






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2024 Sayı Volume 19 Issue 4</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3236</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Türkiye'de Yaşlı Sağlığı Turizminin Geliştirilmesi Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76782</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76782</guid>
      <author>Ceren Gül ARTUNER ÖZDERNazlı KARDEŞ ÇOLAKOĞLU ,Gül Nihan GÜVEN YEŞİLDAĞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 10.0pt;"&gt;Günümüzde, yaşlı nüfusun ve buna paralel olarak yaşa bağlı hastalıkların artışının yanı sıra sürekli aktif olma eğilimi gibi demografik değişimler, yaşlı bireyler için sağlık turizmi kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu olgu, daha sağlıklı olmak ve yaşam kalitesini arttırmak amacıyla seyahat eden yaşlı bireylerin sayısının artmasına yol açmıştır. Her ne kadar Türkiye sağlık turizmi alanında önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da, ülkemizde yaşlı sağlık turizmi alanında daha fazla gelişme kaydedilmesi beklenmektedir. Bu araştırma, Türkiye'deki yaşlı sağlığı turizmi olgusunu irdelemekte ve üst düzey pazar segmentlerine hitap etmek için stratejiler önermektedir. Bu araştırma kapsamında öncelikle yaşlılara yönelik sağlık turizmi kavramı açıklanmış ve tartışılmıştır. Bunun yanı sıra, bu sektördeki mevcut ve gelişmekte olan uluslararası standartlar ve bunların önemi kısaca özetlenmiş, Türkiye'de yaşlılara yönelik sağlık turizmine ilişkin mevcut durum değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Ayka Vital Park, yaşlılara yönelik sağlık turizmi kapsamında örnek olay olarak derinlemesine bir inceleme ve analize tabi tutularak, mevcut avantajlar ve daha fazla geliştirilmesi gereken yönler tespit edilmiştir. Ardından, Flamtempo Diffusion Sarl tarafından geliştirilen Premium+ CareCation&amp;reg; modelinin ana hatları çizilerek, tesisin Altın Standartlara yükseltilmesi için bu tesiste söz konusu modelin nasıl uygulanması gerektiği tartışılarak, öneriler geliştirilmiştir. Son olarak, Ayka Vital Park örnek olayından yola çıkılarak Türkiye'de yaşlılara yönelik sağlık turizminin geliştirilmesi ve ülkenin bu alandaki potansiyelinin değerlendirilmesi için tavsiyelerde bulunulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Güney Marmara Zeytin Koridoru’nda Kültür Turizmi Potansiyeli ve Kültür Rotası Önerisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78522</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78522</guid>
      <author>Özlem AYDOĞDU ATASOYSamet ÇEVİK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk59614503;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışma, Türkiye Turizm Stratejisi 2023 kapsamında, 2007 eylem planında belirlenen yedi tematik turizm gelişim koridorundan biri olan Güney Marmara Zeytin Koridorundaki kültür turizmi potansiyelini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında, Güney Marmara Zeytin Koridoruna yönelik bütüncül bir yaklaşım benimsenerek somut kültürel miras değerlerini kapsayan bir kültür rotası önerisi sunulmuştur. Keşifsel bir özellik taşıyan bu nitel çalışmada doküman analizi aracılığıyla valilik, kaymakamlık, belediye, il kültür ve turizm müdürlükleri gibi kurumsal web sitelerinden elektronik veriler ve buna ek olarak literatür taraması aracılığıyla ikincil veriler toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, koridorun zengin somut kültürel miras değerlerine sahip olduğunu ve güçlü bir kültür turizmi potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Koridorda yer alan destinasyonların kültürel miras zenginlikleriyle beraber farklı turistik çekiciliklere de sahip olmaları, önerilen kültür rotasında yurtiçi ve yurtdışı ilgi çekici turların organize edilebileceğine işaret etmektedir. Sürdürülebilir bir turizm yaklaşımıyla önerilen kültür rotasının etkin iş birlikleri ile hayata geçirilmesi, kültürel miras değerlerinin korunması yönünde itici bir güç olabileceği gibi bölgenin tanınmasına ve turizm hareketlerinin canlanmasına da katkı sağlayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nymphenburg Porselen Fabrikası: Franz Anton Bustelli’nin Commedia Dell'arte Porselen Figürlerinin Tekrar Yorumlanması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75750</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75750</guid>
      <author>Özkan BAL</author>
      <description>Avrupalı porselen üreticileri uzun süre Uzak Doğu’nun tekelinde kalan porselenin reçetesini bulmak için çaba göstermişlerdir. Almanya özelinde porselen üretiminin öncüsü Meissen Porselen Fabrikası olmuş, Nymphenburg Porselen Fabrikası da kısa zamanda porselen üretimi konusunda Avrupa’nın sayılı fabrikalardan biri olmayı başarmıştır. Nymphenburg Porselen Fabrikası’nın tarihi gelişiminde Franz Anton Bustelli’nin katkısı oldukça büyüktür. 1754 yılında Franz Anton Bustelli’nin Nymphenburg Porselen fabrikasında çalışmaya başlamasıyla fabrikada üretilen birçok ürünün modellemesini yapmıştır. Bu modellemelerden en çok bilineni 8 erkek ve 8 kadın olmak üzere toplam 16 figürden oluşan Commedia dell’Arte karakterleridir. Nymphenburg Porselen Fabrikası kuruluşunun 260. yıldönümüne özel alanında uluslararası tanınmış moda tasarımcılarını Franz Anton Bustelli'nin Commedia dell’Arte figürlerinin giydiği kostümleri yeniden yorumlanması için davet etmiştir. Proje; Londra, Amsterdam, Beyrut, New York, Tokyo, Moskova ve Münih'ten tasarımcılarla birlikte yaklaşık iki yıllık bir süre içerisinde gerçekleştirilmiştir. Nymphenburg Porselen Fabrikası için oldukça önemli bir yere sahip olan Bustelli ve ürettiği Commedia dell’Arte figürleri, her bir moda tasarımcısı tarafından yeni kostümler ile donatılmış ve her bir figür 25 adet ile sınırlandırılarak üretilmiştir. Farklı kültürlerden tasarımcıların davet edilmesi farklı yorumları beraberinde getirmiş ve güzel işler ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Franz Anton Bustelli’nin ve Commedia dell’Arte figürlerinin Nymphenburg Porselen Fabrikası’nın gelişimindeki yeri ve yeniden yorumlanmış eserler ele alınmıştır. Bu araştırma betimsel tarama modelli bir çalışmadır. Araştırmanın seramik literatürüne katkı sunması hedeflenmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dünyada Sağlık İletişimi Üzerine Yazılan Akademik Çalışmaların Bibliyometrik Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77631</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77631</guid>
      <author>Sevcan BEŞİKCİÖzgür ASLAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Sağlık iletişimi, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak, hasta memnuniyetini yükseltmek ve toplum sağlığını iyileştirmek için kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle sağlık profesyonelleri için iletişim becerilerinin güçlendirilmesi ve etkili iletişim stratejilerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bibliyometri ise bilimsel yayınların, alıntıların ve yayınların analiz edilmesiyle bilim dünyasında bilgi akışını, etkileşimi ve etkisini ölçmeyi amaçlamaktadır. Sağlık iletişimi alanında bibliyometrik çalışmalar, disiplinin gelişimini, öne çıkan araştırma konularını ve trendleri belirlemeye yardımcı olabilir. Bu çalışma sağlık iletişimi konusunu bibliyometrik yazılım programı olan Bibliometrix kullanmak suretiyle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bibliyometrix programı, bilimsel yayınların bibliyometrik analizlerini gerçekleştirmek için “R” programlama dilinde geliştirilmiş bir paket yazılımdır. Araştırmacılar ve akademisyenler tarafından kullanılan bu araç, bilimsel yayınların çeşitli özelliklerini (örneğin, alıntı sayıları, yayın türleri, yayınlanan dergiler, yazarlar arası iş birliği vb.) analiz etmek ve görselleştirmek için tasarlanmıştır. Bibliyometrix programı bibliyometrik analizleri yapmak için çeşitli fonksiyonlar ve grafikler sunmakta ve araştırmacılara bu verileri derinlemesine incelemelerinde yardımcı olmaktadır. Diğer yandan literatürde sağlık iletişim konusu üzerine bibliyometrik temelli yapılmış olan çalışmalar yok denecek kadar sınırlı olup, bu çalışmanın literatürdeki önemli bir boşluğu doldurması ve bu açıdan literatüre katkı sağlaması düşünülmektedir. Bu doğrultuda çalışmada yıllara göre atıf ve yayın sayılarının gelişimi, Web of Science kategorilerine göre yayın sayıları, Lotka Yasası, kelime bulutları, Trend Topics, ülkelerin yıllara göre bilimsel üretimleri, en çok atıf alan ülkeler, iş birliği ağı ve tematik harita analizleri gerçekleştirilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İletişimsel ve Sosyolojik Çerçevede “Game of Thrones” Dizisi  Üzerine Bir İnceleme </title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77683</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77683</guid>
