






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue 31</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=356</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Örgütsel Vatandaşlık Davranışları ve Karar Verme Tarzlarının Dönüştürücü Liderlik Davranışları Üzerindeki Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20895</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20895</guid>
      <author>Fetullah BATTAL, İbrahim DURMUŞ , Ertuğrul ÇINAR</author>
      <description>Örgütsel Vatandaşlık, Karar Verme Tarzları ve Dönüştürücü Liderlik kavramları yönetim biliminde post modern dönemlerden sonra önemi gittikçe artan paradigmalarındandır. Teknolojinin ve Bilgi çağının baş döndürücü bir şekilde ilerlemesi, Şirket ve Kurum yöneticilerinin Hiper-Rekabet ortamında ne tür bir pozisyon belirlemeleri gerektiğini çok önceden planlayıp bu yönde refleks geliştirmelerini zorunlu kılmaktadır. Çalışmamız da; Örgütsel Vatandaşlık kavramını: ’’Diğerkâmlık, (yardımseverlik), Vicdanlılık, Nezaket, Centilmenlik (Sportmenlik) , Sivil Erdem, boyutlarıyla ele alırken, Karar Verme Tarzlarını: Ani (spontane) karar verme, Rasyonel (Akılcı) karar verme, Sezgisel Karar Verme, Bağımlı Karar Verme, Çekingen Karar Verme olarak ele aldık. Son olarak araştırma modelimizde bağımlı değişken olarak incelediğimiz Dönüştürücü liderlik kavramının boyutlarını da: Zihinsel Teşvik, Karizma – Davranışı, Telkin Edici Liderlik, Bireysel Düzeyde İlgi ve Karizma – Atfetme boyutları’’ ile ele almaya çalıştık. Araştırmamızın evrenini; konu hakkında bilgi ya da malumatlarının olduğunu tahmin ettiğimiz (Gümüşhane ve Bayburt) illerinde bulunan İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri ile Meslek Yüksekokullarının İşletme Bölümü öğrencileri oluşturmaktadır. Söz konusu araştırmamız Gümüşhane Üniversitesinde (110) , Bayburt Üniversitesinde (101), toplamda (221) öğrenci üzerinde uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemi bu şekilde oluşturulmuştur. Anketlerin geri dönüş oranı %74’dür. Daha önceden Örgütsel Vatandaşlık, Karar Verme Tarzları ve Dönüştürücü Liderlik üzerine kavramsal ve latent (boyutsal) olarak birçok çalışma yapılmıştır ancak bu çalışmada Yapısal Eşitlik Modellemesini (YEM ) kullanarak ilk defa Örgütsel Vatandaşlık Davranışları ve Karar Verme Tarzlarının Dönüştürücü Liderlik üzerindeki etkisi incelenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ulusal Kimliğin Batı Balkanlarda AB Üyelik Koşullarının Geçerliliği Üzerindeki Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20830</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20830</guid>
      <author>İlhan BİLİCİ, Sinem ÇELİK</author>
      <description>Avrupa Birliği (AB) 2004 yılından bu yana Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunu resmi olarak birliğe kabul etti ve Batı Balkanlarda geriye kalan üye olmayan ülkeler AB’nin yeni hedefi haline geldi. Ancak, Birlik AB politik üyelik koşulları yoluyla kurallarını Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine kıyasla Batı Balkanlardaki diğer üye olmayan ülkelere aktarırken birtakım zorluklarla karşılaşmıştır. Burada akla iki soru gelmektedir: Birinci soru, “Hangi şartlar altında bu koşullar etkili olabilir?” iken; ikinci soru, “AB üyelik koşulları neden Batı Balkanlarda bulunan ülkelerin iç politikasında kısmen sınırlı bir rol oynar?” şeklindedir. Bu meseleyi açığa kavuşturmak için Schimmelfennig ve Sedelmeier (2004) tarafından “dış teşvik modeli” benimsenmiştir. Bu çalışma “dış teşvik modelinin” bu soruları tam anlamıyla cevaplandıramadığını ve ulusal kimliğin Batı Balkan devletleri olan Hırvatistan ve Sırbistan’da AB üyelik koşullarının etkililiğini belirleme noktasında önemli bir role sahip olduğunu ileri sürmektedir. Çalışmanın Hırvatistan ve Sırbistan’ı durum çalışmaları olarak ele almasının sebepleri; bu iki ülkenin eski Yugoslav Sosyalist Federal Cumhuriyeti olmaları ve 1990’lı yıllarda ortak bir savaş tarihi paylaşmalarıdır. Belirtilen bu ortak özelliklere ilaveten bu iki ülkenin Birliğe olan üyelik sürecine ilişkin tutumları birbirinden farklılık arz etmiştir (Massari, 2010). Hırvatistan AB üyeliğini hâlihazırda 2013 yılında elde etmiş olmasına rağmen, Sırbistan’ın bu üyeliği gerçekleştirme noktasında kat etmesi gereken daha çok yol vardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>14 Temmuz 1958 Irak Darbesinin Türk İç Politikasına Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20729</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20729</guid>
      <author>Onur ÇELEBİ</author>
      <description>1958 yazında Demokrat Parti iktidarı, “darbe” kelimesini aktüel bir mesele haline getirmiş ve onu, kendisiyle muhalefet partileri arasındaki polemiklerin başlıca nedeni olarak görmüştür. Muhalefetin ileri gelen sesleri, bu konuda, iktidarı bir tür evhama ve kuruntuya kapılmış göstermeye çalışırken; iktidar kanadı ise alarm zillerinin gittikçe artan bir şiddetle çalmaya devam ettiğini söylemiştir. İktidar partisi lideriyle ana muhalefet partisi lideri arasında süren tartışma, basın vasıtasıyla kamuoyuna intikal etmiş ve Türk milleti bu süreci büyük bir ilgi ile takip etmiştir. Başlangıçta oldukça sert bir karakter gösteren karşılıklı eleştiriler bir süre sonra yumuşamıştır. Buna karşın iki lider arasındaki tartışmanın ana temalarını oluşturan konular üzerinde en ufak bir fikir birliğine varılamamıştır. Demokrasilerin en vazgeçilmez unsurlarından biri şüphesiz siyasi partilerdir. Ülkenin yönetimi, seçimler yoluyla halkın iradesiyle şekillenir. Ancak dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de bazı dönemlerde demokrasi harici müdahale dönemleri yaşanmıştır. Bazı dönemlerde ise bu tür müdahale söylemleri ayyuka çıkmıştır. 1958 yılında da böyle bir tartışma vuku bulmuştur. Söz konusu mesele, Cumhuriyet Halk Partisi’nin resmi yayın organı olan Ulus gazetesi ve Demokrat Parti’nin resmi yayın organı Zafer gazetesine farklı biçimlerde yansımıştır. Başta Ulus ve Zafer gazeteleri olmak üzere Türk basınında yayımlanan haberler referans alınarak 1958 Türkiye’sindeki darbe söylentileri kapsamlı olarak bu makalede irdelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hürriyet Gazetesi’ne Göre Osmanlı Ekonomisinin Sorunları ve Çözüm Önerileri (1868-1870)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20858</guid>
      <author>Kenan DEMİR</author>
