






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue  2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=328</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Hz. Peygamber Döneminde Kudüs’te Mescid-i Aksa Var mıydı?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19862</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19862</guid>
      <author>İsmail ALTUN</author>
      <description>Hz. Peygamber’in hadislerine göre yeryüzünde inşa edilen ikinci mescit ve ibadet maksadı ile ziyaret edilebilecek üçüncü mescit olan Mescid-i Aksâ’nın Kudüs topraklarında yer aldığı hemen herkes tarafından bilinen ve kabul edilen bir husustur. Ancak Hz. Peygamber döneminde Kudüs’te böyle bir mescidin bulunmadığı düşüncesiyle söz konusu mescidin Kudüs’te değil, başka yerlerde aranması gerektiğine dair günümüzde farklı görüş ve iddialar ileri sürülmüştür. Bu makalede, Kuran-ı Kerim’de çevresinin mübarek kılındığı ifade edilen, hadis-i şeriflerde çokça zikri geçen, sadece İslam dünyası için değil Yahudi ve Hıristiyanlar için de büyük öneme sahip olan Mescid-i Aksâ’nın, Hz. Peygamber döneminde Kudüs’te yer alıp almadığına ilişkin tespit ve değerlendirmelerde bulunulacak, elde edilen sonuçlar araştırmacıların ve okuyucuların dikkatlerine sunulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hasan Kafi Al- Skhisari Albosnevi’nin (Vefat 1025 H) Dini, Siyasi ve Edebi çalışmaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19851</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19851</guid>
      <author>Husain ASWAD</author>
      <description>Hasan KAFİ EL- AKHİSARİ Arapça, Türkçe ve Boşnakça olmak üzere üç dilde yazan Hicri 11. Asrın en önemli İslam alimlerindendir. İstanbul ile Bosna arasında hayatını sürdürdü. Osmanlı ordusunun bazı savaşlarına katıldı, ayrıca Osmanlının zayıf düştüğü döneme rastladı. El- Akhisari hayatının çoğunu kadılık, ilim tahsili ve öğretmenlikle geçirdi. İslam Fıkhı, Felsefe, Edebiyat, Mantık, Siyaset bilimi gibi Farklı alanlarda hayatının büyük bir kısmını geçirdi. Dolayısıyla bu Araştırmamda adından, soyundan ve hayatından bahsedeceğim. Ayrıca dini, siyasi ve edebi alanlarda çalışmalarına yer vereceğim. En meşhur kitapları ve el yazmalı olanlarını ve bulunduğu yerlerden bahsedeceğim. Bu araştırmayı tercih etme sebeplerimden, El-Akhisari’nin ilmi, edebi ve görüşleri ile ilgili çalışmalarının az olmasıdır. Halbuki kendileri Osmanlı Devleti’nin değerli alimlerindendir. Farklı dillerde yazan asrının en önemli alimlerindendir. Özellikle İslam dini ve siyaset biliminde yazmıştır. Buna rağmen Türkçe ve Arapça yazılan eserlerde hayatı ile ilgili yazılar bulunmamaktadır. Kendisi ile ilgi araştırma veya makaleler yazılmamıştır. Tezin Amacı: bu araştırma Hasan Kafi El – Akhisari’nin Dini, Siyasi ve Edebi alanlarda yaptığı çalışmalar üzerinde durmak ve en önemli Kitap ve el yazmalarını belirtmektir. Ayrıca birçok insanın bilmediği bu ilim erbabını gün yüzüne çıkarıp tanıtmaktır. Araştırma Metodu: bu araştırma El-Akhisarinin basılmış ve elyazması kitaplarını araştırarak kendisine has ilmi çabalarını özetlemektir. Ayrıca El-Akhiarinin fikir ve görüşlerini özetlemek için kitaplarının kapsamını okuyarak cüzi analizi itimat etmektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Siyâk-Sibâk Merkezli Bir Analiz Tefisrlerde Ahzâb Suresi (36-40) Âyetleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19919</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19919</guid>
      <author>Zeynel Abidin AYDIN</author>
