






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2016 Sayı Volume 11 Issue 15</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=319</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20030</guid>
      <author>Mehmet Dursun ERDEM</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>صورة المرثي في شعر ابن الجزري</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19830</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19830</guid>
      <author>Karim Farouk Ahmed ABDELDAİM</author>
      <description>???? ????? ????? ??? ??? ??? ?????? ?????? ????? ?????? ?????? ???? ???? ????? ?????? ??? ?????? ????? ???? ??? ?? ????? ?????? ?? ???? ??? ??????? ????????? ????? ?? ???? ?? ????? ?????? ?? ????? ???????? ?? ?????? ??? ???? ???????? ?????????? ??? ????? ??????? ???????? ?? ???? ???? ?????? ???????? ?? ????? ????. ??? ???? ????? ????? ???? ????? ?????? ??????? ???? ???? ???? ????? ?????? ?? ????? ????????? ?????? ??? ????????? ???????? ???? ??????? ??????? ???? ????? ?? ????? ????? ?? ???? ???? ?? ???????. ??????? ?????????: ??? ??????? ???? ??????? ????.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Türk Mani Edebiyatına Ait Tövbenâmeler Hususunda</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19825</guid>
      <author>Rixsitilla ALİMUXAMEDOV</author>
      <description>İşbu makale Türk edebiyatı ve Türk kültürü tarihinde çok önemli yer tutan tövbenameler üzerine çalışma olarak kaleme alınmıştır. Bilindiği gibi tövbenamelerin tarihi Orta Asya’nın İslam öncesi dönemine kadar dayanmaktadır. Huastuanift başta olmak üzere çeşitli kaynaklar tövbenamelerin ayrı bir tür olduğu ve onların İslam dönemi edebiyatında bulunan münacatların kökeni olduğunu kanıtlamaktadır. Soğd kaynaklarına göre Türkçe yazılmış Manihaizm ile ilgili eserler, bilhassa, Huastuanift, Soğdca’dan çevrilmiştir. Bunun dışında birçok yayımlar tövbenamelerin ayrı bir edebi tür olarak değerlendirmektedir. İşbu çalışma üç kısımdan ibaret olup, tövbenamelerin ortaya çıkması, anlamı, metin yapısı ve içeriği incelenmektedir. Makalenin başlıca anlamı bu üç kısımda gösterilmeye çalışılmıştır. Her bölümün ayrı başlığı vardır. Makalede ileri sürülen fikirler tövbename metinlerinden gösterilen transkripsiyon ve onların Türkiye Türkçesindeki anlamıyla kanıtlamaya çalışılmış ve açıklamalar verilmiştir. Eski Türk Mani muhitinde yazılmış olan tövbenameler, döneminin klasik eserlerinden sayılır. Tövbenameler Manihaizm talimatı ile Eski Türk Edebiyatına girmiştir. Edebi tür sıfatıyla o dönemlerden şeklini almıştır. Tövbenameler metinde ifade edilen görüşler gereğince biçimlendirilmiştir. Metin içerik olarak yalvarma üslubunda olmasına rağmen belli bir kurallara bağlı kalır. Çözümlemeler sonucunda metni oluşturan öğeler belirlendi ve Türk Mani tövbenameleri kesin anlama sahip olan kısımlardan oluştukları tespit edildi. Bu durum, tövbenamelerin belli bir kalıp esasında yazıldığını gösterir. Buna göre, Türk Mani tövbenamelerinin yapım formülü oluşturuldu.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Köy Romanlarında Eşkıyalık ve Kahraman Olma Arzusu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19811</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19811</guid>
      <author>Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ</author>
      <description>1950-1960 yılları arasında köylü ve köylü-aydın ikilemi Türk romanında yaygın olarak kullanılmıştır. Bu dönemde ele alınan en ilgi çekici konulardan biri de “eşkıyalık”tır. Bu konu hem romancıların hem de okurun ilgisini çekmiştir. Çünkü “eşkıya” genellikle iyi özellikleri olan bir kahramandır. Aynı zamanda da bir aşıktır. O sık sık adaletsizliğe uğrar. Genellikle bir başkası (çoğu zaman köyün ağası) onun sevdiği kıza göz koyar. Böylece okur onun adil olmayan bir dünyada yaşadığını düşünür. Bu haksızlıklara karşın kahraman eşkıya, yasal yoldan bir şey yapamaz. Bu yüzden eşkıya olmayı seçmek zorunda kalır. Biz bu çalışmamızda romanlardaki “eşkıya” kavramını öncelikle Eric J. Hobsbawm’ın “sosyal eşkiyalık” kavramını ile açıklamaya çalışacağız. Daha sonra René Girard’ın roman teorisinden hareketle inceleyeceğiz. René Girard, Romantik Yalan ve Romansal Hakikat adlı eserinde Cervantes, Stendhal, Flaubert, Proust ve Dostoyevski’nin roman anlayışlarını inceler. Bu incelemesinden yola çıkarak “üçgen arzu” kavramını ortaya atar. Düşüncemize göre eşkıya, efsanevi gezgin şövalye Don Quixote gibi bir kahraman olmak istemektedir. Biz de bu çalışmamızda Yaşar Kemal’in İnce Memed I, Tarık Dursun K.’nın İnsan Kurdu ve Cengiz Tuncer’in Hacizli Toprak adlı romanlarından hareketle “eşkıya” kahramanın özelliklerini inceleyeceğiz. Bunun yanı sıra olumsuz eşkıya kahraman ile bu olumlu tipi karşılaştıracağız. Rahmet Yolları Kesti ve Çakırcalı Efe adlı romanların kahramanlarını da bu kategoride değerlendireceğiz. Böylece bu iki tip kahramanın amaç-sonuç ilişkisinin halk kültüründe algılanma biçimini ortaya koymaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk ve Gençlik Edebiyatında Siyasi Söylemlere Eleştirel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19692</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19692</guid>
      <author>Halil AYTEKİN</author>
      <description>Yazarlar, içinde yaşadıkları toplumun bir parçasıdır. Kendilerini o toplumun yaşantısından, kültüründen, sosyal ve siyasi ortamlarından ayrı göremezler. Bu bakımdan siyaset ile edebiyat arasında bir ilişkinin varlığını yadsımak da doğru olmayacaktır. Zira her yazarın bir dünya görüşü, siyasi bir tarafı vardır. Toplumda yaşanan olaylara bu görüş penceresinden bakarlar ve topluma bu doğrultuda yön vermeye çalışırlar. Ancak burada yazar, kendi ideolojisini empoze etmeye çalışırken sanatı bir yana bırakmamalıdır. Herkesin yazarı olma kaygısı içinde olmalıdır. Okuyucu kitlesi çocuk veya genç olsun, yazarlar, hedef kitlenin ilgi ve beklentilerine uygun konulara daha bir özenle yer vermelidirler. İdeolojik eserler, başka görüşlere açık olmadığı için okuyucuyu güdüler ve onları tek yanlı, siyasi bir tavır takınmaya iterler. Bu da dogmatik insan tipini doğurur. Yazarlar, bu gibi tehlikeleri göz önüne alarak yazmak zorundadırlar. Önyargıdan ve güdümlü bir edebiyattan uzak yazarlar topluma mal olmuş yazarlardır. Yazarın düşüncesi hiçbir şekilde edebiyatın önünde yer almamalıdır. Çalışmamızda sınırlı sayıda ele aldığımız eserlerde bu konular eleştirel bir gözle irdelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Postmodern Bir Özne Olarak Şair Murathan Mungan</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19719</guid>
      <author>Ulaş BİNGÖL</author>
      <description>Postmodern durum, modern özneden birçok açıdan farklı olan öznelerin türemesine yol açar. Büyük anlatılara duyulan güvensizliğin yaygınlaşması, postendüstriyel çağın bireyin kişiliğini parçalaması ve tüketim toplumunun her türlü ahlakî ve dinî değeri değersizleştirmesi yersiz yurtsuzluk düşüncesine sahip bireylerin çoğalmasını tetikler. Postmodern sanatçılar da çağın ruhunun tesirinde kalarak varoluş problemi yaşar, tüketim toplumunun baskısıyla parçalı bir kişilik sergilerler. Yerleşik birçok değere güvenmedikleri için nihilizme sürüklenirler. Tutunamama, yersiz yurtsuzluk, marjinallik, yabancılaşma, parçalanma postmodern sanatçıların kişiliğini belirten kavramlardan bazılarıdır. Murathan Mungan, son dönem Türk edebiyatının belki de en üretken ve en fazla okunan yazarlarından biridir. Roman, öykü, deneme, oyun, senaryo, şarkı sözü yazan Mungan, aynı zamanda bir şairdir. Yazdığı yirmi bir şiir kitabı ile 1980 sonrası Türk şiirinde önemli bir yere sahiptir. İkinci Yeni şairlerinden etkilenerek şiire başlayan Mungan, bazı şiir kitaplarında halk edebiyatının etkisinde olsa da genellikle postmodern sanat estetiğine bağlı kalır. Alışılmış şiir anlayışının dışına çıkarak eklektik metinler yazar. Şair, şiirlerinde yerleşik değerlere ve otoritelere karşı çıkarak toplumun dışına itilmiş kişilere yer verir ve eril cinsel söylemi yıkarak eş cinsel söylemi yaygınlaştırmaya çalışır. Şiir metinleri üzerinde deneysel girişimlerde bulunarak bireyselliğe yaslanır. Kişisel yaşamından ve postmodern durumdan kaynaklanan yabancılaşma, yurtsuzluk, yalnızlık, kaçış gibi varoluşsal temaları işler. Pastiş, parodi, alıntı, gizli alıntı, açık ve kapalı göndermeler yoluyla farklı metinlerden malzeme ödünç alır. Eserlerini postmodern tarzda yazdığını açıkça dile getiren Mungan’ın şair kişiliği parçalı bir görüntü çizer. Ayrıca yerleşik değerlere sırtını dönerek Deleuze ve Guattari’nin göçebe düşüncesini benimser. Varoluşunu anlamlandırmak için eleştirel bir gözle kendisini, evreni ve hayatı sorgular. Bu çalışmanın amacı şair Murathan Mungan’ı postmodern bir özne olarak ele alıp incelemektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bilinmeyen Bir Şair Selâmînin, Tevhid Risalesi ve “Sultan Mahmud ve Ayaz Hikâyesi” Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19752</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19752</guid>
