






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2016 Sayı Volume 11 Issue  4</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=308</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Arap, Fars ve Türk Edebiyatlarında El-Ferec Ba‘de’ş-Şidde Hikâyeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19326</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19326</guid>
      <author>Derya ADALAR SUBAŞI</author>
      <description>Günümüzde klasik olmuş edebi ürünler üzerine pek çok çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle aynı eser değişik zaman, mekân ve kültür öğeleri içinde değişik kişilerce yeniden yazılmakta ve bu noktada eserler arasında bir bağ da ortaya çıkmaktadır. Makaleye konu olan el-Ferec Ba‘de’ş-Şidde Arap edebiyatından Fars edebiyatına, oradan da Türk edebiyatına aynı isimle intikal eden hikâyeler bütününün adıdır. Aynı edebiyatta bile farklı kişilerce, farklı zamanlarda yeniden yazılmış olan el-Ferec Ba‘de’ş-Şidde “zorluktan sonra gelen kolaylık, sıkıntıdan sonra gelen ferahlama” anlamına gelmektedir. Bu başlık hikâyelerin içeriği dolayısıyla tercih edilmiştir. Bu hikâyeler her zaman mutlu sonla biterler. Bununla beraber insanlara zorluklar karşısında güçlü olmaya, hiçbir zaman ümidini kaybetmemeye, zor günleri Allah’ın yardımıyla atlatmaya ve doğru yolu sadece Allah’ın göstereceğine dair birçok farklı mesajlar verirler. Arap edebiyatında el-Ferec Ba‘de’ş-Şidde hikâyelerinin ilki Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed el-Medâînî (öl. 225/ 839)’ye aittir ve bugün elimize ulaşmamıştır. Bu adla eser yazan diğer bir kişi ise İbn Ebi’d-Dünyâ İbrahim b. Ali (öl. 281/894)’dir. Bu eser en sistemli ve kapsamlı olarak yine aynı adla Ebu’l-Kâsım et-Tenûhî (327-348/ 938-994) tarafından yazılmıştır. Farklı edebiyatlara da aynı adla ve aynı amaçlarla tercüme edilen el-Ferec Ba‘de’ş-Şidde hikâyelerinin ana hatlarıyla inceleneceği bu makalede hikâyelerin Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında ortaya çıkışı, tarihsel süreçteki gelişimi ve genel özellikleri anlatılacaktır. Eserler arasında yapılacak olan bu incelemede ilk göze çarpan benzerlik ve farklılıklar da değerlendirme kapsamına alınacak, böylece bu hikâyelerin Arap edebiyatında ortaya çıkışından itibaren nasıl şekillendiği görülecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Râhatu’n-Nüfus'ta Cinsel Sağlık ile İlgili Terimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19242</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19242</guid>
      <author>AHMET ADIGÜZEL</author>
      <description>Sosyokültürel ve ekonomik gelişmelerde, ilerleme, konuşurların standart dillerinin oluşmasına ve dil gelişimine yardımcı olur. Çünkü bu iki unsur meslekleşme yani, meslek birliğinin, grupların oluşmasını sağlar. Bilim ve teknolojide ilerleme, beraberinde yaşamsal bir zenginlik getirir. Bu zenginlik hayatın her şubesine aks eder. Bu yaşam şubelerinin başında da dil gelir. Yapılan yeni keşifler, icatlar ve kavramlar, tanımlanmak için bilinçli ve kontrollü terim oluşturma eylemine götürür. Makalede bâhnâme ilgili bilgi verildi. XV. Yüzyılda Arapça ve Farsçanın XIX. Yüzyılda Fransızcanın Türkçeye etkilerine değinildi. Gelibolulu Mustafa Alî’nin Kayseri Râşid Efendi kütüphanesindeki nüshası Râhatu’n-Nüfûs’ta yer alan cinsellik ile ilgili Türkçe, Arapça ve Farsça terimlere yer verildi. Bu terimlerin açıklamaları yapılarak, içinde bulundukları cümleler aktarıldı. Özellikle Türkçe terim olarak yer alan kelimelerin genel halk dilinde konnotasyonları bulunduğuna değinildi. Bâhnâmelerin cinsel sağlığı ve cinselliği anlatan eserler olmanın yanı sıra; anatomi, farmakoloji, zooloji, botanik ve halk edebiyatı disiplinleriyle sıkı bir ilişki içinde olduğu, bu durumda yazmaların bir ansiklopedi niteliği taşıdığı vurgulandı. Tarihî Türk bilim dilinin gün ışığına çıkarılmada önemli bir rol oynayabileceği görüşü ifade edildi. Bâhnâmeler, bu bağlamda değerlendirildiğinde, Tarihî Türk bilim dili ve kültürü açısından ciddi katkılar kazandırabileceği görüşü belirtildi. Genelde tarihî tıp metinlerinin özelde ise cinsel sağlığı, cinselliği anlatan Bâhnâmelerin hak ettikleri ilgiyi belki de konu içerikleri açısından görmedikleri ifade edildi. Osmanlı coğrafyasının merkezlerinde uzun yıllar görev yapan velut ve aynı zamanda birçok türde eser kaleme alan ve devrin bilgesi olarak kabul gören Gelibolulu Mustafa Alî’nin Bâhnâmesi, bu türe ayrı bir zenginlik katmaktadır. Bu eser birçok sahada olduğu gibi özellikle Tarihî Türk dili ve kültürü açısından önemli bir değere sahiptir. Diğer bilim alanlarında hazaırlanan Terim sözlüklere değinildi. Tıp Terimleri Sözlüğünün eksiksiz oluşturulabilmesi için Bâhnâmelerin taranarak söz varlıklarının gün ışığına çıkarılması gerekliliği ifade edildi.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bingöl'de Evlenme Adetleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19193</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19193</guid>
      <author>Okan ALAY</author>
      <description>İnsan hayatının en önemli geçiş dönemlerinden birini teşkil eden evlilik, kavram olarak; belirlenmiş hak ve sorumluluklar dâhilinde bir erkek ile kadının birlikte yaşama kararlılığını gösteren bir anlaşma aracı olarak tanımlanabilmektedir. Ancak evlilik salt bireysellikle gelişen ve onunla şekillenen bir olgu olmayıp aynı zamanda ait olduğu toplumun kültürel öğelerini de beraberinde getiren bir sosyal kurum olarak da dikkati çekmektedir. Bu bakımdan evlilik olgusu insanlık tarihinin ilk dönemlerinden itibaren günümüze değin sürekli değişerek gelişen bir dizi ritüellerle gelmektedir. Bir toplumun kültürel dokusu, sosyolojik yapısı, değerler dünyası böylelikle o toplumun evlenme âdetlerini de belirlemektedir. Evlenme âdetleri de düğünlerde, inanış, gelenek ve birtakım pratikler olarak gerçekleştirilir. Böylece toplumda halk kültürünün ve folklorunun zengin bir uygulama alanı olan evlenme âdetleri geçmişten günümüze aktarılabilmektedir. Bu çalışmamızda Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Fırat bölümünde yer alan Bingöl ili ve yöresinde evlenme âdetleri üzerine bir inceleme yaparak konuya dair somut veriler ışığında değerlendirmelerde bulunduk. Bu bağlamda çalışma esnasında kendi gözlem, inceleme ve araştırmalarımızın yanı sıra sözlü ve yazılı kaynaklardan da yararlandık. Evlilik âdetleri; düğün öncesi, düğün zamanı ve düğün sonrası olmak üzere üç aşamada değerlendirilmektedir. Her üç aşamada zaman ve mekâna bağlı olarak tespit edilen olgu, inanç ve pratikler tespit edilerek yöre kültüründeki yansımaları ele alınmakta ve söz konusu uygulamaların geçmişten günümüze doğru nasıl bir değişim-dönüşüm geçirdikleri irdelenmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadınların Şairliği ve Ahmet Mithat Efendi “Kadın Şairden Kadın Yazara”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19481</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19481</guid>
      <author>Hülya ARGUNŞAH</author>
      <description>Kadın eğitiminin devrin beklenen ve özlenen değişiminin en önemli basamağı olduğunu fark eden Mithat Efendi, bu eğitimin hangi yönde olması gerektiği konusunda da görüş sahibidir. Bunun için daima bir ‘rehber’ kimliğiyle hareket eder, tavsiyelerine uyulması ya da uyulmaması durumunda ortaya çıkabilecek olumlu ve olumsuz sonuçları anlatır. Mithat Efendi’nin kendini rehber olarak görevlendirdiği başlıklar arasında kadınların yazı faaliyetleri de vardır. Yazdıklarıyla kadınların edebiyattaki yerlerini ve yollarını belirlemeye çalışır. Herkesin itibar ettiği ve görüşlerine güvendiği bir ‘hoca’ olarak kadınları ellerinden tutar, onları edebiyat dünyasına tanıtır, karşılaştıkları sorunları aşmalarında yardımcı olur ve bir ‘akıl hocası’ gibi sorumluluk içerisinde hareket eder. Ahmet Mithat’ın kalem faaliyeti sadece roman, hikâye ve tiyatro gibi sanat eserleri ve gazete yazılarıyla sınırlı değildir. O, aynı zamanda mektuplarıyla da bir yazı faaliyetini sürdürür ve etki alanını bu anlamda özel yazışmalarla daha da derinleştirir. Mithat Efendi’nin mektupları, kadın - edebiyat ilişkileri konusundaki birçok görüşünü daha samimi bir dille ifade ettiği metinlerdir. Kadınlar ve onların edebiyattaki yerlerini belirlemesi bakımından Fatma Aliye Hanım, Şair Nigâr Hanım ve Şair Fitnat Hanım’a yazdığı mektuplar konuyla ilgili önemli bir içeriği taşırlar. Bu görüşlerin en dikkat çekici olanlarından biri, Mithat Efendi’nin kadınları şiirden uzak tutmaya ve şiir yazmalarını engellemeye çalışmasıdır. Şiirin yaygın kabul gördüğü, ‘edib’ sıfatını almak için neredeyse şiir yazmanın şart olduğu bir geleneğin içinde bu farklı bir tavırdır. Ahmet Mithat Efendi kadınlara kendilerini gerçekleştirecekleri başka bir edebî türü denemeyi teklif eder. Bu romandır. Bu makalede Mithat Efendi’nin kadın yazarlara yazdığı mektuplardan yola çıkılarak kadınlar ve şiir konusundaki görüşleriyle romana yönlendirmenin sebepleri üzerinde düşünülecektir. Mithat Efendi ve devir edebiyatının karakteri üzerinden bakılarak bunların sebepleri konusunda yorumlar yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Mithat İle Fatma Aliye Arasında Geçen Bir İmla Tartışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19511</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19511</guid>
      <author>Mustafa ARGUNŞAH</author>
      <description>Tanzimat döneminde Türkçenin imlası meselesini ciddi olarak ilk defa Ahmet Mithat Efendi gündeme getirmiştir. Yazar bu konuda 1890 yılının Ekim-Kasım aylarında yayımlanan Tercüman-ı Hakikat gazetesinin 3699. sayıdan itibaren "Üss-i İmla" adlı makaleler yazmıştır. Bu yazıların ilkinde yer alan "Mukaddime"de sık sık Osmanlı imlasının olmamasından şikâyet edildiğini, herkesin başka türlü imla kaideleriyle yazdığını, "İmla-yı Osmanîmiz için kavaid-i esasiye konulsun" denildiğini dile getirir. Ahmet Mithat Efendi bu yazılarda bazı imla sorunları hakkında görüş belirtir. Fatma Aliye Hanım, bu makaleler yayımlanınca kimi konulara itiraz ettiği bir yazı kaleme almış ve bunu Tercüman-ı Hakikat gazetesine göndermiştir. Ahmet Mithat Efendi, bu itiraz yazısını bir makale olarak yayımlamak yerine farklı bir yöntem seçmiş, Fatma Aliye Hanım'ın yazısına verdiği cevaplarla birlikte bir muhavere (karşılıklı konuşma) olarak yayımlamıştır. 1890 yılının Aralık ayında Tercüman-ı Hakikat gazetesinin 3728-3731. sayılarında yayımlanan "Üss-i İmla Hakkında" başlıklı makalelerde, Fatma Aliye Hanım'ın itirazları "Varakadan" alt başlığıyla parça parça verilmiş, Ahmet Mithat Efendi bu parçalara "Mülahazamız" alt başlığıyla anında cevap vermiştir. Aynı gazetenin Ocak 1891'de yayımlanan 3743 ve 3744. sayılarında "Mebhas-ı İmla" başlığı altında tekrar imla bahsine dönülmüş, bu sefer de gazetenin 3728-3731. sayılarında çıkan muhaveredeki konulardan bahisle yeni görüşler ortaya atılarak tartışılmıştır. Bu yazılarda, Fatma Aliye Hanım Ahmet Mithat Efendi'nin Osmanlı Türkçesinin imlasıyla ilgili yazılarında geçen bazı konuları eleştirmekte, imla konusunda dikkat çeken bazı sorunlar hakkında kendi görüşlerini açıklamaktadır. Ahmet Mithat Efendi ise, Fatma Aliye Hanım'ın görüşlerini ya kabul etmekte ya da katılmadığı yerleri örnekler getirerek izah etmektedir. Burada Osmanlıcanın yazımından kaynaklanan birçok sorun tartışılmıştır. Bu tartışmaların dili oldukça akademiktir. Her iki tartışmacı konuyu daha iyi açıklamak için Arapça, Farsça ve Fransızcadan örnekler vermişlerdir. Bu çalışmada, Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılan makalelerdeki imla bahisleri, Fatma Aliye Hanım'ın bunlara itirazları ve Ahmet Mithat Efendi'nin itirazlara cevapları değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Akademik Yazım Kuralları (Türkçe’nin Bilimsel – İlmî Yazım Dili Kuralları) Ek olarak: Köktürk Tarzı Akademik Yazım Kalıbına ve Kılavuzuna Doğru</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19181</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19181</guid>
      <author>Özcan ARSLANOĞLU</author>
      <description>Türkçe akademik yazımda yerleşmiş bazı (yanlış ya da eksik) gelenekleri kaldırmak, düzeltmek ve olması gereken kuralları yazılı hale getirmek için bu makale hazırlandı. Türkiye’deki ilmi yazılardaki bazı uygulama hatalarına değinildi. Türkçe Akademik Yazım kuralları (TAYK) ile Akademik Yazım Tarzı Kılavuzunun ve kalıbının (AYTaK) neler olduğu ve farkları tartışıldı. Türkçe’nin bilim ve hikmet dili olarak zaten şu an yeterli bir dil olmasından bahsedilip sadece bazı düzenlemelerin yapılması gerektiğine vurgu yapıldı. Bu bağlamda Türkçe Akademik yazım kuralları belirlendi. Öne çıkması gereken dilbilgisi kuralları ile kullanımının azaltılması gerekenlerden bahsedildi. Dilbilgisi kurallarından olup da unutulmaya yüztutmuş kuralların canlandırılması hususunda ve bilimsel yazımın zenginleştirilmesi konusunda bu kuralların yapacağı katkılar göz önüne serildi. Bazı haber kiplerinin kullanım şekillerine değinildi. –miştir ve – mektedir eklerinin akademik yazımda oluşturduğu problemlere değinildi. Kelime türetmenin yeni bir yöntemi önerildi. Böylece başa tanımlayıcı ve ölçünleşebilecek (standartlaşabilecek) ön sözcükler koyarak birleşik kelimelerin oluşturulmasında kurala bağlanıyor olmasından ötürü yeni bir güzergâh müjdelendi. Özelde Eğitim Yönetimi ve Planlaması genelde ise Türkiye Türkçesi ile yapılan tüm yazılı çalışmalardaki tekdüzeliğe ve diğer sıkıntılara temas edildi. Akademik yazım tarzı kalıbı ve kılavuzu olarak Köktürk Tarzı alana sunuldu. Köktürk Tarzının hangi konularda farklı olduğu ve neden ortaya çıktığı açıklandı. Yapılmış bu çalışmanın ötesinde yapılabilecek genişletme imkânlarına da işaret edildi.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şiirsel Yaratım, İmge ve Necip Fazıl’da ‘Şiddetli İmge’ Çözümlemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19209</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19209</guid>
      <author>Vedi AŞKAROĞLU</author>
      <description>Şiirin temel bileşenlerinden birisi ve belki de en önemlisi imgedir. Şiirsel yaratımın nasıl olduğu imgenin ne şekilde kullanıldığına bağlıdır. Bu yüzden şiirsel yaratımın anlaşılması için imge kavramının tanımlanmaya gereksinimi vardır. İmgenin genel tanımının yanı sıra, imge türlerinin bilinmesi de gereklidir. Bu doğrultuda, imge türlerinin tanımlanması H.G. Well ve Ramazan Korkmaz’ın yaptığı tasnife göre yapılmış ve Necip Fazıl Şiirinde en çok kullanılan imge türü olan “şiddetli imge”nin tahlili yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Faik Baysal’ın Eserlerinde Sakarya</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19164</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19164</guid>
      <author>Mustafa AYDEMİR</author>
