






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue 24</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=349</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin Olası Demokratik ve Ekonomik Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20638</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20638</guid>
      <author>Berat AKINCI</author>
      <description>Ülkemiz 1921 Anayasa’sının benimsemiş olduğu hükümet sisteminin dışında, yaklaşık bir asırdır parlamenter sistem deneyimine sahiptir. Bu uzun süre zarfında ülkemiz, sistemin yaratmış olduğu tıkanıkları çözme adına birçok hususu anayasalarında düzenlemiştir. Ancak gelinen noktada parlamenter hükümet sistemi, ülkemizde devletin temel erkleri arasında dönem dönem yaşanan krizlere kalıcı bir çözüm üretememiş, dolayısıyla da alternatif hükümet sistemlerinin uygulanması noktasındaki tartışmaları hep canlı tutmuştur. Bu bağlamda başkanlık-yarı başkanlık sistemi bilhassa son 20-25 yıllık süreçte pek çok siyasetçi ve akademisyen tarafından parlamenter sisteme alternatif olarak ileri sürülmektedir. Ülkemizde son çeyrek yüzyılda artış gösteren hükümet sistemi tartışmaları 2017 yılında yapılan referandum ile parlamenter sistemin yerini cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine bırakmıştır. Yeni sistemin temel referanslarına baktığımızda, başkanlık sistemi üzerinde yükselen muhteviyatıyla birlikte ülkemizin özgün şartlarını da yansıtan yeni bir hükümet modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletin temel erklerinin birbirleriyle olan ilişkilerini tekrar ve yeniden tanımlayan yeni sistemin, bu denli geniş etki alanıyla ülkemizin birçok alanında değişim ve dönüşüm yaratacağı şüphesizdir. Mevcut parlamenter sistemin uygulamada yaratmış olduğu istikrarsızlıklar sonucunda demokratik değerlerin kurumsallaşamadığı ve beklenen ekonomik performansın sergilenemediği ülkemizde, yeni sistemin bu alanlarda nasıl bir etki yaratacağı merakla beklenmektedir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin güçlü yürütme öngörmüş olması, mevcut parlamenter sistemde yaşanan siyasi krizlerinin oluşmasını önleyerek geçmişte bu sebepten dolayı oluşun ve ülkenin ekonomik ve demokratik kazanımlarını heba eden çeşitli vesayet odaklarına da izin vermeyecek olması yerinde bir değişiklik olarak görülmektedir. Bu bağlamda çalışmada yıllardır ülkemizde demokrasinin sürekliliği ve ekonomik performansın istenilen seviyede olmamasının sebebi olarak gösterilen parlamenter sistemin yerine, yeni hükümet sisteminin temel özelliklerinin ortaya konularak demokrasi ve ekonomi alanlarında nasıl bir etki yaratacağı analiz edilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Siyasal Kampanyalarda Kullanılan İletişim Araçlarının Seçmen Açısından Önemi: 2017 Anayasa Değişikliği Halkoylaması Bolu Araştırması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20742</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20742</guid>
      <author>Kemal AVCI, Himmet HÜLÜR</author>
      <description>Bu çalışma, 16 Nisan 2017 tarihinde Türkiye’de yapılan Anayasa değişikliğine istinaden yapılan halkoylamasında kullanılan iletişim araçları üzerinde odaklanmaktadır. Çalışma, daha özel olarak, seçmenlerin kampanyada verilmek istenen siyasal mesajları hangi iletişim araçlarına öncelik vererek alımladığını ortaya koymaktır. Diğer bir ifade ile halkoylaması kampanyasında seçmen en çok hangi iletişim aracına önem vermiştir. Bunun için kampanya sürecinde 15 Mart ve 15 Nisan 2017 tarihleri arasında Bolu-Merkez’de tesadüfi yöntemle seçilen 462 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere faktör analizi uygulanarak araştırmanın amacına uygun bir dizi bilgiler elde edilmiştir. Seçmenin kampanya aracı olarak hâlâ televizyonu birinci sırada takip ettiği, televizyon yayınları arasında da sırasıyla haber programlarını ve tartışma programlarını takip ettiği tespit edilmiştir. Araştırmada, internet ve sosyal medyanın bir iletişim aracı olarak televizyondan sonra ön plana çıktığı görülmüştür. Ayrıca araştırmada, siyasal görüşünü ve kararını açıklamayan bireylerin sayısında ciddi artışların olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uluslararası İlişkilerde Çevre Gündeminin İnşası, Boyutları ve Rejimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20750</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20750</guid>
      <author>Fazlı DOĞAN, Gül Seda ACET</author>
      <description>Bu çalışma, uluslararası ilişkilerde çevre gündemi, çevre bilincinin gelişimi ve çevre rejimlerinin başarısını tartışmaktadır. Bu çalışma büyük oranda istikşafi bir analiz sunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, uluslararası ilişkilerin çevresel gündemi ele alınmaktadır. Çevre sepeti içine atılan güvenlikten biyoçeşitliliğe kadar birçok alt başlığın çevresel gündemin gelişmesine katkıda bulunduğu değerlendirilmektedir. İkinci bölümde, çevresel bilincin gelişimi bağlamında 1972 Stockholm ile başlayan ve 2015 Paris İklim Anlaşması’na kadar olan süreçte çevreyi korumaya yönelik uluslararası girişimler/sözleşmeler tartışılmaktadır. Üçüncü bölümde ise, uluslararası ilişkilerin önemli bir sorunu/konusu haline gelen çevreye ilişkin uluslararası rejimlerin başarısı değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, bazı konularda başarılı şekilde kurulan ve işleyen rejimlerin çevre konusunda aynı şekilde kurulamamış olduğu görülmektedir. Bu başarısızlıktaki en büyük etmen ise çevreyi en çok kirleten veya çevreye en fazla zararı veren aktörlerin korumaya dönük düzenlemelere taraf olsa bile aynı zamanda sorumluluk almaktan kaçan ilk aktörler olmasıdır. Çevresel/doğal kaynaklara sahip olma ve onları aşırı kullanarak çevreye zarar verme noktasında aktörlerin aynı kapasitede olmaması da rejimlerin başarısını etkilemektedir. Karşılıklı bağımlılığın oranı da bu anlamda önemlidir. Karşılıklı bağımlılığın çok derin olduğu çevre konusunda da kolektif eylemlerde sorumluluktan kaçma davranışının zararları fazlası ile gözlenmektedir. Bu çalışmanın uluslararası ilişkilerde çevresel gündemin inşası, çevre bilincinin gelişimi ve uluslararası çevre rejiminin birlikte değerlendirilerek özellikle Türkçe literatüre katkı sağlaması umulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>15 Temmuz Sonrası Türkiye - Fransa İlişkileri: Değişim mi? Süreklilik mi?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20598</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20598</guid>
      <author>Şeyma EŞKİ ÇAYLAK</author>
      <description>Türkiye Fransa ilişkilerinde temel anlaşmazlık konusu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği meselesidir. İlişkiler genel olarak, Fransa’nın bu konuya yaklaşımı üzerinden şekillenmektedir. Fransa, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini, konumunun zedeleneceği endişesiyle istememektedir. Bu nedenle Fransa, her iki ülkede, ikili ilişkiler bağlamında ortaya çıkan olumsuz bir olayı, AB’ye üyelik konusunda engel çıkarmanın bir aracı olarak kullanmaktadır. Bu kapsamda, Fransa’nın araç olarak kullandığı ikili ilişkilerdeki temel sorun alanları; Ermeni Soykırımı iddiaları, Kürt sorunu, Arap Baharı ve son olarak 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi ve sonrasında yaşanan sürece yönelik eleştirilerdir.Bu çalışmada, iç ve dış siyasette kırılma noktası olarak kabul edilen 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası, Türkiye Fransa ilişkilerinde bir değişimin olup olmadığı ortaya koyulmaya çalışılacaktır. Bu kapsamda