






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue 15</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=336</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>لهجة ماردين في ميزان علم اللغة</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20351</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20351</guid>
      <author>Karim Farouk Ahmed ABDELDAİM</author>
      <description>ملخص البحث: يهدف البحث إلى رصد الظواهر اللغوية في لهجة ماردين والتغيرات اللغوية التي طرأت عليها وتحليلها في ضوء علم اللغة الحديث، مع التمييز بين ما اتفقت فيه مع اللهجات العربية الأخرى، وما افترقت فيه عنها، مع رصد التطور التاريخي لظواهرها. وقد قسمنا تلك الظواهر على: الظواهر التركيبية: ونرصد فيها بالتحليل الظواهر النحوية والصرفية من إعراب، وبناء، وضمائر، واشتقاق، وقياس، وترتيب الجملة. والظواهر الصوتية: ونرصد فيها بالتحليل الظواهر اللغوية الصوتية من انسجام صوتي، وبلى لفظي، وفصل خاطئ، ونبر، ومقاطع، وإمالة، وتيسير. والظواهر الدلالية: ونرصد فيها بالتحليل التوكيد، وانتقال الدلالة، وتعميم الدلالة، وتخصيص الدلالة. والظواهر الاجتماعية: ونرصد فيها تأثر الماردينية بلغات المجتمع.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şota Rustaveli’nin “Kaplan Postlu Şövalye” Adlı Eserinin Rene Girard’ın “Üçgen Arzu Modeli” Çerçevesinde İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20426</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20426</guid>
      <author>Nilüfer AKA ERDEM</author>
      <description>Gürcistan’ın en görkemli çağı 12.yy sonları ile 13. yy başlarında yaşadığı tahmin edilen Şota Rustaveli, kaleme aldığı “Kaplan Postlu Şövalye” adlı eseri ile Gürcü edebiyatında önemli bir yer edinerek kendinden sonra gelen şairlere de öncü olmuştur. Eser Gürcü halkının bütün bireysel ve ulusal değerlerinin numunesi niteliğinde yüzyıllardır canlılığını korumaktadır. Kaplan Postlu Şövalye’de birlik, bütünlük, dostluk, sevgi, sadakat, fedakârlık, vatan sevgisi gibi duygular ele alınmakla birlikte eserin ana izleğini aşk oluşturmaktadır. Dolayısıyla aşk ve tutkunun evrensel anlamda bir olgu olarak işlediği eser, kurmaca yapısıyla Rene Girard’ın “Üçgen Arzu Modeli” metodu ile incelenmeye uygundur. Rene Girard “Romantik Yalan ve Romansal Hakikat” adlı eserinde hemen her edebi eseri, taklit edilen arzu yöneliminde, yansıtılan açığa çıkarılan bir eksen üzerinde ele alır. Yani bir edebi eserde özne özgür bir biçimdeyse ve arzu kendiliğinden oluşuyorsa “romantik yapıt”, arzunun oluşumunda bir dolayımlayıcı söz konusu ise “romansal yapıt” özelliğini göstermektedir. Özne ile arzulanan nesne arasında dolayımlayıcı yani bir vasıta olmadan düz bir ilişki varsa romantik yalan; özne ile arzulanan nesne arasında aslında ulaşılmak istenen veya öykünülen taklit edilen bir dolayımlayıcı varsa romansal hakikattir. Bu bağlamda “Kaplan Postlu Şövalye” adlı eser Romantik Yalan mı yoksa Rene Girard’ın her kurmaca yapının temelini oluşturan Romansal Hakikat niteliği mi göstermektedir konusu tartışmaya açılacaktır. Destandaki arzu üçgenleri romanın entrik kurgusu dikkate alınarak belirli vaka halkaları üzerinden incelenecektir. Arabistan şahı Erestevan’ın Tariyel’i görme arzusu, destanın başkişisi Tariyel-Nestan aşkı, Avtandil-Tantana aşkı, Avtandil’in Tariyel’e ulaşması özne-nesne-dolayımlayıcı ilişkisi çerçevesinde üçgen arzu modeli Rene Girard’ın yapıtından yararlanılarak incelenecektir. Böylece yapıtın karmaşık yapısıyla Romantik Yalan mı Romansal Hakikat mi olduğu sorusuna cevap aranacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Postmodern Mekân ve Zaman Ekseninde Bilge Karasu’nun Eserlerinin Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20513</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20513</guid>
      <author>İlyas AKMAN</author>
      <description>Mekânda birliğin olmaması, eklektik anlayışın egemen olması, aşırı-uzam ve hipermekânların varlığı, postmodern dönemin önde gelen mekân özelliklerindendir. Özellikle bilişim ve teknoloji alanındaki gelişmeler, bu yeni mekân anlayışının oluşumunda temel sebeplerdir. Teknolojik gelişmeyle beraber, mekânlar arasındaki sınır, âdeta yok olma noktasına ulaşır. Radyonun, televizyonun, internetin icadı, kültürlerarası geçişkenliği hızlandırır. Bu toplumsal gelişmelerin etkisi, doğrudan sanata, edebiyata da yansır. Postmodern dönem yazarları, belirli sınırlara sahip, net özelliklerle tanımlanabilen mekânlar kurmazlar. Bunun yerine “kolaj mekân” ismi verilen yeni bir anlayışı benimserler. Bu yeni anlayışta, daha önce yan yana gelmesi düşünülemeyen mekânların yan yanalığına şahit olunur. Hipermekân ve siber-uzam kavramları, postmodern dönemin mekân anlayışını nitelemek için kullanılan öteki kavramlardır. Özellikle internetin icadı, bu tarz mekânların varlığını kaçınılmaz kılar. İnternetin icadı ile insanların, maddi olarak mekânları kat etmesine gerek kalmaz. Sözü edilen tüm sebeplerden, postmodern mekânda, içerisi/dışarısı kategorileri önemini yitirir. Postmodern zaman ise sınırları belirlenmiş, peşi sıra akan bir yapıda değildir. Aksine, sarmal, iç içe geçen, belirlenemeyen bir zaman anlayışı vardır. Bazı yeni bilimsel gelişmeler, bu durumun ortaya çıkmasında önemli rol oynarlar. Stephen Hawking ile Einstein’in teorileri bunlardan başta gelenleridir. Bu teoriler ile birlikte, zamanın, evrende aynı akmadığı tespit edilir. Hızın artması, zamanın daha yavaş akması sonucunu doğurur. Zamanın sabit olmayıp farklı yerlerde farklı aktığının tespiti, yazarlara da yeni ufuklar açar. Sinemadaki montaj ve flash-back teknikleri de yazarları doğrudan etkiler. Bu tekniklerle zaman, bütün sınırlarını yitirir ve üzerinde kolaylıkla oynanabilen bir yapıya büründürülür. Bilge Karasu’nun, “Bir Ortaçağ Abdalı”, “Dehlizde Giden Adam”, “Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam”, “Kedili Meryem”, “Ada”, “Depo”, “Kör Nokta”, “Düş Balıkçıları: Kubadabad 1955” öykülerinde ve Kılavuz, Gece, romanlarında postmodern mekân ve zaman anlayışına yer verilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İki Şiir Bir Hikâye: Sanatkâr Duyarlığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20313</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20313</guid>
      <author>Hanifi ASLAN</author>
      <description>Yazar/sanatçının duyuş, düşünüş ve hadiseleri değerlendiriş yönünden; dar anlamda mensubu olduğu toplumun/ulusun, geniş anlamda insanlık âleminin bir üyesi olması hasebiyle eserlerinde bunun izlerini, yankısını göstermesi olağan bir husustur. İki yönden olağandır: Hem müktesebatı itibariyle zorunlu bir sonuçtur hem de ürünlerini onlar için ortaya koymaktadır. Sartre, edebiyat “sizi bir kavganın içine atıverir” diyor Edebiyat Nedir?’de… Burada ‘edebiyat’ kelimesi sanatçının ortaya koyduğu ürün olarak da okunabilir. Yazar/sanatçı ait olduğu çevreyle bağlantılı olarak ortaya koyduğu ürünlerinde onların sevinç ve tasalarında yanlarında olacaktır. Bu, umumi felaketlerde yahut ‘milli’ hususlarda daha çok böyledir. Herkesin/her kesimin kendince çözüm aradığı bir felaketle karşılaşma zamanında elbette sanatkâr da – duygusal açıdan hassasiyetini bildiğimiz bir kesim – bir çözüm sunacak, çareler arayacak; hiç olmazsa dikkati yoğunlaştırmak, problemi belirgin kılmak için çaba harcayacaktır. Bunun en çarpıcı örneklerinden birini, Kurtuluş Savaşında ney üfleyerek cepheye giden Konyalı neyzenler oluşturmaktadır. Burada hem sanatkar hem muhatap açısından dikkate alınması gereken husus; sanatın angaje hale gelmesine, bir propaganda aracı derekesine düşürülmesine katiyetle karşı olmaktır. Ancak has sanatkâr bunu başarır. Çünkü sanat, hem bireysel olarak sanatkârı hem toplumu özgürleştirir. Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nı, Mehmet Akif’in “Ağzım kurusun yok musun ey adl-ilahi” mısraıyla bilinen şirini ve Halit Ziya’nın “Hazin Bir Cuma”sını – benzer konuları işlediklerini düşündüğümüz için – karşılaştıracağız. Adı geçen edebi verimlere sanatsal olmaktan daha çok sosyolojik zaviyeden bakılacak ve değerlendirilmeye çalışılacaktır. Vurgulanan husus, sanatkârın kendine has duyarlığı ve kanaat önderliğidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aşk-ı Memnu Roman Kişilerinde Beden-Ruh İlişkisi Anasır-ı Erbaa'dan Freud'a</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20283</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20283</guid>
      <author>Ferda ATLI</author>
      <description>Türk edebiyatının en seçkin eserlerinden biri olan Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil’in en önemli romanlarındandır. Yazıldığı zamandan bugüne kadar hemen her eleştirmenin üzerine söz söyleme gereksinimi duyduğu bu büyük eser, ayrıntılı incelemeye tabi tutulduğunda çok katmanlı yapısı ile yazarın insan psikolojisi ve fizyolojisi hakkındaki derin bilgi birikimine dikkatleri çekmektedir. Beden yapısı ve psikoloji uyumu ekseninde yapılan karakter çözümlemeleri milattan önceki çağlara uzanmaktadır. Önceleri dört element olarak bilinen anasır-ı erbaa (ateş, hava, su, toprak) ve vücuttaki dört sıvı olarak bilinen ahlat-ı erbaa (kan, safra, balgam, sevda) unsurlarına göre mizaç çözümlemesine gidilirken daha sonraki süreçte bedenin morfolojik özelliklerinden faydalanılarak mizaçlar hakkında ön görü edinilmeye çalışılmıştır. Sigmund Freud’un bilinçdışı çözümlemeleriyle birlikte insan psikolojisinin derinlerine inilmiş rüyalar ve serbest çağrışım yoluyla kompleksler algılanmaya çalışılmıştır. Bütün bu bilgiler insan psikolojisiyle yakından alakalı olan edebiyat bilimini ve sanatını da etkilemiş yazarlar/şairler bilinçdışı dehlizlere ulaşmaya çalışarak daha derin eserler ortaya koyarken bu eserlerle karşılaşan araştırmacılar daha donanımlı olmak zorunda kalmıştır. Edebiyat ve psikoloji bilimlerini bir araya getiren disiplinler arası çalışmalar tam da bu ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. Natüralizm akımının Türk edebiyatındaki ilk örneklerinden kabul edilebilecek olan Aşk-ı Memnu tüm bu bilgiler ışığında değerlendirildiğinde beden yapısı ve karakter yaratımı bakımından kadim bilimlerden modern bilimlere oldukça fazla malzeme ihtiva ettiği görülmektedir. Bu çalışmada eserin en önemli beş karakteri olan Bihter, Nihal, Behlül, Firdevs Hanım ve Adnan Bey’in önce anasır-ı erbaa ve ahlat-ı erbaa unsurları bakımından sonra Kretschmer, Sheldon ve Corman’ın beden yapısı ve karakter uyumu üzerine yaptıkları araştırmaların bulgularından hareketle ve nihayetinde Freud merkezli psikanalitik kuram çerçevesinde çözümlemeleri yapılacaktır. Ayrıca eserin yazar-dönem-akım merkezli değerlendirmesine de zaman zaman yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sözlük ve Sözlük Kullanıcıları: Hangi Sözlük Kimin İçindir?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20422</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20422</guid>
