






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue 10</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=334</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Siyer Kaynaklarına Göre Akabe Görüşmeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20508</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20508</guid>
      <author>Cafer ACAR</author>
      <description>Bu makalede, Yesrib’e hicretin en önemli basamağı olan Akabe görüşmeleri; içerik ve metinler arası ilişkiler yönüyle problematik açıdan incelenmiştir. Çalışmada, sistematik olarak üç yıl içerisinde tamamlanan ve hicretin alt yapısını oluşturan Akabe görüşmeleri, sırasıyla ele alınıp metin problemlerine işaret edilerek bir değerlendirme ile sonuca bağlanmaya çalışılmıştır. Akabe görüşmeleri, İslam Tarihinin dönüm noktası olarak kabul edilen hicretin kapısını aralamıştır. Hz. Peygamber, risaletle birlikte ciddi bir direnç ile karşılaşmıştır. Müşriklerce hem kendisine hem de Müslümanlara yönelik sistematik bir şiddet politikası uygulanmaya başlamıştır. Yaşanan bu alan daralması, Hz. Peygamber’in Mekke dışına açılmak için himaye arayışına girmesine sebep olmuştur. İşte Akabe görüşmeleri bu arayışların neticesinde ulaşılan bir başarı olarak görülmelidir. Bu görüşmeler Siyer’deki diğer biatlerle birebir aynı nitelikleri taşımakta ve ilgili haberlerin aktarımında karışıklık olduğuna dair kanaat uyandırmaktadır. Özellikle ikinci Akabe görüşmesinde zikredilen meşhur biat şartlarının, bu olaydan takribi yedi yıl sonra gerçekleşen Hudeybiye sonrası kadınlardan biat alınması ile ilgili Mümtehine Sûresinin 12. ayetinde zikredilen şartlarla aynı olması, olayın iki defa mı gerçekleştiği ya da bir karıştırma mı olduğu yönünde tereddütlerin oluşmasına neden olmuştur. Makalede konunun yer aldığı Siyer kaynakları, kronolojik karşılaştırmalı okumalarla gözden geçirilmeye çalışılmış ve birbirine göre farklılıkları vurgulanmıştır. Çıkan sonuçlar, bu yönüyle ele alınıp değerlendirmeler yapılmıştır. Netice itibariyle bu biatlerin ana gündeminin himaye talebi ve tebliğ yapabilmek için imkân sağlanması olduğu anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mesuliyet Açısından Fiillerin Yaratıcısı Hidayet ve Dalalet Meselesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20384</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20384</guid>
      <author>Mehmet AKIN</author>
      <description>Kur’an-ı Kerim insanlara dünya ve ahiret mutluluğunu vadeden ilahi bir kitaptır. Kur’an’ın muhatabı insandır ve insan fiillerini düzenleyen müeyyideler içermektedir. Kuran'ı Kerim'de bu müeyyideler anlatılırken bazı ayetlerde fiillerin sorumluluğunun kime ait olduğuyla ilgili karışıklıklar ortaya çıkmaktadır. İnsan fiilleri zorlama olmaksızın bireyin kendi tercihiyle eyleme dönüştüğünde mesuliyet açısından sorun oluşturmamaktadır. Aksi durumda Allah’ın insanları hidayet ya da dalalete mecbur kılması muhataplar arasında ilahi adaletin tecellisi konusunda tartışmalara yol açmaktadır. Allah insan davranışlarının hidayet ve dalalet açısından bireysel tercihine mi yoksa varoluşsal yönüne mi müdahil olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Allah'ın insan fiillerine ne ölçüde müdahil olduğu fiilerin sorumluluğunun tespiti için önem arz etmektedir. Kur’an’ın ilk muhataplarının onu en güzel şekilde anlayan ve hayatlarına tatbik edenler olduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla fiillerin yaratıcısının kim olduğuyla ilgili Kur'an'ın ilk muhataplarının ne anladıkları konuyu değerlendirmemize yardımcı olmaktadır. Kelâmî bir mesele olarak kabul edebileceğimiz bu hususun doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için ayetlerin inişlerine sebep olan olayların bilinmesi gerekmektedir. Bu itibarla çalışmamızda, ilgili ayetlerin nüzul sebepleri dikkate alınarak sonuca ulaşılmaya çalışılmaktadır. Aynı zamanda sorumlulukla ilgili ayetler bağlamsal bir bütünlük içerisinde ele alınmaktadır. Çalışmamızın amacı öncelikle kelâmî yorumlara sıklıkla başvuran Razî’nin mesuliyet meselesiyle ilgili ayetlerdeki yorumlarına ulaşmaktır. Bu bağlamda konuyla ilgili olduğunu düşündüğümüz iyilik ya da kötülüğün muradının kime ait olduğuna yönelik ayetlerdeki bağlantıları kurarak, hidayet ya da dalaleti mesuliyet açısından değerlendirmektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlahiyat Fakültesi Öğrencilerinin Tanrı Algıları ve Hoşgörü Eğilim Düzeyleri Arasındaki İlişki</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20514</guid>
      <author>İsmail ARICI, Behlül TOKUR</author>
