






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2016 Sayı Volume 11 Issue 21</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=325</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Malatya Halkevince Gerçekleştirilen 26 Eylül Dil Bayramı Kutlamaları(1932-1951)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20062</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20062</guid>
      <author>Mehmet Korkud AYDIN, Mesut AYDIN , Fatih KAYA</author>
      <description>Halkevleri, 19 Şubat 1932’de kurulan kültür kurumlarıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Halk eğitiminin tamamlayıcı unsurlarından en önemlisi olan bu kurumlar; 1951’e kadar millî bilincin yerleşmesinde etken olan bir halk okulu görevini yerine getirmiştir. Halkevleri 9 şube halinde örgütlenmiştir. Bu şubeler Dil Tarih ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Temsil, Spor, Sosyal Yardım, Halk Dershaneleri ve Kursları, Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Müze ve Sergi Şubesidir. Bu şubeler marifetiyle vatandaşlar birçok hususta bilgilendirilmiştir. Halkevlerinin en önemli çalışmalarından biri de Millî Gün ve Haftaların kutlanması yönelik yapılan faaliyetlerdir. Bayramlar vatandaşlar arasında millî birlik ve beraberliği kuvvetlendirmiş, dayanışma ve yardımlaşma duygularını harekete geçirmiştir. Farklı il ve ilçelerin halkevlerinde aynı coşkuyla kutlanan bu gün ve haftalar Malatya Halkevinde de kutlanmıştır. Kutlamalarda özellikle Dil Tarih ve Edebiyat Şubesi ile Temsil Şubesi büyük katkılar sağlamıştır. Malatya Halkevinde kutlanan millî gün ve haftalar şunlardır: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 26 Eylül Dil Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma ve Atatürk Haftası ile Tasarruf ve Yerli Malı Haftasıdır. Bu çalışma da Malatya Halkevinin Dil, Tarih ve Edebiyat Şubesinin bir faaliyet alanı olarak 26 Eylül Dil Bayramı etkinliklerini içermektedir. 26 Eylül Dil Bayramı kutlamalara ilişkin yapılan çalışmanın amacı ise Cumhuriyetin ilk yıllarında Malatya Halkevinin kültürel alanda yaptığı faaliyetleri ortaya koymaktır. Bu çalışmada, araştırma modeli olarak Literatür taraması yapılmış olup, arama sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1980 Askeri Darbesi Öncesi İngiliz Dışişleri Bakanlığı Perspektifi'nden Milliyetçi Hareket Partisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19927</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19927</guid>
      <author>Furkan ÇAKIR</author>
      <description>Soğuk Savaş Dönemi konjonktüründe dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye’deki ideolojik kutuplaşma, diyalog kapılarının kapanmasına ve silahlı çatışmaların sokaklarda kendini göstermesine sebep olmuştur. Sol ideolojinin evrensel komünizmi Türkiye’ye taşıma amacı karşısında devletin yetersiz kalması üzerine en ciddi direnci gösteren fikir akımı Türk milliyetçiliği olmuştur. Türk milliyetçiliğinin bu süreçte sosyal ve siyasi kurumları olarak ortaya çıkan ‘’Ülkücü Hareket’’ ve ‘’MHP’’, Türkiye’deki tüm sol akım ve fraksiyonların içtimai, siyasi, iktisadi ve kültürel propagandalarıyla mücadele etmekle kalmamış, militer bir direnç de göstermiştir. Türkiye’nin 1980 öncesi kriz döneminin önemli unsurlarından olan MHP ve milliyetçi kuruluşlar Batılı büyük devletlerin merceği altına alınmış ve kendi politikaları çerçevesinde kanaat ve değerlendirmeler yapmışlardır. Bu çalışmada da 2 Eylül 1980 tarihli, Birleşik Krallık’ın Ankara Büyükelçiliği tarafından hazırlanmış‘’The Nationalist Action Party’’ (Milliyetçi Hareket Partisi) başlıklı uzunca bir raporun değerlendirilmesi yapılacaktır. İngiliz Dışişleri Bakanlığı 1980 Askeri Darbesi öncesi, MHP’nin kökeni, amaçları ve sağ politik şiddetteki sorumluluğuyla alakalı Ankara Büyükelçiliği’nden kapsamlı bir rapor talep etmiştir. Büyükelçiliğin Londra’ya gönderdiği bu rapor, Türkiye’nin darbe öncesi siyasi ikliminde ve şiddet olaylarında MHP ve lideri Alparslan Türkeş’in konumunu dış perspektiften yansıtması açısından değerlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XIX. Yüzyılda Tarikat-Siyaset İlişkisi: Nehrî Tekkesi Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20066</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20066</guid>
      <author>Mehmet Saki ÇAKIR</author>
      <description>Nakşbendî-Hâlidîliğin Türkiye, İran ve Irak ülkelerinde etkin olan Seyyid Taha Nehrî kolu, XIX. yüzyılın başlarında Hakkâri’nin Şemdinli ilçesine bağlı Bağlar (Nehrî) köyünde kurulmuş ve uzun bir süre faaliyetlerini devam ettirmiştir. Bölgeye Nakşbendîliği ilk getiren Seyyid Abdullah Şemdînî (ö. 1819-20) olsa da yetiştirdiği halifeleri ile kolu tesis eden ve yayılmasına öncü olan kişi, birâderzâdesi Seyyid Taha’dır (ö. 1853). Seyyid Taha’dan sonra oğlu Şeyh Ubeydullah (ö. 1883) döneminde ise Nehrî Tekkesi, siyasi bir kimlik kazanmış ve bundan sonraki faaliyetleri bu yönüyle öne çıkmıştır. 1925 Şeyh Said isyanıyla birlikte Nehrî Tekkesi’nin o dönemki postnîşîni olan Seyyid Abdülkadir (ö. 1925) idam edilince, oğlu Seyyid Abdullah Geylânîzâde (ö. 1967) tarikat merkezini İran Urumiye ve Mahabad şehirlerindeki tekkelere nakletmiştir. Kolun yayılmasında siyasi ve sosyal etkenlerle birlikte en etkili faktör, şeyhlere atfedilmiş özelliklerin yanı sıra tarikatı yaymada gösterdikleri çabalardır. Bu çabalar neticesinde kol, Türkiye’de Gayda, Küfrevî, Norşin, Arvâs ve Kelâmî dergâhıyla; İran’da Kemâlizâde, Nerzîveyî, Ermenibulâğ, Tikantepe ve Köhne Kale hânkâhıyla; Irak’ta Sûrsûre, Bârzân ve Şeyh Reşid Lolân tekkesiyle yayılmaya devam etmiştir. Nehrî Tekkesi Seyyid Taha döneminde klasik bir Hâlidî tekkesi olma özelliğini koruyarak siyasi alanda etkili olmuştur. Ancak Şeyh Ubeydullah döneminde tekke, siyasileşmiş ve bölgedeki sosyo-politik gelişmelerin merkezinde yer almıştır. Bununla birlikte Şeyh Ubeydullah Tasavvufi faaliyetleri ihmal etmemiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>4. Sınıf TIMMS 2011 Matematik Soruları İle Matematik Ders Kitabındaki Soruların Bilişsel Alanlara Göre İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19996</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19996</guid>
      <author>Emel ÇİLİNGİR, Perihan DİNÇ ARTUT</author>
      <description>Araştırmanın amacı 2013-2014 eğitim-öğretim yılında 4. sınıflarda okutulan matematik ders kitabındaki geometrik şekiller konusundaki alıştırma soruları ile TIMSS 2011’de yayınlanan geometrik şekiller sorularını, TIMSS 2011 de belirtilen bilişsel alanlara göre sınıflandırarak karşılaştırmaktır. Bu amaçla TIMSS 2011’de ve ilköğretim 4. sınıf öğrenci ders kitabında yer alan sorular zihinsel (bilgi, uygulama ve akıl yürütme) ve öğrenme alanlarına göre incelenmiş ve daha sonra da sınıflandırılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda ders kitabında bulunan 48 tane ve yayınlanan TIMMSS 2011 matematik testindeki 24 tane geometrik şekiller ve ölçüler ile ilgili sorular araştırmacı ve bir uzman tarafından TIMSS 2011 bilişsel alanları göz önüne alınarak ve birbirlerinden bağımsız olarak sınıflandırılmıştır. Daha sonra da araştırmacılar bir araya gelmiş, soruları beraber değerlendirmiş, farklı bilişsel alanda sınıflandırılan sorular ortak bir karar alınana kadar tartışılmıştır. Bu şekilde araştırmanın güvenirliliğinin arttırılmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, TIMSS 2011’de yayınlanan ve incelenmesine izin verilen soruların 4. sınıf matematik ders kitabındaki sorulara göre bilişsel alanların yüzdelik dağılımları açısından incelendiğinde yayınlanan TIMSS 2011 sorularının ders kitabındaki sorulara göre bilişsel alanlar bakımından daha homojen bir dağılıma sahip olduğu görülmüştür. Ders kitaplarındaki soruların genellikle bilgi alanına ait olduğu, TIMSS sorularının ise daha üst bilişsel alanları temsil ettiği ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Tıp Metinlerinde Geçen Hastalık Adları Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20065</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20065</guid>
      <author>Ahmet Naim ÇİÇEKLER, Mehmet GÜRLEK</author>
      <description>Terimler üzerine yapılan araştırmalar bilim tarihi çalışmalarına önemli katkılar sağlamaktadır. Bilindiği gibi yazı dili, bilimin gelişmesinde büyük bir öneme sahiptir ve dil, bilginin edinilmesinde önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimsel kavramlar kişilere göre değişmez, çünkü bilginin sonraki kuşağa aktarılabilmesi için kavramlar üzerinde anlaşmak bir zorunluluktur. Türk bilim tarihine baktığımız zaman tarihi tıp metinlerinin önemli bir yer kapladığını görürüz. Öte yandan tarihi tıp metinleri üzerinde yapılan çalışmalarda karşılaşılan güçlüklerden biri metinlerde geçen tıbbî terimlerin açıklanması konusundadır. Araştırmacıların kolaylıkla ulaşabilecekleri birkaç Osmanlıca sözlük ile yetinmeleri tıbbî terimleri açıklamaya yetmediği bilinmektedir. Tıbbî terimler içinde hastalık adları önemli bir yer kaplamaktadır ve bu terimler sadece Türk terim bilimi için değil tarihsel tıp araştırmaları için de önemlidir. Anadolu’da 14. yüzyıldan itibaren tıp konulu metinlerin arttığı görülmektedir. Klasik tedavi yöntemlerine dayanan ve hastanın hayatını tehlikeye atmamak için yeni tıbbî tedavi ve müdahaleye mesafeli olan, Arap ve Fars kaynaklarını izleyen Osmanlı tıbbı, yeni tedavi yöntemleri ve bilgi arayışında olan Avrupa tıbbına yetişemedi. 19. yüzyılla birlikte Batıya yönelen Osmanlı tıbbı bu sefer tamamen yabancısı olduğu yeni bilgiyi takip edebilmek için Batı dillerini bilhassa Fransızcayı öğrenmeye başladı. İşte başlangıçta Anadolu sahasında, Arap ve Fars kaynaklarından beslenen, tıp metinlerinin yaygınlaşmaya başladığı 14. yüzyıldan Batı modeli ile eğitim veren modern tıp mekteplerinin kurulduğu 19. yüzyıla kadar egemen olan tıp anlayışı klasik Osmanlı tıbbı olarak adlandırılabilir. Bu çalışmada Klasik Osmanlı tıp külliyatı içinden 14. ve 18. yüzyıllar arasında yazılmış telif ve tercüme 21 tıp metninde dikkatimizi çeken hastalık adlarına yer verilecektir. Bu çalışmadaki amacımız Türk terim bilimine ve Türkçenin tarihsel sözvarlığı araştırmalarına katkı sağlamaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yalın Üretim Sistemleri ve Çevresel Yönetimde Yenilikçi Yaklaşım: Teknolojik Yönelim</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20046</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20046</guid>
      <author>Mehmet Şahin GÖK, Tuğkan ARICI</author>
      <description>Günümüzde kısıtlı kaynakların etkin kullanımı konusunda çevresel yönetim, şirketlerin birincil öncelikleri haline gelmiştir. Bu anlamda şirketler, son yıllarda doğal kaynakların etkin kullanımı konusunda geleneksel yönetim yaklaşımının aksine, yoğun çaba harcayarak çevresel duyarlılıklarını arttırma eğilimine girmişlerdir ki bu durumun doğal bir sonucu olarak şirketlerin maliyetleri yükselmekte ve kar oranları azalabilmektedir. Bu noktada, atıkların ve değer katmayan faaliyetlerin elimine edilmesi temel prensibine dayalı yalın üretim sistemleri, karlılık ve etkinliği arttırabilecek alternatif bir yaklaşımı ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Bu çalışma kapsamında da çevresel yönetim ile yalın üretim sistemlerinin ve firma performansı ilişkisinin ampirik olarak analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca teknolojik yönelimin çevresel yönetim ve firma performansı ilişkisindeki moderatör etkisi de çalışma kapsamında analiz edilmekte ve bu anlamda ilgili literatüre katkıda bulunulması hedeflenmektedir. Analiz sonuçlarında çevresel yönetim uygulamalarına önem veren işletmelerin, firma performanslarını arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak teknolojik anlamda yeniliklere önem vermenin de çevresel yönetim ve firma performansı ilişkisini olumlu anlamda etkilediği, diğer bir ifadeyle firma performansını daha fazla yükselttiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum firmaların çevresel yönetim konusundaki duyarlılıklarını bilimsel yöntemler ve gelişen teknolojik seviyeye uygun yenilikçi metotlarla arttırdıklarında daha olumlu sonuçlara ulaşabileceklerini ortaya koymaktadır. Çalışma kapsamında önerilip analiz edilen model gerek alandaki diğer araştırmalara gerekse de şirketlere öneriler sunmakta ve sonuçlar genel istatistiki değerleri ortaya koymanın ötesinde, çevresel yönetim, yalın üretim ve firma performansı arasındaki uygulamaya dönük ilişkileri yönetsel anlamda tanımlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının "Dijital Vatandaşlık Ve Alt Boyutları" Hakkındaki Görüşleri (Bir Durum Çalışması)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19793</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19793</guid>