öncelikle 15 Temmuz öncesi ikili ilişkileri şekillendiren temel konu başlıkları incelenecek ve bu konu başlıkları üzerinden 15 Temmuzun, Türkiye Fransa ilişkilerine etkileri değerlendirilecektir. Bu bağlamda incelenecek olan Türkiye Fransa ilişkileri, son on yıllık dönem içerisindeki siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkileri kapsamaktadır. Bu on yıllık dönem ise Türkiye’de AK Parti iktidarına, Fransa’da ise Nicalos Sarkozy (2007-2012), François Hollande (2012-2017) ve Emmanuel Macron (2017) dönemlerine karşılık gelmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ekonomik Krizin Konya'da Tüketici Davranışına Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20770</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20770</guid>
      <author>Hasan GEDİK, Bilge AFŞAR</author>
      <description>2008 yılında ABD’ de ortaya çıkan ekonomik kriz tüm dünyayı etkileyerek küresel bir boyut kazanmıştır. İşletmeler için hayatta kalma savaşı olan kriz dönemleri; işletmelerin sahipleri ve çalışanları olmak üzere bütün çevresini ve tüketicileri önemli derecede etkilemektedir. Tüketicilerin değişen gelir düzeyi ihtiyaçlarda, önceliklerde ve satın alma davranışlarında değişiklikleri beraberinde getirmektedir. Firmalar için kriz ortamında tüketici davranışlarını bilmek onların olası davranışları, ürün tercihleri ve beklentileri yönünde doğru kararlar almalarına imkan vermektedir. Araştırmada, 2008 ekonomik krizinin 2015 yılında etkileri, Konya’da yaşayan 800 tüketicinin satın alma davranışlarındaki değişimler, krizden etkilenme düzeyleri ve krizin etkisi test edildi. Ayrıca, tüketicilerin ekonomik kriz dönemlerinde satın alma davranışlarında yaşanan değişimleri ortaya koymaktır. Bu çalışma, 2015 yılında Konya ilinde 800 tüketiciyle gerçekleştirildi. Yapılan analizlerde tüketicilerin krizden olumsuz etkilendiği, para harcarken daha dikkatli olduğu, israftan kaçındığı, ucuz ve indirimli ürünleri tercih ettiği görülmektedir. Tüketiciler alışverişten önce ihtiyacı olan mal ve hizmetleri yeniden gözden geçirdiğini %68’i (X=3,40) söylemektedir. Katılımcıların birçoğu %64 oranında (X=3,20) tüketim tercih ve alışkanlıklarını değiştirdiğini ve tüketicilerin yaklaşık %62,6‘sı (X=3,13) mevcut yaşam standardını korumak için daha çok çalıştığını söylemektedir. Tüketicilerin Sosyo-demografik özellikleri ile krizden etkilenme düzeyleri arasında da anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu araştırma sonunda tüketicilerin krizden olumsuz etkilendiği görülmektedir. Tüketicinin ekonomi merkezinde olduğu günümüzde tüketicilerin yeni davranışlarını anlamak son derece önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Yoksulluk Konsepti İçin Sürdürülebilir Sosyal Politika Önlem ve Öncelikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20780</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20780</guid>
      <author>Abdullah IŞIK, İsmail SEVİNÇ</author>
      <description>Tarihsel süreç boyunca yaşanan ekonomik, politik ve sosyolojik dönüşümler neticesinde; yoksulluk, insanlığın önemli bir sorunu haline gelmiştir. Özellikle sanayileşmeyle birlikte hortlayan yoksulluk sorunu, günümüzde küresel ekonomi ve kitlesel göçler ile birlikte çok farklı bir boyut kazanmıştır. Bu bağlamda günümüz yeni yoksulluk konsepti, birçok devlet için yeni ve sürdürülebilir sosyal politika önlem ve önceliklerini gerekli kılmıştır. Bu anlamda günümüz toplumlarının yoksullukla mücadelede etkili ve nitelikli politika üretmeleri kaçınılmaz olmaktadır. Bütün bu çerçeve göz önüne alındığında sosyal dışlama/dışlanmaya ve açlık sorununa sebep olan yeni yoksulluk konsepti ile mücadelede sürdürülebilir sosyal politika önlem ve öncelikleri, üzerinde durulması ve özel olarak ele alınması gereken