      <description>İlahiyat Fakültelerinde öğrenim gören öğrencilerin hem kendi kişisel gelişimlerinde hem de görev yapacakları alanlardaki mesleki yeterlik ve başarılarında Tanrı’ya yönelik algılarının ve hoşgörü eğilimlerinin önemli olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple öğrencilerin Tanrı algılarının ve hoşgörü eğilimlerinin hangi düzeyde olduğu ve bunlar arasında bir ilişki olup olmadığı önemli bir konudur. İşte bu araştırma, İlahiyat Fakültesi son sınıf öğrencilerinin Tanrı algılarını ve hoşgörü eğilim düzeylerini, bu düzeyler arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu düzeylerin hangi değişkenlere göre farklılaştığını tespit etmek amacıyla, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim gören 288 son sınıf öğrencisinden oluşan çalışma grubu üzerinde gerçekleştirilmiş nicel bir çalışmadır. Araştırmada, Tanrı Algısı Ölçeği (TAÖ), Hoşgörü Eğilim Ölçeği (HEÖ) ve katılımcıların kişisel özellikleri ile ilgili çeşitli bağımsız değişkenlerin yer aldığı anket formu yoluyla veriler toplanmış ve bu veriler SPSS paket programında istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Araştırma bulgularına göre, öğrencilerin Tanrı algıları olumludur ve hoşgörü eğilim düzeyleri yüksektir. Öğrencilerin Tanrı algıları ve hoşgörü eğilim düzeyleri arasında pozitif yönde, düşük düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Öğrencilerin Tanrı algıları cinsiyetlerine ve ailelerinin kendilerine yaklaşım biçimlerine göre anlamlı bir şeklide farklılaşmaktadır. Öğrencilerin hoşgörü eğilim düzeyleri cinsiyetlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşırken, ailelerinin kendilerine yaklaşım biçimlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İmam Hatip Liselerindeki Din Eğitiminin Niteliğini Etkileyen Sorunlar: Okul Yöneticilerinin Görüşlerine Dayalı Nitel Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20518</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20518</guid>
      <author>İbrahim AŞLAMACI</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, İmam-Hatip Liselerinde sunulan din eğitiminin niteliğini etkileyen sorunların, bu okul yöneticilerinin görüşleri doğrultusunda incelenmesidir. Araştırma nitel araştırma modelinde yapılandırılmıştır. 2015-2016 öğretim yılı bahar döneminde Türkiye kapsamlı olarak yürütülen araştırmada, TÜİK’in Türkiye Bölgeler Sınıflandırması Düzey 1’den hareketle belirlenen 12 ildeki 24 farklı İmam-Hatip Lisesinden toplam 25 okul yöneticisi araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış mülakat formları kullanılmış olup, okul yöneticileriyle yapılan yüz yüze görüşmelerle veriler toplanmıştır. Betimsel analiz yöntemiyle çözümlenen bu veriler ışığında araştırmada elde edilen bazı sonuçlar şu şekildedir: İHL okul yöneticilerinin büyük çoğunluğu, okullarındaki din eğitiminin niteliğini istenilen düzeyde olmadığını ifade edip, yetersiz bulmaktadır. Görüşme yapılan İHL okul yöneticileri, okullarında sunulan din eğitiminin niteliğini etkileyen çeşitli sorunlar olarak, bu okulların öğrenci, öğretmen ve veli profili ile müfredat yapısına ilişkin niteliksel sorunlara değinmektedir. Yine bu okullarda mesleki yeterlik kazandırmaktan ziyade akademik başarının öncelenmesine, fiziksel, çevresel ve ekonomik sıkıntılara ilişkin de çeşitli sorunları dile getirmektedirler. Araştırma kapsamında ayrıca İHL okul yöneticileri, bu okullardaki din eğitiminin niteliğini geliştirmeye yönelik çeşitli önerilerde bulunmuşlardır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Wilson’a Göre Sekülerleşme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20522</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20522</guid>
      <author>Mehmet Ali KİRMAN, Ömer Faruk DARENDE</author>
      <description>Modernleşmenin oluşturucuları olarak adlandırabileceğimiz Sanayi Devrimi, kültürel devrimler, rasyonalizasyon, teknolojik gelişmeler toplumsal değişimin çok hızlı bir şekilde yaşanmasına sebep olmuştur. Bu değişimle birlikte geleneksel toplumdan modern topluma geçiş kademeli olarak birçok ülkede görülmeye başlamıştır. Bu bağlamda modern toplumlardaki gündelik yaşam ve değerler kuramcılar tarafından mercek altına alınmış ve sonucunda da çok farklı kuramların ortaya atılmasına sebep olmuştur. Modernleşmenin doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendirilen sekülerleşme tezi de bu kuramlar arasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Sekülerleşme tezi Marx, Weber, Comte ve Durkheim gibi klasik sosyologlar başta olmak üzere neredeyse bütün sosyologların tartışma konusu hâline getirdiği en önemli paradigmalardan birisidir. Oldukça eski bir geçmişi olan sekülerleşme düşüncesi birçok farklı sosyolog tarafından süreç içerisinde çok farklı şekillerde yorumlanarak daha da zengin bir içerik kazanmıştır. Başlangıç aşamasında, modern değerleri benimseyen ve geleneksel kurumlar yerine modern kurumları işler hâle getiren toplumlarda dinî düşünce, pratik ve kurumların önem yitimine uğrayacağını ileri süren sekülerleşme tezi, bireysel olarak da bu sürecin yaşanacağını ve dahası din olgusunun zamanla