






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2015 Sayı Volume 10 Issue 10</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=298</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Uşak Çeşmelerinin Korunma Durumları, Tarihi Kimliklerini Koruma Bağlamında Düşünceler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18673</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18673</guid>
      <author>Türkan ACAR</author>
      <description>2014 yılında başlayan, “Uşak İl ve İlçeleri’ndeki Türk Dönemi Yüzey Araştırması” ve 2015 yılında Uşak Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Birimi Koordinatörlüğü tarafından kabul edilen “Uşak’taki Su Mimarisi” adlı proje çalışması kapsamında Uşak İl merkezi, il merkezine bağlı köyler ile merkez ilçelerde çalışmalar başlamıştır. 2014 yılı çalışmalarında il merkezine bağlı 91 köy taranmış ve bu köylerde 61 çeşme, 12 köprü, 2 çamaşırhane, 1 kaplıca tespit edilmiştir. Ulubey İlçesi’ne bağlı sadece 16 köye gidilebilmiş ve 5 çeşme ile 2 köprü belirlenmiştir. İl merkezinde 9 mahalledeki yapılar incelemiş, 14 çeşme ve 1 hamam çalışılabilmiştir. 2015 yılı çalışmalarında merkezde yer alan 17 çeşme de incelenerek çalışmaya eklenmiştir. 2015 yılı arazi çalışmalarımız, Ulubey ve Eşme ilçeleri ile bu ilçelere bağlı köylerde devam edecektir. Üç yılda tamamlanması düşünülen proje kapsamında diğer ilçe ve köylerdeki çeşmelerin de tespit edilerek çalışmaya eklenmesi hedeflenmektedir. Proje çalışmamızda amaç Uşak’taki tüm su yapılarının tespitini ve dokümantasyonunu yapmaktır. Projenin bir bölümünü oluşturan, su mimarisinin en dikkat çekici yapılarından biri olan çeşmeler, Uşak’ta tarihi kent dokusu içerisinde özel bir yere sahiptir. Yapılar, kentteki tarihsel mimari mirasın bütünlüğünde öncülük etmektedir. Çalışmamızın bu aşamasında merkezde tespit ettiğimiz çeşmelerin korunma durumlarına dikkat çekilmesi hedeflenmiştir. Henüz tüm çeşmelere yerinde inceleme fırsatımız olmamış, sadece 2014 ve halen devam etmekle birlikte 2015 yılı çalışmaları sonucu elde ettiğimiz verilerle yapıların korunma durumlarına yönelik bir ön çalışma hazırlanmıştır. Tüm çeşmelerin tespiti sonrasında elde edilecek verilerle birlikte hazırlanacak çalışmada ise, Uşak’taki çeşmelerin Anadolu Türk çeşme mimarisi içerisindeki yeri plan, mimari ve süsleme programı açısından incelenip derlenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Demokrasi İle Siyasal İstikrar ve Kalkınma Arasındaki İlişki: Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18823</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18823</guid>
      <author>Abdulvahap AKINCI</author>
      <description>Demokrasi kavramı özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, bütün olumlu özellikleri içerisinde barındıran bir kavram olarak sıkça kullanılmaktadır. İnsanlığın ulaştığı/ulaşması gereken ideal bir sistem olarak sunulan demokrasi, hemen her toplumsal konu ile ilintili olarak ortaya çıkmaktadır. Demokrasi ile ekonomik kalkınma ve siyasal istikrar arasında doğru orantılı bir bağın olduğu görüşü literatürde farklı bilim insanları tarafından dillendirilmektedir. Demokrasinin ekonomik kalkınmanın sebebi veya sonucu olarak var olduğu görüşünün yanında, eş zamanlı olarak birbirlerinin ortaya çıkışında etkili olduklarını savunanlar da vardır. Demokrasi ile ekonomik kalkınma arasında doğrudan bir bağ olmadığı görüşü de kendine taraftar bulmaktadır. Türkiye’de de siyasal istikrar ile ekonomik kalkınma ve demokrasi arasında ciddi bir bağ olduğu yönündeki yaklaşımlar dile getirilmektedir. Siyasi istikrarın olmadığı dönemlerde hem ekonomik kalkınmanın yavaşladığı, hem de demokratik adımlar atılamadığı ve hatta bu konularda geriye gidiş olduğu ileri sürülmektedir. Bu çalışmada farklı yaklaşımlar gerekçeleri ile ortaya konularak, demokrasi ile ekonomik kalkınma ve siyasal istikrar arasında bir bağ olduğu, Türkiye örneği çerçevesinde ortaya konmaya çalışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Melodram ve Modernite İlişkisi Bağlamında, Yeşilçam Sinemasında Avrupalılık Görünümlerinin Kadın Karakterler Üzerinden Temsili: Kezban Filmleri Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18928</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18928</guid>
      <author>Şükran AKPINAR</author>
      <description>Modernitenin ortaya çıkardığı bir tür olarak kabul edilen melodram, bu nedenle modernitenin getirdiği tüm temsilleri taşır. Modernitenin kentteki görünümleri, bireyler arasındaki ilişkileri biçimlendirmesi, geleneksel ile modernlik arasındaki bocalamalar, modernliğin yüceltilmesi ama son tahlilde geleneksele dönülmesi, modern hayatın getirilerinden yararlanılırken, duygusal ilişkilerde geleneksel kadın-erkek davranışlarının bırakılmaması melodram-modernite etkileşimini farklı bağlamlarda sunarken, moderniteye yönelik eleştirilerini de dile getirmiştir. Türkiye’de “modernite” görünümlerinin, değişen siyasi konjoktüre bağlı olarak ortaya çıktığı dönem 1950’li yıllardır. Türkiye’nin çok partili hayata geçişi, tek partili dönemdeki “devletçi” siyaset anlayışının “liberalizme” evrilmesi, batının kültürel değerlerini görece cazip hale getirmiştir. Melodramlarda sıklıkla işlenen bu cazibe, filmlerde, çoğunlukla günlük görgü kuralları ve giyim olarak yansıtılmıştır. Bu çalışma; modernite-melodram ilişkisi bağlamında modernitenin ve melodramın karakteristiklerinin tanımlanması ve bu ilişkinin temsil edildiği Yeşilçam sinemasının değerlendirilmesi üzerine kurulmuştur. Tanımlanan kavramların filmlere nasıl yansıdığı ise, en belirgin örneklerden biri olarak kabul edilen “Kezban” filmleri incelenerek ortaya konulanacaktır. Çalışmanın birinci bölümü; melodram ve modernite kavramlarının açıklanması, aralarındaki ilişkinin belirleyici özellikleri ve toplumu etkileme süreçlerine yönelik bir çerçeveyi kapsamaktadır. İkinci bölüm, Yeşilçam Sinemasının tanımlanması, temsil biçimleri ve karakteristiğine yönelik değerlendirmelerden oluşmaktadır. Üçüncü bölümde ise, örnek olarak seçilen “Kezban Roma’da” ve “Kezban Paris’te” filmleri, çalışmanın çerçevesini oluşturan kavramlar üzerinden çözümlenmiştir. Melodram-modernite ilişkisi ve Yeşilçam Sinemasının etkilenme düzeyleri, kadın karakterlerin bu kavramları temsil biçiminin ortaya konulması, Türk Sineması izleyicisi üzerinde Avrupalılık hissiyatı yaratabilmiş midir sorusuna da cevap teşkil edebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadınların Karşılıklı Bağımlılığı Ve Buna Etki Eden Faktörlerin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18514</guid>
      <author>Hasan Hüseyin ALTINOVA, Onur ALTUNTAŞ</author>
      <description>Bu çalışma Türk toplumundaki kadınların karşılıklı bağımlılıklarını değerlendirmek ve bu bağımlılık ile bazı demografik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma için Ankara İli Altındağ İlçesi Altındağ Belediyesi Kadınlar Eğitim ve Kültür merkezlerine kayıtlı 180 kadın gönüllülük esasına göre tespit edilmiştir. Araştırma kapsamına kadınlar evrenden seçkisiz olarak alınmıştır. Araştırmamıza katılan kadınların yaşları 18 ile 55 arasında değişmektedir. Veri toplama araçları olarak, Spann- Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği (SFİBÖ) ve araştırmacılar tarafından geliştirilen ve demografik değişkenlerin yer aldığı kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Kadınların ilişki bağımlılığı düzeyleri arasında sırasıyla yaş aralığı, eğitim düzeyi, evlilik yılı, çocuk sayısı, sosyal güvence bakımından anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir ( F= 1.342, p &gt; 0.05; F= 1.374, p&gt; 0.05; F= 1.448, p&gt; 0.05; F= 1.709, p&gt; 0.05; F= 1.122, p&gt;0.05). Kadınların ilişki bağımlılığı düzeyleri arasında sırasıyla medeni durum, birlikte yaşadığı kişiler, gelir düzeyi bakımından anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir ( F= 3.493, p&lt;0.05; F= 2.986, p&lt;0.05; F= 3.082, p&lt;0.05). Kadınların ilişki bağımlılığı düzeylerinde çalışma durumu açısından anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir ( t= -1.998, p&lt; 0.05). Çalışmayan kadınların SFİBÖ’den aldıkları ortalama puanların ( x= 55.47), çalışanlardan ( x= 50.22) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kadınların karşılıklı bağımlılık nedeni ile etkilenen ruh sağlıklarının iyileştirilmesi ve toplum içerisinde bağımsız birey olarak yer almalarının sağlanması için karşılıklı bağımlılığın yaşamlarında oluşturabileceği olumsuz etkileri ve çözüm yolları konusunda bilgilendirilmesi gerektiği önerilmektedir. Ayrıca bu çalışmanın kadınlarda karşılıklı bağımlılık ile ilgili ileride yapılacak çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaköy-Kuruçeşme Sahilinde Yapılaşma ; 20. Yüzyıl Başları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18555</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18555</guid>
      <author>Özlem ATALAN</author>
      <description>17.yüzyıl ve sonrasında, Boğaziçi’nde kıyı yapıları ve köy içi yerleşimleriyle kendine özgü bir yaşam kültürü kurulmuştur. Ortaköy ve Kuruçeşme sahilindeki Boğaziçi bölümüne, 17. yüzyıldan itibaren pek çok saray, sahilsaray, sahilhane, cami, çeşme ve rekreasyon alanları inşa edilmiştir. Özellikle bu sahil, 18. yüzyıldan itibaren hanedan ailesinin ve üst düzey ailelerin sahilsaray ve sahilhanelerine ev sahipliği yapmıştır. Pek çok sahilsaray döneminin ünlü mimarları tarafından inşa edilmiştir. Örneğin Nazime Sultan Yalısı, ünlü İtalyan mimar D'Aranco, Hatice Sultan Yalısı Melling tarafından inşa edilmiştir. 18. ve 19. yüzyılda gelişen Boğaziçi kıyı mimarlığı, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren yok olmaya başlamıştır. Bu süreçte pek çok yalı, koruma anlayışından uzak politikalarla yıkılmıştır. Boğaziçi’nin özel mimarisini yansıtan kıyı yerleşimi ve köy içlerinin özgün dokusu zarar görmüştür. Günümüzde Ortaköy-Kuruçeşme kıyı yerleşimi, 18. yüzyılda Fauvel ve Melling tarafından çizilen gravürlerde, 19. Yüzyıl ortalarında Kargopoulo, Abdullah Freres, Sebah&amp;Joaillier tarafından çekilen fotoğraflarda ve 20. Yüzyıl başlarına ait Miralay Ali Sami fotoğraflarında yer alan yapılarının pek azını yaşatabilmektedir. Bu kıyı dokusunun özgün dokusu, 20. yüzyıldan itibaren, yol yapıları, çeşitli dönemde yangınlar, tahribatlar, yanlış işlevlendirme gibi nedenlerle zarar görmüştür. Ortaköy-Kuruçeşme kıyı yerleşimine ait gravür, harita ve fotoğraflarda görülen silüet değişimi net olarak görülmektedir. Yapılan çalışmada, 20. Yüzyıl başından itibaren bu özel sahil şeridinde yer alan yapıların yok oluş süreci anlatılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Medine Toplumunda İpek ve İpekli Kullanımı: İbn Sa'd'ın Tabakât'ı Işığında</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18796</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18796</guid>
      <author>Esra ATMACA</author>
      <description>Tarih ve diğer pek çok ilim dalının önemli kaynakları arasında yer alan tabakat kitapları, sahasında tanınmış şahsiyetlerin biyografilerini konu edinmekle birlikte bu eserlerde yer alan bilgiler sosyal hayatı aydınlatmak için de öneme sahiptirler. Bu eserler arasında İbn Sa‘d’ın Tabakatü’l-Kübrâ (Kitâbü’t-Tabakâtü’l-Kebîr) adıyla tanınan ve siyer-megazi ve tabakat bölümlerinden oluşan eseri de bulunmaktadır. Bu makalede İbn Sa‘d’ın Tabakat’ı ışığında Medine toplumunda ipek ve ipekli kumaş kullanımı irdelenmekte, dönem olarak ashab ve tâbiîn dönemiyle sınırlı kalınmaktadır. İbn Sa‘d’ın Tabakat’ında ashab ve tâbiîn tarafından giyilen elbiselerle ilgili olarak pek çok bilgi bulunmaktadır. Makalede ipek veya ipekli kumaşlar hakkındaki rivayetler değerlendirilmekte, buna göre söz konusu dönemde harîr, hazz ve dîbâc kelimelerinin ipek kumaşlar için daha fazla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan harîr, sadece saf ipek için kullanılan bir kavram olmuştur. Ancak harîrin aksine hazz kelimesi birden fazla anlamda kullanılmıştır. Bu kelime hem ipek ve yün karışımı, hem de sadece ipek anlamında kullanılmıştır. Araştırmada özellikle ashab ve tâbiînin büyüklerinin hazzı çokça tercih ettiği ve cevazına dair tartışmaların yapılmamasından yola çıkarak ilk dönemde hazz kavramının yün ve ipek karışımı için kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak sonraki dönemlerde özellikle Emevî idaresi altında daha çok da idareciler tarafından kullanılan hazzın ise ipeğin karşılığı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. İpekli kumaşlar sadece elbise olarak değil başa giyilen başlıklarda veya sarıklarda da kullanılmıştır. Ayrıca yastık gibi ev eşyalarında, değerli eşyaların saklandığı sandık içlerinde ve Kâbe örtüsü olarak da ipekli kumaşlar kullanılmıştır. İpeğin kullanım şekline bakıldığında ipek bazen tek başına dokunarak ipek elbise olarak, bazen başka bir tür ile karıştırılarak mesela yün-ipek karışımı şeklinde, bazen herhangi bir kumaşın dikişlerinde ipekli iplik kullanılması suretiyle kullanılmıştır. Bu makalede, ilk dönem Müslümanları arasında ipek ve ipekli kumaş kullanımının nasıl olduğu İbn Sa‘d’ın Tabakat’ı ışığında ele alınmış, hem tarih hem de diğer ilimlerde konuyla ilgili çalışma yapanlara fayda sağlanması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İl Müftülüğü Aile ve Dini Rehberlik Bürolarına Gelen Sorular Işığında Boşanma Nedenleri (Ege Bölgesi Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18675</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18675</guid>
      <author>Salih AYBEY</author>