bir alan olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yeni yoksulluk konsepti için belirlenecek sürdürülebilir sosyal politika önlem ve önceliklerinin neler olduğunu ve bu politikaların nasıl uygulanacağını tartışmaya açmaktır. Bu bağlamda mevcut sorun ve ihtiyaçların belirlenmesi ve bunlara çözüm üretilmesi adına ortam hazırlanabileceği düşünülmektedir. Türkiye’de yoksullukla mücadelede mevcut sosyal politika ve uygulamaların, sosyal hizmet ve sosyal yardım uygulamalarının olduğu açıktır. Ancak dönüşen dünyanın ürettiği yeni sorun alanları içerisindeki yeni yoksulluk sorunu için daha etkili, nitelikli ve verimli politika ve uygulamaların tartışılması gerektiği ortadadır. Özellikle küresel gelişmelerle birlikte konuyla ilgili ihtiyacın daha da arttığı düşünülmektedir. Sonuç olarak, Türkiye’de yoksullukla mücadelede yeni dünya düzeninin ve kitlesel göç hareketlerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu kapsamda, belirlenecek sürdürülebilir sosyal politika önlem ve önceliklerinin yeni yoksulluk konsepti bağlamında ele alınması ve konu hakkında çalışmaların arttırılması ihtiyacı söz konusudur. Bu çerçevede konunun çok boyutlu olarak ele alınması gerektiği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bankacılıkta Şubeleşme Eğilimini Etkileyen Makroekonomik Faktörlerin Belirlenmesi: Türk Mevduat Bankaları Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20796</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20796</guid>
      <author>Serpil KILIÇ DEPREN, Mustafa Tevfik KARTAL</author>
      <description>Türk Bankacılık Sektörü 2002 sonrasında büyüme sürecini sürdürmektedir. Bu kapsamda toplam aktiflerden kredilere, mevduatlardan toplam özkaynaklara kadar birçok finansal göstergede büyüme görülmüştür. Sektörde görülen büyümeye paralel olarak bankaların şube ağlarında büyüme görülmüştür. Türk Bankacılık Sektörünün toplam şube sayısı 2008 yılsonunda 9.304 iken, 2015 Eylül döneminde ise 12.330 ile en yüksek düzeye ulaşmıştır. Ancak bu dönemden sonra sektörün toplam şube sayısında azalma görülmüştür. Sektörün toplam şube sayısı 2016 yılsonunda 11.747, 2017 Haziran sonunda ise 11.705 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu rakamlar, Türk Bankacılık Sektöründe açılan şube sayısının kapanan şube sayısından daha az olduğunu ve dolayısı ile bazı bankaların şube kapatma eğilimine girdiklerini göstermektedir. Bu çalışma Türk Bankacılık Sektöründe şubeleşme eğiliminin değerlendirilmesine yönelik hazırlanmıştır. Çalışmada bankaların şube açılış ve kapanışlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. 15 mevduat bankasının şubeleşme eğilimi etkinlik, sektör payı, rekabet, ekonomik büyüme, kişi başı GSYİH, enflasyon (TÜFE) ve işsizlik oranı değişkenleri ve 2010:1-2016:4 dönem aralığındaki 3’er aylık veriler kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda etkinlik, sektör payı, işsizlik faktörlerinin bankaların şubeleşmesini pozitif etkilediği belirlenmiştir. Diğer taraftan rekabet bankaların şubeleşmesini negatif etkilemektedir. Bankaların ekonomi açısından önemi dikkate alındığında, şube açılış ve kapanışlarının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun iznine bağlanması önerilmektedir. Böylece bankaların şubeleşmelerinin ekonomik göstergeler üzerindeki etkileri sıkı bir şekilde düzenlenebilecektir ve muhtemel olumsuz etkiler önlenebilecektir. Türkiye’de bankaların şubeleşme eğilimi ile ilgili çalışma bulunmadığından yapılan çalışma bu yönüyle öncü bir çalışma olma özelliği taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de İnşaat Sektörü ve Bölgesel Ekonomik Büyüme İlişkisi: Düzey 2 Bölgeleri Üzerine Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20816</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20816</guid>