      <description>Osmanlı devletinde yayımlanan ilk gazete 1831 senesinde devlet tarafından yayımlanan Takvimi-i Vekayi gazetesidir. Bu gazetenin çıkarılış amacı devletin yapmış olduğu modernleşme hareketlerini halka duyurmak ve halkı bu konuda yönlendirmektir. Bu gazete kamuoyunu yönlendirmede başarılı olamamış ve gazeteye halk rağbet etmemiştir. Osmanlı devletinde gazeteler 1860 senesinden sonra kamuoyu oluşturmaya başlamıştır. Gazeteler, devletin iktisadi ve siyasi politikalarını sorgulamış ve devlet bürokratlarını setçe eleştirmiştir. Gazetelerin fazlalaşması sonucu ülkede gazeteciliği meslek olarak icra eden gazeteci mesleği ile anılan aydınlar oluşmuştur. Aydınlar, gazeteleri devleti denetleyen bir güç olarak kullanmış ve devlet politikaları hakkında halkın bilgi sahibi olması için çaba göstermiştir. Osmanlı bürokratları, basının kamuoyunu yönlendirmedeki başarısından ürkmüşler ve basını sınırlandırmak amacıyla kararnameler çıkartmıştır. Bu doğrultuda bürokratlar, 1867 senesinde Muhbir ve Tasvir-i Efkar’ı kapatmış ve gazetenin yazarları olan Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi’yi Anadolu’ya sürgüne yollamıştır. Anadolu’ya sürgün edilen gazeteciler mücadelelerini sürdürmek amacıyla Avrupa’ya kaçmışlardır. Paris’te bir araya gelerek Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ni teşkil etmiş ve Osmanlı kamuoyunu aydınlatma mücadelesine devam etmişlerdir. Yeni Osmanlılar Cemiyeti, Londra’da 1867’de Muhbir’i ve 1868’de Hürriyet’i çıkartmıştır. Hürriyet, muhalif bir yayım politikası izlemiş, gazete, haber vermekten ziyade dönemin iktisadi, mali ve siyasi sorunlar hakkında düşünce ve fikir yazıları yayımlamıştır. Bu çalışmanın konusu olan ekonomi sektöründe de Hürriyet’te iktisadi yazılar görülmüştür. Yayımlanan makalelerde devletin iktisadi ve mali politikaları tenkit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu Kurumlarında Etik Kültürün Oluşturulmasında Türk Ulusal Etik Mevzuatın Rehberliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20864</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20864</guid>
      <author>İkbal ERBAŞ</author>
      <description>Bir organizasyonda yer alan katılımcıların etik kurallara bağlılığı ve etik kurallar hakkındaki bilinç düzeyi organizasyonun kuruluş amacına yönelik faaliyetlerini başarılı bir şekilde gerçekleştirebilmesi için oldukça önemlidir. Ancak günümüzde etik kavramı genellikle ahlak kavramıyla karıştırılmaktadır. Çoğu zaman da bu iki kavram birbirleri yerine kullanılmaktadır. Tanımdaki bu karmaşıklık uygulamada da etik kuralların organizasyonlar tarafından tanımlanmasını güçleştirmektedir. Kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanma amacıyla faaliyet gösteren kamu kurumlarında da etik kuralların varlığı ve söz konusu kuralların kamu çalışanları tarafından benimsenmesi yolsuzluk ve rüşvet gibi etik dışı davranışların engellenmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Kamu kurumlarında meydana gelen etik dışı davranışlar kurumlara olan güveni önemli ölçüde sarsmaktadır. Etik kuralların çalışanlar tarafından benimsenmesi ise ancak güçlü bir etik mevzuata sahip olmakla mümkündür. Bu çalışma Türkiye`deki etik ulusal mevzuatta yer alan etik kuralların çalışanlara sağladığı rehberlik derecesini ölçmeyi hedef almakta ve mevzuatın geliştirilmesi gereken yönlerini sorgulamaktadır. Bu amaçla çalışma kapsamında kamu çalışanları için temel etik kuralları tanımlayan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında yönetmelik analiz edilmiştir. Yönetmeliğin kamu kaynaklarına zarar verilecek davranışlardan kaçınılması konusundaki rehberlik yönünün güçlü olmasına rağmen, ortaya konulan kural tabanlı hükümlerin yönetmeliğin çalışanlar tarafından içselleştirilmesini güçleştirdiği ve yönetmeliğin eksik yönlerinin toplumu daha fazla kucaklar bir şekilde geliştirilmesi gerektiği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Darbe Neden Olur’u Yeniden Düşünmek: 15 Temmuz Darbe Girişim Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20945</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20945</guid>
      <author>Veysel EREN, Ömer Fuad KAHRAMAN</author>
      <description>Politik olay ve olguları temelinden kötü veya iyi olarak yargılamak, bu olayları bağlı oldukları toplumsal, siyasal ve ekonomik değişkenlerden bağımsız olarak değerlendirmek sonucuna götürüyorsa eğer, oldukça vasat ve kısır bir çaba olarak kalacaktır. Buna karşın olayı, içerisinde gerçekleştiği dönemi, bu dönemin sosyal ve siyasal şartları altında, ekonomik durumu da gözeterek değerlendirmek, olay hakkında daha yerinde ve kıymetli, anlamlı sonuçlar üreten adımlar olarak sayılabilecektir. Darbeler ve darbe girişimleri de bu tür olayların en önemlileri arasında sayılacak önceliğe elbette sahiptirler. Bu çalışma, bu alandaki yazın eksikliğini gidermek üzere darbelerin hangi sosyal, ekonomik ve siyasal şartlar altında olgunluk gösterir hareketler olduğunu, bu alanda neredeyse genel bir şemaya ulaşmak üzere çalışmalar yapmış olan Zimmermann’ın eserlerinden hareketle irdelemek amacı gözetmektedir. Ülkemizde yaşanan olayların akabinde 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin daha doğru ve net bir şekilde anlaşılmasının yanında bir daha bu tür demokrasi ve özgürlük karşıtı faaliyetlerin yaşanmaması adına engelleyici bir rehber olması niyetiyle, çalışmamızın uygulama kısmında 15 Temmuz Darbe Girişimi incelenecektir. Ayrıca çalışmamız, pek çok farklı kıtadan ve ülkeden darbe örneklerinin analize tabii tutulduğu Zimmermann’ın eserinin bilinirliğine ek olarak, 15 Temmuz Darbe Girişiminin de uluslararası boyuta taşınmasına yardımcı olacak ve diğer darbelerle karşılaştırmalı bir nitelik arz etmesine vesile olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Turizmin Etkilerine Yerel Halkın Bakışı: Bişkek Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21067</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21067</guid>
      <author>Tolga GÖK, Cemal İNCE</author>