      <author>Sami BASKIN, Gülnur BİROL</author>
      <description>Özellikle son elli yılda bilgi teknolojilerinin ilerlemesine paralel olarak sözlük çeşitlerinde muazzam bir artış oldu. Bu süre zarfında tek dilli, çift dilli, çok dilli, çeviri, terim, resimli, basılı, elektronik, çocuk, öğrenici vb. sözlük türleri kullanıcılara sunuldu. Yapılan araştırmalar, kullanıcıların bu geniş sözlük yelpazesi içerisinden kendi ihtiyaçlarına uygun kaynağı seçmekte zorlandığını ve çoğu zaman doğru tercihte bulunamadıklarını göstermektedir. Bu yüzden kafalarındaki soru işaretlerini gidermek için sözlüklere başvuran kullanıcılar, yanlış eser tercih ettiklerinden ya yanlış, eksik bilgi edinmekte ya da aradıkları bilgiye erişememektedir. Bu istenmeyen durumun ortadan kaldırılması için kullanıcıların sıklıkla karşılaştığı “tek dilli, iki dilli, iki dillileştirilmiş, kağıt, elektronik” sözlük kavramlarını açıklamak ve kimin, hangi durumda, hangi sözlüğe başvurması gerektiğini göstermek gerekmektedir. Bu amaçla nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi ile daha önce yapılan çalışmalar ve alanla ilgili kaynaklar “Kim, hangi durumda, hangi sözlüğü kullanmalıdır?” problem cümlesi çerçevesinde incelenmiş, elde edilen bulgulardan hareketle araştırmaya dâhil edilen sözlük türleri tanımlanmış, birbiriyle karşılaştırılmış ve kimin hangi sözlüğe başvurması gerektiği anlatılmıştır. Bunun yanında kullanıcıların kim olduğu ve ne zaman sözlüğe başvurdukları da gösterilmiştir. Böylece sözlük kullanıcılarının sıklıkla karşılaştıkları “tek dilli, iki dilli, iki dillileştirilmiş, kağıt ve elektronik” sözlüklerin üstün (avantaj) ve zayıf (dezavantaj) yanları belirlenebilmiş ve onların “doğru sözlük seçimi” yapabilmeleri için çeşitli öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geleneksel Türk Düğünlerinde “Oyuna Kaldırıcı Kadınlar”: Bireysel ve Toplumsal İşlevleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20336</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20336</guid>
      <author>Aslı BÜYÜKOKUTAN TÖRET</author>
      <description>Bireyleri ve toplulukları bir araya getiren, sosyalleştiren, onlara kendilerini ifade etme imkânı veren, dayanışma, yardımlaşma ve mensubiyet duygularını geliştiren, değer yargılarının genç kuşaklara aktarılmasını sağlayan düğün denince ilk akla gelen, eğlence; eğlence denince de ilk akla gelen oyundur. Müzik, eğlence ve oyun, düğünlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Stres atmak, biriken enerjiyi boşaltmak ve deşarj olmak amaçlarıyla düğünlerde oynanan oyunlar, özellikle geleneksel toplum kadınlarının, toplumsal normlardan kaynaklanan baskılardan kısmen de olsa kurtulmalarına fırsat tanımaktadır. Düğün dışındaki zamanlarda ağır, oturaklı olması beklenen, sosyal normlar bağlamında baskı ve kontrol altında tutulan kadınlara, yine toplum tarafından belirlenen makul sınırlar içerisinde bu baskı ve kontrol mekanizmasından kısmen de olsa kurtulma izni verilmektedir. Yazıda, geleneksel Türk düğünlerinde “kına gecesi”, “düğün-esas düğün”, “duvak” şeklindeki eylem ve olayları kapsayan, çoğunlukla kadınların iştirak ettikleri ve yönlendirdikleri törenlerde, davetlileri çekerek ya da ikna ederek oyuna kaldıran “çekici kadın”, “kaldırıcı kadın” olarak da bilinen “oyuna kaldırıcı kadınlar” üzerinde durulmuştur. Özellikle 1960’lardan önce, kadınlar ve erkeklerin birbirini görmeyecek şekilde eğlendikleri, henüz orkestranın olmadığı düğünlerde, tören boyunca müzikal programı yönlendiren, ortamı şenlendiren, davetlileri oyuna kaldıran kadınların kimliği, rolleri ve statüleri açısından tanıtıcı bilgiler verilmiş, söz konusu eylemin bireysel ve toplumsal işlevlerine değinilmiştir. Sözlü ve yazılı kaynaklardan elde edilen veriler ışığında yapılan tespit ve yorumlarla, geleneksel toplumda bir anlamda eğlenceyi organize eden kadınların, günümüz kent toplumundaki törenlerde yerinin ne olduğu sorusuna da yapı ve işlev bağlamında cevap verilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kosova Türk Ağızlarında Hal Eleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20495</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20495</guid>
      <author>Suzana CANHASİ, Seniha GÜLDEREN, KRASNİÇİ</author>
      <description>Kosova Türk Ağızları Rumeli Türk ağızlarının önemli bir bölgesi sayılmaktadır. Kosova Türk ağızlarında durum ekleri konusu şimdiye kadar işlenmemiştir. Bu çalışmada derlenmiş metinlerdeki durum eklerinin çeşitli yönleriyle incelenmesi hedeflenmiştir. Derlediğimiz metinler doktora çalışmasında kullanılan metinlerdir (sayılar da o metinlere ait sayılardır). Kosova Türk ağızlarında Türkiye Türkçesi yazı dilinin dilbilgisine uymayan şekiller vardır. Bu farklı şekiller sözcüklerin köklerinde ve durum eklerinde de görülmektedir. Eklerde kimi ses düşmeleri, ses türemeleri, kimi ünlü ve ünsüz değişmeleri yanı sıra Sırpça ve Arnavutça gibi başka dillerin rol oynadığı görülmektedir. Bizim amacımız bu gibi değişiklikleri açıklamaktır. Kosova’da konuşulan Türkçe, Türkiye Türkçesinin bir ağzı olarak kabul edilir. Kosova Türk ağızlarında ilk dikkati çeken şey Türkiye Türkçesinden ses ve yapı bakımından farklılıklardır. Kosova Türk ağızları dediğimiz zaman Priştine, Prizren, Mitroviça, Gilan, Vıçıtırın, Dobırçan, Mamuşa Türk ağızlarını kastediyoruz. Adı geçen yerleşim yerlerinde konuşulan Türkçe varyantları arasında bazı farklılıklar vardır. Örneğin, Mitroviça ahalisinin fazlası Sırp ve Boşnak olduğundan bu dillerin etkisi görülmektedir. Prizren, Priştine ağızlarında ise Arnavut dilinin etkisi görülmektedir. Bu etkileşim olayları toplum dilbilimcilere araştırma konusu olabilir; ama biz dilbilgisi, durum ekleri bakımından olan farklılıkları inceledik. Durum ekleri, sık sık kullanılan ve cümlenin anlamına tesir eden ad çekimi eklerdir. Çalışmamızda durum eklerini incelerken çevrede kullanılan dillerin etkisini, eklerin fonetik değişikliğini ve fonksiyonlarını tespit etmeye gayret ettik. Ad durum ekleri Kosovalı dilciler tarafından yapılan sıralama ışığında ayrı ayrı incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Иностранные Заимствования в Русскоязычном Молодёжном Дискурсе / Rus Dili Gençlik Söyleminde Yabancı Dillerden Alıntılar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20346</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20346</guid>
      <author>Jale COŞKUN</author>
      <description>Makalede günümüzde gençlerin konuştuğu Rusçada yabancı dillerden alınan sözcükler ve dil öğeleri konu edilmiştir. Bu konunun daha fazla araştırmaya gereksinimi olduğunu gerektiğini önceden belirtmeliyiz. Makalemizde günümüz gençlerinin söyleminin Rus dilinin çeşitli toplumsal varyantlarından biri olduğunu belirlemeye çalıştık. Makalenin günceliğini, modern dilbilimde "diyalekt", "argo", "jargon" terimlerinin tek bir tanımıyla ifade edilmesi belirlemektedir. Amaç "gençlik argosu" teriminin ve argonun kelime dağarcığı ölçütlerinin belirlenmesi ve irdelenmesidir. Bu amaçla, iletişimde olan gençlik söyleminin birliği tanımlanarak sınırları çizilmekte, yabancı dillerden alınan sözcükler irdelenmekte, bu sözcüklerin üretim yöntemleri sıralanmakta, gençlik argosundaki işlevleri saptanıp belirtilmektedir. Gençlerin konuşmalarındaki sözcük dağarının kaynaklarını, Rus ulusal dilinin bütün biçimlerinden ve başta İngilizce olmak üzere yabancı dillerden alınmış unsurlardan oluşturduğu çalışmamızın temel savıdır. Varılan sonuç, gençlik argosunun gençlerin konuşmalarını semantik bakımdan yeni birimlerle zenginleştirildiği, bu nedenle de onun çeşitli dil alt sistemleriyle karşılıklı ilişki içinde bulunduğudur. Belirli işaretler olduğunda sözcük birliği yada birleşik sözcüklerin kullanışı bir gençlik jargonu oluşturmaktadır. Bunlar gençlerin konuşmasında bir üslup düşüklüğüne neden olmaktaysa da, bu konuşmaya argonun sağladığı bir ifade gücü kazandırmaktadır. Gençlik jargonları gençliğin büyük çoğunluğunca kullanılmakta, fakat üslup düşüklüğünün sınırları da zorlanmamalıdır. Makalemizde vardığımız sonuç şudur: gençlik argosu her an yeni unsurlar kazanmakta ve bu süreçte pek çok köklü Rus sözcüğü semantik bakımdan yeniden anlamlandırılmaktadır. Gençlik konuşma dilinin söz dağarı yine başka dillerden alıntılar ve aktif sözcük yapımı ile gerçekleşmektedir. Çağdaş gençlik jargonunda Rus dili sözcük yapımının bütün yöntemleri temsil edilmekte, bu olgu da, bu dilin sözcük dağarının sürekli yenilendiği savımızı doğrulamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Derleme Sözlüğüne Katkılar (Emirdağ / Burunarkaç Köyü)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20385</guid>
      <author>Musa ÇİFCİ, Önder SEZER</author>
