






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2014 Sayı Volume 9 Issue  6</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=282</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>İsmail YILDIRIM'ın Özgeçmişi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17819</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17819</guid>
      <author>Mehmet KÖÇER</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancılara Türkçe Öğretimi Ders Kitaplarının Türkçe Öğretim Merkezlerinde Görev Yapan Öğretim Elemanları Açısından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17817</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17817</guid>
      <author>Mesut GÜN, Ahmet AKKAYA , Ömer Tuğrul KARA</author>
      <description>Bu çalışmada Türkçe Öğretim Merkezlerinde görevli öğretim elemanlarının Türkçenin yabancılara öğretimi konusunda tercih ettikleri kitaplar, bu kitapların kullanım amaçları, nitelikleri ve işlevsellikleri üzerinde durulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu Adana Bilim ve Teknoloji, Çukurova ve Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitelerine bağlı TÖMER merkezlerinde görev yapan 10 öğretim elemanı oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri ise araştırmacılar tarafından hazırlanan yarı-yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilmiştir. Hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu yabancılara Türkçe öğretimi konusunda görevli ve gönüllü 3 uzmanın görüşü alındıktan sonra yeniden düzenlenmiştir. Daha sonra bahsedilen üniversitelerde bu konuda ders veren 10 öğretim elemanıyla görüşme yapılmıştır. Görüşmeler sınıflandırılarak verilerin içerik analizi yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, ortaya çıkan kodlara göre tanımlanıp yorumlanmıştır. Bu aşamada veriler, araştırmacılar tarafından okunmuş ve araştırmanın amacı dikkate alınarak geçici kodlar oluşturulmuştur. Aynı anlama gelen yanıtlar ortak bir kod altında toplanmıştır. Ortak kodların daha iyi açıklanması için görüşmeye katılanlardan örnek alıntılara yer verilmiştir. Çalışmada öğretim elemanlarının yabancılara Türkçe öğretimi konusunda kullandıkları kitapların tasarım, içerik ve işlevselliği ile ilgili eleştiri ve önerileri bulunmaktadır. Bu eleştiri ve önerilerden hareketle yabancılara Türkçe öğretiminde kullanılan ders kitaplarının tasarım, içerik ve işlevsellik açılarından güncellenip geliştirilmesinde yarar bulunduğu görülmektedir. Ayrıca çalışmada yabancılara Türkçe öğretimi ortamlarında görülen çağdaş gelişmeler ve bilimsel çalışmalar ışığında ders kitaplarının eğitim-öğretim etkinliklerinde daha etkili kullanılması, öğrenci için anlamlı öğrenmeleri daha iyi sağlayacak biçimde tasarlanması, mevcut öğretim sorunlarının göz önünde tutularak ders kitaplarının verimi ile ilgili yapılan değerlendirmeler ışığında güncellenmesi üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divanü Lûgat-it-Türk’te Yer Şekillerine İlişkin Terimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17651</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17651</guid>
      <author>Özlem AKBULAK</author>
      <description>Bir dilin araştırılıp incelenmesi hususunda sözvarlığı çalışmaları önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmalar, sözcüklerin geçirdikleri tarihsel değişim ve gelişimleri gözlemlemek açısından önemli olduğu kadar o dili konuşan toplumların kültürü, tarihi, coğrafyası, ekonomik ve sosyal yapısı gibi çeşitli konularda da bilgi edinilmesini sağlamaktadırlar. Sözvarlığı çalışmalarında dilin ilk yazılı kaynakları, karanlık dönemleri aydınlatmaları ve günümüze ışık tutmaları açısından rehber niteliğindedirler. Bu çalışmada da Türk dilinin temel kaynaklarından olan Divanü Lûgat-it-Türk’teki yer şekilleri terimleri üzerinde durulmuştur. Türk dilinin ilk sözlüğü olan Divanü Lûgat-it-Türk, Türk dili, kültürü ve tarihi gibi birçok konuda çok değerli bilgiler içermekte ve çeşitli alanlardaki araştırmacılara kaynaklık etmektedir. Eserin ansiklopedik bir sözlük niteliğinde olması, Türk dilinin XI. Yüzyıl ve öncesinin söz varlığını yansıtmasındaki önemini daha da artırmaktadır. Oldukça zengin bir dil malzemesi barındıran eserin Besim Atalay (1943) çevirisinin dizin bölümündeki sözcük sayısı 8783 olarak verilmektedir. Eser, tercümesinin yapıldığı günden bugüne çeşitli açılardan ele alınıp değerlendirilmiştir. Bu makalede ise eserdeki madde başı sözcüklerden yer şekillerine ilişkin olanlar incelenmiştir. Çalışma kapsamında öncelikle yer şekilleri terimleri taranmış ve bu tarama sonucunda toplam 47 terim tespit edilmiştir. Bu terimler eserdeki anlamları ve varsa ek bilgiler ile birlikte verilmiştir. Ardından ilgili terimler etimolojik olarak incelenmiş ve bunların tarihi süreç içindeki durumları ortaya konmaya çalışılmıştır. Son olarak, ele alınan bu terimlerin Divanü Lûgat-it-Türk ile Türkiye Türkçesindeki kullanımları karşılaştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVIII. Yüzyıl Anadolu Ve Türkmen Sahası Klasik Şiirinde Sevgili “Kânî-Mahtumkulu Örneği”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17600</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17600</guid>
      <author>Atıf AKGÜN</author>
      <description>XVIII. yüzyıl, Türk boylarının edebiyatlarının muhtelif coğrafyalarda geliştiği yüzyıllardan biridir. Bu yüzyılda Anadolu sahasında Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olarak Anadolu ve Balkanları kapsayan bir edebiyat ortamı varlığını sürdürmektedir. Aynı yüzyıl Orta Asya Türklüğü açısından zengin Çağatay edebiyatının etkisini yitirdiği bir yüzyıldır. Orta Asya’da kalan Oğuzların bir kolu olan Türkmenler arasında bu yüzyıldan itibaren millî bir edebiyatın oluşmaya başladığı görülmektedir. XVIII. yüzyıl, Türkmen sahasında İran ile mücadelelerin yaşandığı, Türkmenler arasında birlik ve beraberliğin olmadığı bir dönem iken Anadolu sahasında Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemeye başladığı bir dönemdir. Siyasal alandaki olumsuz tabloya karşın XVIII. yüzyıl, klasik şiirin bu Türk bölgelerinde güçlü olduğu bir dönemdir. Anadolu’da Nedim, Osmanzâde Tâib, Kâmi, Nahifî, Fıtnat Hanım, Neş’et, Sülbülzâde Vehbi, Kânî, Şeyh Gâlip, Enderunlu Fâzıl; Türkmen sahasında Haydargulı Türkmen, Nurmuhammed Andalıp, Devletmemed Âzadı, Şeydâyı, Şâbende, Mahtumkulu; Özbek sahasında Hüveyda, Nişâtiy, Andelib, Revnak, Râkım, Uzlet, Gaziy, Gülhaniye vb. gibi klasik şahsiyetlerle gelişen klasik şiir, bölgelere göre yerel unsurları da yansıtarak varlığını sürdürmüştür. Söz konusu Türk sahaları arasındaki mesafeye ve kimi kültürel farklılıklara rağmen buralarda gelişen klasik şiirin müşterekleri, bu Türk boyları arasındaki ortak edebî estetiği yansıtması, bazı sosyal ve kültürel birliktelikleri içermesi bakımından dikkate değerdir. Çalışmamızda, XVIII. yüzyıl Anadolu ve Türkmen sahasının iki önemli şâiri Kânî ve Mahtumkulu’nun şiirlerindeki sevgili unsuru merkeze alınarak, Türk dünyası klasik edebiyatına dâir bazı tespitler yapılmış; bu bağlamda Anadolu ve Türkmen sahası klasik şiiri, metin merkezli edebiyat kuramlarından karşılaştırma yöntemi kullanılarak, XVIII. yüzyıl şartları çerçevesinde değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kurtlar Vadisi-Destan İlişkisi Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17528</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17528</guid>
      <author>Erol AKSOY</author>
      <description>İnsanoğlu yaratılışı gereği ihtiyaçlarına mahkum olan ve onları karşılamadan yaşayamayan bir varlıktır. Yeme, içme, uyuma, duyma, görme, dinleme, konuşma, anlatma, gülme bu ihtiyaçlardan bazılarıdır. İşte diğer tüm ihtiyaçları gibi anlatma, dinleme ve inanma ihtiyaçları da insanlığın tarihi itibariyle her zaman ve zeminde var olmuştur. İnsanoğlu bu ihtiyaçlarını gidermek için çağlara göre farklı araçlar ve yollarla çeşitli eylemlere başvurmuştur. İşte bu çalışmada, halk edebiyatı ürünlerinden olan destan türünün çeşitli insan ihtiyaçlarını karşıladığı düşüncesinden yola çıkılarak bu edebi türün, “ikincil sözlü kültür” ortamı içerisinde teknolojik iletişim araçları vasıtasıyla yeniden kurgulanması ve sahnelenmesi hadisesi, “Kurtlar Vadisi” dizisi özelinde incelenerek gelenekle çağdaş değerlerin buluştuğu ortak nokta çeşitli sosyolojik verilerin okumaları ışığında yorumlanmıştır. Bu doğrultuda elde edilen veri ve değerlendirmeler Kurtlar Vadisi dizisi içerisinde destan türüne ait azımsanmayacak sayıda unsur ve motifin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Böylece Kurtlar Vadisi dizisinin, destan geleneği üzerine bina edilen, çağımızın ilgi, istek, ihtiyaç ve beklentilerine uydurulmuş modern destanı, geleneksel arketipin özelliklerini sergileyen Polat Alemdar’ın ise bu gelenek içerisinde olağanüstülükleriyle varlık bulan ideal insan modelinin yani alp tipinin temsilcisi olduğu görülmektedir. Çalışmada bu film-destan unsur ve motifleri ilişkisi incelenmiş, bu durumun sebepleri ve sonuçları diziye olan yoğun ilgiyle de ilişkilendirilerek farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Azərbaycan Dilində Qoşa Sözlərin Fonetik Xüsusiyyətləri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17649</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17649</guid>
      <author>Mehriban ALİZADE</author>
      <description>İkilemelerde bileşenlerin uyum içinde olması önemli hususlardandır. Genellikle ikilemeler ifade bakımından uyumlu olan sözlerin birleşmesiyle oluşur. Bu uyum ikilemelere tonlama ifadesi vermekle birlikte, hem de parçalarının sözcüksel-anlamsal açıdan kavuşmasına hizmet ediyor, onların dilde kalıcılığını sağlıyor. Azericede ikilemelerin fonetik niteliğinin verilmesi bileşenlerin uyumu, onlarda hecelerin oranlılığı, parçalarının uyumu, bu birimlerin vurğusunun belirlenmesi vb. konuların gözden geçirilmesiyle ilgilidir. Çağdaş Azericede ikilemelerin büyük bir kısmında aliterasyon, yani bileşenlerin başlangıç seslerinin tekrarı olayı gözlenir. İkilemelerde uyum yaratan araçlardan biri de asonans, yani aynı veya benzer ünlü seslerin tekrar edilmesidir. Eğer aliterasyonda uyum bileşenlerde başlangıç sessizlerin tekrarı ile oluşuyorsa, konsonans sonraki sessizlerin uyumu ile ahengi sağlar. Bileşenler arasında öne çıkan iç aliterasyonun yanı sıra onların diğer birimlerle sıkı bağlantısını sağlayan dış aliterasyon da gözlenir. Bu durumla daha çok ikilemelerin katılımıyla oluşan deyimlerde karşılaşırız. İkilemelerde genellikle bileşenlerin son sesleri veya son heceleri kafiyelidir.Bu birimlerde uyum, aslında bileşenlerin ses içeriğine bağlı olmadan da, dilin kendi özelliklerinden, onun eklemeli dil olma niteliğinden, yani birleşmeyi oluşturan benzer köklere aynı morfolojik formantların eklenmesi sonucunda oluşabilir. Bazen sessiz harflerdeki genel artikülasyon özellikleri onların uyak olarak görev almasına olanak sağlar ve sonuçta bileşenlerde zahiri uyum oluşur. Azericede ikilemelerin uyumluluğu bileşenlerde hecelerin sayısı ve türleri ile de sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ki, ikilemelerin büyük çoğunluğu aynı sayılı ve benzer hecelere sahip bileşenlerden oluşur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Namık Kemal’den Ahmet Hamdi Tanpınar’a Eski Yeni Tenkidi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17646</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17646</guid>