      <description>Turizmin destinasyonlara yönelik talep üzerindeki etkisi her geçen gün artmaktadır. Turizm talebindeki artışa bağlı olarak, ülkelerin turizm pastasından pay alma istekleri de gelişmektedir. Artan rekabetin sonucu olarak, turizm kaynaklarının ülkeler tarafından daha etkin ve verimli kullanımı giderek önemli hale gelmektedir. Bu gelişmeler ile birlikte, turizmin sosyo-kültürel, ekonomik ve çevresel etkilerinin destinasyonlara olumlu ve olumsuz yansımaları görülmektedir. Yerel halk ise turizmdeki bu gelişmelerden etkilenen kesimlerin başında gelmektedir. Bu araştırma, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te yaşayan halkın turizmin etkilerine ilişkin algılarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, yerel halkın turizmin sosyo-kültürel, ekonomik ve çevresel etkilerine ilişkin algıları ve bu etkilerin toplam turizm etkisi ile olan ilişkisinin belirlenmesi için alan araştırması yapılmıştır. Alanyazına dayalı geliştirilen anket, Bişkek’te 2017 yılı Nisan ayında kolayda örnekleme yöntemi ile yüz yüze uygulanmıştır. Anket uygulaması sonucunda 394 ankete ulaşılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, yerel halkın turizmin etkilerine ilişkin algılarının cinsiyet, yaş, gelir, medeni durum, ikamet edilen yer, yapılan işin turizmle ilgili olması ve işi gereği turistlerle iletişim durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, turizmin sosyo-kültürel, ekonomik ve çevresel etkileri ile toplam turizm etkisi arasında anlamlı ve pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, Bişkek’te yaşayan halkın turizmin etkilerini genel olarak olumlu algıladıkları düşünülmektedir. Çalışma, turizm işletmeleri, kamu otoriteleri ve akademisyenlere yönelik öneriler ile son bulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Eğitim, İşsizlik ve Enflasyona Dayalı Gelir Dağılımı Adaletsizliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21033</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21033</guid>
      <author>Salih KALAYCI, Ayhan ÖZTÜRK</author>
      <description>1980’li yıllardan sonra serbest piyasa ekonomisinin de etkisiyle, gelir dağılımında meydana gelen adaletsizliğin giderek artış gösterdiği bilinmektedir. Ülkeler açısından oldukça fazla önem arz eden gelirin adaletsiz dağılımı, fonksiyonel, kişisel, sektörel ve bölgesel olarak incelenebildiği gibi eğitime ve cinsiyete göre de incelenebilmektedir. Gelir dağılımı adaletsizliğinin ortaya çıkmasında eğitimin payı oldukça önemlidir. Eğitim seviyesinin yükseldikçe, bireylerin gelirlerinin artması, yoksulluk ve işsizliğin azalması, eğitim ve gelir arasındaki pozitif ilişkiyi gösterirken, eğitim hayatlarında başarısız olan kişiler tarafından elde edilen gelirlerin az, yoksulluk ve işsizlik oranlarının daha fazla olduğu görülmektedir. Cinsiyetler arasında ayrım gözetmeksizin bütün bölgelerde eşit fırsatlarla yapılan eğitimin, gelir dağılımını olumlu yönde etkileyeceği bilinmektedir. Özellikle, kadına eğitim hayatında yapılan ayrımcılığı ortadan kaldırarak, iş hayatına dâhil edilmesinin, üretken konuma getirilmesinin sağlanması sonucu gelir dağılımında meydana gelen eşitsizlik oldukça azalmaktadır. Bu çalışmada 1980 – 2013 yılları arasında senelik olarak almış olduğumuz verilere dair uyguladığımız çoklu regresyon analizi için değişkenlerimizden GİNİ_THEİL bağımlı değişken, enflasyon, eğitim harcamaları, doğrudan yabancı yatırımcı, dış borçlanma, GSMH ve işsizlik ise bağımsız değişken olarak belirlenmiştir. p-değeri sonucu enflasyon için 0.0138, eğitim harcamaları için 0.0538, doğrudan yabancı yatırımcı için 0.0148, dış borç için 0.0156, GSMH için 0.7246 ve işsizlik için ise 0.0248 olarak elde edilmiştir. GSMH hariç tüm değişkenlerimize dair p-değeri sonuçları 0.05’in altında çıkmıştır. Ayrıca Johansen eş-bütünleşme testi ile VAR analizi yapılmıştır. Eş-bütünleşme testi sonucuna göre gelir dağılımı adaletsizliği, enflasyon, işsizlik ve eğitim harcamaları arasında uzun vadeli ilişki vardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Descartes ve Bacon Bağlamında Modern Bilincin Epistemolojik Çıkmazı Olarak Rasyonalizm ve Ampirizm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20852</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20852</guid>
      <author>Halil İbrahim KARATOPRAK</author>
      <description>Klasik felsefede hakikat, insan bilgisinden bağımsız ve insan zihnini aşan nitelikte olmasından dolayı organik bir evren yaratmıştır. Rönesans ile birlikte ortaya çıkan hümanist kabuller, hakikatin aşkınlığı ve evrenin bütünlüğü iddialarının sorgulanmasına, hakikat için yeni bir referans noktası aranmasına neden olmuştur. Modern felsefe ile birlikte özne yeni kozmosun referansı kabul edilirken hakikate dair izlenecek yol da artık kaçınılmaz olarak öznenin zihinsel yetilerine bırakılmıştır. Akla duyulan bu güven, hakikate ulaşılabileceğine dair septik sorgulamaları da beraberinde getirmiştir. Modern felsefe Rönesans sonrası ortaya çıkan bu epistemolojik krize cevap vermek gayesiyle iki farklı yöntem geliştirmiştir. Bunlar rasyonalizm ve ampirizmdir. Rasyonalizmin kurucusu Rene Descartes duyularla elde edilen a posteriori bilgiyi yanıltıcı olarak nitelendirerek eleştirmiştir. Öte yandan Francis Bacon soyut aklın a priori bilgisini idol öğretisinde yer bulan tiyatro idollerine benzetmiştir. Bu nedenle Bacon, Descartes’ın matematik ilkeleri ile kurmuş olduğu rasyonalizm öğretisini metafizik ve spekülatif olarak nitelendirir. Bacon için bilgi bir güç olarak a posteriori niteliktedir. Artık bilgi ampirizm sayesinde teorik niteliğinden sıyrılarak pratik olana yönelmelidir. İki farklı yöntem ile hakikati bulma girişimi olarak gelişen modern epistemoloji, hakikate dair bilginin imkânlarının sorgulanacağı Aydınlanma felsefesinin temellerini atmıştır. Descartes ve Bacon arasında başlayan bu çatışma, Immanuel Kant’a kadar devam ederek modern bilincin epistemolojik yabancılaşma sürecinin de başlangıcı olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Asimetrik Savaş ve İnsancıl Hukuk</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20845</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20845</guid>
      <author>Demet Şefika MANGIR, Ender ALMAÇ</author>
