






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2016 Sayı Volume 11 Issue 18</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=321</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Sensibilität und Bewusstsein der Angehenden Lehrer für Interkulturelle Differenzen und Kulturbedingte Konflikte Im Fremdsprachenunterricht</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19899</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19899</guid>
      <author>Nevide AKPINAR DELLAL, Seher TURAN</author>
      <description>Yabancı Dil Eğitiminde Kültürlerarası Farklılıklar ve Kültür Temelli Sorunlar Konusunda Öğretmen Adaylarının Duyarlılık ve Farkındalıkları Kültürlerarası iletişimin kaçınılmaz olduğu bir dünyada, bireylerin birbirleriyle hem dilsel hem de kültürel açıdan doğru iletişim kurabilmesi çok önemlidir. Toplumların birbirlerini doğru anlamasına ve sorunsuz bir kültürel iletişimin gerçekleşmesine, yabancı dil eğitimi önemli bir katkı sunabilir. Çok kültürlüğün ve buna bağlı olarak yabancı dilin öneminin arttığı günümüzde, yabancı dil öğretimine gerekli önemin verilmesi ve nasıl daha verimli ve başarılı bir yabancı dil dersi gerçekleştirilir konusu üzerinde durulması gerekir. Fakat bunu yaparken, amaç sadece yabancı dili öğretmek olmamalı, ülkelerin ve kültürlerin birbirini doğru anlaması ve değerlendirilmesi için katkı da sağlanmalıdır. Yabancı dil dersi yabancı kültürle de karşılaşmanın doğrudan gerçekleştiği yerdir ve bu nedenle kültürlerarası içerikler bugün yabancı dil eğitiminin merkezine oturmuştur. İletişimin sadece dilsel açıdan gerçekleştirilebiliyor olması yeterli değildir, kültürel ve sosyal açıdan da sorunsuz bir iletişimin kurulabilmesi gerekir. Yabancı dil derslerinde kültürlerarası sorunlara neden olan durumlar ve farklılıkların özellikle vurgulanması ve buna uygun öğretme yöntemlerinin ele alınması sayesinde, bu sorun olan durumlar olumlu sonuçlar doğuracak işlevsel bir hale dönüştürülebilir. Bu çalışmada, Almanca derslerinde “Yabancı Dil Dersinde Kültürlerarası Farklılıklar ve Kültür Temelli Anlaşmazlık Sorunları”nın ele alınıp alınmadığı ve öğretmen adayı öğrencilerin bu konuyla ilgili farkındalık düzeyleri araştırılmıştır. Öğretmen adaylarının neredeyse tamamı yabancı dil derslerinin, kültürlerarası önyargıları ve anlaşmazlık durumlarının ortadan kaldırılması açısından önemli olduğu konusunda hemfikir olduğu belirlenmiştir. Adaylar, gerekçelerini anlamlı bir şekilde bildirerek bu konuda son derece bilinçli olduklarını ortaya koymuşlardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Sulak Alan Nasıl Yönetilir: Ekolojik Bakış Açısıyla Gediz Deltasının Ele Alınması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19854</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19854</guid>
      <author>Mehmet Ali ÇELİK, Çiğdem ÜNAL</author>
      <description>Sulak alanlar, barındırdığı biyolojik çeşitlilik ile ekolojik dengenin devamı için büyük önem arz etmektedir. Türkiye, sulak alanlar bakımından zengin ve aynı zamanda uluslararası düzeyde stratejik öneme sahiptir. Bu açıdan mevcut sulak alanların yaşatılması gerek ekolojik gerekse ekonomik açıdan önemlidir. Bu çalışmanın temel motivasyonu, ülkemizde sulak alanların korunması için yeterli planlama ve koruma tedbirleri alınmakta mıdır? sorusunun cevabına ulaşmaktır. Bu amaçla, çok çeşitli kuş ile canlı türü barındıran ve A sınıfı öneme sahip bir sulak alan olan Gediz deltası, çalışma alanı olarak seçilmiş ve Gediz deltası çevresinde arazi örtüsü değişimi ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilişki incelenmiştir. Elde edilen bulgular, tarımsal faaliyetlerin çok yoğun olarak yapıldığı Gediz deltası çevresinde büyük organize sanayi tesislerinin de kurulduğunu göstermektedir. 1984-2000 ve 2015 yıllarına ait Landsat verilerine göre, sulak alan içerisinde yer alan bataklığın kurutularak tarım alanına dönüştürüldüğü tespit edilmiştir. 1984 yılına ait Landsat TM görüntüsünde bataklık alanı mevcut iken, 2000 ve 2015 yıllarına ait görüntüde ise bataklığın olmadığı görülmüştür. Aynı zamanda sulak alanının 10 km doğusunda kurulan Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (AOSB), sulak alan üzerinde antropolojik baskıyı arttırmıştır. Söz konusu Sanayi Bölgesinin yapımına bağlı olarak Gediz deltası çevresinde kültürel peyzaj, doğal peyzajın yerini almaya başlamıştır. Elde edilen veriler; Gediz Deltası sulak alanının iyi yönetilmediği ve uydu görüntülerinden elde edilen sonuçlar bilhassa AOSB’nin yapımının sulak alan çevresinde önemli değişimler meydana getirdiğini ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ilıca Şelalesi (Kastamonu-Pınarbaşı)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19861</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19861</guid>