      <author>Erhan GÖRMEZ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının "dijital vatandaşlık ve boyutları" hakkındaki düzeylerini ortaya koymaktır. Bu araştırmada, nitel veri toplama araçlarından görüşme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Sınıf Öğretmenliği Bölümünden 68, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünden 74 ve Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 58 öğretmen adayı ile araştırmacı tarafından hazırlanan standartlaştırılmış açık uçlu görüşme formu kullanılarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Standartlaştırılmış açık uçlu görüşme formunda kullanılan sorular Türkçe Öğretmenliği, Sınıf Öğretmenliği ve Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümlerinde derse giren uzman hocaların görüşleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Araştırmada, öğrencilerle yapılan görüşmeler sonucu elde edilen veriler, içerik analizi yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde: Dijital vatandaşlık ve alt boyutları ile ilgili yeterli düzeye sahip olmayan bölümün Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümü olduğu ve bu bölümü sırasıyla Türkçe Öğretmenliği bölümü takip etmektedir. Sınıf Öğretmenliği Bölümü öğrencilerinin dijital vatandaşlık ve alt boyutları hakkında bilgi düzeyleri az da olsa diğer iki bölümden daha iyidir. Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümü öğrencilerinin dijital vatandaşlık, dijital iletişim, dijital okuryazarlık, dijital etik, dijital hak ve sorumluluklar gibi kavramların ne olduğuna çoğunlukla “hayır bilmiyorum” cevabı verdikleri; Türkçe Bölümü Öğrencilerinin de dijital erişim, dijital okuryazarlık, dijital hak ve sorumluluklar gibi kavramların ne olduğuna genelde “hayır bilmiyorum” cevabı verdikleri; her üç bölüm öğrencilerinin sadece “dijital ticaret” kavramını yeterli düzeyde açıkladıkları görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hollanda’nın İspanya’ya Karşı Bağımsızlık Savaşı’nda 12 Yıllık Ateşkes Dönemi ve Osmanlı İmparatorluğu’na Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20040</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20040</guid>
      <author>Mustafa GÜLEÇ</author>
      <description>Bu çalışma, Hollanda’nın İspanya’ya karşı yaptığı 80 Yıl Bağımsızlık Savaşı (1568 - 1648) içindeki, erken modern Hollanda tarihinin dikkat çekici biçimde başarılı bir dönemini (1609 – 1621 Oniki Yıllık Ateşkes) irdeliyor. Söz konusu zaman aralığı; tecimsel, siyasi, askeri anlamda ve uluslararası düzlemdeki büyük Hollanda atılımının başlangıcı olarak da nitelenebilir. Hollanda’nın İspanyol yönetimine karşı kazandığı zafer, Hollanda Cumhuriyeti’nin ulusal ve uluslararası çıkarlarına olumlu anlamda koşut olarak, geçici bir ateşkes antlaşmasıyla taçlandırıldı. Çünkü İspanyol kralı, Hollandalıların Belçika’da sürdürdükleri savaş sonucunda ele geçirdikleri topraklar ve eyaletlerde, İspanya’nın idari yetkisinde olan Uzak Doğu’daki sömürge topraklarında herhangi bir hak talep etmeyeceğini özellikle kabul ettiğini ilan etti. Bütün bu olumlu gelişmelere ek olarak, Hollanda Cumhuriyeti, söz konusu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu hüküm sürdüğü çok geniş coğrafyada, kendisi için çok karlı olacak ticaret ayrıcalıklarını ve mali-hukuki dokunulmazlık haklarını dönemin Osmanlı padişahı I. Ahmet’ten almayı başardı. Bu incelemenin temel çıkış noktası, söz konusu Ateşkes’e yol açan genel koşulları ve bunların Hollanda Cumhuriyeti ile Osmanlı İmparatorluğu için doğurduğu sonuçları, tarihsel kaynaklar ışığında çözümlemek ve karşılaştırmalı olarak tartışmaktır. Diğer taraftan, uluslararası siyaset sahnesinde gün geçtikçe artan saygınlıklarının sonucu olarak, Hollandalılar tarafından alınan önlem ve atılan adımlar, Osmanlı yönetiminin oldukça düz tutumları ve edilgen tepkileri dikkate alınarak karşılaştırılıp çözümlenecektir. Aynı zamanda, bu bağlamda, tarihsel veriler temel alınarak, Osmanlı yönetiminin genel olarak kabul edici, onaylayıcı ve de izleyici tavırlarının, muhtemelen, ticari, siyasi ve diplomatik anlamda geleceği görüp ona göre hesap yapma eğiliminden yoksun olmaya bağlı olabileceği de tartışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Türkünün Bağlama Dayalı Göstergesel Dönüşümü: Mamoş Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20058</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20058</guid>
      <author>İbrahim GÜMÜŞ</author>
      <description>Halk türküleri ortaya çıktığı toplumun hem köklerine ait hem de zamanının sosyal ve kültürel değerlerinden izler taşır. Aynı zamanda türküler sosyo-kültürel öğeleri birincil ya da ikincil kültür ortamlarıyla kuşaktan kuşağa zamanın çok ötesine geleceğe taşır. Sözlü kültür ortamında başlangıçta yaratıcısı bilinen ancak zamanla halk tarafından çok sevilen türkülerin bazıları anonimleşmiştir. Türkü hakkında geçmişten günümüze pek çok tanım yapılmıştır. Türkü, sözlüklerde hece ölçüsüyle yaratılmış, ezgili biçimde bestelenmiş manzume ve Türklere özgü şarkı olarak tanımlanmıştır. Türküler, yaratıldığı toplumun yaşantısından izler taşır ve kültürel kodlarını içinde barındırır. Türküler, halkın mutluluğunu ve acısını aktaran manzum türlerdir. Birincil kültür ortamında türküler belli bir icracı tarafından ezgili bir biçimde söylenir. Türküler, icracı ve dinleyen arasında bir bağ oluşturur. Türküler, sözlü kültür ortamında kuşaktan kuşağa aktarma sırasında farklı icralar nedeniyle bazı değişimler geçirir. Bunun neticesinde de eş metinler ortaya çıkabilir. Bu durum ikincil kültür ortamında metne bağlı kalındığı için görülmez. Ancak elektronik kültür ortamında türküler, içinde bulundukları bağlamlara göre yeni anlamlar kazanır. Türkülerin sözlü kültürdeki gösterge ve gösterilen ilişkileri, elektronik kültür ortamında değişir. Türküler, televizyon ve sinema gibi kültür endüstrileri tarafından göstergeleri bir değişme ve dönüşme tabi tutularak kullanılmaktadır. Bu bildiride Elazığ’da ihanetin bedeli olarak ortaya çıkan Mamoş türküsünün Türk televizyon dizisi olan Kurtlar Vadisi Pusu’da göstergelerinin değişerek evlat acısına dönüşümü metin okuma yöntemiyle incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kilis’in İnanç Turizmi Potansiyeli ve Kutsal Mekânları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19702</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19702</guid>
      <author>Muazzez HARUNOĞULLARI</author>
      <description>İnanç turizmi hem gelir getirici hem de kutsal mekanların farkındalığını ortaya koyması yönünden önemlidir. Eğlenme, dinlenme, spor, sağlık, kültürel etkenlerin yanında inanç da insanların turizme katılma nedenleri arasındadır. Tüm toplumlar, inançları gereği kutsal sayılan yerleri ziyaret etmek ve manevi rahatlık sağlamak için, inanç turizmine katılmaktadır. Son yıllarda inanç turizmi diğer turizm türleri içindeki yerini almış ve küresel bir sektör haline gelmiştir. Farklı medeniyetlere ve büyük semavi dinlere ev sahipliği yapan Kilis, kültür ve inanç turizmi potansiyeli zengin olan bir yerleşmedir. Bu çalışmanın amacı Kilis’te bulunan birer dini miras olan kutsal yerlerin inanç turizmi potansiyelini belirlemektir. Çalışmada nitel ve nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma ile ilgili literatür taraması yapılmış, ikincil veri kaynaklardan elde edilen bulgular, sahada yapılan gözlemler ve ilgili kurumlardan alınan bilgi ve raporlar doğrultusunda mevcut veriler kullanılarak araştırma ile ilgili elde edilen veriler betimsel analiz metoduyla değerlendirilmiştir. Kilis ilinde turizmle ilgili tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin yeterli olmaması, altyapı, ulaşım ve konaklama yetersizliği, güvenlik sorunları, turizm yatırımlarına teşvikin yok denecek kadar az olması, festivallerin kültürel etkinliklerin yetersiz olması, yeterince tanıtıcı reklamların yapılmaması, turizm bilincinin gelişmemiş olması, turistik yerlerin yeterince önemsenmemesi karşılaşılan başlıca sorunlardır. Bu sorunların giderilmesi, alternatif turizm türlerinin geliştirilmesi, özellikle inanç turizminin hayata geçirilmesi yöredeki sosyal ve ekonomik hareketliliği arttıracaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eş Zamanlı Uzaktan Piyano Öğretiminin Geleneksel Piyano Öğretimiyle Karşılaştırılarak Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20035</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20035</guid>
      <author>Ahmet Suat KARAHAN</author>
      <description>Araştırmanın amacı, öğrencilerin geleneksel piyano dersinde gösterdikleri başarı düzeylerine dayalı olarak eş zamanlı uzaktan piyano dersi başarı düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırmada deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın deneysel evresinde, deney ve kontrol gruplarından elde edilen puanların karşılaştırılması ve iki grubun grup içi gelişim seviyelerinin belirlenmesi amacıyla ön test- son test model tercih edilmiştir. Araştırma verilerine kaynak taraması yöntemi ve oluşturulan deneysel ortamla ulaşılmıştır. Deneysel ortam verileri, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin performans kayıtlarından oluşmaktadır. Bu kayıtlar üç uzman piyano eğitimcisiyle 10 kriterden oluşan ölçek kullanılarak değerlendirilmiştir. Ulaşılan verilerin işlenmesinde SPSS 17.0 Programı kullanılmış, İlişkisiz ölçümler t testi ve Karışık Ölçümler İçin İki Faktörlü Anova testi uygulanmış ve elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır. Araştırmanın problem cümlesine ilişkin bulguları, gruplar arası ön test denklik durumu, grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar biçiminde sunulmuştur. • Deney ve kontrol gruplarının ön test denklik durumuna ilişkin İlişkisiz ölçümler t testi Sonuçlarına göre; deney ve kontrol gruplarının arasında piyano çalma performansı açısından [U=45,000, p&lt;.05] düzeyine göre anlamlı fark bulunamamıştır. Ayrıca, sıra ortalaması değerleri de (deney:10,00-kontrol: 11,00) dikkate alındığında gruplar arasında oldukça yakın bir dağılım gerçekleştiği, dolayısıyla deney ve kontrol grubu öğrencilerinin piyano çalma becerisi açısından denk olduğu belirlenmiştir. • Deney ve kontrol gruplarının ön test ve son test Ölçümlerinden Aldıkları Başarı Puanlarının Anova Testi Sonuçlarına göre; deney ve kontrol grupları arasında piyano çalma performansı açısından anlamlı bir fark bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yapılan ölçümler, [F(1-18) = 0,956; p&lt;.05] eş zamanlı uzaktan piyano öğretimiyle geleneksel piyano öğretimi arasında öğrencilerin piyano çalma performansı açısından anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Araştırma sonucunda, eş zamanlı uzaktan piyano dersi yapılan deney grubu öğrencileriyle, geleneksel piyano dersi yapılan kontrol grubu öğrencileri arasında piyano çalma performası açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ayrıca, deney grubu ve kontrol grubu öğrencilerinin piyano çalma performanslarının gelişim düzeyleri arasında da anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Bu sonuçlar, eş zamanlı uzaktan piyano derslerinin öğrencilerin piyano çalma performanslarını geleneksel piyano derslerine yakın bir seviyede geliştirdiğini göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVIII. Yüzyıla Ait Bir Tıp Yazması Üzerine:Terceme-i Kitâb-ı Ebûbekir Râzî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19949</guid>
      <author>Elif KAYA</author>
      <description>Anadolu’da Eski Anadolu Türkçesi döneminden itibaren birçok el yazması eser oluşturulmuştur. Yazma eserler, yazıldıkları dönemin diline, kültürüne, yaşam biçimine ışık tutarlar. Bunlar arasında konuları yönünden özel bir terminolojiye sahip alanlara ilişkin olanlarda karakteristik sözcük kullanımına tanık olmak daha çok mümkün olmaktadır. Bu türden yazma eserler arasında tıp yazmalarının önemli bir yeri vardır. Gerek hastalık adları, tedavi uygulamaları ve bu esnada kullanılan maddeler gerekse anatomi terimleri, bitki adları, eczacılık terimleri, bazı macun ve hap adları açısından zengin olan bu eserler ile ilgili yapılan çalışmalar kültür tarihi ve ilgili diğer alanların araştırmacılarına katkı sağlayacaktır. Anadolu’da kaleme alınan bir kısmı telif, bir kısmı ise tercüme olan tıp konulu eserler üzerinde birçok çalışma yapılmıştır. Ancak XVI. yüzyıl sonrasının, özellikle XVIII. yüzyılda kaleme alınmış tıp yazmalarının araştırmacılar tarafından ihmal edildiği söylenebilir. Bu çalışmada XVIII. yüzyılın ilk yarısında kendisi de bir hekim olan Ali Münşî tarafından tercüme edilmiş Terceme-i Kitâb-ı Ebûbekir Er-Râzî veya Terceme-i Kitâb-ı Ebî Bekr er-Râzî fi’t-tıbb adıyla anılan tıp yazmasının tanıtılması amaçlanmaktadır. Eserin tespit edilen üç nüshası tanıtılıp mütercimi Bursalı Ali Münşî Efendi ve yazarı Ebûbekir er-Râzî hakkında bilgi verildikten sonra Râzî’nin hangi kitabının tercümesi olabileceği tartışılmış ve eserin içeriği, diğer tıp yazmalarından ayrılan yönü, yazımı ile belirgin dil özellikleri hakkında bilgiler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de “Müzik ve Sosyoloji” Ortak Alanında Yapılmış Lisansüstü Tezler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19838</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19838</guid>
