






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies - Language and Literature, Yıl 2025 Sayı Volume 20 Issue 1</title>
    <link>https://turkishstudies.net/language?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3285</link>
    <description>Turkish Studies - Language and Literature</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>İngilizce Deep ve Profound, Fransızca Profond Yakın Anlamlı Sözcükleri Üzerine Diller Arası Bir Çalışma: Yabancı Dil Eğitimine Yönelik Çıkarımlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77080</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77080</guid>
      <author>M. Fatih ADIGÜZELM. Pınar BABANOĞLU  </author>
      <description>&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Derleme dayalı bu çalışma, İngilizcedeki yakın-eşanlamlı sözcükler olan “deep” ve “profound” ile Fransızca&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“profond” sözcüğü arasındaki diller-arası ve dil-içi ilişkileri incelemektedir. Çalışma, bu sıfatların eşdizimsel davranışlarını analiz ederek, "deep" ve "profound" sözcüklerinin hangi bağlamlarda birbirlerinin yerine kullanılabileceğini ve İngilizcedeki "profound" ile Fransızcadaki "profond" sözcüklerinin anlamsal ve eşdizimsel olarak eşdeğer olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu sıfatlarla sık eşdizim oluşturan sözcükler, İngilizce "50% Sample of ukWaC" ve Fransızca "Europarl 3: French" derlemlerinden elde edilmiştir. Analiz sonucunda, hem diller-arası hem de dil-içi benzerlik ve farklılıklar ortaya çıkmıştır. İngilizcedeki "deep" ve "profound" sözcükleri arasında dil-içi benzerlikler ve farklılıklar gözlemlenirken, Fransızca "profond" ile İngilizce "profound" ve "deep" sözcükleri arasında diller-arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Bulgular, "profond" kelimesinin İngilizceye "profound" olarak ödünç alındığında, "deep" ile rekabete girmesi nedeniyle anlamsal alanının bir kısmını kaybettiğini ve sonuçta "profound" kelimesinin Fransızca orijinali olan "profond" ile kısmi bir eşanlamlılık statüsü kazandığını göstermektedir. Fransızcada "profond" hem fiziksel hem de psikolojik/soyut derinliği ifade ederken, İngilizcede "profound" fiziksel ölçülebilir derinlikle ilişkili isimlerle eşleşmez. İngilizcede "deep" ve "profound" arasında da kullanım farklılıkları bulunmaktadır; "deep" fiziksel derinlik, nüfuz ve renk yoğunluğunu ifade ederken, "profound" soyut veya mecazi derinliği tanımlamaktadır. "Deep" ile karşılaştırıldığında, "profound" olumsuz çağrışımları olan duygu ve tutumlarla ilgili kelimelerle daha sık eşdizimlidir; bu durum &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;etki&lt;/em&gt; anlamsal alanı için de geçerlidir. İngilizcede genel olarak "deep" önemli ölçüde daha yaygın olarak kullanılmakta ve derlemde "profound "dan beş kat daha fazla görünmektedir. Çalışma, "deep" kelimesinin anlamsal alanının İngilizcede kısmen korunduğu ve ödünç alındıktan sonra "deep" kelimesinin anlamsal alanını işgal etmeye çalışan "profound" kelimesinin kullanımını sınırladığı sonucuna varmaktadır. Bu karşılıklı etki, her bir sözcüğün diğerinin anlamsal alanının bir kısmını işgal etmesiyle, anlamlarında kısmi bir örtüşmeye yol açmıştır. Sonuç olarak, İngilizcedeki "profound" artık Fransızca "profond"un tam karşılığı değildir; bu nedenle diller arası olarak Fransızca orijinaliyle kısmen eşanlamlıdır. Benzer şekilde, "profound" ve "deep" arasında da birbirlerinin anlamsal ve pragmatik haklarına saygı gösterecek şekilde kısmi eşanlamlılık bulunmakta ve bu durum eşdizimsel davranışlarına da yansımaktadır. Sonuçlar, dil öğrenenlerin yakın anlamlı ve akraba sözcükler konusunda dikkatli olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Yabancı ve ikinci dil öğrenimi ve öğretimi açısından bilişsel farkındalık yaklaşımı ve diller arası farklılıklar konusunda bilinçlendirme önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modern Zaza Hikâyeciliğinde Hayvanlara Dair Halk İnanışları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79588</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79588</guid>
      <author>Hacı İbrahim AYTEKİNİlyas AKMAN </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;İnsanoğlunun komplike bir zihin dünyasına ve psikolojiye sahip olmasının sebeplerinden biri de doğayı ve evreni henüz ilk günden diğer canlı türleri ve doğa unsurlarıyla paylaşmasıdır. Henüz ilk insandan itibaren doğanın unsurları insan üzerinde derin etki bırakır. Öyle ki insanoğlu anlam veremediği bazı doğa unsurlarını ve hayvan türlerini tanrı olarak kabul etmiş kendisini daha güvende hissedebilmek için çeşitli ritüeller gerçekleştirmiştir. Doğanın canlı ve cansız unsurlarının insan üzerindeki çeşitli etkileri dönüşümler geçirerek günümüze kadar ulaşmıştır. Yapılan bazı ritüeller kökenleri bilinmeden günümüz insanları tarafından pratize edilmektedir. Bu tarz bazı ritüellerin kökenine inildiğinde binlerce yıl önce doğayı bilmediği için ondan korkan ve kendisini daha güvenli bir hale sokma çabası içinde olan atalarının ritüelleri olduğu ortaya çıkar. Bu realitenin kendisini en fazla gösterdiği alanlardan biri halk inanışlarıdır. İlk insanın üretmeye başladığı ve sonraki insanların da devam ettirdiği bilinmeyene, doğaüstüne, doğaya ve hayvanlara anlam verme çabalarının sonucunda halk inanışları ortaya çıkar. Bu inanışların bazıları toplumlarda o kadar etkili olur ki toplumların kimliğinin şekillenmesine etki eder ve toplumlar kendilerini diğer toplumlardan bu tarz inanışlar ve ritüeller üzerinden ayırt edip biz bilinci oluştururlar. Halk inanışları çoğunlukla hayvanlar, bitkiler, doğanın cansız unsurları, gök cisimleri ekseninde şekil bulur. Zaza halkında da tıpkı diğer halklar da olduğu gibi bu tarz inanışlar söz konusudur. Özellikle hayvanlara dair halk inanışları yaygındır. Zaza yazarları da eserlerini kaleme alırken halk inanışları konusunu önemserler ve bu inanışlara eserlerinde yer verirler. Bunun sonucunda da eserlerde yılan, kuşlar, dağ keçisi, tavşan, arı, ayı, kurt gibi hayvanlara dair halk inanışlarına yer verilir. Bu makalede söz konusu hayvanlara dair halk inanışlarının neler oldukları modern hikâyelerden hareketle ortaya konuldu.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hoca Abdurrauf Hikâyesi'nin Kastamonu Nüshası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78126</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78126</guid>
      <author>Rabia AKSU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 35.45pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Sözlü kültür ürünlerinden olan halk hikâyeleri nesilden nesile aktarılarak toplumların önemli birer kültür değeri hâline gelmiştir. Yazı dilinin olmadığı dönemlerde sözlü olarak aktarılan bu eserler, yazıya da geçirilerek edebiyatın da kalıcı ögeleri olmuşlardır. Türk dilinde de tercüme ya da telif olan pek çok halk hikâyesi bulunmaktadır. Bu hikâyelerden biri olan ve &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Vaḥdî&lt;/em&gt; tarafından kaleme alınan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Hoca Abdurrauf Hikâyesi&lt;/em&gt; Anadolu’da telif edilen ilk halk hikâyesi olması bakımından önemli bir yere sahiptir. Anlatım tarzı, dil özellikleri gibi hususlar bakımından kıymetli olan bu metnin farklı kütüphanelerde nüshaları bulunmaktadır. Bu çalışmada hikâyenin Kastamonu nüshası dil açısından incelenmiştir. Diğer nüshalar üzerinde yapılan çalışmalardan da faydalanılarak çeviri yazı metni oluşturulmuştur. Çeviri yazı metninden hareketle dil özellikleri tespit edilmeye çalışılarak özellikle dönemin genel dil karakterinden farklı hususlar belirlenmeye çalışılmıştır. Bu tespitler yapılırken dönemin genel hususlarını ortaya koyan çalışmalardan yararlanılmıştır. Türk dili tarihinde özellikle halk metinleri gibi ağız özelliklerinin de kullanıldığı metinlerin şerhi, dilin değişimini, zenginliğini ve gelişimini ortaya koyan çalışmalardır. Halkın dinlemeyi ve okumayı sevdiği, ilgisini çeken gerçek olaylar bazen de hayal ürünü olayların yazarın kendine has uslubuyla anlattığı bu yapıtların dil ve kültür tarihi için önemli bir yeri vardır. Bu çalışmayla da Türk dilinin söz varlığını ve zenginliğini ortaya koyan bir çalışma hazırlanarak muadil çalışmalara kaynaklık etmesi istenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültürü Korumada Kültür Ekonomisinin Rolü: Ordu’daki Kadın Kooperatifleri </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79708</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79708</guid>
      <author>İsmail ALANTEPEMevlüde ALANTEPE   </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Kültür toplumların maddi ve manevi bütün üretimleri olarak bir kimlik göstergesidir. Toplumların kendi milli bilinçlerini kaybetmeden varlıklarını sürdürebilmeleri için geçmişten beri birikerek süregelen kültürel belleklerini korumaları ve gelecek kuşaklara aktarmaları gerekmektedir. Kültürü korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak için ise kültürel ürünlere işlevsellik katmak ve onları çağın şartlarına göre güncellemek gerekmektedir. Aksi takdirde toplumların kimliklerini ifade eden kültürel değerleri küreselleşen dünyanın meydana getirdiği tek tipleşmenin içinde erime tehlikesiyle karşı karşıyadır. Diğer taraftan genç kuşakların bu şartlar altında “eski” yerine “yeni” olana yönelik eğilimi kültürel çeşitliliği daha da azaltıcı bir etkiye sahiptir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu bakımdan kültürel ürünleri kültür ekonomisi bağlamında değerlendirmek, koruma ve gelecek kuşağa aktarmanın sağlanmasında faydalı olacaktır. Toplumlar kültürel miraslarını gelecek kuşaklara aktarabilmek ve dolayısıyla kimliklerini koruyabilmek için kendilerini dışarıya açmak ve görünür olmak zorundadır. Bu şekilde kültürlerini dönemin gerektirdiği bir işlevsellik temelinde kullandıklarında kalıcılık ve aktarım olacaktır. Bu bağlamda bu çalışmada kadın kooperatiflerinin çalışmalarının kültürü koruma ve gelecek kuşaklara aktarmadaki katkısı, kültür ekonomisi bağlamında ve Ordu’daki kadın kooperatifleri örneği üzerinden incelenmiş ve tartışılmıştır. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Kültür ekonomisine yönelik kültürü metalaştırıp tek tipleştirdiği, insanları ise doyumsuz tüketiciler hâline getirdiği şeklindeki birçok olumsuz eleştiriye karşın çalışmada, kültür ekonomisinin kültürü korumada katkı sağlayıcı olabileceği iddia edilmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Çalışmada Ordu’daki kadın kooperatiflerinin yöresel ürünleri kültür ekonomisinin araçlarını kullanarak pazarladıkları ve bunun sonucunda ise hem ekonomik kalkınmaya katkı sunarlarken hem de kültürel ürünlerin korunmasına yarar sağladıkları sonucuna varılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Elektronik Kartların Arapça'yı Yabancı Dil Olarak Konuşanların  Cümlelerini Güçlendirmedeki Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79475</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79475</guid>
      <author>Ahmed ALDYAB </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırma, üniversitelerde ve yabancı dil kurslarında Arapçayı yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin Arapça konuşma ve diyalog oluşturma sürecinde karşılaştıkları eksiklerinden birine ışık tutmak ve bilgisayar vasıtasıyla elektronik kartlar kullanarak uygun çözümü bulma amacıyla gerçekleştirilmiştir. Zira Arapça öğrenen birçok öğrenci özellikle cümle ve diyalog konusunda ve konuşma becerilerinde zorluklar ile karşılaşmaktadır. Öğrenciler Arapçayı nahiv ve sarf kurallarıyla, dilbilgisiyle birlikte öğreniyorlar ancak kendileri başkaları ile Arapça bir şekilde iletişim kuramıyor, konuşamıyorlar. Bu sebepten ötürü de özellikle teknoloji alanında yaşanan büyük gelişmelerin ardından, bu öğrencilerin konuşma ve diyalog kurmalarına yardımcı olacak araçların bulunması zorunlu hale gelmiştir. Söz konusu bu araçlar, konuşma ve diyalog sürecinde kolay yöntemler ve yollar sunmaya başlamıştır. Bu araştırma, cümlelerin elektronik kartlar aracılığıyla geliştirilmesi fikrine dayanmaktadır. Bildiğimiz gibi, öğrenciler genellikle kelimeleri cümle içerisinde değil tek başlarına ezberlerler, bu öğrenci için kolay olan yoldur. Ancak zorluk, kelimeleri cümle içinde kullanma, cümleler oluşturarak diyalog kurma ve konuşma sürecinde ortaya çıkar. Cümle, dil bağlantıları, dilbilgisel unsurlar ve kelimeler arasındaki ilişkileri içerir. Cümle oluşturma, kelimeleri tek başına ezberlemekten daha karmaşıktır; her öğrenci dilbilgisi, sarf ve harflerin doğru kullanımı açısından doğru bir cümle oluşturamayabilir. Bu nedenle, bu araştırma, cümle düzeyinde konuşma sorunlarının küçük bir kısmını çözmeye yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada analitik yöntem kullanılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edebî Himâyenin Farklı Tezahürleri: el-Buḥturî ve Methiyeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78747</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78747</guid>