      <author>Kadir ALPER</author>
      <description>Osmanlı devleti, özellikle III. Selim döneminden itibaren batının tekniğini, bilimini alarak yenilenme çabalarına girmiştir. Devlet eliyle yürütülen söz konusu iyileştirme ve yenilenme çalışmaları, kısa süreliğine bir takım sorunları örtse de uzun vadede toplumsal arayışların önünü alamamıştır. Bu arayışlar, Tanzimat ortamını hazırlayan bir birikim meydana getirmiştir. Tanzimat Fermanının 3 Kasım 1839’da ilanı ile resmi olarak batıya yöneliş iradesi ortaya konmuştur. Bu yöneliş; toplumun bütün katmanlarında, zaman içinde, etkisini değişim arzusu ve bu arzuya karşı koyma şeklinde göstermeye başlamıştır. Sosyolojik tecrübeler değişimin bir anda olamayacağını ortaya koymaktadır. Mevcut olan ve uzun süre yerleşmiş, kanıksanmış olan ile yeni kurulacak olan karşı karşıya gelince uzun süre devam edecek “eski”, “yeni” tartışması, mücadelesi kaçınılmaz olmuştur. Bu mücadelelerin en keskini edebî alanda görülmüştür. Namık Kemal’den Ahmet Hamdi Tanpınar’a kadar Türk edebiyatının önde gelen düşünürleri, fikirlerini uzun zaman içerisinde karşı karşıya getirmişlerdir. Bu çalışmada kültürel eksen değişikliği çerçevesinde Türk edebiyat ve kültür dünyasında ortaya çıkan düşünce ve eylem boyutlu tartışmalar, tenkitçi bir bakış açısıyla incelenmeye çalışıldı. Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesişme noktasında bulunan Türk kültürü ve edebiyatı “eski” ve “yeni” tartışmaları sonucunda kendine özgü olanı ortaya koyacaktır. Bu bağlamda “eski” ve “yeni”nin çatışmasının gerekli olup olmadığı ve eleştirmenin bu tartışmalar içerisinde nerede durması gerektiği sorunu makalenin tümünde görülmeye çalışıldı</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rasim Özdenören’in Öykülerinde Varoluşçuluğun İzleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17613</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17613</guid>
      <author>Mustafa AYDEMİR</author>
      <description>Edebiyat ve felsefenin alanları birbirlerinden farklı olsalar da tarihsel gelişimleri içinde çoğu zaman karşılıklı etkileşim hâlinde olmuştur. Özellikle 1950’li yıllardan sonra yaygınlaşmaya başlayan varoluşçuluk akımının Türk edebiyatında roman, öykü ve şiirde etkili olmaya başladığı görülür. Modernist eğilimlerin yoğunlukta olduğu bir dönemde etkili olan bu akım, gerek edebî metinlerin kişilerinde gerekse işlenen temalarında önemli değişimlere yol açmıştır. Köklerinden kopmuş, kendine ve topluma yabancılaşmış, mutsuz ve huzursuz insanı dile getiren varoluşçuluk, bireyin tehdit altında olduğunu, manasız bir varlık hâline geldiğini ortaya koymaya çalışır. İki önemli savaş geçiren Avrupa’nın yaşadığı katliamlar, sürgün ve işkenceler sonucunda kaybettiği manevî değerlerin alt üst olmasıyla ortaya çıkan felsefî bir arayıştır varoluşçuluk. Bunun yanı sıra sanayileşmeyle birlikte makinenin nesnelleştirdiği dünyaya bir tepkidir. Dolayısıyla tekdüze hayatın nesnesi olan bireyi, yeniden inşa etme çabasıdır. Batı’da ortaya çıkan varoluşçuluğun Türk edebiyatında yankı bulması 1950’li yılların ortasına denk düşer. Kendi iç dünyasında yalnızlaşan insanların yaşadığı trajedi, Türk sanatçısı için vazgeçilemez tema olur. Varoluşçuluk Türk edebiyatında özellikle öyküde varlığını hissettirir. Bu felsefî akımdan etkilenenlerin başında Demir Özlü, Ferit Edgü, Orhan Duru, Leyla Erbil ve Adnan Özyalçıner gibi isimleri görmek mümkündür. Bu yazarlardan biri de Rasim Özdenören’dir. Onun öykülerinde varoluşsal problemlerle cebelleşen kişilerin büyük bölümü, Tanrı’nın kulu olma bilinciyle yaşamını düzenlediği görülür. Bu çalışmanın giriş kısmında, varoluşçuluğun genel çerçevesi çizildikten sonra, Türk edebiyatındaki yansıması üzerinde durulmuştur. Rasim Özdenören’nin öykülerindeki varoluşsal özellikler ise, kişiler ve temalar bazında olmak üzere iki ana başlık şeklinde irdelenmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mahremiyet Bölgesinde Kişilik İnşası: Günlüklerin Türsel Özellikleri ve Tarihi Gelişimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17759</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17759</guid>
      <author>Nesrin AYDIN SATAR</author>
      <description>Bazı araştırmacılar günlüklerin, yazarın yalnız kendiyle başbaşa, mahrem bir alan içinde içini boşaltmaya yarayan özel notlar almasından ibaret olmadığını düşünürler. Buna göre, türün şahsiliğinin yanında yazarın hem kendi geçmişi ve çevresi hem de kamusal alanla kurduğu ilişkiler ağı günlük yazımını etkiler. Dolayısıyla tür, bu anlamda psikolojik ve edebi incelemelerin yanında politik ve sosyolojik araştırmaların da malzemesi olabilir. Günlük yazımı sırasında hiçbir yazarın bulunduğu ortamın şartlarından ya da kendi geçmiş deneyimlerinden izole olmaması geçirgen bir durum yaratır. Bu geçirgen durum, günlüklerde “normal’’ olana uyabilmek için çaba harcayan kamusal benlik (public self) ile bastırılamayan ve satır aralarında aniden açığa çıkan özel/şahsi benliği (private self) bir araya getirir. Bu araştırma ise günlük türünün öneminden, niçin göz ardı edildiğinden, otobiyografi ve anı türleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir yerde durduğundan bahseder. Dahası günlükler hakkında yapılan incelemelerin politik, psikolojik, sosyolojik ve tarihi çalışmaların ana malzemesi olarak kullanılmasının örneklerini araştırır. Ayrıca türün yazarların “çoklu benlik”lerini irdelemek için nasıl kullanıldığına, özellikle politik ve psikolojik çalışmalarda günlük yazarının kurduğu yeni kişiliklerin ne gibi bir önem arz ettiğine değinir. Böylelikle günlüklerin edebi araştırmalar ve disiplinlerarası çalışmalar için uygun ve nitelikli bir saha yarattığını gösterir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Epik Anlatıdan Masala Ana-Metinlerin Ciddi Düzende Dönüşümüne Bir Örnek: Bey Böyrek</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17490</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17490</guid>
      <author>Mehmet Emin BARS</author>
      <description>Sözlü kültür yazılı kültürü besler. Kalıcı eserler bırakan kişilere bakıldığında çoğunun gelenekten yararlanan kişiler oldukları görülür. Bu sanatçılar geleneğe bağlı sözlü kültür ürünlerini eserlerinde işlemiş, bu ürünleri gelecek kuşaklara aktarmışlardır. Sözlü metinler donmuş, belirli bir dönemi anlatan, değişmeyen metinler değildir. Sözlü sanat metinleri kendilerinden önce meydana gelmiş metinlerle ilişkilerini koparmadan bir dönüşüm geçirmektedirler. Sözlü metinler kendi aralarında biçimsel ya da içeriksel olarak etkileşime girdikleri gibi yazarı olan metinlerin de sözlü metinler üzerinde etkisi vardır. Bir metnin başka metinlere gönderme yapması ya da oradaki bir kurguyu, karakteri ya da çatışmayı yeniden üreterek model alması metni zenginleştirir. Böylece metnin çağrışım gücü artar, başka metinlere uzanan çok-anlamlılık zeminine kavuşur. Alt metin, ana metnin göndergesi olan metindir. Bu kavram bir metnin gerisinde başka metinlerin varlığını gösterir. Alt metin, önceki metindir. Ana metin ise bir dönüştürüm işleminde önceki metinden türetilen yeni metindir. Türetme işlemi ya yalın bir dönüştürme ya da dolaylı bir dönüştürüm biçiminde gerçekleşir. Ana metin, alt metinlerle değişik ilişkiler açısından okunduğunda anlamı daha anlaşılır hâle gelir. Ana metin geçmişle ilişkilidir, bu durum metne yeni anlamlar katar. Ana metinle okur, bir tür oyunsal okumaya girişir. Hiciv ve eğlendirmek amacıyla yapılan değişimlerin yanı sıra, geniş boyutlu ve ciddi dönüşümler de vardır. Ciddi dönüşümler geniş boyutlu yapıtlara uygulanan çok sayıda değiştirim yöntemini kapsayan ana-metinsellik kılgılarından biridir. Bu çalışmada Bey Böyrek anlatısında bulunan ciddi düzende dönüşümler incelenmiştir. İnceleme sonucunda ana metin olan Bey Böyrek anlatısının alt metin durumundaki Bamsı Beyrek anlatısının ciddi düzende dönüştürülmüş ve nesre biraz daha yaklaştırılmış bir biçimi olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anlatı Tekniği Olarak Çocuk Bakış Açısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17740</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17740</guid>
      <author>Hulya BAYRAK AKYILDIZ</author>
      <description>Makale, çocuk bakış açısıyla anlatılan roman ve öykülerde teknik olarak ne gibi farklılıkların olduğu, dil kullanımındaki farklılıklar, yazarın çocuk bakış açısını kullanmaktaki amacı ve bu kullanımın işlevselliği konularını incelemektedir. Çocuk bakış açısını kullanan metinlerde dil, anlamın çift katmanlı olmasına yol açar. Çocuğun kullandığı ve algıladığı dil ile yetişkin okuyucunun kullandığı dil farkı, anlatıcının, yazarın ve yetişkin okurun farklı kodlarla karşı karşıya olmaları durumunu doğurur. Bu durum, kurguyu ve okuyucunun metinle ilişkisini de etkiler. Makalede Türk ve dünya edebiyatlarından çeşitli örneklerle tematik ve yapısal bir ortak örüntü olduğu gösterilmiştir. Roman karakterlerinin kuruluşu, ele alınan konular, toplumsal eleştiri, kullanılan anlatım teknikleri, yazarın tutumu ve buna bağlı özellikler bakımından bu metinler ortak nitelikler taşırlar. Okurla ilişkileri bakımından da bu tür metinlerin farklı bir yapısı olduğu; toplum açısından hassas olabilecek konuların çocuk bakış açısıyla ele alındığı gözlenmiştir. Irkçılık, sınıf ayrımcılığı, politik ve toplumsal özgürlükler, ifade özgürlüğü gibi konular, konunun taraflarını en az dışlayan bir yöntem olarak çocuk bakış açısıyla tartışmaya açılmıştır. Yazar, empati yapılması görece olarak kolay bir aktörü okuyucunun karşısına çıkararak, onun önyargılarından sıyrılmasını kolaylaştırmak ister. Çocuğun toplumdaki yeriyle birlikte edebiyattaki yerinin de değiştiği ve tanıktan aktör konumuna yükseldiği görülür. Onun bakış açısıyla yansıtılan gerçeklik, ne kadar yansız anlatılırsa anlatılsın, yetişkinler dünyasını sorgulayıcı bir nitelik taşır. Bu nedenle, edebiyatta çocuk bakış açısı, dönüştürücü bir etkiye sahip olmak üzere tasarlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dikte Ve Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17513</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17513</guid>