      <description>Uluslararası İlişkiler disiplininin temelleri disiplinde ilk büyük tartışma olarak adlandırılan Realizm – İdealizm tartışması ile atılmıştır. İki dünya savaşı arası dönem ve sonrasında gerçekleşen bu tartışmanın ele aldığı ve çözümlemeyi hedeflediği sorunun savaşın önlenmesi olduğu düşünüldüğünde, savaş konusunun disiplin açısından önemli bir çalışma alanı olduğu anlaşılmaktadır. Savaş sorunsalına 20’nci yy. insanının yaklaşımı, yaşanan yıkımın ve savaş sonrası ortaya çıkan felaketlerin ortadan kaldırılabileceği veya en azından azaltılabileceği fikrinin güçlenmesine neden olmuştur. Bu kapsamda oluşturulan uluslararası kurumlar vasıtasıyla geçmiş tecrübeler ve örfi kanunların temelini oluşturduğu ve değişen dinamiklere göre hazırlanmış olan uluslararası anlaşmalar ile Savaş Hukukuna (insancıl hukuk) yönelik birçok çalışma yapılmıştır. İnsancıl hukuku savaşın çıkması için gerekli kurallar ve savaş esnasında uygulanan kurallar olarak iki temel esas üzerinden oluşturulmuş olsa da temelde barışın sağlanması amacıyla ortaya konulmuş kurallardan oluşturulmuştur. İnsancıl Hukuk kurallarının denetlenmesi maksadıyla oluşturulmuş kurumlar sayesinde modern dünyada devletler arasındaki problemlerin savaş yoluyla çözülme eğilimi devletler tarafından son çare olarak görülmektedir. Ancak tarihin her döneminde başkalaşım geçiren savaş olgusunun modern dünyada devletler arasında olmaktan çok farklı gruplar ile yapıldığı düşünüldüğünde, oluşturulan insancıl hukuk kurallarının mevcut duruma yönelik yeterliliği sorgulanmaktadır. Bu çalışmada bahse konu insancıl hukuk kurallarının, asimetrik savaşlarda ne ölçüde geçerli ve uygulanabilir olduğu değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESELLEŞMENİN EKONOMİK BOYUTU VE YOKSULLUK: AFRİKA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21087</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21087</guid>
      <author>Aslıhan NAKİBOĞLUASLIHAN NAKİBOĞLU, MERVE LEVENT</author>
      <description>Ülkelerarası serbest piyasa dolaşımının artması olarak karşımıza çıkan küreselleşmenin ekonomik boyutu günümüzde de bu anlamını korumaktadır. Özellikle 1970 ten önce uluslararası ekonomik ve ticari faaliyetler çoğunlukla mal ve hizmetlerin uluslararasında değişiminde söz konusu iken, 1970 sonrasında sermayenin küresel bir arenada dolaşımının önemi giderek artmıştır. Bretton Woods sisteminden sonra limitsiz özgürlük kavramının ortaya çıkması, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik durumlarında ciddi problemlere neden olmaktadır. Borsa veya tahvil yoluyla zengin ülkelerin yüksek kar etmesini amaçlayan bu sistemde sermayeye ihtiyaç duyan az gelişmiş ülkelere para aktarımının yüksek faizle yapılması her iki taraf arasında gelir eşitsizliğine ve akabinde yoksulluğa neden olmaktadır. BM raporlarına göre yukarıda bahsedilen küreselleşme olgusunun sonuçlarından biri olan gelir eşitsizliği son yıllarda belli bölgelerde daha sık görülmektedir. Bu eşitsizlik sadece az gelişmiş ülkelerde değil; Amerika, İngiltere gibi ülkelerde de maalesef ortaya çıkmıştır. Bugün ABD’de yaşayan her 8 kişiden 1’i yoksulluk sınırındadır. Yenidünya düzenini amaçlayan ülkelerde bile bu yoksulluğun olması; yıllık yayımlanan raporlarda Afrika ülkelerindeki yoksulluk, açlık, sağlık sorunları, terör gibi olayların arttığını göstermektedir. Bu raporların sonuçları yetişkinlerdeki oranın ne denli ciddi olduğunu gösterse de göz ardı edilen çocukların da yoksulluk ve küreselleşmeden aldığı pay yadsınamaz şekildedir. Yoksulluğun sonuçları yetişkinlerden çok çocukları daha fazla etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde her 5 yoksul kişiden birinin çocuk olması, hem bedensel hem de zihinsel olarak çocukların gelişiminde olumsuz yönde etkilemesinin açıkça göstergesidir. Bu da gelecek nesillerin sağlıklı bireylerden oluşmasını maalesef engellemektedir. Çalışmada yoksulluğun küresel ekonomik bütünleşme sürecindeki yeri açıklanmakta, para dolaşımındaki ekonomik farklılaşma ülke ve yıl bazında incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>15 Temmuz 2016 sonrası Türk Silahlı Kuvvetlerinden İhraçların Chris Argyris’in Olgunlaşma Teorisi Perspektifinden Analizi (15 Temmuz 2016- 15 Temmuz 2017)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20636</guid>
      <author>Cemal ÖZTÜRK, Ferit İZCİ</author>
      <description>15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye’de siyasi ve bürokratik yapının şekillenmesinde hangi faktörlerin daha etkin olduğunu göstermek açısından stratejik bir öneme haizdir. Özellikle silahlı kuvvetler bünyesine girmiş ve çok iyi bir şekilde kendini kamufle etmeyi başarmış örgüt/örgütler, gerek darbe girişimi ve gerekse darbe sonrası Olağanüstü Hal-OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler-KHK’lar ile olayın vahametini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Söz konusu durumun meydana gelmesinin pek çok nedeni olabilir. Ancak, yönetim bilimi açısından konuyu Chris Argyris’in “Olgunlaşma Teorisi” bağlamında irdelemek gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı da, Temmuz 2016 sonrası özellikle, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki ihraç kararnamelerini esas alarak, ilgili kuruluşların yönetim ilke ve uygulamalarını olgunlaşma teorisi çerçevesinde analiz etmektir. Bu yüzden, önce Argyris’in olgunlaşma teorisinin temel ilke ve tespitleri ele alınmıştır. Daha sonra 2016’da çıkartılan Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri ve diğer resmi kaynaklar temelinde, bu dönemdeki Türk Silahlı Kuvvetlerinden yapılan ihraçlar ve açığa almalara dair veriler, karşılaştırmalar ve hesaplamalar ile durum tespiti yapılmıştır. Konuyla ilgili hem literatür taraması yapılmış, hem de resmi kaynaklardan veriler derlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetler personelinden bu süreçte görevden alınanlara dair tablolar oluşturulmuş ve bu değişim daha görünür kılınmıştır. Mevcut verilerin olgunlaşma teorisi çerçevesinde analiziyle bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Son olarak da bir takım tespitler yapılmış ve konuyla ilgili bazı öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ticari Gemilerde Gmdss Tehlike Alarmlarının Etkinliği Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21020</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21020</guid>
      <author>İdris TURNA, Orkun Burak ÖZTÜRK , Ersan BAŞAR</author>
