






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue  3</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=329</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Yerel Seçimlerde Seçmen Davranışına Etki Eden Faktörler: Kocaeli Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20285</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20285</guid>
      <author>Zeynep KARAHAN USLU, Veysel BOZKURT , Hayati TÜFEKÇİOĞLU</author>
      <description>Bu makalenin amacı, yerel seçimlerde oy verme davranışını etkileyen faktörleri toplumsal değer ve ihtiyaçlar zeminini temel alarak incelemektir. Seçmenlerin yerel seçimlerdeki tercihleri üzerinden, adayların olumlu özelliklerinin, beğenmediklerini cezalandırmak istemesinin, medya mesajlarının, seçim kampanyasının ve etnik kökenin, adayın partisine yönelik algılamaların etki analizi yapılmış, yaş, cinsiyet, eğitim, politik kimlik sosyo-demografik etkenlerin tesirleri sorgulanmıştır. Kocaeli örnekleminde 8594 kişiyi kapsayan bir örneklem kullanılarak yapılan çalışmada adayın bireysel özellikleri ve ait olduğu siyasi partiye yönelik algılamaların tercihler üzerinde daha başat etkiler ürettiği tespit edilmiş, eğitim düzeyinin rasyonel sebeplerle oy verme tercihini güçlendirdiği, aday faktörüne dair daha derinlikli irdelemeleri ortaya çıkardığı tespit edilmiştir. Türk seçmeni muhafazakâr bir seçmen olup, siyasal parti tercihinde de ağırlık sağ/muhafazakâr partilerden yanadır. Muhafazakar/ İslamcı/ milliyetçi merkez sağı konsolide eden parti doğal olarak öne geçmektedir. Atatürkçülük dikkate değer bir düzeyde etkisini korumakla birlikte liberalizm, demokrasi ve ulusalcılık seçmende daha sınırlı bir destek bulmaktadır. Data, seçmen tercihleri üzerinde adayın dürüst/güvenilir olmasının (%85), halka yakın olmasının (%81), deneyiminin (%80), proje ve vaatlerinin (%80), partisinin (%80), kampanyanın (%53), medyanın (%40), köken faktörünün (% 24) ve beğenmediğini cezalandırma (% 15) arzusunun etkili olduğunu ortaya koymuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Paydaş İlişkisi Yönetimi’nin Ara Değişkenler Çalışanların Kurumlarını Değerlendirmesi ve Sosyal Açının Vasıtasıyla Firma Performansına Etkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20231</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20231</guid>
      <author>Zafer ADIGÜZEL, Oya ERDİL , Ayhan ARTAR</author>
      <description>Literatürde, önemli araştırmaların yapıldığı paydaş yönetimi konusunu incelediğimiz çalışmamızda, özel olarak; paydaş ilişkisi yönetimi ve paydaş davranışlarıyla, çalışanların kurumlarını değerlendirmesi ve sosyal açıdan vasıtasıyla firma performansına etkisi değerlendirilip analiz edilmiştir. Hizmet sektöründe bulunan 16 telekomünikasyon firmasındaki beyaz yakalılardan toplanan anketlerin analiz edilmesiyle elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Paydaş kavramı içinde önemli bir yeri olan çalışanların, “iç paydaş” olarak ele alınmasıyla, kurumlarına paydaş ilişkisi yönetimi içinde nasıl etkide bulundukları, yoğun rekabet ortamında bulunan işletmeler için önemli bir değerlendirme ve analiz olmuştur. Çalışanların hem bireysel anlamda hemde kurumlarına karşı grup halinde hareket ettiklerinde etki düzeylerindeki farklılıklar kurumların performanslarınıda etkileyebilmektedir. Özellikle rekabetin yoğun olduğu telekom sektöründe çalışanların kurumlarına karşı tutum ve davranışları kurumların performans değerlendirmelerinde önemli bir yeri bulunmaktadır. İşletmelerin yönetim tarzlarının çalışanların beklentilerinin ve isteklerinin kurum politikasına faydalı olacak şekilde değerlendirilmesi ve yönetim tarzının belirlenmesi gerekmektedir. Alanında yetkin ve uzman çalışanların, kurumlarının almış oldukları kararlardan yada prosedürlerden hoşlanmadıklarında yada benimsemediklerinde başka bir işletmeye geçmeyi düşünebilmektedirler. İşletme yönetimleri çalışanlardan üstün bir performans beklediği kadar, çalışanlarda firmalarından memnuniyetlerini ve motivasyonlarını arttırıcı politikalar izlemelerini beklemektedir. İşletmelerin varlıklarını sürdürebilmesi, işletme ile çalışanlar arasındaki tutum ve davranışların neticesinde ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda 401 beyaz yakalı çalışanın paydaş ilişkisi yönetimi ve paydaş davranışı etkisi içinde kurumlarına karşı etkileri dikkate alınarak incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fütüvvetçilikte ve Türk Fütüvvetçiliğinde (Ahilik) İdeal İnsan ve Ahlâkı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20082</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20082</guid>
      <author>Gürsoy AKÇA</author>
      <description>Arapça’da “gençlik, ergenlik çağı, delikanlılık” manâsına gelen fütüvvet kelimesi, ahlâkî anlamda “cömertlik, mürüvvet asalet” erdemlerine karşılık gelmektedir. Terim olarak ise, eski Arap toplumlarının asîl insan idealini ifade etmektedir. Fütüvvetçiliğin bir fikir ve ahlak hareketi olarak ortaya çıktığı yerler Arap-İslâm diyarları iken, toplumsal birlik (fityân) olarak gelişimi Türk ve İran bölgeleri olmuştur. Kabile değerlerinin bir araya getirdiği fityân, sözkonusu değerlerin işlevsizleşmesiyle toplumsal sorunlara kaynaklık etmiştir. Bunun üzerine fityân Abbasi Halifesi Nâsır’ın öncülüğünde İslâm tasavvufunun ilkeleri temelinde yeniden yapılandırılmıştır. Bu süreçte fütüvvet kuralları bir tüzükte (fütüvvetnâme) toplanarak fütüvvet yolunun temel ilkeleri tespit edilmiştir. Fütüvvetnâme yazma işi mutasavvıflara verilmiştir. Böylece fütüvvet sûfilik etkisine girmiştir. Sûfîlik etkisindeki fütüvvet, kabile değerlerinden soyutlanmış İslâm’ın yüksek insan idealine yönelmiştir. Abbasi Halifesi Nâsır zamanında fütüvvet hareketi, merkezî bürokratik bir kuruma dönüştürülmüştür. Farklı kültürlerle etkileşim yeni fütüvvet yapılanmalarını ortaya çıkarmıştır. Fütüvvetçilik Selçukluların Abbasî Hilâfetiyle kurdukları kültürel ilişkiler çerçevesinde bizzat halife tarafından görevlendirilen âlimler vasıtasıyla Anadolu’ya intikal etmiştir. Türk fütüvvet yapılanmasının adı ahiliktir. Dolayısıyla ahilik, fütüvvetin Türk kültürüne özgü biçimidir. Bu anlamda ahilik, fütüvvetçiliğin kadim Türk gelenekleriyle yoğuruluşunun esnaf teşkilatlarında bedenleşmesinden ibarettir. Ahîlikte İslâmî-tasavvufî fütüvvet ilkeleri ile kadim Türk gelenekleri eksenli bir ahlâk ve bu ahlâkın biçimlendirdiği bir insan tipi (ahi) geliştirilmeye çalışılmıştır. Ortaçağ çalışma kültürü, Bizans loncalarının etkisi, göçebelikten kalan tortular ve şehir yaşamının kayıtları ahilik ahlakının diğer biçimlendirici dinamikleridir. Türk esnaf ve sanatkârının çalışma yaşamına asırlarca yön vermiş ahi ahlakının tarihî-sosyolojik bir perspektifle ortaya konulması günümüz çalışma yaşamı açısından da önemlidir. Çalışmada ahilik ahlakı, fütüvvet hareketinin gelişim seyri üzerinden belirginleştirilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Performans Değerlendirmeye Bilişsel Yaklaşım ve Psikometrik Hatalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19839</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19839</guid>
      <author>Adem BALTACI</author>
      <description>Performans değerlendirmesi, değerlendiriciler açısından bakıldığında başkaları ile ilgili yargılamalar yapmak amacıyla kullanılan sürekli bir bilgi işleme süreci olarak görülmektedir. Performans değerlendirmesini zihinsel bir süreç olarak ele alan bilişsel yaklaşım, değerlendiricilerin performansla ilgili yargılarını nasıl oluşturduklarını ortaya koymakta ve değerlendiricilerin bilişsel yapılarını ve karar verme sürecini daha iyi anlamamızı sağlamaktadır. Ayrıca bu bilişsel yaklaşım değerlendirme sürecinde değerlendiricilerin insani özelliklerinden kaynaklanan hataların varlığını ortaya koyarak bu hataları “psikometrik hatalar” olarak kavramsallaştırmaktadır. Bahsi geçen değerlendirme hatalarının doğru bir biçimde anlaşılabilmesi, bu hataların minimize edilmesi ve değerlendirmelerin etkinliğinin arttırılabilmesi ancak konuya bilişsel bir bakış açısıyla yaklaşılması ile mümkün olabilmektedir. Çünkü insan davranışını daha iyi anlamamızı, açıklamamızı ve tahmin edebilmemizi sağlayan bu yaklaşım sayesinde, performans değerlendirmeleri ile ilgili karmaşıklığın azaltılmasının, değerlendirme sistemlerinin daha iyi hazırlanmasının ve değerlendiricilerin daha objektif ve doğru puanlar vermelerinin yolunun açılacağı öngörülmektedir. Bu bağlamda uluslararası literatürde birçok araştırmaya konu olan bilişsel yaklaşım, psikoloji ve yönetim disiplinlerinin ortak bir çalışma alanı olarak önemli bir akım oluşturmuştur. Ancak Türkiye’deki akademik literatür incelendiğinde disiplinler arası bu konunun gözden kaçırıldığı ve konuya hak ettiği ilgi ve önemin henüz verilmediği görülmektedir. Yapılan bu teorik çalışma ile performans değerlendirmede değerlendiricilerin bilişsel bilgi işleme sürecinin; gözlemleme, kategorileme, depolama, geri çağırma ve karar verme aşamalarından oluştuğu ve bu sürecin psikometrik hatalara kaynak teşkil ettiği gerçeği ortaya konulmuştur. Aynı zamanda ülkemiz akademik literatüründe sistem ve değerlendirici hataları ana başlıkları altında incelenen performans değerlendirme hatalarının gelecek çalışmalar için psikometrik hatalar bağlamında da yeni bir açılımla ele alınması için gerekli teorik dayanaklar sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Yerel Yönetim Sisteminin Yerellik İlkesi Açısından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20107</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20107</guid>
      <author>Aziz BELLİ</author>