      <author>Bayram BOZKURT, Ferdi BÜLBÜL , Hakan DEMİR</author>
      <description>Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminin önemi her geçen gün artmaktadır. Türkçenin öğretimine destek olmak, dilsel becerileri geliştirmek amacıyla hem ders ve yöntem kitapları hem de yapılan bilimsel çalışmalar hızlı bir şekilde artmaktadır. Dilsel beceriler; bireylerin dinlediklerini, gördüklerini, okuduklarını tam ve doğru olarak anlaması ve yine bunları tam ve doğru olarak başkalarına anlatması biçiminde özetlenebilir. Becerilerin kazandırılması ise dinleme, konuşma, okuma ve yazma gibi dört ana etkinliğe dayanır. Dil öğretiminde dilsel becerileri geliştirmek için yüzyıllardır süregelen, denenmiş birçok yöntem bulunmaktadır. Dil öğrenicisinin öncelikle yazma ve dinleme becerileri olmak üzere temel dil becerilerini geliştiren, bazı yöntembilimciler tarafından dil bilgisi çeviri yöntemi içinde yazma faaliyeti olarak değerlendirilen dikte bu yöntemlerden biridir. “Dikte, bir başkasına o anda söyleyerek yazdırma faaliyetidir” (URL 1). Diktenin, etkin olarak kullanıldığında dilin dört temel becerisini (dinleme, konuşma, okuma, yazma) aynı anda geliştirmeye yardımcı olduğu görülmüştür. Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde gerek öğretim programlarında gerekse dil öğretim kitaplarında pek yeri olmayan bu yöntem, birçok ülkede dilin hem ikinci dil olarak hem de yabancı dil olarak öğretiminde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Dil öğretiminde sıkça kullanılan bu yöntemin, Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde de faydalı olacağı düşünülmektedir. Dikte, Türkçe dinleme, konuşma, okuma, yazma, dil bilgisi ve kelime öğretiminde faydalı olacaktır. Bu makale, dil öğretiminde sıkça kullanılan dikte yönteminin önemi, faydaları, sınıf içinde uygulanması, türleri, seçimi, değerlendirmesi ve diktenin yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanımını anlatmak için yazılmıştır. Makalede Türkçe öğretiminde seviyelere göre hangi tür diktelerin kullanılabileceği ve bu dikte türlerine örnekler verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kavram Haritalama Tekniğinin Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17710</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17710</guid>
      <author>Ferdi Bülbül</author>
      <description>Öğrencilerin sınıf içi ve dışında okuduklarını, gördüklerini anlayabilme ve anlamlandırabilmeleri, eğitimin öncelikli hedeflerindendir. Sürekli bilgi ile karşılaşan öğrencilerden bu bilgileri organize etmeleri, önem derecesine göre sınıflandırmaları ve gerektiğinde de kullanmaları beklenmektedir; fakat öğrenme-öğretme stratejilerinin kullanılmadığı durumlarda, bu hedeflerin gerçekleşmesi mümkün gözükmemektedir. Öğretim yöntemleriyle ilgili çalışmalar söz konusu olduğunda strateji, yöntem ve teknik kavramları geçmektedir. Strateji, dersin hedeflerine ulaşılmasını sağlayan en genel yaklaşım; yöntem, bir ünitenin veya konunun işlenişinde takip edilen yoldur. Teknik ise öğretimin etkinliğini yükseltmek amacıyla seçilen beceri, işlem veya yol olarak tanımlanmaktadır. Ausubel tarafından geliştirilen sunuş yoluyla öğretim stratejisinde, öğrenmenin anlamlı olması esastır. Yeni öğrenilecek bilgiler ve kavramlar, önceki bilgi ve kavramlarla ilişkilendirilmeli ve kendi içinde bir bütünlük arz eden bu kavramlar genelden özele sıralandırılmalıdır. Aksi halde anlamlı öğrenme gerçekleşmeyecektir. Bu stratejide ön organize ediciler kullanılmakta ve öğrencilerin dikkati yeni konuya çekilerek kavramlar arası ilişkilere de ışık tutulmaktadır. Kavram haritaları, söz konusu bilgileri organize etmeye yarayan ve kavramlar arası ilişkileri gösteren şemalardır. Bu çalışmada, kavram haritalama tekniği tanıtılmakta ve bu tekniğin yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanımına yönelik strateji ve sınıf içi uygulama önerilerine yer verilmektedir. Kavram haritalarının, öğretim etkinliğini artırdığı düşünüldüğünde bu çalışmanın özellikle yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanında çalışmakta olanlara ve genel olarak dil öğreticilerine faydalı ve bir ipucu olması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Edebiyatı Ders İçeriklerinin Mobil Öğrenme Kapsamında Hazırlanması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17559</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17559</guid>
      <author>Nazlı CİHAN, Nur NACAR,LOGIE , Vakur ÇİFÇİLİ , Alaskar ÖZPERÇİN</author>
      <description>Disiplinler arası bir araştırma olan bu çalışma, Milli Eğitim Bakanlığı ve Talim Terbiye Kurulu tarafından Ortaöğretim okulları için hazırlanan Türk Dili ve Edebiyatı dersi kapsamında seçilen bazı konuların, görsel ve işitsel elemanların kullanıldığı bilgisayar destekli 2D ve 3D animasyon ve sinematografi tekniklerine uyarlanmasını içermektedir. Çalışmadan elde edilen örnekler daha sonra interaktif beyaz tahta, tablet bilgisayarlar ve teknolojik araçlar ile uyumlu diğer mobil cihazların içine entegre edilecektir. Araştırmanın amaçlarından biri de, Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliğini güçlendirmek amacıyla, Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer birçok paydaşları tarafından yürütülen Fatih Projesi kapsamında oluşturulan diğer ders içerikleri havuzuna katkıda bulunmaktır . Milli Eğitim Bakanlığı Fatih Projesi şu anda 110 okulda, 6. ve 9. sınıf öğrencilerine uygulanmaktadır. Proje kapsamında öğrencilere dağıtılan tablet sayısı yüzbine ulaşırken interaktif yazı tahtalarının (akıllı tahta) sayısı yüzbini aşmış bulunmaktadır. Bu çalışmayla büyük ölçüde, Fatih Projesinde olduğu gibi, teknolojinin ülkemiz eğitim sistemi ile entegrasyonuna katkı sağlanması amaçlanmıştır. Oluşturulacak teknolojik altyapı, bu teknoloji ile oluşturulan tüm mobil öğrenme içeriği için geçerli olacaktır. Bu araştırma , farklı yöntem ve tekniklerin desteğiyle gelecekteki olası eğitim-öğretim ortamları ve ders içerikleri için bir örnek modül olma özelliğine sahiptir ve bu yönüyle de benzersiz bir çalışma niteliğindedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çin’de Ali Şir Nevai Eserleri Üzerine Yapılan Araştırmalar Katalogu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17706</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17706</guid>
      <author>Osman CÜME</author>
      <description>Ali Şir Nevai Türk edebiyatında önemli yer alan, sonraki yazarlarla çok etkisi olan şairlerdendir . Ali Şir Nevai’nin eserleri geçen asrın ortalarından başlayıp Türkiye, Rusya, Ozbekistan gibi ülkelerde yayınlandı. Bu eserlere dil, halk edebiyatı, tarih bakımından araştırmlalar yapıldı. Bu ülkelerde Nevai eserlerin yayınlanması bir yandan araştırmacılar için araştırma kaynağı olsa, Uygur araştırmacıları için mühim bir faydalanma kaynağı oldu. Özellikle araştırmaların bu ülkelerde önce başlanması ve dil cihetteki kolaylık Nevai eserlerinin Uygur Türk’lerinde geniş dairede yayınlamsını ilerletti. Geçen asrın ortalarından başlayıp Özbekistan, Kazakistan ülkelerinden Uygurca kitap, dergi, gazeteler girmeye başladı. Nüevai eserleri üzerine olan araştırmalar günden güne derinleşti. Bu makalede geçen asrın ortalarından itibaren Çin’de, cümleden Uygur Türk’leri arasında Nevai elyazmaların korulması, yayınlanması, araştırmalar kısaca tanıtıcılaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Myanmar’daki Meiktila Türk Şehitliğinin Kitâbesine Dâir Bir Keşif</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17493</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17493</guid>
      <author>Ömer ÇAKIR</author>
      <description>I. Dünya Savaşı’nda (1914-1918) Osmanlı ordusu birçok cephede savaşmıştır. Savaş sırasında Osmanlı ordusundan iki yüz binden fazla asker, çeşitli cephelerde Fransız veya İngiliz askerlerine esir düşmüştür. Bunlardan İngilizlere esir düşenlerin bir kısmı uzak doğuya, Hindistan’a ve bugünkü ismi ile Myanmar’a götürülmüştür. Myanmar’da esirler birkaç esir kampında tutulmuştur. Bu kamplarda esarette iken hayatını kaybedenler, kampın yakınlarında oluşturulan bir yere defnedilmişlerdir. Bugün Myanmar’da iki tane Türk şehitliği bulunmaktadır. Söz konusu şehitlikler, zamanında o kamplarda bulunan Osmanlı askerleri tarafından yapılmış ve etrafı duvarla çevrilmiştir. Öyle ki, bunlardan Meiktila’daki şehitliğin girişine bir de şehitlik kitâbesi konulmuştur. Zaman içinde özellikle II. Dünya Savaşı sırasında bu şehitlik büyük ölçüde tahrip edilmiş; mezar taşları sökülmüş, girişteki kitâbe de yıkılmıştır. Bugün yerinde olmayan ve şehitliğin bir bakıma kimlik kartı hükmünde olan söz konusu kitâbenin metnini araştırmalarımız sırasında 1922 yılında çıkan bir dergide keşfettik. İşte yazımızda, aruz vezni ile yazılmış altı beyitlik bu kitâbe üzerinde durulacak ve böylece bilim dünyası ile de paylaşılmış olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir “Dil Gurbeti” Ya da Konuş(a)mamak Ana Dili Bağlamında Refik Halit Karay’ın “Eskici” Hikâyesini Okumak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17359</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17359</guid>
      <author>Selami ÇAKMAKCI</author>