      <author>Murat BİROLFatih TEZCAN </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Televizyon ve internet ortamında ücretli olarak hizmet sunan özel kanallar/yayın servisleri farklı dil seçenekleri, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;duraklatma/iptal/erteleme gibi kullanım kolaylığı tanıyan olanaklar&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt; ile yayın içeriklerini dünyanın pek çok ülkesinde eş zamanlı olarak erişime açmakta, gişe filmlerinin bütçeleri ile yarışan diziler de yaşamlarımıza hızlıca dâhil olmaktadır. Popüler kültür metinleri arasındaki önemini her geçen gün arttıran ve yaşamlarımızın artık her anında ulaşılabilen bu &lt;/span&gt;yapımların toplumdaki güç ve ideoloji biçimlerinden bağımsız olmadığı ifade edilmelidir. Bu noktada gücün toplumsal yansıması olarak toplumsal sınıflar temelindeki çatışmalara bakılması gerekmektedir. Toplumsal yapıları inşa ederken onları kategorize etmeyi sağlayan ve ayırt ediciliği gösteren kolektif kimlik ve özellikle toplumsal cinsiyette daha açık bir biçimde beliren şiddet ve nefret suçunun gösterimiyle ilgili örnekler dizi metinlerinde görülmektedir. Bu metinleri sosyolojik ve iletişimsel çerçevede incelerken olguların apaçık ne mesajlar taşıdığı ve altında yatan anlamlara bakılması ve kodlanış biçimlerinin gösterilmesi açısından göstergebilimsel yöntem kullanılması toplumsal ilişkilere bilimsel açıdan yaklaşılması için gereklilik taşır. Bu çalışma da bu amaçtan yola çıkılarak hazırlanmış, çalışma sonrasında elde edilen bulgular ise dünya çapında yayınlanan dizi metinlerinin küresel gerçek yaşamdaki ilişkileri ve evrensel kültürel kodları ortaya koymak adına güç ve ideolojik arkaplanındaki toplumbilimsel ve iletişimsel çerçeveyi göstermek için önem taşır. Göstergeler yoluyla sosyolojik olguların değerlendirildiği ve iletişime yansıdığı noktada çalışma; mit, stereotip, yan anlam boyutlarını da inceleyerek içerik çözümlemesi kapsamında toplumsal cinsiyet, sınıf ve statü farkı, güç ilişkileri ve giyim kodlarına yansıması yönünden dizi metnine odaklanır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’ de Şan Eğitiminde Yararlanılan Sahne Performansına Yönelik Kitaplar Ekseninde Oda Müziği için Antik Aryalar Projesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77682</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77682</guid>
      <author>Ayşe BOZKURTPelin ÖZKAN KÖSE  </author>
      <description>Bu çalışma, lisans düzeyi şan eğitiminde kullanılan performansa yönelik kitaplar ve içerikleri ile şan eserlerinin oda müziği repertuvarında kullanılma durumları hakkında veri toplamayı amaçlayan nitel bir araştırmadır. Bu amaçla ülkemizde yayımlanmış, alan özelindeki, kitaplara yönelik bir literatür taraması gerçekleştirilmiş ve kitap içeriklerinin doküman incelemesi yapılarak, düzenleme biçimleri tespit edilmiştir. Araştırmada özgün besteler ve klasik müzik repertuvarındaki eserlerle birlikte kaynağını Türk müziği ve halk müziklerinden alan pek çok çalışmanın kaynak kitaplar arasında yer aldığı saptanmıştır. Düzenleme biçimleri bakımından ise kitaplarda yer alan eserlerin, klasik müzik dağarından derlenen eserler, özgün besteler, türküler ve Türk müziği şarkılarından oluşan, çoğunlukla piyano eşlikli düzenlemeler olduğu görülmüştür. Araştırma kapsamında klasik müzik repertuvarından derlenerek hazırlanan kitapların içerikleri; eser türleri, dönemleri ile teknik ve müzikal açıdan zorluk düzeyleri bakımından analiz edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda ulaşılan kitapların tamamına yakınının piyano eşlikli düzenlemeler olduğu ve 'başlangıç düzeyi' şan performansına yönelik oda müziği ve/veya orkestra dağarına yönelik basılı kitap şeklinde bir çalışmanın olmadığı görülmüştür. Elde edilen bu iki bulgu Türkiye’de oda müziği kapsamında başlangıç düzeyi şan repertuvarına yönelik kaynakların yetersiz ve/veya bu kaynakların kolay ulaşılabilir olmadığını göstermiştir. Araştırma verileri, ... BAP STK-2023-9006 numaralı Toplumsal Katkı Projesi kapsamında yürütülen ‘Oda Müziği için Antik Aryalar’ projesinin doğmasına kaynaklık etmiştir. Proje kapsamında başlangıç düzeyi şan eğitiminde kullanılmak üzere antik aryalar dağarından literatür taraması yapılarak seçilen sekiz eser; şan, keman, piyano ve viyolonsel için düzenlenmiştir. Seçilen eserlerin müzikal ve teknik açıdan kritikleri yapılmış, eşlik eden çalgıların düzenlenmesinde dönem ve icra özelliklerinin yanı sıra çalgıların teknik ve müzikal sınırlılıkları çerçevesinde oda müziği düzenlemeleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan düzenlemeler Oda Müziği İçin Antik Aryalar adı ile kitaplaştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘Vice’ Filminin Lous Gianetti’nin İdeolojik Modeline Göre Çözümlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76758</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76758</guid>
      <author>Ekrem ÇELİKİZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Sinema 20.yüzyılın en önemli buluşlarından birisidir. Sinema aracılığıyla tarihin her dönemi beyaz perdeye aktarılabilir. Tarihte yer edinmiş önemli şahsiyetler filmler aracılığı ile geniş kitlelere yeniden anlatılabilir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Filmler tarihi bir belge niteliğinde değildir, filmler tarihi bir konuyu yeniden yorumlayarak izleyicilere aktarmaktadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Sinemanın geniş kitlelere çok kolay bir şekilde mesaj aktarmada kullanılabileceği anlaşıldıktan sonra propaganda amacıyla da kullanılabileceği keşfedilmiştir. Amerikan Hollywood sineması bu bağlamda propaganda amacıyla çekilen politik ve ideolojik kodlar içeren filmlerle doludur.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Hollywood’da çekilen filmler, ABD’nin kültürel, ideolojik ve politik mesajlarını tüm dünyaya yaymada etkin bir şekilde kullanılmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu çalışmanın amacı Adam MCkay’in yönetmenliğini yapmış olduğu Vice filminin&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;nasıl bir ideolojik/politik söylem ortaya koyduğunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Vice filmi, 2001-2009 yılları arasında ABD’de başkan yardımcısı olarak görev yapan Dick Cheney’in hayat hikayesini konu edinmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu çalışmada ideolojik ve politik sinema ilgili araştırmalar kuramsal çerçeve olarak belirlenmiştir. Çalışmada niteliksel söylem analizi ve L. Giannetti’nin ideolojik film analiz yöntemi kullanılmıştır. L Gianetti’nin karşıt uçlardaki dikotomiler ismini verdiği modele göre bu filmde daha çok otoriterlik, mutlaklık, dindarlık, milliyetçilik, aile/monogami tek eşlilik, rekabet öğeleri üzerinden açık bir şekilde Cumhuriyetçi Parti eleştirisi yapılmakta ve bu öğelerin karşıt uçunda yer alan ögeler vasıtasıyla da Demokrat Parti daha masum bir şekilde sunulmaktadır. Film de Cumhuriyetçi ve Demokrat parti arasında bir denge gözetilmediği anlaşılmaktadır. Ancak film de ABD’nin mevcut temel sistemine karşı da eleştiri olduğu genel olarak söylenebilir. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk159324697;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Çalışmada Vice filminde ideolojik, politik&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;çok sayıda gizli, açık ve kapalı mesajların olduğunu tespitine varılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İde Olarak Toplum Sözleşmesi: Immanuel Kant’ta Doğa Durumundan Sivil Topluma Geçiş Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76357</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76357</guid>
      <author>Ayşe Gül ÇIVGINMehmet Fatih ELMAS </author>