      <author>Tülin ARSLAN  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.5pt; line-height: 106%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada, Abbasi Dönemi’nde methiyeleri ile tanınan, estetik söylem gücüne sahip el-Buḥturî’nin çeşitli vesilelerle Abbasi halifelerine ve devlet ricalinden kişilere sunduğu methiyeler, hâmî şair ilişkisi bağlamında değerlendirilir. Methiye şiirleri söz konusu olduğunda sanatını icra eden şairler, sanatı kendi iktidar alanlarının devamlılığı ve meşrulaştırılması için destekleyen ve bu nedenle de şairleri muhatap kabul eden hâmîlerin varlığı hatıra gelir ve genel olarak bu şekilde ifade edilebilen bu durum, edebî himâye geleneği olarak adlandırılır. el-Buḥturî’nin dîvânının önemli bir kısmı, devletin farklı kademelerinde görev yapan hâmîlerine sunduğu methiyelerden teşekkül eder. Bu nedenle bu çalışma, el-Buḥturî ve methiyelerinden hareketle şair ve hâmîsi arasındaki ilişkiye ve bu ilişkinin şiire yansımalarını değerlendirmeye odaklanır. Şair ve hâmîsi arasındaki ilişkinin farklı boyutlarını, methiyelerin bu ilişkinin değişip dönüşmesindeki rolünü el-Buḥturî’nin şiirleri aracılığıyla yorumlamaya çalışır. Bu yorumlamalarda ise kolektif bilinçteki yönetici, edebî himâye söz konusu olduğunda ise hâmî prototipinin konumu ve Arapların nezdinde şair ve şiirin değeri temel alınır. Patron ile şair arasındaki ilişkide şairin patron karşısındaki konumu, şiirinin himâye geleneği içindeki rolü ve bu konudaki şairin farkındalığı da değerlendirilir. “Şair şiirlerinde patronlarının hangi özelliklerini ön plana çıkartır?” sorusunun cevabı aranmakla birlikte bu özelliklerin teşekkül etmesinde belirleyici olan emareler kolektif bilince dayandırılarak açıklanmaya çalışılır. el-Buḥturî’yi döneminin önemli methiye şairlerinden biri yapan şiirlerinin ayırt edici yönleri, onun şiirleriyle himâye geleneğinde varlığını devam ettirmesini sağlayan estetik söylem gücü ve meclis temelli oluşan kamusal algıya şiirlerinin etkisi incelenir. el-Buḥturî’nin konumları ve görevleri birbirinden farklı patronlarına sunduğu methiyeleri edebî himâye geleneği çerçevesinde farklı yönleriyle değerlendirilir. Ayrıca şairin üslubuna dair de değerlendirmelere yer verilir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aşk, Büyü ve Şiir: Divanlarda Aşk büyüleri Uygulamaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79969</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79969</guid>
      <author>Fatıma AYDIN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-para-margin-top: .6gd; mso-para-margin-right: 0cm; mso-para-margin-bottom: .6gd; mso-para-margin-left: 35.45pt; text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: normal; margin: 7.2pt 0cm 7.2pt 35.45pt;"&gt;&lt;a name="_Hlk168850550"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Tarih boyunca umutsuz âşıklar, sevgiliyi elde etmek için çılgınca girişimlerde bulunmuşlardır. Bunlardan biri de aşk büyülerine başvurmaktır. Her ne kadar Semavî dinler büyüyü yasaklamış olsa da büyü ve din uygulamaları kimi zaman iç içe geçmiştir. Yaşadıkları zamanın kültürünü şiirlerine taşıyan klasik Türk edebiyatı şairleri, aşk büyülerini birer folklorik unsur olarak eserlerine yansıtmışlardır. Şairler, eserlerinde büyü kelimesinin yanında sihir, efsun, tılsım, vefk, muska ve hamail kelimelerini de kullanmıştır. Bu çalışmada klasik Türk şiirinde hangi aşk büyüsü uygulamalarının ele aldığını inceledim. Bunun için Türk halkbilimi büyü konulu araştırmalar incelenerek aşk büyüsü uygulamaları tespit edilmiştir. Daha sonra üç yüzden fazla divan incelenerek bu büyü uygulamalarının şiirlerde nasıl işlendiği tespit edilmiştir. Öncelikle büyü şiirlerde neyzene, sakiye, söze, şiire, kaleme ve aşka benzetilmiştir. Sevgili, bülbül, âşık ve rakip büyü yapan cadı veya sihirbazdır. Aşk büyülerinin ortak amacı sevgiliyi kendine âşık etmektir. Divanlarda bu amaçla uygulanan 13 büyü tespit edilmiştir. Bahsedilen aşk büyüsü uygulamalarından ilki Mercan duası olarak da anılan Şirinlik muskasıdır. İkincisi bir zamanlar şamanların okuduğu azâimi, şairlerin sevgiliyi büyülemek için okumasıdır. Divanlara göre âşıklar sevgiliyi etkilemek için Allah’ın isimlerini tespih etmişler, bazı duaları okumuşlardır. Sevgiliyi büyülemek için cin ve perileri davet etmişlerdir. Başvurulan bir diğer uygulama muhabbet tılsımıdır. Bu büyü uygulamalarında kılıç, kıl, üzerlik tohumu, biber tohumları, gül, nal, ateş ve levhalardan yararlanılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kahvehanelerin Arap Edebiyatındaki Yeri ve Etkisi-Mısır Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80541</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80541</guid>
      <author>Rumeysa BAKIR DAYI</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Kahvehaneler, modern şehirlerin tarih boyunca yaşanmışlıklarının özgün ve önemli bir parçası olup tarih mirasının sadık bir deposu ve aynı zamanda kültür ve geleneklerinin tanıklarıdır. Kahvehaneler farklı karakterlerin, kokuların, tınıların bir mekânda birbirine karışmasıdır. Kültür ve edebiyat kahvehaneleri kalbi olmayan betonarme şehirlerde insanların boş vakit geçirmesi olmayıp toplumların kültürel, edebî, ekonomik ve politik açıdan gelişiminin canlı bir belgesidir. Kuruldukları günden bu yana fikir tarihinin ortaya çıkışında ve gelişiminde önemli bir rol oynayan ve ilk olarak 16.yy’da Doğu’da kendini gösteren kahvehaneler, dünyanın birçok yerinde edebî, sanat ve felsefi akımların ortaya çıkışı ile ilişkilendirilmiş, sömürgeciliğe ve diktatörlüğe karşı siyasi hareketlerin doğuşu ve harekete geçtiği ana komuta merkezi olmuştur. Yüzyıllardır Mısır’ı karakterize eden en önemli toplumsal geleneklerden biri de çeşitli biçimleriyle karşımıza çıkan kahvehaneleridir. Popüler kültürün kuluçka merkezi konumunda olan Mısır edebiyat kahvehaneleri de sürekli bir mücadele tarihiyle bağlantılı olmuştur. Devrim rüzgârları ve değişimin esintileri oralardan esmiş, bu kahvehanelerden yazarlar ve düşünürler doğup kültür ve aydınlanma mesajları yaymışlardır. Çalışmada Mısır’da özellikle Kahire’de yer alan edebiyat ve kültür kahvehaneleri tarihçeleri, konumları ve kültürel önemleriyle birlikte bu kahvehaneleri ziyaret eden edebiyatçılar ve oralarda kaleme aldıkları eserler ele alınmaya gayret gösterilmiş, edebiyatçıların yanında bu kültür kahvehanelerinde faaliyet gösteren sanat ve siyaset camiasına da yer verilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divan Edebiyatı Nesrinde Dürretü'l-Fusahâ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76519</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76519</guid>
      <author>Maksut BELEN  </author>
      <description>&amp;nbsp; Öz: Düşünce dili olan “Nesir”, nazmın düz yazıdaki karşılığıdır. Güçlü bir nesir, bir milletin entelektüel özellikler bakımından yüksek bir düzeye ulaştığının göstergesidir. Milli özellik, özellikle büyük nesircilerin görüşlerinde ve yargılarında ortaya çıkar. &lt;a href="https://www.turkedebiyati.org/divan-edebiyati/"&gt;Divan&amp;nbsp;edebiyatı&lt;/a&gt;nda nesir, “inşa” anlamındaki süslü nesirdir. Süslü nesirlerde&amp;nbsp;&lt;a href="https://www.turkedebiyati.org/soz-sanatlari-edebi-sanatlar/"&gt;anlam ve sözle ilgili sanatlar&lt;/a&gt;a bolca yer verilir. Benzer seslerle oluşturulan&amp;nbsp;&lt;a href="https://www.turkedebiyati.org/seci/"&gt;secîler&amp;nbsp;&lt;/a&gt;sayesinde şiirdekine benzer bir ritm ve&amp;nbsp;&lt;a href="https://www.turkedebiyati.org/ahenk/"&gt;ahenk&lt;/a&gt;&amp;nbsp;elde edilir. “Güzel, iyi konuşan ve yazanların incisi” anlamındaki, 1544 kayıt nolu 30 yaprak, 58 sayfalık, “Dürretü’l-Fusahâ” adlı yazma kitap, Manisa Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Dili, yabancı söz ve tamlamalarla bir hayli yüklü olan eserde, süslü nesirde ustalık göstermek amaç olduğundan, sanatlı söyleyişe önem verilmiş, çok sayıda öncelikle Farsça sonra Arapça kelimeler kullanılarak&amp;nbsp;&lt;a href="https://www.turkedebiyati.org/edebi-dil-ve-ozellikleri/"&gt;edebiyat dili&lt;/a&gt; kelime hazinesi zenginleştirilmiş ve bu dillerin tamlama ve anlam grupları aşırı bir şekilde kullanılmıştır. Divan edebiyatımızın süslü nesir örneklerinden olan eser, Kahire’de medrese yaptırmış olan Sultan I. Mahmud’a sunulmuştur. Divan Edebiyatımızda nesir şiir kadar etkili olamamıştır.&amp;nbsp; Aslında sadece nazmın değil, nesrin de bir o kadar önemli, sanatlı ve sayıca çok olduğu ve nesir eserlerinin de incelenmesi gerektiği bir gerçektir. &amp;nbsp;Bu mensur eserlerin, dil ve edebiyat sahasıyla birlikte, birçok sosyal bilim alanına ışık tutacağı da muhakkaktır. Bu sebeplerden, Karşılaştırmalı (Mukayeseli) edebiyat, Metin Şerhi ve Araştırma metodlarıyla hazırladığımız yazımızda, şiir çalışma ve incelemeleri yanında nesrin ihmal edilmemesi ve nesir incelemeye önem verilerek araştırıcıların bu dala da eğilmeleri gereğini ortaya koymaya çalıştık.</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özbek Halk Makalları (Atasözleri) Üzerinden Özbek Türkçesinde Niteleme Ögelerine Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78680</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78680</guid>
      <author>Yahya Kemal BEYİTOĞLU </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Türk dillerinin sınıflandırılması, karşılaştırılması ve özelliklerinin belirlenmesi üzerine çalışmalar Kaşgarlı Mahmut’tan beri devam etmektedir. Doğu Türkçesi grubunda değerlendirilen ve önemli bir yere sahip olan Özbek Türkçesi de biçim bilgisinden anlam bilgisine kadar dil biliminin her alanında incelenmektedir. Niteleme ögeleri ise bir dilin hem biçim/yapı hem de anlam bakımından ele alınabilen bir çalışma alanını kapsamaktadır. Niteleme sıfatları ve zarfları, dilde anlatımı derinleştiren ve anlamı genişleten unsurlardır. Niteleme sıfatları, nesnelerin ya da varlıkların durumlarını açıklarken niteleme zarfları fiilleri daha anlaşılır kılmaktadır. Bu iki dil unsuru, iletişimde belirsizliği azaltarak daha detaylı ve anlaşılır bir dil yapısı oluşturmaktadır. Özellikle edebî eserlerde, niteleme sıfat ve zarflarının etkin bir şekilde kullanılması, metnin etkileyiciliğini ve akıcılığını artırmaktadır. Bu çalışmada, zengin niteleme örnekleri sunan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Özbek Halk Makalları&lt;/em&gt; (Atasözleri) üzerinden Özbek Türkçesinde niteleme ögeleri değerlendirilmiştir. Niteleme ögeleri, niteleme sıfatları ve niteleme zarfları olmak üzere iki başlık altında ele alınmıştır. Niteleme sıfatları “Renk Bildiren Niteleme Sıfatları”, “Soyut Özellikleri Bildiren Niteleme Sıfatları”, “Hacim, Ölçü, Fizikî Görünüş vb. Özellikleri Bildiren Niteleme Sıfatları”, “Duyu Organlarıyla İlgili Özellikleri Bildiren Niteleme Sıfatları”, “Bir Nesnenin Yapıldığı Maddeyi Gösteren Niteleme Sıfatları”, “Yer-Zaman Bildiren Niteleme Sıfatları” ve “Fiilimsilerden Oluşan Niteleme Sıfatları” biçiminde yedi başlık altında incelenmiştir. Niteleme zarfları ise “Asıl Niteleme Zarfları”, “Fiilimsilerden Oluşan Niteleme Zarfları” ve “Edatlarla Öbekleşmiş Niteleme Zarfları” şeklinde üç başlıkta toplanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Eski Anadolu Türkçesi Yazmasındaki Grekçe ve Diğer Dillerden Alıntı Bazı Sözcükler Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77586</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77586</guid>
