






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2025 Sayı Volume 20 Issue 2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3392</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Müzik Dinleme Davranışları ile Tercih Ettikleri Müziklerin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78600</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78600</guid>
      <author>Şevki Özer AKÇAYŞeyda Tuna İSPİRLİ </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin müzik dinleme davranışlarının ve dinlemeyi tercih ettikleri müziklerin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın problem cümlesi “Üniversite öğrencilerinin dinlemeyi tercih ettikleri müzikler ve bu müzikleri dinlemeye ilişkin davranışları nelerdir?” şeklinde belirlenmiştir. Bu araştırma nitel araştırmalardan fenomenoloji modeliyle yürütülmüştür. Bu araştırmada anlaşılmak istenen fenomen, üniversite öğrencilerinin “müzik dinleme davranışları”dır. Müzik dinleme davranışları; öğrencilerin tercih ettikleri ve hiç hoşlanmadıkları müzik türlerinin, müzik dinleme sürelerinin, müzik dinleme araçlarının, müziğe ücret ödeme tutumlarının ve müzik tercihlerini belirleyen faktörlerin belirlenmesi yoluyla anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın tercih edilen müzik türlerine ilişkin verileri, &amp;hellip;&amp;hellip; Üniversitesi’nde lisans eğitimi almakta olan 54 öğrenciden, yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların en çok yerli ve yabancı pop müzik dinledikleri tespit edilmiştir. Katılımcıların slow müzik olarak tanımladıkları müzik türü de popüler müzikler içerisinde kabul edilirse bu oran daha da artmaktadır. Pop müziğin ardından en çok tercih edilen müzik türlerinin Türk halk müziği ve arabesk olduğu görülmüştür. Geleneksel müziklerin (Dünya müzikleri/Etnik müzikler, arabesk ve THM) dinlenme oranının, popüler müziklerin (pop, slow, caz, rap, rock ve Anadolu rock) dinlenme oranından düşük olduğu elde edilen sonuçlardandır. Görüşülen katılımcıların büyük kısmının günlük 30 dakika ile 3 saat arasında müzik dinledikleri, yine çok büyük bir kısmının herhangi bir işle uğraşırken müzik dinlemeyi tercihe ettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların genellikle ev işi yaparken, yürüyüşte, ders çalışırken, yolculukta veya herhangi bir iş yaparken müzik dinledikleri ve Herhangi bir iş yaparken dinlemeyi tercih ettikleri müzik türlerine göre bakıldığında ise en çok tercih edilen türlerin pop, Türk halk müziği, arabesk, rock ve klasik müzik olduğu görülmüştür. Müzik dinlemek için en çok mobil cihazların kullanıldığı ve ücretli abonelik alınmadığı da elde edilen diğer öne çıkan sonuçlardandır. Katılımcıların müzik tercihlerini etkileyen en önemli faktörün müzikal unsurlar (sözler, melodiler, enstrümanlar vs.) olduğunu görülmüştür. Öğrencilerin müzik tercihlerini etkileyen ikinci önemli faktör arkadaşlar, üçüncü faktör ise sosyal medya olarak belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müzikal İşitme ve Ses Kullanım Becerilerinin Geliştirilmesine Yönelik Destekleyici Mobil Uygulama Tasarımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80065</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80065</guid>
      <author>Furkan AKTAKKA </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, konservatuvar lisans düzeyi Oyunculuk öğrencilerinin denetleyici bir kişiye veya enstrümana ihtiyaç duymadan müzikal işitme ve ses kullanım becerilerini geliştirebilmeleri amacıyla temel egzersizlerini yapmalarına olanak tanıyan bir mobil uygulama geliştirmeyi hedeflemektedir. Türkçe arayüze sahip olması, ücretsiz olması ve kullanıcılarından ileri düzeyde müzik bilgisi beklememesi uygulamayı benzerlerinden ayıran temel özellikler olarak öne çıkmaktadır. Çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada, uygulama bir yazılım firması tarafından yaklaşık üç aylık bir süreçte Flutter ve Dart yazılım dilleri kullanılarak geliştirilmiş ve süreç tamamlandıktan sonra Android/IOS platformlarına yüklenmiştir. İkinci aşamada ise uygulamanın etkinliği değerlendirilmiştir. Bu amaçla &lt;span style="background: yellow; mso-highlight: yellow;"&gt;XXXX&lt;/span&gt; Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Oyunculuk Anasanat Dalı öğrencileri arasından gelişigüzel iki grup oluşturulmuştur. Bir grup uygulamayı aktif olarak kullanırken, diğer grup kontrol grubu olarak derslerine devam etmiştir. Veri toplama sürecinde her iki gruptaki katılımcılara ilk ve son test olmak üzere iki ayrı ölçme uygulanmıştır. Ölçme, öğrencilerin tek ses tekrarı, şan egzersizleri ve çocuk şarkısı söyleme performanslarını içermektedir. Kayıt altına alınan veriler müzik ve şan eğitimi veren üç kişilik bir komisyon tarafından değerlendirilmiş; verilen puanların ortalamaları kullanılarak ilk ve son test arasındaki gelişim skorları analiz edilmiştir. Sonuçlar, uygulamayı kullanan deney grubundaki öğrencilerin kontrol grubuna kıyasla daha yüksek gelişim skorları elde ettiğini göstermektedir. Buna karşın, küçük örneklem boyutu nedeniyle bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı düzeye ulaşmamıştır. Elde edilen bulgular, mobil uygulamanın müzikal işitme ve ses kullanım becerilerini geliştirme sürecinde potansiyel bir destek aracı olabileceğini ortaya koymaktadır. Gelecekte daha geniş katılımcı gruplarıyla yapılacak araştırmalar, uygulamanın etkinliğini daha kapsamlı bir şekilde değerlendirebilecektir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geleneksel Çin Resim Sanatı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78487</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78487</guid>
      <author>Gülser AKTAN  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Geleneksel Çin resim sanatı, binlerce yıllık bir kültürel ve felsefi birikimin ürünü olarak, Çin’in derin ruhunu ve estetik anlayışını yansıtır. Bu sanat dalı, özellikle manzaralar, insan figürleri, çiçekler ve hayvanlar gibi doğanın çeşitli unsurlarını konu almıştır. Çinli sanatçılar, doğayı sadece bir görüntü olarak değil, onun ruhunu ve derin anlamını yakalamaya çalışmışlardır. Bu yaklaşım, Taoizm, Konfüçyüsçülük ve Budizm gibi felsefi akımlardan etkilenerek doğaya saygıyı ve uyumu ön plana çıkarmıştır. Doğa, Çin kültüründe merkezi bir yere sahiptir; bu da resimlerde sıkça yer alan dağlar, nehirler ve bambu gibi unsurların insan-doğa uyumunu simgelemesiyle kendini gösterir. Kaligrafi, Çin resim sanatının önemli bir parçası olarak kabul edilir. Resimlerle birleştirilen kaligrafik şiirler ve yazılar, sanata derin bir felsefi boyut kazandırmıştır. Birçok eser, hem görsel hem de yazılı sanatın birleşimini içerir ve böylece Çin sanatında çok yönlü bir kültürel ifade aracı yaratılmış olur. Bu üçlü (resim, şiir ve kaligrafi) kombinasyonu, döneminin sosyal, politik ve dini düşüncelerini sanat yoluyla yansıtmak için kullanılmıştır. Çinli sanatçılar, mürekkep kullanımıyla estetik ve felsefi derinliklerini ifade etmişlerdir. Siyah mürekkebin tonlarıyla oluşturulan gölgeler, derinlik ve kontrast unsurları, Çin sanatının sade ve zarif doğasını yansıtır. Mürekkebin suyla seyreltilerek geniş bir ton yelpazesi elde edilmesi, sanatçıların minimalizmle nasıl güçlü bir ifade yaratabileceğini gösterir. Bu sanat, ipek ve kağıt gibi geleneksel yüzeylerde icra edilmiştir ve özellikle el kaydırması (scroll) denilen teknikler, izleyicinin resmi parça parça deneyimlemesini sağlamıştır. Bu makale, Çin resim sanatının Tang, Song, Yuan, Ming ve Qing hanedanlıkları boyunca nasıl geliştiğini, önemli ressamlar ve onların eserleri üzerinden ele almayı amaçlamaktadır. Özellikle Türkçe kaynak eksikliğinin bulunduğu bu alanda, makale Çin resim sanatına dair detaylı bilgi sunarak önemli bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Bu makalenin yazılmasındaki amaç Geleneksel Çin resim sanatını Tang, Song, Yuan, Ming ve Qing gibi hanedanlıklar boyunca teknik ve tema bakımından gelişimini önemli Çin ressamlarının eserleriyle incelemektir. Bu amaçla ilgili kitaplar, makaleler, katalog ve web siteleri taranmıştır. Bu makale Çin resim sanatı hakkında yeterince Türkçe kaynak olmayışından dolayı boşluğu doldurmaya katkısı bakımından önemlidir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çini Sanatında Görülen Hayvan Figürlü Tasvirler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80202</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80202</guid>
      <author>Ebru ATICI  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Kaynağı Orta Asya’ ya dayanan ve Selçuklular tarafından Anadolu’ ya getirilen çini sanatı mutfaktan, mimariye kadar uzanan çeşitli alanlarda eşsiz örnekler vermiştir. Çini sanatının özünü de bezeme yani özetle motifler oluşturmaktadır. Kullanılan motifler her ülke ve dönem için ayrı bir anlam taşımaktadır. Soyut biçimlerin dışındakilerinin hemen hemen hepsinin kaynağı doğadır. Fakat sanatçı doğayı birebir kopya etmekten uzak durmuş görüntüleri stilize edilerek betimlemiştir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Türk sanatı yerleşik ve göçebe olan toplulukların oluşturduğu iki zıt kültürden oluşmaktadır. Göçebe bozkır kültüründe hayvan üslubu yaşayışın gerekleriyle şekillenmiş ve her sanat alanına yansımıştır. Sanat, estetik ve duyusal olarak çekici niteliklere sahip bir alandır. Fakat bir sanat eserinin görünen yüzünün altına bakılmadıkça ve verilmek isteneni anlamadıkça göreceğimiz şey sadece küçük bir alandır. Çünkü sanatın hemen hemen her dalı semboller yoluyla insanlarla iletişime geçer. Hayvansal figürlerin sembollerle ilişkilendirilmesi de bu nedenle büyük önem arz etmektedir. Bu figürlerin barındırdığı anlamlar ve stilizasyonu yaşanılan bölge, zaman ve inanılan dine göre de farklıklar göstermiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Çini sanatında da bu üslubun yansımaları olmuş ve çok sayıda hayvan tasvirli eser üretilmiştir. Araştırmada hayvan üslubu ve Türk çini sanatında geçmişten günümüze kadar görülen hayvan tasvirli eserler ayrıntılı olarak incelenmiş, literatür araştırması yapılmış ve fotoğraflarla örneklendirilmiştir. Özellikle tabiat kaynaklı ve hayal ürünü efsanevi hayvan figürlerinden çini sanatında sıklıkla kullanılanlarına yer verilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ayrıca hayvansal figürlerin bir görsel süsleme öğesi olmasının yanında sembol olarak kullanılması ve beklenti içeren anlamlarının da olması sebebiyle hayvan tasvirli çini örnekleri de tasarlanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hitit Tıp Metinlerinde Bir Tedavi Yöntemi: Apse Drenajı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78841</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78841</guid>
      <author>Murat AYDINSalih Fehmi KATIRCIOĞLU  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Hititler hakkında birçok bilgiye sahip olmamızı sağlayan ve onlardan günümüze kadar ulaşan çivi yazılı tabletlerdir. Hitit tarihi araştırmalarında önemli bir kaynak oluşturan bu tabletler Boğazköy-Hattuşa, Ortaköy-Şapinuva gibi büyük merkezlerin yanı sıra diğer kazı alanlarından ele geçen yazılı belgelerle Hititler hakkındaki bilgilere her gün bir yenisi katılmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;MÖ ikinci binyılda Anadolu’da ilk siyasi birliği sağlayarak imparatorluk kurmuş olan Hititlerde de sağlık ve hastalık kavramlarının yaşamlarının her alanında varlığını göstermiş olduğu ele geçen çivi yazılı belgelerden anlaşılmaktadır. &lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Özellikle başkent Boğazköy-Hattuşa’dan ele geçen otuz bine yakın çivi yazılı tablet ve tablet parçalarından, Hititlerin hastalıklara karşı uyguladıkları tedavi yöntemleri öğrenilmektedir. &lt;/span&gt;Hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında az da olsa bilgi aldığımız Hitit metinlerinden, Hititlerin hastalıklara ve hastalığın tedavilerine karşı bakış açılarının nasıl olduğunu öğrenmekteyiz. Hastalık sebepleri olarak Hititler; tanrılara karşı işlenen suçlar ve tanrıların ihmalinin yanı sıra bedensel ve ruhsal kirlilik, ölü ruhların rahatsız edilmesi ve kara büyüyü görmektedirler. Hititler, tanrılar tarafından başlarına geldiklerine inandıkları hastalık gibi istenmeyen durumlardan kurtulmak için çeşitli yollara başvurmuşlardır. Bu yollardan biri salgın hastalıklara karşı yapılan majik ritüel uygulamalarıdır, diğeri de, tıbbi yöntemlere dayalı tedavi uygulamalarıdır. &lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Bir kişinin yaralanmasına karşı yapılan tedavi ve doktor ücreti kanun maddelerine de konu olmuştur. Savaşçı, avcı, inşaat işleriyle uğraşan bir toplumda insanların yaralanması normal bir durumdur. Hitit kanun metinlerinde bir insanın yaralanmasına sebep olmak suç sayılmış ve yaralayan kişi maddi ceza ödemekle yükümlü kılınmıştır. Hititlerin yaralanmalara karşı uyguladıkları tıbbi tedavinin nasıl olabileceği yönünde bir araştırma yapmak disiplinler arası bir çalışmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Osmanlıcılık İdeolojisinin Hegemonik İnşasında Türk Televizyon Dizilerinin Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80617</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80617</guid>