      <author>Zekeriya MIZIRAK, Mustafa GÖMLEKSİZ</author>
      <description>Son dönemde yaşanan gelişmelerle birlikte, Türkiye inşaat sektörü hızlı bir büyüme trendine girmiştir. Bu gelişmeler ekseninde, başta yatırımlar ve finansman olmak üzere sektöre ilişkin çeşitli göstergelerin ulusal ekonomi üzerindeki farklı etkilerinden bahsetmek mümkündür. Ayrıca, sektörün bölgesel bir bakış açısıyla ele alınması, inşaat faaliyetlerinin ekonomik büyümeye etkilerini daha iyi gözlemlemeye imkân vermektedir. Bu çalışma, Türkiye’de inşaat sektörüne ilişkin yatırımlar ve finansman düzeyi ile uzmanlaşma, yoğunlaşma ve rekabetin bölgesel ekonomik büyümedeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, söz konusu değişkenler ile reel büyüme arasındaki ilişkiler 26 Düzey 2 bölge ve 2007-2014 dönemi kapsamında ekonometrik olarak analiz edilmektedir. Panel veri analizinden elde edilen bulgular inşaat sektörüne yönelik finansman ve uzmanlaşmanın reel büyümede önemli belirleyiciler olduğunu gösterirken, yatırımların pozitif etkisine dair net bir bulguya ulaşılmamaktadır. Elde edilen bu ikinci sonuç, literatürde inşaat sektörü yatırımları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ekseninde ortaya çıkan tartışmalara bölgesel bir boyut kazandırmaktadır. Tahminler ayrıca, rekabete ilişkin değişkenlerin büyüme üzerinde negatif ve kısmen anlamlı etkisini ortaya koyarken, yoğunlaşmaya ilişkin anlamlı bir bulguya rastlanmamaktadır. Analiz aynı zamanda, küresel kriz döneminin reel bölgesel büyümede yaratmış olduğu bozucu etkiye de işaret etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kapitalist Sistemin Kriz ve Yükselişleri: Uzun Dalgalar Teorisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20746</guid>
      <author>Yusuf Kemal ÖZTÜRK, İnan AKDAĞ</author>
      <description>Feodalizmin gerilemesinden sonra gelişen iktisadi dalga, kapitalizmin yükselmesine ve güçlenmesine olanak sağlamıştır. Onaltıncı yüzyılın sonlarına kadar devam eden bütün bu gelişmelerden sonra, kapitalizmin egemen üretim tarzı haline gelmesi onyedinci yüzyıldaki uzun durgunluk döneminin aşılması ve sonrasında sanayi devrimiyle birlikte gerçekleşmiştir. Böylece 18. yüzyılın sonlarından itibaren ortaya çıkan sanayi devrimiyle birlikte kapitalizm önemli bir ivme kazanmıştır. Artık hızla üçüncü dünya ülkelerine ihraç edilmeye başlanan kapitalist düzen, her zaman tartışmaların ve suçlamaların odak noktası haline gelmiştir. Bu suçlamaların ve tartışmaların temel nedeni ise ekonomik daralmaların sebebinin hep kapitalizme yüklenmesi nedeniyle olmuştur. Ancak daralma dönemlerinin olmasına rağmen, genişleme dönemlerinin de olduğunu göz önüne alan kapitalist iktisatçılar ise bu genişleme dönemlerinden yola çıkarak kapitalizmi savunmuşlardır. 1970’lerin başında sona eren ekonomik genişlemenin ardından ortaya çıkan daralma, neo-liberallerin yoğun çabalarıyla yeni bir kapitalist-liberal dönemin başlamasına neden olmuştur. Artık 1980’lerle birlikte liberal kapitalist rüzgar yeniden esmeye başlamış, devletin ekonomiye müdahalesi olabildiğince azalmıştır. Yirminci yüzyılın sonunda ve Yirmibirinci yüzyılın hemen başında Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkeyi etkileyen ekonomik krizler bu yeni liberal kapitalist sürecin devamına engel olamamıştır. Ancak 2008’deki Amerika merkezli dünya ekonomik krizi liberal kapitalizmin yeniden ve daha güçlü sorgulanmasına neden olmuştur. İşte bütün bu ekonomik dalgalanmalar, kapitalizmin geleceği hakkında görüş ayrılıklarının yeniden ortaya çıkmasına neden olmuştur. Marksistlerin iddia ettiği gibi gittikçe şiddetlenen bu krizler kapitalizmin sonunu getirecek olan bir sistem krizi mi? Yoksa kapitalist işleyişin olağan periyodik, aşağı ve yukarı devreler halinde salınan ve kapitalist gelişimin olağan çevrimi midir? 1917 devrimi bile kapitalizmin sonunu getirmediğine göre Kondratieff’in “Ekonomideki Uzun Dalgalar” teorisi daha akla yakın gelmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Batı Toroslarda Yörük Göç Yollarının Turizm Amaçlı Kullanımına Yönelik Planlama Önerileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20632</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20632</guid>