      <author>Sedat CAN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Akdeniz coğrafyasındaki diller birbirlerinden birçok sözcük almıştır. Orta Asya’dan gelen Türkler, İslam medeniyetinin bir parçası olduktan ve Anadolu’yu fethettikten sonra burada çeşitli devletler kurmuşlar; birçok ödünç sözcük içeren telif ya da anonim çok sayıda eser kaleme almışlardır. Bir tıp yazması incelenirken de bu türden birçok alıntı sözcükle karşılaşıldı. Bu sözcükler önemli sözlüklerde araştırıldığında biri bir başkasındaki tanımla çelişen, kafa karıştıran ve bu çelişkileri de Türk sözlükçülüğündeki kimi eksikliklerden kaynaklanan&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;tanım ve etimolojilere rastlandı. Bunun üzerine, yabancı ansiklopediler, makaler gibi çeşitli başka kaynaklara bakıldığında &lt;em&gt;limon&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;biber&lt;/em&gt; gibi sözcüklerin Türkçenin büyük sözlüklerinde anlatılanlardan farklı etimolojilere sahip olduğu; yazmada yer alan, ancak bu büyük sözlüklerde rastlanmayan &lt;em&gt;baghanos&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;kostundus&lt;/em&gt; gibi sözcükler bulunduğu saptandı. Bu durum sonucunda, -açıklamaları zaten&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İngilizce olan bir sözlük hariç- &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;sözlüklerdeki maddeler İngilizceye çevrilerek Türkçenin büyük sözlüklerindeki tanım ve etimolojilerin bu sözlükler arasında karşılaştırılması ve yabancı sözlükler, çeşitli makaleler gibi başka kaynaklara da başvurularak doğru etimolojinin tespit edilmeye çalışılmasına karar verildi. Bu süreç boyunca Türk sözlükçülüğünde eksik kalmış tarafları gün yüzüne çıkarmak ve sözcüklerin tarihî ve modern anlamları karşılaştırılarak bir tür model önermek amaçlandı. Sözlüklerdeki kusurların sözlüklerin madde başlarında &lt;em&gt;kaynak dil&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;aracı dil&lt;/em&gt;in her ikisinin de belirtilerek aşılabileceği ileri sürüldü. Ayrıca, alıntı sözcüklere rastlanan elyazması ve bu sözcüklerin araştırıldığı sözlükler kısaca tanıtıldı, alıntı sözcüklerin hem Arap hem de Grek alfabesindeki şekilleri de verildi. Sözcüklerin etimolojileri ve anlamlarına dair ulaşılan sonuçlar yapılandırılmış özette maddeler halinde ifade edildi.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1980 Kuşağı Şairleriyle İlgili Yapılan Akademik Çalışmalar Hakkında Bir Meta-Analiz Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76534</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76534</guid>
      <author>Yusuf ÇOPUR </author>
      <description>1980’ler şiiri 80 askeri darbesinin izleri zemininde oluşur. Devletin ağır siyasi ve toplumsal baskısının hâkim olduğu bir döneme karşılık gelen darbe süreci, dönem sanatçılarını da etkiler. Hemen her darbe dönemi ve yakın sonrası dönemde olduğu gibi, “toplumsal suskunluk” sanatçıları da bireysel konulara, sanatsal yaklaşımlara yönlendirir. Toplumsal konulardan ziyade bireysel ve soyut meselelere eğilen sanatçılar verimlerini daha şahsi ve psikolojik alanlarda yoğunlaştırır. 1980 Kuşağı şairleri de, ağırlıklı olarak, dönemin ağır siyasi bakiyesinin de etkisiyle ideolojik ve siyasi alandan ve söylemden uzak durmuş, toplum meselelerinden, toplumcu yaklaşımdan kendini soyutlamış ve bireye ve onun iç yolculuğuna, sanatı önceleyerek, eğilmiştir. 1980 Kuşağı şairleri bir şiir akımı oluşturamamıştır. Onlar, çıkardıkları dergiler, buluştukları mekânlar ve kurdukları yayınevleri çerçevesinde “şiire saygı” ilkesi etrafında birleşmişlerdir. Ortak bir şiir anlayışından ziyade 1980 Kuşağı şairleri şiiri ve sanatı önceleyen farklı eğilimleri olan sanatçılardır. Bu dönemde çıkan dergiler önceki benzer dönemlerdeki gibi aynı edebi ve fikirsel anlayış çerçevesinde şairleri buluşturan dergiler değildir. Dönem dergileri farklı eğilimlere, ideolojilere sahip isimleri şiir zemininde buluşturmuştur. 1980 Kuşağı şairlerinin bu ortak zeminde oluşturdukları şiir evreninin akademik çalışmalara yansıması konusu pek tartışılmamıştır. 1980 Kuşağı, akademik zeminde daha çok dönem olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda dönem şairlerinin şiirlerine, şiire yaklaşımlarına dair akademinin “tavrı” bu çalışmanın temelini oluşturmuştur.</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yenişehirli Avni Bey Divanındaki İki Gazelden Hareketle Edebî Bir Sanat Olarak Tenakuz </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80023</guid>
      <author>Mete Bülent DEGERBaşak DERİN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışmada daha çok hukuka dair bir terim olarak bilinen tenakuzun edebî anlamda bir sanat olarak kullanımı ve bu bağlamda Klasik Türk Edebiyatında XIX. yüzyılın önemli şairlerinden biri olan Yenişehirli Avni Bey’in divanında bulunan edebî tenakuza dair kullanım örnekleri vasıtasıyla mezkûr terimin edebî anlamda anlam çerçevesinin ortaya konulması konu edilmiştir. Çalışmanın amacı; günümüz Türkçesinde daha çok çelişki anlamında kullanılan edebî bağlamda ise tezat sanatı çerçevesinde değerlendirilmesi hasebiyle divan edebiyatında müstakil bir edebî sanat olarak ele alınmayan tenakuzun Yenişehirli Avni Bey divanında bulunan iki gazel vasıtasıyla anlam çerçevesini ortaya koymak ve tenakuzun tezattan bağımsız edebî bir sanat olarak kabul edilebileceğine dair değerlendirmelerde bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; Çalışmada öncelikle edebiyatta tenakuz üzerinde durulmuş tenakuzun kelime anlamından başlayarak edebî anlamdaki kullanımına kadar pek çok tespit ve değerlendirmede bulunulmuştur. Daha sonra ise Yenişehirli Avni Bey’in divanında bulunan “tuymasun” ve “eylemesünler dirsin”&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;redifli gazeller edebî tenakuz çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın muhtevası bağlamında, tenakuza dair örnekler ortaya konulurken divan edebiyatı şiir geleneği, tasavvuf ve mecazların derin anlamları göz ardı edilmiş, sadece tenakuza dair ifadelerin zahirî manaları esas alınmıştır. Sonuç olarak -özellikle- şiir incelemesi yapan araştırmacıların bu çalışma vasıtasıyla divan edebiyatındaki gazel, kaside, mesnevi vd. şiirlere tenakuz, bağlamında da bakabileceği düşünülmektedir. Ayrıca çalışmanın -özellikle- divan edebiyatı metinleri üzerine çalışmalar yapan araştırmacılar tarafından tenakuzu müstakil bir edebî sanat olarak değerlendirilebileceğine vesile olacağı düşünülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Uygurca Fo Ding Xin Da Tuo Luo Ni Adlı Esere Ait Bazı Belgeler Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78334</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78334</guid>
      <author>Ümit Özgür DEMİRCİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Kırgızların tazyiki sonucunda Tarım havzasına göç eden Uygurlar, burada Soğd ve Çinliler ile yakın ilişki içerisinde olmuşlardır. Bu halkların tesiri ile bilimde ve sanatta ilerlemişledir. Çinlilerden kâğıdı öğrenen Uygurlar hem kâğıdı kullanılması hem de Budizm dininin tesiri ile Uygur alfabesini kabul etmiştir. Yeni dinin tesiri ile Budizm dinine ait çok sayıda dini eser Çince ya da Tohar A/B dillerinden Eski Uygur Türkçesine tercüme edilmiştir. Bu eserlerin çoğu Buddha’nın vaazlarından oluşmaktadır. Daha sonraki yüzyıllarda bölgede İslamiyet’in yayılması ile yaşam alanı daralan Budist ve Maniheizm dinine inanan halklar, daha dağlık alanlara doğru çekilerek çeşitli mağaraları tapınak olarak kullanmaya başlamışlar, hatta dini eserleri bu mağaralara saklamışlardır. Dışarıdan görülüp eserler tahrip edilmesin diye bu mağaraların kapıları örülerek sıva ile kapatılmıştır. Batılı bilim adamlarının bölgeye yaptıkları ziyarette buldukları belgeler sandıklar içerisinde başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelere götürülmüştür. Eski Uygur Türkçesine ait belgelerin çoğu Almanya’daki enstitülere ait kütüphanelerde saklanmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Berlin Bilimler Akademisi müzesinde korunan Eski Uygur Türkçesine ait belgeler üzerine tasnif ve sınıflandırma çalışmaları yapıldıkça, bazı eserlere ait yeni belgeler tespit edilmekte, bu belgeler hakkında yapılan kataloglama çalışmaları sonucunda belgeler ortaya konulmaktadır. Yapılan son katalog çalışması Zekine Özertural’a aittir, Verzeichnis Der Orientalischen Hadschriften in Deutschland: Stuttgart: Franz Steiner Verlag. Band XIII, 12 adlı çalışma içerisinde Eski Uygurca Fo Ding Xin Da Tuo Luo Ni &lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi;"&gt;佛顶心大陀罗尼经&lt;/span&gt; adlı esere ait yeni belgeler verilmiştir. Bu belgelerin bazıları daha önceki yayınlarda diğer belgelerin paraleli olduğu için dipnotlarda verilerek metin ve dizin içerisine dahil edilmemiş, bazı belgeler ise bu yayınlar yapıldığı sırada bilinmediği için hiç okunmamıştır. Bu makalede Özertural 2021 (VOHD 13/20) içerisinde verilen belgelerin hangi fragmana ait olduğu, metin içerisindeki yeri, harf ve yazı çevrimli metni, paralel belgelere dayanarak metinde tahrip olan yerlerin tamiri yapılmaya çalışılmıştır. Böylece Eski Uygurca Fo Ding Xin Da Tuo Luo Ni &lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi;"&gt;佛顶心大陀罗尼经&lt;/span&gt; adlı eser üzerine daha sonra yapılacak çalışmalarda bu belgelerin de dikkate alınarak ilgili eserin metninin yeniden kurgulanması ve tamir edilmiş metin yayını ile eserin mümkün olduğu kadar tam metnini ortaya koymada başvurulacak bir kaynak hazırlanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu Sahası Masallarında Suni (Dolaylı) Kehanetler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80502</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80502</guid>
      <author>Rahime DEVECİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 3.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;Yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze gelmiş sözlü gelenek ürünü ve anlatma esaslı türlerden biri olan masallar, bünyelerinde ait oldukları ve/ veya anlatıldıkları milletlerin, gelenek, inanç, dünya görüşü gibi kültürel kodlarına ilişkin bilgiler barındırırlar. İnanç, dünya görüşü olarak masalların taşıyıcı olduğu bir unsur da sınırlı yetenek ve doğaya sahip insanın duyusu, aklı, bilgisi ve tecrübesi ile ulaşamayacağı bilgiyi edinme yolları ve teknikleri şeklinde ifade edilen kehanettir. Kehanetler kaynak ve yöntemlerine göre doğal (tabii) ve suni olmak üzere iki temel çeşide ayrılır. Gizli bir bilgiyi doğrudan doğruya ileten kehanet türleri doğal kehanetler olarak adlandırılırken insan duyusunu aşan bir bilgiyi çeşitli araç ve teknik kullanmak suretiyle elde etme yöntemleri de suni kehanet şeklinde adlandırılır. Bu çalışmada Anadolu sahası masallarında yer alan suni kehanetler incelenmiştir. Çalışmanın amacı masallarda var olan suni kehanet unsurlarını tespit etmek ve masal kurgusundaki işlevini ortaya koymak çalışmanın bir diğer amacıdır. Doğrudan doğruya halk ağzından derlenerek yazıya geçirilen masallar çalışmanın kaynaklarını oluşturmuştur. Çalışmada suni kehanetler, yöntemleri ve kaynakları merkeze alınmak suretiyle üzere iki ana başlığa ayrılarak tasnif edilmiştir. Bu başlıklar da kendi içinde alt başlıklara ayrılarak incelenmiştir. Suni kehanetlerin çeşitli fallar, insan ve hayvan uzuvları, nesneler ve hayvanların davranışları ile yapılan kehanetlerden oluştuğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Anadolu sahası masallarında yer alan kehanetlerin çok çeşitli yöntemlerinin var olduğu ve masal kurgusunda önemli işlevler üstlendiği görülmüştür.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tomris Uyar’ın Dizboyu Papatyalar’ında Trajik İnsan Hâlleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76999</guid>