      <author>Nursen AYDIN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;Bu çalışma, Türkiye’de siyasal iktidarın Yeni Osmanlıcılık ideolojisini toplumsallaştırma sürecinde televizyon dizilerinin hegemonya aracı olarak kullanımını ele almaktadır. Yeni Osmanlıcılık söylemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1950’lerde gündeme gelmiş ve 1980’lerle birlikte temelleri atılmaya başlanmıştır. Tarihsel süreç içerisinde sağ siyasal iktidarlar tarafından değişen tonda ve ölçüde kullanılan yeni-Osmanlıcılık, 2000’li yıllarda siyasal ve toplumsal alanda yerleşik hale getirilmiştir. Siyasal kimliğini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayarak 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) özellikle 2009 yılından bu yana iç ve dış politikada belirgin hale geldiği gözlenen yeni Osmanlıcı söylemleri, toplumsal ve kültürel yaşamın biçimlendirilmesinde de sıkça&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;kullanılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye’de yeni Osmanlıcı söyleminin 2010’lu yıllardan bu yana hegemonik hale getirilmesinde televizyon dizilerinin kullanımını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, kuramsal olarak Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramının temel alındığı çalışmada, 2010-2024 yılları arasında Osmanlıyı ve Selçuklu dönemini konu edinen televizyon dizilerine ilişkin nicel veriler ortaya konulmuştur. Söz konusu dizilere ilişkin veriler, doküman analizi tekniğinden yararlanılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, 2010 yılı sonrasında Yeni Osmanlıcılık ideolojisinin siyasal iktidarın politikalarında ve söylemlerinde yoğun bir biçimde kullanımına paralel olarak Osmanlı temalı televizyon dizilerin sayısında da artış yaşandığı ve siyasal iktidarın yeni-Osmanlıcılık söylemin sözü edilen diziler aracılığıyla sürdürüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, Osmanlı/Selçuklu temalı televizyon dizilerinde, senaryonun Türkiye’nin iç ve dış siyasetteki güncel olaylarına ve bu konuda AK Parti iktidarının politikalarına gönderme yapılarak kurgulandığı dikkat çekmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Spora Yönelik Tutumlarının Fiziksel, Zihinsel ve Psikososyal Gelişimlerine Etkisi: Ampirik Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78868</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78868</guid>
      <author>Ülkü ÇOBAN </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin spora yönelik tutumlarının belirli değişkenlere göre değerlendirilmesidir. Araştırmanın evrenini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Yalova Üniversitesi Çınarcık Meslek Yüksekokulu’nda öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi, gönüllü olarak katılan 117 erkek ve 190 kadın olmak üzere toplamda 307 öğrenciden oluşmaktadır. Öğrencilerin spora yönelik tutumları, Koçak (2014) tarafından geliştirilen&amp;nbsp;&lt;em&gt;Spora Yönelik Tutum Ölçeği&lt;/em&gt; kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi SPSS 20 yazılım programı ile gerçekleştirilmiş ve tüm değerlendirmelerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p&lt;0.05 olarak kabul edilmiştir. Verilerin çözümlemesinde frekans ve yüzde analizi, aritmetik ortalama, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü ANOVA testleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, yaş değişkenine göre spora yönelik tutumun toplam puanı ile fiziksel, zihinsel ve psiko-sosyal gelişim alt boyutlarında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p&gt;0.05). Ancak, öğrencilerin televizyon, bilgisayar ve akıllı telefon gibi elektronik araçlar aracılığıyla spor haberleri ve programlarını takip etme durumlarına göre spora yönelik tutum puanları ve alt boyutlarda istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p&lt;0.05). Öte yandan, öğrencilerin ailelerinin spor yapma alışkanlıklarına göre spora yönelik tutum toplam puanı ve alt boyutlar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p&gt;0.05).</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Johann Joachim Winckelmann’ın Antik Yunan Sanatına Bakışı Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78504</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78504</guid>
      <author>İlknur EMİREvren KAVUKÇU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Sanat tarihi ve arkeoloji üzerine yapmış olduğu çalışmaları ile bilinen, Johann Joachim Winckelmann (1717- 1768) &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;birçok alanda kendini geliştirmiş bir düşünürdür. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Onun sanat anlayışı, insan kültürünün iç mantığının incelenesini ve bir temel haline getirilmesini sağlamıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Winckelmann yaşadığı dönemde çalışmaları ve fikirleri ile birçok düşünürü etkilemeyi başarmıştır. Dresden’de yaşamaya başladığı dönemde kütüphanecilik yaptığı zamanlarda Antik Yunan kültürü üzerine derinlemesine araştırmalar yapma fırsatı bulmuştur. Antik Yunan kültürüne ve sanatına duymuş olduğu ilgi neticesinde bu dönemin özgün yapıları ve Roma dönemi kopyaları arasında kronolojik bir sınıflamaya girmiş ve ilk kez bu dönemler arasındaki ayrımı gözetmiştir. Bir anlamda antikiteye dikkat çeken ilk kişi olmuştur. Kütüphane yöneticiliği yapmış ve aynı zamanda müzelerde küratörlük görevini üstlenmiştir. Kültürü çok önemsemiş ve sanattan ayrı bir şey olarak görmemiştir. Bu makalede, Winckelmann’ın&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;(1717- 1768) sanat düşünceleri, ideal güzellik ve asıl sadelik üzerindeki düşüncelerinden yola çıkılmıştır. Winckelmann çalışmaları sayesinde Batı kültürünü meydana getiren, Antik Roma kültürünün, Antik Yunan’a dayandığı ortaya çıkarılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Araştırmanın ilk bölümünde Winckelmann’ın hayatına, yapmış olduğu çalışmalar doğrultusunda sanata bakış açısına yer verilmiştir. Daha sonra ise bu bakış açısının dayandığı felsefik temellere ve sanatı ele alış biçimine değinilmiştir. Winckelmann’ın Mimessis kavramını, ele alış biçimi incelenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Sanat tarihi ve arkeoloji alanında yapılan köklü araştırmalara destek veren düşünürlerin görüşleri yansıtlmaya çalışılmıştır. Yunan sanatında önemli yere sahip olan “Laocoon Heykel Grubu” eseri Wickelmann’ın bakış açısıyla irdelenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;“Johann Joachim Winckelmann’ın Antik Yunan Sanatına Bakışı Üzerine Bir Değerlendirme” konusunun ele alınma sebebi Winckelmann’ın sanat tarihi ve arkeolojinin tarihsel temellerinin oluşmasında önemli bir yere sahip olmasıdır. Bu çalışmada, makale, tez ve internet kaynaklarından okumalar yapılmıştır. Konu ile ilgili ulusal ve uluslararası kaynaklar incelenerek, ilgili görsel ve yazınsal veriler taranmıştır. Literatür taraması sonucunda çalışmalar incelendiği zaman, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Winckelmann’ın hayatına, sanat görüşlerine ve sanat tarihi içindeki önemine dair görüşleri literatürde çok fazla yer almadığından dolayı bu konu ele alınmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cumhuriyetin Onuncu Yilina Armağan Edilen Bir Sağlık Almanağı “ Sağlık ve Mektep”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81797</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81797</guid>
      <author>Berna ERAYMANRifat BÜLBÜL  </author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; background: white; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black; mso-color-alt: windowtext; letter-spacing: .1pt;"&gt;Genç Türkiye Cumhuriyeti uzun süren savaşlar ve salgın hastalıklarla yıpranmış olan Anadolu coğrafyasını yeniden ayağa kaldırmak için etkin ve yaygın bir eğitim sistemi ve etkili koruyucu sağlık hizmetleri vermeyi hedeflemiştir. Elimizde bulunan &lt;em&gt;Sağlık ve Mektep&lt;/em&gt; adlı almanak sahaftan temin edilmiştir. Dönemin biyopolitikaları ve halk sağlığı bilgilerini yansıttığı için incelemeye değer bulunmuştur. &lt;em&gt;Sağlık ve&lt;/em&gt; &lt;em&gt;Mektep&lt;/em&gt; almanağında, Cumhuriyetin sağlık ve eğitim alanında yaptığı çalışmalar “Cumhuriyet idaresinin başardığı işler çok güzel görünür ve bu dokuz yıl içinde dokuz asrın hızı duyulur&lt;em&gt;”&amp;nbsp;&lt;/em&gt;şeklinde ifade edilmiştir. &lt;em&gt;Sağlık ve Mektep&lt;/em&gt;, 1933 tarihinde Türkiye Matbaası tarafından basılmış, öğrencilere yönelik 72 sayfalık bir almanaktır. “Dinç Türkiye’nin Mefkureci Nesline” başlıklı giriş yazısı Bayer Meister Lucius medikal firma imzasını taşımaktadır. Almanak, Türkiye Cumhuriyeti Nasıl Doğdu?, Türkiye Mektepleri, &amp;nbsp;Meslek Yolu, Sağlık Kısmı ve Spor Kısmı olmak üzere beş ana başlıktan oluşmaktadır. İlk bölüm 15 Mayıs 1919’dan başlayarak cumhuriyetin ilanına kadar olan süreci anlatmaktadır. İkinci bölümde Osmanlı dönemi maarif çalışmalarını özetledikten sonra cumhuriyet dönemindeki gelişmelerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye’de muhtelif okulların vasıfları ve kabul şartları hakkında bilgiler verilmiştir. &amp;nbsp;Bu bölüm meslek hayatına yeni atılanlara tavsiyelerle bitirilmiştir. “Sağlık Kısmı” yazarı belli olan tek bölümdür ve Dr. Feridun Neşet tarafından yazılmıştır. “Bugünkü Maarif Programlarımızda” alt başlığında okullarda yapılan koruyucu sağlık çalışmaları anlatılmaktadır. “Sağlık Öğütleri” alt başlığı altında önemli görülen hastalıklar hakkında bilgi verilmektedir. Bölüm kapsamlı bir ilk yardım bilgilendirmesiyle sona ermektedir. Almanağın son kısmında spor ve izcilik faaliyetleri anlatılmaktadır.&amp;nbsp;Bu çalışmada, Cumhuriyetin ilk on yılındaki sağlık ve eğitim alanındaki çalışmaları yansıtan ve bilinçli yurttaş yetiştirme biyopolitikasına uygun olarak çıkarılan &lt;em&gt;Sağlık ve Mektep&lt;/em&gt; almanağı, tıp tarihi alanyazına bir örnek kazandırmak amacıyla incelenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mebuslar Kadın Erkek Eşitliği Konusunda Ne Düşünüyorlardı? TBMM’ye Yansıyan Görüş ve Değerlendirmeler (1921-1934)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80278</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80278</guid>