      <author>M. Akın KUMTEPE, Şebnem YILDIRIM ORHAN</author>
      <description>Bu araştırma, Türkiye’de çeşitli üniversitelerde sosyoloji, halk bilim, müzikoloji, müzik öğretmenliği anabilim dallarında “ müzik ve sosyoloji” alanında yazılmış lisansüstü tezlerin tespit edilip, sınıflandırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma taşıdığı amaç ve bu amaca uygun olarak izlenen yöntem ve toplanan verilerin niteliği açısından durum saptamaya yönelik betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, müzik ve sosyoloji ortak alanında yapılmış bütün tezler, örneklemini ise 1985 -2014 yılları arasında yapılan lisansüstü tezler oluşturmaktadır. Araştırma, sosyoloji ve müzik alanlarıyla, araştırmacının ulaşabildiği lisansüstü tezlerle, ulaşılan tezlerin anahtar kelimelerinde, başlıkta ve özette yer alan sosyolojik kavramlar ile sınırlıdır. Araştırmaya tezin başlığı ve özetin, tezin içeriğini yansıttığı sayıtlısıyla yola çıkılmıştır. Araştırmada müzik ve sosyoloji alanında yapılmış lisansüstü tezlere ilişkin veri toplarken YÖK tez arama merkezinin internet sayfası aracılığıyla “müzik ve sosyoloji, müzik ve toplum, müzik ve siyaset, müzik ve din, müzik ve politika, müzik ve propaganda, müzik ve kültür, müzik ve kültürel kimlik, müzik ve toplumsal sınıf, müzik ve cemaat, müzik ve cemiyet, müzik ve örgütlenme, müzik ve dernek” ifadeleri ile taranmıştır. Elde edilen 132 tezin başlık, özetleri incelenmiş; yapıldıkları üniversitelere, disipline,tez türlerine, yıllara, enstitülere, göre 5 ana başlık altında sınıflandırılmıştır. Araştırma, sosyoloji ve müzik ile ilgili yapılacak araştırmalara kaynak oluşturması ve araştırmalarda konu seçiminde referans olması bakımından önemli sayılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Edebiyatında Yunan Mitolojisine İlişkin Kabul ve Redlerin Dayanak Noktaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20001</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20001</guid>
      <author>Sena KÜÇÜK</author>
      <description>Mitoloji bir edebiyatın yapı taşıdır. Bu bakımdan edebiyatın üzerine kurulacağı mitolojik zemin her zaman tartışma konusu olmuştur. Tanzimat senelerinde eski Yunan–Latin klasikleri etrafında ve sonrasında Nev-Yunanilik eğilimi bağlamında mitoloji görüşleri ortaya konulmuştur. Bunlar, Millî edebiyat eksenli görüşlerin, klasikleri reddetmeyen, özellikle dil ve yapı itibarıyla yeni Türk edebiyatına örnek gösteren, içerik konusunda ise eski Türk mitolojisini işaret eden ağırlığıyla 1940’lara taşınmıştır. 1940’ta eski Yunan–Latin klasiklerinin çevirisi ivme kazanır. Bu, hümanizmanın yükselmesine ve akabinde Mavi Anadolu hareketinin doğmasına yol açar. Böylece Batı edebiyatının temelini oluşturan Yunan mitolojisi, Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının da kaynağı olma yolunda en ileri aşamaya ulaşır. Bu ise kabullerin yanı sıra bir dizi karşı çıkışı da beraberinde getirir. Hayata insan merkezli görüş açısının egemen olması ilkesiyle hareket eden hümanizma benimsenir, İlyada ve Odysseia hümanizmanın kutsal kitabı olarak yüceltilir. Yunan mucizesi söylemine uygun olarak, Doğu medeniyeti mahkûm edilir, edebiyatımızın eski Yunan’a dayanması gereği kesin olarak ifade edilir. Bir yandan da eski Yunan’a ölçüsüz hayranlık tenkit edilerek, edebiyatımızın alanını genişletmede hümanizmadan yararlanma yolları gösterilir. Yunan mucizesi söylemini bütünüyle reddeden görüşlerle, mesele farklı boyutlar kazanır. Bunların başında Cemil Meriç gelir. Yunan mitolojisinin kaynağı olarak Anadolu’yu işaret eden Mavi Anadolucular; Anadolu’nun kültürel yapısını ortaya koyarken Osmanlı–İslam dönemini yok saymaları, Avrupai bir anlayışla seçkinci bir tutum sergileyerek gerçeklik çizgisinin dışına çıkmaları, bu bağlamda tezlerini sağlam olgularla temellendirmemeleri yüzünden eleştirilir. Genel anlamda mitoloji, özel anlamda Yunan mitolojisi dil ve edebiyat için zengin bir kaynak olması, tarih-dışı estetik anlayışına temel teşkil etmesi, yenileşmenin tamamlayıcısı olması bakımlarından savunulur. Eserde uyumsuz bir eklenti olarak görülmesi, yabancı bir etki uyandırması, sosyal gerçekçiliğe ve dine aykırı değerlendirilmesi nedeniyle reddiyeye uğrar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sinirdilbilimsel Yaklaşım: Yaşayan Dillerin Öğretimi/Öğrenimi İçin Yeni Bir Model</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20037</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20037</guid>
      <author>Nurten ÖZÇELİK</author>
      <description>Psikologlar ve araştırmacılar tarafından bireylerin öğrenme biçimleriyle ilgili olarak 1800’lü yıllardan itibaren ortaya atılan yapısalcılık, işlevselcilik, davranışçılık ve bilişselcilik vb. kuramlar ve bu kuramların prensiplerinden hareketle yabancı dil/ikinci dillerin (YD/İD) öğretimi/öğrenimi amacıyla birçok yöntem ve yaklaşım ortaya konmuştur. YD/İD öğretimi/öğreniminin temel hedefi öğrenenlere rahat iletişim kurabilme becerisini edindirmektir. Ancak 1970’li yıllardan itibaren bilişsel psikolojinin öğrenme prensiplerinden hareketle hazırlanan yaklaşımların istenen hedefe ulaşmada yetersiz kaldığı birçok bilimsel çalışma ile ortaya konmuştur. Dolayısıyla eğitbilimciler YD/İD’lerin öğretimi için yeni ve farklı yöntemler geliştirirlerken nöroloji, sinireğitim ve bilişsel sinirbilimler alanlarında yapılan araştırma bulgularından da yararlanmışlardır. Bu çalışma, Kanada’da, YD/İD Fransızcada iletişim becerilerinin ediniminde karşılaşılan sorunlara çözüm bulabilmek amacıyla Germain ve Netten tarafından nöroloji ve bilişsel sinirbilimler alanındaki çalışmalardan elde edilen veriler ışığında geliştirilen Sinirdilbilimsel Yaklaşımı (SDY) ve temel prensiplerini tanıtmak amacıyla hazırlanmıştır. Bu bağlamda, öncelikle yaklaşıma temel teşkil eden Paradis’nin Sinirdilbilimsel Çiftdillilik kuramından bahsedilmiş ardından bilişsel sinirbilimler ve sinirdilbilim çalışmalarının SDY’nin kavramsallaştırılmasına katkılarına değinilmiştir: örtük yeti/açık bilgi, örtük yetinin geliştirilmesi, iletişimde sözlü dilin önceliği ve uygun transfer süreci. SDY beş temel prensip üzerine kurulmuştur: içsel dilbilgisi edinimi, okuma-yazmanın gelişmesine dayalı bir pedagojiye başvurma, proje pedagojisine başvurma, sınıfta doğal iletişim durumlarının yaratılması, etkileşimli iletişim stratejilerine başvurma. Çalışmada, bu prensipler detaylı bir biçimde ele alınmış sonuç bölümünde ise bahse konu yaklaşımın YD/İD öğretimi/öğreniminde benzer sorunların yaşandığı ülkemizde de kullanılabileceği vurgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lâmi‘î Çelebi’nin Şevâhidü’n-Nübüvve Tercümesi’ne İlâveleri ve Moton Kalesi Fetih-Nâmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19971</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19971</guid>
      <author>Erdem Can ÖZTÜRK</author>
      <description>Şevâhidü’n-nübüvve, Molla Abdurrahmân-ı Câmî tarafından H. 885 senesinde yazılmış, Hz. Peygamber’in nübüvvetinin delillerini anlatan Farsça bir eserdir. Kitap birkaç kez dilimize tercüme edilmiş olup bunların en meşhur ve en çok nüshaya sahip olanı Lâmi‘î Çelebi tarafından yapılan çeviridir. Lâmi‘î Çelebi, Şevâhidü’n-nübüvve’yi H. 915 yılında Türkçeye çevirmiştir. Lâmi‘î’nin bu çevirisi, Molla Câmî’nin kitabının neredeyse kelime kelime tercümesi şeklindedir. Bununla birlikte Lâmi‘î, çevirisine bazı ilâvelerde de bulunmuştur. Söz konusu ilâveler eseri, telif bir eser hüviyetine getirecek seviyede olmasa da önemli boyutlardadır. Mütercim, kitabın baş kısmına önce bir giriş bölümü eklemiş, daha sonra asıl konunun işlendiği yerlerde konuyu destekleyici mahiyetteki benzer örnekleri, rivayetleri, ayet ve hadisleri de ilâve ederek çevirisini tamamlamıştır. İşte Lâmi‘î Çelebi tarafından tercüme esnasında yapılan bu eklemeler, bu çalışmanın esasını oluşturmaktadır. Bilhassa II. Bâyezîd zamanında, bizzat Lâmi‘î’nin de katıldığı bir seferle gerçekleşen Modon Kalesi’nin fethi, fethin aşamaları ve bu süreçte yaşananlar Lâmi‘î Çelebi tarafından manzum bir tarihle birlikte esere alınmıştır. Bu kısım, Modon Kalesi’nin fethiyle ilgili bir fetih-nâme olması hasebiyle ayrı bir önem arz eder. Bu çalışmada öncelikle Lâmi‘î Çelebi tarafından Şevâhidü’n-nübüvve’ye yapılar ilâveler genel olarak değerlendirilecektir. Bu eklemeler, özelliklerine göre sınıflandırılacak, işlev ve mahiyetleri hakkında bilgi verilecektir. Ardından çeşitli nühalardan hareketle tenkitli metni kurulan Modon Kalesi Fetih-nâmesi’nin metni verilerek çalışma sonlandırılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hasan Ali Toptaş’ın Uykuların Doğusu Adlı Romanı Üzerine Stilistik Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19954</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19954</guid>
      <author>Murat PARLAKPINAR, Fethullah ÇİFTÇİ</author>
      <description>Bu çalışmada, Hasan Ali Toptaş’ın Uykuların Doğusu adlı romanı üzerine bir üslub incelemesi yapılmıştır. Öykü ve roman dışında denemeler ve şiirsel düzyazı olarak nitelendirilen eserler kaleme alan yazarın, Türk edebiyatında tanınması romanlarıyla olmuştur. Toptaş, kaleme aldığı romanlarıyla önemli ödüller kazanmıştır. Yazarın romanlarıyla ilgili yapılan değerlendirmelere bakıldığında romanlar kurgu ve teknik bakımından başarılı bulunmakla birlikte romanlarda kullanılan dilin farklılığına ve başarısına özellikle vurgu yapıldığı görülmektedir. Ne var ki yapılan değerlendirmelerde yazarın bu yönüne vurgu yapılmış ancak bu değerlendirmeleri destekleyecek ayrıntılı çözümlemelere girişilmemiştir. Yazarın üslubu ile ilgili değerlendirmeler genellikle postmodernizmle ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Bir başka ifade ile yazarın üslubunu biçimlendiren felsefik yön ele alınmış, yazarın dil malzemesinden ne şekilde yararlandığı yeterince ortaya konulmamıştır. Bu çalışmayla Toptaş’ın dilini farklı ve etkileyici kılan özelliklerin neler olduğunun ortaya konulması amaçlanmaktadır. Çalışma yazarın Uykuların Doğusu adlı romanıyla sınırlandırılmıştır. Çalışma her ne kadar tek romanla sınırlandırılmış olsa da aslında Hasan Ali Toptaş’ın romanları -son romanı olan Heba dışında- dil ve anlatım bakımından birbirine benzer özellikler taşımaktadır. Dolayısıyla bu tek roman baz alınarak yapılan bu stilistik inceleme yazarın roman üslubu hakkında genel olarak da fikir verici niteliktedir. İncelemede metin merkezli bir yaklaşım sergilenmiş, tespit edilen özellikler herhangi bir inceleme yöntemine bağlı kalınmadan uygun görülen başlıklar altında ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uzun Manzumeleri Işığında Cem Sultan’ın Ruh Âlemine Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19904</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19904</guid>
      <author>Ayşe SAĞLAM</author>
      <description>Edebi eserler, sanatçıların düşünce dünyalarını ve ruh âlemlerini yansıtan imgelerle yüklüdür. Sanatçıların iç âlemlerindeki heyecan, coşku, kargaşa ve hüzün gibi ruh hallerini, ortaya koydukları edebi eserlerde görmek mümkündür. Bu durum, diğer edebi eserlerde olduğu gibi klasik Türk edebiyatı metinleri için de geçerlidir. Acı dolu yaşam hikâyesiyle 15. yüzyılın ilgi çekici şairleri arasında yer alan Cem Sultan, iç âlemini şiire yansıtan şairlerden biridir. İhtişamlı bir şehzadelik sürecinin ardından ağabeyi Bayezid’le taht mücadelesine giren Cem, bu mücadeleden yenik olarak çıkar. Bayezid’den kaçan şair, hayatını kurtarmak için maiyetiyle beraber Rodos şövalyelerine sığınır. İstediği zaman Rodos’tan ayrılmayı planlayan Cem, bu konuda şövalyelerle anlaşma imzalar. Cem’i Rodos’a götüren şövalyeler, anlaşmayı hiçe sayarak onu Bayezid’den para koparmak, tehdit etmek ve durdurmak için bir koz olarak kullanırlar. Rodos, Fransa ve Roma üçgeninde uzun yıllar esaret hayatı yaşayan şair, içerisinde bulunduğu zor durumun yıkıcı tesirlerini hissetmemek için kendisini şiir yazarak avutmaya çalışır. Bu dönem şiirlerinde, şairin hayatıyla ilgili bazı bilgilerin yanı sıra yaşadığı ruh hallerinin de şiirine yansıdığı görülür. İsyandan tevekküle doğru seyreden ruhi bir atmosfer içerisinde olan şair, bu süreçte yaşadığı karmaşık ruh hallerini şiirlerine yansıtır. Yaşadıklarını kabullenemediği için isyankâr bir tavır takınan şair, bir yandan güçlü görünme mücadelesi verirken bir yandan da yenilgiden kaynaklı derin ızdıraplarını okuyucuya açar. Acı, üzüntü, özlem ve pişmanlık içerisinde olan şair, yaşadığı ruh depremleriyle Allah’la olan irtibatını daha da kuvvetlendirir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yazılı Anlatım Değerlendirme Ölçütlerinin İkili Karşılaştırmalar Yöntemiyle Önem Derecelerinin Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19946</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19946</guid>