      <author>Elif DURAN OTO </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; mso-hyphenate: none;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Öz:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt; Öykü türüne sadık bir yazar olan Tomris Uyar, Türk öykücülüğünün insan odaklı metinlerinin yetkin bir kalemidir. &lt;em&gt;Dizboyu Papatyalar&lt;/em&gt; yazarın merkeze insanı ve onun çatışmalarını yerleştirdiği sekiz hikâyeden oluşur. Her öyküsünde yazar, projeksiyonu bir kişiye yöneltir ve onu, okura trajik yazgısını oluşturan ögeleriyle sunar. Eski Yunan’dan günümüze taşınan bir tür olarak tragedya/trajedi zamanla Türkçede “facia” sözcüğünün yerine kullanılır hâle gelmiştir. Edebî bir tür olarak trajedide de belli dönüşümler gerçekleşmiş olup 20. yüzyıla gelindiğinde modern trajedi kavramı doğmuştur. Burada artık büyük anlatıların, büyük kahramanların trajik yazgısı değil sıradan insan ve onun çatışmalarıyla örülü trajik yaşamları vardır. Hem klâsik trajedi de hem modern trajedi örneklerinde insanın trajik yazgısı karşısındaki edilgenliği vurgulanır. Tiyatrodan edebiyatın diğer türlerine geçiş yapan trajedinin modern öyküde bir örneği olarak okunabilecek &lt;em&gt;Dizboyu Papatyalar&lt;/em&gt;’daki metinlerde karşılaştığımız öykü kişileri de trajik yazgılarını yaşarlar. Bu yaşam öykülerinde trajik hatalar vardır ama vaka metinlerde öne çıkmaz. Trajik hata olarak değerlendirilebilecek çatışma veya doğrudan olayların seyrini değiştirecek kırılmalar yaşanır ve bunlar karşısında öykü kişisinin ne hissettiği ile düşünceleri öne çıkarılır. Uyar’ın öykülerinde bazen bu yazgıyı kırma yolunda eyleme kalkışanları bazen de bu yazgısı eylemsizliğinden, edilgenliğinden kaynaklananların öyküsünü okuruz. Her iki durumda da tıpkı klasik ve modern trajedi örneklerinde olduğu gibi kahraman/karakter yazgısını kıramaz ve trajik olanı yaşar. Bu çalışmada öykülerdeki kişilerin varoluşsal sancılarına eşlik eden ve trajik kabul edilebilecek olay ve durumlar irdelenerek trajik sonla biten öyküler incelenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geç Dönem Çağatay Türkçesiyle Yazılmış Münâcât-ı Harezm-Nâme Metni Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=79514</guid>
      <author>Sevim ERDEM YILDIZ  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; color: black; mso-themecolor: text1; mso-font-kerning: 0pt;"&gt;Eckmann, Çağatay dili için, Karahanlı ve Harezm-Altın Ordu yazı dillerinin devamı olarak Timurlular idaresi altında gelişen ve XI. yüzyıldan XIX. yüzyıl sonuna kadar devam eden Orta Asya İslâm-Türk yazı dilinin gelişmesindeki üçüncü safhayı kastettiğini belirtir. Onun verdiği tasnife göre Çağatay Türkçesi üç döneme ayrılmaktadır: 1. Klasik Öncesi Dönem: (XV. yüzyılın başından, Nevâî'nin ilk eserini verdiği 1465’e kadar devam eden dönem), 2. Klasik Dönem (1465-1600), 3. Klasik Sonrası Dönem (1600-1921). Nevâîʼnin eserleriyle klâsik şeklini alan bu yazı dili XIX. asırdan sonra yerini Özbekçeye bırakmıştır. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; color: black; mso-themecolor: text1; mso-font-kerning: 0pt;"&gt;Burada incelemesini yaptığımız &lt;em&gt;Münâcât-ı Harezm-nâme&lt;/em&gt; adlı metin, H. &lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;1308&lt;/span&gt; (&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;1890&lt;/span&gt;-&lt;span dir="RTL" lang="AR-SA"&gt;91&lt;/span&gt;) tarihinde Çağatay Türkçesiyle yazılmıştır. Eckmann’ın yaptığı bu tasnifine göre, bu metin klasik sonrası dönem (1600-1921) metinleri içerisinde yer almaktadır. Dāmollā ʿAbdüʼl-ġaffār ibn Nūr Muḥammed tarafından istinsah edilen eser, St. Petersburg kütüphanesinde İVR RAN koleksiyonunda A 708 koduyla kayıtlı olan Şeyh Necmeddin-i Kübra’nın şehit olup Harezm’in mahvoluşunun anlatıldığı bir yazmanın arkasında, 112b-118b varakları arasında bulunur. Eserin konusu Harezm şehri ve evliyaları hakkında bir şiirdir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Bu çalışmada söz konusu Arap harfli metnin yazı çevrimi yapılarak metin Türkiye Türkçesine aktarılmış, metnin yazım özellikleri ve ses bilgisi özellikleri açıklanarak metnin dizin ve etimolojik sözlüğü ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonuna metnin orijinali de eklenerek özellikle araştırmacıların gerektiğinde ana kaynağı kullanmasına imk&lt;span style="mso-font-kerning: 0pt;"&gt;ân tanınmıştır. Böylece Çağatay Türkçesine ait klasik sonrası dönem metinlerinin incelenmesine katkı sağlanmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarihi Vakadan Edebi Kurguya: Kabakçı Mustafa İsyanı'nın Tiyatro Uyarlaması Olarak </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78642</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78642</guid>
      <author>Bilginç EYAN , </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;İki anlatı arasında bir geçiş niteliğine sahip olan uyarlama metinler, orijinale bağlılık ve orijinalden uzaklaşma bağlamları çerçevesinde birçok durum ve gerekliliğin temel yansıtıcısı özelliğine sahiptir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span lang="tr" style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: #001F; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Uyarlama süreci iki eser arasında olabileceği gibi uyarlanan eser, tarihi önemi yoğun olan yaşanmış bir olay üzerinden de oluşturulabilir. Bu noktada varlık gösteren tarihi uyarlama metinleri, özellikle drama fonksiyonları ve anlatmaya olduğu kadar göstermeye dayalı olması gibi etkenlerden dolayı tiyatro oyunları için oldukça uygundur. Bu noktada Osmanlı Tarihi ile alakalı olarak tarihi piyesler yazan Turan Oflazoğlu’nun &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;III. Selim, Kılıç ve Ney&lt;/em&gt; yapıtı, eski-yeni tartışmalarının yoğunluk kazandığı dönemde gerçekleşmiş olan Kabakçı Mustafa İsyanı’nın ve bu olayın oluşum sürecinin edebi bir uyarlaması olarak göze çarpmaktadır. Turan Oflazoğlu Kabakçı Mustafa İsyanı temelinde konumlandırdığı bu oyununda, tarihi açıdan büyük önem arz eden kişi ve olayları birer imgeye de dönüştürerek tarih ve edebiyat arasında bir estetizm örneği oluşturmuş ve uyarlama niteliği taşıyan kurgusal metnin işlev alanını genişletmiştir. III. Selim, Kabakçı Mustafa gibi tarihi kişiler ve Nizam-ı Cedit ile Yeni çeri Ocağı gibi kuruluşların karakteristik özelliklerinin birer yansıtım aracına dönüştürüldüğü oyunda, çatışmalar bu kişi, kurum ve olayların metaforik kullanım biçimleri üzerine kuruludur. Bu çalışmada söz konusu piyes, metin merkezli olarak analiz edilmiş, öne çıkan unsurlar tarihi durum ve kişilere ait özelliklerinin uyarlamadaki etkisi değerlendirilmiş ve verilmek istenen aktarımların, tarihi ve edebi perspektiften yansıma biçiminde uyarlama olgusunun etkisi incelenmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Türkçede “Köz” Sözcüğü ile Kurulmuş Deyimler </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80086</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80086</guid>
      <author>M.Selda KARAŞLAR</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;Dil, insanlar arasında iletişim kurmayı, duygu ve düşüncelerini aktarmayı sağlayan, sürekli değişen, gelişen, kendine özgü kuralları olan doğal bir anlaşma aracıdır. Dil aynı zamanda sosyal ve canlı bir varlık, düşünce ve zekânın bir göstergesidir. Bir dilin gücünü gösteren en önemli unsurların başında deyimler gelir. Deyimler çoğunlukla gerçek anlamının dışında farklı bir anlam taşıyan, en az iki sözcükten oluşan kalıplaşmış anonim sözcük öbekleridir. Deyimler anlatımı daha çekici ve etkili hale getirmekte, bulunduğu toplumun gelenek, göreneklerini, sosyal, kültürel, ekonomik yapısını yansıtmaktadırlar. Deyimler bir durumu yansıtmakta, öğüt, ders vermemekte, yargı bildirmemektedir. Eski Türkçe döneminden itibaren Türk dili zengin bir deyim varlığına sahiptir. Bu deyimlerden organ isimleri ve temel organlardan olan duyu organları özellikle de göz sözcüğüyle kurulmuş deyimler geçmişten günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Bu makalede Eski Türkçedeki “köz” sözcüğüyle kurulmuş deyimler ele alınmıştır. Bu deyimler belirlenirken Şen’in (2017) çalışması esas alınmıştır. Eserde göz ile ilgili 78 deyim tespit edilmiştir. Eski Türkçe metinlerde tanımlanan &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;köz &lt;/em&gt;sözcüğüyle ilgili bu kadar çok deyimin olması Türkçenin söz varlığının gözle ilgili kavramlar bağlamındaki zenginliğinin bir göstergesidir. Eserde tespit ettiğimiz deyimler şunlardır: &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;başsız közsüz sav, kanınçsız köz, kaş köz tüg-, kaşı közi tügül-, kaş köz yaz-, kıng köz, kıngırtı yavlak köz, kızgak közlüg, köngül közi, köngli közi yaru-, köz aç-, köz al-, köz at-, köz ıd-, köz kam-, köz kemiş-, köz kulak tut-, köz küdez-, köz sakıt-, köz suwı, köz süzüki, köz tatıgı, köz tik-, köz tut-, köz uçıdın bak-, köz ur-, köz yarukı, köz yarut-, köz yum-, köz yumup açmak teg, köz yumup açgınça, közde akın akıt-, közden yırak köngülke yakın, közi aç, közi açıl-, közi alar-, közi kaşı yablak bol-, közi kay-, közi kirlen-, közi köngli bay, közi köngli tok, közi kurıma-, közi suk, közi suwlan-, közi suw iç-, közi tok, közi tongıt-, közi tod-, közi üşer-, közi yaru- yaşu-, közi yaru-, közi yaruk bol-, közi yaşlıg, közi yümüklüg, közin aç-, közin ba-, közin kay-, közin tik-, közin yerke tik-, közinte yaş tökül-, közinge ilen-, közinge iler-, közinge karakınga kan kodul-, közinge tokın-, közinge ur-, kulakın közin yeti tut-, süzük köz, tike közin, telmire köz, yaglıg köz, yaglıg yumşak köz, yaruk köz, yaruk yaşuk köz, yaşlıg köz/yaşlag köz, yavız kıng köz üze kör-, yeti köz, yeti közlüg, yümçiksiz közin kör-.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;Çalışmanın sonunda deyimlerden 14’ünün Türkiye Türkçesiyle örtüştüğü, 52’sinin bazı yapısal ya da anlamsal değişimlere uğrayarak devam ettiği, 12’sinin ise karşılığının olmadığı tespit edilmiştir. Bu deyimlerin günümüze kadar devam etmesi Türkçenin deyimler ve kalıplaşmış ifadeler bağlamındaki zenginliğinin ve sürekliliğinin bir göstergesidir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hilmi Ziya Ülken’in ‘Kültürcü Anadoluculuk’ Görüşü ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Kültürel Devamcılık’ Görüşünün Bir Mukayesesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77598</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77598</guid>
      <author>Nilgün KATİPOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-para-margin-top: 1.2gd; mso-para-margin-right: 0cm; mso-para-margin-bottom: .0001pt; mso-para-margin-left: 35.45pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; margin: 14.4pt 0cm .0001pt 35.45pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;1901 senesinde doğmakla çağdaş, aynı üniversitede hocalık yapmakla meslektaş olan Ahmet Hamdi Tanpınar ile Hilmi Ziya Ülken arasındaki düşünsel ve kültürel yakınlık bu araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Birisi İstanbul Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı kürsüsünün kurucusu, edebiyat tarihçisi, yazar ve profesör olan, diğeri ise İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünün kurucusu, sosyolog, felsefeci ve profesör olan bu iki ismin makale ve kitaplarındaki benzer çalışma alanları kıyaslanarak medeniyet görüşlerindeki bağlamsal ilişki ortaya konacaktır. Kurtuluş çareleri arasında önerilen Türkçülük, Osmanlıcılık, İslamcılık gibi devrin hâkim fikir ve önerileri arasında, Memleketçilik görüşünün bir parçası olarak Anadoluculuk savıyla öne çıkan Hilmi Ziya Ülken ile Anadolucular Grubu’na direkt dahil olmayan fakat eserleriyle millî kimlik ve kendilik inşasını savunan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yaklaşımları irdelenecektir. “Kültürcü Anadoluculuk” konumunda bulunan Ülken’e, “Kültürel Devamcılık” tanımlaması ile anmayı teklif edeceğimiz Tanpınar mukayese edildiğinde hem farklı disiplinlerdeki fikirler ortaya çıkacak hem de bu alanların kesişim yerleri medeniyet tarihini kuracaktır. &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi&lt;/em&gt; ile &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi&lt;/em&gt; gibi iki farklı tarih kitabının yazarının, kültür ve medeniyet bahislerinde birbirine çok yakın görüşler ortaya koyması dikkat çekicidir. Cumhuriyet Dönemi’nde edebiyat ve felsefe gibi iki ayrı disiplinin yarattığı bu görüş temâsı, ortak Türk medeniyet tasavvuru için de incelenmesi önemli bir konuyu işaret eder.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şiirin Dili ve Üslubu Üzerine Disiplinlerarası Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80245</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80245</guid>