      <author>Ayşe ERYAMAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Osmanlı Devleti’nde, Tanzimat ve Meşrutiyet hareketleriyle birlikte Osmanlı kadınının eğitim ve çalışma hayatına katılımında bazı gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle İkinci Meşrutiyet döneminde kadının konumu da, modernleşmeye bağlı olarak değişmeye başlamıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;O zamana değin sadece ev içinde anne ve eş olarak sınırlanmış olan kadın,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;toplumsal yaşamda farklı bir statü kazanmış, eğitim, çalışma ve sosyal hayattaki yeri genişlemiştir. Osmanlı döneminde yaşanan bu gelişmeler, Cumhuriyet’in daha ileri düzeyde adımlar atmasına yönelik bir birikim yaratmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte kadın erkek eşitliği konusunda köklü değişimler yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, modernleşme ve Batılılaşma hareketlerini benimsemiş ve bu kapsamda kadının toplumsal statüsünü yükseltmeye yönelik reformlar gerçekleştirilmiştir. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü ile öğretim de kadın erkek eşitliği sağlanmış, 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile kadın hukuksal alanda eşitlik kazanmıştır. 1930’da belediye seçimlerine, 1934’te ise genel seçimlere katılma hakkı tanınarak, Türk kadını siyasal haklarına kavuşturulmuştur. Çalışmada, kadın erkek eşitliği konusunda atılan bu adımların, mebuslar tarafından nasıl algılandığının ortaya konulması amaçlanmıştır. Analiz sonucunda TBMM’de kadın erkek eşitliği konusunun, iktisadi, hukuki, sosyal, siyasal konularda olmak üzere gündeme geldiği görülmüştür. Bu kapsamda, TBMM’deki bazı mebusların, kadın erkek eşitliği konusunda geleneksel toplumsal yapının korunması gerektiğini savundukları görülürken, diğer kısmının, kadın erkek eşitliğini modernleşme ve ilerleme sürecinin bir parçası olarak algıladıkları görülmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Osmanlı Devleti’nde, Tanzimat ve Meşrutiyet hareketleriyle birlikte Osmanlı kadınının eğitim ve çalışma hayatına katılımında bazı gelişmeler yaşanmıştır. Özellikle İkinci Meşrutiyet döneminde kadının konumu da, modernleşmeye bağlı olarak değişmeye başlamıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;O zamana değin sadece ev içinde anne ve eş olarak sınırlanmış olan kadın,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;toplumsal yaşamda farklı bir statü kazanmış, eğitim, çalışma ve sosyal hayattaki yeri genişlemiştir. Osmanlı döneminde yaşanan bu gelişmeler, Cumhuriyet’in daha ileri düzeyde adımlar atmasına yönelik bir birikim yaratmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte kadın erkek eşitliği konusunda köklü değişimler yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, modernleşme ve Batılılaşma hareketlerini benimsemiş ve bu kapsamda kadının toplumsal statüsünü yükseltmeye yönelik reformlar gerçekleştirilmiştir. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü ile öğretim de kadın erkek eşitliği sağlanmış, 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile kadın hukuksal alanda eşitlik kazanmıştır. 1930’da belediye seçimlerine, 1934’te ise genel seçimlere katılma hakkı tanınarak, Türk kadını siyasal haklarına kavuşturulmuştur. Çalışmada, kadın erkek eşitliği konusunda atılan bu adımların, mebuslar tarafından nasıl algılandığının ortaya konulması amaçlanmıştır. Analiz sonucunda TBMM’de kadın erkek eşitliği konusunun, iktisadi, hukuki, sosyal, siyasal konularda olmak üzere gündeme geldiği görülmüştür. Bu kapsamda, TBMM’deki bazı mebusların, kadın erkek eşitliği konusunda geleneksel toplumsal yapının korunması gerektiğini savundukları görülürken, diğer kısmının, kadın erkek eşitliğini modernleşme ve ilerleme sürecinin bir parçası olarak algıladıkları görülmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doğu Düşünce Sisteminin Hermann Hesse Romanları Üzerindeki Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80552</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80552</guid>
      <author>Didem GAZNELİ </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Hermann Hesse, Batı dünyasını eleştirel bir kavrayışla ele alan Batı’ya ve Batılı bireyin kimlik sorununa Doğu düşünce sistemine yönelerek çözüm arayan yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biridir. Hermann Hesse’nin romanlarındaki Doğu anlatısı, Doğulu Öteki’de teselli bulma arzusundan ya da sıradan bir emperyalist dürtüden ziyade Batı’daki kriz ortamı ve Batı’nın gidişatı hakkında bilgi vermesi açısından derin bir anlam içermektedir. Bu çerçevede çalışma, Doğu düşünce sisteminin Hermann Hesse’nin romanları üzerindeki etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada, Hermann Hesse’nin eserleri karakterler ve tematik yönden incelenmeye tabi tutulmuştur. Eserlerde, Batı modernliğinin manevi yönünün insan doğasına ayak uyduramadığı ve materyalist değerleri yükselişe geçirdiğine dikkat çekilmektedir. Bu yönde, Doğu’nun sunduğu değerlerin, hem bireysel hem de kolektif açıdan insan doğasına daha uygun olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak, Hermann Hesse’nin romanlarında Doğu düşüncesi, Batı’nın ilerleme idealine duyulan şüphe ve ahlaki çöküşü karşısında sentezlenmesi gereken bir alternatif çözüm yolu olarak görülmektedir. Parçalanmış Batılı bireyin içinde bulunduğu çıkmazı aşabilmesi ve bütünlüğünü sağlayabilmesi için Doğu düşünce sisteminde olduğu gibi maneviyata ve deneyime yer verilmesi ile insanın doğayla ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği ortaya konmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Antik Dönem Pişmiş Toprak Eserlerde Dans Kültürü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81141</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81141</guid>
      <author>Firdevs Müjde GÖKBEL YAVUZOĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Seramik buluntular, uygarlık tarihinin sosyal, kültürel, dini vb. yapısını yansıtan en önemli maddi kalıntılardandır. İnsanoğlunun gündelik ihtiyaçlarıyla ortaya çıkarak zamanla sanatsal ifade aracına dönüşen pişmiş toprak eserler üzerinde yansıtılan sembolik kavramlardan biri de danstır. Yazılı tarih öncesi devirlerden bu yana var olan, ortaya çıktığı toplumun inanç sistemini, sosyolojik ve kültürel yapısını aydınlatan dans kültürü, temelinde derin anlamlar barındıran bir olgu olup büyük önem arz etmektedir. Nitel araştırma yöntemiyle hazırlanan bu çalışma veri analizine dayalı olup bu bağlamda dönemsel ve tematik bir karşılaştırma gerçekleştirilmiştir. İlgili çalışmada Antik Mısır, Eski Yunan, Hitit ve Etrüsk gibi medeniyetlerden pişmiş toprak eserler seçilerek dini, ritüelistik ve sosyal bağlamlarıyla incelenmiştir. Bahsi geçen çalışmayla dans kültürünün pişmiş toprak eserlerdeki betimsel yaklaşımları ve kültürel yansımaları değerlendirilerek sanatsal ve toplumsal etkilerinin vurgulanması amaçlanmıştır. Elde edilen veriler ışığında, pişmiş toprak eserlerde yer alan dans imgelerinin toplumların yaşam biçimini, gelenek-göreneklerini, inanç sistemlerini, sosyo-ekonomik yapılarını betimlediği, öte yandan sanatsal düzlemde söz konusu dönemin estetik anlayışını simgelediği, kültürel mirasın temsilcileri arasında yer aldığı ve bu bakımdan büyük öneme sahip olduğu görülmüştür. Sonuç itibariyle kültürel mirasın en değerli temsilcilerinden pişmiş toprak eserlerde dans kültürünün yansımaları üzerine yapılmış bu çalışmayla dansın farklı medeniyetler üzerindeki etkisinin ve öneminin anlaşılmasında katkı sağlayacağı, ayrıca tematik olarak günümüz seramik sanatçılarının eserlerine kaynaklık edeceği düşünülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Modernleşmesi ve Medeniyet Kavramının Kullanımı: Eleştirel Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78547</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78547</guid>
      <author>Alper GÜRKAN </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; color: black; mso-themecolor: text1; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;“Medeniyet” kavramı Osmanlı entelektüel gündemine 19’ncu yüzyılda girmiştir. Kavram, Avrupa dillerinde kullanılan “civilization” ve “civilisation” sözcüklerine bir karşılık olarak kullanılmıştır. “Medeniyet” ile her ne kadar geniş bir kültür çevresi fikrine gönderme yapılması söz konusuysa da aynı zamanda ilkellik ve vahşiliğin karşıtı bir duruma gönderme de söz konusudur. Avrupa tarihi açısından “civilisation/civilization” ile dönemin ilerlemeci tarih anlayışına uygun bir çerçevede Avrupa medeniyeti kast edilmektedir. Söz konusu anlayış, özellikle evrim kuramının etkisiyle ortaya atılan sosyal darwinist bakış açısını yansıtır. Buna bağlı olarak geri kalmış ülkelere “civilisation aktarımı”ndan söz edilmekte, ticarî ve askerî faaliyetlerle birlikte sömürgeci uygulamalara meşruiyet de kazandırılmaktadır. Osmanlı entelektüeli açısından “medeniyet”, bir taraftan Avrupa toplumlarının ilerlemişliği fikrine diğer taraftan hakiki gelişmişliğin tarihsel İslam toplumlarına has olduğu fikri çerçevesinde farklı bağlamlarda kullanılır. “Medeniyet” ve “İslam medeniyeti” terkibi şeklinde kullanılan kavram dönemin aydınlarının siyasî tutumlarına göre değişkenlik kazanır. Genel olarak Batı medeniyeti örnek alınarak Osmanlı toplumu için bir rehber olarak görülen “medeniyet” kavramının kullanımında örtük veya açık olarak ilerlemecilik, sanayi aktarımı, kültür aktarımı ve toplumsal/siyasî değişme talepleri yer almaktadır. İslamcı aydınlar içinse “medeniyet” kavramının bu kullanımına ilave olarak olgun ve gelişmiş bir toplum yapısının İslam tarihi içinde bulunabileceği ve Batı’nın sanayisi ve tekniğini almakla birlikte ahlâk ve fazilet kaynağı olarak İslam’ın öngördüğü toplumsal yapının tesis edilmesi gerektiği fikri öne çıkarılmaktadır. Bu çalışmada “medeniyet” kavramının tarihsel ve sosyolojik yönü ele alınmakta ve kavramın içeriği ile bazı Osmanlı aydınlarının kavramı kullanma biçimleri örneklenerek “medeniyet”in Osmanlı modernleşmesi sürecinde nasıl algılandığı çözümlenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1939 Erzincan Depremi ve Yardım Faaliyetleri: Yeni Asır Gazetesi Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79936</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79936</guid>
      <author>Ahmet Murat KADIOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;1939 Erzincan Depremi, Türkiye Cumhuriyeti’nin erken döneminde meydana gelen ve derin izler bırakan en yıkıcı doğal afetlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Bu felaket, yalnızca maddi kayıplara değil, aynı zamanda toplumsal ve psikolojik açıdan da önemli etkilere yol açmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu bakımdan dönemin toplumsal normlarını anlamak önem taşımaktadır. Bu bağlamda, çalışma yalnızca bir doğal afetin etkilerini değil, aynı zamanda dönemin ulusal ve uluslararası yardım pratiklerini ve toplumsal dayanışma kültürünü ele almayı amaçlamaktadır. Bu bakımdan çalışmada, depremin ardından gerçekleştirilen yardım faaliyetleri, Yeni Asır gazetesinin 28 Aralık 1939 ile 10 Ocak 1940 tarihleri arasındaki sayıları temel alınarak doküman analizi yöntemiyle incelenmiştir. Bu dönemde Yeni Asır gazetesinde toplam 214 haber yayımladığı ve bunların 55’inin ulusal ve uluslararası yardım faaliyetlerine odaklandığı belirlenmiştir. Yeni Asır gazetesinde yer alan haberlerden yola çıkarak dönemin yardım faaliyetleri 4 ana başlık altında sınıflandırılmıştır. Bunlar, devlet destekli yardımlar ve yardım komiteleri (1), sivil toplum ve kurumsal yardımlar (2), uluslararası yardımlar (3) ve medya üzerinden yapılan duyurular ve halkın katılımı’dır (4). Bulgular, yardım çalışmalarının depremin ilk gününden itibaren başlatıldığını ve toplumun tüm kesimlerinden katkı sağlandığını ortaya koymaktadır. Haberlerden yola çıkarak toplumun tüm katmanlarından ilk günden itibaren yardımların yapıldığı, devletin yardım için hızlı bir şekilde hareket ettiği tespit edilmiştir. Diğer taraftan özellikle uluslararası düzeyde bireysel ve kurumsal yardımlar, dönemin küresel dayanışma anlayışını yansıtmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı Bağlamında Televizyon İzleme Alışkanlıkları ve Motivasyonları: Çankırı Karatekin Üniversitesi Örneği </title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81075</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81075</guid>
