






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2014 Sayı Volume 9 Issue 12</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=288</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Entropi Metoduyla Türk Lehçeleri Üzerinde Metinlerarası Bir Karşılaştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17977</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17977</guid>
      <author>Cüneyt AKIN, Sinan SARAÇLI</author>
      <description>Çok eski bir kavram olan Entropi ilk olarak termodinamikte 19. Yüzyılın ortalarına doğru Clausius tarafından geliştirilmiştir. Termodinamikteki ya da istatistiksel mekanikte entropi bir termodinamiksel sistemde var olan düzensizlik düzeyinin bir ölçümüdür. Günümüzde entropi optimizasyon metotları, istatistik, matematik, coğrafya, uzay bilimleri, ekonomi, finans, pazarlama, sistem analizi, görüntü işleme, model belirleme gibi alanlarda önemli uygulamalara sahiptir. Ayrıca literatürde, farklı dillerin birbirlerine göre üstünlüklerinin karşılaştırıldığı birçok çalışmaya da rastlanabilir. Türk dili alanında rastlamadığımız bu tür çalışmalar, bu alanda bir boşluğu dolduracaktır kanaatindeyiz. Dile sayısal bir yaklaşım amacıyla, Entropi alanının metotlarıyla gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada, aynı düşünceyi ifade eden Göktürkçe (asıl metin), Türkiye Türkçesi (çeviri), Kırgız Türkçesi (çeviri), Kazak Türkçesi (çeviri) metinler dil özellikleri bakımından istatistik biliminde önemli bir yere sahip olan Entropi yaklaşımı ile metinlerarası bir karşılaştırılmaya tâbî tutulmuştur. Çalışmada karşılaştırmayı gerçekleştirmek için MATLAB yazılımından yararlanılmış ve çalışmanın Türk dili alan uzmanları açısından daha anlaşılır olmasını sağlamak amacıyla bir örnek uygulama da yapılmıştır. Orhun abidelerindeki metinler ile, Kırgız Türkçesi ve Kazak Türkçesi aktarımları arasında bir entropi uygulaması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında Göktürkçe, Türkiye Türkçesi, Kazak Türkçesi ve Kırgız Türkçesi lehçelerinde aynı metinlerin birbirine çevirileri kullanılmış ve MATLAB paket programı yardımı ile her bir metnin Entropisi hesaplanarak tablolarda gösterilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında kullanılan metin, daha önceden sisteme girilen herhangi bir metnin entropisini hesaplayan bir program aracılığı ile analiz edilerek ilgili sonuçlara ulaşılmıştır. Ek 1.’de bu çalışmada kullanılan Türkçe metin için bu kodlamalar verilmiştir. Dileyen bir araştırmacı bu yazılımı elde ettikten sonra ilgili alana kendi metnini girerek bu metnin entropisini hesaplayabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Milli Mücadele Şairi Bahtiyar Vahapzâde</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18180</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18180</guid>
      <author>Zhala BABASHOVA</author>
      <description>Rusların, Azerbaycan’ı işgal etmesiyle birlikte her alanda çeşitli değişikliklere gidilir. Bu alandan birisi de dildir. Bu tarihten itibaren Azerbaycan Türkçesi ikinci planda kalır. Rusça’nın ön planda tutulduğu bu denemde, aydınların ana dilin önemini vurgulayan çeşitli çalışmalarla halkı bilinçlendirdiklerini görüyoruz. Bu aydınlardan birisi de şiirleriyle bir ömür boyu ana dilinin gerekliliğini vurgulayan Bahtiyar Vahabzade’dir. Vahabzade’nin, Sovyetler Birliği döneminde, kendine has bir üslupla, milletin geleceği ve devamı için ana dilinin önemini ve gerekliliğini vurguladığını, bu alanda kalemiyle mücadele ettiğini görmekteyiz. Bahtiyar Vahapzade gönlü vatan ve millet aşkı ile dolu bir düşünce adamıdır. Onu sadece yazar veya şair olarak adlandırmak Vahapzade’ye haksızlık olur. Vahapzade vatanı manevi özelliklerine göre bağlanılan yer olarak tarif eder. Her dönem olduğu gibi onun döneminde de vatanda yaşayıp, onun manevi özelliklerinden habersiz yüzlerce insan vardı. O, manevi muhacir dediği bu insanları uyarmayı kendine vazife edinmişti. Ona göre vatan sevgisi karşılıksız aşk gibiydi. Hiçbir çıkar beklemeden sevilmeliydi. Bu yüzden o, yaşadığı çağın ne Marksist ne de kapitalist düşüncesine boyun eğmeden kendine özgü bir vatan anlayışı geliştirmeyi başarmıştı. Kalbi vatan aşkıyla çarpan bu büyük düşünür için Türkiye’nin yeri apayrıydı. İlk kez1961’de Türkiye’ye gelmek için yola çıktığında “Ben şimdi soyumdan gelen arzularımın ve hayallerimin memleketine gidiyordum.” diyecektir. Türk dünyasının Mekke’si dediği İstanbul’u “Ümidim, secdegâhım, zorla elimden alınmış adımın sahibi, namusumun ve şerefimin koruyucusu, gören gözüm, vuran kolum, düşünen beynim, desteğim, tarihim ve bayrağım” olarak tanımlıyordu. İstanbul’u kaç kişi bu kadar güçlü ve samimi bir dille anlatmıştır? Vahapzade; kalbi vatanı, Türk Dünyası ve Türkiye için atan 20. Yüzyılın yetiştirdiği ender düşünürlerden biridir. Çalışmamızda, şairin, bütün baskılara rağmen, vatanı ve milleti uğurda vermiş olduğu mücadeleyi ele aldık.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ABD’nin Anasınıfı Ve İlköğretim Birinci Sınıf Okuma Kitaplarının Kelime Öğretimi Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18002</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18002</guid>
      <author>Yalçın BAY</author>
      <description>Yapılan araştırmada öncelikle çocuklara okumayı öğrenme aşamasında kelime öğretimin öneminin vurgulanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye’deki kelime öğretimi çalışmalarına örnek teşkil etmesi açısından Amerika’nın Michigan eyaletindeki anasınıfı ve birinci sınıf öğrencilerinin okuma kitaplarında kelime öğretiminin nasıl verildiği doküman incelemesi ile ortaya konulmuştur. Bu kapsamda anasınıfında 6, birinci sınıfta 6 olmak üzere toplam 12 okuma kitabı incelenmiştir. Anasınıfı okuma kitaplarında “görsel okuma, ses farkındalığı, anlama, yazı farkındalığı (1. Okuma Kitabı), sık kullanılan kelimeler, sesler, dinleme ve yazma, kelimeler, dinleme ve konuşma, görsel okuma ve her kitabın sonunda resimli sözlük” yer almaktadır. Birinci sınıf okuma kitaplarında ise “sesli kelime haznesi, ses farkındalığı, sesler, sık kullanılan kelimeler, sosyal çalışmalar, dinleme ve konuşma, el yazısı, akıcı okuma (1.-5. okuma kitaplarında), resimli sözlük (R., 1. ve 2. okuma kitapları), açıklamalı sözlük (3., 4. ve 5. okuma kitapları), kelime testi ve tüm kitapların sonunda öğrenilen kelimelerin listesi” yer almaktadır. Doküman incelemesi sonucunda anasınıfı okuma kitaplarında; 108 ses farkındalığı, 26 harf ve yazı farkındalığı, 26 harf, 29 ses, 1054 kelime, 288 cümle, 390 görsel, 36 konu belirlenmiştir. Birinci sınıf okuma kitaplarında ise; 46 ses farkındalığı, 104 ses, 25 harf, 1217 kelime, 351 cümle, 163 görsel, 108 konunun yer aldığı tespit edilmiştir. Bu araştırmanın, okuma kitaplarında kelime öğretiminin nasıl yapıldığının farklı bir ülke örneği ortaya koyması açısından alana katkı sağlaması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Dersinde Kelime Öğretiminde Görsel İşitsel Materyallerin Etkinliğinin Değerlendirilmesi (Tv 5 Monde / 7 Jours Sur La Planete Modeli)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17971</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17971</guid>
      <author>Ebubekir BOZAVLI</author>
      <description>Doğal bir dildeki kelimeler sözlü ve yazılı iletişimin temelini oluştururlar. Anadilde kelimeler bulunulan ortam içerisinde karşılıklı etkileşim durumunda farkına varılmadan edinilirken yabancı dilde formal öğretim söz konusu olduğunda bilinçli şekilde öğrenilir. Bu çalışma yabancı dil derslerinde kelime öğretiminde görsel-işitsel materyallerin etkinliğinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemi “Tv 5 Monde Apprendre le français” (Tv 5 monde ile Fransızca öğren) internet sitesindeki “7 jours sur la planete” (Dünyada Yedi Gün) uygulamasından seçilmiş 3 örnekten ve Yabancı Diller Bölümü Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim gören öğrencilerden gönüllülük esasına göre belirlenmiş 17 karma öğrenciden oluşmaktadır. 2. sınıf müfredatında yer alan kelime bilgisi dersi çerçevesinde 3 haftalık süreler içerisinde uygulama çalışması yapılmıştır. Dünya gündemiyle ilgili çeşitli konular arasından 2-3 dakikalık sürelerle pedagojik bir anlayışla ve profesyonelce görsel olarak hazırlanmış ve yazılı uygulamalarla desteklenmiş videolar seçilmiştir. Uygulamaların her birinden ayrı ayrı önceden katılımcıların bilmedikleri düşünülen 20 kelime tespit edilmiş ve ilk hafta uygulama öncesi ve sonrası çalışma, 2. hafta çalışması ve 3. hafta çalışması şeklinde uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Üç uygulama sonlandırılıncaya kadar çalışmalar sürdürülmüştür. Elde edilen veriler SPSS programıyla çözümlenmiş ve betimsel analizle yorumlanmıştır. Her üç uygulamada da çalışmaya başlamadan önce bilinen doğru kelime sayısı sınırlıyken 3. hafta sonunda kelime sayılarındaki doğruluk oranının kademeli olarak anlamlı bir şekilde arttığı saptanmaktadır. Uygulamalara başlamadan önce çalışma konularıyla ilgili 20 kelimeden hiçbirini bilmeyen bir katılımcı çalışma sonunda ortalama olarak en düşük % 45 en yüksek ise % 100 seviyesine ulaşmayı başarmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Bilgisi Öğretiminde Yaşanan Kavram Kargaşasının Türkçe Öğretimine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17936</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17936</guid>
      <author>Mesut BULUT</author>