      <description>Deniz ortamının potansiyel tehlikeleri ve zaman unsurunun ticaretteki önemli rolü denizde haberleşmeyi deniz taşımacılığının en önemli unsurlarından biri haline getirmiştir. Gemilerde haberleşme cihazlarının ilki olarak karşımıza çıkan telsiz telgrafların yirminci yüzyılın başlarından itibaren kullanıldığı görülmektedir. 15 Nisan 1912 tarihinde yaşanan Titanik kazasının trajik sonuçları, ilk kez yetkili otoritelerin dikkatini gemilerin sınırlı haberleşme imkânlarına ve bu durumun sonuçlarına çekmelerine neden olmuştur. Bu olay üzerine 5 Temmuz 1912 tarihinde Londra Konferansı gerçekleştirilmiştir. Londra konferansında telsiz vardiya saatleri düzenlenmiştir ve 500 kHz öncelikli gemi haberleşme frekansı olarak belirlenmiştir(London, 1912). Uluslararası Denizcilik Örgütünün(IMO) 1979 yılında gerçekleştirmiş olduğu bir toplantıda denizde can emniyetini arttırmak için arama ve kurtarma(SAR) altyapısına sahip bir Küresel Deniz Tehlike ve Emniyet Sistemi (GMDSS) kurulmasına karar verilmiştir. GMDSS sistemi gereksinimleri Denizde Can Güvenliği Sözleşmesi (SOLAS) bölüm IV’e eklenerek SOLAS’a tabi gemiler için zorunlu hale getirilmiştir. Gemilerin sefer yaptıkları deniz alanlarına göre farklı haberleşme cihazları ile donatılmasını öngören GMDSS sisteminin ardından tehlikeli okyanuslarda gemi seyri daha güvenli hale gelmiştir, fakat üreticilerinin tasarım hataları ve operatör kaynaklı hatalar nedeni ile sistem halen çözülemeyen birçok sorun yaşandığı bildirilmektedir (Tzannatos, 2004). Gemi elektronik haberleşme sistemlerindeki yanlış alarmların miktarının belirlenmesinden sonra sonuçlar çerçevesinde mevcut sistemin daha iyi çalışmasını sağlayacak önerilerin ortaya konulması bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. GMDSS sisteminin en önemli sorunlarından biri olan yanlış alarmların dünya genelinde Arama Kurtarma birimlerini gereksiz meşgul ettiği ve büyük maddi zararlara neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada ülkelerin arama kurtarma faaliyetlerinden sorumlu birimlerinden tehlike alarmı verileri talep edilmiştir. Arama kurtarma birimlerinin paylaştıkları veriler kullanılan Inmarsat, Cospas-Sarsat ve DSC haberleşme yöntemlerine göre sınıflandırılarak veri tabloları oluşturulmuştur. Dünya genelinde alınan yanlış alarm sayısında yıllara oranla azalma eğilimi gözlemlenmiştir. Farklı GMDSS haberleşme yöntemleri kullanılarak gönderilen alarmların yüzde 86 ile 100 Aralığında yanlış alarm olduğu göze çarpmıştır. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde SOLAS’a tabi gemilerde halen kullanılmakta olan GMDSS haberleşme sisteminin güncellenme ihtiyacı olduğu anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Personel Güçlendirmenin İşgörenlerin İşten Ayrılma Eğilimi Üzerine Etkisi: Konya Sanayi Bölgesi Üzerine Bir Uygulama</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20868</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20868</guid>
      <author>Mehmet ULUTAŞ</author>
      <description>Personel güçlendirme, bireylerin ya da grupların bilinçli seçimler yapabilme ve yaptıkları seçimleri kararlara ya da sonuçlara dönüştürme sürecidir. İşten ayrılma eğilimi ise, işgörenlerin, gereksinimlerini karşılamayan örgütlerini terk etme isteklerini ifade etmektedir. Plansız ve rastgele gerçekleşen işgören devri örgütlerin sağlıklı gelişimini olumsuz etkilemektedir. Yöneticiler, işgörenlerinin işten ayrılma eğilimine neden olan faktörleri aktif olarak etkileyebildikleri için, işgören henüz örgütü terk etmeden önce işten ayrılma eğiliminin anlaşılması ve birtakım tedbirleri alınması önem arz etmektedir. Araştırma ile personel güçlendirme ile işten ayrılma eğilimi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede Konya Sanayi Bölgesi’nde farklı sektörlerde faaliyet gösteren, içlerinde Türkiye’nin ilk beşyüz ve ikinci beşyüz büyük sanayi kuruluşları da bulunan ondokuz ayrı işletmenin çalışanları üzerinde bir anket çalışması yapılarak personel güçlendirme ile işten ayrılma eğilimi arasındaki ilişki hakkında önemli verilere ulaşılmıştır. Araştırmada, faktör analizi ile ölçeğin yapısal geçerliliği analiz edilmiş; değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı korelasyon analizi ile belirlenmiş ve regresyon analizi yapılarak bu ilişkinin niteliği ortaya konmuştur. Buna göre araştırma sonuçları; personel güçlendirme ile işten ayrılma eğilimi arasında negatif yönde bir ilişki bulunduğunu göstermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kuşak Farklılıklarının Politik Pazarlama ve Siyasal İletişim Açısından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21120</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21120</guid>
      <author>Sevilay USLU DİVANOĞLU</author>
      <description>Politik pazarlama ve siyasal iletişim, tüm seçmenleri ve partileri etkilemekte, aynı zamanda bir partinin veya adayın başarılı olması konusunda çok önemli bir görev üstlenmektedir. Siyasi partilerin ve siyasi adayların politik iletişim davranışları ve iletişim için kullandıkları yöntemler seçmenlerin partiye yönelik algılarını, davranışlarını ve tercihlerini etkilemektedir. Seçmenler, siyasi partilerin görüşlerini, politikalarını, liderlerini ve yöneticilerini öncelikle bu algılardan yola çıkarak değerlendirmektedir. Siyasal iletişimin etki gücü bir toplumun kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişmişliği ile doğrudan ilgilidir. Kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişmesini tamamlamış ülkelerin güçlü kitle iletişim araçlarına sahip oldukları bilinmektedir. Siyasal sistem içerisinde kitle iletişim araçlarını etkin kullanan siyasi parti veya adaylar bu yolla oy verme davranışını etkileyebilmektedirler. Siyasal sistem içerisinde oy verme davranışını etkileyen çok sayıda faktör olmasına rağmen, bireyin oy verme ve siyasi davranışını en fazla etkileyen, oy kullanan kişinin yaş ve yaş grubunun bulunduğu kuşak türünün özellikleridir. Kuşaklar arasında var olan tutum farklılıklarının siyasal davranışlara da doğal olarak yansıdığını ve özellikle oy verme davranışında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışmanın amacı; kuşak farklılıklarının politik pazarlama ve siyasal iletişim sürecindeki yeri ve önemi hakkında bilgiler vermek, siyasi süreç içerisinde yer alan kuşaklar arasındaki politik algı farkını saptamak ve bu algı üzerinden siyasal iletişim tarzını belirlemektir. Çalışmada ayrıca, kuşak kavramı ve kuşak türleri irdelenerek, kuşaklara yönelik uygulanması gereken siyasal iletişim yöntemleri hakkında önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlaç Mümessillerinin Örgütsel Bağlılığının, İş Tatmininin Ve İşten Ayrılma Niyetinin Demografik Faktörler Bağlamında İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20936</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20936</guid>
      <author>Fatih VAROL, Memiş KARAER , Metehan ORTAKARPUZ</author>