      <description>Kur'ân-ı Kerim’in doğru anlaşılabilmesi için, nâzil olduğu tarihsel ortamın bilinmesi gerektiği kadar, hangi ayetlerin birbiriyle bağlantılı olarak ve aynı zamanda hangi amaca yönelik olarak inzal edildiklerinin de bilinmesi gerekmektedir. Tefsîr literatüründe buna siyâk-sibâk denilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Kur'ân-ı Kerim’in üzerinde çok ciddi çalışmaların yapılması gerektiği ortadadır. Bu makale bu bağlamda Ahzâb Suresi (36-40) ayetlerini analiz etmekte ve çarpıcı sonuçlara ulaşmaktadır. Her şeyden önce bu makalede, Kur'ân ayetlerinin Hz. Peygamber’in tarihe mal olmuş kişiliği ile uyum içerisinde anlaşılması gerektiği ve buna aykırı yorumların gerçekle ilgisinin bulunmadığı ortaya konulmaktadır. Bu prensipten hareket edildiğinde Ahzâb Suresi’nin 37. âyetinin anlaşılmasına yönelik olarak öne sürülen Hz. Peygamber’in âzâd etmiş olduğu kölesinin eşine göz dikmesi, onun boşanmasını sağlayıp onunla evlenmesi şeklindeki yorumların ilim adına ortaya konulmuş saçmalıklardan başka bir şey olmadığı anlaşılmaktadır. Makalemizin konusu olan Ahzab Suresi (36-40) ayetleri, aslında cahiliyye dönemi Arap toplumunda yaygın olan birtakım yanlış uygulamaların düzeltilmesine yönelik olarak inzal edilmiş ayetlerdir. Bu uygulamalar köle ya da köle menşeli bir fert ile özgür bir ferdin, evlatlığın boşamış olduğu eş ile de babalığın evlenemeyeceği şeklindeki yanlış kabullerdir. İlgili bölümde bu yanlış kabuller, içinde Hz. Peygamber ve yakınlarının da bulunduğu kişiler vasıtasıyla düzeltilmekte ve bu evliliklerin Allah’ın emri doğrultusunda yapıldığı hatırlatılarak Hz. Peygamber’e mafya babası muamelesi yapılmaması gerektiği ortaya konulmaktadır. Ayetlerin siyakı (inzal ediliş maksadı) göz ardı edildiğinde doğru anlaşılmaları da mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında 40. âyete verilen “Muhammed erkeklerinizden birinin babası değildir.” şeklindeki yaygın mananın, konuyla ilgili olmadığı görülmektedir. Aslında 40. âyet, Hz. Peygamber’in birilerinin babası olup olmadığının tespitinden ziyade, evlatlığı olan Zeyd b. Hârise’nin boşamış olduğu eş ile yapmış olduğu evliliğin kimin kararı ile gerçekleştiğini ortaya koymak için inzal edilmiş bir ayettir. Bu durum göz önüne alındığında âyet içerisinde geçen “أبا أحد من رجالكم” ifadesi ile de neyin kastedildiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yas Psikolojisi: Yas ve Dindarlık İlişkisi Üzerine Ampirik Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20084</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20084</guid>
      <author>Mehmet ÇINAR</author>
      <description>Bu çalışma, yas ile dindarlık arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Çalışma ilişkisel tarama yöntemine uygun, anket (ölçek) tekniğinin kullanıldığı bir saha araştırması niteliğindedir. Yaş aralığı (ranj) 19-40 arasında değişen, 300 kişilik bir örneklem grubunda uygulanan araştırmada, ‘yas ölçeği’ ve ‘içsel dini motivasyon ölçeği’ kullanılmıştır. Çalışmada yas ile dindarlık, cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, yerleşim birimi, kaybedilen kişinin yaşı, kaybedilen kişiyle ilişki, yakınlık derecesi, yas tutan bireyin duyguları dışa vurma düzeyi şeklindeki bağımsız değişkenler açısından incelenmiştir. Bireyin kayıptan sonra profesyonel destek alıp almaması bağımsız değişken olarak sorulmuş, ancak yeterli sayı bulunamadığı için ilişkiye sokulamamıştır. Elde edilen bulgulara göre, yas ile dindarlık arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer bağımsız değişkenler ile yas arasında ise istatiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Buna göre kadınlar erkeklere göre daha fazla yas tutmaktadır. Katılımcıların yaşı yükseldikçe yas puanlarının düştüğü görülmüştür. Benzer bir şekilde eğitim düzeyi yükseldikçe yas puanlarının azaldığı tespit edilmiştir. Kaybedilen kişiyle ilişkinin samimiyeti arttıkça yas puanlarının da arttığı tespit edilmiştir. Kaybedilen kişinin yaşı artıkça yas azalmaktadır. Kaybedilen kişiye yakınlık derecesi arttıkça yas puanlarının yükseldiği görülmüştür. Yas tutan bireyin duygularını dışa vurma düzeyi arttıkça yasın azaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca kayıp yaşayan bireylerin sadece %2’si (6 kişi) profesyonel destek aldığı bulgusu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alevilik Üst Kimliği Kullanımının Aleviler-Nusayriler Bağlamında Dış Kimlik-İç Kimlik Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20242</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20242</guid>
      <author>Özcan GÜNGÖR</author>