      <description>Başlangıçta İstanbul, Türk romanının değişmez mekânıdır. Milli Mücadele ve akabinde Cumhuriyetle birlikte başlayan değişim, Anadolu’yu da edebiyatımızın mekânı haline getirir. Özellikle natüralistlerin çevreye verdiği değerin etkisiyle kişi, yaşadığı yere ve hatıralarına daha bağlı hale gelir. Böylece Anadolu doğumlu yazarlar, doğup büyüdüğü yerleri, tanık olduğu olayları ve kendi iklimini eserlerinde anlatmayı yeğler. Bu özellikteki yazarlardan biri de hiç şüphesiz ki Faik Baysal’dır. Bu çalışmada amaç, Baysal’ın çocukluk günlerini geçirdiği Sakarya’yı eserlerinde ne denli ele aldığını ve bu mekâna bakışını tespit etmektir. Bu bağlamda yazarın yaşamında Sakarya’nın önemine değinildikten sonra, mekân insan ilişkisi noktasında şehirle ilgili öne çıkan ayrıntılar; romanlarında, hikâyelerinde ve şiirlerinde olmak üzere üç başlıkta ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise, çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Baysal’ın Sakarya’ya bakışı ile ilgili ulaştığımız bilgileri ve çıkardığımız sonuçları kendi değerlendirmelerimizle birleştirdik. Faik Baysal, ilk olarak Sarduvan ve Rezil Dünya romanlarında; daha sonra “İp Koptu”, “Ilgaz Teyze Öldü”, “Kestaneci Rahim”, “Kırmızı Sardunya”, “Unutamıyorum” gibi hikâyelerinde ve bazı şiirlerinde sosyal çevre olarak Sakarya’yı ortak mekân olarak seçer. Baysal’ın eserlerinde Sakarya, mekân noktasında yazara zengin ayrıntılar sunar. Çocukluğunun geçtiği bu mekânın bağları, bahçeleri ve mesire yerleri yazarın zihninde derin izler bırakmıştır. Adı geçen eserlerde yazarın Sakarya ve çevresine özel bir ilgisi olduğu görülür. Bu yüzden eserlerinde mekân, yazarın kendi yaşamında etkili olan yerlerdir. Sarduvan romanında mekân, Sakarya’da bulunan Sarduvan ve Erenler köyü; Rezil Dünya’da Sakarya, İstanbul ve Kurşunludur. Faik Baysal’ın romanlarında olduğu gibi hikâyeleri de genellikle İstanbul ve Sakarya’da geçmektedir. Baysal, memleketi Sakarya’yı tasvir ederken mekâna gayet duygulu yaklaşır. Doğup büyüdüğü yerler, onu eski güzel günlerine götürür. Sevdiği kızı Sakarya’ya benzetecek kadar, ileri gider. Roman ve hikâyelerinde olduğu gibi, şiirindeki mekânlar da, şairin bizzat gezdiği, gördüğü, havasını teneffüs ettiği yerlerdir. Özellikle doğduğu ve hayatı boyunca da irtibatını kesmediği Sakarya, birçok şiirinde nostaljik bir duyarlıkla anlatılır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mo Yan’in Kurbağa Romanında Öne Çıkan Şahıs Kadrosu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19184</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19184</guid>
      <author>İmge AZERTÜRK, Gözde KARAKAŞ</author>
      <description>Aile Planlaması Politikası, Çin’in temel politikasıdır. Bu güne kadar altmış yıldan fazla bir süredir uygulanan bu politikanın Çin toplumuna etkileri çok büyük olmuştur. Mo Yan, Kurbağa romanında Çinde hızla artan nüfusu kontrol altına almak için 1965 yıllarında gündeme gelmeye başlayan ve hızla yasalaşan Aile Planlaması Politikasının sonuçlarını ele almıştır. Politikanın uygulanma sürecinde yaşanan olaylar Çin’in Shandong eyaletinde bulunan Gaomi şehrinin Kuzeydoğu Bucağı kırsalında yaşayan köylü haklın yaşamış olduğu deneyimler halanın yaşamı üzerinden anlatılmıştır. Romanda kadın doğum doktoru ve aynı zamanda Aile Planlaması Çalışanı olarak okuyucuların karşısına çıkan hala, romanın en önemli karakteridir. Yaşanılan olayların merkezinde hala karakteri bulunmaktadır. Mo Yan, çok sayıda Aile Planlaması Çalışanlarının duygu ve düşüncelerini, yaşadığı zorlukları hala üzerinden resmederek sergilemiştir. Aile Planlaması Politikasının getirdiği psikolojik etkiyi en iyi şekilde gösteren haladır. Romanda geçen diğer karakterler hala karakteri ile bir şekilde bağlantılı olup Aile Planlaması Politikasına karşı çeşitli tepkiler sergilemişlerdir. Özellikle de romanda yer alan Wang Renmei, Wang Dan, Geng Xiulian adlı üç kadın karakter Aile Planlaması Politikasının kadınlar üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Üreme ve çoğalmaya büyük darbe vuran Aile Planlaması Politikası sadece kadınlar üzerinde değil erkekler üzerinde de büyük sarsıntıya yol açmıştır. Bu sarsıntının psikolojik sonuçları Wang Zu, Zhang Quan ve Chen Bi adlı erkek karakterler üzerinden sergilenmektedir. 1970’li yıllarda yürürlüğe konan, Aile Planlaması Politikasının gerçekliğine derinden bakan ve insanları düşündürürken yaşanmış olayların içine çeken Mo Yan politikanın topluma yaşattığı zihinsel ve ruhsal çöküntüyü Kurbağa romanında işlemiştir. Tarihi ve toplumsal gerçekleri anlatan bu eser, teması olan Aile Planlaması Politikasına eleştirel bir bakış açısı sergilemektedir. Bu çalışmada, Kurbağa romanında yer alan ve Aile Planlaması Politikasının olumsuz sonuçlarını göstermede yardımcı olan ana karakterler üzerinde inceleme yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe ve Almancada Etken ve Edilgen Çatıya Genel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19312</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19312</guid>
      <author>Tahir BALCI, Ülger PANZER , Halime BALCI , Erdal KAÇAR</author>
      <description>önemli olmadığı için edilgenlik tercih edilir. Örneğin basın, bilim, betimleme gibi alanlarda tercih edilen anlatım biçimi edilgenliktir. Türkçede du konuda içine düşülen bir Eylemde çatı konusu gerek Türkçe gerekse Almanca için çok önemli bir konudur. Türkçe bağlamında çatı deyince akla edilgen, ettirgen, işteş, dönüşlü gibi çok işlek dilsel olgular akla gelmektedir. Oysa dilbilgisi kaynaklarında konulaştırılmaları açısından baktığımızda Almancada öncelikle edilgenlik üzerinde durulduğu gözlenmektedir. Belki bu durum, bu dilsel olguların her iki dilde farklı işletilmesinden kaynaklanmaktadır. Zira bu kategoriler Türkçede genelde biçimsel (morfolojik), Almancada ise sözcüksel (lexikalisch) şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada üzerinde durduğumuz etken ve edilgen çatı Türkçe ve Almanca çalışma alanlarında farklı değerlendirilmektedir. Türkçe dilbilgisi çalışmalarında etken konusunda yoğunlaşılırken, Almancada edilgen daha çok irdelenmektedir. Ayrıca Türkçede edilgen yalnızca biçimsel bir olgu olarak görülürken, Almancada edilgenliğin anlamsal, edimsel ve biçemsel boyutu öne çıkarılmaktadır. Nitekim öyle metin biçimleri vardır ki, eylemi yapan bilinmediği ya da yanlış da, geçişlilik ile edilgenlik arasında simetrik bir bağ kurulmasıdır. Oysa ne her geçişli eylem edilgen çatı oluşturabilir, ne de edilgen çatı kurulması için geçişli bir etken çatı zorunluluğu vardır. Edilgen çatı kurulmasının önkoşulu, eylemin anlam açısından eyleyen / eden / yapan bir özneye izin vermesi ya da süreç ifade etmesidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehmed İzzî'nin Muhibbî'nin Şiirlerine Yazılan Nazireler Mecmuası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19429</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19429</guid>
      <author>Cemal BAYAK</author>
      <description>Medeniyetin oluşum ve gelişiminde en önemli yönlendiricilerden ikisi insanın yaratılışındaki güzel ve güzele erişme tutkusu ile beraber diğerleriyle rekabet etme ve onları geçme içgüdüsüdür denilebilir. İnsan hayatına ait herşeyin kendisine yansıdığı edebi ürünlerin gelişip çoğalması da aynı arayışın sonucudur. Edebiyat tarihimizde bu gelişmeyi destekleyen en önemli anlayışın nazire geleneğinin kendisi olduğu söylenilebilir. Bu sayede bir şiirin içeriğine daha güzel nasıl karşılık verebileceğinin beyin fırtınasını yaşayan şair kendisini geliştirdiği, yeni hayal ve düşünceler ürettiği kadar dilin ifade yeteneğini de geliştirmiş oluyordu. Bu yarışın edebiyat tarihimizde en canlı yaşandığı dönemin 16. YY olduğu söylenilebilir. Nazireleri toplayan dört büyük eserden üçünün bu yüzyılda ortaya çıkması bunun göstergesi olmalıdır. Bu dört büyük nazire mecmuasının dışında küçük boyutlu nazire mecmuaları da gün yüzüne çıkmaya başlamıştır . Burada üzerinde çalışılan Mehmed ‘İzzî'nin sadece Kanuni Sultan Süleyman'ın şiirlerine yazılan nazireleri bir araya getirmeyi amaçladığı anlaşılan Mecmua'sı da bunlardan birisidir. Bu çalışmada daha önce incelenmemiş bulunan bu Mecmua'nın Muhibbî'ye yazılan nazirelerin tespitiyle beraber edebiyat tarihimize yaptığı katkıların da gösterilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca bu eserde görülen özel yapıların nazire geleneği açısından gündeme getirdiği sorulara dikkat çekilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Firdevsü'l-ikbâl'de Kişi Betimlemeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19238</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19238</guid>
      <author>Alper BAYINDIR</author>
      <description>Betimleme, varlıkları okurun zihninde kolayca canlanacak şekilde, ayırıcı özellikleriyle anlatmaktır. Betimleme bir anlatı türü değil, sanatsal veya bilimsel bir metni oluşturmada yazarın başvurduğu bir anlatım yoludur. Yazar, anlatıda çoğu zaman varlıkları, kimi zaman da olayları anlatırken betimlemeden yararlanır. Hive Hanlığı’nın tarihinin anlatıldığı Firdevsü’l-ikbâl adlı eserde de bu anlatım yolundan sık sık yararlanılmıştır. Eserde 18. yüzyıl ve 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar hanlık coğrafyasında yaşananlar üsluplu bir dille aktarılmıştır. Söz konusu dönemde yaşayan hanlar, diğer yöneticiler, düşman safında yer alanlar, savaşlar, av törenleri, ziyafetler, çeşitli doğa olayları vb. zengin bir söz varlığıyla dile getirilmiştir. Eserin yazarı Mûnis, kişileri, diğer varlıkları, mekânları, olayları, durumları anlatırken güçlü gözlem yeteneği ve zengin kelime kadrosuyla, ayrıntılı betimlemelere yer vermiştir. Yazarın, anlattığı konuyu daha somut ve etkili kılmak için betimleme yöntemini tercih ettiği anlaşılmaktadır. Nazım ve nesir iç içe olan eserde yalnız nesir bölümünde değil, nazım bölümünde de betimsel anlatıma başvurulmuştur. Hatta nazım kısımlarındaki betimlemelerin, nesir bölümündeki betimlemelerden daha sanatsal ve etkileyici olduğu söylenebilir. Bu çalışmada Firdevsü’l-ikbâl adlı eserdeki kişilere yönelik betimsel unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Eserde anlatılanların çeşitliliğinden dolayı çalışma, kişi betimlemeleriyle sınırlı tutulmuştur. Kişiler konumuna, icraatlarına vb. göre tasnif edilmeye çalışılmış ve bunlara yönelik betimsel unsurlar üzerinde durulmuştur. Yanı sıra kişilerin betimlemesinde kullanılan söz varlığı, anlamsal ve kültürel açıdan analiz edilmeye çalışılmıştır. Böylelikle söz varlığı üzerinden, dilin kültürün taşıyıcısı olma boyutunun da irdelenmesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okul Öncesi Ortamında Sıfat Fiil Kullanımının İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19229</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19229</guid>
      <author>Mehmet BİRGÜN</author>
      <description>Herhangi bir dilde belli başlı gramer sistemlerini edinmek diğer dillere nazaran zor olabilir. Şekil ve edinim zamanı dilden dile farklılık gösterebilen ilgi cümlecikleri böylesine yapılar arasındadır. Buradan hareketle, ilgi cümlecikleri anadili eğitiminde araştırmacılar açısından ilgi çekici olmuştur. Chomsky (1986) tüm doğal insan dillerinin evrensel özelliklere sahipken, dillere özgü belirli parametrelerin de mevcut olduğunu belirtir. Demirci (2010) bu prensip ve kuralların Chomsky’nin üretici dilbilgisi teorisinde var olan derin ve yüzey yapı arasındaki ayrımın temelini oluşturduğunu ileri sürer. Bu parametrelerden biri, Türkçede fiili takip eden eklerle belirtilen ilgi cümlecikleridir. Örneğin, “an / en” – “dık / dik” bu eklerden bazılarıdır. Slobin (1982) Türk çocuklarının ilgi cümleciklerini İngiliz akranlarına göre daha geç edindiğini dile getirmektedir. Tüm insan dillerinin derin bir yapıdan gelmesine rağmen, parametreler açısından edinimdeki zamansal farklılıklar merak konusudur. Bu bağlamda, okul öncesinde eğitim gören çocukların resimli kitapları öykülemesine dayalı olarak, bu çalışma 4 ve 5 yaş çocukları arasında ilgi cümleciklerinin kullanımı bakımından farklılıkları incelemeyi amaçlamaktadır. Veriler çocukların öğretmenleri ile işbirliği yapılarak elde edilmiş ve kayıt edilmiştir. Çalışma, nesnel ilgi cümleciklerine yer vermeksizin, yaşı daha büyük olan çocukların öznel ilgi cümleciklerini daha karmaşık yapılar ile kullandıklarını ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Edebiyatında Ertuğrul Fırkateyni Faciası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19385</guid>
      <author>Dilek ÇETİNDAŞ</author>
      <description>Tarihin, edebî eserde malzeme olarak kullanılması, çeşitli gayeler nedeniyle olur. Geçmişte kalmış bir olayı, roman kurgusu içerisinde anlatmak, o geçmişi gelecek nesillere hatırlatmak, tanıtmak ve ibret alınmasını sağlamak, tarih ve edebiyat arasındaki bağın nedenidir. Tarihçinin, belgelerle ulaştığı gerçeğin, yeniden yorumlanması tarihi oluştururken, belgenin boş bıraktığı alanların kurgu vasıtasıyla doldurulması, karakterlerin gerçeklik kazanması ise edebiyatın görevidir. Edebiyatın özellikle olaydan çok, kişisel trajedileri işleyen ve faciadaki şehitlerin özel hayatlarını ortaya koyan duygusal tarafı, kuru birer isim yığınından öte, nefes alan, yaşayan insanları bize ulaştırması, adeta olayın gerçekliğinin daha da somutlaştırılması noktasında önemli bir tanıklık olarak değerlendirilmelidir. Bu anlamda tarihimizde önemli bir misyonu yüklenerek yola çıkan Ertuğrul Fırkateyni’nin macerası ve batış öyküsü, tarihin olduğu kadar, edebiyatın da sınırları içerisine girer. Japonya ile başlayan sıcak dostluk ilişkilerinin en önemli basamağı olmak üzere 1889 yılında Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’ya gönderilmesi kararı, diplomatik ilişkilerdeki başarısı hariç tutulursa, Ertuğrul Fırkateyni’nin ve mürettebatının sonunun başlangıcı olur. Toplumsal bir referans olarak Türk-Japon münasebetlerinin merkezinde duran Ertuğrul Fırkateyni, yıllardır azalmayan bir ilgi ile anılmakta, özellikle Japon toplumunun kolektif hafızasında mühim bir yer tutmakta, dolayısıyla toplum şuurunun yansıma olanı edebiyatta da kendisine bir yer edinmektedir. Bu makalede, edebiyatımızda üç roman ve bir radyo oyununa konu olan Ertuğrul Fırkateyni’nin kurgusal ürünlerde nasıl yer aldığı incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Thoughts About the Complement Clause Subject Being Assigned with Genitive Case in Karakhanid Turkish</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19273</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19273</guid>
      <author>Ahmet Naim ÇİÇEKLER</author>
      <description>Bu çalışmada Doğu Türkçesinin ilk evresi -Orta Türkçe- olan Karahanlı Türkçesinde iç cümlenin öznesinin genitif durum ile yetkilendirilmesi işlenecektir. Karahanlılar, 840 yılındaki Kırgız İstilası’ndan sonra Eski bir Türk uygarlığı olan Uygurlardan ayrılarak 840 yılında Kaşgar merkezli bir devlet kurdular. 960 yılında Saltuk Buğra Han devrinde İslam’ı seçtiler. Bu açıdan tarihte İslâm’ı seçen ilk Türk Devleti oldular. Karahanlı Türkçesi 11. ve 13. yüzyıllar arasında kullanılmış ve Orta Türkçe olarak sınıflandırılmıştır. Türkiye Türkçesinde iç cümle öznesinin genitif durumla yetkilendirilmesi tümleyici başı tarafından gerçekleştitirilmektedir. Bu durumda iç cümle özenesi iç cümle içerisindeki isimleştirilmiş yüklem ile uyuma girer ve uyum sonucunda iç cümle öznesi genitif durumla yetkilendirilir. Başka bir deyişle iç cümle öznesine genitif durum yükleme işlemi iç cümle içerisinde gerçekleştirilmektedir. Dagur ve Modern Uygurca gibi şuan Türkçenin Doğu grubu olarak adlandırılan dillerde ise ana cümledeki belirleyici başı tarafından, yani iç cümle dışında gerçekleşmektedir. Eski Türkçede ise hem Batı Türkçesinin hem de Doğu Türkçesinin sergilediği durum yükleme işlemleri beraber gerçekleşmektedir. Miyagawa (2008) tarafından yapılan bu sınıflandırmaya göre Karahanlı Türkçesinin bu sınıflandırılmaya göre Tüm-yetkilendiren bir dil mi yoksa Bel-yetkilendirilen bir dil mi olduğu incelenecektir. Ayrıca Karahanlı Türkçesindeki iç cümle öznesinin genitif durum ile yetkilendirilmesi durumu Türkiye Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesi, Eski Türkçe ve Modern Uygurcadaki genitif durum yetkilendirilmesiyle karşılaştırılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırgız Ninnilerinde Kültürel Artalan ve Dil Hususiyetleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19234</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19234</guid>