      <description>Çalışmada Afyonkarahisar ili Emirdağ ilçesine bağlı Burunarkaç Köyü’nde kullanılan ve Derleme Sözlüğünde yer almayan kelime ve deyimlerin orijinal sözlüğü hazırlanarak Derleme Sözlüğü’nün erişemediği sözlerin kayıt altına alınması, Türk dilinin söz varlığının yazılı olarak bilinmeyen unsurlarının ortaya konması amaçlanmaktadır. Türk dilinin anlatım zenginliğinin sınırları henüz gereken açıklıkta ortaya konabilmiş değildir. Bu zenginliği olabildiğince daha yüksek oranda belirleyebilmek için yazılı sözlü bütün kaynaklara ulaşılabilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda erişilerek yazıya aktarılacak her bir sözün Türk dilinin kazanımları açısından büyük değeri bulunmaktadır. Yazılı kaynaklar üzerinde her zaman çalışabilme imkânı bulunurken sözlü kaynaklar toplum hayatının ve kültür değerlerinin çok hızlı şekilde değiştiği günümüzde bu hayatın ve değerlerin doğal yaşatıcılarının ömürlerini tamamlamasıyla kaybolacaktır. Türk kültür hayatının tarihsel süreç içerisinde daha çok sözlü kaynaklarla işletildiği, taşındığı düşünüldüğünde derleme türü çalışmalarını daha değerli kılmaktadır. Bu bağlamda, somut olmayan değerlerin kayda alınmasında zamana karşı hızlı davranmak gerektiği ortadadır. Bu çalışma da böyle bir endişeyle yapılmış gayret olarak kabul edilmelidir. Bu türde yapılacak her çalışma, Türk dilinin kazanımlarını, taşıdığı zengin değerleri kaybetmemek bakımından önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rus Dilbiliminde Bilim Dalı Olarak Stilistiğin Gelişimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20407</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20407</guid>
      <author>Leyla Çiğdem DALKILIÇ</author>
      <description>Dil hem sabit bir yapı olarak “sistemsel”; hem de dinamik bir yapı olarak “işlevsel” özellikleri bakımından günümüz çalışmalarında iki türlü ele alınmaktadır. Dil, dinamiği yani düşünceleri ifade etmek için vardır. Düşünceler ise dilde hayat bulmakta bu da sadece konuşmacıya özgü olan bir konuşmaya işaret etmekte ve bu konuşma da her şeyden önce düşünce tarzıyla ilintili olarak pek çok faktörle belirlenen özel bir tarzla kişiden kişiye farklılık göstererek ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda dil, bir konuşmanın, bir metnin özelliğinin en önemli niteliği olan stil ile yakından ilintilidir. Stil ise, dilin dinamik yönüyle ilintilidir ve konuşmada ortaya çıkar. Buna göre stil, dilin yapısından öte konuşmadaki işleviyle ilgilidir. Böylece dilin, düşünce ve algıların ortaya koymak istediği işlev çerçevesinde incelenmesi gereği doğmaktadır. Dilin işlevi ve kullanımı çerçevesinde incelenmesi stilistik çerçevesinde gerçekleşmektedir. Konuşma eyleminin çeşitli durumlar ve şartlar altında işlevsellik kazanmasıyla bağlantılı olarak dilin birimlerinin ve kategorilerinin kullanım özelliklerini, edebi dilin tarihsel gelişimini ve halihazırda kullanılan dili, işlev ve biçem açısından meydana gelen değişimleri edebi dil çerçevesinde inceleyen bir bilim dalı olarak ele alınan stilistiğin ortaya çıkış süreci uzun soluklu olmuştur. Özelikle de Rus dilbilimi içerisinde gelişimi çok eskiye dayanmaktadır. Bu çalışmada, XX. yüzyılda tam anlamıyla ayrı bir disiplin olarak ortaya çıkan stilistiğin tarih içerisindeki gelişimi ve ortaya çıkışı genel hatlarıyla ele alınmaktadır. Bunun yanı sıra, stilistiğin dildeki önemi, özellikle de yabancı dil öğrenimindeki yerine de değinilmektedir. Çalışmanın amacı Rus dilbiliminde stilistiğin ayrı bir bilim dalı olarak nasıl ortaya çıktığını tarihsel gelişim süreci içerisinde ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern Özbek Romanlarında Kâmil İnsan Terbiyesi Meselesinin Ele Alınışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19591</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19591</guid>
      <author>Shokhsanam DAVRONOVA</author>
      <description>Makalede, Doğu halklarıedebiyatı ve Özbek klâsik ve mödern edebiyatının önemli gâyelerinden biri olan kâmil insan terbiyesi meselesinin bağımsızlık dönemi Özbek romanlarında ele alınışına bakış atılmıştır. Konuyla ilgili olarak da Aman Muhtar, Uluğbey Hamdam, İsacan Sultan, Hurşid Dostmuhammed gibi yetenekli Özbek mödern yazarlarının romanları örnek alınmıştır. Ayrıca, edebî etkilenme, tecrübe mektebi meselesi sanatçıların gayevî-estetik bakışlarındaki yakınlık çerçevesinde işlenmiş, yeni dönem Özbek romancılığındakikâmil insan karakteri, onun özellikleri ortayaatılmıştır. Uluğbek Hamdam’ın Denge, Tilavaldı Corayev’in Pazar Dünya, Ruhlar Gece Gezerler, Abbas Seid’in Sokakta Kalan Adam, Nurilla Abbashan’ın Şorkışlak gibi sanatçıların onlarca romanında zor durumlarda insanların vicdan, iman, inanç karşısındaki tutumları, onların en değerli maddî-manevî şeylerinden vazgeçerek de olsa kâmillik sıfatını korumaya çalışmaları ya da tam tersi onların bu sıfatları çiğnemek üzere oldukları hassas ve can sıkıcı durumları ele alınır. Eserlerde üslup, sembol ve, işaretlerin bolca kullanılması yazarın tasavvuf edebiyatı geleneklerini takip ettiğini gösterir Romanlarda kâmil insanın manevî dünyasını oluşturan alçakgönüllülük, zekâ, bilimlilik, başkaların acı ve dertlerini paylaşmak, ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmak, doğru tavsiye ve öğütler vermek, hoşgörülü olmak gibi özellikleredikkat çekildiği vurgulanmıştır. Bağımsızlık dönemi Özbek romancılığında geçmiş edebiyata özgü geleneklere yaratıcı bir şekilde devam edildiği, edebiyat tarihinde önemli yer tutan kâmil insan gâyesinin günümüz Özbek romanlarının da önemli ahlâkî-terbiyevî yönünü teşkil ettiği kaydedilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>-(y)AcAk Biçimbiriminin Kiplik Görünümü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20451</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20451</guid>
      <author>Mehmet Volkan DEMİREL</author>
      <description>Kiplik/kip, zaman ve görünüş ile birlikte bir fiil kategorisidir. Evrensel tipolojik incelemelerde kip ve kiplik birlikte ele alınan kategorilerdir. Kerimoğlu (2010) kip ve kipliği birbirinden tamamen farklı birer kategori olarak düşünmenin doğru olmadığı görüşündedir. Kip ve kiplik arasındaki ilişkinin parça-bütün düzeyinde bir ilişki olduğu ve temelde bir farklılıktan ziyade kapsamlılıktan söz etmenin doğru olacağı görüşündedir. Kip ve kiplik arasında işlev bakımından bir farktan ziyade, kapsam bakımından bir fark vardır (Kerimoğlu, 2010:71). Son yıllarda kipliğin tipolojik bir parametre olarak kullanıldığı ve dillerin kiplik bakımından incelenerek tüm dünya dillerini kapsayacak kiplik sınıflandırmalarının önerildiği çalışmalar yapılmaktadır. Palmer (2001) de bu çalışmalardan biridir. Palmer (2001) kipliği “önerme” ve “eylem” olmak üzere iki ana başlığa ayırır. Önerme kipliği içerisinde “bilgi” ve “kanıt” kipliklerine yer verir. Bilgi kipliği “olasılık, çıkarım ve varsayım”; kanıt kipliği de “aktarım ve duyum” kategorilerinden oluşur. Gerçekleşmemiş ve gerçekleşme ihtimali olan eylemleri konu edinen “eylem kipliği” ise “yükümlülük” ve “devinim” alt başlıklarına ayrılır. Yükümlülük “izin, zorunluluk ve emir”; devinim ise “yeterlilik ve gönüllülük” kategorilerini içerir. Bu çalışmada Türkçe ders kitaplarında yer alan çeşitli metin türlerinde –(y)AcAk biçimbiriminin işaretlediği kiplik alanlar belirlenmiştir. Çalışmada –(y)AcAk biçimbirimi ile ilgili yapılan diğer çalışmalara da yer verilerek Türkçede –(y)AcAk biçimbiriminin çeşitli görünümleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde –(y)AcAk biçimbiriminin bilgi, kanıt ve yükümlülük kategorilerini işaretlediği görülmüştür. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar gerek anadili olarak gerekse yabancı dil olarak Türkçenin öğretimine katkı sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeraltı Romanında Anlatı Unsurlarının İşlenişi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20305</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20305</guid>
      <author>Fethi DEMİR, Yunus KUŞ</author>
      <description>Özet Yeraltı edebiyatı, modern ve modern sonrası edebiyatta beliren küreselleşmeyle birlikte ise popüler bir boyut kazanmaya başlayan bir akım/eğilim/tür olarak kabul edilir. Egemen sisteme karşı çıkan; alt kültürlerden beslenen, müesses nizamı ve onun tüm kurumlarını ve değer yargılarını reddeden Yeraltı edebiyatında; her türlü illegal ve gayrinizami davranış ve edim kendine yer bulur. Ayrıca cinsellik, şiddet, uyuşturucu kullanımı, nihilizm ve anarşizm köktenci bir yaklaşımla kotarılır; üslup anlamında ise argo, küfür, özensizlik, kitsch ve savrukluk esere egemen olur. Bununla birlikte “Yeraltı söyleminin” özellikle 1960’lardan sonra başta Amerika olmak üzere yaygınlaşması, popülerlik kazanması ve hatta kapitalist sanat ve edebiyat endüstrisinin odağına yerleşmesi, paradoksal bir biçimde Yeraltı edebiyatını sorunsallaştırır. Durum böyle olunca Yeraltı edebiyatının ne olduğu, yazarın mı, eserin mi yoksa baskı yönteminin mi Yeraltı olması gerektiği, neyi kapsadığı ve hangi eser/yazarların bu edebiyata dâhil edileceği konusu iyice tartışmalı ve girift hale gelir. Edebi türler arasında da ise Yeraltı eğilimi şiirde ve tiyatroda da kendini göstermesine rağmen esas olarak romana yansır. Burjuva sınıfının anlatısı olarak modernleşmeye birlikte güçlenen roman ise klasik, modern ve postmodern gibi farklı aşamaları geçmekle birlikte sürekli bir değişim ve dönüşüm yaşar. Bu dönüşüm bir metamorfoz gibi kendini en çok kurgu, tema, kişiler, dil, üslup gibi romanın temel anlatı unsurlarında gösterir. Toplumun ihtiyaçlarına, ekonomik, kültürel ve sanatsal birikimlerine, moda sanat akımlarına, bilimsel gelişmelere koşut olarak romanın anlatı düzeni de değişir. Nitekim türlere ve akımlara göre kimi anlatı unsurları önemini yitirirken kimileri daha da öne çıkar. Kimileri ise köklü değişimlere uğrar, farklı bir bakış açısıyla işlenir. İşte klasik anlamda romanın temel anlatı unsurları olan kurgu, kişiler, dil ve üslup gibi unsurları belki de en fazla etkileyen, deforme eden, başka bir biçimde yeniden üreten edebiyat türü Yeraltı Edebiyatı’dır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVIII. Yüzyılda Yaşamış Âlim Bir Şair: Erzurumlu Rahmî ve Divanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20478</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20478</guid>
      <author>Ali DUMAN</author>