      <description>Her dini grup, dış grup ve iç grup değerlendirmesine göre bir kendilik kimliği taşır. Bu kimlik, grubun kimliğine dönük zaman içindeki negatif ve pozitif algılamalara göre değişimlere maruz kalabilir. Grup kimliğinin en çok da sosyal ve siyasal çevreden gelen tepkişimler sonucu değiştiği yapılan çalışmalarda görülmektedir. Ancak burada grubun dış kimliğinin taşıdığı nesnel gerçeklikle iç kimliğinin hissettiği öznel kimlik arasında gerilimlerin çoğalması grubun sahip olduğu sosyal kimliklere krizle yönelmesi sonucunu verecektir. Bu bağlamda Nusayrilik diye bilinen ülkemizin güneyinde varlıklarını sürdüren dini grubun son zamanlarda özellikle “Alevilik” üst kimliği içinde değerlendirmelere başlandığı görülmektedir. Oysa grubun dış kimliği ve hissettiği iç kimlikte bu adlandırma en azından sosyolojik olarak sorunlu görülmektedir. Bu kimliklendirmenin arkasında grup dışı siyasal ve teolojik negatif adlandırmaların etkili olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte Alevilik üst kimlik adlandırmasının kendisi grup dışı ve içi kimlikler açısından değerlendirmeye muhtaçtır. Bu adlandırmada en çok kullanılan kavramın bugün için temsil edildiği Türk Aleviliği karşılaştırması içinde grup dışı etmenler ve bunun beslediği grup içi unsurlar değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bu bağlamda çalışma, nitel bir desenle dini tecrübenin sosyolojik boyutu itibariyle Alevi-Nusayri karşılaştırmasını grup dışı ve grup içi kimlik algılamaları bağlamında yoklamaya çalışacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almanya Doğumlu Türkiye Gençliğinde Dini Tutum ve Davranışlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20171</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20171</guid>
      <author>Cengiz KANIK</author>
      <description>II. Dünya Savaşı’nın Avrupa’da yol açtığı tahribattan sonra hızlı bir kalkınma sürecine giren Batı Avrupa ülkeleri, kendi işgücü arzlarındaki eksiklikleri, daha az gelişmiş olan güneydeki komşu ülkelerden karşılamaya çalıştılar. Batı Avrupa ülkelerini dışarıdan işgücü almaya iten etkenlerin başında II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı insan kaybından kaynaklanan demografik özellikler ve sanayileşmenin hız kazanmasıyla meydana gelen ekonomik büyüme gibi nedenlerdi. Bundan dolayı Avrupa ülkelerinde yaşanan işgücü açığının kapatılmasına yönelik misafir işçi programı başlatılmıştı. 1 Eylül 1961’de Türk- Alman işgücü sözleşmesinin ardından süreç hız kazanmıştı. 1974 yılında gerçekleştirilen aile birleşmeleriyle birlikte, Almanya’nın sosyal, kültürel, ekonomik açıdan Türkiye’den daha iyi bir seviyede oluşu Türkiyeli göçmenlerin yaşamını Almanya’da bu tarihten sonra daha kalıcı bir niteliğe dönüştürmüştür. Almanya’ya 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kitlesel anlamda bir göç daha yaşanmış ve Alman toplumuyla birinci kuşaktan başlayan kısmi sosyal-kültürel etkileşim sonraki kuşaklarda daha da artmıştır. Bu çalışmamızda din sosyolojinin din ve toplum etkileşiminden hareketle Almanya’da doğan Türkiyeli göçmen gençlerin dini inançları, pratikleri, gündelik hayattaki dini değerlerin, kuralların yeri ve önemi, değişen sosyal koşullar bağlamında çözümlenmeye çalışılmıştır. 1960’lı yıllarda başlayan dış göç sonucunda bugün Almanya doğumlu çok sayıda genç bulunmaktadır. Bu gençlerin sosyalleşmeleri hem kendi hem de farklı mekânlarda gerçekleşmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türkiyeli göçmen gençlerin dini tutum, davranışları dönüşmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dinsel Milliyetçilik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20150</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20150</guid>
      <author>Bülent KARA</author>