ortadan kalkacağını iddia ediyordu. Bu bağlamda sekülerleşme tezi üzerine Wilson’ı diğer birçok klasik sosyologdan ayıran en temel farkın Wilson’ın modern toplumlarda din algısı olduğu açıkça ifade edilmelidir. Ona göre toplumları bir arada tutan ve bu nedenle mutlaka var olması gereken din, önemi azalan, görece güçsüz fakat sürekli bir kurtuluşa erme arzusu ve arayışı içerisinde olan insanoğluna teselli sağlayan bir olgu olarak kalacaktır. Bununla birlikte, yorumsal farklılıkların ortaya çıkardığı tezlere karşı anti-tezler oluşturulmuş ve sonucunda sentez denilebilecek düşüncelere ulaşılmıştır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra bazı sosyologlar tarafından dinî canlanma olarak ifade edilen dikkat çekici gelişmeler dinin toplumsal önemini yitirmediği gibi daha da önemli bir konum elde ettiği şeklindeki yorumların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu bağlamda bazı düşünceler diğerlerinin önüne geçmeyi başarmış ve kalıcı hâle gelebilmiştir. Tekrar tekrar ele alınan sekülerleşme tezi daha uzun yıllar tartışılacak konular arasında yer alacak gibi görünmektedir. Tam da bu noktada, özellikle yapmış olduğu sekülerleşme tanımı ile en çok atıfta bulunulan ve bir o kadar da eleştirilere maruz kalan bununla birlikte sekülerleşme tezinin anlaşılmasında ve toplumsal farkındalığın oluşmasında çok büyük çabaları olan Bryan Ronald Wilson’ın teze yapmış olduğu katkılar bu çalışmada ortaya konmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Din Hizmetleri Çalışanlarında Dini Yönelim ve Psikolojik İyi Olma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20403</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20403</guid>
      <author>Sema ERYÜCEL</author>
      <description>Bu araştırmada din hizmetleri çalışanlarının dini yönelim biçimleri ile psikolojik iyi olma ilişkisi 5 değişken içeren kişisel bilgiler bağlamında incelenmiştir. 176 din hizmetleri çalışanı (imam, vaiz, müezzin, Kur'an kursu öğreticisi...) ile kişisel bilgi formu (cinsiyet, eğitim, mesleki deneyim, aylık harcama durumu, yaşanılan stresörler) ile dini yönelim ve psikolojik iyi olma durumlarını ölçen ölçekler kullanılarak çoklu hiyerarşik regresyon analizi ile değerlendirilme yapılmıştır. Çalışmaya 65 kadın 111 erkek toplam 176 kişi katılmıştır. Katılımcıların içsel dini yönelim biçimine ait puan en yüksek iken sorgulayıcı dini yönelim biçimine ait puanları en düşük bulunmuştur. Fundamental dini yönelimin, psikolojik iyi olmanın alt boyutlarından çevresel hakimiyet, yaşam amaçları ve öz kabul alt boyutları ile pozitif yönlü, özerklik ile negatif yönlü korelasyona sahip olduğu bulunmuştur (p&lt;0,05). Özerklik her ne kadar anlamlı olmasa da tüm dini yönelim biçimleri ile negatif ilişkili çıkmıştır. İçsel dini yönelimi, dışsal ve fundamental dini yönelimin yordadığı, fundamental dini yönelimi cinsiyet, içsel dini yönelim çevresel hakimiyet ve negatif yönlü olarak özerkliğin yordadığı tespit edilmiştir. Dışsal dini yönelimi cinsiyet, yaşamı tehdit eden bir durum yaşamış olmak, fundamental ve sorgulayıcı dini yönelim yordamıştır. Sorgulayıcı dini yönelimi ise sadece dışsal dini yönelimin yordadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak din görevlilerinin dini yönelim biçimleri, psikolojik iyi olmanın farklı alt boyutları, cinsiyet ve yaşam olayları ile ilişkilidir. Fundamental dini yönelimin, psikolojik iyi olmanın alt boyutlarından çevresel hakimiyet, yaşam amaçları ve öz kabul alt boyutları ile pozitif yönlü, özerklik ile negatif yönlü korelasyona sahip olduğu bulunmuştur (p&lt;0,05). Fundamental dini yönelim üzerine yapılan yeni tanımlamalar faydalı olabilir</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hadîs Rivâyetinde İhtisâr -Hanîf Zeyd b. Amr’a Dair Bir Buhârî Rivâyeti Örneği-</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20350</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20350</guid>
      <author>Fahri HOŞAB</author>
      <description>Hadîs rivayetinde, “lafzî rivayet” esas olmakla beraber, bazı ravilerin hafızasının, bazılarının kabiliyetinin ve rivayet lafzını koruma tedbirlerinin yetersiz olmasından dolayı, bazı hadîsleri “mânâ ile rivayet” zarureti doğmuştur. Hadîsleri mânâ ile rivayetin neticelerinden biri de hadîsin lafzında ihtisârda bulunmaktır. Hadîs rivayetinde ihtisarı caiz gören âlimler olduğu gibi caiz görrmeyenler de vardır. Hadîs rivayetinde ihtisarı caiz görenler, mânâ ile rivayeti bir mecburiyet olarak değerlendirmişlerdir. Ancak bunlar da rivayette ihtisara bazı şartlar çerçevesinde cevaz vermişlerdir. Bu şartlar; rivayetin tamamına ulaşma imkânının bulunması; hadîsin zikredilmeyen kısmının rivayet edilen kısımdan mânâ olarak bağımsız olması; rivayette ziyade yapıldığı şüphesinin doğma ihtimalinin bulunmaması; ihtisar yapan ravinin âlim ve fakih olmasıdır. Hadîs rivayetinde