      <author>Fatma BÜYÜKKARCI YILMAZ</author>
      <description>Muhtemelen 16. yüzyılda veya daha evvel yaşamış olan Selâmî’nin tasavvuf hakkında yazdığı kısa risalesi, 14-15. yüzyıllarda fazla dini bilgisi olmayan Müslüman Türk halkı arasında ahlâki değerleri yaymayı ve yerleştirmeyi amaçlayan küçük hacimli tasavvufî ve didaktik eserlerdendir. Bu risalenin konusu, insanın kendi benliğini aşması (ifna etmesi) hakkındadır. Selâmî, bu risalesinde Mahmud ve Ayaz hikâyesine de yer verir. Bu hikâyeyi almasındaki temel amaç, tasavvufun temel öğretilerinden birini, gönül temizlemek için dünyevî alâkalardan vazgeçmek gerektiğini anlatmaktır. Selâmî’nin yer verdiği bu hikâye, Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin V. cildinde yer alan “Eyaz’ın, çarık ve postunu koyduğu bir odası vardı. Kapısı sağlam ve kilitli olduğu için kapı yoldaşları, orada bir define var sanırlardı” başlıklı hikâyenin bir tercümesi, bir yeniden yazımıdır. Hem Selâmî, hem mesnevisinde aynı konudaki hikâyeye yer veren Cemâl-i Halvetî, Mesnevî’ye göre hikâyeyi oldukça kısaltmışlardır. Didaktik bir eserde, alıntılanan hikâyenin temel öğreti ile ilgili kısımlarını almak gerekli iken, bazı kısımlarından tasarruf etmek mümkün görülmüştür. Buradaki hikâye kısaca şöyledir: Ayaz bir “râz-hane” yapar ve sürekli ve yalnız olarak oraya gider. Onu kıskananlar bu gizli yeri sultana anlatırlar. Ayaz’ın burayı cevherlerle doldurduğunu, oraya gizlice gittiğini söyleyip onu şikâyet ederler. Sultan güvendiği kişilere oranın kapısını açmalarını, içindeki malları ve cevherleri huzuruna getirmelerini emreder. Bu kişiler eve gidince buranın bomboş olduğunu, sadece eski bir elbisenin bulunduğunu görürler, bunun nedenini anlamaz ve durumu sultana bildirirler. Padişah bunun sırrını Ayaz’a sorar. Ayaz padişaha, senin huzuruna gelirken bu elbiseyi giyerim, gururumu bununla def ederim, benim değerim budur, bundan başka ne varsa senin cömertliğindendir, der. Mesnevî’de konusu farklı olan başka Mahmud ve Ayaz hikâyeleri vardır. Türk ve İran edebiyatlarındaki bazı eserlerde bu farklı hikâyeler de kullanılmıştır: Şeyyad Hamza’nın 79 beyitlik Dâsitân-ı Sultan Mahmud ve Attar’ın Mantıku’t-tayr adlı mesnevisinde olduğu gibi. Bu makalede Selâmî’nin 108 beyitlik tasavvufî risalesi, Mesnevî’deki kaynak hikâye dahil olmak üzere aynı konudaki Mahmud ve Ayaz hikâyeleri arasındaki yerine değinilerek tanıtılmıştır. Selâmî’nin bu hikâyede konuyu işleyişi, kullandığı tasavvufî terimlere ve bunlarla ilgili açıklamalara başvurularak verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ebussuud Efendi’nin Manzum Fetvâları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19846</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19846</guid>
      <author>Muhittin ELİAÇIK</author>
      <description>Fetvâ; yiğit, genç, kavî anlamındaki fetâ kökünden gelen bir kelime olup şeyhülislâm veya müftünün, müşkil bir meselenin hükmünü kaynaklarından araştırarak ortaya koyması işlemini ifade etmektedir. Bu kelime, müşkil bir meseleyi güçlü bir cevapla izah etmekten dolayı fıkhî anlamını kazanmıştır. Fetvâ vermenin güç ve ciddi bir iş olduğunu, fetvâ veren şeyhülislâm veya müftü için kullanılmış olan: ‘ukde-güşâ-yı işkâl, müşkil-güşâ’ gibi sıfatlardan anlamak mümkündür. Fetvâ kitapları muhtelif konularda hassas ve kritik bilgi ve belgeler içeren önemli kaynaklardır. 129 şeyhülislâmın görev yaptığı Osmanlı’da verilen fetvâlar hem fıkhî, hem de edebî yönden zengin bir hazine meydana getirmiştir. Bugün elimizde 22 adet fetvâ mecmuası bulunmakta olup, yapılacak nice dil ve edebiyat çalışmasını beklemektedir. Bu kitaplarda öncelikle hukukî konular yer almakla birlikte dil ve edebî derinlik ve genişlik de heyecan vericidir. Özellikle bazı kitaplarda yer alan manzum fetvâlar bu heyecanı daha da artırıcı niteliktedir. Elimizdeki manzum fetvâlar Türkçe olup aynı zamanda Türk edebiyatında bir nazım türünün de adı olmuştur. Son yıllarda tanıttığımız manzum fetvâların sayısı, çalışmalar derinleştikçe artmaktadır. Manzum fetvâ verenlerin birisi de Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’dir. O, manzum fetvâ geleneğinin ilk isimlerinden olup, elimizdeki manzum fetvâların da çoğunluğu kendisine aittir. Bu çalışmada onun tespit edilen manzum fetvâları tanıtılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Atasözü ve Deyimlerdeki Yer Adları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19796</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19796</guid>
      <author>Hatice EMİNOĞLU</author>
      <description>Dilin söz varlığı içinde yer alan atasözleri ve deyimlerin bildirme ve edinilen bilgi mirasını gelecek kuşaklara taşıma görevinin yanı sıra, kültürel görevini ve önemini de değerlendirmek gerekir. Atasözleri ve deyimlerde geçen temel yapılardan biri özel adlardır. Özel adlar, kültürel devamlılığın sürdürülmesini sağlayan ve bunu pekiştiren ögelerdir. Atasözü ve deyimlerdeki özel adlar, ilgili sözlük ve bilimsel yayınlardan taranarak tespit edildi. Bunlar, kendi içinde; yer adları; kişi adları; etnik kimlik ve mensubiyet bildiren adlar olarak sınıflandırıldı. Bütün olarak makale sınırlarını aşacağı düşüncesiyle, bu yazıda yer adları ele alındı; diğerleri bir başka çalışmaya bırakıldı. Söz varlığı içinde önemli bir yere sahip olan atasözleri ve deyimler hakkında kısa bilgiler verildikten sonra, derlenen malzemeden yola çıkılarak burada geçen yer adları, niteliklerine göre ayırt edildi ve bir sınıflandırma denemesi yapıldı. Yer adlarının geçtiği atasözü ve deyimler, kaynaklarda verilen açıklama ve anlamlarıyla birlikte alfabetik olarak düzenlendi. Atasözleri ve deyimlerimizde madde başlarına göre 255 yer adı geçtiği tespit edilmiştir. Bunlardan 184’ü bugün Türkiye sınırları içerisinde; 71’i de bugün Türkiye sınırları dışında bulunmaktadır. Bunların 202’si yerleşim yeri; 53’ü de coğrafya adlarıdır. Bu çalışmayla, atasözleri ve deyimlerde ne tür ve hangi yer adlarının kullanıldığı bildirilmeye; içinde yaşanılan yerin toplum üzerinde bıraktığı izlerin göstergeleri belirlenmeye; dil-toplum-yer adı üçgeninde oluşan kültürel varlık gösterilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kaşgarlı Mahmud’un “Dîvânu Lugâti’t-Türk” Adlı Eserinde Yüzün Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19826</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19826</guid>
      <author>Asu ERSOY</author>
      <description>Yüz sözcüğü çehre, surat anlamında Türkçenin en eski organ adlarından biri olarak Orhun Yazıtlarından günümüze kadar kullanılan Türkçe bir kelimedir. Türkçe organ adlarının farklı yönleriyle varlıkları kavramlaştırma da, onları sıkça mecaz olarak adlandırmada bir kaynak olarak kullanıldığı görülür. Dîvânu Lugâti’t-Türk, Türk Dilinin ilk sözlüğü olmasının yanı sıra her bir Türkçe kelimenin Arapça karşılıkları verilmek suretiyle Araplara Türkçeyi öğretmeyi amaçlayan, dönemin dil kültür özelliklerini yansıtan dörtlüklere ve atasözlerine yer vermesi bakımından da değerlidir. Bu çalışmada, Kaşgarlı Mahmud tarafından 11.yüzyılda yazılan ve Türk İslam tarihinde önemli bir yere sahip olan Dîvânu Lugâti’t-Türk’te geçen organ adlarından biri olan yüzün kullanımını ve yüz ile kurulmuş cümlelerin yapılarını, ad aktarması (mecaz-ı mürsel, metonimik) özelliklerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. İnceleme konusu olarak seçtiğimiz yüzün duygu ve düşüncelerimizi dile getirmede kullanıldığını söylememiz mümkündür. Dîvânu Lugâti’t-Türk’teki metonimilerin çoğu psikolojik bir durumun öne çıkartılması, hareket ve karakter için yüzün kullanımı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Dîvânu Lugâti’t-Türk’teki savlarda yer alan yüz sözcüğü daha ziyade o dönemin kültürel değerleri göz önünde bulundurularak temsil ettiği kişinin karakteri, yani ad aktarması (metonimik) anlamları bakımından ele alınmıştır. Ayrıca yüz sözcüğünin üzüntü, kaygı, güzellik, hoşlanmazlık, ikiyüzlülük vb duygusal durumları anlatmak için kullanıldığını görürüz. Bununla birlikte yüz sözcüğünün cümledeki konumu ve yüzle kurulmuş sözcük grupları incelenmiştir. Yüz sözcüğünün cümledeki konumu özne, nesne, tamlayıcı, yüklem şeklindedir. Yüzün isim tamlaması, birleşik fiil ve sıfat tamlaması grubu oluşturduğu örneklerde karşımıza çıkmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kalıplaşmış Dil Birimlerinin Elektronik Sözlüklerde Gösterimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19814</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19814</guid>