      <description>Örgütsel bağlılık, iş tatmini, işten ayrılma niyeti gibi kavramlar araştırmacılar tarafından uzun yıllardır ilgi odağı olmaktadır. İlgili literatür, bu kavramlar arasındaki ilişkiler bakımından çeşitli bulgular ortaya koymaktadır. Bu tartışmalar ışığında örgütsel bağlılık, iş tatmini ve işten ayrılma niyeti arasında nasıl bir ilişki yapısının olacağı ve bu ilişki yapısının ilaç sektörü çalışanları için nasıl şekilleneceği araştırılması gereken bir konudur. Bu araştırma, Konya ili sınırları içerinde faaliyet gösteren ilaç sektörü çalışanlarının demografik özellikleri ile örgütsel bağlılık, iş tatmini ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkiye yönelik bulgular elde etmeyi amaçlamaktadır. İhtiyaç duyulan verilerin tamamına yakını yüz yüze görüşme yapılarak anket yöntemi ile elde edilmiştir. Veri toplama aşamasında ilaç sektörü çalışanlarına dağıtılan 245 adet anketten 202 tanesi geri dönmüş ve bu anketlerden 196 tanesi değerlendirmeye uygun bulunmuştur. Araştırmada elde edilen veriler “SPSS 22.0” paket programı yardımıyla incelenmiş; güvenilirlik ve geçerlilik, t-testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre normatif bağlılık ile yaş grupları arasında anlamlı bir ilişki görülmektedir. Örgütsel bağlılığın tüm bileşenleri ile gelir düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bir diğer anlamlı ilişkiye ise iş tatmini ile gelir düzeyi arasında rastlanılmaktadır. Demografik özellikler ile işten ayrılma niyeti arasında ise anlamlı bir ilişki görülmemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1945-1960 Dönemi Hazırlanan Yabancı Raporların Türk Sanayi Politikalarına Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21127</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21127</guid>
      <author>Murat YILDIZ-Kamu</author>
      <description>Türk Sanayisi, İkinci Dünya Savaşı süresince izlenen müdahaleci yaklaşımlar, yeterli sermaye ve teknolojik yeterlilik ve sanayileşmenin ihtiyaç duyduğu gerekli altyapının yeterli düzeyde oluşturulamaması gibi sebeplerin yanı sıra, savunma giderlerine ayrılan bütçenin de artması neticesinde duraklama dönemine girmiştir. Savaş sonrası dönemde kurulan yeni dünya düzenine yabancı kalmak istemeyen CHP iktidarı, İMF, IBRD, OEEC gibi uluslararası ekonomik işbirliklerine katılarak Türkiye ekonomisini yeni bir döneme sürüklemiştir. Bu dönemde sanayileşmede iç unsurlar kadar dış unsurlarda etkili olmuştur. Demokrat Parti iktidarı, sanayi politikaları gereği, liberalizm ve devletçiliği bir arada sürdürerek uzun yıllar boyunca devlet politikası olarak görülen yerli sermayenin güçlendirilerek milli burjuvazinin oluşturulmasını amaçlamıştır. Bu amaçla öncelikle özel teşebbüsün ön planda olduğu politikalar gütmüş aynı zamanda özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda gerekli yatırımları yaparak sanayileşme de oluşan boşluğun devlet tarafından doldurulmasına yönelik sanayi politikaları gütmüştür. Bu nedenle “ Liberal ağırlıklı Karma Ekonomi Modeli” benimsenmiştir. Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde çok partili hayat geçilmesinin ardından iktidara gelen Demokrat Parti döneminde yapılan dış yardımların ve hazırlanan yabancı raporların izlenen sanayi politikalarına olan etkilerini incelemektedir. Bu bağlamda, Demokrat Parti İktidarının sanayileşme politikalarında benimsediği temel esasların, söz konusu raporlardan ne denli etkilendiğini ortaya koymaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bayburt Lojistik Köyü, Bayburt Üniversitesi Öğrencilerinin Lojistik Köyü Algısı Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21019</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21019</guid>
      <author>Şaduman YILDIZ, Erdem Alp ÖZDEN , Fetullah BATTAL , Şenol KILIÇASLAN , Ertuğrul ÇINAR</author>
      <description>In this research, logistic villages, especially the logistic village, where will be established in Bayburt, have investigated in order to understand to the economic contributions to the city, region and country, and the development and potential development which will be achieved afterwards. With the model proposal of Bayburt logistic village, we have tried to give an idea about the structure and function of the logistic village which will be established to the local and national interlocutors It is also aimed that our work will be inspired to mainly future research about logistics and logistic villages and Bayburt logistics village works and directory direction. Our research İs basically work İnto the world logistics, logistic of Turkey, logistic in the region and logistics in the Bayburt. Bayburt has a duality in the Eastern Black Sea region in terms of its geographical location, but hard continental climate is dominant. When we take Bayburt province center, Erzurum in the east, Gümüşhane and Erzincan in the west; In the north, it is observed that Trabzon and Rize are in a very strategic position. Therefore Bayburt is a very important center in terms of logistics with the use of the transportation conditions in these areas and the finishing of the tunnels which are constantly under construction from the great targets of our country in 2023. In Bayburt province, dry food storage areas can be established as Logistics. In contrast to the black sea climate in the vicinity, the nemo ran is low and it can create an efficient and sheltered storage area. It can also create an incentive for employment in the region. Also in our study Methodology; After the descriptive analysis, the Fit index intervals were examined within the scope of factor analysis, ANOVA analysis and Structural equation model. The H1, H2, H3 hypotheses investigated in our study were evaluated within this scope.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Turizm İşletmelerinde Ekonomik Sürdürülebilirlik ve Krizler: Krizlere Karşı Alınabilecek Önlemler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21066</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21066</guid>
      <author>Hüseyin ÇETİN, Zekeriya YETİŞ</author>