      <author>Asım ÇOBAN, Duran AYDINÖZÜ</author>
      <description>Türkiye’nin jeomorfolojik yapı kaynaklı sahip olduğu doğal zenginliklerden birisi de şelaleleridir. Günümüzde turizmin hedef alanları giderek değişmekte, deniz-kum-güneş üçlüsü yanında doğa ve kültürel değerlere yönelik ilgi her geçen gün daha da artmaktadır. Bu durumda turizm sektöründen beklenilen faydanın sağlanabilmesi için ülkemizin sahip olduğu doğal ve kültürel değerlerin güncellenmesi, gerekli tanıtımın yapılabilmesi büyük önem taşımaktadır. Sahip olduğu doğal zenginlikleri henüz yeteri kadar değerlendirme imkânı bulamamış olan ülkemizin doğa harikası güzelliklerinin literatüre kazandırılması da ayrı bir sorumluluk oluşturmaktadır. Araştırmamızın konusunu oluşturan Ilıca şelalesi Kastamonu İlinin Pınarbaşı ilçesine bağlı Ilıca köyünde bulunmaktadır. Pınarbaşı ilçesine uzaklığı 11 km olup, Kastamonu İl merkezine uzaklığı ise 91 km dir. Horma kanyonunun dik yamaçlarından doğan Ilıca şelalesi sularını 10 m yükseklikten tabanda oluşturduğu geniş bir doğal göle boşaltmakta olup, etrafı ise gür nemli orman formasyonuyla kaplı bulunmaktadır. Küre dağları milli parkının hemen yanı başında bulunan Ilıca şelalesinin bulunduğu saha doğal oluşuklar bakımından oldukça zengin olup, doğa turizmi açısından her birisi ayrı bir değer olan Valla kanyonu, Çatak kanyonu, Horma kanyonu ve Ilgarini mağarası gibi doğa harikaları da burada yer almaktadır. Ayrıca sahada Küre dağları milli parkının yer alması da sahaya ayrı bir önem kazandırmakta, çok farklı turizm aktiviteleri için uygun bir saha konumuna taşımaktadır. Ilıca şelalesi daha çok yakın çevreden gelen ziyaretçileri ağırlamakta, konaklama amacıyla da ahşap malzemeden yapılmış 14 adet bungalov tipi barınaklarda 56 adet yatakla hizmet veren bir tesise sahip bulunmaktadır. Bu doğa harikası şelaleyle birlikte yakın çevresinde yer alan Valla kanyonu, Çatak kanyonu, Horma kanyonu ve Ilgarini mağarasının tanıtılmasıyla birlikte sahanın ekoturizmin çok önemli hedeflerinden biri konumuna geleceği, yeterli alt yapı çalışmalarını takiben de çok ciddi yoğunlukta ziyaretçi çekeceğini düşünmekteyiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kayaağıl Köyünde (Uşak) Turizmin Etkileri Üzerine Yerel Halkın Turizm Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19888</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19888</guid>
      <author>Mehmet DENİZ</author>
      <description>Turizm ekonomik faaliyetler içinde artan bir öneme sahiptir. Özellikle ülkelerin dış ticaret açıklarının kapatılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bunun yanında iç turizm hareketleri de turistik alanlar için önemli bir gelir kaynağıdır. Türkiye’nin birçok yöresinde turizmin tarım sanayi vb. sektörleri geride bırakarak temel ekonomik faaliyet olduğu görülmektedir. Buna rağmen Türkiye’nin tüm bölgelerinde turizmin geliştiği söylenemez. Çalışmaya konu olan Uşak ili de böyle bir konumdadır. İldeki yetersiz reklam ve yatırım koşulları sebebi ile turizmden yüksek bir gelir elde edilememektedir. Uşak ekoturizm, kırsal turizm, tarımsal turizm, inanç ve macera turizmi gibi alternatif turizm olanaklarına sahiptir. Uşak’ta son zamanlarda yatırım yapılan ve gelişen bir turizm türü de sağlık turizmidir. Son yıllarda birçok ziyaretçi Uşak merkez ilçeye bağlı Kayaağıl köyündeki termal tesisleri ziyaret etmekte ve yöre ekonomisine katkı sağlamaktadır. Termal turizmin kırsal alanlarda son yıllarda gelişmesi kırsal alanlardan şehirsel alanlara olan göçün yavaşlatılması açısından bir şans olmuştur. Araştırmada bu koşulları ortaya çıkarmak için veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış mülâkat formları kullanılmıştır. Araştırma sırasında yerel halktan 21 farklı kişi ile mülâkat gerçekleştirilmiştir. Çalışmada yörede yaşayanların büyük kısmının turizme olumlu yaklaştığı görülmektedir. Benzer algı çalışmalarında görüldüğü üzere turizme bakış açısı başlangıçta ekonomik getirisi sebebiyle olumludur. Hayvancılık gibi kırsal ekonomik faaliyetleri sürdürenlerin ise meraların ve tarımsal sahaların tarım dışı kullanımı ve rant nedeniyle arazi fiyatlarındaki artış sebebiyle kaygı duydukları durumlara rastlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cinsel Çağrışımlı Türkü Sözlerinin Bölgelere Göre Dağılımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19972</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19972</guid>