      <description>Bu makalede Immanuel Kant’ın doğa durumundan sivil topluma geçişi ele aldığı toplum sözleşmesi kuramı irdelenmektedir. Bilindiği üzere 17. ve 18. yüzyıllarda siyaset felsefesi hem devletin doğuşunun tarihsel bir açıklamasını yapmak hem de siyasî otoritenin doğasını, yükümlülüklerini ve sınırlarını belirlemek için ileri sürülen toplum sözleşmesi kuramı üzerinde şekillenmiştir. Modern sözleşme kuramcılarından biri olan Kant, sözleşmenin kavramsal ve kuramsal statüsünü diğerleri gibi gerçekçi ya da hipotetik olarak belirlemek yerine saf aklın bir idesi olarak tümüyle idealist ve rasyonel bir bakış açıyla temellendirir. Bu bakış açısı Kant’ın insanlık tarihinin anlaşılabilmesine, insanın ergin olmama durumundan kurtulabilmesine, insan türünün yetkinleşebilmesi ve ahlâken ilerleyebilmesine, uluslararası alanda sürekli barışın sağlanabilmesine dair görüşlerine de hâkimdir. Sözleşme yapmanın mümkün &lt;em&gt;a priori&lt;/em&gt; koşullarını tespit etmeyi sağlayan bu kavrayış, kamusal adaleti tesis etmeye yönelik zorunlu ve evrensel ilkeleri belirleyebilmenin yolunu açması bakımından seçkinleşir. Aklın bir idesi olarak sözleşme bir yandan yasa koyucuya yasaların değerlendirilmesinde biçimsel bir ölçüt sağlayıp rehberlik ederken, diğer yandan kamusal yasaların adalete uygunluğunu sınamayı sağlayan eleştirel bir kriter vazifesi görür. Bu makalede Kant’ın doğa durumundan sivil topluma geçişi -ister toplumdışı toplumsallık ister yaşam koşullarındaki değişiklik isterse ulusal ve uluslararası barışın tesis edilmesi üzerinden temellendirilsin- aklın bir talebi olarak tümüyle rasyonel amaç ve umutlara bağlı olarak gerçekleştirdiğine dikkat çekilmektedir.&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’deki Mimarlık ve Şehir ve Bölge Planlama Yükseköğretim Programlarında Kentsel Dönüşüm Kavramının Ele Alınışının Sistematik Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76007</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76007</guid>
      <author>Birsu ECE KAYAİkbal ERBAŞ </author>
      <description>Kentsel dönüşüme ilişkin hem bilimsel yaklaşımlar hem de uygulama yöntemleri güncel ve önemli konulardır. Dünyada kentsel dönüşüm uygulamaları farklı yaklaşımlarla tanımlanmakta ve farklı yöntemlerle uygulanmaktadır. Uygulamadaki bu farklılık yükseköğretim müfredatında da ilgili alanlarda uzmanlaşmayı sağlayacak bir yapılanmaya duyulan ihtiyacı ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye’deki yükseköğretim programlarında kentsel dönüşüm konusunun ele alınışını incelemektir. Kentsel dönüşüm sürecinin temel disiplinleri olması nedeniyle çalışma kapsamını mimarlık ve şehir ve bölge planlama bölümlerinin lisans ve lisansüstü eğitim müfredatları oluşturmaktadır. Bu bağlamda çalışma kapsamında Türkiye’de mimarlık eğitimi veren 104 üniversitede (59 devlet üniversitesi ve 45 vakıf üniversitesi) ve şehir ve bölge planlama eğitimi veren 35 üniversitede (32 devlet üniversitesi ve 3 vakıf üniversitesi) tanımlanan ders müfredatları kentsel dönüşüme ilişkin yürütülen derslerin varlığı ve kapsamı açısından incelenmiş, söz konusu dersler sistematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçları her iki bölümde de mevcut kentsel dönüşüm derslerinin uzmanlaşmaya imkân tanır nitelikte bir içerik tanımına ve kapsamına sahip olmadığını, müfredatın uzmanlaşmayı sağlayacak şekilde geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Çalışma, kentsel dönüşüm kavramının Türkiye’deki mimarlık ve şehir ve bölge planlama yükseköğretim programlarındaki durumuna yönelik genel bir çerçeve çizmesi bakımından bilim alanına, içerik olarak kentsel dönüşümün farklı bir uzmanlık alanı olarak geliştirilmesine yönelik derslerin her iki programı kapsayacak şekilde müfredata kazandırılmasını önererek uygulama alanına katkı sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nilüfer Göle’de Sosyolojik Metafor</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78156</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78156</guid>
      <author>Mahmut ERDİL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; text-indent: 35.45pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Türk sosyologları arasında yaşayan en önemli isimlerden biri olan Nilüfer Göle, sosyolojisini oluştururken insanın toplumsal eylemlerini anlama ve açıklama adına bazı metaforlar kullanmıştır. Bu makaledeki amacımız, Göle’nin sosyolojik dünyasına ait olan birtakım metaforları anlamaya ve anlatmaya çalışmaktır. Metafor, soyut kavramları somut ve anlaşılır bir şekilde ifade etmeye yardımcı olurken, aynı zamanda sosyal gerçeklikleri daha derinlemesine anlamamıza da olanak sağlar. Metafor; soyut kavramları somutlaştırır, görselleştirir, anlam transferi sağlar ve derinlemesine inceleme imkânı sunar. İnsan zihninde tam olarak oturmamış kavramların yerli yerine oturtulması, daha az bilinen veya anlaşılmayan şeylerin anlaşılması için metaforlara başvurulur. Metafor birçok bilim alanında kullanıldığı gibi sosyoloji alanında kullanılmaktadır. Metafor karmaşık bir sosyal eylemin ya da toplumsal değişimin veya bir toplumsal kurumu ifade etmek için yapılan anlam kalıpları olarak görülebilir. Metaforu kişinin toplumsal hafızaya ait yüzü olarak görmemiz, onun kültürün içinden ona ait müksebatla anlaşılabilir. Sosyoloji yapılırken kullanılan metaforik dil; sosyolojik olay, olgu ve kurumların yapısının, süreçlerinin daha iyi anlaşılabilmesini sağlar. Göle de toplumsal meseleleri sosyolojik bağlam içine çekerken metaforlardan yararlanır. Bu çalışmada Göle’nin kullandığı şu metofarlar ele alınmıştır: Akrobat, bagaj, bavul, çanta, otoyol ve patika, zanaat, yeğen, med cezir, balon-çapa. Onun bu metaforları kullanmasının iki nedeninden söz edebiliriz. Birincisi, araştırma konularının zorluğu; ikincisi, Batı müktesebatında kullanılan kavramların araştırma yaptığı konuları tam olarak karşılayamamasıdır. Bu yolla bir sosyoloğun kendi kültür dünyasından evrensele uzanan yerini görebiliriz.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Arşiv Belgesine Göre Erzurum'da Bir Cephanelik ve Karakol Binası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77666</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77666</guid>
      <author>Burak Muhammet GÖKLER</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Tarihsel süreç içerisinde şehirlerinde savunmasında önemli bir rol üstlenen kaleler ve surlara dönemsel olarak stratejik anlamda tabyalar ilave edilmiştir. Anadolu’da Edirne, Çanakkale, Kars, Erzurum, Ardahan ve Sinop gibi yerlerde karşılaşılan tabya mimarisi bölgelerin savunmasında önemli bir role sahiptir. Savaş ve savunmadaki bu rolü etkileyen bir diğer husus mühimmatların depolandığı cephanelikler, iç güvenlikte ise karakol binalarıdır. Anadolu’da doğrudan cephanelik olarak inşa edilip günümüze ulaşan yapıların sayısı oldukça azdır. Genellikle tabya bünyesinde bulunan cephaneliklerin dışında bölgedeki diğer cami, medrese veya han gibi yapılar dönemin şartlarına göre cephaneliğe dönüştürülerek kullanılmıştır. Cephanelik olarak inşa edilen eserler ise düşman kuvvetlerin eline geçmemesi adına genellikle imha edilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Arşivde yer alan bir belgeden yola çıkılarak Erzurum’daki yarım toprak tabya, cephanelik ve bir karakol binasının incelemesi amaçlanmaktadır. Yapıların öncelikleri bölgede yerleri tespit edilmeye çalışılmış, daha sonra tarihlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Belgedeki verilen bilgiler ışığında plan ve mimari tanımlamaları yapılan eserlerin modellenerek nasıl göründükleri ortaya konulduktan sonra bölgedeki en büyük cephanelik binası olmasına değinilerek önemi vurgulanmıştır. Cephanelikle birlikte tasarlanan karakol binasının ise bölgedeki sayılı karakol yapılarının dışında yeni bir veri olduğu ile ilgili düşünceler iletilmiş, son olarak da benzer örnekleriyle karşılaştırılarak değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Bugüne kadar araştırmalara konu olmayan ve değerlendirilmeyen belge ve yapı grubu askeri yapılar alanında önemli bir yere sahip olacak ve katkı sunacaktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Emeklilikte Geleneksel Bir Durak: Kahvehaneler ve Emekli Yaşam</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78120</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78120</guid>