ihtisar, bazen hadîslerin doğru anlaşılmasını zorlaştırmakta, hadîsin tam metninin ziyade olarak anlaşılmasına yol açmakta, metinler arasında teâruz görüntüsü vermekte, muhtasar rivayetin sıhhatinden şüphe duyulmasına yol açmakta, fıkhını ortaya çıkarmada zorluklar yaşanmakta ve bu durumdaki hadîslere yönelik birtakım tenkitleri beraberinde getirmektedir. Muhtasar rivayetlerin sebep olduğu müşkilleri ortadan kaldırabilecek en önemli çare, hadîslerin değişik rivayetlerinin bir araya getirilip ihtisar edilen kelimelerin yerlerine konularak anlaşılmasıdır. Bunu gerçekleştirebilmek için yapılması gereken ilk iş, muhtasar hadîslerin ihtisar öncesi tam metnine ulaşmaktır. Muhtasar hadîslerin tam metnine veya farklı rivayetlerine ulaşma, hadîslerin sıhhati ile ilgili şüpheleri ortadan kaldırabileceği gibi, metnin daha doğru anlaşılması ve fıkhının daha isabetli tespitine vesile olmaktadır. Makale konusu muhtasar Buhârî hadisinin tahlilinde de bu yol takip edilmiş; hadîsin farklı rivayetlerine ulaşılarak söz konusu rivayetle karşılaştırılmış senedi, metni ve fıkhî muhtevası bu çerçevede değerlendirilmiş ve ihtisardan kaynaklanan müşkiller halledilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nakşîlik-Siyaset İlişkisi Bağlamında Türkiye’de Dinî Gruplar ve Milli Görüş</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20507</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20507</guid>
      <author>Abdullah İNCE</author>
      <description>Nakşîlik tarihsel süreçte siyasetle yakın ilişkiler kurmuş bir tarikattır. Bu ilişkinin temel ilkelerine Nakşî şeyhlerinin metinlerinde rastlamak mümkündür. Nakşîler çoğunlukla siyasete doğrudan müdahale etmemişler, yöneticileri hayra yöneltmeye çalışmış, yanlış yaptıklarında ikaz etmişlerdir. Genel olarak yöneticilerin de, Nakşî tarikatlara karşı pozitif bir tutum benimsediği ifade edilebilir. Ancak karşılıklı ilişkide sıra dışı durumlara da rastlanmıştır. Cumhuriyet döneminde, yönetici elitlerin din politikası konusundaki tercihleri tarikatları yasaklı konuma düşürmüştür. Olgusal temeli bulunmayan bu düzenlemeler tarikatları ortadan kaldırmamış, tarikatlar çeşitli yollarla varlıklarını sürdürmüşlerdir. Türkiye'nin çok partili hayata geçmesi kısmi bir özgürlük ortamı oluşturmuş, bu dönemde tarikatlar sosyal hayatta daha da belirginleşmiştir. Bu bağlamda tarikatların sosyal, siyasal ve ekonomik hayattaki etki ve görünürlükleri artmış, tarikatlar toplumsal hareketlere kaynaklık etmiştir. Nakşî- Halidî kolun devamı olan İskenderpaşa cemaati bu süreçte öne çıkan tarikat/ dinî gruplardan biridir. Karizmatik dinî lider Mehmet Zahit Kotku’nun teşvikleri, Türkiye’nin sosyal, siyasi gelişmeleriyle birleştiğinde, bir dinî yapı içerisinden siyasi bir hareket doğmuştur. Bu açıdan Milli Görüş Hareketi (MGH) başından itibaren bir dini grup bünyesinde ortaya çıkmış ve gelişimini sürdürmüştür. Bu olgu Milli Görüş’ün (MG) sosyal tabanını ve dini gruplarla ilişkisini belirleyen önemli bir unsur olmuştur. Ancak siyasi bir hareket olarak MGH’nın yapısı bu çerçeveyi aşmaktadır. MGH’nın doğuşu o dönemdeki ulusal ve uluslararası gelişmelerle ve Türkiye’nin tarihsel-toplumsal özellikleriyle de ilişkili bir durumdur. Bu çalışmada MG’nin dini gruplarla ilişkileri Türkiye’deki Nakşî tarikatlar bağlamında analiz edilecektir. Türkiye’de Nakşi tarikatlar genellikle MGH ile pozitif bir ilişki kurmuş, MGH da tarikatları önemli bir sosyal taban olarak görmüştür. Bu kapsamda tarikatlar -dönemsel şartlara göre inişli-çıkışlı olmakla birlikte- MGH ile genel olarak sıcak ilişkiler kurmuşlar, MGH’nın muhafazakâr-dindar kesimin taleplerini dillendirmesine sıcak bakmışlardır. Ancak MGH ile tarikatların ilişkisinde konjonktürel şartlar önemli bir etkendir. Diğer taraftan, MGH muhafazakâr-dindar çevrenin taleplerini siyasette dillendirmeyi bir politika olarak benimsemiş görünmektedir. Hareketin bu yönü tarikatlarla ilişkisini belirleyen temel bir unsur olmuştur. Bu çalışma, genel olarak Türkiye’de MG-Nakşîlik ilişkisini incelerken İskenderpaşa Cemaati ve Erenköy Cemaati örneği üzerinde yoğunlaşmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mennonit Kilisesi’nin İnanç Esasları, Öğretileri Ve Sakramentleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20479</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20479</guid>
      <author>Hatice KELEŞ, Davut KILIÇ</author>