      <author>Hakkı KALAYCIŞahin DOĞAN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 7.1pt 3.0pt 7.1pt;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu araştırmanın amacı, Çankırı Karatekin Üniversitesinde öğrenimine devam eden öğrencilerin televizyon izleme alışkanlıklarına ve motivasyonlarına etki eden faktörlerin araştırılmasıdır. Araştırma Çankırı Karatekin Üniversitesinden 15 yaş ve üzeri 703 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara ulaşmada rastlantısal teknik kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda cevapların (1) yol gösterme, (2) bilgi edinme, (3) dinlenme-eğlenme ve (4) arkadaşlık etme olmak üzere dört farklı faktörde yoğunlaştığı görülmüştür. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: Calibri;"&gt;Dört faktör, toplam varyansın %63,282’sini açıklamaktadır. Yapılan test sonucunda “Cronbach Alpha” güvenilirlik katsayısı ise 0,87 olarak bulunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt; &lt;span style="color: #010205; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Araştırma bulgularına göre katılımcıların günde ortalama 2-3 saat ve hafta içi ve hafta sonu en yoğun 21.00-23.00 saatleri arasında televizyon izlediği sonucuna ulaşılmıştır. Program tercihlerine bakıldığında ise birinci derece eğlence programları ve ikinci derecede haber programları tercih edildiği görülmüştür. Kanal seçiminde programın kalitesi, eğlendirmesi ve ahlaki değerlere uygunluğu en fazla önemsenen unsurlardır.&lt;/span&gt; Alan temelli yapılan varyans analiz (ANOVA) sonucunda fen ve sağlık bilimleri alanındaki öğrencilerin günlük hayatlarında kendilerine yol gösterecek&lt;em&gt; &lt;/em&gt;programları, buna karşılık sosyal bilimler alanında olanların yoğunlukla bilgi edinmeye yönelik programları tercih ettikleri, sosyal bilimler ve fen bilimleri öğrencilerinin ise dinlenme ve eğlenmeye yönelik programları sağlık bilimleri öğrencilerinden daha fazla tercih ettikleri bulgusuna ulaşılmıştır. Arkadaşlık etmeye ve yalnızlığı gidermeye yönelik programları ise fen ve sağlık bilimleri öğrencilerinin ağırlıklı olarak tercih ettikleri sonucu çıkmıştır. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Fakülte ve yüksek okul temelli yapılan karşılaştırmada &lt;/span&gt;(ANOVA) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"&gt;İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin yol göstermeye yönelik programları diğer fakülte ve yüksek okul öğrencilerine göre görece daha az tercih ettikleri, buna karşılık bilgi edinmeye yönelik programları yoğunlukla tercih ettikleri, Fen ve &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"&gt; öğrencilerinin bilgi edinmeye yönelik programları İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencilerinden görece daha düşük düzeyde tercih etmekle beraber &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;Meslek Yüksek Okulu, Mühendislik ve Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerin daha çok tercih ettikleri sonucu çıkmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"&gt;İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin dinlenme ve eğlenmeye yönelik program tercihlerinde Fen Fakültesi öğrencileri hariç diğer gruplardan belirgin şekilde öne çıktığı, bununla beraber Fen Fakültesi öğrencilerinin de &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;Meslek Yüksek Okulu ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerinden daha fazla bu tip programları tercih ettikleri görülmüştür. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Mühendislik Fakültesi öğrencilerinin, Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerine kıyasla yine dinlenme ve eğlenmeye yönelik programları tercih ettikleri bulgusuna ulaşılmıştır. Dinlenmeye ve eğlenmeye yönelik programların tip programların Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencileri tarafından en az tercih edildiği dikkati çekmektedir. Arkadaşlık etme, yalnızlığı giderme gibi programların &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"&gt;İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğrencileri tarafından en az tercih edildiği,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt; İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencileri tarafından orta düzeyde tercih edildiği, Mühendislik Fakültesi öğrencileri tarafından en fazla tercih edildiği görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> Ankara’nın Tarihi Hafızasında Yahudi Cemaati ve Yahudi Mahallesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80238</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80238</guid>
      <author>Muzaffer KARAASLAN </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Türkiye’nin başkenti olan Ankara tarihsel geçmişinde birçok etnik grubu içerisinde barındırması açısından oldukça önemlidir. Bu grubun içerisinde Yahudi cemaatinin önemli bir yeri vardır. Yahudi cemaatinin Ankara’daki varlıkları Roma dönemine kadar uzamaktadır. Bizans İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet’in erken dönemlerine kadar kesintiye uğramadan yaşamaya devam eden cemaatten günümüze sadece birkaç aile kalmıştır. Bu makale Ankara’daki Yahudi cemaatinin tarihsel geçmişine ve özellikle de Yahudi Mahallesi olarak bilinen bölgeye odaklanmaktadır. Yahudi Mahallesi’nin tarihsel geçmişi, sosyal ve kültürel ortamı, eğitim gibi unsurların yanı sıra bölgedeki sivil ve dini mimariyi de incelemeyi hedeflemektedir. Özellikle yapıların mimari anlayışı ve bezemeleri hem Yahudi Mahallesi özelinde hem de Ankara ve Osmanlı kültür tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu doğrultuda alan araştırmalarının yanı sıra çeşitli müze ve arşiv kayıtlarındaki belgeler aracılığıyla Yahudi Mahallesi’nin tarihi geçmişine ışık tutulacaktır. Bununla birlikte günümüze ulaşan maddi kültür üzerinden sanat tarihi değerlendirmesi yapılacaktır. Yapılan araştırmalar doğrultusunda Yahudi Mahallesi’ndeki tarihi yapılarda ciddi koruma sorunu olduğu ortaya çıkmıştır. Her geçen gün yapıların birer birer yok olduğu bu bölge Ankara’nın kültürel mirası açısından büyük bir kayıptır. Bu çalışma bölgenin günümüzdeki durumunu belgelemeyi ve Yahudilerin Ankara’nın tarihine, sosyal ve kültürel hayatına katkılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca bölgenin neden Ankara için önemli bir kültür mirası olduğu örnekleriyle anlatılacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Caravaggio'nun Resimlerinde Camera Obscura Kullanımına İlişkin İzler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82165</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82165</guid>
      <author>Yunus KAYA</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Bu çalışma, Barok dönemin önde gelen temsilcilerinden Michelangelo Merisi da Caravaggio’nun resim tekniğinde &lt;em&gt;camera obscura&lt;/em&gt; gibi optik araçların kullanımına dair kanıtları disiplinlerarası bir bakış açısıyla ele alır. Caravaggio’nun eserlerinde perspektifin kesinliği ve &lt;em&gt;chiaroscuro&lt;/em&gt; (ışık-gölge) tekniğindeki olağanüstü gerçekçilik, sanat tarihçileri arasında sanatçının optik yöntemlerden yararlandığı yönündeki tartışmalara zemin hazırlar. Bu doğrultuda araştırma, sanatçının seçili eserlerinde kompozisyon düzeni, ışık-gölge kullanımı ve figür detaylandırmalarını, 16. ve 17. yüzyılın optik teknolojilerinin sunduğu olanaklar çerçevesinde inceler.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0in;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Çalışmanın teorik temelini, David Hockney ve Charles M. Falco’nun ortaya attığı ve erken modern dönem sanatçılarının optik araçlar kullandığını öne süren “Hockney-Falco Tezi” oluşturmaktadır. Söz konusu tez, Caravaggio’nun perspektif, oran ve ışık yönetiminde&amp;nbsp;&lt;em&gt;camera obscura&lt;/em&gt;&amp;nbsp;ile çeşitli ayna tekniklerinden faydalanmış olabileceğini iddia etmiştir. Ancak bu görüş, sanat tarihi metodolojisi ve teknik uygulanabilirlik açısından eleştirilere maruz kalmıştır. Bu araştırma, bahsi geçen iddiaları Caravaggio’nun eserlerinden hareketle sistematik bir analize tabi tutarak, optik araç kullanımına işaret eden teknik izlerin varlığını sorgulamıştır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Yapılan incelemeler, Caravaggio’nun kompozisyonlarında optik yansımaları anmıştan, bu görüşü destekleyen belirli formların ve ışık anomalilerinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgular, sanatçının dönemin teknolojik sınırlarını zorlayan bir teknik ustalık sergilediğine işaret etmekle birlikte, o dönemin resimlerinde optik araçların rolünün yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dair bir çerçeve sunmaktadır. Çalışma, Caravaggio’nun sanatsal pratiğinde bilim ve teknolojinin etkisine dikkat çekerek, sanat tarihi araştırmalarına yöntemsel bir katkı sağlamayı hedeflemektedir. Aynı zamanda, optik araçların kullanımının sanatçının yaratıcı dehasını gölgelemediği, aksine onun dönemine göre avangard bir yaklaşım olarak değerlendirilebileceği sonucuna varmıştır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kişilik ve Beslenme Alışkanlıkları Arasındaki İlişkide Duygu Düzenleme Güçlüğünün Aracı Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78636</guid>
      <author>Kübra KAYAMustafa TEKKE  ,Yaşar BARUT  ,Emre DEMİRTAŞ  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Gıda tercihleri ve beslenme alışkanlıklarındaki bireysel tutarsızlıklar kişilikteki temel farklılıklara bağlı olabilmektedir. Bireydeki temel farklılardan olan duygu farkındalığını geliştirmeye, duyguları kendi kendine izlemeye ve alternatif duygu düzenleme stratejileri sağlamaya odaklanan eğitimin, beslenme alışkanlıklarındaki patolojik yeme tutumlarını azalttığını göstermiştir. Kişilik ve beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünü incelemek için gerçekleştirilen bu çalışmanın örneklemini 18-40 yaş arası 394 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama maksadıyla Üç Faktörlü Beslenme Anketi, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu, HEXACO Kişilik Ölçeği Kısa Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Aracılık etkisinin tespit edilmesi için Amos 23.0 programı ile Yol (Path) Analizi gerçekleştirilmiştir. Kişiliğin boyutlarından; duygusallığın, duygu düzenleme güçlüğü üzerinde pozitif yönde ve dürüstlük-alçak gönüllülük, uyumluluk ve dışadönüklüğün duygu düzenleme güçlüğü üzerinde negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmuştur. Deneyime açıklık ve sorumluluk, duygu düzenleme güçlüğü üzerinde anlamlı bir etkiye sahip değildir. Ayrıca duygu düzenleme güçlüğünün; kısıtlayıcı yeme üzerinde negatif yönde, kontrolsüz yeme, duygusal yeme, açlığa duyarlılık üzerinde ise pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı derecede bir etkisi bulunmuştur. Araştırmada dürüstlük-alçak gönüllülük, duygusallık, dışadönüklük ve uyumluluk kişilik özellikleri ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracılık rolü üstlendiği bulunmuştur. Sonuçlar beslenme alışkanlıkları üzerinde psikolojik yapıların, tedavi temelli önleyici ve gelişimsel çalışmalarda dikkate alınması gerektiğini ortaya koymuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Tütünü: Tarihsel-Süreçsel Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78113</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78113</guid>
      <author>İrem ÖZGÖREN KINLI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tütünün sosyo-kültürel ve ekonomik etkilerini, Jason Hughes ve Norbert Elias’ın teorik perspektiflerini uygulayarak incelemektedir. Tütünün Osmanlı toplumuna girişini ve yaygın kullanımını analiz eden araştırma, bu süreçlerin Osmanlı toplumunun ekonomik yapıları ve sosyal pratikleri üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Tarihsel-süreçsel bir analiz yöntemi kullanılarak, çalışma, seyahatnameler, ticaret kayıtları ve edebi eserler gibi geniş bir yelpazede tarihsel belgeleri inceleyerek tütünün Osmanlı toplumundaki yerini sorgulamaya çalışmaktadır. Bulgular, tütünün yalnızca bir ticari meta olmadığını, sosyal kimlikleri şekillendiren ve sınıfsal ayrımları pekiştiren dönüştürücü bir güç olduğunu ortaya koymaktadır. Tütün, Osmanlı sosyal yapısında bir sosyal kimlik göstergesi haline gelmiş, toplumsal normlara hem bir isyan hem de birlik sembolü olmuştur. 1570’lerden 20. yüzyılın başlarına kadar olan süreçte yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler vurgulanarak, tütün yetiştiriciliği ve ticaretinin tarımsal uygulamaları nasıl dönüştürdüğü, Reji Şirketi aracılığıyla merkeziyetçi kontrolün nasıl sağlandığı ve Osmanlı ekonomisinin küresel pazara nasıl entegre edildiği gösterilmektedir. Kültürel açıdan, tütünün özellikle kahvehanelerde yaygın kabulü, toplumsal etkileşimlerde önemli bir rol oynamıştır. Sigara içme pratikleri, sosyal ayrımları yansıtan ve pekiştiren göstergeler haline gelmiştir. Jason Hughes ve Norbert Elias’ın teorilerinin uygulanması, tütün tüketiminin daha geniş toplumsal dinamiklerle nasıl iç içe geçtiğine dair bir bakış açısı sunarak, Osmanlı İmparatorluğu’nda tütün üretim ve tüketiminin tarihsel evrimine dair bir analiz sunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa`da Üçüncü Haçlı Seferine Neden Olan Etkenler ve Sefer Öncesi Hazırlıklar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78777</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78777</guid>