      <description>Değişen toplumsal ihtiyaçlar ve buna bağlı olarak çeşitlenen din hizmetleri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmet alanlarında hem nitelik hem de nicelik açısından genişlemeyi gerektirmiştir. Bu doğrultuda “sosyal içerikli din hizmetleri” projesi adı altında aile kurumunu güçlendirmeye yönelik müftülükler bünyesinde Aile ve Dini Rehberlik Büroları kurulmuştur. Bu bürolar aynı zamanda ailelere dini danışmanlık ve rehberlik faaliyeti yapmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de aileyi kuşatan, sebep ve sonuçları açısından ilk sıralarda yer almaya başlayan önemli sorun alanlarından biri kuşkusuz boşanma olgusudur. İstatistiklere göre Türk ailesi ve toplumu, Batılı toplumlara göre daha sağlam görünse de istatistiklerin takip edemediği sorunlar ve süreçler, bu alana özel bir önem verilmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle problem yaşayan ailelere destek olmak ve aile yapımızı güçlendirmeye yönelik olarak il müftülükleri bünyesinde 2003 yılından itibaren açılmış olan ve her geçen gün faaliyetini artırarak devam eden Aile ve Dini Rehberlik bürolarına gelen sorulardan hareketle boşanma nedenleri araştırılmıştır. Araştırmamızda, Ege Bölgesinde yer alan il müftülüklerine bağlı Aile ve Dini Rehberlik Bürolarına gelen sorular arasından ‘boşanma nedenleri’ konulu sorular ele alınmıştır. 2005-2011 yılları arasında bürolara gelen 2256 adet sorudan 146’sı boşanma nedenleriyle ilgilidir. Sorulardan hareketle Ege Bölgesindeki boşanmaların nedenleri tespit edilmiştir. Buna göre, boşanma nedenleri arasında en önemli faktör, erkeğin olumsuz karakteridir. Aldatma, şiddet, cinsel problem ve hastalıklar, ailedeki diğer fertlerden kaynaklanan problemler, eşler arası sevginin olmaması gibi konular diğer nedenler arasındadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Epiktetos’un Stoik Ontolojide İrade ve Özgürlüğe Yer Açma Çabası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18658</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18658</guid>
      <author>Rıza BAKIŞ</author>
      <description>Stoa, Hellenistik dönemin önemli bir felsefe okuludur. Her ne kadar Stoa’nın düşünceleri eklektik bir yapı arz etse de ontolojisi bağlamında determinizm, kader, doğa, doğaya uygunluk gibi tartışmalarda ortaya koyduğu düşünceler, hem özgünlük hem de sonraki dönemlere etkisi açısından önemlidir. Stoa’nın önemli bir temsilcisi olan Epiktetos’un bahse konu olan bu tartışmalar bağlamında görüşlerinin de ayrı bir değeri vardır. Genel kabul, Stao’nın ontolojisi Herakleitos’a, ahlak felsefesi konusundaki düşünceleri de Sokrates’e dayanmaktadır; fakat her iki konuda da Stoacılar’ın bu iki geleneği bire bir taklit etmedikleri çok açıktır. İrade konusunu vurgulu bir şekilde ele alması ve felsefesini neredeyse tamamıyla irade ve özgürlük üzerine kurmuş olması Stoacı Epiktetos’u hem kendi döneminde hem sonraki dönemlerde bir hayli dikkate değer kılmıştır. Söylemlerinin öne çıkarılmasında bir dönem köle olarak yaşamasının etkisinin olduğunu söylemek de mümkündür. Bütün bunların ötesinde varlık alanını iradenin alanı ve irade dışı alan olarak ikiye ayırması, maddi dünyaya ait şeyleri iradenin dışında bir alana, insanın iç/düşünce dünyasını da insan iradesinin müdahil olduğu bir alana ait görmesi Epiktetos’un düşüncelerini farklı kılmaktadır. Kişinin özgürlük alanını, eylemlerin ötesinde sadece düşünce boyutuyla sınırlandırıyor olması Epiktetos’un en önemli vurgularından birisidir. İyiliği ve kötülüğü bütünüyle iradenin alanında görmesi de onun en temel savunuları arasında yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye'de Modernleşme, Din ve Din Adamlığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18761</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18761</guid>
      <author>Behçet BATUR</author>
      <description>Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte güçlü bir şekilde artarak devam eden Batılılaşma ve modernleşme hareketleri Türkiye’deki geleneksel dini yaşam, teşkilatlanma ve din adamlığı konularını da etkilemiş ve bunlar çeşitli açılardan eleştiri konusu haline getirilmiştir. Modern dünyada dinin yerinin ne olduğu ve ya olması gerektiği konusundan tutun da din adamının çağdaş konumuna kadar, din ve din adamlığı konusu, günümüzde de halen tartışma konusu olarak güncelliğini korumaktadır. Türkiye’de günümüzde, din ve din adamlığı kurumunun etki alanının zayıflaması ve bunların işlevsel farklılaşmaya uğraması süreçlerine somut olarak tanıklık etmekteyiz. Türkiye’deki Batılılaşma ve modernleşme politikaları ve beraberinde yaşanan liberalleşme ve sekülerleşme süreçleri, geleneksel dini yapılanmaları değiştirdiği gibi (hilafetten diyanete) din adamlığı kurumunu da dönüştürmüştür (din adamlığından din görevliliğine). Dini hayattaki bu dönüşümlerin elbette ki çok önemli sosyal ve kültürel sonuçları olacaktır. Bugün Türkiye’de, ne Diyanet İşleri Başkanlığı İslam dininin genel kabul gören bir temsilcisi olma konumunda ne de din görevlileri birer din önderleri olma pozisyonundadırlar. Bugün itibariyle, yaşanan modernleşme hareketleri, Türkiye’deki din kurumu ve dinsel yapılanmaların dönüştürülmesi ve toplumun liberalleşmesi ve sekülerleşmesi sürecini büyük oranda ve başarılı bir şekilde tamamlamıştır diyebiliriz. Bu yazının temel savı da, modernleşme süreçlerinin Türkiye’nin özellikle son dönemlerinde dini hayatta bir liberalleşmeye ve sekülerleşmeye yol açtığı, din kurumunu zayıflattığı, dinsel kurum ve kişilerin prestijini düşürdüğü ve pozisyonlarını değiştirdiği yönündedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İbn Teymiyye’nin “Kıbrıs Risâlesi”Nin Tercümesi ve Risâledeki Bazı Hadislerinin Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18740</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18740</guid>
      <author>Muammer BAYRAKTUTAR</author>
      <description>İbn Teymiyye’nin Kıbrıs kralına hitaben yazdığı “er-Risâletu’l-Kubrusiyye” adlı mektubu, dinî, siyâsî, sosyal ve askerî bilgiler içermesi bakımından tarihî bir belge niteliğinde önemli bir eserdir. Kıbrıs’ta esir bulunan Müslümanların serbest bırakılması amacıyla yazılan mektup, teolojik tartışmalar bağlamında aynı zamanda Ehl-i Kitab’a, özellikle de Hristiyanlara yönelik bir cevap ve reddiye özelliğine sahiptir. İbn Teymiyye, Hristiyanların Hz. İsâ hakkındaki hatalı inanç ve tasavvurlarından başlayarak, onların ve din adamlarının Hz. İsâ’nın öğretisinden saptıklarını ve Hristiyanlıkta esasen bulunmayan bir çok inanç ve düşünceyi ihdas ettiklerini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede İslâm’ın konumunu ve temel görüşlerini âyet ve hadislerle ortaya koymaktadır. İbn Teymiyye mektubunda yaşadığı dönemde karşılaştığı Moğol istilâsına karşı kendisinin ve Müslümanların ortaya koyduğu mücadeleye de değinmektedir. Dolayısıyla İbn Teymiyye’nin, çağının sosyal, siyasî, askerî, hukukî ve dinî sorunlarıyla yakından ve aktif olarak ilgilenmesi, onun farklı bir âlim portresine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim Kıbrıs’ta esir bulunan müslümanların, kralın tebaası gibi görülmesi gerektiğini, aynı iyi muamelenin onlara da gösterilmesinin dinin ve hukukun bir gereği olduğunu ifade etmesi, uluslararası bir konuda oldukça ileri bir anlayış ve düşünceye sahip olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, risâlenin önemli bilgi ve mesajlar içermesi sebebiyle öncelikle tercümesine yer verilmiştir. İbn Teymiyye risâlesinde zaman zaman hadislere de yer vermekte ve atıfta bulunmaktadır. Bu bakımdan İbn Teymiyye’nin risâlede yer verdiği ve atıfta bulunduğu hadislerin tahrici yapılarak kısaca değerlendirilmiştir. Risâlede yer alan ve Hz. İsa’nın nüzulünü, Deccâl’i öldürmesini, kıyamete yakın bir zamanda Müslümanlarla Yahudiler arasında yaşanacak savaşı vb. ihtiva eden ve fiten hadisleri diye bilinen rivâyetlere ilişkin İbn Teymiyye’nin yaklaşımı bir başka çalışmamızda incelenmiştir. Bu çalışmada ise özellikle Hz. Peygamber’in gayr-i müslimlerle savaşmasını, rahmet ve savaş peygamberi olmasını ve her asırda dini yenilecek bir müceddidin gönderileceğini ihtiva eden bazı hadisler ve bunlara ilişkin İbn Teymiyye’nin bakışı değerlendirilmiş, söz konusu hadisler üzerinde bazı tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahtapot Kadınlar: Aile ve İş Yaşamı Kıskacındaki Kadınlar ve Karşılaştıkları Sorunlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18726</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18726</guid>
      <author>Veda BİLİCAN GÖKKAYA</author>
      <description>Dünyadaki nüfusun yarıdan fazlasını oluşturan kadın, tarihin tüm dönemlerinde üretici rolüyle ekonomik alanda varlığını hissettirmiştir. Sanayi devriminden önce aile içinde ücretsiz işçi olarak sadece ev işleriyle (çocuk bakmak, yemek yapmak, çamaşır yıkamak, bulaşık yıkamak vb. gibi) meşgul olan kadın, sanayi devrimiyle beraber kamusal alanda da emeğini satarak çalışamaya başlamıştır. Sanayi devrimiyle çalışma yaşamına katılan kadının, toplumsal yaşam alanlarında rolleri farklılaşsa da konumunda olumlu gelişmeler olsa da, geleneksel kadınlık rollerinden tam olarak kurtulabilmiş değildir. Diğer bir deyişle çalışan kadın, var olan rollerine yenileri eklerken, mevcut toplumsal cinsiyet kalıp yargıları çerçevesinde geleneksel kadınlık rollerini de yerine getirmeyi sürdürmek zorunda kalmıştır. İş yaşamındaki zorluklar ve sıkıntılar, ev ve işin gerektirdiği rol beklentilerinin çokluğu, bu rollerin beklentilerini yerine getiren kadının, sosyal destekten (eşin yardımı, aile ya da akraba yardımı, kurum yardımı vb. gibi) ve kaynaklardan yoksunluğu, kadını işin içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemekte, hem onları hem de onların iş-aile dengesini sarsarak, çifte sömürüyle yüz yüze gelmelerine neden olmaktadır. Bu çalışma da, sanayileşmeyle beraber özel alandan kamusal alana çıkan kadının, toplumsal cinsiyet bağlamında iş yaşamında karşılaşmış olduğu sorunlar (istihdam, eşit işe eşit ücret, krizler, sosyal güvenceden yoksunluk vb gibi), iş yaşamıyla aile yaşamı (sürdürmek zorunda olduğu geleneksel kadınlık rolleri) arasındaki dengeyi kurarken karşılaşmış olduğu zorluklar ve bu zorlukların kişisel, ailesel ve toplumsal sonuçları irdelenecek/ele alınacaktır. Derleme niteliğindeki bu çalışma da belgesel gözleme başvurularak, araştırmayla ilgili makale, kitap, dergi, internet taranmış, konuyla ilgili yapılmış araştırma sonuçlarının istatistiki verilerine yer verilmiştir. Daha sonraki süreçte, eldeki veriler uygun başlıklar altında toplanarak yorumlanmış ve rapor edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rol Çatışması ve Rol Belirsizliğinin İş Tatmini ve Örgütsel Bağlılık Üzerine Etkisi: Kıyı Ege Bölgesi’ndeki Bankacılık Sektörü Üzerine Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18837</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18837</guid>
      <author>Ali BÖRK, Orhan ADIGÜZEL</author>
      <description>Kişilerin beklenti ve algıları arasındaki farklar her alanda olduğu gibi örgüt ortamında da bazı çatışmalara neden olmaktadır. Son yıllarda örgütsel çatışma bağlamında sıkça tartışılan konulardan bir tanesi rol stresidir. İş yerindeki çatışmanın önemini ölçmek ve bu konuda kesin sonuçlara ulaşmak zor olsa da, örgütsel çatışmanın belli değişkenler üzerindeki etki ve neticelerini araştırmak göreceli olarak daha mümkündür. Rol stresini ölçmek için çeşitli göstergeler kullanılabilir. Literatürde en fazla yer verilen göstergelerden ikisi rol çatışması ve rol belirsizliğidir. Bu çalışma rol belirsizliği ve rol çatışmasının Kıyı Ege Bölgesi’ndeki özel bankalarda çalışanların iş tatmini ve örgütsel bağlılık değerlerine olan etkisini incelemiştir. Gelecekte yapılacak olan çalışmalarda, rol stresinin çözümleri ve olası rol stresinde iş tatmini ve örgütsel bağlılığı koruma yolları bulunmalıdır. Bu çözümlerle, üstlenilen rollerden kaynaklı yaşanabilecek örgütsel çatışmaların çalışanlar ve örgüt için istikrarın bozulması engellenebilecektir. Sayısal analizler, değişkenler arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması için kayda değer katkıda bulunmaktadır. Bu yüzden, rol stresini artıran temel nedenler üzerinde de analitik değerlendirmeler yapılarak kalıcı çözüm önerilerinde bulunabilmek için gerekli verinin sağlanması gerekmektedir. Çatışmanın belirli farklı değişkenler üzerindeki etkilerini incelenebilmesi için öncelikle çatışmanın ne olduğunun bilinmesi gerekir bu nedenle rol çatışmasının tatmin ve bağlılık hissinde yarattığı tahmini sonuçlardan yola çıkarak örgüt ve yöneticilerin stratejilerine katkıda bulunabilecek veriler sağlanması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Sosyal Medyada Kurulan Benlik İnşasının Temsili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18794</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18794</guid>
      <author>Gülsüm ÇALIŞIR, Fatma OKUR ÇAKICI</author>
      <description>İçinde yaşadığımız toplum kadına ve erkeğe farklı farklı görevler yüklemektedir. Bu farklılıklar, farklı sorumluluk ve görevleri de beraberinde getirmektedir. Bu durum, biyolojik anlamdaki “cinsiyet” kavramının sınırlarını aşarak, yeni bir durum olan “toplumsal cinsiyet” kavramının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu kavramdan daha da yeni olan bir başka kavram da “sosyal medya”dır. Günümüzde pek çoğumuzun bir iletişim aracı olarak kullandığı sosyal medya, aynı zamanda bir kimlik inşası aracı görevi de görmektedir. Söz konusu mecralarda, özellikle de Facebook’ta, dilediğimiz gibi hesaplar açabilmekte ve kendimize göre bunları kurgulayabilmekteyiz. Zira sosyal medya, bireylere yeni yeni benlik alanlarının inşasını kurgulama fırsatı sunmaktadır. Söz konusu durum, toplumsal cinsiyet bağlamında da farklı temsilleri ortaya çıkartmaktadır. Bu çalışmada Gümüşhane Üniversitesi öğrencileri arasında rastlantısal olarak seçilen 5 kız, 5 erkek öğrencinin sosyal medya aracı olarak kullandıkları Facebook hesaplarında nasıl bir profil yapılandırdıkları, profillerinin görünürlükleri, doğruluk durumları, görsel ve sözel olarak kendilerini nasıl sundukları; yani nasıl bir benlik inşası gerçekleştirdikleri yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla öğrenilmiştir. Görüşmelerde kadının toplumda ezilen, ikinci sınıf vatandaş olduğu, hor görüldüğü; ama aslında böyle olmaması gerektiği yönünde bilgiler elde edilmiştir. Türkiye gibi ataerkil bir toplumda kadın erkek arasında başta cinsiyetten kaynaklı sonrasında da toplumsal cinsiyet bağlamında ciddi farklar olduğu anlaşılmıştır. Öğrencilerin yüzde 50’sinin dikkat çektiği bir nokta da kadının özellikle Facebook üzerinden yaptığı paylaşımlarda eğer onanan bir paylaşım yapmıyorsa, kolaylıkla olumsuz sıfatlarla adlandırılabildiği gerçeğidir. Özellikle kız öğrencilerin ifadelerinden yola çıkılarak toplumun değer yargılarından bağımsız hareket edemedikleri, kendilerini kısıtlanmış olarak hissettikleri ve kendilerine özgürlükçü bir alanın sunulmadığı, dolayısıyla da Facebook’ta bir kimlik inşası kurgularken rahat davranamadıkları bilgisine ulaşılmıştır. Böylelikle çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında sosyal medyada toplumsal cinsiyetin nasıl temsil edildiğine ilişkin bilgilere ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yahya b. Habeş es-Sühreverdî’de Marifet Anlayışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18659</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18659</guid>
      <author>Adem ÇATAK</author>