      <description>Sosyolojinin ilgi alanına girmekte olan din ve milliyetçilik kavramları, yüklendikleri anlamlar ve bu anlamların toplumsal bir ifadesi olarak aynı zamanda bireylerin toplumsal yaşamdaki kimliklerini temsil etmektedir. Bireyin sosyal yaşamda temsili konusu; siyasal alandaki varlığını ve duruşunu da içerdiğinden kimlik kavramının siyasal tartışmalar ve politikalarla da sıkı bir ilişkisi bulunmaktadır. Bu makalede kimlik, din ve milliyetçilik kavramları ele alınmaktadır. Din ve milliyetçilik kavramlarının tarihsel süreç içinde tek tek fertlere ve toplumlara mal oluşu, bu kavramların; sosyal ve siyasi değişmeler neticesinde aydınlar tarafından tekrar ele alınarak yüklendikleri manaların değişimi ve birer mefkureye dönüşerek ideolojize olmaları; sosyal, kültürel ve siyasi arka planlarıyla entellektüellerin bu kavramları tekrar ele alışının sosyolojik önemi üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda bu makalede ‘milliyetçi kimlik’ tekrar tartışma konusu olmaktadır. Bu vesileyle öncelikle “millet” ve “milliyetçilik” kavramlarının tarifi ve çerçevesi irdelenmiştir. Sonrasında, dini de yanına alarak insanlara kendini kabullendirebilmeyi amaçlayan milliyetçi hüviyetin Osmanlı’dan itibaren Türkiye'deki macerası izlenmiş “dinsel milliyetçi kimliğin” tarihi dönüm noktaları irdelenmiş ve Türk mütefekkirlerinin meseleye ilişkin fikirlerine yer verilerek dinsel milliyetçilik tartışmalarına katkıda bulunmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mennonit Kilisesi’nin Ortaya Çıkışı ve Tarihçesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20253</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20253</guid>
      <author>Hatice KELEŞ</author>
      <description>Mennonit Kilisesi, 16. yüzyılda meydana gelen reform hareketinden etkilenen Menno Simons’un kurduğu bir Hıristiyan hareketidir. Katolik bir papaz olan Menno Simons, reform sırasında Protestan ve Sakramentaryan hareketlerden etkilenmiştir. İlk olarak Menno’nun Katolik Kilisesi uygulamalarındaki sorun, ekmek ve şarap ayinindeki ekmeğin ve şarabın İsa’nın gerçek eti ve kanına dönüşmesi meselesidir. Bu konuda Kitabı Mukaddes’i derinlemesine araştırdığını belirten Menno, ekmeğin ve şarabın İsa’nın gerçek eti ve kanına dönüşmediğini ve Kitabı Mukaddes’e göre bu ayinin İsa’nın son akşam yemeği anısına kutlanan bir hatıra olduğuna inanmıştır. Menno bu konuda zamanın önde gelen reformcuları olan Martin Luther, Martin Bucer ve Heinrich Bullinger’e danışmış ancak tatmin edici bir cevap alamamıştır. İkinci sorun olarak, Menno, bebek vaftizi uygulamasını reddedip, yetişkin vaftizini uygulayanları duymuş ve bu konu dikkatini çekmiştir. Menno bu hakkında da Kitabı Mukaddes’i araştırmış ve bebek vaftizi hakkında Kitabı Mukaddes’te herhangi bir bilginin geçmediğini söyleyerek, bütün Hıristiyanlığın kandırıldığını iddia etmiştir. Bu sırada Anabaptist hareketin temsilcilerinden biri olan Melchior Hoffmann, Melchiorite Anabaptist hareketini kurmuştur. Bu yüzden Hoffman tutuklanmıştır. Hoffman’ın tutuklanmasından sonra onun yerine geçen Jan van Geelen, Yeni Kudüs Krallığı kurma girişimi ile devlete isyan etmiştir. Ancak bu isyan kanlı bir şekilde bastırılarak Münster Hezimeti adıyla tarihte yerini almıştır. Bu savaşta Menno Simons’un kardeşi Peter Simons da ölmüştür. İşte bu olay Menno Simons’un Katolik Kilisesi’nden ayrılmasının sebeplerinden biri daha olmuştur. Menno Simons kendi inançları uğruna canlarını feda etmekten kaçınmayan bu insanlarla kendini karşılaştırmış ve faaliyete geçme zamanının geldiğini anlamıştır. 1536 yılında Katolik Kilisesi’nden ayrılmıştır. Böylece Menno Anabaptist olarak inançlarını yaymaya başlamıştır. Bu makale Mennonit Kilisesi’nin ortaya çıkışını ve kuruluş tarihçesini anlatmak amacıyla hazırlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Weber’den Mead’e Sembolik Etkileşim: Dini Hayatın Anlamlandırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20200</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20200</guid>
      <author>Ahmet ÖZALP, Ayşe AKKUŞ</author>