      <author>Cemali SARI, Mustafa ERTÜRK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Antalya’nın batısında yer alan Yörük göç yollarını belirlemek, bu yolların çevresindeki doğal ve kültürel coğrafya özelliklerini ortaya çıkarmak ve turizm amaçlı kullanımına yönelik planlama önerileri sunmaktır. Kemer, Kumluca, Finike ve Elmalı ilçelerinde, 37 köyde, 13 sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu araştırmacılar tarafından görüşmeyi kabul eden 21 kişiye yöneltildi. Katılımcı gözlem ve görüşme ile elde edilen verilerden Yörük grupları tarafından en çok rağbet gören yaylanın Akpınar yaylası olduğu anlaşıldı. Akpınar Yaylası Yörük Göç Yolu’nda yaylak ile kışlak arasındaki güzergahta çalışmalar başlatıldı. Sarıcasu, Karacaören, Karacaağaç ve civarında kışlayan göçerlerin Akpınar yaylası arasındaki göç yolu, bu göç yol üzerindeki günübirlik ve kısa süreli konaklama yerleri GPS ile tespit edildi ve ArcMap haritalama metodu kullanılarak göç rotaları haritalandırıldı. Karacaağaç köyü ve çevresindeki kışlaklardan Akpınar yaylasına kadar ulaşan göç yolu yaklaşık 50,8 km kadardır. Kışlaktan yaylağa göç 8-10 gün sürmektedir. Alamalı, Çubuklu, Dikenli ve Köşklü’de bir, Dibek’te ise 3-5 gece konaklanılır. Bunun yanı sıra göç esnasında hayvanların durumuna göre kısa konaklama yerleri de vardır. Kışlaktan yaylağa kısa ve uzun konaklama yerlerinde yapılacak coğrafi işaretlemelerle Akpınar Yaylası Yörük Göç Yolu eko turizm, kırsal ve kültür turizmi kapsamında değerlendirilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lisans Düzeyinde Muhasebe Dersi Alan Öğrencilerin Ders Çalışma Yaklaşımlarının Farklı Değişkenler Açısından İncelenmesi: TRA2 Bölgesi Üniversitelerinde Bir Uygulama</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20684</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20684</guid>
      <author>Alper TAZEGÜL, Bekir GEREKAN</author>
      <description>Bilginin ve buna bağlı olarak da öğrenmenin sınırlarının kalktığı günümüzde, bilim her geçen gün hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bilgiye ulaşımın geçmiş zamanlara nazaran çok daha kolay olduğu bu dönemlerde, öğrenenlerin ihtiyaç duydukları bilgiyi; ne zaman, nasıl ve ne şekilde elde edecekleri hususunda eğitilmeleri gerekmektedir. Bu sebeple öğrenenlerin, sahip oldukları ders çalışma yaklaşımlarının belirlenmesi ve öğrenme konusunda yeterince bilgi sahibi olmaları kalıcı bilginin elde edilebilmesinde önemli hale gelmektedir. Özellikle mesleki bir eğitim olan muhasebe eğitiminde bu durum daha da önemlidir. Çünkü mesleki eğitimin temel özelliklerinden birisi kalıcı öğrenmenin gerçekleştirilerek söz konusu mesleğin gerektirdiği donanıma sahip bireyler yetiştirmektir. Bu kapsamda bu çalışma ile lisans düzeyinde muhasebe dersi alan öğrencilerin ders çalışma yaklaşımları, farklı değişkenler açısından Kars, Ardahan, Ağrı ve Iğdır illeri Üniversitelerinde uygulanan bir anket ile tespit edilerek değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ulusal Dış Politikaların Avrupalılaşması: Kavramsal Bir Tartışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20590</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20590</guid>
      <author>Ömer UĞUR</author>