      <description>Çoğu zaman ilim kavramının yerine kullanılan marifet kavramı, ilimden daha hususî bir anlam taşır ve genellikle vasıtasız bilgiyi, sezişi/sezgiyi, kalbî bilgiyi ifade etmek için kullanılır. İlim, mutasavvıflarca iki kısım altında işlenmiştir. Çalışılarak elde edilen kesbî ilim ve Allah tarafından kuluna verilen vehbî ilim. Tasavvuf düşüncesinde vehbî ilimden kasıt marifet olarak isimlendirilen ilimdir. Marifet, sezgiye dayalı bir ilim anlayışıdır. Bu ilim ancak yaşayarak ve iç tecrübe ile elde edilen bir ilimdir. Tefekkürden doğan marifet, sûfîlerin rûhânî hâlleri yaşayarak, manevî ve ilâhî hakikatleri tadarak iç tecrübe ile vasıtasız olarak elde ettikleri ilimdir. Marifet ilmi, yalnızca kitap okumayla elde edilmez; ezberlemeye ve mantıkî önermelere dayanmaz. İfadeye dökülmesinin imkânsızlığı ve önermelere dayanmayışı sebebiyle bu ilmi, tahkik ve ispata imkân yoktur. Bu sebeple bu bilgiye sırrî bilgi de denir. İçinde bulunduğu atmosfer, Sühreverdî’nin ortaya koyduğu işrâk felsefesinin onun zihin dünyasında şekillenmesinde, işini kolaylaştıran bir zemin hazırlamıştır. İşraki felsefenin özü mesabesinde olan “nûr ilmi”ni açıklarken Sühreverdî, yeni bir şey söylediği iddiasında değildir. Bu ilmin unsurları, batıda Platon, Hermes, Empedokles, Pisagor, Agathadaimon, Asclepius, Aristo ve başkalarında; doğuda, Jamasp, Farashaustra, Buzurjumhr, Zerdüşt ve başkalarında her zaman mevcut idi. İfade ve ıstılah farklılıklarıyla birbirlerinden ayrılsalar da bu bilgilerin tamamı, ilk olarak Hermes’e keşf olmuş ve ondan Bestamî ve Hallâc’a intikal etmiştir. Bu silsilenin son halkası olan Sühreverdî de külli ve ebedi hikmetten pay almıştır. Sühreverdî, çoğu fikirlerinin teşekkülü için Müslüman filozoflara, özellikle de İbn Sina’ya çok şey borçludur. Bunun ötesinde sûfî olduğu kadar filozof da olan ya da daha yerinde bir ifadeyle hakîm-i müteellih olan Sühreverdî, doktrinlerini temellendirmek için, kendisinden önceki sûfî üstatlar silsilesinden büyük oranda istifade etmiştir. Özellikle de sık sık bahsettiği Hallâc’tan ve nûr doktrininde, Mişkatü’l-Envâr’ın yazarı Gazâlî’den çok şey almıştır. Sühreverdî’nin işrâk felsefesini oluşturmada kuşkusuz en önemli dayanaklarından olan Kur’an ve Sünnet de onun düşünce sisteminde büyük önemi haizdir. Epistemolojik açıdan işrâk kavramı, akıl yürütmeye veya bir bilgi vasıtasına gerek kalmadan bilginin doğrudan içe doğması, iç aydınlanma, keşf ve zevke (manevi tecrübeye) dayanan bilgi için kullanılır. Bu ifadelerden yola çıkarak bu düşüncede işrâkın, hem keşfi hem de zuhuru ifade ettiğini söyleyebiliriz. Güneşin, işrâkı ile eşyanın görünmesine imkân vermesi gibi manevi işrâk yahut sezgi de insana birçok bilgiyi (marifeti) ilham yoluyla verir. Sühreverdî, Meşşaîlerin, bilginin mahiyeti bakımından mutlak ve gerçek olduğuna ve eşyanın hakikatinin nazar ve istidlal yoluyla bilinebileceği şeklinde özetlenebilecek epistemolojilerine karşı çıkar. Ona göre nazar ve istidlal yalnız eşyanın vasıflarını saymaya yetebilir. Cismin ne olduğunu bile bildiremez. Öyleyse eşyanın hakikatini anlamanın tek yolu mükâşefedir. Fakat o, nazar ve istidlalin kıymetini de tamamen inkâr etmez. Ancak nazar ile mükâşefenin kıymetlerini yerine göre tayin etmenin gerekliliğini beyan eder. Sühreverdî, sûfîlerin dünyevi alakalardan soyutlandıktan ve hikmet ehlinin yollarına sülûk ettikten sonra “nûr”un kaynağına ulaştıklarını ifade eder. Bu bağlamda Sühreverdî, felsefi tasavvufun ilk kurucularından sayılan Zünnûn, Bistamî, Hallâc gibi sûfîleri, kendi ıstılahı ile müteellih hakîmlerden saymıştır. Bu, nazari hikmetin keşf ve şuhudla birleşmesiyle hikmete ulaşılabileceği anlamına gelir. Sühreverdî’ye göre, yalnız kalp ve işrâk yoluyla hakikate erişilebilir. Bu da yüksek âlemde insanın beden heykeline veya nefsine akseden nûrun bir şuur aydınlığı meydana getirmesiyle olur. Biz eşyayı onunla kavrarız. Bu nûr ile hâsıl olan bilgi, insanüstü bir bilgidir. Çünkü bu nûr Allah’tandır. Ona sahip olan kimse varlıklara ve olaylara hükmedebilir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırım Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda Yaşanan Lojistik Problemler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18690</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18690</guid>
      <author>Mehmet ÇETİN, Recep KÖK</author>
      <description>Kırım Savaşı, Avrupa ve Osmanlı siyasi tarihi açısından bir kırılma noktasını teşkil etmektedir. Savaş, Batılı devletlerin uzun vadeli uluslararası ittifaklarının kökenlerini oluşturmakla birlikte Osmanlı Devleti açısından sefer lojistiği ve ikmal organizasyonlarında köklü değişiklikler meydana getirmiştir. Bu değişiklikler aynı zamanda Osmanlı savaş sistemindeki Batılılaşma ve modernleşme girişimlerinin bir ürünüdür. Devlet, savaş süresince lojistik kapasitesinin sınırlarını sonuna kadar zorlamıştır. Buna rağmen devletin müttefik devlet ordularının da ikmali konusunda yükümlülük altında bulunduğu böyle bir savaş, Osmanlı Devleti açısından pek çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Kırım Savaşı Tanzimat Fermanı’nın etkisi altında önemli bir dönüşüm geçirmekte olan Osmanlı Devleti için geleneksel ile modern arasında bir köprü vazifesi görmüştür. Bu bakımdan Tanzimat ile birlikte hayata geçirilmeye çalışılan pek çok reform, finansal ve teknolojik yenilik büyük bir meydan okuma ile karşılanmıştır. Yurttaş ordusunun oluşturulması girişimlerinden, telgrafın ve dış borçlanmanın savaş sistemine entegre edilmesine kadar birçok gelişme, Osmanlı ikmal organizasyonunu baştan sona değiştirmiştir. Bu çalışmada Kırım Savaşı sırasında Osmanlı savaş sistemindeki tıkanmalar ve ortaya çıkan lojistik sorunlar ele alınmaktadır. Çalışma, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden sağlanan belgelerle de desteklenmiştir. Elde edilen bulgular, 17. yüzyılın sonundan itibaren Osmanlı iktisadi, siyasi ve toplumsal sisteminde ortaya çıkan, 150 yıllık bir süreçte gelişen ve reform çabalarına karşın çözülemeyen sorunların Osmanlı savaş lojistiğindeki izlerini yansıtmaktadır. Lojistik sorunların yol açtığı gelişmeler, takip eden dönemde devlet yapısında meydana gelen çözülmelerin altyapısını oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rusça Ulusal Derlemi: Oluşumu, Amacı ve Perspektifleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18700</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18700</guid>
      <author>Leyla Çiğdem DALKILIÇ</author>
      <description>Bu makalede Rusya’da Rus dili üzerine gerçekleştirilen en önemli projelerden bir tanesi olarak hayata geçirilen Rusça Ulusal Derlemi (RUD) adlı bilgi sisteminin oluşumu, kullanım alanları ve perspektifleri ele alınmakta, söz konusu sitenin RUD’a nazaran daha yeni olan Türkçe Ulusal Derlemi’ne olabilecek olası katkıları üzerine durulmaktadır. Rus dili dünya üzerinde en çok konuşulan diller arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Bunda Rusça’nın geniş bir alanda konuşuluyor olması, birçok uluslararası kuruluşun resmi dilini teşkil etmesi ve uluslararası arenada dil politikalarının öneminin bilincinde olan Rusya hükümetinin bu doğrultudaki çalışmaları önemli rol oynamaktadır. Eğitim alanında aktif ve istikrarlı bir şekilde izlenen dil politikalarının en başarılı örneklerinden bir tanesi de Rus dili çalışmaları için büyük bir kaynak olan, araştırmacılar için ise zengin ve kolay ulaşılabilir materyaller sunan Rusça Ulusal Derlemi projesidir. Dünya’da Britanya Ulusal Derlemi (British National Corpus - BNC) ve Çek Ulusal Derlemi (The Czech National Corpus) gibi örneklerden yola çıkılarak oluşturulan site edebi eser, şiir, günlük konuşma, gazete gibi kaynaklardan Rusça metinlerinin toplanmasıyla elektronik ortamda oluşturulan bir bilgi ağıdır. Dili çeşitli tarz, stil, bölgesel ve sosyal çeşitliliğine göre sunan RUD’un başlıca özelliği farklı edebi eserlerin dilleri başta olmak üzere, gazete dili, bilim dili, resmi dil, günlük konuşma dili, çeşitli lehçelerdeki kullanımlar gibi dilde karşılaşılabilecek tüm stillerde kullanılan dile ilişkin metin örneklerinin yer almasıdır. Bunun yanında tüm bu kullanımlar için gösterilen kaynaklar kullanıldıkları zaman dilimi ve dönem bilgisi verilerek sunulmaktadır. Böylelikle dilde yaygın olan herhangi bir kelime veya dil bilgisi kullanımının, ister eski ister yeni zamana ait dönemler içerisinde olsun, hangi zaman dilimleri içerisinde daha yaygın olarak kullanıldığı ya da kullanımın artık dilde azalmaya başladığı gibi istatistiki bilgilerin toplanması imkanı bulunmaktadır. Bununla birlikte, sitede sunulan metinlerin yanında parantez içerisinde mutlaka yayın tarihi, tekrar basım tarihi gibi ek bilgiler de sunulmakta güncel ve ilginç eserlerin yanı sıra öne çıkmamış eserler, mektuplar, röportaj ve günlük telefon konuşmalarından kesitler de sunulabilmektedir. RUD’un genel yapısı ana derleme ve alt derleme gruplarından oluşmaktadır. Ana derlemede aramalar esas olarak arama motoruna yazılan kelime (fiil, bağlaç, sıfat vs.) veya ifade ile başlamaktadır. Kelime taraması verilen arama seçeneklerine göre sözcüksel ve dilbilgisel özellikleri göz önüne alınarak gerçekleştirilebilmektedir. Buna göre arama motoru kısmına yazılan kelime 1) gramer özellikleri (ismin halleri, sıfat, isim, zarf, zamir vs., çoğul-tekil sayı, şahıs zamirleri, geçişli-geçişssiz fiiller, şimdiki-geçmiş-gelecek zaman dilimleri, mastar, emir kipi, haber kipi vb.) 2) birincil ve yan anlam kullanımlarının seçilebileceği semantik özellikleri (yer, bitki, hayvan, zaman, mekan, insan organları, müzik aletleri, giyim, eşya vb.) 3) ön ek, son ek, kök gibi türemiş bir kelime olup olmadığı 4) cümle içerisinde noktalama işaretlerinden önce veya sonra geldiği gibi özellikleri dikkate alınarak da yapılabilmekte bu da tam olarak aranan kelimenin bulunmasında kısa süreli sonuçlar elde edilmesine olanak sağlamaktadır. Paralel alt derlemi, sözlü veri alt derlemi, vurgu alt derlemi gibi gruplardan oluşan alt derlemelerde yapılan aramalarda ise daha geniş arama seçenekleri karşımıza çıkmaktadır. Alt derlemelerde kelime seçimleri 1) eş ada sahip olan sesteş kelimelerin ayrılması 2) doğrudan aranan eser ve yazar adının seçilmesi 3) eserin ya da kelimenin dilde kullanıldığı zaman dilimi 4) metnin çeşidi ve türüne göre ayrılmaktadır. RUD öncelikle dilin kelime ve dil bilgisine ilişkin bilimsel araştırmaların yapılabilmesi amacıyla ve kısmen kısa bir zaman dilimi içerisinde dilde meydana gelen değişimleri inceleyebilmek için tasarlanmıştır. Ulusal derleme</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hatıralarla Kurulan Bir Toplumsal Kimlik: 21 Mayıs 1864 Sürgünü ve Türkiyeli Çerkesler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18766</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18766</guid>
      <author>Gülmelek DOĞANAY</author>
      <description>Hatırlama, bir topluluğu oluşturan bireylere kimlik sunmakta, nereye ve neye ait oldukları sorusuna cevap bulmalarında yardımcı olmaktadır. Resmi tarihin dışında bırakılan grupların oluşturduğu toplumsal hafızaların, artık görünür olduğu son yıllarda, tarihin farklı renkleri de içerisinde barındırması gerektiği düşüncesi önem kazanmıştır. Söz konusu değişim, hatıralarını kimliğinin bir parçası kabul eden toplumsal grupların ya da farklılık gruplarının özne-aktör olarak kamusal alana çıkmasıyla gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, Türkiyeli Çerkesler, geçmişlerini hatırlayarak ve yeniden kurgulayarak, olumsuz imgelerle tanımlanmış olan kimliklerine yeni anlamlar kazandırmayı amaçlamaktadırlar. 21 Mayıs 1864 Sürgünü, kimlik politikaları kapsamında araçsallaştırılmakta, Çerkeslerin tanınma, korunma ve saygı duyulma gibi taleplerine meşru dayanak olarak sunulmaktadır. Çalışmanın ana sorusu «Bireyler, bir trajediyi hatırlayarak ve liberal çok kültürlülüğün hâkim olduğu bu zamanda farklılıklar siyaseti geliştirerek, etnokültürel bir kimliğin özne-aktörlerine nasıl dönüşürler?» olarak şekillenmiştir. Yukarıda sözü geçen sorunsal çerçevesinde çalışmada, 21 Mayıs 1864 Sürgünü hatıralarının, «Çerkes kimliği» ni yeniden nasıl inşa ettiği üzerinde durulmaktadır. Hafıza her ne kadar bireye ait görünse de, toplumsal olarak belirlenmektedir. Söz konusu hafızanın kolektif yönleri, bir farklılık grubu olarak kabul edilen «Türkiyeli Çerkesler» örneğinde incelenmekte, her 21 Mayıs’ta Kefken ve Beşiktaş gibi «hafıza mekânları» nda gerçekleştirilen anma programları üzerinden hafızaya dayalı «hatırlama figürleri» anlatılmaktadır. Bu bağlamda, «May21 İnisiyatifi», «NoSochi2014 Platformu» ve «Kafkasya Forumu» nu oluşturan genç aktivistlerin hatırlama edimine dayalı direniş eylemlerinin, Çerkesleri nasıl özne-aktöre dönüştürdüğü üzerinde durulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Kamu Yönetimi ve Etik Anlayışının Türk Kamu Yönetiminde Kurumsallaşması: Kamu Görevlileri Etik Kurulu Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18638</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18638</guid>
      <author>Kadir Caner DOĞAN</author>
      <description>Dünyada 1980’li yıllardan sonra küreselleşme, neo-liberalizm ve yeni kamu yönetimi anlayışına bağlı olarak siyasi, ekonomik, hukuksal ve kültürel alanlarda çok önemli değişimler ve dönüşümler meydana gelmiştir. Nitekim 1980 yılından sonra klasik kamu yönetimi, yeni kamu yönetimi hareketi olarak adlandırılan anlayış tarafından birçok noktada eleştirilmiş ve bu anlayış, kamu yönetimi alanında büyük kabul görmüştür. Yeni kamu yönetiminin temel ilkeleri arasında; “açıklık, hesap verebilirlik, demokratiklik, etkinlik ve verimlilik, yerinden yönetimcilik, özerklik ve etik değer ve ilkelerin yerleşmesi” gibi konular yer almaktadır. Bu bağlamda yeni kamu yönetiminin temel ilkelerinden biri olan etik kural ve değerlerin yeni kamu dönemi ile önemi artmıştır. Türkiye’de de 1980 yılı sonrasında dünyadaki küreselleşmenin ve kapitalizmin yaşamış olduğu dönüşüme bağlı olarak dünya devletleri ile aynı düzeyde değişimler ve reformlar gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Türk kamu yönetimi de bu değişimden etkilenerek esnek ve piyasa tabanlı olarak yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. Bu değişim ve dönüşüm sürecinde Türk kamu yönetiminin önem verdiği ve uygulamaya koyduğu alanlardan biri de etik konusudur. Bu çalışmanın temel amacı da 1980’li yıllardan sonra yeni kamu yönetimi hareketi çerçevesinde, Türk kamu yönetiminin etik konusunda verdiği mücadelenin, dönüşümün veya kurumsallaşma düzeyinin 2004 tarihli bir yasal düzenlemeye bağlı olarak kurulan “Kamu Görevlileri Etik Kurulu” üzerinden değerlendirilmesidir. Bu bağlamda çalışma, esas olarak Türkiye’de yeni kamu yönetimi ve etik arasındaki ilişkiyi “Kamu Görevlileri Etik Kurulu” ile örneklemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Van İlinde Göçler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18809</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18809</guid>