      <description>Yerellik ilkesi 1970 yılı sonrası kamu yönetimi literatüründe tartışılmaya başlanan yeni kamu yönetimi ve yönetişim anlayışının bir unsuru olarak ortaya çıkmıştır. Literatürde subsidiarite ilkesi olarak isimlendirilen yerellik ilkesi dilimize farklı şekillerde de çevrilmiştir. Farklı şekillerde isimlendirilmesine rağmen yerellik ilkesi genel olarak halka en yakın birimin hizmet sunması olarak tanımlanabilir. Hizmette halka yakın olma hem AB üye ülkeleri için hem de aday ülkeler için temel ilke olarak belirlenmiştir. Türkiye’de ise yerelleşme çabaları dünya ile özdeş olarak 1980 sonrası ortaya atılan liberal politikalar neticesinde olmuştur. Bu konuda yoğun tartışmalar olmasına rağmen kamu yönetimi merkeziyetçi anlayıştan kurtulamamıştır. Ancak son dönemde hem demokratikleşme çabaları hem de AB uyum sürecinde etkisi ile yerele doğru bir güç kayması ve yetki devri olduğu göze çarpmaktadır. Bu araştırma ile merkezden yerele doğru görev ve yetki paylaşımı veya devri olarak ifade edilen yerellik ilkesinin Türkiye’de ne durumda olduğu ortaya konulmuştur. Araştırmanın amacı Türkiye’de yerellik ilkesi ve buna ilişkin uygulamaları yerel yönetimler açısından değerlendirmek ve bu konudaki sorunlara çözüm önerileri üretmektir. Araştırma yerli ve yabancı kaynaklardan yapılan literatür taraması, Türkiye Cumhuriyeti yasal mevzuatının ve AB uyum sürecine ilişkin temel belgelerin incelenmesi neticesinde hazırlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültür Turizmi Açısından Harran İlçe Merkezi ve Geleneksel Kubbe Meskenleri (Şanlıurfa)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20068</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20068</guid>
      <author>Salih BİRİNCİ, Çağlar Kıvanç KAYMAZ , Aykut CAMCI</author>
      <description>Tarihi binlerce yıl öncesine dayanan ve geçmişte önemli ticaret yolları üzerinde bulunan Harran birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve buna bağlı olarak çeşitli kültürlerin sentezlendiği önemli bir yerleşme olarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu kültürel birikim Harran ilçesinde birçok tarihi, arkeolojik, inanç ve diğer kültürel turizm değerlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Harran ilçe merkezi çeşitli derecelerde sit alanı ilan edilen arkeolojik alanlar; ören yerleri, höyük alanları, antik kent ve yerleşim yerleri, kaya mezarları ve mağara, tarihi açıdan; kale, sur ve kapılar, inanç boyutu ile cami, türbe gibi kutsal sayılan yerler nedeniyle kültür turizmi açısından zengin bir potansiyele sahiptir. Geçmiş dönemlerin kültürünü, tarihini ve yaşam izlerini günümüze yansıtan en önemli unsurlardan biri tarihi yerleşmeler ve bu yerleşmeleri oluşturan meskenlerdir. Tarihin günümüze sunduğu miras olan meskenler, özellikle 1950’li yıllardan sonra kültür ve miras turizmi açısından önem kazanmışlardır. Kültürel farklılıkları yerinde görmek ve sıra dışı deneyimler yaşamak isteği tarihi alanlara yönelik turizm aktivitelerinin artmasına ve yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Meskenlerin mimari biçimleri bir kentin hafızalarda yer eden en önemli simgelerinden biridir. Yerleşme dokusu içerisinde estetik görünüm bakımından ayrı bir güzellik oluşturan kubbe formlu meskenler görüntüleriyle ve otantik ortamlarıyla kültürel turizm meraklılarının ilgi odağı olmuşlardır. Tarihi süreç içerinse değişen sosyo-ekonomik şartlar nedeniyle kullanılmayan bu meskenlerin bir kısmı zamanla tahrip olmuştur. Kültürel değerlerin turizmde kullanılmasının yanı sıra son yıllarda ortaya çıkan tarihi mirasın korunması ve yaşatılması çabaları sonucu yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen bu meskenlerin bir bölümü günümüzde koruma altına alınarak turizme kazandırılmıştır. Böylece ülkemizin ve dünyanın önemli maddi kültür varlıklarından biri olan kubbe evlerin sürdürülebilir şekilde korunması ve yaşatılması yönünde önemli bir aşama kaydedilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geleneksel İlçe Panayırlarının Eğlence Sektöründe Etnik Bir Grup: Romanlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20053</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20053</guid>
      <author>Vedat ÇALIŞKAN, Ezgi ÖZEY , Arda BAY</author>
      <description>Geleneksel panayırlar, emtia ve/veya hayvan panayırları olarak, daha çok ilçelerde ve belirli tarih aralıklarında, yılda bir ya da iki kez kurulan ticaret ve eğlence fonksiyonlarının birlikte sunulduğu alışveriş ortamlarıdır. Cumhuriyet dönemi içinde yaklaşık üçte ikisi ortadan kalkan panayırlar geçmişteki anlam ve önemini kaybetmiş olsa da, sosyoekonomik yaşamın sınırlı olduğu yörelerde ekonomiyi ve toplumsal yaşamı canlandırmayı sürdürmektedir. Türkiye’nin çeşitli yerleşmelerinde ikamet eden çok sayıda gezici esnaf da geçimlerini halen büyük ölçüde panayırlardan sağlamaktadır. Bu gezgin ticaretçiler arasında özellikle Romanlar öteden beri panayırların eğlence hizmetlerini üstlenmeleriyle dikkati çekerler. Burada ele alınan çalışmanın amacı, ‘Panayırcı Romanların’ kaynak (ikamet) sahalarını ve faaliyet gösterdikleri panayırları belirlemektir. Araştırma sürecinde belirlenen bu tür mekânsal bağlantılar Romanların panayır tercihleri üzerinde etkili olan faktörleri açıklamaya da yardımcı olmaktadır. Bulgular, özellikle son 30 yılda meydana gelen sosyoekonomik ve kültürel değişimler, eğlence anlayışının değişmesi vb. faktörlerin etkisiyle Romanların geçimlerini panayırlardan sağlamalarının giderek güçleştiğine de işaret etmektedir. Çalışma kapsamında değerlendirilen verilerin temeli Türkiye’nin dört coğrafi bölgesindeki 13 ilde dağılış gösteren örneklem panayırlarda gerçekleştirilen saha çalışmalarına dayanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Teoride, Pratikte ve Araştırmalarda Öteki ve Ötekileştirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20118</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20118</guid>
      <author>Tuba ÇAY SAĞLAM, Mustafa YAŞAR</author>
      <description>Her sosyal grup ve o grubu temsil eden bireyler farklı zamanlarda farklı bağlamlarda ötekileştirmeye maruz kalabilmektedir. Bir bireyin ya da bir grubun çoğunluktan farklı her hangi bir özelliğinin olması o bireyin ya da grubun ötekileştirilmesi için çoğunlukla yeterlidir. Ötekileştirme süreci farklı olanı anlamak, onlarla empati kurabilmek ve uyumlu bir sosyal yaşam kurabilmenin önündeki en büyük engellerden birisidir. Bu çalışmanın amacı öteki ve ötekileştirme kavramlarının teorik ve felsefi zeminini araştırmak, bu zemine bağlı kalarak yapılan araştırmaları incelemektir. Bu çalışmada ötekileştirme süreci daha çok Marks ve Hegel’in materyalist felsefesi ve postmodernizm çerçevesinde tartışılmıştır. Hegel ötekiyle kurulan ilişkiyi kendini tanımanın ve özgürleştirmenin bir aracı olarak görmektedir. Bu ilişki olumsuzluk içeren ötekileştirmeye dönüştüğünde birey için kendi benliğini ve özerkliğini korumanın bir aracı haline gelmektedir. Marks ise ötekileştirmeyi sınıf çatışması ve yabancılaşma bağlamında ele almaktadır. Postmodernizmle birlikte farklılık artık toplum tarafından gönülsüzce kabul edilen bir şey olmaktan çıkmış ırk, etnik köken, kültür ve cinsiyetlerin çoğulculuğu ve birbirleri üzerinde egemenlik kuramayacağı fikri ısrarla savunulmaya başlanmıştır. Yurtdışında yapılan araştırmalar incelendiğinde, araştırmaların daha çok ırksal ötekileştirme, din düşmanlığı ve cinsel tercihlere odaklandığı görülmektedir. Ülkemizde bu konuda yapılmış araştırmalar Kürtler, Romanlar, Aleviler ve cinsel tercihleri farklı olan bireyler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Sonuç olarak, toplumlar çeşitlendikçe ve bunun bir zenginlik, kendini tanıma yolunda fırsatlar bütünü olduğu fark edildikçe, siyasi ve toplumsal söylemler ve etnik çeşitliliğe bakış açıları da olumlu yönde değişecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mavi Ekonomi ve Mavi Büyüme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19985</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19985</guid>
      <author>Mustafa Necati ÇOBAN, Üzeyir ÖLMEZ</author>
      <description>2008 yılında bankacılık tabanlı ve ABD üslü ortaya çıkan ekonomik kriz, uluslar arası piyasaları ve ekonomileri olumsuz manada etkilemiş, politika atayıcıları çözüm arayışlarına itmiştir. Kriz sonrası durgunluğa yönelik çözüm arayışları ile beraber kıt kaynakların bilinçsizce tüketimi neticesinde meydana gelen ekolojik krizlerin varlığı dünya üzerindeki biyolojik çeşitliliği ve aynı zamanda dünya üzerinde yaşayan insanların hayatlarını idame ettirebilme olasılığını da tehdit eder hale gelmiştir. Bu ekolojik krizlerle mücadele edebilme adına ve dünyanın dörtte üçünü kapsayan ve hayati öneme sahip olan deniz ve okyanusların sürdürülebilirliğinin sağlanması adına ortaya konulan mavi ekonomi kavramı ile beraber deniz ve okyanus ekosistemlerinin korunması, deniz ve okyanuslardaki biyolojik çeşitliliğin muhafaza altına alınması, deniz ve okyanuslardaki su kalitesinin kontrol altına alınarak sürdürülebilir deniz ve okyanusların gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır. Yine bunlarla beraber deniz ve okyanuslardan elde edilecek olan gıda ve enerjilerin güvenli ve temiz olması hususunda mavi ekonomi modeli önemlidir. Deniz ve okyanuslar taşıdığı yenilenebilir enerji potansiyeli ile oldukça önem taşımaktadır. Çalışmada mavi ekonomi kavramı açıklanacak, mavi ekonomik dönüşümün sağlanması ve mavi büyümenin gerçekleştirilmesiyle beraber elde edilecek kazanımlar belirtilecektir. Deniz ve okyanusların sürdürülebilirliğinin toplumlar ve ekonomiler için önemi vurgulanacaktır. Çalışma, mavi ekonomi modelini kavramsal boyutlarıyla açıklamaya ve deniz ve okyanusların sürdürülebilir hale getirilmesinin neden önemli olduğunu açıklamayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu Kurumlarında Etik Liderlik Algısı: Kamu Görevlilerine Yönelik Bir Uygulama</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20131</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20131</guid>