      <author>Harun KORUNURÖzlem GENÇ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: -35.45pt; background: white; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 35.45pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black; mso-color-alt: windowtext;"&gt;Öz&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; background: white;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black; mso-color-alt: windowtext;"&gt;Haçlı Seferleri yaklaşık 200 yıl boyunca Anadolu ve Orta Doğu`yu kan gölüne çeviren, tarihte eşi benzeri görülmemiş kitlesel bir harekettir. Binlerce insan ne ile karşılaşacaklarını bilmeden kendilerine vaat edilenlere inanarak yola çıkmışlardır. Bu harekatta İspanya Müslümanlarına karşı elde ettikleri başarılar çok etkili olmuştur. Aynı başarıyı Kutsal Topraklar`da da göstereceklerine inanan çoğunluğu yaya olan bu insanların önemli bir kısmı yollarda hayatını kaybetmiş, bir kısmı da köle tüccarlarının eline düşmüştür. Seferler arasında başarılı olan tek sefer birinci seferdir. Kudüs`ü Müslümanlardan almak için kilometrelerce yol gelen askerler, pek çok kayıptan sonra bu amaçlarına ulaşmışlardır. Elbette bu başarıda o dönemde Anadolu`ya hâkim olan Türk İslâm dünyasının kendi iç sorunlarıyla uğraşması da etkilidir. Bu sayede Haçlılar büyük zorluklarla karşılaşmadan güneye inebilmiştir. 1147`de başlayan ikinci seferin sebebi Musul Atabeyi İmâdeddîn Zengî`nin 1144`te Urfa`yı Haçlıların elinden almasıdır. 4 Temmuz 1187’de Selâhaddîn Eyyubî komutasındaki Müslümanlar Hıttin’de Kudüs Haçlı Krallık ordusuna karşı başarı sağlamış böylece Kudüs yeniden Müslüman hâkimiyetine girmiştir. Bu haberin Avrupa’ya ulaşmasıyla Avrupa’da yeni bir sefer hazırlığı başlamıştır. 1187/9 civarında gerçekleştirilecek olan üçüncü sefer sırasında doğuda Selâhaddîn Eyyubî liderliğinde İslâm birliği sağlanmış durumdadır. Avrupa ise kendi içinde büyük sorunlar yaşamaktadır. Sefer için yapılan hazırlıklar içerisinde kendi aralarında saldırmazlık anlaşmaları yapmak, yeni vergiler koymak, asker toplamak için yeni yollar denemek sayılabilir. Çalışmamızda bu konunun ayrıntılarına değinilecektir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Amatör Koro Çalışmalarının Sosyal Beceriler ve Olumlu Duygulanım Üzerindeki Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78245</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78245</guid>
      <author>İlker KÖMÜRCÜ </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırmanın amacı, amatör koro çalışmalarının bireylerin sosyal becerileri ve olumlu duygulanım seviyeleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmada, deneysel modellerden biri olan “ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarım” kullanılmıştır. Araştırma verileri, Watson, Clark ve Tellegen (1988) tarafından geliştirilen Pozitif Duygu Ölçeği ile Tatar ve arkadaşları (2018) tarafından geliştirilen Sosyal Beceri Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi, kültür ve sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının üyeleri arasından basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 190 yetişkinden oluşmaktadır. Katılımcılar, iki ay boyunca haftada iki saat amatör koro çalışmalarına katılmış, ardından ön test ve son test ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 23.0 programı kullanılmıştır. Verilerin normallik dağılımını kontrol etmek amacıyla çarpıklık ve basıklık değerleri incelenmiş ve bu değerlerin -1.5 ile +1.5 aralığında olduğu görülmüş, bu nedenle parametrik testler kullanılmıştır. Deney ve kontrol grupları arasında anlamlı fark olup olmadığını belirlemek için bağımsız örneklemler t-testi, aynı grup içinde ön test ve son test sonuçları arasındaki farkı analiz etmek için eşleştirilmiş örneklemler t-testi, üç veya daha fazla grup arasındaki farkı test etmek amacıyla ANOVA testi uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları, amatör koro çalışmalarına katılan bireylerin sosyal becerilerinin ve olumlu duygularının anlamlı ölçüde arttığını göstermektedir. Ayrıca, yaş ve cinsiyet değişkenlerinin bu iki faktör üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, pozitif duygular ile sosyal beceriler arasında zayıf bir pozitif korelasyon gözlenmiştir. Sonuçlar, amatör koro çalışmalarının katılımcıların sosyal uyum becerilerini ve duygusal dengeyi geliştirme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, koro çalışmalarının toplumsal düzeyde teşvik edilmesi ve yetişkin eğitim programlarına entegre edilmesi önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Grafik Tasarım Bölümü Öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Düzeylerinin İncelenmesi (Tokat İli Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80719</guid>
      <author>Özlem KUM  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Dijital bağımlılık, bireylerin dijital araçlarla aşırı zaman geçirmeleri sonucu yaşadıkları fiziksel ve psikolojik sorunları tanımlar. Grafik tasarım öğrencileri, mesleklerinin doğası gereği dijital araçlarla sürekli etkileşim içindedir ve bu durum bağımlılık riskini artırabilir. Dijital bağımlılık, kaygı, sosyal izolasyon ve iş verimliliğinde düşüş gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, grafik tasarım öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinin incelenmesi hem akademik başarı hem de kişisel gelişim açısından önem taşımaktadır. Araştırma, Tokat ilinde öğrenim gören Grafik Tasarım Bölümü öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerini belirlemek amacıyla nicel araştırma yöntemine dayalı olarak yürütülmüş ve tarama modeli benimsenmiştir. Araştırmanın evrenini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Tokat ilinde Grafik Tasarım bölümünde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılmak istendiği için örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmanın etik izni ...Üniversitesi Sosyal ve Beşerî Bilimler Araştırmaları Etik Kurulu'nun E-33490967-044-513837 sayılı ve 24.12.2024 tarihli kararıyla alınmıştır. Veriler, Kesici ve Tunç tarafından geliştirilen "Dijital Bağımlılık Ölçeği" kullanılarak toplanmış ve Google Forms aracılığıyla grafik tasarım öğrencilerine çevrimiçi olarak uygulanmış; SPSS yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, öğrencilerin genel dijital bağımlılık düzeylerinin orta olduğunu, alt boyutlardan bırakma güçlüğünün yüksek, aşırı kullanımın orta, nüks etme, hayatın akışını engelleme ve duygu durumunun ise düşük olduğunu göstermiştir. Cinsiyet değişkenine göre bağımlılık düzeylerinde anlamlı bir fark bulunmamış, sınıf değişkenine göre ise 1. sınıf öğrencilerinin bırakma güçlüğü puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ailenin gelir durumu, mezun olunan lise türü ve öğrenim görülen MYO değişkenleri ile bağımlılık düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yağlı Boya Tabloların Özgünlüğünü Belirlemede Bilimsel Analiz Yöntemlerinin Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78643</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78643</guid>
      <author>Betül ENGİNGülder EMRE  </author>
      <description>&lt;p style="margin: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt; color: black;"&gt;Günümüzde galeriler, koleksiyonlar ve müzeler sahip oldukları eserlerin değerini belirlerken özgünlüklerini önemli bir parametre olarak kullanmaktadır. Geçmişten günümüze kişi/kişiler tarafından ünlü bir sanatçıya ait olduğu iddia edilen yağlı boya tablolar, galeri, koleksiyon ve müzelere satılmış veya satılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle yağlı boya tabloların özgünlük tespiti, sanat dünyasında önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu çalışma, yağlı boya tabloların özgünlüğünü tespit etmek için kullanılan görsel ve bilimsel analiz yöntemlerinin sanat dünyasındaki önemini ele almaktadır. Sahte eserlerin piyasada dolaşmasının sanat koleksiyonları ve müzelerin güvenilirliğini nasıl etkilediği üzerinde durularak, disiplinler arası bir yaklaşımın gerekliliği vurgulanmıştır. Sanat uzmanları, sahte eserleri tespit etmek için köken araştırmaları yaparak, sanat tarihi uzmanlarının yorumlarını derleyerek araştırdıkları eser hakkında bilgiler elde ederler. Görsel ve bilimsel analiz yöntemlerinin kullanılmasıyla bu süreç desteklenmekte ve tüm veriler karşılaştırılarak bir sonuç ortaya konmaktadır. Yağlı boya tabloların özgünlük tespiti çalışmalarında disiplinler arası çalışmaların öneminin vurgulandığı makalede, bilimsel analiz yöntemlerinin rolü açıklanmıştır. Çalışmada, X-Işını radyografisi, mikroskobik incelemeler, spektroskopik incelemeler, kütle spektroskopisi, kromatografik incelemeler, dendrokronolojik tarihleme ve Karbon 14 gibi bilimsel analiz yöntemleri vaka incelemeleri üzerinden detaylı şekilde ele alınmıştır.&amp;nbsp; Araştırma, bir tablonun özgünlük tespiti çalışmalarından köken- mülkiyet araştırmaları ve sanat tarihi yorumlarının öneminin yanı sıra bir veya birden fazla bilimsel yöntemin birlikte kullanılmasının, eserlerin sahte olup olmadığını tespit etmede daha güvenilir sonuçlar sunduğunu göstermektedir. Bu yöntemlerin sanat dünyasında daha yaygın bir şekilde kullanılması, sahtecilik faaliyetlerini engellemek ve sanat pazarının güvenilirliğini sağlamak açısından kritik bir öneme sahiptir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sıcaklık Terselmesi ve Hava Kirliliği (SO2) İlişkisi: Manisa Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79572</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79572</guid>
      <author>Hilal OLCAYHasan ÇUKUR </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Manisa’nın, verimli geniş tarım arazileri, tatlı-su kaynakları ile çeşitli yeraltı kaynaklarına sahip olmasının yanı sıra İzmir’e yakınlığı ve ulaşımın kolaylığından dolayı yoğun bir şekilde sanayi faaliyetleri yürütülmektedir. Sanayi faaliyetlerine bağlı olarak kentleşme, nüfus ve enerji kullanımı da hızlı bir şekilde artmaktadır. Yerleşim ve sanayi alanlarının ova tabanına doğru büyümesi sonucunda özellikle kış mevsiminde hava kirliliği sorunuyla sık sık karşılaşılmaktadır. Hava kirliliğinde bu beşeri kaynakların yanı sıra klimatik ve topografik özellikler de etkili olmaktadır. Manisa’nın doğu ve kuzeydoğu tarafının açık, ancak batı tarafının topografik olarak bir eşikle kapalı olması sonucunda, kuzeydoğu sektörlü rüzgârlarla kirli hava kentin üzerinde hapsolmaktadır. Kente toplanan kirli havayı batıdaki Menemen Boğazı dışına taşıyacak uygun koridorlar olmadığı için hava kalitesi giderek daha da düşmektedir. Bu çalışmada ise klimatik koşullar ve topografyanın karşılıklı etkileşimi neticesinde ortaya çıkan sıcaklık (evritimi) terselmesi ile terselmenin hava kalitesine olan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda; Manisa meteoroloji istasyonuna ait 2006-2023 dönemini kapsayan meteoroloji (sıcaklık, basınç ve rüzgâr) kayıtları ve hava kalitesi kükürt dioksit (SO&lt;sub&gt;2&lt;/sub&gt;) verilerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda; sahadaki kirlilik (SO&lt;sub&gt;2&lt;/sub&gt;) miktarının arttığı dönemlerde basınç değerleri ve donlu gün sayılarının da arttığı, SO&lt;sub&gt;2&lt;/sub&gt; miktarının azaldığı dönemlerde ise sıcaklık ve rüzgâr hızının arttığı saptanmıştır. Manisa’da kurulacak yeni sanayi tesisleri ile yerleşim birimlerinin konumlandırılmasında hâkim rüzgâr yönü göz önüne alınabilir ve bunların ısıtılmasında jeotermal enerji kullanılabilir.&lt;/span&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk-rus İlişkilerinde Gürcü Kralları (Kral I. Solomon-Kral II. Erekle ve Rusya İttifakı)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80439</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80439</guid>