      <author>Mine GÖZÜBÜYÜK TAMER</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify; line-height: 107%;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 107%; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Türkiye'de doğum oranlarının düşmesi ve yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, 65 yaş üstü nüfus oranı hızla artmaktadır. Bu durum, emekli sayısının artması ve çalışan nüfusun azalması gibi sonuçlar doğurmaktadır. Emeklilik, bireyin hayatındaki en büyük değişimlerden biri olarak kabul edilir ve yaşlılık döneminin başlangıcına işaret eder. Emeklilik döneminde sosyal ilişkilerin önemi giderek artarken, kahvehaneler Türk kültüründe bu ihtiyacı karşılayan geleneksel mekânlar olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, “yaşam seyri” yaklaşımı çerçevesinde, emeklilerin kahvehaneleri tercih etme nedenlerini, bu mekânlarda kurdukları ilişkileri ve bu ilişkilerin yaşam kalitelerine olan etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle, emeklilerin günlük rutinlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelen kahvehanelerdeki deneyimleri derinlemesine inceleyerek, bu konudaki literatüre yeni bir bakış açısı getirmeyi hedeflemektedir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemine bağlı kalınarak fenomenolojik desen kullanılmıştır. Çalışma kapsamında Trabzon’da kahvehane müdavimi olan 16 emekli ve dört kahvehane sahibi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 107%; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt; &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Katılımcılardan -kahvehanelere giden emekliler ile kahvehane sahiplerinden- alınan veriler ışığında öncelikle katılımcıların sosyo-demografik görünümleri, emeklilik sonrası yaşam seyri ile kahvehane deneyimlerine ilişkin elde edilen verilerin analiz edilmiş, ardından kahvehane sahiplerinin genel görünümleri ile kahveye gelen emeklilere ilişkin değerlendirmelerin analizi sunulmuştur. Araştırmanın sonuç bölümünde bulgular özetlenmiş ve emeklilerin kahvehanede geçirdikleri zaman üzerinden yaşam kalitesini artırarak, sosyal etkileşimlerini güçlendirebilir, sağlıklı ve aktif bir yaşam sürmelerine katkıda bulunabilecek öneriler sunulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Coğrafi İşaretli Yöresel Ürünlerin Gastronomik Miras Kapsamında Değerlendirilmesi: Devrek Beyaz Baklava Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77565</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77565</guid>
      <author>İhsan KAZKONDU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk50243642;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Her toplum kendine ait olan kültürel değerleri yaşatmak ve nesilden nesile aktarmak sorumluluğunu taşımaktadır. Ancak küreselleşme ile Dünya’da yaşanan tek tipleşmiş tüketim alışkanlıkları değerlerin unutulma tehlikesini artırmaktadır. Özellikle sürdürülebilir kalkınma için toplumların en önemli kültürel değerlerinden olan yöresel gastronomi kültürünün korunmasının gerekliliği son dönemlerde ön plana çıkmaktadır. Bu durumdan dolayı belli bir yöreye gastronomik kimlik kazandırma özelliği bulunan ve gastronomik miras olarak anılabilecek potansiyele sahip olan yöresel ürünlerin coğrafi işaret tescili alınarak korunması önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; gastronomik miras açısından coğrafi işaretli yöresel ürünler özelinde Zonguldak ili Devrek ilçesine ait coğrafi işaretli gastronomik ürün olan Devrek beyaz baklavanın mutfak kültürü açısında taşıdığı önemin, kültürel açıdan konumlandırıldığı değerin, geleneksel olarak uygulanan üretim metotlarının, ürünün üreticiler tarafından algılarının değerlendirmesinin yapılmasıdır. Çalışmanın örneklemini beyaz baklava üretimi yapan, evinde beyaz baklava hazırlayan ve Devrek’te yaşayan 10 kadın oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış olup hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile Devrek beyaz baklava yapan yerel halk ve üretimini sağlayan işletme yetkilileri ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Devrek beyaz baklavanın Zonguldak’ta gastronomik değeri yüksek olan nesilden nesile aktarılması gereken bir mutfak ürünü olduğu, ancak yörede yaşayan kişilerin Devrek beyaz baklavanın üretimini öğrenmeye ilgi duymadıkları, özel günlerde yörede sevilerek tüketildiği, yapımı aşamasında hazırlayan kişilerin ürünün değerini iyi bildiği ancak coğrafi işaret tescili olmasına karşın tescile uygun üretiminin yapılmayıp üretiminde farklı malzeme, teknik ve uygulamaların yapıldığı sonuçlarına ulaşılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Grid Formunun Öyküsü ve Çağdaş Sanatta Grid Formu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76438</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76438</guid>
      <author>Ali KOÇ</author>
      <description>Bu araştırma, grid (ızgara) formunun tarihsel süreç içinde aldığı yolu önce uygarlıklar, dinler, dönemler üzerinden değerlendirir ve sonra günümüzün postmodern dönemini çağdaş sanatçıların örnek işleri üzerinden inceler. Grid formunu tarihsel öyküsü üzerinde Neolitik dönem, Kalkolitik dönem, Tunç dönemi, Mısır uygarlığı, Mezopatamya kültürleri (Sümer, Babil, Akad, Asur), Anadolu kültürleri (Hitit, Yunan, Roma, Antikite, Bizans), Yahudilik, Hristiyanlık, İslamiyet dinleri, Uzakdoğu uygarlıkları, Amerika uygarlıkları, Rönesans dönemi ve Modern dönemin izleri takip edilir. Bu takip sırasında grid formunun kimi zaman teknik ve malzeme boyutunda kalarak araç değer kimi zaman ifade ve içerik boyutunda kalarak amaç değer kimi zaman ise amaç ve araç değer özelliklerine büründükleri görülür. Öte yandan grid formunun amaç değersel özelliklerinin resim, yazı, simge, imge, aritmetik, ‘güzel’, faydalı, denge, uyum, temsil nesnesi, eser, kozmos, biçim, içerik, geometri, mimari ve yapısallık gibi kavramlar etrafında meydan geldiği anlaşılır. &amp;nbsp;Daha sonra postmodern dönemde dünyanın farklı coğrafyalarında grid formu kullanımı çağdaş sanatçılar tesbit edilir ve bunlar arasından beş kişinin birer örnek işi incelenir. Söz konusu bu çağdaş sanatçılar arasında Belçika kökenli Danimarkalı Eric Andersen (1940), Amerikalı James Turrel (1943), Filistin kökenli İngiliz Mona Hatoum (1952), Amerikalı Peter Halley (1953) ve İngiliz Sarah Morris (1967) bulunur. Grid formunun postmodern dönem çağdaş sanatçıların işleri üzerindeki görünümü ise çoğunlukla amaç değersel yönde ilerlerken, küreselleşme, teknoloji, kapitalizm, tüketim çılgınlığı, gerçeklikten kopuş ve yapaylık, savaşların kötülüğü gibi kavram ve temalar etrafında biçimlenir. Grid formunun tarihsel öyküsü ile çağdaş sanatta grid formunu örnek işler üzerinden inceleyen bu araştırma, betimsel araştırma yöntemi ile tematik analizi kullanan bir durum çalışmasıdır. Sonuçta, grid formunun modern dönemin sonuna kadar olan tarihsel öyküsü üzerinde estetik, güzel, uyum, faydalı ve yapısallık gibi kavramalarla içli dışlı olduğu anlaşılırken, çağdaş sanatta grid formunun günümüz dünyasında küreselleşme, eleştiri, sorgulama ve yapıbozum gibi kavram ve temalar etrafında şekillendiği anlaşılır. Grid formuna hem tarihsel hem de çağdaş sanat açılardan yaklaşan bu araştırmanın sosyal bilimler bağlamında sanat alanyazın dünyasına katkılar getireceği umut edilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. Abdülhamid Dönemi Kitap Yasakları: Avnullah El-Kâzımî’nin Evinde Bulunan Yasak Yayınlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77505</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77505</guid>
      <author>Mustafa OĞUZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Johannes Gutenberg’in XV. yüzyılda matbaayı geliştirmesiyle birlikte Avrupa’da kitap basımı ve okuryazarlık oranı artmaya başladı. Avrupa’da basın ve yayıncılığın gelişmesi ve kitap basımının artması ile beraber kamuoyu ortaya çıktı. Avrupa’da hükümetler kamuoyu üzerindeki hâkimiyetlerini kontrol etmek için basın ve yayınla ilgili kanun ve nizamnameler çıkardılar. Avrupa’da çıkarılan kanunlar ve yönetmelikler sayesinde kitaplar üzerinde sansür ve yasaklar da başladı. Osmanlı Devleti basın ve yayıncılığın gelişmesiyle birlikte, bu alanı düzenlemek için kanun ve nizamnameler çıkardı. Bu kanun ve yönetmelikler bir süre sonra sansür ve yasaklamaların yolunu da açmış oldu. Osmanlı Devleti’nde sansürün ve baskının en yoğun yaşandığı dönem II. Abdülhamid dönemidir. Sansür ve II. Abdülhamid kelimeleri neredeyse özdeşleşmiştir. II. Abdülhamid için halkın zararlı fikirlerden korunması devletin bekası açısından elzemdi. Bu sebeple basın ve yayın faaliyetlerini kontrol altına alınarak halkın düşünce yapısı korunmaya çalışıldı. II. Abdülhamid’in iktidarı sırasında önce serbest iken sonra yasak kapsamına alınan kitapların varlığı bundan dolayıdır. Bu makale Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA) Yıldız Esas Evrakı (YEE) 80/52 numarası ile kayıtlı olan ve Müşir Fuad Paşa hakkında soruşturma yazışmalarının bulunduğu evraklar arasında yer alan Avnullah el-Kâzımî’nin evinde yapılan aramada tespit edilen yasak kitapların listesi ve muhteviyatı hakkındadır. Avnullah el-Kazımî yakın dönem Osmanlı tarihinin aykırı simalarından biridir. Yıllarca sürgün ve hapis hayatı yaşamıştır. II. Meşrutiyet döneminde Kerkük Mutasarrıflığı yapmıştır. Müşir Fuad Paşa’nın Şam’a sürgün edildiği mahkemede, Avnullah el-Kazımî’de Sivas’a sürgün edilmiştir.&lt;span style="color: red;"&gt; &lt;/span&gt;Sivas’tan kaçma teşebbüsü üzerine Sinop Hapishanesine gönderilmiştir. Bu makalede Avnullah el-Kâzımî’nin evinde bulunan yasak kitaplar incelenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Temel Tasarım Eğitiminde Artırılmış Gerçeklik (AG) Teknolojisi Kullanımının Öğrenci Tutumlarına Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78006</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=78006</guid>