      <description>Dil bilgisi, bir dili oluşturan kurallar bütünlüğü çerçevesinde, onun en küçük birimi olan ses ve bununla birlikte şekil ve cümle yapıları açısından inceleyen ve bunlar arasındaki ilişkileri kurallara dayalı olarak açıklayan bir bilim dalıdır. Bir toplumu oluşturan, onu millet yapan öğelerin başında hiç şüphesiz dil gelmektedir. Dil birliği, bir milleti millet yapan temel öğe olması hasebiyle önem taşımaktadır. Bu nedenle dil eğitimi, her milletin önemle üzerinde durması ve önemsemesi gereken bir konudur. Millet olarak dilimizin gelişiminde birtakım sıkıntılar olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Dil bilgisi öğretimi, kurallar çerçevesinde dil bilgisinin anlamlı bir şekilde açıklanabilme ve anlatılma sürecidir. Dolayısıyla, bir dilin temel yapısını oluşturan, bir ahenk içerisine koyan gramer yapısının etkili bir şekilde eğitimi ve öğretimi hassasiyetle yaklaşılması gereken bir durumdur. Türkçe dil bilgisi öğretiminde birtakım sıkıntılar bağlamında kavram kargaşası yaşandığı bir gerçektir. YÖK tarafından belirlenen ders içeriklerine ve farklı akademik bakış açılarına göre yetiştirilen öğretmen adaylarının ve öğretmenlerin, MEB müfredatında farklılıklarla karşı karşıya kalmaları, ikilemde kalmaları, öğrendikleri, bildikleri birtakım bilgileri unutmalarının istenmesi, uygulanmasının engellenmesi… “Burası üniversite değil!...” vb. söylemlere maruz kalmaları... Bu tür yaklaşımları, dil bilgisi öğretiminde yaşanan kavram kargaşasının ilk yansıması olarak değerlendirmek mümkündür. Dil bilgisine farklı yaklaşımlar elbette olacaktır; fakat farklı yaklaşımlar dilde birliği tehdit pozisyonuna geliyorsa; bu duruma biraz daha itina ile yaklaşılması zaruret hâlini almaktadır. Bu çalışmada, Türkçe dil bilgisi öğretiminde yaşanan kavram kargaşasının dile yansımaları konusu ele alınmış ve bu kavram kargaşasının dilde birlik konusunda ne tür olumsuzluklara yol açtığı sorusuna cevap aranmıştır. Yapılan çalışmada, dil bilgisi öğretiminde yaşanan kavram kargaşasının dilde istikrarsızlığı tetiklediği, dolayısıyla bu durumun en aza seviyeye düşürülmesi için tüm eğitimcilerin, dilcilerin konuya eğilmeleri, soruna çare aramaları gerektiği sonucuna varılmıştır. Yaptığımız bu çalışma ile Türkçe dil bilgisi öğretimindeki kavram kargaşası eksenli birtakım sorunlarla ilgili birtakım değerlendirmelerde bulunulmuş ve bu sorunlar için çözümler önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ömer Seyfettin’in Falaka Hikâyesinin Türkçe Eğitimi Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18031</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18031</guid>
      <author>Dilek CERAN, Emine KARABACAK</author>
      <description>Ana dili eğitiminin kapsamlı amacı dört temel dil becerisini(okuma, dinleme, konuşma, yazma) planlı bir öğretim programı çerçevesinde geliştirmektir. Ana dili eğitimi ve öğretimi sürecinde en önemli araçlar ise metinlerdir. Metinlerin sahip oldukları özellikler söz konusu sürecin niteliğini belirler. Genel itibariyle ders kitaplarında edebî, üretilmiş, özgün ve özel metinlere yer verilmektedir. Bunlar arasında edebî metinler, dilin en doğru, en güzel kullanıldığı ve sanat değeri taşıyan eserlerdir. Sanatsal yönüyle öne çıkan bu metinler ait olduğu toplumun sosyo-kültürel durumunu, yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmakla birlikte ana dilinin seçkin temsilcileridirler. Bu metinler arasında çocukların erken yaşta karşılaştıkları ve severek okudukları türlerden biri de hikâyelerdir. Bu sebeple hikâyeler Türkçe dersinin önemli materyalleri arasındadır. Türk edebiyatında hikâye türünün en önemli temsilcilerinden biri olan Ömer Seyfettin’in hikâyeleri yazıldığı günden bu yana beğenilerek ve çokça okunmuştur. Bu çalışmada Ömer Seyfettin’in en çok okunan hikâyelerinden biri olan Falaka adlı metnin Türkçe eğitimi açısından kullanılabilirliği değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırmada Ömer Seyfettin’in Falaka isimli hikâyesinin Türkçe eğitimi açısından nasıl bir işlevi olacağı düşüncesinden hareketle nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Metin, Türkçe programının genel amaçlarına uygunluk, söz varlığı, cümle yapısı, okunabilirlik, tutarlılık ve hikâye haritası bakımından incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Falaka hikâyesinin söz konusu unsurlar açısından Türkçe eğitiminde yararlı olabilecek bir metin olduğu kanaatine varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sihâm-I Kazâ’nın Dil Ve Üslup Bakımından Eleştirisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17956</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17956</guid>
      <author>Nurettin ÇALIŞKAN</author>
      <description>Divan şiiri Türkçe’nin kurallarının ve sınırlarının incelikle uygulandığı sağlam bir dil geleneğine sahiptir. Divan şairleri şiirlerinde orijinal söyleyiş arayışını kusursuz bir dil kullanımı ile birlikte sürdürmüşlerdir. Divan şairlerinin beyitlerinde aruz vezninin işleyişine uygun güçlü bir şiir dili haline gelmesi, şairlerin bu dili bağlamında, son derece özenli ve hatasız kullanması ile mümkün olmuştur. Selçuklular devrinin hâkim yazı dili olan Farsça karşısında başlarda yetersiz görülen Türkçe, 17. yüzyıla gelinceye kadar şairlerin mısralarında titizlikle işlenmiş ve Divan şiirindeki ifade gücü ve ahenginin zirveye ulaştırılması ise, bu yüzyılın kendine özgü üslubu ile öncü</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İngilizceyi Yabancı Dil Olarak Öğrenen Türk Öğrencilerin Yazılı Metinlerindeki Dil Bilgisi Hataları Üzerine Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17979</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17979</guid>
      <author>Zeynep ÇETİN KÖROĞLU</author>
      <description>Yabancı dil kullanımında hatalar ve yanılgılar öğrenenin dil öğrenme sürecinin bir yansımasıdır. Hatalar ve yanılgılar yapıldıktan sonra uygun geri dönüt verilirse öğrenen hatalarından yarar sağlayabilir. Modern zamanlarda bile sınıf ortamında hatalar hoş görülmemekte ve dil kullanımında bir eksiklik olarak algılanmaktadır. Fakat önemli araştırmacılara göre hatalar yabancı dil öğrenenin dili keşif süreciyle ilişkili bir bakış açısı sunmaktadır. Bu bakış açısının ışığında mevcut çalışma İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen Türk öğrencilerin hatalarını hata analizi yaklaşımıyla analiz etmeyi amaçlamıştır. İlaveten çalışma İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen 23 Türk öğrencinin yazmış olduğu 23 ikna deneme yazısında bulunan dil bilgisi hatalarını araştırmaktadır. Katılımcılar Gazi Üniversitesi, Arap Dili Eğitimi Bölümü dördüncü sınıf öğrencileridir. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimlerinde yaklaşık olarak aynı eğitim geçmişine sahiptirler. İngiliz diline maruz kalma durumları özellikle dinleme ve konuşma becerileri için oldukça sınırlıdır. Mevcut çalışmada kullanılan araç öğrencilerin yazılı ikna edici deneme yazılarıdır. Katılımcıların gramer hataları sınıflandırılmış, tanımlanmış ve kategorize edilmiştir. Çalışmanın sonucu katılımcıların diller arası hatalar, ilgeç kullanımında birinci dil transferi, dil içi hatalar özellikle aşırı genelleme, kural sınırlama ihlali ve kural uygulamasının eksikliği hatalarını yaptıklarını göstermektedir. Bu çalışmada hata analizi yaklaşımı kullanılmıştır ve çalışmanın sonuçları İngilizceyi Yabancı Dil olarak öğrenen Türk öğrencilerin ikna edici denemelerinde genellikle diller arası hatalar yaptıklarını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültürel Değişim, Gelenek ve Türk Halk Hikâyeciliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18023</guid>
      <author>Mehmet ÇEVİK</author>
      <description>Doğanın vazgeçilmez bir kuralı durumundaki “değişim”, doğal olarak kültür ve kültür çatısı altında üretilen tüm ürünler için de kaçınılmaz bir süreçtir. Bu sürecin ortaya çıkması, çoğu zaman tek bir nedenle açıklanamayacak şekilde çoklu ve karmaşık bir yapıda gerçekleşir. Bu bakımdan, herhangi bir alandaki değişimin, genellikle birbirlerini de etkileyen çok çeşitli nedenleri olabilir. Ancak kültür ve gelenekteki değişim, büyük oranda “işlev” kavramıyla ilişkilidir. Zira, herhangi bir kültür ögesi ya da gelenek, varlığını, ancak işlevselliğini koruduğu sürece devam ettirebilir. Özellikle, işlevleri artık başka kaynaklar tarafından karşılanan bir gelenek, zamanla değişime uğrar ve yok olur. Böyle bir durumda söz konusu gelenek, ya dönüşerek başka gelenek/ler meydana getirir, ya kültürel bir hatıra olarak tarihte kalır ya da tamamen unutulur. Bu anlamda Türk halk edebiyatındaki hikâyecilik geleneği de tarihsel süreçteki birtakım kültürel değişimlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Böyle olmakla birlikte özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yazılı ve elektronik kültür ortamlarının yaygınlaşmasıyla yaşanan kültürel değişimler, bu geleneğin işlevini yitirmesine yol açmıştır. Enformasyon çağına geçişle birlikte güçlenen popüler medya, televizyon ve internet gibi enstrümanları aracılığıyla, işlev açısından hikâyecilik geleneğinin alternatifi olma noktasına gelmiştir. Bu çalışmada, Türk sözlü kültüründeki hikâyecilik geleneği, kültürel değişim ve İşlevsel Folklor Kuramı çerçevesinde ele alınmış ve geleneğin bugünkü durumu teorik düzlemde tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Tercümelerinde Besmele</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17995</guid>
      <author>Arzu ÇİFTOĞLU ÇABUK</author>
      <description>Türk kültüründe her işin başı ve başlangıcı olarak kabul edilen besmelenin Kur’an-ı Kerim tercümelerinde yazılışına çok önem verilmiştir. Elimizdeki belgelere göre ilk besmele çevirisi, Karahanlı Türkçesi dönemine aittir. Türkçenin diğer tarihi dönemlerinde de besmele tercümeleri yapılmıştır. Bazı âlimler, tam olarak tercüme edilemeyeceğini söyleyerek besmeleyi Türkçeye çevirmeyip Arapça orijinal şekliyle bırakmışlardır. Âlimlerin bir bölümü Kur’an-ı Kerim’deki diğer ayetler gibi besmelenin çevirisini yapmışlardır. Bu çeviriler bazı eserlerde kelime kelime olmuş bazı eserlerde açıklamalı olarak verilmiştir. Türkçe tercümelerin bir kısmında ise hem besmelenin Arapça orijinal şekli hem de Türkçe tercümesi birlikte yazılmıştır. Besmeleyi oluşturan dört unsur başlıca “b’ism”, “Allah”, “rahman” ve “rahim” kelimeleridir. Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tercümelerinde “b’ism”, atı birle adıyıla, ism‐i şerifiyle, adına, ismiyle şekillerinde yer almıştır. “Allah” kelimesi Uġan, İḍi, Tañrı, Tanrı Te’âlâ, Allah-ı Te’âlâ olarak Türkçeye çevrilmiştir. “Rahman” kelimesi için bagırsak, üküş rahmetlig, rûzî bergen, ulug bahşişlıg, yarlıkagan, merhametli, esirgeyen, esirgeyici gibi karşılıklar verilirken, “Rahim” kelimesi bagışlaguçı, ulaşu yarlıkagan, yarlıkaguçı, rahmeti lâzım, raḥmat ḳılıcı, rahmet edici, bağışlayıcı olarak açıklanmıştır. Mahfuz fiili olarak besmelelerde başla-, oku-, tilavete baş- kullanılmıştır. Bazı tercüme örneklerinde bu dört unsurdan “Allah”, “rahman” ve “rahim” kelimelerinin Türkçeye çevrilmeden Arapça aslına uygun olarak kaldığı görülmektedir. Bu çalışma besmelenin, Türkçenin tarihi dönemlerindeki Kur’an-ı Kerim tercümelerinde nasıl yer aldığı üzerinedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu Ağızlarında Görülen Dil Uyumsuzluğu Üzerine Ek Düzeyinde Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18036</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18036</guid>