      <author>Ali KOÇ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Orhan Veli Kanık'ın iki şiirinin konu edildiği&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; bu çalışmada&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; şiirlerin dil ve üslup incelemeleri disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alınmış ve klasik yöntemlerin modern yöntemlerle bir arada nasıl uygulanabileceği kapsamlı bir şekilde tartışılmıştır. Geleneksel inceleme yöntemleri, şiirin biçimsel yapısını (örneğin kafiye, redif, ahenk) ve tematik özelliklerini anlamaya odaklanırken, farklı disiplinlerden gelen yaklaşımlar kullanılarak şiirlerin çok katmanlı yapısı daha derinlemesine incelenmiştir. Bu yöntemler, dilin estetik boyutları kadar, toplumsal, zihinsel ve duygusal etkilerini de analiz etmeyi amaçlamaktadır. Psikolinguistik, metin dilbilimi, metin madenciliği, nöro linguistik yaklaşım, eleştirel söylem analizi ve yapısalcı yaklaşım gibi çağdaş yöntemler, şiirlerin anlam, yapı ve üslup özelliklerini derinlemesine analiz etme olanağı sunmaktadır. Psikolinguistik yöntem, metaforların, ritimlerin ve tekrarların okuyucunun zihinsel süreçler üzerindeki etkisini anlamaya yönelik bir imkân sağlarken; metin dilbilimi, bağdaşıklık ve tutarlılık unsurlarını inceleyerek şiirin dilsel yapısının anlam oluşturma süreçlerini değerlendirir. Nörolinguistik yöntem, metni, dilin beyin üzerindeki etkilerini, anlamın nasıl işlendiğini ve duygusal yanıtları nasıl tetiklediğini analiz ederek inceler. Metin madenciliği, anahtar kelimelerin frekansı, sözcük ilişkileri ve tematik yoğunluklar gibi verileri görselleştirerek anlam derinliğini açığa çıkarır. Eleştirel söylem analizi, şiirlerin toplumsal, dini ve ideolojik anlam katmanlarını çözümlemeye odaklanırken, yapısalcı yaklaşım ise dilsel yapıların (tekrarlar, karşıtlıklar, ahenk) anlam oluşturmadaki işlevlerini ele alır. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;“Şiirin Dil ve Üslubu Üzerine Disiplinlerarası Bir İnceleme&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;” adlı bu çalışma, şiirin dil ve üslup incelemelerine, geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek, disiplinlerarası bir bakış açısı sunmaktadır. Bu kapsamda, Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” ve “Bedava” adlı şiirleri, modern yaklaşımlar ışığında detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Çalışma, klasik şiir inceleme yöntemlerinin sınırlarını genişleterek, şiir dilinin ve üslubunun daha derinlikli ve kapsamlı bir şekilde ele alınmasına olanak tanımaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>A Suggestion of Translation Quality Assessment Model: Translation Errors and Preferences in Research Article Abstracts in the Context of Academic Translation</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77984</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77984</guid>
      <author>Betül KOÇER GÜLDALAslı Özlem TARAKCIOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 1.0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Çeviribilim alanında, çeviri kalitesi konusunda birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen, çeviri kalitesinin ampirik ve bütüncül bir yaklaşımla ele alındığı çalışmalara ve yeni modellere çok daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle akademik yayınlarda İngilizcenin &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Lingua Franca&lt;/em&gt; olarak egemenliği ve akademik alanda çevirinin yaygın kullanımı göz önünde bulundurulduğunda, akademik çevirilerin kalitesine ilişkin çalışmalara duyulan ihtiyaç yadsınamaz bir şekilde artmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma yeni bir çeviri kalitesi değerlendirme modeli önermeyi ve bu model yardımıyla araştırma makalesi özetlerinin çeviri kalitesini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Makale özetleri, önceden belirlenmiş ölçütler çerçevesinde hazırlanan bir anket yardımıyla amaçlı örnekleme yöntemiyle toplanmıştır. Ölçütleri karşılayan Türkçe-İngilizce dil çiftindeki toplam 50 araştırma makalesi özetinin çevirileri önerilen model aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, farklı hata türlerinin arasından derlemde gözlemlenen en yaygın çeviri hatası kategorisinin dilbilgisel hatalar (%61) olduğunu göstermiştir. Ayrıca, nitel ve nicel incelemeler sonucu elde edilen çeviri kalitesi değerlerine göre en yüksek puana sahip metinlerin “profesyonel çevirmenler” tarafından yapılan çeviriler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın, bir çeviri kalitesi değerlendirme modeli sunması ve bu modelin uygulanabilirliğini test ederek ampirik bir çalışma değeri kazanmasının yanı sıra, çeviri kalitesine ve araştırma makalesi özet geleneğindeki çeviri tercihlerine ilişkin kapsamlı bulgularıyla literatüre ışık tutması beklenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eko-çeviri Yaklaşımları Çerçevesinde Ekolojik Terimlerin Türkçe'ye Çevrilmesinde Kullanılan Stratejiler: Frank Herbert'ın Dune Adlı Eseri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77638</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77638</guid>
      <author>Zeynep KORKMAZ PAŞAYeşim DİNÇKAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;1962'de Silent Spring'in (Sessiz Bahar) yayımlanmasının ardından ekolojik yaklaşımın etkisi pek çok alanda hissedilmeye başlanmıştır. Özellikle, Dünya'nın geleceği, çevre, iklim krizi, küresel ısınma ve su kıtlığı gibi konularda basılan kitap ve makalelerin sayısında son yıllarda ciddi bir artış görülmektedir. Ancak, Frank Herbert'ın 1965'te basıldığı günden beri çok satanlar listesinde olan &lt;em&gt;Dune &lt;/em&gt;adlı romanı ekolojik unsurlar içeren ilk örneklerden biridir. Bilim kurgu türünde yazılan kitapta geçen çok sayıdaki ekolojik terim ve özellikle de neolojizmler dikkati çekmektedir. Bugüne kadar çok sayıda filminin çekilmiş olması ve en son filmin ise Mart, 2024'te vizyona girmiş olması kitabın günümüzde de ne kadar popüler olduğunu göstermektedir. Öte yandan, edebiyat alanındaki ekolojik yaklaşımın bir sonucu olarak çeviribilim alanında çalışan akademisyenler de metinleri eko-eleştirel bağlamda ele almaya başlamışlardır. Bu çerçevede, ekolojik terimlerin aktarılmasında kullanılan çeviri stratejileri, eko-çeviri ile kültür ilişkisi ve çevirmenin çeviri aracılığıyla ekolojik bilinci arttırmadaki rolü tartışılan konulardan bazılarıdır. Bu makalenin amacı Frank Herbert'ın &lt;em&gt;Dune &lt;/em&gt;adlı eserindeki ekolojik terimlerin çevrilmesinde karşılaşılan zorlukları saptamak, Türk çevirmen Dost Körpe tarafından kullanılan çeviri stratejilerini belirlemek ve çevirmenin çevirisinde ekolojik anlamda hassas olup olmadığını belirlemektir. Bu çalışma aynı zamanda, çevirmenin bilim kurgu eserleri aracılığıyla ekolojik bilinci arttırmadaki rolüne odaklanarak çevirmenler ile çeviribilim alanında çalışan araştırmacılara bu çerçevede bazı öneriler sunmaya çalışmaktadır&lt;/span&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>L’ethos empathique dans une lettre ouverte d’Atatürk</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78670</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78670</guid>
      <author>Ece KORKUT</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Empati ile sempati arasında hem neden-sonuç bakımından bir bağ vardır hem de bu iki kavran birbirini tamamlar. Bu makalede bu ilişki ele alınırken temel olarak “duygulayım” (pathos) olgusundan yola çıkılmıştır. Aristoteles’in retorik anlayışında duygulayım bir yandan mantık-söze (logos) diğer yandan özsunuma (ethos) bağlı bir olgudur. Bu çalışmada özellikle Atatürk’ün Çanakkale savaşını anma vesilesiyle 1934 yılında yazdığı bir açık mektup, duygusal içerik ve duygulayım etkisi açısından çözümlenmiş, 19 yılın ardından düşmanlarıyla kurduğu empatinin muhataplarında nasıl sempatiye dönüştüğü gösterilmiştir. Bu amaçla açık mektupla birlikte Avusturalyalı bir annenin bu mektuba cevabı;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yine aynı yıl Atatürk tarafından yazılmış ve Avusturalya’daki bir günlük gazetede yayınlanmış olan kısa bir anma iletisi ile gazetenin genel yayın yönetmeninin bu iletiye cevabı ele alınmıştır. Bu dört söylem tarihi bağlamı içinde ve iletişimsel işlevleri açısından incelenmiştir. Atatürk, ele alınan iki söyleminde duygularını sözcüklerle dile getirmek yerine dolaylı olarak “gösterme” yolunu seçmiştir. Sonuç olarak, söylem içinde ve söylem dışında olmak üzere, “gösterilen duygu”nun sözcüklerle dile getirilen duygudan daha güçlü bir etki yarattığı anlaşılmaktadır; nitekim Atatürk’ün iki söylemine cevap olarak yazılan diğer iki söylemde bu etki açık bir şekilde gözlemlenmiştir. Duygu aktarımı, özsunum, duygulayım, empati, sempati açılarından çözümlenen dört söylemde Atatürk’ün gösterdiği empati ile birlikte insancıl, barışçıl ve baba özsunumları gibi özsunum özelliklerinin ortaya çıktığı saptanmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yarkent Hanlığı Dönemine Ait Bir Mülkiyet Tevcihi ile Muafiyet Ve Kolaylık Gösterme Buyruk Belgesi </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78877</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78877</guid>
      <author>Ali KÖK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Yarlık; üzerinde tamga, nişan, mühür gibi hükümdar alâmetleri bulunan ve hükümdarın buyruk ve taleplerini itiva eden hükümdar sözüdür. Yarlık ısdar etmenin sadece hana ait hususî&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;bir hak olması sebebiyle bu yazışma terimi hükümdarın adı veya alâmet-i farikalarıyla birlikte kullanılmıştır. Yarlık belgelerini ferman, hüküm, berât, misâl, menşûr, pervânçe gibi diğer buyruk belgelerinden ilk bakışta ayırmaya yarayan, belgenin türünün yarlık olduğunun belirtilmesi, muhatap ve/veya muhatapların ad ya da makamlarının yer aldığı satırların içeriden başlaması, satır atlama ve boşluk bırakma gibi yazıyı kâğıt üzerine yerleştirmeye dair biçimsel ve içeriğine bağlı özellikler bulunmaktadır. Bunların yanı sıra yarlıklar muhtevalarına göre emir veya görev mahiyetindeki yarlıklar, makam veya memuriyet tevcihi, mülkiyet hakkı, vergi muafiyeti ve kolaylık gösterme yarlıkları olmak üzere sınıflandırmalara tâbi tutulmuştur. Bu çalışmada ise tevcih ve vakfedilenin ihtiyaçlarını karşılayıp maişetini sürdürebilme, liyakatini takdir edip onu teşvik etme, hanlık ve toplum yararını temin etme için bir arazi ve sulama suyu üzerindeki devlet hakları kullanımının hanlığa ve topluma hizmet etmiş din adamına bağışı amacıyla ısdar olunmuş mülkiyet tevcihi ile muafiyet ve kolaylık gösterme yarlığı grubuna dâhil edilebilecek bir yarlık üzerinde durulacaktır. Çalışmada söz konusu belgenin ait olduğu sahanın kısa tarihi, belgenin türü, imlâ, dil, içerik, şekil ve üslûp özellikleri, üzerinde yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verilip, belgenin nüshaları arasında edisyon kritiği yapılıp yeniden okunup anlamlandırılarak elde edilen bulguların selef, muasır ve muahhar Türk devletleri belgeleriyle mukayesesi yapılacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Unutulmuş Şair Enver Alibeyli ve Onun Şiirlerinin Konu Özellikleri </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78516</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78516</guid>