      <author>Merve DURMUŞ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, kamu kurumu çalışanlarının, demografik değişkenler bağlamında idarecilerinin etik liderlik davranışlarını farklı algılayıp algılamadığını belirlemektir. Araştırmanın örneklemi Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü birimlerinde çalışan memurlardan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmada analiz tekniği olarak parametrik hipotez testleri olan Anova ve t- testi ve LSD kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; araştırmaya katılan çalışanların yöneticilerini yüksek düzeyde etik lider olarak algıladıkları tespit edilmiştir. Çalışanların cinsiyet, yaş, eğitim durumu medeni durum, unvan ve kurumda çalıştıkları süre değişkenine göre etik liderlik algıları benzer bulunmuştur (etik liderlik davranışını algılamada, bahse konu değişkenler bakımından anlamlı fark bulunamamıştır). Bununla birlikte çalışanların çalıştığı birim ve maaş (aldığı ücret) değişkenlerine göre etik liderlik algılamalarında anlamlı fark tespit edilmiştir. Buna göre ortalamalar incelendiğinde, İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı birimlerinde çalışanların diğerlerine oranla daha düşük etik liderlik algısına sahip olduğu görülmüştür. Maaş değişkeni açısından farklılıklar incelendiğinde ise, 750-1500 TL arası ücret alan çalışanların diğerlerine oranla daha yüksek etik liderlik algısına sahip olduğu görülmüştür. En düşük etik liderlik algısı ise 1500-2500 TL arası maaş alan çalışanlar düzeyinde görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ulaşımda QR Kod Kullanımı: Yolcular Üzerinde Niteliksel Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19960</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19960</guid>
      <author>Yahya ENGİN, Duygu FURUNCU</author>
      <description>Teknolojinin gelişmesiyle beraber akıllı telefonlar gündelik hayatta insanların sürekli olarak kullandığı iletişim araçları haline gelmiştir. Yeni iletişim teknolojileri zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın kullanıcılarına farklı imkânlar sunmaktadır. Mobil cihazlardaki bu gelişim, QR kodun kullanımı ile birlikte geleneksel ulaşım hizmetleri yerini dijital interaktif olarak adlandırılan uygulamalara bırakmıştır. Çalışmada meydana gelen bu dönüşüm tarihsel, içeriksel ve teknik boyutlarıyla incelenmiştir. Bu kapsamda ulaşım alanında yolcuların dijital dünyaya nasıl adapte olduğu, QR kod kullanımının son yıllarda hızla yükselişi ele alınıp, uygulamanın ulaşım sektöründe yer alan bilet uygulamalarında nasıl kullanıldığı, avantajları ve dezavantajları incelenmiştir. Araştırma İstanbul ilinde yolcular üzerinde yapıldığından sınırlılık içermektedir. Veriler 20 kişi üzerinde yapılan yarı yapılandırılmış görüşme ile elde edilmiştir. Görüşme yapılan kişilere yöneltilen sorular sonucunda QR kod bilinirliği, QR kodun kullanım alanları, QR kod kullanım deneyimleri, avantajları, dezavantajları ve ulaşımda kullanımı ölçülmüştür. Katılımcıların %70’inin QR kodu bilet uygulamalarında kullandıkları, %30’unun ise kullanmadıkları ortaya çıkmıştır. QR kodun bilinirliği ulaşım sektöründe daha fazla olmasının yanı sıra birçok farklı alanda da kullanıldığı gözlemlenmiştir. En fazla QR kod kullanımının havayolu ulaşımında olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, QR kod kullanımının ulaşımda olanak sağladığı, bilinirliğini arttırmada ise ulaşım sektörlerinin yetersiz kaldığı saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Servet-i Fünûn Dergisindeki İktisada İlişkin Makale ve Yazıların Açıklamalı Bibliyografyası (1891-1928)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20235</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20235</guid>
      <author>Kenan GÖÇER, Cem ÇETİN</author>
      <description>Kuruluşundan bu yana altı asırdır yaşanmayan ve neredeyse her alandaki top yekûn değişim, Osmanlı’da 19. yüzyılda görülmeye başlanır. Mısır’ın tahliyesi, Sened-i ittifak, Yeniçeriliğin kaldırılması, yeni bir ordunun kurulması, Balkan isyanları, Tanzimat’ın ilanı, gazete ve dergi yayıncılığı, mühendislik ve tıp gibi pek çok alanda yeni okulların açılması, Islahat Fermanı ve I. Meşrutiyet’in ilanı gibi pek çok yenilik bu yüzyılda yaşandı. Söz konusu dönemdeki gazete ve dergi yayıncılığının geç örneklerinden biri de Servet-i Fünûn (1891-1944) dergisidir. I. Meşrutiyet’te Recaizade Mahmud Ekrem'in Mekteb-i Mülkiye'den öğrencisi Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılmaya başlanan dergi, Cumhuriyet döneminde de yayın hayatını sürdürür. Dergide kimi zaman bilimsel yazılar, kimi zaman edebi yazılar ön plana çıkar. Edebiyatta bir akım yaratan dergi, diğer alanlarda bu etkiyi yapamamıştır. Edebiyat dergisi olarak bilinen Servet-i Fünûn, sadece edebiyat konularının ele alındığı bir dergi değildir. Bilimsel gelişmelere ilişkin yazıların da yer aldığı dergide iktisat, felsefe, psikoloji, sağlık, sosyoloji, basın, teknoloji, eğitim, müzik, kimya ve şehir gibi konulardaki makale, yazı, haber, resim, ilan ve reklamlara yer verilmiştir. Dergi, salt iktisat yazılarının dışında, iktisadın alt dalları altında sayılabilecek maliye, ticaret, hayvancılık, ziraat, ulaşım, işletme, enerji-maden ve şehircilik gibi alanlardaki yazılara da yer vermiştir. Burada yapılan çalışma, dergideki, iktisadın alt dallarını değil, salt iktisat alanındaki Osmanlıca makale ve yazıların açıklamalı biyografisini sunmaktan ibarettir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rize Şehir Merkezi’nde Bulunan Osmanlı Dönemi Bezemeli Kadın Mezar Taşları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19987</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19987</guid>
      <author>Canan HANOĞLU, Ahmet Ali BAYHAN</author>
      <description>Mezar taşları, üzerlerindeki yazı ve süslemeleriyle, yapıldıkları çevrenin ve ait oldukları dönemin, sanatı, tarihi, kültürü, inancı ve dili hakkında bilgiler veren önemli belgelerdir. Çoğu mezar taşı, kitabesi okunmadan dahi mezarda yatan kişinin kimliği ile alakalı emareler de (cinsiyet, meslek, sosyal ve ekonomik durum vb.) sunmaktadır. Cinsiyet bunların başında gelmektedir. Erkek mezar taşları genellikle daha sade ve başlıklı iken kadın mezar taşları bir bayanın tabiatını yansıtır tarzda zarif, süslü ve ince işçiliklidir. Bu bağlamda kadın mezar taşları üzerinde süsleme öğeleri daha yoğun olarak görülmektedir. Gerek estetik gerekse sembolik manada yapılmış, aynı zamanda dönem ve üslup özelliği veren bu süsleme öğelerini Osmanlı Dönemi kadın mezar taşlarının genelinde zengin bir çeşitlilikle görebilmekteyiz. Rize ili kadın mezar taşları da bu çeşitliliği yansıtır tarzdadır. Rize şehir merkezi’nde bulunan Osmanlı dönemine ait 42 kadın mezar örneğinin yer aldığı çalışmamızda bezemeli 42 baş taşı ve 3 ayak taşı yer almaktadır. 18. yy.’dan 20. yy.’a uzanan bir zaman dilimini kapsayan bu mezar taşları mezar tipi, mezar taşı formu, malzemesi, kitabesi, başlık-tepelik türü, işleniş tekniği ve özellikle süsleme özellikleri bakımından detaylı bir şekilde incelenmiştir. Sonuç olarak, Rize’deki kadın mezar taşlarının Türk-İslam mezar taşı geleneği içerisindeki yeri ve önemi belirlenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cehennem Deresi Kanyonu’nun (Ardanuç, Artvin) Ekoturizm Potansiyeli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20185</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20185</guid>
      <author>Ali İLHAN, Mehmet Ali ÇELİK , Ali Ekber GÜLERSOY , Nevzat GÜMÜŞ</author>
      <description>Bir yerin iklimi, jeomorfolojisi, canlı çeşitliliği ve jeolojisi gibi coğrafi özellikler, insanlık tarihi boyunca beşeri ortamı önemli ölçüde etkilemiştir. Doğal mekân ile beşeri ortam arasındaki bu etkileşim çeşitli şekillerde meydana gelmektedir. İklim koşullarının uygunluğu ve toprağın verimli olması gibi doğal etkenler beşeri faaliyetlerden tarımı olumlu etkilerken, son dönemlerde ise farklı jeolojik ve jeomorfolojik koşullara bağlı olarak ekoturizm faaliyetleri canlanmaktadır. Türkiye söz konusu coğrafi özelliklere bağlı olarak zengin ekoturizm potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin ekoturizm potansiyeli çerçevesinde değerlendirilmesi gereken doğal alanlardan birisi de Artvin ili Ardanuç ilçesi sınırları içerisinde bulunan Cehennem Deresi Kanyonu’dur. Karstik topografya üzerinde gelişen flüvyal aşındırmanın etkileri Ardanuç Cehennem Deresi Kanyonu ve çevresinde yaygın olarak görülmektedir. Artvin ve Ardanuç çevresi zengin flora ve faunası, yüksek sıradağları, koruma alanları, krater gölleri, yeşil yaylaları, tarihi kilise, kale ve kemer köprüleri, geleneksel mimarisi, su sporları, festivalleri, biyosfer rezerv alanı, kış turizmi merkezleri, değişik doğa sporlarına uygun topografik özellikleri ve eşsiz manzaraları ile Türkiye’de ekoturizmde önde gelen merkezlerden biridir. Bu çerçevede Cehennem Deresi Kanyonu’nun (Ardanuç, Artvin) turizm faaliyetlerine açılması için tanıtımının ve yatırımların yapılması gerekmektedir. Söz konusu nedenlerle böylesi bir çalışmanın yapılmasına karar verilmiştir. Araştırmada nitel betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak Cehennem Dersi Kanyonu ve yakın çevresinde gerçekleştirilmesi uygun ekoturizm faaliyetlerine yönelik SWOT analizi ve Görsel Değerlendirme yapılmıştır. Araştırma sahasının eko turizme uygun alan haritaları yapılmış ve uygulama önerileri getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu ve Özel Bankalarda Çalışan Kadınların Cam Tavan Algılarının Stres Düzeylerine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20198</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20198</guid>
      <author>Gökdeniz KALKIN</author>
      <description>Problem: Kadınların çalışma hayatlarında sayılarının artmasına rağmen, liderlik pozisyonlarında sayıları sınırlı kalmaktadır. Kariyer basamaklarını tırmanmalarını engelleyerek cinsiyet ayrımcılığının varlığını hissettiren bu durum cam tavan sendromu olarak karşımıza çıkmaktadır. Cam tavan algısının birey üzerinde birçok olumsuz sonucu vardır. Sonuçlardan birisi de hiç şüphesiz strestir. Bu nedenle çalışmanın amacı; kadın çalışanların cam tavan algılarının stres düzeylerine olan etkisini belirlemektir. Metot: Bu maksatla, Malatya, Elazığ, Bingöl ve Tunceli illerinde faaliyet gösteren 13 kamu ve özel banka merkez şubelerinde görev yapan kadın çalışanların (n=259) katılımıyla veriler toplanmıştır. Veriler anova, t testi ve çoklu regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar: Yapılan analiz sonucunda, banka şubelerinde görev yapan kadın çalışanların cam tavan algılarının stres düzeylerini pozitif yönlü ve anlamlı bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca, kadın çalışanların cam tavan algılarının özel veya kamu bankalarına göre farklılaşmadığı görülmüştür. İlave olarak özel banka çalışanlarının stres düzeylerinin kamu bankası çalışanlarına göre anlamlı bir şekilde daha fazla olduğu görüşmüştür. Öneriler: Kadınların kendilerine; “kimseden himaye beklemeden, ayakları üzerinde durmaları gerektiği” önerilebilir. Sahip olmaları gereken özgüveni ise öğrenilmiş güçlülükle kazanabilirler. İnsan kaynakları ilkelerinden eşitlik ilkesi gereğince yükselmede, cinsiyet nedeniyle ayrımcılık yapılmaması ve hiçbir kişi ya da gruba ayrıcalık tanınmaması gerekmektedir. Çalışanların cinsiyet ayrımı gözetmeksizin uygun yükselme olanakları sağlayacak görevlere getirilmeleri önerilebilir. Kadın çalışanlara iş ve kariyerinde yol gösterecek ve kariyer yolunda kendisini bekleyen zorlukları daha kolay aşmalarında destek verilmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mevsimlik Gezici Tarıma Bir Örnek: Bostancı Köyü (Yusufeli-Artvin)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20052</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20052</guid>