      <author>Gül Banu DUMAN</author>
      <description>Kırgız edebiyatında “beşik ırı” ya da “aldey” terimleriyle karşılanan ninniler, basit gibi görünen sözlerinin ardında derin bir anlam barındırmaktadır. Kültürel artalan olarak da adlandırılan bu durum ninnilerin söz varlığına kadar etkisini gösterir. Özellikle destan geleneğinin canlı olduğu Kırgız halk edebiyatında ninnilerde bile destanların izlerini görmek mümkündür. Anneler ninnilerinde başta Manas destanındaki şahsiyetler olmak üzere destan kahramanlarını çocuklarına örnek gösterirler. Öte yandan ninnilerin ana dili eğitimi bakımından da önemi elbette göz ardı edilemez. Çocukların yaşı düşünüldüğünde karşılaştıkları ilk edebi tür olan ninniler, çocuğun ana dili ediniminde, temel söz varlıklarını kazanmalarında önemli bir yere sahiptir. Halk şiiri ürünü olan ninniler, halk şiiri dilini yansıtan ürünlerin başında gelir. Kırgız ninnilerine bakıldığında, eski Uygur şiirinde olduğu gibi Kırız şiirinde de mısra başı kafiyesi bulunması Kırgız şiirinin en dikkat çekici özellikleri arasındadır. Mısra başı kafiyesi sadece sözlü edebiyatta değil, yazılı edebiyat ürünü şiirlerde de kendini hissettirir. Şiir dili denince akla ilk gelen mısra başı ve mısra sonu ses tekrarları ninnilerin musiki, estetik yönünü oluşturur. “Aldey”lerin tek dikkat çekici özelliği bu ses tekrarları değildir. “Aldey”lerde kültürel söz varlığı da dikkat çeken bir diğer önemli noktadır. Sadece Kırgız kültürüne has söz varlığını ninnilerin dilinde görmek mümkündür. Bazı ninnileri anlayabilmek için Kırgız kültürünü, gelenek, göreneklerini, toplum hayatını bilmek gerekmektedir. Hatta bazı siyasi, tarihi olaylar, kültürel artalan olarak ninnide yerini almış, onla ilgili söz varlığı da şiirin dokusuna sinmiştir. Bu makalede Kırgız ninnilerindeki derin anlam ve ninnilerin dil hususiyetleri üzerinde durulmuştur. Ses ve kelime tekrarlarının Kırgız ninnilerindeki yeri, ninnilerin diline kültürel artalanın etkileri örneklerden hareketle ortaya koyulmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eşikteki Erkek(lik): ÇC Hikayesinin Erkek(lik)lerine Psikanalitik Bir Yorum</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19208</guid>
      <author>Ülkü ELİUZ, Emrah SEFEROĞLU</author>
      <description>Kadın ve erkek nedir? Dünyanın var olduğu andan itibaren özel bir tür üreme sisteminde biyolojik kategoriler olarak ortaya çıkan bu iki kavram arasındaki ayrım, toplum tarafından ve kültürel bakımdan ayrıntılandırılır. Zira cinsellik, sadece biyolojik değildir; cinsler arası ilişkilerin yaratıldığı, örgütlendiği, ifade edildiği, yönlendirildiği, kadın ve erkek olarak bilinen toplumsal varlıkların yaratıldığı, iki cinsin ilişkilerinin, rollerinin belirlendiği toplumsal bir süreçtir. Eserlerinde bireyin eskiyen masallarının söküklerini onarmaya çalışan Murathan Mungan, Son İstanbul adlı öykü kitabında kadınlık ve ‘erkeklik’in, biyolojik/doğuştan kaynaklanan ayrım dışındaki yansımalarını metinleştirir. Bambaşka gerçeklik öğelerinin evreninde bireysel farkındalıkların somutlandığı iki öykünün yedi parçaya ayrılan dünyası, şimdiden geçmişe dönük bir akışta tüm değerlerin sarsıntısı üzerinde kuruludur. Son İstanbul eserinde yer alan ve dört alt bölümden oluşan ÇC adlı öyküde, yaşama/yaşamına anlam katamayarak/katmasına izin verilmeyerek kendisine sunulanları yani ‘kendi olması’ gerekenlerini değil olan’ları yaşayan karakterlerin ruhsal ve bedensel paramparçalığı ve yarınsızlığı anlatılır. Erkek bedeni içinde olma erkek(lik)’in toplumsal ve bireysel olarak algılanışı farklıdır. Kişi cinsiyetine bağlı olarak yaşarken toplumun benimsediği ve oluşturduğu ahlaki kuralların değişmez özellikleri vardır. Birey yaşarken bu toplumsal ahlaki öğretilere bağlı kalır ‘aynı olmak’ hiçbir sorun teşkil etmezken ‘farklı olmak’ kabullenişi zorlaştırır. Eserde, biyolojik olarak erkek olan ancak ruhen kadın hisseden ve erkeklik algısı ile ilgili sıkıntıların sembolü olan bu karakterler, içe doğru çevrilmiş, araştırıcı gözle yüzleştikleri bir eşiktedirler. Bu eşikte ardlarına dönerek kendileriyle ve toplumla hesaplaşırlar; normlardan kurtulmanın olanaksızlığını algılayan bu bireyler için yaşam çıkmazlaşır; değişimsizlik ve edimsizlik yaşanan bunaltıyı daha da derinleştirir. Psikanaliz ve edebiyat arasındaki sıkı ilişki eseri anlama ve yorumlamada yol gösterici bir özelliğe sahiptir. Freud, keşfettiği bilinçdışının çalışma düzeneğini ise düş çözümlemeleriyle ortaya koymaya çalışır. Freud’a göre düşler bastırılmış gizli arzuların uğradıkları sansürlerden dolayı yoğunlaşma, yer değiştirme, çarpıtma ve simgeleme yoluyla kişilik değişimi olarak ortaya çıkmasıdır. Bilinçdışı arzular, oluşumlar, düşlerin gizli içeriğini, bu gizli içeriğinin, arzularının bireyin bireyin bilincinin işleyiş düzenekleriyle değişerek arzulanabilir, anlatılabilir hale geldiği düşlerin açık içeriğini oluşturur. Bu bağlamda, sanatçının eserini yaratırken bilinçdışının, hayallerinin ve bastırılmış arzularının etkisinde kaldığı aşikârdır. Sanatçılar, eserlerinin konularını ya kendi iç dünyalarının, bastırılmış duygularının etkisi altında, kendilerine özgü bir şekilde ya da eski destanlardan mitlerden alınan, elde mevcut konulardan yararlanarak, Jung’un deyimiyle, kolektif bilinçdışının etkisi altında yaratırlar. Eser incelenirken onu yazardan ayrı düşünmemek ve yazar hakkında da bilgi sahibi olunarak ikisini bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Yazar, eserini kaleme alırken kendinin bile farkında olmadığı arzularını, bastırdığı duygularını kaleme alır ve eser psikanalitik olarak ele alındığında, çoğu yazar elde edilen bulguların doğruluğunu onaylamayarak, bu duyguların varlığını inkâr eder. Asıl önemli olan da budur: Yazar kendi bile farkında olmadığı duyguları bir şekilde eserine taşır ve psikanalitik çözümlemenin amacı da yazarın bile fark etmediği bu gizli kalmış duyguları metni irdeleyerek gün yüzüne çıkarmaktır. Çalışmada Murathan Mungan’ın ÇC hikâyesini kurgularken yarattığı karakterlerin yaşam serüvenleri ve tercihleri, hayal ettikleri ile yaşadıkları, geleceği yönlendiren geçmişleri ve şimdiki zamanları psikanalitik kuram normları çerçevesinde aktarıldı. Birey olmanın dayanılmaz tecrübeleri ve yaşantılarını imgesel olarak kurgulandığı öyküde kavram incelemesi yapıldı.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sürgünlükte Yalnızlığın Diğer Adı: Hasan İzzettin Dinamo - Hasan İzzettin Dinamo’nun Sürgün Şiirleri’nde Yalnızlık</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19081</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19081</guid>
      <author>Ayşe ERTUŞ</author>
      <description>Hasan İzzettin Dinamo, Attila İlhan’ın “fedailer mangası”, Mehmet Kemal (Kurşunluoğlu)’in ise “acılı kuşak” olarak adlandırdığı 1940 kuşağı şairlerinden biridir. Bu kuşağın direnç taşlarından biri olarak anılan Dinamo, dönemi içinde birçok sıkıntıya göğüs germek zorunda kalmış bir şairdir. Yazdığı toplumcu şiirlerinden ötürü cezaevinde yatmış ve sürgüne gönderilmiştir. Şair sürgün yıllarında büyük bir yalnızlık ve bunalım yaşamıştır. Bu bunalım ve yalnızlığın altında sürekli siyasi baskılar, para sıkıntısı, vefasız dostlar ve toplumun kendisine yargılı bakışları vardır. Şair bu yalnızlıkla dolu bunalımlı sürgünlüğünü Sürgün Şiirleri adlı eserinde ele almıştır. Şiirlerinin yaşantısının aynası olduğunu bildiğimiz Dinamo, bu sürgün yıllarında yalnızlıktan kurtuluşu doğaya sığınmakta bulmuştur. Sürgün şiirleri şairin doğa ile iç içeliğinin sergisidir. Toplumcu bir şair olarak kendisinden sonra gelen şairlere örnek teşkil eden Dinamo, sürgünlükte yalnızlığını yenmenin yollarını ararken bile kendisini bir tarafa bırakarak ülkesi ve ülkesinin yoksul halkı için endişelenmekten kendisini alamayan bir şairdir. Toplum içinde ötekileştirilmesine rağmen şair, umut-umutsuzluğunu, inancını, geleceğe dair düşlerini ve verdiği toplumsal mücadelesini yazmaktan vazgeçememiştir. Şiirlerinde özgürlük istemi, faşizm karşıtlığı, yoksulluk, özlem, yalnızlık, barış ve savaş karşıtlığını haykırmıştır. Bunu da sanat kaygısı gütmeksizin sade bir dille kaleme alan şair, halk şiirinin söyleyiş olanaklarından da faydalanmıştır. Dinamo, 1940’tan sonra kaleme aldığı eserlerini ancak 1960’tan sonra yayımlayabilmiştir. Bunda toplumcu şairlerin üzerindeki sürekli siyasi baskıların yanında şairin içinde bulunduğu maddi sıkıntılar da yatmaktadır. Roman türünde de eser veren şair, kendisini öncelikle bir şair olarak tanımlamış ve şairliğini ön planda tutmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nef’î’nin “Değil” Redifli Gazelinin Şerhi ve Yapısalcılık Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19170</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19170</guid>
      <author>Duygu GÖKÇEN, Ali Rıza ÖZUYGUN</author>
      <description>Edebiyat ve edebi eserler insanoğlunun yaşam serüveninde varlığını daima hissettirmiştir. İnsanların birbirlerini anlama çabası sonucunda ortaya çıkan dil, edebî eserlerin en temel malzemesidir. Bu sebeple her dönemde dili anlama/anlamlandırma çalışmaları ile karşılaşılmaktadır. 17. yüzyılda karşılaştırmalı dilbilgisine bir tepki olarak ortaya çıkan Yapısalcı Dilbilimin kurucusu F. De Saussure’dur. Saussure’ün dile getirdiği yenilik dili bir ?dizge? olarak kabul etmesidir. Saussure dili sözcükler kolonisi olarak değerlendirir. Bu yönüyle Klasik Türk Edebiyatındaki şiirler yapı-sistem ve kelime-mana ilişkileri açısından incelenmeye uygun metinlerdir. Klasik Türk edebiyatı metinleri barındırdığı anlam ve müstesna şekil bilgisiyle günümüz insanı tarafından anlaşılması gereken değerli metinlerdir. Bu metinleri klasik şerhin yanında yapısalcı yaklaşımla da ele almak metinlerin günümüz insanı tarafından daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Bu yaklaşım metinleri yalnızca tarihin malı olmaktan kurtarmaktadır. Altı asırlık bir döneme damgasını vurmuş olan Osmanlı İmparatorluğu sona erdikten sonra, arkasında dönemin ihtişamına yakışır derecede büyük edebî eserler bırakmıştır. Bu dönemde yetişen sanatçıların derin anlamlar barındıran şiirleri anlaşılmayı ve araştırılmayı hak etmektedir. Nef’î de bu şairlerden birisidir. Çalışmada edebiyatımızda kaside ustası olarak bilinen Nef’î’nin ?değil? redifli gazelinin şerhi ve gazelin yapısalcılık açısından incelenmesi yer almaktadır. İlk olarak gazel art zamanlı bir inceleme yöntemi olan klasik şerh geleneğine, daha sonra eş zamanlı bir inceleme yöntemi olan ve günümüzde edebiyat ile birlikte birçok alanda uygulanabilirliğinin kanıtlandığı yapısalcılık kuramına göre ele alınmaktadır. Bunun sonucunda gazelin anlam ve yapı değeri ortaya koyularak estetik açıdan değeri belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Söylemsel Yapı Unsurları Bakımından Türkiye ve Kazak Sahası Masallarının Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19393</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19393</guid>
      <author>Rabia GÖKCEN KAYABAŞI</author>
      <description>Masallar, sözlü halk edebiyatının en önemli türlerindendir. Masallar bir millet için zengin hazinelerdir. Halkın ortak düşüncesinden doğmuş masallar, diğer sözlü eserler gibi bir milletin kültürünü bünyesinde yaşatan ve gelecek nesillere aktaran bir işleve sahiptir. Masalların varyantlarına bir ülkenin değişik bölgelerinde hem de diğer ülkelerde rastlanabilmektedir. Bu nedenle Türk masallarının çeşitli varyantları diğer Türk boyları arasında da gelişimini sürdürmektedir. Bu makalede söylemsel yapı unsurları bakımından Türkiye ve Kazak sahası masallarının varyantları ile karşılaştırılması ve metinlerdeki değişmeler ele alınmaktadır. Birçok anlatıcı, masala çevrenin ve dinleyici kitlesinin etkilerini de yansıttığı için metin içi değişmeler olmuştur. Bu nedenle masallarda insanların yaşamak istedikleri hayatların ve hayallerinde yaşattıklarının izlerini bulmak mümkündür. Çünkü insanlar, masallarda özlemini çektikleri hayatı yaşayarak mutlu olmaktadırlar. Olağanüstü Kazak masallarında akla mantığa uymayan motiflere rastlanmaktadır. Kazak masallarındaki şahıslar da Kazak Türklerinin yaşadığı dönemlere göre değişiklik arz etmektedir. Halk, yaşadığı dönemin şartlarına uygun, halkın ihtiyaçlarını karşılayan ve onlara yol gösteren bir kahramana ihtiyaç duymaktadır. Çarlık Rusyası dönemindeki Kazak masal kahramanları ile SSCB Rusyası dönemindeki Kazak masal kahramanları arasında da farklılıklar olduğu görülmektedir. Kazak ve Türkiye sahası masalları karşılaştırıldığında zıtlıklardan çok benzerlikler ortaya çıkmakta, kısmen ideolojik bakış açısıyla fakelore yani sahte folklor olaylarının da masallara yansıdığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Malatya, Elazığ, Adıyaman Ağızlarında ‘Sınır Öncesi Bakış’ Taşıyan Bir Yaklaşma Fiili Modeli: {ediy ki F-(y)A}</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19451</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19451</guid>
      <author>Selma GÜLSEVİN</author>