      <author>Hürriyet GÖKDAYI</author>
      <description>Bir dilin söz varlığında sözcüklerin yanında kalıplaşmış dil birimleri de bulunmaktadır. Bu birimler içinde atasözleri, deyimler, ikilemeler, birleşikler ve kalıp sözler yer almaktadır. Kalıplaşmış dil birimlerinin anlamlarının açıklanması ve kullanımlarının örneklendirilmesi, hem dili konuşanların hem de yabancı dil öğrenenlerin ihtiyaç duyduğu bir husustur. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla genel sözlüklerde kalıp birimlere (deyimler, ikilemeler, birleşikler) yer verildiği ve ayrıca bu birimleri listeleyerek açıklayan özel sözlüklerin (atasözleri ve deyim sözlükleri) hazırlandığı görülmektedir. Ancak kâğıda basımın maliyeti ve güncelleme sıkıntıları, genel sözlüklerde kalıp birimlerin ayrıntılı biçimde açıklanması ve örneklendirilmesini güçleştirmektedir. Elektronik sözlükler, kâğıda basılı sözlüklerin karşılaştığı birçok sınırlılığı teknolojinin yardımıyla aşarak son yıllarda hızla yaygınlaşmıştır. Bu nedenle, elektronik sözlüklerin kalıplaşmış dil birimlerinin açıklanmasını ve kullanımının gösterilmesini kolaylaştırması beklenmektedir. Bu gelişmelere rağmen Türkiye Türkçesiyle ilgili olarak hazırlanan elektronik sözlüklerde bu birimlerin kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde verildiğini söylemek zordur. Söz gelimi, Güncel Türkçe Sözlük’te göz sözcüğü arandığında sözcüğün anlamları sıralandıktan sonra “Atasözü, deyim ve birleşik fiiller” başlığı altında bu sözcüğün içinde geçtiği hemen bütün deyimler verilmişken bazı atasözlerinin eklenmediği görülmektedir. Bu yazıda, Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan elektronik Güncel Türkçe Sözlük’te kalıplaşmış dil birimlerinin gösterimi betimlenecek, bu gösterimin yeterliliği sorgulanacak ve kalıplaşmış dil birimlerinin sözlükte nasıl gösterilebileceğine dair öneriler getirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Psikodilbilimsel Yaklaşıma Dayalı Araştırmalarda Terminolojik Sorunlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19690</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19690</guid>
      <author>Muhammadhan HAKİMOV</author>
      <description>Günümüz Özbek dilciliğinde psikodilbilimsel yaklaşıma dayalı araştırmaların artmasıyla birlikte yöntem sorunu da gündeme gelmiştir. Psikodilbilimsel, insan ve onun kullandığı dil arasındaki ilişkileri psikolojik ve dilbilimsel yöntemler ışığında çözmeyi amaç edinen disiplinler arası bilim dalıdır. Bu bilim dalının amacı dilin yahut psikolojinin bilimsel açıklamasını yapmak değil, dilin kullanım evrelerini incelemek, bu süreçte bireyin psikolojik yapısından kaynaklanan davranışların dile yansıması ya da dilin kullanımına etkisi ve benzeri sorunlar üzerinde yoğunlaşarak bilimsel çözümler geliştirmektir. Mezkûr bilim dalı, genel olarak düşünce ve dil arasındaki uzvî ilişkileri incelemeyi amaç edinmiştir. Psikodilbilimsel yaklaşımda yeni bilimsel paradigma olarak ortaya çıkan sorunlar sırasında aşağıdakiler dile getirilmektedir: insan konuşma yetisinin başlangıç mekanizması; konuşmanın fonetik yönünün oluşumu ve idrak mekanizması; konuşmanın semantik yönü ve buna benzer dilsel psikolojik sorunsallar. İnsanın konuşma kültürü kavramı bir anda veya tesadüfi olarak ortaya çıkacak bir olgu değildir. Mezkûr kavram insan beyninde dilin gelişme döneminden başlayarak şekillenir. İnsan mizacının (temperament) dört tipi onun konuşması temelinde tahlil edilse, psikodilbilimsel ya da dilsel psikoloji sorunlarının sınırları daha da genişlemiş olur. Bununla birlikte, psikodilbilimsel araştırmalarda kullanılan terimler sırası da dilsel-mizaçlılık, dilsel-kolerik, dilsel-sanguinik, dilsel-flegmatik ve dilsel-melankolik gibi terimlerle genişlemiş olur. Makalede dilbilimsel çalışmalarda psikodilbilimsel yaklaşımın önemi, yöntemin uygulama ile ilgili sorunları, terminolojik karmaşıklıklar ve çözüm yolları dile getirilir. Deneysel metotların önemi ve verileri değerlendirme yöntemlerinin özgünlüğünden bahsedilir. Bununla birlikte, Özbek dilciliğinde psikodilbilimsel yaklaşımın gündeme gelmesi ve gelişme süreciyle ilgili fikirler bildirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dâî Mahlaslı Şairler ve Seyyid Yahya Dâî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19815</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19815</guid>
      <author>Ahmet İÇLİ</author>
      <description>Klâsik Türk edebiyatında eser veren şairler, edebiyat tarihinde mahlaslarıyla anılmaktadırlar. Her şair şiirlerinde/eserlerinde kendine özgü müstear ismini/mahlasını kullanmaktadır. Bu mahlaslar, bir şairi veya eserlerini diğer şairlerden ve eserlerinden ayırıcı görevler üstlenir. Buna rağmen bazı şairlerin şiirleri ve hayat hikâyeleri birbirine karışmaktadır. Ayrıca, farklı dönemlerde birçok şairin aynı mahlası kullandığı da görülmektedir. Bu durum birçok karışıklığı da beraberinde getirmektedir. Bunlardan en önemlisi ise bir eserin asıl müellifi dışında başka birisine aitmiş gibi gösterilmesidir. Bu endişeden dolayı şairlerin birçoğu mahlaslarını değiştirmişlerdir. Fakat birbirlerinin eserlerinden ve mahlaslarından haberdar olmayan şairlerin olduğu da göz ardı edilemez. Bu durum aynı veya farklı dönemlerde yaşamış kişiler için de geçerlidir. Edebiyat kaynaklarında, Klâsik Türk şiirinin 14, 15, 16 ile 17. yüzyıllarında yaşayıp şiirlerinde Dâî=Da?i (= ???? ) mahlasını kullanan 11 (onbir) şairin varlığı hakkında bilgiler sunulmuştur. Fakat bunların bazılarının hayatları hakkındaki bilgiler ile şiirlerinin karıştırıldığı da söz konusudur. Bu şairler dışında ismi ve künyesi hiçbir kaynak tarafından verilmeyen Seyyid Yahya adında Dâî mahlaslı bir şairin varlığı da söz konusudur. Bu çalışmada öncelikle Dâî mahlaslı şairler; tezkireler, edebiyat tarihleri ve tarafımızdan yeni bulunmuş Kâsımî mecmuası ışığında topluca tanıtılacaktır. Şiirleri ve bilgileri karışmış Dâî’ler hakkındaki değerlendirmelerden sonra Seyyid Yahyâ Dâî’ye atfedilen şiirlerin matlaları verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarihi Türk Lehçelerinde Biçim-Sözdizimsel İşlevleri Bakımından “Ne” Sözcüğü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19859</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19859</guid>
      <author>Şirvan KALSIN</author>
      <description>Orhon Türkçesi döneminden itibaren kullanımını tanıkladığımız “ne”, Türkçenin her döneminde, sözcük türü olarak birçok anlam ve işlevde kullanılmıştır. Ancak cümle bağlayıcısı olarak kullanımını Uygur Türkçesi dönemiyle beraber takip edebilmekteyiz çünkü yabancı dillerle etkileşim süreciyle ilişkili olarak birleşik cümlelerin dilimize girişi bu dönemle başlamıştır. Uygur Türkçesiyle beraber “ne” sözcüğüne yabancı dillerdeki yardımcı cümle bağlayıcılarının işlevine benzer yeni anlamlar verilmiştir. Tarihî dönem metinlerinde hem yalın biçimiyle hem de ek alarak veya başka bir sözcükle birleşerek oluşan genişlemiş biçimiyle, bağlayıcı olarak kullanılmıştır. Ne’nin bağlayıcı olarak yan cümle kurması ve bu yan cümlenin temel cümlenin herhangi bir ögesi (öznesi, nesnesi, veya tümleci) olması Uygur Türkçesi dönemi ile başlamış ve daha sonraki dönemlerde de artarak devam etmiştir. Özellikle Harezm Türkçesi döneminde ne, ne kim, neçe kim, neçeme kim, neteg kim gibi yapılar, yaygın sayılabilecek birleşik cümle türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Biz bu çalışmada, bugüne kadar çeşitli açılardan ele alınmış olan “ne” sözcüğünün birleşik cümle ve ünlem cümlesi kurma işlevi üzerinde durmaya çalıştık. Bu işlevler değerlendirilmeden önce daha yaygın olan diğer işlevleri hakkında bilgi verilmiştir. Çünkü birleşik cümle ve ünlem cümlesi kurması da diğer işlevlerinden tamamen bağımsız değildir, oradaki anlam ve işlevleriyle ilişkilidir. Çalışmanın örneklemi tarihsel metinlerle sınırlı tutulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazak Türkçesinde Organ ve Vücut Bölümlerine İlişkin Adlarla Oluşturulan Bitki Adlandırmaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19849</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19849</guid>