      <description>Bu makale, Mennonit Kilisesi’nin inanç esaslarını, öğretilerini ve sakramentlerini anlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Mennonit Kilisesi, 16. yüzyılda meydana gelen reform hareketlerinden biri olan Anabaptist hareketin temel taşıdır. Anabaptist hareketi diğer reform hareketlerinden ayıran en önemli fark bebek vaftizini reddederek yetişkin vaftizini savunmasıdır. 16. yüzyılda ortaya çıkan reform hareketi birçok Katolik rahibi etkisi altına almıştır. Bu Katolik rahiplerinden biri olan Menno Simons, Katolik Kilisesi’nin uyguladığı bebek vaftizinin Kitabı Mukaddes’te yer almadığını ileri sürmüştür. Menno Simons, Kitabı Mukaddes’te İsa Mesih’in ve havarilerin yetişkin iken vaftiz olmalarını ve diğer yetişkinleri vaftiz etmelerini kanıt göstererek gerçek vaftizin yetişkin vaftizi olduğunu iddia etmiştir. Bununla birlikte Menno Simons, Katolik Kilisesi’nin ekmek şarap ayinine yüklediği anlamı da reddetmiştir. Yani Katolik Kilisesi’nin ekmek şarap ayini sırasında, ekmeğin İsa Mesih’in gerçek etine, şarabın da İsa Mesih’in gerçek kanına dönüşmesi olayını reddetmiştir. Bu nedenlerle 1536 yılında Katolik Kilisesi’nden ayrılarak Anabaptist harekete katılmış ve Mennonit Kilisesi’ni kurmuştur. Menno Simons, kendi fikirleri konusunda Kitabı Mukaddes’ten ayrılmadığını belirtmiştir. Mennonitler, Menno’nun ölümünden sonra Mennonit ikrarının son şeklini belirlemiştir. Mennonit Kilisesi, Mennonit ikrarını oluştururken Kitabı Mukaddes’i, eski kilise liderlerinin yazılarını, vilayet kilise ilahiyatçılarının halk tartışmalarını, Martry’s Mirror’u ve yapılan konferansların kararlarını temel alarak hazırladıklarını belirtir. Mennonitlerin inanç esaslarını oluşturmada temel aldıkları kaynak olan konferans kararları arasından bugün kullanılan inanç ikrarı, Peter Janz Twisck ve Cornelis Ris ikrarlarıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Süleyman Giryânî’nin On İki İmam Menâkıbnâmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20445</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20445</guid>
      <author>Seydi KİRAZ</author>
      <description>Allah dostlarının sıra dışı hayatları, olağanüstü hallerinin anlatıldığı eserlere menâkıbnâme denir. Hadis kitaplarındaki sahabe faziletlerinin anlatıldığı Kitâbü’l-Menâkıb bölümleri bu türün ilk örnekleri olarak kabul edilmiştir. Türklerin İslamiyet’e girmesi ve tasavvufun Türklerin arasında hızla yayılmasıyla Türk İslam edebiyatı sahasında menâkıbnâme türü içinde değerlendirilebilecek birçok eser te’lif edilmiştir. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşayan Süleyman Giryânî, manzum menâkıbnâme alanında eser veren divan edebiyatının son dönem şairlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Şairin “E’imme-i İsnâ-Aşer Menâkıb Hâllerinden Bir Şemme Beyân Olunur” başlığını taşıyan bu eserinde On İki İmam’ın isim, lakap ve unvanları; anne-baba adları; kerametleri, nerede, nasıl, kaç yaşında, kim tarafından şehit edildikleri ve naaşlarının bulunduğu mekânlar anlatılmıştır. E’imme-i İsnâ-Aşer Menâkıbnâmesi’nde coşkun bir Hz. Ali muhibbî tablosu çizilmiştir. Metinde Âl-i Muhammed muhabbeti hakkındaki âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerin ağırlıkta olduğu görülmüştür. Bu çalışmada öncelikle bir edebî tür olarak menâkıbnâmelerin kaynağı, bu sahada ortaya konulan eserler ile manzum On İki İmam menkıbeleri hakkında genel bir bilgi verilmiştir. Ardından Giryânî’nin hayatı ve edebî yönü üzerinde durularak müellif tanıtılmıştır. E’imme-i İsnâ Aşer Menâkıbnâme’sinin muhteva özellikleri sadedinde ana hatlarıyla On İki İmam manzumeleri mensur olarak özetlenmiş, âyet ve hadislerin tespiti yapılarak kaynaklarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Tek nüsha halinde tespit edilen yazmanın şekil hususiyetleri hakkında bir değerlendirme yapılmıştır. Son olarak Menâkıbnâme’nin tertip ve vezin hususiyetleri incelenmiş; metnin büyük bir bölümü transkripsiyonlu haliyle verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’an’daki “Se‘â” Kelimesinin Anlam Analizi ve Türkçeye Çeviri Sorunu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20257</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20257</guid>
      <author>Süleyman NAROL</author>
      <description>“Se‘â” kelimesi Kur'an-ı Kerîm’de isim ve fiil kalıbında otuz ayette geçmektedir. Lügatte yürümek, hızlı hareket etmek, gitmek ve yönelmek gibi anlamlara gelirken en yaygın biçimde bir işi yapmada ortaya konan gayret ve çaba anlamında kullanılmıştır. Söz konusu kelimenin Kur'an-ı Kerîm’de yürümek/ilerlemek/gitmek, hızlı ve süratli hareket etmek/ koşuşturmak/koşar adım hareket etmek, bir şeyi içtenlikle/ciddiyetle/çabalayarak yapmak şeklinde üç manada kullanılmıştır. Bu anlamlar arasında en yaygın olan kullanım ise bir işi yapmada ortaya konulan çaba/gayret ve o işi özümseyerek yapma manasıdır. Kur'an kelimelerinin anlamları üzerine yapılan özel çalışmalar olarak nitelendirebileceğimiz Vücûh ve Nezâir eserlerinde ortaya konan yaklaşım da bu minvaldedir. “Se‘â” kelimesi Türkçe meallerin tamamına yakınında kelimenin ender kullanılan anlamları arasında yer alan “koşma” manasında çevrilmiştir. Söz konusu bu anlam pek çok ayetin bağlamına uygun düşmemekte ve okuyucunun zihninde ayetin manasının kavranması