      <description>Türkçede her türlü çekim ve yapım eklerle yapılabilmektedir. Bunun yanı sıra dil bilgisel (bağımlı) biçimbirim olarak görev alan bazı edat veya fiiller de gramatikleşerek çekimi ve yapımı sağlayabilir. Bazı fiillerin sözlüksel (bağımsız) biçimbirim iken dil bilgisel biçimbirim olarak kullanılmaları da çok yaygındır ve birçok kategori için örnekleri vardır. Türkçede fiillerin yeterlik, tezlik, sürerlik, yaklaşma gibi ifadelere bürünmesi için çeşitli yapılar kullanılır. Bunlardan en yaygın olanı ise bazı fiillerin gerçek anlamlarında değil de dil bilgisel biçimbirim olarak yer aldıkları “tasvir fiili” diye adlandırılan birleşik yapılardır. Türkçede tasvir fiillerinin yapısı şu şekildedir : {F1 (asıl fiil) -(y)A(zarf-fiil eki) F2 (yardımcı/tasviri fiil)-}. Bu yapılardan herhangi biri beklenen işlevi (yeterlik veya tezlik vs.) dışında da anlam yüklenebilirler. Bazen de beklenen işlev için (yeterlik, tezlik vs.) bunların dışında bir yapı kullanılabilir. Yaklaşma; bir fiilin gerçekleşmesine ramak kaldığını, olmanın eşiğinde bulunduğunu ifade eder. Yaklaşma, fiillerin 'zaman', 'kiplik', 'görünüş', "kılınış"larıyla ilgili görülen bir kategoridir. Türkiye Türkçesi edebî dilinde en yaygın yaklaşma şekli, tasvir fiili modelinde kurulan {F-(y)A yaz-} yapısıdır: düşeyazdı, öleyazdı. Bu yapıtarihî ve yaşayan bazı Türk yazdı dillerinde de görülmektedir. Türkiye Türkçesi edebî dilinde {F-(y)A yaz-} tasvir fiili dışında da fiillerin yaklaşma tarzları yapılabilir. En yaygın olanları şunlardır: {neredeyse F-(y)AcAKtI /-(y)AcAK}: Neredeyse ağlayacaktı. Neredeyse ağlayacak. {az daha / az kalsın F-(y)AcAKtI}: Az daha gülecektim. Az kalsın gülecektim. {F1-DI F1-(y)AcAK} : Çocuk düştü düşecek. Türkiye Türkçesi ağızlarında daha farklı yaklaşma fiili şekilleri ile karşılaşılmaktadır. Mustafa Tanç Osmaniye ağzında “ol-” fiiliyle kurulan bazı yapıları incelemiştir. Malatya ili ağızlarında da edebî dildeki gibi {F-(y)A yaz-}, {neredeyse F-(y)AcAK(tI)}, {az kalsın F-(y)AcAK(tI)},{F-DI F-(y)AcAK} vb. kullanılır. Ancak bunların dışında, Türkiye Türkçesi edebî dilinde rastlamayan "yaklaşma" bildiren başka bir birleşik yapı daha vardır: {ediy ki F-(y)A} : • bacım başın mı agrıy? ediy ki agrıya. (Bacım başın mı ağrıyor? Neredeyse ağrıyacak / ağrıdı ağrıyacak) {ediy ki F-(y)A} yapısının 3. teklik kişi çekimi ile kullanımı yaygın ve karakteristiktir. Ancak Malatya ve Elazığ’da 1. ve 2. kişi ile çekimleri de vardır. {ediy ki F-(y)A} yapısının özelliklerini şöyle gösterebiliriz: görünüş olarak "sınır öncesi bakış"; kiplik olarak "muhtemel olan sonuca yaklaşma; yaklaşma, yaklaşıklık; muhtemel, ihtimal"; zaman olarak "(başlamış ve belirginleşmiş bir durumun tamamlanmasına ramak kalan) gelecek zaman".</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Wiliam Shakespeare'in Tarih Oyunlarında Tarih Bilinci</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19271</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19271</guid>
      <author>Turan Özgür GÜNGÖR</author>
      <description>İngiliz ulusal şairi ve İngiliz edebiyatının en seçkin oyun yazarı William Shakespeare (1554-1616) en önemli eserlerini 1589 ile 1613 yılları arasında yazmıştır. Edebiyat kariyerine ilk olarak komedi ve tarih oyunları yazarı olarak başlamıştır, ancak edebi dehasını sadece komedi ve tarih eserleriyle sınırlandırmamıştır. Aynı zamanda pek çok prestijli tragedy, traji-komedi, romans ve şiirler yazmıştır. Tarih oyunlarınla önemli ölçüde Kral John’dan VIII. Henry’e kadar gerçekleşen olayları ele alır. Eserlerinde düzen ve monarşinin devamlılığının önemi konuları üzerinde durur ve iç savaşların yıkıcı etkileriyle monarşiye karşı itaatsizliğin yıkıcı etkileri hakkında öğütler verir. Tarihsel oyunları için 1455 ile 1487 yılları arasında İngiltere tahtı için York ve Lancasterlar arasında yapılan Güller Savaşları önemli bir tarihsel olaydı. Bu savaşın sonucunda VII. Henry Tudor, Richard’ı yenilgiye uğratır ve tahta VII. Henry olarak tahta geçer. York ailesinden I. Elizabeth’le evlenerek her iki aileyi birleştirmeyi başarır. Tudor hanedanı İngiltere ve Galler’i 1603 yılına kadar yönetirler. Shakespeare Tudor hanedanın en son temsilcisi I. Elizabeth’in hakimiyeti altında yaşamıştır. Shakespeare iç savaşların tehlikelerine karşı seyircileri uyarır ve King John, Edward III, Richard II, Henry IV (Part I, II), Henry V, Henry VI (Part I, II, III), Richard III, Henry VIII gibi tarih oyunlarında Tudor hanedanını över. Bu çalışmada Elizabeth döneminden once bazı önemli tarihsel olaylar ve eserlerinde Shakespeare’in tarihsel olayları nasıl ele aldığı tartışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dünya Edebiyatında “Amansız Hastalık” Söylemi —Sontag, Karatani Ve Dumas Fils Örneklerinde</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19200</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19200</guid>
      <author>Devrim Çetin GÜVEN</author>
      <description>Edebi ve siyasal söylemlerde “amansız hastalık” metaforları sık sık ayrımcı yapılar olarak karşımıza çıkar. Bu olgu ABD’li yazar ve yönetmen Susan Sontag Metafor Olarak Hastalık’ı yazana kadar pek dikkat çekmemiştir. Yazar meme kanserine yakalandıktan sonra bu ötekileştirmeleri kişisel olarak deneyimleyince, ölümcül hastalıklara karşı neredeyse kurumsallaşmış ayrımcı tutumların edebi kökenlerini ortaya çıkarmaya girişir. Bu sürecin bir ürünü olan kitabında Sontag hastalık metaforlarına dair kapsamlı bir söylem çözümlemesi yapar, amansız hastalıkları sözel düzeneklerin boyunduruğundan kurtarma gereğine dikkat çeker. Bu perspektife bir “içeriden” eleştiri iki yıl sonra Japon edebiyat kuramcısı, filozof ve eleştirmen Kojin Karatani’den gelir. Yazar Derinliğin Keşfi-Modern Japon Edebiyatının Kökenleri’nde yer alan “Anlam Olarak Hastalık” başlıklı denemesinde verem ve kanser gibi hastalıkları metafora dönüştürmenin sadece modern edebiyatın değil, modern tıp kurumunun da temel söylemsel düzeneği olduğunu iddia eder. Başka bir deyişle, yazar bu ayrımcı yapıların sadece sanat düzeyiyle sınırlı kalmadığını, bilim söyleminde de üretildiğini vurgular; üstelik bu iki düzey birbirini tamamlar niteliktedir. Bu makalenin amacı ülkemizde yeterince tartışılmamış olan sağlık-hastalık karşıtlığına dayanan modern retorik ile Batılı ve Avrupa-merkezci modern ulus devlete özgü ideolojik söylemin eşgüdümsel işleyişine postkolonyal kuramlar ışığında eleştirel bir perspektif sunmaktır. Bu amaçla makalemizde adı geçen iki denemeyi karşılaştırmalı edebiyat yöntemiyle çözümleyerek (ABD ve Japonya gibi) Batılı ve Doğulu ülkelerin kapitalizme, dolayısıyla modern ulus-devlete geçiş süreçlerinde “söylem”in, “sağlık”ı ve zorlama bir Romantizmle “sağlık”ın tam karşıtı olarak konumlandırılan “hastalık”ı nasıl biçimlendirdiğini gösterdik. Edebiyat araştırması düzeyiyle sınırlı kalmamak için, yaratıcı yazı alanından da Fransız romancı Alexandre Dumas Fils’in Kamelyalı Kadın romanını ele alarak, proto-feminist bir toplumsal eleştiri havasında olan bu eserde bile nasıl cinsel ve sınıfsal ayrımcılıkların hastalara yönelik ayrımcı tutumlarla kesiştiğini ortaya koyduk. Son olarak, hastalığa yönelik bu ayrımcı tutum yapılarının emperyal ayrımcı yapılarla nasıl örtüştüğünü belirttik.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hâfız-ı Şirâzî’nin Şumâ Redifli Gazeline Yapılan Şerhlerin Tercüme ve Şerh Usulü Açısından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19391</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19391</guid>
      <author>Fatma İMAMOĞLU</author>
      <description>Şirâzî’nin Divânı; Sadî’nin Gülistân’ı ve Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden sonra en çok okunan ve gerek özü ve içeriği gerekse de biçimsel özellikleri ile Klasik Türk edebiyatını derinden etkileyen eserler arasındadır. Böylesine büyük bir öneme sahip olan bu eser üzerine pek çok şerh kaleme alınmıştır. Bu makalede Hâfız Divânı’nın şumâ redifli ikinci gazeline Osmanlı şerh geleneğinin önemli şârihlerinden Şem’î, Sûdî ve Vehbî Konevî tarafından yapılan şerhleri; tercüme ve şerh usulü açısından karşılaştırılacak böylelikle her şârihin eserlerini oluştururken benimsedikleri tercüme ve şerh metodu ortaya konmaya çalışılacaktır. Ortaya koydukları ürünler incelendiğinde her üç şârihin de eserlerini birbirinden farklı tercüme ve şerh uygulamalarıyla kaleme aldığı görülmüştür; Sûdî ve Konevî’nin şerhlerini açıklama yönü ağır basan şerhler içerisine, Şem‘î’nin şerhini ise aktarma yönü ağır basan şerhler içerisine dâhil etmek mümkündür. Bu farklılığa sebep olan etkenlerin başında şârihlerin yetiştiği sosyal ve beşerî çevre koşulları, almış oldukları eğitim ve sahip oldukları kültürel birikim, şerhi yazış amaçları ve hitap etmek istedikleri okuyucu kitlesi etkili olmuştur. İncelememizde şârihlerin uyguladıkları şerh planları ana hatlarıyla verildi daha sonra incelemeye konu olan kaynak metnin her beytinin erek metinlere aktarımı; orijinal metnin aktarımı, kaynak metnin tercüme edilişi, kaynak metne yapılan yorumlar, kaynak metinde yer alan kelimelerin gramatikal analizlerinin yapılması ve anlamlarının verilişi başlıkları altında incelendi. Bu inceleme sonucunda aynı metne yapılan şerhlerin genel yanlış kanının aksine birbirinin tekrarı olmadığı her birinin farklı amaçlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda oluşturulduğu ve yazarının şahsî düşünce ve üslûbunu barındırdığı görüldü. Makalede işlenecek konuya bir ön hazırlık olması ve konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla tefsir, tercüme ve şerh kavramları hakkında bilgi verildi ve bu kavramlar arasındaki ilişki ağı belirlenmeye çalışıldı. Ayrıca kaynak metnin yazarı Hâfız-ı Şirâzî ve incelememize konu olan Hâfız şârihlerinin hayatı ve Hafız Divânı’nın şumâ redifli ikinci gazeli hakkında bilgi verildi.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özel Amaçla Yazılmış Çocuk Kitapları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19197</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19197</guid>
      <author>Sonnur IŞITAN</author>
      <description>Çocuklar günlük yaşamlarında onlar tarafında anlaşılması ve başa çıkılması zor olaylarla karşılaşabilirler. Çocukların sorunlarla başa çıkmasında çocuk edebiyatından ve resimli çocuk kitaplarından yararlanılabilir. Bu çalışmada Türkiye’de okul öncesi dönem çocuklarına yönelik özel amaçla yazılmış kitapların tema dağılımlarını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 1990-2015 yılları arasında basılmış 405 resimli öykü kitabı oluşturmuştur. Araştırmada kolay ulaşılabilirlik durum örneklemesi kullanılmıştır. Kitaplar 58 yayınevinden elde edilmiştir. Kitapların 292’si (%72.5) Türk yazarlar tarafından yazılmıştır ve 113’ü (%27.5) Türkçe’ye çevrilmiş kitaplardır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan “Kitap inceleme formu” kullanılmıştır. Çalışmada içerik analizi yöntemi kullanılarak kitap temaları: (1) Zor temalar (sorun davranışlar), (2) Değerler/karakter/ahlak eğitimi, (3) Sosyal beceri ve toplumsal yaşama uyum eğitimi, (4) Özel gereksinimli olma temasını işleyen kitaplar (5) Dinsel temalarla karakter/değer/ahlak eğitimi olarak sınıflanmıştır. Araştırmacı kitapları değerlendirme sürecinde belirlediği 5 tema sınıflamasına göre alt temalar oluşturmuştur. Araştırma sonunda kitaplarda en fazla “Zor temalar (sorun davranışlar)” alt temasının işlendiği saptanmıştır. Bu alt temayı sırasıyla “Değerler/karakter/ahlak eğitimi” ve sosyal beceri ve toplumsal yaşama uyum eğitimi, “dinsel temalarla değerler/karakter/ahlak eğitimi” ve “özel gereksinimli olma” temaları izlemektedir. Ülkemizde içerik bakımından özel amaçlar için kullanılabilecek türde çocuk kitaplarının basımına ilginin arttığı, ancak her tür temada sınırlı sayıda kitap bulunduğu görülmüştür. Özel amaçla yazılmış kitapların çocukların gelişimlerine uygun olup olmadıklarının alan uzmanları tarafından incelenmesi ve bu tür kitapların sayıca artması gerektiği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Anadolu Türkçesi İle Yazılmış Bir Dil Yadigarı "İlm-i Tıbb"</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19220</guid>
      <author>Nimet KARA</author>
      <description>Eski Anadolu Türkçesi döneminde bir çok konuda eser kaleme alınmıştır. Bu dönemde yazılan Türkçe tıp kitaplarının sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. Bu eserlerin yazılmasındaki amaç hem hastalıklar için tedavi yöntemleri bulmak ve ilaçlar hazırlamak hem halkı bilgilendirmek hem de bu bilim alanı ile ilgilenen uzmanlar için bilgiler vermektir. Bu metinlerde hastalık ve organ adları, ilaçlar, tıp, tıp aletleri, sağlık ve anatomi ile ilgili bir çok terim bulunmaktadır. Bu terimler, dil (ses ve şekil bilgisi) bakımından Türkoloji sahasında, içerik ve konu bakımdan ise Tıp ve Tıp Tarihi, Deontoloji sahalarında uğraş veren araştırmacılara yol gösterebilecek niteliktedir. Dildeki genel sözcüklerin anlamı sözlüksüz hemen hemen anlaşılabilir fakat terimler için bunu söylemek zordur. Çünkü terimlerin anlamları hangi bilim dalı ile ilgili olduğuna ve sınırlarına göre genişleyebilir veya daralabilir. Bu sebeple Eski Anadolu Türkçesi ile yazılmış tıp metinlerinde geçen her kelime, hem ses ve şekil hem de terminoloji bakımından ele alınıp işlendiği zaman sözcüğün gerçek kullanım amacı tespit edilebilir ve bu sözcükler daha işlevsel kullanılabilir. Bu çalışmada yazılış tarihi belli olmayan fakat ses ve şekil bilgisi ele alındığında Eski Anadolu Türkçesi döneminde yazıldığı varsayılan Muhammed bin El-Hasan Tabib'in kaleme aldığı İlm-i Tıbb adlı eserdeki bitki, hayvan, hastalık, organ ve ilaç/karışım adları üzerinde durulacaktır. Ayrıca bu terimlerin anlamları verilip metin içinde hangi varak ve satırda geçtiği de belirtilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Destanlarında Baba-Oğul Çatışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19399</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19399</guid>
      <author>Onur Alp KAYABAŞI</author>
      <description>Türk dünyası, hem tarihi devir hem de coğrafya olarak çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu sebeple çalışmada farklı dönem ve coğrafyalardan örnekler seçilerek konu ele alınmış ve sınırlandırılmıştır. İncelenen destanlar Oğuz Kağan Destanı (İslam öncesi ve sonrası); Manas Destanı; Dede Korkut Destanı; Boktu-Kiriş, Bora-Şeeley; Kangıvay Mergen ve Kartıga Pergen destanlarıdır. Diğer Türk destanları incelendiğinde bezer örneklere rastlanılabilir. Destanlarda varlığını koruyan ve her destanda gizli ya da açık bir şekilde kendisini gösteren çeşitli motifler vardır. Bu motifler varlıklarını koruyabilmek için toplumun zihninde yer etmiş olmalıdır. Çünkü kullanılmayan motifler yok olmaya, unutulmaya mahkûmdur. Mitolojik çağdan tarihi çağa geçiş yapan destanlarımızda anlam kazanan motiflerden birisi de baba-oğul mücadelesi diğer bir deyişle çatışmasıdır. Türk mitolojisi gereğince kötü baba rolüne girmenin Yaratılış Destanı’ndan itibaren (Erlik ve Tengri Kayra Han) baba ve oğul arasında çatışma olarak kendisini göstermesi ayrıca Çin kaynaklarında yer alan Mete ve babası Tuman arasında geçen bir hadise çeşitli şekillerde Türk destanlarında karşımıza çıkar. Bu destanların bazılarında görülen baba-oğul mücadelesi metinlerin kurgu ve temasında önemli bir rol oynamıştır. Oğuz Kağan, Manas, Dede Korkut, Tıva destanlarından Boktu-Kiriş, Bora-Şeeley ve Kangıvay Mergen ya da Şor Kahramanlık Destanlarından Kartıga Pergen destanındaki ortak motifler tarihi birikimin bir ürünüdür. Türk destanlarında baba-oğul çatışmalarının sebebi ister dinî, ister kıskançlık ister töre isterse kahramanlık içgüdüsü olsun genelde bu anlatıların temelinde oğlun babaya itaatsizliği sonucu çatışma başlar. Oğuz Kağan, Dede Korkut, Manas gibi Türk kültürünün temel destanlarında rastlanılan baba-oğul çatışması baba ile oğul arasındaki şahsi anlaşmazlıklar sonucu değil dış etkilerin müdahalesiyle kendisini göstermektedir. Bu dış etkiler din, kıskançlık, töreye karşı gelme, oğlun kahraman olma isteği olarak belirtilebilir. Oğlun kahraman olma isteği bir dış etken gibi görünmese de oğlun mensubu olduğu toplum içinde alp olma isteği, toplumun ondan beklenti ve ihtiyaçları sonucu ortaya çıkar. İleride han olacak oğlun bu beklenti ve ihtiyaçları karşılaması gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hüseyin bin Muhammed’in İlm-i Tıbb Adlı Eseri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19223</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19223</guid>
      <author>Mehmet Fatih KAYA</author>
