






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2017 Sayı Volume 12 Issue  5</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=327</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Râhatu’n-Nüfûs’ta Yer Alan Aslî Fiillerin Yardımcı Fiil Olarak Kullanılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20086</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20086</guid>
      <author>AHMET ADIGÜZEL</author>
      <description>Sosyokültürel ve ekonomik gelişmelerde, ilerleme, konuşurların standart dillerinin oluşmasına ve dil gelişimine yardımcı olur. Çünkü bu iki unsur meslekleşme yani, meslek birliğinin ve grupların oluşmasını sağlar. Bilim ve teknolojide ilerleme, beraberinde yaşamsal bir zenginlik getirir. Bu zenginlik hayatın her şubesine aks eder. Bu yaşam şubelerinin başında da dil gelir. Yapılan yeni keşifler, icatlar ve kavramlar, tanımlanmak için bilinçli ve kontrollü kelime oluşturma eylemine götürür. Yeni kelime yapma yollarından birisi de fiillerden yararlanmadır. Gelibolulu Mustafa Alî’nin Kayseri Râşid Efendi kütüphanesindeki nüshası Râhatu’n-Nüfûs’ta yer alan Aslî (çekirdek) Fiillerin Yardımcı Fiil Olarak Kullanılmaları’na yer verildi. Bu fiillerin açıklamaları yapılarak, içinde bulundukları cümleler aktarıldı. Özellikle Türkçe isimlerle oluşturulan bileşik fiillere değinildi. Türkçe fiil bir Türkçe isimle kullanılabildiği gibi, yabancı isimlerle de kullanılmıştır. Bir fiiller zengini olan Türk dilinin XVI. yüzyılda (Râhatu’n-Nüfûs’ta) hangi aslî fiillerin yardımcı fiil olarak kullanıldığı ve ayrıca bu çekirdek fiillerin mecaz ve terim anlamlarına değinildi. Asıl fiillerin de yardımcı fiil olarak kullanıldığı Râhatu’n-Nüfûs’ta görülmektedir. Râhatu’n-Nüfûs, Gelibolulu Mustafa Alî tarafından XVI. yüzyılda yazılmış yarı tercüme yarı te’lif bir bâh-nâmedir. Makalede, bâh-nâme ilgili bilgi verildi. Bâh-nâmelerin cinsel sağlığı ve cinselliği anlatan eserler olmanın yanı sıra; anatomi, farmakoloji, zooloji, botanik ve halk edebiyatı disiplinleriyle sıkı bir ilişki içinde olduğu, bu durumda, yazmaların bir ansiklopedi niteliği taşıdığı vurgulandı. Tarihî Türk bilim dilinin gün ışığına çıkarılmada, önemli bir rol oynayabileceği görüşü ifade edildi. Bâh-nâmeler, bu bağlamda değerlendirildiğinde, Tarihî Türk bilim dili ve kültürü açısından ciddi katkılar kazandırabileceği görüşü belirtildi. Bâh-nâmeler, halkın daha kolay anlayabilmesi için devrin diğer eserlerine oranla daha sade ve anlaşılır bir Türkçe ile yazılmıştır. Ayrıca birçok disiplin ile ilişkili olmaları, onların Tarihî Türk bilim dili ve kültürü açısından var olan değerlerini daha da arttırmaktadır. Genelde tarihî tıp metinlerinin, özelde ise cinsel sağlığı, cinselliği anlatan bâh-nâmelerin hak ettikleri ilgiyi belki de konu içerikleri açısından göremedikleri ifade edildi. Osmanlı coğrafyasının merkezlerinde uzun yıllar görev yapan velut ve aynı zamanda birçok türde eser kaleme alan ve devrin bilgesi olarak kabul gören Gelibolulu Mustafa Alî’nin Râhatu’n-Nüfûs adlı bâh-nâmesi, bu türe ayrı bir zenginlik katmaktadır. Bu eser birçok sahada olduğu gibi özellikle Tarihî Türk dili, Tarihî Türk bilimi ve kültürü açısından önemli bir değere sahiptir. Diğer bilim alanlarından da beslenen bâh-nâmeler gün ışığına çıkarılarak birçok disipline kaynak oluşturabilir. Özellikle, Tıp Terimleri Sözlüğünün eksiksiz oluşturulabilmesi için bâh-nâmelerin taranarak söz varlıklarının gün ışığına çıkarılması gerekliliği ifade edildi.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde Motifler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20105</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20105</guid>
      <author>Muhammet ATASEVER</author>
      <description>Menkıbeler sözlü ve yazılı olarak; anlatma geleneği içerisinde yahut eserler vasıtasıyla asırlar boyu kuşaktan kuşağa iletilen, tıpkı diğer türler gibi halk muhayyilesinde gelişmiş, onun kültürünü yansıtmada başlangıçtan beri taşıyıcı unsur olmuştur. Halkın dini inancını, inanmalarını içerisinde barındırmış, bu da ona farklı ve kutsal sayılan bir statü kazandırmıştır; zira onun bünyesinde taşıdığı kahramanlar yaşamış ve vefatlarından sonra dahi halkın kutsal sayıp değer verdiği kişiler olmuştur. Sosyolojik işlevi açısından da önem arz eden söz konusu mahsuller, toplumdaki aksaklıkları veya bozuklukları, genel olarak veli adını verdiğimiz şahısların gösterdiği bir takım kerametler ile toplumun kutsalları aracılığıyla, insanları etki altına almak suretiyle düzeltmekte; onların yer yer bulunan kabirleri ve bu kabirler etrafında teşekkül eden anlatıları ise, kutsalların ve ahlaki bir takım değerlerin unutulmasını engellemekte, yeni nesillere dini ve örfi değerlerin aktarımını sağlayarak toplum üzerinde kontrol mekanizması kurmaktadır. Gezilen, görülen yahut duyulan mekânların resmedildiği zengin kültür hazineleri ise seyyahlar vasıtasıyla kaleme alınan seyahatnâme adlı eserlerdir. Çalışmamamıza kaynaklık edecek olan Evliya Çelebi Seyahatnâmesi ise edebi mahsullerin birçoğunu barındıran, menkıbe açısından da menâkıbnâme sayılabilecek kadar kapsamlı, çok geniş bir coğrafyayı içine alan bir kaynaktır. Bu makalede, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde tespit edip inceleme şansı bulduğumuz menkıbeler, Anadolu sahası özelinde, Ahmet Yaşar Ocak’ın menâkıbnâmeler ile ilgili motif tasnifinden hareketle irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klasik Türk Edebiyatı Metinlerinde Ayakkabıcılar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20109</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20109</guid>
      <author>İncinur ATİK GÜRBÜZ</author>
      <description>Sanatın bütün dallarında olduğu gibi edebiyatta da içinde yaşanılan hayatın ve dünyanın esere yansıdığı yadsınamaz bir gerçektir. Ancak sanat eserlerinde yer alan bu gerçekliklerin ve yaşanılan dünyanın sanatçının gözünden tekrar bir değerlendirmeye tabi tutulması, sanatçının hayal süzgecinden geçmesi de söz konusudur. Sanatçının hayal dünyasında tekrar ürettiği bu dünya, sanat eseri olarak karşımıza çıkmakta ve devrin yaşantısına, o devirde çizilmiş olan medeniyet dairesine ilişkin ipuçları taşımaktadır. Çalışmamızda, Osmanlı toplumunun meslek teşkilatlanması içinde önemli bir yere sahip olan “ayakkabıcılık ve ayakkabıcılar” ele alınacaktır. Yaşanılan bütün devirlerde kıyafetin önemli bir tamamlayıcısı olmanın yanı sıra korunma amaçlı bir giysi olmasıyla da insanoğlu için ehemmiyet taşıyan ayakkabı ile ilgili olarak “edük, başmak, kefş, pâbûş, mûze, na‘l/ na‘leyn/ na‘lçe, çarık” vb. kelimelerden hareketle; ayakkabıcılık mesleği ile ilgili olarak da “edükçü, başmakçı, haffâf, kefşger, pâbûşcu, mûze-dûz, na‘leyn-tırâş” vb. kelimelerden hareketle bir tasnif çalışması yapılmış, yine ayakkabı ve ayakkabıcılıkla doğrudan bir ilişki içinde olmasa da metinlerde yer aldıkları kadarıyla dolaylı olarak meslekle ilişkilendirilmiş bazı kelimelere de değinilmiştir. Ayakkabıcılık mesleğiyle bu mesleği icra eden ayakkabıcıların metinlerde hangi yönleriyle ve ne şekilde ele alındığına dair tespitlerde bulunulmuştur. Bu çerçevede, ayakkabıcılar, ayakkabıcı dükkânları, ayakkabı yapım ve tamirinde kullanılan araç-gereçler, farklı yüzyıllarda yaşamış olan</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divan Şiirinde Nilüferin Kozmik Serüveni</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20206</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20206</guid>
      <author>Ziya AVŞAR, Ayşe CENGİZ</author>