      <author>Feyzan GÖHER VURAL, Serenat İSTANBULLU</author>
      <description>Türkü sözleri, bulundukları topluma ait pek çok olguyu barındırırlar. Sevgi, sitem, övgü, kıskançlık, üzüntü gibi kişisel duygular; savaş, göç gibi toplumsal olaylar; kıyafet, aksesuar, coğrafi bölge isimleri gibi somut ögeler türkü sözlerinde yer alabilir. Bu durum, türkü sözlerinin pek çok bilim dalının inceleme alanına girmesine neden olur. Müzikologlardan halk bilimcilere, sosyologlardan tarih bilimcilere kadar pek çok bilim insanı, türkü sözlerindeki çeşitli ifadeleri ve temaları incelemektedir. Türkü sözlerinde yer alan ve dikkat çekici durumlardan birisi, cinsel çağrışımlı kelimelerdir. Geçmişten günümüze insanoğlunun pek çok sanat ürününde yer verdiği cinsellik teması, türkü sözlerinde sıklıkla görülür. Cinsiyet kültürü, içinde fizyolojik özellikler barındırmakla birlikte, sosyolojik, toplumsal ölçütleri de içeren bir olgudur. Bu kültür, toplumsal pek çok ürüne etkide bulunduğu gibi türkü sözlerine de yansır. Türkülerde yer alan cinsel çağrışımlı sözler, kimi zaman nükteli bir anlatım içinde, kimi zaman bazı motiflere saklanmış olarak, kimi zaman da doğrudan ifade edilmiştir. Bu araştırmada söz konusu temanın türkü sözlerinde yer alma sıklığı, cinsel çağrışımlı kelime kullanma durumunun bölgelere göre nasıl bir değişim gösterdiği, cinsel ifadelerin hangi bölgelerde ne şekilde dile getirildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca kadınların ve erkeklerin ağzından yakılan türkülerde cinsellik temasının oranı, ifade farklılığı ve yine bu durumun da bölgelere göre dağılımını belirlemek çalışmanın amaçları arasında yer almıştır. Belirtilen amaçlar doğrultusunda Türkiye’nin yedi bölgesinden rastgele şekilde seçilen 2030 türkü üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Yedi bölgeden seçilen türkü sayısının mümkün olduğunca eşit olmasına dikkat edilmiştir. 2030 türkünün incelenmesi sonucunda, net şekilde ifade edilen cinsel çağrışımlı sözler saptanmış; bölgelere ait tipik örnekler eşliğinde yorumlanmış; söz konusu temaya ilişkin kadın ve erkeğin kendilerini türkü sözlerinde ifade ediş farklılıkları irdelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ninnilere Gizlenen Duygular Sevgi Nefret İkileminde Annelik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19820</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19820</guid>
      <author>Hatice KARAKUŞ ÖZTÜRK</author>
      <description>Sevgi gibi kuvvetli bir duygunun ürünü olan bebek, nefret gibi bir duyguyla anılabilir mi? Konuya ilgi duyan yazarların kaleminden çıkan düşüncelerden birisi şudur: Ninnilerde, oyunlarda ya da masallarda geçen bazı ifadeler sanıldığı kadar masum ya da duygusal bir içeriğe sahip değildir. Winnicot'un "Karşı Aktarımda Nefret" çalışması bu düşünceyi temellendirme girişimlerinden birisidir. Yazara göre kadın, hamilelik, doğum ve doğum sonrasında yaşadıklarına bağlı olarak uygun bir şekilde bebeğinden nefret edemezse mazoşizme düşmek zorundadır. Hamilelik ve sonrası kadın açısından yeni bir devrin başlangıcı gibidir. Erginlik dönemini tamamlayan kadın kendini dünyaya getirenin yerini alarak rol değişimi yaşamaktadır. Öte yandan son kuşak olmaktan da bir vazgeçiştir. Bu dönem aynı zamanda kadının kendiyle olan mahrem karşılaşmasının da yaşandığı ender zamanlardandır. Endişe, çatışma, korku ve kaygıların zihni en çok bulandırdığı bir dönemdir. Gebelikle birlikte değişen beden ona değil fetüse aittir ve onun hizmetindedir. Kadın açısından annelik öncesi tarihin canlanması da söz konusudur. Kadın her açıdan bir rol değişimine uğramaktadır. Değişen bedeni yeni bir göreve hizmet edecektir. Kadınlık annelik ikileminde annelik ağır basmakta, zihni bu yeni role adapte olma mücadelesi vermektedir. Öte yandan hamilelik deneyimi kadına yaşam ve ölüm kavramlarını hatırlatır. Kadın korkuyu ve de ölümü aynı anda hisseder.Diğer yandan rahibe benzeri bir