      <description>İnsanoğlu, tarih boyunca daima topluluk/toplum halinde yaşama ihtiyacı hissetmiştir. İnsanların bir arada yaşamaları birbirleriyle iletişim halinde olmalarını zorunlu kılmıştır. Kendine özgü yaşam biçimiyle şekillenen toplum/topluluk varlığını sürdürebilmek için, içinde bulunduğu ortamın yaşam biçimini, kültürünü, hayat tarzını kuşaktan kuşağa aktarma zorunluluğu hissetmiştir. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana geçen süre içinde ayrıca bireyler sürekli olarak yaşadığı dünyayı sorgulama ve anlamlandırma çabası içerisinde bulunmuşlardır. Toplumların ve bireylerin farklı anlam dünyalarının bulunması, bir nesneyi anlamlandırıp kavrarken bu nesnenin farklı biçimlerde tanımlanıp içselleştirilmesine de yol açmıştır. Gündelik yaşamda, kültürel aktarımını semboller aracılığı ile gerçekleştiren bireyler, eylemlerine yine kendi yaşam biçimlerine özgü anlamlar yükleyip yorumlamışlardır. Bundan dolayıdır ki, semboller insan ve toplum hayatının vazgeçilmez bir ürünü haline gelmiştir. İnsanların dini yaşamı anlamlandırmak için ortaya koydukları girişimler etkileşimler vasıtası ile daha da detaylanmıştır. Bu açıdan bakıldığında çalışmamızın amacını, sembolik etkileşimcilik teorisine atıflar yaparak Weber ve Mead’in görüşlerinden hareketle dini yaşamın teorik bir açıdan incelenmesi oluşturacaktır. Sembolik etkileşimci teorinin dini alana nüfuzunu arttırmak ve bu yolla literatür oluşturmak ve var olan literatürü canlandırmak ayrıca amaçlanmıştır. Ülkemiz literatüründe sembolik etkileşimcilik yaklaşımının din sosyolojisi ve psikolojisi alanı içinde az çalışılmış olması araştırmamıza ayrı bir önem katmaktadır. Bu açıdan bakıldığında sembolik etkileşimciliğin felsefi kökenlerine eğilerek ve bu kökenlerin sosyolojiye uzanan dallarının incelenmesi araştırmamızın sınırlılığını oluşturacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Umudu Uzakta Aramak: Süryanilerin Turabdin’den Göçü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20168</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20168</guid>
      <author>Abdurrahim ÖZMEN</author>
      <description>İnsanlık tarihi aynı zamanda bir göçler tarihidir. Prehistorik dönemlerden günümüze, göçe bir şekilde maruz kalmayan ya da bir yerden başka bir yere/yerlere göç etmeyen herhangi bir topluluktan söz etmek neredeyse imkansızdır. Gerek yurtiçine gerek yurtdışına doğru olmak üzere göç olgusu Türkiye toplumsal yapısının da önemli sorunlarından birisidir. Göç üzerine yapılmış araştırmalarda, göçmen gönderen ülkelerde daha çok göçe neden olan ekonomik etkenler üzerinde durulurken, göçmenlere ev sahipliği yapan ya da yapmak zorunda kalan ülkelerde ise, göçmenlerin neden oldukları sosyal, kültürel ve dinsel etkenlere yoğunlaşma konuları daha ağır basmaktadır. Dolayısıyla her iki tarafta da çoğu zaman konunun önemli çehreleri ıskalanmaktadır. Göç sosyo-kültürel değişim için bir etken olduğu gibi, göçe maruz kalanlar için aynı zamanda bir semptomdur. Her ne kadar dünyanın farklı yerlerindeki göç ve göçmenlerin ortak deneyimleri varsa da, kendi başına kompleks ve farklı bir olgu olan göçün, hemen her birey ve grup üzerinde özgün etkileri de vardır. Bu bildiri de bu özgünlüklerden birisi olan Süryani göçü üzerinde durulacaktır. Her ne kadar bu konuda Türkiye’de yapılmış kayda değer çalışma yoksa da, Süryanilerin göçmen oldukları ülkelerde farklı bilim disiplinlerince yapılmış ve yapılmakta olan çalışmalar bulunmaktadır. Ortadoğulu Ortodoks Hıristiyan bir etno-dinsel grup olan Süryaniler, günümüz Türkiye’sinde başta Mardin ve İstanbul olmak üzere Antakya, Diyarbakır, Şırnak gibi illerde yaşamaktadırlar. Müslüman olmayan toplulukların Türkiye’den göçü 1900’lere uzansa da, Süryaniler sosyo-politik ve ekonomik nedenlerle 1955, 1974 yılları ve daha yoğun olarak 1980’in ikinci yarısında memleketlerinden yoğun bir şekilde Avrupa ülkeleri, Amerika ve Avustralya’ya göç etmişlerdir ve kuşkusuz pek çok sorunla da karşılaşmışlardır. Bunun yanında, ekonomik gelişmelerle birlikte Süryanilerde eğitim ve dolayısıyla politik konularda gelişmeler de olmuştur. Son yıllarda memleketlerine kesin dönüş yapan Süryani ailelerde bu etki ve gelişmeler rahatça izlenebilmektedir. Bu çalışmada, Süryani göçünün nedenlerine kısaca değinildikten sonra, göçün Süryaniler üzerindeki etkileri bağlamında; son zamanlarda memleketleri olan Turabdin’e (Mardin) geri dönen Süryanilerde geri dönüş sürecinin oluşum dinamikleri yanında; geri döndüklerinde “ev”lerinde karşılaştıkları ve karşılaşmaları olası sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel olgular ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>«Şerh Et-Te‘Erruf» Tasavvufa Ait Mühim Kaynak Olarak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20043</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20043</guid>