      <author>Özlem DEMİREL DÖNMEZ</author>
      <description>Kalınlık-incelik, dil veya büyük ünlü uyumu olarak adlandırılan ses hadisesi, Türkçe veya Türkçeleşmiş kelimelerde ilk hecede bulunan ünlünün taşıdığı kalınlık-incelik niteliğinin ondan sonraki hecelerde de yer almasıdır. Aslında Türkçede ve Türkiye Türkçesinde görülen ünlü uyumu ve onun devamı olan ses uyumu benzeşmeden başka bir şey değildir. Bu benzeşme neticesinde kalınlaşma veya incelme ses hadiseleri vuku bulmaktadır. Türkçede dil uyumu çok kuvvetlidir. Eski Türkçe döneminde mevcudiyetini gösteren bu uyum, Eski Anadolu Türkçesi döneminde oldukça sağlam olup günümüzde uyumun dışında kalan bazı eklerin dahi uyuma girdiği görülmektedir. Türkiye Türkçesi yazı dilimizde de kuvvetli olan dil uyumunun Anadolu ve Rumeli ağızlarında nispeten bozulduğu görülmektedir. Yaşayan lehçelerimiz içerisinde ise Özbekçe ve Yeni Uygurca’ da dil uyumunun zayıf olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Anadolu ağızları içerisinden Rize, Erzincan ve Urfa illeri ağızları ek düzeyinde dil uyumsuzluğu bakımından incelenerek, bu ağızlarda yer alan uyumu bozan ekler tespit edilmiştir. Bu ekler daha sonra kalın ünlülü tabanlara ince ünlülü gelerek dil uyumunu bozan, ince ünlülü tabanlara da kalın ünlülü gelerek uyumu bozan ekler olmak üzere iki kategoride incelenmiştir. Son olarak da yukarıda bahsi geçen üç ağızda uyumsuzluk açısından ortaklaşan ekler belirlenerek Özbek ve Yeni Uygur Türkçesinde uyumu bozan kalın ünlülü ve ince ünlülü eklerle dil uyumu bakımından karşılaştırılmıştır. Böylece dil uyumundan uzaklaşan ortak ekler tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karşıt Tezleri Savunan Politik Romanlar Bağlamında Dersim 1938 Olayları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17957</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17957</guid>
      <author>Fethi DEMİR</author>
      <description>Dersim 1938 süreci; siyasi, sosyal, kültürel çalışmalara konu olduğu kadar, edebiyata ve özellikle romana da bir biçimiyle yansıyan, yakın siyasi tarihin en önemli olaylarından biridir. Roman sanatı için hem bir sorumluluk hem de mühim bir kaynak olan bu trajik dönemin, sanatsal bir forma dökülmesi ise oldukça sıkıntılıdır. Gerek olayın yakıcılığı gerekse yarattığı toplumsal travma, sanatsal/edebi bir biçimde ifade edilmesini zorlaştırır. Modern örnekleri bir kenara bırakılırsa, Dersim trajedisini politik bir bakış açısıyla aktarmaya çalışan romanların gerek edebi gerekse verdikleri mesajlar açısından ciddi sıkıntılar taşıdıkları söylenebilir. Nitekim bu politik romanlarda Dersim trajedisinin sert, kaba, tarafgir bir politik bakış açısıyla anlatılması, kolektif bilinçaltındaki komplikasyonları sağaltmak yerine daha büyük tahribatlara yol açar. Bu bağlamda Dersim 1938 olayları hakkında birbirine karşıt tezleri savunan anlatıların benzer özellikler göstermesi de oldukça ilginçtir. Örneğin Dersim trajedisini mağdurların penceresinden yansıtmaya çalışan Haydar Işık, Dersimli Memik Ağa adlı romanında, döneme ilişkin fikirlerini siyasi-ajitatif bir üslupla ifade etme telaşına kapıldığı için kurgudan kişilere, zamandan mekâna, dilden anlatıma kadar tüm roman unsurlarını gelişigüzel işler. Edebi anlamda belirli bir düzey tutturamayan Haydar Işık’ın yaptığı tek olumlu şey; konuşulması, tartışılması çok zor ve tehlikeli bir konuyu, katliamlarıyla, acılarıyla, sürgünleriyle anlatma cesaretini göstermiş olmasıdır ki bu aydın sorumluluğu ve cesareti Dersimli Memik Ağa’yı bir romana dönüştürmeye yetmez. Öte taraftan Dersim 1938 olaylarını, emperyalist güçlerin Türkiye Cumhuriyetine ve Kemalizm’e karşı kurdukları bir tuzak olarak aktaran Barbaros Baykara’nın Dersim 1937 adlı romanı da karşıt tezleri savunmasına rağmen Dersimli Memik Ağa ile aynı edebi kusurları taşır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Belagat Kitaplarında Tevcih Sanatının Tarif ve Tasnifi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18132</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18132</guid>
      <author>Muhittin ELİAÇIK</author>
      <description>Bir belâgat terimi olarak mana sanatları arasında yer alan tevcih, belâgat kitaplarında değişik adlar altında sıkça ele alınmış sanatlardandır. Mana sanatlarından tevriye, iham, müşakele, tevcih, mugâlata-i maneviyye, cinâs-ı manevî gibi sanatların arasında ilk sıralarda ele alınan tevcih, ilk belâgat kitaplarından itibaren önem verilip üzerinde çok durulan bir sanat olmuştur. Bu sanat bazı belâgat kitaplarında îhâm ve muhtemilü’z-zıddeyn olarak da adlandırılmış olup, bir cümlede iki zıt anlama gelebilecek bir söz veya kelime söylenilmesi esasına dayanmaktadır. Tevcih sanatı bir sözü hem övme hem de yerme ihtimalini içerecek şekilde söylemeyi de kapsamaktadır. Tevriye ve iham sanatlarıyla yakın bir ilgisi bulunduğundan bu sanatlarla karıştırıldığına da rastlanmaktadır. Bu sanat, belâgat kitaplarının çoğunda yer almış ve birbirinden alıntılarla anlatılmıştır. Belâgat kitaplarının ilk ve temel kitaplarından olan Sekkâkî’nin Miftâhu’l-ulûm’unda bu sanat Kur’ân-ı Kerîm’den verilen ayet örneği ile açıklanmış ve daha sonraki kitaplar da bu kitaptaki tarifi ve örneği benimseyip küçük değişikliklerle nakletmişlerdir. Osmanlı’da Tanzimat sonrası belâgat kitaplarının çoğunda yer alan bu sanatın adı bazı kitaplarda birkaç şekilde verilmiş, bu sanat için verilen örneklerde de farklılık bulunmuştur. Bu makalede bu sanat hakkında belli başlı belâgat kitaplarında geçen bilgiler mukayeseli biçimde ortaya konulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Milli Mücadele Döneminde Bir Mizah Dergisi: Âyine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18114</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18114</guid>
      <author>Mehmet ERDOĞAN</author>
      <description>İnsanoğlu, tarihin bütün devirlerinde iletişim içerisinde olmuş, iletişimini geliştirmek için de değişik vesileler icat etmiştir. Son yüzyıllarda bu iletişimin en önemli araçlarından biri de şüphesiz gazeteler ve dergiler olmuştur. Üzerinde çalıştığımız Âyine dergisi mizahî içerikli bir dergidir. Milli Mücadele dönemi gibi kritik bir dönemde yayımlanan derginin incelenmesi gerektiğini düşündük. Âyine dergisinin sahibi Semih Lütfi, yazı işleri müdürü Eşref Nesib’dir. 9. sayıdan itibaren dergide yazmaya başlayan Yusuf Ziya bu tarihten itibaren müstear isimleriyle birlikte dergide en çok imzası görülen isimdir. Bir nevi dergiyi Yusuf Ziya sırtlamıştır. Toplam 72 sayı olarak çıkarılan derginin her bir sayısı dört sayfadan oluşur. Derginin yayımlanma günleri değişkenlik göstermiş; farklı zamanlarda da olsa 42 sayısı Perşembe günleri, 26 sayısı Çarşamba günleri, 4 sayısı ise Salı günleri yayımlanmıştır. Âyine dergisi Milli Mücadele döneminde bu hareketi desteklemiş, yazılarıyla hem halkın moralini yüksek tutmaya çalışmış hem de düşmanı, mizahi bir dille alaya alarak onların moralini bozmayı hedeflemiştir. Dergide yer alan şiirlerle, hikâyelerle, fıkralarla, nüktelerle bu amaç yerine getirilmeye çalışılmıştır. Bu anlamda döneme ışık tutması bakımından önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesi Ağızlarında Hayvan Adlandırmalarına İlişkin Belirleyiciler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18055</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18055</guid>
      <author>Oğuz ERGENE</author>
      <description>Toplumların en eski dönemlerden itibaren sürdürdüğü yaşam tarzları, yararlandığı geçim kaynakları, değerleri, öncelikleri, inançları, belli olaylar karşısındaki tutumları, kültürel kimliğin tüm ögelerini kapsayan dile yansır ve dile ilişkin verilerle de belirginleşir. Bu doğrultuda dilde yaşayan kimi söz varlığı ögelerinden, Türk toplumunun evcil ve yabani pek çok hayvan türünü tanıdığı, belli özelliklere göre sınıfladığı, kendisinden ya da ürünlerinden yararlandığı anlaşılmaktadır. Türkiye Türkçesi ağızları, hayvan adlandırmaları açısından ayrıntılı ve zengin bir söz varlığına sahiptir. Ağızlarda, hayvanların belli ölçütlere göre değişkenlik gösterebilen nitelikleri ya da durumları kapsamlı bir değerlendirmeyle ele alınmakta; adlandırmalar da buna koşut belirleyiciler aracılığıyla yapılmaktadır. Bununla birlikte kimi örneklerin aynı hayvanın farklı niteliklerini ya da türlü niteliklerdeki birden fazla hayvanı karşıladığı; farklı anlam ilişkilerine sahip hayvanları, insanları ve nesneleri adlandırmak için kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada, Türkiye Türkçesi ağızlarının söz varlığından hareketle hayvan adlandırmaları için kullanılan belirleyiciler ortaya konmaya çalışılacaktır. Böylelikle Türk toplumunun yaşamında önemli bir yeri olan hayvanların adlandırılması için ağızlarda temel alınan özelliklerin ve buna dayalı ölçütlerin belirlenmesi, dilsel ürünlerden yararlanarak bu düzlemdeki yaklaşımların ve önceliklerin somutlaştırılması, adlandırmalar çerçevesinde Türkçenin anlatım gücünün ve sunduğu olanakların örneklenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamdaki veriler, başta Derleme Sözlüğü (TDK 1993) olmak üzere Türkiye Türkçesi ağızlarına yönelik kimi çalışmaların taranmasıyla edinilmiştir. Çalışmamızda yapılan sınıflandırma denemesi de elde edilen verilerden yola çıkılarak oluşturulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘Hayret’ten ‘Divâne’liğe Divan Şiiri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17983</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17983</guid>