hayat başlamaktadır kadın için. Süreç içinde kadın aşk yaşamına dönme ve çocuğuna belli bir mesafe koyma ihtiyacı hissedebilir. Bütün bu yaşananların toplamına bağlı olarak diyebiliriz ki kadının yükü sadece karnındaki yük değildir. Neticede bu değişimlerin toplamı kadında duygusal taşmalara zemin hazırlayacaktır.Zarar vermek amaçlı bir içeriğe sahip olmayan nefret, ilişkiyi muhafaza etmek için hissedilen bir duygu niteliğindedir. Uzaklaşmanın değil yakınlaşma isteğinin bir yansımasıdır. Bu anlamda anne uygun bir şekilde bebeğinden nefret edebilmelidir. Yaşadığı iki yönlü duyguların (sevgi-nefret) ilişki içinde kabul edilebilmesinde annenin imdadına ninniler, masallar ve oyunlar yetişmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bilecik İlinde Saya Yerleşmeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19870</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19870</guid>
      <author>Taner KILIÇ, Zafer BAŞKAYA</author>
      <description>Bilecik ili ve çevresinde Sakarya Nehri ve kolları plato alanlarını yararak engebeli bir topografya oluşturmuştur. İl genelinde topografyanın ana doğrultusu doğu-batı ve kuzeydoğu-güneybatı yönlü jeolojik yapıya da uygun olarak uzanmaktadır. Bu durum, kuzeyden güneye doğru yüksek ve alçak sahalar şeklinde morfolojik ünitelerin sıralandığı morfolojik birimlerle, tektonik birimler arasında sıkı ilişkiyi de göstermektedir. Bilecik ili ve çevresinde engebeli bir topografyanın olması, geçmişten günümüze Bilecik ilinde tarıma uygun arazilerin kısıtlanmasıyla birlikte hayvancılık faaliyetlerinin önem kazanmasına sebep olmuştur. Köy içerisinde özellikle küçükbaş hayvan sürülerinin zaptedilmesinin zor olması, hayvanların köy içerisinde ve yakın çevresinde sebze ve meyve alanlarına zarar verme durumu gözetilerek geleneklerin de etkisiyle, küçükbaş hayvan sürülerinin barındırıldığı alanlar köyün uzağında yer alan otlaklar çevresindeki araziler üzerinde kurulmuştur. Bu makalenin konusunu Bilecik'te sayıları giderek azalan kır yerleşmelerinden biri olan sayalar oluşturmaktadır. Bilecik'te küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yapmak amacıyla, köyün dışındaki otlak alanları üzerinde kurulmuş, ağıl ve çoban kulübesinden meydana gelen ve genellikle yıl boyu kullanılan yerleşmelere saya adı verilmektedir. Bilecik'te sayaya farklı isimler de verilmektedir. Sürünün (davar) arazide otladıktan sonra geceleyerek dinlenmesinden dolayı yatak, kış mevsiminde köyün uzağındaki sayada barındırılmasından dolayı kışla da denilmektedir. Sayaların kuruluş yeri seçiminde topografya, iklim, bitki örtüsü ve su kaynakları gibi doğal faktörlerin yanı sıra; arazi mülkiyeti gibi beşeri coğrafya faktörleri de etkili olmaktadır. Bilecik'teki geleneksel sayalar, sayanın yakın çevresinden sağlanan malzeme ile basit bir şekilde inşa edilmiştir. Bilecik'te sayalar giderek terk edilmektedir. Sayaların giderek terk edilmesinde, kırsal ekonomik düzenin mevcut nüfusu besleyebilecek yeterlilikte olmamasıyla birlikte hayvancılıkta hijyen şartları ve uğraşının zor olması genç nüfusun hayvancılıkla uğraşmak istememesine ve bunun sonucunda özellikle genç nüfusun köylerden şehirlere doğru göç etmesi etkili olmaktadır. Sonuçta, Bilecik ilinde kırsal kesim için önemli bir ekonomik ve kültürel değer olan sayalar, günümüzde hızla terk edilmekte ve kullanılmayarak yok olmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yoğunlaşma Çerçevesinde Türk Tekstil Ve Hazır Giyim Sektörünün Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19885</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19885</guid>
      <author>Emine KOCA, Özlem KAYA</author>
      <description>Pazar yoğunlaşması işletmeler için çok önemli bir kavramdır. Yoğunlaşma derecesi işletmelerin sektördeki davranışlarını ve pazarlama faaliyetlerini belirlemektedir. Yoğunluk arttıkça pazardaki rekabet şansı da o kadar azalmaktadır. Ülkemizdeki sektörlerin çok büyük bir kısmında yüksek yoğunlaşma görülmektedir. Bu durum Türkiye’deki birçok sektörün verimliliğini azaltmaktadır. Yoğunlaşma bir sektördeki üretim ve fiyatın az sayıda işletme tarafından kontrol edilmesidir. Pazar yoğunlaşması ise, belirli bir sektördeki işletmelerin sayısal veya büyüklük olarak dağılımını ifade etmektedir. İşletmeler piyasa gücünü ellerinde tutabilmek için yoğunlaşmaktadırlar. Bu durum, üretimin az sayıda ve birbirine yakın güçteki