      <author>Ayfer SAYIN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı yazılı anlatım ürünlerinin değerlendirilmesinde kullanılması gereken ölçütlerin üniversite öğrencilerine göre önem sıralamasının belirlenmesidir. Bu doğrultuda nicel araştırma yöntemlerinden tarama araştırması deseninde yürütülen çalışmada Gazi Üniversitesinde birinci sınıfta öğrenim gören ve Türkçe I: Yazılı Anlatım dersine 12 hafta devam etmiş 162 öğrencinin görüşleri alınmıştır. Öğrencilerin yazılı anlatım ürünleri ölçütleri önem sıralamasının belirlenmesi için ikili karşılaştırma ölçekleme yöntemi kullanılmış ve bu doğrultuda veri toplama aracı hazırlanmıştır. Öğrencilerden elde edilen cevaplar ikili karşılaştırmalar yönteminin III. Hal ve V. Hal denklemleri ile çözümlenmiş ve sonuçları karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin yazılı anlatımların değerlendirilmesinde en önemli gördükleri ölçütlerin “açık, anlaşılır ve tutarlı bir üslubun kullanılması” ve “ana fikrin belirlenerek yazının bu çerçevede oluşturulması” ölçütleri olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin yazılı anlatımın oluşturulmasında ya da değerlendirilmesinde en az önem verdikleri ölçütlerin ise “kağıt düzenine dikkat edilmesi” ve “yazım ve noktalamanın doğru olması” ölçütleri olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra araştırmaya katılan öğrencilerin ikili karşılaştırmalar yoluyla belirlenen görüşleri arasındaki tutarlılığın incelenmesi amacıyla her iki yöntemde ortalama hata hesaplanmıştır. Hesaplama sonucunda öğrencilerin vermiş oldukları cevapların genel olarak tutarlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma kapsamında ayrıca iki farklı yöntemle yapılan sıralama sonuçları arasındaki ilişkiler Sperman korelasyon katsayısı ile hesaplanmıştır. Sonuçlar arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kayseri / Tarihi Talas Evleri Giriş Cephe Tasarımları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20020</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20020</guid>
      <author>Şerife TALİ</author>
      <description>Zamanında Talas’ın ilçe ve köyleri etnik ve dini açıdan kozmopolit bir yapıya sahip olup burada bulunan kâgir evlerin giriş cepheleri tipolojik olarak incelenmiştir. Evlerin ana kütlesi içerisinde yer alan sadece asıl giriş kapıları ve avlu giriş kapıları değerlendirilmiştir. Girişler üzerindeki kitabelerden evler genellikle XIX. yy.’a tarihlendiği ve bu doğrultuda süslemenin Rönesans, Klasik, Barok, Art Nouveau gibi eklektik üslup ağırlıklı olduğu görülmektedir. Talas’ın tarihi kâgir evleri ve her birinin bir tabloyu andıran giriş cepheleri mimari tasarımlarının zenginliği ile merkezin tarihi süreçteki önemini açıkça ortaya koymaktadır. Evlerin giriş cepheleri sahibinin ekonomik gücüne göre değişen büyüklük ve süslemesi ile ayrıca evde yaşayan insanlarla ilgili dini ve sosyo-kültürel açıdan önemli bilgiler sunan alanlardır. Girişlerdeki bezemenin çok azı birbirinin tekrarı şeklindedir ve cephelerde bezeme anlayışı hareketli ve zengin karakterlidir. Mimari olarak güçlü ve özgün eserlerin meydana getirildiği cephelerde en önemli unsur malzeme kullanımındaki ustalıktır. Taş malzeme ile her cepheye özgün ifadelerin kazandırılması taş ustalarının konu ile ilgili teknik donanımı ve kabiliyeti ile açıklanabilmektedir. Farklı mimari sentezlerin ve süslemenin bir arada başarılı bir şekilde harmanlandığı merkezde teknik ve işçilik en olgun seviyededir. Evlerin giriş cepheleri, bilgi birikiminin kaliteli malzeme, sanat ve estetikle buluşturulması ile eve gelen kişiyi karşılayarak arkada yer alan yaşam ve yaşayanla ilgili fikirlerin de verildiği sembolik ifadeler içermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Mesleki Kaygı Düzeylerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20075</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20075</guid>
      <author>Kamil UYGUN, Muhammet AVAROĞULLARI , Mehmet ORAN</author>
      <description>Araştırmanın amacı, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının mesleki kaygı düzeylerini ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2014-2015 Öğretim Yılı’nda Uşak Üniversitesi Eğitim Fakültesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğrenim gören Sosyal Bilgiler Öğretmenliği programındaki öğretmen adayları oluşturmaktadır. Araştırma, tarama modeli ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak, Cabı ve Yalçınalp (2013) tarafından hazırlanan “ Öğretmen Adaylarına Yönelik Mesleki Kaygı Ölçeği” ve araştırmacılar tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Ölçekteki sorular, 5’li Likert tipi ölçek kullanılarak hazırlanmış olup verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Veriler, cinsiyet, yetiştikleri yer, ailenin aylık geliri ve öğrenim gördüğü üniversiteye göre analiz edilmiştir. Verilerdeki bulgular, Kolmogorov-Smirnov (K-S) testine göre normal dağılım göstermediğinden nonparametrik testler uygulanmıştır. Ölçek sonuçlarının istatistiksel olarak değerlendirilmesinde Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları mesleki kaygı üzerinde en etkili faktörün cinsiyet olduğunu göstermektedir. Erkek öğretmen adaylarının kız öğretmen adaylarına göre daha fazla kaygılı oldukları anlaşılmıştır. Daha sınırlı olmak üzere ailelerin gelir durumu, ailenin yaşadığı yerleşim yerinin büyüklüğü ve eğitim alınan üniversitenin de mesleki kaygı üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Bu faktörlerin hangi sebeplerden dolayı mesleki kaygı üzerinde etkili olduğu bu çalışmada araştırılmadığı için konuyla ilgili daha fazla çalışmanın yapılması önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) Sınavı Hakkındaki Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20057</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20057</guid>
      <author>Hakkı YAPICI</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, 2013-2014 akademik yılında uygulamaya konulan TEOG sınavı hakkında Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin görüşlerini değerlendirmektir. Araştırma betimsel araştırma desenlerinden durum çalışması modelinde yürütülmüş, yarı-yapılandırılmış görüşme formlarından yararlanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2014-2015 eğitim-öğretim döneminde Erzurum ve Gümüşhane illerinde beş farklı ortaokulda görev yapan 7 bayan 7 erkek olmak üzere 14 Sosyal Bilgiler öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın sonuncunda Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavını; MEB müfredat ve kazanımlarına uygun olmasının öğrenci motivasyonunu artırması, yeni sistemin dershaneye gitme ve kaynak kitap kullanımını etkilemediği, yılsonu başarı puanlarının TEOG sürecinde etkili olmasının 6 ders dışındaki diğer derslere olan ilginin artmasına sebep olduğu, sınavın iki günde 40 dakikalık 6 oturumda yapılmasının stresi azalttığı, sınav oturumları arasında 30 dakikalık dinlenme fırsatının sağlanması, öğrencilerin kendi okullarında girmelerinin sağladığı rahatlık, öğretmen sorumluluklarının artması açısından olumlu buldukları belirlenmiştir. Buna karşın Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin; Sınavdan sonra öğrencilerin derslere olan ilgilerinin azalması, sınav oturumları arası sürenin uzun olmasının öğrenci moral ve motivasyonunu bozması, öğretmen üzerinde idare ve veli baskısının oluşması gibi olumsuz değerlendirmede bulunmuşlardır. Ayrıca okul başarı notunun da bu sistemde önemli olduğunu, TEOG sınavına yönelik test ve deneme çözümünün sıklıkla yapıldığını ifade etmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fen ve Teknoloji Öğretmenlerinin Zamanı Etkili Kullanma Yeterlilikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19733</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19733</guid>
      <author>Sibel YAZÇİÇEK, Nuriye KOÇAK , Kadriye KAYACAN , Ayşegül DERMAN</author>
      <description>Bu araştırma, yapılandırmacı öğretim programına göre ders işleyen ortaokul Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin zamanı etkili kullanma yeterliliklerinin değerlendirilmesi üzerine yapılmıştır. Araştırma evrenini, 2013-2014 Eğitim Öğretim Yılı’nda Çankırı’da Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm devlet ortaokullarındaki 54 Fen ve Teknoloji öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem alma yoluna gidilmeyip “kendini örnekleyen evren” çalışma evreni olarak kabul edilmiştir. Veriler; öğretmenlerin kişisel bilgilerini içeren beş soruluk birinci bölüm, öğretmenlerin zaman yönetimi stratejileri konusunda görüşlerini içeren seksen soruluk ikinci bölüm ve Fen ve Teknoloji dersinde zaman yönetimini içeren altı soruluk üçüncü bölümden oluşan bir anket ile toplanmıştır. İkinci bölüm soruları likert tipi, üçüncü bölüm soruları ise açık uçlu sorulardan oluşmaktadır. Verilerin analizinde öğretmenlerin cinsiyete göre farklılıkları için t testi, Mann-Whitney U testi; mesleki kıdem ve okuttukları sınıf mevcuduna göre farklılıkları için de Tek Yönlü Varyans Analizi (one - way ANNOVA-F testi), Kruskal Wallis H test teknikleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; ? Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin cinsiyet farklılıklarına rağmen kullandıkları zaman yönetimi stratejileri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bu yüzden öğretmenlerin derslerde benzer zaman yönetimi stratejilerini kullandığı söylenebilir. ? Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin mesleki kıdemleri ile öğretmenlerin zaman yönetimi yaklaşımlarından Kendini Toparla, Savaşçı, Hedef, Sihirli Araç, Kendini Akıntıya Bırak ve Öz Bilinç Yaklaşımları’na yönelik görüşlerinin ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Buna rağmen Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin mesleki kıdemleri ile öğretmenlerin ABC ve Zaman Yönetimi 101 Yaklaşımları’na yönelik görüşlerinin ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. ? Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin okuttukları sınıf mevcutlarının öğretmenlerin Kendini Toparla, Savaşçı, Sihirli Araç, Zaman Yönetim 101, Kendini Akıntıya Bırak ve Öz Bilinç Yaklaşımları’nı kullanma düzeylerini etkilemediği söylenebilir. Buna rağmen Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin okuttukları sınıf mevcudu ile zaman yönetimi yaklaşımlarından Hedef ve ABC Yaklaşımları’na yönelik görüşlerinin ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. ? Öğretmenlerin, son bölümdeki açık uçlu sorulara verdikleri cevaplar gruplandırılmış ve yüzde olarak ifade edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orta Asya Ülkelerinde CO2 Emisyonu, İktisadi ve Finansal Gelişme ve Fosil Yakıt Enerji Tüketimi İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20017</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20017</guid>
      <author>Mahmut ERDOĞAN, Junus GANİEV</author>
      <description>Orta Asya ülkelerinin zengin doğal kaynakları, bölge ülkelerinin ekonomik büyümelerini hızla artırmalarına yardımcı olmaktadır. Türkmenistan ve Özbekistan çok büyük petrol ve doğal gaz rezervlerine sahiptir. Kazakistan ise Hazar gölüne kıyısı olan ülkeler arasında en büyük petrol rezervlerine sahip oldu. Gecen yirmi yıl boyunca Kazakistan enerji ihracat hacmini artırırken Gayri Safi Milli Hasılasını da artırdığı görülmektedir. Orta Asya ülkeleri enerji sektöründe yaşanan bu hızlı büyüme, çevresel kirlenmeyi kaçınılmaz şekilde artırmaktadır. Bununla birlikte, Türkmenistan ve Özbekistan henüz liberal ekonomik sisteme dönüşüm yapamamışlardır. Bu durumlar, Orta Asya ülke yönetimlerinin uzun dönemli sürdürülebilir kalkınmadan ziyade kısa dönem ekonomik iyileşmeye yöneltmiştir. Çevre kirliliği, ekonomik büyümenin ana sonuçlarından birisi olmasına rağmen, küresel ısınma ve iklim değişikliği problemleri insan yaşam kalitesini tehdit etmektedir. CO2 emisyon düzeylerini azaltmak için Orta Asya ülkeleri Kyoto protokolünü imzalamalarına rağmen, bölge ülkeleri hala çevre kirliliği konusunda kaygılanmaktadırlar. Bu çalışma, Orta Asya ülkeleri için CO2 salınımları ile ekonomik ve finansal gelişme ve fosil yakıt enerji tüketimi arasındaki ilişkiyi 1992-2013 döneminde panel ekonometri yöntemlerle incelemektedir. Bu çalışmanın bulguları, orta Asya ülkeleri için ters-U biçimindeki Çevresel Kuznets eğrisinin geçerliliğini göstermektedir. Buna ek olarak, enerji tüketimi ve şehirleşmenin CO2 salınımlarını pozitif etkilediği bulunmuştur. Ayrıca, analizler finansal gelişme ve ticari açıklığın CO2 salınımlarını azaltmada önemli faktörler olduklarını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Okuma Becerisi Kazandırmada Filmlerin Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20069</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20069</guid>