      <author>Dilek KAPLANKIRAN</author>
      <description>Kazak Türkçesi söz varlığı içerisinde bitki adlandırmaları oldukça zengin bir yere sahiptir. Ancak bu alanla ilgili araştırma yapılmamış olması adbilimi açısından bir eksikliktir. Hem adbilim alanında bu söz varlığı zenginliğinin ortaya çıkarılması hem de bu eksikliğin giderilmesi amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır. Araştırmaya kaynaklık eden eser B. Kaliyev tarafından, 2012 yılında hazırlanan Ösimdik Atavlarının Tüsindirme Sözdigi adlı açıklamalı sözlük çalışmasıdır. Bu sözlüğün yazarı hayatı boyunca Kazakistan’ın farklı bölgelerini bizzat dolaşarak bitki adları üzerine derleme yaptığından ve bir çok kaynağı incelediğinden bahsetmektedir. Bu açıdan bakıldığında eser sadece yazı dilindeki bitki adlandırmalarını değil, aynı zamanda ağız ve şivelerde geçen adlandırmaları da kapsamaktadır. Bu bağlamda, hazırlanan bu çalışmayla Kazak lehçesinin ağız ve şivelerinde geçen bitki adlandırmalarına da ulaşılabilmektedir. Çalışma oluşturulurken yukarıda adı geçen eserden yararlanılmıştır. Eserde geçen organ ve vücut bölümlerine ilişkin adlardan hareketle oluşturulan bitki adlandırmaları tespit edilmiş ve elde edilen söz varlığı ortaya çıkarılarak incelenmiştir. Söz varlığı ele alınarak bitki adlarında geçen kelimelerin tasnifi yapılmış ve inceleme sonucunda Kazak Türkçesinde bitki adlandırmalarının hangi yollarla oluşturulduğuna dair tespitlerde bulunulmuştur. Bitki adlarının oluşturulmasında Kazak Türkçesi ve Türkiye Türkçesindeki benzerlikler ve farklılıklara dikkat çekilmiştir. Farklı coğrafyalarda yaşıyor olsa da bu iki toplumun ortak bir dil sistemi ve ortak bir kültüre sahip olduğu, bu çalışmayla bir kez daha kanıtlanmakla beraber Kazak Türkleri ve Türkiye Türkleri arasında ortak bir adlandırma sisteminin bulunduğu görülmektedir. Bitki adları söz varlığının ortaya çıkarılması ise dil bilimi alanında yapılan çalışmalara katkı sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ayla Çınaroğlu’nun Çocuk Şiirleri’nde Ses Bilgisel ve Biçimbirimsel Yinelemeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19762</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19762</guid>
      <author>Hatice KAYHAN, Zari SHİRİZAD</author>
      <description>Ayla Çınaroğlu, çocuk edebiyatı alanında önemli eserler vermiş çağdaş yazarlarımızdandır. Çocuk edebiyatının çeşitli türlerinde eserler veren yazar, genel olarak doğayı ve canlıları işlediği eserlerinde canlı, akıcı ve işlek bir dil kullanmıştır. Bu çalışmada, Ayla Çınaroğlu’nun çocuklar için yazmış olduğu şiirlerde yineleme türlerinden olan, Ses bilgisel ve Biçimbirimsel yinelemeler, bir deyişbilim aracı olarak incelenecektir. Çınaroğlu’nun seçilmiş elli iki şiiri, ses bilgisel ve biçim birimsel yenilemeler açısından incelenmiş ve bu yinelemelerin şiire yüklediği anlamlar ve ses bilgisel yapıların okuyucu üzerindeki etkileri incelenmiştir. Deyişbilim, edebî metinlerin anlamlandırılmasına ve yorumlanmasına büyük ölçüde katkı sağlar. Edebî türler arasında en zor şiir dilini anlamak ve anlamlandırmaktır. Şairin şiirlerini oluştururken ne tür bir dil ve edebî üslup kullandığını ortaya koymak bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Prof. Dr. Ünsal Özünlü’nün yazmış olduğu Edebîyatta Dil Kullanımı kitabındaki şiir inceleme metod ve teknikleri temel alınmıştır. Çalışma sonucunda, Çınaroğlu’nun şiirlerinde bir deyişbilim aracı olarak, yinelemelere sıklıkla başvurduğu saptanmıştır. Çocuklar için yazılmış olan edebî metinlerde özellikle şiirlerde ahenk ve ses unsurları önemli bir yer tutmaktadır. Çocuklar için yazılan metinlerde, eğlendirirken, öğretmeyi hedefleyen şair, şiirlerinde, yinelemeleri kullanarak vurgulamak istediği düşünceleri itinayla kurgulamıştır. Buradan hareketle söyleyebiliriz ki şairin şiir dili yinelemelerle zenginleştirilmiştir. Güçlü bir anlatıma ve üslûba sahip olan Çınaroğlu, özellikle çocuklar için yazdığı şiirlerinde bir yandan insanları, doğayı ve tüm canlıları sevmenin önemini vurgularken, diğer yandan, önemli kavram ve değerlerin öğretiminde şiirlerini bir eğitim aracı olarak kullanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erzurum Halk Masallarından Üç Turunçlar Masalı’nın Vladimir Propp’un Yapısal Anlatı Çözümleme Yöntemine Göre İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19552</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19552</guid>
      <author>Büşra KOÇAK, Yasemin KURTLU</author>
      <description>Halk edebiyatı ürünleri arasında yer alan masallar söz varlığı, kültürel alt yapısı ve anlam katmanlarının zenginliğiyle dikkat çeken anlatı türüdür. Halk biliminde çeşitli çalışmalara konu olan masallarda yer alan hayal ürünü ögeler çoğu zaman bireye ve topluma ait yaşantıların izlerini taşır. Masallar bu yönüyle sanıldığının aksine hayatın dışında değil içindedir. Vladimir Propp, 1928 yılında yayımladığı Morfogija Skazki adlı eserinde masalların yapısal unsurlarını belirlemiştir. Masalların yapısal analizini yaparak “sabit” ve “değişken” masal unsurlarını tespit etmiştir. Propp’a göre bu unsurlar bütün halk masallarında benzer işlevlere sahiptir ve bütün olağanüstü masallar yapıları açısından tek tiptir. Propp ayrıca masallarda otuz bir tane işlev tespit etmiştir. Her bir işlevin kısa bir tanımı ve şematik karşılaştırmalar yapmayı sağlayan bir simgesi vardır. Bu çalışmada da Bilge Seyidoğlu tarafından derlenen Erzurum halk masallarından “Üç Turunçlar” masalı, Propp’un Yapısal Anlatı Çözümleme Yöntemi’ne göre incelenmiştir. Çalışmada öncelikle Üç Turunçlar masalının epizotları ve motifleri belirlenmiş daha sonra ise masalın yapısı Propp’un Yapısal Anlatı Çözümleme Yöntemi’ne göre incelenmiştir. İncelemede masalın iki olay dizisinden oluştuğu belirlenmiştir. Her iki olay dizisinin de masaldaki iki eksiğin giderilmesi üzerine şekillendiği ve ana kahramanın eksiklikleri gidermek, tamamlamak için çaba gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca Üç Turunçlar masalının Propp metodunda belirtilen işlemlerin tamamına yakınını karşıladığı ve bu yönüyle evrensel masal kalıbıyla uyumlu olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mostarlı Ziyâ’î’nin Şeyh-i San’ân Mesnevisi’nde Rüyaların İşlevleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19753</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19753</guid>
      <author>Ayşe SAĞLAM</author>
      <description>Ünlü bir tarikat şeyhinin Hristiyan bir güzele duyduğu aşk dolayısıyla dinden çıkmasının konu edildiği Şeyh-i San’ân (Şeyh Abdürrezzâk) hikâyesine, ilk olarak Ferîdüddîn Attâr’ın Mantıku’t-tayr isimli eserinde yer verilmiştir. Bu hikâye, edebiyatımıza tercüme yoluyla girmiştir. Aşk uğruna gösterilen büyük bir fedakârlık örneği olan kıssa; şiirlerini aşk üzerine bina eden, onu yücelten, aşkı en ideal formda anlatmaya çalışan klasik şairlerin ilgisini çekmiştir. Klasik Türk Edebiyatında bu kısssanın tercüme ve şerhleri yapılmış ve hikâyeye şiirlerde çokça telmihte bulunulmuştur. Ayrıca kıssa, bazı şairler tarafından müstakil bir eser olarak da kaleme alınmıştır. 16. yüzyıl Klasik Türk Edebiyatı şairlerinden Mostarlı Ziyâ’î’nin kıssa-i şeyh Abdürrezzâk ismini verdiği Şeyh-i San’ân mesnevisi bunlardan biridir. Meşhur aşk hikâyelerinin şairler tarafından defalarca işlenmiş olması, Ziyâ’î’de daha orijinal bir eser ortaya koyma isteği uyandırmıştır. Bu kıssa dışında orijinal bir konu kalmadığını düşünen şair, bu hikâyeyi mesnevi tarzında yazmaya karar vermiştir. Eserin giriş bölümlerinin, sonucunun ve şairin bu bölümleri işleyiş şeklinin gelenekle bire bir örtüştüğü görülür. Asıl hikâyenin anlatıldığı bölümde de klasik mesnevi geleneğine bağlı bir anlatım vardır. Bu bölümün dikkat çeken noktalarından birisi, hikâye kişilerinin gördükleri rüyalardır. Eser dikkatli olarak incelendiğinde bu rüyaların mesnevinin şekillenmesinde önemli bir işleve sahip olduğu görülür. Hikâyenin geneline yayılan rüyalar, hikâyenin seyrini şekillendirir. İçerisinde olayların nasıl gelişeceğiyle ilgili işaretleri barındırır. Hikâye kişilerinin hayatlarındaki köklü değişimler, rüyaları müteakip gerçekleşir. Ayrıca mekân değişikliklerinin de habercisidir. Görülen her yeni rüyanın ardından hikâye kişileri mekân değiştirir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anşa Bacı’nın Torunu, Kahraman Bir Kadın Ata: Gönül Bacı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19766</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19766</guid>