      <description>Nilüfer klâsik Türk şiirinde gül, nergis ve lale kadar sık kullanılan bir çiçek değildir. Bununla beraber dîvân şairleri nilüferi, âşık ve sevgilinin göstereni olarak derinlemesine işlemişlerdir. Âşık söz konusu olduğunda onun âşıklık alameti olan sararmış yüzü ve aşk acısından dolayı döktüğü gözyaşları en sık başvurulan teşbih unsuru olarak göze çarpar. Âşığın gözyaşları bir ırmak yahut dere, sararmış yüzü de o su üzerinde açmış bir nilüferdir. Bazen âşığın bedeni bir su, ondaki morluklar ise bedenleri üzerinde açmış olan nilüfer çiçekleridir. Sevgili söz konusu olduğunda ise onun yanağı bir gül bahçesi, dudağı ise o bahçede açmış bir nilüferdir. Şairler, âşığın aşk acısı çekmesine rağmen sevgilin onun durumuna aldırış etmemesini de dile getirirler. Bu durumda sevgili güle, âşıklar da nilüfere teşbih edilirler. Sevgilinin yanağı gül bahçesindeki gül gibi şen şakrak açılırken, kendilerinin gözyaşları içinde nilüfer gibi suya gark olduklarını söylerler. Kozmik unsurlar söz konusu olduğunda nilüfer; gökyüzü, güneş, ay ve yıldızlarla ilişkili bir dizi teşbih ve telmih unsuruna vücut verir. Bu bağlamda nilüferin renklerinin belirleyici olduğu görülür. Mor ve lacivert nilüferler gökyüzüne, sarı ve beyaz nilüferler yıldızlara, turuncu ve kızıla çalan nilüferler güneşe ve beyaz nilüferler aya teşbih edilir. Bu makalede dîvân şairlerinin nilüferi kozmik unsurlarla nasıl irtibatlandırdıkları üzerinde durulacak ve bu irtibatın şairler tarafından dile getirilen mitolojik yönleri tespit edilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İhsan Oktay Anar’ın Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri Adlı Anlatısı Üzerine Parabolik Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20133</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20133</guid>
      <author>Emine AYAN</author>
      <description>Bu çalışmada postmodern Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan ve Puslu Kıtalar Atlası (1995), Kitab-ül Hiyel (1996), Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri (1998), Amat (2005), Suskunlar (2007), Yedinci Gün (2012) ve Galîz Kahraman (2014) adlı romanları ile dikkat çeken İhsan Oktay Anar’ın üçüncü romanı Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri didaktik edebiyatın bir türü olan paraboller açısından bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yapılan incelemede Ölüm ve Cezzar Dede tarafından karşılıklı olarak anlatılan Güneşli Günler, Bidaz’ın Laneti, Bir Hac Ziyareti, Dünya Tarihi, Ezine Canavarı, Hırsızın Aşkı, Şarap ve Ekmek ve Gökten Gelen Çocuk adlarını taşıyan korku, din, aşk ve cennet konulu sekiz öykü çevresinde şekillenen romanda sözü edilen öykülerin taşıdığı kimi niteliklerle parabolik bir yapıya sahip olduğu saptanmış ve bu doğrultuda anlatıyı parabolik kılan nitelikler gerek çeviri faaliyeti gerekse yazınbilimi ve didaktik edebiyat üzerine yaptığı çalışmalar ile yazın dünyasına katkıda bulunan Sargut Şölçün’ün Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi (1982) adlı kitabındaki “Didaktik Edebiyat ve Diyalektik” başlıklı yazısında didaktik edebiyatın bir türü olarak kategorize ettiği paraboller bağlamında bir incelemeye tabi tutulmuştur. Çalışmada Şölçün’ün görüşlerinden hareketle edebiyatın işlevi, didaktik edebiyatın kaynağı ve bu edebiyatı oluşturan türlere vurgu yapılarak bir tür olarak mesele karşılık gelen parabolün didaktik edebiyat kapsamında kazandığı anlam açıklığa kavuşturulacak ve İhsan Oktay Anar’ın Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri adlı romanı bu bağlamda analiz edilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gaziantep Yöresi Doğum Geleneklerinde Anne ve Çocuk Sağaltımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20108</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20108</guid>
      <author>Aslı BALİ</author>
      <description>Doğum olayı, insanlık tarihi boyunca kültürlerin en çok önemsedikleri ve türlü anlamlar yükledikleri bir geçiş evresi olmuştur. Türk toplumları da doğuma büyük önem vermişler, doğum olayının çevresinde çok çeşitli inanış ve uygulamalar geliştirmişlerdir. Bu uygulamaların büyük bölümü anne ve çocuğun sağaltımı ile ilgilidir. Bu çalışmada doğum ile ilgili Gaziantep’teki inanç ve uygulamalar arasında sağaltım amaçlı olanlar ele alınmıştır. Çalışma boyunca önce Türk halk kültüründeki doğum öncesi, sırası ve sonrası uygulanan sağaltım örnekleri sonra araştırma alanı olan Gaziantep’ten derlenen doğumla ilgili inanç ve uygulamalar verilmiştir. Söz konusu örnekler de doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası başlıklarıyla üç evre olarak incelenmiştir. Doğum öncesi evresi kısırlığı giderme / hamile kalma ve hamile kadının kaçınmaları / uygulamaları olarak iki kısımda ele alınmıştır. Doğum sırasında ise doğum hazırlığı ve doğum olayı çevresinde gelişen inanış ve uygulamalara yer verilmiştir. Doğum sonrası ise, lohusalık ve lohusanın kaçınmaları, albastı ve kırk basması, kırklama gelenekleriyle, çocuğun yaşaması, diş çıkarması, yürümesi ve konuşması ile ilgili uygulamaları kapsamaktadır. Bu çalışmada doğum ile ilgili sağaltım amaçlı inanç ve uygulamaların eski Türk kültürü, İslamiyet öncesi inanç sistemleri ve İslam dininin etkileriyle harmanlanarak Gaziantep’te de varlığını sürdürdüğü tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Atasözlerinde Dağ Kavramının Mekânsal İşlevi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20226</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20226</guid>
      <author>Birol BULUT</author>
      <description>Atasözleri toplumun kültürel bütünlüğünü, deneyimini, hayata karşı bakış açısını bir potada eritip ayrıca oluşturduğu sanatsal formla gelecek nesilleri aydınlatan bir kimlik niteliği taşır. Bu kimliğin içerisinde kullanılan bazı kavramlar bir şekilde cemiyetin hayatına dokunmuş ve ortak hafızasında yer etmiştir. Türk kültürü için dağlar bu kavramlardan biridir. Çünkü Türklerin tarih sahnesine çıktığı zamandan bugüne değin dağlar, yaşadıkları coğrafyanın bir gerçeği olmuştur. Bu gerçekle birlikte hayatlarını şekillendirmiş olan Türkler ayrıca dağları estetik bir değer olarak sanatsal ürünlerinde kullanmışlardır. Dağlar sadece atasözleri için değil gerek Türk halk edebiyatı gerek klasik Türk edebiyatın gerekse yeni Türk edebiyatın yararlandığı imgelerden biri olmuştur. Peki, dağların imgesel değerini oluşturan sebepler nelerdir? Hiç kuşkusuz dağlar öncelikle göze hitap eder. Dolayısıyla insan bilincinde dağlar, mekânsal nitelikleriyle belirir. Şekli ve hacmi ile ön plana çıkan dağlar, görüntüsü nedeniyle diğer tabiat elemanlarından ayrılır. İmgeselliği ortaya çıkarmak için de ilk olarak görüntünün niteliklerinin tespit edilmesi gerekir. Türkler için zamanla kültürel bir simge haline gelen dağların edebî sahada izinin sürüleceği mecra bu bakımdan toplumun en eski düşünce biçimini yansıtan kolektif birikimi olan atasözleridir. İncelememizde atasözlerinin genel bir tarifini verdikten sonra dağ kavramının atasözlerinde hangi mekânsal özellikleriyle yer edindiğini ortaya koymaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alanyazında ve Türkçe Ders Kitaplarında Kiplik, Görünüş ve (Dilsel) Zaman:Bir Sınıflama Önerisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20117</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20117</guid>
      <author>Sercan DEMİRGÜNEŞ</author>