konusunda bir takım istifhamlar oluşturmaktadır. Sözgelimi Hz. Musa’nın asasının bir mucize ile yılan oluşundan bahseden Tâhâ suresi 20. ayetteki “se‘â” kelimesine yılanın koşması şeklinde bir anlam yüklenmesi okuyucunun zihninde yılan nasıl koşar? şeklinde bir istifhamın oluşmasına neden olmaktadır. Ancak “koşma” kelimesi yerine Kur'an’da kullanıldığı anlamlardan birisi olan “hızla hareket etme” manası verilerek “hızla kıvrılan/hareket eden/sürünen bir yılan oldu” şeklinde bir mana verilmesi herhangi bir anlama güçlüğü oluşturmayacaktır. Bu çalışmada dilbilimcilerin ve erken dönem tefsirler başta olmak üzere müfessirlerin, Vücûh ve Nezâir âlimlerinin “se‘â” kelimesinin Kur'an'da geçtiği yerlerde kelimeye yükledikleri anlamdan hareketle Türkçe’ye tercüme edilmesinde tespit edilen hatalar ortaya konulmuş ve bir takım deliller ışığında doğru tercüme örnekleri verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Psiko-Teolojik Açıdan Kadına Yönelik Şiddet Olgusu: Teorik Ve Uygulamalı Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20380</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20380</guid>
      <author>Zeynep ÖZCAN</author>
      <description>Bu çalışma, geleneksel kodlardan ve dinî referanslardan beslenen kadına yönelik algının zihinsel yansımalarını, şiddet davranışıyla ilişkisi bakımından ele alarak yüksek din öğrenimi gören öğrencilerin bu konudaki yönelimlerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada hazır bilgiden yararlanma tekniğinin yanı sıra ilişkisel tarama yöntemine uygun olarak anket tekniği kullanılmıştır. Yüksek din öğretimi kurumunun 1. ve 4. sınıfında öğrenim görmekte olan 230 kişilik bir örneklem grubuna uygulanan araştırmada, araştırmacı tarafından geliştirilen ve içerisinde geleneksel kalıp yargılar, şiddet, toplumsal cinsiyet rolleri ve dinî kabullerle ilgili pozitif ve negatif algıyı içeren 34 maddelik anket uygulanmıştır. Özellikle sınıf ve cinsiyet değişkenleri bağlamında incelenen verilerden elde edilen bulgulara göre, yüksek din öğretiminde öğrenim görmekte olan öğrencilerin son sınıfa geldikçe pozitif algılarında artış olduğu gözlemlenmiş ve bu artışın bazı maddelerde anlamlılık düzeyine ulaştığı görülmüştür. Ancak özellikle şiddet, miras, şahitlik, yöneticilik ve fitne olma durumlarıyla ilgili dinî referansların işaret ettiği maddelerde öğrencilerin büyük oranda gelenek içerisinde şekillenen anlayış çerçevesinde bir tercih yaptıkları ve bu tercihlerin ilgili tüm maddelerde anlamlılık düzeyine ulaştığı görülmüştür. Araştırmadan elde edilen diğer önemli sonuç ise erkek öğrencilerin kız öğrencilere göre daha negatif bir algıyı benimsiyor olmalarıdır. Araştırmanın sonunda elde edilen bulgular ışığında şiddet davranışını önlemede Kutsal’la girilecek ilişkinin sahici bir nitelik taşıması, küçük yaşta verilecek değer eksenli din eğitimi ve dinî referanslara bütüncül bir bakış açısı geliştirmenin önemi vurgulanmış ayrıca yüksek din öğretimi kurumlarında ezberci ve nakilci anlayışın terk edilerek disiplinlerarası okumanın gereği hatırlatılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tasavvufî Kavramların Anlaşılmasında Hayvan Sembollerinin Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20417</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20417</guid>
      <author>Esma SAYIN</author>
      <description>Tasavvufî ve ahlakî kavramların anlaşılmasında ve kavranmasında hayvan sembollerinin oluşturulması çok dikkat çekicidir. Tasavvufî kavramların ve anlayış tarzının manevî ve çok boyutlu anlamları, oluşturulan hayvan sembolleri ve bu sembollere yönelik çağrışım metotlarıyla insanın hem zihninde hem de onun duygusal dünyasında önemli izler bırakabilir. Hayvan sembolleri ve bu sembollere yönelik çağrışım metotları sayesinde insanın zihninde ve gönlünde izler bırakan tasavvufî kavramların ve anlayış tarzının ahlakî ve manevî yönleri, insanın ruhsal dünyasında hak ettiği yeri alabilir. İnsanın manevî dünyasını yaşanan bir hale ve ahlaka dönüştürebilir. İnsan zihninde kalıcılık kazanan bu bilgiler, insan hayatının merkezine oturabilir. Söz gelimi insan zihni ve onun hafızası, bilgiyi resimlerle hatırlar ve onu kalıcı kılar. İnsan hafızası, anahtar kelimeler ve hedef kavramlar vasıtasıyla hafıza resimlerini oluştururken kavramları daha rahat algılayabilir ve her türlü bilgiyi daha kalıcı kılabilir. İnsan zihni, bilgileri anahtar kelimeler vasıtasıyla hedef kavrama ulaştıracak somut nesnelere, benzetmelere, tasvirlere ve kişileştirmelere ihtiyaç duyar. Çünkü anahtar kelimeler, insan zihnini hedef kavrama ulaştırır. Mesela tevbe hedef kavramına, at sembolü veya anahtar kelimesiyle ulaşılabilir. Bu bağlamda makalede murakabe hedef kavramıyla kedi ve kaplumbağa yavruları sembolleri veya anahtar kelimeleri arasında bir bağ bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlahiyat Fakültesi Öğrencilerinin “Anlayarak Kur’an Okuma” Durumları Üzerine Boylamsal Perspektifli Bir Anket Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20511</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20511</guid>