      <description>Refik Halit Karay, 20. Yüzyıl Türk edebiyatının hikâye alanında en yetkin örneklerini veren sanatçılardan biridir. Yazarın 1938’de yurda döndüğü yıl kaleme aldığı “Eskici” hikâyesi, ana dilinin insan yaşamında taşıdığı önemi yoğun bir biçimde işlemektedir. Hikâyede, yaşlı bir eskici ile kimsesiz bir çocuğun Anadolu toprakları dışında Türkçe konuşurken yaşadıkları heyecanları, duygusal bir tarzda anlatılır. “Eskici” hikâyesi gurbete düşen bir insanın memleket hasreti olarak görünse de arka planda anadilinin insan yaşamındaki vazgeçilmezliğine vurgu yapmaktadır. Uzun yıllar Anadolu coğrafyasının uzağında yaşayan sanatçının yurduna duyduğu özlemin izlerini taşıyan bu hikâyede; yurt dışında yaşamak zorunda kalan bir çocuğun anadiline, memleketine olan hasreti bir eskici ile diyaloğu çevresinde anlatılmış ve çocuğun yabancılar arasındaki suskunluğu ile anadilinin insanın en değerli varlığı olduğu hissettirilmeye çalışılmıştır. Hikâyede mekânın işlevsel yönü ile birçok sorunun yanıtına ışık tuttuğu da görülmektedir. “Türkçe'nin pınarı” olarak bilinen Refik Halit Karay, hikâyesinde insana ait bir gerçekliği sanat yoluyla ifade ederken dili ustaca kullanmaktadır. Onun bu başarısı ise yıllardır okunmasını sağlar. Hikâyenin başkişisi metne adını veren eskici değil, kimsesiz Hasandır. Bu hikâyede, anadilinin insan için vazgeçilmez bir yaşam kaynağı olduğu görülmektedir. Ana dili Türkçe olan ve Türkçe bilincine sahip her insanın kendi dilinin tadına varabilmesi için bu hikâyeyi okumasının gerekli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü insan varoluşunun koşulu olan dil, yine insanın yaşamını sürdürebilmesinin de temel koşuludur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halit Ziya Uşaklıgil Ve Türk Halk Kültürü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17742</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17742</guid>
      <author>Levent Ali ÇANAKLI</author>
      <description>Servet-i Fünun yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil, roman, hikâye, tiyatro, hatıra ve gezi yazısı gibi pek çok türde eser vermiş bir sanatçıdır. Bağlı olduğu topluluğun edebiyat anlayışı, ona asıl ününü getiren romanlarında kullandığı üslup ve çevre, diğer Servet-i Fünuncularla beraber Halit Ziya’nın da halktan ve sosyal meselelerden kopuk olduğu yolunda bir düşüncenin doğmasına yol açmıştır. Oysa bir sanatçı hakkında verilecek yargı, onun belli bir dönemine ait eserlerle sınırlı olmamalıdır. Eserleri bütün hâlinde incelenmeli, dönemsel dil ve anlayış değişiklikleri belirlenmeli, eserlerindeki toplumla ilgili bütün veriler elde edildikten sonra bir yargıya ulaşılmalıdır. Bu incelemede, halktan ve hayattan uzak olduğu söylenen hiçbir sanatçının kendisini az çok sahip olduğu kültürel mirastan soyutlayamayacağından hareket edilmiş ve Halit Ziya Uşaklıgil'in sosyal hayat karşısındaki durumu sadece halk kültürü ile olan ilişkisi bakımından değerlendirilmiştir. Yazarın eserlerinde görülen halk kültürü ile ilgili malzeme; türküler, seyirlik oyunlar, halk inanışları, dil kullanımında halk kültürünün etkileri ve geçiş törenleri başlıkları altında düzenlenmiştir. Halk hekimliği, giyim kuşam, yeme içme alışkanlıkları, ad koyma, ev düzeni ve mahalle yaşantısı gibi kültürel zenginliğimizin önemli unsurlarına da hiç yabancı kalmamış olan Halit Ziya Uşaklıgil’in halk kültürü üzerine bazı düşüncelerine de yer verme gerekliliği ile kitaplarındaki folklorik malzemenin zenginliği, bu malzemeyi ancak örnek ve değinmeler düzeyinde tutmayı zorunlu kılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Olarak Türkçe: Değişim Öğrencilerinin Perspektifinden</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17765</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17765</guid>
      <author>Seyit Ahmet ÇAPAN, Ufuk AKDEMİR</author>
      <description>Kültürel değişim programları, farklı kültürlere ait insanlar arasında hareketliliği arttırma gibi yeni fakat güçlü bir amaç için iyi bir platform oluşturmaktadır. Gidilen ülkenin dilini öğrenmenin hedeflenen kültürle tanışma adına önemli bir unsur olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu tür programlarda sunulan dil kursları gidilen ülkede kaldıkları süre boyunca katılımcıların hayatlarını kolaylaştırmada önemli bir rol oynar. Dolayısıyla bu çalışma Yabancı Dil olarak Türkçe dersinin, bu tür bir program katılımcılarının gidilen ülkede hayatlarını devam ettirmelerine yardımcı olma konusundaki etkililiği ve uygunluğuna dair algıları incelemeyi hedeflemektedir. Bu amaçla, bu çalışmada karma tür araştırma yöntemi benimsenmiştir. Yapılandırılmış görüşmelerin yanı sıra, öğrencilerin Türkçe dersi hakkındaki görüşlerini toplamak için 18 maddeden oluşan bir anket kullanılmıştır. Bu çalışmadaki uygunluk örnekleme yöntemiyle seçilmiş katılımcılar, Erasmus Değişim Programı çerçevesinde Türkiye’yi ziyaret eden 25 uluslar arası lisans öğrencisi idi. Nicel veriler SPSS ile analiz edilirmiş görüşme çevriyazıları ise içerik analizine tabi tutulmuştur. Sonuçlar göstermiştir ki katılımcıların dersin içerik ve prosedürlerinin etkililiği hakkında olumlu görüşleri olmasına rağmen hedef kültür içerisindeki sosyal yaşamın zorluklarıyla başarılı bir şeklide başa çıkmak için bu dersin uygunluğuna dair bir takım kaygılar vardır. Son olarak bu çalışma, katılımcıların üretici beceriler üzerinde daha çok durulması, hedef dili anadili olarak konuşanlarla iletişim kurulması ve ders içeriğinin aktarılmasında çokmodlu araçların kullanılmasını da içeren bazı önerilerine dayanarak bu tür dil derslerinin nasıl geliştirileceğine ilişkin ipuçları vermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Suat Derviş Ve Fatma’nın Günahı’na Dair...</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17563</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17563</guid>
      <author>Serdar DEMİRCAN</author>
      <description>Edebî eserlerin incelenmesi, bu ürünlerin karanlıkta kalan yönlerinin aydınlatılmasında önemli bir işleve sahiptir. Bu şekilde yazar; yaşadığı dönem, ideoloji, çeşitli yönlerden etkilendiği kişi ve akımlar ve sanat anlayışı gibi perspektiflerden ele alınır. Bunun neticesinde de ortaya konmuş esere hâkimiyet daha da artar. Edebiyatımızın üretken yazarlarından biri olan, edebi eserleri ve diğer faaliyetleri ile toplumcu gerçekçi yazarlar arasında önemli bir yere sahip Suat Derviş Baraner’in kaleme aldığı edebi ürünler ile ilgili bugüne kadar yeterince çalışma yapılmamıştır. Hazırlanan tez çalışmalarında, kaleme alınmış az sayıdaki makalede ve en son 2013’te Yeni Yüzyıl Üniversite’si tarafından düzenlenen “Kadın Yazarlar Sempozyumu: Suat Derviş”te de yazarın eserleri bir bütünlük içinde ele alınmamıştır. Bunda kuşkusuz Derviş’in yaşadığı dönem itibarı ile Osmanlı alfabesi ile kaleme aldığı eserlerin bir kısmının hâlâ günümüz Türkçe’sine çevirisinin yapılmamış olmasının etkisi vardır. Ayrıca Suat Derviş’in çeşitli sebeplerden dolayı birden fazla müstear isim ile ürünler yayınlamış olması da araştırmacıların bunları tespit etme noktasında işini zorlaştırmıştır. Derviş’in, Fatma adında bir kahramanı merkeze koyup kaleme aldığı ve psikolojik tahlile sıklıkla yer verdiği Fatma’nın Günahı isimli eseri de incelemelere konu edilmemiş romanlarından bir tanesidir. Bu çalışmada, belirtilen eksikliğin giderilmesi için öncelikle Suat Derviş Baraner’in hayatı ve sanat anlayışına kısaca değinilip ardından adı geçen roman özet, yapı (olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân), tema, dil ve anlatım, bakış açısı başlıkları altında incelenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>g’li damak /ŋ/’si ve Bunun Ardahan Yerli Şivesinde Çözülmesi Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17690</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17690</guid>
      <author>Ümit Özgür DEMİRCİ</author>
      <description>Runik harfli metinlerde H biçiminde ve F biçiminde işaretlenen iki tane damak /n/’si vardır. Ülkemizde çok yaygın bir adlandırma ile H biçiminde işaretlenen bu sese nazal /n/ denmektedir. Oysa sadece bu ses değil, dilimizde /n/, /ŋ/, /ñ/, /m/ gibi seslerin hepsi nazal sestir. Hepsinin boğumlanması genizden olmaktadır. Öyleyse yaygın ama eksik olan bu adlandırmanın yerine bu sesleri tam olarak karşılayan bir adlandırma yapılması hem bu seslerin fonetik değerini tam olarak vermede, hem de Köktürkçedeki iki damak /n/’sini birbirinden ayırmada önemlidir. Bundan dolayı çalışmamızda H biçiminde işaretlenen sese g’li damak /ŋ/’si ve F biçiminde işaretlenen sese de y’li damak /ñ/’si denilmiştir. Birbirlerinden farklı olan bu seslerin transkripsiyonda ayrılması için de H biçiminde işaretlenen sesin /ŋ/ şeklinde, F biçiminde işaretlenen sesin de /ñ/ şeklinde gösterilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu iki damak /n/’sinin de gerek tarihi lehçelerde gerekse çağdaş lehçelerde çeşitli dalgalanmalar gösterdiği bilinmektedir. Özellikle g’li damak /ŋ/’sinde bu dalgalanma daha fazla görülmektedir. Runik harfli metinlerden itibaren /ŋ/ sesinin /g/ ve /n/ sesine dalgalandığı bilinmektedir. Bu konuda şimdiye kadar yazılan kitaplarda ve makalelerde, bu dalgalanma fonetik değişim, morfolojik olay, imla meselesi ya da ağız özelliği gibi değerlendirilmiştir. Çalışmamızda şimdiye kadar bu konu üzerine yapılan değerlendirmeler verildikten sonra, dalgalanmanın nedenleri tartışılmıştır. Yine çalışmamızda Ardahan yerli şivesinde bu sesin /ng/ biçiminde çözüldüğü yörede yaptığım kelime derlemelerinde tespit edilmiştir. Yine yazımızda bu çözülmenin örnekleri de verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Abdülhak Şinasi Hisar’dan İnce Bir Batılılaşma Eleştirisi: Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17601</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17601</guid>
      <author>Serhat DEMİREL</author>
      <description>Üst sınıf erkeklerin Batılılaşması, Tanzimat döneminden itibaren Türk romanında sıklıkla konu edilen meselelerden biridir. Şerif Mardin'in “Tanzimat’tan Sonra Aşırı Batılılaşma” adlı makalesinde "Bihruz Bey Sendromu" adını verdiği bu mesele, bir prototip doğurur: Alafranga erkek züppe. Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ve Rakım Efendi’sindeki Felatun Bey, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi’sindeki Meftun Bey ve elbette Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası’ndaki Bihruz Bey, bu prototipin en önemli örnekleri arasında yer alır. Abdülhak Şinasi Hisar’ın 1952’de yayımlanan ve bu türün devamı sayılabilecek romanlardan biri olan Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği'nde de aynı problemin ele alındığı görülür. Romanda, lüks ve gösterişli bir hayat yaşayan Ali Nizamî Bey’in akıl almaz müsrifliği neticesinde fakirleşerek her şeyini yitirmesi ve bundan sonra hayatının gidişatını büsbütün değiştirerek bir Bektaşi şeyhi oluşu anlatılmaktadır. Roman neredeyse bütünüyle bir erkek karakterin gelenek-modernlik ikileminde dünyayı algılayışı ve kendi hayatına bir şekil verme sancısı üzerine kuruludur. Bu çalışmada, Hisar'ın romanında Türkiye'deki Batılılaşma olgusuna nasıl yaklaşıldığı ve bu romanın kahramanı Ali Nizami Bey'in ne tür bir Batılılaşma örneği sergilediği incelenmektedir. Temel soru, romanda öne sürülen tezin ne olduğudur: Hidayete ermiş bir karakter üzerinden Batılılaşmanın doğru bir örneğini sunmak mı yoksa Tanzimat’tan beri bir türlü sonu gelmeyen kafa karışıklığının yol açtığı trajikomik neticeleri ortaya koymak mı? İncelememizde bu soruya cevap aranmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>James Joyce’un “Eveline” Hikâyesi İle Murathan Mungan’ın “Kordonboyu’nda Ömer Çavuş Kahvesi” Hikâyesinin Mukayeseli Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17724</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17724</guid>