      <author>Komiljon RAHİMOV</author>
      <description>Hoca Ebu İbrahim İsmail bin Muhammed bin Abdullah el-Müstemlî el-Buharî tarafından 9. yüzyılın başlarında yazılan «Şerh et-Te‘erruf li-mezheb at-tasavvuf» eseri tasavvufa ait önemli kaynak olarak, onda tasavvuf tarihi, tasavvuf öğretisi, tasavvuf terminolojisi bir de mutasavvıflar hayatı ve faaliyeti geniş bir şekilde aydınlatılmaktadır. İşbu eserin büyük bir kısmını tasavvuf öğretisine ayrılan yerler oluşturmuş olup, bunda dört tasavvuf derecesi (ilim, vecd, hâl, makam), beş tasavvuf ilmi (tavhit ilmi, şeriat ilmi, hikmet, marifet ilmi, işaret ilmi) ve tasavvufun sekiz temeli (dünyadan yüz çevirmek, kendi evi, yakınları ve dostlarından ayrılmak, halkı kötü görmezlik, bulduklarına kanıklanmak, bulamadık şeyini aramazlık, tevekkül ile yaşamak, iradesizlik, kaderi konusunda Tanrıya şikayet etmezlik) dışında tasavvuf makamları ve hâllerine içerikli açıklamalar verilmiş. Eser yazarı işbu konuya kendine özgü yaklaşın kullanarak, onun döneminden önce yaşayan yazarlar beyan ettiği makam ve hâllerin türleri, sayısı ve özelliklerinden fark edici bir sistemi yaratmaya çalışmış. Hususúyla, Şerh et-Te‘erruf»’ta makam ve hâllerin aşağıdaki olarak açıklanmışlar:on dört makam (tövbe, zûhd, sabr, fakr, tevekkül, rıza, zikr, üns, kurb, ittisal, tecrid, tefrid, fanâ, bakâ) ve on altı hâl (sabr, tevazi, havf, recâ, ihlâs, şükr, yakin, muhabbet, şavk, vecd, galabe, sukr, sehv, gaybet, şûhûd, cem, tefrika, inbisat). Şerh et-Te‘erruf» tasavvuf terminolojisine ait önemli kaynak ta olup, onda150’den fazla tasavvuf teriminin açıklaması yer almıış. Müstemlî tasavvufa ait ilk farsça eserin yazarı olarak arapça tasavvuf terimleriyle beraber dost, derviş, pir, şikaftî, gürüsne, berehne, sohte, aşna, bigane, yâdkerd, yâddaşt gibi farsça tasavvuf terimlerini da kullanmış. Bunun dışında «Şerh et-Te‘erruf» önemli menakıb niteliğindeki eser olarak, onda 8.–10. yüzyıllarda yaşayan 135 mutasavvıf hakkında, özelikle, Orta Asya’lı 14 mutasavvıf hakkında bilgiler verilmiş.İşbu eserde adları başka kaynaklarda bulunmayan Fergana’lı kadın mutasavvıf Emre ve diğer bazı mutasavvıflar hakkında nadir bilgiler verilmiş. «Şerh et-Te‘erruf»’un tasavvufa ait önemli ansiklopedik kaynak olduğu işbu eserin kendi dönemine kadar olan tasavvuffun ekseri cihetlerini aydınlatan ansiklopedik eser olarak kapsamlı ve sistemli araştırmak, onun genellikle tasavvuf öğretisi, özellikle Orta Asya tasavvufu ve tasavvufşınaslığı gelişimindeki yeri ve ehemmiyeti hem de kendisinden sonraki tasavvuf kaynaklarına olan etkisini kesin olarak belirlemek ihtiyacını ortaya çıkarıyor.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tedvin Dönemi Müsned Hadis Çalışmalarına Genel Bir Bakış ve Hârizmî’nin Câmiu’l-Mesânîd Müsnidlerinin Tenkîdi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19995</guid>
      <author>İbrahim TOZLU</author>
      <description>Tedvin dönemi eserleri hadis ilminin tasnif edilen en eski çalışmalarıdır. Hicri birinci asrın sonunda Emevî Halifesi Ömer b. Abdülaziz’in (ö. 101/720) talimatıyla Hz. Peygambere (s.a.s.) isnad edilen hadisler bir araya getirilmeye başlamıştır. Müsned hadis adıyla söz konusu yıllarda hadislerin cem edilmesi muttasıl hadis elde edebilmek adına önemli çalışmalardır. Özellikle mezhep imamlarına atfedilen ve aynı yıllarda rivayet edildiği iddia edilen el-Müsned adlı eserler, ravî adını esas alarak hazırlanmış hicri üçüncü asır mahsulü müsnedlerden farklıdır. Tedvin dönemi müsned hadislerin rivayetindeki maksat, Hz. Peygambere (s.a.s) en sağlam senedle isnad edilen haberleri nakletmektir. Ancak bu dönemde hadis ricali tenkidine dair