      <author>Abdulkadir ERKAL</author>
      <description>Divan şiiri asırlardır süregelen gelenek içinde kendi terminolojisini oluşturmuş, kendine özgü simgesel şiir dilini kurmuştur. Divan şiirindeki sembolizm dikkat çekici ölçüde aşırı kodlama ürünüdür. Divan şiiri geleneğinde sevgiliye ve aşka dair ıstılahların (mazmun/sembol) ağırlıklı olarak tasavvuf terminolojisinden geldiği de bilenen bir gerçektir. Divan şairleri tasavvufun mecazlarıyla süslü, zengin manalı kelime, deyim ve terimlerinden büyük oranda yararlanmışlardır. Bu kavamların başında ‘hayret’ ve</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mutasavvıf, Bestekâr Bir Şair: Zâkirî Hasan Efendi Ve Yayımlanmamış Şiirleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18058</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18058</guid>
      <author>Süleyman EROĞLU</author>
      <description>Mutasavvıf, bestekâr ve şair kimliği ile 17. yüzyıl ilim ve sanat hayatında adından söz ettirmiş şahsiyetlerden biri de Zâkirî Hasan Efendi’dir. Hakkında kaynaklarda pek fazla bilgi bulunmayan Zâkirî, Halvetiye tarikatına intisabıyla tasavvuf muhitine dâhil olmuştur. Uzun yıllar Nûreddin-zâde Dergahı’nda zakirbaşılık görevini yürütmüş olan Zâkirî, ardından Kazancılar Camisi hatipliğine getirilmiştir. Zâkirî, bu görevleri ifasının yanısıra besteleri dolayısıyla da musiki çevrelerinde tanınmıştır. Bilhassa dinî Türk musikisinin cami musikisi formlarında bestelediği eserleriyle haklı bir şöhret bulmuş olan Zâkirî’nin yazık ki, az sayıda bestesi günümüze ulaşabilmiştir. Zâkirî’nin bestekârlığı yanında dinî-tasavvufî edebiyat geleneğine bağlı şiirler kaleme aldığı da bilinmektedir. Şair, şiirlerinde mutasavvıf kişiliğine nispetle Zâkirî mahlasını kullanmıştır. Zâkirî’nin hece ve aruz vezniyle sanat kaygısından uzak kaleme aldığı şiirlerinde sade ve anlaşılır bir dil kullanımı göze çarpmaktadır. Pek çok mutasavıf şair gibi o da tasavvufî düşüncelerini şiirleriyle ortaya koymuş, bu yolla halkı irşada çalışmıştır. Yaşadığı dönemde ve sonrasında müstakil bir eser altında toplanmamış olan Zâkirî’nin şiirlerine kimi yazma mecmûa ve cönklerde rastlamak mümkündür. Şairin 4 şiiri Vasfi Mahir Kocatürk tarafından yayımlanmıştır. Zâkirî’nin şiirlerinin yer aldığı mecmûalardan biri de Bursa İnebey Yazma Eser Kütüphanesi Ulucami 2708 numarada Mecmû’a-i Eş’âr adıyla kayıtlı bulunmaktadır. Bu makalede; Zâkirî hakkında ortaya konmuş bilgilerin yanısıra Mecmû’a-i Eş’âr’ın tanıtımı yapılmış, mecmûada tespit ettiğimiz Zâkirî’ye ait şiirler ile şairin Vasfi Mahir Kocatürk tarafından daha önce yayımlanmış ve söz konusu mecmûada bulunmayan bir şiirine yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şem'î Şem'ullah'ın Şerh-i tuhfetü'l-Ahrâr’da İzlediği Şerh Metodu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18030</guid>
      <author>Mehmet Halil ERZEN</author>
      <description>Okuyucuyu bilgilendirme ve metni anlaşılır kılma çabası şeklinde tanımlayabileceğimiz “şerh” çalışması, köken itibarıyla, Kur’ân-ı Kerim’i anlamaya yönelik olarak kaleme alınan tefsirlere dayanır. Edebî eserlerin şerhinde, okuyucunun bilgi ve birikiminin söz konusu metni anlamaya yetmeyebileceği fikri, temel hareket noktası olmuştur. Osmanlı edebiyatındaki eser şerhlerinde ağırlıklı olarak klasik şerh usulünün benimsendiği görülmektedir. Klasik şerh usulü, eserin lafzî özellikleri; sözcüklerin temel, deyim ve mecaz anlamları; gramer bilgisi ve eserde yer alan kimi edebî sanatları açıklamayı kapsar. Edebiyatımızda hem manzum hem de mensur şerhler yapılmış olup çoğunlukla tasavvûfî nitelikteki eserlerin şerhi üzerinde durulmuştur. Mesnevî, Gülistan, Hâfız Divânı, Bostan, Bahâristân, Matlaʻu’l-Envâr, Mantıku’t-Tayr gibi tasavvûfî eserlerin şerh ve tercümeleri oldukça yaygındır. Bu çalışmanın konusunu teşkil eden XVI. yüzyıl şârihlerinden Şemʻî Şemʻullâh, klasik Fars edebiyatının tasavvuf içerikli temel eserleri üzerine gerçekleştirdiği şerhler ve bilhassa Mevlânâ’nın ünlü Mesnevî’sine yazdığı şerhle tanınmıştır. Diğer Osmanlı sahası şârihleri gibi Şemʻî de klasik şerh usulüne bağlı kalmakla birlikte kendine has yenilikler yapmış ve daha çok tercümeye yakın şerhler kaleme almıştır. Şemʻî’nin yaptığı şerhlerin tercümeye yaklaşması, daha çok anlamı ön planda tutmasından ileri gelmektedir. O, derinliği olan sözcük, mısra ve beyitleri açmış, geriye kalan unsurları tercüme etmeyi yeterli bulmuştur. Şemʻî’nin klasik şerhe eklediği farklılıkların başında metni, gramer hususiyetlerine göre de yorumlaması, beyit veya mısraya getirdiği yorumu destekleyici şiir iktibaslarına bolca yer vermesi gelir. Bu çalışmada Şemʻî’nin Tuhfetü’l-Ahrâr şerhinde izlediği usûl ve klasik şerhe getirdiği yenilikler, söz konusu eserden örneklerle tespit edilmeye çalışılmış; böylece hem Şemʻî’nin şerh metodunun sınırlarının belirleneceği hem de onun klasik şerh metoduna getirdiği yeni yorum ve yöntemlerin ortaya konulacağı düşünülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İdeolojik Çeviri Kararları ve Habermas'ın İletişimsel Eylem Kuramı Işığında Öneriler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17990</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17990</guid>
      <author>Oktay ESER</author>
      <description>Bu makale, çeviri yoluyla toplumsal değişimin altında yatan nedenleri esas almaktadır. Değişim, insanlar için olduğu kadar toplumlar için de kolay değildir. Dirençle karşı karşıya kalınmaktadır ve büyük çaba gerektirir. Toplum, birlikte yaşayan bir grup insan demek değildir yalnızca, ortak ilgileri olan alt-gruplardan da oluşmaktadır. Bu alt gruplar, farklı ihtiyaçlar ve farklı ideolojilere sahip olabilmektedir. Güçlü ideolojiler, toplumdaki zayıf olanlar üzerinde etkin olurlar ve çatışmalar ortaya çıkar. Çevirmenler, toplumlar arası etkileşimin odağında bu çatışmalara önemli ölçüde etki edebilirler. Eleştirel tarih, yeni yönelimlere yol açan olayların arkasında yatan nedenleri inceleyen bir alandır. Bu makalede Fransız Çevirmen Étienne Dolet örneğinde ideolojik çeviri kararları eleştirel tarih yaklaşımıyla incelenip ve Habermas’ın İletişimsel Eylem Kuramı ile önerilerde bulunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Selim İleri’nin Romanlarında Toplumsal Boyutuyla Kültür</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18131</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18131</guid>
      <author>Ayşe Güçlü AVCIOĞLU</author>
      <description>Kültürün, tarih içinde anlam haritası gittikçe genişlemiştir. Bu süreç içinde etkileşime girdiği insanı da değiştirmiştir. Onun, doğayı kültürel formlar aracılığıyla tanımasını sağlamıştır. Dil, din, ahlak, teknik, sanat, ekonomi, siyaset, eğlence anlayışı, mitos, bilim ve felsefe kültürün görünür olduğu formlardır. Bu formlar toplumsal yaşam içinde şekillenmiş ve toplumu da değiştirmiştir. Değişen toplumlar uygar olarak nitelenmiştir. Hatta uygar ve kültürlü aynı anlama gelmiştir. Fakat zamanla uygar toplumlarda bir kırılma yaşanmış. Kültür ile uygarlık kavramları anlam bakımından ayrılmıştır. Bu kırılma “kültürel şizofreni” olarak adlandırılacak sonuçlar doğurmuştur. Kültürel şizofreni ortamında edebiyat, yaşananları yansıtma aracı olmuştur. Kültür ve edebiyat ilişkileri kültürbilim adı altında incelenmiştir. İncelemelerde toplumdaki kültürel unsurlar ve edebî eserlerin bunları yansıtmaları üzerinde durulmuştur. Türk edebiyatı, tarihsel süreç içinde pek çok kültürle karşılaşmıştır. Kültürel değişimler ve kırılmalar edebiyatı etkilemiştir. Selim İleri kültürel değişmelerin yaşandığı kritik dönemlere tanık olan bir sanatçıdır. İleri, romanlarında çoğunlukla aydınlar aracılığıyla toplumun ve kültürün durumunu tartışmıştır. Siyasal düşünceleri, ekonomik tartışmaları, eğitim sorunlarını, bozulan ahlaki ve dini değerleri, kültürel yozlaşmaları toplumsal ve kültürel yapı içinde ele almıştır. Geçmişe ait kültür ögelerini romanlarına malzeme yapmıştır. Böylece topluma ve kültüre yabancılaşan bireyin, parçalanmış düşünce dünyasını yeniden kurmasına yardımcı olmuştur. O, romanlarıyla yalnızca bir yazar olarak değil, bir kültür adamı olarak da karşımıza çıkmıştır. Edebî ve kültürel yaşantıya önemli katkılar sağlamıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Muhammed Hanefi Hazretleri Cengi” Tabut Savaşı Hikâyesi Motif Denemesi Ve Transkripsiyonlu Metin</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18113</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18113</guid>
      <author>Emrah GÜLÜM</author>
      <description>Türkler, İslamiyet’i kabul etmelerini müteakip yıllarda İslam’ın yayılması ve İslam öğretisi ile kültürünün daha anlaşılır ve bilinir hale gelmesi için yoğun çaba göstermişlerdir. Bu sebeple İslam tarihinde yeri olan birçok şahsiyeti sözlü edebiyatlarının bir parçası haline getirerek kahramanlaştırmış ve bir nevi “ideal İslam lideri” imajı yaratmaya çalışmışlardır. Bu şahsiyetlerin başında da yiğitliği ile nam salmış olan Hz. Ali gelmektedir. Hz. Ali’nin kurgusal ve yer yer tarihi cenklerinin, gazalarının anlatıldığı hikâyeler, edebiyatımızda “cenkname” kültürünü oluşturmuştur. XIII. yüzyıldan beri yazılagelen cenknamelerde başkahraman olarak Hz. Ali’den başka, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Muhammed Hanefi’nin de isimleri geçmektedir. Öyle ki Muhammed Hanefi’nin gazalarının ve cenklerinin anlatıldığı hikâyeler müstakil olarak “Muhammed Hanefi Cenkleri” adıyla anılmaktadır. Bu çalışmamız Muhammed Hanefi’nin henüz on yaşındayken tek başına Tabut adlı kâfirin askerlerine karşı yaptığı bir gaza hikâyesinin anlatıldığı “Muhammed Hanefi Hazretlerinin Cengi” adlı eserin transkribe edildiği ve metnin içinde geçen motiflerin açıklandığı bir çalışma olarak düşünülmüştür. Ayrıca çalışmamız metne özel küçük bir lügatçe ile zenginleştirilmeye çalışılmıştır. Elimizdeki orijinal metin, vezin ve kelime bazında bozuk ve müstensih hatalarının fazla olduğu bir metindir. Bu nedenle çoğu beyit vezne uymamaktadır ve doğal olarak da anlamlandırılması güç beyitler mevcuttur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kesinlik Ve Olumsuzluk İlişkisine Kipsel Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18133</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18133</guid>