      <description>XVIII. asır şairlerinden Erzurumlu Rahmî (ö. 1808/09) Klâsik Türk edebiyatı dairesinde yetişmiş, devrinin önde gelen âlim şairlerinden biridir. Erzurum’da dünyaya gelen şair çocukluğundan itibaren iyi bir eğitim görmüş, İstanbul’da muhtelif medreselerde müderrislik vazifesinde bulunmuştur. Söz konusu vasfından dolayı devrinde “Hoca Rahmî” olarak zikredilen şair, 1223/1808-09 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Mutasavvıf kimliğinin yanı sıra ilmî yanı da kuvvetli olan şairin şiiri, tasavvufî mahiyette olup şair daha çok na‘t, münâcât, ilâhî nazım şekilleri ile manzumeler kaleme almıştır. Şairin Dîvân, Refîk-ı Tarîk, İnşâ-yı Mergûb ve Avâmil-i Âtîka olmak üzere dört eseri bilinmektedir. Şüphesiz şairin en meşhur eseri Dîvân’ıdır. Mevcut bilgilerden hareketle Dîvân’ın yurtiçi ve yurtdışı kütüphanelerinde kayıtlı üç nüshası bilinmektedir. Ancak yaptığımız araştırmalar sonucunda iki nüshanın Erzurumlu Rahmî’ye ait olmadığı, Rahmî mahlaslı başka şairlere ait olduğunu tespit ettik. Türkiye nüshası olduğu düşünülen; “Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi Türkçe Yazmalar No:508/2”de Erzurumlu Rahmî adına kayıtlı Mecmūʿa-i Eşʿār isimli yazma muhtasar Dîvân’ın Erzurumlu Rahmî’ye ait olmadığını tespit ettik. “Seyret o mahı mihr ü felek söyledim saña Ḥüsn-i perile reşk-i melek söyledim saña” matlalı ilk gazel Fatin Tezkiresi’nde yukarıda bahsettiğimiz Kırımlı Rahmî adına kayıtlıdır. Bahsi geçen kütüphaneden nüshaları bizzat tedarik ederek yaptığımız araştırmalar sonucunda bu eserin elimizdeki müellif hattı dîvânla benzerliğinin olmadığı sonucuna vardık. 19 varaklık bir gazel seçkisi olan bu eserin Kırımlı Rahmî’ye ait olduğu kesindir. Bu yazıda Erzurumlu Rahmî’nin hayatı, edebî şahsiyeti ve eserlerinden bahsedilecek; akabinde Dîvân’ın tavsifi, şekil ve muhteva hususiyetleri ile Dîvân’dan örnekler sunulacaktır. Anahtar sözcükler: Eski Türk Edebiyatı, Dîvân Şiiri, Erzurumlu Rahmî, Dîvân.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Faust'u Gölgesinden Seyretmek Yahut Modernizm Bağlamında Faust'a Dair Bazı Dikkatler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20325</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20325</guid>
      <author>Sevim GÜLDÜRMEZ</author>
      <description>Faust efsanesi, Alman edebiyatına ilham vermekle birlikte hem dünya edebiyatlarının hem de pek çok başka sanat dalının esinlendiği bir kaynak olma konumuna yükselir. Bundan yola çıkarak manzum bir trajedi yazan Goethe'nin Faust'u ise klasik Faust efsanelerinden farklı olarak insanın yaşam içindeki yolculuğunu modernizmin ilkeleri bağlamında bir değerlendirmeye tâbi tutmaya imkân sunar. İlk bakışta anakrotik olarak görülen bu ilgi, metnin içine girdikçe perde perde açılarak insanın dış dünya ile kurduğu irtibatın yahut bu dünya içerisinde yer alma çabasının, bazen daha fazlasına sahip olma arzusunun bir yansımasını sunmak, kendisini üreten düşünceyi eleştirmek ve genel manada bir tenkit mekanizmasına sahip olmak bakımından muhtelif hadiseler ve vaziyetler ışığında incelenmeye olanak sağlar. Goethe'nin Faust'u modern insanın sergüzeştine, gelenekten ve onun beraberinde getirdiği yaşam tarzından kopuşuna, kendini ve çevresinde olup bitenleri sorgulayışına, topumun aksak yönlerine, kurulan yeni düzenin işleyişine dair pek çok durumu içinde barındırır. Ancak eser yalnızca Alman toplumunun bir aynası olarak okunmaktan ziyade hem bireysel hem de toplumsal manada evrensel bir niteliğe kavuşur ve modernizm çerçevesinde değerlendirilmeye açık bir hâle gelir. Bu çalışmada önce Goethe'nin eserini meydana getirirken tesiri altında kaldığı cereyanlardan, filozoflardan ve düşüncelerden bahsedilmiş daha sonra ise modernizm bağlamında insanın dünya ile olan bağının ve yer küredeki yolculuğunun izi sürülmüş, zaman zaman da Türk edebiyatı ile ilgi kurularak Faust'a bir zemin teşkil edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Literarische Namen Als Übersetzungsproblem. Eine Übersetzungskritische Analyse Zur Deutschen Übersetzung Von Ahmet Mithat Efendis Roman Felâtun Bey ile Rakim Efendi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20370</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20370</guid>
      <author>Zehra GÜLMÜŞ</author>
      <description>Literarische Namen sind für Literaturwissenschaftler von besonderem Interesse. Für den Übersetzer werden sie zur Herausforderung, insbesondere dann, wenn sie vom Autor als rezeptionssteuerndes Mittel eingesetzt werden. Sie können dann, gleicherweise wie Metaphern, Sprachspiele oder Realien Übersetzungsprobleme verursachen, für deren Lösung der Übersetzer ein hierfür geeignetes Übersetzungsverfahren finden muss. Aus diesem Grunde sind literarische Namen auch für Translationswissenschaftler nicht minder interessant. In der vorliegenden Studie wird das Thema literarische Namen als Übersetzungsproblem anhand von Ahmet Mithat Efendis Roman Felâtun Bey İle Rakım Efendi übersetzungskritisch behandelt und damit ein Beitrag zu einem spezifischen Problem des literarischen Übersetzens geleistet. Die Auswahl dieses Romans basiert auf seiner Besonderheit des Werkes: Felâtun Bey İle Rakım Efendi ist für seine Namensymbolik bekannt daher für hiesige Fragestellung besonders interessant. Im Analyseteil geht es darum, am Beispiel der Übertragungen der Namen die Übersetzungsstrategie der Übersetzerin zu erschließen, um sodann festzustellen, in welchem Maße mit den von der Übersetzerin Beatrix Caner bei der Übertragung von literarischen Namen angewandten Übersetzungsverfahren die literarischen Namen des Ausgangstextes ‚funktionsgerecht‘ und ‚loyal‘ im Sinne Nords in die Zielsprache und kultur übertragen worden sind. Es werden zunächst die Paratexte der Übersetzung betrachtet, da sich aus ihnen retrospektiv eine Reihe von Informationen zum Übersetzungsauftrag der Übersetzung und zur Übersetzungsstrategie der Übersetzerin ableiten lässt. Im Analyseteil werden sodann am Beispiel von ausgewählten literarischen Namen des Werkes die von der Übersetzerin angewandten Übersetzungsverfahren näher betrachtet. Die Analyse zeigt, dass Caner die Namen der literarischen Figuren mit verschiedenen Übersetzungsverfahren übertragen hat. Die von ihr bei der Übersetzung der literarischen Namen eingesetzten Übersetzungsverfahren erfüllen insgesamt betrachtet Nords Kriterium von ‚Funktionsgerechtigkeit‘ und ‚Loyalität‘. Caners Übersetzung ist kompatibel mit dem in den Paratexten angekündigten Skopos, überdies auch loyal gegenüber der Intention des Ausgangstextautors.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karaçay-Malkarda Geniş Odak Tümce Ezgisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20531</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20531</guid>
      <author>Aslı GÜRER</author>
      <description>Bu çalışma Kıpçak dil grubunda yer alan Karaçay-Malkar lehçesinde dar odak bileşen içermeyen olumlu tümcelerin ezgisel özelliklerini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Sistematik deneysel çalışmaya dayanan bu araştırmada Türkiye’de yaşayan anadil konuşucularına seslettirilen hedef tümceler geniş odaklı bağlamlar olacak şekilde diyaloglar içine yerleştirilmiştir. Hedef tümceler Özne-Nesne-Yüklem sıralamasında hazırlanmıştır. Temel frekans (f0) ölçümüne dayalı fonetik analizin düzensizliklerden arınmış olarak yürütülebilmesi için hedef tümcelerin kelimeleri tınılı sesler ya da ötümlü duraklamalı ünsüz sesler içeren kelimelerden seçilmiştir. Tüm kelimeler son hece vurgulu seçilmiştir. Ezgisel çalışma, hedef tümcelerin Praat programı (Boersma ve Weenink 1992-2017) ile ses perdesi yüksekliği çizgisi incelenmesine ve hecelerin ölçüm alanları olarak seçildiği, temel frekans ölçümlerinin ortalamasının yansıtıldığı ses perdesi yüksekliği çizgi karşılaştırmalarına dayanmaktadır. Çalışma sonuçları göstermektedir ki (i) öznenin içinde bulunduğu ilk alanın sağ sınırında bir yükseliş ortaya çıkıyor, (ii) nesnenin yer aldığı orta bölümde son heceye denk gelen alanda küçük bir yükseliş ortaya çıkıyor, (iii) orta bölüme kadar korunan referans yüksekliği bu alanın sağ sınırından itibaren düşüşe geçmektedir ki bu bize bu alanın ezgi öbeğinde ana önemi üstüne çeken çekirdek alan olduğunu gösteriyor, (iv) eylemi içeren son bölümde düşük referans yüksekliği görülmektedir ki bu alan da çekirdek alan sonrası alan olarak adlandırılır. Son hece vurgulu kelimelerden oluşan tümcelerin ezgisinin son hece vurgusu almayan kelimelerle karşılaştırılması bu diyalektin ezgisel özelliklerine daha fazla ışık tutacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanında Kentleşme ve Rekreasyon Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20525</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20525</guid>
      <author>Nilüfer GÜRER</author>
      <description>Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ünlü romanı Ankara’nın Türk edebiyatında önemli bir yeri vardır. Kitap Ankara’nın Sakarya Savaşı öncesi tarihinden başlayıp, Cumhuriyetin ilan edildiği dönemde ve bu dönemden sonraki yıllarda geçirmiş olduğu dönüşümü sosyo-kültürel ilişkiler ve mekânlar üzerinden tartışmaktadır. Roman temelde üç bölüm şeklinde kurgulanmıştır. Birinci bölüm, 1922 Sakarya savaşı öncesi dönem ile başlamakta, Nazif Beyin ve eşi Selma Hanım’ın Ankara’ya gelişleri ve yerleşmelerini konu almaktadır. İkinci bölüm Cumhuriyetin ilan edildiği 1922- 1926 yılları arasında yaşanan değişim ve yenilikçi döneme vurgu yapmaktadır. Son bölümde ise Cumhuriyetin ilanından sonraki yıllarda yaşanan toplumsal değişim, sosyal ilişkiler ve mekânsal dönüşüme değinilmektedir. Bu makale temelde, sosyo kültürel ilişkilerin kurulmasında önemli bir rol oynayan kamusal mekânlar ve bu mekânlarda yer alan aktiviteleri kitaba referansla incelemektedir. Özelde ise bu makale, sosyal yaşamı da biçimlendiren rekreasyonel faaliyetlerin neler olduğu ve nasıl şekillendiği, romanın geçtiği dönemde kişiler tarafından ne şekilde algılandığı ve kişilerin yaşam biçimlerine etkini tartışmaktadır. Makale, Cumhuriyetin ilan edildiği dönemde sıfırdan bir “Başkent”in yaratılması süreci ve bu sürecin kentleşme boyutunu incelemektedir. Bu bağlamda yeni kurulmakta olan, gelişmemiş bir kentte yaşamanın getirdiği sorunlar ve sıkıntılar ile bunların roman kahramanlarının günlük yaşamları üzerindeki etkileri analiz edilmektedir. Bu makalenin özgünlüğü, bir kentin gelişimini ve dönüşümünü roman karakterlerinin yaşamlarını temel alarak tartışabilmesidir. Kentsel dönüşüm, rekreasyon alanları ve rekreasyon olanaklarına dair çıkarımlar, romandan yapılan alıntılar üzerinden tartışılmış ve bütünsel bir kurgu içerisinde aktarılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖSYS/ LYS 5 Sınavı’nın Çeviribilim Lisans Programlarına Yerleştirilen Öğrenci Dil Profili Açısından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20367</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20367</guid>