      <description>Bu çalışma, Avrupa Birliği (AB) düzeyinde oluşturulan dış politika işbirliği süreçlerinin ulusal dış politikalar üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Avrupa bütünleşmesiyle ilgili mevcut literatürün büyük bir kısmı AB düzeyindeki gelişmeler ile ulusüstü kurumsallaşma ve politika yapma süreçlerinin üye ulus devletlere olan etkisini araştırmaya odaklanmıştır. Fakat Maastricht Antlaşması ile AB’nin kurumsal çatısı altında yer almaya başlayan dış politika alanı -üye ülkelerin kontrolünde olmasından dolayı- uzun bir süre bu incelemelerin dışında tutulmuştur. AB dış politikasının hükümetler arası niteliğe sahip olmasına rağmen Maastricht Antlaşması’ndan sonra AB düzeyinde dış politika alanının genişlemesi ve kurumsal yapıların büyümesi, üye ülkelerin ulusal dış politikalarında önemli değişiklikleri meydana getirmeye başlamıştır. Bu bağlamda egemenlik kaygıları neticesinde üye ülkelerin kontrolünde olacak şekilde kurgulanan AB dış politikasının üye ülkelerin ulusal dış politikalarındaki değişimleri nasıl ve ne şekilde ortaya çıkardığı bu çalışmanın temel sorunsalını oluşturmuştur. Bu kapsamda çalışmada öncelikle Avrupalılaşma kavramının kuramsal çerçevesi çizilecek ve Avrupalılaşmanın ulus devletler üzerinde nasıl ve hangi araçları kullanarak bir dönüşüme neden olduğu/olabildiği literatür ışığında açıklanacaktır. Avrupalılaşmanın, AB üyesi ülkelerin dış politika oluşturma süreçlerinde, kurumlarında ve tercihlerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunun, Avrupa dış politikasının oluşumunda hangi mekanizmaları kullandığının ve bunlara ne derece katkı sağladığının teorik kavramsal çerçevesi ele alınacaktır. Böylece, Avrupalılaşmanın ulusal dış politikalarda bir yakınlaşma mı yoksa bir farklılaşmayı mı ortaya çıkardığı gösterilmiş olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Göçmen Gönderileri ve Reel Efektif Döviz Kuru İlişkisi: Gelişmekte Olan Ülkelerde Hollanda Hastalığı Etkisi Üzerine Ampirik Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20717</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20717</guid>
      <author>Gülbahar ÜÇLER, Şerife ÖZŞAHİN</author>
      <description>Çalışmak amacıyla gittiği ülkede bir yıldan daha fazla süreyle kalan göçmenlerin ailelerine gönderdikleri para olarak tanımlanan göçmen havaleleri, istikrarlı bir döviz kaynağı olmasından dolayı özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Literatürde göçmen gönderilerinin giriş yaptığı ülkede yoksulluğu azaltarak refah seviyesini yükseltmesi, daha yüksek büyüme performansına yol açması, üretim hacmindeki dalgalanmaları gidermesi, dış finansman kaynaklarına duyulan ihtiyacı azaltması ve daha yüksek yatırım potansiyeli yaratması şeklinde sıralanabilecek pek çok kazanımı beraberinde getireceğine dair görüşler mevcuttur. Ancak göçmen gönderilerinin reel döviz kurunda değerlenmeye yol açarak ülkenin dış ticarette rekabetçi üstünlüğünü zedelediği ve üretim faktörlerini ticarete konu olan sektörlerden konu olmayan sektörlere doğru harekete geçirebileceğine yönelik olumsuz etkilerinden de bahsedilmektedir. Göçmen gönderilerinin reel döviz kurunun değerlenmesiyle ortaya çıkardığı bu durum Hollanda hastalığı olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmanın amacı en yüksek göçmen gönderisi alan sekiz gelişmekte olan ülkede Hollanda hastalığının varlığını araştırmaktır. Bu doğrultuda 1982-2015 dönemi verileri kullanılarak ikinci nesil panel veri yöntemleri ile ekonometrik analiz yapılmıştır. AMG tahmincisi kullanılarak elde edilen sonuçlara göre göçmen gönderilerinin Çin ve Nijerya’da reel döviz kurunun değerlenmesine yol açtığı ancak göçmen gönderilerinin ticarete konu olan sektörlere kanalize edildiği için Hollanda hastalığı etkisi yaratmadığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