      <author>Seçil HİRİK</author>
      <description>Gerçekleşmemiş/tamamlanmamış bir olay ya da duruma atıfta bulunan olumsuzluk kategorisi; konuşurun söz konusu olay ya da durumla ilgili emin olduğu ve güven duyduğu bilgisini yansıtan kesinlik kategorisi ile yakın ilişki içindedir. Paralellik gösteren bu ilişkinin varlığında derin yapının, önermelerde verilen bilgi arka planının ve olumsuzluğun üstdilsel kullanımının etkisi bulunmaktadır. Kipsel mantığın temelinde yer alan gerçeklik-gerçek dışılık ayrımı da olumsuzluk ve kesinlik anlam alanını şekillendirmekte ve aralarındaki ilişkiyi düzenlemektedir. Bahsi geçen kipsel ayrıma göre olumsuzluk gerçek dışılık tarafında yer almaktadır. Gerçek dışı ifadelerle henüz gerçekleşmemiş, tamamlanmamış durumların aktarımında karşılaşılmaktadır. Kesinliği olumsuzluğa yaklaştıransa gerçek dünyada (henüz) karşılığını bulmamış/bulamamış bir olay ya da durumla ilgili olarak konuşurun kesin bir bilgiye sahip olmasıdır. Bahsedilen bilgi konuşur açısından kesinlik taşımaktadır. Kipsel alanda birbiriyle kesişen olumsuzluk ve kesinlik kategorisini dilde gösteren işaretleyicilerin de ortak olması beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında olumsuzluk ve kesinliği cümlede kodlayan işaretleyicileri üç grupta toplamak mümkündür: 1. Olumsuz görünümde olup olumsuzluk ve kesinlik bildirenler, 2. Olumsuz görünümde olup olumluluk ve kesinlik bildirenler, 3. Olumlu görünümde olup olumsuzluk ve kesinlik bildirenler.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yusufeli’nin Ersis (Kılıçkaya) Köyü Ağzında /-r/, /-(y)Er/, /-(y)Ür/ Eklerinin Zaman Görevi Bakımından Ayrımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18056</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18056</guid>
      <author>Ümit HUNUTLU</author>
      <description>Tarihte Kıpçak ve Oğuzların hâkimiyet mücadelelerinin görüldüğü Çoruh havzasında yer alan Yusufeli, ağız çalışmaları bakımından dikkate değer özelliklere sahiptir. Tarihî ve çağdaş Türk lehçeleri ile Türkiye Türkçesi ağızlarında farklılıklar gösteren geniş zaman ve şimdiki zaman fiil çekimleri, Ersis ağzında da yörenin tarihi ve kültürel oluşumuna bağlı olarak kendine has hususiyetler taşır. Ersis ağzında, şimdiki zaman ve geniş zaman çekimlerinde görülen aşınma, tek şekillilik veya işaretsiz görev ögelerini (ø); dilde kolaylık kanunu ile bölgenin kültürel ve tarihî dokusunda aramak gerekir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orta Öğretim Öğrencilerinin Matematiğe Yönelik Tutumlarını Ölçen Geçerli Ve Güvenirli Ölçek Geliştirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18026</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18026</guid>
      <author>Cemil İNAN</author>
      <description>Bu çalışma birer yüksek öğretim adayı olarak kabul edilen ortaöğretim öğrencilerinin matematiğe yönelik tutumlarını ölçen geçerli ve güvenirli bir ölçek geliştirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini; 2013-2014 Eğitim ve öğretim yılı yaz döneminde Diyarbakır, Mardin, Batman illerinde merkez ortaöğretim okullarına devam eden 920 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin analizinde korelâsyon t testi, varyans analizi ve çok değişkenli teknikler kullanılmıştır. 46 maddeden oluşan taslak ölçekten 25 maddelik Likert tipi ölçek geliştirildi. Ölçeğin güvenirliğine ilişkin olarak, iç tutarlılık katsayıları, test tekrar test ve paralel formlar güvenirliği hesaplanmıştır. Tüm Ölçek için Cronbach Alf katsayısı 0.942 olarak bulunmuştur. Ölçeğin geçerliğine ilişkin, olarak, yapı geçerliliği, faktör analizi ve benzer ölçek geçerliliği hesaplanmıştır Ortaöğretim öğrencilerinin matematiğe yönelik tutumlarını belirlemek için örneklem grubu olarak liselerinin son sınıflarına devam ve anketleri değerlendirmeye alınan 920 öğrenci alınmıştır. Matematik tutum puan ortalamalarının orta düzeyde (x=3,320; ss=0,729) bulunmuştur. Erkek öğrencilerin tutum puanlarının ( x=83,05 ± 18,57) Kız öğrencileri (x=82,12 ± 17,53 ) tutum puanlarından daha yüksek bulunmuş ancak bu farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir (t=0,258; p&gt;0.05). Ölçeğin tüm alt faktörlerine göre de anlamlı fark bulunmamıştır. MTÖ ile geometri tutum ölçeği arasındaki yüksek ilişki ve faktör analizi sonuçları ölçeğin yapı geçerliğini desteklemektedir. Araştırmanın bulgularına göre MTÖ, geçerliği ve güvenirliği yüksek bir ölçme aracı olarak değerlendirilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Duyulara Göre Dil Kullanımı Üzerine Nitel Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18047</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18047</guid>
      <author>Sedat İNCE</author>
      <description>İnsanlar dünyayı ve kendilerini beş duyuyla algılamakta; dünya, kendileri ve diğerleri hakkında edindikleri tüm bilgileri, geliştirdikleri tüm görüşleri beş duyu aracılığıyla edindikleri veriler doğrultusunda oluşturmaktadır. Bunun sonucunda meydana gelen dünya modeli, kimlik ve kişilik gibi bireye özgü özellikler, duyular ile edinilen bilgiler zemininde ve çerçevesinde belirlenmektedir. Dış dünyadan duyular aracılığıyla bireye ulaşan tüm veriler, görsel, işitsel, dokunsal, tatsal veya kokusaldır. Parça parça bireye ulaşan bu verilerin anlamsal bütünlere dönüşmesi ve paylaşılabilmesi için dilsel olarak kodlanmaları gerekmektedir. Kodların oluşmasında da ait oldukları duyusal sisteme göre kodlar üretilmekte ve görmeye, duymaya, dokunmaya, tat ve koku almaya yönelik kelime ve kavramlarla ifade edilmektedir. Günümüzde teknoloji, medya ve iletişim araçlarındaki gelişme nedeniyle dış dünyaya bağlı algılar, başta görme olmak üzere daha çok işitme ve dokunma duyularıyla gerçekleşmekte, bu durum dil kullanımında daha geniş bir kelime dağarcığı yaratmaktadır. Çalışmanın amacı öncellikle, duyuların dil kullanımı üzerinde etkisini incelemek ve duyu ile dil kullanımı arasında koşutluk olup olmadığını görmekti. Buna göre nitel araştırma çerçevesinde ön test yoluyla belirlenen dokuz kişilik bir denek grubu oluşturulmuş ve her biri duyu için üçer temsil niteliği olan kelime grupları, başvurulan duyuya göre belirlenmiştir. Deneklere üç duyuyla da yanıtlanabilecek açık uçlu ve yapılandırılmış birer soru sorularak yanıtları kayıt altına alınmıştır. Ardından verdikleri yanıtların transkripsiyonu yapılarak kelime dağarcıkları tespit edilmiş ve sorulara verdikleri yanıtlarda duyuları temsil eden kelime alanlarına giren kelimelerin frekansı gösterilmiştir. Elde edilen bulgular kelime alanı teorisi (Wortfeldtheorie) çerçevesinde tartışılıp değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Arap Yarımadasında Roman</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18110</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18110</guid>
      <author>Muhammet Selim İPEK</author>
      <description>Abdurrahman Münif, yirminci yüzyılın en yetenekli romancılarından biridir. Arap dünyasının yaşamış olduğu kültürel ve siyasi kaygıları esas alarak bu bölgenin edebî çevresini değiştirmeye çalışmış ve kısa bir süre içerisinde Arap Edebiyatının önemli bir lideri olmuştur. Münif’in en belirgin özelliği haksızlık üzerine yaptığı mücadelelerdir. Şaşırtıcı olan şey, onun bu haksızlıklara karşı yapmış olduğu çalışmalarının yalnızca bir bölgeyle sınırlı kalmayıp, Suûdi Arabistan dâhil bütün Arap ülkelerinde yasaklanmış olmasıdır. Bütün bunlara rağmen Münif, bazen hayali yerleri betimlemiş ve bu yerleri yazma konusunda ısrarlı davranmıştır. Bu hayal ürünü yerlerin içine gerçek olayları ve karakterleri yerleştirmiştir. Ona göre yazdığı siyasi hikâyeleri, Arapların alışmış olduğu şeyleri ve özellikle de sıradan insanları değiştirecektir. Eserlerini oluştururken belki de Münif’i en çok endişelendiren şey, zaman kavramı olmuştur. Zaman kavramını açıkça vermek yerine kişilerin yaşamlarına veya tecrübelerine değinmiş ve eserlerindeki olayları anlatırken tarih içerisindeki belli bir süreçle sınırlı kalmamıştır. Açıkçası edebiyat hayatı boyunca da bu sınırlandırmadan pek hoşlanmamıştır. Münif, yazmış olduğu eserlerinin tümünün sağlam bir yapıya sahip olmasını istemiş ve bu şekilde davranmayan romancıları da ağır bir dille eleştirmiştir. Romanlarında sadece petrol ve haksızlık konularına değinmemiş aynı zamanda şehirler ve orada yaşayan insanların hakkında da bilgi vermeyi amaçlamıştır. Münif, çölde yaşayan küçük gruplar arasında yaşanan geri kalmışlığa ve bu yüzden ortaya çıkan sorunlara birkaç romanında değinmeye çalışmıştır. Bu romanların en çok ilgi göreni, Şerku’l-Mutavassıt, en-Nihâyât ve Mudunu’l-Milh adlı eserleridir. Bu makalede, adı geçen üç romanının bir çok açıdan tahlillerine yer verilmiştir. Zaman, mekan ve üslup bakımından değerlendirilen bu romanlar, Arap coğrafyasındaki sosyo-ekonomik toplum yapısının değişmesine etki eden amilleri ve mevcut düzene karşı bir serzenişi ele almaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yunus Emre Divanı’nın Türkçe Öğretimi Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18059</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18059</guid>
      <author>Musa KAYA</author>