      <author>Necmettin ELMASTAŞ, Süleyman YILMAZ</author>
      <description>Bu çalışmaya konu olan Van ili, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Murat-Van Bölümünde yer almaktadır. Van ili, kuzey ve kuzeybatıda Ağrı ili, batıda Van Gölü ve Bitlis ili, güneyde Siirt, Şırnak ve Hakkari illeri ve doğuda İran devleti ile çevrilidir. Bu çalışmanın amacı Van ilindeki göçleri ele alıp değerlendirmektir. Çalışmada ildeki göçler üzerinde etkili olan faktörler, ilin verdiği ve aldığı göçler incelenmiştir. Bunun yanında ilin göç etme nedenlerine göre verdiği ve aldığı göçler de ele alınmıştır. Göçler üzerinde demografik, ekonomik, siyasal, güvenlik, doğal afetler gibi faktörler etkili olmaktadır. Van ilinin demografik yapısı, göçler üzerinde etkili olan önemli bir faktördür. İl nüfusunsun yaklaşık yarısının kırsal nüfustan ibaret olması göçü hızlandıran önemli bir demografik etkendir. İldeki doğurganlık hızı (6.00), Türkiye’nin ortalama doğurganlık hızının (2.53) oldukça üzerindedir. Bu yüksek doğurganlık hızı, nüfus miktarını arttırmakta ve var olan zayıf ekonomik kaynaklar üzerinde baskı oluşturarak ilden göçü hızlandırmaktadır. Van ilinde hane başına düşen fert sayısı, hem Doğu Anadolu bölgesi hem de Türkiye ortalamasının üzerindedir. Nitekim, 2000 yılı verilerine göre, Türkiye’de ortalama hane halkı büyüklüğü 4.50 iken, Van ilinde 7.53 kişidir. Van ilinin, hane halkı büyüklüğü de ilden göçün önemli nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Van ilinde nüfus hareketliliğine etki eden en önemli beşeri faktörlerden biri de siyasal olaylardır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra bölgede yaşanan olaylar köyden kente ve kentten de diğer kentlere olmak üzere bir göç dalgasını meydana getirmiştir. Çatışmalı ortamdan kaynaklanan zorunlu göçler özellikle kırsal alandaki nüfusu etkilemiştir. Tarım ve hayvancılık faaliyetleriyle geçimlerini sağlayan kırsal nüfus, geçimlerini sağlayacak ekonomik faaliyetleri yapamamaları nedeniyle göç etmek zorunda kalmışlardır. Van ilinin sosyo-ekonomik gelişmişlik bakımından alt kademedeki (5.derecede) iller arasında yer alması, işsizlik oranının yüksek, istihdam oranının düşük olması, sektörler itibariyle çalışan nüfusun yarıdan fazlasının tarım sektöründe yer alması nedeniyle ilde önemli göçler meydana gelmiştir. Van ilindeki göçlere bakıldığında verilen göçün alınan göçten fazla olduğu görülmektedir. Van ilinde verilen göçlerin akım yönünü ekseriyetle Türkiye’nin en fazla sanayileşmiş ve sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş iller belirlemektedir. Nitekim ilin 2010- 2011 döneminde en fazla göç verdiği iller sırasıyla İstanbul, Ankara, Bursa, Antalya, İzmir, Gaziantep, Kocaeli, Mersin, Konya ve Adana illeridir. Bu dönemde Van ilinin en çok göç verdiği ilk 10 il verilen göçün %67’sini oluşturmaktadır. Van ilinin en çok göç verdiği il İstanbul, en çok göç verdiği bölge Marmara bölgesidir. İlin en az göç verdiği bölge ise Karadeniz bölgesidir. Van ilinde sanayinin yeterince gelişmemiş olması, ilin temel geçim kaynaklarının tarım ve hayvancılığa dayalı olması, zayıf sosyo-ekonomik yapının olması gibi nedenlerle ildeki insanlar iş imkânlarının yoğun olduğu alanlara göç etmişlerdir. Van iline yönelen göçlere bakıldığında ise komşu iller ve gelişmiş iller olduğu görülmektedir. Nitekim, Van ilinin 2010-2011 döneminde en fazla göç aldığı iller sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Konya gibi gelişmiş iller ile Hakkari, Ağrı ve Bitlis gibi komşu illerdir. Bu dönemde Van ilinin en çok göç aldığı ilk 10 il göçün %58’ini oluşturmaktadır. Van ilinin göç etme nedenine göre verdiği göçlerin %31’i hane halkı fertlerinden birine bağlı göç, %30’u iş arama/bulma, %14’ü tayin/atama, %5’i eğitim, %5’i evlilik, %1’i güvenlik, %2’si bilinmeyen, %12’si diğer nedenlerden kaynaklanmaktadır. İlin aldığı göçlerin %25’i tayin/atama, %23’ü hane halkı fertlerinden birine bağlı göç, %17’si eğitim, %7’si iş arama/bulma, %6’sı evlilik, %4’ü güvenlik nedeniyledir (1995-2000 döneminde). Van ilinde hane halkı fertlerinden birine bağlı olarak verilen göçün oranı %31 iken, alınan göçün oranı %23, iş arama/bulma neden</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Ressam Feyhaman Duran İmzalı Fatih Sultan Mehmet Portesinin Pigment Ve Bağlayıcı Analizi (Ressam Gentile Bellini’nin Fatih Sultan Mehmet Portesinin Kopya Yağlıboya Tablosu)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18642</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18642</guid>
      <author>Gülder EMRE, Hazal Özlem (ERSAN) ERUŞ</author>
      <description>Bu çalışmada; İstanbul Üniversitesi Feyhan Duran Kültür ve Sanat Evinde bulunan ahşap üzerine yağlıboya, 21/2000 envanter numaralı, Feyhaman Duran imzalı, Fatih Sultan Mehmet isimli portre çalışması incelenmiştir. Bu tablo Ünlü İtalyan ressam Gentile Bellini ye ait günümüzde İngiltere National Gallery’de bulunan” çalışmasının, ressam Feyhaman Duran tarafından yapılan bir kopyasıdır. Tablonun pigment ve bağlayıcı analizleri için SEM-EDX ve HPLC yöntemlerinden yararlanılmıştır. Böylece sanatçıya ait bir bilgi tabanı oluşturma konusunda çalışmalar yapılabilmesi hedeflenmiştir. SEM çok küçük örneklerin yüzeyden incelenmesi açısından çok avantajlıdır. Örneğin element analizini yapmak için SEM, EDS veya EDX ile de birleştirilebilir. SEM-EDX, pigment incelemelerinde son yıllarda sıklıkla kullanılan güncel bir yöntemdir. Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisi (HPLC) ile de genellikle Yağlı boya tablolarda kullanılan bağlayıcıların analizi yapılabilmektedir. Bu incelemelerde, beyaz renk olarak; titanyum beyazı, çinko beyazı, litopon, sarı renk olarak; kadminyum ve çinko sarısı, kırmışı renk olarakta; demiroksit ve vermilyon kırmızısı mavi renk olarak ultra marin mavisi, siyah renk olarak ta fildişi siyahı yeşil renk olarak tere verte tespit edilmiştir. Bağlayıcı olarak ise, arap zamkı, kitre, linoleik asit, bezir yağ ve boncuk tutkalı tespit edilmiştir. Ayrıca bu analizlerle tablonun onarımında rötuş aşamasında kullanılacak renklerin belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Pigment ve bağlayıcı analizlerinin bir diğer önemi de sahtecilik konusundadır. Ressamın imzaladığı resimde kullanılan boyalar analiz edildiğinde, elde edilen sonuçlar boya kronolojisi ile karşılaştırıldığında, imza tarihinden sonra imal edilmiş bir boya kullanılmış ise tablo sahte olabilir. Burada tablonun daha sonraları onarım geçirip geçirmemesi de çok önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Özel İlgi Turizm Çeşidi Olarak Gastronomi ve Şarap Turizmi: Trakya Bağ Rotası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18954</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18954</guid>
      <author>Mehmet Han ERGÜVEN</author>
      <description>Giderek karma bir tüketim alışkanlığına sahip olan günümüz insanı, yaşam kalitesini arttırmak, deneyim yaşamak ve yaşamına “artı değer” katmak için özel ilgi turizm çeşitlerine yönelmektedir. Gastronomi ve şarap turizmi, bu bağlamda artan bir çekiciliğe sahiptir. Bu çalışma, Trakya Kalkınma Ajansı’nın (TKA) destekleriyle 2013 yılında hayata geçirilen Trakya Bağ Rotası (TBR) Projesi’nde yer alan işletmeleri tanımlamak, TBR işletme sahipleri ve işletmecilerinin TBR’yi bir turizm ürünü olarak nasıl algılandıklarını ortaya çıkarmak, bu kişilerin geleceğe yönelik düşüncelerini öğrenmek ve mevcut TBR projesini geliştirmeye yönelik öneriler ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada nitel bir araştırma yönteminden yararlanılarak toplamda 12 TBR işletmesinden sekizinin sahibi ya da işletmecisi olan toplam dokuz kişi ile derinlemesine görüşmeler geçekleştirilmiş ve elde edilen veriler betimsel analiz tekniğiyle değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışma ile ilgili yazılı dokümanlar incelenmiştir. Elde edilen bilgiler ışığında, turizm bağlamında sönük olan destinasyonların TBR’de olduğu gibi yeterli alt- ve üstyapı ve insan kaynaklarının sağlanması durumunda temalaşmaya giderek canlandırılabileceği, bir takım öneriler sunularak ortaya konulmuştur. Özellikle son yasal düzenlemeler yeni kurulan TBR işletmelerini pazara girişlerinde ve ürünlerini nihai tüketiciye ulaştırmaları bağlamında alternatif satış stratejileri geliştirmelerine sevk etmiştir. TBR işletmeleri bulundukları coğrafya için birer kazanç olma yanında gelecekte gerçekleştirilmesi düşünülen birçok proje için örnek model oluşturma potansiyeline sahip olma özelliği sergilemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarım Coğrafyası Bakımından Kuzey Kıbrıs’ta Narenciye Problemleri: Güzelyurt Yöresi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18939</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18939</guid>
      <author>Altay FIRAT, Mustafa ÖZDEMİR</author>
      <description>Bu araştırmada, Kuzey Kıbrıs’ta narenciye üretim merkezi olan Güzelyurt Yöresi’nin ana geçim kaynağı olan ve ülke ekonomisine önemli oranda katma değer sağlayan narenciye problemleri ele alınmış ve bunların çözüm önerileri ortaya konmuştur. Çalışmada konu ile ilgili olarak kaynak tarama ve ilgili paydaşlarla yüz yüze görüşülerek bilgi toplanmıştır. Güzelyurt yöresinin temel gelir ve geçim kaynağı olan narenciye, tarımsal sektörler içerisinde ülke ekonomisine en fazla getiri, en çok döviz ve en çok ihracat geliri olan sektör olma özelliğine sahip, istihdama önemli katkısı olan, ülke ekonomisine büyük katma değer sağlayan bir sektördür. Narenciye üretimindeki yüksek maliyet oldukça önemli bir faktör olup, girdi fiyatlarının yüksekliği, pahalı işçilik, pahalı enerji, sulama suyu ücretinin yüksekliği, tarım işletmelerinin küçüklüğü, mekanizasyon yetersizliği ve verim düşüklüğü olumsuz etkiler yapmaktadır. Yörenin iklim şartları ve arazi yapısı narenciye üretimi için ideal şartlar taşımasına rağmen süreç içerisinde meydana gelen çeşitli nedenlerden dolayı 1974’ten günümüz mevcut olan narenciye bahçelerinin büyük bir bölümü kurumaya bırakılmıştır. Bu gün narenciye ürünlerinin kullanım alanları göz önüne alınırsa uluslar arası pazarlara ürün arzı yapabilmemiz ülke ekonomisine yapacağı olumlu etkileri açısından oldukça büyük önem taşımaktadır. Bu durumda devletin yürütme erkini üstlenen hükümetlerin bu geliri en üst düzeylere çıkartacak önlemleri alması, bu gün mevcut olan problemlerin ortadan kaldırılması için önlemleri artırması üreticinin ise üzerine düşeni yapması gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocukların Oyunlarda Gösterdikleri Karakteristik Özellikleri Bağlamında Erişkinlik Dönemi Siyasal Kişilikleri Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18709</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18709</guid>
      <author>Hasan GÜLLÜPUNAR</author>
      <description>Doğumdan ölüme kader devam eden bir süreç olarak tanımlanabilecek sosyalleşme olgusu, her ne kadar hayatın her aşamasında önemli değişimlere neden olsa da, yapılan araştırmalar çocukluk döneminin erişkin kişiliğin oluşmasında önemli bir etken olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Aile, okul, arkadaş çevresi, kurumsal ve kurumsal olmayan iletişim ortam ve imkanları gibi sosyalleşme olgusunun önemli bir parçası da, çocukluk döneminde oynanan oyunlardır. Bu oyunlarda sahip olunan konum ve üstlenilen görev ve sorumluluklar kişilik oluşumunu etkileyen faktörler arasında sayılabilir. Bu çalışma, çocukluk döneminde oynanan oyunlardaki karakterlerin erişkinlik dönemi siyasal tutum ve davranışlar üzerindeki etkisini ele almaktadır. Bu amaçla, Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen bir araştırma ile öğrencilerin çocukluk dönemlerinde oynadıkları oyunlarda kendilerini hangi karakterle tanımladıkları ve bu karakterlerin güncel siyasal tutum ve davranışları açısından ilişkisi ele alınmıştır. “Grup oyunlarından hoşlanan karakter”, “uyumlu ve hoşgörülü karakter”, “pasif karakter” ve çatışmacı karakter” olarak tanımlanan çocukluk oyunları ile ilgili 4 karakteristik özelliğin ortaya konduğu çalışmada, çocukluk dönemi oyunlarındaki çatışmacı kişiliğin siyasete olan ilgiyi, siyasete aktif olarak katılma isteğini, bireyin kendisini lider vasıflı olarak tanımlamasını ve bireyin daha radikal siyasal görüşlere eğilimini artırdığı görülmüştür. Buna karşın pasif kişiliğin ters yönde bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazak Erkeklerinin Boşanmaya Bakışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18887</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18887</guid>
      <author>Samettin GÜNDÜZ, Sefa BULUT , Remzi YILDIRIM , Dinara RAYİMBEKOVA</author>
      <description>Aile, insan ve toplum hayatında vazgeçilmez öneme sahip en küçük sosyal kurum olarak kabul edilmiştir. Toplumların farklılıklarına rağmen aile kurumu evrenseldir. Dünya’da ailenin kurulması, sürdürülmesi farklı şekilde olmasına rağmen bütün aileler “toplumun kültürünü kuşaktan kuşağa aktarması, yeni nesilleri geleceğe hazırlaması ve soyun saf olarak devamını sağlaması” açısından bakıldığın da amaçlarının ve felsefelerinin ortaklığı ile dikkat çekmektedir. Ailenin çözülmesi veya boşanmasıyla birlikte aile fonksiyonlarını etkin şekil de yerine getiremediği için birey ve toplumu sorunların kuşattığı görülmektedir. Boşanma ile ortaya çıkan sorunlar karşısında ailenin fonksiyonlarını yerine getirmeye çalışan sosyal kurumlar (koruyucu aile, kreşler vb) olsa da ailenin fonksiyonları etkin olarak yerine getirmesi mümkün değildir. Böyle bir durum bireylerin ve toplumsal sorunların artması, çeşitlenmesi sosyal ilişkileri ve sosyal dengeleri alt üst etmektedir. Boşanmaların toplumların yapılarına göre değişmektedir. Modern toplumlarda boşanma oranları geleneksel toplumlara göre daha fazladır. Kazak toplumu geleneksel yapıya sahip olmasına rağmen boşanma oranlarındaki yükseklik dikkati çekmektedir. Öncelikle boşanmaları kontrol edebilmek veya minimize edebilmek için Kazak devletinin yasal ve sosyo-kültürel düzenlemeler yapması gerekir. Bu çalışma, Kazakistan, Taraz bölgesindeki boşanmış erkeklerin boşanma olgusuna bakışları ele alınarak çok yönlü olarak analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre erkeklerin evlilikleri ilk on yıl içerisinde boşandıkları belirlenmiştir. Boşanma nedenleri arasında aldatma, sevginin kaybolması, alkol kullanımı, ekonomik sıkıntı, hastalık, şiddet uygulaması, aile çevresi, çocuk sahibi olamama olarak tespit edilmiştir. Boşanan erkeklerin ikinci evliliği yapma oranı % 80, kadınlarınki ise %3, ve çocukların velayeti %95 annede kaldığı tespit edilmiştir. Çocukların tek ebeveynli aile ortamında büyüdükleri, yaşadıkları ve karakterlerinin de tek ebeveynli aile içerisinde şekillendiği görülmektedir. Bölünmüş aile çocuklarının geleceğe bakışı, topluma uyum sağlayamaması Kazak aile yapısını ve toplumunu tehdit eden en önemli faktörlerden birisi olduğu tespit edilmiştir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lysistrata: Kadının Antik Yunan Toplumundaki Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18662</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18662</guid>
