






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2016 Sayı Volume 11 Issue 11</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=315</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Kamil Veli Nerimanoğlu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20031</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=20031</guid>
      <author>Mehmet Dursun ERDEM</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Altın Orda-İlhanlı İlişkilerinde Dinin Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19819</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19819</guid>
      <author>Mustafa AKKUŞ</author>
      <description>Cengiz Hanın liderliğinde toplanan Moğol kabileleri, XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde büyük bir istila hareketi başlatmışlar, kısa sürede Asya ve Avrupa’da hızla yayılarak, hâkimiyet kurdukları alanlarda önemli devletler ihdas etmişlerdir. Bu büyük coğrafyada Cengiz Han’dan sonra oğulları ve torunları tarafından kurulan bu devletler bir süre sonra Cengiz Han’ın tanıdığı hakları çıkarlarına ters gördüklerinden gözardı etmişler, fırsat buldukları ilk andan itibaren birbirleriyle mücadele etmekten çekinmemişlerdir. Cengiz Han sağlığında batıda istila edilen yerlerin tamamını büyük oğlu Cuci’ye bırakmış, bu topraklar oğlu ve torunları tarafından idare edilmiş ve burada Atın Ordu devleti kurulmuştur. Mengü Han’ın büyük Moğol imparatorluğunun başına geçişine kadar dönem dönem bazı sürtüşmeler yaşansa da batıda ele geçirilen topraklar Cuci’nin oğullarının yönettiği Altın Orda hanlarına bırakılmıştı. Ancak Mengü Han döneminde Hülagu’nun komutasında düzenlenen batı seferiyle, Abbasi halifeliği yıkılıp, Irak ve Suriye’nin bir kısmı alınarak İran merkezli Ortadoğu’da İlhanlı devletinin kurulması Cengiz’in torunları arasında kavgaların büyümesine neden olmuştur. Bu çalışmamızda İlhanlılar ile Altın Orda arasında sürtüşmelerin temelini oluşturan ve Cengiz Han’ın vadettiği Altın Orda’ya verilmesi gereken haklar ile Azerbaycan toprakları üzerindeki hâkimiyet kavgası tarihsel süreç içerisinde ele alınacaktır. Ağırlıklı olarak İlhanlı–Altın Orda çekişmesinde dinin rolü, o dönemde Sünni Müslümanların liderlik ve koruyuculuğunu üstlenmeye çalışan Memlüklerin bu ilişkilerdeki etkisi üzerinde durulacaktır. Özellikle de Berke Han gibi İslamiyet’i benimsemiş Altın Orda Hanları döneminde büyük savaşlara kadar götüren bu çekişmelerde dini politikalar ve uygulamaların nasıl olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Selçuklu Türkiyesi’nde Ticaret Yolları, Limanlar ve Pazar Yerleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19519</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19519</guid>
      <author>Yaşar BEDİRHAN</author>
      <description>Selçuklu Türkiyesi’nde kervanların işlediği yolları; doğu-batı, kuzey-güney ve kuzeybatı-güneydoğu olarak, üç ana istikamete göre sınıflayabiliriz. Asya malları Avrupa’ya diğer yerler yanında, Türkiye üzerinden de giderdi. Bu yüzden Türkiye üzerinde doğu-batı istikametinde uzanan birçok işlek kervan yolu bulunuyordu. Karadeniz ile Akdeniz limanlarını ve Türkiye’nin güneyindeki ülkeleri Kırım, Deşt-i Kıpçak ve Rusya’ya bağlayan başlıca yollar kuzey-güney istikametinde uzanan yollardı. Ticaret yollarının uzandığı menziller Akdeniz ve Karadeniz’de ticaret limanlarına çıkmaktaydı. Milletlerarası ticaretin yoğun olarak yapıldığı bu limanlar; Akdeniz’de Antalya, Alaiye (Alanya), Ayas, Korykos (Kızkalesi) limanı vd. idi. Karadeniz’de ise özellikle Suğdak limanına mal götüren tüccar gemilerinin Sinop ve Samsun limanlarını kullandıklarını