      <author>Pınar GÜZELYÜREK ÇELİK, Lale ARSLAN ÖZCAN</author>
      <description>Avrupa’da çeviri eğitimi lisans ya da lisansüstü düzeyde özel ve devlet üniversiteleri bünyesinde gerçekleştirilmektedir ve bu programlar özel sınavlarla öğrenci kabul etmektedirler. Adayların dil kombinasyonunda en az üç dil bulunması önkoşuldur. Dil kombinasyonu A (anadil ya da anadile eşdeğer dil), B (aktif dil) ve C dilinden (pasif dil) oluşmaktadır. Türkiye’deyse bu durum farklılık göstermektedir. Bu çalışmada, Yıldız Teknik Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık (Fransızca) Anabilim Dalı’na yerleştirilen öğrencilerin mevcut dil düzeylerinin çeviri eğitimi için yeterli olup olmadığı irdelenmiştir. Bu nedenle ÖSYS ile çeviribilim bölümlerine yerleştirilen öğrenci dil düzeyinin çeviri eğitimi ölçütleriyle örtüşüp örtüşmediği sorusuna yanıt aranmıştır. Bu amaçla, sözkonusu çalışmada Yıldız Teknik Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık (Fransızca) Anabilim Dalı’na, YGS ve LYS 5 sınavlarından aldıkları Dil 1 puanlarıyla yerleştirilen öğrencilerin dil düzeyinin, çeviribilim eğitimi çerçevesinde uygulanan dil düzeylerine uygunlukları incelenmeye çalışılmıştır. Öncelikle Avrupa’daki çeviribilim okullarında uygulanan giriş sınav sistemi ile mevcut Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) karşılaştırılmıştır. Bu bağlamda Institut Supérieur d’Interprétation et de Traduction (ISIT) bünyesinde gerçekleştirilen giriş sınavı temel alınmıştır. Böylelikle sınav sistemleri arasındaki farklılıklar ortaya konulmuştur. Ardından, bölüm 1. sınıf öğrencilerinin oluşturduğu 14 kişilik bir çalışma grubuna ISIT’ten örnek alınarak oluşturulan sınav, vize sınavı kapsamında uygulanarak sonuçlar nicel ve nitel olarak irdelenmiştir. Sonuç olarak sorunsalın çözümüne yönelik somut öneriler getirilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Internet Ortamında Yeniden Çeviri ve Okurları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20412</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20412</guid>
      <author>Müge IŞIKLAR KOÇAK</author>
      <description>Yeniden çeviriler üzerine birçok çalışma yapılmış ve bu çalışmaların birçoğu yeniden çevirilerin üretilmesinin nedenlerini ve kültürel ve politik bağlamlarla ilişkili etkilerini ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Bu çalışmaların bir kısmında ise yeniden çevirilen metinlerde kullanılan çevirmen stratejileri ve normlar üzerine odaklanılarak karşılaştırmalı metin incelemesi yapılmış ve yeniden çevirilerin birbirlerinden farkları sorgulanmıştır. Ancak çeviri ile ilgili akademik araştırmalarda yeniden çeviriler konusunda okur beklentileri ve okurların rolleri üzerine okur odaklı çalışmalar yapılmamıştır. Aslında genel olarak çeviribilim alanında okur odaklı akademik çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Bu çalışmada odak olarak okurlar ele alınacak ve okurların yeniden çeviriler konusunda Türk kültür dizgesinde okur kitlesi üzerinde farkındalık yaratan aktif bir rol üstlendikleri gösterilmeye çalışılacaktır. Şimdiye kadar yapılan çoğu çalışmadan farklı olarak bu araştırmada okur tepkileri ve beklentileriyle ilgili veriler basılı gazete ve dergilerden değil çevrimiçi sitelerden toplanacaktır. Özellikle internetin okurlara görüş, şikayet ve önerilerini ifade etmek ve paylaşmak için sağladığı olanaklar okurların giderek daha da etkin bir şekilde çeviriler konusunda tartışmalara katılmasını sağlamıştır. Bu çalışma okurların internet sitelerinde özgürce görüş bildirmeleri sayesinde yeniden çevirilerin alımlanması ve üretilme nedenleriyle ilgili daha önce olmadığı kadar çeşitli ve birinci ağızdan bilgi edinilebileceğini gösterecektir. Çalışmanın bir diğer amacı da okurların yeniden çeviri sürecine müdahil olmak isteyecek kadar katılımcı bir rol oynadığını ortaya çıkarmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Azerbaycan Sahası Şairlerinden Zevkî ve Divanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20546</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20546</guid>
      <author>Muhammet NALBAT</author>
      <description>Türk edebiyatı, tarihsel gelişimi göz önünde tutularak bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Türk edebiyatının klasik dönemi bu yaklaşım çerçevesinde daha doğru anlaşılıp yorumlanacaktır. Bu bağlamda Türk edebiyatının farklı sahalarına ait edebi ürünler, özellikle divanlar, araştırmacılar için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, bugün hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız Azerbaycan sahası şairlerinden Zevkî ve onun Divan’ı üzerinde durulacaktır. 17. yüzyılda yaşadığını tahmin ettiğimiz Zevkî hakkında Türkçe kaynaklardan ziyade daha çok Farsça kaynaklardan bilgi edinmekteyiz. Zevkî Divanı’nın tek nüshası ise Paris Milli Kütüphanesi El Yazmaları Bölümü’nde “Supplement Turc 733 (cote)” numarada kayıtlı olup 168 varaktan oluşmaktadır. Divan’da yer alan şiirlerin çoğu tasavvufi konuları işleyen sufiyane gazellerdir. Gazellerin dışında Divan’da, murabba, muhammes, müseddes ve müstezad nazım şekilleriyle yazılmış şiirler yer almaktadır. Zevkî Divanı’nda yer alan nazire şiirlerden hareketle, şairin en önemli hususiyetinin Nesîmî muakkibi olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışında Zevkî’nin şiirlerinde güçlü bir Şîî vurgusunun olması ve Hurufilikten belli ölçülerde etkilenmesi onun diğer önemli özellikleri olarak göze çarpmaktadır. Zevkî Divanı’nda Türkçe şiirlerin yanında farklı nazım şekillerinde kaleme alınmış yine tasavvufi hüviyette Farsça şiirler de mevcuttur. Söz konusu Farsça şiirler Divan’ın derkernarlarında, başında ve sonunda yer almaktadır. Ayrıca Divan’ın son sayfasında Hz. Ali’den rivayet edilen yine Farsça kaleme alınmış bir fal metni mevcuttur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klasik Türk Şiirindeki Sevgili Anlayışının Hurilerle İrtibatı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20292</guid>
      <author>Sıtkı NAZİK</author>
      <description>Tasavvuf ve edebiyatın önem verdiği hususlardan biri olan aşk, tasavvufun da etkisiyle edebiyatta, “hakikî” ve “beşerî” aşk olarak iki şekilde ele alınıp işlenmiştir. Bu doğrultuda âşık olunan varlık da ayrıma tabi tutulmuştur. “İdealize edilmiş (İlâhî/soyut)” ve “yarı idealize edilmiş (mecazi-beşerî)” sevgili tipi olmak üzere başlıca iki kategoride değerlendirilen sevgili, mecazdan hakikate doğru seyrinde birçok teşbihe konu olmuş, ya en güzel olduğu düşünülen huri, melek ve peri gibi varlıklara benzetilmiş yahut onlardan daha üstün olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu çalışmada, cennette müminlere verilecek eşler/sevgililer konumundaki hurilerin her yönden mükemmel oldukları gerçeğinden hareketle, âşık açısından sevgilinin hurilere göre konumunun ne olduğu üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda sevgilinin kûyu ile cennet arasındaki irtibata da değinilmiştir. Klasik Türk şiirinde sevgili tipini huriler perspektifinden daha iyi anlamak amacıyla yapılan bu çalışmada, önce tasavvuf ve edebiyattaki sevgili anlayışına, Kur’an, hadisler ve diğer kaynakların hurilere ilişkin haberlerine yer verilmiş, daha sonra şairlerin huri ve sevgiliye dair görüşleri, anlama dayalı şerh yöntemi gözetilerek değerlendirilmiştir. Üstelik yer yer mukayeseye başvurulmuştur. Âşık nazarında vazgeçilmez bir varlık olan sevgilinin kendisinin kıymet itibariyle çoğu kez hurilerden, kûyunun ise cennetten kat kat üstün olduğu; bazen de ya bizzat huri olarak tasavvur edildiği ya da ona benzetildiği ve bulunduğu yerin ise cennet olarak görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Interkulturelle Motiven Im Zafer Şenocaks „Gefährliche Verwandtschaft“</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20391</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20391</guid>
      <author>Yusuf Kenan ÖNCÜ</author>
      <description>Die Migrationsbewegung nach Deutschland begann ab Mitte der 50 er Jahre, als Deutschland Arbeitskräfte für seine Industrie brauchte. Innerhalb von kürzester Zeit holte man tausende von jungen und gesunden Migranten nach Deutschland. Die Literatur von Migranten in Deutschland begann erst in den 80 Jahren sich zu verbreiten. Doch bereits Anfang der 50 er Jahre hatte man die ersten literarischen Versuche unternommen. Die Italiener bildeten die erste Gastarbeitergruppe mit literarischer Tätigkeit in Deutschland. Ihnen folgten die Türken und Araber. Wenn wir die türkische Migrantenliteratur unter die Lupe nehmen, stellen wir zwei Sorten von Texten fest: Texte die auf Türkisch oder Deutsch geschrieben und nur in der Originalsprache veröffentlicht wurden. Texte die auf Türkisch oder Deutsch geschrieben und auf die andere Sprache übersetzt worden sind. Es gibt auch junge Schriftsteller, die in Deutschland geboren oder in jungen Jahren nach Deutschland gekommen sind und ihre Werk nur auf Deutsch schreiben, weil sie die deutsche Sprache besser beherrschen als die Türkische. Levent Aktoprak, Akif Pirinçci, İhsan Atacan, Feridun Zaimoğlu, Renan Demirkan, Zehra Çırak sind einige von Ihnen. Auch Zafer Senocak ist ein Vertreter dieser Generation. Er zog 1970 im Alter von neun Jahren mit seiner Familie nach Deutschland und trat bereits Ende der 1970er Jahre auf Leseabenden mit eigenen Gedichten in deutscher Sprache an die Öffentlichkeit. Der im Jahre 1998 erschienener Roman „die gefährliche Verwandtschaft“ von Zafer Senocak erzählt die Geschichte von dem jungen Schriftsteller Sascha Muhteschem, Sohn einer deutsch-jüdischen Mutter und eines türkischen Vaters auf die Welt kam und in Deutschland aufwuchs. In der vorliegenden Arbeit soll der Roman im Hinblick auf interkulturellen Motiven analysiert werden.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Servet-i Fünun Dergisinde Seyahat Yazıları (1891-1901) ve Ahmed İhsan’ın Suriye Seyahati</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20392</guid>