      <author>Bahar DERVİŞCEMALOĞLU</author>
      <description>Bu makalede James Joyce’un “Eveline” başlıklı kısa hikâyesiyle Murathan Mungan’ın “Kordonboyu’nda Ömer Çavuş Kahvesi” başlıklı kısa hikâyesi arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Bu iki hikâye mukayese edildiğinde; tema, üslup, anlatı tekniği, yapı, kadın baş kahramanların öykü dünyaları, olay örgüsü, metaforun ve metoniminin cinsiyet çağrışımları oluşturacak şekilde kullanılması vb. açısından benzerlik gösterdikleri görülmektedir. Her iki hikâye de kadın baş kahramanların bakış açısından, üçüncü şahıs anlatısı olarak yazılmıştır. “Eveline”de geçmiş ile gelecek arasında tercih yapmakta zorlanan genç bir kadının portresi çizilmektedir. Eveline, eskiye dair anılarını düşündükten ve annesi ölmeden önce ona evi elinden geldiği kadar ayakta tutacağına dair verdiği sözü hatırladıktan sonra nişanlısıyla Buenos Aires’e kaçmak yerine evinde kalmayı tercih etmiştir. Benzer şekilde “Kordonboyu’nda Ömer Çavuş Kahvesi” hikâyesinde de aldığı evlilik kararıyla ilgili düşüncelere dalan Nurhayat isimli genç bir kızın portresi çizilmektedir. Nurhayat, bu düşünceler esnasında, annesinin bu erken evlilik kararıyla ilgili uyarılarını hatırlamış ve bir başka erkeğe “aşk benzeri” duygular hissettikten sonra, annesinin haklı olduğuna ve aşina olmadığı bu dünyanın ürkütücü olduğuna kanaat getirmiştir. Her iki hikâyenin kadın baş kahramanları da bilinmeyen bir dünyanın getirdiği endişe yerine mevcut durumlarının verdiği güveni tercih etmişlerdir. Dolayısıyla içinde bulundukları dünyadan dışarı çıkmayı başaramamış ve metoforik boyuta ulaşamayarak sadece metoniminin kölesi olarak kalmışlardır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İbn Hişâm’ın Arap Grameri Açısından Sorunlu Gibi Gözüken Kur’ân Kıraatlerine Yaptığı Dilsel Yorumlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17757</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17757</guid>
      <author>Enes ERDİM</author>
      <description>Arap dili çevrelerinde kabul görmüş dilcilerden biri olan İbn Hişâm Ebu Muhammed Abdillah Cemaluddîn b. Ahmed, kendi döneminin önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri olan Kahire'de dünyaya gelmiş, hayatının çoğunu burada geçirmiştir. İbn Serrâc, Ebû Hayyân ve İbn Cemaâ gibi o çağın tanınmış âlimlerinin ders halklarına katılarak onlardan istifade etmiştir. Şöhreti memleketi olan Mısır'ı aşmış, İbn Haldun onun hakkında "Mağrib'te bulunduğumuz sıralarda Sibeveyh'ten daha nahivci olduğu söylenen birini işitiyorduk", demiştir. Otuzdan fazla eseri bulunan İbn Hişâm'ın, Şerhu Katri'n-Nedâ ve Bellu's-Sedâsı, Evdahu'l-Mesâlik İlâ Elfiyyeti'bni Mâlik'i, Şerhu Şuzûri'z-Zeheb'i ve Muğni'l-Lebîb'i özellikle bilimsel çevrelerde ders kitabı olarak takip edilmiş ve hala edilmektedir. Eserlerinde nahiv konularını sistematik bir şekilde ele alan İbn Hişâm, yeri geldikçe Kur'an kıraatleri içinde yerleşik dil kurallarına aykırı olan ifadeleri kendinden önceki âlimlerin birikimlerinden de yararlanarak anlaşılır bir halde izah etmektedir. Bu çalışmada İbn Hişam'ın, zaman zaman Kur'ân'ın vahiy mahsulü olduğu konusunda şüphe uyandırma amaçlı kimi çevrelerde de gündeme getirilen el-En'âm, 6/27; en-Neml, 27/25 ayetlerinde nida edatının harf ve fiil üzerine dahil olmasını; Hasan Basri'nin kıraatinde el-Müddessir, 74/6 ayetinde şartlarını taşımamasına rağmen talepten sonra gelen muzari fiilinin cezmedilmesini; Taha 20/63 ayetinde tesniyenin nasb durumunda gelmesine rağmen yedi kıraat sahiplerinin de içinde olduğu bazı kariler tarafından elifle telaffuz edilmesini; Yûsuf, 12/9 ayetinde cezm konumunda gelmiş lâmı illetli olan muzari fiilin son harfinin Kunbul'un kıraatinde düşürülmemesini; son olarak da el-A'râf 7/160 ayetinde müennes biçimindeki on iki sayısının temyizinin müzekker ve çoğul olarak getirilmesini İbn Hişâm'ın nasıl izah ettiği incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesinin Söz Varlığında Hayvan Adlarının Organ Adlarıyla ya da Vücut Bölümlerine İlişkin Adlarla Oluşturduğu Deyim Aktarması Örnekleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17611</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17611</guid>
      <author>Oğuz ERGENE</author>
      <description>Toplumun kültürel özellikleri ve eğilimleri doğrultusunda biçimlenen deyim aktarmaları, dilin anlatım gücünü arttırmakta birlikte sözcüklerin çok sayıda yan anlam kazanmasını da sağlamıştır. Türlü dillerde farklı biçimleri örneklenen bu anlam olayında; aktarmanın ön koşulu niteliğindeki benzerlik ilişkisinin kurulmasıyla kimi varlıkların biçim, renk, işlev vb. özellikler çerçevesinde, birbiri yerine kullanımı ve birbiri ile adlandırımı gerçekleşmiştir. Türkiye Türkçesinin söz varlığında yer alan deyim aktarması örnekleri, karşıladığı kavramlar açısından geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu örneklerin türlü bitki, hayvan, alet, eşya, hastalık, renk, yiyecek, nitelik, durum vb. için kullanıldığı; kimi deyim aktarmalarının ise ayrıntıya inerek buğday türü, ekmek türü, para birimi, metal ya da tahta parça, çıban, sivilce gibi kavramları karşıladığı görülmektedir. Bu çalışmada, hayvan adlarının organ adlarıyla ya da vücut bölümlerine ilişkin adlarla oluşturduğu deyim aktarması örneklerinin Türkiye Türkçesinin söz varlığındaki örnekleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla başta Türkçe Sözlük (TDK 2011, DD 2012 vd.) ve Derleme Sözlüğü (TDK 1993) olmak üzere konuyla ilgili kaynaklar, Anadolu ve Rumeli ağızlarına ilişkin çalışmalar, terim sözlükleri, çevrim içi sözlükler taranmıştır. Çalışmamızda örneklenen deyim aktarmaları, karşıladığı kavramlarla birlikte hayvan adlarına göre alfabetik olarak sıralanmış; bu örneklerin yörelere, alanlara ve kaynaklara göre değişebilen söylenişlerinin, yazımlarının ve anlamlarının tümü, değerlendirmeye alınmıştır. Belirlenen örneklerin Türkiye Türkçesinin söz varlığındaki kullanımları; eş anlamlılık, çok anlamlılık ve eş adlılık açısından özellikleri; sözcüklerle kavramlar arasında kurulan benzerlik ilişkisinin niteliği ve örneklerde gözlenen ilişkilendirme boyutu gibi konular üzerinde durulmuştur. Çalışmanın sonunda, belirlenen örneklerin hayvan adlarına ve organ ya da vücut bölümlerine ilişkin adlara göre düzenlenmiş dizinleri verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Serbest Çevirmenlerin Karşılaştıkları Sorunlar, Bu Sorunların Etkileri Ve Öneriler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17730</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17730</guid>
      <author>Hüseyin ERSOY, Cem ODACIOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada, serbest çevirmenlerin Türkiye piyasasında karşılaştığı sorunlar ve bu sorunların onları yabancı çeviri çeviri bürolarına yönlendirmede etkileri olup olmadığı tartışılmıştır. Sorunların ayrıntılı incelemesine geçmeden önce çeviri mesleğinin Türkiye'deki durumuna da kısaca değinilmiştir. Araştırma kapsamında, Türkiye sınırları içinde yaşayan veya Türk vatandaşı serbest çevirmenlerin deneyimlerinden yararlanılmıştır. İncelenen önekler ise dünyanın farklı bölgelerindeki çevirmenleri bir araya toplama ve üyelerine çeşitli kaynak ve hizmetler sunma amacıyla kurulmuş kapsamlı bir internet ağı olan proz.com internet sitesinden alınmıştır. Çalışmada, çeviri mesleği ve sorunları çok güncel bir konu olduğu için eski tarihlerde yazılmış yazılı kaynaklara oranla bilimsel nitelikte internet kaynaklarından daha çok faydalanılmıştır. Bu kaynakların bir kısmı üniversitelerin resmi internet sayfaları veya devlet kurumlarına ait resmi sitelerden toplandığı gibi bir kısmı da çeviri derneklerinin veya yabancı kuruluşların resmi sitelerinden alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uluslararası Diplomaside Çeviri ve Müdahale Anaforunda Anlam</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17673</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17673</guid>
      <author>Oktay ESER</author>
      <description>Çeviri, toplumsal bir iletişim eylemidir. İki farklı dil ve sosyo-kültür arasında anlam kapalıyken çeviri ile açık hale gelmektedir. Bu iletişim sürecinde çevirinin üretilmesi ve alımlanması yeni bir bağlamın oluşmasına neden olur ve bu yeni bağlamı bu sürece katılan tarafların konumları ve çıkarları etkiler. Bu durum yazılı ve sözlü çeviri için de böyledir. Çeviri sürecine katılan veya yararlanan çeviri paydaşları, kendilerine sunulan bilginin içeriğinden ve kalitesinden nasıl emin olabilirler? Çevirmenler, çeviri sürecine tarafsız ve sadık bir şekilde mi katılmaktadırlar? Çeviri uygulamaları incelenecek olursa, ‘kaydırma’ şeklinde gerekçelendirebileceğimiz müdahalelerinrin ötesinde çevirilerde bilinçli ve amaçlı müdahale örneklerinin de betimlendiği araştırmalar bulunmaktadır. Bu müdaheleler, etkisiz müdaheler midir yoksa bağlamın yeniden oluşturulduğu bu süreçte anlamı yönlendirmek için kullanılabilmektedirler mi? Çeviride müdahalenin odağında ise değişiklik vardır. Çeviride yapılan bu değişimler, gerekçelendirilen çeviri eylemleri midir? Bir çeviri olgusu olarak müdahalenin birçok yöntemi bulunmaktadır. Müdahale, anlamın yeni bir bağlam içinde ele alınması olarak da ele alınmaktadır. Çeviri paydaşları çevirinin bu yönüyle bir tür sembolik şiddete açık hale gelmektedir. Çeviri sürecinden yararlanan bu paydaşların özgürlüğünü nasıl ele alınabilir? Etik, bireyin davranışını yöneten ilkeler bütünü olarak çeviri sürecinde karar verme konusunda büyük bir rol oynar. Bu araştırmada uluslararası diplomasi örneğinde çeviri sürecinde müdahale kavramı, anlama etki eden nedenler ve “gerekçelendirilebilen müdahale” kavramı ele alınmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hareketli ve Hareketsiz Görsel Uyaranların Öğrencilerin Anlatı Metni Üretme Edimleri Üzerindeki Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17491</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17491</guid>