görmekteyiz. Milletlerarası ticaretin genişlemesi Anadolu'da birtakım milletlerarası pazar ların (panayır-foire) teşekkülüne sebep oldu. Bu pazarlar genellikle şehirlerin uzağında, yabanda kurulduğu için yabanlu(ğ) adını alıyorlardı. Kayseri-Elbistan arasında, Anadolu ile Suriye ve Irak kervanlarının işlediği milletlerarası büyük bir kervan yolu üzerinde bu havalide, Karahisar ovasında bulunan Yabanlu Pazarı çok meşhur idi. Bunun dışında Mardin'in güneyinde Koçhisar (Dunaysir, Kızıltepe) önemli bir pazar olarak gelişmiş ve bir şehir haline gelmişti. Kayseri - Kırşehir yolu üzerinde kurulan "Ziyaret Pazarı", Ilgın'daki (âb-ı germ) "Yılgun Pazarı", Amasya - Tokat arasındaki "Azine Pazarı" Lâdik'te (Germiyan) kurulan "Alemeddin Pazarı", yine muhtelif yerlerde rastlanan "Türkmen Pazarı" gibi pazarlar Selçuklu Türkiyesi'nde ticaret yapılan önemli pazarlardandır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>14 Mayıs 1950 Seçimlerinde Şiddet Politikası ve Milli Birlik Temaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19737</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19737</guid>
      <author>Onur ÇELEBİ</author>
      <description>Türkiye Cumhuriyet tarihinde çok partili dönemin ilk evrelerinde, iktidar partisinin muhalefet partilerini bir iktidar alternatifi olarak değil de yalnızca bir denetim aracı olarak görmesi ve cumhuriyetin ilk zamanlarındaki “parti devlettir, devlet de partidir” düşüncesinin sivil ve askeri bürokrasiyi bir sarmaşık gibi sarıp sarmalamasından doğan kafa karışıklığı çeşitli aksaklıkları da beraberinde getirmiştir. İktidar partisinin karşısındaki her muhalif hareket ya da siyasi parti devletin çıkarına göz diken bir tür düşman olarak telakki edilmiş ve bu muhalif unsurlar birtakım suçlamalara maruz kalmışlardır. Özellikle DP’nin seçimleri protesto etmek ve sine-i millete dönmek taktiklerini, milli iradeye karşı bir isyan ve komünist taktiği olarak nitelendiren iktidar ile kendisine siyasi arenada bir yaşam hakkı tanınmadığını ileri süren muhalefet arasındaki siyasi ilişkiler zaman zaman ülke içerisinde milli birliği tehdit edecek bir duruma gelmiştir. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlerle iktidar ilk kez demokratik usullere göre el değiştirmiş olmasına karşın, II. Meşrutiyet’ten itibaren, muhalefetteyken söylenenlerin ve istenenlerin iktidara geldikten bir süre sonra unutulması geleneği, 1950 – 1960 döneminin de karakteristik bir özelliği olarak ortaya çıkmış ve bu durum Türk demokrasi ve siyaset hayatını olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışmada, dönemin süreli yayınları temel alınarak, 1950 seçimleri öncesi ve esnasında iktidar ve ana muhalefet partileri arasında yaşanan seçim propagandası faaliyetleri çerçevesinde şiddet politikası ve buna mukabil milli birlik temaları ortaya konulmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>H. 1271 (1854-1855) Tarihli Kıbrıs Cizye Muhasebe Defteri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19775</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19775</guid>
      <author>Recep DÜNDAR</author>