      <description>Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre 13. yüzyılda yazdığı eserlerle Anadolu Türkçesinin oluşumuna ve gelişmesine katkıda bulunmuş, kullandığı dil ve sahip olduğu ifade gücüyle sadece Türkiye’de değil dünyanın çeşitli coğrafyalarında da kendinden söz ettiren bir sanatçı olmuştur. Eserlerinin aradan geçen yedi asra rağmen geniş halk kitleleri tarafından okunması ve onlarca araştırmaya konu olması Yunus Emre şiirinin gücünü ve zenginliğini göstermektedir. Hazırlanan bazı çalışmalarda bu zenginlik ve birikimden yararlanılarak yeni ve özgün ürünler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türkler, tarihi çok eskilere dayanan bir kültüre ve yine onun kadar köklü bir edebi geleneğe sahiptir. Köklü bir mazi ve güçlü bir edebi geleneğe sahip olmanın getirdiği bu birikimden yararlanarak milli kültür ve evrensel değerlerle harmanlanmış nitelikli eserlerin verilmesi Türk edebiyatı ve eğitim sisteminin mühim meseleleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, günümüzde hazırlanan çeşitli bilimsel çalışmalarda Türk edebiyatının eski dönemlerine ait eserlerin farklı açılardan incelenmesi; bu eserlerden ne şekilde ve hangi alanlarda yararlanılması gerektiğinin ortaya konulması oldukça önemlidir. Bu araştırma da Yunus Emre Divanı’nda yer alan ve Türkçe dersinin öğrenme alanlarından olan okuma, dinleme, konuşma ve yazma becerilerinin eğitimi ve geliştirilmesiyle ilgili ifadelerin tespit edilerek Yunus Emre Divanı’nın Türkçe öğretimine katkısının ortaya konulması amacıyla hazırlanmıştır. Yapılan inceleme sonucunda konuşma becerisiyle ilgili 40, dinleme becerisiyle ilgili 16 ve okuma becerisiyle ilgili 13 bulgu tespit edilmiştir. Yazma becerisiyle ilgili herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Her dil becerisi için elde edilen bulgular gruplandırılarak yorumlanmıştır. Sonuç olarak Yunus Emre Divanı’nda konunun tasavvufî bir yaklaşımla ele alınarak günümüz eğitim felsefesinin temel ilkeleriyle uyumlu bir dil öğretim yönteminin benimsendiği görülmüş, dil eğitiminin farklı kademe ve alanlarında Divan’dan yararlanılması gerektiği vurgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğrencilerin Türk Yükseköğretiminde Eğitim Dili Olarak Türkçe Kullanımına Karşı İngilizce Kullanımına Dair Algıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18092</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18092</guid>
      <author>Yasemin KIRKGÖZ</author>
      <description>Yükseköğretimde eğitim dili olarak İngilizcenin kullanımının anadil kullanımı karşısındaki kalite ve etkinliği, dil politikası ve planlaması ile ilgilenen araştırmacılar için merak konusu olmuştur. Bu çalışmada bir Türk yükseköğretim kurumunda Mühendislik eğitimini anadilde alan ve aynı eğitimi İngilizce dilinde alan iki farklı gruptaki son sınıf öğrencilerinin algıları incelenmiştir. Söz konusu öğrencilere, alan bilgisini öğrenmenin faydaları ve bu aşamada karşılaşılan zorluklara dair algılarının, alan bilgisinin onlar için ifade ettiği anlam, eğitim dilinin öğrenmeleri üzerindeki etkisi ile eğitim dili tercihlerinin öğrenilmesinin amaçlandığı bir anket uygulanmıştır. Odak grup görüşmeleri, çalışmaya gönüllü olarak katılan öğrenciler ile yapılmıştır. Her iki derste kullanılan sınav kağıtları ile bu sınavlar sonunda alınan başarı puanlarından elde edilen değerler, çalışmada ayrıca bir veri kaynağı olarak kullanılmıştır. İki grup arasında ortak özellikler olduğu görülse de eğitim dili olarak İngilizcenin kullanıldığı grupta bulunan öğrencilerin ayrıntılı alan bilgisi ediniminin önemli ölçüde yetersizlik gösterdiği; anadilde eğitim gören grupta yer alan öğrencilerin ise büyük ölçüde başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulguların ileride yüksek öğretim kurumlarında Dil Politikası ve Planlamasının öğretimi üzerine etkileri tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zucco Gizemi: Koltes’in Roberto Zucco’sunda Psikoloji, Politika, Toplum Ve Söylence</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18052</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18052</guid>
      <author>Şengül KOCAMAN</author>
      <description>Çağdaş Fransız yazınının önemli yazarlarından Bernard-Marie Koltès, son oyunu olan ve ölümünden sonra yayınlanan Roberto Zucco’yu yazarken 1987 yılında Fransız basınını meşgul eden gerçek bir olaydan esinlenir: Oyun; 24 yaşında babasını öldüren, ardından hapishaneden kaçıp annesini ve bir genci daha öldürerek cinayetlerine devam eden İtalyan asıllı seri katil Roberto Succo'nun öyküsüdür. Aranan bu katilin afişini metroda gördüğünü ve yüzünün kendisini büyülediğini dile getiren yazar “sıradan” gibi görünen Succo öyküsünden “Samson, Dalila, Oidipus, Rodos Heykeli, Minotauros” gibi önemli söylencelere başvurarak çağdaş bir söylence yaratır. Oyunun başkişisi Zucco nedensiz ve amaçsız öldürmektedir. Davranışları akılla bağdaştırılamayacak ölçüde anlamsızdır. Yazar bu davranışı anlamaya, anlatmaya ya da açıklamaya çalışmaz aksine Zucco’yu söylencesel bir kahramana dönüştürür. İlginç bir şeklide Zucco cinayetleriyle seyircide “endişe”, “korku”, “nefret” uyandırması gerekirken, “hayranlık” uyandırarak çevresindekilerin “aziz”i konumuna geçer. O, annesini, babasını ve müfettişi öldürerek bir katil değil, onların yazgılarını değiştirme gücüne sahip insanüstü bir varlığa dönüşür. Artık, insan öldürme eylemi olumsuz değil, olumlu bir eylemdir. Ölümün iz sürdüğü yollarda aile, toplum, politik düzen, yalnızlık, mutluluk ve şiddet gibi kavramlar sorgulanırken, öldürme işleminin bizi insanlık durumu üzerinde düşünmeye yönlendirdiği de apaçık ortadadır. Bu noktada, yazarın Roberto Zucco’yu kaleme aldığında yakalandığı AIDS hastalığı sonucu kendi yaşamının sonuna geldiğinin bilincinde olduğunu belirtmek gerekir. İnsanın ölüme yazgılı oluşu Zucco aracılığıyla metne girmiş, bir bakıma Koltès Zucco ile özdeşleşmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İki Çocuk, İki Kültür, İki Hikâye; Tek Dünya: Pinhan Ve Alice Harikalar Diyarında Romanlarında Kültür Kodlarının Karşılaştırmalı Olarak Okunması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18105</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18105</guid>
      <author>Esin KUMLU</author>
      <description>Her daim çocuk kalabilmek mümkün olmasa da, edebiyatın mucizevî gücü sayesinde masalsı ve naif çocuk dünyasına sızabilmek mümkündür. Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarında(1865) ve Elif Şafak’ın Pinhan(1997) adlı romanları çocuk dünyasının büyülü gerçekliğine dair önemli örneklerdir. İlk bakışta küçük bir çocuğun hikâyesini anlatan Pinhan, özünde varoluş ve kendini kabule geçişin harmanlandığı tasavvufi bir ruhani yolculuğu açığa çıkarır. Öte yandan Carroll’un eseri ilk bakışta çocuk edebiyatına dair bir örnek teşkil etmektedir. Oysa her ne kadar ana karakter bir çocuk veya tür olarak çocuk edebiyatını simgeleyen bir eser olsa dahi özünde her bireyin yaşam serüveninde yaşadığı gerçeklikleri yansıtmaktadır. Bu bağlamda incelendiğinde iki eserde de ana karakter çocuktur ve masalsı kurmaca dünya çocuk ruhu üzerinden anlatılarak okuyucu ile buluşturulur. Alice ve Pinhan’ın ruhani yolculukları, değişim ve dönüşüm süreçleri, karşılaştırmalı olarak incelendiğinde her iki karakterin ortak kültürel kodlar, semboller, ile birbirine bağlı olduğu görülmektedir. Toplumun dayattığı kültürel kodlar Pinhan ve Alice’in her bir kodu yeniden anlamlandırması ile yıkıma uğratılır. Sembolik olarak ‘halka’ ile başlayan Pinhan ve Alice’in serüvenleri ‘su’ ile son bulur. Sonuç olarak, birbirinden oldukça uzak gibi duran iki eserin karşılaştırmalı edebiyatın okuyucuya kattığı zenginlik ve bakış açısına sunduğu alternatifler yolu ile farklı tarihsel dönem ve kültürleri ustaca birleştirerek okuma biçemine anlam zenginliği kattığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehmed Nebîl Bey Ve Hicr ü Visâl’i</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18203</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18203</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ</author>
      <description>19. yüzyılda yetişmiş</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Milli Mücadele Döneminde Mehmet Akif ve İslamcılık</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17993</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17993</guid>
      <author>Emin OBA, Dinçer ÖZTÜRK , Hulisi GÜRBÜZ</author>
      <description>Mehmet Akif Ersoy edebi kişiliği, ahlakı ve yaşam tarzı ile örnek bir insan modelidir. İstiklal Marşı şairi olarak da bilinen Akif, Türk halkının gönlünde taht kurmuştur. Sadece Türkiye’deki Türklerin değil, diğer coğrafyalarda yaşayan Türklerinde gönlünü fethetmiş, sevgisini kazanmıştır. Çalışmamızda, Mehmet Akif’in İslamcılık fikirleri ve faaliyetleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Akif’in İslamcılık fikri için yaptıklarına değinilmiştir. Onun İslamcılık anlayışı ve beklentilerinin neler olduğu ve bu beklentileri gerçekleştirmek için yaptığı çalışmalar dikkate alınmıştır. Akif halkı, Asr-ı Saadet zamanındaki İslam yaşamı gibi, bir hayatın yaşanması gerektiği fikrini savunmuştur. Bunu vaazlarında dile getirmiştir. Burada Akif’in daha çok Anadolu’da verdiği vaazlara dikkat çekilmek istenmiştir (Kastamonu Nasrullah Camii Vaazı, Balıkesir Zağanos Paşa Camii Vaazı gibi). Mehmet Akif’in Milli Mücadele’deki faaliyetleri ve fikirleri verilmeye çalışılmıştır. Akif, Müslüman toplumların, Gayr-ı Müslim toplumların boyunduruğu altında yaşayamayacağı fikrini savunmuştur. Osmanlı devletinin yıkılma sürecine girmesinden dolayı, imparatorluğun bünyesinde yaşayan devletlerin kendi kaderinin tayin etmesi gerektiği fikrini savunarak, Milli Mücadeleye her alanda destek vermiştir. Bu doğrultuda Anadolu’nun çeşitli yerlerinde vaazlar vermiş, halkın milli mücadeleye destek vermelerini istemiştir. Ayrıca, çalışmamızda Akif’in Sebilü’r-reşad ve Sırat-ı Müstakim’deki konumu hakkında bilgilere de yer verilmiştir. Akif, bu mecmualar aracılığıyla Milli Mücadeleyi eserleriyle desteklemiştir. Akif’in siyasi yönü üzerinde de durulmuştur. O siyasetin her türlüsünden kaçınmıştır, daha ileri giderek siyaset kelimesinden bile uzak durmuştur. Siyasetten Allah’a sığınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî ve Ahmet Avni Konuk’un Tasavvufî Görüşlerinin Mesnevî Şerhi’nin 2. Cildi Bağlamında Mukayesesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17968</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17968</guid>