      <author>Ali SELÇUK</author>
      <description>Bu çalışma, bir Anşa Bacılı köyü olan Beydili köyünde bir kahraman ata olarak mitleştirilen Gönül Bacı örneğinde atalar kültünü ele almayı kendisine konu edinmektedir. Anadolu Aleviliği içerisinde Anşa Bacılılar olarak bilinen ve Oğuz Türklerinin Beydili boyuna mensup olan topluluk, 19. yüzyılda Zile'nin Acısu köyünde yaşamış olan Anşa Bacı’ya nispetle bu adla anılmaktadır. Anşa Bacılılar, kendi ocak sistemlerini yapılandırmadan önce Hubyar ocağına bağlı "Sıraç Alevi topluluğu" içinde yer almaktaydı. İnanç ve kan akrabalığına dayalı, kapalı bir topluluk olarak karşımıza çıkan Anşa Bacılılar 19. yüzyılın ilk yarısında Sünnileştikleri gerekçesiyle Hubyar ocağına ve Hubyar Dedelerine tabiiyetlerine son vermiş, kendilerini bağımsız bir ocak ilan etmişlerdir. Sünnileştirilmeye tepki olarak kurulan bu yeni ocak Veli Baba-Anşa Bacı'ya nispetle "Kurdoğlu ocağı" veya "Anşa Bacılı ocağı" şeklinde adlandırılmıştır. Anşa Bacılı topluluğunun mensubu olan Beydili köyü değerler sisteminde atalar ve kahraman atalar kültü önemli bir yere sahiptir. Her ailenin ölmüş üyesi atalar kültüne konu olup onun için adak adanabilirken, kahraman atalar kültü köylülerin ortak ata olarak kabul ettiği bir kadınla sembolleşmiştir. Bu kadın kahraman ata vasıtasıyla dip ataları olan Veli Baba-Anşa Bacıyla ünsiyet kurdukları görülmektedir. Bu makale, kahraman atalar kültünün topluluğun kolektif bütünlüğü ve devamlılığıyla olan ilişkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada yorumlanan veriler, Sivas-Hafik’in Beydili köyünde, Temmuz 2011 ve Eylül 2014 yılında nitel araştırma ile gerçekleştirilen bir saha araştırmasıyla toplanmıştır. Veriler, katılımlı gözlem ve derinlemesine görüşmelerle oluşturulmuştur. Oluşturulan veriler, temalar altında sınıflandırılmış ve yorumlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XIX. Yüzyıl Azerbaycan Şairlerinden Âciz ve Divanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19750</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19750</guid>
      <author>Naser SOLEİMANZADE</author>
      <description>Eski Türk Edebiyatıyla ilgilenenlerin en önemli çalışma sahalarından biri İran coğrafyasında Türk asıllı Àlimlerin ve sanatkarların yazdıkları Türkçe ve Farsça eserlerdir. Tarihin farklı dönemlerinde kaleme alınan bu eserlerin tamamı günümüze kadar incelenememiş, özellikle Kaçarlar döneminde telif edilen Türkçe eserlerin çoğu kaynak niteliğinde eserler olduğu halde bugüne kadar tam bir dökümü yapılamamıştır. Üzerinde bilmsel çalışma yapılmayan bu eserlerden biri de XIX. yüzyıl Güney Azerbaycan şairlerinden Aciz’in Türkçe Divanı’dır. Çalışmamızın gayesi şairi ve Divanı’nı tanıtmak ve bu alandaki çalışmalara katkı sağlamaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cevâmiu’l-Hikâyât ve Levâmiu’r-Rivâyât’ın Muhtasar Bir Çevirisi: Adlnâme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19828</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19828</guid>
      <author>İbrahim SONA</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatı, nazım sahasının yanında nesirde de oldukça zengindir. Her ne kadar bu edebî gelenekte nesir ikinci planda gözükse de verilen eserler azımsanmayacak derecededir. Nazımda estetiğin ön planda olduğu görülürken, nesirde hisse çıkarmak, bilgi vermek ve öğreticilik gibi amaçların, kapsamının çok geniş olduğu görülür. Kıssadan hisse çıkarmak amaçlı klasik Türk edebiyatı mensur hikâyeleri, tercüme veya telif olabilmektedir. Bu hikâyelerde on ciltten oluşanları bulunabildiği gibi çok muhtasar olanlara da rastlanabilmektedir. Cevâmiu’l-Hikâyât ve Levâmiu’r-Rivâyât aslı Muhammed Avfî tarafından yazılmış dört kısımdan oluşan ve her kısımda yirmi beş bâba ayrılmış hacimli bir hikâye külliyatıdır. İbni Arabşah, Necâtî gibi şahsiyetlerin çevirileri olduğu gibi en bilinen ve en kapsamlısı Celalzade Salih Çelebi’nin tercümesidir. Bunun yanında bu hacimli külliyatının muhtasar çevirileri de bulunmaktadır. Ahmed adlı mütercimin 17 varaktan oluşan eseri, Millet Kütüphanesi Ali Emiri Roman 186 numaradadır. Tek nüsha olan bu eser, Ahmed tarafından Adlnâme olarak adlandırılmış ve Sultan III. Murad’a sunulmuştur. Altı bölüme ayrılan eserde yirmi hikâye tercüme edilmiştir. Bu hikâyelerin içerikleri genellikle padişahların ve devlet büyüklerinin affedicilikleri ve onların beğenilen huyları üzerinedir. Adlnâme’den anlaşıldığı üzere mütercim, bir hatasından dolayı padişahtan affını talep etmektedir. Klasik Türk edebiyatında padişahtan veya devlet büyüğünden af dilemenin bir yolu da, telif veya tercüme bir eserin padişaha sunulmasıdır. Adlnâme bu amaçla kaleme alınmış muhtasar bir hikâye çevirisidir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Türkçeden Türkiye Türkçesine k-&gt;g- Ötümlüleşmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19774</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19774</guid>
      <author>İbrahim TOSUN, Ali KOÇ</author>
      <description>Dil insanların ses organlarıyla oluşturabildikleri seslerin sistemli bir şekilde anlamlı birimlere dönüştürülmesiyle oluşmuş, sürekli olarak gelişen ve değişen bir yapıdır. Dillerin tarihi süreçlerine bakıldığında, diller yazılı tarihleri boyunca, sürekli bir gelişim, buna bağlı olarak da değişim içinde olmuşlardır. Değişimlerin boyutlarına göre tek bir dilin ağızlara, lehçelere hatta farklı dillere bölündüğünü görmek de mümkündür. İnsanların çıkardıkları sesler sınırlı olduğundan dillerde de sınırlı sayıda ses vardır. Dillerin ham malzemesini oluşturan bu sınırlı sayıdaki sesler ortaya çıkış biçimlerindeki farklılıklara göre gruplandırılırlar. Seslerin çıkış sırasında, ses yolunda bir engelle karşılaşıp karşılaşmama durumu sesleri ünlüler ve ünsüzler olarak birbirinden ayırır. Ses yolunda bir engelle karşılaşarak şekillenen ünsüzler ise ses tellerinin titreşmesi veya titreşmemesi sonucunda ötümlülük ve ötümsüzlük özelliği kazanırlar. Ünsüzlerde ötümsüzlük söyleniş sırasında ses tellerinin titreşmemesiyle ilgili bir durumdur. Bu durumda ötümsüz ünsüzler daha baskın, duyulur bir nefesle seslendirilirler. Bu da konuşan kişinin daha çok çaba sarf etmesine neden olmaktadır. Dillerde doğal olarak işletilmekte olan en az çaba yasasından dolayı ötümsüz ünsüzlerin zamanla ötümlü ünsüzlere dönüşümü yaygın olarak görülmektedir. Türkçenin gelişim tarihine bakıldığında, Türkçede de bazı ötümsüz ünsüzlerin ötümlü karşılıklarına dönüştüklerini görmek mümkündür. Eski Türkçe ilk yazılı metinlerden itibaren günümüze gelinceye kadar ötümsüzlük olayı özellikle kelime başında Doğu ve Kuzey Türkçelerinin genel ve yaygın bir özelliği olarak devam etmiştir. XIII. yüzyılda ilk yazılı örneklerini vermeye başlamış, Oğuzcaya dayalı Eski Anadolu Türkçesinin de başlangıçtan bugüne kadar ötümlüleşmeyi genel bir kural olarak benimsemesi söz konusudur. Bu çalışmada Türkçede en yaygın ötümlüleşme örneklerinden birini oluşturan ön damak k- &gt; g- değişmesinin tarihi gelişimi ele alınmıştır. Türkçenin edebi yazı dili olarak ortaya çıkışından bu yana çeşitli tarihi dönemlerde bize bıraktığı eserlerin söz varlığı incelenmiş, bu inceleme sonucunda bu konuyla ilgili veriler değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Değerlendirme sonucunda bu değişimin ne zaman ve nasıl başladığı, hangi aşamalardan geçerek bugüne geldiği belirlenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Azerbaycan Efsanelerinde Şekil Değiştirme/ Kuşa Dönüşme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19804</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19804</guid>
      <author>Kadriye TÜRKAN</author>