teşebbüslerin elinde yoğunlaştığı ve bunların herhangi birinin fiyat taktiğinin diğerlerinin pazar payını etkilediği “oligopolistic” yapılanmaların oluşumuna neden olmaktadır. Piyasa yoğunlaşma endeksleri, kolay hesaplanabilirler ve piyasanın ne kadar rekabetçi olduğuna ilişkin ipuçları verirler. Piyasada faaliyet gösteren işletme sayısının çokluğu ve bu işletmelerin birbirine denk olmaları oranında yoğunlaşma azalır ve rekabet artar. Piyasa yapısının rekabetçi olması ölçüsünde de, piyasada faaliyet gösteren işletmelerin piyasa değişkenlerini etkileme güçleri azalır. Bu nedenle piyasanın ne kadar rekabetçi olduğunun tespitinde piyasa yoğunlaşma oranlarının bilinmesi önemlidir Geçmişte olduğu gibi günümüzde de, ülkemizin ekonomik kalkınma süreçlerinde önemli rol oynamaya devam eden tekstil ve hazır giyim sektöründe oligopolleşmenin arttığı ve serbestleşmenin rekabet piyasası koşullarının oluşumunu sağlayamadığı görülmektedir. Bu çalışmada, TUİK 2012 yılı ekonomik faaliyet sınıflarındaki yoğunlaşma düzeyleri verileri çerçevesinde; tekstil ve hazır giyim sektöründeki yoğunlaşma oranları dikkate alınarak değerlendirmeler yapılmış ve öneriler getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doğu Türkistan Bağımsızlık Davasının Lideri Mehmet Emin Buğra Hareketinin Dinsel Dinamikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19827</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19827</guid>
      <author>Nur Ahmet KURBAN</author>
      <description>Doğu Türkistan’dan göç edip Türkiye’ye yerleşen ve hem ülkesi hem de yerleştiği yeni vatanı için önemli görevler üstlenen Emin Buğra (1901-1965)’nın medrese hayatı ile özgürlük mücadelesi dönemindeki dindarlığı, tartışmasız olarak bütün İslamcı çevrelerce takdir edilmiştir. Onun yeri, şimdiye kadar hiç doldurulamamıştır. Hayatı boyunca Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesi için hiçbir ülkenin iç siyasetinde yer almamıştır. Bulunduğu yerlerde parti tutmamıştır. Yerel hiçbir örgüte üye olmamıştır. Her yerde Doğu Türkistan halkının bir vekili gibi davranmıştır. Dini taassuptan geri durmuştur. Aydın bir din adamı olmuştur. Hakkında yapılan çalışmalar ise oldukça sınırlıdır. Özellikle onun dini hayatını konu edinen bir çalışma neredeyse hiç yoktur. Oysa o her şeyden evvel bir din adamıdır. Ondan sonra başarılı bir diplomattır. Türkiye’de bulunduğu süre içerisinde birçok uluslararası konferanslarda halkını temsil etmiştir. Türkiye’de Türk akraba toplulukları ve dünya islam birliği teşkilatı ile sürekli temas halinde olmuştur. Bu genel kabule karşın, onun siyasi hayattaki tutumları, sosyal yaşantısındaki davranışları ve kimi fikirleri dinî açıdan açıklanmaya muhtaçtır. İşte bütün bu hususların ortaya çıkarılması için böyle bir çalışmaya gerek duyulmuştur. Bu çalışmada, öncelikle Buğra’nın yetişme döneminde etkili olan dinî unsurların izleri sürülecektir. İkinci adımda siyasi mücadelesindeki milliyetçilik vurgusu, dinî açıdan değerlendirilecektir. Üçüncü adımda ise, onun İslamcılık anlayışı ve Türk-İslam düşünce sistemindeki konumu ortaya konulacaktır. Çalışmanın sonunda da Kur’anî ve sosyolojik açıdan “Buğra Hareketi”nin dinî yönü temellendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk Hakları ile ilgili Çocukluk Dönemi Sosyolojisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19876</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19876</guid>
      <author>Özlem ÖRDEM</author>
      <description>Son yüzyılda çocukların huzuru, kadınların huzurundan ve kadınların sosyal durumundan ayrılmaz bir hale geldi; bir bakıma, çocukların huzuru ‘kadınlar-ve-çocuklar ‘ kavramı altında toplanıldı. Anne-çocuk ilişkileri bağlamında çocukların ihtiyaçları hakkındaki fikirlerini açıklayan yetişkinlerin karmaşasının ötesine dikkatle bakmak ve çocukların kendilerine açıkça bakmak zordur. Çocukları ciddi bir şekilde dinlemek hala oldukça zordur. Ve fakat onları dışlamaktan ziyade topluma dâhil etmek daha zordur. Ama bunlar gerekli girişimlerdir: biz çocukları kavramsal olarak ebeveynlerinden, ailelerinden ve profesyonellerden kurtarmalıyız. Biz çocukluk döneminin sosyal durumunu çalışmalıyız ve toplumsal düzenin senaryosuna çocukları dâhil etmeliyiz. Aslında bunu yapmak için birbirleriyle bağlantılı sebepler iki yönlüdür. Toplumsal düzenin doğru anlaşılması, tüm üyelerin, tüm sosyal grupların göz önüne alınmasını