      <author>Bekir GÜZEL</author>
      <description>21. yüzyılda kadının toplumdaki yerinin ve öneminin sorgulanması “kadın sorunu” ile birlikte en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Tarihte kadının toplumdaki yerini ve önemini etkileyen, nihayetinde de bugün üzerinde sıkça tartışılan kadın sorununun ortaya çıkmasına yol açan iki kırılma noktası vardır. İlki avcı toplayıcılıktan tarıma dayalı bir düzene geçiş; ikincisi ise insan gücüne dayalı üretimden makine gücüne dayalı üretime geçiştir. İlk kırılma ile birlikte anaerkil bir yapıya sahip olan toplumun ataerkil bir yapıya dönüşmeye başladığı düşünülmektedir. Avcı toplayıcı dönemde avlanma erkeklerin işi, toplama da kadınların işidir. İki taraf da klana yiyecek bir şeyler getirmektedir. Bir yerde avlanacak ve toplanacak bir şeyler kalmadıysa başka bir bölgeye gidilmektedir. Toplumda saygılı bir iş bölümü vardır; ancak tarıma dayalı bir düzene geçildiğinde yerleşik hayata da geçilmiştir. Böylece sürekli ikamet edilecek yerin düzenlenmesi; ekilecek toprağın da bakılması veya tımar edilmesi gerekmektedir. Bu durum besin sağlayıcı olarak erkeklerin ön plana çıkmasına ve toplumsal alanda söz sahibi olmalarına olanak sağlamıştır. Yeni oluşan bu ataerkil yapının egemenliğinde ise ikinci kırılma yaşanmıştır. Bu kırılma günümüzde “Sanayi Devrimi” adıyla bilinmektedir. Bu devrim ile birlikte kadınlar ve çocuklar hiçbir dönemde olmadığı şekilde üretim sektörünün içine itilmişlerdir. Artık kadın evde oturup ev işlerini idare eden, çocuklara bakan, yemek yapan ve kocasına kayıtsız şartsız itaat eden bir kişi değildir. Sanayileşme ile birlikte kadın üretimin bir parçasıdır; hem de en önemli parçası: artık o işgücüdür, hem de ucuz işgücü! Aynı şekilde çocuklar da oluşan kapitalist sistemin acımasız çarkları arasında ezilmeye tam bu dönemde başlamışlardır. Artık çocuklar da sıcak evlerinden, anne-baba veya büyük anne-baba şefkatinden uzakta, fabrikaların soğuk duvarları arasında ya da yerin kilometrelerce altında nemli, havasız dehlizlerde büyümek zorundadırlar. Önceden oyun olarak yapılan işler artık onlar için hayatın ve hayatta kalmanın bir parçasıdır, zorunluluktur! Sanayileşme sonrasında kadının toplumsal alandaki yükü iki kat artmış ve kadın farklı rolleri aynı anda üstlenmek zorunda kalmıştır. Kadınların üzerine yüklenmiş onca ev işine bir de fabrika işleri eklenmiştir; hem de günde ortalama 14-15 saat çalışma gerektiren işler! Sanayi Devrimi ile birlikte gelen bu değişim günümüz toplumunun kanayan yaralarından biri olan kadın sorununun temelinde yatan ana nedenlerin başında gelmektedir. Bugün modern toplumda bir fikir akımı olarak ortaya çıkan feminizm düşüncesinin de bu sorunun ortadan kalkmasına yeteri kadar katkı sağlayamadığı ortadadır. Kadın sorunu post modern topluma ait bir sorun olarak algılanıp buna göre çözüm yolları aranmakta ise de yukarıda kısaca ifade edildiği üzere bu sorun tarihsel bir düzlemde ele alınması gereken büyük ve önemli bir sorundur. Söz konusu sorunu tarihsel bir düzlemde değerlendirebilmek için çalışmaya Antik Yunan toplumunda kadının yeri ve kadın algısı üzerine değerlendirmeler yapılarak devam edilecektir. Günümüzde yapılmış veya yapılan arkeolojik kazıların ve antropolojik araştırmaların sonucunda Antik Yunan kültürü ile ilgili pek çok bilgiye ulaşmak mümkündür. Elde edilen bilgilerden yola çıkarak Antik Yunan toplumunda kesin çizgilerle çizilmiş cinsiyet rollerinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İdari yapı demokratik bir yönetim üzerine inşa edilmiş olarak görülse de bu demokratik yönetim sisteminin işleyişi bugün bizim anladığımız şekilde değildir. Antik Yunan demokrasisine göre tüm vatandaşların yönetimde söz hakkı bulunmaktadır. Ancak köleler hiçbir zaman, kadınlar ve çocuklar ise bazı istisnai durumlar dışında vatandaş olarak sayılmadıkları için bu demokrasi sadece vatandaş olan erkeklere verilmiş bir demokrasidir. Yani Antik Yunan demokrasisi toplumsal homojenliği sağlayan bir yapıya sahip değildir. Antik Yunan toplumunda kadının yerini anlamak i</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Örgütsel Sessizlik Ve Tükenmişlik Sendromu İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18647</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18647</guid>
      <author>Cem KAHYA</author>
      <description>Örgütsel sessizlik, çalışanların çeşitli nedenler yüzünden örgütsel konular ile ilgili düşünce ve önerilerini dile getirmekten kaçınmalarıdır. Tükenmişlik sendromu ise, çalışanların işlerine bağlı olarak zihinsel, duygusal ve fiziksel yorgunluk yaşamaları olarak ifade edilebilir. Her iki kavram da, günümüzde bireyleri ve örgütleri önemli ölçüde etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Bu açıdan bakıldığında, literatürde pek çok araştırmacının örgütsel sessizlik ya da tükenmişlik kavramları üzerinde birçok bilimsel araştırma gerçekleştirdiği görülmektedir. Ancak bu araştırmalarda örgütsel sessizlik veya tükenmişlik kavramları ya ayrı ayrı ele alınmış, ya da bu kavramların başka kavramlar ile olan ilişkileri incelenmiştir. Buna karşın, literatürde her iki kavram arasındaki ilişkiyi sorgulayan pek az çalışmanın olduğu görülmüştür. Buradan hareketle, bu araştırmada çalışma hayatını etkileyen en önemli konular arasında olduğu düşünülen örgütsel sessizlik ve tükenmişlik kavramları arasındaki ilişkileri incelemek amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde görev yapan ve kolayda örnekleme yöntemine göre seçilen toplam 132 akademisyen üzerinde ankete dayalı bir alan araştırması yürütülmüştür. Katılımcıların örgütsel sessizlik düzeylerini ölçmek için Çakıcı (2008) tarafından geliştirilen Örgütsel Sessizlik ölçeği ile tükenmişlik düzeylerini ölçmek için ise Maslach ve Jackson (1980) tarafından geliştirilen Tükenmişlik ölçeğinden yararlanılmıştır. Araştırmada örgütsel sessizlik ile tükenmişlik arasında anlamlı bir ilişki olduğunu öngören genel bir hipotez ileri sürülmüş ve hem bu hipotezi test etmek, hem de her iki kavram arasındaki ilişkiyi daha detaylı bir biçimde ortaya koyabilmek amacıyla sırasıyla Spearman Korelasyon ve Stepwise Regresyon Analizleri ile Yapısal Eşitlik Modellemesi’nden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, örgütsel sessizlik ile tükenmişlik kavramları arasında tahmin edildiği üzere anlamlı bir ilişkinin var olduğu göstermiş, aynı zamanda örgütsel sessizliğin, tükenmişlik üzerinde pozitif yönde bir etkisinin olduğu ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eleştirel Düşünme Becerileri Perspektifinden Öğretmen Adaylarının Evrim Teorisine Yönelik Görüşlerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18849</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18849</guid>
      <author>Mustafa KAHYAOĞLU, Ali ÇETİN</author>
      <description>Bireylerin üst düzey düşünme becerilerinden biri olan eleştirel düşünme, farklı bakış açılarını anlamaya, araştırmaya, sorgulamaya, bireysel ve sosyal etkileşime imkan vermektedir. Bu sebeple eleştirel düşünme eğitim programlarında öğrencilere kazandırılması beklenen temel hedeflerinden biridir. Bu çalışmanın amacı, ilköğretim fen bilgisi öğretmen adaylarının eleştirel düşünme alt boyutları perspektifinden fen bilimlerinin en tartışmalı teorilerinden biri olan evrim teorisine yönelik görüşlerini ortaya koymaktır. Araştırmada aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır. (1) ilköğretim fen bilgisi öğretmen adayları evrim teorisi ve eleştirel düşünmeyi nasıl algılamaktadırlar?. (2) ilköğretim fen bilgisi öğretmen adaylarının eleştirel düşünme alt boyutları perspektifinden evrim teorisi ve evrim teorisi öğretimine yönelik görüşleri nasıldır?. Araştırma deseni olarak nitel araştırma yöntemlerinden biri olan olgubilim (fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Çalışma grubunu ise Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Fen Bilgisi öğretmenliği programında öğrenim gören beş öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin yorumlanması ve açıklanmasında nitel veri analiz yöntemlerinden biri olan betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının evrim teorisine ilişkin algıları incelendiğinde; canlıların değişimi, doğal seleksiyon, mutasyon, genlerin farklılaşması şeklinde algıladıkları belirlenmiştir. Eleştirel düşünmeyi ise genel anlamda bireylerin olaylara tarafsız ve bir bütün olarak bakabilmesi, açık fikirli ve sorgulayıcı olması şeklinde belirtmişlerdir. Sonuç olarak, fen bilimlerinin en önemli teorilerinden biri olan evrim teorisinin daha derin bir şekil kavratılması için eleştirel düşünme temelli yöntem ve teknikleri uygulanmalıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dijitalleştirme Süreci ve Dijital Kütüphane Uygulamalarına Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18797</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18797</guid>
      <author>Esmeray KARATAŞ ATEŞ</author>
      <description>Teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte ivme kazanan internet, artık her tür bilgiye erişimde yoğun biçimde kullanılan vazgeçilmez bir teknolojik araç konumuna gelmiştir. İnternette farklı kurum, kuruluş veya sivil oluşumların hizmete sunduğu ücretli ya da ücretsiz olarak erişilebilen özellikle İngilizce dilinde çok çeşitli bilgi kaynağı yer almaktadır. Ancak kullanıcılar için bilimsel bilgiye erişme noktasında internette yer alan Türkçe içerikler yetersiz kalmaktadır. Özellikle araştırmacı kullanıcılar için zamandan ve mekandan bağımsız olarak bilgiye erişmek giderek önem kazanmaktadır. Bu aşamada kullanıcıların bilgi taleplerini karşılayabilecek en iyi uygulama dijital kütüphanelerdir. Dijital kütüphaneler, hobi amaçlı kullanımlarının yanında hem bilimsel çalışmaların takip edilmesine hem de kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlayabilecek nitelikte oluşumlardır. Dünyada hızla gelişen ancak ülkemizde gelişme aşamasında olan dijitalleştirme çalışmaları henüz yeterli düzeyde değerlendirilmemektedir. Bu nedenle daha çok Türkçe bilgi kaynağının telif hakları kapsamında ele alınarak hedef kitlesinin bilgi gereksinimlerini önceleyerek ve dijitalleştirme standartlarına uygun bir biçimde dijitalleştirilmesi, bunları içeren dijital kütüphaneler oluşturulması ve bu kütüphanelerin içeriklerinin tamamına internet ortamında erişilebilir hale getirilerek kullanıcıların hizmetine sunulması gerekmektedir. Bu çalışma, dijital kütüphane kavramını ve tarihsel gelişimini açıklayarak dijitalleştirme standartlarına yer vermekte ve bu çerçevede özgür ve açık kaynak kodlu dijital kütüphane yazılımları ile dijital kütüphane örnek uygulamalarını tanıtarak dijital kütüphane oluşturmak isteyenlere başlangıç noktası niteliğinde bir kaynak sunmayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klasik Görele Kemençesi’nin Ses Hacminin Yükseltilmesine Yönelik Deneysel Bir Çalışma ve Organoloji Bilimine Katkıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18857</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18857</guid>
      <author>Meyser KAYA</author>
      <description>Çalgıların muhtelifliğini, tarihlerini, yapım biçimlerini inceleyen bilim alanı olarak karşımıza çıkan Organoloji bilimi aynı zamanda tüm müzik enstrümanlarının aralarındaki benzerlikler ve farklı özelliklerini de dile getirir.Çalgı aletleri halkların kültür ve medeniyetlerini, folklorik zenginliklerinin en iyi ifade vasıtalarındandır. Ayrıca dünyanın birçok yerinde vitrin görevini de üstlenirler. İnsanlık tarihinde musiki enstrümanları, gücünü halkların kültür ve medeniyetlerindeki ilerlemeleride baz alarak, folklorik zenginliklerle ürünler ortaya çıkarıp, bunlardan en iyi şekillerde istifade etmeyi başarır. Tarihin ilerleyen safhalarında, medeniyetler muhtelif melodiler, ritmik sesler, değişik ses yapılarında enstrümanlar çıkarıp yeni fikirlerle bu çalgı aletlerini tanıtmaya, icra etmeye devam etmişlerdir.İcat edilen enstrümanlar gün geçtikçe daha da ilerleyişlerini sürdürüp tekmilleştirme çalışmaları devam etmiştir. Arkeolojik kazıntılarda elde edilmiş değişik tipli enstrümanlar her ne kadar eskilerin izlerinden bizlere haberler verse de artık bu veya başka enstrümanların yeni türlerini üretmek zorunlu hale gelmiştir. Tarihi menşei XIII ve XIV. yüzyıla Klavisen’denesinlenerek ortaya çıkan piyano XVI. yüzyılda günümüzdeki formasına ulaşarak tuşlara bağlı bir mekanizmanın gövde üzerindeki tellere çarparak 88 sesin elde edilmesine kadar gelişme süreci göstermiştir. Bu gibi gelişmeleri diğer çalgı enstrümanlarında da görmek mümkündür. Herhangi bir çalgı aletini icra ederken yada eğitimini alırken asılolan meselelerden biriside, çalgı aletini tanımak, onunla çalışırken teknik imkanlarını bilmek, eğitim süreci içerisinde ellerin koordinasyonunu sağlayarak solo ve eşlik çalışmaları ile klasik bestekarların yada muasır bestecilerin farklı tarzlardaki eserlerini seslendirmek, mühim bir mesele haline gelir. O halde klavisin’den sonra piyano daha da geliştirilerek tarihteki en önemli enstrümanlardan birisi haline geliyorsa, bizim Karadeniz kemençesi hakkında da düşünmemiz ve bu enstrümanın inkişafı için çalışmalar başlatarak yeni ve ses hacmi yüksek bir kemençe üretip, istifadeye vermek, onun için eserler yazarak kendi kabuğundan çıkarmak gerekmektedir. Yapılan bu çalışma Karadeniz bölgesinde kemençenin yeni teknik imkânlara sahip, üç telli bir buçuk oktavlık ses hacminden, üç oktavlık ses hacmine kavuşmasında önemli sayılacak birinci aşamalardandır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fazlurrahman'ın Müsteşriklerin Kurân'ın Bazı Ana Konularıyla İlgili Anlayışlarına Getirdiği Eleştiriler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18671</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18671</guid>