      <description>Genel olarak hastalıklardan korunmak için doğru bir yaşam tarzı oluşturmanın yollarının an-latıldığı “İlm-i Tıbb” adlı eser Arapçadan Türkçeye tercüme edilmiş bir eserdir. Tek nüshasını tespit ettiğimiz eser Muhammed bin Hasan adında bir tıp bilgini tarafından yazılmıştır. Eserin ne zaman yazıldığı konusunda herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Eserin dil özelliklerine ve metin içinde geçen bir ifadede İstanbul’dan “Dâru’s-saltanatu’s-seniyye” olarak bahsedilmesi eserin 15. yüzyıl sonu ile 16. yüzyılın başlarında yazılmış olma ihtimalini kuvvetlendirmek-tedir. Eser Cenab-ı Allah’a hamd ü sena ve peygambere övgünün yer aldığı mukaddime ile her birine “ravza” adı verilen sekiz bölümden oluşmaktadır. Söz konusu bölümlerde yiyecek-ler, içecekler, uyku, hacamat, insan psikolojisi gibi sağlığın korunmasında dikkat edilecek hususlar ile hastalıklara karşı alınacak önlemler hususunda tavsiyeler yer almaktadır. Çalışmamız giriş, dil özellikleri, metin, sözlük ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde incelediğimiz eserin genel özellikleri hakkında bilgi verdik. Yazım, ses ve yapı özelliklerinin bulunduğu “dil özellikleri” bölümünde ise metnin yazılış özelliklerinin yanı sıra ilk defa çalışılmış olması dolayısıyla metnin tam bir gramerini ortaya koyduk. Ça-lışmamızın çeviri yazısının bulunduğu metin bölümünün ardından eserde geçen ve anlamları bilinmeyen bazı yiyecek, içecek isimleri ile hastalık isimleri, tedavi yöntemlerinin yanısıra bazı Arapça ve Farsça kelimelerin anlamlarının yer aldığı “sözlük” bölümünü ekledik. Sonuç bölümünde ise çalışma neticesinde elde ettiğimiz bulgulara yer verdik.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Romanı Ahmet Mithat’sız Okuyabilir miyiz?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19525</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19525</guid>
      <author>Mehmet KAYGANA</author>
      <description>Ahmet Midhat Efendi, romancılığı beğenilsin ya da beğenilmesin Türk romanının kurucu isimlerinin başındadır. Özellikle roman tekniği açısından eserlerine yöneltilen eleştiriler daha çok onun Batılı çağdaşlarını ya da önceki dönemin büyük romancılarını taklit ettiği yanılgısından kaynaklanır. Bu ise Türk romanının geleneksel anlatının bir tarafa bırakılarak doğrudan Avrupa anlatılarını taklitten doğduğu önyargısının bir sonucudur. Oysa Ahmet Mithat birçok eserinde klasik anlatma gelenekleri ile modern olan arasında bir geçiş dönemini temsil eder. Ahmet Midhat etrafındaki tartışmalardan bir diğeri de hakkındaki değerlendirmelerin ya sembolleşmiş bazı eserlerinden yola çıkılarak ya da eserlerine bütüncül bir bakıştan kaynaklanan keskin genellemelerin sebep olduğu önyargılardır. Buna eserleri hakkındaki kendi değerlendirmeleri de eklendiğinde söz konusu metinlerin farklı yorum imkânları ulaşılması güç bir noktaya taşınır. Oysa her metin, hakkında yazılanlar ne olursa olsun –bizzat yazarınkiler de dâhil- daima yoruma açık bir potansiyel barındırır. Çalışmamızda Ahmet Midhat Efendi’nin Diplomalı Kız adlı metni söz edilen noktalardan hareketle rasyonalizm, kapitalizm ve natüralist eğitim anlayışı adına söyledikleri etrafında incelenmiştir. Edebi eserde yüzey yapının örttüğü, sistematik bir yorumla ortaya çıkarılabilen derin yapıya ait bulgular metnin kurgusal mantığı ile analiz edilmeye çalışılmıştır. Diplomalı Kız adlı eser hakkındaki önceki çalışmaların daha çok Ahmet Mithat Efendi’nin kendi metni hakkındaki ‘İfade’ ve ‘Hatime’ başlıkları altıında söylediklerine paralel olduğu gözlemlenmiş, yazarın kendi metni hakkındaki yargılarının bir çeşit yönlendirme olduğu ve metni tahakküm altına aldığı gösterilmiştir. Bu noktada yapısal incelemenin sözü edilen tahakkümü aşabileceği gösterilmiş, Diplomalı Kız’ın rasyonalizm, kapitalizm ve natüral eğitim gibi çağcıl temalarla ilişkisine değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edebî Metinlerde Bağdaşıklık Ve Tutarlılık: “Sisler Bulvarı”, “Tutunamayanlar” Ve “Müthiş Bir Tren” Örneğinde Türk Edebiyatına Metin Dilbilimsel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19225</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19225</guid>
      <author>Murat LÜLECİ</author>
      <description>Metin kavramı, metin dilbilim çalışmalarıyla birlikte çok yönlü bir biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Geleneksel dilbilim çalışmalarında tümce seviyesinde incelenen metin, metin dilbilimin ortaya çıkmasıyla birlikte, tümcenin ötesindeki birimlerin etkile-şimlerini de içeren karmaşık bir yapı olarak incelenmeye başlanır. Böylece, edebiyatın, dili malzeme olarak kullandığı varlık alanı ile dilbilim için malzeme oluşturduğu edebî metin düzleminde bir araya gelir. Edebî metin, mesajın özel biçimde düzenlendiği bir metin türü olması yönüyle, metin dilbilimin araştırma ve inceleme alanına girmektedir. Metin dilbilimsel açıdan bakıldığında, edebî metnin değişik seviyelerdeki birimleri farklı biçimlerde etkileşimlere girerek ahenkli bir bütün oluşturmaktadır. Metin dilbili-min önemle üzerinde durduğu bağdaşıklık ve tutarlılık kavramları, edebî metnin bütün-selliğinin anlaşılmasında gerekli birer süreçtir. Metin dilbilimin sunduğu kuramsal çer-çeve, metin üretici – metin – metin çözücü ilişkisinin daha derinlemesine incelenmesini sağlamaktadır. Bu da edebiyat araştırmacısının ve eleştirmenin öncelikle bu bütünlüğü keşfetmesini ve metin üzerinde yapılacak yorumların daha sağlıklı bir zeminde gelişme-sini sağlayacaktır. Bu çalışmada, öncelikle farklı disiplinlerin odağında metin kavramı ele alınacak, ardından edebî metnin dilbilimsel incelemesi ile birlikte bağdaşıklık ve tu-tarlılık kavramları irdelenecek, son olarak Attila İlhan’ın Sisler Bulvarı adlı şiiri, Sait Faik Abasıyanık’ın Müthiş Bir Tren adlı uyarlama öyküsü ve Oğuz Atay’ın Tutunama-yanlar’ı üzerinde metin dilbilimsel incelemeler yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Languafolkloristiği (Teoriden Uygulamaya)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19241</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19241</guid>
      <author>Kamil Veli NERİMANOĞLU, Gencer GENÇOĞLU</author>
      <description>Aristo’dan bu yana çok hızlı bir seyir izleyen poetika kavramı, zamanla dünya çapında önemli bir disiplin halini almıştır. Günümüzde daha çok şiir incelenmesiyle özdeşleşen, onun biçimini, içeriğini, üslubunu ve estetiğini kapsayarak bir örneğe bağlı kalmaksızın ortaya koyan poetika; edebiyatın varoluşuyla ortaya çıkan, gelişen ve zamanla değişik manalar kazanan bir bilimdir. Dil, sadece söylemek istediklerimizi aktarmakla kalmayıp, aynı zamanda kim olduğumuz ve nereden geldiğimiz konusunda bize bilgi verir. Folklor dili nedir sorusunu cevaplandırmak için bir sıra meselelere açıklık getirmek gerekmektedir. Anlatılarda, diyalog ve formüllerde, tekrar biçimlerinde poetik sıralanma örneklerinde, psikolojik paralelizm numunelerinde biz folklor dilinin edebi- estetik değerliliğini açık şekilde görmekteyiz. Folklor ve dil yüzyıllarca toplumun haberciliğini üstlenmiş, ezgiyle desteklenmiş şekil ve tür özellikleriyle de günümüze taşınmıştır. Folklorun işlevlerinden birisi de, bireylerin toplumda kabul edilmiş kültürel değerlere uyumunu sağlamasıdır. Folklor ve dili yüzyıllarca toplumun haberciliğini üstlenmiş, ezgiyle desteklenmiş şekil ve tür özellikleriyle günümüze taşınmıştır. Folklor, yalnızca bir kişinin ya da yazarın değil, bir milletin ortak dehasının ve yaratımının mahsulüdür. Türk Edebiyatının kadim örneklerinden Dede Korkut Kitabı ile Köroğlu gibi destanlar, türküler, ninniler, masallar, bilmeceler sözlü edebiyat geçmişleri boyunca yaşayan toplumu yansıtarak yazıya geçirildikleri için, toplumsal hayatların dönemsel özelliklerini net ve açık şekilde gözler önüne sermektedirler. Çalışmamızda Türk Halk Edebiyatının poetik unsurları, adı geçen iki destandan örneklerle kendisine yer bulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadiç Kroniğindeki Bosna Şehir Şiirleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19191</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19191</guid>
      <author>Ali Rıza ÖZUYGUN, Şefika YAPICI</author>
      <description>Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 yılında fethedilen Bosna Hersek, fetihten hemen sonra hızla Osmanlı kültür ve medeniyeti ile tanışmıştır. Hristiyanlığın Bogomil mezhebinden toplu olarak Müslümanlığa geçen Boşnaklar, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki en imtiyazlı tebaalarından biri olmuştur. Boşnaklar uzun Osmanlı yönetimi boyunca devletin idari, askeri, ilmî ve edebî alanlarında önemli konumlara yükselmiştir. Osmanlı kültür çevresine giren Boşnaklar edebiyat alanındaki ilk Türkçe eserlerini padişah II. Bayezid devrinde oluşturmaya başlamıştır. Boşnak şairler Türkçeyi çok güzel kullanarak genellikle samimi ve sade bir üslup ile kaside, gazel, mesnevi, şehrengiz, türünde örnekler ortaya koymuştur. 1878 Berlin Antlaşmasına kadar Osmanlı Devleti sınırlarında içinde kalan Bosna Hersek, hukuki olarak Osmanlı toprağı sayılsa da fiilen bu tarihten itibaren Avusturya-Macaristan yönetimine bırakılmıştır. Bu durum Boşnakların toplumsal ve kültürel hayatına önemli değişiklikler getirmiştir. Yaşanan tüm sıkıntılara rağmen Bosna Hersek’te Türkçe yazma geleneği 1930’lu yıllara kadar devam etmiştir. Avusturya-Macaristan döneminde Bosna Hersek’te Türkçe yazma geleneğini sürdüren önemli isimlerden biri tarihçi-yazar Muhammed Enver Kadiç’tir. “Tarih-i Enver?” veya “Kadiç Kroniği” olarak bilinen eser 28 cilttir. 1364-1927 yılları arasındaki Bosna tarihini kapsamaktadır. Çalışmamızda Muhammed Enver Kadiç’in “Kadiç Kroniği” adlı eserinde yer alan Meylî’nin Saraybosna, Derviş Paşa’nın Mostar ve Bülbülî’nin Travnik için yazdıkları şiirleri değerlendirdik. Ele aldığımız çalışmamızda genel hatlarıyla olsa da 16 ve 17. yüzyıl Bosna şehirlerini tanıma imkânı bulduğumuzu söylemek mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağdaş Türkçede Kelime Gruplarının İşlevsel Tasnifi Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19219</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19219</guid>
      <author>Gökhan ÖZBEK, Oktay Selim KARACA</author>
      <description>Kelime gruplarının Türkçenin sözdiziminde konumlandırıldığı yer oldukça önemlidir. Varlıkları, nesneleri ve hareketleri bazı zamanlarda tek kelime ile karşılayamayız ve böyle anlarda, bu durumu karşılayabilen kelime gruplarını kullanırız. Yapı ve anlam bakımından bir bütünlük arz eden ve cümlenin temel taşı olan kelime grupları, şimdiye kadar yapılan çalışmalarda birçok farklı sınıflandırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Konunun uzmanlarınca yapılan tasniflerin büyük çoğunluğunda, kelime gruplarını oluşturan unsurlar arasındaki bağımlılık ilişkisi net ifadelerle dile getirilmemiş hatta morfolojik ve sözdizimlik kategoriler birbiriyle karıştırılarak iç içe kullanılmıştır. Bu çalışmada Türk dilbilgisinin tartışmalı alanlarından birisi olan kelime gruplarının işlevsel tasnifi ele alınarak sınıflandırmada hangi hususlara dikkat edilmesi ve ne şekilde uygulanması gerektiğinin üzerinde durulmuştur. Çalışmada kullanılan tasnif yöntemi şu ana kadar kelime grupları düzeyinde yapılan morfolojik sınıflandırmalardan farklı olarak, yapı özelliklerini ortaya çıkarmakla beraber aynı zamanda işlevsel bir niteliğe de sahiptir. Bu amaç doğrultusunda kelime gruplarının semantik ve yapısal-gramatik planlar düzeyinde tasnifine değinilmiştir. Yapısal-gramatik kısımda; kurucu öge türünün belirlendiği leksik-morfolojik düzey, bağlantı tiplerine göre ayrıldığı sözdizimi düzeyi ve birleşen ögelerin sayısına göre yapılan sınıflandırılmaya yer verilmiştir. İşlevsel (semantik) kısımda ise kelime gruplarının işlevsel özellikleriyle hangi görevde kullanıldığına yönelik yapılan tasnif yer alır. Bu sınıflandırma düzeni ile kelime gruplarının yapısal ve işlevsel bakımdan ayrılma ölçütleri kesinleştirilmiş, kıyaslama tekniği ile tam olarak açıklanamayan kelime gruplarındaki işlevsel özelliklere de açıklık getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1974-1975 Yıllarında “Dilde Sadeleşme” Tartışmalarının Kubbealtı Akademi Mecmuası’na Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19134</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19134</guid>
      <author>Yunus ŞENYİĞİT, Mehmet ÖZDEMİR</author>
      <description>Bütün diller gibi Türk Dili de tarihi süreç içerisinde karşılaştığı kültür ve medeniyetlerin dilleri ile etkileşim içerisinde olmuştur. İslamiyet’in kabulü ile yeni bir medeniyetin içerisine dahil olan Türk milletinin dili de önce yeni girilen medeniyet içerisinde etkili olan başta Arapça ve Farsça’dan, daha sonra da Rumca ve Ermeniceden etkilenmiştir. Bu etkilenme ve dilde sadeleşme çabaları gündemden hiç düşmeden uzun yıllar tartışmaların konusu olmaya devam etmiştir. Son dönemde Türkçe, özellikle Batılılaşma süreciyle birlikte sadeleşme ekseninde bir defa daha tartışmaların konusu olmuştur. Başta yazı dilinin halk diline yakınlaştırılması ve ıslah edilmesi gündeme gelmiş, Genç Kalemler ile birlikte halk dilinin yazı dili yapılması benimsenmiştir. Cumhuriyet Döneminde de halk dilini yazı dili yapma hedefiyle yola çıkılmış ancak yeni yazı dilinin zamanla halk dilinden uzaklaşması tartışmaları alevlendirmiştir. Dilin sadeleştirilmesinin amacından saptığını ve tasfiyeye dönüştüğünü düşünenler, farklı zeminlerde eleştirilerini dile getirmiştir. Bu zeminlerden biri de 1972 yılında yayımlanmaya başlanan Kubbealtı Akademi Mecmuası’dır. Bu çalışmada Türkçenin söz varlığındaki değişime ve Batılılaşma sürecindeki dil tartışmalarına kısaca değinilmekte; dil tartışmalarının taraflarından biri olan ve “yaşayan Türkçe”yi savunan Kubbe Altı Akademi Mecmuası’nın 1974-1975 yıllarında yayımlanan sayıları incelenmekte ve dilin “arılaştırılmasına” yönelik görüşlerle ilgili eleştiriler tespit edilmektedir. Bu eleştirileri; yeni nesillerin geçmişle bağların koparılması, dilin fakirleşmesi, yabancı kelimelere karşı tarafsız davranılmaması, Türkçenin kelime yapma mantığına uyulmaması ve ahenginin bozulması, anlam bakımından yanlış kelimeler yapılması, bazı yeni kelimelerin kökeninin Türkçe olmaması, kökeni Türkçe olan bazı kelimeler yerine yeni kelimeler türetilmesi, yeni kelimeleri halkın bilmemesi şeklinde sıralamak mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İskoçya’da Yaşayan Türklerin Dil Kullanımları ve Dil Tercihlerinde Bireysel Etmenler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19317</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19317</guid>
      <author>Serpil ÖZDEMİR</author>