      <author>Mehmet ÖZDEMİR</author>
      <description>Mevlânâ’nın Mesnevî’si, Türk edebiyatını derinden etkileyen eserlerin başında gelir. Hazret-i Şârih unvanıyla bilinen İsmâîl Rüsûhî-yi Ankaravî’nin ifadesiyle Mesnevî, cevherlerle dolu gizli bir hazinedir. Bu gizli hazinenin daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve mana cevherlerini talibine ulaştırmak düşüncesiyle tarihî süreç içerisinde Mesnevi’ye muhtelif şerhler yazılmıştır. Ankaravî’nin, Mesnevî Şerhi, söz konusu çalışmaların en tanınmış olanıdır. Öyle ki Ankaravî’den yaklaşık üç yüz yıl sonra yazdığı Mesnevî Şerhi’nin mukaddimesinde Ahmed Avni Konuk, Ankaravî Şerhi’ni başvurduğu kaynakların ilki olarak zikretmektedir. İki şârihin Mesnevi’yi şerh ediş biçimleri bir anlamda tasavvufî görüşlerinin de yansıması olduğu için, Mesnevi’nin bu iki büyük şârihinin tasavvufî görüşlerini mukayeseli bir biçimde ele almak, irfanî birikimimizin nasıl bir gelişme gösterdiğinin anlaşılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Bu bildiride iki maksat gözetilmiştir. İlki, Ankaravî ile Ahmed Avni Konuk’un Mesnevî Şerhlerinin 2. cildinde yer alan tasavvufî görüşlerin mukayesesi, ikincisi de araştırıcıların dikkatini metni henüz bilimsel bir çalışma ile kurulmamış olan Ankaravî Şerhi’nin içeriğine çekmektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVI. Asır Divan Şairi Sâdık’ın (ö.1588?) “Nevâî Dili”yle Yazdığı Şiirler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18009</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18009</guid>
      <author>Arif SUNAL</author>
      <description>Bu makalede, III. Murat döneminde Edirne’de yaşamış, sipahi asıllı bir şair olan Sâdık’ın Çağatay Türkçesi ile yazmış olduğu şiirler ele alınmıştır. Sâdık, gerek Dîvân’ında Nevâî’den övgüyle bahsetmesiyle ve gerekse de Çağatayca yazmış olduğu seksen dokuz adet şiirle iyi bir Ali Şîr Nevâî takipçisidir. Sâdık, Ali Şîr Nevâî’yi sadece anmakla kalmamış aynı zamanda onun tarz ve üslubunu da benimsemiştir. Onun Arapça ve Farsça şiirleri, gazel tarzında yazmış olduğu tevhit ve naatlar ve yedi adet</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alageyik İle Avcının Ölümcül Dansı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18106</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18106</guid>
      <author>Elmas ŞAHİN</author>
      <description>Eski Türk geleneğinde avcılık önemli bir yer tutar. En önemli geçim kaynakları hayvancılık ve tarıma dayalı olduğundan küçük yaşlardan itibaren, erkek olsun kız olsun birey, binicilik ve okçuluk konusunda hünerli olmak zorundaydı. Böylece avcılık sanatı insanoğlunun geçmişten bugüne vazgeçilmez meziyetleri arasında yer aldı. Türkler için özellikle at, geyik ve kurt kutsal hayvanlar olarak kabul edilmiş, yaşamlarının adeta birer parçası olmuştur. Bu avcı, gözü pek, cengâver yiğitler, Uygur Destanı, Göç Destanı, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı, Yaratılış Destanı, Edigey Destanı, Türeyiş ve Dede Korkut, Saltuk Buğra, Manas, Battal Gazi, Danişmendname, Genç Osman, Köroğlu gibi çeşitli destanlara konu olmuşlar; dilden dile efsaneleşerek nice Boğaç Han'lar, Bamsı Beyrek'ler, Banı Çiçek'ler Türk'ün şanını, Türk'ün yiğitliğini, Türk'ün korkusuzluğunu Oğuzlar'dan bu yana miras bırakmışlardır. Asırlar boyunca avcıların en büyük tutkularından birisi olan "geyik" önemli bir unsur olarak anlatılarda yerini almıştır. Ziya Gökalp'in Alageyik (1913) manzumesi ile masallaşan "alageyik," Yaşar Kemal'in Alageyik (1967) romanında efsaneleşerek bir av tutkusuna dönüşmüş ve " Necati Cumalı’nın Yaralı Geyik (1981) oyununda sahneye aktarılarak dramlaşmıştır. Yaşar Kemal'in kaleminde, Toroslar'ın eteklerinde aşktan da öte bir av tutkusuyla Halil'in yüreğine yar olan Alageyik, 1959’da Atıf Yılmaz'ın ve 1969'da Süreyya Duru’nun yönettikleri Alageyik filmleri ve Ali Can Meydan’ın 2011'de yönettiği kısa animasyonlu Alageyik Efsanesi ile beyaz perdede de yerini alır. Bu çalışmada Yaşar Kemal'in Alageyik eserinde Türklerin binlerce yıllık av geleneği ve kültürünün bir yansıması olarak Halil adlı gencin geyik avı tutkusu metin odaklı bir çözümleme ile eski inançlarla ilintili olarak, doğu ve batı kültüyle karşılaştırılıp irdelenecektir. Başlangıçta sözlü ve yazılı edebiyatın içinde dillere destan bir masal haline gelen Alageyik, Burada, doğu ve batı kültüründe mitolojik bir imge olarak 'geyik kültü'ne ve Halil ile Alageyik'in yanık bir türkü haline gelen öyküsüne kısa bir yolculuk yapılarak; kahramanın amansız bir tutkuya dönüşen av ihtirasının "sevgili"nin yerini alışı, av aşkının ölümsüz bir Anadolu efsanesine dönüşü gözler önüne seriliyor.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun Büyük Göz Öyküsünde‘Aşkın Gösteren’ ve ‘Aşkın Gösterilen’ Kavramlarının Fenomenolojisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18081</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18081</guid>
      <author>Cafer ŞEN</author>
      <description>Klasik yapısalcı kuramdaki gösteren gösterilen ilişkisinde, gösterilen/ kavram ve bu kavramın göstereni olan ses imgesi anlam bakımından sabitlenmiştir. Fakat Postyapısalcı kuramda ise gösterenler metin içinde yüzergezer bir durumdadır. Bu noktada gösterenin anlamı hiçbir zaman sabitlenemez. Bu nedenle yapısalcı anlayış sözlüğe yönelirken Derrida ve Lacan gibi Postyapsalcı kuramcılar diyalog halinde ortaya çıkan söyleme yönelir. Söylem çözümlemesi üzerinde durur. Bu tür çözümlemeler yapan Derrida’ya göre metnin dışında herhangi bir aşkın varlık metne dayatılamaz. Burada dilin ötesinde aşkın bir varlık tanımayan Derrida, aşkın gösteren ve aşkın gösterilen kavramlarını geliştirir. Aşkın gösteren kavramı, düşünce, dil ve deneyimin temel işlevi yerine kullanılan öz, hakikat veya gerçekliği imler. Bu tür gösterenlerin sorgulanamaz anlamı ise aşkın gösterilendir. Bu tür aşkın gösterilenler içerisinde Tanrı, İde, Tin, Töz, Fallus, vb. sayılabilir. Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun Büyük Göz öyküsünde Büyük Göz imgesi gösterenler arası yüzergezerlilikte bir aşkın gösterendir. Bu aşkın gösterenin, aşkın gösterilenleri yorumlama ile sabitlenir. Bu noktada Büyük Göz’ün aşkın gösterilenlerinden biri nesneye ait nesnel bakıştır; çünkü Büyük Göz hem binlerce gözden oluşmuştur hem de öykünün karakteri karşısında nesnedir. Büyük Göz’ün ikinci aşkın gösterileni nesnel tindir; çünkü öykünün karakterine ait öznel tinsellik alanını olumsuzlar. Büyük Göz’ün üçüncü aşkın gösterileni ise Süperego’dur; çünkü öykünün karakterini sürekli izler ve yasa karşısında tedirgin eder.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İmparatorluğun “En Uzun On Yılı”nı Yazmak: Ömer Seyfettin Hikâyelerinde Farklı “On Temmuz”lar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17939</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17939</guid>
      <author>Şehnaz ŞİŞMANOĞLU ŞİMŞEK</author>
      <description>Ömer Seyfettin, 36 yıllık kısa yaşantısına yedi ciltlik büyük bir külliyatı oluşturacak kadar makale ve öykü sığdırmıştır. Seyfettin’in kısa ama verimli yazarlık yaşamında II. Meşrutiyet’in ilanının (Hicri, 10 Temmuz 1324), ya da bazılarının isimlendirdiği gibi 1908 Devrimi’nin ve sonrasındaki gelişmelerin büyük etkisi vardır. Ömer Seyfettin’in 1902’de başladığını söyleyebileceğimiz yazarlık yaşantısında ana malzemelerinden biri; Meşrutiyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve onun çevresinde dönen düşünce akımları olmuştur. Yazar, önceleri bir asker sonra ise bir “muharrir” ve “öykücü” olarak hem bu süreçte görev almış hem de yazdığı makale ve öykülerle bu sürece yön vermiştir. Bu çalışmada Ömer Seyfettin’in bazı makaleleri ve öyküleri seçilerek, 1908’de ilan edilen Meşrutiyet’e, İttihat ve Terakki’ye ve İttihatçılara ilişkin görüşleri irdelenmiş ve bu görüşlerin ardındaki dinamikler ortaya konmaya çalışılmıştır. Meşrutiyetin ilanı sonrasındaki sıcak günleri Rumeli’de bir asker olarak yaşayan Ömer Seyfettin’in askerlikten ayrılarak Selanik’e gelmesiyle İttihat ve Terakki’yle olan ilişkisinin de kuvvetlendiği görülmektedir. Özelikle “Yeni Lisan” hareketinin teorisyenlerinden biri olarak Genç Kalemler dergisinin önemli isimlerinden biri olan yazar, bu dergi vesilesiyle sunduğu katkılarla da Cemiyet’in 1908 sonrası kültürel programının oluşmasında söz sahibi olmuştur. Ancak Seyfettin’in Meşrutiyet’e, İttihat ve Terakki’ye ve İttihatçılığa bakışının değişmeden kaldığı, her zaman Parti’nin ideallerini paylaştığı ve desteklediği söylenemez. Bu çalışma kapsamında çeşitli dönemde yazdığı makalelere ve öykülere baktığımızda yazarın kimi zaman İttihatçıları ve ideallerini ateşli bir biçimde savunduğu, kimi zaman da değişen konjonktürle birlikte onları şiddetli bir biçimde eleştirdiği görülmektedir. Elbette, 1908’den 1918’e kadar, Osmanlı imparatorluğunun belki de “en uzun 10 yılı”nı şekillendiren İttihat ve Terakki’nin, bütünlüklü “tek” bir hikâyesini anlatmak mümkün değildir. Ömer Seyfettin’in makaleleri ve öyküleriyle kendisini gösteren değişken tavrı da bunun bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hoca Neş'et'e Ait Manzûm Bir Sergüzeşt-Nâme: Dâsitân-ı Bîve-Zen</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17505</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17505</guid>
      <author>Bünyamin TAN</author>