      <author>Elçin ESMER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı hareketli ve hareketsiz görsel uyaranların öğrencilerin yazılı anlatı gerçekleştirme edimleri üzerindeki etkisini karşılaştırmalı olarak sorgulamaktır. Bu çalışmada yöntem açısından, nitel ve nicel araştırma stratejilerinin birlikte kullanıldığı karma araştırma deseni benimsenmiştir. Nicel verilerin analizinde frekans dağılım ve bağımsız örneklemli t-testinden; nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu seçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilmiş 2008-2009 eğitim öğretim yılında Ankara İli Yenimahalle Merkez İlçesi Bilkent semti Yasemin Karakaya İlköğretim Okulu 6.sınıfında eğitim öğretim gören toplam 60 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda sessiz film ve resim dizisi görsel uyaranları veri toplama aracı olarak seçilmiş ve bu yolla öğrencilerden yazılı anlatı metni örnekleri alınmıştır. Öğrencilerden elde edilen veriler Esmer (2010) tarafından geliştirilen temelde Labov ‘un (1972) sözlü anlatı çözümlemesine dayanan, ancak farklı araştırmacılar tarafından ortaya konmuş farklı anlatı yapılarındaki ortak öğeleri de içeren “anlatı şematik yapı çözümleme” anahtarı temel alınarak çözümlenmiştir. Daha sonra anlatılar çalışma kapsamında geliştirilen “anlatı düzeyi sınıflandırma” anahtarına göre düzeylerine göre zayıf, orta ve iyi düzey olarak sınıflandırılmıştır. Ulaşılan nitel ve nicel sonuçlar, veri tabanında uyaran türüne göre anlatı şematik yapı öğelerinin kullanımının hareketsiz görsel uyaran lehine anlamlı bir farklılık sergilediğini göstermekle birlikte öğrencilerin her iki uyarana bağlı kalarak anlatı metin üretme edim düzeylerinin yeteri kadar iyi olmadığını ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Popüler Roman ve Türk Halk Hikâyeciliğinde Ortak Unsurlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17634</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17634</guid>
      <author>Mustafa GÜLTEKİN</author>
      <description>Tanımları açısından popüler roman ve halk hikâyeciliği netlikleri olmayan türlerdir. Eleştirmenlerin net bir tanımla ifade edemedikleri bu türler, karşılaştırmalı bir şekilde okunduklarında birçok açıdan benzerlikler göstermektedir. Gerek ortaya çıkış nedenlerindeki ortaklıklar gerek yapı ve içeriklerindeki ortaklıklar bu iki türün birbirlerine olan benzerliklerini bize göstermektedir. Her iki tür de, bir kültürel değişimin mahsulü olarak ortaya çıkmıştır. Popüler romanlar, gelişmiş ülkelerde sanayileşmenin yarattığı kültür değişimi sonucu ortaya çıkarken; Türk halk hikâyeleri ise Türklerin göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçişinin ortaya çıkardığı kültürel değişimin mahsulleridir. Bu kültürel değişimler sonucu gelenek ve yeni gelen kültür arasında kalan ve bir arayışın içinde olan kitleler meydana gelmiştir. Yeni gelen kültürün metalarına ulaşmak isteyen kitleler, hem popüler romanların hem de halk hikâyelerinin yönünü belirleyen asıl öğe olmuştur. Bu durum her iki türde de, hem üreten hem de tüketen taraf için karşılıklı bir alışverişi doğurmuştur. Bu karşılıklı alışveriş hem popüler romanların hem de halk hikâyelerinin kendilerini tüketicinin hazlarına göre şekillendirmesine yol açmış ve her iki tür de bu nedenden dolayı formüllü bir yapıya sahip olmuştur. Bu formüllü yapı kendini olay örgüsü, karakter, anlatıcı, anlatım tekniği, gerçekçilik ve tüketici açısından göstermiştir. Farklı çağ ve coğrafyalarda ortaya çıkmalarına ve birbirleriyle bağlantısız gözüküyor olmalarına rağmen her ikisinin de aynı amaca hizmet eden türler olduğunu göstermek makalenin asıl amacını oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesi Ağız Sözlüklerinin Hazırlanmasında İstem (Valenz) Verilerinin Gerekliliği Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17725</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17725</guid>
      <author>Gürkan GÜMÜŞATAM</author>
      <description>Türkiye Türkçesi söz varlığını belirlemek üzere hazırlanan bölge ağzı sözlükleri, büyük önem taşımaktadır. Ancak, hazırlanan bölge ağzı sözlüklerinde birtakım dillik verilere yer verilmemesi, hem yazı diliyle hem de diğer bölge ağızlarıyla sağlıklı karşılaştırmalar yapılmasını güçleştirmektedir. Öte yandan kelimenin metin bağlamındaki kullanımının göz ardı edilmesi, dillik özelliklerin belirlenmesinde engel teşkil etmektedir. Anlamında değişme olmamasına rağmen dillik açıdan değişme gösteren şekiller sesçe yazı dilinden büyük ayrılıklar göstermediği için sözlük dışında tutulur. Bu çalışmada fiillerin istem durumlarını belirlemenin önemi üzerinde durulmuş, fiillerin istem durumlarını ele alan ağız sözlüklerinin gerekliliğine işaret edilmiştir. İstem, en kısa tanımıyla fiilin zorunlu olarak bulundurduğu tamlayıcıları anlatan bir dilbilim terimidir. Ölçünlü dilin söz varlığına yönelik hazırlanan sözlüklerde, fiilin istem durumuna işaret eden veriler sunulmaktadır. Ağız sözlüklerinde ölçünlü dilde kullanılmayan fiiller veya sözlük anlamında değişme/ genişleme yaşanan kelimeler açıklanır. Genellikle fiillerin istem durumlarına işaret edilmez. İstem durumlarının belirlenmesi, işlev ve anlamla beraber fiilin anlamını tamamlamak için hangi tamlayıcılara ihtiyaç duyduğunu da gösterecektir. Dönemden döneme fiillerin istem durumu değişiklik gösterdiği gibi, bölgeden bölgeye de ağız grupları arasında çeşitlilik gösterebilmektedir. Bağlama, anlama göre fiildeki değişmelerin istem durumunu etkilediğini göstermek, ölçünlü dille karşılaştırmaların yapılmasında da kolaylık sağlayacaktır. Öte yandan her ağzın kendine özgü şekillerini belirlemede fiillerin istem verilerine ilişkin eksiklik giderilecektir. Ağız çalışmalarında fiillerin her açıdan sağlıklı bir zeminde incelenmesine istem durumlarının belirlenmesi yardımcı olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Azerbaycan Türkçesinde Damak Uyumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17460</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17460</guid>
      <author>İnan GÜMÜŞ</author>
      <description>Türkiye Türkçesinin çeşitli gramer problemleri, şüphesiz, diğer tarihî ve çağdaş Türk lehçeleriyle yapılacak mukayeselerle aydınlığa kavuşturulabilir. Tarihî seyir açısından Türkiye Türkçesine en yakın lehçe Azerbaycan Türkçesidir. Eski Anadolu Türkçesi döneminde, Azerbaycan Türkçesinin henüz müstakil bir yazı dili olarak ortaya çıkmadığı, XVI.-XVII. yüzyıllarda kendine ait özellikleriyle belirdiği görülmektedir. Dolayısıyla Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi gramatikal olarak birbirine oldukça yakın iki çağdaş lehçedir. Bu düşüncelerden hareketle bu makalede, Azerbaycan Türkçesindeki damak uyumu Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü taranmak suretiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sözlükte geçen kelimeler, kökenleri itibarıyla tasnif edilmiş, ortaya çıkan yeni uyumlu ya da uyumsuz şekiller sebepleri belirtilerek izah edilmiştir. Özellikle yabancı kelimelerde (Arapça-Farsça) görülen damak uyumu, Türkiye Türkçesine göre daha farklı bir görünüm sergilemektedir. Bundaki en büyük etken de Arapça ve Farsça kelimelerdeki kısa ve kalın ünlülerin incelme yönünde meyil göstermesidir. Bu durum, bünyesinde kısa ünlü barındıran kelimelerde uyumu sağlarken (esker&lt;asker, besit&lt;basit, eziz&lt;aziz, gefes&lt;kafes vb.); uzun ünlü barındıran kelimelerde de uyum ihlali olarak ortaya çıkabilmektedir (òeyal&lt;hayal, heyat&lt;hayat, gürur&lt;gurur). Türkçe kökenli kelimelerde de diş seslerinin inceltici etkisiyle yeni uyumsuz şekiller ortaya çıkmıştır (işıg&lt;ışık, ilan&lt;yılan, ilıg&lt;ılık vb.). Yapılan bu tetkiklerden, kaynaklarda damak uyumuyla ilgili olarak yer alan, “sağlamdır, güçlüdür, tamdır” gibi genel geçer ifadelerin yerine daha açık, bilgilendirici ifadelere yer verilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırgızca Ve Türkçede Geçmiş Zamanlı Basit Cümlelerde Eşdeğer Yapılar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17535</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17535</guid>
      <author>Ahmet GÜNGÖR</author>
      <description>Türkiye Türkçesi ve lehçeler arası dil öğretiminde dilbilgisinin yeri, Türkçenin ses uyumu, eklemeli yapısı ve değişmez söz dizimi gibi temel kurallarından hareketle belirlenebilir. Türk lehçeleri ve Türkiye Türkçesinin temel kurallarının ekseninde; tüm dil düzeylerinin (metin, cümle, tamlama, söz grupları, sözcük, morfem, fonem ve deyim) dizisel ve dizimsel ilişkilerini somut dil normlarına göre betimleyen özgün bir bilimsel gramerin ortaya çıkabilmesi için lehçeler arası karşılaştırmalı gramer çalışmalarına ihtiyaç vardır. “Basit ve birleşik cümleler, Türk dilbiliminde yapısal, semantik ve işlevsel yapılanmasına göre İ. Ahmatov , B. Sarıev ve M. Musaoğlu ’nun uygun eserlerinde modelleştirilmiştir. Basit cümle modelleştirmesi Karaçay-Malkar ve Türkmen Türkçeleri, birleşik cümle modelleştirmesi ise Azerbaycan ve diğer Türk yazı dilleri materyalleri temelinde yapılmıştır. Basit cümleye ilişkin söz konusu dilbilimci Türkologlarca sunulan modelleştirmenin şeması son olarak aşağıdaki biçimde çizilmiştir: Kırg.: ???? ?? ????. (Asan su içti.) T.Türk.: Hasan su içti. Bu tür basit cümle modelleri, çağdaş lenguistiğe göre aşağıdaki gibi belirlenebilir: Kırg.: ???? ?? ????. T.Türk.: Hasan su içti. 1. Şekil bilgisine göre : İ1 İ1 F 2. Sözdizimine göre : Ö N Y 3. Semantiğe göre : S O P 4. Anlamsal-fonksiyonel par- çalara ayrılmasına göre: T_______________________R Kırgızca ve Türkiye Türkçesinden getirilmiş (Kırg.: ???? ?? ????.), (T.Türk.: Hasan su içti.) cümlelerde şekil bilgisine göre modelleştirmede isimlerin yani adların hangi hallerde işlendiği sırasıyla (Nom., Gen., Dat., Akk., Lok., Abl. sıralamasında) işaretlenmiştir: İ1- yalın hal, F- fiili) göstermektedir. Sonraki modelleştirmelerde ise Ö-özneyi, N-nesneyi, Y-yüklemi: S-sübjekti, O-objekti, P-predikatı; T-temayı, R- remayı göstermektedir. Bu kompleks yöntem, bütün yazı dillerinde çeşitli basit cümlelere uygulanabilir. Kırgızca ve Türkiye Türkçesinde birleşenlerine parçalanamayan eylemler (Kırg.: iç-, kork-, ürk-, bil-, oku-, öl-; T.Türk.: iç-, kork-, ürk-, bil-, oku-, öl- vd.) ve belirli geçmiş zaman eklerinden (Kırg.: -dı/-tı, -di/-ti,-du/-tu, -dü/-tü; T.Türk.: -dı/-tı, -di/-ti,-du/-tu, -dü/-tü) kurulu basit cümle yapıları arasındaki anlam ve yapıya göre belirlenen ilişkilerin leksikolojik, sözdizimsel ve eşdeğerlik özellikleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tevfik Fikret’in “Ramazan Sadakası” Şiirinin Ontolojik Analiz Metoduyla Çözümlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17508</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17508</guid>
      <author>Adem GÜRBÜZ</author>