      <author>Zafer ÖZDEMİR</author>
      <description>Seyahat yazıları, farklı yazı türlerinden beslenerek oluşur. Ancak başarılı eserlerin, bu eklektik yapıyı aşarak özgün bir yapı kurduğu söylenebilir. Deneme, hatıra, mektup ve edebiyat tarihi gibi türlerin üslup özelliklerini yansıtan seyahat yazıları; istatistik, coğrafya, iklim bilim gibi konusuna göre çeşitli disiplinlerden de yararlanabilmektedir. Bununla birlikte gezi yazıları, gözleme dayanan, görülen’in öne çıktığı metinler olması bakımından özgünlük taşır. Bu açıdan gören’in tecrübelerini yansıtan hatıralardan ayrılır. Seyahat yazıları, içeriğinde yer alan tarihî, kültürel, sosyolojik bilgileri açısından gerçekliği tartışılmakla birlikte sosyal bilimler açısından önemli veriler sunmaktadır. Osmanlı’nın son döneminde artarak gelişen seyahat türüne, Servet-i Fünun dergisinde Batılılaşma fikrinin paralelindeki bakış açılarıyla sıkça yer verilmiştir. Ahmet İhsan, hem Servet-i Fünun dergisinin yöneticisi olan bir yayıncı hem de gezilerini paylaşan bir yazar olarak seyahat türüne verdiği önemle dikkat çekmektedir. Servet-i Fünun dergisinde; başta Osmanlı coğrafyası içinde gerçekleştirilmiş, Avrupa, Amerika, Afrika, Asya ve Kutuplar bölgesini de kapsayan yüzü aşkın seyahat ve bunlarla ilgili gezi yazısı tespit edilmektedir Bu çalışmada, Ahmed İhsan Tokgöz’ün “Suriye'de Bir Cevelan” başlıklı gezi yazısı incelenmiştir. Tokgöz’ün metni Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan ve dünyanın bütün coğrafyalarını kapsayan gezi türündeki eserleriyle birlikte önemli bir bütün oluşturmaktadır. Ahmet İhsan’ın kurucu ve yöneticisi olduğu Servet-i Fünun dergisinin 1891-1901 tarihlerini kapsayan gezi yazıları ile küresel bir kültürel, sosyolojik takip yaptığını söylemek mümkündür. Ahmed İhsan Tokgöz’ün “Suriye'de Bir Cevelan” başlıklı seyahat yazısı, 1890’lı yıllardaki Şam, Beyrut ve Kudüs şehirleri üzerinden, sosyo-kültürel bir takip ve tahlil imkânı sunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Devleti’nin Son Yıllarında Yaşamış Bir Eğitimci: Ali Nazimâ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20364</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20364</guid>
      <author>Gökçe ÖZDER, Didem ARDALI BÜYÜKARMAN</author>
      <description>Eğitim, devlet adamlarının ülkeyi şekillendirmek, diledikleri türde vatandaşlar yetiştirmek için her zaman ilk akla gelen alan olmuştur. Özellikle rejim değişikliği, devrim gibi durumlarda eğitim alanında da reformist çalışmalar olduğu gözlemlenir. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında, devleti kötü giden durumdan kurtarmak için aydın çevre tarafından pek çok çözüm önerisi sunulmuş, bu çözüm önerilerinin bir kısmı da eğitimle ilgili olmuştur. 1861 doğumlu Ali Nazimâ, 19. yüzyılda yaşamış önemli bir eğitimcidir. Sayısı neredeyse 100’ü bulan eserlerinin konuları tarihten coğrafyaya, dil bilgisinden sözlüğe, hesaptan kıraate kadar çok çeşitlidir. Şimdiye dek hakkında çok az çalışma yapılmış ve yeterince tanıtılmamış bu önemli ismin eserleri döneminin sosyal, siyasi, ahlaki, eğitimsel, pedagojik pek çok meselesine ışık tutmak üzere araştırmacıları beklemektedir. Bu çalışma Ali Nazimâ’nın bazı ders kitaplarından ve özellikle bu ders kitaplarına yazdığı ifade kısımlarından yola çıkılarak onun eğitim anlayışını ortaya koymaya odaklanır. Bu bağlamda öncelikle onun hayatı ayrıntılı biçimde ortaya konacak, ardından konularına göre eserlerinden örnekler listelenecek ve dönemindeki eğitim reformlarına kısaca değinilecektir. Ali Nazimâ eserlerinde çocuğa göreliği önemsemiş, onların yaş ve sınıflarına uygun yöntemlerle ders kitaplarını kaleme almıştır. Bunun yanı sıra ideal okul ve sınıf düzeni hakkında çeşitli kıstaslar belirlemiştir. Çalışmada onun birkaç eserine odaklanılarak eğitime bakış açısı sunulacaktır. Bu çalışmanın araştırmacılara yol gösterici olması ve Ali Nazimâ’yı daha tanınır hale getirmesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehmet Akif Ersoy'un Safahat'ında İsyan Ahlakı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20228</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20228</guid>
      <author>Hüseyin PAKSOY</author>
      <description>Mehmet Akif Ersoy, kalemini toplumun hizmetine adayan ve cemiyetin sefaletini, coşkusunu, acısını yansıtan bir şairdir. Onun ferdi duygularında bile toplumsal bir yön bulunur; bu nedenle o, cemiyetin ruhuyla bütünleşmiş adeta cemiyetin bireyde tezahürüdür. O bazen mahalle kahvesinde, mezarlıkta, meyhanede bazen de bir hastanın başucunda görünür. Bu sahneleri bir ressam edasıyla yansıtarak cemiyetin içinde bulunduğu duruma ayna tutar. Akif; toplumda gördüğü cehalet, tembellik, kavmiyetçilik, Batı’yı yanlış anlama vb. olumsuzluklar karşısında sessiz kalamaz ve en hassas yerine dokunulmuş bir volkan gibi etrafına kıvılcımlar saçar. Bu kıvılcımlar cemiyetin sefaletine bir başkaldırı/isyandır. Onun isyanı, kaynağını sonsuz varlıktan alan ruhsal bir değişimi amaçlar. Bu değişim daha mükemmel bir düzen ve değere bir çağrıdır. Onun çağrısında menfaat, kin ve hüsran yoktur; aksine ümit, çıkış, mutluluk ve sevgi vardır. Âkif’ in kaynağını sonsuz varlıktan alan isyan hareketiyle Stirner, J.J Rousseau ve Nietzsche gibi ahlak filozoflarının isyanı birbirinden farklıdır. Nietzsche, insanın mutluluğunu kuvvetlinin hâkimiyetinde arar. Ona göre, zayıflar güçlülerin karşısında yok olmalı ve böylece zayıflıktan arınmış güçlü, mükemmel insan tipleri ortaya çıkmalıdır. J.J. Rousseau’ya göre ahlak, doğaya dönüşle gerçekleşir. O, toplumun insanın yüce duygularını yok ettiğini ve yerine menfaati koyduğunu söyler. Stirner ise insanın mutluluğunu bencillikte arar. O, benliği sınırlayan ahlak, din, tabiat ve topluma isyan eder. Âkif ve diğer filozofları birbirinden ayıran temel fark, birinin ferdi yetersizliği neticesinde Allah’a katılması ve Allah’a ulaşarak yetersizliklerinden kurtulması; diğerlerinin ise Allah’a yönelmeyip kendi ahlak kurallarını oluşturma düşüncesidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divan Edebiyatında Nazım Şekli Meselesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19938</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19938</guid>
      <author>Ekrem SAKAR</author>
      <description>Nazım şekli terimi, divan edebiyatında bir manzumenin içeriği ve sanatsal özelliklerinin dışında kalan tarafını tarif eder. Dış yapıyla ilgili olan bu şekil kavramı, müşterek hususiyetler gösteren biçimler sayesinde kurallı ve sınıflandırılabilen bir bilgi sistemini karşılayan bir anlam kazanmıştır. Bundan dolayı edebiyat alanında yapılan çalışmalarda divan edebiyatının yazılı bulunduğu kaynaklarda yapılan adlandırmalardan yola çıkılarak bütün şekiller tanımlanmaya ve kendi aralarında gruplandırılmaya çalışılmıştır. Nazım şekillerini tarif eden ve sınıflandıran edebiyat çalışmalarında tam manasıyla birlik bulunmadığı gibi nazım şekillerini birbirlerinden ayırt edici vasıfları hakkında ve hangi ölçütlere dayanılarak gruplandırılacaklarına dair bir takım problemler bulunmaktadır. Bu meselenin ciddiyetini ortaya koyan Divan Edebiyatında Tür ve Şekil Bilgisi adlı çalışma, ortada olan sorunları masaya yatırmakla kalmayıp bunlara çözüm üretme arayışına girilen bir kitaptır. Dolayısıyla divan edebiyatında nazım şekillerinin hangi ölçütler altında tarif ve tasnif edileceği meselesini edenbiyat araştırmalarının gündemine getirmesi açısından dikkate değer bir çalışmadır. Bu makalede bahsi geçen çalışmanın işaret ettiği meseleler üzerinden gidilerek, edebiyat alanında nazım şekillerini anlatan kaynaklardaki bilgiler mukayeseli olarak incelenecektir. Mezkûr kitaptan önce yapılan çalışmalarda nazım şekillerinin nasıl anlaşıldığı, hangi kıstaslara göre tayin edildikleri ve neye istinaden tasnife tâbi tutuldukları irdelenecektir. Makalenin sonunda elde edilen sonuçlar Divan Edebiyatında Tür ve Şekil Bilgisi adlı kitaptaki yenilik ihtiva eden teklifler ile birlikte değerlendirilerek bütüncül bir neticeye ulaşılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özbek Millî Dilşünasliği Rivajide Türkistan Cedidlerinin Ornu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19999</guid>
      <author>Yoqub Siddiqovich SAYIDAOV</author>
      <description>Bilindiği üzere, önce Türkiye’de başlatılan ve sosyal-siyasal özellik kazanan dili saflaştırma ve basitleştirme gâyesi; XX.yüzyılın başında Rusya ve Kafkas’ta yaşayan Türk aydınları arasında da yayıldı. Tatar Cedidlerini Orta Asya ve Türkistan aydınları örnek aldılar. Neticede, dil meselesi onların da önemli konusu oldu. Ortak edebî dili geliştirme yolları ve kaynakları üzerine tartışmalı yazılar basılmaya başladı. Türkistan Cedidleri bin yıldır kullanılagelen geleneksel edebiyat yerine yeni, laik bir edebiyat yarattılar. Yeni edebî türleri (piyes, hikâye, roman, gazetecilik ve b.) Özbek edebiyatına kazandırdılar. Geleneksel edebî şekil olan aruzun yanında parmak ölçüsünde de eserler vermeye başladılar. Bununla, parmak ölçünün genişçe yayılmasına ve şiirde önemli bir şekil olarak kalmasına zemin hazırladılar. Ekseri edebiyat ilminde XIX.yüzyılın sonu XX.yüzyılın başında ortaya çıktığı ileri sürülse de bu edebiyatın resmen şekillenmesi Fıtrat’ın Münazara (1909)‚ Sayha (1911) ve Seyyahi Hindi (1912) eserleriyle ilgilidir. Cedidler dil politikasında birçok ıslahatları gerçekleştirdiler. Dilbilimsel zevk (dil estetiği) konusunda köklü değişimlere gittiler. Bilindiği üzere, edebi dilin gelişmesinde sosyal-siyasal ve ekonomik koşullar dış etken, dilbilimsel zevk (dil estetiği) de iç etken sayılır. Cedidler iç etken olan dilbilimsel zevke ayrı bir önem verdiler, sosyal dilbilimsel zevki şekillendirmek ve geliştirmek için bazı gâyeleri ileri sürdüler, Türkçede bulunan Arapça ve Farsça kelimelerden vaz geçmeye çalıştılar. Bu dönemde Özbek dilbilimine ait terim ilmi şekillendi ve gelişti. Edebî dil; esas itibarıyla doğal dil olan halkın canlı konuşma diliyle geliştirildi. Birtakım eğitimsel-kültürel, bilimsel edebî kurumlar ortaya çıktı. Böyle kurumlardan biri de “Chig’atoy gurungi”dir. Verimli bir faaliyet gösteren kurum Türk halklarının kültürü, sanatı, tarihi ve dili konusunu ciddi olarak araştırdı. “Gurung” üyeleri olan Fıtrat, Çolpan, Elbek, Batu gibiler Özbek edebî dilinin saflığı için mücadele verdiler ve böylece Özbek millî kültürünü geliştirmeye çalıştılar. Cedidler Özbek millî edebî dili, yazısı, imlâsı, alfabesini yaratmak gibi zor, aynı zamanda hayırlı vazifeyi üstlendiler ve şu işleri gerçekleştirdiler: Özbek dilinin önemli teorik meseleleri çözümüne ulaştırıldı, Özbek edebî dilinin gelişme yolu belirlendi, imlâ kuralları geliştirildi, yazı mükemmelleştirildi, Özbek dilbilimi bilim dalı olarak ortaya çıktı ve geliştirildi, Özbek dilinin sosyal-siyasal konumu yükseltildi, Özbek dilinin kelime dağarcığı yenilendi ve zenginleştirildi, Özbek millî edebî dili şekillendi.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültürel İfadelerin Çevirisi ve Yabancı Dil Öğretimi Açısından Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20548</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20548</guid>