      <author>Gözde ÖZALTUNMehmet Emin KAHRAMAN </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Üniversite düzeyinde sunulan temel tasarım dersi, geleceğin tasarımcılarının kişisel özelliklerini keşfetmelerine ve yeteneklerini geliştirmelerine olanak tanıyan en önemli uygulamalı derslerden biridir. Ancak birçok ülkede benzer içeriğe sahip, yaratıcılığa ve yeniliğe açık olan temel tasarım eğitimi, günümüz eğitim sisteminde yenlikçi yaklaşımların uygulanmasına rağmen hala geleneksel yöntemlerle sürdürülmeye devam etmektedir. Dolayısıyla tasarım öğrencileri için önem arz bu ders, öğretim sürecinde de çağın gerekliliklerine uygun olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bu noktadan hareketle çalışmada, son yıllarda adından sıkça bahsedilen ve yenilikçi eğitim teknolojileri içerisinde yer alan artırılmış gerçeklik teknolojisinin temel tasarım eğitiminde kullanımı sonucundaki etkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Geleneksel yöntemlere artırılmış gerçeklik teknolojisi entegre edilerek öğrencilerin derse karşı tutumları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmada temel tasarım eğitiminde artırılmış gerçeklik teknolojisinin kullanımının öğrencilerin derse yönelik tutumlarına etkisini ölçmek için nicel bir metodoloji benimsenmiştir. Ön test son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Buna ek olarak elde edilen verileri desteklemek amacıyla deney grubu öğrencilerine artırılmış gerçeklik uygulaması sonunda görüş formu verilmiştir. Görüşler değerlendirilerek tutum ölçeği verileriyle karşılaştırılmıştır. 124 öğrenci ve 4 farklı üniversitede 3 hafta boyunca yapılan bu uygulama sonucunda deney ve kontrol grupları arasında ve deney grubunun kendisi içinde istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edilmiştir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ayrıca uygulama sonrası deney grubu öğrencileri görüş formunda çoğunlukla olumlu görüşler ortaya koymuştur. Çalışma, eğitimciler ve araştırmacılara, temel tasarım eğitimine artırılmış gerçeklik uygulamalarını etkili bir şekilde entegre ederek öğrencilerin öğrenme deneyimlerini nasıl geliştirebilecekleri konusunda değerli içgörüler sunmaktadır. Aynı zamanda elde edilen bulgular AG teknolojisinin eğitimdeki potansiyelini daha da belirginleştirmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yok Olan Kırsal Mirasın İzinde: Barak Kırsal Mimarisi ve Bir Örnek Gaziantep/ Oğuzeli/ Tüzel Köyü </title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75703</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75703</guid>
      <author>Mehtap ÖZBAYRAKTARMelike ÇAPAR </author>
      <description>Gaziantep ilindeki Barak kültürü üzerine yapılan çalışmaların daha çok “somut olmayan kırsal miras” üzerine yapıldığı görülebilmektedir. Ayrıca kırsal mimari miras üzerine çalışmalar yapılsa da hem &amp;nbsp;az sayıdadır, hem de &amp;nbsp;“Gaziantep Barak mimari mekanını” ortaya çıkaracak detayda değildir. Bu kapsamda Oğuzeli köyleri arasından ise, Tüzel Mahallesi (köyü) seçilmiştir. Mahallede yıkılmadan ayakta kalmayı sürdüren yığma kerpiç yapım sisteminde evler bulunması da, Tüzel köyünün çalışılmasının diğer sebebidir. &amp;nbsp;Çalışmanın amacı Barak kırsal mimarisinin görülebildiği “Tüzel köyü” nün kırsal mimari ve kırsal doku özelliklerini belgelemek ve analiz etmektir. &amp;nbsp;Ayrıca “Barak kültürünün yaşatıldığı yerleşimlerde kırsal ev mimarisi nasıl özelleşmiştir? &amp;nbsp;“Barak evi” tanımlaması yapılabilir mi?” soruları özelinde de “Barak kırsal mimari miras”belgeleme &amp;nbsp;çalışmalarına katkıda bulunmaktır. Çalışma dört aşamada gerçekleştirilmiştir: Kırsal yerleşim dokusunun yerinde tespiti, 8 adet yığma kerpiç evin envanter fişlerinin doldurulması, Tüzel Köyü’nün Kırsal Mimari Analizi, Tüzel Köyü ve kırsal mimari mirasının koruma sorunları üzerine köyde yapılan görüşmeler . Çalışma için “***etik kurulu ***tarihli***sayılı kararına göre etik kurul izni alınmıştır. Tüzel Mahallesi’nde (Tüzel + Küçük Tüzel/Darıca Köyü) yapılan kırsal yerleşim dokusu analizinde &amp;nbsp; 26 adet kerpiç yapım sistemli ev (24 Tüzel + 2 Küçük Tüzel/ Darıca) olduğu görülmüştür. Bunların içinde yığma kerpiç sistemi ile yapılan tek katlı evler çoğunluktadır. Elde edilen bulgular sonucunda belirtilen “Barak kırsal mimarisinin görülebildiği Gaziantep/Oğuzeli/ Tüzel Köyü’nün kırsal doku ve kırsal mimari özellikleri” ortaya konulmuştur. Çalışmanın başında sorulan sorular Gaziantep Kırsal mimari mirası üzerine yapılan çalışmalar ve Anadolu köylerinde kerpiç yapım sistemi kullanılarak yapılan evlerin “Tüzel Köyü evleri” ile karşılaştırması yapılarak, cevaplanmaya çalışılmıştır. Ayrıca tespit edilen sorunlar üzerinden, Tüzel Köyü’nün &amp;nbsp;kırsal mimari mirasının korunması için öneriler geliştirilmiştir.&amp;nbsp;&#13;
&amp;nbsp;&#13;
&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sanayileşme Sürecinde Yeni Bir Adım:  İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76097</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76097</guid>
      <author>Mustafa SALEP</author>
      <description>İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972), Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın son uygulama yılı olan 1967’de tamamlanmış ve yasal dayanağa kavuşturulmuştur. Kalkınmada planlama konusu, çeşitli zamanlarda gündeme gelmiş olsa da ağırlıklı olarak 1950’li yılların ikinci yarısından itibaren tartışılmaya başlanmıştır. 1960 sonrasında ise planlama konusunda somut adımlar atılmış, planlama işlerini yürütmek üzere bir teşkilat kurulmuş ve bu teşkilatta yabancı uzmanlar da istihdam edilmiştir. Bütün bu gelişmeler neticesinde Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1962 yılında tamamlanarak 1963’ten itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Bu Plan, bütün sektörlerle ilgili tespitlerde bulunmuş ve hedefler ortaya koymuştur. Bu beş yıllık süreçte iktidara gelen hükûmetler Plan’daki hedeflerin gerçekleştirilmesi için mücadele etmişlerdir. Aynı dönemde, planlamanın gerekliliği konusunda bütün kesimler aynı fikir etrafında toplanmıştır. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, planlamanın sürdürülmesi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın tek başına iktidarda olan bir siyasi parti tarafından kabul edilmiş olması, planlamanın devlet politikası olarak kabul edildiğini göstermektedir. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın makale konusu olarak belirlenmesinde kalkınma davasında planlamanın gerekliliği ve devamlılığı konusu analiz edilmek istenmiştir. Kalkınma planlarında sanayileşmenin en önemli hedef olarak belirlendiği düşünüldüğünde, nüfus artışı ve nüfusun sektörlerdeki payı gibi birçok unsurun değerlendirilmesi gerekmektedir. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın kısa ve uzun vadeli programlara etkisi, hedefler ve hedeflerin gerçekleşme durumu, birinci elden kaynaklar çerçevesinde değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alanya Atatürk Evi Müzesi'nin Mimari Özellikleri ve Koruma Önerileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75631</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75631</guid>
      <author>Serap SEVGİ</author>
      <description>Alanya Atatürk Evi Müzesi, 17. yüzyılda gelişen ve Osmanlı topraklarında hakim olan sivil mimari geleneğinin bir temsilcisi olarak Alanya'nın 19. yüzyılının ekonomik, sosyal ve kültürel yaşantısının mimari planlamaya yansıması ve Cumhuriyet döneminde Ulu Önder Atatürk'e ev sahipliği yapmasıyla anı, belgesel ve tarihi değeri bakımından önemli bir yapıdır. Alanya sur dışında gelişen yerleşimde, 19. yüzyılda Tevfik Azakzade tarafında inşa ettirilen ev iç sofalı plan tipinde, üç katlıdır. Sofa kuzey-güney yönünde uzanmakta, doğu ve batı diliminde odalar ile bağlantı sağlamaktadır. Evin, güneydeki geniş odaların çağnışır olarak, kuzeydeki geniş odaların ise büyük/küçük içeri, mutfak, sandık odası gibi işlevlerde, alt katın ise ahır, depo vb. servis ve hizmet işlevlerine kullanıldığı düşünülmektedir. Alt katın tamamı, ara katın dış duvarları ahşap hatıllı moloz taş duvar olarak yığma teknikte, ara katın iç mekân duvarları ve üst katın tamamı ahşap karkas sistemde inşa edilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığına hibe edilen ev, 1987 yılında da restore edilerek "Alanya Atatürk Evi” olarak ziyarete açılmıştır. Günümüze büyük değişikliklere uğramadan özgünlüğünü koruyarak ulaşmıştır. Bu nedenle Atatürk Evi Müzesi'nin, sürdürülebilir koruma anlayışıyla, müze işleviyle gelecek nesillere aktarılması için mimari özgünlüğü ve bütünlüğünün korunmasına yönelik restorasyon önerileri değerlendirilmiştir. Yapısal bütünlüğü, taşıyıcı sistemi, birim malzemeleri ve mimari elemanlarının korunmasına yönelik uygulamaların ilkeleri ve müdahale biçimleri belirlenmiştir. Bu çalışmayla; Alanya Atatürk Evi Müzesi'nin mimari özellikleri, koruma sorunları ve çözümlerine öneriler ele alınarak, koruma tarihine bilgi aktarımı amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Koruma Sürecine Dair Bir Belgeleme: Adana Sıra Konaklar Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75160</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=75160</guid>
