






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue  7</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=331</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Sâmiha Ayverdi’nin Aşk Budur! Romanında İnsanın Tekâmülü ve Dönüşümü: “Bireyleşme, Kendini Gerçekleştirme, Benötesi”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20211</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20211</guid>
      <author>Yasemin ALPER</author>
      <description>Sâmiha Ayverdi’nin 1938 yılında yazdığı Aşk Budur! romanında insanın içsel gelişimi anlatılmaktadır. Ayverdi’nin romanında insanın kendini bulması, varlığının farkına varması ve mükemmel insan olma yolculuğu gözler önüne serilmektedir. Bu yolculuğun her bir basamağında insanın olgunlaşması ve bir sonraki basamağa geçmesi gerekmektedir. Jung’un mükemmel olmaktan ziyade insanın kişiliğinde bulunan olumlu, olumsuz her yönü kabullenmiş insan olma savı, bireyleşmenin temelini oluşturmakta ve bu ruhsal gelişim yolculuğu bir olgunlaşma süreci olarak görülmektedir. Bu yolculukta insanın kişiliğinin karanlıkta kalan yönleriyle yüzleşmesi gerekmektedir. Bu gelişim ve dönüşüm yolculuğu sûfîlere göre de pek çok tehlike içerdiğinden bilge bir yol göstericiye ihtiyaç duyulmaktadır. Ayverdi’nin romanında; hayatının bütün mesaisini ahlâk sağlamlığı üzerine kuran, olgun ve kâmil bir yol göstericiden söz etmesi, olgunlaşma aşamalarından biri olarak görülmektedir. Romanda varlığın başını ve sonunu oluşturan aşk, insanın tekâmülünün diğer bir basamağını oluşturmaktadır. Ayverdi’ye göre insanın kendini bilmesi, kendi varlığının farkına varması, “tekâmül ölümdedir” , diyerek ruhsal açıdan ölüm ve dirilişi anlatması olgunlaşmanın diğer bir yönünü ortaya koymaktadır. Varoluşun özünü anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik bir girişim olarak görülen benötesi psikolojide ruhsal durum ve olgunlaşma aşamalarından özdeşleşmenin önemi üzerinde durulmaktadır. Tasavvufî terminolojiye göre Allah’ın varlığında ya da Allah’ı bulmada yok olma anlamı taşıyan fenânın da çeşitli mertebeleri bulunmaktadır. Romanda Allah’ın sıfatlarını kuşanma, her şeyde Allah’ı görmeye çalışma ve Allah’ın varlığında yok olma boyutu olarak gözlemlenen fenâ da tekâmülün bir üst boyutunu oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alain Robbe-Grillet’nin Djinn, Un trou rouge entre les pavés disjoints Başlıklı Romanındaki Sözlüksel Alanların Çevirisi Üzerine Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20233</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20233</guid>
      <author>Lale ARSLAN ÖZCAN, Pınar GÜZELYÜREK ÇELİK</author>
      <description>Fransız yazar Alain Robbe-Grillet’nin Djinn, Un trou rouge entre les pavés disjoints başlıklı romanı sözlüksel alan açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Romanın öne çıkan özelliklerinden biri bir dilbilgisi kitabı olarak kurgulanmış olmasıdır. Toplam sekiz bölümden oluşan romanın her bir bölümü ayrı bir Fransızca dilbilgisi konusunu işleyecek şekilde oluşturulmuştur. Bunun yanı sıra Fransızca sözcük dağarcığının geliştirilmesi amacıyla yazar hemen her bölümde, ana izleğe uygun sözlükbirimlere yer vererek sözlüksel alan kavramını işlemiştir. Bu çalışmada, Berke Vardar’ın yöntem ve kavramları benimsenerek sözlüksel alanların çevirisi ele alınacaktır. Vardar’a göre dilsel alanda 3 ana katman vardır: kavramsal alan, sözlüksel alan ve anlamsal alan. Bu çalışma kapsamında sözlüksel alan incelemesinden yola çıkılacaktır. Yapıt içerisinde sözlüksel birimler ilgili kavramsal, sözlüksel ve anlamsal alanlar açısından incelenecektir. Ardından, saptanan sözlüksel alanların varış metnine aktarımında rol oynayan parametreler irdelenecektir. Romanın hedef kitlesinin ve yazılış amacının sınırlarının bu denli belirgin bir şekilde çizilmiş olması bir anlamda çeviri edimini de sınırlayacaktır. Söz konusu çevirinin zorlu yapısı düşünüldüğünde bu inceleme, çevirinin ve çevirmenin sınırlarına dair kimi saptamalarda bulunulmasına imkân sağlayacaktır. Yapıtın bu karmaşık kurgusu göz önüne alındığında çevirisi de farklı stratejiler gerektirecektir. Çeviri çıkış kültürü odaklı ya da varış kültürü odaklı olacaktır. Varış kültürü odaklı olduğu taktirde çevirmenin karşısına iki seçenek çıkacaktır: Ya eşdeğerli bir çeviri yapma yoluna gidecektir, ya da uyarlama seçeneğine yönelecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İnternetteki Metinlerin Özellikleri ve Metindilbilim</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20205</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20205</guid>
      <author>Hülya AŞKIN BALCI</author>
      <description>Günümüzün en büyük bilgi kaynaklarından birisi olan internet, iletişim teknolojilerinde yaşanan yenilikler ve gelişmeler sayesinde sosyal yaşamımızı her yönüyle etkilemektedir. Sağladığı pek çok imkân sayesinde yaşamımız zenginleşmekte, kolaylaşmakta, gelişmekte ve çeşitlenmektedir. Son zamanlarda kullanım alanı gittikçe genişleyen bu iletişim aracıyla birlikte hayatımıza ve dilimize yeni anlatımlar, semboller ve kullanıma göre farklı yapılar girmektedir. Bu da iletişim davranışlarının daha fazla önem kazanmasına ve yeni açılımlarla metinlerin oluşmasına sebep olmaktadır. Kullanıcılar tarafından bir alışkanlık haline gelen bu kullanımlar hem geniş kitlelerin toplumsal isteklerine cevap vermekte hem de bazılarının eleştirilerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Ancak yeni iletişim ortamlarının gelişmesi sayesinde insanların daha rahat sosyal medyada günlük düşüncelerini yazdıkları, bu düşünceler üzerine tartışabildikleri ve yeni düşünceler ortaya koyabildiklerinin unutulmaması gerekmektedir. Bunların yanı sıra videolar, çeşitli fotoğraflar paylaşabilmekte, hatta sıkılmadan gerçek dünyayı ve ona ait bilgileri sanal ortamda öğrenebilmek ve yaşayabilmek mümkün olmaktadır. Gün geçtikçe tüm dikkatlerin bu alana yönelmesi sebebiyle internet dünyasına yeni bir kavramsal çerçeve çizilmesi gerekliliğinin ve internette oluşturulan metinlerin metindilbilim açısından yeni özelliklerle ortaya çıkıp çıkmadığının tartışılması ve araştırılması gerekmektedir. Biz de bu makalemizde bu düşüncelerden yola çıkarak geleneksel metin anlayışının tersine internetin metin özellikleri bakımından ne tür yenilikler ve yapılarla karşımıza çıktığını irdelemeye çalışacağız. İnternetteki yapıların eski bilinen metindilbilimsel yöntemlere göre incelenip incelenemeyeceği konusunun yanı sıra başlı başına bir ihtiyaç olmasından kaynaklanan özelliği sayesinde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve yaşadığımızın dünyanın hızlı bir değişim içinde olduğunu görselleştirmek makalenin temelini oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İkinci Yeni’den Toplumcu Şiire: Kemal Özer’in Şiir Serüveni</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20254</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20254</guid>
      <author>Yusuf AYDOĞDU</author>
      <description>Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının üretken sanatçılarından biri olan Kemal Özer (1935-2009); şiir, öykü, anı, gezi yazısı, deneme, eleştiri, günlük, söyleşi gibi edebiyatın birçok türünde eser vermiş üretken ve çok yönlü bir sanatçıdır. K. Özer, yukarıda saydığımız türler içerisinde özellikle şiire özel bir önem vermiş, daha çok şair kimliğiyle ön plana çıkmıştır. Şiir yazmaya 1950’li yılların başında başlayan şairin ilk dönem eserlerinde, özellikle de Gül Yordamı (1959), Ölü Bir Yaz (1960), Tutsak Kan (1963) adlı kitaplarında daha çok İkinci Yeni şiir anlayışının etkisi görülürken; şairin 1970’lerden sonra kaleme aldığı Kavganın Yüreği (1973) adlı eseri ile birlikte toplumcu gerçekçi bir şiir anlayışını benimsemeye başladığı görülmektedir. Kemal Özer’in İkinci Yeni ile ilişkisi kısa sürse de bu dönem şiirlerinde bu anlayışın önemli etkileri söz konusudur. K. Özer, sözcüğü şiirin temel öğesi sayan, imgeyi yücelten, sözcükler arası ilişkilerde yeni arayışlara girerek söz dizimine ve genel kurallara kafa tutan, yeni söyleyiş olanakları yaratmak için şiirin sınırlarını zorlayan bir şiir yaratmıştır. Bu yaratım, kapalı, uzak çağrışımlı, kendini kolay ele vermeyen bir şiir evreni oluşturmuştur. Şairin toplumcu gerçekçi çizgide kaleme aldığı eserlerinde genellikle belli tema ve öğelere yöneldiğini söylemek mümkündür. Bu dönemde özellikle işçi sınıfının sorunları onun şiirlerinin odak noktası haline gelir. Bu sınıfa karşı duyarlılığı, onun şiir anlayışını ve şiir dilini de birçok yönden şekillendirir. Özellikle Kavganın Yüreği ile başlayan bu yeni şiir anlayışı daha çok siyasal ve söylevci bir söylemden beslenir. Toplumsal ve siyasal kavga, emek-emekçi, güncellik, umut, evrensellik, bilinç-bilinçlendirme, biz kavramı-kolektivizm gibi öğeler bu yeni şiir anlayışını besleyen temel tematik öğeler olarak karşımıza çıkar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Kültürünün İmge Dokusu: Şiir</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20101</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20101</guid>
      <author>Melik BÜLBÜL</author>