      <author>Mustafa KAYHAN</author>
      <description>Bu makalede, Fazlurrahman'ın Kurân'ın bazı ana konularında müsteşriklere yaptığı eleştiriler ele alınmıştır. Fazlurrahman, genelde müslümanlar tarafından da eleştirilmiştir. Fakat ilginç olan, onun müsteşrikleri eleştirmesidir. Bu konuda fazla bir inceleme yapılmamıştır. Bu eksikliği gidermek için onun, Ana Konularıyla Kurân adlı eserinde hem Kurân'ı hem de tefsiri ilgilendiren hususlardan birkaçına dair yaptığı tenkitlere dikkat çekmek istiyoruz. Zira o, eserinde Kurân'ın ana konularından olmak üzere Allah, birey olarak insan, toplumda insan, peygamberlik ve vahiy, tabiat, şeytan ve iblis gibi konulara değinmiştir. Bu bağlamda o, bu konularda müsteşriklerin ileri sürdüğü kimi iddiaları ya da düşünceleri eleştirmiştir. Ayrıca 20'nci yüzyıla tanıklık etmiş birinin, bu yönüyle de gelecek nesillere tanıtılmasını amaçlıyoruz. Fazlurrahman'ın müsteşriklere yaptığı eleştiriler, iki açıdan önemlidir. İlki onun, yabancıların eserlerini, dillerinden okuyabilmesi ve değerlendirmesidir. İkincisi ise mensup olduğu İslam dininin temel kaynaklarını da yine kendi dilinden okumasıdır. Bu iki özelliği, ona, şarkıyatçıları, düşüncelerini, eserlerini en üst perdeden değerlendirme ve eleştirme imkânı tanımış olmasıdır. Bu yüzden onun eleştirilerinin bilinmesinin ve akademik alana taşınmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca dünyanın değişik yerlerinde yeni müslüman olan insanların, ilk etapta din dilini öğrenip kaynaklarına ulaşma imkânı elde edemeyeceğinden, onların ilk tutunacakları eserler ise kendi dillerinde şarkiyatçıların yazdığı eserler olacaktır. Yeni girdikleri dinde oryantalistlerin böyle çetrefilli ve şüphe uyandıran eserlerini okumaları ise kendileri açısından doğru olmayacaktır. Bu bağlamda o eserlerle ilgili değer yargılarını, hangi açılardan yararlı veya zararlı olacaklarını belirten Fazlurrahman'ın düşünce ve tenkitleri bir hayli önem kazanmış olacaktır. Böylece onun, ansiklopedik, akademik ve siyasi oryantalizme karşı ciddi bir duruş sergilediği görmek, umut vericidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cilt Hastalıklarına Yönelik Bir Halk Hekimliği Uygulaması: Gelincik Ocağı (Çavlu Köyü - Fikriye Pınar Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18902</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18902</guid>
      <author>Sami KILIÇ, Abdullah ALTUNCU</author>
      <description>Anadolu’nun birçok yöresinde farklı rahatsızlıklara yönelik çeşitli sağaltma işlemlerini gerçekleştiren ocaklar bulunmaktadır. Türk halk hekimliği uygulamalarının merkezinde yer alan bu ocaklar, temelinde eski Türk inancının kamlık geleneği olmakla birlikte, bazı İslami motifleri de bünyesinde barındırarak varlıklarını günümüzde de sürdürmektedir. Halk arasında, modern tıpta meydana gelen ilerlemelere, ekonomik ve sosyal hayatta yaşanan gelişmelere rağmen, halk hekimliğine yöneliş devam etmektedir. Manisa ili, Salihli ilçesine bağlı Çavlu köyünde bulunan gelincik ocağında ise çeşitli cilt hastalıklarına yönelik bazı uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Aile içerisinde “el verme” yoluyla nesilden nesle aktarılmış olan gelincik ocağındaki uygulamaları, Çavlu köyünde günümüzde Fikriye Pınar sürdürmektedir. Yedi farklı cilt hastalığına yönelik gerçekleştirilen işlemler aynı olmakla birlikte, bunların belli bir düzen içerisinde ve bir takım kurallar çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Genel olarak bazı malzemelerden elde eden karışımın, hastalıklı bölgeye belli aralıklarla sürülerek bekletilmesinden oluşan sağaltmanın, bünyesinde barındırdığı birçok unsur aracılığıyla, Orta Asya kökenli eski Türk inançları etrafında şekillenmiş olduğu görülmektedir. Gerek ocaklının kullandığı ifadeler, gerekse sağaltma esnasında gerçekleştirilen işlemler, Orta Asya kam veya baksı uygulamalarıyla büyük benzerlikler taşımaktadır. Bu araştırmanın konusunu, günümüzde Çavlu köyünde gelincik ocağı olan Fikriye Pınar’ın uygulamalarının tasviri ve tahlili oluşturmaktadır. Makale verileri, katılımlı gözlem ve derinlemesine mülakat teknikleriyle elde edilmiş ve deskriptif metot kullanılarak Dinler Tarihi açısından değerlendirilmiştir. Böylece Çavlu köyünde gelincik ocağı ve buna bağlı olarak yapılan uygulamaların gelecek nesillere aktarılması ve Türk kültür çalışmalarına katkı sağlanması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Filozofların, Teologların ve Psikanalistlerin Tanrısı: Tanrı Kavramı ve Tanrı Tasavvuru</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18814</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18814</guid>
      <author>Cihad KISA</author>
      <description>Psikanalistler tarafından ortaya konulan bulgu ve veriler özellikle kutsal metinlerin anlaşılması ve yorumlanması sürecine çok önemli katkılar sunacaktır. Öyle ki, günümüzde bir metni doğru anlayabilmek ya da yorumlayabilmek adına birçok disiplinden yararlanmanın veya birçok disiplinle işbirliğine gitmenin kaçınılmaz hale geldiği bir süreçte, din adamlarının ve teologların kutsal metinleri anlama ya da yorumlama işleminde özellikle psikoloji ve psikanalizin sunduğu veri ve bilgilerden uzak durmaları kabul edilebilir bir tutum değildir. Psikanaliz ve din arasında böyle bir işbirliğinin başlayabilmesi için, din adamları ve teologların, her şeyden önce psikanalizle karşılaşmanın yarattığı ilk şok ve travmanın etkisinden kendilerini kurtarmaları ve bu süreçte kurdukları temelsiz karşıt söylemleri ve anlamsız gerekçeleri bir tarafa bırakmaları gerekmektedir. Çünkü bilinmelidir ki başta Freud olmak üzere aklı başında olan her psikanalist, ne hakkında konuştuğunun ve de ne kadar konuşabileceğinin farkındadır. Bunun içindir ki ilk nesil psikanalistler, din ve Tanrıyı konu edinen çalışmalarına “felsefi ve teolojik bir çalışma değildir, Tanrı hakkında bir çalışma değildir, metafizik gerçekleri konu edinen bir çalışma değildir” gibi ifadelerle başlamışlardır. Aklıselim bir birey küçük bir teemmül süreciyle birlikte bu ifadelerin aslında psikoloji ve psikanalizin sınırlarını göstermek kadar filozofları, din adamlarını ve teologları da iğnelemek/uyarmak adına kurulduğunu hemen anlayacaktır. Çünkü Kant’ın zihnin kategorilerine, Jung’un da arketipal Tanrı formuna ilişkin ifadelerinden sonra filozof ve teologların ötelerde bulunan aşkın varlık hakkında konuştuklarını düşünmek artık olanaksız hale gelmiştir. Çünkü bu iki bilim insanı bize, aşkın varlığı dair her söylemin insani sınırları asla aşamayacağını açıkça göstermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çanakkale Şehitliğini Ziyarete Gelen Anzakların Siyasi ve İnanç Eğilimlerine Göre Türk Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18698</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18698</guid>
      <author>Arif Olgun KÖZLEME</author>
      <description>Bu çalışma “100. Yılında Türk ve Anzak Halklarının Çanakkale Savaşı ve Şehitliği Algısı” adlı projenin, Anzakların sosyo-bilişsel eğilimleri ve Türkiye ve Türk algıları değişkenleri arasındaki ilişkiyi ölçmeye dönük olarak bir kısmını kapsamaktadır. Anzaklar (Avustralya ve Yeni Zelandalı askerler) I. Dünya Savaşı sırasında İngiliz ordusuna bağlı olarak Çanakkale’de savaşmışlardır. Ancak Anzaklar, Çanakkale’ye tanımadıkları bir düşmanla savaşmaya getirilmişlerdir. Savaş sırasında tanımaya başladıkları Türk insanının buraya gelmeden önce kendilerine anlatılanlardan farklı olduğunu görmüşlerdir. Savaşın acı gerçeğiyle karşı karşıya kalan Anzaklar, Osmanlı askerlerinin direncini, insanlığını ve samimiyetini gördükçe bu saygıdeğer düşman hakkında yanıltıldıklarını ve bulundukları yerin İstanbul’a tatil için giderken bir süre konaklama yapılacak basit yer olmadığını anlamaya başlamışlardır. Ancak, savaş kendi kurallarını oynamaya devam ederken, Anzaklar da kayıp vermeye devam etmişlerdir. Bu yabancı memlekette kendilerini gösterme adına onurları için savaşmak zorunda kalmışlardır. Ancak, savaşın sonunda 35 binden fazla Anzak askeri zarar görmüş ve bunların bir önemli kısmı da ölmüştür. Anzaklar, Çanakkale’de acı bir sonuç yaşasalar da, millet olma adına bu savaşı tarihlerinin önemli bir dönüm noktası olarak görmüşlerdir. Bu durum onlarda savaştıkları milleti daha çok tanıma arzusu doğurmuştur. Her yıl atalarını anmak için Türkiye ziyaretleri de buna zemin hazırlamıştır. Bir asırdır Yarımada’ya devam eden ziyaretler ve savaşla ilgili anlatılanlar, Anzakların Türkiye ve Türk insanına bakışını savaş öncesinden farklı bir noktaya taşımıştır. Günümüz itibariyle Anzakların çoğunluğunun gözünde Türkiye ve Türk insanının, bir asır önce savaşılan dost bir memleket ve onun dost insanlarından ibaret görüldüğü bu çalışma da görülmüştür. Çalışma, savaşın 99. yıl anmaları için Yarımada’ya gelen 230 Anzak ziyaretçi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sosyo-bilişsel özellikler ve Anzakların Türkiye ve Türk algısı değişkenleri Ki-kare testine tabi tutularak aralarında anlamlı bir ilişki olup olmadığının analizi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>80 Askeri Darbesinin Mimarı Kenan Evren’in Ölümünün Türk Basınındaki Sunumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18870</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18870</guid>
      <author>Fatma NİSAN</author>
      <description>12 Eylül 1980 tarihinde meydana gelen askeri darbenin Türkiye tarihinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Yönetimin askeri güçlerin eline geçtiği bu dönemde Türkiye tarihi açısından olduğu kadar yönetim şekli, ekonomisi, yaşam tarzı ve fikirsel yapısı açısından da 80 darbesi bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Askeri darbenin mimarlığını 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren üstlenmiştir. Çok sayıda gazetenin kapatıldığı, sansür edildiği ve birçok gazetecinin suikasta kurban gittiği, işkenceye maruz bırakıldığı dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren darbeden 35 yıl sonra, 09 Mayıs 2015 tarihinde gece yarısına doğru hayatını kaybetti. Söz konusu dönemde basının üzerinde baskı kurarak susturan ya da kendisinden yana bir söylem yaymasına neden olan Kenan Evren’in ölümünün ardından Türk basının nasıl bir söylem ürettiği merak edilen bir konu olmuştur. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı; 1980 askeri darbesinin aktörü 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ölümünün Türk basını tarafından nasıl bir söylem üretilerek sunulduğunu ve gazete sayfalarında nasıl yer bulduğunu incelemektir. Ekonomi ve spor gazetelerinin inceleme dışında bırakıldığı çalışmada Türk ulusal basınından 23 gazetenin bir haftalık sayıları incelenmiştir. Gazetelerin konuyla ilgili tüm haber, fotoğraf ve karikatürlerinin incelendiği çalışmada yöntem olarak van Dijk’ın eleştirel söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları, Evren’in ölümünün ardından Türk basınının çoğunlukla konuya eleştirel yaklaştığını ve bir nebzede olsa o dönemin intikamını aldığını göstermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamusal Alanda Din Tartışmaları: Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18365</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18365</guid>
      <author>Ejder OKUMUŞ</author>
      <description>Kamusal alan – din ilişkisi, yerel ve küresel düzlemde özellikle sosyolojik, siyasal, ideolojik, etik ve hukuki bakımdan ve de uluslararası ilişkiler açısından çok önemli bir konudur. Dinin kamusal ve siyasal yönleri konusu, dinin toplumsal boyut ve işlevleriyle ilgili tartışmalarda önemli bir yere sahiptir. Kamusal alanda dinin durumuna ilişkin tartışmaların, siyasal ve akademik olarak çok uzun bir tarihi olduğu söylenebilir. Türkiye bağlamında da kamusal aland dinin durumuyla ilgili hususlar, hep önemli toplumsal ve siyasal konular arasında yer almıştır. Türkiye, laik bir devlet yapısına ragmen dinin çok etkili olduğu bir ülkedir. Türkiye’de kamusal alanda din, siyaset, ideoloji, dinsel özgürlükler, sosyoloji, siyaset bilimi vd. temelinde daima canlı bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmanın en önemli nedenlerinden biri, dinin seküler devlette (“kamusal alan”da) güç kazanacağı korkusudur. Bu korkunun etkisiyle Türkiye’de kamusal alan kavramı, laikliğe dayalı olarak siyasal, ideolojik ve duygusal çerçevede tartışılmakta ve de devlet alanı veya resmi alan ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Kamusal alanda din tartışmaları, bu algı etrafında ve bu algıya bağlı resmi uygulamalar çerçevesinde yürütülmektedir. Bu çalışma, Türkiye’de kamusal alanda din ile ilgili tartışmaların bazı sosyolojik, ideolojik ve siyasal boyutlarını sosyolojik bakışaçısıyla ele almaktadır. Belirtmek gerekir ki Türkiye’de, modern cumhuriyetin kuruluşu, yönetim ve idare tarzında bir takım değişimler getirmiş ve bu değişim veya dönüşümler de devletin dinsel siyasetinde bazı değişimlere yol açmıştır. Devletin değişen dinsel siyaseti, gerçeklikte, laik siyasette dini yeniden şekillendirme, tanımlama ve dinsel siyaseti bu yeni tanıma göre yeniden dizayn etme olarak karşılık bulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Servet-i Fünun Dönemi Romanında Mürebbiyeler: Yabancı ve Yabancılaşma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18868</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18868</guid>
      <author>Özlem ÖRDEM</author>