      <author>Beliz Büşra ŞAHİNAltay ÇOLAK </author>
      <description>Geleneksel Türk evi asırlardır varlığını sürdürmüş olsa da günümüzde gerek kırsal yerleşkelerde gerekse de kentlerde zaman içinde birçok sebepten dolayı terkedilmiştir. Yüzlerce yıl süren bu konut kültürünün yasal olarak korunmasına dair çalışmaların ülkemizde 20. yüzyılın ikinci yarısında ancak başladığı görülmektedir. Bu anlamda koruma çalışmaları için en temel verilerden biri kültürel miras niteliğine sahip yapıların belgelenmesidir. Bu çalışma, Adana tarihi kent merkezinde bulunan ve geleneksel Türk Evi’nin özgün örneklerini oluşturan Sıra Konaklar’ın geçmişten günümüze erişilebilen verilerle durum tespiti yapılmasını amaçlamaktadır. İlk etapta geçmişe dair kapsamlı bir belgeleme çalışması yapılmıştır. Belgeleme çalışması, farklı tarihlerde çeşitli kişi ve kurumların arşivleri aracılığıyla erişilmiş rölöve, restorasyon projeleri, teknik raporlar, eski ve güncel fotoğraflarının derlenmesi ve değerlendirilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Sıra Konaklar’ın çevresiyle kurduğu ilişki bağlamındaki dönüşümü de belgeleme çalışması kapsamında incelenmiş, ikinci etapta ise çalışma alanı içinde yer alan Adana Seyhan Kayalıbağ Mahallesi 249 Ada içerisinde bitişik nizam düzeninde konumlanmış 5 ayrı konağın tarihi süreç içindeki durumu yorumlanmıştır. Yapılan inceleme sonucunda konakların bütününde öne çıkan değişimler tespit edilmiş, bunların öncelikle zemin kat plan şemalarında ve sokakla kurulan ilişkide gerçekleştiği ortaya çıkmıştır. Bununla beraber konaklar için yürütülen koruma amaçlı çalışmaların bütüncül bir bakış açısıyla değil yapı özelinde yürütülmüş olması, hem belgeleme çalışması için zorluk teşkil etmiş hem de Sıra Konakların günümüzde bütüncüllükten uzak bir biçimde var olmasına sebep olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Damgalama Teorisi Bağlamında Türkiye’deki Engelli Bireyler Üzerine Bir Söylem Analizi: Twitter (X) Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76401</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76401</guid>
      <author>Zeynep ŞENTÜRK DIZMAN</author>
      <description>Engellilik hali insanlığın var oluşundan beri söz konusu olan bir gerçeklik olmasına rağmen neredeyse tüm toplumlarda engelli olan kişilerin kendilerinden bağımsız olarak olumsuz kültürel inşalar ve ayrımcı pratikler söz konusu olmaktadır. Engellilik toplumsal açıdan norm dışı bir durum olarak görülmekte ve engelli kişiler normallik söylemi üzerinden anormal olarak düşünülmektedir. Engellilik toplumsal yaşam koşullarına göre yaratılan bir olgudur ve engelli olmayan kişilere yönelik inşa edilen toplumsal yaşam engellilerin marjinalleştirilmesine ve sistematik olarak dışlanmalarına neden olmaktadır. Engelli kişilerin toplumda yaşadıkları olumsuz kültürel tanımlamalar sosyolojide damgalanma üzerinden tartışılmaktadır. Damgalanma sosyolojide, sosyo-kültürel çevrede meydana gelen ve etkileri bireyde gözlemlenebilen sosyal süreçleri tanımlayan bir tartışma alanıdır. Damgalamaya yönelik kavramsal ve kuramsal tartışmalara bakıldığında kalıp yargılama, ayrımcılık, dışlanma, etiketleme ve nefret söylemi gibi kavramlarla ilişkili olarak tartışıldığı görülmektedir. Bu çerçevede damgalama tamamen farklılığın tanımlanmasına, olumsuz kalıp yargılamaların inşasına, etiketlenmiş kişilerin farklı kategorilere ayrılmasına, dışlanmasına ve ayrımcılığın tam olarak uygulanmasına izin veren politik, sosyal ve ekonomik unsurlara bağlıdır. Bu çalışma, Twitter’da engellilere yönelik damgalayıcı söylemler içeren paylaşımları yorumlamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın amacına bağlı olarak Twitter’da engellilere&amp;nbsp; yönelik yapılan paylaşımlar “Engelli Bireylere Karşı Nefret Söylemi” ve “Engelli Bireylerle Alay Etme ve Engelli Bireyleri Küçümseme Söylemi” temaları kapsamında Teun A. van Dijk’ın nitel araştırma tekniklerinden olan eleştirel söylem analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada, engelli bireylerin sosyal medya aracılığıyla damgalandığı ve nefret söylemine maruz kaldığı tespit edilmiştir. Çalışmanın sonunda, engelli bireylere yönelik damgalayıcı&amp;nbsp; ve nefret içeren söylemlerin önlenmesi&amp;nbsp; hususunda birtakım öneriler sunulmuştur.&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Delhi Sultanlığı’nda Elçilik ve Diplomasi (XII. - XIV. Yüzyıl)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77676</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77676</guid>
      <author>Yasin TEKİN</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bir fetih devleti olarak kurulan&lt;/span&gt;&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Delhi Sultanlığı’nın çağdaşı devletlerle &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;diplomasi aracılığıyla kurduğu ilişkiler ile elçi trafiği yeterince irdelenmemiştir. Başta &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;vekâyinameler ve seyahatnameler olmak üzere her türden yazılı kanıtı ihtiva eden zengin çağdaş kaynakları Delhi Sultanlığı’nın hiçbir dönemde diplomatik ilişkiler kurmaktan çekinmediğine işaret etmektedir. Elçilerin ve elçilik kurumunun başrolde olduğu bu girişimler, Hind’i yüzyıllar sonra yeniden dış dünyaya açarken Delhi Sultanlığı’nın idare kültürünün Türk kökenleri ile idari teşkilatlanmasının etkinliğini gözler önüne sermektedir. XIV. yüzyılda ihdas edilen &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;resuldârlık, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;elçi ağırlama ve gönderme operasyonlarının icrasından sorumlu olup emir düzeyindedir. Ancak elçilerin ağırlanmasında hanedanın diğer üyeleri de etkin bir şekilde rol almıştır. Vekâyinâmelere yansıyan elçi yolculukları Delhi Sultanlığı’nın yol ve istihbarat ağının etkin şekilde işletildiğini göstermektedir. Tüccarlar, elçiler ve dinî önderlerin memlekette güvenli şekilde hareket etmesini prensip edinen Hind’in Müslüman Türk hükümdarları, devletin dillere destan zenginliklerini memleketi ziyaret eden her türden yabancıyı etkilemek için cömertçe kullanmışlardır. Hind diplomasi kültürünün de bir yansıması olan bu ihsan ve hediye kullanımına şatafatlı karşılama törenleri ile incelikle inşa edilmiş saray protokolleri eşlik etmiştir. Sarayların mekânsal tasarımı ve incelikle tertiplenen protokol kuralları Gazneli, Selçuklu ve Harezmşah saraylarından izler barındırmaktadır. kullanılmıştır. Bu kasti uygulamaların başta Abbasi Halifeliği ve Moğol İmparatorluğu olmak üzere, ardıl devletlerin (İlhanlılar, Çağatay ve Altın Orda) ile kurulan barışçıl temaslarda yoğun şekilde icra edildiğini göze çarpmaktadır. Hind racalıkları ile kurulan şiddet içermeyen ilişkiler ise ancak dolaylı kanıtlar üzerinden takip edilebilmektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Adıyaman İlinde Güneş Enerjisi Santrallerinin (GES) AHP Yöntemi ile Yer Seçimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77475</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77475</guid>