      <description>Sanat ontolojisi varlığı bir bütün olarak değil, tabakalara ayırarak varlığın özüne ulaşmayı ilke edinen bir kuramdır. Roman Ingarden ve Nicolai Hartmmann’ın öncülüğünde tabakalara ayrılan ontolojik tahlil oldukça yeni bir yöntemdir. Bugünkü anlamda varlığı 1930’lara dayanan bu yöntem, sanat eserini bir obje veya nesneden farklı bir kategoriye alır. Buna göre her sanat eseri ayrı bir yaratımdır. Her sanatçı, eserine kendi yorumunu katar. Yaratıcı süje ile okuyucu özne (süje) arasındaki ilişkiyi ortaya çıkaran sanat ontolojisine göre metin, şekil ve anlam yönünden iki genel kategori altında ele alınır. Ön yapı dediğimiz şekil kategorisinde ön yapıdaki ses yapılarından yola çıkılarak anlamın derin tabakalarına doğru yol alınır. Bu şekilde sanat eserinin ontik yapısını anlaşılır hale getirmeyi amaçlayan bu yöntem, İsmail Tunalı’nın da katkılarıyla oldukça olgunlaşmış ve Türk edebiyatında hem eski hem de yeni ürünlere uygulanabilecek bir yapıya kavuşmuştur. Bu çalışma yukarıda değindiğimiz ontolojik yöntem çerçevesinde Servet-i Fünûn şiirinin en önemli temsilcisi olan Tevfik Fikret’in “Ramazan Sadakası” şiirini incelemeyi amaçlamaktadır. Soğuk bir ramazan gününde dilenen zavallı bir çocuğu konu alan bu şiir, ses tabakasından yola çıkılarak şiirden evrensel çıkarımlarda bulunulan alınyazısı tabakasına kadar vardırılacaktır. Bu şekilde şiirin ritmini sağlayan aliterasyon, asonans, kafiye, redif, söz sanatları gibi armonik unsurların şiirin anlam tabakasına olan katkısı ortaya çıkarıldıktan sonra, tabakalardan teker teker geçilerek şiirin temasına ulaşılmaya gayret edilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Everekli Seyranî Divanında “Kuşlar”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17472</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17472</guid>
      <author>Hulisi GÜRBÜZ</author>
      <description>Kuşlar, edebi zeminde çoğu kez değişik sembollerle anlam dünyasında insani suretlere ve insani özelliklere orantılı bir şekilde mısralar arasında kullanılagelmiştir. Eski Türk Şiiri’nde sevgilinin vasıfları ile aynı paydada birleştirilen kuşlar, Halk Şiiri’nde de aynı itibar ile sevgiliyi resmeden bir tabloyu temaşa ettirmiştir. Bu çalışma ile 19.yy halk şairlerinden olan Seyranî ve şiirleri paralelinde, kuşların kültürel ve mitolojik boyutta taşıdıkları değer ile tabiattaki dış vasıfları ele alınmıştır. Çalışmamızda Seyranî’ye ait şiirleri içerisinde kuş motifini yansıtan kıtalar ele alınmıştır. Ayrıca şairin edebi şahsiyetini oluşturan bütün hususlar yine kendi şiirlerinden yola çıkılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmamızın merkezinde Seyranî’nin şiir anlayışı ve şiirlerinde kullandığı kuş motifi yer almaktadır. Seyranî’nin şiirlerinde eleştiri vazgeçilmez bir unsur olarak işlenmiştir. Şairin bu mizacı şiirlerinde doğrudan yansıtılmıştır. Bu temeller üzerinde gelişen çalışmamız, şairin şiir anlayışı aktarılarak oldukça kapsamlı bir şekilde kuş motifi üzerinde durulmuştur. Kuşlar eski Türk kültleri içerisinde tam manasıyla yer almasa da daima ayrı bir kutsallık atfedilmiştir. Şiirlerde daima insana ait duygusal özelliklerin çoğu kuşlara yüklenmiştir. Kuşlar, edebi eserlerde farklı karakterlerde karşımıza çıkmıştır. Aldıkları roller her zaman farklı ve şaşırtıcı olmuştur. Bazen efsanevi özellikleri ile bazen de insanın tabiat üzerindeki psikolojik motivasyonunu tamamlayıcı nitelikte kullanılmıştır. İşte tüm bunları kapsamlı bir şekilde Seyranî’nin şiirlerinden yola çıkarak açıklamaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gülistan Ve Bostan Adlı Eserlerin Değerler Eğitimi Bakımından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17635</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17635</guid>
      <author>Ahmet Zeki GÜVEN</author>
      <description>İnsanların iyi ile kötü davranışlar arasında ayrım yapmasına olanak sağlayan kabuller ve inançlar olarak tanımlanan değerler; toplum içerisinde yaşayan bireyler vasıtasıyla benimsenerek sonraki kuşaklara aktarılır, bu sayede de değerlerin devamlılığı sağlanmış olur. Değerlerle ilgili yapılan tanımlamalara bakıldığında hepsinin ortak özelliği, değerlerin bireylerin inançlarını, duygu ve düşüncelerini etkileyerek tercih ve davranışlarını belirlemesinde önemli bir rol oynuyor olmasıdır. Nitelikli toplumların oluşması, bu değerlerin toplumca benimsenmesi ve sonraki kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılabilmesi ile mümkündür. Geçmişte kişilik eğitimi, ahlâk eğitimi gibi başlıklar altında incelenen değerler eğitimi, Avrupa, Amerika ve dünyanın farklı bölgelerinde kendini gösteren şiddet, zorbalık, haz merkezli yaşam tercihleri nedeniyle son yıllarda daha bütüncül ve daha nitelikli bir alan haline getirilmeye çalışılmıştır. Değerler eğitiminde temel amaç, değerlerin öğretilmesidir. Değerlerin bireylerce benimsenmesinde farklı yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerden biri de yazınsal metinlerin kullanılması durumudur. Hazırlanan yazınsal metinler aracılığıyla insanlar, iyiye ve doğruya yönlendirilir. Bu çalışmada amaç, içerisinde barındığı değerler, ahlâki öğütler nedeniyle İngilizce, Almanca ve Türkçeye çevrilen, Türk eğitim tarihinde de önemli bir yer tutan Gülistan ve Bostan adlı eserleri değerler eğitimi bakımından incelemektir. Çalışmada “Bostan” ve “Gülistan” adlı eserler araştırmacı tarafından önerilen değerler sınıflandırmasına göre betimsel analiz yöntemiyle incelenmiş, tespit edilen değerler örneklendirilerek yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, hoşgörü Gülistan ve Bostan’da en sık rastlanan değerdir. Buna karşın ulusal değerler ise neredeyse hiç yoktur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mu'ammâ Üzerine Farsça Bir Risâle</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17704</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17704</guid>
      <author>Hikmet Feridun GÜVEN</author>
      <description>Mu'ammâ; gizli ve güç anlaşılır söz, anlaşılmaz iş manasına gelen Arapça bir kelimedir. Edebiyatta içerisinde bir isim gizlenmiş olan manzum bilmecelere mu'ammâ denir. Mu'ammâ türü ilk olarak Arap edebiyatında ortaya çıkmışsa da gelişimi İran edebiyatında olmuş, Türk edebiyatına da İran edebiyatı yoluyla girmiştir. Türk edebiyatında ilk mu'ammâ örnekleri XV. yüzyıldan itibaren görülür. XVI. yüzyılda mu'ammâ türü çok rağbet görmüş, bir çok şair mu'ammâ yazmıştır. Bu yüzyılda, başta Molla Cami ve Mir Hüseyin Mu'ammâyî olmak üzere meşhur İran şairlerinin mu'ammâları tercüme edilmiş ve şerhler yazılmış, Farsça ve Türkçe mu'ammâ risâleleri meydana getirilerek mu'ammâ yazmanın kuralları ve çözüm yolları hakkında bilgiler verilmiştir. XVII. yüzyıldan itibaren mu'ammâ türüne olan rağbet azalırsa da XIX. yüzyıl sonuna kadar mu'ammâ yazılmıştır. Mu'ammâ konusunda hazırlanan bu çalışma; giriş, Farsça mu'ammâ risâlesi ve sonuç bölümlerinden meydana gelmiştir. Giriş bölümünde mu'ammânın tanımı yapılmış, mu'ammâ kuralları ve çözümü hakkında özet bilgi verilmiş ve Türk edebiyatında mu'ammâ yazmış olan şairlerin listesi tablo halinde gösterilmiştir. Mu'ammâ yazılması ve halli (çözülmesi) konusunda bilgi veren Farsça bir risâlenin tercümesi ve değerlendirilmesi bu çalışmanın gövdesini oluşturmaktadır. Bu risâle, bir mukaddime, yirmi dört bölüm ve bir hâtimeden ibarettir. Risâlenin her bölümünde mu'ammâ kurallarından biri anlatılarak mu'ammâ örnekleri verilmiş ve bu mu'ammâların çözümü yapılmıştır. Anlatılan kuralın daha iyi anlaşılması için verilen örneklerin sayısı bir ile dört arasında değişmektedir. Bu örneklerin bazılarında vezin problemleri bulunmaktadır. Bazı mu'ammâ örneklerinin çözümü konusunda sayfa kenarına notlar düşülerek açıklamalar yapılmıştır. Sonuç bölümünde bu risâlede anlatılan mu'ammâ kuralları ve örnek çözümler değerlendirilmiştir, böylece daha önce ortaya konulmuş teorik bilgilere katkı sağlama gayesi güdülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı İmparatorluğu XVII. Yüzyılında Rumelili Edebî Şahsiyetler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17483</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17483</guid>
      <author>Alpay İĞCİ, Aydın GÜLER</author>
      <description>XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa topraklarında yazmış edebî şahsiyetler, bölgenin birçok kesiminden çıkmıştır. İmparatorluğun Avrupa topraklarının en büyük ve kalıcı kesimini Balkan toprakları yani Rumeli bölgesi oluşturmuştur. Rumeli içinde edebî şahsiyetlerin yetiştiği bazı yerler daha merkezî bir konumdadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul, edebî şahsiyetlerin hayatları ve çalışmaları açısından büyük önemde olmuştur. Rumelili birçok şahsiyet, hayatının bir döneminde İstanbul’da bulunmuş, eğitimini, dinî ve sosyal hayatını başkentte geçirmiştir. Rumelili yazarların dili elbette klasik Osmanlı Türkçesidir. Bununla birlikte kendi yörelerinin ağız özelliklerini taşıyan bazı eserler veya eser bölümleri de vardır. Yapılacak tarihî ağız çalışmalarıyla durum ayrıntılı olarak ortaya çıkabilir. Bu çalışmada, Rumeli coğrafyasının çeşitli sahalarındaki müelliflerin bir çalışmada toparlanması amaçlandı. Çalışılırken, müelliflerin hangi türde eser verdiklerine dair bir ölçüt gözetilmedi. XVII. yüzyılda ürün vermiş Rumeli kökenli bütün edebî şahsiyetler, bu alanda faaliyet göstermiş bilim adamları, müderrisler, devlet adamları kapsandı. Hayatının veya edebî yaratıcılık döneminin tamamını olmasa da, bir devresini XVII. yüzyılda geçirmiş edebî şahsiyetler bu çalışmanın kapsamındadır. Çalışma, Rumeli kökenli müelliflerin dil özelliklerinin tespiti için de önemlidir. Şahsiyetlere yönelik ayrıntılı çalışmaların yapılması için bu çalışmanın temel çalışmalardan biri olması amaçlandı. Bu çalışmada XVII. yüzyılda eser veren toplam 221 Rumeli kökenli şahsiyet tespit edilmiştir. Bu şahsiyetler içinde nazım, nesir tarzında ve klasik veya geleneksel formda yazan şairler, yazarlar, müderrisler, devlet adamları yer almıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mevlevî Gülbankları Ve Mevlevî Gülbanklarının İşlevsel Açıdan Tahlili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17496</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17496</guid>
      <author>Fatih İYİYOL</author>