      <description>Anlam, ruh ve kültür taşıyıcısı olan dil, edebiyatın tüm alanlarında kullanılan malzemedir. Yeni anlamlar yaratımı süreçlerinde ise, sanatlı dil kullanımlarının etkisinin önemi bilinmektedir. Sanatlı bağdaştırmalar ile kelimenin anlamına yeni anlamlar aktarılır. Kanatlı sözcük metaforu bu anlamda yerini bulmaktadır. Dil, sanatsal bir işlev üstlenmek durumunda kaldığında, üst perdenden bir dil kullanım becerisine gereksinim olur. Dil hem şekil olarak ve hem de anlam olarak yeniden boyutlanır. Şiir, edebiyatın bir türü olarak, bu üst perdenin en ince ayarlarının yapıldığı evrendir. Şairin düş dünyasının en gizil evrenine bu sayede ulaşmak mümkün olur. Kültür, tarih ve sanat bağlamında da milletlerin kalıcı olmasını sağlayan en dinamik güç, şiir geleneği ve bu gelenek içinde yer alan, o millete özgü dil kullanımlarıdır. Bir milletin ana özellikleri arasında bunları saymak mümkündür. Toplumun tarihsel, kültürel ve sosyal geçmişinin rafine olmuş kodlarını ancak şiir türünde yakalamak mümkündür. Estetik düşüncenin en ince uzantıları şiir dilinde saklıdır. Bu çalışmada, Türk edebiyatının önemli türlerinden olan şiir türünün imge dokusu örneklerle irdelenmeye çalışılmıştır. Tarihsel bir süzgeçten geçirilerek genel çizgileriyle şiir türünün esrarlı etkisi ve özel çizgilerde de Türk şiir geleneğinin anlam oluşturucu zengin imge repertuarından damıtılan küçük bir seçkisi, çeşni halinde sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada yöntem olarak okuma, yorumlama, belgeleme ve imgesel irdeleme yaklaşımlarından yararlanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anlatım ve Kurgu Ekseninde Selanik’te Sonbahar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20244</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20244</guid>
      <author>Abide DOĞAN</author>
      <description>Selanik’te Sonbahar (2011) şarkı sözü yazarı, şarkıcı ve romancı olan Tuna Kiremitçi’nin altıncı romanıdır. Uzun yıllar önce ölmüş ve unutulmuş bir rock yıldızının serüveninin anlatır. 90’lı yılların ortasında yayımlanmış bir Tarık Günersel metnine dayanan romanda olaylar gazeteci bir kadın (Latife) ile pop şarkıcısı (Atilla) erkeğin bakış açısından verilir. Olaylar ben/kahraman anlatıcının izlenimleri doğrultusunda ilerler. Böylece kişilerin özel hayatlarına kadar girilir. Olay örgüsünde zaman zaman gerçek ile kurgu iç içe geçer. Mektuplar aracılığıyla başka bir öykü penceresi açılır. Romanda sözü edilen “Paşa’nın Mektupları” olayların ve pop yıldızının yaşamında iz düşümü olan metinlerdir. Mektuplarda kendisinden bahsedilen Selanikli Paşa’nın adı belirtilmez. Fakat bazı ipuçlarından onun kimliğini tahmin etmek zor değildir. Gençliğe Hitabe, Selanik, Latife, Fikriye ve Kemal isimleri tesadüfen seçilmemiştir. Romanda aşk, yalnızlık, ayrılık, ölüm gibi bireysel temaların yanında siyasi ve sosyal sorunlar da dikkati çeker. Yazarın müzisyen olması dolayısıyla sanat ve müzik dünyasına ait konulara da yer verilmiştir. Romanın şahıs kadrosu yaşayan/gerçek kişilerle ölülerden oluşur. Latife’nin babası; Atilla’nın da pop yıldızı kılığında karşısına çıkan ölüm ile diyalogları romanın gerçeküstücü yönün ortaya koyar. Ölüm, aynı zamanda Latife’nin iç sesi olur. Kitabın adı olan Selanik’te Sonbahar, Atilla’nın gitarıyla çalıp söylediği şarkının adıdır. Aynı zamanda Atilla’nın liste başı şarkılarının yer aldığı Gratest Hits albümünün son şarkısıdır. Selanik ise hem Atilla’nın aile köklerinin uzandığı hem de Paşa’nın doğup büyüdüğü şehirdir. Selanik’te Sonbahar, sıra dışı kahramanları ve kurgusu ile Tuna Kiremitçi’nin yazın yaşamında önemli bir merhale sayılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağdaş Tiyatroda Tek Perdeli Oyunlar (Tek Perdeli Oyun Üzerine Yapılan Çalışmaların Ana Hatları Ve Bibliyografyalarıyla)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20284</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20284</guid>
      <author>Gülşah DURMUŞ, R. Roland LEWIS</author>
      <description>Çağdaş Tiyatroda Tek Perdeli Oyunlar adlı eser, önsöz hariç üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölüm, öğretmen ve öğrencilere yol gösterici olması amacıyla yazılmış tanıtım niteliğinde bir giriş bölümüdür. İkinci bölüm, tek perdeli oyun metinlerine ayrılmıştır. Bu bölümde on sekiz yazara ait tek perdeli oyun metinlerine yer verilmiştir. Bu yazarlar ve oyunları şöyle sıralanmaktadır: Sir James M. Barrie, ‘The Twelve Pound Look’; George Middleton, ‘Tradition’; Althea Thurston, ‘The Exchange’; Percy Mackaye, ‘Sam Average’; Lady Augusta Gregory, ‘Hyacinth Halvey’; Eugene Pilot, ‘The Gazing Globe’; Anton Tchekov, ‘The Boor’; Bosworth Crocker, ‘The Last Straw’; Alfred Kreymborg, ‘Manikin and Minikin’; Paul Greene, ‘White Dresses’; Arthur Hopkins, ‘Moonshine’; Paul Hervieu, ‘Modesty’; Jeannette Marks, ‘The Deacon’s Hat’; David Pinski, ‘A Dollar’; Beulah Bornstead, ‘The Diabolical Circle’; Hermann Sudermann, ‘The Far Away Princess’; August Strindberg, ‘The Stronger’. Eserin üçüncü bölümünü dört farklı ölçüte göre düzenlenmiş bibliyografyalar oluşturmaktadır. Birinci bibliyografya, tek perdeli oyun koleksiyonlarına yönelik; ikincisi, tek perdeli oyun listelerine yönelik; üçüncüsü, tek perdeli oyun hakkında gönderimde bulunmaya yönelik; dördüncüsü ise oyunların nasıl oluşturulduğuna yöneliktir. Çalışmanın bundan sonraki bölümünde eserin giriş bölümünün İngilizceden Türkçeye çevirisi yer almaktadır. Bu giriş bölümünde, dramatik özel bir tür olarak değerlendirilen tek perdeli oyunların incelenmesinde kullanılabilecek yeni bir yaklaşım önerisinde bulunulmuş ve tek perdeli oyunların dramatik çözümlenmesi ile temel yapılanışı, seçilen on sekiz eserden yeri geldikçe örnekler de verilerek şu iki ana başlık altında ele alınıp değerlendirilmiştir: tek perdeli oyunların konusu ve tek perdeli oyunların tekniği [karakter, olay örgüsü (giriş, gelişme ve sonuç), diyalog, sahne işçiliği ve sahne yönetimi].</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bronislaw Malinowski ve İşlevsel Kuramdaki Kültür Örüntüleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20141</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20141</guid>
      <author>Gülşah Azer EFE, Şerife ÖZLÜ</author>
      <description>Bir toplumun ortaya koymuş olduğu maddi ve manevi değerler bütünü o toplumun kültürünü oluşturur. Her milletin kendine has bir kültürü olduğu muhakkaktır ki bu da milli kültür olarak adlandırılmıştır. Şüphesiz ki birçok Türkolog ya da araştırmacı tarafından kültür kavramı araştırılmış, çeşitli kültür tanımları ortaya koyulmuştur. Bu araştırmacılardan biri de Bronislaw Malinowski’dir. Malinowski, kültürün kökenini araştırmış ve bu araştırmaları sonucunda da kültürün ne olması gerektiğini ve kültürel araştırma tekniklerini açıklamış ve bir kültür teorisi meydana getirmiştir. Her ortaya atılan yeni görüş gibi Malinowski’nin kültür teorisi görüşü de kimileri tarafından saygıyla karşılanırken kimileri tarafından da eleştirilmiştir. Malinowski kültürel teorisini ortaya koyarken yerlilerin yaşam biçiminden yararlanmıştır. Bu saha calışması esnasında, yerli halkın pek cok rituelini yakından inceleme olanağı bulmuştur. O döneme kadar yalnızca vahşi yaratıklar olarak görülen ilkellerin de düşünebilen varlıklar olduğunu göstererek beşerî incelemelerde büyük bir algı kırılmasına sebep olmuştur. Malinowski'ye göre, insanlığı bir araya getiren "kurum" kavramı ile kültürler incelenmelidir. Bu kurumlar da toplumun yapı taşları olan din, aile ve eğitim kurumlarıdır. Bu çalışmada Malinowski’nin kültür teorisi, işlevsel kuram ve Malinowski’nin teorisindeki kültür örüntüleri üzerinde durulacaktır. Bu çalışmanın amacı, İşlevsel Kuramın temsilcisi olan Malinowski’de kültür örüntülerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Malinowski’nin Büyü, Bilim ve Din ve Vahşilerin Cinsel Yaşamı adlı kitaplarından yararlanılmıştır. Bu araştırma ışığında Malinowski’nin “kurum” kavramı içerisinde yer alan din, aile, eğitim gibi topluma yön veren olgulara işlevsel kuram ışığında bakış açısına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sevil Emirzade’nin Çifte Nikâh Oyununda Kıbrıs Türk Folkloruna Ait Unsurlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20209</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20209</guid>
      <author>Hüseyin EZİLMEZ</author>