      <description>Sergüzeşt-nâmeler, yazıldıkları dönemin birer hafızası olup şairlerin kendi başlarından geçen veya tanık oldukları olayların anlatıldığı eserlerdir. Kimi eserlerde şairler kurmaca olaylara da yer verebilmektedirler. Bununla beraber gerçek olaylar da şairler tarafından kurmacalarla zenginleştirilerek de sunulmaktadır. Toplumun değer yargıları ve kültürel unsurlarının da yer aldığı bu eserler yazıldıkları dönemdeki gündelik olaylardan kesitler sunması sebebiyle son derece önemlidirler. Üzerinde çalışılan Hoca Neş’et’in sergüzeşt-nâmesi de bu eserlerden biridir. Eserde dul bir kadının toplum içinde yaşadığı zor bir durum ve bu durumun çözümünün ikinci bir evlilikle sağlanması olayı anlatılmaktadır. Toplumun dul kalma meselesine bakış açısı sunulmaktadır. Bu husus da sergüzeşt-nâmelerin toplumun aynası olma özelliğini yansıtmaktadır. Ayrıca bu eserde şairin bir savaşa katılmak için konakladığı bir şehirde yaşadığı olaylar yer almaktadır. İnsanların birbirleriyle yaşadıkları ilişkiler ve günlük hayatta kadın-erkek ilişkilerinin kapalı bir toplum yapısında dahi son derece sıkı bir hal aldığı da görülmektedir. Evlilik kurumunun oluşturulmasında insanların dikkate aldıkları hususlar, beklentileri ve çıkarlarının doğrultusunda neler yapabileceğini gösteren bir eserle karşı karşıyayız. Nitekim şairin bunu oldukça esprili bir dille kaleme aldığı da görülmektedir. Öncelikli olarak sergüzeşt-nâmelerin tanımıyla makaleye giriş yapılmıştır. Daha sonra Hoca Neş’et’in hayatı ve eserin kendisine ait olmasıyla alakalı değerlendirme yapılmıştır. Eserin şekil ve içerik konuları işlenmiş, nüsha tavsifi yapılmış ve son bir değerlendirme yapılarak sergüzeşt-nâmenin transkripsiyonlu metnine yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Öğretiminde Sosyal Öğrenme Modeli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17893</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17893</guid>
      <author>Ceyda YALÇIN</author>
      <description>Bu çalışmada, yabancı dil öğretiminde sosyal öğrenme olgusu ele alınmış, sosyal öğrenmenin yabancı dil öğretimine sağladığı katkılar açıklanmış ve OMÜ YDE, ADE öğrencilerinin yabancı dil derslerinde sosyal öğrenme becerileri saptanmaya çalışılmıştır. Öğrencinin grup çalışmaları sayesinde sosyal öğrenme bilgi ve becerisini geliştirmesi ve aynı zamanda sosyal öğrenmenin bireysel öğrenmeye katkısı araştırılmıştır. Bu doğrultuda öncelikle öğretmenin sosyal öğrenme modeline uyup uymadığı, sınıf içi ve sınıf dışı yapılan etkinliklerin sosyal öğrenmeye uygunluğu gibi öğretmene dayalı sosyal öğrenme biçimi açıklanmış, daha sonra öğrenciye dayalı sosyal öğrenme süreci ele alınmış ve bu süreçte öğrenciye düşen roller; öğrencinin sosyal öğrenmeye yönelik sorumlulukları ve sürecin işleyişine etki eden psikososyal faktörler ortaya konmuştur. Öğretmen ve öğrencinin sosyal öğrenme bağlamında karşılıklı görev ve sorumlulukları değerlendirilmiştir. Araştırmada, 2013-2014 öğretim yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalı’nda öğrenim gören I. ve II. Öğretim I. sınıf öğrencilerinden 61 öğrenciye, sosyal öğrenme biçimine ilişkin hazırlanan anket uygulanmıştır. Anket sonuçlarına göre, sosyal öğrenmenin öğrencileri iletişim ve etkileşime sevk ettiği, sosyal gelişimi güçlendirdiği ve karşılıklı sorumluluk bilincini geliştirdiği görülmüştür. Öğrenciyi aktif bir şekilde derse yönlendiren sosyal öğrenme bu bakımdan öğrenci merkezli bir yöntemdir. Motivasyon ve öğrenme açısından bu derece yararlı olan sosyal öğrenme yönteminin, yabancı dil öğretiminde daha bilinçli ve yaygın biçimde yer alması ve uygulanması önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klâsik Türk Şiiri ile Türk Halk Edebiyatında Kadı Tipi ve Muhyiddin’in Manzûmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17999</guid>
      <author>Sümeyye YILDIZ YILDIRIM, Mahmut KAPLAN</author>
      <description>Osmanlı Devleti’nde kadı, görevleri genişlemiş önemli bir âmir, otorite ve hukuk adamıdır. Kadı olarak atananlarda aranan, belirli hususiyetler vardır. Ancak 17. asırda Osmanlı Devleti’nin idarî ve siyasî yapısında görülen çözülmeler, adalet sistemine de yansımıştır. Artık kadılar eskisi kadar titizlikle seçilmemekte, seçilip başa gelen bazı kadılar da işlerinin gereğine aykırı davranmaktadır. Makalemizin konusu olan manzume, bu bozulmaya ışık tutar niteliktedir. Çalışmamızda, öncelikle “kadı” kelimesinin kökeni hakkında bilgi verilmiş; Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadis-i şeriflerde geçtiği kadarıyla kadılıktan söz edilmiş; kadılık mesleği ile ilgili geniş bilgiler sunulmuş; daha sonra Klasik Türk Edebiyatında ve Türk Folkloründe öne çıkan kadı tipinin özelliklerine yer verilmiştir. İncelenen eserlerde kadılar, insanların mallarını alan; hukuku çiğneyen; yanlış fetvalar vererek hakka bâtıl, bâtıla hak diyen; sarhoş, esrarkeş; hükümleri rüşvet karşılığı satan; adaleti sağlayamayan, verdiği hükümlerle halka zulmeden kişilerdir. Aynı husus, çalışmamıza konu olan eserde de geçerlidir. Zamanın ulemâsı da okuduğu ilim ile amel etmeyen, bu sebeple ahirette ilmin şefaatini ummaması gereken, kendi aklından söz söyleyip kitaba başvurmaya tenezzül etmeyen, kendini hikmet sahibi zanneden, Allah’tan korkmayan, şeriat ile amel etmeyen kişilerdir. Şair, bu şahsiyetleri sert bir biçimde eleştirir ve onlara nasihat eder. 17. yüzyılda yazılmış olan bu şiir, dönemin siyasî olayları dolayısıyla bozulan ictimaî yapıyı çok açık bir biçimde gözler önüne sermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İsveç’te Ali Şîr Nevaî’nin izleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18136</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18136</guid>
      <author>Ünal ZAL</author>
      <description>İsveç’in Türk dünyasıyla olan ilişkileri, 16. yüzyıldan itibaren İsveç’in Osmanlı İmparator¬luğu ve Kırım Tatarlarıyla kurduğu çok yönlü diplomatik bağlarla güçlenerek günümüze ka¬dar gelmiştir. Bu yoğun temaslar zamanla İsveç’te Türk dillerine karşı akademik bir ilgiyi de be¬ra¬¬berinde getirmiştir. Bu akademik ilginin olduğu en önemli merkezlerden biri Uppsala Üni¬ver¬sitesi, diğeri Lund Üniversitesidir. Önceleri Tür¬koloji çalışmalarında önemli bir yeri olan Lund Üniversi¬te¬sinde Özbek, Ça¬ğatay ve Uygur Türkçesi ile yazılmış el yazması eserlerden oluşan bir koleksiyon bu¬lunmaktadır. Büyük çoğunluğu Türkolog Gunnar Jarring, bir kısmı da İsveçli misyonerler tara¬fından bağışlanan, satılan veya üniversite kütüphanesi tarafından satın alınan bu kolek¬si¬yon içerisinde klasik ve halk edebiyatı eserleri, İslami konulardaki el yazmaları, hukuki ve tarihî bel¬ge¬ler, tıbbi kitaplar, ticaret ve tasavvuf kitapları ile Doğu Türkistan’daki İsveç misyon faali¬yet¬lerinin anlatıldığı birçok belge bulunmaktadır. Bu makalede, Lund Üniversitesinin kütüphanesindeki bu koleksiyon içerisinde bulunan Ali Şîr Nevâî’nin eserlerinin Doğu Türkistan Bölgesinde Uy¬gur¬ca olarak çoğaltılmış nüshaları ve içerikleri ile bunların İsveç’e ge¬ti-rilişi üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Göstergebilim Ve Yapıbozumdan Postmodernist Yapısal Eleştiriye</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17989</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17989</guid>
      <author>Mahfuz ZARİÇ</author>
      <description>Postmodern düşüncenin edebi eleştiri yöntemi, okur merkezli görünmekle birlikte özünde yapısalcıdır. Postmodernist eleştirinin gelişiminde Saussure’ın “göstergebilim/semiyoloji” ve Derrida’nın “yapıbozum/destructuralism” düşünceleri belirleyici olmuştur. Saussure, kavramları algılamamızı sağlayan ses veya simgelerin birleşimine “gösterge”; ses, yazı ve simge dizgesine “gösteren”, anlam ve kavrama ise “gösterilen” demektedir. Derrida ise göstergeler arası anlam ağlarına dikkat çekmek üzere “differance” kavramını ortaya atar ve “logocentrisme/yazı merkezcilik”, “phonocentrisme/konuşma merkezcilik” karşıtlık ve bağımlılığına dikkat çeker. Postmodernist düşüncenin farklılıklara dikkat kesilen arayışçı yapısal eleştiri anlayışı, yöntemini, kararlı tereddütler şeklinde geliştirir. Eserin yapısını, derin anlamlarını anlamaya çalışırken bir yandan metindeki tereddütlerin peşine düşer bir yandan da eleştirel söylemleriyle yeni tereddütler tesis eder. Anlam dünyasına sirayet ettiği metnin mantık merkezini bozmaya çalışırken edebi ve eleştirel bir söylemle, metni yeni mantık merkezinin etrafında yeniden yapılandırır. Yönteminde “metin, yazar, okur ve sosyal çevre-dönem merkezli” dört temel eleştiri eğilimi harmanlamaya çalışır. Metni yansıtmalı olarak iki aşamada değerlendirir. Postmodernist Yapısal Eleştiride metin ilk aşamada genel olarak “gösteren”, ikincisinde “gösterilen” işleviyle ele alınır. Anlama/okuma aşamasında metin ve yazar odaklı, yansıtma/yazma aşamasında ise okur ve sosyal çevre-dönem odaklı hareket edilir. Birinci aşamada metin analiz edilir, yapısöküme uğratılır. İkinci aşamada metin yeniden yapılandırılır ve senteze varılır. Eleştirinin bu türü, “antimakale” niteliği gösterir. Eleştirmen de dil ve üslup açısından yer yer ironik bir tavır takınır, eleştiriden aldığı hazzı okura aktarmaya çalışır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Iğdır Karakoyunlu Tarihi Mezar Taşları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17994</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17994</guid>
      <author>Serkan FURTUN</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yakar, Halil İbrahim (2013). Antepli Divan Şairleri. Gaziantep: YCM Yay. 344 s. ISBN 978-605-62427-9-3.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18195</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18195</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜMÜŞATAM, Gürkan (2014), Kıbrıs Türk Ağızları (Ad Kategorisi ), TipografArt , Lefkoşa, 208 s., ISBN 978-9963-2072-0-6</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18006</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18006</guid>
      <author>Gülden SARI</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Prens Miloş’un Türkçe Kançılaryası/ Yazıhânesi (1815-1839)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18182</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=18182</guid>
      <author>Hakan YALAP</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