      <description>1411 nolu cizye muhasebe defteri, Kıbrıs’ın 1271 (1854-1855) yılı cizye vergisinin talep ve tahsil verileri ile bunların muhasebe kayıtlarını ihtiva etmektedir. Deftere göre adıgeçen yıla ait cizye vergisine esas olmak üzere; merkez Lefkoşa ile Tuzla, Limoson, Piskopi, Gilan, Evdim, Magosa, karpas, Dağ, Değirmenlik, Baf, Kukla, Hırsofı, Lefke, Omorfo, Mesarye ve Girne olmak üzere 16 kazada yaşayan 1.590 nefer âlâ, 8.260 nefer evsât ve 11.667 nefer ednâ olmak üzere toplam 21.517 nefer gayrimüslim reayadan 518.205 guruş toplanması istenmiştir. 1271 (1854-1855) yılında tahsil edilen cizye kayıtlarına göre Kıbrıs Adası’nda cizye vergisine tabi gayrimüslim reaya Lefkoşa merkez, onaltı kaza, 38 mahalle ve 477 köyünde yaşamaktadırlar. Bunlar, 1067 nefer âlâ, 8.290 nefer evsât ve 13.756 nefer ednâ olmak üzere toplam 23.113 nefer olup toplanan cizye bedeli ise 519.060 guruştur. Kıbrıs'da yaşayan cizye vergisine tabi gayrimüslim reayadan gelir durumlarına göre âlâsından 60 guruş, evsâtından 30 guruş ve ednâsından 15 guruş alınmıştır. 1271 (1854-1855) yılı cizye vergisi üç taksitte toplanmıştır. İlk taksit Mart ayında 380.325 guruş, ikinci taksit Nisan ayında 102.765 guruş ve son taksit Şubat ayında 35.970 guruş olmak üzere toplam 519.060 guruş tahsil edilmiştir. Defterin muhasebesi görüldüğünde tahsil edilen miktarın talep edilen 518.205 guruşdan 855 guruş, bir önceki yıldan da 1230 guruş fazla olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eskiçağ Düşüncesi ve Kutsal Kitaplarda Yedi Sembolizmi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19802</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19802</guid>
      <author>Yusuf KILIÇ, Elvan ESER</author>
      <description>İnsanoğlu ilk tanrılarının meşruiyetini evreni ve insanı yaratma kudretlerindeki gizliliğe bağlamış ve yaratılışın gizli şifrelerini çözebilmek için daima çaba sarf etmiştir. Bu çaba onu kutsal olana ulaştırmış ve böylelikle var olanın ötesinde bir “yaratıcı” olduğuna dair tanrı imgesi doğmuştur. Ayrıca insan bazı sayıların ilahi bir sırra sahip olduğunu düşünmüş ve bu gizemi de tanrılara dayandırmıştır. Öyle ki, eskiçağ düşüncesinde ve kutsal kitaplarda kullanılan sayı sembolizminin içerisinde tek sayıların ve özellikle de yedi rakamının diğer tüm sayılara karşı büyük bir üstünlüğe sahip olduğuna inanmıştır. Nitekim medeniyetin beşiği olan Mezopotamya’da yedi tanrı, yedi bilge, yedi gezegen, yedi kötü ruh, dünyanın yedi bölgesi, yedi deniz, yedi nehir, yedi rüzgâr, yedi başlı kozmik canavar gibi semboller birçok teolojik ve mitsel metin içerisinde yer almışlardır. Aynı şekilde Eski Yunan toplumunda, Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve İslam dünyasında da yedi rakamının kutsiyet ve faziletine dair çok sayıda örnek bulunmaktadır. Antik Yunanda Pythagorascılar ve Neo-Platoncular bu işin temsilciliğini yaparken, Yahudilerin Kabala’sında yedi kutsal isim zikredilmektedir. Yine Hristiyanlıkta yedi sembolizminin devletin ve toplumun sürekli gelişimini temsil ettiğine inanılmıştır. Son olarak ise bazı İslami yorumlarda yedi; ilahi kudrete ulaşmanın, doğru olanın kapısını açmanın, dünyevi vasıf ve nefislerden kurtulmanın anahtarı olarak algılanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geçmişten Günümüze Lise Tarih Ders Kitaplarında İttihatçılık Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19792</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19792</guid>
      <author>Hasan SUNGUR</author>
      <description>Modern Türkiye’nin oluşum sürecinde önemli bir yere sahip olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ve bu kadronun gerçekleştirmiş olduğu siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelerin Cumhuriyet döneminde ele alınışı son derece sorunlu ve kısıtlı olmuştur. Baskın olan tarih yazımı ve öğretiminde, bu dönemler Türkiye Tarihi’nin karanlık evreleri olarak sunulmakta ve vurgu her zaman Atatürk’ün kurdugu Cumhuriyet rejiminin önceki dönemlerden farklı ve özgün oldugu yönündedir. Resmi tarih eleştirilerinin odağında yer alan temel sorunsallardan biri de Cumhuriyet’in