      <description>Türk modernleşmesi sürecinde batılı kurumların Osmanlı’da benimsenmesi toplumda değer sorununu gündeme getirmiştir. Değer sorununun bir parçası olarak yabancı ve yabancılaşma sorunu roman yazarları, araştırmacılar, bürokratlar tarafından ele alınmıştır. Yabancı aktörler olarak Servet-i Fünun dönemi romanında yer alan mürebbiyeler bu anlamda Osmanlı değerlerini yabancılaştıran yabancılar olarak görülmüşlerdir. Dolayısıyla, mürebbiyeler toplumun en küçük ve en önemli yapı taşı olan aile içinde çocuklara batılı eğitim ve değerleri vermeye çalışması tehdit olarak görülmüştür ve ötekileştirilmişlerdir. Bu çalışma, mürebbiyeleri yabancılaştıran yabancı aktörler olarak görülmesini eleştirip Osmanlı’da yaşayan mürebbiyeleri yeni bir yorumla değerlendirmeye çalışmıştır. Bu yoruma göre, farklı kültürlerden gelmesine rağmen, değer düzeyinde de olsa sosyal diyalog çerçevesinde Osmanlı bireyleri ile mürebbiyelerle etkileşim kurabilirler. Bu anlamda mürebbiyeler ötekileştirilmiş yabancılar olarak görülmemelidir. Aksine, olumsallık ve süreklilik düzleminde birbirini etkileyen değerler bütünü olarak görülebilir. Türk modernleşmesi çalışmalarında ve roman değerlendirmelerinde tehdit düzeyinde yabancı olarak görülen mürebbiyeler bu çalışmada değerlerin paylaşımı çerçevesinde olumlu aktörler olarak yorumlanmıştır. Mürebbiyeler karşılıklı etkileşim düzleminde ve sosyal diyalog içerisinde değerlendirilerek Osmanlı toplumunda olumsal çerçevede yeniden yorumlanabilir. Bu yorumu edinmemize olanak sağlayan kuram ise postyapısalcı bir bakış açısıdır. Postyapısalcı bir arka plan sayesinde mürebbiyelerin yabancılaştırıcı unsuru uzlaştırıcı bir düzlemde yeniden ele alınabilir. Böylece, mürebbiyelerin batı değerleri ile Osmanlı’nın değerleri olumlu bir değer etkileşimi olarak kabul görebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Kişilik Özellikleri, Cinsiyet Rolleri Ve Yüz Kızarma Eğilimlerinin Sosyal Görünüm Kaygılarını Yordama Gücü Ve Aralarındaki İlişki</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18942</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18942</guid>
      <author>Ahmet KARADOĞAN, Abdulkadir ÖZTÜRK , Serdat KÖRÜK</author>
      <description>Beden algısı, bilişsel, duyuşsal, davranışsal yönleriyle hem olumlu hem olumsuz özellikler içeren çok boyutlu bir yapı olarak tanımlanabilir. Beden algısı, bireyin yalnız dış görünüşü olmayıp, çok yönlü somutlanmış psikolojik deneyimlerini içerir. Bu anlam da Cash’ a (1990) göre beden algısı tek bir durumdan daha fazla bir şeyi anlatır ve “beden algısı beden algılarıdır” ifadesini kullanır (Cash, 2004). Cash’a (2004) göre beden algısı; bireyin davranışları, duyguları, inançlarını ve düşüncelerini içeren beden ilişkini, kendilik algısını ve kendilik tutumlarını, kişilik yapısını, cinsiyet rollerini kapsar. Moe’ya (1999) göre beden algısı bireyin bedensel görünümü hakkında zihninde oluşturduğu bir resim olarak tanımlanır. Moe’ya (1999) göre olumsuz beden algısı yaygın olarak bireyin kilolu olma ile ilgili duygularını ve kilo alma ile ilgili kaygılarını ifade etmesine olarak görünse de, kilo olumsuz beden imajının yalnızca bir parçasıdır. Bazı insanlar duygusal olarak bedenlerini inceden inceye inceler ve bedenlerinin çeşitli parçaları ile ilgili kusurlar bulurlar. Olumsuz beden imajı bireyin bedeni hakkında iyi hissedememesine ve onu kabul edememesine, yüz kızarması eğilimi göstermesine ve nevrotik kişilik özelliğine neden olabilir. Bu durumlar birey için büyük bir sosyal görünüm kaygısına dönüşebilir. Bizim yaşam deneyimlerimiz, cinsiyet rollerimiz, kişilik özelliklerimiz ve yüz kızarma eğilimlerimiz içinde yaşamakta olduğumuz bedenle tamamen etkileşim halindedir. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin sahip oldukları kişilik özelliklerinin, cinsiyet rollerinin ve yüz kızarma eğilimlerinin sosyal görünüm kaygısını yordama gücünü ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2014-2015 eğitim öğretim yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde öğrenim gören 400 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada, Sosyal Görünüm Kaygısı Ölçeği, BEM Cinsiyet Rolü Envanteri, Yüz Kızarma Eğilimi Ölçeği ve 5 Faktör Kişilik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde çoklu doğrusal regresyon ve korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda yüz kızarma eğilimlerinin, cinsiyet rollerinin ve nevrotik kişilik özelliklerinin sosyal görünüm kaygısını yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Ombudsmanın Uygulanabilirlik Analizi: Ampirik Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18863</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18863</guid>
      <author>Bekir PARLAK, Kadir Caner DOĞAN</author>
      <description>Ombudsman, kökeni 18. yüzyıla kadar dayanan ve kamu yönetiminin devlet adına denetlenmesi için ortaya çıkmış bir kurumdur. Bu kurum, kamu yönetimini dışarıdan, bağımsız ve objektif bir biçimde denetlemektedir ve böylece kamu yönetimlerinde kötü yönetim uygulamalarını en aza indirmeyi ve insan hakları ihlallerini önlemeye çalışmaktadır. Ombudsman, günümüzde neredeyse tüm çağdaş devletlerde kurulmuştur ve bu kurum dünya boyunca yayılımını devam ettirmektedir. Ombudsman, özellikle demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri ile özdeşleşmektedir. Bu bağlamda da günümüzde tüm dünya devletlerinin ilgisini çekmiştir. Günümüzde devletin ve kamu yönetiminin artan eylem ve faaliyetlerine karşılık olarak topluma sunmuş olduğu görev ve hizmet düzeyinde artışlar meydana gelmiştir. Bu çerçevede devletin artan hizmetlerine bağlı olarak denetimi de önemli bir konu haline gelmektedir. Ombudsman da devletin denetlenmesi konusunda önemli bir noktada bulunmaktadır. Bu makale çalışması, Türkiye’de ombudsmanın uygulanabilirliğini analiz etmektedir. Çalışmada Türkiye’de ombudsmanlık kurumunun uygulanabilirliğinin analiz edilmesi amacıyla Türkiye Kamu Denetçiliği (Ombudsman) Kurumu’nda gerçekleştirilen bir alan araştırmasına da yer verilmiştir. Bu alan araştırmasında, Türkiye Kamu Denetçiliği Kurumu’nda nitel ve nicel analiz yöntemleri kullanılarak görüşme ve anket yapılmıştır. Bu şekilde de kurumda bulunan kamu denetçileri ve uzmanlardan oluşan bir örneklem üzerinde ampirik veriler elde edilmiş ve yorumlanmıştır. Elde edilen verilerin analiz edilmesi sonrasında Türkiye Kamu Denetçiliği (Ombudsman) Kurumu’nun Türkiye açısından uygulanabilir olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gelişmekte Olan bir Ülke olan Türkiye'de Yabancı Göçmenlere Karşı Negatif Tutumlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18729</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18729</guid>
      <author>Özgür SOLAKOĞLU, Suheyl GURBUZ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Türk toplumu arasında yabancı göçmenlere karşı takınılan negatif tutumların hangi değişkenlere bağlı olduğunu açıklamaktır. Ulusal ölçekte iki farklı yıla ait data setini analiz etmesi itibarı ile söz konusu çalışma bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu özelliği ilede söz konusu çalışma iki farklı yıl karşılaştırılarak Türk toplumundaki göçmenlere karşı takınılan negatif tutum seviyesini karşılaştırma imkânı vermektedir. Avrupa Sosyal Anketi'nin 2002 ve 2008 yıllarında icra edilen versiyonları söz konusu çalışmada data seti olarak kullanılmıştır. Türkiye toplumununun küreselleşme ile yıllara sarı daha fazla etkileşim içerisinde olması nedeniyle 2002 ve 2008 yıllarındaki göçmenlere karşı takınılan tavırlar karşılaştırılmıştır. Bunun yanında global kurumlara olan güven, medya, ekonomi, din, ve politik aidiyet bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. OLS regresyon bulguları yıllara sarı değişim, global kurumlara olan güven, televizyon izleme saati, internet kullanımı, milli ekonomiden tatmin ve politik aidiyetin göçmenlere karşı takınılan tavırlarda anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Diğer yandan din ile göçmenlere karşı takınılan negatif tutumlar arsında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Bunun yanında, coğrafi bölgeler ile ilgili olarak, İstanbul ile karşılıştırıldığında Güney Doğu Anadolu bölgesine mensup katılımcılar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark olmasına rağmen diğer coğrafi bölgelerde aynı anlamlılık gözlenmemiştir. Bu çalışmanın aynı zamanda konu ile ilgili ilk ulusal ölçekte bir çalışma olması nedeniyle gelecekteki çalışmalara temel oluşturacağı değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlkokul Öğrencilerinin İlkokuma Yazma Öğrenme Sürecine İlişkin Metafor Algıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18749</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18749</guid>
      <author>Fatma SUSAR KIRMIZI, Diren ÇELİK</author>
      <description>Metafor çoğunlukla öğeler arasında dilsel bir araç olarak kullanılarak zihinsel birleştirme yapmaktır. Metafor oluşturma sürecinde zihinde iyi bilinen ile daha az bilinen iki şey arasında benzetme yapılır. İlkokuma yazma süreci ilköğretim öğrencileri tarafından oldukça zorlu geçen özel bir dönemdir. Öğrencilerin bu sürece yükledikleri anlamları tespit etmek karşılaşılan sorunlara ilişkin çözüm üretilmesine ve öğrencilerin yaşadıkları psikolojik durumların belirlenmesine yardımcı olabilir. Bu doğrultuda araştırmanın temel amacı, ilkokul öğrencilerinin ilkokuma yazma öğrenme sürecine ilişkin metafor algılarını tespit etmektir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemine uygun olarak olgu bilim (fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Çalışma, 2013-2014 öğretim yılının güz döneminde Denizli merkez ilçedeki ilkokulların 2. sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak “Bana göre ilkokuma yazma … benzer. Çünkü …” şeklinde oluşturulmuş form kullanılmıştır. Araştırma bulgularında, öğrencilerin genel olarak ilkokuma yazma sürecine ilişkin olumlu düşüncelere sahip olduğu belirlenmiştir. Verilerin analizi sonucunda bitki, bitkinin gelişimi, doğa, seyahat, hayal, eğlence, gelişim, kişileştirme, beceri, spor, uzay, yiyecek ve yenilik temaları belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Avatar Filmi Özelinde Emperyalist Uygulamaların İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18705</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18705</guid>
      <author>Ayhan ŞAHİN</author>
      <description>Latince hükmetmek anlamına gelen “imperare” kökünden türeyen emperyalizm en ba-sit anlamı ile bir ulusun başka bir ulus üzerinde ya toprak işgal ederek ya da ekonomik, siyasî veya kültürel hâkimiyet kurarak hâkimiyetini genişletmesi olarak tanımlanabilir. Bu anlamda sömürgecilikle benzerlikleri olan emperyalizm, coğrafi bir mekâna bağlı olması gerekmemesi açısından sömürgecilikten ayrılır. Emperyalizm, hep Batı’nın Asya ve Afrika’daki siyasî ve ekonomik hâkimiyetini anlatmak için kullanılagelmiştir. Batı, emperyalist uygulamalarını ba-zen şiddet uygulayarak bazen de yerel halka sevimli görünerek yapmıştır. Yaptığı bu sömü-rüyü haklı çıkarmak için de karşı tarafı hiçbir değeri olmayan vahşiler olarak görmüş ve bu yüzden de onların elindekini almak için kendisinde bir hak tevehhüm etmiştir. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesi ile küçük bir köy haline gelen dünyamızda, emperyalizm şekil de-ğiştirerek varlığını hala devam ettirmektedir. Artık emperyalist ülkelerin herhangi bir toprağı işgal etmelerine gerek yoktur. Ulaşım ve iletişim araçları ile dünyanın her yerine çok kısa zamanda ulaşılabilmektedir. Emperyalist ülkeler, bizzat başka bir ülkeyi tanklarla işgal etme-seler de, pazarladıkları ürünlerle kendi zihniyet ve düşüncelerini hem de öncekine göre çok daha kolay bir şekilde kabul ettirebilmektedirler. Bu çalışmada, Avatar filmi özelinde emper-yalist ülkelerin amaçlarına ulaşmak için uyguladıkları stratejileri incelemeye çalıştık. 2009 yapımı Avatar filmi hem kullandığı teknoloji hem de emperyalist uygulamaları anlatış tarzıyla oldukça dikkat çekti. Gerçekten de filmde emperyalist uygulamaların çarpıcı örneklerini gör-mekteyiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İnanç Sistemlerinden Reklamlara: Lüks Konut Reklamlarında Yaratılan Cennet</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18650</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18650</guid>
      <author>Fırat TAŞ, Serpil AYGÜN CENGİZ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, insanlık tarihi boyunca çeşitli inanç sistemlerinde öteki dünya kavramsallaştırması olarak karşımıza çıkan “cennet” tasavvuruna ilişkin tüm idealleştirmelerin (doğa, güvenli bir yaşam, seçkin bir statü, sonsuz bir zamanda yaşamak ve mükemmellik)günümüzde lüks konut reklamlarında konutlara atfedilen özellikler olarak ortaya çıkartılıp cennetin artık lüks konut olduğu iletisinin yapısöküme uğratılmasıdır. Din ve inanışlar genel olarak iyi ve kötü kavramları üzerine inşa edilir. Bu kavramların ardından yaratılan kurallar çerçevesinde, ölümden sonraki yaşamda, insanlara sunulan cennet ya da cehennem iyinin ve kötünün karşılığı olarak kurgulanmaktadır. Cennet iyi işler yapanların, cehennem ise kötülükle hemhal olanların hak ettiği nihai mekânlardır. Cennet, her şeyin tastamam olduğu, insanın ihtiyaç duyabileceği tüm unsurların eksiksiz olarak cennette orayı hak edenlere, sonsuz bir zaman dilimi için mükâfat olarak vaat edildiği ideal bir mekân olarak sunulmaktadır. Çeşitli inanışların cennet tasavvurlarında ön plana çıkan cennete dair nitelikler, eşsiz bir doğa güzelliği, güvenli bir yaşam, seçkin bir statü, sonsuz bir zaman ve genel anlamda mükemmellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmada, http://www.hurriyetemlak.com adresinden 14 Mart 2012 tarihinde ilânı verilen 271 konut reklamından ilk 41 konut projesi reklamı (fotoğraflar analiz dışında bırakılarak) mitolojilerde ve dini inançlarda yer alan cennet kavramsallaştırmasıyla çözümlenmektedir.Çalışmada, modern kültürün en önemli üretim metinlerinden reklamlarda, lüks konutun modern dünyanın cennetine nasıl dönüştürüldüğü gösterilmeye çalışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kobi’lerde Çalışanların Kişilik Özelliklerinin Örgütsel Özdeşleşme Ve İşten Ayrılma Niyeti Üzerine Etkisinde Psikolojik Sözleşme Algısının Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18713</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18713</guid>
      <author>Mustafa Kemal TOPÇU, H. Nejat BASIM</author>