      <author>Senem SOYER</author>
      <description>Yabancı dil öğretimi süreci aynı zamanda hedef dilin kültürünü de öğrenme sürecidir. Dil ile kültür arasındaki güçlü bağdan hareketle, hedef dilin toplumunun yaşam ve düşünce tarzları, gelenek-görenekleri gibi kültürel özellikleri hakkında bilgi edinmek dil eğitiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Yabancı dil eğitimi, hedef dilde doğru iletişim kurabilmek için gerekli olan bilgi ve becerilerin edinimi sürecidir. Yabancı dil eğitiminde farklı dil öğretim yöntemleri kullanılmaktadır. Her yöntem eksik ya da olumsuz yönleriyle daha modern bir dil öğretim yönteminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Zamanla her yöntem yerini daha yeni dil öğretim yöntemlerine bırakmıştır. Yabancı dil öğretimi sürecinde, o dili öğrenen kişilerin çeşitli özellikteki ihtiyaçlarını en kısa sürede ve doğru bir şekilde karşılamak başlıca hedeflerden biridir. Bu da dil öğretiminde uygun yöntemler kullanmak ile mümkün olabilmektedir. Yabancı dil öğretiminin vazgeçilemez bir parçası iyi yapılandırılmış bir çeviri etkinliğidir. Özellikle de çeviri alanında önemli bir yere sahip olan eşdizimler dilin temelini oluşturmaktadır. Eşdizimsel ifadeler, sözcüklerin birlikte görülme sıklıkları ile eğilimleri olarak açıklanabilir. Bu araştırmanın odağını, Arapçanın ikinci yabancı dil olarak öğretildiği ortamlarda kültür odaklı eşdizimsel ifadelerin çevirideki rolü oluşturmaktadır. Bu eşdizimlerin Türkçe, Arapça ve İngilizce karşılıkları verilmiş ve kültürel farklılıklara vurgu yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk Edebiyatında İsim Çevirilerinin Doğasını Keşfetmek</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20582</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20582</guid>
      <author>Didem TUNA</author>
      <description>Le Petit Nicolas, René Goscinny tarafından kaleme alınmış ve Jean-Jacques Sempé tarafından resimlenmiş, en çok satan kitaplar arasında yer alan bir çocuk öyküleri serisidir. Sempé ile birlikte Nicolas’nın maceralarını hayal eden Goscinny, Nicolas’nın aklından geçenlerin olduğu gibi sözcüklere döküldüğü, yer yer dilbilgisi kurallarına uymayan ve bilinç akışı düzeninde yansıtılan bir çocuk dili ortaya koymuş, bu dil öykülerin ilk yayınladığı 1950’lerden bu yana okuyucuları cezbetmiş ve bunun sonucunda öyküler Türkçe, İngilizce ve Almanca da dahil olmak üzere kırktan fazla dile çevrilmiştir. Serinin çevirilerinde, farklı çevirmenler tarafından isimlerin çevirisine yönelik olarak alınan kararların çeşitliliği özellikle dikkat çekicidir. Bu çalışmanın bütüncesinde, Le Petit Nicolas ile; Vivet Kanetti, Eray Canberk, Ümit Ülker, Saadet Özen ve Esra Erdoğan tarafından yapılan Türkçe çevirileri; Stella Rodway, Anthea Bell ve adı belirtilmemiş bir çevirmen tarafından yapılan İngilizce çevirileri; ve Hans Georg Lenzen tarafından yapılan Almanca çevirisi yer almaktadır. Bu çalışmada, Jean Van Collie’nin tanımladığı 10 strateji üzerinden, çocuk edebiyatında farklı çevirmenler tarafından isimlerin çevrilmesine yönelik olarak yapılan farklı tercihler, çevirmen kararlarının arkasındaki olası nedenler ve kararların metnin çocuklar açısından okunabilirliği ve anlaşılabilirliği üzerindeki sonuçları incelenmektedir. Ayrıca, her bir tercihin olası yararları ve kısıtlarının üzerinde de durulmaktadır. Çalışmanın sonucunda, kullanılan her bir farklı tercihin anlama bir şeyler ekleyebileceği ya da anlamdan bir şeyler eksiltebileceği ortaya koyulmakta, bundan hareketle de isimlerin nasıl aktarılacağına karar verilmeden önce çözümlenmelerinin önemi vurgulanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Death Mother: Anne-Kız İlişkilerinde 'Çağırma'nın Dilsel Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20433</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20433</guid>
      <author>Serpil TUNÇER</author>
      <description>ÖZET Death Mother: Anne-Kız İlişkilerinde “Çağırma”nın Dilsel Yansımaları Fransız filozof Louis Althusser, “Hey, sen, ordaki!” diye seslenen polis örneğini kullanarak bireye hitap edilmesinin bir yolu olan “çağırma”nın (interpellation) ideoloji bağlamında nasıl bir işlevi olduğunu göstermeye çalışmıştır. ‘Çağırma’ meşrulaştırılmış bir yol ile bir öznenin yaratılmasıdır; bir söylem topluluğu içinde varolan örtük bir uzlaşma aracılığıyla etkili kılınmaktadır. Bir polis toplumsal düzenin sağlanabilmesi için hayatın tüm alanlarında uygulanması öngörülen yasaların temsilcisidir. Ayrıca, görenekler, gelenekler, ritüeller ve etik kurallar, dil ve dil konuşucuları üzerinde çok açık bir şekilde etkide bulunan “çağırma”nın düşünsel, inançsal ve anlayışsal temelini meşrulaştırmaktadırlar. ”Çağırma”, dil kullanıcılarına ideoloji tarafından empoze edilen karşılıklı etkileşim normları ve yorum ile inşa edilen, insana ilişkin biricik gerçekle ilgilidir. İdeoloji, çağırma, düşünce, dil zincirinde nihai amaç, dil konuşucularına içinde yaşadıkları söylem topluluğu ile uyumlu olan bir yapı empoze edilerek sınırlanmaları ve onlar tarafından yaratılabilecek olası anlamlar dizisini oluşturan alanın daraltılmasıdır ki, böylece konuşucuların dil kullanımında düzen ve öngörülebilirlik sağlanır. Jacques Lacan için de olduğu gibi, Louis Althusser için de, dilin sınırları nedeniyle varoluşun gerçek (mükemmel) durumunun deneyimlenmesi mümkün olmamaktadır; dil, hiyerarşi, güç ve tahakküm ilişkilerinin sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Bu çalışmada, bir anne-kız ilişkisinde oluşturulan dil bağlamında “çağırma”nın, bir söylem-topluluğu içinde kabul edilen karmaşık süreçler vurgulanarak, ortaya çıkan taraflılık ve sınırlamalar irdelenmektedir. Anne-kız ilişkisi teması, Joyce Carol Oates’un Death Mother başlıklı öyküsünde işlenmektedir. Bu öyküde, karakterlerin içinde yaşadıkları dünyayı anlamalarını ve o dünyaya uyum sağlayarak yaşayabilmelerini sağlayan semantik yapılara ilişkin dil kodları gösterilebilmektedir. Öyküdeki diyaloglarda gerçekleştirilen sözel iletişimlerde annenin kızının ve öte yandan da annenin kendisinin davranış ve eylemlerinin ideoloji, “çağırma”, düşünce ve dil temelli empozelerle özneye dönüşme süreçleri izlenebilmektedir. Özneye dönüşmek, öznenin ideoloji yoluyla empoze edilen düşünce ve anlayışlara özgür iradesiyle uyum sağladığı yanılsamasıyla ve özneyi kuşatan gerçeklik aracılığıyla gerçekleşen bir süreç olmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Etkileşimli Bir Dijital Anlatı Okuması: İçboşluk Üzerine Şizofrenik Bir Arzu Üretimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20470</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20470</guid>
      <author>Şevket TÜFEKÇİ</author>
      <description>Etkileşimli bir dijital anlatı okuması yapılan bu makalede yöntem olarak şizoanaliz kullanılır. Şizoanaliz bir yorumlama, metne belirli bir açıdan yaklaşma, sınırlandırma, sınıflandırma, çözümleme, klasik bir okuma ya da okura yol gösterme yöntemi olarak değil, dijital düzenek üzerinde gerçekleştirilen bir etkileşimli dijital üstanlatı üretim deneyimi ile tüm sınırlayıcı katmanlar arasında bir kaçış hattı üretebilme çabası olarak belirir; şizofrenik bir arzu üretimi olarak. Çalışmada önce etkileşimli dijital anlatının özellikleri ile şizoanalizin ne olduğu açıklanır daha sonra ise söz konusu yöntem İçboşluk isimli etkileşimli dijital anlatı üzerinde uygulanır. Çalışmanın inceleme bölümünde öncelikle dijital yazının klasik yazınsallığa ait, yazar, okur, metin, taşıyıcı düzenek ve bunun gibi unsurları nasıl dönüştürdüğü açıklanarak yeni radikal bir dijital yazınsallığın nasıl üretildiği gösterilmeye çalışılır. Dijital yazın çalışmaları kapsamında üretilen etkileşimli dijital yazın ürünlerinin bu bağlamda klasik anlatısal unsurları somut deneysel ürünler üzerinde nasıl sorguladıkları kısaca açıklanmaya çalışılır. Böylece hem yeni dijital yazım olanaklarının geliştirilmesi ve hem de klasik yazınsal alanın sınırlarının genişletilmesi sürecini başlatan dijital yazınsallığın ana hatları gösterilmeye çalışılır. Bu bağlamda bilgisayar teknolojileri kullanılarak elde edilen ürünlerin tüm sınırlama ve sınıflandırmaları aşma arzusu ile üretildiği anlaşılır. Bu ürünlerin değerlendirilmesi için dolayısıyla klasik çözümleme yöntemlerinden daha fazlasına ihtiyaç duyulduğu anlaşılır. Çoklugösterge ve çoklumedya sistemleri barındıran söz konusu bu ürünler için elinizdeki çalışmada şizoanaliz yöntemi uygulanır. Bu yöntem çerçevesinde İçboşluk isimli etkileşimli dijital anlatı bağlantı, heterojeni, çoğulluk, gösterensizleştiren kırılım ve kartografi alt başlıklarında değerlendirilir. Böylece dijital alanın getirdiği birtakım yeni anlatısal unsurlar ile bezenen etkileşimli dijital anlatıların yeni biçeminin çözümlenmesi amaçlanır. Çalışmanın sonucunda etkileşimli bir dijital anlatı üzerinde her türlü bütünleştirici, sabit bir anlama bağlayıcı, kısıtlayıcı, indirgeyici, hiyerarşik bir yapı oluşturucu söylemlerin nasıl yıkılabildiği ortaya konulmaya çalışılır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nazım Hikmet’in ‘Yaşamaya Dair’ Adlı Şiirinin Fransızca Çevirisi ‘Sur La Vie’de Söylem Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20275</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20275</guid>