kronolojik olarak da mecazen de hemen arkasında duran 1908’in yok sayılması yer almaktadır. I. Dünya Savaşı ile Cumhuriyet arasındaki dönemin yalnızca Osmanlı’nın kopuş sürecine dâhil edilmesi, Cumhuriyet’i hazırlayıcı yönlerine değinilmemesi kavramsal olarak resmi tarih ile tarihin kendiliği arasındaki farkın somut örneklerinden biri olarak gösterilir Cumhuriyet Dönemi iktidar kadrosu, kurulan yeni rejimin eskisinden örgütlenme ve yapı açısından temelden farklı olduğu söylemekte ve bu bağlamda incelenen her tarihsel olay ve olgu yeniden kurgulanarak aktarılmaktadır. Bu durumun en kestirmeden ve etkili bir şekilde aktarımı ders kitapları aracılığıyla yapılmaktadır. Ders kitapları salt olguları aktarmanın ötesinde hakim olan ideolojiin aktarımı ve meşrulaştırmasında da kilit bir rol oynamaktadır. Bu çalışma Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemde İttihatçı algının geçmişten günümüze liselerde okutulan tarih ders kitaplarındaki yansımalarını incelemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dr. Şükrü Kâmil Talimcioğlu’nun Oğlu Dr. Reşit’e Yazdığı Mektuplardan Bölümler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19586</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19586</guid>
      <author>Çağatay ÜSTÜN</author>
      <description>Tıbbın tarihsel gelişimini incelerken tarihsel kaynakları temel aldığımızda tıbba hizmet etmiş olanların biyografileri, anıları, mektupları, kişisel notları ve entelektüel önerileri ile karşılaşmaktayız. Özellikle Türk tıp tarihinde üretken çalışmalar yapmak için Türk tıbbına hizmet etmiş hekimlerin biyografilerine ve çalışmalarına büyük ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle özellikle Türk tıp tarihi açısından belli katkılar sağlamak için yapılacak çalışmalarda geçmiş dönemlere ait yazılı belgelerin ve yayınlanmış eserlerin günümüze aktarılması gerekmektedir. Bugüne kadar ulaşamamış, kimi kütüphanelerde veya özel koleksiyonlarda mevcut olan bu tür tarihsel kitap ve bilgilerin araştırmacılar tarafından titizlikle bulunması ve yeniden paylaşılması önemli bir çalışmadır. Türk tıp tarihi içinde isim yapmış önemli şahsiyetlerin günümüz hekimlerine tanıtılması, onların farklı mesleki özelliklerinin, yaptıkları çalışmaların ortaya çıkarılması önemli bir akademik görevdir. Bu kapsamda değerlendirilmesi gereken pek çok hekim vardır. Bunlardan birisi olan hekim, yazar ve gazeteci Dr. Şükrü Kamil Tâlimcioğlu’nun oğlu Dr. Reşit’e yazdığı mektuplardan bazı bölümlere Dr. Feridun Frik’in yazdığı kitabında rastlıyoruz. Tıp tarihi arşivimizde bulunan bu eserden sizlerle paylaşacağımız bu bölümlerin orijinal şeklini koruyarak ve hiçbir kelime değişikliği yapmadan sizlere sunuyoruz. Mektup, günlük (günce) gibi edebiyat türlerinin tarihsel önemi de göz önüne alındığında, Dr. Şükrü Kamil’in mektuplarından bölümlerin onun yaşadığı dönemi ve fikirlerini anlamak için hiç de zor olmayacaktır. Makalemizin temel felsefesini bu husus oluşturmaktadır. Tarihsel değeri olan bir kitapta rastladığımız ve Dr. Tâlimcioğlu’nun oğluna yazdığı ve yaşam görüşlerini özetleyen mektuplarına günümüz araştırmacılarına kaynak olması açısından makalemizde yer veriyor ve bir tür yol gösterici olmak istiyoruz. Makale içinde yer verilen orijinal metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmamasının nedeni, Türk dili uzmanlarının bu metin üzerindeki düzeltme önerilerine olanak sağlamaktır. Bu nedenle mektuplardaki orijinal metinlerdeki alıntılar çağdaş Türkçe ve yazım kuralları çerçevesinde konunun uzmanları tarafından değerlendirilmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