      <description>Şifahi edebiyat olarak adlandırılan halk edebiyatı Azerbaycan edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Azerbaycan folkloru içerinde yer alan halk anlatmalarında olan efsaneler, adı geçen bölgede yaşayan Türklerin mitolojisi, folkloru ve inançlarını içeren pek çok motifi bünyesinde barındırmaktadır. Sözlü nesir anlatılar arasında yer alan gerçek ya da hayali bir kişi, olay ya da yer hakkında anlatılan hikâyeler olarak değerlendirilen efsaneler yoğun, içerisinde inanç ögesi barındıran etkileyici anlatmalardır. Azerbaycan Efsanelerinde başta Nuh tufanı olmak üzere dini motiflere, Çömçe Gelin gibi halk inanışlarına dair motiflere, ejderha gibi masal motiflerine ve destan, masal ve menkıbelerle ortak olan şekil değiştirme motifine yer verilmektedir. Şekil değiştirme bir efsane içerisinde geçen insan da dâhil canlı ya da cansız unsurların üstün bir gücün insiyatifi dâhilinde ceza ya da koruma amaçlı olarak sahip olduğu fiziksel görüntüsünün başka bir canlı ya da tabiat parçasına dönüştürülmek suretiyle değiştirilmesidir. Efsanelerde gözlenen hayvana dönme motifi görülme sıklığı açısından değerlendirildiğinde kendi içerisinde kuşa dönme ve diğer hayvanlara dönme olarak ikiye ayırarak değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Zira efsanelerde en sık kendisine dönüşülen hayvan olarak kuş öne çıkmaktadır. Dönüşüme konu olan kuşların yusufçuk, bülbül, hop hop, tavuz, karakuş, keklik, yapalag, turaç, şanapipik, hüt hüt vb. olduğu görülmektedir. Makalede Azerbaycan Efsanelerinden yansıyan genelde şekil değiştirme motifi üzerinde durularak özelde hayvana dönme/ kuşa şekline girme ya da kuşa dönüşme motifi incelenecek dönüşümün sebepleri ayrıntılı olarak değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yarım Kalan Bir Hüsn ü Aşk Naziresi: Mîr Mehmed Dâniş’in Gülşen-i Dâniş Mesnevisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19664</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19664</guid>
      <author>Serkan TÜRKOĞLU</author>
      <description>Genel olarak zemin şiir veya model şiir adı verilen bir şiirin vezin, kafiye gözetilerek benzerinin yazılması şeklinde tanımlanan nazire, klasik Türk şiirinde işlevselliğini sürekli koruyup devam ettirerek zamanla bir gelenek hâline gelmiştir. Etkili bir şiir öğrenme metodu olan nazire yazma / söyleme, edebiyat tarihimizin hemen her döneminde, farklı nazım şekilleriyle varlığını devam ettirmiştir. Gazel ve mesnevi nazım şekilleri, nazirecilik sahasında diğer şiir çeşitlerine göre daha fazla ilgi görmüştür. Bununla birlikte kaside, terci-bend, terkib-bend, murabba, müstezad gibi nazım şekilleriyle yazılmış nazire örneklerinin de büyük bir yekün oluşturduğu görülmektedir. Bir şiire / manzumeye nazire yazılabildiği gibi mesnevi,</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Kuş Dili” Mevzusunda Yazılan Yeni Bir Eser</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19722</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19722</guid>
      <author>Shafoat KHASANOVA</author>
      <description>“Mantıku’t-tayr” konusunda Türkçe eser yazan şairlerden biri de Mevlana Hace Kadı Peyvendî Rızayi olup, onun yazdığı “Kuş Dili” destanının bilinen tek el yazması nüshası 127 numara ile Özbekistan Cumhuriyeti Ali Şir Nevaî devlet Edebiyat Müzesinde korunmaktadır. İşbu makalede Mevlana Hace Kadı Peyvendî Rızayi ve onun “Kuş Dili” eserinin edebiyat ve dil açısından neredeyse hiç incelenmediğini dikkate alarak adı geçen destanın ideolojik ve edebi özelliklerini incelemek vasıtasıyla onun kendine özgü bir eser olduğunu, onun dışında edebi geleneklerin ürünü olarak vücuda getirildiğini mukayeseli ve metinsel kritik incelemeyle gün yüzüne çıkarmayı amaçladık. Bunun dışında müellif ve eserinin Türk tasavvuf edebiyatı tarihinde taşıdığı önemi göstermeyi planladık. Eserin elimizde bulunan nüshası Kadı Muhammed Musa bin el-Müstefid tarafından Arif bin Sultanali el-Hivekî nüshasına dayanarak hicri 1232 yılında istinsah edilmiştir. Hace Kadı Peyvendî Rızayi’nin “Kuş Dili” destanında toplam 156 başlık mevcuttur. Bunların 66 adedi yeni bir bölümün başlığıysa, 33 adedi hikaye adlarından ibarettir. 53 başlık Kur’an-ı Kerim ayetlerinden ve hadislerden iktibas olarak Arapça şekliye verilmiştir. Bütün başlıklar kırmızı mürekkep ile belirtilmiştir. Destan toplam 8474 mısra, 4237 beyitten ibarettir. Rızayi konunun beyan edilmesinde kendine özgü bir yöntem edinmiş, mecazî yorumlama yoluyla anlatmıştır. O tasavvufî ve felsefî meseleleri kuş karakterleri vasıtasıyla göstermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çeviri Eylemi ve Karşılaşılan Zorluklar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19887</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19887</guid>
      <author>Lokman TANRIKULU</author>
      <description>Bu çalışmada çeviri eylemi çok farklı boyutlarda ele alnınmış ve bu çeviri işlemenin çok karmaşık bir süreç olduğu tartışılmıştır. Çeşitli bilim insanlarının da düşüncelerine yer verilen araştırmada, dil içi çeviri, çevirinin dilin iletişimsel işlevi, kültürlerarası iletişimdeki işlevi, yabancı dil öğretimindeki işlevi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda yazınsal dillerin yapısal ilişkilerinin çeviriye etkisi, eşdeğer ve kabul edilebiliri bir çevirinin nasıl olması gerektiği ve çeşitli çeviri anlayışları da bu makalede konu edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karacaoğlan Şiirlerinde Gölge ve Anne Arketipinin Yansımaları Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19729</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19729</guid>
      <author>Fatma Zehra UĞURCAN</author>
      <description>İnsan psikolojisi yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyatta da kendisine çokça yansıma alanı bulması bakımından sık sık edebiyatçıların ilgi alanına dahil olmuştur. Çünkü insan zihni ve psikolojik yapısı tüm içeriğiyle kendisini açık etmeye meyillidir. Psikoloji zaman zaman baskılanabilir olsa da, edebiyat psikolojik yapıya özgürleşebileceği bir alan sunar. Çünkü sanatçı yaşantısını, bilinçaltını, psikolojik yapısını tüm varlığıyla beraber eserine yansıtan kişidir. Sanatçı-eser-psikoloji üçlüsünü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Edebiyat ve psikoloji arasındaki bu ilişkiyi incelemek psikanalitik halkbilimi kuramının çalışma alanıdır. Psikanalitik kuramın kurucularından olan Carl Gustav Jung insanın zihninin kolektif bilinçdışı olarak adlandırdığı doğuştan sahip olunan yapının arketiplerle dolu olduğu fikrini öne sürmüştür. Başka bir deyişle insan zihni doğuştan sahip olduğu birtakım kalıplarla varolur. Persona, gölge, anne, bilge adam gibi çeşitli arketiplerin bulunduğu kolektif bilinçdışı insanın isteği dışında zaman zaman kendisini açık eder. Edebiyat eserlerine bakıldığında da bunun örneklerine çokça rastlanır. Bu çalışmada halk edebiyatı ürünleri arasında yer alan Karacaoğlan şiirleri Jung’un arketip kavramı bakımından ele alınacak ve Karacaoğlan’ın şiirlerindeki gölge ve anne arketiplerinin yansımaları irdelenecektir. Bu doğrultuda ilk olarak Jung’un psişe ve arketip kavramları üzerinde durulacak, ardından ise incelemede göz önünde bulundurulacak şiirlerde gölge ve anne arketiplerinin yansımaları gözlemlenecektir. Böylece 17. yüzyıl halk şairlerinden olan Karacaoğlan'ın şiirlerine arketipsel yaklaşımla Karacaoğlan'ın şiirini oluşturan psikolojik alt yapıyı tespit etmek amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gazete İdeolojileri: Basılı Gazetelerdeki Suriyeli Sığınmacılar Hakkındaki Haberlerin Eleştirel Söylem Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19844</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19844</guid>
      <author>Ömer Gökhan ULUM</author>
      <description>Söylem yazarın metin yoluyla okuyucuya vermek istediği mesajlar içerir. Bir metnin gerçekte okuyucusuna ne aktardığı söylem analizi yoluyla açıklanır. Belirli bir metin yoluyla aktarılan ve ideolojik eğilimleri yansıtan her mesaj söylem içerisinde derin noktalara temas eder. Bir başka değişle söylem, dünyaya dair belirli düşünceleri beyan eden ve aktaran araçlar olarak fonksiyon gösteren metinler üzerine kuruludur. Söylem içerisinde var olan mesajları anlamak insanın iç dünyasını anlamak anlamına gelir. Söylem analizi özellikle insani ve sosyal bilimlerde kullanılmaktadır. Söylem analizinin uygulandığı dallardan biri de gazeteciliktir, çünkü gazetecilik bilgi aktarımı sanatının uygulandığı bir alandır. Gazeteciler kendi okuyucularına belirli mesajları aktarmak ve kendi ideolojilerini yaymak için belirli kelimeleri özellikle seçer ve kullanırlar. Medya yoluyla iletişim son zamanlarda dilbilimsel araştırmaların ilgi odağı olmuştur. Geleneksel bir bilgi aktarma yolu gazete yayıncılığıdır. Lakin gazete gibi iletişim araçlarındaki ifade biçimleri gazeteden gazeteye değişmektedir. Örneğin başlık ifadeleri gazete ideolojilerini içinde barındıran bazı özellikler taşır. Bu araştırma eleştirel bilimin bir açısı olan, insanların ve kurumların dili kullanma biçimlerini irdeleyen ve gazete başlıklarını Eleştirel Söylem Analizi bakımından inceleyen gazete analizlerini içermektedir. Diğer başka bir değişle, bu çalışma farklı kültürlerden gazete ideolojilerini incelemektedir. Çalışma sonucunda anlaşılmıştır ki batı medyası meseleye fazla sayıdaki Suriyeliyi Avrupa sınırlarının nasıl kaldıracağı açısından bakarken, Türk medyası meseleye Suriyelilerin içinde bulunduğu kötü koşulları göz önünde tutarak bakmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Kara Mizah Örneği: Sermet Çağan'ın Ayak Bacak Fabrikası Oyunu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19801</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19801</guid>
