazı yazarların değişken ve birbirini tutmayan görüşleri, kimi zaman da okurun konuyu derinlemesine bilmemesinden kaynaklanan yanlış anlamalar nedeniyle genel-geçer bir tanıma sahip olamamıştır. Yine de en genel anlamda Scholes’un dediği gibi gerçeği nesnelerde değil de nesneler arası ilişkilerde arama yöntemidir, denilebilir Bugün budunbilim, psikanaliz, felsefe, matematik, fizik, kimya, ruhbilim, edebiyat, sinema ve hatta teoloji gibi geniş bir yelpazede uygulanabilirlik kazanmış olan yapısalcılığın tanımı ve yöntemi konusunda fikirbirliğine varamayan uygulamacılar hiç olmazsa akımın kaynakları konusunda birleşirler. Bu kaynaklar Saussure, Rus Biçimciliği ve Prag Okulu’dur. 1960’lı yıllara gelindiğinde Fransa’da, yapısalcılığın edebiyat alanında hızlı bir gelişim kaydettiği gözlenir. Yapısalcılar anlatıların oluşumlarıyla, tarihçeleriyle, yorumlarıyla ilgilenmezler. Onlar için önemli olan yapıtın yapısal düzeni, etkin öğelerin hangi anlatımsal dizim kurallarına uyduğu, nasıl bir bileşim çizelgesi gösterdiğidir. Ortaya çıktığı dönemde geniş yankılar uyandıran akım, aynı zamanda yoğun eleştirilere de maruz kalmıştır. Kimi eleştirmenler akımı, yapısalcılığın ortaya çıktığı dönemdeki siyasî ve ideolojik ortamları temel alarak, tam olarak görünmeyen arka planı açısından değerlendirmiştir. Kimileri de tarihe bakış açısı, dilbilimsel yöntemleri kullanış tarzı, eserlere yaklaşımı, insana verdiği değer konularında eleştirmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TURAN, Lokman. Anlatı denizinden lirizm adalarına yolculuk - MESNEVİYİ GAZELLE OKUMAK (Hüsrev ü Şirin, Yusuf u Züleyha, Leyla vü Mecnun mesnevileri bağlamında). İstanbul: Kesit Yayınları. Mayıs 2017. ISBN: 978-605-9408-33-2.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21072</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21072</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