      <author>Fatma Asiye ŞENAT</author>
      <description>Okuma, lafız ile mananın aynı anda zihinde buluşması eyleminin adıdır. Bu buluşma gerçekleşmediği takdirde, sadece lafızların seslendirilmesi telaffuz olarak tanımlanır. Hal böyle olmakla birlikte, okunması en çok gereken kitap; Kur’an söz konusu olduğunda, mana içermeyen lafızların seslendirilmesi de okuma olarak adlandırılmış ve Kur’an okumaya dair bütün değerlendirmeler bu tanımlama üzerinden yapılmıştır. Okuma eyleminin anlamında gerçekleşen bu erozyon, Kur’an’la kurulan iletişime zarar vermektedir. “Kur’an okuma” eyleminin olmazsa olmaz parçası olarak lafızla mananın buluşması ve en azından “lafzi anlama” basamağının aşılması önem arz etmektedir. Kelimenin doğasına uygun olarak yeniden tanımlanmasında önemli bir rol üstlenmesi gereken ilahiyatçıların, bu konuda içinde bulundukları durumun tespiti için bazı araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar ve ilaveten yapılan gözlemler, İlahiyat fakültesi öğrencilerinin Arapça seviyelerinin, lafızlarını anlayarak Kur’an okumaya yetmediğini ortaya koymaktadır. Bu durumda kaçınılmaz bir zorunluluk olan meal okumada da öğrencilerin istenen seviyede olmadıkları anlaşılmaktadır. Bu çalışmada önceden tesbiti yapılan bu durumun devam edip etmediğinin anlaşılması hedeflenmiş, İlahiyat fakültesi öğrencilerinin anlayarak Kur’an okuma durum ve algıları, öğretim programında bu konunun nasıl değerlendirildiği gibi konularda veri toplamayı amaçlayan bir anket uygulamasının sonuçları değerlendirilmiştir. Söz konusu anket, 2011 yılında tarafımızdan sonuçları yayınlanan ankete katılan öğrenci grubuna, üç yıl sonra benzer sorular sorularak uygulanmış, ayrıca elde edilen veriler 2016 yılında yapılan bir başka çalışmayla karşılaştırılmıştır. Makalede ayrıca, öğrencilerin anlamadan Kur’an okuma hususunda ne düşünüp hissettiklerine dair, çeşitli zamanlarda gerçekleştirilen mülakatlarda elde edilen veriler de değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslam Hukuk Metodolojisine Postmodern Bir Yaklaşım -Casir Avde Örneği-</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20415</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20415</guid>
      <author>Şahban YILDIRIMER</author>
      <description>Postmodernizm; siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve felsefi birçok alanı etkileyen bir süreçtir. Bu sürecin İslam düşüncesi üzerindeki genel etkisi ile genel hukuk sistemleri üzerindeki etkisi üzerinde durmayacağız. Hatta postmodern sürecin İslam hukukunun tümü üzerindeki etkisi üzerinde de durmayacağız. Biz bu çalışmamızda spesifik olarak postmodernizmin İslam hukuk metodolojisi üzerindeki etkisini Casir Avde örneği üzerinden incelemeye çalışacağız. Avde, sistem teorisi ve yapısöküm yöntemlerini uygulayarak İslam hukuk metodolojisine katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu konuda sistem teorisi ve yapısöküm yöntemine başvururken temel olarak “amaçlar teorisi” (makâsıdü’ş-şerîa’)’ne dayanmaktadır. Bu önerilerinin rasyonalitesini İslam hukuku perspektifinden eleştirel bir yöntemle inceleyerek kendi düşüncemizi ortaya koymaya çalışacağız. “Postmodern hukuk anlayışının ancak modern hukuk anlayışını yıkarak kendisine yer açabileceği” tezinden hareketle İslam hukukuna yönelik modernist yaklaşımların postmodern süreçte sonlanacağı varsayımı gerçekleşirse, bu durum İslam hukuku için önemli bir kazanım olacaktır. Zira İslam hukukuna yönelik modernist odaklı “akılcı” yaklaşımlar hâlâ güncelliğini korumaktadır. Bu tür yaklaşımların, postmodern süreçle miadını doldurduğu konusunda bir farkındalık oluşturmayı amaçlayan bu makalenin İslam hukukuna bir katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. İslam hukukuna ilişkin ne zaman bir yenilenmeden bahsedilse ya da İslam hukukunun yetersizliğini aşmada bir teklifi olanların iddiaları incelense önerilerinin odak noktasını “makâsıd teorisi”nin oluşturduğu görülecektir. Bu iddia modern öncesi dönemde popüler bir paradigma olduğu gibi modernleşme döneminde de popüler olma konumunu sürdürdü. Modernizm karşıtı olmakla nitelendirilen postmodern süreç de aynı teoriyi merkeze yerleştirdi. Gerek modern öncesi gerek modern dönemde eklektik olarak bu makâsıd teorisine katkı sağlama iddia ve çabaları bir temenniden öte gidememiştir. Bu iddia sahipleri genellikle Endülüs âlimlerinden Şâtıbî (720-790 h./1320-1388 m.)’ye atıf yaparlar. Oysa Şâtıbî “maslahat” odaklı ve son derece tutarlı bir paradigma oluşturmuştur. Metodolojik olarak konuları tümel bir yapıda ele almış ve ardından da bu tümellerin altına yerleşecek tikel çözümler üretmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslâm Aile Hukukunda Boşanmaları Önleyici Bir Tedbir Olarak Tahkîm Müessesesine (Aile Meclisine) Hukuki İşlerlik Kazandırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20393</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20393</guid>