      <author>Adem İŞCAN</author>
      <description>Okuma becerisi diğer dil becerilerine oranla özellikle akademik anlamda çok önemli bulunduğundan, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenmekte olan öğrencilerin de hedef dilde en çok önem verdikleri beceri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, öğrencilerin okuma sürecini etkileyen faktörlerin farkında olmaları ve okuma süreçlerini bu doğrultuda kontrol altında tutmaları konusunda bilgilendirilmeleri yerinde olacaktır. Dil öğretiminde işitsel ve görsel araçların kullanımı ve faydaları bilinen bir olgudur. Bu araçların başında da filmler gelmektedir. Yapılan araştırmalarda dil öğretiminde filmleri kullanmanın yabancı dil öğrencilerinin diğer dil becerilerinde olduğu gibi konuşma becerilerinin gelişmesinde de etkili olduğu görülmüştür. Yapılan alan yazın taramasında filmlerin yabancı dil öğretiminde kullanımı ve bu konuda yapılan birçok çalışma varken ülkemizde çok az çalışma yapıldığı ve bunun da yeterli olmadığı görülmüştür. Bu da çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Filmlerin yabancı dil öğretiminde ya da yabancılara Türkçe öğretiminde kullanımı, filmlerin sınıfta ya da öğrencilerin tek başlarına izlemesi şeklinde basit bir olgu olarak görülemez. Bu konuda başarıya ulaşılması için öğretmen tarafından destekleyici film izleme etkinlikleri oluşturulmalıdır. Destekleyici etkinlikler olmadan yapılacak film izleme başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bununla birlikte doğru filmle birlikte doğru bir yöntem kullanıldığında filmler, öğrencilerin konuşma becerilerini geliştirmede etkili ve eğlenceli bir yol olacaktır. Bu noktada yabancı dil öğretmenlerine önemli görevler düşmektedir. Öğretmenin en önemli görevi, öğrencilerin konuşma becerilerini geliştirmek için iyi bir öğrenme ortamı sağlamalarıdır. Bu çalışmada, filmler yoluyla Yabancılara Türkçe öğrenenlerin okuma becerilerinin geliştirilmesi konusu irdelenmiş ve öğretmenlerin yabancılara Türkçe derslerinde kullanabilecekleri, filmler yoluyla okuma becerilerinin geliştirilmesine dönük etkinlik örnekleri sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmen Adaylarının Üstbilişsel Dinlediğini Anlamaya Yönelik Farkındalıkları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20060</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20060</guid>
      <author>Esra LÜLE MERT</author>
      <description>Dinleme, sözsel bir girdiyi anlama ve yorumlama sürecidir. Dinleme anlamaya dayalı, birçok işlemin bir arada, etkileşimsel olarak gerçekleştiği bir edimdir. Dinleme süreç gerektiren ve eğitimöğretim ortamlarında çeşitli etkinliklerle geliştirilen bir beceridir. Dinleme bireyin ilk öğrenme alanıdır. Dinleme doğum öncesinden başlar ve ömür boyu sürer. Üstbilişsel bilgi erken yaşlarda belirir, yavaşça gelişir ve en azından ergenlik döneminin sonuna kadar gelişimini sürdürür. Öğrencilerde üstbilişi geliştirmek, öncelikle üstbiliş bilgi ve becerisine sahip olan öğretmenleri gerekli kılmaktadır. Bu bakımdan özellikle üstbilişsel becerilerin öğrencilere verileceği ilköğretim basamağında görev yapan öğretmenlerin, kendilerinin üst bilişlerinin ne kadar farkında olduğunun belirlenmesi oldukça önemlidir. Çalışma, tarama modelinde hazırlanmış betimsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Katrancı (2012) tarafından geliştirilen, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış 20 maddelik “Üstbilişsel Dinlediğini Anlama Farkındalığı Ölçeği” kullanılmıştır. Çalışma, İnönü Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 240 öğrenciyle yapılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda en yüksek üstbilişsel dinlediğini anlamaya yönelik farkındalık düzeyi “dinleme sırası”a aittir. İkinci sırada “dinleme sonrası” yer alırken en düşük düzey “dinleme öncesi” olarak belirlenmiştir; oysa Türkçe öğretim programında dinleme öncesi etkinliklerin önemi vurgulanmaktadır. Araştırmaya katılan öğrencilerin dinleme öncesi, dinleme sırası, dinleme sonrası, üstbiliş dinlediğini anlama toplam puanları ortalamalarının cinsiyet değişkenine göre anlamlı bulunmamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>"Yeni Normal" Düşüncede Çin Ekonomisine Genel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20045</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20045</guid>
      <author>Aslıhan NAKİBOĞLU, Ayşe ERGİN</author>
      <description>Dünya tarihinde ekonomi dünyasında ve iş yaşamında bir çok farklılıklar ,teknolojik ilerlemeler ve politik dengelerde değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişikliklerden bir tanesi de 2003 yılında iktisadi yaşamda Yeni Normal olarak tanımlanan süreç olmuştur. Yeni Normal kavramı iktisatçı ve iş dünyasındaki aktörlerce farklı şekillerde tanımlanmıştır. Uzun süreli durgunluk dönemi,çoklu dengelerin oluşabildiği bir süreç, az büyüyen ekonomik geçiş, uzun süreli peryodda sıfır faiz gibi tanımlar bunlardan bir kaçı olurken ,yeni normal kabul edilebilirin yanında farklı değişimlere istinaden bilinen fazla sayıda doğru ve kuralların değişimine yönelik bir yapının ortaya çıkması ile genelde ekonomi,özelde iş ile rekabetin yeni kurallarını belirlemeyi hedefleyen bir kavram olarak nitelendirilmektedir. Küresel ekonomik sistemde yaşanan bu tür bir çok gelişme yeni normal sürecin başlaması ve yeni normal değerlerin belirlenmesi konusunda ayrıca önem arzetmektedir. Bu bağlamda 21 . yüzyıl dünyanın en fazla tartışılan ve en fazla işlenen konularından biriside Çin’de yaşanan iktisadi gelişme olmuştur.Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi ABD nin son yıllardaki gerileme süreci ve çinin kaydettiği iktisadi gelişme süreci olmuştur. Dünyanın hacim açısından en büyük 2.ekonomisi olan çin son yıllarda oldukça önemli bir yapısal değişim sürecine girmiştir.ve bu süreç Çin cumhurbaşkanı Xİ Jinpingin mayıs ayında yaptığı açıklamadada ilk kez net bir şekilde tanım buan yeni normal dönemi olmuştur.Yeni normal olarak tanımlanan bu süreçte ,düşük bir büyüme seviyesi,ve sürdürülebilir bir iktisadi performans ,cari işlemler hesabı gerilemesi ,GDP içinde tüketim payının artması ve gelir dağılımının durmadan artmaya başladığı görülmektedir.Bu sürecin anahtar kelimeleri olarak üretim faktörleri pazarındaki değişiklikler ,işgücü piyasasında ortaya çıkan işgücü kıtlığı ,hızlı ücret artışı ,düşük ekonomik büyüme hızı ,ve yeni denge ekonomik yapısı ,ekonomik gelişmenin yeni normal olarak tanımlanan sürecin anahtar kelimeleri olarak kullanılmışlardır.Çindeki iktisatçılar bu dönüşümde demografik dönüşüm ,işgücü hareketliliği,yatırımların yavaşlaması ,artan kamu borçları, Bölgesel farklılıklar …vb bu dönüşümün meydana gelmesinde önemli unsurlar olarak görülmektedir Çinli iktisatçılar ,Çin ekonomisinde oluşan yeni normal sürecin özellikle konjonktürel değişim döngüsü olmadığını vurgulamaktadırlar.Çinde iktisadi yapıda meydana gelen bu sürecin bütün dengeleri tersine çevirmemesi adına ,yatırım öncü büyüme desteklenmeli ,orta gelir tuzağından kaçınmalı ,makro ekonomik planlama yapılmalı ,yolsuzlukla mücadele yapılmalı,iktisadi ,mali,ve politik anlamda kurumsallaşma olmalı ,çevre korunmasına dikkat edilmelidir. Bunlar gerçekleştiği takdirde ,Çin yeni normalde görülen büyüme oranlarıyla yeni bir kalkınma aşamasına geçtiği bu süreçte gelecek dönemin büyüme sürecini inovasyona bağlı bir büyüme modeliyle güvence altına alabilecektir.’China manufacturing 2025 ‘planı Çinin bu bağlamda hazırladığı en kapsamlı dönüştürme planı olarak karşımıza çıkmaktadır.Sonuçta emek yoğun büyümeden inovasyona bağlı büyümeye dönüşüm aslında bu büyümenin terleyerek emek harcamak yerine aklını kullanarak gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir. Emek yoluyla elde edilen büyüme ucuz emek gücü ve toprak gibi doğal kaynakların kullanımıyla gerçekleştirilebilmektedir.Fakat teknolojik inovasyona dayalı büyüme olduğu için bunla elde edilen büyüme rakamları çin ekonomisi için ilerde daha da kıymetli ve sürdürülebilir bir büyüme olacaktır. Çalışmada öncelikle yeni normal kavramına teorik bir bakış yapılarak,dünyada yeni normal kavramı açıklandıktan sonra çinde yeni normal ve çinin iktisadi büyüme güçleri açıklandıktan sonra sonuç ve önerilerle çalışma tamamlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sultan II. Abdülhamid Devri Osmanlı Harp Okulunda Modernleşme; “Modernist-Gelenekçi Subaylar Arasındaki Çekişme Üzerine Bir Değerlendirme”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20041</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20041</guid>
      <author>Hidayet KARA</author>
      <description>Osmanlı Devleti’nin on yedinci yüzyıldan itibaren savaş alanlarında eski ihtişamını kaybetmesi devlet adamlarını ordu üzerinde düşünmeye sevk etmiştir. Askeri kurumların ihyası için 1600’lerden itibaren dönem dönem bazı yenilikler yapılmıştır. Yapılan ıslahatların en önemlilerinden biri askeri eğitim alanında yeni okulların açılmasıdır. 18. Yüzyıldan itibaren yeni okulları açılmaya başlanmış, ancak bazıları kısa ömürlü olmuştur. Batı tarzı eğitim vermek amacıyla kurulan ve ayakta kalan ilk mekteplerden biri Harbiye’dir. Mekteb-i Harbiye batı tarzı eğitimin uygulandığı ilk okullardan biri olduğu gibi, aynı zamanda yeni tarz eğitimin taşıyıcısı da olmuştur. Daha seküler tarzda bir eğitim programına sahip olan bu yeni okul yapısı, eğitim kadrosu ve eğitim programı itibari ile mevcut diğer okullardan farklıdır. Aynı zamanda buradan yetişen öğrenciler de zihinsel olarak klasik eğitim kurumlarında yetişen öğrencilerden farklı yapıya sahiptir. Bu açıdan Mekteb-i Harbiye yetiştirmiş olduğu yeni subay sınıfı ile yeni bir zihinsel dünyayı temsil etmiştir. Batılı eğitmenlerin tedrisatından geçen, batıya eğitimlerini tamamlamak için giden harbiye öğrencileri geçmişteki Osmanlı ordularında görev yapmaya başlayınca, gelenekçi düşüncenin temsilcisi olan alaylı subaylar ile çatışma içerisine girdiler. Osmanlı ordusundaki mektepli-alaylı çekişmesi sadece iki subay sınıfı arasındaki bir çekişme olmayıp, aynı zamanda mevcut düzen ile modernleşmeyi savunanların kavgası niteliğindedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Amatör Müzik Eğitiminin, Ortaokul Öğrencilerinin Problem Çözme Becerilerine Etkisi (Kırıkkale İli Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19832</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19832</guid>
      <author>Aykut BÜYÜKKÖSE, Şebnem YILDIRIM ORHAN , Mehmet ŞEREN</author>
      <description>Amatör müzik eğitimi, öğrencilerin sadece bir çalgı çaldığı ya da şarkı söylediği bir etkinlik değildir. Bu açıdan bu çalışma, amatör müzik eğitimini salt çalgı çalmak, şarkı söylemek olarak değil, kişisel gelişim için de önemli bir fırsat olduğunu ortaya koymak bakımından önemli ve gerekli görülmektedir. Bu araştırmanın evrenini Kırıkkale’deki amatör müzik eğitimi veren devlete bağlı okullar örneklemini ise, Kırıkkale’deki egzersiz müzik dersi açan iki ortaokul ve egzersiz dersi açmamış aynı özelliklerdeki bir ortaokul oluşturmaktadır. Araştırma, 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılı ile Kırıkkale’deki egzersiz müzik dersi açan devlet okullarıyla ve Egzersiz müzik dersi açmamış bir devlet okuluyla sınırlıdır. Araştırmaya katılan öğrencilere, Serin, O., Bulut Serin N. ve Saygılı G.’nin geliştirdiği “ilköğretim düzeyindeki çocuklar için problem çözme envanteri” ile demografik özelliklerin saptanması için başka bir anket uygulanmıştır.Ortaokul öğrencilerine uygulanan ölçekler elden ulaştırılıp sonuçları da elden toplanmıştır. Öğrencilere uygulanan testlerin sonucunda elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak, yüzde frekans analizi, t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve tukey testi yapılıp, tablolara yansıtılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen sonuçlara göre, örneklemi oluşturan öğrencilerin % 43’ünün amatör müzik eğitiminin ders başarısına olumlu katkısı görüşünde olduğu, öğrencilerin ders dışında enstrümanına zaman ayırma sıklığı arttıkça, öz denetim ve problem çözme envanteri toplam puanlarını da arttırmakta olduğu, amatör müzik eğitimi almayan ortaokul öğrencilerinin Problem Çözme Envanteri alt boyutu Kaçınma puanı ve Problem Çözme Envanteri toplam puanı, amatör müzik eğitimi alan ortaokul öğrencilerinin Problem Çözme Envanteri alt boyutu Kaçınma puanı ve Problem Çözme Envanteri toplam puanına oranda anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Markaların Yeni Göstergesi “Koku”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19746</guid>