      <author>Nurullah ULUTAŞ</author>
      <description>1960’lı yılların politik tiyatro temsilcilerinden Sermet Çağan, eserlerinde toplumsal değişime katkı sunmayı amaçlayan bir yazardır. Muhalif duruşuyla döneme damgasını vuran yazar, “kültürsüzleşme” salgınına karşı çıkarak halkı var adaletsiz olan sistemi eleştirme konusunda bilinçlendirme ve eğitme misyonu yüklenir. Toplumsal sorunları, yer yer imgesel bir dille anlatmaya çalışan yazar, aydın-halk arasındaki iletişimsizliğe de vurgu yapar. Bertolt Brecht’in Epik Tiyatro tarzının edebiyatımızdaki önemli temsilcilerinden biri olan Çağan, tiyatronun propaganda yapma işlevinden yararlanır. Yazar, askerî darbelerin sürdüğü yıllarda, Marksist kuramın da etkisiyle oyunlarında sınıf bilinci yaratmaya çalışır. Ayak Bacak Fabrikası, yazarın toplumsal yaşamda İktidar – Halk arasındaki ilişkileri sömürü düzeyinde eleştirdiği bir eserdir. Çağan, otoriteyi oluşturan çıkarına düşkün belli bir sınıfın her dönemde söz sahibi olarak devletin imkânlarına ortak olduğunu savunur. Bu sınıfın “Vatan” ve “Din” kavramlarıyla halkı manevi anlamda da sömürdüğüne işaret eder. Yazar, ahlak ve hukuk kavramlarının da yöneticiler tarafından nasıl yozlaştırıldığını vurgular. Ahlaki yargıların bakış açısına göre nasıl anlam değiştirdiğini, yarattığı kimlikler üzerinden ortaya koymaya çalışır. Eserde ezilen sınıf ile ezen sınıf arasındaki ilişkiler, ideolojik bir yaklaşımla kara mizah şeklinde yer yer grotesk ve gülünç tarzda sunulur. Oyun, insan bedeninin düzey yitimine uğratılarak egemen ideolojide anlamın taşıyıcısı olma fonksiyonuna da vurgu yapar. Sermet Çağan, Ayak Bacak Fabrikası’nda bir değerler dizgesi olarak kullandığı dil vasıtasıyla ve tiyatro sayesinde ideolojik bir temellendirmeye başvurarak politik bir söylem geliştirir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1980 Sonrası Türk Hikâyeciliğinde Karakter Tipolojisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19856</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19856</guid>
      <author>Ahmet USLU</author>
      <description>Tanzimat’tan sonra Batı tarzı hikâye formu ile tanışan Türk hikâyeciliği aradan geçen yaklaşık yüz yıllık bir süreçte gerek tema gerek biçim olarak kendisini sürekli geliştirir ve yeniler. Edebiyatın içinde oluştuğu toplumun sosyal ve siyasî hayatından bağımsız olamayacağı düşünüldüğünde ülkemizdeki önemli siyasî gelişmelerin edebiyatımız üzerinde etkili olduğunu söylemek kabul edilen bir gerçektir. 12 Eylül 1980 askerî darbesi, ülkemizde büyük kırılmalar meydana getiren siyasî bir olaydır. Gerek askeri darbe gerekse modernizmin bu yıllarda hız kazanarak toplum hayatında büyük değişiklikler meydana getirmesi edebî eserleri de şekillendiren bir unsurdur. 1980 sonrası yazılan hikâyelerde kişiler de devrin genel görünümünü yansıtan özelliklere sahiptir. Yalnız, bunalmış, sıkılmış ve tutunamayan karakterler, fizikî ve psikolojik özellikleri ile yeni bir insan modelini oluşturur. Karakterler içe dönük yapılarıyla, kendi kendilerine yaptıkları konuşmalarla zamana başkaldırırlar. Yenilmiş, kaybetmiş karakterler kimi zaman geçmişleriyle avunurlar kimi zaman da kendi varlıklarını sorgulayarak intihar etmek isterler. Modernizmin etkisi ile geçmişi reddeden karakterler bir boşluğa düşerek köksüzleşirken geçmişe bağlanmayı tercih eden karakterler ise yeni duruma ayak uyduramazlar. Bu çalışmada 1980 sonrası Türk hikâyesinde örnekleri verilen modern hikâye, post-modern-hikâye, din-gelenek bağlamındaki hikâye, toplumcu gerçekçi hikâye ve küçürek öykülerde görülen kişilerin karakteristik özellikleri ortaya konularak oluşturulan yeni insan modelinin özellikleri açıklanmaya çalışılacaktır. Çalışmada hikâye kişilerinden yola çıkılarak toplumsal yapının da özelliklerine vurgu yapılacaktır. Genel özelliklerini belirlediğimiz dönem hikâyesinin karakter tipolojisi bu alanda yapılacak çalışmalara da ışık tutacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Muc’un Ucuz Evinde Mucizenin Ölümü: Didem Madak’ın Annemle İlgili Şeyler Adlı Şiiri Üzerine Söylem Çözümlemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19799</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19799</guid>
      <author>Dilek ÜNVEREN</author>
      <description>Söylem çözümlemesi dilbilim alanının kavramlarının metnin anlam ve yapısının açıklığa kavuşturulması için kullanılmasını sağlayan bir yöntemdir. Metnin gerçek anlamı basit bir duygu çıkarımıyla metnin yüzeysel tabakasından alınabilecek bir yorumdan öte metnin derinindeki, hemen görünmeyen, biçimsel, sözsel hatta sözün ötesine geçen yoğun ve derinlemesine bir çözümleme yöntemi ile elde edilebilir. Söz konusu metin şiir ve deşifre edilmesi gereken dil, şiir dili olunca, bu denli çok yönlü araştırmalara ve derin çıkarımlara olanak sağlayan söylem çözümleme yöntemi, bu çalışmanın konusu olan, kendi hunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi” sevdiğini belirten şair Didem Madak’ın Annemle İlgili Şeyler şiirinde bu yöntemin kullanılmasını elzem kılmıştır. Belirli hesaplar doğrultusunda gerçekleştirilen bir seçme ve birleştirme süreci sonucu oluşturulan söylemin çözümlenmesi yoluyla ulaşılan sonuç; bireyin yaşamındaki değer yitimi ve kirlenmişliği, doğal, etkileyici ve koruyucu bir unsur olarak çizilen anne figürünün ölümü ile aktaran sözceleme öznesinin, bu durumdan ve yaşamın gerçekliğinden kaçışının aktarıldığı yönündedir. Söylemde, masumiyet, temizlik, saflık ve geçmişe özlem izleği şiirin geneli boyunca anneyle özdeşleştirilen sözceler üzerinden aktarılmıştır. “Anne”nin var olduğu zamanlarla ilgili ifadelerin, anne ve simgelediği masumiyet kaybedildiğinde kullanılan sözceler ve geçmişin şimdiki zamanla tezat oluşturacak şekilde seçilmesi, sözce öznesinin doğallığa ve annenin varlığına yüklediği önemi yoğunlaştırma amaçlıdır. İlk şiirleri Sombahar ve Ludingirra dergilerinde yayımlanan Didem Madak’ın ilk kitabı Grapon Kâğıtları (2000) ile İnkılâp Kitabevi Şiir Ödülü’nü almış, sonraki yıllarda Ah’lar Ağacı (2002) ve Pulbiber Mahallesi (2007) adlı iki kitabı daha yayımlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Defterin Peşinden Belgrad’a Yolculuk ve Bir Şehrengiz Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19833</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19833</guid>
      <author>Hakan YALAP</author>
      <description>Malzemesi kelime olan edebiyat sanatı, soyut bir malzeme olan dili kullanarak çok canlı ve gerçekçi tasvirler yapabilir. İçinden çıktığı toplumun temel değerlerini benimseyen dil matematiği, ulaştığı her coğrafyada izler bırakır. Türkçe, bir zamanlar Balkanlarda sanat, edebiyat, bilim ve ihtiyaç dili olarak kullanılmıştır. Bu vesileyle pek çok Türkçe, Balkanlarda arkasında keşfedilmeyi bekleyen eserler bırakmıştır. Bu çalışmada Sırbistan Bilimler ve Sanatlar Akademisi kütüphânesinde 14509-VII-d-118 katalog numarasıyla kayıtlı bir defterde bulunan manzumeler incelenmiştir. İlgili defter, Ahmet Necip Bey’e ait mektuplar arasında bulunmaktadır. Ahmet Necip Bey, Osmanlı Devleti’nin Belgrad’da ileri gelenlerinden birisidir. İçeriğini tamamen çalışma sonunda transkript yazı sistemine aktardığımız defterde, Gevherî’ye ait bir koşma, Destan-ı Belgrad adlı bir manzume ve Aşık Ömer’e ait bir koşma ve bir semai vardır. Belgrad Destanı, 29 dörtlükten oluşan ve 11’li hece ölçüsüyle yazılmış bir manzumedir. Destan, şekil yönünden halk edebiyatı nazım türü olan destanın özellerini; içerik bakımından klâsik edebiyatın şehrengiz türünün özelliklerini taşımaktadır. Bu sebeplerle bahse konu destan bir şehrengiz denemesi olarak nitelendirilebilir. Belgrad Destanı’nda, Türklerin Belgrad’dan ve bütün Sırbistan’dan ayrılmaları, arkalarında bıraktıkları bu coğrafyada yaşananlar tasvir edilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazan Tatar Atasözlerinde Ailenin Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19782</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19782</guid>
      <author>Ramilya YARULLİNA YILDIRIM</author>