      <description>Sevil Emirzade, çağdaş Kıbrıs Türk tiyatro edebiyatının önemli yazarlarından biridir. Emirzade’nin son yıllardaki oyunlarında tamamen Kıbrıs Türk halk kültürü ve folkloruna yöneldiği görülmektedir. Bu oyunlardan biri de, 2015 yılında yayımladığı Çifte Nikâh’tır. Çifte Nikâh, içerdiği zengin halk kültürü ve folklor malzemesiyle, son derece önemli ve değerli bir eserdir. Oyunun konusu 20. yüzyılın ortalarında Kıbrıs’ın bir köyünde geçmektedir. Kıbrıs Türk köylüsünü ve köy hayatını başarıyla yansıtan bu oyun, başta Kıbrıs Türklerinin gelenek ve görenekleri olmak üzere, batıl inançları, o döneme ait giyim kuşam tarzı, beslenme ve mutfak kültürü, eğlence kültürü, halk müziği ve dansları, halk edebiyatı ve geleneksel düşünce tarzı gibi folklor malzemeleriyle doludur. Ayrıca oyunda, Kıbrıs’a ait deyim, atasözü, dua, beddua, sövgü (küfür) gibi pek çok halk söyleyişi ile yerel kelimeler de kullanılmıştır. Bu incelemenin amacı, oyundaki halk kültürü ve folklor malzemesini tespit edip sınıflandırmaktır. Bu amaç doğrultusunda oyunda; 44 gelenek, 8 batıl inanç, 11 mâni, 2 türkü, 3 halk dansı, 3 destan kahramanı, 157 deyim, 17 atasözü, 12 beddua, 15 dua, 8 sövgü ve 50 civarında yerel sözcük saptanmıştır. Bunların yanı sıra, o dönemin ölçü birimi, para birimi, Kıbrıs’a özgü yiyecek-içecek adları, giyim tarzı, süslenme, ev eşyası, eski meslekler ve bunlara benzer çok sayıda folklor malzemesi tespit edilip ilgili başlıklar altında incelenmiştir. Sonuç olarak, Kıbrıs Türk halk kültürüne dikkati çekmek, birçoğu unutulmuş veya unutulmak üzere olan eski gelenek ve göreneklerimizi hatırlamak ve bunları yeni kuşaklara aktararak, eskiyle yeni arasında bir bağ kurmak bu çalışmanın temel hedeflerini oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hattât Şâirlerimizden Hasan Rızâ (1849-1920) Hayatı Edebî Kişiliği ve Dîvân’ındaki Şiirlerin Dinî Tasavvufî Muhtevası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20191</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20191</guid>
      <author>Gülay KARAMAN</author>
      <description>On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ile yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde yaşayan Hasan Rızâ (1849-1920), dağılma döneminin olumsuz şartları içerisinde yetişmiş büyük bir hattâttır. II. Abdülhamid döneminin en büyük hattâtlarından olup V. Mehmed Reşad’ın özel hattâtlığını yapmış, özellikle nesihle yazdığı Kur’ân’larla tanınmıştır. Hat sanatı dışında şiirle de uğraşmış, tekke ve tasavvuf edebiyatı çerçevesinde değerlendirebileceğimiz bir Dîvân oluşturmuştur. Hasan Rızâ, yaşadığı dönemde ve sonrasında hattâtlığı ile tanınıp ünlendiği için adı hat sanatı ile ilgili kaynaklarda büyük bir hattât olarak geçmiş, dinî tasavvufî şiirlerden oluşan bir Dîvân’ı olduğu bilgisine yer verilmiştir. Bu çalışmada ünlü hattât Hasan Rızâ Efendi’nin tekke ve tasavvuf geleneğinde oluşturduğu Dîvân’ındaki şiirlerin dinî tasavvufî muhtevası incelenmiştir. Dîvân’ının başında kendini Halvetî, Şa‘bânî sıfatlarıyla tanıtan Hasan Rızâ, Halvetîliğin Şa‘bânîyye koluna mensup mutasavvıf bir şairdir. Dolayısıyla Hasan Rızâ Dîvânı’nda din ve tasavvufla ilgili konular ve bu konuları işleyen tevhîd, münâcât, nâ‘t, mevlid, medhiye, ramazâniye, ilâhi türünde yazılmış şiirler önemli bir yer tutar; Halvetîlik tarîkatı ve şeyhlerinden övgüyle söz edilir, tarîkat âdâbı ve erkânı şiirin temelini oluşturur. Bu anlamda, Allah aşkı, peygamber sevgisi, diğer tarîkat ve din büyüklerine karşı beslenen sevgi, saygı ve hayranlık, Allah’ın varlığı, tevhîd, yaratılış, dünyanın gelip geçici oluşu (fenâsı), doğruluk, ihlâs, zikir, Ramazan ayı sevinci, üç ayların fazileti, ahlâk, nefse hâkimiyet, ölmeden önce ölmek, nasihat sıklıkla ele alınan konular arasındadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesindeki Sesbirimlerin Dışsal ve İçsel Alt Sesbirimleri: Katmanlı Çevriyazı Modeli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20113</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20113</guid>
      <author>Mehmet Akif KILIÇ</author>
      <description>Ağız araştırmaları, dil ve konuşma bozuklukları başta olmak üzere dil çalışmalarında kaydedilmiş konuşma örneklerinin çevriyazısı ve bu çevriyazının derinliği sadece Türkçe için değil diğer diller için de sorun olagelmiştir. Çevriyazının derinliği genellikle amaca göre ayarlanırken zaman zaman gereksiz ayrıntılara girilmekte veya üzerinde durulması gereken önemli noktalar göz ardı edilmektedir. Bu çalışmada, çalışmanın ilham kaynağını oluşturan Glosematik ve Sinirbilişsel Dilbilim kuramlarıyla ilgili kısa bir bilgi verilmekte ve Türkiye Türkçesindeki alt sesbirimler iki alt gruba ayrılarak incelenmekte, daha sonra çevriyazı sorunlarına çözüm bulmak, derinliğini belirli kurallara göre şekillendirerek sabit tutmak amacıyla geliştirilen Katmanlı Çevriyazı Modeli sunulmaktadır. Bir sesbirimin bütün alt sesbirimleri soyutluk açısından aynı düzeyde olmadığı gibi önem açısından da aynı değildir. Alt sesbirimler, çakışan dağılım gösterenler ve tamamlayıcı dağılım gösterenler şeklinde veya bu çalışmada olduğu gibi dışsal ve içsel şeklinde iki gruba ayrılarak incelenir. Daha soyut katmanda yer alan çakışan dağılım gösteren veya dışsal alt sesbirimler bilişsel işlemlerle açıklanırken tamamlayıcı dağılım gösteren veya içsel alt sesbirimler fonetik işlemlerle açıklanır. Katmanlı Çevriyazı Modelinde çevriyazı, derinlik açısından yukarıdan aşağıya doğru, Biçimbirimsel, Sesbirimsel, Dışsal Alt Sesbirimsel ve İçsel Alt Sesbirimsel şeklinde dört katmana ayrılır. Kişisel farklılıkların incelenmesi planlanmamışsa çevriyazı düzeyi olarak Dışsal Alt Sesbirimsel Katmanın kullanılması önerilmektedir. İçsel alt sesbirimler ise sadece kişisel farklılıkların önemli olduğu durumlarda çevriyazıda gösterilmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk ve Arap Dilinde Tasğir (Küçültme)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20238</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20238</guid>
      <author>Yakup KIZILKAYA</author>
      <description>Arap ve Türk dilinde küçültmenin sesbilim, biçimbilim ve özellikle anlambilim yönleriyle ele alınıp karşılaştırıldığı bu çalışmada, iki dilin bu konudaki benzer ve farklı yönleri belirlenmeye ve elde edilen neticeler değerlendirmeye çalışılmıştır. Kelime yapısında birtakım değişikliklerle ve belli küçültme ilaveleri ile meydana getirilen küçültülmüş isimler, biçimsel farklılığın işaret ettiği birçok anlam değişikliğine de sahiptir. Bükünlü bir dil olan Arapçada kelime formunun değiştirilmesi ve harf ilavesiyle oluşturulan küçültmeler, eklemeli bir dil olan Türkçede eklerle meydana getirilmektedir. Bu sebepten iki dildeki küçültme yapıları biçimbilim bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bir nesnenin hacminin küçüklüğünü belirtmek, sayısal azlığına işaret etmek, zaman veya mekânsal yakınlık ifade etmek, küçümsemek, hakaret etmek, hicvetmek, acımak, şefkat göstermek, sevimli göstermek ve hatta yüceltmek gibi küçültme gerekçeleri ise her iki dilde ortaktır. Dolayısıyla her iki dilde de küçültme konusunda anlambilimsel bir denklikten söz edilebilmektedir. Bununla birlikte her iki dilde küçültme, ifadede bir kısaltma türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yapı, sıfat tamlaması biçiminde iki kelimeden oluşan ifadeleri tek kelimeyle söyleyebilme imkânı sunmaktadır. Bu sayede sözde kısaltma yapılabilmesi, bu yapının îcazını da göstermektedir. Konuşma ve yazı dilinde küçültme yapıları yerine sıfat tamlamaları kullanılabilse de özellikle hafife almak, küçümsemek, acımak, şefkat göstermek, sevimli göstermek, şımartmak amacı taşıyan duygusal ifadelerde küçültme kalıpları daha çok kullanılmaktadır. Sıfat tamlamalarıyla dile getirilen küçültmeler ise daha çok bir nesnenin hacminin küçüklüğünü belirtmek, sayısal azlığa işaret etmek amacıyla kullanılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erıch Kästner’in “Pünktchen Und Anton” Adlı Romanında Yer Alan Deyimlerin Türkçe Çevirisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20223</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20223</guid>
      <author>Muhammet KOÇAK, Sultan YALÇINKAYA</author>
      <description>Bu çalışmada Alman çocuk edebiyatı yazarlarından Erich Kästner’in “Pünktchen und Anton” adlı çocuk romanı, Vedat Çorlu’nun “Noktacık ve Anton” adıyla Türkçeye çevrilmiş kitabı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İnceleme esnasında yazınsal metinlerin vazgeçilmez bir parçası deyimler üzerinde durulmuş ve adı geçen kitapta yer alan Almanca deyimlerin Türkçeye nasıl tercüme edildiği örneklerle incelenmiştir. Çalışmanın kuramsal bölümünde çeviri ve yazın çevirisinin tanımları üzerinde durulmuş, çeşitli bilim insanlarının tanımlamalarına yer verilmiştir. Sonrasında yazın çevirisi ele alınmış, bu süreçte meydana gelen zorluklar üzerinde durulmuştur. Yazınsal metinlerde çeviri eleştirisinin nasıl yapılması gerektiğine değinildikten sonra uygulama bölümüne geçilmiştir. İlgili bölümde romandan seçilen deyimlerin Türkçeye nasıl aktarıldığı gösterilmiş ve söz konusu aktarımlar değerlendirilmiştir. Her iki kitabı da karşılaştırmalı bir biçimde incelerken içerisinden 28 örnek seçilmiş ve bu örneklerin hangi yönteme göre hedef dile aktarıldığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Örneklerden 25 tanesinin çevirisinin çeviribilimin öngördüğü şekilde olumlu çevrildiği, sadece 3 tanesinin çevirisinde sorun olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Vedat Çorlu’nun birkaç ayrıntı dışında hedef dil odaklı bir çeviri anlayışına sahip olduğu kanısına varılmıştır ve deyimsel ifadelerin çevirileri başarılı bulunmuştur. Kitap genel anlamda hedef dil ve kültürüne ait öğelerle eşleştirilerek çevrildiği için, hedef kitle okuyucusunun da kaynak metin okuyucusuyla eşdeğer bir şekilde kitabı anlayabileceği yargısına varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tıbbi Çeviri ve Zorlukları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20184</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20184</guid>
      <author>Sevtap GÜNAY KÖPRÜLÜ</author>