çalışmalar henüz sistematik bir şekil almamıştır. Bu yüzden ravi tenkidi müteahhirûn devri değerlendirmelerine göre farklılık gösterebilmektedir. Hatta rivâyetlerde mezhep faktörünün daha ziyade öne çıktığı dikkatlerden kaçmaz. Bu makalede özellikle Zeyd b. Ali (ö. 122/739), Ebu Hanîfe (ö. 150/767), Abdullah b. el-Mübârek (ö. 181/797) ile eş-Şâfiî’ye (ö. 204/819) isnad edilen el-Müsned adlı eserlerin müsnidleri râvî tenkidi yönüyle incelenecektir. Mezkûr zevata isnad edilen müsnedlerin günümüzde çeşitli baskıları bu maksatla incelenmiştir. Hatta bunların şerhleri görülmüş ancak hadis metinlerinin delalet ettiği ahkâma dair yorumlara girilmemiştir. Zira geleneksel hadis yorumculuğunda râvî tenkidi nakdü’r-rical adıyla anılırken hedef, isnadın sahih olmasıdır. Râvî tenkidi başarılı olursa metin de tenkid edilebilir. Ancak isnadı sahih olan her hadisin metni de sahih olacak değildir. Anılan müsned türü eserlerin sayıları farklıdır; ancak ilk müsnedleri cem eden âlim Ebu’l-Müeyyed Muhammed b. Mahmûd el-Hârizmî (ö. 665/1267) ismi şöhret bulmuştur. Bu makalede el-Hârizmî’nin Câmiu’l-mesânîd’i ile ihtiva ettiği müsnedlerin ve yukarıda adı geçen mezhep imamları adıyla tanınmış müsned türü çalışmaların, müsnidleri esas alınarak analiz ve tenkidi hedeflenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Kamu Yönetimi ve Türkiye’de Obezite Sorunu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19878</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19878</guid>
      <author>Polat TUNÇER</author>
      <description>Yeni kamu yönetimi insan odaklı bir yönetim anlayışına sahiptir. Bu nedenle insanın yaşam kalitesini ve süresini uzatmak için politikalar geliştirilmesini savunur. Ayrıca problemler ortaya çıkmadan önlem alınması gerektiğini vurgular. Kamu yönetimi, bu yaklaşımlar çerçevesinde ortaya koyduğu politikaları merkezi idare, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla uygulamaya çalışır. Bu bağlamada insan sağlığını tehdit eden ve onun yaşam kalitesini düşüren toplumsal bir salgın hastalık haline gelen obezite ile ilgili gerekli tedbirleri almak, politikaları üretmek ve uygulamak zorundadır. Diğer yandan, yerel yönetimler ile sivil toplum örgütlerinin obezite ile mücadele de etkin bir rol oynaması için merkezi idarenin yasal ve mali yönden bu örgütleri desteklemesi gerekir. Bir başka deyişle toplumun tüm güçlerini obezite ile mücadelede harekete geçirmek ve bu konuda toplumsal bir bilinç oluşturmak zorundadır. Merkezi idare yeni kamu yönetiminin hem insan odaklı olma anlayışı hem de kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanma prensibinin bir sonucu olarak obezite ile mücadele etmek durumundadır. Zira obez olan insanların pek çoğu düşük bir verimlilikte çalışmakta ve ülke kalkınmasına yeterli ve gerekli katkıyı sağlamaktan aciz bir durumda bulunmaktadırlar. Diğer yandan kamu kaynaklarının önemli bir kısmı obez insanların tedavisi için harcanmaktadır. Sağlıklı bireyler sağlıklı bir toplumu oluşturur. Sağlıklı bir toplumun bireyleri ise ülke kalkınması ve gelişmesi için önemli bir kaynaktır. Günümüzde, yeni kamu yönetiminin bir sonucu olarak, üretim için gerekli olan unsurların en önemlisinin insan kaynağı olduğu artık kabul edilmektedir. Bütün bu nedenlerle kamu yönetimi obezite ile mücadele etmek zorundadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehdi İnancına Kaynakklık Teşkil Eden Hadislerin Değeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19910</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19910</guid>
      <author>Orhan YILMAZ</author>