      <description>Bu araştırma İskoçya’da yaşayan Türklerin dil kullanımı ve tercihinde bireysel faktörlerin rolüne odaklanmaktadır. Araştırmanın amacı, dil kullanımının bireysel etmenlerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu belirlemektir. Bu çalışma İskoçya örnekleminde yapılan ilk çalışma olması açısından özgündür. Araştırmada Yağmur (1997) tarafından geliştirilen Dil Kullanımı ve Tercihi ölçeği kullanılmıştır. Bu ölçekteki “dil kullanımı, farklı durumlarda dil tercihi, farkı konularla ilgili dil tercihi, başkalarıyla konuşulan dil ve Türkçeye verilen önem” alt boyutları araştırmanın bağımlı değişkenlerini oluşturmuştur. Kuşak, cinsiyet, eşin ana dili, eğitim düzeyi, yapılan iş ve İskoçya’da yaşanan süre bağımsız değişkenler olarak ele alınmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama yöntemi ile konu ele alınmıştır. Araştırmaya İskoçya’da yaşayan 154 göçmen Türk katılmıştır. Çalışma sonucunda İskoçya’da yaşayan Türklerin dil kullanımı ve tercihinde kuşak, eşin ana dili, eğitim düzeyi, yapılan iş ve yaşanan süre değişkenlerinin önemli bir belirleyici olduğu; cinsiyet değişkeninin ise anlamlı bir fark yaratmadığı belirlenmiştir. İkinci kuşakta, eşinin ana dili İngilizce olanlarda, eğitim düzeyi lise ve üniversite olanlarda, profesyonel meslekler yapanlarla öğrencilerde ve uzun süredir İskoçya’da yaşayanlarda İngilizceye doğru bir kayma olduğu görülmüştür. Türkçeye verilen önem boyutunda birinci kuşağın, erkeklerin, kendi işini yapanların ve ücretli çalışanların Türkçeyi daha önemli bulduğu belirlenmiştir. Eşin ana dili, eğitim düzeyi ve İskoçya’da yaşanan süre değişkenleri Türkçeyi önemli bulmada anlamlı bir fark göstermemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hamdullah Hamdî Divanı Üzerinde Durum Biçimbirimleri Açısından Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19452</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19452</guid>
      <author>Hasan ÖZER, Sinan DAVULCU</author>
      <description>Dil, insanlar arasında anlaşmalar sistemi oluşturmanın yanı sıra insan yaşamındaki deneyimlerin birikimi ve toplumların söz varlığının taşıyıcısı olan edebiyatın da temel malzemesini teşkil etmektedir. Dilin kullanılma, geliştirilme, anlaşılma ve aktarılma düzeylerinin farklılığı dildeki yöntem ve imkânların da çeşitliliğini beraberinde getirmiştir. Biçimbirim; bir dilin anlam taşıyıcı en küçük parçası olarak kabul edilir. Durum biçimbirimleri ise cümlede adlar ile eylemler arasındaki geçici anlam bağlarını kurmak üzere adların durumlarını karşılayan ekler şeklinde tanıtılabilir. İlk Türkçe metinlerden itibaren dilimizin her dönemindeki edebî metinlerinde yerini alan bu biçimbirimler; çeşitli anlamsal katkılarla edebî eserlere dolayısıyla da dile etki etmiştir. Şiir parçalarına kelime sıklıkları yanında ek kullanımları açısından bakmak, bize hem anlam birimleri hem de üslup özellikleri açısından önemli veriler sunmaktadır. Hamdullah Hamdî, edebiyatımızda ilk önemli Yusuf u Züleyha mesnevisini yazmasının yanı sıra Akşemseddin gibi devre damgasını vuran âlim bir babanın da çocuğu olması hasebiyle devrin önemli bir köşe taşıdır. Bu çalışmada, döneminin mesnevi sahasının önemli bir şahsiyeti olarak kabul edilen Hamdullah Hamdî’nin Divanı’nda yer alan durum biçimbirimleri incelenmiş, durum biçimbirimsel kullanımlara ait örnekler sunulmuştur. Şair, dilin ifade imkânlarından olan bu kullanımları, içinde bulunduğu edebî anlayışın imkânlarıyla birleştirerek şiirlerinde yansıtmaya çalışmıştır. Ortaya koyduğumuz dil malzemesi, Hamdî’nin şahsında, ilgili dönem ve sonraki dönemlerle ilgili de fikirler verebilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rize Ağzında Zaman Bildiren Kiplerin Görev Değişiklikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19430</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19430</guid>
      <author>Erol ÖZTÜRK</author>
      <description>Türkiye Türkçesi ağızlarının büyük bir kısmının metinleri derlenmiş ve yayınlanmıştır. Derlenen metinlerin genellikle ses ve şekil bilgisi açısından incelendiği görülür. Türkiye Türkçesinin bölgesel farklılıklarını gösteren ağızları fiil kipleri açısından incelenmeye tabi tutmak Türk dili araştırmalarına önemli katkılar sağlayacaktır. Türkiye Türkçesi ağızlarında ses ve şekil bilgisi konuları dışında yapılmış çalışma oldukça azdır. Bu çalışma Rize ve yöresi ağızlarında kip eklerinin farklı kullanımlarıyla ilgilidir. Bölge ağzında özellikle görülen geçmiş zaman kipi etrafında yoğunlaşan kip eklerinin başka kipler yerine kullanılması bölge ağzı metinlerinden alınan örnekle ortaya konulacaktır. Çalışmada Turgut Günay’ın Rize İli Ağızları ve Ahmet Caferoğlu’nun Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar adlı eserlerdeki metinlerden taranan örnekler kullanılmıştır. Rize ağzı, Türkiye Türkçesi ağızları içerisinde Trabzon ve Artvin’in Hopa, Borçka ve Arhavi ağızlarıyla birlikte Kuzeydoğu Grubu ağızları içerisinde ele alınmaktadır. Bölge ağızları hakkında Ahmet Caferoğlu, Tooru Hayashi, Zeynep Korkmaz, Turgut Günay, çeşitli tasnifler yapmışlardır. Yapılan tasnifler Oğuz ve Kıpçak unsurların çeşitli dil ve lehçeleri konuşan gruplarla bir arada yaşadığı Rize ve yöresinde standart Türkiye Türkçesine ve diğer Türkiye Türkçesi ağızlarına göre ses, şekil ve sentaks özellikleri bakımından farklı bir ağız olduğunu göstermektedir. Kip ekleri açısından bakıldığında da benzer bir durum olduğu görülür. Çalışmanın giriş bölümünde Rize ve yöresindeki Türkçenin tarihi kısaca ortaya konulmuş ve Rize ağzının diğer Türkiye Türkçesi ağızları arasındaki yeri tespit edilmiştir. Problem olarak görülen Rize Ağzında Zaman Bildiren Kiplerin Görev Değişiklikleri bölge üzerine yapılmış alanla ilgili bilimsel çalışmalar yardımıyla incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şahseven Ağzı Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19358</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19358</guid>
      <author>Mehdi REZAEI</author>
      <description>Türklerin geniş coğrafyaya yayılması sonucunda pek çok Türk boyu, İran coğrafyasını yurt olarak seçmiştir. Bu coğrafya Batı Türkçesinin geniş biçimde yayıldığı bir alan olarak bilinmektedir. Birçok araştırmacının görüşüne göre İran coğrafyası Türklük ve Türk dili açısından son derece önemlidir. İran'ın çeşitli bölgelerinde farklı Türk lehçeleri ve değişik ağızların bulunması Tarihî bir varlığın göstergesidir. Söz konusu lehçeler ve ağızlar zaman içinde farklı gelişim süreçleri izlemiş, bazıları ise günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. İran'ın çeşitli illerinde yaşamlarını sürdüren Şahsevenler, bahsettiğimiz Türk boylarından biridir. Şahsevenler İran'ın daha çok kuzeybatısında bulunsalar da birçok ilde varlıklarını göstermektedirler. Şahsevenlerin yoğun olarak yaşadığı illerden biri de Zencan ilidir. Bu yazıda Şahseven Türklerini tanıtmakla birlikte onlar hakkında kaba taslak bilgi verilmiştir. Şahseven Türkleriyle ilgili yapılan çalışmalara değinmekle beraber Şahseven ağzının belli başlı dil özellikleri incelenmiştir. Makalede bulunan dil malzemeleri Zencan ilinde yaşayan Şahseven Türklerinden derlenmiştir. Derlenen metine dayanarak Şahseven Türkçesinin en önemli fonetik ve morfolojik özellikleri tespit edilmiştir. Şahseven ağzını İran Türk ağızlarından ayıran en önemli ölçüt -Im/-Um (teklik birinci şahıs eki: gelirim) ve -sIn/-sUn (teklik ikinci şahıs eki: gelirsin) eklerinin kullanılmasıdır. Şahsevenlerin dağınık biçimde yaşamaları ve yaşadıkları bölgelerde azınlıkta olmaları dillerini yok olmaya doğru sürüklemektedir. Ayrıca diğer ağızların etkisi de Şahseven Türkçesinde sıkça görülmektedir. Bu gerçekleri göz önünde bulundurduğumuzda Şahseven ağzının özelliklerini tespit etmek gerekli görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Algısı Bağlamında Ağız Konuşurlarının Olası Tutumları: Anadok Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19235</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19235</guid>
      <author>Müberra SEYDİ ERTEK</author>
      <description>Dil algısı, dilbilimci olmayanların her hangi bir dili ve o dilin konuşurlarını nasıl algıladıklarına dair düşünceleridir. Dil algısı odaklı çalışmalar 20. yüzyılda Japonya ve Hollanda’da başlamış, devamında ise dilbilimcilerden başka araştırmacıların da ilgi duyduğu bir çalışma alanı olmuştur. Dil algısı, dilbilimden başka, sosyoloji, psikoloji, kültürel antropoloji vb. farklı disiplinlerin de dikkatini çekerek disiplin içi ve disiplinler arası araştırmalara imkan sunmaktadır. Algısal dil verileri diller, ağızlar vb. diğer konuşma varyantları arasında bulunan dil ve kültür ayrılığı bağlamındaki farklılıkların belirlenmesinde ve sınırların çizilmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu verilerden kişilerin/ grupların kendilerinden olmayan kişi ve grupları ve onların konuşmalarını nasıl değerlendirdiklerine dair düşüncelere ulaşılmaktadır. Bu çalışma için, araştırma konusuna veri sunmak amacıyla 2008-2010 yılları arasında gerçekleştirilen ANADOK (Ankara Ağızlarının Dokümantasyonu) projesinden elde edilen malzeme incelenmiş ve incelenen malzemeden hareketle Ankara ağzı konuşurlarının dil algıları tespit edilmeye çalışılmıştır. Dil algısı bağlamında Ankara ağzı konuşurlarının çeşitli sosyal-kültürel vb. nedenlerle karşı karşıya geldikleri ve etkileşim içinde oldukları diğer konuşma varyantlarına ve bu varyantların konuşurlarına karşı bir takım algılara sahip olduğu görülmüştür. Verilere göre, Ankara ağzı konuşurları standart dil, kendi ağızları ve başka ağızlara karşı algısal düşüncelere sahiptir. Her hangi bir varyantla ilgili sahip oldukları algılarla o varyantın konuşurlarına olan algıları çoğunlukla paralellik göstermektedir. Bu araştırmada, ağız konuşurlarının hangi varyanta ve konuşuruna karşı nasıl tutum geliştirdiği saha araştırmasından sunulan örneklerle tespit edilmeye ve yorumlanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alî Şîr Nevâyî’nin Leylî Vü Mecnûn Mesnevisinde Yer Alan Fiilimsiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19284</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19284</guid>
      <author>Serpil SOYDAN</author>
      <description>Leylî vü Mecnûn, on beşinci yüzyılda Çağataycayı klasik edebiyat dili haline getiren Alî Şîr Nevâyî’ nin Hamsesini oluşturan mesnevilerden biridir. Bin dört yüz seksen dört yılında yazıldığı tahmin edilen bu eser yazıldığı dönemin bütün dil özelliklerini taşımaktadır. Nizâmi’nin ve Emir Hüsrev’in aynı adı taşıyan mesnevilerine cevap olarak kaleme alınan eser, otuz sekiz bölümden ibarettir. Her bölümde farklı sayıda olmak üzere toplam üç bin altı yüz yirmi iki beyit vardır. Yalnız Türkiye kütüphanelerinde on altı tane nüshası tespit edilen eserin Taşkent, Leningrad, Paris ve Londra kütüphanelerinde de nüshaları vardır. Çalışmamızda Leylî vü Mecnûn mesnevisinde yer alan fiilimsiler incelenmeye çalışılmıştır. Fiilimsiler, dile anlatım gücü, zenginliği ve kıvraklığı sağlamanın yanında anlatılmak isteneni kısa yoldan anlatma olanağı sağlayan, yan cümle kurabilen, bağlaçların yerine geçebilen dil bilgisel unsurlardır. Fiilimsiler eylemlerden türemelerine karşın eylemin bütün özelliklerini göstermeyen dil bilgisel yapılardır. Genel olarak üçe ayrılan fiilimsiler, cümle içinde isim, sıfat, zarf gibi isim soylu sözcüklerin görev ve özelliklerini taşırlar. Çalışmamızda mesnevide yer alan fiilimsiler; isim-fiil, sıfat-fiil, zarf-fiil olmak üzere üç başlık altında gruplandırılıp anlam, köken, ses, şekil özellikleri ve kullanımları bakımından ele alıp incelenmiştir. Fiilimsilerin yer aldığı beyitlerden örnekler verilmiş, bu örneklerin yer aldığı sayfa ve beyit numaraları parantez içerisinde belirtilmiştir. Fiilimsilerin anlamlarını verebilmek için beyit açıklamasına yer verilmiştir. Eserde yirmi dört tane fiilimsi tespit edilmiştir. Bu fiilimsilerden üç tanesi isim-fiil, sekiz tanesi sıfat-fiil, on üç tanesi zarf-fiildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cevad Kâzım’ın Poetikası/Şairliği ve Şiirleri Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19245</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19245</guid>
      <author>Nurcan ŞEN</author>
      <description>Türk edebiyatı tarihi içerisinde hemen hemen bütün edebi türlerde eserler kaleme alan Cevat Kâzım’ın günümüze kadar ne monografisi çıkartılmış ne de eserleri üzerine ayrıntılı bir inceleme yapılmıştır. Hatta bu önemli edibin eserleri Latin harflerine bile aktarılmamıştır. Hâlbuki büyük şair ve yazarları ortaya çıkaran edebi muhitlerdir. Bu muhitleri vareden genellikle edebiyat tarihi tarafından göz ardı edilen, eserleri öne çıkarılmayan ediplerdir. Bu nedenle bu ediplerin monoğrafileri hazırlanmalı ve eserlerinin de üzerinde çalışılması gereklidir. İşte bu ediplerin bir de Cevat Kâzım’dır. Kendisi asker kökenlidir. Bu nedenle İstanbul’un işgalini, İstiklal Harbini bizzat yaşamış ve bu dönemlerde yakından şahidi olduklarını Şehid Yolunda başlığıyla yayımladığı hatıralarında anlatmıştır. Cevat Kâzım bununla da kalmamış yine İstiklâl Harbi’nde tanık olduklarını Nazım Hikmet’in Kuvâ-yı Milliye destanından tam on yıl önce İnkılâbın Şiiri başlığı altında bir destan kaleme alarak yayımlamıştır. Bu eser gerek cephelerin isim yapıldığı altbaşlıkları gerekse harbin anlatıldığı canlı sahneleriyle tam bir Kuvâ-yı Milliye destanıdır. Yine bu şiir kitabına ek olarak Cevat Kâzım’ın Gönül Yaşlarım, Günahlarım ve İçli Saz adlı şiir kitapları da mevcuttur. Cevat Kâzım’ın şiirlerindeki poetik anlayışı baktığımızda, bu şiirleri başlıca iki grupta toplayabiliriz. Bunlardan ilki ferdi düşünüş ve duyumlarını ortaya koyduğu şiirler. Bunlarda hâkim hisler karamsarlık, yeis, keder ve umutsuzluktur. Biçim olarak genelde mevcut dönemin şiir anlayışını benimseyen Cevat Kâzım’ın şiirinin dilinde varlık/kavram ile kelime/ses imgesi arasında büyük boşluğun olmadığı görülür. Bu da onun şiir dilinin somut olduğunu gösterir. Cevat Kâzım’ın Milli Şiirler başlığıyla kaleme aldığı şiirlerinde bu dil anlayışı değişmez. Fakat bu şiirlerinde şair, genel bir hamasi ve kahramanlık öğeleri içeren anlatımdan yer yer uzaklaşarak mevcut durumu hem kişiler üzerinde gösterir hem de canlı sahnelerle ayrıntılı olarak ortaya koyar. Böylelikle Cevat Kâzım her ne kadar bir tür destan kaleme almış olsa da şiir için gerekli lirizmi elde eder. Bu yazıda Cevat Kâzım’ın poetik anlayışına inilmesinin nedeni ise şiirlerinin üzerinde çalışılabilecek nitelikte bir şair olduğunun göstermektir. İşte bu yazı henüz monografisi çalışılmamış ve eserleri üzerine hiçbir inceleme yapılmamış bir şair ve yazarın en önemli eserleri olan şiirleri üzerinde durulmuş nesir eserleri bir başka yazının konusuna bırakılmıştır. Böylelikle edebiyat üzerine çalışanların dikkatlerinin şair ve yazar olan Cevat Kâzım üzerine çekilmesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Farsça Türkçe Sözlüklerden İlm-i Lugat (Metin)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19423</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19423</guid>
      <author>Rabia Şenay ŞİŞMANʽİmād,zāde Velī b. Yūsuf,ı ʽİmādī</author>