      <author>Yusuf KESKİN, Asena BAŞER</author>
      <description>Tüketim toplumu haline gelen dünyada birtakım ihtiyaçlar insanlara öğretilmiş, sonra bu ihtiyaçlar vazgeçilmez hale getirilmiştir. Bu döngü sonunda insanlar 1980’li yıllarda varlığını bile bilmedikleri, 2000’li yıllarda vazgeçilmez hale gelen birçok alışkanlık ile çevrelenmişlertir. Alışkanlıklarını sürdürmek için alışveriş yapan insan, markalaşarak diğerlerinin arasından sıyrılmaya çalışan birçok firmadan birini seçmek zorunda kalmıştır. Marka, ürünü niteleyen, tanımlayan bir isim, terim, sembol ya da tüm bunların bileşimi ile ürünü diğerlerinden ayıran bir karakter olarak açıklanmakla birlikte, bilinirliği sağlamak açısından da oldukça önemlidir. Firmalar marka bilinirliğini arttırmak için birçok stratejiden faydalanıp, zamanla bunlara 5 duyudan birinin veya birkaçının kullanımını da eklemişlerdir. Duyularımız belleğimizle aramızdaki bağı kurar ve duyulardan gelen veriler sayesinde şekillenen nesnelerin isimleri, insanlar farkına bile varmadan beyinlerine kazınır. Beş duyumuzu kullanırken gözlerimizi kapatabiliriz, kulaklarımızı tıkayabiliriz, dokunmayabiliriz ancak soluduğumuz havayı durdurmamız mümkün değildir ki bu durum kokuyu diğer duyularımızdan farklı hale getirir. Kurumsal imajlarına yakışan, vermek istedikleri duyguyu müşterilerine hissettiren, mağazaya girdiklerinde nereye gelmiş olduklarını onlara anlatan bir koku hiç şüphesizdir ki marka bilinirliği için gereklidir. Reklamın başlangıcından bu yana gözümüze, kulağımıza hitap eden birçok tanıtım unsuru ile karşılaşan tüketici artık bu tip yöntemlere duyarsız hale gelmiştir. Üretici firmalar bu duyarsızlığa rağmen kendilerini gösterebilmek için yeni yöntemlerin peşine düşmüşlerdir. Reklam dünyasının yeni keşfi olan kokunun kullanımı yeni olmakla birlikte kısa sürede oldukça yaygın hale gelmiştir. Araştırmamızda koku göstergebilimsel olarak incelenmiştir. Gösterge çeşitleri ele alınarak kokusal gösterge ve etkilerinin insan üzerindeki etkisine değinilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda kokunun hedef kitle üzerindeki etkisi tespit edilmiş ve sonuçta birçok koku üreticisi firma markalara bu konuda rehberlik etmeye başlamıştır. Kokunun marka bilinirliği üzerindeki etkisini keşfeden birçok koku üreticisi firma Kokunun tüketici üzerindeki etkisi kavramaya başlandıkça, kendi kokusunu oluşturan markaların sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmada kokunun marka bilinirliği üzerindeki etkisi göstergebilimsel açıdan incelenecektir. Türkiye’de bu konuda çalışan koku üreticileri ve bu yöntemi kullanan firmalar tespit edilerek, kokuların neye göre tasarlandığı, marka bilinirliğine etkisi araştırılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Serbest Zaman ve Ev Kadınları: Nevşehir Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19857</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19857</guid>
      <author>Hulusi YILMAZ, Nermin KÖSE</author>
      <description>Bütün medeniyetlerde insanlar yaşamları boyunca katlandıkları tüm yorgunluklardan, sıkıntılardan uzaklaşmanın çabası içerisinde olmuş bu nedenle manevi inançları, kültürleri doğrultusunda yaşamaları ve bu yaşantının gereklerini yerine getirmeleri ile serbest zaman şekillenmiştir. Kapitalist uygarlık açısından boş zaman, çalışmanın yeniden üretimi için gerekli bir zaman\yaşam alanıdır. Kapitalist çalışma düzenin yeniden üretimi için, çalışmaya hazır biyolojik ve zihinsel dinginlik noktasında iş görene ihtiyaç duyulması, bu vakti çalışmanın doğurduğu ve verim düşüklüğüne yol açabilecek yorgunluğun giderilmesine hizmet edecek bir kullanıma açılmasına yol açmıştır. Ev Kadınları iş ve boş zaman çerçevesinde değerlendirildiğinde, ev içinde yaptıkları temizlik, yemek, çocuklarına bakma, kocasıyla ilgilenme onların iş alanlarını oluştururken bunların dışında kalan zamanları ise boş zamandır. Boş zaman ev içinde ve ev dışında olmak üzere iki başlık altında gözlenebilir. Ev içi boş zamanlar; televizyon, internet, cep telefonu, gazete, kitap, el işi örgü gibi kadının fiziki olarak çalışma alanı içindeki faaliyetleridir. Ev dışı boş zamanlar ise çarşı, pazar, park vb. gezintilere çıkmak, cafelere gitmek, yürümek, koşu yapmak, sinema ve tiyatroya gitmek, kuaföre gitmek, spor merkezine gitmek, köye gitmek, arkadaşa veya akraba ziyaretlerine gitmek, gün gibi faaliyetlere katılmak şeklinde tezahür eder. Bu çalışmada ise Ev Kadınlarının serbest zamanla olan ilişkisini, Ev Kadınlarının ev içi ve ev dışı serbest zamanlarını ölçmek ve etkileyen sebepleri araştırmak için alt kategoriler oluşturulmuştur. Yapılan analizler sonucunda Ev Kadınlarının serbest zamana vakıf olduğu görülmüştür. Bu bağın yaş, eğitim durumu, çocuk sayısı, medeni durum ve kocasının mesleğine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Etre Une Femme Libre Et Battre Pour La Liberte En Algerie Dans L’amour, La Fantasia</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20059</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20059</guid>
      <author>Hasan ATMACA</author>
      <description>Assia Djabar, connu comme un écrivain francophone d’origine algérienne, l’une des meilleurs écrivains féminins, a une popularité internationale grâce à ses œuvres littéraires dans le monde. L’une des plus importantes œuvres de l’écrivain, L’amour, la fantasia, publiée en 1985, est un roman ayant deux dimensions littéraires. D’un côté l’écrivain raconte l’histoire de sa vie personnelle, de l’autre côté elle parle de l’histoire de l’indépendance de son pays étant sous l’occupation française. Notre étude se compose de deux parties. Tout d’abord on a discuté la liberté i</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hasan Hüseyin’in Şiirlerinde Fenomenolojik Nesne İncelemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19670</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19670</guid>
      <author>Derya KARAOSMANOĞLU</author>
      <description>1927 yılında Sivas’ta doğan, Türk şiirinin en üretken şairlerinden Hasan Hüseyin’in poetikası sürekli bir değişim üzerine kuruludur. Tüm yeryüzünü yazma istemindeki Hasan Hüseyin için her şiir, kitap yeni bir başlangıçtır. Birçok nesneyi şiirine sokan Hasan Hüseyin, şiirin tanımı konusunda kesin duruş edinme kaygısı taşımadığından, kapalı ve toplumcu bir şair olarak nitelendirilmiştir. Bu çalışmada, Hasan Hüseyin’in şiiri fenomenolojik yaklaşımı bir perspektif olarak kullanan Cenevre Okulu'nun eleştiri yöntemiyle incelenmiştir. Nesnelerin özünü bulmayı amaçlayan Husserl, “doğal tavrı” ayraca alarak fenomenolojik indirgeme yapar. Bir süreç gerektiren bu indirgeme yöntemiyle nesnenin değişmeyen, genel özüne ulaşılır. Cenevre Okulu da Husserl’in bu yönteminden yararlanarak, bu çalışma için, şairin bilincinde nesneye ne tür bir anlam ya da öz yüklediğini saptar. Nesnelerin ayraca alınarak indirgemeye uğratıldığı bu yöntem aracılığıyla Hasan Hüseyin şiirinin çok katmanlı anlam yapısı açıklanmaktadır. Hasan Hüseyin şiirinde bu anlam katmanlarından birisi insan, toplum, halk, ezilmişlik, eşitsizlik, aşk, kadın ve cinsellik değişmeyen (temalar) olarak okur karşısına çıkar. Bu temaların da ardında Hasan Hüseyin’in varoluşsal duruşu, tekrarlayan yapılarla saptanır. Cenevre Okulu'nun tekrarları dikkate alarak ulaştığı anlamsal bütünlük ya da anlama yönelik saptamalar Hasan Hüseyin’in şiirinde aşkın, cinselliğin, kadın ve varoluşun yerini ortaya koyar. Öte yandan nesnelerin kazandığı anlamlar ve bütünlüğü oluşturan temalar göz önünde bulundurulduğunda, Hasan Hüseyin’in özgün değil, aksine gelenekle yakın ilişkisi olduğu ortaya çıkar. Özgün olduğu ve "deneyciliğimin gösterdiği nokta ise şiirlerinde uyguladığı biçimdir. Çalışma sonunda ulaşılan nokta, kapalılığı zaman zaman anlamsızlıkla karıştırılan Hasan Hüseyin şiirinin değişmeyen, tutarlı bir bakış açısı ve düşünce sistemiyle kurulduğunu gösterir. Fakat her kitap ve şiirde bu düşünce sistemiyle değil, uyguladığı biçim ile değişimi sağladığı ve özgünleştiği anlaşılır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlıda Bir Yeniden Yapılanma Hamlesi:Nizâm-ı Cedit ve Kabakçı Darbesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20044</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20044</guid>
      <author>Hasan YAŞAROĞLU</author>
      <description>Osmanlı İmparatorluğu, Batının uzun yıllar erişemediği medeniyeti yıllar önce kurmuş ve başarı ile sürdürmüştür. Ancak başlangıçtaki bu parlak gidiş sonuna kadar devam etmemiştir. Duraklama, gerileme ve çöküş dönemleri dolayısı ile Osmanlı medeniyeti söz konusu üstün vasıflarından önemli ölçüde uzaklaşmıştır. Duraklama ve gerileme gerçeği buna karşı tedbirler geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmış olduğundan bazı son dönem Osmanlı padişahları neredeyse tüm mesailerini değişim ve yenileşme teşebbüslerine tahsis etmişlerdir. Başlangıç itibariyle değişim ve yenileşmenin ana hedefi eski ihtişamı geri getirmek iken, ilerleyen zamanlarda bunun yerini Batıyı yakalama arzusu almıştır. İster eski ihtişamı geri getirmek niyetiyle ortaya çıkmış olsun, isterse Batıyı yakalamayı hedeflesin, girişilen bu reform hareketlerinin ortak kaderi başarısızlık olmuştur. Tümü bir darbe ile sonlandırılmıştır. Belli hedefler yakalanmış olsa da Osmanlı toplumu toptan değişim ve dönüşüm hamlesini bir türlü tam olarak gerçekleştirememiştir. Bunun için Cumhuriyetin ilanını beklemek durumunda kalmıştır. Osmanlı değişim ve yenileşme hareketlerinin en önemlisi hiç şüphesiz Nizâm-ı Cedîd’tir. Sultan III. Selim tarafından başlatılmış ve uygulamaya konulmuş olan bu hareket, planlı bir yeniden yapılanma hamlesidir. Nizâm-ı Cedîd geçmişte başarısız olan önemli değişim hareketlerini de örnek alarak, çok dikkatli, gizli ve planlı hareket etmiş, ancak öncekiler ile aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamamıştır. Dikkatli planlama, iyi organize gibi üstün vasıflarına rağmen o da başarısız olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mattison Affluenza Ölçeğinin Türkçeye Uyarlama Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20012</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20012</guid>
      <author>Demet AKARÇAY ULUTAŞ, Elmas AKIN , Döne AYHAN</author>
      <description>Bu çalışma, tüketimin aşırı halinin bireysel ve toplumsal açıdan öneminin vurgulandığı ve bireyleri kendi yaşamları üzerinde karar verebilmelerine kadar varan olumsuz etkilerinin konu edildiği sosyal psikoloji, psikiyatri, sosyoloji, sosyal hizmet literatürü ışığında, Mattison Affluenza Ölçeği’nin Türkçeye uyarlanması amacıyla yürütülmüştür. Ölçeğin Türkçeye uyarlanması amacıyla öncelikle çeviri sürecinde 13 uzman görüşünde hareket edilerek ölçek maddelerine son hali verilmiştir. 820 üniversite öğrencisi arasında yürütülen çalışmada, ölçeğin güvenilirlik düzeyi Crobanch Alpha katsayısına bakılarak karar verilirken, geçerlilik düzeyi için ise açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri prosedürleri SPSS Amos programı aracılığıyla izlenmiştir. Ayrıca, ölçeğin ölçüt bağıntılı geçerliliğini incelemek amacıyla Vandecasteele ve Geuens (2010) tarafından geliştirilen, Özoğlu ve Bülbül (2013) tarafından Türkçeye uıyarlanan Güdülenmiş Tüketici Yenilikçiliği Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin Türkçe çevirisi için görüşü alınan uzmanların verdikleri yanıtların uyumunu ölçümlemek amacıyla Kendall W analizi yapılarak etki boyutu orta düzey olarak belirlenmiştir. Kaiser- Meyer- Olkin değeri .83 ve Bartlett testi sonucunda (p=.000) anlamlı bulunmuş ve faktör analizi için uygunluğu saptanan veri seti ile yapılan açıklayıcı faktör analizi sonucunda özdeğeri 1’in üzerinde olan dağılımın % 57’sini açıklayan 7 faktör belirlenmiştir. Orijinal hali 25 madde ve 8 boyuttan oluşan ölçeğin, 7 faktörlü yapısı doğrulayıcı faktör analizi ile test edilmiş ve 7 faktörlü 19 maddeden oluşan ölçeğin son hali ile iyi uyum değerlerine ulaşılmıştır. Tüm ölçeğe ait Cronbach Alpha katsayısı .78 olarak bulunmuş ve alt boyutlara ait katsayıların ise .41 ile .80 arasında değiştiği gözlenmiştir. Çalışma sonunda, Türkçeye uyarlaması yapılan ölçeğin aşırı tüketim eğiliminin ölçümlenmesi ve buna bağlı gelişen tutum ve davranışların birey, aile ve toplum üzerindeki etkilerine yönelik yordamalar noktasında önemli bir katkı sağlaması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat Reformlarının Eğitim Yapılarına Etkisi: Isparta Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19772</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19772</guid>
      <author>Meryem Elif ÇELEBİ KARAKÖK, Ayşe Betül GÖKARSLAN</author>