      <description>Kiplik, görünüş ve dilsel zaman, günümüz çalışmalarında dil uzmanları tarafından sıklıkla incelenen eylem ulamlarıdır. Bu ulamlardan dilsel zaman Türkçe dilbilgisi kitaplarında sıklıkla işlenirken, kiplik ulamı kısmen, görünüş ulamı ise neredeyse yok denecek kadar az işlenmektedir. Türkçe dışındaki alanyazındaki pek çok araştırmada, her ne kadar, üç ulam için ayrı ayrı dilsel sınıflamalar yapılsa da, yapılan sınıflamalarda üç ulam birbirinden ayrı düşünülmez. Dilsel zaman için, hemen hemen bütün dillerde ortak olan geçmiş, şimdi ve gelecek ayrımı bulunmaktadır. Görünüşsel sınıflamalar ise, daha çok eyleme ilişkin zıtlıklar (bitmişlik/bitmemişlik... vb.) üzerine kuruludur. Kip, eylemin tarzı olarak tanımlanırken; kiplik, kipin dilbilgisel kodlanışıdır ve her kipin dilde bir kipliği bulunmayabilir. Bu üç ulama ilişkin alanyazındaki mevcut betimlemelerin yeterince bulunmayışı, Türkçe dersi öğretim sürecine ve Türkçe ders kitaplarına da aynen yansımıştır. Dilsel zaman, ders kitaplarında (geçmiş, şimdi, gelecek ve geniş) işlenmişken; görünüş ulamına hiç rastlanmaz. Kiplik ulamı ise, ele alınış biçimiyle, alanyazındaki betimlemelerle kısmen farklılıklar gösterir. Türkçenin bu üç ulamına ilişkin alanyazındaki betimlemeler ve sınıflamalar ile Türkçe dersi öğretim sürecindeki betimlemeler/sınıflamalar arasında belirgin farklar vardır. Bu farkın giderilmesi adına, alanyazındaki sınıflamalara benzer ya da bu sınıflamalar ışığında kurgulanan uzlaşılmış yeni bir sınıflamaya gereksinim vardır. Bu gereksinim doğal süreçte Türkçe dersi öğretim süreçlerine ve ders kitaplarına yansıtılmalıdır. Bu çalışmada alanyazındaki kiplik, görünüş ve dilsel zaman betimlemeleri, Türkçe ders kitaplarındaki bilgilerle karşılaştırılmış ve yeni bir sınıflamaya ihtiyaç olduğu varsayımına dayanarak, bir sınıflama önerisi ortay konmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALMANCA BAŞLIK: Zur Familie in Selim Özdoğans “Nirgendwo&amp;Hormone” - TÜRKÇE: Selim Özdoğan’ın “Nirgendwo&amp;Hormone” İsimli Eserindeki Aile Kavramı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20124</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20124</guid>
      <author>Mehmet DOĞAN, Hikmet ASUTAY</author>
      <description>Almanya’da yetişen Türk asıllı yazar Selim Özdoğan çift dilli olarak yetişmiş ve kültür değişimi yaşamak zorunda kalmamıştır. Bu yüzden de başlarda kendini göçmen olarak sınıflandırmamış ve ilk eserlerinde ne göç kavramı ne de Türkiye ile ilgili her hangi bir konuya değinmemiştir. Ancak zamanla bu reddedici tutumundan vazgeçen yazar günümüzdeki eserlerinde gelenek ve postmodernite arasında gidip gelmekte ve göçmen edebiyatı altında yer alan memleket, göç, kimlik arayışı, kültür sentezi ve karşılaştırması, uyum ve yolculuk gibi farklı konuları sıkça işlemektedir. Eserlerinin kahramanları karşımıza bazen Türkiye’ den, bazen Almanya’dan, bazen ise tamamen farklı bir coğrafyadan çıkmaktadır. Bu çalışma, Özdoğan’ın ikinci eseri olan “Nirgendwo&amp;Hormone” isimli gençlik romanındaki aile kavramını gençlik edebiyatı bağlamında incelemektedir. Toplumsal alandaki hızlı değişimler, aile yapısının işlev ve biçiminde de değişikliklere yol açmıştır. Aile kavramı geniş aileden çekirdek aileye geçiş ve günümüzde aile fertlerinin artan bireysel eşitliği ile birlikte yeni bir gelişime ve tanıma uğramaktadır. Eklenmiş (Patchwork) ve boşanan aileler gibi yeni aile türleri, küresel dünyanın sağladığı mobilite ve esneklik gibi imkânlar ile iç içe geçmekte ve evliliğe olan algıyı da değiştirmektedir. Bu etkiler ve yeni bakış açıları da, çocuk ve gençlik edebiyatının en sık ve başarılı bir şekilde işlediği motiflerden biri olan aile fertlerinden birini ya da ikisini ölüm veya ayrılık sonucu kaybeden bireylerin yaşam öykülerinde ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma, adı geçen eserde yer alan karakterleri inceleyerek evliliğe ve evlenmeden birlikte yaşamaya yönelik tutumlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkoloji Çalışmalarında Çincenin Yeri ve Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20085</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20085</guid>
      <author>Inci Ince ERDOĞDU</author>
      <description>Türkoloji Çalışmalarında Çincenin yeri ve Önemi tartışılamaz. Yüzyıllar boyunca, Türkler ve Çinliler aynı coğrafyada yaşamışlardır.Halen Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşamakla olan 8 Türk milliyeti bulunmaktadır. İki toplumda zaman içerisinde, birlikte yaşamaktan, ortak coğrafyatı paylaşmaktan dolayı, birbirlerinin kültürlerinden etkilenmişlerdir. Zaman içerisinde iki dilde de ortak kullanılan alıntı kelimeler oluşmuştur. Türkoloji çalışmalarında Çince'nin yeri ve önemi tartışılamaz. Özellikle eski Türk tarihi araştırmalarında Çince'nin yeri ve önemi büyüktür.Türkler yazıyı tanımadıkları dönemde Çince ile anlaşmalarını gerçekleştirmişlerdir. Prof.Dr.Bahaeddin Ögel’in “Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi” kitabında belirttiği gibi , Eski Türk tarihine Hunlarla (Xiongnular) başlıyoruz. Hunlar, Çin tarih kitaplarında ‘’ Hu’’ olarak geçmektedirler. Bu ad Çin’in Savaşan Beylikler Döneminde (MÖ 475 – MÖ 221) tarih kitaplarında görülmeye başlamıştır. Hunların yazısı olmadığı için antlaşmalarını Çinceyi kullanarak yapmaktaydılar. Bu nedenle Çin tarihi kaynakları ve Çince Türkoloji çalışmaları için büyük önem taşımaktadır. Türkoloji çalışmalarında Sinoloji anabilim dalının önemi tartışılamaz. Atatürk Türkoloji çalışmalarında Sinolojinin önemini yıllar önce görmüş ve Sinoloji anabilim dalını kurmuştur. Dünyanın neresinde olursa olsun alanında kapsamlı bir araştırma yapmak isteten Türkolog Çin Dilini bilmelidir. Türk Dünyası ne bir devlet, ne bir ülke, ne de kesin sınırları olan bir bölgedir. Fakat dünya üzerindeki türkçe konuşan toplulukların toplamı olarak, elbette onun da elbette harita üzerinde sınırları vardır. Türkçe, Bosna'dan, Çin Seddi'ne, Orta İran'dan, Kuzey Buz Denizi'ne kadar olan geniş bir coğrafyada konuşulmaktadır.35 ve 55. enlemler arasında bulunan uzun bir şerit merkezi oluşturmaktadır. Bu şerit üç ana bölgeye ayrılmaktadır : batıda, Anadolu,Kuzey İran ve Yukarı Kafkasyayı içine alan, dar bir bölüm, Hazar Denizi'nin doğusunda yer alan geniş bölüm ve Batı Türkistan ile Çin'de bulunan Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi. Günümüzde Çin Halk Cumhuriyetinde, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi başta olmak üzere, Çin'in birçok eyaletinde dağınık şekilde yaşamakta olan 8 Türk milliyeti bulunmaktadır. Bu Türk milliyetleri Çin'de kendi dillerini konuşmakla birlikte resmi dil olarak Çinceyi kullanmaktadırlar. Bu milliyetler yüzyıllarca aynı coğrafyada yaşamışlar ve yaşamaktadırlar. Çin dilinde ve tabi olarak bu milliyetlerin dillerinde de çok sayıda alıntı kelimeler bulunmaktadır. Tüm dünyadaki,Turkoloji çalışmalarında Çincenin önemi tartışılamaz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ta‘Likîzâde Mehmed Subhî’nin Firâset-Nâme’si</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20112</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20112</guid>
      <author>Mehmet GÜRBÜZ</author>
      <description>16. yüzyılın önemli simalarından biri olan Ta‘likîzâde Mehmed Subhî (1540?-1606?),</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Uygur Edebiyatinda Önemli Bir Yazar Zordun Sabir</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20078</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20078</guid>
      <author>Abdulvahit HASANJAN, Abdulvahit HASANJAN , Darren BYLER</author>
      <description>Uygurlar doğu Türkistan’da yaşayan köklü ve zengin kültüre sahip eski Türk boylarından biridir. Türkistan kültür tarihinden elbette ilk akla gelen Uygur Türklerinin ortaya koymuş oldukları maddi ve manevi değerlerdir. Onların mimari, heykel, yazı, resim, müzik sanatları bir yana, şehirleşme, ziraat, matbaacılık, tüccarlık, çeşitli el sanat meslekleri vs. alanlarda gösterdikleri ilerlemeler hem Türk kültürü, hem de dünya medeniyeti açısından son derece önemlidir. Modern Uygur Türkçesiyle yazılan hikâyeler, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında günümüzdeki Kuzeybatı Çin'de dolaysıyla Uygur Türklerinin yurdu Doğu Türkistan’da ortaya çıktı. Tarihte Dîvânü Lugati't-Türk, Kutadgu Bilig gibi şahane eserler yaratan zengin bir klasik şiir geleneğinin mirasçısı olarak büyük bir gelişme gösterdi. Bu gelişeme sayesinde Uygur aydınları arasında etkili edebi yazarlar ortaya çıkmıştır. Ancak yeni Uygur edebiyatının bünyesinde meydana gelen pek çok eserler çevirmenin eksikliği ve uluslararası ilişkileri gibi nedenlerin etkisiyle çoğu Türk dünyasında pek yansımadı. Bu makalemizi yazarak yirminci yüzyıl Uygur edebiyatının en etkili yazarlarından biri olan Zordun Sabir'in eserlerini tanıtarak Türkiye’deki Uygur edebiyatı çalışmaların boşluğa değinmeye çalışacağız. Yazarın tarihi romanları gibi birçok eserler Uygur tarihi romancılığın gelişmesi ve olgunlaşmasına derin etkisi olmuştu. Bu makalemizde Zordun Sabir'in Yeni Uygur edebiyatındaki önemli bir şahsiyet olarak okuyuculara kendi tarihi ve kendi değerlerini hissettiren eserleri tanıtacağız dolaysıyla yazarın Uygur edebiyatındaki yerini anlatmaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anlam Değişmelerine Artzamanlı Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20137</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20137</guid>