      <author>Rovshan MAMMADOV</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Geçtiğimiz yüzyılda kısa ama anlamlı bir hayat yaşayan Azerbaycan şairlerinden biri de Envar Alibeyli’dir. Zengin bir edebi miras bırakan şair, yüzyıllar boyu gönüllerde ve zihinlerde yaşayacak, sevilecek eserler yaratmıştır. İlginç ve anlamlı şiirleriyle edebiyat dünyasına güzellikler katmıştır. Enver Alibeyli’nin eserlerinde doğup büyüdüğü toprağın sürekli tasviri açıkça görülmektedir. Bu şiirleriyle insan kalbinin zenginliklerine ulaşan Alibeyli, ince duyguları, narin hisleri derinden analiz ederek onları güzel şiirsel parçalara dönüştürebiliyor. Bu nedenle sözlerine yazılan şarkıların birçoğu gönülleri fethediyor ve sanatçıların repertuvarını süslüyor. Gerek şair olarak, gerekse medya adamı olarak her alanda muazzam bir başarı sağlamayı başarmıştır. Azerbaycan Radyo ve Televizyon Kurumu (AZTV), Alibeyli’nin başkanlığıyla yükseliş dönemine girmiş, hazırladığı programlar toplum tarafından rağbetle karşılanmış ve herkes tarafından sevilerek izlenmiştir; temelleri sağlam atmakla Devlet Radyo ve Televizyon Kurumuna bir gelenek getirmiştir. II. Dünya Savaşına dövüşçü gibi katılan şairin, savaşta yazdığı şiirler, hem sanatsal mükemmellik hem de yurttaşlık içeriği açısından güzel şiirsel örneklerdir. Bu şiirlerde Alibeyli, ateşli siperlerden atlayan, zorlu sınavlardan çıkan insanların cesaretini, imanını ve inancını gerçek bir şair-savaşçı olarak kaleme almıştır. Yazdığı şiirlerle dikkat çeken Alibeyli eserlerine besteciler büyük merak sarmış, dönemin ünlü isimleri bu şiirlere güzel şarkılar bestelemişler. Azerbaycan filmlerinin söz yazarı olarak da bilinen Alibeyli, bu alanda da ismini duyurmayı başarmıştır. Samimi, akıcı, içtenlikle yazılan bu şiirler, konu v içerik açısından güzel sanat eserleridir. Bütün bunlardan dolayı edebiyat ve sanat camiası tarafından canlı nağme adlandırılan Alibeyli’nin edebî mirası, Azerbaycan medeniyeti üçün bir salnamedir. Enver Alibeyli hakkında gerek Azerbaycan gerekse Türkiye sahasında akademik çalışma yapılmamıştır. Şairin hayatı, edebi kişiliği ve eserleri ilk olarak bu makalede ele alınmıştır. Bir makale kapsamında şairin tüm eserlerini tahlil ve analiz etmek mümkün değildir. İleriki dönemlerde Alibeyli’nin tüm edebî kişiliği hakkında yine de araştırma yapılacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Syntaktische und Pragmatische Funktionen der Partikel </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77987</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77987</guid>
      <author>Salih ÖZENİCİKemal DEMİR </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, Thomas Mann'ın “Der Zauberberg” adlı romanında “doch” sözcüğünün sözdizimsel ve edimbilimsel işlevlerini nicel içerik analizi yoluyla incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, “doch” sözcüğünün sözdizimsel ve edimbilimsel işlevleri sistematik olarak belirlenerek kategorilere ayrılmıştır. Analiz, “doch ”un özellikle olumsuz ifadelere, ama aynı zamanda da olumlu ifadelere tepki olarak bir cevap edatı veya cümle eşdeğeri olarak sıklıkla kullanıldığını göstermektedir. Bu işlev, “doch ”un zıtlık ve çelişkileri vurgulama aracı olarak rolünü ortaya koymaktadır. Bir bağlaç ya da karşıtlık bağlacı olarak “doch” cümle içinde çeşitli konumlarda, örneğin sıfır konumunda “Nullposition”, tümcelerden önce ya da tümceler arasında yer alır ve genellikle çelişkili ifadeleri vurgular. Bağlaç “ adversativer/konzessiver Konnektor” rolünde, “doch” tezatlık veya karşıt ilişkileri ifade eder. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“Doch” kelimesi zarf olarak kullanımında ise farklı cümle pozisyonlarında ve karmaşık cümle yapıları oluşturmak için “ ve/ ama vb.” gibi unsurlarla kombine edilerek kullanılabilir. Bildirim cümlelerinde “doch” genellikle ifadeleri, çelişkileri veya yorumları vurgulamak için kullanılır. Soru ve rica cümlelerinde, genellikle ifadelere sabırsızlık veya kızgınlık gibi nüanslar ekleyerek karakterlerin duygusal derinliğini vurgular.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman','serif'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt; &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bunun yanı sıra, “doch” yan cümlelerde, özellikle de nedensel ya da tezatlık ilişkileri ifade ederken, genellikle “obwohl” ya da “weil” gibi yan cümlelerle birlikte önemli bir rol oynar. Bu çok boyutluluk, Thomas Mann'ın eserinde ortaya çıktığı şekliyle “doch ”un Alman dilindeki karmaşık ve çok yönlü rolünü göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> Yazmak Eyleme Geç(ir)mektir,  Ecrire C’est (faire) Agir  </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77952</guid>
      <author>Duygu ÖZTİN </author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; text-indent: 1.0cm; margin: 8.0pt 0cm 8.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Ünlü Fransız yazarı Emile Zola’nın Fransa Cumhurbaşkanı F&amp;eacute;lix Faure'a hitaben yazdığı &lt;em&gt;J’accuse&lt;/em&gt; yani &lt;em&gt;Suçluyorum &lt;/em&gt;başlıklı açık mektup, 13 Ocak 1898 tarihinde &lt;em&gt;L’Aurore&lt;/em&gt; gazetesinde yayımlanmıştır. Zola, mektupta Fransız ordusu tarafından casuslukla suçlanan ve mahkûm edilen Yüzbaşı Dreyfus'un masumiyetini savunur. Mektubun yayınlanması sadece bir gazetecilik olayı değildir. Mektup aynı zamanda Fransa adalet sistemini, orduyu ve ülkedeki ırkçılığı da eleştirmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu nedenle, mektubun yayınlanması Fransa’da büyük polemiklere ve tartışmalara yol açar. Hatta Fransız toplumu “dreyfusçular” ve “Dreyfus karşıtları” olarak ikiye bölünür: Sonunda, adil olmayan ve taraflı karar verdiğine inanılan davanın tekrar görülmesine karar verilir. Yüzbaşı Dreyfus beraat etmiştir. Dreyfus’un beraat etmesinde tanınmış yazar olan Zola’nın yazdığı açık mektubun yayımlanması, Fransız halkının Dreyfus'un masumiyetine ikna olmasında büyük rol oynamıştır. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 8.0pt; text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Çalışmamız, şu iki soruya yanıt arayacaktır: "Mektupta hangi söylemsel ve sözcelemsel yapılar kullanılmıştır?" ve "Zola'nın karşısındakini ikna etmek/inadırmak için hangi gerekçelendirme stratejilerini kullanmıştır?" Bu nedenle çalışmada iki yaklaşım kullanılacaktır. İlki, mektubun alıcıda yani Fransız halkı üzerindeki etkiyi açıklamayı amaç edinen edimbilimsel yaklaşım (fr.Pragmatique), diğeri ise mektubun inandırma gücünü ortaya koyan sözcelemsel, söylemsel özelliklerini ortaya koyan gerekçelendirme yaklaşımı. Bu iki yöntem aslında iç içe geçmiş yaklaşımlardır. Birisi mektubun yani sözün alıcıdaki etkisini, diğeri ise bu sözün ya da mektubun &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 8.0pt; text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Açık mektuplar, genellikle bir otorite maskesi altında toplu bir alıcıya hitap edilen yazılı iletilerdir. &lt;em&gt;Suçluyorum&lt;/em&gt; biçimsel olarak F&amp;eacute;lix Faure'a hitaben yazılmış olsa da aslında Fransız halkına seslenmektedir. Dolayısıyla, açık mektuplar &lt;em&gt;çift alıcılı sözceleme&lt;/em&gt; türüne girerler. Diğer yandan, açık mektuplarda konuşan kişi söylemini daha önceki bir &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;başka söylem üzerine kurar ve bu söylemin yanlış ve sahte olduğunu ortaya koymaya çalışır. Bu nedenle açık mektup çatışmalı (Fr. agonique) ve tartışmalı (Fr.pol&amp;eacute;mique) bir yapı sunar. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 8.0pt; text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: normal;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Suçluyorum&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt; görüldüğü gibi sadece bir mektup değildir. Zola bu mektubu yazarken hem metnin iç tutarlılığı hem de dış dünya ile tutarlılığını ortaya koymak için tüm verileri ve gerekçeleri karşı gerekçeleri ortaya koyarak ilmek ilmek işlemiş alıcının hem duygularına hem vicdanına hem de aklına hitap etmeyi başarmıştır. Diğer bir deyişle mektup Aristo sözbilimin üçgenini oluşturan duygulayımı (Yun. Pathos) ve mantık-sözü (Yun. Logos) güçlü bir metindir. Bunu yaparken, Zola,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;bir yandan, metnin mantık-söz boyutunu, &lt;em&gt;benzetme, abartı, tekrar&lt;/em&gt; gibi sözbilim betileri ile zenginleştirmiş, diğer yandan, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;alıcının duygularını harekete geçirerek hem başkaldırı hem de öfke duygularını harekete geçirmiştir. Böylece metnin hem duygulayım hem de gerekçelendirme yani inandırma/ikna boyutunu güçlendirilmiştir. Bunda elbette iyi bir yazın adamı olmasının payı büyüktür. Sözün alıcıyı inandırmasında ya da ikna etmesinde &lt;em&gt;konuşanın kimliği&lt;/em&gt; ve ortaya koyduğu &lt;em&gt;özsunum &lt;/em&gt;(Yun. Ethos)&lt;em&gt; &lt;/em&gt;önemlidir. Zola’nın ünlü bir yazın adamı olmasından çok Zola’nın bir Yahudi olmaması onun Dreyfus davasında nesnel ve tarafsız olduğu izlenimini yaratmasında önemli rol oynar bu da metnin inandırıcılığında önemlidir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 8.0pt; text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Sonuç olarak&lt;em&gt;, Suçluyorum &lt;/em&gt;adlı bu mektup Fransa başta olmak üzer tüm dünyada özgürlüğün ve demokrasinin sembolü ve göstergesi olmuş, olmaya da devam edecektir. Çünkü, Zola’nın mektubunda yaptığı uyarılar, adaletten sapmalar, devlet bekası maskesi altında ortaya konulan nefret söylemleri günümüzde de giderek artmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ne yazık ki, bugün de gerçeği ve adaleti savunanlar, Zola’nın zamanında olduğu gibi saldırıya uğramakta, manipülasyona dayalı gerçek dışı söylemler, akla ve mantığa dayalı gerekçelerin yerini alarak, duyguları etkilemeyi ve gerçeği çarpıtmayı amaçlayan stratejilere dönüşmektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İki şehrengiz örneği: Ergiri ve Şam Destanları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80457</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80457</guid>
      <author>Salih ÖZYURTBülent ŞIĞVA </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Günümüzde Arnavutluk’un bir şehri olan Ergiri (Ergirikasrı/Argyrokastro) beş asırdan fazla bir süre Osmanlı hakimiyetinde kalmış bir yerleşim yeridir. 2005 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dâhil edilen bu şirin Osmanlı kasabası tarihî dokusu iyi korunmuş bir yerleşim niteliğindedir. Arnavutluk’un güneyinde yer alan Ergiri zengin tarihî, kültürel ve mimari değerlere sahiptir. Bu şehir IV. yüzyıldan beri kalesiyle meşhurdur. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde hakkında bilgiler verilen Ergiri ile ilgili Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu’nda kayıtlı bir mecmuadaki “Ergiri Destanı” başlıklı metin dikkate değerdir. Katalogda “Enguru Destanı” şeklinde yanlış kayıtla takdim edilen destan Seyyid Nizamoğlu Divanı’na mukayyet bir şiir olarak telakki edilmiş olsa da Nizamoğlu’nun divanında böyle bir şiiri yer almamaktadır. Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu’nda 06 Mil Yz FB 324 arşiv numarasında kayıtlı olan “Ergiri Destanı” başlıklı metnin kime ait olduğu bilinmemektedir. Ergiri Destanı’nı kaleme alan meçhul halk şairinin Şam ile ilgili iki ayrı destanı da bu metnin devamında kaydedilmiştir. Aynı üslupla kaleme alınan bu şiirlerden anlaşılan kendisi bir tarikat müntesibi olan şairin her iki şehirde bir süre bulunmuş olduğudur. Bu yazıya konu olan “Ergiri Destanı” başlıklı şiir on yedi dörtlükten oluşmaktadır. Sekizli hece ölçüsüyle kaleme alınmış olan şiir 4+4 duraklı ve yarım uyaklıdır. Metin Ergiri şehrinin henüz Osmanlı idaresi altında olduğu XIX. yüzyıl ortalarına ait manzarasını gözümüzde canlandıran betimlemeler sunmaktadır. Tarihî belgeler ve seyahatnamelerde görmeye alışkın olduğumuz bilgileri sanatlı söyleyişlerle takdim eden halk şiiri nazım biçimlerinden destanlar bu yönüyle disiplinlerarası çalışmalarda kullanılması gereken önemli kaynaklardan biri olarak dikkate değerdir. Nitekim bu destanda Osmanlı hakimiyetindeki Ergiri’nin fiziki yapısı, mimarisi, sosyal hayatı ve beşerî özelliklerini bir arada görmek mümkündür. Şehrin mini bir topografyasının çıkarıldığı söz konusu metin Balkanların Türk ortak zihin yapısındaki sevimli hatıralarını göstermesi bakımından son derece önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu yazıda “Ergiri Destanı” başlıklı metin yeni Türk harflerine aktarılarak söz konusu metinden hareketle Osmanlı idaresindeki şirin bir Balkan şehrinin betimlemeleri ele alınacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aylak Adam ve Aylak Köpek Eserlerinin Yabancılaşma Bağlamında Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76918</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76918</guid>