      <description>Türkiye coğrafyasındaki mimarlık ürünleri incelendiğinde en keskin ayrımlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılılaşma Dönemindeki Avrupa kökenli yenilik hareketleri ile Osmanlı İmparatorluğu’nun monarşi tabanlı yönetim sisteminden Cumhuriyet yönetim şekline geçişte görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1839 tarihinde Tanzimat Fermanı’nın ilanı, devlet politikasını büyük ölçüde değiştirmiş ve eğitim sistemini de doğrudan etkilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda eğitim ve öğretimin belli bir yerden ve devlet hizmeti olarak yürütülmesi gereği düşüncesi, ilk kez Sultan II. Mahmut döneminde ortaya çıkmıştır. Devlet eliyle yapılan okulların yoğun ve etkin bir şekilde yapıldığı görülen Isparta’da, Tanzimat Fermanı reformları öncesinde mahalle mektepleri ve medreselerden başka okul yoktur. Tanzimat Fermanı reformları sonrasında ise sıbyan mektepleri, iptidai, rüştiye, idadi ve medreseler eğitim vermeye başlamıştır. Mahalle mektepleri, gerek eğitim, gerekse çocukların bakımı ve sağlık durumları itibariyle kötü ve bakımsız bir halde idi. Okulların çoğu geniş tek bir salondan oluşan, toprak dam örtülü, ahşap ve harap binalardı. Buna ek olarak, Osmanlı Döneminde Isparta’da oldukça fazla sayıda Ermeni ve Rum nüfusu vardır. Bu nedenle Rum ve Ermeni halkının kendi kültür ve dini yapıları ile ilişkili kendi eğitim yapıları mevcuttur. Bu çalışma kapsamında Isparta ve ilçelerindeki Tanzimat dönemi öncesi ve sonrası eğitim yapıları hakkında arşiv ve yerinde tespit çalışmaları yapılmıştır. Böylece Osmanlı İmparatorluğu döneminde uygulanan eğitim reformlarının mimari anlamda Isparta kentine ve ilçelerine yansımaları ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almancadan Türkçeye Kısa Öykü Çevirisinde Karşılaşılan Çeviri Sorunları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20063</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20063</guid>
      <author>Murat ERBEK</author>
      <description>Modern çeviri kuramlarında yazın çevirisinin doğası gereği karmaşık ve çok boyutlu bir etkinlik olduğu düşüncesi genel olarak kabul görmektedir. Çünkü yazın çevirisi sürecini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen birçok etmen vardır. Söz gelimi yazınsal metinlerin önemli özelliklerinden bir tanesi yoruma açık olmalarıdır. Bu da aynı metnin farklı çevirmenler tarafından farklı yorumlanmasına ve çevrilmesine sebep olmaktadır. Aynı çevirmenin dahi aynı metni farklı zaman ve koşullarda farklı yorumlama ihtimali vardır. Yorumlama sorununa ek olarak hem içeriği hem de yazarın biçemini korumaya çalışmak da yazın çevirisinde önemli bir sorun teşkil etmektedir. Mevcut çalışmada, bu ön kabullerden yola çıkılarak; kısa öykü çevirisinde karşılaşılan çeviri sorunları ele alınmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Günter Grass’ın Die Linkshänder başlıklı kısa öyküsü ve bu kısa öykünün Kâmuran Şipal tarafından Solaklar başlığıyla yapılan çevirisi benimsenen çeviri yöntemi hesaba katılarak incelenmiştir. Bu bağlamda, kaynak metin ve çevirisi Christiane Nord’un ‘çeviri amaçlı metin çözümlemesi modeli’ esas alınarak çözümlenmiştir. Sonuç olarak; kültürel farkların ve Alman okur ile Türk okurun artalan bilgisinin farklı olmasının çeşitli çeviri sorunlarına sebep olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada çevirmenin benimsediği çeviri yönteminin çevirmenin kararlarını doğrudan etkilediği görülmüş ve bu nedenle karşılaşılan çeviri sorunlarına bu bağlamda çözüm önerileri getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Artırılmış Gerçeklik Uygulamaları ve Grafik Tasarım Alanına Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20081</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20081</guid>
      <author>Armağan GÖKÇEARSLAN</author>
      <description>Artırılmış gerçeklik oldukça yeni bir kavram olmasına rağmen sahip olduğu pek çok üstün özellik nedeniyle, etki alanı her geçen gün genişlemektedir. Artırılmış gerçekliği yalnız yeni bir teknoloji olarak düşünmemeli, onun aslında bir çok alanı etkileyen yeni bir ortam olduğu üzerinde durulmalıdır. Gerçek dünyadaki nesne ve mekanların bilgisayarda oluşturulan sanal unsurlarla zenginleştirilmesi olarak tanımlanabilen artırılmış gerçeklik, sanal dünya ile gerçek dünyanın birleşimi olarak da ifade edilebilir. Artırılmış gerçeklik eğitim, sağlık, reklam, ulaşım, sinema, eğlence ve savunma gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. Önümüzdeki yıllarda insan yaşamının dahil olduğu her alanda artırılmış gerçeklik uygulamalarıyla karşılaşmak mümkün olabilecektir. Artırılmış gerçeklik konusunda etkili sonuçlar alabilmek, onun içeriğinin zengin olmasıyla da ilişkilidir. Bir artırılmış gerçeklik uygulaması grafik, ses, video gibi öğelerden oluşmakta, etkileşime olanak sağlamakta, hatta koklama, tatma ve dokunma duyularını da kapsayabilmektedir. Artırılmış gerçeklik uygulamaları için yaygın olarak cep telefonu kullanılmakta, kullanım alanına göre bilgisayar ve project glass adıyla çıkan gözlükler de tercih edilebilmektedir. Örneğin inşaat ve mimari gibi alanlarda genel olarak barkot okuyucular ya da video kameralar tercih edilirken; tıp alanında sanal gerçeklik gözlükleri kullanılabilir. Basılı reklamlarda da tıpkı inşaat ve mimarlıkta olduğu gibi barkot okuyucu ve video kameraların kullanımı daha uygun olabilir. Gelecekte her an her yerde kullanılan bir ortam haline geleceği düşünülen artırılmış gerçeklik uygulamaları, görselliği yoğun olarak kullanması nedeniyle grafik tasarım alanı ile ilişkilidir. Dergi, gazete gibi basılı yayın reklamlarında, afişlerde, sergileme grafiklerinde ve dijital oyunlarda artırılmış gerçeklik uygulamalarıyla karşılaşmak mümkündür. “Artırılmış Gerçeklik Uygulamaları ve Grafik Tasarım Alanına Yansımaları” başlıklı bu çalışmada, artırılmış gerçeklik tüm yönleriyle ayrıntılı bir biçimde ele alınacak, grafik tasarım öğelerinin kullanımı incelenecek, karşılaşılan sorunlar saptanacak, geleceğe yönelik önerilerde bulunulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fatih Erdoğan’ın Kitaplarında Mizah Öğesinin Bilişsel ve Duyuşsal İşlev Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19928</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19928</guid>
      <author>Fatma KARAMAN</author>
      <description>Mizah yaşamın birçok alanında duygu, düşünce ve davranışlarımızın bir ifade ediş biçimidir. Mizah bir tepki ve eleştiri biçimidir. Mizahi söylemlerde bir amaç ve niyet vardır ve bu durum karşı tarafa ustalıkla yansıtılmaya çalışılır. Güldürme işlevinin yanında eleştirme, düşündürme, tepki gösterme gibi işlevleri de vardır. Mizah dendiğinde genel olarak yetişkinlerdeki mizah anlayışı akıllara gelmesine rağmen yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar da bir mizah anlayışına sahiptir. Dolayısıyla çocuklar için kaleme alınan kitaplar incelendiğinde bu durum net bir şekilde görülmektedir. Bu kitaplardaki mizahi unsurlar çocuk okurların bilişsel ve duyuşsal gelişimlerine katkı sağlamakta, onların günlük hayatta kendilerini mizahi söylemlerle ifade etmelerine imkân sağlamaktadır. Bu araştırmada Fatih Erdoğan’ın kitaplarında yer alan mizah öğesinin nasıl ele alındığı ve bunun, çocukların duyuşsal, zihinsel gelişimlerine katkısı okur odaklı bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan doküman incelemesi kullanılmıştır. Bu bağlamda söz konusu yapıtlar incelenmiş ve mizah unsuru içeren anlatımlardan örnekler sunulmuştur. Yapılan çözümlemeler sonucunda Erdoğan’ın mizahi uyaranlara sıklıkla başvurduğu görülmüştür. Eserlerinde mizahı, çocuklara onların evrenine ve gelişim evrelerine uyarlayarak aktarmıştır. Erdoğan mizahı sadece güldürme amacıyla kullanmamış, çocuğun eleştirmesine, düşünmesine ve sosyalleşmesine katkı sağlayacak bir unsur olarak ele almıştır. Dolayısıyla araştırma sonucunda Erdoğan’ın kitaplarındaki mizahi anlatımların çocuk okurların bilişsel ve duyuşsal gelişimlerine katkı sağladığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okçu-Zade’nin Özel Bir Mektubu Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20036</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20036</guid>
      <author>Bekir KAYABAŞI</author>
      <description>Şairler ve yazar entelektüeller aynı şekilde eğitim alırlar ve Osmanlı toplumunda benzer pozisyonlarda çalışırlar. Şiir Osmanlı eğitim ikliminde özel biri yeri olsa da; eli kalem tutan herkes yazı sisteminin üyesidir. Bu dönemde yazı, “inşa” olarak adlandırılırdı. Münşi resmi yazı sistemi içerinde eğitilmişlerdir. İnşa, Emeviler döneminden başlayarak devlet işleyişinin bir parçası olmaya başlamıştır. İlk kâtipler genellikle Hıristiyanlıktan dönen kültürel alt yapısı uygun entelektüellerdi. Abbasilerle birlikte yeni Müslüman olan İranlı elitler kitabet ve inşada devletin ihtiyaçlarını karşıladılar. Sonraki bütün Müslüman devletlerin benzer serüvenleri olageldi. Selçuklular da devletleşme sürecinde İranlı kâtiplerin yardımını almıştı. Bu nedenle Farsça bir dönem resmi dil olarak kullanıldı. Osmanlı, kendi ihtiyaçlarına uygun bir kitabet sanatı geliştirmekle kalmadı, kâtiplerini yetiştirecek bir eğitim sistemi de kurdu. Onlar resmi mektuplar yazdıkları gibi özel mektuplar da yazdılar. Okçu-zade 17. Yüzyılın meşhur Münşilerindendir. Şeyhülislam Yahya Efendi’nin şeyhülislam döneminde önemli makamlara getirildi. Okçu-zade, nesir alanında önemli eserler verdi. Şeyhülislam Yahya Efendi azledilince gözden düştü. Birçok resmi mektubunun yanında O, bazı özel mektuplar da yazdı. Azledilme sürecini ve hislerini açık bir dille ifade ettiği mektuplar da yazdığı bilinmektedir. Bu tür özel mektuplar birçok kişisel bilgi içermektedir. Bu çalışma Okçu-zade’nin resmi olmayan bir mektubunu konu almıştır. Bu mektup, düz yazıda hiciv için ilginç bir örnek gibi görünmektedir. Bu makalede Okçu-zade’nin mektubu ve İnşa’da hicvi nasıl kullandığı yorumlanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Virginia Woolf’un Orlando’ Sunda Cinsiyet Değişimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20018</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20018</guid>
      <author>Ayla OĞUZ</author>
      <description>Sömürgecilik sonrası bir yazar ve teorisyen olarak Homi K. Bhabha çalışmalarında kültür üzerine odaklanır ve sömürge sonrası söylem, melezlik, belirsizlik ve kültürel çeviri hakkındaki derinlikli düşüncelerini açıklar. Bhabha aynı zamanda kültürel farklılıktan da söz eder. Onun için kültür ulus ötesi ve çevirilebilir bir niteliğe sahiptir ve belirsiz ve karmaşık olan çekişmeli bir yeri işgal eder. Yirminci yüzyılın başlarında meşhur bir Britanya’lı kadın romancı olarak Virginia Woolf yapıtlarında özellikle cinsiyet konularına değinir. Cinsiyet ve çift cinsiyetlilik onun ilginç romanı Orlando’da temel temalar olarak vurgulanır. Başkahraman Orlando çift cinsiyetlidir ve roman boyunca çeşitli cinsiyet algılarının merkezindedir. Orlando ilk önce erkek olarak sunulur fakat daha sonra kadına dönüşür. Maruz kaldığı böylesine fantastik bir dönüşüm cinsiyete bağlı kimlik sorunlarına neden olur. Orlando için cinsiyet bir kılıf gibidir. Vücut olarak değişime uğramasına karşın kendisini kadın ve erkek olarak hissetmesi mekâna ve giyinme tarzına göre değişiklik gösterir. Romanın başlangıcında okurun İngiltere’de yaşayan yakışıklı ve zengin bir soylu olarak gördüğü Orlando daha sonrasında Türkiye’de çingenelerle birlikte yaşayan bir kadına dönüşür. Bu dönüşüm ve değişim sürecinde Orlando Batılı bakış açısından Doğu’yu ve Doğulu bakış açısından Batı’yı gözlemleme şansına sahip olur. Bu durum onun zihin ve duygu dünyasında ‘ötekilik’ açısından merkez ile kenar arasında algı gelgitlerinin ortaya çıkmasına neden olur. Böylelikle Woolf, romanda kadın ve erkek terimlerinden başka cinsiyeti tanımlayacak yeni bir alanın olduğuna işaret eder. Bu alan kaygan ve belirsizdir. Çalışmada kahramanın cinsiyet belirsizliği ve kimlik biçimi Bhabhacı erimler içerisinde kültür ve kültürel imgelere göndermelerle çözümlenilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kısasü’l–Rabguzî’de Bazı Kelimelerin Anlamca Daralması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19924</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19924</guid>
      <author>Baxtiyor ABDUSHUKUROV</author>