      <author>Korkut Uluç İŞİSAĞ</author>
      <description>Canlı bir varlık olan dil ve dili oluşturan sözcükler toplumların ihtiyaçları doğrultusunda sürekli değişir, gelişir ve kendini yeniler. Bu çalışmada öncelikle dil olgusuna açıklık getirmeye çalışıldıktan sonra dillerin incelenmesinde kullanılan eşzamanlı ve artzamanlı yöntemlerden bahsedilmiş ve gösterge, kavram, anlam ve anlambilim konularına değinilmiştir. Yaşayan dillerin mutlaka değişebileceği gerçeği dillerin en önemli özelliklerinden birisidir. Dilin toplumla sürekli iç içe bulunması gerektiği gerçeği de göz önünde bulundurularak toplumsal, kültürel olaylar, başka dillerden geçişler ve teknoloji alanında gelişmelerden dolayı dillere yeni sözcükler girebilirken mevcut olanlara yeni anlamlar eklenebilir ve hatta eski sözcükler kullanım dışında kalabilmektedir. Toplumlar sözcükleri yeni bağlamlarda kullandıkları sürece, sözcüklerin anlamları da yavaş yavaş değişmektedir. Ortaya çıkan bu yeni anlam bazen öyle bir değişime uğrar ki sözcüğün ilk kullanımıyla uzaktan yakından ilgisi olmayabilir. Bu durumda, göstergelerin yansıttıkları kavramlar ancak zaman içinde değişebildiğinden ve topluma yayılmaları için bir süreç, bir zaman geçmesi gerektiğinden söz edilen değişimlerin büyük ölçüde artzamanlı yöntemle incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca çalışmada, sözcüklerde görülen bu farklılıklaşmanın temelinde yatan toplumsal, tarihsel, dilbilimsel ve ruhsal nedenlerden de söz edildikten sonra anlam değişmelerinin türleri üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak, kaçınılmaz olan bu değişimler, çalışmada anlam daralması, anlam genişlemesi, başka anlama geçiş (anlam kayması), anlam iyileşmesi ve anlam kötüleşmesi şeklinde alt başlıklara ayrılıp Türkçe de dahil olmak üzere çeşitli dillerden örnekler verilip karşılaştırmalar yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Thomas Bernhard’ın “Das Kalkwerk” Adlı Romanında "Araştırma" Motifinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20175</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20175</guid>
      <author>H. Kazım KALKAN</author>
      <description>Thomas Bernhard Almanca konuşulan ülkelere ait edebiyatın yirminci yüzyıldaki en önemli isimlerindendir. Sadece vermiş olduğu eserlerle değil, aynı zamanda asi karakteri ve edebiyat etkinliklerinde neden olduğu skandallarla da büyük bir üne kavuşmuştur. Vefat ederken arkasında romanlar, anlatılar, tiyatro eserleri ve şiirlerden oluşan oldukça önemli bir külliyat bırakmıştır. Bernhard’ın yazmış olduğu eserlerde “araştırma” (Studie) kavramı son derece önemli bir yer tutmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre Bernhard’ın 1963-1968 yılları arasında yazmış olduğu büyük kapsamlı düzyazı metinlerinin en az yarısı “araştırma” motifi etrafında şekillenmiştir. Söz konusu eserlerdeki araştırma kavramına konu olan alanların başlıca üç guruba ayrılması mümkündür. Bunlar; sanatçı biyografileri, tabiat bilimleri araştırmaları ve felsefe araştırmalarıdır. Thomas Bernhard’ın 1970 yılında yayınlanan “Das Kalkwerk” adlı eseri de “araştırma” motifi üzerine kurgulanmış bir romandır. Eserde duyum organı hakkında o güne kadar yapılmamış nitelikte bir araştırma yapmak amacıyla eski bir kireç fabrikasına çekilen Konrad’ın hikâyesi anlatılmaktadır. Konrad duyum organı hakkındaki araştırmasını kendince tamamlamış ve bunları kâğıda dökmek için uygun anı beklemektedir. Ama bu amaç Konrad’ın kendisinden kaynaklan nedenlerden dolayı asla gerçekleşmemektedir ve hikâye trajik bir cinayetle son bulmaktadır. Bu çalışmada, araştırma motifinin eserde üstlenmiş olduğu işlevlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bunun için öncelikle roman kahramanı Konrad’ın hayalindeki araştırmanın nitelikleri ortaya konulmuştur. Ardından da ilgili motifin romanın kurgusuna nasıl etki ettiği maddeler halinde ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazak Türkçesinde Geçen Kuş Adları ve Onların Sistematiği Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20093</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20093</guid>
      <author>Dilek KAPLANKIRAN, İbrahim KAPLANKIRAN</author>
      <description>İnsanoğlu hayvanları birbirlerinden ayırma amacıyla çeşitli yollara başvurmakta ve adlandırma işlemini belirli bir sistem dahilinde yapmaktadır. Kazakistan geniş bir coğrafyaya sahip olması nedeniyle birçok hayvanı barındırmakta ve Kazak Türkçesinde bu hayvanlara çeşitli unsurlar doğrultusunda adlar verilmektedir. Çalışmada Kazak Türkçesi söz varlığında kuşlar için kullanılan 700’ü aşkın adlandırma tespit edilmiş ve bu adlandırmaların oluşum sistematiği üzerinde durulmuştur. Kazak Türkçesinde geçen kuş adlarının söz varlığı ortaya çıkarılarak Latince ve Türkçe karşılıkları gösterilmiş ve tespiti yapılan adlandırmaların oluşum sistematiği ortaya çıkarılmıştır. İnceleme neticesinde Kazak Türkçesinde geçen kuş adlarının ya iki kelimeden ya da tek kelimeden oluştuğu görülmüştür. İki kelimeden oluşan yapılarda özellikle sıfat tamalaması kullanıldığı görülmekle beraber tek kelimeden oluşan yapılarda bazen yansıma seslerin kullanımına, bazen Kazak Türkçesinde bulunan eklerin kullanılarak yeni adlar elde edildiğine ve bazen de yabancı kökenli sözcüklerin doğrudan ya da ek alarak kullanıldığına rastlanmıştır. Kuşlara ad verilirken renk, uzuv, bitki, maden, hayvan, nesne, memleket adları; zaman ifadeleri; bulunulan ya da yaşanılan yerin adı; kuşun ötüşü, boyutu, hareketi, sesi, görünüşü, cinsiyeti, yaşı ve fiillerin kullanımı gibi çeşitli unsurlardan faydalanıldığı tespit edilmiştir. Kuş adlarında kullanılan yöntemler sadece kuşlara ya da Kazak Türklerine özgü değildir. Türkçede ve diğer Türk lehçelerinde hayvan adlarının oluşturulmasında Kazak Türkçesinde kullanılan yöntemlere benzer bir sistemin kullanılıyor olması da ortak bir dil ve kültürün varlığını bizlere bir kez daha kanıtlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fatma Aliye Hanım’ın Tarihe Dair Bir Eseri:Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20121</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20121</guid>
      <author>Cevdet KIRPIK</author>
      <description>Fatma Aliye tarafından kaleme alınan Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı, Ahmet Cevdet Paşa’nın hayatının ilk safhaları ile dönemdeki bağlantılı kişi ve olaylar hakkında bilgi vermektedir. Eser, yazarın tarihe dair yazdığı iki eserden biridir. Fatma Aliye Hanım ilk kadın romancı olarak bilinmesine rağmen muhtemelen Osmanlı döneminde tarih yazarlığı yapan ilk kadındı. Meşhur tarihçi, devlet adamı ve hukukçu Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı olan Fatma Aliye, 1862’de İstanbul’da doğdu. Muhtelif hocalardan aldığı özel derslerle iyi bir eğitim sürecinden geçti. Öğrendiği Fransızca ile Batı’da yazılan eserleri takip etti ve çeviriler yaptı. Kadın sorunlarına eğilerek roman yazdı, köşe yazarlığı yaptı. Tarihçi bir babanın kızı olması ve babasından aldığı dersler, tarihle uğraşmasında etkili oldu. Tarihe dair eserlerini yazarken babası sayesinde çok az insana nasip olabilecek belge, bilgi, tecrübe birikimine sahipti. Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı, yazarın babasından dinlediği bilgiler, onun eserleri ve bıraktığı muhtelif evrakın kaynaklığı ile vücuda gelmiştir. Eser, ağırlıklı olarak Cevdet Paşa’nın kaleme aldığı Tezâkir’den yararlanılmış olsa da Paşa’nın hayatına dair başka yerde bulunamayacak detaylar vermesi bakımından ilgi çekicidir. Çalışmada Fatma Aliye’nin hayatına dair detaylara yer verildikten sonra kaynak kullanımı, tarihi olayların ele alınış biçimi gibi eserin çeşitli özelliklerine değinilmiş, bu arada Tarih-i Osmanî’nin Bir Devre-i Mühimmesi Kosova Zaferi-Ankara Hezimeti adlı diğer eseriyle de kıyaslamalara gidilerek tarihçiliğine dair çıkarımlarda bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anne Arketipi Ekseninde Uygur Destanları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20119</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20119</guid>