      <description>En eski bilim alanlarından biri olan tıp bilimi, daima güncel kalan, sürekli gelişen ve tüm dünyada yakından takip edilen bir bilim dalıdır. İnsan sağlığı ile ilgili olması nedeniyle herhangi bir yeni buluş, yeni teknolojik gelişim, yeni tedavi yöntemi gibi birçok bilgi ülkeler arasında paylaşılmaktadır. Bu paylaşım çeviri aracılığıyla gerçekleşmektedir. Tıp alanıyla ilgili yapılan çeviriler tıbbi çeviri, tıp çevirisi, tıp metinleri çevirisi, tıbbi metin çevirisi kavramlarıyla tanımlanmaktadır. Bu alanda çeviri yapan çevirmenlerin hata yapma toleransları sıfırdır. Zira sağlıkla ilgili en küçük bir yanlış anlama ölümcül sonuçlara götürebilir. Tıp dilinin kendine özgü terminolojisi, Yunanca ve Latince kökenli terimler, hedef dildeki kullanım şekilleri, eşdeğer karşılıkları gibi birçok etken böyle ağır bir sorumluluk altındaki çevirmenlerin işini daha da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle her çevirmen tıbbi çeviri yapamaz, her iki dile hakim olmak yetmez aynı zamanda alanla ilgili belirli bir bilgi birikimine ve tecrübeye sahip olması gerekir. Bu çalışmada, tıbbi çeviri kapsamında öncelikle tıp dili ve terminolojisi, tıbbi çeviri yöntemine ilişkin alan yazında geçen kuramsal bilgilere yer verildikten sonra tıbbi metinlerde kullanılan tıp dili ve terminolojisi, uluslararası tıbbi terminolojiyi ülkelerin kendi dillerine nasıl uyarladıkları, bunların günlük tıp dilindeki eşdeğer karşılıkları (diliçi çevirileri) incelenmiştir. Daha sonra da tüm bu bilgiler ışığında çevirmeni zorlayan ve yanıltan, hataya götüren çeviri sorunları, yanlış çeviri yaklaşımları üzerinde durulmuş ve bazı önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özbek Folklöründe Yasak Motifinin Menşei ve Poetiği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20142</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20142</guid>
      <author>Shahnoza NAZAROVA</author>
      <description>Yasak, insanlık tarihinin elde ettiği tüm yasa mecmualarının en önmeli bir parçasıdır. O, gelecek nesilleri gelenekler temelinde eğitmeyi ve toplumun bütünlüğünü korumayı amaçlamaktadır. Ancak, zamanı gelince yasaklar da yıpranır. Sonuçta nesiller değişirken eski düzenler yeni düzenlere kendi yerini boşaltmak zorunda kalır. Şu esnada nesiller, uygarlıklar sınavdan geçer. Bu süreç folklör eserleri metinlerinde tarihi, törensel ve poetik (şiirsel) belirtileriyle bir bütün olarak kendini nümayan eder. Bu makalede metin incelemesi aracılığıyla yasağın antropolojik, etnografik ve poetik anlamlarının farklılıklarına dikkat edilmektedir.. Bizim incelediğimiz motif, Özbeklerle kardeş topluklara, özellikle Kazak, Kırgız ve Türkmen topluluklarına özgü folklör eserlerinde de görülmektedir. Süje ve motiflerdeki yakın benzerlikler Tacik edebiyatında fazla hissedilmemektedir. Bu ise Tacik edebiyatının İran mitolojisi etki alanına girmesiyle açıklanabilir. Böylece, Orta Asya toplulukları edebiyatının tek ve farklı mitolojik temellere dayandığını yine bir kere tesbit etmektedir. Özbek halk destan ve masalları örneğinde yasak motifinin öncü özellikleri, belirtileri, kendine has görünümleri, poetik metinde gelen çeşitleri söz konusudur. Hami (yardımcı) görünümü ile yasak sınav motifi arasındaki jenetik (menşece) bağlılık meseleleri denetlenmektedir. Yasak motifinin genel sınav çemberinde bedii estetik görevi araştırılmaktadır. Metinde yasak süreci (inisasyon töreni)ni başlatan poetik mantığa sahip ihtiyaç, bunun yanı sıra, doğum, evden ayrılma, yolculuk, hamiye denk gelme, hami ve yardımcının şartlarını yerine getirme gibi süjenin daha sonraki kısımlarını oluşturan vasıtacı motif olduğu meselesi de incelenmektedir. Mit, törenler sisteminde yasak birer engelleme anlamında gelirken, metinde ise bazen kendi anlamına aykırı olarak şart motifine dönüştüğü görülür. Makalede yasak motifinin folklör eserinin türküsel olarak söylenmesi sürecine bağlı bir tarzda değişmesine de dikkat edilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Altyazı Çevirisinde Bir Kısıtlama: Senkron</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20187</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20187</guid>
      <author>Derya OĞUZ</author>
      <description>Son yıllarda çeviribilim kapsamında değerlendirilmeye başlanmış olan görsel-işitsel çeviri çalışmaları, böylelikle bu alandaki ürünlerin kalitesinin artmasına katkıda bulunmaktadır. Görsel-işitsel çeviri üst kavramı altında öne çıkan en yaygın görsel-işitsel çeviri yöntemleri dublaj ve altyazıdır. Dublaj, altyazıya göre daha zahmetli ve masraflı bir süreçtir ve dublaj izleyicisi ayrıdır. Ülkemizde sinemada gösterime giren yabancı filmler genellikle altyazı yöntemiyle izleyiciye sunulmaktadır. Altyazı, en genel anlamda yabancı bir izlentide yer alan işitsellerin ve izleyici açısından çeviri gerektiren diğer göstergelerin erek dile yazı kanalıyla çevrilmesidir. Erek dile çevirisi yapılmış altyazı ekranın genellikle alt bölümünde yer alır. Ekranın altında en fazla iki satır olacak biçimde yer alan altyazının, orijinali ile aynı içeriğe sahip olması beklenir. Bunun için yer ve zaman sıkıntısından dolayı kimi zaman erek metinde kısıtlamaya gidilir. Bu çeviri yönteminde en önemli noktalardan birisi, ekrana gelen altyazıların film diyalog ve görüntüleriyle eşzamanlı/senkronize olmasıdır. Bu çalışmada görsel-işitsel ürünlerin çevirisinde kullanılan altyazıya ilişkin kuramsal bilgilere yer verildikten sonra, altyazı çevirisinde dikkat edilmesi gereken hususlar arasında önemli bir yeri olan senkrona yönelik çeviri sorunları ele alınmıştır. Araştırmada, altyazı sürecinde görsel ve işitsel açıdan senkronun önemi ve gerekliliği, altyazıda senkron sorununun kaynağı, senkronun çeviri sürecini nasıl yönlendirdiği ve çeviri ürününün kalitesini nasıl etkilediği ortaya konulmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede Vücut Organ Adı Olarak "Kulak" Sözcüğünün Kavramsal İçeriğine Bilişsel Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20225</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20225</guid>
      <author>Suat ÖZER</author>
      <description>Bu çalışmada, Türkçede ‘kulak’ ile ilgili sözvarlığında biriken kavramsal içeriği bilişsel yaklaşım çerçevesinde ele alacağız. Bu yüzden bilişsel anlambilim açısından önemli olan metafor ve metonimi kavramlarının altını çizmemiz gerekmektedir. Metonimi 'X, Y’yi temsil eder' kavramsal ilişkisi iken metafor 'Y açısından anlaşılabilir X', kavramsal ilişkini gösterir. Metonimi ve metafor arasındaki bir diğer önemli fark şöyledir: Metafor alanlar arası eşlemeler içerirken metonimi, tek bir alan veya alan matrisi içindeki eşlemeleri içerir. Bu olguları ayrı ayrı ele alan yaklaşımlara karşın metafor ve metonimik alanlar arasında etkileşimi söz konusu eden çalışmalar da bulunmaktadır. Bilişsel anlambilim alanındaki son çalışmalarda ise, özellikle Antonio Barselona ile ilişkili olanlar, metoniminin metafordan daha temel olduğu ve metaforu motive edebileceği ileri sürülmektedir. Vücut sözcükleri kaynak alanlardır ve hedef alanlar onların soyut varlıklarıdır. Kulak vücut parçası olarak işitmenin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynar. İşitmede kulak anatomisine bağlı olan iç organ parçaları da vardır; örs, çekiç, üzengi gibi. Ayrıca kulağın dış unsurları; kepçe, zar, meme gibi. Metaforik ifadelerin yansımaları bu dış unsurlarda yoğunlaşmıştır. Vurgunun kulağın dış unsurları yahut organın bütününe doğru olduğu ilgili sözvarlığında görülmektedir. Örneğin, kulak memesi kıvamında (parçaya vurgu); kepçe kulaklı çocuk (bütüne vurgu). Çalışmamız kulak sözcüğünün metonimik olarak kurduğu ilişkilerin metaforik bağlam açısından motive edici olup olmadığını Türkçe açısından tartışmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Oğuz Tansel Masallarının Derin Kökleri Üzerine Bir Örnek Mavi Gelin Masalı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20189</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20189</guid>
      <author>Ali Osman ÖZTÜRK</author>
      <description>Daha çok bir halk efsanesi olarak bilinen Şahmaran hikayesinin kaynakları, yazılı kültürde öncelikle Binbir Gece Masalları’na kadar uzanır. Binbir Gece Masalları M.S. 250 yılı civarı Hint, 500 yılı civarı İran ve 8. yüzyıldan itibaren Arap kaynaklarında görülür. Osmanlı Devleti’nde Dilimize ilk çevirisi (sadece bir bölümü) Câmasbname adıyla 15. yüzyıl şairlerinden Abdî tarafından; son önemli çeviri 1992-1993 yıllarında Âlim Şerif Onaran tarafından Fransızcadan yapılmıştır. Bu makale’de Oğuz Tansel’in 1943-45 tarihlerinde derlediği “Mavi Gelin” masalının motifleri bakımından Binbir Gece Masalları’ndan bugüne geçirdiği değişiklikler ortaya konulmuştur. Tansel fantastik öğelerin yerine, masala gerçekçi olanları yerleştirir. Çıkardığı diğer önemli hususlardan biri de erotik öğelerdir: Kahramana vaad edilen bin altın ödülün yanında bakire yoktur ya da havuzda yüzen kızlarla cilveleşme yoktur. Çocuk aklıyla tuzağa düşmenin nedeni, bir işin sonunu düşünememe durumudur. Sarayın yerini konak almıştır; Hz. Süleyman’ın bina ettiği Kuşlar Tekkesi’nin bekçisi normal bir konak sahibi oluverir, kuşları değil, kardeşini ziyaret için konaktan ayrılır. Yasak bahçede yakuttan taht yerine bol çiçekli bir bahçe ve havuz vardır. Ak güvercinler soyunmaz, çırpınıp kılık değiştirirler vs. En önemli değişiklik olarak, Binbir Gece Masalları’nda ya da Şahmaran’da kızın ölümünden dolayı ortaya çıkan mutsuz son kaldırılmış, bunun yerine Türk masallarında sık görülen mutlu son ikame edilmiştir. Masal kahramanının merakı uğursuzlukla, eşinin ölümüyle cezalandırılmaz. Oğlanın başına gelenler her ne kadar cahaletinden de olsa, sözü ve gözü pekliği, korkusuzluğu övülür. Sonuç olarak, eski olağanüstü masal ve efsane motifleri Mavi Gelin masalında çağımıza uygun olarak daha gerçekçi bir nitelik kazanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mustafa Kutlu’nun Hikâyelerinde Mekân Olarak Ev</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20264</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20264</guid>