      <description>Sürdürülebilir turizm, turizm olayının var olmasını sağlayan kaynakların korunarak gelecek nesillere aktarılması olarak ifade edilebilir. Bir başka deyişle sürdürülebilir turizm, turistik arzın ve talebin sürekliliğinin sağlanmasına çalışılması olarak ifade edilebilir. Sürdürülebilir kalkınma kavramının beraberinde getirdiği bu anlayış, turistik üretimin ve tüketimin ekonomik sürdürülebilirlik, çevresel sürdürülebilirlik ve kültürel sürdürülebilirlik faktörlerini dikkate alarak yapılmasını amaçlamaktadır. Sürdürülebilir turizmi oluşturan bu faktörler birbirini etkilemekte ve birbirinden etkilenmektedir. Turizm olayını kültürel ögelerden ve çevresel güzelliklerden ayrı bir ekonomik sektör olarak düşünmek doğru olmayacaktır. Turizm işletmeleri açısından ekonomik sürdürülebilirliğin çevresel ve kültürel sürdürülebilirliğin sağlanmasına bağlı olduğu söylenebilir. Bunun yanında turizm işletmelerinde ekonomik sürdürülebilirliği etkileyen bir diğer etmen ise dünyada ya da destinasyonun bulunduğu ülkede yaşanan doğal, ekonomik, siyasi ve politik olaylar yani krizlerdir. İçerisinde fırsatlar ve tehditler bulunan krizler işletme yönetimleri için oldukça önemli bir konu haline gelmektedir. Bu bağlamda kriz yönetimi, kriz ortamında yöneticilerin davranışları ve stratejileri üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Turizm sektörü açısından krizler sektörde yer alan işletmeler açısından son derece önemlidir. Bu amaçla bu çalışmada ekonomik sürdürülebilirliğin önünde ki en önemli engellerden birisi olan ve özellikle son yıllarda yaşanan krizler ile turizm işletmelerinde krizlere karşı alınabilecek önlemler incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmada turizm işletmelerinde kriz ortamında ekonomik sürdürülebilirliğin sağlanması için alınan veya alınabilecek önlemler; stratejik önlemler, üretim ve pazarlama stratejileri, yönetim ve organizasyon stratejileri ve finansal önlemler olarak ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Grup Sağlık Çalışanının Bakış Açısıyla Göçmen Sorunu: Nitel Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20935</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20935</guid>
      <author>Sema KOÇAN, Nuray DEMİRCİ GÜNGÖRDÜ , Ayşegül DEMİR , Çağatay ÜSTÜN</author>
      <description>Türkiye bulunduğu coğrafi konum ve son dönemde gelişen bazı sosyal olaylar neticesinde fazla sayıda göçmen almıştır. Bunun sonucunda Türk vatandaşları ile yeni gelen göçmenler arasında birçok problem ortaya çıkmıştır. Yaşanılan problemlerin önemli bir kısmı sağlık alanında meydana gelmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; bir grup sağlık çalışanının bakış açısıyla göçmenlerin ve sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunları saptamaktır. Araştırmanın çalışma grubunu ülkemizin kuzey batısında bulunan bir devlet hastanesinin acil servisinde ve 112 acil merkezde görev yapan 2 hekim, 2 hemşire ve 3 acil tıp teknisyeni (ATT) olmak üzere toplam 7 sağlık çalışanı oluşturdu. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji (olgu bilim) deseni kullanılarak yapıldı. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak, veriler ses kayıt cihazı ile kayıt edildi. Toplanan veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edildi. Araştırmanın sonucunda “Sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunlar” ve “Göçmenlerin karşılaştıkları sorunlar” olmak üzere iki ana tema oluşturuldu. “Sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunlar” ana temasının altında iletişim eksikliği, iş yükünün artması, bilgilendirilmiş onam alınamama, mahremiyet ihlali, empati kuramama, tanı ve tedavi sürecini etkili yürütememe, sosyal ve ekonomik açıdan göçmenlere karşı kendilerini sorumlu hissetme alt temalarına yer verildi. “Göçmenlerin karşılaştıkları sorunlar” ana temasının altında ise sağlık çalışanlarına karşı duyulan güven eksikliği, sağlık çalışanlarından korkma, sağlık güvencesinin olmaması, iletişim kuramama ve buna bağlı olarak bilgilendirilmiş onam verememe, mahremiyetini kontrol edememe alt temaları oluşturuldu. Toplanan verilerden, ülkemizde göçmen hasta olmanın ve göçmen hastanın sağlık bakım uygulamalarına katılmanın hem göçmenler hem de sağlık çalışanları açısından önemli bir biyopsikososyal ve kültürel sorun olduğu sonucuna ulaşıldı. Bu sorunun temelinde bulunan en önemli etkenin ise, iletişim engeli olduğu saptandı. Konunun geniş popülasyonlu çalışmalar ile daha detaylı değerlendirilmesi ve probleme yönelik yeni çözümlerin oluşturulması önerilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarımsal Destekleme Politikaları ve Kırdan Kente Göç Üzerindeki Etkisi: 1986-2015 Dönemi Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21152</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21152</guid>
      <author>İbrahim Halil SUGÖZÜ, İbrahim HÜSEYNİ</author>
      <description>Geçtiğimiz yüzyıllarda sanayi ve hizmet sektörlerinin ortaya çıkışı ile tarım sektörü arka plana itilmiştir. Gelişmiş ülkeler tarım sektörünün önemini hızlı bir şekilde yeniden kavramış ve akabinde en gözde sektör olarak tarım sektörüne yeniden gerekli desteği sağlamışlardır. Ancak gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler sanayiyi tarıma tercih etmeleri nedeniyle ne sanayi ve hizmet sektörlerinde başarılı olmuşlar ne de tarımda yeterli düzeyde üretime sahip olmuşlardır. Çünkü sanayi ve hizmet sektörlerinin direkt veya dolaylı girdilerinin başında tarım sektörünün çıktıları olan tarım ürünleri gelmektedir. Gelişmiş ülkeler veya onların kontrolünde olan uluslararası kuruluşlar tarafından dayatılan politikaları uygulayan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarım sektöründeki desteklerini azaltmışlar ve bu ülkeler tarımda ithalata bağımlı hale gelmişlerdir. Türkiye’de de uzun yıllar iktidarlar tarafından birinci hedef olarak tarımı küçültüp sanayi ve hizmet sektörlerini büyütmek tercih edilmiştir. Buna kontrolsüz dışa açılma politikaları da eklenince hizmet sektörünün büyük bölümü yabancılaşmış, sanayi üretimi yetersizliği dolayısıyla dış ticaret açıkları önemli boyutlara ulaşmıştır. Yanlış destekleme politikaları ve buna bağlı olarak desteklerin azaltılması ile Türkiye tarım ve hayvancılık sektöründe ithalata bağımlı hale gelmiş, tarım alanları daralmış, tarımda istihdam gereksinimi azalmış ve hızlı bir şekilde kırdan kente göç gerçekleşmiştir. Çalışmada tarımsal destekleme politikaları ile kırdan kente göç arasındaki ilişki analiz edilmektedir. Buna göre tarımsal destekleme politikaları ile kırdan kente göç arasında pozitif yönlü bir ilişki görülmektedir. Kırdan kente göçün durdurulması veya tersine döndürülmesi için tarımsal desteklerin artırılması ve bu desteklerin tarım alanına veya görece üretim miktarına bağlı değil, milli menfaatlere, istihdam artışına ve kırsal alanların verimliliğine bağlı olarak yeniden yapılandırılması gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamuoyu Araştırmalarının Siyasal Davranış Üzerindeki Etkisi: Aktif Seçmenden Pasif Seçmene Doğru</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21048</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21048</guid>