      <author>Ercan VURAL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt -.1pt .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US;"&gt;Ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle yakından ilişkili olan enerji, geçmişten günümüze önemli değişiklikler göstermiştir. Özellikle gelişen sanayi ile şehirleşme ve artan nüfus miktarı, enerji üretim ve tüketimi üzerinde aktif rol oynamıştır. Geçmişte birçok ülke enerjiye olan talebi karşılayabilmek için konvansiyonel enerji kaynaklarına yönelmiştir. Fakat bu enerji kaynaklarının yenilenemiyor olması ve çevre üzerinde ciddi tahribatlara sebebiyet vermesi doğal varlık tabanını oluşturan alternatif enerji kaynaklarına yönelmeyi gerekli kılmıştır. Günümüzde gelişmiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülke sürdürülebilir ve çevreci olan yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlamış ve bu kaynaklarının enerji üretimindeki payını arttırmaya yönelik yatırımlar yapmıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji üretimi için üretim alanı potansiyeli oldukça önemlidir. Bu çalışmada yenilebilir enerji kaynaklarından en bol ve en ucuz olan güneş enerjisi santrallerinin Adıyaman ilinde kurulabilmesi için il arazileri “çok uygun”, “uygun”, “az uygun” ve “uygun değil” sınıflandırması şeklinde 9 farklı ölçüt kullanılarak belirlenmiştir. Bu ölçütler bakı, eğim, trafo merkezine göre mesafe, enerji nakil hatlarına göre mesafe, arazi kullanım durumu, yerleşme alanlarına göre mesafe, fay hatlarına göre mesafe ve karayollarına göre mesafedir. Sonuç haritasına göre, Adıyaman ilinin %29,63’ü “az uygun”, %32,24’ü “uygun” ve %13,37’si “çok uygun” ve %24,76’sı ise “uygun değil” araziler olarak tespit edilmiştir. GES kurulumunda “çok uygun” araziler Sincik ve Gerger ilçesinin büyük bölümünde, Samsat ilçesinin Atatürk Barajı’na uzakta kalan bölümünde, Gölbaşı ve Besni ilçesinin ise batı bölümünde tespit edilmiştir. İl genelinde güneş enerjisi santralleri kurulabilecek alan fazladır. Bu bakımdan özel ve kamu kurum kuruluşları temiz ve sürdürülebilir enerji payının artırılabilmesi için güneş enerjisi santrali kurulmasına teşvik edilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kurum Kimliği ve İmajı Bağlamında Kullanıcı Odaklı Çevresel Grafik Tasarım:  Üniversite Yerleşkeleri Bilgilendirme ve Yönlendirme Tasarımları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77733</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77733</guid>
      <author>Tarık YAZAR</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-themecolor: text1; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırma, kurum kimliği ve imajı bağlamında kullanıcı odaklı çevresel grafik tasarım ile ilgili alanyazın araştırması yapmak ve çoklu kimlikleri bünyesinde bulunduran üniversite yerleşkelerindeki bilgilendirme ve yönlendirme tasarımlarını incelemekle ilgilidir. Çevresel grafik tasarım bağlamında iç ve dış mekanlara modern ve bütüncül bir görünüm kazandırarak kullanıcı deneyimini iyileştirmek ve mekanın kullanıcılar arasında daha etkili bir şekilde kullanımını sağlamak için gerekli tasarım süreçlerini incelemek amacıyla araştırma kapsamında nitel araştırma modelinde doküman incelemesi yöntemi kullanılmış ve literatür taraması ile elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Kurum kimliği, bir kurumun veya markanın benzersiz karakteristiğini, değerlerini, imajını uzun dönemde stratejik olarak planlanmış amaçlarına ulaşabilmesi için kurum felsefesini çalışanlarına, müşterilerine, ortaklarına ve hedef kitlesine tanıtmak amacıyla uyguladığı unsurların bütününü ifade etmektedir. Kurum kimliği, kurumun misyonunu, vizyonunu ve değerlerini yansıtarak, kurumun algılanan kimliğini güçlendirir ve tanıtır. Çevresel grafik tasarımlar kurumların görünen yüzünü ön plana çıkararak kurum kimliğinin oluşumuna ve tanıtımına katkıda bulunurlar. Kullanıcı odaklı olarak tasarlanan çevresel grafik tasarımlar, bilgilendirme ve yönlendirme tasarımlarını kapsamaktadır. Yol işaretleri, bilgi panoları, haritalar, simgeler, infografikler ve yönlendirme sistemleri gibi çeşitli görsel ögeler kullanılarak mekanın anlaşılması sağlanır. Çevresel grafik tasarım ögesi olarak bilgilendirme ve yönlendirme tasarımları insanların yoğun olarak bulundukları alışveriş merkezlerinde, toplu taşıma alanlarında, hastanelerde ve üniversite kampüsleri gibi büyük alanlarda insanların belirli hedeflere zaman kaybetmeden ulaşmalarını sağlarken aynı zamanda estetik açıdan güzel mekanların oluşumuna ve marka farkındalığına katkı sağlamaktadırlar. Araştırma kapsamında incelenen üniversite kampüsleri bilgilendirme ve yönlendirme tasarımlarında kurum kimliğini ön plana çıkaracak uygulamaların yapıldığı görülmüştür. Bu uygulamalar yer ve yön bulmanın ötesinde çevresel grafik tasarım olarak mekanı güzelleştirebilmektedir. Araştırmada elde edilen bulgular, mekanın özelliğine göre doğru şekilde tasarlanmış ve uygulanmış olan bilgilendirme ve yönlendirme tasarımlarının, kullanıcıların hedeflerine daha hızlı ve kolay bir şekilde ulaşmalarını sağlamının yanında modern görünümlü, yaşanabilir estetik mekanların oluşumuna da katkı sağladığını göstermektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müttefikten Düşmanlığa: Sovyet Propagandasında Tito’nun İmajının Dönüşümü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77702</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77702</guid>
      <author>Samet YERKÖY</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bu makale, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası Sovyet-Yugoslav ilişkilerinde dramatik değişimi incelemekte ve Sovyet propagandasının Yugoslav lideri Josip Tito’yu nasıl tasvir ettiğine odaklanmaktadır. Başlangıçta, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği (SSCB), Tito’nun kararlı bir müttefik olarak ve sosyalist hareketin önde gelen bir figürü olarak tasvir edildiği samimi ilişkiler sürdürmüştür. Ancak, bu ilişki, savaş sırasında Tito’nun güçlü ve bağımsız direniş hareketi, Balkan federasyonu vizyonu ve Yugoslav politikalarını sıkı bir şekilde Moskova’nın politikalarıyla uyumlu hale getirmeme gibi çeşitli faktörlerden dolayı hızla kötüleşmiştir. Bu farklılıklar, onu doğrudan Doğu Bloku üzerinde katı kontrolü olan ve bu tür özerkliği hoş görmeyen Stalin’le karşı karşıya getirmiştir. Tito ve Stalin arasındaki kişisel rekabet, ilişkileri daha da gererek artan gerilimlere ve güvensizliğe yol açmıştır. Bu husumet, 1948’de Tito-Stalin ayrılığı ile doruğa ulaşmış, küresel sosyalist hareket için derin etkileri olan önemli bir kopuş yaşanmıştır. 1949’da, bu ayrılık, Tito’ya karşı yoğun bir Sovyet propaganda kampanyasını hızlandırmış, onun imajını saygın bir müttefikten sosyalizmin kınanan bir düşmanına dönüştürmüştür. Sovyetler Birliği, Tito’yu bir hain ve Batı güçlerinin kuklası olarak tasvir etmek için propagandayı ve onun meşruiyetini zayıflatmak için güçlü görsel ve retorik unsurları kullanmıştır. Makale, Roland Barthes’ın yarıyapısal yaklaşımını kullanarak, Tito’nun tasvirinin nasıl sistematik olarak değiştirildiğini anlamak için Sovyet propaganda posterlerinin görsel unsurlarını analiz etmektedir. Bu çalışma, Soğuk Savaş politikasındaki propaganda ve görsel medyanın kamu algısını şekillendirme gücünün daha geniş sonuçlarını vurgulamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde Türk Ordusunun Stratejik Geri Çekilme Harekâtı ve Sonuçları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77975</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77975</guid>
      <author>Muhammet YILDIZ</author>
      <description>&lt;p class="zet" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgaliyle başlayan Yunan harekâtı, Ankara Hükûmeti’nin Sevr Antlaşması’nı kabul etmeyişiyle Anadolu’nun içlerine doğru genişlemiştir. Türk Hükûmeti ve ordusunu dağıtmak hedefiyle Küçük Asya Seferi’ne çıkan Yunan ordusu, İnönü mevzilerinde alınan yenilgiye rağmen Kütahya-Eskişehir bölgesinde yaptığı başarılı harekâtlarla önemli kazanımlar elde etmiştir. Yunan Hükûmeti’nin sahada aldığı başarının siyasi bir getirisinin beklendiği süreçte, taraflar açısından birçok farklı olay yaşanmıştır. Özellikle Türk ordusunun geniş bir araziyi Yunan ordusuna bırakarak Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesiyle gelişen siyasi atmosfer, Yunanlar lehine bir sonuç ortaya çıkarsa da muharebelerde başarılı olan Yunanistan’ın zafer kazandığı meselesi, izahat isteyen bir durumdur. Zira muharebelerden bir müddet sonra yaşananlar, farklı bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Öyle ki Ankara, sahada yaşanan başarısızlığa rağmen barış istememiş ve mücadeleye devam kararı almıştır. Bu süre zarfında yapılan hazırlıklar, TBMM’nin yaklaşımı ve halkın kararlılığı ile yeni bir muharebe ortamı oluşmuştur. Nitekim Sakarya Meydan Muharebesi, bu koşullar çerçevesinde meydana gelmiş ve Türk Hükûmeti’nin Kütahya-Eskiehir Muharebeleri sonrasında aldığı reflekslerle neticelenmiştir. Bu çalışmada, Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin sonunda oluşan koşullar açıklanmış Yunanistan’ın Türk ordusuyla icra ettiği muharebede, siyasi hedeflerine ulaşıp ulaşamadığı hususu incelenmiştir. Uluslararası gelişmelerle birlikte siyasi ve askeri sürece değinilen araştırmada, verilen net bilgilerin analiziyle konuya açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Arşiv belgeleri, süreli yayınlar ve inceleme eserlerin yoğun olarak kullanıldığı araştırmada, nitel bir çalışma yöntemi izlenmiştir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ülfet Gıda ve Sabun Sanayii A.Ş. Tesisinin Buhar Santrali ve Jeneratör Binalarının Mimari İncelemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=70048</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=70048</guid>