      <author>Ayşegül SEKMAN, Yakup ÇELİK</author>
      <description>Cumhuriyet Dönemi Sonrası Türk edebiyatının önemli hikâye yazarlarından biri olan Mustafa Kutlu, günümüze dek yayımladığı yirmi altı hikâye kitabı ile hikâye sahasındaki konumunu sağlamlaştırmıştır. Kıssa geleneğine dayalı öyküleriyle modern insanın bunalımlarını ve değişen düzene karşı bozulmamış, saf Anadolu insanının hayat mücadelesini dile getirmiştir. İlk hikâyelerine romantik bir Anadoluculuk hakim olan yazar, daha sonraki hikâyelerinde kapitalistleşme ile birlikte sanayileşmenin yol açtığı olumsuz etkilere değinmiştir. Varoluşçu felsefenin izlerine rastladığımız eserlerinde Ioanna Kuçuradi’ den aldığı sanat dersleri ile dünyayı algılayış tarzından etkilendiği Nurettin Topçu’nun görüşlerini harmanlayarak Şark-İslam kültürünün bir sentezini oluşturmaya çalışmıştır. Sosyal-gerçekçi bir anlayışla kaleme aldığı hikâyelerinde mekânı insanın ünsiyet kurması gereken bir unsur olarak görmüştür. İçe yönelik bir mekân anlayışına sahip olan Kutlu, insanın ahlaki yönünün ve düşünüş tarzının yaşadığı mekâna aksedeceğini düşünür. Eserlerinde modern hayata ve köy yaşamına ait olan mekânların birbirinden farklı niteliklere sahip olduğu, yaşam tarzının yaşanılan mekâna yansıdığı dikkati çeker. Yaşadığı zaman ve mekândan hoşnut olmayan Kutlu, bu dünyadan uzaklaşmak için tasarlanmış bir mekân tasavvuru oluşturur. Çalışmamızda hikâyelerinde Şark hikâyeciliğinin yapı unsurlarını ve malzemelerini kullanan Mustafa Kutlu’nun bir iç mekân olarak “ev” i birey-mekân ilişkisi bağlamında ele alış şekli üzerinde durulmuştur. “Ev” başlığı altında, hikâye kahramanlarının yaşam alanı olarak ev ile olan etkileşimi esas alınmıştır. “Evi Kaybetmek” te belirli sebeplerden dolayı evlerini terk eden ya da terk etmek zorunda kalan kahramanların mekân ile olan münasebeti ilginç görüntüler oluşturur. “Eve Dönüş” te ise yıllar sonra doğup büyüdükleri memleketlerine, baba evine, vatanına dönen insanların rücu etme sebepleri irdelenmiştir. Mustafa Kutlu’nun hikâye kahramanlarının bir iç mekân olarak evi hem fiziksel hem de psikolojik durumlarına göre değişen bağlamda algıladıkları sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sanatsal Dokunuşla Tasarlanan Bir Aşk Romanı: Romantika</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20232</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20232</guid>
      <author>Güngör ŞAHİN</author>
      <description>Turgut Özakman’ın ikinci romanı olan Romantika aşk teması etrafında kurgulanan bir romandır. Yazar; başkalarıyla evli iki insanın eşlerinde bulamadıkları duyguları, sıcaklığı, dostluğu ve tutkuyu konu edinir. Karakterler; farklı zamansal ve tematik kurgu teknikleriyle oluşturulan gerilimle okuyucunun karşısına çıkarlar. Olay parçaları arasındaki akıcılık ve tematik geçişkenlik, değer yargılarının arka plana itilerek, okuyucunun kendini kaptırdığı bir aşk duygusunun merkeze alınmasını sağlar. Eser, zarif duygularla ince ince işlenen ve yaşanılan bir aşkın romanıdır. Yazar aynı zamanda; aşk düşüncesi, evliliğe bakış açısı, eğlence tarzları gibi konuları kuşaklar arasındaki farklı algılamalara ve çatışmalara göre ele alır. Kuşak çatışmasını oluşturan değerlerin temsili, iki nesil arasındaki duygu ve düşünce farklılıkları aşk teması etrafında kurgulanır. Dönemin siyasi, sosyal hareketliliği ve bu hareketliliğin bireyler üzerindeki etkisi sadece romana başlarken, ayrıntıya girilmeden bir dekor olarak romanda yer alır. Böylece, romandaki asıl odak noktası aşk duygusu olur. Romanda bir üniversite hocası ile eski öğrencisinin yaşadığı aşk, sanatsal bir fonda tutkuya dönüşür. Karakterlerin canlılığı ve diyaloglardaki ayrıntılı betimlemeler Özakman’ın oyun yazarlığındaki tecrübesini romanla bütünleştirmesinin örneğidir. Roman içerisindeki kurguya ilişkin buluşlar özgün bir nitelik taşır. Bu çalışmanın amacı; Turgut Özakman’ın roman kurgusunu, romanın vak’a zamanına hakim olan değer yargılarının dışında gelişen tutkulu bir aşkı, Rallo May’ın varoluşçu kuramı, Yeni-Freud’cuların bağlanma kuramı, Schiller’in estetik düşünceleri, Rönesans sanat anlayışı açısından yorumlayıp yazarın bu bakış açısıyla geliştirdiği ve sanat motifleriyle oluşturduğu zengin tasarımını değerlendirmektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>О способах минимизации интонационных нарушений в группах турецких студентов.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20201</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20201</guid>
      <author>Zulfiya ŞAHİN</author>
      <description>В процессе преподавания русского как иностранного среди всех супрасегментных единиц просодии ударение и интонация заслуживают особого внимания. Именно ударение и интонационное оформление высказывания во многом обеспечивают успешное коммуникативное общение на языке. Интонационные нарушения речи не только искажают общее звучание, но зачастую приводят и к нарушению смысла высказывания. Работа посвящена проблеме формирования интонационной компетенции среди турецких студентов, изучающих русский язык. На базе сопоставления интонационных особенностей русского и турецкого языков, была сделана попытка выявить главные различия двух систем с целью объяснить, и по возможности предупредить, моменты негативной интерференции родного языка. Наряду с сопоставлением, в статье презентуется комплекс упражнений по технике речи. Презентуемый комплекс подобран с целью сформировать отсутствующие в турецком, однако характерные для русского языка, навыки интонирования.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Huzur" Romanının Almanca Çevirisi ("Seelenfrıeden") Örneğinde Edebi Çeviri Eleştirisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20217</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20217</guid>
      <author>Lokman TANRIKULU, Seyit Battal ARVASİ</author>
      <description>Çeviri işlemi günümüzde toplumları ve bireyleri birbirine yaklaştıran ve onlar arasında her türlü diyalogun ya da iletişimin kurulmasını sağlayan vazgeçilmez bir etkinliktir. Yapılan çevirilerin kalitesinin artması bakımından çeviri eleştirisinin, çeviri bilimdeki önemi tartışılmaz bir gerçektir. Ahmet Hamdi Tanpınar, eserleriyle olduğu kadar şahsiyeti, yaşam tarzı ve bütün bunların arka planında sahip olduğu kültürün derinliği ile de yakın dönem Türk Edebiyatının önemli şahsiyetleri arasında yer almaktadır. Çalışmamızda yazarın ilk uzun yazı denemesi olan ve geniş kültürü ile şair mizacını en olgun şekilde ortaya koyduğu roman olarak tanımlanan "Huzur"un, Christoph K.Neumann tarafından Almancaya çevirisi "Seelenfrieden”i inceledik. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın "Huzur" adlı romanının Almancaya yapılan çevirisinin, yazın çevirisi eleştirisi ilkeleri doğrultusunda karşılaştırmalı ve betimlemeli yöntemle irdelenmesi, bilimsel literatür ışığında tartışılması araştırmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada özgün dili Türkçe olan yazınsal ürünün Alman Diline nasıl aktarıldığını betimleme ve bu aktarım tarzlarını değerlendirme, ayrıca her çevirmenin sahip olması gereken alan, konu ve dil bilgisini, yaratıcılıkla ne ölçüde harmanlayarak kullanabildiklerini belirleme çabası güdülmüştür. Araştırmamızın sonunda irdelediğimiz çevirmenin genellikle hedef dil odaklı bir çeviri anlayışını benimsediğini ve kaynak dilden hedef dile aktarım yaparken öncelikle hedef dil kültürünü esas aldığını gözlemledik. Araştırdığımız eser, yazınsal bir eser olduğu için yazınsal metinlerin çevirisinde içerik ve biçimin bir bütün oluşturduğunu ve bu bütünün birini diğerine tercih etmeden aktarılması gerektiğini vurguladık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Seyyid Vehbî'nin Şair Anlayışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20279</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20279</guid>
      <author>Zafer TOPAK</author>