      <author>Farnaz RAHİMZADEHASL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-language: FA;"&gt;Öz: &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-language: FA;"&gt;Yabancılaşma, bireyin kendi kimliği ile dış dünya arasındaki uyumsuzluk, çatışma ve etkileşim güçlüğünü ifade eder. Bu&lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt; yabancılaşma,&lt;/span&gt; insanın öz benliği ile toplumsal rolleri arasında &lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;yaşadığı uyumsuzluktan &lt;/span&gt;kaynaklanır ve &lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;bu durum &lt;/span&gt;modern toplumlarda epeyce yaygındır. Birey varoluşsal kimliğinden uzaklaştığında, toplumsal uyumunu ve ruhsal dengesini kaybettiğinde yabancılaşır. Yabancılaşma terimi, bireyin toplumla ve çevresiyle kurduğu ilişkilerdeki zayıflık ve kopuklukları ifade etmek için kullanılır. Yabancılaşma, felsefi, sosyal ve psikolojik bir sorundur. Günümüzde genellikle sosyoloji alanında incelenmesine rağmen, yabancılaşma kavramı edebiyat gibi diğer disiplinlerde de araştırmacılar tarafından detaylı bir şekilde ele alınmıştır. &lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Yabancılaşma kavramının bu disiplinler arası niteliği, geniş kapsamını ve etki alanını göstermesi bakımından önemlidir. &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Yabancılaşma olgusunun edebiyatta ne şekilde tezahür ettiğini tespit edebilmek, bu anlayışın etkisiyle yazılmış edebî eserlerin derinlemesine incelenmesiyle mümkün olabilir. Bu çalışma, yabancılaşmanın bünyesinde barındırdığı karmaşıklığı ve bu karışıklığın farklı kültürlerdeki yaygınlığını tespit edebilmek için &lt;em&gt;Aylak Adam&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Aylak Köpek&lt;/em&gt; adlı edebî eserleri derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Çalışmada, modern dünyanın bireyleri nasıl yabancılaştırdığı ve bu durumun bireyin iç dünyasında ve toplumsal ilişkilerinde nasıl parçalanmalara neden olduğu üzerinde durulacaktır. Ayrıca, modern hayatın koşullarının her toplumda bireyleri nasıl yabancılaştırdığı vurgulanacaktır. Genelde edebiyat sanatında özelde ise Yusuf Atılgan ve Sâdık Hidâyet’in yukarıda belirtilen eserlerinde sanatçılar tarafından yabancılaşma konusunun ve yabancılaşmanın modern insan üzerindeki etkilerinin nasıl ele alındığı irdelenecektir. Bu bağlamda, &lt;em&gt;Aylak Adam&lt;/em&gt;’daki C karakteri ile &lt;em&gt;Aylak Köpek&lt;/em&gt;’teki Pat’ın arasındaki benzerlikler ve farklılıklar karşılaştırmalı olarak incelenecektir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Onomastik Açıdan Aç Bars Hikâyesi “Mahasatve”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80243</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80243</guid>
      <author>Melike SOMUNCU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-ascii-font-family: 'Times New Roman'; mso-ascii-theme-font: major-bidi; mso-hansi-font-family: 'Times New Roman'; mso-hansi-theme-font: major-bidi; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi;"&gt;Sosyal hayatta anlaşmayı sağlayan her türlü kodu içerisinde barındıran göstergeler; ses, yazı, görüntü ve harekete dair dizgelerin oluşturduğu anlamlı birimler, yazınsal bir metindeki kahramanın adından yola çıkarak davranış ve amaçları da belirlemede önem arz etmektedir. Bu durumda adları temsil eden dilsel göstergeler temsilî olmaktan çıkıp adların üretilmesini, yorumlanmasını veya işaretleri anlama süreçlerini içeren tüm faktörleri sistematik bir hâlde incelemeye olanak tanımaktadır. Anlam üzerinde de kurulu olan bu bilim dalı anlam süreçlerini etkileyen tüm faktörleri dikkate alarak bir yol izlemektedir. Nitekim onomastik de sözcük ve kavram ilişkisine önem veren anlam bilim ile oldukça yakın ilgisi olan dilbiliminin anlatım sorununa da odaklandığı için anlatıcı, hedef kitle ve ileti noktasında metne ciddi katkılar sağlamaktadır. Bu çalışmada Debus’un onomastik açıdan yazınsal eserlerde yer alan karakter adlarının rol, kişilik özellikleri noktasında özdeşleşme, kurgu yaratma, kişilik özellikleri yükleme, vurgulama, anonimleştirme, mitleştirme ve metne değer kazanma işlevleri esas alınarak tarihî bir metin olan Aç Bars hikâyesinde yer alan Mahasatve’nin eylemleri, varlık dünyasındaki nitelikleri, niyetleri ve bilgi alanı oluşturmadaki taşıyıcılıkları incelenmiştir. İnceleme neticesinde Aç Bars hikâyesindeki karakterlerden biri olan Mahasatve’nin onomastik açıdan işlevselliği tespit edilmiş ve bu sayede metnin anlaşılırlığını arttırmak, çağrışımlar, göstergeler ve kodlar aracılığı ile kültür tabanını irdelemek için bir dil-kültür dizgesi oluşturulmuştur. Debus’un sınıflandırmasında yer alan adların rol, özellik, karakter noktasında bazı işlevler ile paralellik gösterdiği tespit edilmiştir. Mahasatve kelime anlamı olarak bilinç uyanışı yolunda yüksek bir dereceye ulaşan bodhisattva, inancı aracılığıyla tüm varlıkların kurtuluşuna olan bağlılığıyla tanımlanan büyük bodhisattvadır. Bu adın kelime anlamı bağlamında Debus’un sınıflandırmasına göre işlevleri ve metindeki nitelikleri belirlenerek disiplinler arası çalışmalara katkı noktasında hedef kitle yelpazesini genişletmiş ve yazınsal metinlere çok anlamlılık ile yaklaşmaya olanak sağlamıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültür/ Doğa Dikotomisinin Eleştirisi: Gözleri Tanrı’yı Seyrediyordu Romanında Joe ve Janie Starks</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76544</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76544</guid>
      <author>Pınar SÜT GÜNGÖR</author>
      <description>Ekoeleştiri, yirminci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan, edebiyat ve kültürün ekolojik ve çevresel kaygılarla ilişki kurma biçimlerini inceleyen bir edebiyat eleştirisi türüdür. Ekoeleştiride kültür/doğa ikilemi, insan kültürü ve doğal dünyanın tarihsel olarak ayrı ve farklı varlıklar olarak kavramsallaştırılma biçimine atıfta bulunan çok yönlü ve karmaşık kavramlardan biridir. Bu ikiliğin hiyerarşik görünümü, yani kültürün doğadan üstün tutulması, doğanın öncelikle insan kullanımı için var olduğunu öne süren insan istisnacılığı kavramını öne çıkarmaktadır. Bu bilgiler ışığında, bu çalışmanın temel amacı Zora Neale Hurston'ın &lt;em&gt;Gözleri Tanrı'yı Seyrediyordu&lt;/em&gt; romanındaki kültür/doğa ikilemi temsillerini analiz etmektir. Bu araştırmada, Hurston’ın romandaki kültür/doğa ikilemini nasıl tasvir ettiğini ve bunun romandaki kimlik, özerklik ve kendini keşfetme temalarına yönelik çıkarımlarını incelemek için nitel içerik analizi kullanılacaktır. 1937 yılında yayımlanan bu roman, 20. yüzyılın başlarında Afro-Amerikan yaşamının özünü yakalamakta, toplumsal beklentilere ve güç dinamiklerine rağmen kendi yerini bulmaya çalışan başkahramanı Janie Crawford'un kendini keşfetme mücadelesini ele almaktadır. Roman boyunca yinelenen bir motif olan kültür/doğa karşıtlığının romanda Joe ve Janie tarafından temsil edilmesi, geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri ile kültür/doğa karşıtlığı arasında yakın bir bağ olduğu gerçeğini doğrulamaktadır.</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Beşir Fuad'ın Edebiyat Eleştirisi: Estetikten Pozitivizme </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80861</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80861</guid>
      <author>Kemal ŞAMLIOĞLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Bu makale, eleştirinin tarihsel gelişimini ve Türk edebiyatındaki dönüşümünü ele almaktadır. Eleştirinin yüzeysel bir yargı mekanizması olmaktan öte, düşünsel derinliği olan bir yorumlama süreci olduğu vurgulanmaktadır. Osmanlıca “tenkit” kelimesinin Arapça “nakd” kökünden türediği ve Tanzimat dönemine kadar farklı terimlerle ifade edildiği belirtilmektedir. Servet-i Fünun dönemi eleştiri anlayışının Fransız edebiyatı özellikle Hippolyte Taine’in görüşleriyle şekillendiği ve bu dönemde eleştirinin bireysel üslup, estetik ve sanatın doğası çerçevesinde değerlendirildiği aktarılmaktadır. Tenkit anlayışının bireysel duyarlılığı merkeze aldığı, sanat için sanat anlayışını benimsediği ve Batı edebiyatının teknik unsurlarını Türk edebiyatına entegre eden bir dönüşüm sürecinin parçası olduğu ifade edilmektedir. Bu dönemin eleştiri anlayışının modern Türk edebiyatının temellerinin atılmasında önemli bir köprü görevi gördüğü vurgulanırken Beşir Fuad’ın eleştiriye bilimsel ve psikolojik bir yaklaşım getirdiği de tartışılmaktadır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Makale, Servet-i Fünun edebiyatçılarının eleştiri anlayışının sonraki edebi dönemler üzerindeki etkisini ortaya koyarak Türk edebiyatının modernleşme sürecindeki rolünü değerlendirmektedir. Bu dönemde, özellikle sanat ve edebiyatın toplumdaki yeri üzerine &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;yapılan eleştiriler bireysel ve toplumsal sorunların sanat aracılığıyla dile getirilmesi gerektiği fikrini güçlendirmiştir. Servet-i Fünun topluluğunun eleştiri anlayışı ise edebiyatın sadece estetik bir değer değil aynı zamanda toplumsal değişimin bir aracı olarak görülmesini sağlamış böylece edebi eserlerde daha çağdaş ve realist bir yaklaşımın benimsenmesini sağlamıştır. Bu anlayış, sonraki dönemde özellikle Tanzimat ve Fecr-i Ati toplulukları gibi edebi akımların gelişmesine katkı sağlamış ve Türk edebiyatının modernleşme sürecine önemli bir ivme kazandırmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ömer Seyfettin’in “Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür” Hikâyesinde Estetik Algı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80363</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80363</guid>
      <author>Zeynep ŞENER </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Ömer Seyfettin (1884-1920) her ne kadar yazın dünyasına adımını şiirle atsa da edebiyattaki asıl yerini hikâyeciliği ile kazanır. Kısa süren ömrüne birçok eser sığdıran Ömer Seyfettin, olay hikâyesi denilince akla gelen isimlerdendir. Hikâyelerini milliyetçi kimliği ile sosyal ve toplumsal meseleler etrafında kurgulayan Ömer Seyfettin 1911 yılında yazdığı “Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür” isimli hikâyesinde sanata ve estetik algıya yer verir. Estetik, güzel ile başladığı yolculuğunda alanına zamanla çirkini, yüceyi ve aşağıyı da ekleyerek bir bilim hâline gelir. Bu bağlamda başta sanat olmak üzere birçok alanda incelemesi yapılabilen estetik, insan ve insana dair her unsurda karşılığını bulur. Yapı elemanlarını estetik süje, estetik obje, estetik değer ve estetik yargının oluşturduğu estetik, deneyimleyeninin zevkini yansıtır. Estetik deneyimin öncelikli amacı haz alımıdır. Bu haz alımının sonunda estetik bir yargıya varan özne estetik deneyim sürecini tamamlamış ve nesneyi estetik nesne konumunda değerlendirmiş olur. Bu çalışmada Ömer Seyfettin’in “Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür” hikâyesinde estetik algı bağlamında değerlendirilebilecek güzel, yüce ve aşağı kavramları incelenecektir. Anlatıcı, eşi Efser ve halazadesi Ahmet Bidar etrafında şekillenen hikâyede, sanatta ve insanda estetik olan üzerine görüşler sunulur. Bu noktada Ömer Seyfettin’in okuruna sunduğu bu hikâyesiyle devrinin estetik anlayışını eleştirdiği ve “modern”liğin yanlış anlaşıldığını ahlâk temelinde kanıtlamak istediği ifade edilebilir.&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Kadın Değil Baş Belası” Adlı Sinema Filmi Örneğinde Kadın Dilinde Argo</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78159</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78159</guid>