      <author>Esra ULUŞAHİN</author>
      <description>XXI. yüzyılda sosyal bilimler açısından önem kazanan politik, ekonomik, sosyokültürel normlar yabancı dil eğitim öğretimi açısından da oldukça önem teşkil etmektedir. Öte yandan sosyal bilimlerin analiz methodu şeklinde de tanımlanacak olan söylem analizi çeviriye ilişkin pek çok sorunu saptama, çözüme kavuşturma konusunda da başvuru yöntemidir. Günümüzde farklı alanlarda söylem analizine ilişkin yapılan çalışmalar bir toplumda üretilen söylemleri sınıflandırır yani söylemler bireysel değil toplumsal düzlemde ele alınır. Diğer bir deyişle söylem sadece iletinin içeriğiyle değil, söylemi dillendirenin kim olduğuyla, dinleyicinin iletiden ne anladığıyla, konuşucunun iletisinde neyi, ne amaçla söylediğiyle ilgilenmektedir. Söylem sadece metnin içeriğiyle değil, söylemi kimin, neden, kime söylediğini, belli bir zamanda belli bir topluluk arasında geliştirilen fikirleri kapsamaktadır. Hayatın tüm alanlarıyla ilişkili olduğu için, toplumsalın ürünü olarak ortaya çıkmakta, diğer bir deyişle toplumun kendini diğer toplumlara ifade ediş şekli de denilebilir. Yoruma dayalı bir eylem olan çeviride de önemli bir yer teşkil eden söylem analizi methodu iletişimsel, dilsel, sosyal bir methottur ve bu method çeviribilimde Seleskovitch ve Lederer’in sözlü çeviriden yazılı çeviriye uyarladıkları Yorumlayıcı Anlam Kuramı’nın da temel dayanağıdır. Bu bağlamda çalışma çerçevesinde Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden şair, yazar Nazım Hikmet’in ‘Yaşamaya Dair’ adlı şiirini esas alarak, anlam kuramının ilk evresi olan anlama evresinde çevirmenin kaynak dili nasıl anladığını ve erek dil Fransızca’ya nasıl aktardığını söylem analizi yöntemiyle erek kültür odaklı yaklaşım ışığında çözümlemeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmed Kâmil’in Canvermezler Tekkesi Romanı Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20485</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20485</guid>
      <author>Ali YILDIZ, Sümeyye TURAL ÇİVİCİ</author>
      <description>Türk edebiyatı farklı dönemlerde farklı milletlerin edebiyatlarıyla etkileşim içine girmiş, bu edebiyatları etkilediği gibi aynı zamanda da onlardan etkilenmiştir. Bu etkilenmenin bir sonucu olarak da adapte, bir diğer ismiyle uyarlama eserler ortaya çıkmıştır. Adapte eserler, Türk edebiyatının her döneminde önemli bir yere sahip olmuştur. Daha çok bibliyografya ve tiyatro alanında yaptığı çalışmalarıyla bilinen, ilk derleme müdürümüz olan Selim Nüzhet Gerçek’in de Fransız yazar Claude Farrere’den adapte ettiği Canvermezler Tekkesi isimli bir romanı vardır. Selim Nüzhet Gerçek’in bu romanı Ahmed Kâmil müstearıyla neşredilmiştir. Yüz altmış sekiz sayfadan müteşekkil, resimli bir roman olan bu eser 1921 yılında İleri gazetesinde tefrika edilmeye başlanmış, 1922 yılında ise Kitabhâne-i Sûdî tarafından kitap olarak basılmıştır. Kitabın ikinci bir baskısı yapılmamıştır. Selim Nüzhet Gerçek, konusunu başka bir eserden aldığı Canvermezler Tekkesi romanında kişileri ve mekânı millileştirmiş ve olayları kendine has üslubuyla aktarmıştır. Böylece ortaya millî ve özgün bir eser çıkarmayı başarmıştır. Bu çalışmamızda Canvermezler Tekkesi romanını romanın tanıtımı, romanın özeti, romanın şekil özellikleri, anlatıcı ve bakış açısı, kişiler, mekân, zaman ve olay örgüsü alt başlıkları altında inceledik. Bu çalışmayla Türk edebiyatının unutulmuş bu değerli eserini gün yüzüne çıkarmayı ve eserin değerini ortaya koymayı amaçladık. Yaptığımız bu inceleme neticesinde elde edilen sonuçları makalenin sonuç kısmında dile getirmeye çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Füruzan’ın Öykülerinde Oidipal Kadın Kahramanlar ve Anne - Kız Çatışmaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20307</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20307</guid>
      <author>Arif YILMAZ, Burcu UŞAKLI SANDAL</author>
      <description>Edebiyat metinlerini edebî kuramlar çerçevesinde incelemek, metnin farklı yönleriyle yorumlanmasına imkân sağlar. Edebî metin incelemelerinde sıkça başvurulan yöntemlerden biri olan psikanalitik inceleme yöntemi de metnin anlaşılması ve yorumlanmasında incelemeciye ve dolayısıyla okuyucuya derin bilgiler sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı da Türk öykücülüğünün önemli isimlerinden olan Füruzan’ın öykülerini psikanalitik eleştirinin “Oidipus Karmaşası” kavramı bağlamında okumak, değerlendirmek ve öykülere yeni bir bakış açısı getirmektir. Yazın hayatına başladığı 70’li yıllardan günümüze önemli kadın yazarlarımız arasında anılan Füruzan, günlük yaşamdan seçtiği konuları ve samimi üslubu ile özgün bir tarzı yakalamıştır. Belirli bir ideolojinin savunucusu olmadan toplumsal yaşamın aksaklıklarını, yoksul insanların yaşamını ve İstanbul’un kenar mahallelerini gerçekçi ve güçlü gözlemlerle okuyucuya sunar. Öykülerinde yakalamış olduğu başarı, dönemin edebiyat çevrelerince dikkate değer bulunmuştur. Öykücülüğümüzün çıkmaza girdiği bir dönemde yayımlanan ilk kitabı Parasız Yatılı ile 1972 yılında Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanan yazar, birçok eleştirmen ve öykücülüğümüz için yeni bir umut olmuştur. İlk öykülerinden günümüze kadar benzer temalar kullanan Füruzan, öykü kahramanlarına da ortak özellikler yükler. Öykülerinin genelinde kadın sorunlarına geniş yer veren Füruzan, kadını en iyi işleyen yazarlar arasındadır. Bu kadınlar birçok öyküde benzer özelliklere sahiptir. Bu ortak özellikler çerçevesinde çalışmamızda Füruzan’ın bugüne dek yayımlanmış 6 öykü kitabında yer alan kadın kahramanlar, psikanalitik edebiyat eleştirisinin önemli bir kavramı olan Oidipus Karmaşası bağlamında incelenmiştir. Bu inceleme neticesinde kadınlar arası rekabetin arkasında Oidipus Karmaşası’nın varlığı saptanmıştır. Özellikle anne-kız ilişkileri bağlamında değerlendirilen 12 öyküde kadın kahramanlar arasındaki rekabetin nedeni kahramanların Oidipal kişilik özelliklerine sahip olmalarıdır. Oidipal rekabetin alt nedenlerine baktığımızda ise “fallusa sahip olma arzusu, yitik baba figürü, kuşak çatışması, bilinçdışı yasak arzu” karşımıza çıkar. Anne- kız ilişkilerine ve çatışmalarına Oidipal rekabet bağlamında bir bakış, satırların ardında kalmış bilinçdışının çözümlenmesini sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Maupassant’ın Güzel Dost’unda Başarı Tutkusu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20414</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20414</guid>
      <author>Uğur YÖNTEN</author>
      <description>Güzel Dost, Paris’te zengin olmanın yollarını aramak için memleketini terkeden bir gencin inanılmaz başarısının öyküsüdür. Başkentte sefalet içerisinde yaşayan onca taşralı genç gibi Georges Duroy da oldukça yoksul bir hayat sürmektedir. Kendisi Demir Yollarında basit bir memurdur. Fakat beklenmedik bir tesadüfle yaşamı değişmeye başlar. Paris sokaklarında gezinirken, kendisine gazeteciliğe atılmasını öneren askerlik arkadaşı Charles Forestier ile karşılaşır. Hiçbir deneyimi olmadığı bir meslekte çalışmakta ilkin tereddüt eden Georges’u arkadaşı ikna etmeyi başarır. Bu yeni meslek, Paris’teki birçok genç için kapalı olan kapaların Georges’a açılmasını sağlar.1880’li yıllarda burjuvazi, Fransız toplumunun baskın sınıfı idi. Sanayi Devriminin sağladığı kolaylıklar sayesinde kentsoylular oldukça zenginleşmiştiler. Yaşadığı toplumdaki bu insanların ne kadar çok para kazandığının farkına varan Georges Duroy, kendisine zenginliğin kapılarını açacak olan her türlü dalavere yöntemine başvurmaktan geri kalmaz. Kendisine yardım eden kadınların güvenini kötüye kullanır. Yakışıklılığından yararlanarak kadınları kendine aşıkeder. Bu kadınlardan biri olan Madeleine ile evlenmesinin tek amacı kadının gazete makaleciliği konusunda başarılı olmasındandır. Suzanne isimli genç kızla ise kendisine getireceği drahoma için evlenmiştir. Diğer kadınlar ise, bu başarı tutkunu kahramanın maddi ve cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için sahnededirler. Kadınları amaca ulaşmak için birer araç olarak gördüğü için, görevleri sona erdiğinde onları bir kenara atmaktan hiç çekinmez Georges Duroy. Ahlak dışı yöntemlerle çok para kazanan gazetecileri taklirt eden Georges, tüm alçaklıklara ve dalaverelere başvurur. Taşra masumiyetinden hiçbir eser kalmaz ve sonunda amacına ulaşmak için her türlü yola başvuran bir tutkulu insan oluverir. Maupassant Güzel Dost’da alçak yöntemlerle toplumun yüksek seviyesine ulaşan bir başarı tutkununu sunar okuyucuya. Bu kahraman aracılığıyla da, dürüst olmayan yöntemlerle para kazanılan bir meslek haline dönüşen gazeteciliğin ve ve tüm ilişkilerin paranın gücüne dayandığı bir toplumun gerçek yüzünü göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fatih Ege, Masallarda Bilincin Dönüşümü ve Dönüştürülmesi (Kuzeydoğu Anadolu Masalları Örnekleminde), Kültür Ajans Yayınları No: 320 Karadeniz Dergi Serisi: 7, Ankara, 2016, 364 s.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20503</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20503</guid>
      <author>Ramazan ERGÖZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhan Aras, “Oryantalist mi?” Kurban Said (Esad Bey) Hakkında Yalanlar ve Gerçekler, Ankara: Aktif Düşünce Yayıncılık, 2016. 276 s. ISBN 9786058327818</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20504</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20504</guid>
      <author>Mustafa GENCER</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