      <description>Bu çalışmada, Seyyid Vehbî Divanı’nında yer alan poetik içerikli dizelerden hareketle onun, şair karşılığında kullandığı kelime ve tamlamalar, bir şairde olmasını istediği şairlik özellikleri, şairle ilgili yaptığı benzetme unsurları, yaşadığı dönemin sanat ortamına bakışı, diğer şairlerle ilgili görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Vehbî, şaire dair görüş ve düşüncelerini şiir anlayışında olduğu gibi Divan’ında daha çok kasidelerinin fahriye bölümlerinde ve gazellerinin mahlas beyitlerinde dile getirir. Ona göre bir şair, doğuştan, Allah vergisi bir şairlik kabiliyetine, hünere ve şiir ilmine, tatlı dile, güzel ve düzgün üsluba, herkesi kendine hayran bırakacak mucizevî bir söyleyişe sahip olmalıdır. Kendi şairliğini “tûtî, semend, nessâc, câsûs, Hz. İsa, Hz. Musa” vb. unsurlara benzeten şair, bunlar aracılığıyla tatlı dil, yenilikçilik, sürükleyicilik, etkileyicilik gibi çeşitli şairlik vasıfları arasında ilgi kurar. Vehbî, yaptığı değerlendirmelerde şair kelimesine çokça yer vermekle beraber şair karşılığında “allâme-i fenn, edîbân-ı sühan-dân, erbâb-ı nazm, hâme-kâr, hoş-lehçe, mu‘ciz-gû, nükte-perdâz, sühan-dân, sühan-perver, üstâd-ı fenn-i nazm, vâlî-i iklîm-i sühan” vb. kelime ve tamlamaları da kullanır. O, özellikle Vekâletnâme’sinde yaşadığı dönemin şiir ve sanat ortamını da değerlendirir, beğendiği şairleri ve beğenme sebeplerini belirtir, şikâyet ettiği ve rahatsız olduğu şairlik durumlarını da daha çok genel ifadelerle dile getirir. Bir dönem re’is-i şâ‘irânlık görevini de üstlenen Vehbî’nin şair(liğin)e dair yapmış olduğu bu poetik tespit ve değerlendirmeler, şairin kendi döneminin ve</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hermenötik Felsefe Bağlamında Turgay Nar’ın Can Ateşinde Kanatlar (Mevlana) Oyununda Zaman ve Mekân Kırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20229</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20229</guid>
      <author>Nurullah ULUTAŞ</author>
      <description>Hermenötik felsefe metnin yüzeysel anlamından yola çıkarak derin anlamını bulmaya çalışan ve kapsamını dil unsurlarının oluşturduğu bir felsefedir. “Anlama”nın ontolojik sorunundan yola çıkarak metnin yazıldığı dönemin, koşulların, yazarın kimliği ve yetiştiği kültür, okurun cinsiyeti ve almış olduğu eğitim, metnin yazıldığı /okunduğu dil… tüm bunlar anlama eylemiyle ilişkili parametrelerdir. Metni oluşturan yazar ile okur arasında diyalektik bir ilişki olduğunu savunan ve işin psikolojik yönünü de hesaba katan bazı bilim adamları, “anlama”nın, “yanlış anlama”ya dönüşebileceği tehlikesine de işaret ederler. İşte tüm bu bakış açıları, Hermenötik felsefeyi ortaya çıkarır. Turgay Nar’ın Can Ateşinden Kanatlar (Mevlânâ) oyunu, Mevlânâ ve Şems arasındaki ilişkiden ve tasavvufi algıdan hareketle farklı anlayışların nasıl ortak bir amacı hedeflediğini ortaya koymaya çalışır. Eserde tasavvufi anlayışla birlikte yer yer, mitolojiler, geçmişte yaşananlar veya 'metin içinde metin' yoluyla insanın insana yaptığı zulümlere göndermelerin ve politik eleştirilerin de yapıldığını görürüz. Eserde zaman ve mekân kayması yoluyla esere hem derinlik hem de açılım kazandırılır. Yunan filozoflarıyla başlayıp İslam filozofları arasında da büyük tartışmalara yol açan ilk yaratılıştan sonraki yaratma, dönüştürme ve halden hale geçirme, mekânın ontolojik gerçekliği gibi konulara da değinilir. Bu çalışmada Can Ateşinde Kanatlar (Mevlânâ) adlı tiyatro metnine Hermenötik yöntem bağlamında, metnin sağladığı imkânlar ölçüsünde bir anlam kazandırılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çöplükte "Biten" Yaşamlar: Berci Kristin'den Bit Palas'a İstanbul, Kirlenme ve Çöp</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20195</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20195</guid>
      <author>Beyhan UYGUN AYTEMİZ</author>
      <description>Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları’nda (1984) kentin dışına atılan çöplerin üzerinde kurdukları derme çatma gecekondularında verdikleri yaşam mücadelesiyle kent yaşamına bir ucundan eklemlenmeye çalışan, özünde ise geleneksel yaşamın kodları içine sıkışmış olan insanların savaşımını anlatır. Roman; İstanbul varoşlarının oluşum sürecini geleneksel anlatıların teknikleriyle örülü yapısıyla okurun dikkatine sunarken İstanbul’un “kıyısı”nda şekillenen bir tür “kentlileşme” ve kentlileşmeye koşut olarak gerçekleşen, “berci kız”lıktan “Kristin”leşmeye uzanan “yozlaşma” deneyimini de aktarır. Elif Şafak ise, romanı Bit Palas’ta (2002) önüne geçilmez bir çöp kokusunun işgal ettiği Bonbon Palas apartmanı sakinlerinin yaşamlarından yola çıkarak modern kentlinin İstanbul deneyimine odaklanır; “yalıtılmış” bir mekân içine hapsolmuş roman karakterlerinin pencereleri, dış dünyaya olduğu kadar birbirine de sıkı sıkıya kapalıdır. Anlatı teknikleri ve odağa aldıkları insanların sınıfsal kökenleri açısından böylesine farklılaşan iki yapıtı birbirine bağlayan unsur ise çöptür. Her iki romanda da çöpün, anlatılara konu edilen dönemde İstanbul’un çehresinin betimlenmesinde başat öge olarak ön plana çıktığı gözlemlenmektedir. Bu incelemede, İstanbul ve buna bağlı olarak çöp imgelerinin Berci Kristin Çöp Masalları’nda ve Bit Palas’ta nasıl kristalleştiği irdelenmekte; biri çöplüğün üzerinde yükselen, diğeri ise içten içe çöplüğe dönüşen mekânlardan yola çıkılarak kurgulanan anlatıların atmosferini belirleyen bir odak olarak çöp imgesinin –roman karakterlerinin çöple kurduğu ilişkinin niteliği de dikkate alınarak– simgesel anlamı sorgulanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern Özbek Türkçesinin Oluşumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20286</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20286</guid>
      <author>Emek ÜŞENMEZ</author>
      <description>Modern Özbek Türkçesi; 19. yüzyılın ilk yarısından sonraki dönemlerden günümüze kadar olan süreçte, Özbekistan coğrafyasında kullanılan konuşma ve yazı dilidir. 1930’lu yılların başlangıç olarak kabul edildiği Yeni Özbek Türkçesinin tam olarak şekillenmeye başlanması Türkistan Hanlıklarının (Fergana Hanlığı, Hive Hanlığı, Buhara Hanlığı) Sovyet Rusya tarafından işgal edilmesiyle başlar. Türkistan’ın Sovyet Rusya tarafından işgali sonrasında başlayan milli birlik ve beraberlik fikri etrafında gelişen yazılı edebiyat ürünleri Yeni Özbek Türkçesinin başlangıcı kabul edilebilir. Karluk, Kıpçak ve Oğuz lehçelerinin karışımı olan Yeni Özbek Türkçesi için Eski ve Orta Türkçe devirleri alt taban, Farsça ve Rusça ise üst taban oluşturmaktadır. Özellikle Şura (Sovyet) devrinde baskı ve dayatmalar sonucu Rusça’dan çok sayıda kelime alan Yeni Özbek Türkçesi İkinci Dünya Savaşı yıllarında kesintiye uğramıştır. Fakat savaş sonrasında birikmiş acı, özlem, hasret ve benzeri duygu düşünceler dil ve edebiyata yansımıştır. Özbekistan’ın bağımsızlığıyla birlikte farklı bir sürece giren Yeni Özbek Türkçesi mensur ve manzum alanlardaki edebî ürünlerle gelişmesini devam ettirmektedir. Özellikle müstakillikten sonra şair ve yazarların üstündeki baskının kalkması dil ve edebiyat sahasında daha özgür düşüncelerin ve milli unsurların öne çıkmasına vesile olmuştur. Bu yazıda Modern Özbek Türkçesinin kapsamı, vasıfları, tarihi süreci, kuruluş safhaları ve sonrası devir, yazar ve dil açısından ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransız Tarihi ve Edebiyatında Üç Dumaslar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20076</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20076</guid>
      <author>Ali YAĞLI</author>
      <description>Alexandre Dumaslar Fransız tarihi ve edebiyatına siyasi, edebi ve sosyal alanlarda büyük katkı sağlamış ünlü şahsiyetlerdir. Baba ve Oğul Dumasların eserleri dünya klasikleri arasında yer almış özellikle Monte-Cristo, Üç Silahşörler ve Demir Maske günümüzde herkesin roman kahramanlarıyla tanıdığı birer başyapıt olmuştur. Dumas Père ve Dumas Fils önce tiyatro, daha sonra da roman yazmaya başlamışlardır. Romanlardan kazandıkları parayla da Fransa’nın en varlıklı yazarları arasında sayılmışlardır. Dumas Père yardımcıları sayesinde, yaklaşık 300’e yakın eseriyle döneminin en çok yazan romancısıdır. Tiyatro eserleriyle Fransız edebiyatına büyük katkı sağlamasına rağmen okuyucular onu en çok romanlarıyla tanırlar. Romanlarıyla sinema dünyasını da beslemiş, 1907’den günümüze kadar bazı romanlarının 300’e yakın filmi yapılmıştır. “Roman Fabrikası” lakabıyla da tanınan Dumas Père sadece iyi bir romancı değil aynı zamanda tanınmış bir seyyah ve aşçıdır. Dumas Fils de romanın yanı sıra en çok hayat kadınlarını konu alan dramlarıyla tanınır. Çocukluk ve gençlik yıllarında melez olmanın baskısını sürekli hissetmiş olan Dumaslar kendi dönemlerinde sadece klasikler arasına giren romanlarıyla değil aynı zamanda sansasyonel hayatlarıyla da kendilerinden bahsettirmişlerdir. Özellikle romanlarıyla Türk edebiyatını da etkileyen Dumaslar Tanzimat döneminde Türk romanının gelişmesine büyük katkı sağlamışlardır. Fransa’da özellikle Dumas Père’in eserlerine uygulanan gizemli sansür onun melez bir aileden gelmesinden dolayıdır. Fransız hükümeti bu özrünü 2002 de Dumas Père’in mezarını ünlü şahsiyetlerin defnedildiği Panthéon’a taşıyarak telafi etmeye çalışmıştır. Üç Silahşörler, Monte Cristo Kontu ve Kamelyalı Kadın günümüzde halen zevkle okunan romanlar arasındadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>La Fontaine Masallarının Türkçe’ye Çevirileri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20194</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20194</guid>
      <author>Perihan YALÇIN, Semra TAYDAŞ</author>