      <author>Ahmet Tarık TÜRKMENOĞLU</author>
      <description>Bu çalışma kamuoyu araştırmalarının siyasal davranış üzerindeki etkisini araştırmaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada ilk olarak kamuoyu kavramı, kamuoyu araştırmaları ve siyasal davranış kavramlarına açıklık getirmek için literatür taraması yapılmıştır. Daha sonra Konya örneklemi üzerinde konuyla ilgili bir alan araştırması yapılarak bu araştırmada elde edilen veriler ışığında konu irdelenmiştir. Araştırma kapsamında öncelikle tanımlayıcı istatistiklere yer verilerek elde edilen bulgular gösterilmiş, daha sonra ise çıkarımcı istatistikler kullanılarak kamuoyu araştırmalarının etkisiyle demografik değişkenler ve araştırma kapsamında ele alınan diğer değişkenler ilişkilendirilmiştir. Bu istatistikler ışığında elde edilen sonuçlar kamuoyu araştırmalarının siyasal davranış üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Kamuoyu araştırmalarının etki yönünün de incelendiği çalışmada sonuç olarak Türk seçmeni üzerinde en çok bu araştırmaların kamçılanma etkisinin görüldüğü tespit edilmiştir. Bununla birlikte yeni bir etki türü olarak kamuoyu araştırmalarının siyasal davranış üzerinde “pasifleştirme” etkisinin olduğu da çalışma kapsamında elde edilen bir diğer önemli bulgudur. Bu sonuçlar Türk seçmeninin ideolojik ve parti kimliği modeli içinde oy verdiklerini göstermektedir. Nitekim her iki durumda da seçmen kendi tuttuğu parti dışında başka bir partiyi değerlendirmeye almamakta tuttuğu partinin kazanması için ya iyice motive olmakta ya da kazanacağı umudu kalmadı ise sandığa gitmekten vazgeçmektedir. Bu durum ise bireyleri seçmen davranışı olarak iki kutup üzerinde tutmaktadır. Bunun bir tarafında kazanmak için iyice aktif hale gelmiş ve bunun için her türlü çabayı gösteren bir seçmen tipi diğer tarafında ise kaybetmeyi baştan kabul ederek tamamen kendisini sürecin dışına atan pasif bir seçmen tipi bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu Katılım Bankacılığının Bankacılık Sektörüne Beklenen Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21121</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21121</guid>
      <author>Ramazan YANIK, Serpil SUMER</author>
      <description>Günümüzde birçok ülke İslami finans sektörüne merkez olabilmek için birbirleriyle yarışır duruma gelmiştir. Ülkemizde katılım bankaları ilk olarak 1983 yılında “Özel Finans Kurumları” adı altında faaliyete başlamıştır. 2005 yılında yapılan kanuni değişiklik sonucu ismi katılım bankacılığı olarak değiştirilen bu kurumların dünyadaki ismi ise; Faizsiz Bankacılık, İslami Bankacılık olarak bilinmektedir. Katılım bankacılığında diğer ülkeler ile yarış içerisinde olan Türkiye, bu konuda olumlu bir girişimde bulunarak 2015 yılında Ziraat Katılım Bankası ile devlet bünyesindeki ilk katılım bankasını faaliyete geçirmiştir. Bu girişimin Türkiye’nin 2023 yılı için dünyanın ilk on ekonomisi arasında olma hedefine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. 2016 yılında ise Türkiye’nin ikinci kamu katılım bankası olan Vakıf Katılım Bankası açılmış ve faaliyete başlamıştır. Bu çalışmada katılım bankacılığı kavramı, katılım bankacılığının fon toplama ve fon kullandırma yöntemleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ayıca, Türkiye’de faaliyet gösteren katılım bankaları hakkında bilgi vermek amaçlanmıştır. Kamu katılım bankacılığının bankacılık sektörüne beklenen etkilerini ölçmek için Doğu Anadolu Bölgesindeki Erzurum, Kars, Ağrı ve Erzincan illerinde çalışan personele anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan bu çalışma ile son iki yılda katılım bankacılığı sektörüne dahil olan kamu bankalarının bu sektöre giriş amacının banka çalışanları tarafından ne düzeyde algılandığı ölçülmeye çalışılmıştır. Elde edilen verilere SPSS (Statistical Program For Social Sciences) programında Kruskal Wallis, Mann-Whitney U testi ile farklılık analizleri yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sofistike Ürün İhracatı ve Ekonomik Büyüme İlişkisi: Türkiye ve Güney Kore Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21147</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=21147</guid>
      <author>İbrahim HÜSEYNİ, Erol ÇAKMAK</author>
      <description>Ülkelerin en büyük makroekonomik hedeflerinden biri ekonomik kalkınmadır. Ekonomik kalkınma, düşük gelir ve kötü bir yaşam kalitesine sahip olan az gelişmiş ülkelerin bulundukları bu durumdan, insanlarının çoğunun yüksek bir gelir ve yaşam standartlarına sahip olduğu bir noktaya gelmesi süreci olarak tanımlanabilir. Ülkelerin ekonomik kalkınmalarını sağlamaları için en önemli faktör ekonomik büyümedir. İhracat ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalara literatürde oldukça sık rastlanmaktadır. Bu çalışmaların çoğu, ihracatın ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu sonucunu işaret etmektedir. Ancak bazı ülkelerin ihracatlarında büyük artışlar sağlanmasına rağmen iktisadi olarak sürdürülebilir bir büyüme yakalayamadıkları gözlemlenmiştir. Bu durum ülkelerin ne kadar ihracat yaptıklarından ziyade ne ihraç ettiklerinin daha önemli olduğu kanısının oluşmasına neden olmuştur. Bu çalışmada Hausmann vd. tarafından oluşturulan bir endeks kullanılarak Türkiye ve Güney Kore’nin 1960 sonrası dönemde yaptıkları ihracatın sofistike değerleri hesaplanmış ve iki ülkenin ihracatlarının kalitesinde meydana gelen değişimler karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Özetlenen tanımlayıcı istatistikler sonucunda, bu ülkelerin ihracat kalitelerindeki değişim ile ekonomik büyümeleri arasında bir etkileşim olduğu belirlenmiştir. 1960’lı yıllarda Türkiye’nin ihracatının sofistike değeri ile Güney Kore’nin ihracatının sofistike değerleri hemen hemen aynı olduğu belirlenmiştir. Sonrasında Güney Kore’nin ihracat yapısının değişmesi ve ihracatının sofistike değerinin yükselmesi gelişmiş ülkelere yakınsamasına olanak sağlamıştır. Türkiye ise ihracatının yapısının aynı kalması ve ihracatının sofistike değerinin yükselmemesi gelişmiş ülkelere yakınsamasına engel olmuştur. Çalışma Türkiye’nin 10 bin dolar seviyesinde sıkışan kişi başına düşen milli gelirini yükseltip Güney Kore gibi gelişmiş ülkelere yakınsaması için ihracatının sofistike değerini yükseltmesi gerektiği sonucunu işaret etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