      <author>Çağlar Kıvanç KAYMAZ, Leman ALBAYRAK</author>
      <description>Bostancı, Yusufeli ilçe merkezinin kuzeyinde, Altıparmak (Barhal) Çayı’nın doğusunda, ilçe merkezine 26 km uzaklıkta ve ortalama 1000 m ile 1600 m yükselti basamağında vadi içerisinde kurulmuş bir köy yerleşmesidir. Köydeki 200 hanede 270 erkek ve 264 kadın olmak üzere 534 kişi yaşamaktadır. Bostancı köyü çok göç vermiş olup, 200 hanenin üç katı kadarı da Konya, Ankara, İstanbul, Bursa ve İzmit gibi illere göç etmiştir. Köy halkı geçimini tarım ve hayvancılık faaliyetlerini yaparak sürdürmektedir. İklim şartlarının tarıma elverişli olmasına rağmen yeryüzü şekillerinin olumsuz etkilerinden dolayı tarım arazilerinin sınırlı olması tarım işçilerinin il dışına göç etmesine neden olmuş, onları yeni arayışlara itmiştir. Tarımsal üretim için Yusufeli’nden Arpaçay’a göç eden Bostancı köyü halkı bu faaliyete örnek olan bir köydür. Bu nedenle köy halkının bir bölümü yaklaşık 40-50 yıldan fazla süredir Erzurum (Pasinler ve Horasan), Kars (Arpaçay ve Susuz), Ağrı ve Van gibi illerde kiraladıkları tarlalarda sebze yetiştirdiklerinden köye Bostancı adı verilmiştir. Her yıl ortalama 10-15 hane Kars’ın Arpaçay ilçesinde arazi kiralayarak mayıs ayından kasım ayına kadar bostancılık yapmaktadır. Bu çalışmada, mevsimlik gezici tarım ile uğraşan insanların sürdürdükleri tarımsal faaliyetlerin türü, bu faaliyeti gerçekleştirme nedenleri ve tarım arazisinin bulunduğu yerin seçiminde rol oynayan faktörlerin neler olduğu arazi çalışmaları ve yapılan mülakatlar ile araştırılmıştır. Bu bağlamda Bostancı köyü halkının mevsimlik göç etmesi, tarımsal mevsimlik işgücü ihtiyacından ziyade arazi kiralama yoluyla “geçim tipi” mevsimlik tarımsal faaliyet yaptıkları anlaşılmıştır. Yaklaşık 6 ay süreyle yetiştirilen ürünler Kars başta olmak üzere çevre illere ve bazı büyük şehirlere pazarlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Klasik Elitizm Eleştirisi ve Yeni Bir Elitizm Modeli Önerisi: “Güçlü Demokratik Elitizm Modeli”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20130</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20130</guid>
      <author>İhsan KURTBAŞ</author>
      <description>Tarih boyunca, neredeyse bütün toplumlarda, küçük bir elit grup, toplumun çoğunluğunu yönetmiştir ve yönetmektedir. Demokrasiyi zaafa uğratan bu basit gerçek; seçkincilik ve popülizm kıskacında derin tartışmalara sahne olurken; alana en önemli katkıyı ise elitizm teorileri sunmuştur. Elit teorilerinin, halk/elit; cumhuriyet/demokrasi bağlamında ideal düzen arayışı, kimin (Kim yönetmeli?), kimi (Nasıl bir halkı?), nasıl yönetmesi gerektiği (Nasıl yönetmeli?) gibi sorular ekseninde sürmektedir. Bu çalışma; tekil, insicamlı ve ayrıcalıklı bir elit grubunun, orantısız emretme gücüyle halka hükmettiği oligarşik demokrasiye karşı; cumhuriyetçi erdemlere sahip, parçalı ve güçlü elit kesiminin; katılımcı ve etkin yurttaşlıkla dengelendiği “güçlü demokratik elitizm” modelini üretmekte ve önermektedir. Nitekim reel demokrasi, halkın zayıf olduğu ve güçlü ekonomik siyasi oligarşiler karşısında etkisiz kaldığı, fiili bir duruma denk düşer. O bakımdan demokratik elitizm teorisinin, sosyopolitik gerçekler karşısında yeniden düzenlenmesi ve inşa edilmesi gerekmektedir. Bu sorunsaldan hareketle, tarafımızca oluşturulan bu yeni model önerisinde, karar almada sorumluluk elitler ve vatandaşlar arasında eşit dağıtılmıştır: Zira bizce, elitlerin, çoğunluğun tiranlığa dönüşmemesinin bir garantisi; yurttaşların da, elitlerin oligarşiye ve plütokrasiye dönüşmemesinin denetleyicisi olduğu “güçlü demokratik elitizm” modeli, ideal bir modeldir. Bu bağlamda, “güçlü demokratik elitizm teorisi”, ana gövdesi itibariyle, demokratik elitizmin temel unsurlarını kabul eder. Ne var ki, teori ve gerçek arasındaki yarılmalar, günümüz dünyasının gerçekleri, liberalizm ve cumhuriyetçilik arasındaki dengenin iyiden iyiye yitirilmiş olması gibi unsurlar, demokratik elitizmin revize edilmesini, bazı konularda açımlanmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede, modelimiz, katılımcı demokrasi modeli ve Rousseau'nun Cumhuriyetçi fikirleri ile benzerlikler göstermekle birlikte; özellikle "ekonomik demokrasi"ye yaptığı özel ve güçlü vurgular ile katılımcı demokrasiden; güçlü bir elitizmi savunması bakımından da Rousseau'dan ayrışmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hastanın İstem Durumuna Göre Ötanazi Türlerinin Varoluşçu Yorumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20272</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20272</guid>
      <author>Faruk MANAV</author>
      <description>Bu makalenin amacı, hastanın istem durumuna göre ötanazi türlerine varoluşçu bir yaklaşım sergileyebilmenin olanağını gözler önüne sermektir. Bu kapsamda, öncelikle ilgili literatürden hareketle hastanın istem durumuna göre ötanazi türlerinin kısa açıklamaları yapılmış ve bu tanımlardan yola çıkarak, bu türlerde ortaya çıkma olasılığına sahip olan bazı sorular ya da sorunlar, varoluşçu bir tarzda yeniden düzenlenmiştir. Bu sorulara ya da sorunlara varoluşçuluğun temel düşünceleri ve temaları çerçevesinde birtakım yorumlar gündeme getirilerek yanıtlar aranmaya çalışılmıştır. Çalışmada, istemli ötanazi bağlamında kişinin bedeni ile olan ilişkisi, yaşam yerine ölümün tercih edilmesi, yaşama son verme özgürlüğünün bulunup bulunmaması ve istemsiz ve istem-dışı ötanazide de başkalarının kişi yerine karar vermesi gibi birtakım varoluşsal sorunların gözlemlenebileceği görülmüştür. Bu sorunlara varoluşçuluğun bakış açısıyla bir yaklaşım sergilendiğinde sonuç olarak gözlemlenen ise şu olmuştur: Varoluşçulukta yaşamın ölüme göre daha öncelikli olması ve insanın yaşadığı süre boyunca yaşamını ne ölçüde anlamlandırdığının taşıdığı hayati önem nedeniyle ötanaziye olumlu bir bakış açısı sergilenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Çünkü kişi bedenine sahip olamaz, aksine bedeni olmadan kişinin var olması düşünülemez. Yaşam ise kişinin varlığının anlam kazanması için önemlidir çünkü tüm olanaklar onun içindedir. Bu nedenle özgürlük ve bununla ilgili olarak yapılan seçimler yaşama dairdir. Ölüm de bir seçenek değildir ve hiç kimse başkasının yaşamı üzerinde karar verme hakkına sahip değildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gastronomide Yeni Trendler –Yenilebilir Böcekler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20169</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20169</guid>
      <author>Esra MANKAN</author>
      <description>Batı Avrupa popülasyonlarında “Entomophagy” kabul edilmemekle birlikte, dünyada yaygın olarak görülmektedir. Gelecekte, gelişmiş ülkelerdeki popülasyonlar diğer hayvan proteinlerinin kaynaklarına adapte olmalı, çünkü geleneksel sığır, kümes hayvanları veya domuz yetiştiriciliği sürdürülemez hale gelecektir. (Caparros v.d. 2014, 14) Çevresel döngüler ve insan faktörü dünya çapında ekosistemleri değiştirmiştir. Doğal kaynaklar yüksek değer kazanmıştır, Bu kaynaklar arasında yenilebilir böcekler bulunmaktadır. Bugüne kadar 3071 etnik grup tarafından 2086 tür böcek tüketildiği kaydedilmiştir. Nthropo-entomophagy (insanlar tarafından böcek tüketilmesi) önemli bir besin kaynağı oluşturmakta ve bu gıdalar Afrika, Amerika ve Meksika gibi 130 ülkede yenilmektedir (Ramos‐Elorduy, J. 2009,271). FAO’nun 2050 yılı tahminlerine göre, 2050 yılına kadar dünya nüfusu 9.1 milyar ulaşacağınüfus artışının büyük çoğunluğunun gelişmekte olan ülkelerde meydana geleceği, kentleşmenin hızla devam edeceği ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 70.0'inin kentsel olacağı belirtilmiştir. Bugün tahıl üretiminin 2.1 milyar'dan yaklaşık 3 milyar ton’a ve yıllık et üretiminin 200 milyon tonu aşarak 470 milyona tona ulaşacağı varsayılmaktadır. (Fao 2050). Bu çalışma dünyada gelecek yıllarda değişmek zorunda kalacak olan yeme içme olgusundan yola çıkarak gastronomide yeni trendler ve dünyada yenilebilir böcek pazarını araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Bu kapsamda literatür taraması yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslami Söylemli Terörizmin Nijerya’ya Yansımaları: Boko Haram Terör Örgütünün İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20090</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20090</guid>
      <author>Hasan MARAŞ</author>