      <description>Adaletin ortadan kalktığı, kötülüğün yayıldığı bir dönemde bir şahsın kurtarıcı olarak zuhur edeceği inancı neredeyse tüm evrensel dinlerde vardır. Bu inanç her toplumun kendi kültürel yapısı içinde farklı isimler altında ortaya çıkmıştır. Kurtarıcı bekleme inancı İslam kültürü içinde de kendine bir yer bulabilmiştir. Bir kurtarıcı, yani Mehdi bekleme anlayışı İslam’ın önemli mezheplerinden biri olan Şia’nın inanç esaslarından biri olarak bilinmektedir. Sünni çevrelerde ise her ne kadar inanç esaslarından biri olmasa da ahir zamanda Mehdi’nin ortay çıkacağı zulüm ve kötülükle dolmuş olan yeryüzünü adalet ile dolduracağı düşüncesi toplumun büyük kesiminde kabul görmüş bir inanıştır. Baskı ve çaresizlik neticesinde Mehdi anlayışının ortaya çıktığı yolundaki düşünce ise bu konudaki farklı yaklaşımların ortak noktasını oluşturmaktadır. Bu makalede, ilk olarak Mehdi kelimesinin sözlük ve ıstılahı anlamları ele alınmıştır. Daha sonra Mehdi inancının tarihi ve İslam kültürü içindeki yeri hakkında bilgi verilmiştir. Akabinde Mehdi inancına kaynaklık teşkil eden bazı hadisler tetkik edilmiştir. Mezkur hadislerin isnat zincirini oluşturan râvilerin sika olup olmadıkları araştırılmıştır. Bu rivayetler metin ve mana bakımından da tetkik edilmiş, tespit edilen çelişki ve tutarsızlıklara yer verilmiştir. Ayrıca bağlıları tarafından Mehdi olduğu iddia edilen Fetullah Gülen örneği üzerinden Mehdi inancının İslam’a ve Müslümanlara verdiği zararlar dile getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Filibeli Ahmet Hilmi'nin Tarih-i İslam Adlı Eseri Özelinde Dozy ve Müsteşriklerin İddialarıyla İlgili Bazı Mülahazalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20106</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20106</guid>
      <author>Yasin YILMAZ</author>
      <description>Ortaya çıkışından bir müddet sonra semavî kökenli dinler başta olmak üzere birtakım çevreler, siyasî ve kültürel alanlarda İslam’a karşı cephe almıştır. Asırların geçmesiyle İslam dini kendisini dünyaya kabul ettirip, yayıldığı coğrafyalarda hak ve adaleti sağlamasıyla beraber, kendi geleneklerine bağlı kalan ve çıkarlarına ters düşen söz konusu çevreler tarafından haksız ithamlarla karalanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda İslamiyet’i yok etmek ve onun nebisini küçük düşürmek için çok sayıda eserler yazılmıştır. Aydınlanma ile birlikte dinlere karşı akılcı bir yaklaşımın ortaya çıkmasıyla, Hıristiyanlık başta olmak üzere bütün dinler eleştirilmeye başlanmış, fakat bu eleştiri en çok İslam’a ve onun peygamberine yapılmıştır. Avrupa’da geleneksel yaklaşıma bağlı kalanlar, İslam ve peygamberine haksız suçlamalara devam ettiler. Bunlardan birisi de Hz. Peygamber ve İslamiyet hakkında tarihî gerçekleri çarpıtarak bir eser ortaya koyan Hollandalı müsteşrik Dozy’dir. Dozy’nin yazdığı eser Abdullah Cevdet tarafından Türkçeye çevrilmiş ve başta İslam dünyası olmak üzere Osmanlı kamuoyunda büyük bir infial uyandırmıştı. Filibeli Ahmed Hilmi de bu esere karşı Tarih-i İslam adlı bir reddiye yazarak, onun haksız ithamlarına bilimsel anlamda cevaplar vermiştir. Ahmed Hilmi eserini, Dozy ve emsali dediği çevrelere reddiye olarak Kur’an ve Sünnet eksenli değil de Batıllıların ortaya koyduğu metodoloji bağlamında yazmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erken Çocukluk Dönemindeki Çocuğa Ölümü Anlatmak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20368</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20368</guid>
      <author>Mustafa Naci KULA</author>
      <description>Bu makale erken çocukluk döneminde ölüm algısı, yaşanılan kayıp sonrası hisler ve bu yaş grubuna ölümün nasıl anlatılması gerektiği konularını incelemektedir. Erken çocukluk dönemindeki bir çocuk, anne-baba gibi hayatında önemli yeri olan kişilerin veya sevdiği bir hayvanın ani kaza ya da hastalık türevi nedenlerle ölümü sonucunda ölümü sorgulamaya başlayabilir. Bu aşamada çocuğa ölümü anlatmak ve yaşadığı yas sürecinde ona destek olmak son derece önemlidir. Konuya dair araştırmalar ve Jean Piaget’in bilişsel gelişim kuramındaki tespitleri ölümü esas anlamıyla kavramanın soyut düşünmenin gerçekleştiği ergenlik döneminde olduğunu gösterirken 0-6 yaş çocuğunun da ölümün farkında olduğuna işaret etmektedir. Sonuç olarak erken çocukluk döneminde ölümü anlatırken çocukların gelişim özellikleri ve ölüm algıları göz önüne alınarak çocuğa ölümün bir gerçek olduğu uygun bir dille aktarılıp destek olunmalıdır. Anahtar kelimeler:</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