      <author>Sibel ORHANKAZI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Kafkasya ve Karadeniz’de kadimden süregelen Türk-Gürcü komşuluğu ile bölgedeki siyasi, sosyal ve ekonomik yapı Rusya’nın ortaya çıkışı ile farklı bir boyut kazanmıştır. Rusya’nın askeri olarak bölgede güç elde etmesi ve ilerleyişi bazı Gürcü hanlarının zamanla Osmanlı’ya karşı olan tutumlarına yön vermiştir. Bu tutumun ve Gürcistan’ın Rusya eğiliminin en belirgin olduğu dönem II. Erekle ve I. Solomon Han dönemleridir. Her iki Gürcü kralı hâkimiyeti sırasında açık bir şekilde Gürcistan’ın Rusya eğilimi ve Rusya’nın Gürcistan ile Kafkasya bölgesindeki toplulukları Osmanlı Devleti’ne karşı nasıl etki alanına almaya çalıştığı görülür. Nitekim Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne karşı başarı göstermesinin sebebi Rusya’nın sadece askeri yaylımının bir sonucu değil aynı zamanda bölgedeki Gürcü ve Ermeni tebaanın gerek dini gerek siyasi sebeplerle Rusya’ya olan ve sonradan gelişen bağlarıydı. Bununla beraber Kafkasya’nın siyasi durumundaki değişiklik ve karışıklıklar Gürcü krallarına Rusya’nın yanında yer almalarından başka seçenek bırakmamaktaydı. Rusya’nın askeri ve siyasi faaliyetleri ile Gürcistan krallarını yanına çekmesine karşılık Azerbaycan Türk hanlıkları da Osmanlı Devleti’nin yanında yer alacaklarını beyan etmişlerdir. Fakat hanlıkların da içinde bulunduğu siyasi karışıklıktan dolayı netice alınamamıştır. Gerek Osmanlı Arşiv kayıtlarından gerek Gürcistan kaynakları ve eserlerinden dönemle ilgili önemli verilerden istifade ile bu süreç değerlendirilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Akademide ve İşyerinde Mobbing’ in Sosyolojisi: Otoetnografik Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78603</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78603</guid>
      <author>Özlem ÖRDEM </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu çalışma, Türkiye’deki üniversitelerde akademik mobbing olgusunu otoetnografik bir yaklaşımla incelemektedir. Mobbing, iş yerinde bireylerin sürekli psikolojik taciz, dışlanma, marjinalizasyon ve değersizleştirme gibi olumsuz davranışlara maruz kalması olarak tanımlanabilir. Özellikle akademik ortamlarda, hiyerarşik yapıların katılaşmasıyla birlikte mobbingin daha yaygın bir hale geldiği görülmektedir. Çalışma, araştırmacının kişisel deneyimlerinden ve meslektaşlarının gözlemlerinden yola çıkarak, mobbingin bireysel bir sorun olmaktan ziyade, kurumsal ve sistematik bir sorun olduğunu vurgulamaktadır. Bu çalışma, mobbingin sadece bireyler üzerinde değil, aynı zamanda kurumsal yapılar ve güç dinamikleri üzerinde nasıl işlediğini incelemektedir.Çalışmanın bulguları, mobbingin akademik ortamlarda bireylerin profesyonel gelişimini engellediğini, onların mesleki bağlılıklarını zayıflattığını ve ciddi psikolojik travmalara neden olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, otoetnografik yöntem kullanılarak, mobbingin mağdurlar üzerindeki etkileri derinlemesine analiz edilmiştir. Çalışma, mobbingle mücadelede sendikalar, profesyonel dernekler ve hukuki destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini önermektedir. Ayrıca, üniversitelerde kurumsal reformların gerçekleştirilmesi, bağımsız etik kurulların oluşturulması ve mobbing olaylarına karşı daha etkili denetim mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Kolektif eylemler ve örgütlü mücadele, mobbing mağdurlarının yalnızlaşmasını önleyebilecek önemli bir araç olarak görülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yaz Spor Okullarına Katılan Bireylerde Benlik Saygısı ve Psikolojik Dayanıklılık Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80246</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80246</guid>
      <author>Buşra ÖZCANKürsat ARZUOĞLU ,Yunus ŞAHİNLER  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırmada; Yaz spor okullarına katılan bireylerde benlik saygısı ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma evrenini İstanbul ili Araştırmanın örneklem grubu ise; Bakırköy ilçesinde yaz spor okulların da Atletizm, Judo, Jimnastik, Taekwondo sporu yapan gönüllü kadın (235), ve erkek (255) toplam 493 kişi oluşturmaktadır. Veriler elde edilirken bireylere sosyo-demografik bilgilerini belirlemek için kişisel bilgi formu kullanılırken, psikolojik dayanıklılıklarının belirlenmesinde “Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği”, benlik saygısının belirlenmesi için “Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği”nden yararlanılmıştır. Toplanan veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 29.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Veri setleri normal dağılım gösterdiği için Frekans ve ortalama değerlerinden faydalanılmıştır. Bağımsız olan gruplar t-testi, farklı değişkenler arasında çoklu karşılaştırmalar için tek yönlü varyans analizi ile tamhane testi, ilişki için korelasyon ve etki için de rekreasyon analizinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak yaapılan analizler sonucu elde edilen bulgulara göre; bireylerin psikolojik dayanıklılık ve benlik saygısı arasında negatif ve pozitif yönlü ilişkilerin olduğu ve ergen psikolojik dayanıklığın benlik saygısını negatif yönde ve anlamlı olarak etkilemekte olduğu saptanmıştır (p&lt;0.05).&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Akira Kurosawa Sinemasında Gücün Gölgesinde İktidar, Kimlik ve Yozlaşma: "Kagemusha" ve "Ran" Filmlerinin Karşılaştırılması </title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77612</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77612</guid>
      <author>Ali ÖZTÜRK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Akira Kurosawa’nın Kagemusha (1980) ve Ran (1985) filmleri, iktidar, kimlik ve yozlaşma temalarını merkeze alarak, güç olgusunun birey ve toplum üzerindeki etkilerini sinematografik ve anlatısal düzlemde inceler. Bu çalışmada, söz konusu iki film, Michel Foucault’nun iktidar kuramı, Sigmund Freud’un psikanalitik kavramları ve Carl Gustav Jung’un gölge arketipi bağlamında ele alınmaktadır. Kagemusha, bir gölge savaşçının (dublörün) gerçek bir hükümdarın yerine geçmesi üzerinden iktidarın temsili doğasını tartışırken, Ran, bir hanedanlık içindeki güç mücadeleleri yoluyla iktidarın çöküş sürecini resmetmektedir. Foucault’nun disiplinci iktidar anlayışı doğrultusunda, Kagemusha’da iktidarın bireyden bağımsız bir yapı hâline geldiği görülürken, Ran’da merkeziyetçi otoritenin parçalanışıyla ortaya çıkan kaotik düzen incelenmektedir. Freud’un ego, id ve süperego kavramları çerçevesinde, Kagemusha’da ana karakterin kimlik bunalımı ve süperegonun baskısı altında yaşadığı dönüşüm, Ran’da ise Lord Hidetora’nın otoritesini kaybettikçe id’e yönelerek akıl sağlığını yitirmesi analiz edilmektedir. Jung’un gölge arketipi bağlamında ise her iki filmde karakterlerin kendileriyle ve geçmişleriyle hesaplaşmaları incelenerek, kimlik inşası ve kişisel çöküş süreçleri arasındaki bağlantılar ele alınmaktadır. Ayrıca, Kurosawa’nın bu temaları sinematografik anlatımla nasıl derinleştirdiği de incelenmiştir. Renk kullanımı, ışık-gölge kompozisyonları, kamera hareketleri ve mekân tasarımı, karakterlerin psikolojik durumlarını ve iktidarın doğasını görsel düzlemde pekiştirmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Sürçmelerinin Psikolojinin Yansıması Olarak Kişilerarası İletişime Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80091</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80091</guid>
      <author>Neslihan PARLAKYağmur KÜÇÜKBEZİRCİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;İletişimde dilin psikolojik etkilerini göz ardı etmek mümkün değildir. Bu etkiler, iletişimin kalitesi bakımından hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilir. Dil sürçmeleri, günlük hayatta hemen hemen herkesin zaman zaman karşılaştığı bir durumdur. Bu sürçmeler, genellikle konuşmacıyı zor durumda bırakır ve yanlış anlamalara yol açarak dinleyicide önyargılara neden olabilir. Dil sürçmeleri, yalnızca dilbilimsel bir olgu değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da önemli bir araştırma konusudur. Psikolojik bakımdan, dil sürçmeleri, bilinçdışındaki bastırılmış düşüncelerin ve duyguların dil aracılığıyla dışa vurulması olarak anlaşılmaktadır. Bu sürçmelerin temelinde, geçmiş yaşantılar, travmalar ve duygusal yükler yatmaktadır. Konuşmacının kontrolü dışında gelişen bu hatalar, çoğu zaman içsel çatışmaların, stresin ya da geçmişteki olumsuz deneyimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu çalışma, psikolojinin iletişim üzerindeki olumsuz etkilerinden biri olan dil sürçmelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, geçmiş deneyimlerin, bastırılan duyguların ve bilinçaltındaki etkilerin konuşma diline nasıl yansıdığı ve iletişim süreçlerini nasıl etkilediği araştırılmaktadır. Bu bağlamda, sürçmelerin istemsiz bir şekilde gerçekleşmesi, sağlıklı bir iletişim için dinleyicinin hoşgörülü ve önyargılardan arınmış bir tutum sergilemesini gerektirmektedir. Bu tutum, iletişimde yanlış anlamaların önlenmesine yardımcı olabilir. Sonuç olarak, dil sürçmeleri, bireylerin bilinçdışı süreçlerinin ve psikolojik dinamiklerinin bir göstergesi olarak, iletişimde daha derin bir anlayış ve hoşgörü gerektirir. Bu durumun, hem konuşmacının hem de dinleyicinin daha sağlıklı bir iletişim kurmalarına olanak tanıyacağı düşünülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şiddetin Topolojisi: Çağdaş Sanatta İnsan ve Hayvan Bedeni Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81208</guid>
      <author>Şule SAYAN </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Tarihten günümüze şiddet her toplumda &lt;span style="color: black;"&gt;sosyal hareketlerin ve psikolojik ifadelerin bir uzantısı&lt;/span&gt; olarak kendine özgü yöntemleriyle &lt;span style="color: black;"&gt;sıklıkla sergilenen bir davranış biçimidir.&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Şiddet bir yandan çok sayıda bilim dalının diğer yandan sanatın konusu olurken, çeşitli referans noktalarıyla ifade ve çerçeveleme inşa etmektedir. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Şiddetin sorunlaşıp sanatın problemleri arasına girmesi ise şiddetin topolojik dönüşümüyle paralel ilerleyen çağdaş sanatta, beden üzerindeki tezahürlerinde görülmüştür. Çağdaş sanat, şiddetin insan yaşamına yönelik tehdit halini sorgulama görevini sürdürürken, bunu hem insan hem de hayvan bedeni üzerindeki ikametiyle fiziksel olduğu kadar sembolik ve kavramsal düzeyde incelemektedir. Canlısı ve ölüsüyle insan-hayvan bedeni sınırları, kırılganlığı ve direnç kapasitesiyle sanat nesnesi olarak kullanılmış; şiddetin ve zulmün merkezine yerleştirilmiştir. Bedene yönelik şiddet ve acının temsil edildiği müstakil eserler, toplumun dikkatini şiddet kavramına ve yarattığı tehlikelere odaklaması açısından yarar sağlayabilir. Lakin b&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: TimesNewRomanPSMT; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;u sanatsal pratiklerin tam da kendisi ya yaklaşımı ya da icrası ve koşulları gereği şiddet yanlısı bir yerde konumlanabilirken etik ihlalleri sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda çalışma insan ve hayvan bedenine yönelik şiddet odaklı sanatın kafalarda oluşturduğu sorulara, ortaya koyduğu çelişki ve açmazlara çağdaş sanat ekseninden bakmayı amaçlamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Çalışma, şiddetin topolojisi ile beraber çağdaş sanatta şiddet uyarlamalarını ele almakta, insan ve hayvan bedenine uygulanan acının ve şiddetin ifade pratiklerini değerlendirmekte, kavramsal bağlamların beden üzerinden ifade edilme şekillerini örnek sanatçı işleri üzerinden değerlendirmekte ve anlamsal çözümlemelerini &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;analiz etmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Necmettin Erbakan, Milli Görüş ve Popülizm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79753</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79753</guid>