      <description>Devletler arasındaki savaşların tarihi ne kadar geriye doğru giderse, aynı şekilde terörizmin tarihinin de geriye doğru gittiğini görürüz. Sistematik terörizmin dışında beliren küçük terörizm faaliyetlerini göz ardı edersek bin yıllık geçmişe sahip olan terörizm çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Etnik, dini, siyasi anlaşmazlıkların olduğu yerlerde gerek bölgesel gerekse tüm ülkeyi kapsayan terör saldırıları olmuştur. Afrika’nın tarihi boyunca devlet yapılanması geleneğinin zayıf olması, kıta genelinde birçok ayrılıkçı hareketlerin ve terör örgütlerinin oluşmasına neden olmuştur. Afrika’da son on beş yıldır Nijerya’nın kuzeyinde ortaya çıkan terör örgütü ise Boko Haram’dır. Nijerya’nın kuzeyinin tarihsel temellere dayalı geri kalmışlığı, bu bölgede yaşayan insanların eğitim, sağlık ve ekonomik konulardaki mahrumiyeti, örgütün bu bölgede ortaya çıkmasına neden olmuştur. İslami söylemli bir terör örgütü olarak ortaya çıkan bu örgüt, yönetim şeklinin şeriat odaklı olmasını savunmakta ve gerek siyasal yaşamda gerekse uygulanan hukukta şeriatın hakim olması gerektiğini savunmaktadır. Batı tarz eğitim karşıtlığını kendisine amaç edinen örgüt pek çok eğitim kurumuna saldırılar düzenlemektedir. Özellikle 2014 senesinde Chibok’taki bir okuldan kaçırdığı kız öğrenciler eylemi ile uluslararası kamuoyundan çok büyük tepkiler almıştır. Ortaya çıkışı, örgüt varlığını idamesi ve kaynakları, bölge halkının örgüte bakış açısı ve örgütün yapısı ve amaçları ve örgüt eylemlerinin uluslararası kamuoyunda oluşturduğu tepkiler Boko Haram’ı tanımamıza yardımcı olacaktır. Bölgesel mücadele için ortaya çıkan bir terör örgütünün küresel sorunlara sebep olması yine sorunların çözümünde küresel araçların kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eğitim Denetimi Sistemleri Bakımından PISA’da Başarı Gösteren Bazı Ülkeler İle Türkiye’nin Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20173</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20173</guid>
      <author>İlknur MAYA, Asuman YILMAZ</author>
      <description>Bu araştırma, eğitim denetimi sistemleri bakımından Türkiye ile PISA (2012)’da başarı gösteren bazı ülkelerin (Çin-Şanghay, Singapur, Güney Kore ve Japonya) karşılaştırılmasını ve Türkiye eğitim denetimi sistemine öneriler getirilmesini amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemi ile desenlenen araştırmada, doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır.Araştırmanın evrenini, PISA (2012) sınavına katılan 34'ü OECD ülkesi olmak üzere 65 ülke oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi olarak, PISA (2012)' da başarı gösteren ve yeterli verilere ulaşılabilen Çin-Şanghay, Singapur, Güney Kore ve Japonya ile Türkiye seçilmiştir. Araştırma verileri yasal dokümanlardan ve bilimsel kaynaklardan elde edilmiştir. Yanı sıra, ülkelerin eğitim sistemleri ile ilgili bilgiler içeren OECD, UNESCO ve IEA gibi uluslararası örgütlerin internet sitelerine başvurulmuştur. Ülkelerin eğitim denetimi sitemleri ile ilgili toplanan veriler, betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Bu veriler, “okul denetimi/değerlendirmesi uygulamaları” ve “öğretmen değerlendirmesi uygulamaları” temaları çerçevesinde ele alınmıştır. PISA (2012)’ da başarı gösteren ülkelerin (Çin-Şanghay, Singapur, Güney Kore ve Japonya) okul denetimi/değerlendirmesi uygulamalarında, okulların eğitim yılı içerisinde kendi hedeflerini belirledikleri, eğitim yılı sonunda ise, öz değerlendirmelerini yaparak, gelişimsel düzeylerini ortaya koydukları görülmektedir. Bu ülkelerin, öğretmen değerlendirmesi uygulamalarında öğretmenlerin eğitim yılı başında kendi bireysel mesleki gelişim hedeflerini belirledikleri, eğitim yılı içerisinde bu hedefleri gerçekleştirmelerine yönelik olarak mesleki yardım aldıkları ve eğitim yılı sonunda ise, hedeflerini gerçekleştirme düzeylerine göre değerlendirildikleri görülmektedir. Yanı sıra bu ülkelerde, öğretmenlerin değerlendirilmesi sürecinde okul yöneticileri, öğretmenleri, velileri ve öğrencileri içeren çoklu değerlendirmeciler yer almaktadır. Değerlendirme sonuçlarına göre öğretmenler, ek ikramiyeler ve terfiler ile ödüllendirilmektedir. Diğer bir yandan, Türkiye’ de okullar maarif müfettişleri tarafından denetlenmektedir.Öğretmenlerin performansları ise, okul müdürleri tarafından değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Beden Eğitimi Ve Spor Yüksekokulu Öğrencileri İle Sağlık Yüksekokulu Öğrencilerinin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının Karşılaştırılması (Adıyaman Üniversitesi Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20136</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20136</guid>
      <author>Fatih Mehmet UĞURLU, Fatih MURATHAN , Talha MURATHAN , Mustafa KOÇ</author>
      <description>Sağlıklı yaşam biçimi, “Bireyin sağlığını etkileyebilen tüm davranışlarını kontrol etmesi, günlük aktivitelerini düzenlemede kendi sağlık statüsüne uygun davranışları seçerek, düzenlemesi” olarak tanımlanmıştır (Ocakçı, 2007). Bu bilgileri davranış haline dönüştüren birey, sağlıklı olma halini sürdürebildiği gibi, sağlık durumunu daha iyi bir düzeye getirebilmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ile Sağlık Yüksekokulu bölümlerinde okuyan üniversite öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının çeşitli değişkenler açısından (Okuduğu bölüm, öğrenim gördüğü sınıf, yaş, cinsiyet v.b)karşılaştırılmasıdır. Araştırma evrenini Adıyaman Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencileri ile Sağlık Yüksekokulu öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem grubunu ise 2014-2015 eğitim öğretim yılında Adıyaman Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ve Sağlık Yüksekokulunda öğrenim gören 234 bayan öğrenci, 308 erkek öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Esin (1997) tarafından Türkçeye uyarlanan ve geçerlilik, güvenirlik çalışması yapılan “Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranış Ölçeği-II” kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21.0 Paket programına kaydedilerek hata kontrolleri, tabloları, istatistiksel analizleri bu program aracılığı ile yapılmıştır. Araştırma sonucunda veriler incelendiğinde sağlıklı yaşam biçimi davranışları açısından Sağlık Yüksekokulu Öğrencileri ile Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğrencileri arasında ortanın üstünde, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (r = +.594).</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dili İngilizce Öğreten Sınıflarda Katılımcı Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20267</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20267</guid>
      <author>Eser ÖRDEM</author>
      <description>Yabancı dil sınıfları, öğretmenler ve öğrenciler arasındaki çatışmalı durumlardan oluştuğundan, ikinci dil öğretimi sınıflarında etkileşim ve iletişimin doğasından şüphe duymak için atılan her bir adım bilgiyi ve söylemi sorgulanabilir hale getirmektedir. Bu nedenle, pürüzsüz, doğrusal ve nedensel açıklamalar, öğrenme ve öğrenme ortamının kaotik yapısını ortaya çıkarmak için yetersizdir. Eleştirel pedagojinin eleştirel düşünme ile birlikte önemi, bazı bağlamlarda ve kültürlerde anlaşılmıştır. Diyalog ve sosyal diyalog, katılımcı yaklaşımda önemli kavramlardır. Refleksiyon ve eylem, diyaloğun iki önemli yönüdür. Bununla birlikte, bu yaklaşımın yaygınlaştırılması bazı kültürlerde yetersiz olarak görülmüştür. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye'de EFL sınıfında katılımcı yaklaşımın kullanılmasına odaklanmıştır. Araştırmanın yöntemi, katılımcı eylem araştırmayı gerektiren katılımcı eylem araştırmasıdır. Katılımcılar, Türkiye'deki bir ELT bölümünde 15 lisans öğrencisinden oluşmuştur. İçerik analizi yoluyla incelenen verileri elde etmek için yarı yapılandırılmış mülakat ve kısa süreli günlük kullanılmıştır. Genel sonuçlar katılımcıların birbirleriyle pozitif bir sosyal diyalog geliştirmelerini ve yerel ve küresel düzeyde sosyal, politik ve ailesel sorunlarla ilgili farkındalık kazanmalarını ve katılımcıların zor konuları tartışmak için yavaş yavaş risk almayı başardıklarını göstermektedir. Sosyal diyalog ve demokrasi kültürünün sınıf ortamında geliştirildiği de tespit edilmiştir. Gelecekteki çalışmalar katılımcı yaklaşımı ilkokuldan üniversitelere kadar değişen çeşitli okullarda uygulayabilir. Öğretmenler sosyal diyalog aracılığı ile sınıf içerisinde toplumu dönüştürecek bireyleri motive edebilir ve eleştirel düşüncenin gelişmesine olanak sağlayabilirler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Sorunu ve İndirgemeci Teorilerin Eleştirisi (Dil Meselesine Dair Tümcü Bir Yaklaşım Denemesi)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20299</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20299</guid>
      <author>Ali ÖZTÜRK</author>
      <description>Dil olgusu insanı, toplumu, eşyayı ve varlığı anlamanın çok önemli araçlarından birisidir. Fakat bu rolüne rağmen dili kolayca tanımlamak, sınırlarını belirlemek, mahiyet ve kaynağına dair kesin sonuçlara varmak hiç de kolay değildir. Nitekim karmaşık, çok çeşitli işlev ve biçimleri olan dil olgusu bütün boyutlarıyla merak, araştırma ve tartışma konusu olmuştur. Gerek bidayette gerekse günümüzde dil sorunsalına yönelik çok çeşitli tartışmalar, saptamalar, tanımlar, teoriler ve yaklaşımlar söz konusudur. Dilin anlaşılmasına yönelik her dönemde önemli çalışmalar, tespitler ve öneriler olmakla birlikte özelikle modern dönemde dilin bir sistem olarak teorilere konu olması, kaynağı, mekanizasyonuna yönelik çeşitli nazariyeler ve yaklaşımların belirgin nitelikler kazandığını daha fazla görmek mümkündür. Dilin insan ile ilişkisi, toplumla ilişkisi, kendine özgü “art-zamanlı” yapısı vb. birçok konuya dair görüşler bir bütünlük içinde modele bağlanmaya çalışılmıştır. Klasik dönemde dilin işlevi, grameri, doğru kullanılması, retoriğe katkısı, sanatsal yönü vb. işlevsel niteliklerine yönelik sayısız çalışmalar bilinmektedir. Ancak modern dönemde, özelikle de ulus devletlerin ortaya çıkışı ve pozitivist anlayışların ön almasıyla, bu çalışmalarının yanı sıra dil ve dillerin ait oldukları ailesi, ait oldukları tarihsel ve sosyal mobilisazyonları üzerinden tasnifler yapıldı. Bununla birlikte dilin yapısı, insan zihni ile olan bağı, farklılaşması, değişmesi, başkalaşması ve kaynağı gibi birçok sorunun cevabı arandı. Modern teorilerin mükemmel olgusal dil tanımları çok kısa süre sonra yerini daha karmaşık, sembolik tespit ve tanım alanı olan tekliflere bıraktı. Bununla birlikte teknolojik gelişmelere de bağlı olarak dile ilişkin çok sayıda parçacıl yeni çalışma sahalarının da önem kazandığını görmek mümkündür. Sorun şudur ki bu dönemsel ve indirgemeci belirlenimler dil politikalarına, dil pratiğine ve dil üzerinden geliştirilen toplumsal tasavvurları nedeniyle topluma doğrudan etki etmektedir. Bu çalışma, yeni durumların sebep olduğu teori ve yaklaşımların dil gibi insanı ve toplumu doğrudan etkileyen çok bileşenli bu büyük sorunu kolayca rehin almasına yönelik indirgemeci reflekslere bir eleştiri olarak gelişmiştir. Ayrıca bu bağlamda kimi sınırlı teklifler içermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sanayileşmenin Toplumsal Yansımaları: Safranbolu’da Toplumsal Değişme Üzerine Nitel Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20161</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20161</guid>