      <author>Aynur KOÇAK, Serdar GÜRÇAY</author>
      <description>Bu çalışma, Uygur destan metinlerinde “anne” kavramının temel anlamda arketipsel, geniş anlamda ise sembolik yorumlanmasını kapsamaktadır. Arketipler toplumun ortak bilinçdışının yansımasıdır. Kültürel belleğin oluşumunda yer alan sembol ve motif çözümlemesi toplumu açıklayan kodların ortaya çıkarılması açısından faydalıdır. En bilinen arketipler; anima, animus, anne, gölge, ihtiyar bilge adam ve kahraman arketipleridir. “Anne” imgesi toplumsal belleğin canlı ürünleri olan halk anlatılarında sıkça geçmektedir. Öz anne, hain üvey anne, iyi–kötü kayınvalide, eş–sevgili olan anne, tanrıça–ana, baba ile çocuk arasında köprü olan anne, biyolojik anne olmayıp yine de annelik duygusu hisseden ve hissettiren kadın gibi birçok yansımasıyla karşılaşmaktayız. Annenin karşımıza çıkan tüm bu göndergelerinin özü; çocuğuyla oluşan biyolojik, sosyo–kültürel, hukukî bağdan kaynaklanmaktadır. Mitolojik eksende ise; ay (hareketlerinden dolayı), bağ, bahçe, deniz, güneş, ırmak, mağara (ana rahmi) ve su gibi imgeler “anne” kavramını çağrıştırmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında konu ile bağlantılı kavramlara ve anne arketipine değinilmiş olup; mitoloji ve destan türleri arasında ilgi kurularak genel bilgi verilmiştir. Sembollerle yüklü olan edebî eserlerdeki işlevsellik de vurgulanmıştır. Ardından birinci bölümde “arketip” kavramı detaylıca irdelenmiş olup; bu ilksel yapıların toplumu oluşturan ve koruyan özüne dikkat çekilmiştir. İkinci bölümde ise, makalede konu alınan özet metinlere yer verilmiştir. Daha sonra üçüncü bölümde çalışmanın asıl konusunu oluşturan anne arketipi ekseninde Uygur destanları ele alınmış olup; “Türeyiş ve Göç Destanları”nda yer alan sembollerin üstlendikleri mânâlar ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tahsin Aktaş ve Bahar İşigüzel’in “Erken Yaşlarda Oyunlarla Yabancı Dil Öğretimi” Kitabından Örnek Bir Almanca Dil Dersi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20188</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20188</guid>
      <author>Fehime Şeyma KÖSE</author>
      <description>Gelişen ve değişen toplumların en önemli ihtiyaçlarından biri haline gelen yabancı dil öğrenme gereksinimi giderek artmakta. Geçmiş dönemlerde bu ihtiyaç belli bir yaşın üzerindeki bireyler için söz konusu olsa da günümüzde küçük yaştaki bireyler de bu ihtiyacın hedefi olmuşlardır. Yabancı bir dil öğrenme ihtiyacı beraberinde, “Hedef dili etkili bir biçimde nasıl öğrenebilirim?”, “Öğrendiklerimi aktif bir şekilde nasıl kullanabilirim?”, “Hedef dili eğlenceli bir şekilde nasıl öğrenebilirim?”, “Hedef dili öğrenirken 4 temel becerimi nasıl aktif hale getirebilir, onları nasıl geliştirebilirim?” gibi birçok soruyu da beraberinde getirmiştir. Nitekim son zamanlarda dil derslerinde “Ne öğretmeliyim/ ne öğrenmeliyim?” sorusundan çok “Nasıl öğretmeliyim/nasıl öğrenmeliyim?” sorusu daha çok sorulur hale gelmiş ve bu soruya cevap olabilecek birçok yöntem geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu yöntemlerden biri de yabancı dil dersinde oyunları kullanarak onların eğlenceli, kendiliğinden ve eğitici yönlerinden faydalanmaktır. Oyunların eğitici ve öğretici yönlerinden faydalanarak hazırlanan dil dersleri öğrencileri birçok yönden geliştirmekte ve onlara eğlenceli bir dersin kapılarını açmaktadır. Makalemizde oyunların dil derslerinde kullanımının öğrenci açısından ne gibi faydalar sağladığına ve oyunların neden dil derslerine konulması gerektiğini de açıklamaya çalıştık. Çalışmamızın temel amacı ise Tahsin Aktaş ve Bahar İşigüzel hocalarımızın “Erken Yaşlarda Oyunlarla Yabancı Dil Öğretimi Kuram ve Uygulama” kitabından ve içindeki oyunlardan faydalanarak örnek bir Almanca dil dersi ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tuva Türkçesi ve Türkiye Türkçesinde İsimlerde (Adlarda) Karşılaştırmalı Gramatik Cinsiyet Kategorisine Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20094</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20094</guid>
      <author>Zeynel ÖDEMİŞ</author>
      <description>KARŞILAŞTIRMALI GRAMATİK CİNSİYET KATEGORİSİNE BİR BAKIŞ Bilindiği gibi Hint -Avrupa dillerinde ve Sami dillerinde gramatikal cinsiyet çok eski zamanlardan beri varlığını sürdürmektedir. Ancak Türk, Moğol, Fin-Ugor, Tunguz-Mançu gibi bazı dillerde gramatik cinsiyet kategorisi bulunmamaktadır. Tuva ve Türkiye Türkçelerinde cinsiyet erkek ve kadın cinsiyetlerin kişi ve hayvan adları ile belirtilmektedir. Şahısların ve hayvanların belirli kısmı için cinsiyet/ cins ayrımı iki kategoride yapılmaktadır. * Sözlüksel Yöntem: TT. Baba/ Tuv. Aça, TT.Anne/ Tuv. Ava, TT. İnek/ Tuv. İnek, TT. Öküz/ Tuv. Buga * Söz Dizim Yöntemi: Tuv. Börü / TT. kurt, Tuv. Kıs Börü/ TT. Dişi Kurt Tuva Türkçesinde erkek isimlerinin bir parçası olarak ool sözcüğü kullanılmaktadır. Tuv. Kara ool ‘Kara Çocuk, Esmer’, Aldın ool ‘altın Çocuk’. Bununla beraber Moğol dillerinden alınan ve erkek isimlerinden kadın isimleri yapan ekler de mevcuttur. Tuv. Ajıkmaa, Aylanmaa, Sevilbaa, Tanapaa Özellikle son yüzyılda Rusçanın da Tuva Türkçesinde etkilerini görmekteyiz. Özellikle Tuva Türkçesi üzerinde erkek isimlerinin sonuna Rusça dişilik eki olan -a eki getirilerek kadın isimleri oluşturulmaya başlanmıştır. Tuv. Çayan- Çayana, Sayan-Sayana, Uran-Urana vb. Gerek Türkiye Türkçesinde ve gerekse de Tuva Türkçesinde isimler cinsiyet kategorisi olarak incelendiğinde her iki lehçedeki farklılıkların alıntı unsurlar olduğu daha net ortaya çıkacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Übersetzungsstrategien Von Smith/ Klein-Braley Diskutiert Anhand Von Werbeübersetzungen Ins Türkische</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20097</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20097</guid>
      <author>Sueda ÖZBENT</author>
      <description>Das Übersetzen von Werbetexten ist als ein besonderer Fachbereich innerhalb der Übersetzungswissenschaft zu bewerten. Sie haben besondere Intentionen aufgrund ihres appellativen Charakters auf den Empfänger. Diese Texte bzw. Werbeslogans sind verhaltensorientiert und beinhalten Marketingstrategien. Als Folge der Globalisierung werden Produkte weltweit auf den Märkten angeboten und die Firmen möchten ihre Werbung bzw. ihre Werbetexte international anwenden, weil sie damit Produktionskosten für Werbekampagnen vermeiden möchten. Da viel Nachfrage auf diesem Gebiet besteht, gibt es Übersetzungsbüros, die sich auf diesem Fachgebiet spezialisiert haben. Die Besonderheit der Werbetexte ist, dass die Werbetexte bzw. Werbeslogans mit dem Bildmaterial eine besondere Funktion innerhalb der Kultur, aus der sie stammen als ein komplexes Gebilde erfüllen. Sowohl kulturelle Unterschiede als auch sprachliche Besonderheiten der Werbesprache müssen auf ihre Wirkung in der Zielsprache bzw. Zielkultur gut abgewogen werden. Der Übersetzer muss kulturelle Barrieren überwinden und die Fähigkeit besitzen kreative Texte zu produzieren, die auf dem neuen Markt funktionieren. Die Übersetzung von persuasiven Werbetexten ist eine Herausforderung für den Übersetzer. Sie erfordert unterschiedliche Herangehensweisen an das ausgangssprachliche Material. In dieser Arbeit wird versucht zu überprüfen, inwieweit die Methode der „Fünf-Stufen-Strategie“, die von Smith/ Klein-Braley entwickelt wurde, auf die persuasiven Werbetexte anwendbar ist. Anhand von Beispielen wird gezeigt, wie wichtig Lokalisierungen für Werbetexte sind.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karamanlıcada “ı” Karakteri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20038</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20038</guid>