      <author>Sema SERTKAYACumhur ASLAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde görünürlük kazanan ve Türk siyasal tarihinin şekillenmesinde önemli bir rol oynayan popülizm, günümüz Türk siyasal yaşamında da varlığını korumaya devam etmektedir. Popülizmin hem dünya siyaseti bağlamında hem Türk siyasal tarihi bağlamında gelişimi incelendiğinde farklı siyasal partiler ve liderlerle ilişki kurabilen bir kavram olduğu dikkat çekmektedir. Bu durum popülizme içkin tanımsal belirsizliğe yol açmaktadır. Her ne kadar popülizm tanımsal bir muğlaklığa sahip olsa da &lt;em&gt;Halk, Seçkinler&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Genel İrade&lt;/em&gt; kavramları popülizmin temel referanslarıdır. Popülizme ait bu temel kavramların anlamları ulusal ve uluslararası siyaset arenasında yer alan liderler özelinde değişiklik göstermektedir. Dolayısıyla siyasal liderlerin halk vurgusuyla kast ettikleri kesimin kim olduğu, seçkinler olarak adlandırdıkları konumda kimlerin yer aldığı ve genel irade vurgusu ile neyi kastettiklerinin saptanması önem teşkil etmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın temel amacı Türk siyasal yaşamının önemli figürlerinden olan Necmettin Erbakan’ın popülizmini bu temel parametreler çerçevesinde inceleyerek onun halk seçkin dikotomisini ortaya koymak ve genel iradeye ilişkin düşünceleri ile neyi vurguladığını saptamaktır. Bu amaçla Erbakan’ın söylemleri eleştirel söylem analizi tekniğinden faydalanılarak irdelenmiştir. Erbakan siyasi felsefesini &lt;em&gt;Milli Görüş &lt;/em&gt;olarak adlandırmaktadır. &lt;em&gt;Milli Görüş&lt;/em&gt;, İslami içerikli bir ahlaki düzen ve manevi kalkınmayı amaçlamakta ve bu sayede &lt;em&gt;Adil Düzene&lt;/em&gt; erişilebileceğini savunmaktadır. Bu bağlamda Erbakan halk kavramına değil, millet kavramına vurgu yapmaktadır. Erbakan’ın millet ile kast ettiği kesim ise aynı inanç etrafında bir araya gelen Müslümanlardır. Erbakan &lt;em&gt;Milli Görüş&lt;/em&gt; hareketi temelinde siyonist, emperyalist Batılı devletleri ve İslami ilkeleri göz ardı ederek, Batı ile ilişkiler kurmaya çalışan Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisini seçkinler olarak konumlandırmaktadır. Erbakan, genel irade anlayışını ise milletin inancına, değerlerine ve örfüne uygun bir anayasanın milletin kendisi tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak ortaya koymaktadır. Türk siyasetinde alışılagelmiş siyasetçilerden farklı bir siyasal çizgide ilerleyen Erbakan, izlemiş olduğu sağ, muhafazakar, İslamcı popülist siyaseti ile Türkiye’nin ilk &lt;em&gt;İslamcı başbakanı &lt;/em&gt;olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Evli Kadınlarda İlişki Doyumunun Yordayıcıları İçselleştirilmiş Cinsiyetçilik ve Benlik Kurgusu Olabilir Mi?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80213</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80213</guid>
      <author>Halime SUNARYeliz KINDAP TEPE </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu araştırmada, evli kadınlarda içselleştirilmiş cinsiyetçilik ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide benlik kurgusunun aracılık etkisinin ve evli kadınların ilişki doyumunun öncüllerinin incelenmesi amaçlanmıştır. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Çalışmada kullanılacak olan&lt;/span&gt; İçselleştirilmiş Cinsiyetçilik Ölçeği, İlişki İstikrarı Ölçeği ve Özerk İlişkili Benlik Ölçeği’nin &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;izinleri alındıktan sonra Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulu’na başvuru yapılmış ve çalışma onaylanmıştır (2023-638).&lt;/span&gt; Türkiye’nin çeşitli illerinden 385 evli kadına izni alınan ölçeklerin yanı sıra demografik bilgilerini saptamak için araştırmacılar tarafından oluşturulan bir anket formu Google Formlar aracılığıyla uygulanmıştır. &lt;span style="color: black;"&gt;Araştırmaya katılım sağlayan kadınların yaşı 19 ile 75 arasında değişmekle beraber; yaş ortalamaları 37.61’dir (&lt;em&gt;S&lt;/em&gt; = 9.82). &lt;/span&gt;Araştırmanın amacına uygun olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmış olup hipotezlerini sınamak amacıyla veriler SPSS &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-font-kerning: 1.0pt; mso-ligatures: standardcontextual; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Macro Process v.3.5 programı kullanılarak &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;analiz edilmiştir. Analizler sonucunda evli kadınların ilişki doyumunun; yaş, evlilik süresi, çalışma durumu, çocuk sayısı, eş tercih yöntemi, içselleştirilmiş cinsiyetçilik düzeyi ve özerk- ilişkisel benlik düzeyine göre farklılaştığı görülmüştür. &lt;span style="color: black; background: white;"&gt;Kadınların ilişki doyumları ile evlilik süreleri ve içselleştirilmiş cinsiyetçilik düzeyleri arasında negatif yönde bir ilişki söz konusuyken; özerk ilişkisel benlik düzeyi ile arasında pozitif yönde bir ilişki gözlenmiştir. &lt;/span&gt;Bunun yanı sıra &lt;span style="color: black; background: white;"&gt;evli kadınlarda içselleştirilmiş cinsiyetçilik ve ilişki doyumu arasındaki ilişkide benlik kurgusunun aracı rolü incelendiğinde &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;özerk ilişkisel benlik kurgusunun içselleştirilmiş cinsiyetçilik ve ilişki doyumu arasındaki ilişkiyi güçlü bir şekilde açıkladığı saptanmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Araştırmadan elde edilen bulgular güncel alanyazın ışığında değerlendirilmiş ve bundan sonraki çalışmalar için çeşitli öneriler sunulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müzikal Heykellerin Estetik ve Akustik Açıdan Değerlendirilmesi: Çağdaş Sanatta İşitsel Deneyimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81994</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81994</guid>
      <author>Alper ŞAKALARTuncay KOÇAY  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Müzikal heykeller, heykel sanatının mekânsal-biçimsel dili ile müziğin zamansal-akustik boyutunu buluşturarak çağdaş sanat söyleminde özgün bir ara-alan inşa etmektedir. 20. Yüzyıl itibarıyla geleneksel birikiminden yer yer uzaklaşan veya tamamen farklı anlayışların geliştiği heykel sanatı mekan, izleyici ve deneyim odağında katılımlı, sürece dayalı ve kavramsal derinliğe sahip eserlerin üretildiği bir disiplin olmuştur. Benzer şekilde bu değişim süreci müzik alanına da geleneksel kompozisyon kurallarının ötesine geçen sınırların genişlediği doğa, mekan ve rastlantısallığa yer veren eserlerin üretildiği yenilikçi süreçler olarak yansımıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Müzikal heykellerin görsel ve işitsel olarak algılanabilir yönleri çoklu bir duyumsamaya olanak sağlamakta ve bu eserleri, çağdaş sanatın multidisipliner yapısıyla özdeş ve güncel bir alanda konumlandırmaktadır. Bu özellikleriyle müzikal heykeller, kamusal alanlarda etkileşim, farkındalık ve estetik deneyimi bütünleştiren özgün sanat nesneleri olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma The Singing Ringing Tree, Sea Organ, Wave Organ, Forest Megaphones, Harmonic Bridge ve güncel yorumlarıyla Aeolian Harps adlı altı ikonlaşmış müzikal heykel örneği üzerinden müzikal heykellerin estetik, akustik ve sosyo-mekânsal değerlerini disiplinlerarası bir bakışla çözümlemeyi amaçlamaktadır. Literatür ve doküman taramasına dayanan betimleyici-yorumlayıcı yöntem, heykel araştırmacısının malzeme-form perspektifi ile müzik araştırmacısının akustik-bestecilik yaklaşımını bütünleştirerek çok yönlü bir veri sentezi sunmuştur. Bulgular, doğal unsurların (rüzgâr, dalga, kentsel gürültü) “ortak besteci” rolü üstlendiğini, izleyicinin pasif gözlemci konumundan etkin katılımcılığa geçtiğini ve kamusal mekânda ekolojik farkındalığı artırdığını göstermektedir. Çalışma, ses heykellerinin kent planlaması ve sürdürülebilir tasarım süreçlerinde işitsel kaliteyi yükseltebilecek potansiyeli vurgulayarak literatüre kavramsal ve yöntemsel bir katkı sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Sentetik Geometri Tutkunu Bir Matematikçi: Ahmet Nazmi’nin (1890-1967) L'Intermédiaire Des Mathématicien Dergisi’ndeki Geometri Sorusuna İlişkin Orijinal Çözümü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78804</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78804</guid>
      <author>S.Betül TAKICAK </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Ahmet Nazmi [İlker] (1890-1967), lisans eğitimine Lozan Üniversitesi matematik bölümünde başlamış ancak tamamlayamadan yurda dönmüştür. Sonrasında çeşitli eğitim kurumlarında matematik öğretmenliği yapmış, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde çok sayıda geometri kitabı kaleme almıştır. Yazarın Osmanlıca matematik kitabı çevirileri de mevcuttur. Ahmet Nazmi’nin, ülkede matematik/geometri eğitiminin yaygınlaşması açısından önemli katkıları olmuştur. Ahmet Nazmi, Fransızca matematik dergisi &lt;em&gt;L'Interm&amp;eacute;diaire Des Math&amp;eacute;maticiens&lt;/em&gt;’deki L. Dizin’in sorduğu bir geometri sorusunu çözmüştür. Sentetik geometri kullanılarak yapılmış bu zarif çözümü, Ahmet Nazmi’nin Lozan’dan sınıf arkadaşı Hüsnü Hamid, &lt;em&gt;Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası&lt;/em&gt;’nda yayınladığı Osmanlıca makalesinde, çözümü önemli bulduğu için aktarmıştır. Ahmet Nazmi, sentetik geometri konusundaki yetkinliğini ve düşünme becerisini söz konusu orijinal çözümüyle göstermiştir. Eldeki bu makale ile bu çözüm geometrik olarak incelenerek, çözümün orijinalliği sorgulanmıştır. Matematikte eş zamanlı veya birbirini tamamlayan farklı cevaplara her devirde rastlanabileceği dikkate alındığında, bir matematikçinin bir soruyu çözmüş olması, bu girişimin başarı olarak addedilmesi için yeterlidir. Osmanlı Son Dönemi’nde ve Erken Cumhuriyet Dönemi’nde, matematik alanında yabancı dergileri takip ederek soru-cevap yoluyla katkı sağlayan matematikçilerimiz Vidinli Hüseyin Tevfik Paşa, Salih Zeki, Mehmet Nadir ve Ali Hikmet Tungay’dır. Eldeki bu makale ile, bu isimlere Ahmet Nazmi’nin de dâhil edilmiştir. Böylece yurt dışındaki güncel matematik dergilerinden haberdar olup bu dergilerdeki soruları çözen az sayıdaki matematikçimize bir yenisi eklenmiş olmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu durum, söz konusu dönemlerde, Avrupa’daki gelişmeleri takip ederek güncel matematiksel tartışmalardan haberdar olup bu tartışmalara dâhil olabilen matematikçilerimizin olduğunu göstermektedir. Ayrıca makalede, Ahmet Nazmi biyografisine ek olarak, Ahmet Nazmi ve Hüsnü Hamid’in Lozan Üniversitesi’ne dayanan sınıf arkadaşlıkları, Lozan Üniversitesi arşiv biriminden temin edilen evraklarla belgelendirilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rasyonel Seçim Teorisi Açısından Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77770</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77770</guid>