      <author>Adem SAĞIR, Mert CANAYAZ</author>
      <description>Kültür, toplumsal değişmelerin bir bütün olarak görülebileceği başlıca alanlardan birisidir. Böylece toplumsal değişmenin görünür olduğu maddi ve manevi bileşenler, aynı zamanda kültürel değişimlerin de bir uzantısı olmaktadır. Kültürel pratiklerin gündelik hayatı düzenleyen göstergeler olduğu düşünüldüğünde, toplumsal değişmeler üzerinde çalışmalar yapmanın, içerisinde yaşanılan toplumsal gerçekliği anlamak için de önemli bir adım olduğu görülecektir. Çalışmanın kendisini konumlandırdığı ana teorik çerçeve, toplumsal değişmelerin gündelik hayatlar üzerindeki izdüşümleridir. Gündelik hayatın önemsenmesindeki temel kaygı, toplumsal değişme ile kültürel pratiklerin çarpıştığı alan olmasıdır. Hazırlanmış olan bu çalışmanın temel hareket noktası kültürel hayatın toplumsal değişmelerden etkilenme biçimlerini tartışmak olmuştur. Bu bağlamdan hareketle Safranbolu’daki sosyal, kültürel, dini ve ekonomik hayatta geçmişten bugüne yaşanan değişim ve dönüşümleri saptamak amaçlanmıştır. Çalışma, nitel bir araştırma olarak Safranbolu’da yaşayan yerel halk ile yapılan mülakat tekniği ile hazırlanmıştır. Safranbolu’da uzun süredir yaşadığı tespit edilen 17 kişiye 11 adet soru yöneltilmiştir. Sorular, Safranbolu’daki dini hayat, kimlik, yemek kültür, geleneksel meslekler, aile hayatı, sosyo-ekonomik hayat gibi birçok kategoriden oluşmuştur. Ayrıca Kardemir'in Safranbolu'daki sosyo-ekonomik ve kültürel hayata etkisi, gündelik hayat kültürü ve eski mahalle yaşantısına dair çıkarımlar da toplumsal değişme başlığında destekleyici bilgiler olarak kullanılmıştır. Çalışmada toplumsal değişme kavramı, toplulukların gelenekselden modern hayata geçişte yaşadıkları kayıpları ve kazanımları ifade etmek için kullanılmıştır. Safranbolu’daki toplumsal değişmenin temel dinamiği olarak da Karabük’te kurulan Demir Çelik Fabrikaları ve sonrasında yaşanan sanayileşme süreci kabul edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eylül 2015 Hatay Çöl Tozu Taşınımı Değerlendirmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20266</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20266</guid>
      <author>Muhammet TOPUZ, Murat KARABULUT</author>
      <description>Çöl tozu taşınımı olayı gerek fiziki gerekse de beşeri yönüyle son dönemde oldukça dikkat çeken konular arasındadır. Dünya’da geniş ölçekte çöl tozları taşınımı için ana kaynak bölgeleri ve taşınım yolları üzerinde bulunmasa da Türkiye, zaman zaman çöl tozlarının etkisinde kalan bölgede yer alır. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz, çöl tozlarından en çok etkilenen bölgelerdir. Türkiye'de çöl tozları taşınımı ile ilgili yapılan pek çok çalışma olmasına rağmen, mekânsal bir bakış açısı ile yapılmış model değerlendirmeleri ve toz taşınımının hava kütleleri ile ilişkisinin incelendiği çalışmalar oldukça sınırlı sayıdadır. Yapılan bu çalışmada; Eylül 2015’de Hatay ve çevresinde etkili olan çöl tozu taşınımının, mekana ve zamana göre dağılışının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla; TC Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca Antakya ve İskenderun merkezli olmak üzere iki adet yersel ölçümlerin yanı sıra HYSPLIT back trajectory kullanılmıştır. Ayrıca SKIRON modeli de bu çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. 7 Eylül 2015’de havadaki PM10 oranının İskenderun için; 10 Eylül’de ise Antakya için maksimum seviyeye ulaştığı görülür. SKIRON modeli sonuçları ile ilgili bakanlık verilerinin farklı olduğu tespit edilmiş; bunun nedenin ise modelde girdi verilerinin niteliği ve mekansal çözünürlüğün olduğu düşünülmektedir. Bu sonuçlar, genel olarak Türkiye’nin güneyinden gelen cTw (Contitental Tropikal Warm) tipi bir hava kütlesinin yaşanan bu olaydan sorumlu olduğunu göstermektedir. Farklı nedenlere bağlı olarak şekil üzerinde artmalar ve azalmalar haricinde özellikle taşınım dönemindeki hasta yoğunluğu da önemli bir bulgudur. Ayrıca, Mustafa Kemal Üniversitesi (MKU) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’ne solunum yolu rahatsızlığı şikayetiyle gelenler ile Antakya Pm10 değerleri arasında 0,68; İskenderun Pm10 değerleri ile yine aynı şikayetle gelen hasta sayıları arasında 0,62 değerinde pozitif bir korelasyon değeri bulunmuştur. İskenderun ve Antakya PM10 değerleri ve hasta sayıları için yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda ise r2 değeri 0,73 olarak hesaplanmıştır. Dolayısı ile özellikle solunum yolu rahatsızlığı yaşayan insanların çöl tozu taşınım dönemlerinde hassas oldukları, gerekli tedbirlerin kişisel ve toplumsal bazda alınmasının bir zorunluluk olduğu anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>5.Sınıflara Derse Giren Öğretmenlerin Görüşlerine Göre Yeni Düzenlemeler Bağlamında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20258</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20258</guid>
      <author>Nursel YARDİBİ</author>
      <description>1997 yılında 8 yıllık kesintisiz eğitime geçişin ardından 2012 yılında eğitim sisteminde yapılan köklü değişiklik ile 4+4+4 olmak üzere 12 yıl zorunlu eğitime geçilmiştir. Bu çalışmada 5.sınıflara derse giren öğretmenlerin görüşlerine göre yeni eğitim sisteminde (4+4+4) yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması tercih edilmiştir. Çalışma grubu 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Ankara ilinde mesleki ve akademik olmak üzere ortaokullarda 5. sınıflara Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri, Sosyal Bilgiler ve İngilizce derslerine giren 10 kadın, 10 erkek olmak üzere toplam 20 öğretmenden oluşmaktadır. Yapılan bu çalışmada veriler yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma verilerinin sunumunda katılımcılara verilen kodlardan yararlanılmış ve bazı görüşlerden doğrudan alıntılar yapılarak yorumlar desteklenmiştir. Katılımcıların görüşleri doğrultusunda yeni eğitim sisteminde yaşanan sorunlar: müfredatla ilgili yaşanan sorunlar, öğrencilerin yaşadığı sorunlar, öğretmenlerin yaşadığı sorunları ve disiplin sorunları olarak dört farklı kategoride incelenmiştir. Yapılan analizlerde yaşanan sorunların öğretmenlerin cinsiyetine, okul türüne ve branşa göre bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Katılımcıların 5. sınıflarda yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerilerine ilişkin görüşleri ise müfredatın düzenlenmesi, öğrencilerin temel becerilerdeki eksikliklerinin giderilmesi, gün içinde öğrencilerin oyun ve aktivite için ayırılan zamanın arttırılması, kitapların düzenlenmesi, öğrencilere hazırlık sınıfı açılması, öğretmenlerin bu yaş grubu için hazırlanması gerekliliği ve okula başlama yaşının erken olmaması şeklindedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ön Hesaplama Tekniğinin Bilişim Sistemlerinde Kullanım Amaçlarına Göre Sınıflandırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20277</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20277</guid>
      <author>Yusuf Ziya AYIK, Ferhat KAHVECİ</author>
      <description>Yüksek veri hacmine sahip karmaşık hesaplamaları içeren işlemler bilişim sistemlerinde karşılaşılan en büyük zorluklardan biridir. Bu zorluğun üstesinden gelebilmek için ise bilişim sistemlerinde performans iyileştirilme çabaları ön plana çıkmaktadır. Performansın iyileştirilmesi için çeşitli teknikler ve yardımcı araçlar mevcuttur. Bilişim sistemi alanlarında kullanılan teknikler donanım ve yazılım alanındaki gelişmelere önemli katkılar sağlamaktadırlar. Bunlardan biri olan ön hesaplama teknikleri, sıkça kullanılan bazı hesaplamaların işlem yoğunluğunu azaltmak amacıyla kullanılmaktadır. Ön hesaplama teknikleri sayesinde çeşitli bilişim sistemleri alanlarında performans, güvenlik, enerji tüketimi, süreklilik gibi konularda iyileştirme sağlanmaktadır. Literatürde genellikle belli bir bilişim alanında ön hesaplama tekniğinin kullanımı ile ilgili detaylı olarak anlatıldığı birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada ise bulut bilişim, sanallaştırma, donanım tasarımı, felaketten kurtarma, görüntü işleme ve yazılım geliştirme olmak üzere literatürde sıklıkla öne çıkan bilişim alanlarında ön hesaplama tekniğinin sağladığı faydalar belli özelliklere göre kategorize edilerek bir arada sunulmaktadır. Böylelikle ön hesaplama tekniğinin hangi bilişim alanında ne tür bir görevi yerine getirdiği ortaya konmaktadır. Çalışmanın sonucuna göre ön hesaplama tekniği, çalışmada incelenen tüm bilişim sistemlerin alanlarında en azından bir amaç doğrultusunda kullanıldığı görülmektedir. Başka bir dikkat çeken konu ise ön hesaplama donanım tasarımı açısından çalışmada incelenen sınıflandırma kategorilerinin tamamı için kullanılması nedeniyle çok önemli bir teknik olmasıdır. Bir sonraki çalışmada, ön hesaplamanın sağladığı katkıların önemini daha iyi ortaya koyabilmek için daha farklı bilişim sistemleri alanlarında ön hesaplama tekniklerinin daha farklı kullanım amaçları araştırılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eskiçağda Dinsel ve İdeolojik Söylemlerin Anıtsal Kaya Yontularında Görselleşmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20177</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20177</guid>
      <author>Sezer Cihaner KESER, Hale TELLİ</author>