      <description>Elimizdeki metin yazıldığı dönemde sıbyan mekteplerinde ders kitabı olarak okutulmuş sözlüklerden bir tanesidir. Ele alınan metin 53 varaklık bir mecmuanın ilk 29 varakında mevcut olan Farsça-Türkçe bölümüdür. Tamamı 53 varak olan eserin Farsça-Türkçe kısmından sonra Arapça-Türkçe bölümü vardır ve nazım tarihi hakkında bilgi verilmemiştir. Metnin tek nüshasının 1560 tarihinde istinsah edildiği bilinmektedir. 1a-28a varakları arasında bulunan Farsça-Türkçe sözlük bölümüne Klâsik Türk Edebiyatı ve Türk Dili sahalarının istifadesine sunulmak üzere çalışılmıştır. ‘İlm-i Lugat, ?İmad-zade Veli b. Yusuf-ı ?İmadi, telif 968/1560 künyeli sözlüğün tespit edilebilen tek nüshası, İran/Tahran, kitab-hane-i ‘Umum-ı Ayetullah Bahfi-i Mar?aşi 2048 numarada kayıtlı, 53 varaklık bir mecmuanın ilk 28 varakında Farsça-Türkçe sözlük yer alırken 29-53 varakları arasında Arapça-Türkçe sözlük kısmı bulunmaktadır. Ahmed b. Vildan-ı Akçeşehri’nin nesih hattıyla Rebiyülahir 968/Aralık 1560 tarihinde istinsah edilmiştir. 71 kıt?adan ibaret Farsça-Türkçe sözlük ?Imadi mahlasını kullanan ?Imad-zade Veli b. Yusuf tarafından nazmedilmiştir. ?Imad-zade Veli Çelebi adıyla tanınan müellif İskilip’te doğmuştur. Manisa müftülüğünden emekli olan dayısı Köse Bozan Efendi’den mezun olarak kadılık görevinde bulunmuş ve bu münasebetle Kadı Veli adıyla da bilinmiş ve şiirde ‘Imadi mahlasını kullanmıştır. Fa?izi müellifin ölüm tarihini 1003/1595 olarak kaydetmektedir (Fa?izi). Nüsha Seyyid Ahmed-i Hüseyni tarafından tavsif edilmiş ve tavsifte eserin adı “İlm-i Lugat” şeklinde tespit edilmiş, ancak nazım tarihi hakkında bir bilgi verilmemiştir. Tavsifte eser hakkında verilen bilgide ‘İlm-i Lugat, 71 kıt?adan müteşekkildir. Kıt?alar kafiye ve rediflerine göre alfabetik olarak tertip edilmiştir (Öz,1996: 267)’ ifadeleri yer almışsa da eserin incelemiş olduğumuz Farsça-Türkçe bölümünde dizelerin eş düzeyde devam etmediği ve belli bir kafiyenin takip edilmediği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nathaniel Hawthorne’un Kızıl Damga Ve Mehmet Rauf’un Eylül Adlı Romanlarında Amerika’dan Türkiye’ye Yasak Aşkın Ateşi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19309</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19309</guid>
      <author>Bülent Cercis TANRITANIR</author>
      <description>Bu makalenin amacı katı Puritan kuralların hakim olduğu Amerika ile ve evlilik ve vefa konusunda yine katı kuralları olan Türkiye’de yasak aşkın söz konusu romanlarda nasıl yer bulduğunu göstermektir. Bu romanlarda yasak aşkın başrol oyuncuları kadınlardır. Bu nedenle, bu karakterlerin psikolojik durumlarına, duygularına ve içinde yaşadıkları topluma ışık tutmaya çalışılmıştır. Makale bu konuya üç önemli noktadan yaklaşmıştır: Birinci yaklaşım, yasak aşkın açıklayıcısı durumundadır. İkinci nokta, yasak aşkı daha iyi bir temelde anlama adına romanların erkek karakterlerinin betimlenmesini oluşturmaktadır ve sonuncusu ise Hawthorne’un The Scarlet Letter ve Mehmet Rauf’un Eylül romanlarındaki yasak aşkın, karakterleri nasıl ve neden etkilediğine odaklanmıştır. Bu makale, zihinlerinizde yasak aşk hikâyelerinde kendi kaderlerinin mahkûmu olan iki karakter aracılığıyla Amerika’dan Türkiye’ye bir seyahat oluşturmayı amaçlıyor.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Psikolojisinin İlgi Alanları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19190</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19190</guid>
      <author>Ali TAŞTEKİN</author>
      <description>Dilbilimi ile psikoloji farklı disiplinler olmalarına rağmen kesiştikleri ortak alan bir hayli geniştir. Psikolojinin dile etkisi ile dilin psikolojiye tesirlerini ele alan bilimsel verilerden hareketle somut sonuçlara ulaşmaya çalışan bu faaliyetin kapsadığı alana dil psikolojisinin ilgi sahası denilmektedir. Dil ile psikoloji arasındaki ilişki, bireyin doğuştan getirdiği dil yeteneklerinin kişisel gelişim sürecine uygun şekillenmesinden doğmaktadır. Chomsky’nin dil gelişimini biyolojik ve psikolojik temeller bağlamında ele aldığı görüşleri “psikolinguistik” kuramlar olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada, psikolojiyle uğraşan bilim insanları ile filoloji alanında emek harcayanların kendi pencerelerinden konuyu nasıl irdelediklerini tespit ederek, dil psikolojisinin kapsama alanını belirlemek amaçlanmıştır. Bir dili öğrenme ve istenilen standartlarda kullanma ile sözlü veya yazılı dil verilerini doğru algılama gibi davranışlar öncelikle dilbiliminin sorumluluk sahasına girmekte; bu alanlarda duyguların gerçekleştirdiği davranış değişiklikleri de psikolojinin ilgi sahasını teşkil etmektedir. Konuşurken yüzü kızaran, bildiği halde sorunun cevabını vermekten çekinen ya da dikkat dağınıklığı nedeniyle dinlediğini ve okuduğunu anlayamayan; anladığı halde çok çabuk unutan, yanlış anlayan veya anladığını yanlış ifade eden kişilerin bu durumları dil psikolojisinin ilgi alanını teşkil etmektedir. Dil psikolojisi, sadece bireyin kendini güzel ve etkili ifade etmesine değil, toplumların da sağlıklı iletişim kurmalarına imkân sunan verileri ihtiva etmektedir. Dil eğitimi; bireyin iç huzuru, kendini iyi hissetmesi ve kendini doğru ifade etmesinin yanında, çevresini doğru algılamasına da yardımcı olmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halk Edebiyatı Anlatı Türlerinin Uygulamalı Halk Bilimi Bağlamında Türk Sinemasındaki İzdüşümleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19463</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19463</guid>
      <author>İlke TEPEKÖYLÜ</author>
      <description>Mitlerin kurguladığı ve şekillendirdiği halk kültürlerinde toplumların, arkaik dönemlerinden günümüze kadar sahip oldukları ‘mitik’ öğeleri değişik şekillerde muhafaza ettikleri görülür. Kültürün aktarımına yönelik uygulamaların çağın popülerleşen değerleriyle paralel bir ilerleme gösterdiği ve bu ilerlemenin beslenme kaynağını toplumların; mit, destan, halk hikayesi, masal gibi anlatı türlerinin oluşturduğu görülmektedir. Halkın kültürel DNA’sını oluşturan bu unsurlar ‘modern çağda’ şifahi olan aktarımsal özelliğini, görsel ve yazınsal alana bırakarak; roman, çizgi roman, tiyatro oyunu ve sinema filmi şeklinde sürdürmüştür. Bu ürünlerde bir çok mitolojik kahraman konu edilmiş ya da yeni kahramanlar türetilmiştir. Özellikle edebiyat ve çizgi romandan beyazperdeye uyarlanan hikayeler ile birlikte yedinci sanatın büyülü görselliği kendine yeni bir mecra yaratmıştır. Bir dönem Türk sinemasına damgasını vuran Karaoğlan, Malkoçoğlu ve Tarkan gibi karakterler, Geleneksel Türk Tiyatrosunun en ünlü kişileri Hacivat ve Karagöz, Yaşar Kemal’in Dağlı Ahmet ve Gülbahar’lı Ağrı Dağı Efsanesi, zengin bir ‘sözlü kültür’ geleneği ile mayalanmıştır ve Türk insanının belleğinde ve gönlünde büyük bir yer edinmiştir. Nitekim insanların tarihsel süreç içerisinde köy meydanlarında ve kahvehanelerinde, evlerde dilden dile aktardığı efsaneler, masallar ve halk hikayeleri yaşattıkları ‘kahramanlar’ ile kültürel hafızadaki yerini sabitlemiştir. Halkın çok sevdiği bu karakterler günümüze bir çizgi roman, roman ya da bir sinema filmi aracılığıyla taşınır. Bu çalışmada, halk hikayeleri, efsaneler ve masalların kaynaklığında mitolojinin uygulama alanı ve aracı olarak ‘sinema’ya yansımaları ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Adıyaman Halk Kültüründe Sünnet Merasimi ve Kirve Kültürünün Topluma Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19403</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19403</guid>
      <author>Yavuz UYSAL</author>
      <description>Kirve, sünnet olacak çocuğu kucağına oturtmak suretiyle babalık hakkı taşıyan kimsedir. İki yakın insanın aralarındaki samimiyet ve arkadaşlığa dayanarak ikisinden birinin, diğerine akrabalık teklifinde bulunmasıdır ki geleneğe göre yapılan bu teklif reddedilemez. Kirve, akrabalık bağı olmayan insanlardan seçilerek; teklif edilen kişi ile akrabalık bağı kurma amaçlanır. Bu bağ, o kadar ileri boyuta taşınır ki kirve, çocuğun manevi babasıdır ve o kişi ile kirve olunduktan sonra kız alıp vermek yasaktır. Bu durum, halkın dini inançlarından ziyade, aynı hüviyete bürünmüş geleneksel örf ve adetlerinden kaynaklanmaktadır. İslam dininde yer almayan bu akrabalık bağı ve yasaklar, kirve önünde dökülmüş olan kandan kaynaklanmakta ve dökülen kan, akrabalık bağının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Araştırma konumuzu oluşturan Adıyaman ilinde, kirvelik ve sünnet merasimi günümüzde halen canlı bir şekilde yaşatılmakta ve ortaya çıkardığı toplumsal değerlere gösterilen saygı, gün geçtikçe artmaktadır. Sünnet merasiminin yapıldığı uygulama sahası çeşitli değişikliklere uğrasa da bu toplantılara halk nezdinde verilen değer, herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Kirvelik, sorunların ve sorumlulukların paylaşımıdır. Kirveler, iyi günde, kötü günde, düğünlerde, bayramlarda, kız alıp vermelerde, birbirlerinin yanında olurlar, fikir alışverişinde bulunurlar ve sorumlulukları paylaşırlar. Ayrıca, kirveliğin insanlar arasında var olan bazı sorunların (kan davası) çözümüne de önemli katkılar sunduğu bilinmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kudemadan Bir Şair: Abdülkerimzâde Mehmet Refdî Efendi ve Divanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19425</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19425</guid>
      <author>Hakan YALAP</author>
      <description>Her edebî metin yazıldıkları dönem için birer ayna, müellifleri içinse birer psikolojik monolog özelliği taşır. Klasik şiirin her bir dönemi ve her dönemin her bir şairi kendi içinde farklı bir ses olmaya çalışmıştır. Bu husus, aslında kendi gelenekleri içinde söylenecek şeyler belliyken yapılabilecek en zor iş ve şairlik pâyesi için önemli bir merhaldir. Klasik şiirde ne söylendiği muhakkak önemliydi fakat nasıl söylendiği bundan daha da önemlidir. Bu vesileyle neredeyse her yüzyılda farklı bir üslup arayışına girilmesine rağmen, “kudema tarzı” olarak adlandırılan klasik üslup her asırda takipçi bulmuş ve</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gülten Akın’ın Poetikası Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19188</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19188</guid>
      <author>Maksut YİĞİTBAŞ, Gökçen SEVİM</author>
      <description>Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olan ve Türk şiirine damgasını vuran Gülten Akın, 1950’li yıllardan günümüze kadar, şiirin yanı sıra diğer edebiyat alanlarında da ürün vermiştir. Kendisine ait bir şiir dünyası kuran Akın, bu derya içerisinde bilinçli ve birikimli bir şekilde yol alır. Hayatla iç içe bir bağ kuran şiirlerinde, genel şiir karakteristiğinden uzaklaşmayan şair, bu özelliğini şiir tarzına başarıyla yansıtır. Geleneksel şiir anlayışı hakkında yetkin bir bilgiye sahip olan Akın; şiirlerini bu anlayış perspektifinde ele alarak, ona yeni şeyler katarak, zenginleştirerek oluşturur. Şairin toplumcu yanı, şiirlerinde başat bir unsur olarak yerini alır. Bu husus önce bireysel bir duyarlılıktan hareketle oluşmuş, ardından toplumculukta karar kılmıştır. O, şiirlerinde bir yandan Toplumcu-Gerçekçi açıdan dünyaya bakıp sosyal yaşamı irdelerken diğer taraftan ötelenen/edilgenleşen kadının dertlerini işlemiştir. Şair olduğu kadar, şiir hakkında teorik düşüncelere de sahip olan Akın’ın şiir sanatı ve problemleri hakkındaki görüşlerini “Şiiri Düzde Kuşatmak”, “Şiir Üzerine Notlar”, gibi kitaplarında, makale ve söyleşilerinde takip edebiliriz. O, şiir sanatı hakkında görüşlerini kitaplaştırarak özellikle genç şairlere birikimlerini aktarmayı hedeflemiştir. Gülten Akın’ın poetikasını tespit ve ortaya koyabilmek için bir yol haritasına ihtiyaç duyuldu. Bunun için Orhan Okay’ın “Poetika Dersleri” adlı kitabı temel alındı. Gülten Akın’ın müstakil karakterli ve sistemli yazıları, çeşitli söyleşi ve makaleler içine dağıtılmış/damıtılmış şiire dair görüşleri, “Poetika Dersleri”nde yer alan tasnifler çerçevesinde ele alındı. Bu metodolojiden hareketle Gülten Akın’ın şiir poetikasına ulaşılmaya çalışıldı.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yapraklı Takvimlerde Halk Bilimi Unsurları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19474</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19474</guid>
      <author>Ömer YILAR</author>
      <description>Halk biliminin eğitmek, eğlendirmek, kültürü aktarmak gibi birçok fonksiyonu vardır. Bu işlevlerini yerine getirirken birçok aracın kullanılması vazgeçilmezdir. Eskiden sözlü olarak yayılan halk bilimi ürünleri, daha sonra yazılı olarak aktarılmış, bunu yaparken de el yazmalarından kitaplara, dergilere, takvim yapraklarına kadar pek çok araç kullanılmıştır. Yapraklı takvimler, bir zamanların vazgeçilmezleri arasında olsa da günümüzde teknolojik araçların hızla yaygınlaşması sonucunda eski önemini yitirmeye başlamıştır. Buna rağmen hâlâ varlığını sürdüren yapraklı takvimler, eskiden olduğu gibi halk bilimi ürünlerine de yer vermektedir. Bu çalışmada, rast gele seçilen 2012 yılına ait on yapraklı takvim, halk bilimi içeriği açısından taranarak, yapraklı takvimlerde yer verilen halk bilimi unsurları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmayı yapmadan önce, yapraklı takvimlerde daha fazla ve çeşitli halk bilimi unsuruna rastlayacağımızı tahmin etmiştik. Ancak, yaptığımız incelemeler sonucu tahmin ettiğimizin çok altında halk bilimi ürününe yer verildiğini tespit ettik. Bizim incelediğimiz takvimlerin çok büyük oranda dinî bilgilere yer verdiğini söyleyebiliriz. Adeta, araştırmada kullandığımız takvimlerin dinî eğitim vermeyi amaçladıklarını tespit ettik. Bu çalışma ile geçtiğimiz yüzyılın (1900-2000) önemli kültür belgeleri olan yapraklı takvimler üzerinde yeterince çalışma yapılmamış olduğunu fark ettik. Bize göre, yaşanan zamanın önemli tanıkları olan yapraklı takvimler, farklı açılardan incelenmeye değerdir. Halk bilimcilerin belli takvimlerin içeriklerinin yıllara göre değişimlerini veya bu takvimlerin kullanımındaki gelenekselleşen davranışları, farklı takvimlerin halk biliminden nasıl yararlandıklarını gösteren karşılaştırmalı çalışmalar yapmaları ihmal edilmemesi gereken konulardandır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhan Kemal’in Romanlarının Fransızca, Almanca ve İngilizce Çevirileriyle Türk Kültürünün Yurt Dışında Temsili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19280</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19280</guid>
      <author>Ceylan YILDIRIM, Dilek TURAN</author>
      <description>Türk kültürünün çeviri yoluyla temsili ve yayılması Türk kültürüne ait çeşitli metinlerin diğer dillere ve kültürlere taşınmasıyla mümkündür. Yazın çevirisinin dünyada Türk kültürü algısının oluşması ve yerleşmesindeki katkısı büyüktür. Toplumdan topluma değişen ve toplumların öz benliklerini oluşturan kültürel unsurlar başka bir dile aktarılırken kaynak metnin kültürü de aktarılır. Çeviriyle kültür arasındaki sıkı ilişkiye değinerek kültürler arasındaki mesafeden dolayı kültürel unsurların çeviride sorun teşkil ettiğini vurgulayan Newmark, “Translation and Culture” adlı makalesinde gözden geçirerek yeniden oluşturduğu bir “kültürel unsurlar sınıflandırması” sunar ve kültürel unsurların çevirisinde kullanılmak üzere bazı çeviri yöntemleri önerir. Bu çalışmada, Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde (Sur les terres fertiles), Baba Evi (Vaterhaus) ve 72. Koğuş (Ward 72) romanlarının İngilizce, Fransızca ve Almanca çevirilerinde kültürel unsurların çevirisinde hangi çeviri yöntemleri kullanıldığı saptanacak ve böylece çeviri sürecinde “yerlileştirme” ya da “yabancılaştırma” stratejilerinden hangisinin baskın olduğu ortaya çıkarılacaktır. Bu bağlamda Türk kültürünün aktarılması ve yayılmasında çevirinin nasıl bir işleve sahip olduğu açığa çıkarılacaktır. Orhan Kemal’in bu üç romanının İngilizce, Almanca ve Fransızca çevirilerinde “yabancılaştırma” stratejisinin baskın olarak benimsenmesi Türk kültürünün karşı kültürlere taşınmasına olanak sağlanmıştır. Çeviri sürecinde, diller arası iletişimsel kodların farklı olması nedeniyle kültürel unsurların aktarımı sorun teşkil eder fakat Orhan Kemal’in üç dile yapılan çevirilerinde yabancılaştırmanın baskın olarak</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nazire Geleneğine 19. Yüzyıldan Bir Örnek: Râ’if Bey ve Leylâ Hanım’ın Birbirlerine Nazireleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19361</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19361</guid>