      <author>Ali ŞEYLAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Farklılık ve gizlilik esasına dayanan argoyu ortak dilden ayıran en belirgin özelliği, kelime hazinesidir. Dilbilimsel olarak ele alındığında bu kelime hazinesinin ortak dildeki kelimelerin seslerini değiştirmek veya ses ya da hece ilave etmek suretiyle türetilen yeni kelimeler olduğu görülmektedir. Bir diğer yöntem ise, ortak dildeki kelimelere yeni anlamlar yüklemektir. Genelde konuşurları arasında sınırlı bir anlaşma aracı olan argo dil, Türk kültüründe de zengin bir yere sahiptir. Türkçedeki kelimelere karşıt ya da komik anlamlar verilmek suretiyle oluşturulan bu yeni kelimeler, varlıklarını belli bir döneme kadar devam ettirmekte, daha sonra çoğu unutularak yerine yenileri türetilmektedir. Bu dil; sadece konuşma dilinde kalmamış, yazıya geçirildikten itibaren edebiyatta, sinemada ve tiyatroda da kullanılmış ve kullanılmaya da devam etmektedir. Argo denilince genel bir kanı olarak bu dilin daha ziyade erkekler tarafından üretilip konuşulduğudur. Esas itibariyle bu fikir doğrudur. Ancak bu dilin, örnek olarak seçip üzerinde çalıştığımız Türk sinemasının “Kadın Değil Baş Belası” adlı filminin kadın başrol oyuncusunun argo dille konuşması, bu genel kanıyı değiştirebilecek niteliktedir. Bu çalışmada, argo dilin bir kadının ağzından nasıl vücut bulduğu tespit edilmeye çalışılmış, elde edilen veriler, bu alanda elimizdeki tek kaynak olan Kadın Argosu Sözlüğü ile karşılaştırılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İshak Reyna’nın Azınlık. Bir Hal Tercümesi Romanında Çevirmen Kimliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78284</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78284</guid>
      <author>Nilgin TANIŞ POLAT</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;20. yüzyılın ikinci yarısında kültürel dönemeç olarak literatüre geçen paradigma değişimiyle edebi metinler kültürel bağlamda değerlendirilip metinlerin kültürel söylemlerle ilişkisine odaklanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla kurgusal eserlerde karakter seçimleri ve karakterlerin nasıl yansıtıldığı da önem kazanmıştır. Kurgusal karakterlerin incelenmesi, bireyin toplumsal ve kültürel bağlamda nasıl anlaşıldığını ve hangi pratiklerle temsil edildiğini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle modern varoluşu temsil eden çevirmen figürü, çağımız insanının kimlik ve konumlandırma süreçlerine ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. İshak Reyna’nın &lt;em style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Azınlık. Bir Hal Tercümesi&lt;/em&gt; (2023) başlıklı romanı, çevirmen ve editör Edi’nin hayatını merkeze alarak Türkiye’nin 1980’lerden 2010’ların ortasına uzanan yakın dönem tarihine ışık tutan bir yapıttır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin çeviri tarihi ve yayıncılık tarihi açısından önemli konuları işleyen bu romandaki çevirmen temsilini çözümlemek ve bu temsilin çağımız insanıyla ilişkilenebileceğini ortaya koymaktır. Pierre Bourdieu (1984)’nün habitus kavramına dayanan ve kurgusal eserlerde çevirmen kimliğinin nasıl yansıtıldığını inceleme olanağı tanıyan Klaus Kaindl (2008)’ın ölçütlerinin temel alındığı bu araştırmada Reyna’nın Çevirmen Edi’nin kimlik inşasında hangi unsurlardan yararlandığı incelenmiş ve nitel araştırma verileri içerik çözümlemesi yoluyla analiz edilmiştir. Fiziksel, psikolojik ve bilişsel boyut üzerinden değerlendirilen Çevirmen Edi birçok yönden ayrıksı bir duruş sergileyen ve kendini farklı biçimlerde azınlıkta hisseden ötekileştirilmiş bir insandır. Yapılan inceleme ile Reyna’nın kısmen otobiyografik unsurlarla şekillendirdiği Edi karakteri üzerinden çeviri piyasası koşulları ve temel dinamikleri içerisinde kendi etkinliğini gösteren, mesleğinde ilerledikçe değer verilen, çevresindekilerin güvenini kazanan bir çevirmen figürü yansıttığı tespit edilmiştir. Önceki yıllarda temsil edilen çevirmenlerden farklı olarak olarak, Edi kusurları veya eksiklikleri ile öne çıkan veya marjinal olarak konumlandırıldığı için tekinsiz bir karakter olarak resmedilen biri değildir. Çevirmen figürü, ben anlatıcı olarak özne konumunda ve kendini ifade eden, iletişim kurmaya çalışan entelektüel bir kahramana evrilmiştir. Çevirmenin görünür olmaya başladığı bir zamanın romanı olarak nitelendirilebilecek bu eserde, Çevirmen Edi karakteri kendi sesi olan, kendini ve çalışma alanını tanıtarak diyalog kurmaya çalışan güçlü bir figürdür ve bu özellikleriyle çevirmen figürü temsili ve rolünde bir dönüm noktası teşkil eder. Araştırmada elde edilen bulguların çevirmenin bir özne olarak ele alındığı çalışmalara açılım sağlayacağı ve azınlık olma durumunu farklı biçimlerde yaşayan çağımız insanını anlama yönünde katkı sağlayacağı düşünülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kış Mevsiminin Gazellere Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80125</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80125</guid>
      <author>Günay TULUM</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Konusunu kıştan alan manzum, mensur ve manzum-mensur karışık metinler şitaiye olarak bilinir. Divan edebiyatı geleneğinde şitaiye denilince ilk akla gelen nazım biçimi kasidedir. Mamafih kasideden sonra en çok gazel şeklinde şitaiye yazıldığından gazellerde kış mevsiminden nasıl yararlanıldığı merak edilerek başlanan bu çalışma için Şeyhî, Ahmed Paşa, Mesîhî, Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, Figânî, Zâtî, Hecrî, Muhibbî, Fevrî, Üsküdarlı ‘Aşkî, Taşlıcalı Yahyâ Bey, Nev‘î, Bâkî, Gelibolulu Mustafa ‘âlî, Ravzî, Neşâtî, Nâbî, Nedîm ve Servet’in divanlarından kış konulu gazel ya da beyitler tespit edilmiştir. Kış kavramının bütün içeriğinin ve buna bağlı durumların dökümünü yapmanın bir makalenin sınırlarını aştığını bilmekle birlikte belirlenen örneklerden yola çıkıldığında öncelikle gazellerin “şiirin bütününde kış tasviri yapmak” ile “şiirin iletisi için kış mevsiminden yararlanmak” başlıklarıyla iki gruba ayrılabileceği görülmüştür. İlk gruptaki 18 yek ahenk şitaiyenin dış taraf/iç taraf, geçicilik, korkutuculuk, soğuk-sıcak ya da soğukluk eksenleri üzerinden yazıldıkları ve bu gazellerde kışın tümüyle olumsuz algılanmadığı anlaşılmıştır. Doğrudan kış ve soğuk izlenimlerini aktarmak amaçlı olmayan ikinci gruptaki 4&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;gazel şitaiye ise “âşık, maşuk, ağyar ilişkisi”,&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; “varlık anlayışı” ya da “sosyal ilişkiler” için &lt;/span&gt;yazılmıştır. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Kısacası kış mevsimi gazelde hem ekolojik hem de sosyolojik ilişkileri yansıtan bir araç hâline gelmiştir, denebilir. &lt;/span&gt;Ayrıca muhtelif gazellerden toplam 28 beyitte &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;“kış mevsiminin soğuğu, karı, rüzgârı, şiddeti, sonunun bahar olması ile cefa, mutsuzluk, ayrılık, yaşlılık kavramlarının ve zalim/rakip/zahidin yüzünün ya da soğuk/sevimsiz, yersiz sözün kışa benzetilmesi” gibi &lt;/span&gt;kışın fikrî ve hissî tezahürlerinin kullanıldığı görülmüştür. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Şairlerin kışı bir anlatı figürü olarak mikro ölçekte kullanırlarken ekseriyetle kışın zorlu koşullarını anlatmayı seçtikleri ve kışa olumsuz bakış açısından doğan mütekabiliyetten yararlandıkları söylenebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Manzum Sözlük Şerhleri-I (Dibaceler)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76946</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76946</guid>
      <author>Muhittin TURAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;a name="_Hlk50243642"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="_Hlk59614503"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Eski Türk edebiyatında divanlar, manzum veya mensur kaleme alınan dinî, ahlakî, öğretici eserler, nazım şekil ve türleri gibi geniş bir sahada yazılan eserlerin şerhlerinin yanında manzum sözlük şerhleri Türk kültür ve edebiyatında önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu önem şerhlerdeki bilgilerin üzerine esasen Kur’ân-ı Kerim’de yer alan kelimelerin manalarını öğretmek gibi bir görevi ittihaz eden; ezber yetisini, öğrettiği vezin, kelime, edebî bilgiler, dil bilgisi, bahirler vb. sayesinde geliştiren ve nihayet nazmın vezin ve kafiye esnekliği sayesinde yüzyıllarca eğitim-öğretimin mühim bir unsuru olan manzum sözlüklerin bu özellikleri üzerine eklenmesinden gelmektedir. İstifade ettikleri özellikle edebî, lisanî, dinî, tarihî ve coğrafî kaynaklarla da bir ders kitabı niteliği taşırlar. Manzum sözlük şerhlerinin dibace ve sözlük kısımlarının şerhleri olmak üzere iki bölümden oluşan bir yapıya sahip olmaları bilgisinden hareketle, sözlük kısımlarının şerhleri herbiri birbirinden farklı şekil ve mahiyette olmaları sebebiyle onları tek tek ele alıp teferruatlı bir incelemeye tabi tutmak gereklidir. Ancak bu şekilde bu şerhlerin Türk dili, edebiyatı ve kültüründeki yeri eksiksiz ve net bir şekilde belirlenebilir. Bu bölümlerin bilhassa gramer ve aruz incelemelerinin hacimli, yekün teşkil edecek ve bir makale sınırını fazlasıyla aşacağı da bir gerçektir. Bu sebeple iki ayrı çalışma olarak hazırlanan manzum sözlük şerhlerinin ilk kısmı olan bu yazıda Türkiye kütüphanelerindeki katalogların taranması sonucunda yazma hâlindeki 38 manzum sözlük şerhi incelenmiş ve dibacelerindeki tüm unsurlar ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu unsurlar manzum sözlük şerhlerinin telif sebepleri, şerh usul ve yöntemleri, zemin metin ve şârihler hakkında verdiği bilgiler yanında ayrıca şerhlerin isimlendirilmesi, edebiyat ve aruz bilgileri, Arapça ve Farsça kelimelerin manzum sözlük şerhlerindeki yeri ve önemi, şerhin muhatapları gibi bilgileri içermektedir. Söz konusu hedeflerin yanında bu şerhlerin genel özellikleri ortaya konmuş olacak ve&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Arapça-Türkçe, Farsça-Türkçe olarak iki dilli ve Arapça-Farsça-Türkçe şeklinde üç dilli manzum sözlüklerden tarih boyunca hangilerine şerhler yazıldığı da belirlenmiş olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Jülide ERKEN, Sönmeyen Bir Meşale: Nef’î ve Ekolü, Akçağ: Ankara, 2023, ss.169, ISBN: 978-605-342-842-8.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80385</guid>
      <author>Süleyman YİĞİT</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; letter-spacing: -.05pt; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;2023 yılında Akçağ Yayınları tarafından basılan ve editörlüğü Nilüfer Tanç tarafından yapılan eser &lt;em&gt;Sönmeyen Bir Meşale: Nef’î ve Ekolü&lt;/em&gt; (2023a) adını taşımaktadır. Eser, Erken’in 2023 yılı başında bilim âlemine kazandırdığı &lt;em&gt;Türk Şiirinde Nef’î Ekolü&lt;/em&gt; (2023b) başlıklı doktora tezinden hareketle üretilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-no-proof: yes;"&gt; &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; letter-spacing: -.05pt; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Kitabın &lt;em&gt;Ön Söz&lt;/em&gt;’ünde yer alan bilgiye göre yapılan araştırmalar neticesinde, başta edebiyat tarihleri olmak üzere kaynakların kendi döneminden günümüze Nef’î’den etkilenen, Nef’î’ye nazireler/şiirler yazan ve onu takip eden 43 şairi andığı tespit edilmiştir. Büyük bir yekûn tutan söz konusu 43 şairin eserleri tespit edilerek okunmuş, yapılan değerlendirmeyle 15 şairin Nef’î takipçisi olup olmadıkları yönünde incelenmesi gerektiğine karar verilmiştir. İnceleme Nef’î’nin üslubunda ön plana çıkan ve Nef’î’yi ekol bir şair hâline getiren medhiye (=başkasını övme), fahriye (=kendini övme) ve hicviye (=yerme) nazım türleri odağa alınarak yürütülmüştür. Bu aşamada edebiyat tarihlerinde yer alan ve araştırmacıların verdiği bilgilerden hareketle 43 olarak tespit edilen sayının 15’e düşürülmesi şairlerin gerçekten birer muakkip olup olmadıklarına dair belirsizliği gidererek bilim âlemine önemli bir katkıda bulunmuştur (Erken, 2023a: s.10; Erken, 2023b: s.III-IV). Zira Nef’î’ye nazireler yazan, Nef’î’den bazı şiirlerinde veya beyitlerinde bahseden, bağımsız üsluplarıyla kendi dönemlerinde öne çıkan isimler edebiyat tarihlerinde Nef’î ile bağlantılı olarak anılsalar da takipçi olmadıkları için incelemeye alınmamışlardır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ferrî’nin Hece Vezni ve Kalb Sanatıyla Yazdığı Bir Nazire Gazeli (Düzeltme)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80622</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=80622</guid>
      <author>Mehmet KIRBIYIK</author>
      <description/>
      <pubDate>2025-03-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