      <author>Adalet Gül ÖZGÜL, Mehmet Dursun ERDEM</author>
      <description>Karamanlılar; Anadolu, Balkanlar ve Suriye’de yaşamış, Türkçe konuşmuş fakat Türkçeyi Grek alfabesiyle yazmış olan Ortodoks Hristiyanlardır. Özellikle Anadolu’da Karaman, Konya, Kayseri, Isparta, Burdur, Aydın, İstanbul ve Karadeniz’in Sahil bölgesinde yaşamışlardır. Karamanlıların isimlerini nereden aldıkları ve Türk olup olmadıkları kesin olarak ispatlanmasa da, kendilerine vermiş oldukları isimlerden ve Türkçe’den başka bir dil bilmedikleri için kendilerini Türk olarak nitelendirmişlerdir. Karamanlılar Kurtuluş Savaşında milli mücadele yanlısı bir tutum sergilemişler fakat inandıkları dinlerden dolayı Rum olarak düşünülmüş ve 1926’daki nüfus mübadelesinden beri Yunanistan’da yaşamaktadırlar. İlk zamanlar Yunanistan’a gidenler arasında gerek konuştukları dil olan Türkçe gerekse yaşamış ve yaşatmış oldukları Türk âdet ve görenekleri canlı ise de, bugün Yunanistan’da sayıları iyice azalmış ve büyük çoğunluğu hem Türkçe’yi hem de Türk âdet ve göreneklerini unutmuşlardır. Karamanlılar kullanmış oldukları Grek alfabesiyle çeşitli eserler ortaya koymuşlar ve bu alfabeyi çeşitli kitabelerde kullanmışlardır. Grek alfabesi ile yazılmış olan eserler ve kitabeler Türk dili ve tarihi açısından oldukça önem taşımaktadır. Bu çalışmada Grek alfabesiyle yazılmış olan 1914 Nevşehir Salnamesi, Moni Flavianon, Adelfotis’in Kanunismos’u, Hikâyet-i Şah İsmail adlı eserler incelenmiş, Grek alfabesinde bulunan ι (yota) karakteri üzerinde durulmuş ve bu karakterin Karamanlıcadaki yapısı ve görevleri hakkında bilgiler verilmiştir. Belirlenmiş olan tespit ve bulgular incelenen eserlerden örnek cümleler seçilerek açıklanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Safahat’ta Mizah</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20023</guid>
      <author>İhsan SAFİ</author>
      <description>Safahat, Mehmet Âkif Ersoy’un ölümsüz, Türk edebiyatının da en büyük eserlerinden birisidir. Âkif, bu şaheserinde, içinde yaşadığı dönemi, pek çok özelliğiyle beraber büyük bir ustalıkla vermeyi başarmıştır. Fakat Safahat’ın yazıldığı dönem, Osmanlı için iyi bir dönem değildir. Daha çok felaket, çöküntü ve bozulma dönemleridir. Bu dönemde olumsuzluklar daha çoktur. Bu yüzden Safahat’ta mizah malzemesinin olmaması veya az olması gerekirdi. Fakat yaptığımız bu incelemede gördük ki Safahat’ta mizah önemli bir yer tutmaktadır. Eserde, mizah ve mizah unsurlarına dair pek çok malzeme vardır. Üçüncü Kitap olan Hakkın Sesleri hariç Safahat’ın diğer bölümlerinin hepsinde mizah ve mizahî unsurlar vardır. Mehmet Âkif, Safahat’ta mizahı da ihmal etmemiştir. Hadiseleri anlatırken mizahtan da yararlanmıştır. Safahat’ın anlatım tekniklerinden birisi de mizahtır. Mehmet Âkif, etrafında gördüğü yanlışlıkları, eksikleri, olumsuzlukları, kötü tarafları, gülünçlükleri; nükte ve lâtifelerle süsleyip anlatmış, kötülemiş, tenkit etmiştir. Bazen de eğlenmek, güldürmek, hoşça vakit geçirmek maksadıyla da mizaha başvurmuştur. Bilhassa diyaloglarda bu durum vardır. Mehmet Âkif, Safahat’ta ağır ve ciddi konular yanında eğlenceli ve mizahî konulara da yer vermiştir. Başka bir söyleyişle, bazı ağır ve ciddi konuları yumuşatmak için mizahtan da yararlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk Kedi ve Şiir: “Mirname: Büyüklere Kedi Şiirleri” Kitabı Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19033</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19033</guid>
      <author>Gülseren SAĞSÖZ, Berfin URAL</author>
      <description>Çocuklarda okuma alışkanlığını geliştirmek için çocukların ilgi ve gereksinmelerine uygun; onlarda okuma isteği uyandıran, nitelikli yazınsal kitapları seçmek gerekmektedir. Resimli çocuk kitapların niteliği, çocuk edebiyatı yapıtlarında bulunması gereken tasarım ve içerik özelliklerinin incelenmesiyle belirlenmektedir. Resimli çocuk kitaplarının tasarım özellikleri kapsamında, kitabın boyutu, kâğıt yapısı, kapak ve ciltleme, sayfa düzeni, harfler ve resimleme yer almaktadır. İçerik özellikleri kapsamında ise konu, izlek, karakter, dil ve anlatım, ileti ve çevre yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Yalvaç URAL’ın şiirlerini yazdığı, Feridun ORAL’ın resimlerinin yer aldığı “Mırname: Büyüklere Kedi Şiirleri” adlı kitabın tasarım özellikleri ve içerik özellikleri incelenerek, 8-12 yaş grubu çocukların dilsel, bilişsel, toplumsal ve kişilik gelişimlerine katkısı açısından değerlendirmektir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme tekniği kullanılmıştır. Çalışmada veri analizi “Mırname: Büyüklere Kedi Şiirleri” kitabından elde edilmiştir. Çocuk edebiyatı yapıtı “betimsel çözümleme” yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir. Sonuç olarak, kitaptaki resimler ve şiirler, 8-12 yaş çocukların dilsel, bilişsel, toplumsal ve kişilik gelişimlerini destekleyebilir, onların işitme, bakma, görme, imgeleme yetilerini geliştirmesine olanak sağlayabilir; soyut kavramları algılamalarına ve yorumlamalarına katkı verebilir. Diğer yandan çocukların farklı edebiyat türlerinden şiiri ve görsellerinde yer alan farklı sanat akımlarını tanımalarına olanak tanıyabilir. Ayrıca kitabın içeriğinde yer alan kedi imgeleriyle, çocuk kendisi dışında çevresinde bulunan diğer kişi ve canlılara yönelik olumlu farkındalık kazanabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Kadın Eleştirmen: Gülten Akın</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20159</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20159</guid>
      <author>Ürün ŞEN SÖNMEZ</author>
      <description>Türk edebiyatında, kadın şair dendiğinde Gülten Akın ilk akla gelen isimler arasındadır. Gülten Akın daha ziyade kadın edebiyatı kavramı çerçevesinde, kadın şair kimliğiyle, toplumsal gerçekçi tutumuyla, özgün dizeleriyle, eserleriyle toplumsal cinsiyet çalışmalarına sunduğu perspektifle, II. Yeni’deki konumuyla ve Türk edebiyat kanonuna katkıları ile sorgulanır ve incelenir. Bu çalışmada, Gülten Akın’ın üzerinde çok fazla durulmayan bir yönü, eleştirmen kimliği ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Söz konusu çalışma için temel alınan iki eser Şiir Üzerine Notlar ile Şiiri Düzde Kuşatmak’tır. Bu kitaplardaki yazılarından hareketle Gülten Akın’ın sanata ve özellikle şiire, çağdaşı ve öncülü olan şairlere ve onların şiirlerine bakışı sorgulanacaktır. Söz konusu metinlerde dile getirilen eleştiriler ait oldukları kişi, anlayış ve çağların aydınlatıldığı ve çözümlendiği gözlemler ve fikirler olarak edebiyat tarihine ve bilimine sundukları katkının yanı sıra Gülten Akın’ın bir sanatkâr olarak portresini tamamlayacak ve şiirini üzerine inşa ettiği teorik zemini tanıtacaktır. İlaveten, şiirde, hikâyede, romanda kısacası kurgusal eserlerde bahsedilen kadın sesinin, söz Gülten Akın’a geldiğinde değinilmeden edilemeyen incelikler ve hassasiyetlerin, kadın kimliği ile bağı irdelenerek eleştiri metninde Gülten Akın’a has bir üslup ve kadın sesinin izlerinin bulunup bulunmadığı çözümlenecektir. Böylelikle Gülten Akın’ın edebiyata sunduğu katkıların yalnız sanat metinleri ile sınırlı olmadığı kabulünden hareketle; şiir eleştirisi ve sanat teorisi alanlarındaki yapıcı eleştirileri ve Akın’ın eleştirmen kimliği ile eleştiri türüne katkıları aydınlatılacak; bu eleştirmen kimliğindeki kadın sesi duyulmaya ve duyurulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-Şuarâ’sında Latîfeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19806</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19806</guid>
      <author>Fatih SONA</author>