      <description>Tarihsel süreç içerisinde sayısız tanımlamalarla karşımıza çıkan sanatın, insanın toplumsal yaşamı ile var olduğu düşünülür. Toplumsal yaşamı oluşturan tüm oluşumlar, yapılar ve değerler ile sanat olgusu oldukça yoğun bir ilişki ve etkileşim içerisinde olmuştur. Kuşkusuz her ideoloji de toplumsal bir yapının ürünü olarak meydana çıkmıştır. İdeolojik yapılanmalar her çağda etkinlik göstermiş ve bu gücü çoğu zaman da bireylerin, iktidarların, liderlerin ihtiraslarından almıştır. Geçmiş dönemlere ait kalıntıların incelenmesi, bu yapılanmaların en eski çağlarda da kendine en çok sanatsal faaliyetlerde yer edindiğini göstermektedir. Sanat eserleri geçmişten günümüze, estetik haz işlevinin dışında ideolojik amaçla yönetimin propagandasını yapmak gibi birçok amaca hizmet etmiştir. Kuşkusuz egemen ideolojinin propagandasını yapmak, sanatın yaygın kabul gören işlevlerinden biridir. Sanat, özellikle de heykel, bu işlevi nedeniyle birçok dönemde politik erk tarafından kendi iktidarını pekiştirmek amacıyla desteklenmiştir. Özellikle heykel bu arenada sırtından en çok geçinilen alan olmuştur. O, hâkim güçlerin en çok barındığı ve korunduğu alanları temsil etmiştir. Tarihin hemen her döneminde mevcut erk ve iktidarların, inançsal veya ideolojik düşüncesinin yayılıp kabul ettirilmesi sürecinde, anıtsal uygulamalar görkemli bir yöntem olarak tercih edilmiştir. Anıtsal heykeller dönemin şartlarıyla ve ekonomisiyle bağlantılı olarak dünyanın çeşitli bölgelerinde ve kültürlerinde genişleyen kullanım alanları, artan hedef kitle sayısı, değişen sosyo-ekonomik düzenler ve ideolojiler doğrultusunda mesajlar yüklenerek uygulanmıştır. Çalışmanın inceleme alanını oluşturan büyük boyutlu kaya yontu heykeller, Hitit, Asur, Babil, Miken, Mısır, Pers, Helen, Roma, medeniyetlerinde olduğu gibi sonrasında gelen birçok medeniyette de görülmektedir. Bahsi geçen bu medeniyetlerde figüratif tasvirler ve mitolojik varlıkların betimlendiği büyük boyutlu eser bırakma kaygısı açıkça gözlemlemektedir. Bu durum söz konusu dönemlerde, mevcut erkin korunmasını sanat üretimi için gerekli gören yönetimleri açıkça gözler önüne sermektedir. Bu çalışmada; Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Uzak Doğu coğrafyasında varlık sürmüş büyük medeniyetlerin, egemen yönetimleri tarafından dini ve ideolojik bir araç olarak özellikle çevreye hakim noktalara konumlandırılmış büyük boyutlu yontu ve rölyeflerin ideolojik bir araç olarak nasıl kullanıldığı incelenmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Die Migrationsbezogenen Indikatoren von Österreichisch Türkischen Beziehungen</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20255</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20255</guid>
      <author>Mustafa ÇAKIR</author>
      <description>“Avusturya ile Türkiye Arasındaki İşgücü Anlaşmasının 50. Yılı” etkinlikleri kapsamında verilen bir konferans metninden yola çıkılarak hazırlanan bu çalışma, tarih sahnesinde Türk Avusturya karşılaşması ile başlatılmış; ardından tarih boyunca kullanılan kimi Almanca kelimelerde Türk imgesine yüklenen anlamlar hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Türk kelimesi Almancada olumsuz anlamlar yüklenerek kullanılmıştır. Bunun altında yatan nedenlerden ilki tarih boyunca Türklerin ve Müslümanların tehdit unsuru olarak kabul edilmesi ve Avrupa ülkelerine yapılan düzensiz işçi göçü nedeniyle oluşan olumsuz imajdır. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Türkiye Avusturya ilişkilerinin aldığı durum işçi göçü bağlamında ele alınmıştır. İstatistiklere göre, bu ülkede yaşayan Türkiye kökenli insanların sayısı 161.500 kişidir. Gündemi yoğun olarak işgal eden konu, uyum sorunlarıdır. Aslında bu sorunla ilişkilendirilerek anlatılmak istenen konular arasında Türklerin Avusturya’ya bağlılıkları ve kimlik sorunu öne çıkmaktadır. Türkler beden olarak Türk olduklarını, düşünce ve anlayış olarak Avrupalı olduklarını belirtmektedir. Kültürel olarak hem Türkiye ile hem de Avusturya ile ilişkilerinin olduğunu belirtmektedir. Günlük hayatta özellikle yabancı düşmanlığı ile karşılaşmaları, ayrımcılığa maruz bırakılmaları Türklerin en fazla şikayet ettiği konuların başında gelmektedir. Helsinki Sözleşmesine göre kendilerine verilmesi gereken hakların kısıtlanmaktadır. Özellikle ırkçılık, Müslümanlık karşıtı davranışlar ve çıkarılan yasalar, düşünce özgürlüğü, eşit işe eşit muamale gibi konularda geri kaldıkları düşüncesindedirler. Geleceğe yönelik öneriler arasında Türklerin Almanca öğrenmeleri, toplum içinde iletişim kurmaları ve daha ileri eğitim imkanlarından yararlanabilmeleri için gereklidir. Avusturyalıların da Türkleri eşit vatandaş olarak görmesi, onların uyum sağlamaları için teşvik ederken, insan olarak varlıklarını ve kültürel kimliklerini kabul etmesi gerekir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi”nde Türkiye’den Yunanistan’a Göç Eden Ortodoks Rum Kadınlara Ait Gelenekli Giysiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20268</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20268</guid>
      <author>Fatma KOÇ, Kenan SAATÇIOĞLU</author>
      <description>Göç eylemleri ile topluluklar, yaşadıkları yerlerden yaşayacakları yeni yerlere ulaşırken sadece kendilerini değil, bu serüvende sahip oldukları kültürlerini de beraberlerinde götürerek, yeni bir etkileşim sürecinin hazırlayıcısı olurlar. Bu etkileşim sürecinde göçmenler ile yerel topluluklara ait olan kültürel değerlerin yeniden şekillenmesi durumu gündeme gelmektedir. Söz konusu durum, göç eylemlerinin toplulukların giyim-kuşam anlayışlarına ait etkisini doğrudan göstermekle birlikte, göçmen toplulukların sahip olduğu giysilere ilişkin kültürel değerlerin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmada; Atina “National Historical Museum”da “1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi” döneminde Yunanistan’a göçen Ortodoks Rum kadın göçmenlerin giysilerine ait özelliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Türk ve Yunan topluluklar için önemli bir göç olayı olarak gösterilebilecek “1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi” öncesi dönemde, “Giresun (Kerasounta)”, “Nevşehir (Neapolis)” ve “Kırklareli-Kavaklı (Saranta Eklesies-Kavakli)” bölgelerinde yaşamış olan Rum kadın göçmenlere ait giysiler; alanın gerektirdiği bir sistematikle; biçim, form, süsleme ve kuşanma biçimleri açısından ele alınmıştır. Giysi bütünlüğünü oluşturan giysi parçalarının biçimsel özelliklerinin grafik çizimleri yapılmış, bu özellikler ilgili literatür ve kaynak kişilerden edinilen bilgiler doğrultusunda tanımlanmıştır. Araştırma, Yunanistan’ın en önemli giysi arşivlerinden birine sahip olan “National Historical Museum” giysi koleksiyonu envanterindeki “1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi” ile Türkiye’den Yunanistan’a göç eden Ortodoks Rum kadın göçmenlerin geldikleri yerlerde kullandıkları giyim-kuşam özelliklerini içermesi, mevcut kültürel kimlikleri yansıtması ve belgelendirmesi açısından önem taşımaktadır. Ayrıca çalışma, maddi kültür miraslarının belgelenerek gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlamak ve bu konuda çalışma yapacak kişi ve kuruluşlara kaynak oluşturmak açısından da önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çanakkale Halkının Siyasi ve İnanç Eğilimlerine Göre Çanakkale Şavaşı ve Şehitliği Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20296</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20296</guid>
      <author>Arif Olgun KÖZLEME, Gürkan ÇİL</author>
      <description>Bu çalışma “Çanakkale Merkez Halkının Çanakkale Savaşı ve Şehitliği Algısı” adlı BAP çalışmasının, Çanakkale merkez halkının sosyo-bilişsel eğilimleri ve Çanakkale Savaşı ve şehitlik algıları değişkenleri arasındaki ilişkiyi ölçmeye dönük olarak projenin bir kısmını kapsamaktadır. Dünya Savaşı, şartların zorlaması ve Batılı devletlerin birtakım oyunları sonucunda Osmanlı Devletinin kendisini içinde bulduğu bir savaştır. Bu savaşın bir parçası olarak Çanakkale savaşı, Türk tarihi açısından oldukça önemli sonuçlar doğurmuştur. Bir yılı aşkın bir süre boğazı geçmek isteyen İngiltere öncülüğündeki Müttefikler yenilerek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Ancak her iki taraftan yüzbinlerce insan zayiatı olmuştur. Bir varoluş ve yeniden doğuş mücadelesi olan Çanakkale Savaşı, Türk milleti için özgüvenin yeniden tesis edildiği bir dönüm noktası ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolu açan bir zafer olarak görülmüştür. Bu sebepten Çanakkale Savaşı, çok yönlü olaraktan Türk milleti için mümtaz bir değere sahiptir. Bu değer, tarih bilinci ve milli şuur şeklinde Türk milletinin zihin dünyasında her daim taze tutulmaktadır. Savaşı yaşamış olan ve şehitliğe ev sahipliği yapan Çanakkale şehri ve halkı için, siyasi yaklaşım ve dini algılar açısından göreli bir farklılık görülse de, onlar için da genel yaklaşım olarak Çanakkale Savaşı’nın ve Şehitliğinin öneminin tartışılmaz olduğu görülmüştür. Çalışma, 27-29 Kasım 2016 tarihinde Çanakkale merkez ilçe halkından 500 katılımcı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sosyo-bilişsel özellikler ve Çanakkale merkez halkının Çanakkale Savaşı ve Şehitliği algıları ile ilgili değişkenler Ki-kare testine tabi tutularak aralarında anlamlı bir ilişki olup olmadığının analizi yapılmıştır. Anlamlı olanlar analiz edilmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur Adlı Romanının Arapçaya Çevirisindeki Deyiş, Deyim, Atasözleri ve Manilerin Çoğul Dizge Kuramı Işığında İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20289</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20289</guid>
      <author>Murat ÖZCAN, Arife ERAY</author>
      <description>Çeviri insanlık tarihi boyunca her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Farklı dilleri konuşan insanları birbirine bağlayan bir köprü görevi üstlenmiştir. Toplumdaki her alanda gelişmelere öncülük etmiştir. Çeviri, tarihi süreç boyunca kültürel alış-veriş vasıtasıyla milletlerin birbirlerini tanımalarını, işbirliği içerisinde olmalarını ve gelişmelerini sağlamıştır. Çevirinin etkin olduğu alanlardan biri de edebiyat çevirisidir. Kaynak dilde yazılan edebi bir eserin erek dile çevirisiyle bir kültürün aktarılması ve yeni bir edebi eserin tanıtılması sağlanmıştır. Çevirinin mekanik ve basit bir işlem olmadığının anlaşılmasıyla birlikte çeviri bir bilim dalı olmaya başlamıştır. Uzun yıllar boyunca araştırmacı ve teorisyenler çeviribilim üzerine farklı kuramlar ortaya koymuşlardır. Bu kuramlar çeviri sürecine ışık tutmuştur. Her çeşit alanda yapılan çeviriler uzmanlık gerektirmektedir. Bu çalışmada ele aldığımız edebiyat çevirisinde özellikle atasözleri, maniler ve deyimler gibi ifadelerin çevirisinde yaşanan zorluklar dikkat çekmektedir. Çevirmenin her iki kültüre de yeterince hâkim olmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Aksi takdirde kaynak dilde anlatılmak istenenin erek dile eksik veya yanlış iletilebildiği görülmektedir. Bu çalışmada Yeni Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı kitabındaki deyişlerin, deyimlerin, manilerin ve atasözlerinin Itamar Even Zohar’ın çoğul dizge kuramı ışığında Arapçaya nasıl aktarıldığı incelenecektir. Yapılan çevirinin çoğul dizge kuramına göre “yeterli” mi yoksa “kabul edilebilir” mi olduğu gözlemlenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe İlk Kur’an Tercümelerinden Meşhed Nüshası Satır Arası Türkçe-Farsça Tercümeli (No: 2229) (Orta Türkçe)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20342</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20342</guid>