      <author>İbrahim YILMAZ</author>
      <description>İslâm hukukunda boşanma hakkının kullanılması ile ilgili; talâk (kadının rızasına ve mahkemeye başvurmaksızın kocanın/erkeğin tek taraflı irade beyanı ile boşanması), hul/muhâlea (eşlerin anlaşarak boşanması) ve tefrîk (yargı yoluyla boşanma) olmak üzere üç temel yöntem/metod vardır. Eşlerden her birinin bu üç yöntemden birini kullanma hakkı olmakla birlikte, “talâk” hakkı öncelikle erkeğe/kocaya, “hul/muhâlea” ve “tefrik” hakkı ise öncelikle kadına verilmiştir. Bununla birlikte tarihi süreçte evliliğin sona ermesinde, erkeğin/kocanın, -kadının rızasına ve mahkemeye başvurmaksızın- tek taraflı irade beyanı ile kullanmış olduğu “talâk” yöntemi belirleyici olmuştur. Ancak uygulamada erkeğin/kocanın talâk yetkisini, -İslâm hukukunda yer alan kurallara aykırı olarak- bilinçsizce kullanması, boşanma oranlarının artmasına ve “hülle” gibi gayr-i ahlaki bazı sorunların yaşanmasına sebep olmuştur. Diğer taraftan klasik İslâm hukuku doktrininde, kocanın boşama (talâk) yetkisini kötüye kullanmasını önlemeye yönelik dinî ve ekonomik bazı tedbirlere yer verilmiştir. Ancak günümüzde aile ve toplum yapısının değişmesi, dinî ve ahlakî kuralların yaptırımını yitirmesi vs. gibi nedenlerle bu tedbirlerinin kocanın talâk (boşama) yetkisini istismar etmesinin önlenmesi veya boşanma sürecinin İslâm’ın/Kur’an ve Sünnet’in öngörmüş olduğu kurallara uygun olarak icra edilmesi hususunda yeterli olmadığı görülmektedir. Bundan dolayıdır ki günümüzde, kocanın “talâk” yetkisini Kur’an ve sünnetin öngörmüş olduğu kurallara uygun olarak kullanmasını sağlayacak hukukî bir denetim mekanizmasına ihtiyaç vardır. Bu çerçevede hukukî bir denetim mekanizması olarak “tahkîm müessesesi”nin boşanma sürecinde devreye sokulması önem arz etmektedir. Bu makalede, İslâm hukukunda kocanın “talâk” yetkisini kötüye kullanmasından kaynaklanan boşanma olaylarını sınırlayıcı ve gayr-i ciddi sebeplere dayalı fevrî boşanmaları önleyici bir tedbir olarak, Kur’an’ın Müslümanlara emrettiği (Nisa, 4/35) “tahkîm kurumunun/aile meclisinin” resmi olarak devreye sokulması ve dini boşanma sürecinde toplumun ve devletin denetimi sağlanarak boşanmaların hukukî bir prosedür çerçevesinde yapılmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cumhuriyet Döneminde Din Dersi Kitapları Üzerine Bibliyografik Bir Çalışma (1924-1982)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20574</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20574</guid>
      <author>Mahmut ZENGİN, Dilek MENKÜÇ</author>
      <description>Cumhuriyet döneminde yeni ulus devlet ve toplum yapısının inşasında ve bireylerin yetiştirilmesinde eğitime önemli bir misyon yüklenmiştir. Bu bağlamda modern devlet, yeni bir eğitim anlayışı doğrultusunda okullaşma, öğretim programları, ders kitapları, öğretmenler ve benzeri boyutlar üzerinde hassasiyetle durmuştur. Ders kitapları, bir toplumdaki egemen düşünce, eğilim, inanç ve değerleri yansıtan bir kaynak olarak son derece stratejik bir öneme sahiptir. Öğrencilere belirli bilgi, beceri ve davranışların kazandırılmasında yaygın bir şekilde işlev gören ders kitapları, ulusal eğitim hedeflerinin gerçekleştirilmesinde etkili bir araç olarak kullanılmaktadır. Ders kitapları aynı zamanda öğretmenler ve öğrenciler için de rehberlik edici metinlerdir. Din dersi kitapları, hem öğrencilerin dini bilgi elde edebilecekleri birincil kaynak, hem de öğretmenler için din öğretiminde sınırları belirleyen araç olma özelliğine sahiptirler. Bu çalışmada, Cumhuriyet döneminde din ve ahlak dersleri öğretim programları doğrultusunda 1924-1982 tarihleri arasında okullarda kullanılan ders kitapları ele alınmaktadır. Bibliyografik bir inceleme olan bu çalışma, din ve ahlak dersi kitaplarının bir bütünlük içerisinde tespitini ve ders kitapları üzerine çalışma yapacak araştırmacılara kolaylık sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırma, ders kitaplarının içeriğini kapsamamakta, sadece onların tespitine odaklanmaktadır. 1924-1982 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygun bulunan 73 din dersi kitabı ile 63 ahlak dersi kitabı tespit edilmiş ve liste halinde çalışmanın sonuna eklenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şuayp Arnaût Kütüphanesinin Türkiye’ye Kazandırılma Öyküsü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20529</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20529</guid>
      <author>Enbiya YILDIRIM</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