      <description>Latife, güldürmek eğlendirmek amacıyla söylenen güzel ve nükteli söz veya hikaye ve şakadır. İnsanları güldüren, neşelendiren hoş, güzel söz, şaka, espri anlamına gelen latife, sözle anlatılması güç olan ince anlam, güldürecek tuhaf söz ve hikayeyi anlatır. Latifeler, söylendikleri dönemin dil ve üslup özellikleriyle toplum hayatına ve tarihi, edebî kişiliklere ışık tutmaları bakımından önemlidir. Bunların içinde zaman zaman müstehcen olanlara da rastlanmaktadır. Latifelerin toplanıp yazıldığı mecmualara letâif, letâifnâme adı verilmiştir. Bu eserler 16. yüzyıldan itibaren yaygınlık kazanmıştır. Mizah, bir şaka işidir. Gülünç olmadan güldürmek, kıvrak bir zeka isteyen bir sanattır. İnsanların alay edeceğim derken bayağılığa düşmemesi gerekir. İnsan onurunu aşağılayan mizah şekli genelde eleştirilmiş, zarif, hoş, ölçülü ve yerinde olan üstün tutulmuştur. Özel letâifnâmeler olduğu gibi bazı eserler içinde latifelere de rastlanmaktadır. Bu eserlerden biri de Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-Şuarâ isimli tezkiresidir. Âşık Çelebi, 1520 yılında Prizren’de dünyaya gelmiştir. Çeşitli yerlerde kadılık yapar. Üsküp kadılığı zamanında 1572 sonlarında vefat etmiştir. Âşık Çelebi’nin en önemli eseri Meşâirü’ş-Şuarâ isimli tezkiresidir. Eser 1568 yılında tamamlanmıştır. Meşâirü’ş-Şuarâ, mukaddime ve 426 şairin biyografisinden oluşmaktadır. Âşık Çelebi, kendine has üslubu ile tezkiresini yazmıştır. Kısa biyografilerde verdiği bilgiler diğer tezkirelerden pek de farklı değildir. Tanıdığı şairleri anlatırken onun üslubu meydana çıkar. Tezkirenin en önemli özelliklerinden birisi onun öğrendiği ve yakınlarından duyduğu şairler hakkında en doğru ve geniş bilgiyi vermesi, bir psikolog gibi şairleri ve olayları incelemesidir. Böylece tezkire bir hikaye veya roman havası taşımaktadır. Âşık Çelebi Tezkiresinde şairleri anlatırken latife olarak nitelendirilebilecek çeşitli olayları da anlatmaktadır. Âşık Çelebi, bunları letâif diyerek belirtmiştir. Biz de bu makalemizde Âşık Çelebi Tezkiresi’ndeki latifeleri göstermeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağatay Türkçesinin Bazı Eserlerinde Yer Alan Deyimlerin Anlam, Şekil Bakımından Kullanımı ve Kutadgu Bilig’de Tanıklanan Deyimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20083</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20083</guid>
      <author>Serpil SOYDAN</author>
      <description>Deyimler, bir dilin sözvarlığını oluşturan en önemli kültürel ögelerdir. Bir milletin çağlar boyunca devam ettirdiği yaşayışını, geleneklerini, inanışlarını, hayata bakış açılarını ortaya koymaktadır. Bu sözcük öbekleri, toplumun hafızasını canlı tutan, ilgi çekici anlamlar içeren, nesillerden nesillere aktarılan ortak mirastır. Binlerce yıllık tarihimizi yansıtan, toplumun sözlü ve yazılı ifadesine akıcılık ve güç katan, anlam zenginliği ve derinliğine sahip kalıplaşmış kelime gruplarıdır. Bu çalışmada Çağatay Türkçesi dönemine ait on altı eser incelenmiştir. Çağatay Türkçesinin sözvarlığı içerisinde yer alan deyimlerin bu eserlerde de sıkça kullanıldığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu kalıplaşmış söz öbeklerinin anlatıma zenginlik ve derinlik kattığı görülmektedir. Bu çalışmada deyimler şekil ve anlam yönünden incelenmektedir. Şekil yönünden, cümle hükmünde deyimler ve cümle hükmünde olmayan deyimler; anlam yönünden sözcükte anlam ve cümlede anlam olarak değerlendirilmiştir. Şekil yönünden cümle hükmünde deyimler; çekimli fiil alarak kullanılan deyimler, mastar şekliyle kullanılan deyimler, emir kipiyle kullanılan deyimler olarak tasnif edilmiştir. Ayrıca cümle hükmünde deyimler ve cümle hükmünde olmayan deyimler; kök halinde ve gövde halinde deyimler olarak iki grupta değerlendirilmiştir. Çağatay Türkçesinde tespit edilen deyim örneklerinden Kutadgu Bilig’de tanıklananlar varsa bu deyim örneklerine de yer verilmiştir. Deyimlerin kullanıldığı beyitlerden ve cümlelerden örnekler verilmiştir. Türk dilinin diğer dönemlerinde olduğu gibi bu dönemde de deyimlerin önemli bir yeri olduğu hem manzum hem de mensur eserde kullanıldığı görülmüştür. Ayrıca deyimlerin, insanların yaşadığı olayların özetini ifade eden ve onları çok yönlü düşünmeye sevk eden, dilin sözvarlığının vazgeçilmez ögesi olduğu bir kez daha tanıklanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Derleme Sözlüğü ve Bismil Türkmen Ağzı Söz Varlığına Katkılar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20051</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20051</guid>
      <author>İsmail SÖKMEN</author>
      <description>Ağızların söz varlığının tespit edilip Derleme Sözlüğü’ne kazandırılması Türk sözlükçülüğü bakımından gereklilik arz eden bir çalışmadır. Bu türden çalışmalar, gerek ağızların kendi aralarında gerekse de tarihî ve modern lehçelerle ağızlar arasında yer ve zaman yönünden sözlükbilimsel ilişkilerin kurulması açısından önemli ve faydalıdır. Bunun için, ağızların ses ve şekil bilgisi özelliklerinin tavsif edildiği çalışmalardaki metin sözlüklerinden başka bir de bu ağızların yazılı derleme yoluyla mümkün olduğunca bütün söz varlıklarının elde edilmesi gerekir. Bu amaç doğrultusunda daha önce ses ve şekil bilgisi özellikleri ortaya konan Bismil Türkmen Ağzı’nın belirtilen yöntem ile bir kısım söz varlığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada, konu edinilen ağzın hem kendi söz varlığına hem de Derleme Sözlüğü’ne katkı sağlayacak olan bu leksikal malzemenin verilmesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yuri Trifonov’un Moskova Metinlerinde “Genius Loci” (“Değişim” Adlı Eseri Örneğinde)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20153</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20153</guid>
      <author> Eda Havva TAN METREŞ,</author>
      <description>Kente ait her imge kentin kendisini ve belleğini içinde barındırmasının yanında insanlar arasındaki sosyal ilişkiyi de mekânsal olarak görünür kılar. Bu anlamda Eski Roma dininde mekânın koruyucu ruhu olarak nitelendirilen “genius loci”, edebi metinlerdeki topografik özelliklerin etkinliğini kahramanlar ve olay örgüsü bağlamında ortaya koyan önemli bir kavramdır. “Mekânın ruhu” olarak Türkçeleştirilen latince kökekenli bu kavrama göre kültürel geçmişiyle ilişkilendirilebilecek bir ruhu olduğu düşünülen kent, canlı bir öze sahiptir. Genius loci mimari, sosyoloji, felsefe, tarih alanlarındaki varlığını kaçınılmaz bir biçimde edebiyatta da duyumsatarak öznel, nesnel ve zamansal öğelerle sarılı modern yaşamın beraberinde getirdiği değişimi hissettirir. Bu anlamda kenti sanatsal bir araştırma objesi olarak ele alan, gündelik yaşamı gözler önüne serme ve gündelik yaşam üzerine düşünme gerekliliği arasında bir uzlaşma yakalamaya çalışan Yuri Valentinoviç Trifonov, sanatıyla XX. yüzyıl Rus edebiyatının ikinci yarısındaki Moskova metinlerinin öncü yazarlarından biri olarak kabul edilir. Yazar, kaleme aldığı Moskova metinlerinde kendi geçmişi ve yarattığı kahramanların geçmişiyle Moskova’yı bütünleştirir. Moskova, Trifonov’un tüm çalışmalarında yalnızca olayların gerçekleştiği bir mekân değil, kahramanların karşılıklı çekim içinde karmaşık ilişkilerde bulunduğu (sanatsal) bir evren modeli oluşturur. Bu çalışmada kenti yalnızca bir sahne, bir imge olarak değil aynı zamanda canlı bir organizma olarak ele alan yazarın kentin ruhunu hissettiren, geçmiş-şimdi eksenli anlatımı “Değişim” (Obmen) adlı eseri örneğinde disiplinlerarası bir yöntemle irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zadie Smith’in Beyaz Dişler ve Elif Şafak’ın İskender adlı Romanlarının Edebi bir İncelemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20104</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20104</guid>
      <author>Mehmet Recep TAŞ</author>