      <author>Zeynep TÜRKKAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışma, rasyonel seçim teorisinin temel varsayımlarını toplumsal cinsiyet eşitsizliği olgusuna uygulama girişiminde bulunur. Rasyonel seçim teorisine göre, bireyler, “ben-merkezli” ve “amaçlı” varlıklar olup, kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışırken toplumsal hayatı yaratırlar. Bu fikir toplumsal cinsiyet konusuna uygulandığında, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin bireyler arası ilişkilerdeki “rasyonel” boyutları gündeme gelir. Rasyonel seçim modellerinin temel bir iskeletini ortaya koyan Friedman ve Hechter (1988) onun temel varsayımlarını “tercihler” ve “kısıtlamalar” olarak tespit etmişlerdir. Tercihler, bireylerin sahip oldukları birtakım değer veya gereksinimlerine işaret ederken, kısıtlamalar, kaynaklara ulaşma noktasında herkesin aynı imkanlara sahip olmaması ve kurumların, birey eylemi üzerindeki sınırlandırmalarını ifade eder. Rasyonel seçim teorisinin özet olarak ifade edilen bu varsayımlarının toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin anlaşılmasına katkıda bulunması umulmaktadır. Bu çalışma temel olarak üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci ve ikinci kısım sırayla rasyonel seçim teorisi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kısa bir açıklamasını içerir. Üçüncü kısım iş, aile, eğitim kurumları ve kültürün kadınlar üzerinde yarattığı “kısıtlamalar” ile bireylerin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini sürdürmeye yönelik “tercihlerinin” incelenmesine ayrılmıştır. Araştırma, rasyonel seçim teorisi, toplumsal alışveriş teorisi, toplumsal cinsiyet çalışmaları, yakın ilişkiler, işçi-iş veren ilişkileri vb. üzerine yapılmış teorik ve empirik çalışmaların taranması yoluyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda gerek kurumsal gerekse bireysel düzeyde, ben-merkezci ve çıkarcı eğilimlerin geleneksel toplumsal cinsiyet algılarının sürdürülmesine yardım ettiği ve bu algıların, kadınlar açısından erkeklere göre daha dezavantajlı sonuçlar doğurduğu tespit edilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk-Amerikan İlişkilerinin Yabancı Basında Temsili: İkinci Dünya Savaşı Sonrası Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80405</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80405</guid>
      <author>Yakup ÜNİŞEN</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;İkinci Dünya Savaşı’nın devasa enkazından sıyrılan Türkiye, savaş yıllarında İsmet İnönü’nün kararlı liderliğiyle tarafsızlığını korumayı başarırken, savaş sonrasının küresel sahnesinde yerini Batı Bloğu’nun himayesinde bulmuştur. Soğuk Savaş’ın keskin rüzgârları, iki kutuplu bir dünya düzeni yaratırken, Türkiye’nin jeopolitik önemi hem bir ödül hem de bir sorumluluk haline gelmiştir. Sovyetler Birliği’nin Boğazlar üzerindeki talepleri ve doğrudan Kars ile Ardahan üzerindeki hak iddiaları, Türkiye’nin bağımsızlığına yönelik derin tehditler oluşturmuş, bu da ülkeyi Batı’ya yanaşmaya mecbur bırakmıştır. Türkiye’nin Batı’ya yönelimi, Truman Doktrini ve Marshall Planı’nın sunduğu fırsatlarla güç kazanmış, ekonomik ve askeri modernizasyon sürecine kapı aralamıştır. 1947’deki Askeri Yardım Antlaşması ve akabinde gelen NATO üyeliği, Türkiye’nin hem stratejik güvenliğini hem de Batı Bloğundaki yerini sağlamlaştırmıştır. Kore Savaşı’nda verilen kahramanca mücadeleler, Türkiye’nin uluslararası sahnedeki prestijini artırmış, onu Batı için güvenilir bir ortak olarak ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Batı ile kurduğu ilişki ağlarının kökenleri, gelişimi ve bu dönüşümün etkileri, özellikle Amerikan basınının perspektifiyle incelenmiştir. Öne çıkan olaylar ve stratejik hamleler ışığında, Türkiye’nin uluslararası arenadaki bu kırılma anı, tarihin kritik bir eşiği olarak değerlendirilmiştir&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Akçaabat (Trabzon) İlçesinde Yerleşmelerin Yükselti Basamaklarına Göre Dağılışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80292</guid>
      <author>Mehmet ÜZÜLMEZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; text-align: justify;"&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışma, Akçaabat ilçesindeki yerleşim alanlarının dağılımını, yükselti faktörüne bağlı olarak incelemektedir. Çalışma, yerleşim alanlarının coğrafi unsurlara bağlı olarak nasıl değiştiğini ve bu durumun bölge üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Coğrafi ve topoğrafik koşullar, yerleşimlerin ve nüfusun yoğunluğunda belirleyici bir rol oynamaktadır. İlçede iklim verileri, tarım, yerleşim ve ekosistem üzerinde belirgin etkiler yaratmaktadır. Araştırmada, ilçenin yükselti kademeleri (0-400, 401-800, 801-1200, 1201-1600 ve 1601-2000 metre) detaylı olarak incelenmiş ve nüfus ile yerleşim dağılımı analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında, topografik haritalar, nüfus ve iklim verileri ile Sayısal Yükselti Modeli (SYM) kullanılmış; veriler ArcGIS 10.5 yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, 0-400 metre yükselti aralığında yerleşimlerin ve nüfusun yoğunlaştığını, yükselti arttıkça hem yerleşim birimlerinin hem de nüfusun azaldığını göstermektedir. 1200 metre üzerinde kalıcı yerleşim bulunmamakla birlikte, yayla yerleşimleri geçici yerleşim alanı olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, yükseltiye bağlı olarak ekonomik faaliyetlerde de değişim gözlemlenmiştir. Kıyı bölgelerinde tarım ve balıkçılık faaliyetleri yoğunlaşırken, yüksek alanlarda hayvancılık ve yayla turizmi ön plana çıkmaktadır. Özellikle Hıdırnebi Yaylası, turistik potansiyeliyle dikkat çekmekte ve bölge ekonomisine katkı sağlamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Adana ve Türksözü Gazetelerinin Verileri Doğrultusunda 1934 Tarihli Soyadı Kanunu Uygulamaları ve Adana’daki Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80701</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80701</guid>
      <author>Özlem YAKTI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Kişinin varlığına bağlı ve kişiyi diğerlerinden ayıran genel ve özel hususiyetleri kendi içinde ifade eden bir kelime olan soyadı, Atatürk döneminde modern bir ulus devlet yaratmak ve milli bir kimlik oluşturmak amacıyla atılan adımlardan biri olmuştur. Soyadı uygulaması ile Batı toplumlarında olduğu gibi aile reisinin alacağı ve ondan sonra gelen aynı aileye mensup bireylerin de kullanabileceği öz Türkçe bir soyadının seçilmesi ve bu şekilde gündelik yaşamda karşılaşılan karışıklıkların önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda dil inkılabının ve Medeni Kanunun bir parçası olan Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. Kanunun kabulünden sonra Türk Dili Araştırma Kurumu’nun hazırladığı öz Türkçe soyadı listesi vatandaşlara kolaylık olması amacıyla ulusal ve yerel basında yayımlanmıştır. 26 Kasım 1934’te de Soyadı Kanununun tamamlayıcısı olan ve Türk toplumunda ayrıcalık yaratarak eşitsizliğe neden olan ağa, bey, efendi, paşa, hacı, hafız, molla, hanımefendi vb. üstünlük bildiren ve bir sınıf farkı anlayışını ortaya çıkarabilecek kullanımlar kaldırılmıştır. 2 Ocak 1935 itibarıyla yürürlüğe girecek kanuna bütün yurtta olduğu gibi Adana’da da büyük ilgi gösterilmiş, insanlar bu tarihten evvel soyadı alma yarışına girmiştir. Bu durum karışıklıklara neden olmuş, kanunun maddelerine netlik kazandırmak ve nasıl uygulanacağını belirtmek amacıyla 24 Aralık 1934’te Soyadı Nizamnamesi yayınlanmıştır. Yerel Adana basını hem kanun maddelerini hem de nasıl uygulanacağını anlatan nizamnameye ilişkin detayları yayınlayarak vatandaşların soyadı seçimlerine yardımcı olmaya çalışmıştır. Bu çalışma, kanunun yerel düzeyde uygulanma sürecini ve ailelerin soyadı seçimlerini Yeni Adana ve Türksözü gazetelerinin verileri doğrultusunda betimlemeyi amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bestekârı Yümnî Dede Olarak Kayıtlı Tebrîz Makâmında İki Kayıp Eser</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79226</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79226</guid>
      <author>İsmail YÖRÜKÇÜOĞLU </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-themecolor: text1; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Makâm, Türk müziği denildiğinde akla gelen önemli hususiyetlerdendir. Türk müziğinde pek çok makâmın varlığı bilinse de bunlardan bazıları icrâlar içerisinde sıklıkla kullanılmış, bazıları da çok fazla icrâ edilmeyerek zaman içerisinde unutulmuştur. Bu çalışmada, bestelenmiş eser sayısının çok fazla olmadığı, günümüzde icrâlar içerisinde rastlanılmayan, Tebrîz makâmı ve bu makâmda bestelenmiş Yümnî Dede adlı bestekâra ait peşrev ve sazsemâîsi incelenmiştir. Yümnî Dede’ye ait Tebrîz makâmındaki peşrev ve sazsemâîsi formundaki iki eserin varlığı konusunda günümüz kaynaklarında bilgiler olsa da günümüz nota arşivleri içerisinde eserin varlığı tespit edilememiştir. Eserlerin notasına Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Osmanlı Arşivi, Muallim İsmâîl Hakkı Bey Koleksiyonu’nda ulaşılmıştır. Araştırmada makâma ilişkin tarifler incelenmiş, Yümnî Dede hakkında günümüze ulaşan bilgiler bir araya getirilmiştir. Eserlerin Muallim İsmâîl Hakkı Bey Koleksiyonu’nda yer alan notaları günümüzde kullanılan Arel-Ezgi-Uzdilek sistemine çevrilerek, içerik analizi yoluyla makâm, usûl uygulamaları ve form bakımından incelenmiştir. Tebrîz makâmındaki peşrev ve sazsemâîsinde makâmın seyri iki farklı biçimde kullanılsa da incelemeye konu olan Tebrîz makâmındaki peşrev ve sazsemâîsinin günümüze ulaşan Tebrîz makâmı tarifleriyle büyük ölçüde uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Bestekârı Yümnî Dede olarak kayıtlı Tebrîz makâmındaki peşrev ve sazsemâîsinin Muallim İsmâîl Bey Koleksiyonu’nda yer alan notası ve ilgili notanın Arel-Ezgi-Uzdilek notalama sistemine çevrilmiş hali çalışmanın ekinde günümüz araştırmacı ve icrâcıların hizmetine sunulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Petek ERSOY İNCİ, Geleneğin Dönüşümü Bağlamında Bir Sosyal Sorumluluk Projesi: Bir Usta Bin Usta Örneği, Çanakkale: PA Paradigma Akademi Yayınları, 2024, 390 Sayfa.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81274</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81274</guid>
      <author>Cevdet AVCI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormalCxSpFirst" style="margin-bottom: 6.0pt; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;“&lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Geleneğin Dönüşümü Bağlamında Bir Sosyal Sorumluluk Projesi: Bir Usta Bin Usta Örneği”&lt;/em&gt; adını taşıyan eser, Petek Ersoy İnci tarafından Haziran 2022 tarihinde savunulan doktora tezinin kitaplaştırılmış şeklidir. 2024 yılında PA Paradigma Akademi Yayınları tarafından yayınlanan eserin editörlüğünü Prof. Dr. Ruhi Ersoy yapmıştır. Çalışma, bir sosyal sorumluluk projesinin modüler eğitim şekliyle geleneksel bilginin aktarımında ve el sanatlarının sürdürülebilirliğinde ne derece etkili olduğunun gösterilmesi amacıyla hazırlanmıştır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormalCxSpMiddle" style="margin-bottom: 6.0pt; mso-add-space: auto; text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Sanayi Devriminin ardından hızla gelişen ve sosyo-kültürel hayatı değiştirip dönüştüren teknoloji, kimi halk bilgisi unsurlarının yok olmasına sebep olmuştur. Geleneksel el sanatları da bu kaybolmaya yüz tutan unsurlardandır. Zamanla atölyelerin yerini makineler, fabrikalar almaya başlamış; seri üretim el emeğinin önüne geçmiştir. Ekonomik sebepler ile birlikte usta sayısında da giderek azalması ile el sanatlarına gösterilen rağbet giderek azalmıştır. Geleneksel el sanatlarının yeniden canlandırılması, devamlılığının sağlanabilmesi adına bir takım çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. 2010-2019 yılları arasında uygulanan “Bir Usta Bin Usta” projesi de bu çalışmalardan biridir. Geleneksel el sanatlarının yaşatılması amacı ile oluşturulan proje sayesinde elli meslek grubundan birçok usta yetişmiş, unutulmaya başlayan bu meslekler yeniden tanıtılmış ve geleneksel el sanatlarının çağımız koşullarına uydurulması ile topluma kültürel boyutta da hizmet edilmiştir. Proje bu yönleriyle hem yapılan çalışmaların kültürel boyutta incelenmesi hem de diğer kültürel çalışmalara örnek olması adına Petek Ersoy İnci tarafından esere konu edilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ateşten Gömlek: Sentimental mi Romans mı? (Düzeltme)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83002</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=83002</guid>
      <author>Seher ÖZKÖK</author>
      <description>...</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