      <author>Emek ÜŞENMEZ</author>
      <description>Bu çalışmada İran-Meşhed Âstân-i Kods-i Rezevî Kütüphanesi 2229 numarada muhafaza edilen Türkçe-Farsça satırarası Kuran tercümesine yer verilmiştir. Tam tercüme olmayan bu nüsha, toplam 152 varaktır. Nüsha; Kur’an-ı Kerimin 4. cüzünün satıraltı Türkçe-Farsça tercümesidir. Eser; Al-i İmran suresinin 92. ayetinden Nisa Suresinin 24. ayetine kadar olan kısmı içermektedir. 31a/1 – 32a/1 ve 92a/1 – 92b/1 sayfalarında ayetlerin sadece Türkçe tercümesi verilmiş, Farsça tercümesi bulunmamaktadır. Yaprak boyutu 20 x 29 cm’dir. 1b ve 2b sayfalarında altı yapraklı yuvarlak çiçek deseni vardır. Aynı altı yapraklı desen eserde Kur’an ayetlerinin bittiğini gösteren işaret olarak kullanılmıştır. 3b sayfasında yaldızlı nefis bir nakış yer almaktadır. Metin yani tercüme 4a varağıyla başlar. 152 varak olan eser 3 satır üzere inşa edilmiştir. Fakat bazı varaklarda bu düzene uyulmadığı görülür. 151a ve 151b varakları tek satır, 4a, 4b, 116a varakları ise 2 satırdan müteşekkildir. Kur’an ayetleri Reyhanî hatla; Türkçe ve Farsça tercümeler ise Nesih hatla yazılmıştır. Ayetlerin yazımında siyah mürekkep kullanılmış fakat ayetlerde geçen Allah lafzları altın yaldızla yazılmıştır. Türkçe tercümenin yazımında siyah, Farsça tercümede ise kırmızı mürekkep kullanılmıştır. Metnin başladığı 4a varağında Arapça الجزء الرابع “el cüzü’l râbia” (dördüncü cüz) yazmaktadır. Bu ifadeden hareketle göre Kur’an-ı Kerimin bütün cüzlerinin (en azından ilk dört cüzün) bu şekilde satıraltı Farsça-Türkçe tercümeyle hazırlandığı ileri sürülebilir. Bu cümleden hareketle ve büyük olasılıkla otuz cüz ve ciltten oluşan satıraltı tercümeli Kur’an-ı Kerim iki dilli (Türkçe-Farsça) bir hükümdar (dolayısıyla iki dilli bir halk için) buyruğuna göre hazırlanmıştır. Nitekim yukarıda bahsi geçen Türkçe-Farsça tercümeler veya müstakil Türkçe veya Farsça tercümeler Türkçe ve Farsçanın yanyana konuşulduğu ve kullanıldığı Samaniler, Gazneliler, Selçuklular, zamanında yapılmıştır ki bu saydığımız devletlerin resmi dillerinin Farsça olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu çalışma ile Türkçe ilk Kur’an tercümelerinden Meşhed Nüshası’nın (2229), tavsifi ve dil özellikleri ortaya konulmuştur. İran-Meşhed Âstân-i Kods-i Rezevî Kütüphanesinde 2229 numara ile muhafaza edilen bu Kur’an tercümesi satır arası Türkçe-Farsça tercümelidir. 2229 numaralı bu Kurʼan tercümesi dil özellikleri bakımından incelendiğinde Karahanlı-Hârezm Türkçesinin karakteristik dil özelliklerini göstermektedir. Nüshanın imla, ses ve şekil özellikleri dikkate alındığında 13. yüzyıl sonları, 14. yüzyıl başlarında kullanılan Türkçe (Karahanlı-Harezm) ile yazıldığını söylemek mümkündür. Nüshadaki Farsça çeviriler Türkçeye göre hemen hemen bir asır önceye aittir. Nüsha’daki Farsça unsurların dil özelliklerinden hareketle eserdeki Farsça tercümenin yazım tarihi hakkında fikir yürütmek de mümkündür. Nitekim eserde kullanılan dil Eski Farsça/Klasik Farsça (Farsi-i Kühen) olup 12-13. yüzyılları ihtiva etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rusçuk Esnaf Teşkilatı (1750-1850)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20310</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20310</guid>
      <author>Serdar GENÇ, Füsun Gülsüm GENÇ</author>
      <description>Rusçuk, Tuna Nehri kıyısında konumlanmış kalesi olan ye sahip bir liman şehridir. Şehirde çeşitli esnaf kollarının faaliyet gösterdiği çarşılar ile haftada bir kurulan pazarı mevcuttur. Müslüman ve gayrimüslim ahalinin birlikte yaşadığı bir Rumeli şehri olan Rusçuk’un bu stratejik konumu hem siyasi hem de ticari ve ekonomik açıdan vazgeçilmez bir öneme sahip olmasında mühim bir rol oynamıştır. İncelenen dönemde on iki mahallesi ve nüfusu ile Tuna boyunda yer alan kazalar arasında hatırı sayılır bir yere sahip olmuştur. Fakat Osmanlı-Rus harpleri, âyanlık mücadeleleri ve Rus işgaline uğraması sebebiyle kaotik bir süreç yaşayan şehir ciddi sıkıntılar yaşamış olmakla birlikte bununla başa çıkabilmiştir. Bu çalışmada, 18. Yüzyılın ikinci yarısından 19. Yüzyılın ilk yarısına kadar geçen yüz yıllık süre zarfında Rusçuk’taki esnafın teşkilatlanması ele alınmıştır. Bu kapsamda öncelikle şehirde esnafın konumlandığı çarşı ve arastalar tespit edilip bunların şehirle olan bağlantıları üzerinde durulmuştur. Ardından incelediğimiz dönemde Rusçuk esnafı üzerine genel bir değerlendirme yapılıp esnafın temsilcileri, bunların tayin ve azilleri ile Rusçuk esnafının nezre bağlanması meselesi değerlendirilmiştir. Çalışmada; Rusçuk’ta faaliyet gösteren esnaf kolları, her bir esnaf kolunun sahip olduğu dükkân sayısı, bu dükkânların mülkiyet özellikleri incelenmiştir. Ayrıca esnafa ait tereke defterleri örneklerinden yola çıkarak sosyo-ekonomik yapı içerisinde esnafın yeri belirgin hale getirilmeye çalışılmıştır. Çalışmada ana kaynak olarak döneme ait Rusçuk şer’iyye sicillerinden yararlanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okul Öncesi Eğitim Öğretmenlerinin Empatik Eğilimleri İle İletişim Becerileri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20303</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20303</guid>
      <author>Alpaslan GÖRÜCÜ, Tuğba ERDOĞAN</author>
      <description>Bu araştırmanın genel amacı, okul öncesi öğretmenlerinin empatik eğilimleri ile iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bunun yanında araştırmada, okul öncesi öğretmenlerin empatik eğilimleri ve iletişim becerileri ile kişisel değişkenlerden yaş ve çalışma yılı arasındaki farklılıklar da incelenmiştir. İlişkisel tarama modelinde düzenlenen araştırmanın evreni, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Konya ili merkez Selçuklu ve Meram ilçelerinde Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı anaokulu, ilkokul ve ortaokullarda görev yapmakta olan okul öncesi öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu ise adı geçen kurumlardan tesadüfi olarak seçilen 144 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla, araştırmacı tarafından hazırlanan ve öğretmenlerin bazı demografik özelliklerini belirlemeye yönelik “Kişisel Bilgi Formu”, Dökmen (1988) tarafından geliştirilmiş “Empatik Eğilim Ölçeği” ve Bedur (2007) tarafından geliştirilmiş “İletişim Becerileri Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde empatik eğilim toplam puanları ile iletişim becerileri toplam puanlarının yaş ve çalışma yılı değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi (Anova) ve empatik eğilim toplam puanları ile iletişim becerileri toplam puanları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla “korelasyon” analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, yaş ve çalışma yılı değişkenlerinin okul öncesi öğretmenlerinin empatik eğilimleri ve iletişim becerilerine bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca okul öncesi öğretmenlerinin empatik eğilimleri ile iletişim becerileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgu, okul öncesi öğretmenlerinin empatik eğilimlerinin iletişim becerilerine pozitif etkisinin olduğunu göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlkokul 4. Sınıf Öğrencilerinin Modelleme Süreçlerinin İncelenmesine Yönelik Bir Odak Grup Çalışması: Alış-Veriş Problemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20371</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20371</guid>
      <author>Mustafa ULUOCAK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı ilkokul öğrencilerinin model oluşturma sürecindeki düşünme süreçlerini ve eğer varsa bu süreçte karşılaştıkları zorlukları belirlemektir. Araştırma 2016/2017 eğitim öğretim yılında Kütahya ili Dumlupınar Kolejinde gerçekleştirilmiş nitel bir araştırmadır. Araştırmanın çalışma grubunu amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 4 ilkokul 4. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak bir adet gerçek hayat durumlarını içeren alış-veriş problemi kullanılmıştır. Problemde verilenler açık bir şekilde sunulmamış öğrencilerden problem durumunu gerçek hayat koşullarına indirgeyerek problemin içindeki gizli problemleri ortaya çıkarmaları ve gizli problemlerin çözümü için veri toplamaları beklenmiştir. Çalışma verileri odak grup görüşmesi yöntemiyle toplanmış, betimsel analiz yapılarak raporlaştırılmıştır. Çalışma soncunda öğrencilerin grup içi etkileşim sayesinde yeni ve farklı fikirler ortaya atabildikleri, ortaya attıkları fikirleri kanıtlandırarak diğer grup üyelerini ikna etmeye çabaladıkları, arkadaşlarının görüşlerinden hareketle kendi fikirlerini yeniden geliştirebildikleri görülmüştür. Çalışma sonucunda öğrencilerin problem metnine eleştirel gözle bakarak çıkarımlarda bulunabildikleri, gerçekçi bir model kurabilmek için yeni problemler kurabildikleri, araştırma yaparak ihtiyaçları olan ekstra bilgilere ulaşabildikleri, kurdukları problemleri çözüm stratejilerini kullanarak matematiksel ifadelere dönüştürebildikleri, buldukları birden fazla sonucu göz önünde bulundurarak önerilerde bulunabildikleri, buldukları sonuçları değerlendirerek tespit ettikleri tutarsızlıkları giderebildikleri görülmüştür. Çalışma sonucunda elde edilen bir diğer bulgu ise modelleme çalışmalarının doğrusal olmayıp döngüsel olduğu, gerektiğinde bir önceki basamaklara geri dönüşlerin gerçekleşebildiği bulgusudur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