gerektirmektedir. Ve çocuklar, diğer reşit olmayan gruplar gibi, bir söz sahibi değillerdir ve duyulmak ve görüşlerinin dikkate alınması gibi bir hakka sahip değillerdir. Bizim onların haklarının uygulanması yönünde sağlam bir altyapı sağlayabilmemiz için çocukluk döneminin toplumsal durumunun daha iyi anlaşılması yönünde çalışılmaktadır. Toplumsal düzenin doğru çalışması, çocukluk döneminin sosyal durumunu ve onun için çocukların katkıları içermelidir. Sosyolojik proje, bir sosyal grup olarak sosyal konumlandırmayı incelemek için aileden kuramsal olarak çocukları çıkarma görevi üzerinde ilk olarak çalışmak içindir. Bir sonraki adım, yetişkinlik ile çocukluk dönemini ve yetişkinlerle karşılıklı ilişkilerde çocukları değiştirmek içindir. Böylece sosyolojik girişim toplumların çalışılmasında çocukluk döneminin çalışmasını yerleştirmeyi amaçlar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Geleneksel Kıyafetlerin Yaşatılmasında “Folklorik Yapma Bebekler”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19756</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19756</guid>
      <author>Neval SAKİN</author>
      <description>Folklorik kıyafetli yapma bebekler, el yapımı ya da hazır plastik bebeklere geleneksel giysilerin giydirilmesi ile oluşturulan kültür ürünleridir. Türkiye’de yerel yönetimlerin desteği ya da kişisel girişimlerle farklı malzemeler kullanılarak çeşitli yöresel giysilerle giydirilen “folklorik kıyafetli yapma bebekler” yapılmaktadır. Bebeklerin kıyafetleri, Anadolu insanının giyim tarzına ait yöresel kumaşlar kullanılarak ve aslına sadık kalınarak oluşturulmaktadır. Bu bebekler yapıldıkları malzemenin veya yapıldığı yörenin adı ile adlandırılırlar. Folklorik kıyafetli yapma bebekler üzerinde Anadolu kadınının geleneksel giysileri olan göynek, şalvar, cepken, yelek, üçetek, entari, bindallı, kuşak, önlük ve bunları tamamlayan, farklılıklar gösteren başlıklar yer almaktadır. Türk kültürünün en gösterişli dallarından birisi olan Folklorik kıyafetler; Anadolu insanının kültürü, yaşayışı, sosyal durumu ve sanatı hakkında bilgi veren en önemli somut ürünlerdir. Günümüzde halk oyunlarında, kına gecelerinde ve bazı köylerde belli yaş gurubunun giydiği bu kıyafetlerin orijinal örnekleri zamanla yok olmaktadır. Bu giysilerin korunmasında etnoğrafya müzelerine ve araştırmacılara çok iş düşmektedir. Bununla birlikte kıyafetler, farklı kullanım alanları yaratılarak yeni nesile tanıtılmalı ve sevdirilmelidir. “Folklorik Kıyafetli Yapma Bebekler” söz konusu farklı kullanım alanlarına güzel bir örnektir. Zira “Folklorik Kıyafetli Yapma Bebekler”; geçmişle gelecek arasında köprü oluşturması, turistik eşya olma özelliği ile kültür alışverişine katkısı, yöre insanına ekonomik kazanç sağlaması gibi pek çok yönden önem taşımaktadır. Makalemizde Türkiye’nin çeşitli yörelerinde yeni bir kültür ürünü olarak meydana getirilen “Folklorik Kıyafetli Yapma Bebekler”in tanıtılması amaçlanmıştır. Folklorik kıyafetli kitre bebek, Türkiye’nin geleneksel bebeği Elif, Kayseri Soğanlı bebeği, Adıyaman Besi bebeği, Muğla Çomakdağ bez bebekleri, Yöresel kıyafetli taş bebekler, Ardahan Damal bebeği, Bursa Keles bebeği, Kars Kağızman bebeği ve Kastamonu Azdavay bebeği olmak üzere farklı yörelerde yapılan on bebek çeşidi ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadın Kimliği: Kültürel ve Dinsel Perspektif</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19758</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19758</guid>
      <author>Kamil ŞAHİN, Salih TOPRAK</author>
      <description>Kadınların sosyal koşullar altında ikincil plandaki konumu tarihsel bir süreklilik içermektedir. Bu tarihsel süreklilik günümüzde kadınların konumlarının tartışılması zorunluluğunu ortaya çıkartmış ve genel anlamda ana damar feminist hareketin temel problematiği haline gelmiştir. Özellikle bazı tarihsel dönemlerde ve bazı kültürlerde kadının kimliksizleştirilmesi en hassas ve önemli konu olarak günümüzde tartışılmaktadır. Günümüzde sorunun toplumsal, ekonomik, siyasi ve hatta biyolojik sebeplerinin yanı sıra dini sebepleri ele alınmaktadır. Feminist hareket içerisinde bazı kanatlar yaratılış anlatısındaki ilk kadın olarak ifade edilen “Havva” nın yerine ondan önce Adem’le eşit biçimde yaratılmış olan başka bir kadının (Lilith) olduğunu savunmaktadırlar. Dinlerde, kutsal kitap ve peygamber hadislerinde