      <description>Bu makalede 14. yüzyıla ait “Kisasü’l–rabguzî” eserinde kullanılan ayrım Türkçe sözcüklerin semantik (anlamsal) özellikleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Vurgulamak gerekir ki, dünya topluluklarının konuştukları çeşitli dillerde bulunan sözcükler dönemin şartları ve ihtiyaçları ile ilişkili bir biçimde çeşitli yollarla ortaya çıkmıştır. Her insan kendi düşüncesini sözlü olarak anlatmaya çalışırken her sözcük belirli bir malzeme görevini yapar. Yine de kesin bir biçimde söylersek, her sözcük kendi anlamıyla sunulacak düşünce için belirli bir esas, temel sayılır. Sözün oluşumunda ise birincil olarak anlam sözkonusudur. O yüzden de sözlerin anlamı üzerine sürdürülen çalışmaların mazisi çok eski dönemlere ulaşır. Nitekim, sözlerin anlamca değişimlere uğraması, bazen genişleyip, bazen de daralması dil gelişiminde kendine özgü bir mevki edinir. Belirli bir leksem anlamının değişime yüz tutması, yeni yeni anlamlar kazanması, kullanımdan çıkması, aktif veya pasif bir durum alması diğer sözlere de etki yapar. Bu bakımdan her sözcüğün anlamını tarihi bir temelde değerlendirmek yeni sözcüklerin oluşum kurallarını açıklamada ayrı bir önem taşır. Bu gibi kuralları göz önünde bulundurularak işbu makalede “Kıssa-i Rebguzi”de kullanılan leksemlerin anlamca daralma olayı konu edinmektedir. Bununla beraber, ayrım sözcüklerin etimolojik anlamını açıklamaya da çalışılmıştır. Bunda sözcüklerin semantik gelişimini aydınlatmak için dilbilimcilik bilimindeki tarihi kıyaslama yönteminden yararlanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kutadgu Bilig'in Viyana Nüshasının İmla Özelliklerinin Tespiti Ve Diğer Nüshalarla Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20054</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20054</guid>
      <author>Melek ÇUBUKCU</author>
      <description>Bu çalışmada, İslami döneme ait Uygur harfli Türkçe bir metin olan Kutadgu Bilig'in Viyana (Herat) nüshasının 1580- 2580 beyitleri arasındaki bölümünün imla özellikleri tespit edilmiş, bu özellikler Kutadgu Bilig'in Arap harfli nüshalarıyla karşılaştırılmıştır. Bunun yanında, örnek teşkil etmesi açısından, İslami döneme ait diğer Uygur harfli Türkçe metinlerden biri olan “Uygur Harfli Rızvan Şah ile Ruh- Afza Hikayesi”, Kutadgu Bilig’in Viyana (Herat) nüshasıyla karşılaştırılmıştır. Bu çalışma Kutadgu Bilig'in imla özelliğini ortaya koymakla birlikte, alıntı kelimeler açısından Uygur harflerinin imlasıyla, Arap harflerinin imlasını karşılaştırabilme imkanı vermekte, bu açıdan kaynaklar üzerinde çalışacak araştırıcılara da zengin malzeme sunmaktadır. Çalışma; eserlerin yazımında müstensihin tasarrufu ne kadardır, müstensih hiç bulunmadan, olduğu gibi mi kopya eder, yoksa birtakım müdahalelerde bulunarak kendi dil özellikleri ile mi yazar, buna göre müstensihin döneminin dili yazmaya karışır mı, istinsah metinleri müstensihler tarafından hangi kurala göre okunmuştur, bu metinlerde alıntı kelimelerin imlasında telaffuz mu esas alınmıştır, yoksa özgün imlaya mı bağlı kalınmıştır, Arapça ve Farsça bilgisi, metinler okunurken kullanılmış mıdır, Arap alfabesi yanında Uygur alfabesinin kullanılması, Uygur harfli metinlerin okuma kolaylığı sağlaması ile ilişkili midir, Uygur harfli metinlerin imlasında Arap imla geleneğinin etkisi nedir, Klasik Uygurcada yaygın olarak kullanılan ve ünlüsü yazılmayan sözcüklerin durumu nedir, yazımdan müstensihin bağlı bulunduğu boyu öğrenebilir miyiz vb. soruların cevaplanmasını sağlayacak, ayrıca istinsah tarihi belli olmayan metinlerin tarihlendirilmesine de yardım edecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Latin ve Arap Harflerinin Bir Arada Kullanıldığı Kitap Kapakları Tasarımlarına Örnekler Üzerinden Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19738</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19738</guid>
      <author>Mehmet NUHOĞLU, Betül TANRIKULU</author>
      <description>Bir kitabı diğer kitaplardan ayıran sadece içeriği değil aynı zamanda kapak tasarımı, rengi, yazı türü, puntosu, mizanpajı gibi özellikleri gelmektedir. Bütün bu öğelerin bir araya gelip bir uyum ve ahenk içinde özgün bir tasarıma dönüşmesi okuyucu ile kitabın konusu arasındaki iletişimi nitelikli hale getirir. Özgün tasarım elde edildiğinde kitabın içeriği kadar uzun ömürlü olabilir. Türkiye’nin geçmişinde kullandığı Arap alfabesi ile günümüzde kullandığı Latin alfabesinin bir arada kullanıldığı bu örneklerin karşılaştırılması kitap kapak tasarımı açısından değişik tecrübeleri beraberinde getireceği görülmektedir. Arap harflerinin daha çok geçmiş dönemdeki eski formları tercih edilirken Latin harflerinin daha çok günümüzün tercih edilen formları ön plana çıkmaktadır. Türkiye’nin geçmişte kullandığı Arap harfleri ile günümüzde kullandığı Latin harflerinin kitap kapaklarında bir arada kullanılması iki kültür dünyasının bir araya gelmesi ilginç bir tasarım tecrübesini doğurmaktadır. Ancak Arap harflerinin oval yapısı ile Latin harflerinin köşeli duruşu çok az kitap kapağında başarılı bir tasarım uyumu sergilemektedir. Bu durum iki harf sistemini de kullanan yayın kalitesi oldukça yüksek yayınevlerinin tasarımlarındaki uyumsuzluklarda bile göze çarpmaktadır. Latin harflerinin font seçiminde oval formları tercih edildiğinde bu uyumsuzluk giderilebilmektedir. Kimi örneklerde kapak tasarımlarında yoğun bir şekilde Arap harfleri kullanımı bunun yanında Latin harflerinin daha seyrek olması tasarımdaki bir başka denge eksikliğini ortaya çıkarmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Anadolu Türkçesi Dönemi Eserlerindeki Dut-/Tut- Fiilinde Çok Anlamlılık</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20096</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20096</guid>
      <author>Hadra Kübra ERKINAY</author>
      <description>Bu çalışmada Eski Anadolu Türkçesi dönemi eserlerinde dut-/tut- fiilinin çok anlamlılığı incelenmiştir. 13., 14. ve 15. yüzyıl eserlerinde işlek olarak kullanılan fiil, temel anlamı dışında birçok anlam kazanmıştır. Çok anlamlılık, ihtiyaç ve diğer nedenlerden ötürü sözcüğün yeni anlamlar kazanmasıdır. Aynı zamanda çok anlamlılık, dilin kendi doğasında da vardır, henüz dilde hiçbir faktör faaliyete geçmemiş, dış etkenler aktif değilken bile sözcüklerin çok anlamlı olduğu görülmüştür. Bu durum dilin zenginliğini göstermektedir. Çok anlamlılığın birçok nedeni bulunmakla birlikte en önemli nedeninin ihtiyaç olduğu söylenebilir. Değişen, gelişen dünya ve toplumla birlikte canlı bir varlık olan dil de değişim göstermektedir. Yeni bir kavramla karşılaşılırken o sözcüğe yeni bir ad vermek yerine dilde hâlihazırda var olan sözcüğe yeni bir anlam yüklenerek ihtiyaç giderilmesi tercih edilmektedir. Böylece sözcük, çok anlamlı duruma geçmektedir. Özellikle fiillerin türlü varlıkların hareketlerini karşılaması sonucu benzetme, aktarma yoluyla anlam genişlemeleri ve dolayısıyla çok anlamlılık da beraberinde gelmektedir. Fiilin temel anlamının yanı sıra diğer varlıkların o eylemi gerçekleştirmesi veyahut benzetme ve aktarmalarla insan zihninde başka şekilde canlandırılmasıyla yeni yan ve mecaz anlamlar ortaya çıkmış olur. Bazen de eş adlı sözcüklerin zamanla birbirine yaklaşmasıyla ya da karıştırılmasıyla da tek bir sözcük oluşur ve iki ayrı sözcüğün anlamları tek bir sözcükte toplanarak sözcük çok anlamlı duruma gelir. Çok anlamlı sözcüklerin anlam belirsizliğine yol açabileceği araştırmacılar tarafından ortaya konsa da bu belirsizliğin açıklaştırmayla giderilebileceği de belirtilmektedir. Anlam bulanıklığına mahal verecek sözcükler bağlamda söz dizimi, anlam ve ses bilimi kavramları kullanılarak açıklaştırmayla giderilebilir. Çalışmada Türk dilinin tarihî dönemlerinden günümüze kadar işlek ve çok anlamlı durumda olan dut-/tut- fiilinin Eski Anadolu Türkçesi dönemi eserlerinden Yûnus Emre Dîvânı, Risâletü’n-Nushiyye, Yûsuf u Zelîhâ, Süheyl ü Nev-Bahâr, Kur’an Tercümesi, Kısas-ı Enbiya, Dede Korkut Kitabı, Marzuban-nâme ve Gülistan Tercümesi taranarak ve bağlamdan yola çıkılarak anlamları tespit edilmiş ve toplam 34 anlamı fişlenmiştir. Eserlerin sözlük/dizinleri ile Tarama Sözlüğündeki anlamlarından daha fazla anlama sahip olduğu tanıklanan söz konusu fiilin, zengin anlam dünyası ve çok anlamlılığının Türkçenin tarihî dönemlerine dayandığı sonucu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almanca ve Türkçe’de Ad Tamlamalarının Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20114</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20114</guid>
      <author>Lokman TANRIKULU, Hüseyin SALİHOĞLU</author>
      <description>Her iki dilde de varlıklara ad olma, bir şeyin bir şeye aitliği konusunda ve anlamı geniş kapsamlı olan kavramlara ad olabilmesi gibi konularda ad tamlamalarının önemi herkesin malumudur. Bu önem üzerine "Almanca ile Türkçede Ad Tamlamalarının Karşılaş¬tırılması" konulu araştırmada her iki dilde kullanılmakta olan tamlama türleri araştırılarak benzer¬likler ve farklılıklar belirlenmeye çalışıldı. Hint-Avrupa dilleri ailesi grubuna giren Alman dili, yapısal yönden çekimli bir dildir. Çekimli dille¬rin hepsinde olduğu gibi Almancada da tek ve çok heceli kökler ve bir takım ekler vardır. Fakat yeni kelime türetirken ve çekim sırasında, çok defa köklerde değişiklikler olur. Yani bazen az sayıdaki ekler kullanılmakla beraber genellikle gramer ifadeleri, kökün bir içten kırılma ile aldığı şekillerle karşılanır. Bazen de bu değişiklik, kökü tanınmaz bir hale getirir. Ural-Altay dil ailesi grubuna giren Türk dili, yapısal yönden eklemeli bir dildir. Bu dillerde tek veya çok heceli kelime kökleri ile ekler vardır. Kelimelerden yeni kelimeler veya kelimelerin geçici halleri yapılırken, köklere ekler eklenir. Bu ekleme sırasında kökler değişmez, köklerle ekler açık şekilde ayırt edilebilir. Bu diller, önekli veya sonekli olabilirler. Yani ekler bazen başa, bazen sona getirilir. Türkçe, sonekli eklemeli bir dildir. Alman dilinde kelime teşkilinde önekler büyük bir rol oynarken, Türkçede sonekler önemli bir rol oynar. Bu çalışma esnasında. Alman dilindeki ad tamlamaları üzerinde durulup gerek başlangıçta olsun, gerekse yapılan çalışma sonucu Almancadaki ad tamlamalarında çeşitli farklılıkların bulunduğu tespit edildi. Örneğin iki ismin yan yana getirdiği tamlamalar yanında, ilgeçlerle de aynı fonksiyonu yerine getiren ad tamlamaları gibi. Bu konuda Türk dilindeki ad tamlamalarıyla karşılaştırılması yapıldı. Karşılaştırma esnasında Türkçeye göre bu konunun Almancada genişliği tespit edildi. Türkçede genellikle tamlamaların kuruluşunda farklılığın olmadığı, Almancada ise bazı farklılıkların bulunduğu görüldü. Her iki dildeki ad tamlamaları ele alınıp bu tamlamaların nasıl oluştuğu, örneklerle ortaya konuldu. Bu çalışmanın amacı, iki dilin farklı ve benzer yönlerini gözler önüne sermektir. Gerektiğinde Almanca dilbilgisi öğretimine yardımcı olabilecek bir çalışma elde etmektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Batı-Dışı Düşünce Tarihi Yazıcılığımıza Anti-Oryantalist Bir Katkı: Ahmed Midhat Efendi ve Nizâ-ı İlm ü Dîn</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19993</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19993</guid>
      <author>Adem POLAT</author>
      <description>Batı’nın Yakın Çağ aydınlanmasıyla beraber özellikle Doğu metinlerine yani Türk İslâm kaynaklı Osmanlı düşünce hayatına yönlettiği dikkat, Oryantalizmin politik, siyasal ve düşünsel boyutu bakımından pek çok tartışma alanı açmaktadır. Böyle bir açıdan bakıldığında, Oryantalizmin edebiyat, retorik ve din merkezli ilgi biçimleri, çoğunlukla politik birer medeniyetler arası gerilim ve çatışma unsuru olma özelliğini daima gündemde tutmuştur. İşte Batı aydınlanması ve Osmanlı modernleşmesinin buluştuğu Tanzimat, aynı zamanda Osmanlı düşüncesinin Batı teoriğine reaksiyon gösterdiği bir tarihi kesiti de, gözler önene serer. Dolayısıyla Ahmed Midhat Efendi, Osmanlı Türk düşüncesinin en temel sorunsallaştırma ve sorgulama alanlarına ilişkin topyekün bir Anti-Oryantalist bir metin olarak değerlendirilmeye müsaittir. Bu nedenle Nizâ-ı İlm ü Dîn, İslâm ve ulûm, ezeliyet ve âlem ve ruh tartışmaları ekseninde özellikle Batı felsefecilerinin fikirlerine karşılık Ahmed Midhat’ın İslâm felsefesinin yani kelamın kaynaklarının yardımıyla Batı’dan gelen ve İslâm medeniyeti için büyük bir antagonizma oluşturan düşüncelerle hesaplaşan bir eserdir. Bu bağlamda Nizâ-ı İlm ü Dîn erken dönem sosyal bilimler yapılanmamız açısından bir bilim tarihi münakaşası olarak da görülebilir. Ahmed Midhat'ın Draper'e karşı yönelttiği eleştiriler, İslâm düşüncesinin donmuş bir bilim sistematiğine sahip olmadığını kanıtlama kaygısı içermektedir. Ahmed Midhat Efendi'de bir tefekkür problemi olarak düşünce ve bilim. İslâmî algılama biçimleriyle çelişmez. Belki bu anlamda Namık Kemal'in Renan karşısındaki pozisyon alışı veya Ziya Paşa'nın Endülüs ve Engizisyon tarihleriyle Orta Çağ Batı düşüncesi karşısında tavrı aynı çerçevede ele alınabilir. Dolayısıyla Ahmed Midhat ve Nizâ-ı İlm ü Dîn, medeniyet karakterine ait ortak epistemolojik algının bir dışa vurumu veya tepkisi olarak incelenebilir. Bu yönüyle Nizâ-ı İlm ü Dîn, bilgi çekirdeğini kendi uygarlık dinamiklerine yaslayan ve fikir meselelerine müdafaa ve muhafaza eksenli bakabilen bir metin olarak dikkat çeker.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