      <description>1971 de Fransa’nın Strasburg şehrinde doğan Elif Şafak ulusal ve uluslar arası ödüller almış ünlü bir roman yazarı olarak tanınır. Türkiye’de en çok okunan kadın yazar olarak bilinmekle beraber romanlarını hem İngilizce hem de Türkçe olarak yazar. Çoğu best-seller olan dokuz roman yazmış; bu romanlar kırktan fazla dile çevrilmiştir. 2011 yazında yayımlanan İskender adlı romanının Zadie Smith’in Türkçeye de çevrilen Beyaz Dişler adlı romanıyla fazla benzerlik taşıdığı ileri sürülerek intihal yapmakla suçlandı. Her iki roman incelendiğinde her ne kadar bazı benzerlikler gözlense de, öte yandan roman bileşenleri açısından farklılıklar da gözlenmiştir. Benzer temaları işleyen romanlar, benzer sorunlarla uğraşan benzer karakterlere sahip olabilir. Başka bir deyişle roman sanatında tematik benzerlikler kaçınılmazdır. Bu nedenlerle, bu makale close reading (yapısalcı okuma) tekniği ile, intihal (plagiarism) teriminin akademik makaleler dışındaki edebi eserler için ne ifade ettiğini de göz önüne alarak, her iki roman arasındaki farklılık ve benzerlikleri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yani bir başka deyişle her iki roman, zaman-mekan, konu, karakter, tema, ve bakış açısı gibi romanın yapı taşları olarak varsayılan edebi öğeler açısından detaylı bir okumayla karşılaştırılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Louis Aragon’un “Il n’y a pas d’amour heureux” (“Mutlu Aşk Yoktur”) Şiiri’nin Türkçe Çevirilerinin Genel Çeviri Stratejileri Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20166</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20166</guid>
      <author>Perihan YALÇIN, Zeynep BÜYÜKSARAÇ</author>
      <description>Bu çalışmada en önemli Fransız şairlerinden biri olan Louis Aragon’un “Il n'y a pas d'amour heureux” (“Mutlu Aşk Yoktur”) şiirinin dört farklı Türkçe çevirisi üzerinde kaynak ve erek dil arasında eşdeğerlik dikkate alınarak genel çeviri stratejileri üzerinde durulmuştur. Bu amaçla, Cemal Süreya, Tahsin Saraç, Gertrude Durusoy - Ahmet Necdet, Orhan Suda çevirileri olmak üzere şiirin dört farklı çevirisinden yararlanılmıştır. Çalışmanın amacı, Aragon'un “Il n'y a pas d'amour heureux” (“mutlu aşk yoktur”) şiirinin Fransızcadan Türkçeye aktarılırken ne gibi değişiklikler yaşadığını, bu değişikliklerin hangi çeviri stratejisiyle kaynak dilden erek dile aktarıldığını göstermek ve her çeviride şiirin farklı bir tat yakaladığına dikkat çekmektir. Araştırmanın bulgular kısmında dört farklı yazarın şiir çevirileri genel çeviri stratejilerinden yola çıkılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda, dört şiirin de kaynak ve erek dil arasında benzerlikleri olsa da farklılıkları daha dikkat çekmektedir. Her çeviri şiire yeni bir anlam kazandırmıştır. Yapılan çevirilerde ortak olarak en çok uyarlama, yerlileştirme, yer değiştirme, ekleme ve çıkarma stratejisinden faydalanılmıştır. En az kullanılan stratejiler ise; üst anlamlı (genelleştirme yoluyla) çeviri, alt anlamlı (özelleştirme yoluyla) çeviri ve bire bir çeviri işlemidir. Söz konusu şiirde ödünçleme, öykünme, yabancılaştırma, telafi işlemlerine başvurulmamıştır. İnceleme neticesinde ele alınan şiirde anlamsal ve biçimsel olarak benzerlikler ve farklılıklar görmekteyiz. Her dilin kendine ait dilbilgisi kuralları bulunduğundan yapısal farklılıklar kaçınılmazdır aynı zamanda kaynak dilde kullanılan bir kelimenin erek dilde tam karşılığı da her zaman olmayacağından anlamsal farklılıklara da sıklıkla rastlanmaktadır. Sonuç olarak, eşdeğerlilik açısından kaynak ve erek dil arasında aynı anlam ya da benzerlikler olsa da şiir çevirisi zor bir iştir. Şiir çevirilerinde yazarın kendisini ve üslubunu da bilmenin ne kadar önemli olduğunu söylemek gerekir, çünkü her yazar kendi üslubu çerçevesinde şiirini yorumlar. Çevrilen dildeki dilbilgisi kuralları çevrilen dilden farklılıklar gösterdiği için çevirisi yapılan her şiir aslında yeni bir şiirdir denilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Akademik Eleştiri Bağlamında Mehmet Rauf’un Eylül Adlı Romanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19725</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19725</guid>
      <author>Mahfuz ZARİÇ</author>
      <description>Günümüzde metin incelemesinde Rus Biçimciliği (Biçimcilik), Fransız Biçimciliği (Yapısalcılık) ve Amerikan Biçimciliği (Yeni Eleştiri) gibi metin merkezli yöntemler yerini Akademik Eleştiriye bırakmıştır. Akademik Eleştiride metin incelemesi için hazır bir şablon önerilmemekle birlikte eleştiri için gerekecek temel ölçütler ve ana başlıklar belirlenir. Her bir edebi metnin, incelemeye esas olacak asıl alt başlıkları belirleyeceğini kabul eder. Bu bağlamda Servet-i Fünûn döneminin yazarlarından Mehmet Rauf’un Eylül adlı psikolojik romanını ele aldığımızda metinde özellikle “bakış açısı ve anlatıcı, kişilerin sunuluş biçimi ve dönüşümleri, kişilere isim verilmesi, merkezi kişilerin yaşadığı temel çatışmalar, anlatının merkezindeki aşk unsurunun kurgulanmasında ayrılıklar ve kavuşmalar, paylaşılan sırlar ve eşyalar, birbirini anlayamama, yanlış anlama ve nihayetinde anlama, kıskançlık ve aldatılma şüphesi, ortak ilgiler ve itiraflardan yararlanma; zamanın kullanımı ve sunuluşu, mekânlar; zaman ve mekânların kişilerin ruh hâli ile etkileşimi ve uyumu” gibi unsurlarının öne çıktığı görülür. Bu yazıda da ağırlıklı olarak bu sayılanlar olmak üzere romandaki anlatım yöntem ve teknikleri, dil ve üslûp özellikleri, üslûpta mizah; kurguda ilgi uyandırma, roman kişilerinin yaşadığı gerilimler, anlatıdaki düğümler ve çözümler, rastlantılar, diyaloglar, romandaki tezler ve çıkarımlar ve metnin estetik bütünlüğü konuları üzerinde durulacaktır. Eylül romanı üzerine yazılmış makale ve tezlerde hangi unsurların öne çıkarıldığı hakkında da bilgi verildikten sonra metnin incelenmesi ve yorumlanmasında yazar merkezli, dönem/sosyal çevre merkezli ve okur merkezli eleştirel yaklaşımlardan da gerektikçe faydalanılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müfide Ferit Tek’in Aydemir Adlı Romanında Türk İdeali İle Batı Edebiyatı, Din ve Mitolojisinin Birleşimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20015</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20015</guid>
      <author>Mevlüde ZENGİN</author>
      <description>Müfide Ferit Tek (1892-1971) eserlerini Türk Edebiyatında Ulusal Edebiyat Dönemi olarak bilinen 1911 ile 1923 yılları arasında yazmış olan bir Türk kadın yazardır. Romanlarını aynı dönemde yazmış olan Ömer Seyfettin, Halide Edib Adıvar, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Aka Gündüz gibi ‘millet’ ve ‘milliyetçilik’ duygularıyla yazmıştır. Yazar 1918’de yazdığı ilk romanı Aydemir ve ikinci romanı Pervaneler (1924) ile ünlüdür. Tek, Aydemir’de ana karakterini Türk idealinin bir simgesi olarak yaratmıştır. Aydemir yaşamını Rus yönetimince baskı altına alınan ve sömürülen Türkler arasında milliyetçilik duygularını yaymaya adamış olan genç bir adamdır. Bu romanıyla Tek Türk milliyetçiliğini ve kimliğini kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Romanda Türk ideali ile edebiyattan din ve mitolojiye kadar Batı dünyasından bir dizi imgenin birleşimi okurun dikkatini çekmektedir. Dolayısıyla bu çalışma Aydemir’in öncelikle İngiliz Edebiyatı ortaçağ romansları ile ikinci olarak İsa ve son olarak da Batı mitolojisi ile olan metinlerarası bağlantıları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Roman Aydemir ile romanın kadın karakteri Hazin arasındaki aşkın yüceliğini yansıtması bakımından ortaçağ romansları ile paralellik gösterdiği gibi Aydemir ile İsa’nın hem kurtarıcı hem de günah keçisi ve kurbansı figürler olması açısından da benzerlik göstermektedir. Romanın aynı zamanda Yunan mitolojisindeki ölen-dirilen tanrıları Aydemir karakterinde yansıtması bakımından mitolojik bir yönü de bulunmaktadır. Bu makale Tek’in Batı edebiyatı, din ve mitolojisini romanında nasıl kullandığını inceleyen ve Türk ideali ile Batı dünyasına ilişkin değerlerin bir birleşimini içeren Aydemir adlı romanda adı geçen bağlantıları ortaya çıkaran ve sunan bir çalışmadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