kadının yerine dair konular oldukça fazladır. Kadının gerçekten dini gerekçelere dayandığı için mi yoksa egemen erkek öyle istediği için mi ikinci planda tutulduğu çalışmaların temelini oluşturmuştur. Dinler gerçekten kadına önemsiz varlıklar gibi davranmayı öğütlemişler midir yoksa bu onları yorumlayan erkeklerin kendi görüşlerinin bir sonucu mudur? İşte tartışmayı asıl açıklamaya kavuşturacak nokta burasıdır. Semavi dinlerin kadına karşı olan yaklaşımları genel hatları ile bilinmektedir. Bu çalışmada semavi dinlerin yaklaşımları göz önüne alınarak aslen semavi olmayan dinlerde kadına karşı yaklaşımın ne olduğu anlaşılmaya çalışılacaktır. Bu çerçevede din olarak sayılmasa da mitolojilerden diğer inanç sistemlerine kadına bakış açısı ele alarak problemi irdelemek günümüz modern dinlerinde ve toplumlarda kadının durumu betimlemek açısından son derece önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Malatya'da Spor Merkezlerine Devam Eden Bireylerin Spordan Ve Spor Merkezlerinden Beklentilerinin Karşılanma Düzeylerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19958</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19958</guid>
      <author>Mahmut AÇAK, Özgür KARATAŞ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; Malatya'da spor merkezlerine devam eden bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerinin karşılanma düzeylerinin incelenmesidir. Sağlıklı yaşam ve spor merkezleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sayıları giderek artan ve hizmet sektöründe geniş bir yer kaplayan sektör haline gelmiştir. Özellikle yoğun iş temposu ve hareketsiz yaşantıya maruz kalan insanların fiziksel, sosyal ve zihinsel anlamda kendilerini tamamlamak için, sağlıklı yaşam ve spor merkezlerine ciddi anlamda ilgi gösterdiği bilinmektedir. Araştırmanın evrenini Malatya ilinde spor merkezlerine devam eden bireyler oluştururken, örneklemini ise bu spor merkezlerinden yararlanan 836 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada Bingöl (2010)'ün “Spor merkezlerinden beklentilerin karşılanma düzeyi ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde spss paket programı kullanılmıştır. Araştırmamıza katılan bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerin karşılanma düzeyi cinsiyet değişkenine göre spor merkezlerine devam eden bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerinin karşılanma düzeyleri arasında anlamlı farklılığa rastlanmadığı görülmüştür(p&lt;0.05). Yaş değişkenine göre spor merkezlerine devam eden bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerinin karşılanma düzeyleri arasında anlamlı farklılığa rastlanmadığı görülmüştür(p&lt;0.05). Eğitim düzeyleri değişkenine göre spor merkezlerine devam eden bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerinin karşılanma düzeyleri arasında anlamlı farklılığa rastlanmadığı görülmüştür (p&gt;0.05). Gelir düzeyleri değişkenine göre spor merkezlerine devam eden bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerinin karşılanma düzeyleri arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p=0.002). Spor yapma zamanı değişkenine göre spor merkezlerine devam eden bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerinin karşılanma düzeyleri arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p=0.001). Sonuç olarak; bireylerin “Spor merkezlerinden beklentilerin karşılanma düzeyi ölçeği” maddelerine verdikleri cevaplara göre Malatya’da spor merkezlerine devam eden bireylerin spordan ve spor merkezlerinden beklentilerinin yüksek oranda karşılandığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültür Kavramının Kapsamı, Anlam ve Tanımları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19952</guid>
      <author>Bengül ÇETİNTAŞ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı kültür kavramının anlamını tartışmak, kültürün ne olduğu konusuna açıklık getirmek ve bu kavramı kapsam ve içerik yönünden incelemektir. Çalışmada, kültürün geniş anlam ve kapsamından hareketle bu kavramın günlük dilde kullanımı ve sözlüklerde yer alan tanımları incelenmiştir. Sözlüklerde yer alan kayıtlar, Türkçe’nin ilk ya da ikinci sözcüğü “kültür” ile başlayan söz varlığının ne denli zengin olduğunu ve kültür sözcüğünün yeni bir anlamı karşılamak üzere başka sözcüklerle bir araya gelme konusunda ne denli esnek olduğunu göstermiştir. Kültür sözcüğünün günlük yaşamda da dili kullananlar tarafından sahiplenilerek türlü anlam ve işlevlerde kullanıldığını görmekteyiz. Geçmişte ve günümüzde kültür kavramının nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel süreç içinde bu kavram ile ilgili sosyal bilimler alanında sunulan farklı tanımlarına yer verilmiştir. Bununla birlikte kültür kavramının özellikle de kültürlerarası çalışmalarda izlediği gelişim süreci alanın önde gelen araştırmacılarının bakış açılarıyla değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Yesevî Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19950</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19950</guid>