      <author>Nedime Tuba YUSUFOĞLU</author>
      <description>Bu makale; 1955’te Nizip’te kurulan “Ülfet Gıda ve Sabun Sanayii A.Ş.” fabrika tesisinin buhar santrali ve jeneratör binalarının mimari incelemesini ve mimarlık tarihindeki önemini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Döneminin çok önemli bir yatırımı olan fabrika yerleşkesi, birçok fabrika binasını içermektedir (zeytinyağı fabrikası, sabun fabrikası, şarap fabrikası vd). Kurulduğu dönemde zeytin ve zeytinyağı ağırlıklı faaliyet gösteren tesiste geniş bir üretim alanıyla bir kombina inşa etme hedeflenmiştir. Tesisin mimari projeleri İtalyan bir şirket tarafından çizilmiştir ancak bu çizimler ne yazık ki bulunamamıştır. Bu çalışmada, bu devasa fabrika yerleşkesinin diğer binalara enerji ve güç sağlayan buhar santrali ve jeneratör binaları incelenmiştir. Konu literatür araştırması, alandaki gözlem, inceleme, saha çalışması, fotoğraf, çizim ve arşiv belgeleri eşliğinde incelenmiştir. Ülkenin farklı bölgelerinde kurulan Cumhuriyet dönemi fabrikalarının, bulunduğu kente veya yere hem kalkınma sunması hem de modernleşme programının bir parçası olma amacı vardır. Emek yoğun teknoloji ile kurulan tesisin ele alınan yapı grubunda modern mimari üslup ve makine estetiği öne çıkmaktadır. Buhar santrali ve jeneratör binaları, dönemi için son derece teknolojik yapılardır, bu durum dışta olduğu gibi iç mekan teçhizatlarında da göze çarpmaktadır. Fabrika yerleşkesinin incelenen yapı grubu, günümüze orijinal haliyle ulaşmış birer “endüstri mirası” niteliğinde yapılardır. Bu nedenle bu özgün yapıların korunması ve belgelenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.&amp;nbsp;&amp;nbsp;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı-Safevî Mücadelesinde Mezhebin Meşrulaştırma Aracı Olarak Kullanılması (Çaldıran Savaşı Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76032</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76032</guid>
      <author>Hasan TAN</author>
      <description>Tarih boyunca mezhep temelli mücadeleler farklı toplumlarda ortaya çıkmış ve önemli toplumsal ve siyasi sorunlara yol açmıştır. Dinin kültürel farklılıklardan kaynaklı olarak farklı topluluklar tarafından yorumu neticesinde ortaya çıkan mezheplerin siyasi otoriteler tarafından iktidar mücadelesi aracı haline getirilmesi ve ekonomik menfaatler uğruna kitleleri din ve mezhep etrafında organize edebilmesi neticesinde bu mücadeleler katliamlar ve savaşlar ile sonuçlanmıştır. Hristiyan âleminde Katolik-Ortodoks ve Protestan mezhepleri arasında meydana gelen mücadeleler, mezhep savaşlarına en iyi örnekler olarak tarihteki yerini almaktadır. İslam tarihi özelinde ilk ayrışmalar ise Cemel ve Sıffin vakıaları ile ortaya çıkmış ve bu tarihten itibaren Müslümanlar iki gruba ayrılmıştır. Abbasi ve Fatimîler döneminde de Sünni-Şiî diye iki fırkaya bölünmüş olan Müslümanların birbirleriyle olan mücadeleleri son olarak Osmanlı-Safevî mücadelesi ile devam etmiştir. Osmanlı Devleti ile Safevilerin bu mücadelesi ise İslam tarihinde mezhep eksenli siyasi bölünmenin en uzun süre devam eden örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.&amp;nbsp; Her iki devletin birbirleriyle olan mücadelesi, 1514 yılında Çaldıran Ovası’nda yapılan savaş ile doruk noktasına ulaşmıştır. Çaldıran Savaşı’ndan önce Safevî Devleti’nin özellikle Anadolu’da mezhep propagandası ile Osmanlı tebaası olan kitleleri cezbederek isyan çıkarma gayretlerine karşılık Osmanlı Devleti de siyasi, dini, kültürel, ekonomik ve en son askeri alanlarda almış olduğu tedbirleler ile karşılık vermiştir. Bu mücadele biçiminin mezhep ayrılığı ekseninde meşrulaştırma argümanları ise her iki devletin temel dayanağı olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyolojik Bir İmge Olarak Balkon Mekânının Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77639</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=77639</guid>
      <author>Recep BOZKURT</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; letter-spacing: -.1pt;"&gt;İnsan tüm aktivitesini belirli bir mekânda gerçekleştirir. Mekân(lar) insan eseridir. İnsan yaratımı olan mekânların kendine ait anlamı/anlamları vardır. Çünkü mekân, düşünceden konuşmalara, giyinmeden davranışa kadar tüm eylemlerin gerçekleşmesinde aktif rol alır. Elbette insan, mekân karşısında pasif bir özne değildir. İnsan mekânı inşa eder, onarır. Bu anlamıyla, mekân-insan arasında diyalektik bir ilişki söz konusudur. Mekânsal bir unsur olan balkon, sadece betonlaşmış bir yapı değildir. Balkon, insan eylemlerine hareket alanı açar, yön verir, düzenler ve sınırlar koyar. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Evin önemli bir mekânı olan balkonların sivil mimarimizdeki gelişimi, modernleşme süreciyle birlikte gerçekleşmiştir. Balkondan evvel kültürel mimarimizde cumba/şahnişin bulunmaktadır. Cumba, kamusal alan ile özel alan arasına set çekmesi ve mahremiyeti koruması bakımından sosyolojik imgeler barındıran önemli bir mimari bir unsurdur. Cumba zamanla balkona dönüşerek günümüz konut mimarisinde yerini almıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-fareast-font-family: Calibri; letter-spacing: -.1pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bu çalışmanın amacı; konut mimarisi olarak cumba mekânının toplumsal iz düşümünü, balkon ile olan benzer ve farklı boyutlarını, tarihsel süreç içerisindeki dönüşümünü, gündelik hayatta balkonun ne anlam ifade ettiğini, sosyolojik imgeler bağlamında analiz etmektir. &lt;span style="color: black;"&gt;Çalışmanın amacına bağlı olarak, bu mekânların tarihsel gelişimi ve dönüşümü detaylandırılmıştır. Bu nedenle çalışmada tarihsel yöntem tercih edilmiştir. Mekân sosyolojisi, gündelik hayat, cumba ve balkon mekânına dair gerekli literatür taranmış, cumba/şahnişin ve balkona ait görseller eklenmiş, nihai olarak ise bu mekânların önemi ve değişimi sosyolojik imgeler bağlamında değerlendirilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Postmodern Dünyada Duygu Koçluğu-Odaklı Aileler ve İletişimde “Usta Çiftler”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76497</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=76497</guid>
      <author>Temel Alper KARSLI</author>
      <description>Modernizm öncesinde, çocukluğun ekonomik bir değeri mevcuttu ve çocukluk küçük bir yetişkinlik süreci olarak algılanırdı. Duygular görmezden gelinirdi. Özellikle postmodernizm ile aydınlanmacı bakış açısının öncelediği “akıl” ve “mantık” yerine duygu odaklı çalışmalar, psikoloji disiplininde önem kazanmıştır. Ancak son çalışmalar tek başına sevgi göstermenin, öfke ve kaygı gibi zorlayıcı duygular karşısında yeterli olmadığını ortaya koymuştur. Üstelik son zamanlardaki hızlı teknolojik, sosyolojik, politik ve ekonomik değişimler aileleri derinden etkilemiş ve çocuk yetiştirmek günden güne zorlaşmaktadır. Aşırı iş yükü, ailelerin desteksiz kalması, boşanmaların artması, maneviyat ve değerlerin kaybı gibi nedenlerden dolayı pek çok çocuk ve ergen, antisosyal ve kriminal davranışlar, alkol/madde kullanımı, erken cinsel deneyimler gibi istenmeyen davranışlar göstermektedir. Bu tür durumların önüne geçmek için anne-babaların çift olarak güçlendirilmesi, çatışmalarını çözebilmeleri ve çocuklarına destek olabilmek için duygu temalı bir aile olmaları önerilmektedir. “İyi ebeveynlik, duygudan yararlanır” ilkesiyle yola çıkan araştırmalar, duygusal koçluk yapan ebeveynlerin çocuklarının fiziksel ve ruhsal sağlık, akademik başarı, duygusal ve sosyal ilişkiler konusunda daha başarılı olduğunu ortaya koymaktadır. Kuşkusuz, her anne baba, çocukların ahlaklı ve sorumluluk sahibi, kendi seçimlerini yababilecek kadar olgun ve hayatın koşullarına uyum sağlayabilen, ruhsal açıdan dayanıklı çocuklar yetiştirmek ister. Bu nedenle, biz bu yazıda, eşlerin çatışma yöntemlerini, aile pratiklerini, babaların ailedeki vazgeçilmez rollerini ve duygu koçluğunun ne olduğunu güncel çalışmalarla açıklamaya çalıştık</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