      <description>Bu çalışmada La Fontaine’in fabllarından tematik olarak seçilen birkaç masalın çevirileri üzerinden çeviri değerlendirmesi yapılacaktır. Burada çeviriler arası eşdeğerliğe, sık başvurulan çeviri stratejilerine değinilecektir. Çevirmenlerin kaynak metne ne derece bağlı kaldıkları, uyarlama yaparken kabul edilebilirliğin veya yeterliliğin nasıl ve hangi düzeyde olduğu incelenecektir. Seçilen masalların konularını temsilen: çalışmayı, çalışkanlığı öğütleyen Ağustos Böceği ile Karınca’; kurnazlık üzerine ‘Karga ile Tilki‘; yardımlaşmanın önemini vurgulayan ‘Aslan ile Fare‘ ve elde edilemeyen şeyleri kötülemeyi örneklendiren ‘Tilki ile Üzümler‘ masalları oluşturmaktadır. Çeviri örnekleri olarak Sabahattin Eyüboğlu (2012, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul) ve Orhan Veli Kanık (2014, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul) çevirileri çalışmada esas alınacaktır. Her iki çeviri örneğinde de çeşitli çeviri stratejilerinden istifade edilmiştir. Orhan Veli Kanık çevirileri genel olarak biçimsel olarak kaynak metne daha sadıktır. Bu anlamda yeterli çeviriler olduğunu söyleyebiliriz ama kullanılan dil açısından hedef dil kitlesi okur açısından zor algılanabilecek güç sözcükler tercih edilmiştir. Sabahattin Eyüboğlu çevirilerinde en çok kullanılan stratejilerin başında uyarlama, ekleme ve çıkarma stratejileri gelmektedir. Kullanılan dil açısından daha masalımsı, çocuk dünyasında anlaşılması daha kolay bir kullanım olduğunu dile getirebiliriz. Sonuç olarak masal çevirisinin de kolay olmadığı, her ne kadar aslına yakın olursa olsun çevrilen masalın erek dilde yeniden yorumlama ve yazma olduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Représentation De La Culture Populaire Turque En France Par L’œuvre Bilingue D’ali Başaran: Analyse Des Traductions Des Eléments Culturels Turcs</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20220</guid>
      <author>Ceylan YILDIRIM</author>
      <description>La transmission intergénérationnelle et internationale des valeurs culturelles se révèle comme une nécessité non seulement pour la connaissance de l’héritage culturel mais aussi pour l’ouverture à l’extérieur. Il est possible de dire que Başaran joue un rôle primordial dans la représentation de la culture populaire de Turquie en rédigeant des contes, des nouvelles, des anecdotes et des comptines appartenant à la culture turque, transmis, tous, à nos jours par la tradition de la culture orale. Başaran, apporte, avec ses ouvrages bilingues turc-français, sa grande contribution à la transmission intergénérationnelle et internationale de la culture populaire turque. Cette étude vise à révéler l’effet des stratégies de traduction dans la représentation de la culture turque à l’étranger par l’analyse des recueils bilingues de Başaran sur la culture populaire turque. La méthode de cette étude consiste à analyser les éléments culturels turcs dans le cadre des stratégies de Venuti : ‘foreignization’ qui donne la priorité aux normes de la langue et de la culture source et ‘domestication’ qui donne la priorité aux normes de la langue et de la culture cible. Les méthodes et les stratégies de traduction adoptées dans les traductions de Başaran contribuent-t-elles à la visibilité et à l’ouverture de la culture turque dans la culture cible? Başaran, avec ses recueils bilingues, transmet non seulement la culture orale et populaire de Turquie aux turcophones vivant en France, mais aussi aux français qui veulent apprendre la langue et la culture turques. Son attitude de préserver les éléments culturels turcs dans les traductions rend la culture orale et populaire de Turquie visible à l’étranger, qui risquent d’être oubliées par la nouvelle génération.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Basri Gocul’un Oğuzlama’sı Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20227</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20227</guid>
      <author>İsmail ERBEK</author>
      <description>Ulusların inşasında destanların büyük rolü vardır. Yeniden yazılan destanlar uluslaşma sürecinde toplumlarda millet olma bilincini, ruhunu ortaya çıkarmada, kültürel kimliğin oluşmasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Osmanlı Devleti’nin dağılma süreci ve Türkiye Devleti’nin kuruluş sürecinde bilgi ve bilinç yenilenmesi, yeni bir toplumsal yapının inşası için Türk mitik anlatıları, destanlar, hikâyeler gibi anlatım esasına bağlı türler ile çeşitli siyasî-ulusal sembollerin kullanılması gerekli görülmüş ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinden itibaren kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemlerinden itibaren uygulanan öğretmen yetiştirme politikasıyla bu siyasi-ulusal semboller, daha yoğun ve daha etkin bir şekilde kullanılmıştır. H. Basri Gocul yazı ve şiirlerinde bu sembolleri sık kullanan, şiirlerini bu sembol ve anlatılar üzerine kuran bir öğretmen şâirdir. Gocul’un Oğuzlama adlı manzum destanı, Oğuz Destanı’nın yeniden yorumlanması, yeni bir ruhla kaleme alınmasıdır. Oğuzlama Dede Korkut Hikayeleri temelli bir eser olması hasebiyle aynı zamanda metinlerarası bir eser hüviyetindedir. Bu bakımdan eser metinlerarasılık tekniklerini içermektedir. Önemli edebi ürünlerden olan destanlardan yararlanmak için bu eserlerin çocuk ve gençlerimizin seviyelerine göre işlenmesi şarttır. Destanlar, millet olma bilincini yansıtan eserler arasında ilk sırada yer almaktadır. Bu açıdan bakıldığında çocuklara dolaylı toplumsal kişilik ve kimliği edindirmede destanların katkısı büyük olacaktır. İşte Oğuzlama bu görevi yerine getirebilecek önemli eserlerden birisidir. Makalede bu güzide eser değişik yönleriyle incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rusça İsim Cümleleri ve Bunların Türkçeye Çevirisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20190</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20190</guid>
      <author>Oktay Selim KARACA</author>
      <description>Bu makalede Rusça ve Türkçedeki isim cümlesi anlayışları karşılaştırılmış, Rusçada fiil cümlesi olarak görünen bazı cümlelerin Türkçeye çevirisinde karşılaşılan sorunlar incelenmiştir. Rus bilim insanlarının konuya yaklaşımları incelenmiş ve bugünkü durum tespit edildikten sonra Rusçada sık karşılaşılan isim cümlelerinin Türkçeye çevirisi örnekler üzerinde gösterilmiştir. Rusça gramer kitaplarından ve başka serlerden kendi tespit ettiğimiz otuz civarında fiilin oluşturduğu cümlelerin Türkçeye fiil cümlesi olarak değil isim cümlesi olarak çevrilmesi gerektiğini göstermeye çalıştık. Örnekleri genellikle Rusça gramerlerden ve Türkoloji ile ilgili eserlerden aldık. Rusçada isimler, sıfatlar, zamirler, sıfat fiiller, sayı isimleri herhangi bir bağlayıcı olmadan isim cümlesi oluşturabilmektedir. Aslında zarflar da isim cümlelerinde yüklem görevinde kullanılmaktadır ama bu durum Rusça gramerlerde gösterilmemiştir. Zarf dışındaki diğer kelimeler farklı isim halinde bulunarak veya yalın halde kullanılabilmektedir. Bunların Türkçeye çevirisinde pek sorun yaşanmamaktadır. Rusçadan Türkçeye yapılan çevirilerde, bazı Rusça fiillerin oluşturduğu cümlelerin fiil cümlesi olarak algılanmasından kaynaklanan yanlışlıklar görülmektedir. Rusçada başta bıt’ “olmak”, stat’”olmak; durmak” gibi soyut anlamlı fiiller ile sözlük anlamlarını koruyan yavlyat’sya “olmak, meydana gelmek”, imet’ “sahip olmak”, prinadlejat’ “ait olmak” gibi otuza yakın fiil aslında isim cümlesi oluşturmaktadır. En çok karşılaşılan isim cümleleri sırasıyla şimdiki zaman, geçmiş zaman ve gelecek zaman bildiren isim cümleleridir. Gelecek zamandaki Rusça isim cümleleri Türkçeye çevrilirken de olmak yardımcı fiilinin kullanılması gerektiği de ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Bediî Terbiye” Adlı Eseri Bağlamında İbrahim Alâettin Gövsa’nın Estetik Eğitimi Üzerine Görüş ve Önerileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20196</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20196</guid>
      <author>Metin OKTAY</author>
      <description>İkinci Meşrutiyet’in ve Cumhuriyet’in ilanlarından sonra toplumsal hayatın her alanında büyük bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanır. Yeni bir insan ve yeni bir toplum hedefiyle devlet eliyle yürütülen bu sürece dönemin birçok aydını farklı boyutlarda destek verir. İbrahim Alâettin Gövsa, Cumhuriyet öncesi ve sonrası kaleme aldığı yazı ve kitaplarla halkı eğitmeye ve bilinçlendirmeye çalışan çok yönlü yazarlardan biridir. 1913 yılında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından edebiyat eğitimi amacıyla İsviçre’ye gönderilir. Edebiyat eğitiminden ziyade Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsü’nde ve Cenevre Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı’nda pedagoji ve psikoloji öğrenimi görür. Yurda dönünce çeşitli okullarda öğretmenlik ve idarecilik yapar. Edebiyat, eğitim, estetik, psikoloji, pedagoji, sözlük ve ansiklopedi yazımı gibi değişik disiplinlerde kitaplar neşreder. 1925 yılında Cumhuriyet Dönemi’nin ilk estetik eğitimi kitabı olan “Bediî Terbiye” adlı eserini yayımlar. On bölümden oluşan kitapta Gövsa, sanattan ticarete; aile hayatından millet hayatına; okul bahçelerinden okul binalarına; resim eğitimden musiki eğitimine; okul kitaplarından çocuk edebiyatına toplumsal yaşamın birçok unsurunu estetik eğitimi açısından sorgular. Bu unsurların geçmişteki durumunu ve mevcut hâlini irdeler. Estetik eğitimin bireysel ve toplumsal hayatın her noktasına hâkim olması için Avrupalı yazar ve eğitimcilerin fikirlerinden de yararlanarak özgün öneriler ortaya koyar. “Bediî Terbiye”, bir bakıma “Meşrutiyet’in ve Cumhuriyet’in arzu ettiği bireyin ve toplumun nitelikleri neler olmalıdır?” sorusuna cevap arayan bir eser olarak da okunabilir. Bu çalışma İbrahim Alâettin’in estetik eğitime bakışını; resim, musiki, çocuk kitapları, çocuk şiirleri ve çocuk edebiyatı hakkındaki görüş ve önerilerini “Bediî Terbiye” adlı eserinden hareketle inceleme amacı taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi Konulu Çocuk Kitapları Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20215</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20215</guid>