      <author>Samettin GÜNDÜZ, Ahmet OCAK</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı üniversite düzeyinde eğitim-öğretim gören öğrencilerin tasavvuf tarihinin ve düşünce dünyamızın önemli şahsiyetlerinden biri olan Hoca Ahmet Yesevi ile ilgili algı ve bilgi düzeylerini belirlemektir. Bu amaçla çalışmaya Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesindeki Türkçe konuşan Devletler ve Topluluklardan gelen öğrencilerden veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan on soruluk bir anket kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre: Türk Dünyasının manevi lideri olduğunu ifade edenlerin oranı %30, Kazakların manevi lideri olduğunu ifade edenlerin oranı %53.0, Özbeklerin manevi lideri olduğunu ifade edenlerin oranı %11 ve fikrim yok diyenlerin oranı %6 sı seviyesinde olduğu tespiti yapılmıştır. Yesevi’lik dersini aldıkları halde Divan-ı Hikmet’i okuyanların oranı %2.3, okumayanların oranı %97,7 olarak bulunmuştur. Yesevi türbesini katılımcıların %100 ziyaret ettiği tespit edilmiştir. Türbeyi ziyaret etmelerinin nedenleri ise %93 inanç ağırlıklı ziyaret olduğu tespit edilmiştir. Gündelik hayatta Yesevi öğretisine dikkat edenlerin oranı % 2.3 olarak bulunmuştur. Yesevi felsefesinin Türk dünyasını birleştirici etkisini düşünenlerin oranı ise % 37.3 olduğu tespiti yapılmıştır. Makalenin sonunda Yesevi’liğin Türk Dünyasında öğretilmesine, anlaşılmasına ve yorumlanmasına yönelik birtakım öneriler yapılmıştır. Bu çalışmanın Yesevi ile ilgili çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Malatya Halkevinde Öncülüğünde Kutlanan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Etkinlikleri (1932-1951)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20061</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20061</guid>
      <author>Mehmet Korkud AYDIN, Mesut AYDIN , Fatih KAYA</author>
      <description>Halkevleri, 19 Şubat 1932’de kurulan kültür kurumlarıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Halk eğitiminin tamamlayıcı unsurlarından en önemlisi olan bu kurumlar; 1951’e kadar millî bilincin yerleşmesinde etken olan bir halk okulu görevini yerine getirmiştir. Halkevleri 9 şube şeklinde örgütlenmiştir. Bu şubeler Dil Tarih ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Temsil, Spor, Sosyal Yardım, Halk Dershaneleri ve Kursları, Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Müze ve Sergi Şubesidir. Bu şubeler marifetiyle vatandaşlar birçok hususta bilgilendirilmiştir. Halkevlerinin en önemli çalışmalarından biri de Millî Gün ve Haftaların kutlanması yönelik yapılan faaliyetlerdir. Bayramlar vatandaşlar arasında millî birlik ve beraberliği kuvvetlendirmiş, dayanışma ve yardımlaşma duygularını harekete geçirmiştir. Farklı il ve ilçelerin halkevlerinde aynı coşkuyla kutlanan bu gün ve haftalar Malatya Halkevinde de kutlanmıştır. Kutlamalarda özellikle Dil Tarih ve Edebiyat Şubesi ile Temsil Şubesi büyük katkılar sağlamıştır. Malatya Halkevinde kutlanan millî gün ve haftalar şunlardır: 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türk Dil Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma ve Atatürk Haftasıdır. Bu çalışmada Malatya Halkevinin Dil Tarih ve Edebiyat Şubesi ile Gösterit (Temsil Şubesi)nin bir çalışma alanı olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerini içermektedir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ilişkin yapılan çalışmanın amacı ise Cumhuriyetin ilk yıllarında Malatya Halkevinin millî birlik ve dayanışmayı en üst seviyeye çıkartan sosyal ve kültürel alanda yaptığı faaliyetleri ortaya koymaktır. Bu çalışmada, araştırma modeli olarak Literatür taraması uygulanmış olup tarama sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