      <author>Hafsanur YILDIRIM</author>
      <description>19. yüzyıl Osmanlı devletinin gerileme devri olarak da adlandırılan, siyasette zorlukların yaşandığı bir devirdir. Edebiyat ve kültür ortamının da devlet siyasetiyle benzer bir durum takip ettiği izlenmektedir. Divan edebiyatının bu yüzyılda geçen asırlara kıyasla, önemli adımlar atamadığı, kendini yenileyemediği, geçmiş dönemlerin adeta tekrarı durumunda kaldığı görülmektedir. Yüzyıllardır süregelen klasik bir gelenek üzerine kurulu olan Divan şiiri, bu dönemde çok fazla şair yetiştirmiştir. Bu dönemde yetişen şairler kendilerinden önce gelmiş, üstat kabul edilen şairlerin izinden gitmişler, eserlerinde isimlerinden sıklıkla bahsetmişlerdir. Bununla birlikte bu dönem, nazireciliğin oldukça fazla rağbet gördüğü, önceki yüzyıllara kıyasla en çok nazirenin yazıldığı dönemdir. 19. yüzyılın çok nazire yazan şairlerinden biri Mehmed Râ’if Bey’dir. Râ’if’in, Millet Kütüphanesi’nde tespit edilmiş iki</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe’de “Ağa” Kelimesi ve Türevleri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19233</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19233</guid>
      <author>Kübra DİLAVER YILDIRIM</author>
      <description>“Ağa” sözcüğü Türk kültür yapısının tarihî süreçlerini yansıtan temel sözcüklerden biri olarak düşünülmektedir. Bir anlamda Türklerin bozkır hayatındaki soylu geleneğinin mirasını anlamada önemli anahtar sözcüklerden biridir. Birçok kullanım biçimi bulunan “Ağa” sözcüğü yaygın Türk söz varlığında önemli, özel ve nitelikli bir yer tutar. Geniş bir kullanım alanına sahip olan “Ağa” sözcüğü üst düzey bir unvandan akrabalar arasında basit bir adlandırmaya ya da bir seslenme biçimine kadar kullanım değişikliği gösteren bir sözdür. Bu çalışma ile bir makale konusunu aşarak kullanım çeşitliliğini gösteren “Ağa” kelimesinin Türk kültür hazinesinin kelime dağarcığında zenginlik sebebi oluşu örnekleriyle görülecektir. “Ağa” tabiri ve bunun türevlerinin görev alanı, kullanım biçimleri, tarihsel seyir içinde metinlerden takip edilerek incelenmeye çalışılacaktır. Haremden, askeri hiyerarşiye, siyasi bürokrasiden aileye kadar uzanan çeşitli alanlarda aktif bir kullanım sahasına sahiptir. Tarihî ve Çağdaş Türk dillerinde “Ağa” kelimesinin çeşitli eklerle (agaş, agadaş, agaçe, agayın, agayınçıl, akani, ağavat…) anlam ve görev değişikliklerine uğrayarak yukarıda saydığımız kullanım alanlarının içerisinde olduğunu görürüz. Türk Dilinden Arnavutça, Arapça, Urduca, Farsça gibi dillere geçen Moğolca kökenli bu sözcüğün çok geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu ve geçtiği bu dillerde de yine genel Türkçe içindeki anlamını koruyarak varlığını sürdürdüğünü görüyoruz. Bu makalede, Moğolcadan Türkçeye geçen bu alıntı kelimenin Türk kültür tarihi içindeki yeri ve önemi vurgulanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırgız Türkçesinde Geçen Eski Türkçe Kelimeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19214</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19214</guid>
      <author>Talip YILDIRIM, Duygu KOCA</author>
      <description>Kırgızlar, Türk tarihinin bilinen en eski kavimlerinden biridir. Kırgız Türkçesi, bugün çoğunluğu Kırgızistan’da yaşayan Kırgız Türklerinin konuştuğu bir lehçedir. Kırgızca, Türkçenin Kuzeybatı (Kıpçak) grubuna mensup olup aynı grupta yer alan Kazakçaya yakınlığıyla dikkat çeker. Dikkate değer bazı dil özellikleri bakımından Güney Sibirya Türkçesiyle de benzeşir. Özellikle Altayca ile Kırgızcanın pek çok ortak özelliğini tespit etmek mümkündür. Kırgız Türkçesi kuzey, güneydoğu ve güneybatı olmak üzere üç ana ağıza ayrılır. Kırgız Türkçesi tarihî olarak üç gelişim devresi içerisinde ele alınır: Eski Kırgız Türkçesi (VII.-IX. yüzyıllar), Orta Kırgız Türkçesi (X.-XV. yüzyıllar), Yeni Kırgız Türkçesi (XV. yüzyıldan sonra). Bu çalışmada Prof. K. K. YUDAHİN ‘in hazırladığı, Abdullah TAYMAS’ın Türkiye Türkçesi’ne çevirdiği Kırgız Sözlüğü taranarak günümüz Kırgız Türkçesi’nde yaşayan Eski Türkçe kelimeler tespit edilmeye ve bu kelimelerin Eski Türkçe’deki kullanımlarıyla tarihsel süreçteki durumları gösterilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçem Çocuk Dergisi ve Kimlik İnşası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19496</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19496</guid>
      <author>Oğuzhan YILMAZ</author>
      <description>Kurmaca metinlerin en başta edebiyata dair metinler olduğu bilinmekle beraber bilhassa çocuklara yönelik kurgularda verilen iletilerin arzu edilen insan tipini ortaya çıkarma noktasında da etkili olduğu bilinmektedir. Bu amaçla çalışmada “Balkanlarda anadil zevkini beraber yaşatalım.” alt başlığıyla çıkan Türkçem Dergisi’nin 2015-2016 yılları arasında çıkan 24 sayısı incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın verileri analiz edilirken ilkin araştırmacı ve bir alan uzmanı tarafından dergilerde yer alan kurmaca metinler tespit edilmiş, devamında incelenen dergiler içinden rastgele seçilmiş iki tanesinde yer alan kurmaca metinler, araştırmacı ve alan uzmanı tarafından ayrı ayrı okunarak metinlerin temel iletileri belirlenmiştir. Belirlenen bu iletiler, sonrasında karşılaştırılarak kodlamalar konusunda birlik olup olmadığına bakılmıştır. Farklı kodlayıcıların yaptığı kodlamalarda bariz bir sıkıntıya rastlanmayınca araştırmacı geri kalan 20 derginin ileti dizinini tek başına çıkarmıştır. Çalışma sonucunda Türkçem Dergisi’nde öne çıkan iletilerin “akıl, değer, din, duygu, çevre, Kosova ve Balkan tarihi” gibi temalarla bağlantılı olduğu görülmüştür. Dergilerde çevreye ilişkin iletiler dışındaki tüm ileti kategorilerinin Kosova’daki yaşanmışlıkların bir sonucu olarak kurgusal metinlerde yer aldığı tespit edilmiştir. Özellikle akıl, din, değer, Kosova ve Balkan tarihi temaları altında sıralanan iletilerin “akıllı, değerlerine bağlı ve millî hassasiyetleri olan bir nesil” yetiştirme konusunda bir kimlik inşa ettiğini bu çalışma için söylemek mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tezkire-i Hazret-i Hāce Muhammed Şerįf Büzürgvār Bu Turur</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19418</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19418</guid>
      <author>Ünal ZAL</author>
      <description>Tarih boyunca İslamiyet’i bir din olarak kabul eden toplumlarda siyasi, sosyal, ekonomik, coğrafi vb. sebeplerden dolayı çeşitli İslami yorum ve fikir akımları ortaya çıkmıştır. İslamiyet’in Türkler arasında kabul edilmesinden sonra, merkezine insan sevgisi ve hoşgörüyü koyan tasavvuf ve sufilik ekolü Türk dünyasında önemli bir gelişim imkânı bulmuştur. Günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan bu Türk İslam anlayışının ilk tohumlarının atıldığı Doğu Türkistan bölgesinde, tasavvuf öğretisini ön planda tutan birçok eser kaleme alınmıştır. Bunlardan biri de Tezkire-i Hazret-i Hvoca Muhammed Şerif Büzürg-var Bu Turur adlı risâledir. Lund Üniversitesindeki Gunnar Jarring koleksiyonu içerisinde yer alan bu tezkire Prov. 327’ye kayıtlı iki tezkireden biri olup toplamda 48 sayfa’dır. Her sayfası 13 satırdan meydana gelen eserin ölçüleri 21,5x16 cm’dir. Molla Abdülkadir Yarkendî tarafından 1915 yılında çoğaltılan bu elyazması, temiz ve kullanıma uygun olup misyoner cerrah Gustaf Raquette’nin eski eşi Hanna Raquette tarafından Lund Üniversitesi kütüphanesine hediye edilmiş ve Gunnar Jarring tarafında koruma altına alın¬mış¬tır. Tezkirenin kelime dünyası çoğunlukla Türkçe olmakla birlikte az sayıda da olsa Arapça ve Farsça alıntı kelimeler de bulunmaktadır. Allah’ın hayırlı isimleri ve O’na şükür ile başlayan bu el yazması eserde, Tezkire-i Hazret-i Hvoca Muhammed Şerif Büzürg-var hazretlerinin yedi yaşında yetim kalması ve annesini kaybetmesinden sonra yaşadığı sıkıntılı hayatı, rüyasında Satuk Buğra Hanı görmesi ve onun yol göstermesiyle tasavvuf yoluna girişi, müslümanlara yardım edişi ve bu esnada yaşadığı ilginç hayat hikâyesi anlatılmaktadır. Bu makalede, Molla Abdülkadir Yarkendî tarafından 1915 yılında çoğaltılan ve misyoner cerrah Gustaf Raquette’nin eski eşi Hanna Raquette tarafından Lund Üniversitesi kütüphanesine hediye edilen Tezkire-i Hazret-i Hvoca Muhammed Şerif Büzürg-var Bu Turur adlı eserin konusu, dil incelemesi, çeviri yazısı ve kelime dünyası üzerinde durularak ve birtakım değerlendirmelerde bulunulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Göstergebilimsel Bir Yaklaşımla Kutadgu Bilig</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19512</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19512</guid>
      <author>Münteha GÜL AKMAZ</author>
      <description>Gösterge, kendi dışında bir şeyi temsil eden ve temsil ettiği şeyin yerini alabilecek özellikte olan her çeşit biçim, nesne, olgu vb. olarak tanımlanabilir. Temelleri çok eski çağlara kadar uzanmasına rağmen XX. yüzyılın başlarında bağımsız bir bilim dalı hâline gelen göstergebilim ise, anlamlı bütünler olan gösterge dizgelerini inceleyen, göstergeler arası bağıntıları tespit eden, göstergeleri ve gösterge dizgelerini sınıflandıran bilim dalıdır. İki etkinlik alanı olan göstergebilimde bildirişim göstergebilimi (semiology) bildirişim amacıyla oluşturulmuş dizgelerdeki göstergeleri bildirişim sürecindeki işlevleri açısından incelerken anlamlama göstergebilimi (semiotics) göstergelerden oluşan bir dizge içindeki anlamların oluşumunu araştırır. Günümüzde göstergebilim, özellikle anlamlama göstergebilimi, anlatıların çözümlenmesindeki yaklaşımlardan birisidir. Anlatıların anlamsal katmanlardan oluşan bir bütün (dizge) olarak kabul edildiği göstergebilimde, bu bütün içindeki göstergelerin gerçekleşme düzlemi ve birbirine nasıl eklemlendiği ortaya konulur. Bu çalışmada Yusuf Has Hacip tarafından yazılan Kutadgu Bilig, göstergebilim açısından okunarak metnin çatısını oluşturan şahıslar olan Küntogdı, Aytoldı, Ögdülmiş ve Odgurmış’ın gösterdiği kavramlar üzerinde durulup bunlar arasındaki ilişkiler ve ayrılıklar belirlenmeye çalışılmıştır. Zira metinde adalet, kut (saadet), akıl ve akıbeti (kanaat) temsil eden bu dört şahsın adları birer göstergedir. Göstergebilime göre, her metinde hem eski kültürün hem de çevresel kültürlerin metinleri bulunur. Böylece bütün metinlerin var oluş koşulu olan metinler arası ilişkiler ortaya çıkar. Bu çalışmada da metinler arası ilişkiler kurularak ele alının konular toplum ve tarih içerisinde değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Necip Fazıl Kısakürek’in Tiyatrolarında Medya Eleştirisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19590</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19590</guid>
      <author>Şeyma BÜYÜKKAVAS KURAN</author>
      <description>Necip Fazıl Kısakürek, çok yönlü sanatçılardan biridir. Şair, yazar ve fikir adamı olarak şiirleri, roman, hikâye, tiyatro ve düşünce yazıları ile Türk edebiyatında yer alır. Bu çalışmada tiyatro eserlerindeki medya eleştirisi ele alınacaktır. Necip Fazıl Kısakürek’e göre tiyatro sanat dalları içindeki en büyük keşiftir. Tiyatro etkili ve üstün bir anlatma aracıdır. Kendi fikirlerini ve davasını anlatmak için tiyatronun çok etkili bir araç olduğuna inanır. Şiir, roman, makale ve konferanslarında dile getirdiği sosyal meselelere dair fikirlerini; tiyatrolarında, tiyatro türünün sunduğu imkânlar çerçevesinde ifade eder. Toplumsal sorunları anlatmak için gazete, sinema ve radyoyu da tiyatro kadar etkili ve güçlü bir araç olarak kabul eder. Türk basınına yönelik eleştirilerini “Bir Adam Yaratmak” (1937), “Reis Bey” (1960), “Püf Noktası”(2000) adlı tiyatrolarında dile getirir. Fikir ve dava aracı olması gereken gazete Türk basınında kâr aracı olarak görülür. Daha fazla satış yapmak için insan hayatına, mahremiyetine önem verilmez. Namus, şeref, onur gibi değerler yok sayılır. Özellikle sanatçıların hayatlarındaki en mahrem konuları anlatmak gazetelerin hakkı sayılır. Merak uyandıran ve satışı artıran magazin haberleri sürekli gündemde tutulur. Gazeteciler; amaçlarına ulaşmak, istedikleri cevapları alabilmek için her yolu denerler. Güvenilmezlerdir. Okuyucularını tanımazlar, onları kendi görmek istedikleri gibi görürler. Gazeteler siyasî güçlerin emrine göre iş yapmaktadırlar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Sürerlik İşaretleyicisi Olarak “Paso” Sözcüğü ve Düşündürdükleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19227</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19227</guid>
      <author>Ergün ALTUN</author>
      <description>Türkçede, özellikle gençler arasında, bir sürerlik işaretleyicisi olarak kullanılan “paso” sözcüğünün Türkçeye başka bir dilden gelmiş olabileceği kanaatine varılabilir. Ancak sözcüklerin kökenine ilişkin karar verebilmek için sesdizimi bilgi ve/ya sezgisine sahip olmak bazen yeterli olmayabilir. Karar verebilmek için titiz bir etimolojik araştırma yapabilecek bilimsel derinlik, artzamanlı bir dil kültürü gerekmektedir. Hızlı bir lektleşme etkisiyle genç kuşakların ağzında kullanım sıklığı gittikçe yükselen “paso” nun kökeni ile ilgili Türkçe sesdizim kurallarına aykırılığı nedeniyle yabancı kökenli olduğu kanaatine kapılabilinir. Sözlükler, “paso”nun İtalyanca veya Fransızca passe (=geçmek) fiilinden Türkçeye geçmiş olduğu bilgisini vermektedir. Fakat dilimizde “sürekli, durmadan” anlamında kullanılan “paso” bize bu bilginin eksikliğini düşündürmektedir. Ağızlarda sadece “paso” değil; basa ya da pasa biçiminde ala morflar da mevcuttur. Dilde yaşanan morfo-fonolojik değişmelerin kökenden çok zamanla ilgisi de bulunmaktadır. Görünüş kategorisi Türkçede sürerlik görünüşü “pasa, basa, paso” gibi zarfların yanı sıra yorı-, dur-, yardımcı fiilleri de Türkçede sürerlik işaretleyicisi olarak kullanılan morfemlerdir. Yaptığımız sözlük araştırmaları ve ağız derlemelerinde kadim bir Türkçe sözcük olan “basa” ya da “pasa” nın morfofonetik süreçler sonrasında bugünkü “paso”nun bir “a la mof”u olduğu sonucuna varılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mu‛cizeler Kitabı - Klasik Türk Edebiyatında Müstakil Mu‛cizât Metinleri - Mu‛cizât-ı Enbiyâ Tercümesi - Sinanoğlu Za‛îfî - Mu‛cizât-ı Mustafa (İnceleme-Sadeleştirme-Metin). Hazırlayan: Müjgân Çakır. Büyüyen Ay. İstanbul 2015.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19311</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=19311</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