      <description>Devlet temelinin oluşumunda en önemli faktör ailedir. Bu nedenle ailenin yapısı, ailenin yaşam tarzı ve aile fertleri arasındaki ilişkiler, Tatar Atasözlerinde geniş şekilde yer almakta ve büyük bir önem arz etmektedir. Kazan Tatar Türklerindeki aile konulu atasözlerini inceleyerek, Tatar halkına özgü aile anlayışını, kültürel ve ahlaki değerleri açıklamak, bu çalışmanın ana amacıdır. Türk ve Müslüman olmayan halklarla iç içe yaşayan Tatar Türklerinde aile kavramı kutsal sayılmaktadır. Zira milletin var oluşu ve geleceği, sağlam kurulmuş aile temelleri ile sıkı bir bağlantı içerisindedir. Aile konulu atasözlerini inceleme sonucunda, milli toplumun küçük modeli olan aile içindeki sıfatlar örneğinde Tatar halkının yaşam felsefesi ve ahlak anlayışı açıklanacaktır. Makalede Tatarlarda aile kavram ve aile türleri üzerinde durulacak, Tatar Atasözleri üzerinde çalışan ve derleyen araştırmacıların çalışmaları hakkında kısaca bilgi verilecektir. Neki İsenbet’in “Tatar Halk Atasözleri” (Tatar Halık Mekaller?) kitabında yer alan aile konulu atasözleri ana başlığı altında; yetişkin kız ve delikanlı, evlenme, gelin ve damat, karı ve koca ilişkisi, çocuk eğitimi vb. gibi alt başlıklar altında incelenecek, Tatar halkının önem verdiği özellikler ortaya çıkartılacaktır. Örnek olarak alınan atasözleri, transkriptleri yanında, Türkiye Türkçesine çevrilmiş halleriyle kullanılacaktır. Sonuçta; atasözlerinde aile içinde önem verilen sıfatların bugün halk kültüründe devam edip etmediği konusu işlenerek bir sonuca varılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bitmeyen Kâbus: Gamba</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19842</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19842</guid>
      <author>Sefa YÜCE</author>
      <description>Cemil Kavukçu, son dönem Türk edebiyatının öykü ve romanlarıyla dikkat çeken yazarlarından biridir. Daha çok öyküleriyle tanınan Kavukçu, yaşadıklarını eserlerine yansıtan akıcı ve samimi bir üsluba sahiptir. Onun öyküleri, Türk öykücülüğünün bir sentezi gibidir. Küçük yaştan itibaren resme ve edebiyata ilgi duyan yazar, ancak olgunluk döneminde eserlerini yayımlamaya başlar. O, öykü ve romanlarında, çevresiyle uyum sağlamakta zorlanan, hayata tutunamayan taşralı bireyin sorunlarını ele alır. Kavukçu, ilk romanı Dönüş’ü 1998 yılında yayımlar. Romanda bir kasaba çocuğu olan Vedat’ın geçirdiği sarsıntı ve sorunlar ele alınır. İkinci romanıSuda Bulanık Oyunlar (2004) ilk romanından altı yıl sonra okurla buluşur. O, ilk romanında olduğu gibi bu romanında da taşralı bir gencin üniversitesi öğrencisi olarak büyük kent macerasını anlatır.Kavukçu’nun değerlendirmeye çalıştığımızGamba (2006)romanı da, iş ve özel hayatları çalkantılı ve gelecekleri belirsiz olan bireylerin hayal kırıklıklarından söz eder. Romanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında çalışan üç mühendis arkadaş “Güney” sahillerine bisiklet turuna çıkar. Tur fikri, yeni emekli olan Asım Eray’dan gelir. Onun ifadesiyle bu tur, bir “arınma ve özgürlük” turudur. Bisiklet turunda Asım Eray’ın çocukluğundan beri gördüğü kâbus peşini bırakmaz. O, bu kâbusa “Gamba” adını verir. Ona göre Gamba topuklarına kadar siyah paltosu olan, ince uzun biridir. Gözleri kocaman, bakışları delicidir. Burnu yoktur. Kartalınkini andıran kocaman bir gagası vardır. Bisiklet turunda başlangıçta işler planlandığı gibi gider. Fakat bir süre sonra Ankara’dan gelen telefonlar turun seyrini değiştirir. Tura katılan Asım Eray ve Turgay Ankara’ya dönme kararı alırlar. Cevat ise tura arkadaşı Nurbay’la devam eder. Cemil Kavukçu, roman kişilerini doğal yönleriyle anlatır. Onların davranışlarına yansımış düşüncelerini olayların akışı içinde dile getirir. Roman kişilerinin hemen hepsi, olumsuz çevre ve şartların etkisinde kalan, çıkış yolu bulmakta zorlanan, kendilerini olayların akışına bırakanlardır. Onlar, mücadeleci olmadıkları için kendilerine sığınacak liman olarak arkadaş çevresini seçerler. Bu kişiler, sorunlardan kurtuluş çaresi olarak alkolden medet umarlar. İçlerinde, model olabilecek, fikir ve davranışlarıyla arkadaşlarını yönlendirebilecek bir birey yoktur. Kendileri, olaylara müdahale etmek yerine seyirci kalırlar. Roman kişileri, olayların gelişim sürecine göre zaman zaman kaçış eğilimine de girerler. Onların ortak özelliklerinden biri de taşralı oluşlarıdır. Gamba romanında, sosyokültürel hayatımızla ilgili pek çok sorun gündeme gelir. Türk toplumunun bin dokuz yüz seksen sonrası büyük dönüşüm geçirmesi, bireyin hayatında önemli değişimlere yol açar. Bu dönemde, siyaset insanları daha az meşgul etmeye başlar, bunun yerine ekonomik anlayış ön plana çıkar. Seksenli yıllarda şehre göç biraz daha ivme kazanır. Romanda bu dönemle ilgili eğitim, iş yaşamı ve ikili ilişkilerle ilgili pek çok ipucu görülür. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Anadolu’nun pek çok yerinde yapmakta olduğu etüt ve saha çalışmaları eleştirilir. Bu çalışmalarda devletin kaynakları israf edilir. Plan ve programın olmayışı, kalifiye eleman eksiliği dikkat çeker. Ayrıca politize olmuş yöneticiler de kurumun gelişiminin önündeki engeldir. Ayrıca sorumluluk duygusunda yoksun pek çok mühendis de gençlere kötü örnek olur. Kendisi de bir jeoloji mühendisi olan Kavukçu, romanında bir grup mühendisin hayatını ve meslek yaşamını irdeler. Gamba romanı kurgusal da olsa bu yönüyle içinde biyografik unsurları da barındıran bir romandır. Roman kişileri, benzer anlayışın ve ortak dünya görüşünün temsilcileri niteliğindedir. Kavukçu’nun sinemaya meraklı oluşu ve sinema tekniğini iyi bilmesi, romanı senaryo tarzında yazmasına zemin hazırlar. Yazar, romanda flashback tekniği sayesinde olay örgüsünü geriye dönüşler ve ileriye sıçrayışlar biçiminde düzenler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1992 Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Programı Etrafında Yapılan Tartışmalar Bağlamında 2005 ve 2015 Programlarının Getirdiği Yenilikler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19905</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19905</guid>
      <author>Salim PİLAV</author>
      <description>Öğretim programları bir dersin öğretiminde hayatî derece önem taşır. Derslerdeki başarı etkili bir şekilde hazırlanmış öğretim programıyla doğrudan ilgilidir. Programda, bir derste kazandırılacak bilgi ve beceriler, öğretim yöntem ve teknikleri, örnek etkinlikler yer alır. Bilginin hızlı değişimi ve eskimesi öğretim programlarını da zorunlu olarak değişime sevkeder. Hemen hemen on yılda bir değişikliğe uğrayan Türkçe ve Edebiyat Ders Programları, günümüze kadar 1939, 1949, 1954 ve 1957 yıllarında düzenlemelere tabi tutulmuştur. Oldukça uzun bir zaman dilimi içerisinde uygulamada kalan 1957 programı, 1992 yılında değiştirilmiştir. Bu program, 9 Kasım 1992 tarih ve 2370 sayılı Tebliğler Dergisi’nde yayımlanmıştır. Bu programa göre Türk Dili ve Edebiyatı dersi “Edebiyat, Türk Dili ve Kompozisyon” başlıklarıyla kendi içinde üç ayrı disiplin olarak düşünülmüş ve dört ayrı döneme göre planlanmıştır. Bu araştırmanın amacı, 1992’de yürürlüğe giren Türk Dili ve Edebiyatı Programının tartışılan hususlarına ilişkin görüşleri incelemek ve ortaya çıkan sonuçlara göre öneriler geliştirmektir. Böylece söz konusu programın eleştirisinden ve bu bağlamda getirilen önerilerden 2005 programının ve hali hazırda yürürlükte olan yeni programın ne nispette etkilendiği de ortaya çıkmış olacaktır. Ayrıca bir öğretim programının değerlendirilme ve incelenmesinde hangi hususların dikkate alınacağı konusu da açıklık kazanacaktır. Buna göre 1992 programı çerçevesinde yapılan tartışmalar bir anlamda amacına ulaşmış hem 2005 hem de 2015 programlarında söz konusu birçok olumsuzluk giderilmiştir. Her iki program da öğrencilerin edebî zevk ve estetik bakış açısı kazanmalarını, dili sözlü ve yazılı ifadelerde daha etkili kullanmalarını merkeze alarak edebiyat tarihi ve tür bilgisi kazandırmayı da amaçlamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Batislam, H. Dilek (2016). Divan Şiirinin Benzetme ve Hayal Dünyasından, Kesit Yayınları, İstanbul.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19829</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19829</guid>
      <author>Belde AKA</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Berk, Özlem (2005). Kuramlar Işığında Açıklamalı Çeviribilim Terimcesi. 218 s., İstanbul. Multilingual Yayınları. ISBN: 975–6542–62–4.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19807</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19807</guid>
      <author>Serkan DEMİRAL, Muzaffer KAYA</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