      <description>Beşeri sermaye, işletmelerin sürdürülebilir rekabet avantajı sağlayabilmesi için kullanabileceği temel faktörler arasında ön plana çıkmıştır. Ancak, küreselleşme, hızla değişen teknoloji, bilinçlenen müşteri profili ve yoğun rekabetlerin yaşandığı bir çevrede klasik yönetim anlayışı ile insan kaynakları istenilen şekilde kullanılamamaktadır. İşveren-işgören ilişkisinde geleneksel yaklaşımdan uzaklaşılarak, söz konusu ilişkiye yenilikçi bir yaklaşım sunan psikolojik sözleşme çalışanların davranışlarının altında yatan nedenlere de açıklık getirmektedir. Bu sebeple, bu çalışmada çalışanların kişilik özelliklerinin örgütsel özdeşleşme ve işten ayrılma niyeti üzerine etkisinde psikolojik sözleşmenin aracılık rolünün belirlenmesi amalanmıştır. KOBİ’ler örnekleminde yürütülen çalışmada, 421 kişiden anket yöntemi ile toplanan verilerin analizi sonucunda, çalışanların kişilik özelliklerinin çalışanların tutumları üzerindeki etkisinde psikolojik sözleşmelerinin aracılık etkisi, oluşturulan model çerçevesinde test edilmiştir. Bulgulara ulaşmak için doğrulayıcı faktör analizi ile birlikte hiyeraşik regresyon ve korelâsyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgular incelendiğinde, örgütsel özdeşleşme ve işten ayrılma niyeti üzerinde kişiliğin belirleyici bir rolü bulunduğu, bu ilişkide psikolojik sözleşmenin aracılık rolü oynadığı görülmüştür. Bununla birlikte, değişkenler tek başına değerlendirildiğinde hipotetik model çerçevesinde ortaya konan ilişkiler de desteklenmiştir. Tüm bulgular değerlendirildiğinde, psikolojik sözleşmenin örgütlerdeki psiko-sosyal faktörlerin yönetilmesinde ve verimliliği artırıcı çabaların şekillendirilmesinde önemli bir yeri olduğu belirlenmiştir. Çağdaş yönetim kuramları ile ilintili olarak işveren-işgören arasında geliştirilecek ilişkisel psikolojik sözleşme kapsamında çalışanlara sunulan gelişim olanakları, kariyer me</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İktisat Öğretileri ve Marshall</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18522</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18522</guid>
      <author>Zübeyir TURAN, Aslıhan NAKİBOĞLU , Nurbanu ÇETİNKAYA</author>
      <description>Neoklasik İktisadi Düşünce,1870’lerden 1920’ye kadar geçen yarın yüzyıllık sürede, klasik değer teorisinde köklü değişmeler yapan, geçimlik ücret anlayışından marjinal verime bağlı ücret anlayışına geçen ama, bunun dışında klasik görüşleri ve bir takım şartlarla liberal görüşü sürdüren iktisatçıların okulu olmuştur. Neoklasik iktisadın öncülerinden ve Cambridge okulunun kurucusu olan Alfred Marshall hazırladığı iktisadi öğretilerle iktisadi düşünceye önemli katkılar sağlamıştır. Marshall, ,iktisadın tanımı, metodu, kısmi denge analizi ,denge fiyatı, matematiksel yaklaşımları ,makro analiz çalışmaları (say yasası-para teorisi)…. gibi bir çok önemli kavramı günümüz iktisat öğretisine kazandırırken bu farklı yaklaşımlar aynı zamanda iktisadı farklı bir boyuta taşımıştır. Özellikle yetiştirmiş olduğu öğrencileri arasında en önemli iktisatçılardan olan Keynes de hocası Alfred Marshall gibi bir çok iktisat öğretisini tanımlayarak günümüz iktisat tarihine kazandırmış ve W.Hunt ‘ın dediği gibi “Keynesyen iktisat…………..şimdiye kadar Ortodoks iktisadın otoritesini sarsan en ciddi rüzgar olarak ,iktisat öğretisine “ girmiştir. İktisat Öğretileri ve Marshall isimli çalışmada I. bölümde, Neoklasik iktisadın önemli, bir teorisyeni olan Alfred Marshall’ın hayat hikayesi detaylı bir şekilde incelenmeye çalışılmış, II. Bölümde neoklasik iktisat ve özellikleri ele alınmış, III. bölümde ise Alfred Marshall’ın iktisat öğretisine teorisyen olarak hangi önemli kavramları kazandırdığı, Düşünsel Gelişimi, teorilerini hangi düşünsel temeller üzerine yerleştirdiği, teorilerinin günümüz teorilerini nasıl etkilendiği ve onları değerlendirmenin ölçütlendirmenin neler olacağı ve Marshall’ın iktisadi dünyasının bir öğreti olarak günümüze ne gibi bir ışık tutma işlemi olduğu daha rahat bir şekilde Alfred Marshall’ı ve öğretilerini anlamamıza yardımcı olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Y Kuşağının Bir Gözetim Mekanizması Olarak Sosyal Ağlar Üzerine Algısı: Gaziantep Üniversitesi Araştırması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18670</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18670</guid>
      <author>Fuat USTAKARA, Emir TÜRKOĞLU</author>
      <description>Günümüzün küresel iletişim ortamında ağ toplumu yapısına bağlı olarak sosyal ağ kullanımı özellikle Y Kuşağının günlük yaşamının önemli bir parçası gibi görünmektedir. Sosyal ağlar, iletişimin işlevselliğini artırmakla birlikte, bir gözetim mekanizması olarak da kullanılabilmektedir. Siyasal iktidarın ideolojisini yaymak için kullanılabildiği gibi, çokuluslu bir şirketin küresel açılımlı markasının marka iletişiminde de bir gözetim işlevini yerine getirebilmektedir. Bu yönüyle, sosyal medya, bir iktidar mekanizması olarak da düşünülebilmektedir. Bu çalışma, Y Kuşağının sosyal ağları bir gözetim mekanizması olarak algılama düzeyini üniversite öğrencileri örneğinde irdelemektedir. Araştırma, 437 kişiye uygulanan anket uygulamasına dayalı olarak yapılandırılmaktadır. Beşli likert ölçeğe dayalı olarak yapılandırılan araştırmanın bulgularına göre; katılımcılar, (A.O.=3,20) ortalama değeriyle sosyal ağlar üzerinden gözetledikleri ve (A.O.=3,17) ortalama değeriyle sosyal ağlar üzerinde gözetlendiklerini düşündükleri bilgisini vermektedirler. Çalışma, bir iktidar mekanizması olarak gözetim olgusu üzerine önemli veriler içermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Postmodernizmin Eklektik Anlayışı ve Afiş Tasarımlarına Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18876</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18876</guid>
      <author>Merve YILDIRIM</author>
      <description>Postmodenizm 1970’lerde, mimarı tasarımla başlayıp zamanla tüm sanat dallarını kapsayan ve modern hareketin klasiği reddeden üslubuna karşı bir protest tavır gibi görünse de geçmişe eğilimi, eski tarz ve akımların kullanıldığı malzemelerle yeni anlatım amacını gütmüştür. Aynı zamanda Eklektik bir yapıyı barındıran, özgün, üslup, nitelik gibi seçkinci nitelikleri olmayan, kitsch, karışık, kaos barındıran eserlerin oluşturduğu, kuralsız bir yapı içerisinde karşımıza çıkmaktadır. İfade biçimi bazen kışkırtıcı ve küstah bazen de son derece ince ve duyarlı olarak karşımıza çıkmıştır. Tasarımlar da ise bu dönemde tesadüfi olanın güzelliğinin keşfedilmişliği işlevsel unsurlarıdır. Soyut anlatımı ele almıştır. Tipografi konusunda ciddi değişiklikler gündeme gelmiştir. Bu çalışma, postmodernizmin dayandığı kimi temel dayanakları saptayarak afiş tasarımlarında felsefesi üzerinde kimi olası etkilere dikkat çekmek üzerinedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Âşık Reyhânî Türkülerinin Makâm, Usûl Ve Vezin Yönünden Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18922</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18922</guid>
      <author>Kubilay YILMAZ</author>
      <description>Âşık Yaşar Reynânî, âşıklık geleneğini başarıyla devam ettirmiş, yurt içinde ve yurt dışında birçok yerde düzenlenen fasıl ve yarışmalarda üstün başarılar elde etmiş, 20. yüzyılın önde gelen âşıklarından birisidir. Başarılarla dolu bir geçmişe sahip olan Âşık Reyhânî’ ye ait türkülerin çok boyutlu içerik analizinin yapılması ve bu sayede söz konusu âşığın müziksel kimliği hakkında bilgilere ulaşılması bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, çeşitli ses kayıtlarından dinleyerek notaya aldığımız 47 adet eser incelenmiş; her eser, usûl, vezin ve ses genişliği bakımından analiz edilmiş, bu eserler içerisinde ses genişliği 7 ses ve daha fazla olan 13 türkünün makâmsal analizi de yapılmıştır. Makâmsal analiz yapılırken türkünün hangi makam dizisinde olduğunu belirtmekle yetinilmemiş; özellikle seyir karakteri ve güçlü perde olgularının üzerinde durulmuştur. Araştırmanın kuramsal bölümünü oluşturmak için söz konusu aşığa ait ses kayıtlarının yanı sıra literatür taraması da yapılmıştır. Yapılan araştırmalar neticesinde; Âşık Reyhânî’nin hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgilere ulaşılmış, bunlardan da kısaca bahsedilmiştir. Verilerin toplanması aşamasında betimsel araştırma yöntemlerinden “tarama tekniği” kullanılmış, toplanan verilerin analizi, içerik analizi tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular, tablolar eşliğinde sunularak yorumlanmış, bu sayede belirli sonuçlara ulaşılmıştır. Özellikle makamsal analiz sonuçları, Klasik Türk Müziği ve Türk Halk Müziği’nin farklılıklarından ziyade benzerliklerine dikkat çekmek adına önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sanat Akımları Üzerinden Gelişen Disiplinlerarası Sanat</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18884</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18884</guid>
      <author>Osman YILMAZ</author>
      <description>Günümüz sanatına bakıldığında biçim algısında büyük değişmelerin olduğun görülmektedir. 20. Yüzyılın sonlarına doğru hızla gelişip yaygınlaşan iltişim teknolojileri disiplinlerarası sanatın yaygın bir şekilde kabul görmesine olanak sağlamıştır. Geleneksel sanat yapma tekniklerine göre, çağımız sanatında temel biçimi teknolojik bir ortam yoluyla insan tarafından görülür, duyulur, hissedilir hale getiren disiplinlerarası sanat, akademik ve akademik olmayan düşünce alanlarını bir araya getirerek sanat yapmanın yolunu açmıştır. Disiplinlerarası Sanatın gelişimi modern sanat akımları üzerinden olmuştur. Bu dönüşümün taşıyıcısı, kübizmin deneysel uygulamalarından doğan ve farklı evren kavrayışlarını dile getiren kolaj olmuştur. Bu nedenle disiplinlerarası sanatın ilk belirtilerini geçen yüzyılın başlarında ortaya çıkan kübist sanatçıların kolaj yapıtlarında görürüz. Daha özgür ifade olanağının önünü açan kolaj ve Dadacı sanatçıların özgür konu seçimleri malzemeleri ve tavırları farklı disiplinlerin bir araya gelmesinde önemli rol oynamıştır. Dada’nın gücü özellikle, Kübizm, Konstrüktivizm, Fütürizm gibi dönemin avangard sanat hareketlerinin hepsini birden ortak bir gövdeye eklemleyebilmiş olmasıydı. Böylece, Disiplinlerarası Sanatın çok boyutlu görsel dilini oluşturan alfabesi de yaşam serüveninde yerini almış oluyordu. II. Dünya Savaşı sonrası, pop sanat kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla daha önce hiçbir zaman olmadığı kadar büyük kitlelere doğrudan hitabetme olanağı elde etmişti. Kavramsal Sanat eserleri, her gün karşılaştığımız şeylerle, onlara en uygun gelen şeyleri bir araya getirerek farklı bir gerçeklik sunuyordu. Disiplinlerarası Sanatta kavramsal bir çalışma, nesnel bir biçim olarak ortaya konmasa da metin, biçimin yerini alabilir ve ses manipülasyonları, dijital miksaj ve baskı teknikleriyle birlikte fantastik bir boyut kazanabilir. çağdaş sanat akımları içinde disiplinlerarasılık hem farklı disiplinleri bir araya getirmiş hem de gelişen teknolojiye bağlı sanat yapma olanaklarını geliştirmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mitoloji ve Mustafa Seyit Sutüven’in Şiiri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18909</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18909</guid>
      <author>Tahir ZORKUL</author>
      <description>İlkel insan topluluklarının dünyayı ve zamanı anlama ve anlamlandırma çabasının bir sonucu olan Mit “myth”, günümüze dek, gerçekliğini koruyan kavramlardan bir tanesidir. Kökleri dinler öncesi tarihe dayanan bu kavram, hem ortaya çıkış süresi, hem de kapsadığı alan bakımından gündemdeki yerini ve önemini korumaktadır. Ancak, bütün araştırmacıların üzerinde uzlaştıkları bir mit tanımı olduğunu söylemek zordur. Buna rağmen pek çok mit tanımının olduğunu da söylemek gerekir. "Mit” sözcüğü Eski Yunan dilinde söz "logos" ve "epos" sözcükleriyle karşılanmaktadır. Tarihin derinliklerinde üretilmiş bilgi ve düşünceleri içlerinde gizleyen belgeler niteliğindeki mitler, toplumbilimciler ve din tarihçileri arasında yaygın olan “kutsal gelenek”, “en eski vahiy”, “örnek gösterilecek model” anlamında da kullanılır. Kimi araştırmacılara göre bu kavram “olay, fable, fiction” karşılığında kullanılmış olsa da, ilkel insana göre “Mit”in esas manası, “gerçek hikâye” hepsinden de öte “sahip olunan çok değerli şeyler, kutsal ve manalı olandır” şeklinde tarif edilir. Bir başka tanıma göre ise mit, “tabiat varlıkları ile olaylarına, kişilik vermek sureti ile anlatma şeklidir.” Kimilerine göre de, kelimenin aslı Yunancadır. Anlamı da “söz”, “öykü”dür. “Mit”e yönelik bu anlamlandırma çabası, günümüzde bir bilim dalı olarak “Mitoloji”nin temelini teşkil etmiştir. Ancak, mitoloji kavramının anlam kaymasına uğrayarak, bir bilim dalı olmanın ötesinde “Mit” kavramına karşılık kullanıldığını belirtmekte fayda vardır. Mitler önemli ölçüde ayin, tören üzerine temellenirler. Meselâ, yetişkinliğe giriş merasimlerinin önemli fonksiyonları bulunmaktadır: Bunlar, geleneğin ilkel toplumlardaki olağandışı gücünün ve anlamının ayin biçiminde dramatik ifadesidir; ayrıca bu güç ve anlamı her kuşağın belleğine kazımaya da yararlar; aynı zamanda da, soyun öğretisini aktarmak, geleneğin sürekliliğini sağlamak ve soyun birliğini korumak için son derece etkili bir araçtırlar. İlk zamanlar sözlü gelenekle kuşaktan kuşağa aktarılan mitler, zamanla ozanlar, şairler, misyonerler, seyyahlar vb. kimseler tarafından yazılı metinler haline dönüştürülmüşlerdir. Milletleri millet yapan bir dizi etmenlerin başında mitolojinin gelmesi, onun gizli bilgi kaynağı, eski insan düşünce tarzı olmasından ve kendini yaşadığı dünyada bulmasından dolayıdır. Mitolojik öğeler zamanla değişir ancak tamamen kaybolmazlar. Her milletin milli tefekkürünün, milli psikolojisinin, kendine has özelliklerinin ilk kaynağı mitolojidir. Hiç şüphe yok ki, her milletin kendine özgü geçmişten gelen mitleri vardır. Dünya üzerinde halen varlığını devam ettiren veya zaman içinde yitip giden milletler düşünüldüğünde çok sayıda mitin varlığından söz edilebilir. Bu zenginlik mitolojiye geniş bir inceleme alanı sunmaktadır. Geçmişten bugüne yaşanan savaş, göç benzeri toplumsal olaylar, insanlar arasında bir etkileşime yol açar. Bu etkileşimin her türlü sonuçları mitlere de yansır. İncelendiği zaman farklı milletlere ait mitler arasında pek çok ortaklıkların olduğu görülecektir. Bugün çeşitli toplumlar üzerinde yapılan araştırmalar göz önünde bulundurulduğunda, mitlerin farklı özelliklerinin yanı sıra, önemli ölçüde benzerlikler gösterdikleri gözden kaçmaz. Bu ortak özellikler aynı zamanda mitlerin toplumlar arası kültürel bir geçişin olduğuna birer delil niteliğindedir. Bizde, Tanzimat döneminde Batıyla olan etkileşimle birlikte Yunan ve Latin mitolojilerinin de edebiyatımıza girmesine ortam sağlanır. Daha çok çeviri yoluyla edebiyatımıza giren mitolojik eserler, küçük de olsa yerli yapıtlar tarafından da desteklenir. Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği “Telemak”, ilk çeviri roman olmasının yanı sıra bizdeki ilk mitolojik eser olması bakımından da önemlidir. Bununla birlikte Nabizâde Nazım’ın ve Şemsettin Sami’nin Esatir adlı yapıtları, Şinasi, Ziya Paşa, Ahmet Vefik Paşa gibi şairlerin de çeviri ağırlıklı eserleri bu dönemin belli başlı mitolojik eserlerini oluşturur. Mitolojik eserlere yönelik bu çevi</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