      <author>Emin ONUŞ</author>
      <description>Kıbrıs, son altmış yılda Türk kamuoyunda yer eden önemli iki-üç siyasî konudan biridir. 1878’de Osmanlı-Türk hâkimiyetinden çıkan ve 1914’te İngiltere tarafından ilhâk edilen Kıbrıs’ta yaşayan Türkler için, 1974 Mutlu Barış Harekâtı’na kadar geçen yaklaşık yüz yıllık zaman dilimi, var olma-yok olmama mücadelesi şeklinde geçmiştir. Kıbrıs Türklerinin verdiği bu büyük varlık savaşımı, 1983’te KKTC’nin ilân edilmesiyle de zirveye getirilmiştir. Kıbrıs ve Türkiye’de 1950’lerden itibaren adada İngiliz-Rum kaynaklı tedirginlikler ve gelişen siyasî olaylar üzerine edebî eserler doğmaya başlar ve şair yazarlar şiir, roman, hikâye, tiyatro gibi edebî türlerde birçok eser kaleme alırlar. Türk kültüründe zorda kalındığı zaman hemen kahramanlık-hamasi edebiyat devreye girer. Kıbrıs temalı bu eserler tıpkı Türk Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi halka hitap eden, halkın millî bilincini uyanık tutan popüler-hamasi, hem de propaganda yapma bakımından oldukça değerlidir. Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi veya Kıbrıs konulu eserler, günümüzde de Türkiye ve Kıbrıs’ta neşredilmeye devam etmektedir. Kıbrıs konulu yazılan hamasi eserlerde, Türk büyükleri ve zaferleri sıkça anılır. Türklük ve Türk tarihinin çok önemli bir yeri vardır. Askerlerin kahramanlıkları, şehitler yüceltilir. Bayrak önemli bir motiftir. Bu eserlerde, tüm Türk milleti birlik ve beraberlik içindedir. Kimi zaman yaşlı, kadın ve çocuklar da savaşın, mücadelenin içinde önemli rol alırlar. Kahraman çocuk, hatta kadın tipleri hiç şüphesiz hamaset ve vatan temalı eserlerde toplum üzerinde etkili olacağı ve moral-manevî destek açısından bireyler üzerinde daha harekete geçirici olduğundan tercih edilmektedir. İşte Türkiye’de, Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi konulu yazılmış hatırı sayılır çocuk kitabına da rastlamaktayız. Konusu doğrudan çocuk kahramanlığı olan veya çocuk dizisinden çıkan eserlerin yanında, belli bir bölümünde çocuk kahramanlığı geçen eserler de mevcuttur. Kıbrıs’ta ise konusunu doğrudan çocuk kahramanlığı teşkil eden, eserlere rastlanmaz. Ancak bazı eserlerin tematiğinde çocuk kahramanlığına rastlamak mümkündür. Bu çalışmada Türkiye’de çıkan, Kıbrıs Türk Varoluş Mücadelesi konulu çocuk kitapları ve çocuk kahramanların bazı işlevleri tanıtılacak ve tematik incelemeye tabi tutulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nobel Ödüllü Mısırlı Yazar Necip Mahfuz’un el-Kahiretu’l-Cedide adlı Romanının Türkçe Çevirisindeki Dil Oyunlarının Eşdeğerlik Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20197</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20197</guid>
      <author>Murat ÖZCAN</author>
      <description>Çeviri sürecinde kaynak metin ile hedef metin arasındaki ilişkileri ifade eden eşdeğerlik kavramı, kaynak metinde anlatılanın en yakın eşdeğerini hedef metinde bulmak olarak tanımlanabilir. Çevrilen metnin hedef dilde aynı tadı verebilmesi için iki dil arasındaki eşdeğerliğin iyi olması gerekmektedir. Arap edebiyatından Türkçeye birçok roman çevrilmiştir. İlk başta Arap edebiyatının birçok eseri Türkçeye aslından değil, ikinci bir dil olan İngilizceden çevirisi yapılmıştır. Necip Mehfuz’un 1988 yılında Nobel Edebiyat ödülünü almasından sonra Türkiye’de onun eserlerini okumak isteyen meraklıları oldukça artmıştır. Mısır halkının o zamanki durumunu gözler önüne seren toplumsal gerçekçi romanlarından birisi olan el-Kahiretu’l-Cedide romanı Türkçeye Savrulan Kahire olarak aktarılmıştır. Yapılan bu çeviri Arapça aslından Türkçeye aktarılmıştır. Bu çalışmada Mısırlı ünlü romancı Necîb Mahfûz'un el-Kahiretu’l-Cedide isimli romanının Türkçe çevirisindeki dil oyunlarının eşdeğerlik açısından incelenmesi yapılmıştır. Anlamsal, söz dizimsel, dilsel ve üslup boyutunun yanında, metinleri biçimsel olarak etkileyen ve süslü bir dilin ana malzemesi olan atasözü, deyim, mecaz, kişileştirme, karşılaştırma gibi dil oyunlarının çevirisi üzerinde durulmuş ve çeviri eşdeğerliği açısından yorumlanmıştır. Romandan seçilen örnek paragrafların çeviri eleştirisi kapsamında yapılan çözümlemeleri, çevirmenin kaynak metnin biçim ve içeriğini önemli ölçüde koruyarak, dilbilimsel, sözdizimsel ve anlamsal açıdan aslına eşdeğer bir çeviri ortaya koyduğunu göstermektedir. Türk okuyucu Arapça aslında bulunan dil oyunlarını benzer bir şekilde kendi dilinde anlayabilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Adlı Romanında Yapı ve İzlek</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19967</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19967</guid>
      <author>Aslı SOYSAL EŞİTTİ</author>
      <description>Oğuz Atay’ın modernist romana özgü teknikleri kullanarak kaleme aldığı Tutunamayanlar, bireyin varoluş sorununu merkeze alarak, kişilerin yaşadığı dünyayı anlamlandırma kaygısını, dünya üzerinde kendine bir yer edinme endişesini ve bozulan benlik bütünlüğünü yeniden inşa etme çabasını anlatır. Romanda tutunamayan, içinde yaşadığı topluma uyum sağlayamayan, yalnızlaşmış ve yabancılaşmış aydına karşılık kullanılırken; tutunamamak eylemi, bu aydının hayat karşısında kendi varoluşunu ifade etme biçimine karşılık gelir. Çok katmanlı bir yapıya sahip olan roman, birden fazla anlatım tekniği, söyleyiş özelliği ve dilin farklı kullanımlarından meydana gelir. Tutunamayanlar’da, kişinin dünya üzerindeki yolculuğu, dış dünyanın katı gerçeklerinden bunalan bireyin içinde yaşadığı topluma uyum sağlayamaması, yanlış anlaşılması, kültürüne yabancılaşması ve bunun sonucunda yalnızlaşması anlatılır. Tutunamayanlar’ın yapısal ve izleksel açıdan incelendiği bu çalışmanın, birinci bölümünde romanın yapısını oluşturan öğeler üzerinde durulmuştur. Romanın kimliği, isim-içerik ilişkisi, romanda bakış açısı ve anlatıcı düzlemi, olay örgüsü, kişiler, mekân ve zaman, anlatı merkezli bir bakış açısıyla incelenmiştir. Çalışmada, romanın yapısını oluşturan unsurlar ayrıntılı bir biçimde ele alınarak metni oluşturan temel yapılar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın izleksel açıdan incelendiği ikinci kısımda ise öncelikle kora şeması oluşturulmuştur. Oluşturulan kora şeması doğrultusunda, özellikle kavramsal ve simgesel düzlemde ülkü değerler ve karşı değerler belirlenerek, romanda tespit edilen izlekler aracılığıyla roman açımlanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Siir Başlıkları Ne Söyler, Çevirmenler Ne Yapar?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20278</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20278</guid>
      <author>Didem TUNA</author>
      <description>Türk şiirinde Birinci Yeni olarak da bilinen Garip Akımı, 1941 yılında üç genç şair; Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat tarafından Garip başlıklı şiir kitabının basılmasıyla başlatılmıştır “Acayip”ya da “tuhaf” anlamına gelen “garip” sözcüğü, gerek akım, gerekse kitap için tam da bu anlamda kullanılmıştır, zira Garip şiirleri o devir için oldukça sıradışı ve alışılmadık şiirlerdir. Orhan Veli, akımın özelliklerini kitabın ön sözünde ifade etmiştir. Bu kapsamda yazılan şiirlerde, uyak ve ölçüden kaçınılmış, şairler mecaza, süslü ifadelere, her çeşit yapaylığa, gösterişli ve abartılı söyleyişlere karşı bir duruş sergilemişlerdir. Günlük yaşamda kullanılan dil şiire uygulanmaya çalışmış ve böylelikle şiirde daha önce kullanılmamış kimi ifadelere de yer verilmiştir. Sıradan insanlar ve yaşamları başlıca temalardan olmuş, özel olarak şiirselliğe ve eskiye dair herşeye karşı durulmuştur. Bu çalışmada, kitapta yer alan şiirlerin başlıkları, şiiri ve akımı ne boyutta yansıttıklarını ortaya koymak amacıyla, her bir şiirden akseden anlam evreninin giriş kapıları olarak incelenecektir. Başlıkların İngilizce ve Fransızca çevirileri, özgün başlıklarla karşılaştırılacak, sonuçlar Jean-Claude Coquet’nin geliştirdiği Söyleyenler Kuramı kapsamında çeviri göstergebilimi bakış açısıyla değerlendirilerek, çevirmen özgün metin bağlamında söylem alıcısı ve erek metin bağlamında da söylem üreticisi olarak ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eylem İşletimi, Hazırlayan: Kerime Üstünova, İstanbul: Sentez Yayıncılık, 1. Baskı, Aralık 2016, 222 s.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20241</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20241</guid>
      <author>Hasene AYDIN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