      <description>Gülbanklar, Türk sözlü kültürünün önemli ürünleridir. Gülbank çekmek-okumak; sosyal hayatta, askerî ve dinî-tasavvufî kültürde yaygın bir uygulama olmuştur. Mevlevîliğin âdâb ve erkânına ait hemen her ritüelde gülbank çekilmektedir. Mevlevî gülbankları, diğer tasavvuf ekollerinin gülbanklarına benzemekle birlikte; şekil, içerik ve işlev açısından özgün bir yapıya sahiptirler. Mevlevî gülbankları kalıp ifadelerle başlar ve kalıp bir ifadeyle sona erer. Bu gülbanklarının tamamında Hz. Ali, Şems-i Tebrîzî ve Mevlânâ’ya atıf yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Mevlevî gülbanklarını işlevsel metot açısından tahlil etmektir. Çalışmada, Mevlevîliğe ait ulaşabildiğimiz tüm gülbank metinleri ve bu metinlerin varyantları tahlil edilmiştir. Gülbanklar, Mevlevîliğin temel ayinlerinin yanında; geçiş dönemleri, yemek, çile çıkarma gibi diğer ritüellerde de okunmaktadır. Gülbankların temel işlevi, mevcut ritüeli kutsamaktır. Bunun yanında, her ritüelde okunan gülbankın farklı bir anlamı ve işlevi vardır. Mevlevî ritüelleri, kadim bir geçmişe sahiptirler ve gülbanklar da bu ritüellerin ruhunu yansıtmaktadırlar. Bu sebeple, gülbanklarda tarihî bir olay, şahıs ya da bir duruma sıkça telmih yapılmaktır. Gülbanklar, tarihî faktörlerin yanında Mevlevî âdâb ve erkânının sosyal ve psikolojik faktörlerinden de etkilenmişlerdir. Gülbank metinleri, birbirlerine çok benzemekle birlikte metinlerin bağlamı göz önüne alındığında her gülbankın özgün ve otantik bir değeri olduğu görülecektir. Çalışmada, kaynak eserlerden yararlanılmış bunun yanında Yenikapı Mevlevîhanesindeki törenler gözlemlenerek metnin bağlamı pekiştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şeyhî Divanı’nda Şiir Anlayışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17450</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17450</guid>
      <author>Orhan KAPLAN, Özgür KIYÇAK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, XV.yy klâsik Türk şiirinin önemli isimlerinden kabul edilen Şeyhî’nin kendi şiiri hakkında yaptığı tenkit, değerlendirme ve açıklamalardan hareketle şairin şiir anlayışını belirlemektir. Klâsik Türk şiirinin gelişimini sürdürdüğü, aruz başta olmak üzere teknik problemlerin büyük oranda aşıldığı bu yüzyılda, şairin kendi şiirini nasıl gördüğü, ona hangi anlamları yüklediği bu çerçevede önem taşımaktadır. Şeyhî, şiir için gerekli gördüğü temel şartlara, şiirle ilgili yaptığı benzetmelere, şiirlerinin belli başlı özelliklerine ve konularına</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gizli Anılarda Saklı Kültürler; Hayat Ve Hatıratım’da Sinop</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17555</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17555</guid>
      <author> Sevim ŞERMET,</author>
      <description>Arap dilinde karşılığı hatıra olan anı türü, pek çok edebi tür gibi Tanzimat sonrası Türk Edebiyatının kazanımlarındandır. Tarihi gelişimi itibariyle düşünüldüğünde, edebi yönünün dışında tarih alanına meyleden ve tarihin hizmetinde olan edebi türlerdendir. Bu çalışma geniş kapsamlı bir anı-hatırat örneği olan Doktor Rıza Nur’un kaleme aldığı “Hayat ve Hatıratım” adlı eser ekseninde gerçekleştirilmiştir. Anı türünde yazılmış bir eserden hareketle Cumhuriyet öncesi Sinop’un kültürel ve sosyal hayatına dair bazı ipuçlarının yakalanması hedeflenmektedir. Tarihsel süreç içerisinde fiziksel ve kültürel bağlamda birçok değişikliklerin yaşandığı Sinop, ticari ve askeri bir Osmanlı kenti olması ile dikkat çeker. Sinop iline has kültürel ve sosyal hayatın görüntüleri ve Sinop'un korunamayan değerleri, Rıza Nur’un eserinden hareketle tespit edilecektir. Edebi eseri, sosyal hayatın yansıması olarak kabul eden bir görüşle “Hayat ve Hatıratım” adlı eser incelecektir. Bu çalışmanın amacı Rıza Nur’u siyasi görüşlerinin ve kavgalarının dışında kültür tarihi açısından değerlendirmek ve bu bakış açısıyla yorumlamaya çalışmaktır. Eserde savunulan değerler ve doğrular, Doktor Rıza Nur’un değerleri ve doğrularıdır. Ancak, bireyin toplumdan ayrı düşünülemeyeceği, bireyin içinde bulunduğu toplumun gerçeklerini yansıtacağı fikrinden hareketle eser, Cumhuriyet öncesi Sinop’taki yaşamı sınırlı bir bakış açısıyla da olsa yansıtmaktadır denilebilir. Edebi eserin kendi dışında bir amaca hizmet etmesi anlamına da gelebilecek olan bu tür çalışmalar şehir monografilerine kaynak teşkil etmesi açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Grek Harfli Türkçe Metinler Üzerine Yapılmış Dil Bilgisi Çalışmalarıyla İlgili Açıklamalı Kaynakça Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17478</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17478</guid>
      <author>İbrahim KARAHANCI</author>
      <description>Bilimsel çalışma sürecinde kaynakça taraması önemli yer tutar. Bilimsel değer, tarihsel iş tutarlılığını göz önünde bulunduracak tarzda hazırlanan kaynakçanın derinliğinde gizlidir. Kaynakça derinliğinin bulunduğu çalışmaların ortaya koyacağı veri ve sonuçlar, ele alınan konuyu doğru ve kapsamlı yaklaşımlarla değerlendirebilme olanağı tanıyacaktır. Türklerin İslamiyet’i kabulünden başlayarak yaklaşık bin yıl Türk dilinin yazıya geçirilmesinde tercih edilen Arap harfli yazı sisteminin, başta sesçillik olmak üzere pek çok açıdan yetersizliği genellikle kabul görmektedir. Bu çalışmanın merkezinde yer alan Grek harfli Türkçe metinler, Arap harflerinin yarattığı bazı sorunları çözmede etkin rol oynadıkları için tarihi Türkiye Türkçesi için oldukça değerlidir. Buna rağmen ülkemizde bu alanla ilgili çalışmalar son derece yetersizdir. Yabancı araştırmacılarla başlayan Grek harfli Türkçe araştırmaları, son dönemde yerli araştırmacıların da dikkatlerinden kaçmaz ancak varlığı bilinen eser sayısı dikkate alındığında gidilecek yolun epeyce olduğu gerçeği ortaya çıkar. Grek harfli Türkçe metinler üzerine yapılan dil bilgisel çalışmalar her ne kadar nicelik olarak yetersiz görünse de toplu bir biçimde ele alınma aşamasına gelmiştir. Bu türden bir değerlendirme, hem yeni araştırmalara ufuklar açacak hem de alan uzmanlarına emekten ve zamandan tasarruf ettirerek önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Her geçen gün cazibesini arttıran Grek harfli Türkçe metinler sahasına eğilecek araştırmacı, eldeki açıklamalı kaynakça denemesinde hangi yayında nelerden söz edildiği konusunda fikir sahibi olabilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sözlü Tarih-Folklor İlişkisi Bağlamında Üç Âşık Destanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17754</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17754</guid>
      <author>Ayhan KARAKAŞ</author>
      <description>Tarih bilimi üzerine çalışmalar yapan bilim insanları büyük oranda yazılı kaynaklardan faydalanmalarının yanında sözlü kaynakların varlığını da kabul etmektedirler. Resmi tarih olarak da adlandırılan ve yazılı kaynaklara dayanan tarihi bilgiler bazı durumlarda tarihsel dönemlerin aydınlatılmasında yetersiz kalabilmektedir. İşte bu noktada, temkinli yaklaşmak kaydıyla, sözlü kaynak olarak folklor ürünlerine başvurulabilmektedir. Folklor ürünleri tarihsel olayların yaşandığı dönemde halkın bu olaylar karşısındaki duygu ve düşüncelerini aktarmaları bakımından oldukça değerlidir ve tarih bilimine katkı sağlayacak özelliktedir. Fakat bu ürünler kuşaktan kuşağa aktarılırken halk muhayyilesinin katmalarıyla değişikliğe uğrayabileceğinden, değerlendirilirken mutlaka denetlenmesi gerekmektedir. Folklor ürünleri içerisinde âşık destanları belirli bir olay veya durumu işleyen, 11’li hece ölçüsüyle ve koşma nazım biçimiyle, dörtlük sayısı on ilâ yüz arasında değişen, belirli bir ezgi eşliğinde âşıklar tarafından söylenen bir türdür. Gazetenin henüz yaygın olmadığı dönemlerde halka yaşanan olayları aktaran bu destanlar oldukça yaygındı. Bu çalışmamızda 1960’lı yıllarda âşıkların bastırdıkları ve Türkiye’nin yakın tarihinde meydana gelen olayları anlatan üç destan incelenecektir. Bu destanlarda resmi kayıtlara geçen olaylarla bu olayların âşıkların gözünden anlatımları irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ömer Hâfız-ı Yenişehr-i Fenârî’nin Mi‘Râciyesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17591</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17591</guid>
      <author>Hasan KAYA</author>
      <description>Eski Türk edebiyatında İslâmî konular geniş yer tutar. Bu konuların başında da Hz. Muhammed gelir. Hz. Muhammed’in hayatı, hadisleri, hâl ve tutumları, bedensel özelliklerinin yanında ona duyulan sevgi de eski Türk edebiyatında eserlere konu olmuştur. Divan ve mesnevilerin başında Allah’ın birliğinden söz eden tevhidlerden hemen sonra Hz. Muhammed’i öven naatlar yer alır. Hz. Muhammed’in hayatının her safhası gibi mi‘râcı da kimi zaman müstakil kimi zaman da eserlerde bir bölüm hâlinde ele alınmıştır. Mi‘râciye veya mi‘râcnâme adı verilen bu eserler mensur olarak da kaleme alınmakla birlikte genellikle manzum olarak yazılır. Hz. Muhammed’in Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gidişine “isrâ”, oradan Allah katına çıkışına “mi‘râc” denilmesine karşın çoğu zaman eski Türk edebiyatında mi‘râcla her ikisi kastedilmiştir. Mi‘râc, diğer Müslüman milletlerin edebiyatlarında da ele alınmış ancak en güzel mi‘râciye örnekleri Türk edebiyatında yazılmış, yazılan bu mi‘râciyeler bestelenmiş ve Recep ayının 27. gecesi ile bazı dinî günlerde okunmuştur. Makaleye konu olan Mi‘râciye, kaynaklarda hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Hâfız-ı Yenişehr-i Fenârî olarak anılan Hâfız Ömer tarafından 1791’de yazılmış bir eserdir. Mi‘râciye’nin tespit edilebilen dört nüshası vardır. Pek çok mi‘râciye gibi sade sayılabilecek bir dille samimî bir üslupla kaleme alınan eser 319 beyittir. Aruz vezniyle ve mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. Eserde Hz. Muhammed’in Allah’ın katına çıkıp Allah’la konuşması pek çok mi‘râciyede olduğundan daha geniş bir şekilde ele alınmıştır. Bu makalede Hz. Muhammed’in mi‘râc mucizesi hakkında genel bilgiler verilmiş, mi‘râciye türü ve bu türe örnek çalışmalara değinilmiş, Hâfız Ömer’in Mi‘râciye’sinde görülen hususiyetler belirtilmiş, Mi‘râciye’nin özeti verilerek nüsha karşılaştırmasıyla metni ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dilbilim, Anlambilim Ve Edimbilim</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17510</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17510</guid>
      <author>Ayşe KIRAN</author>
      <description>Dilin merkezinde duran anlam, anlambilim, dilbilim ve edimbilim çerçevesinde anlamın oluşturulması ve anlaşılması ile açıklanmaya çalışılmıştır. Anlam ve anlamlandırma terimleri önce Benveniste’in sözceleme kuramı içinde, sözceleme ve sözce ile açıklanmış, sonra “proje”/”proce örneklerinden yola çıkılarak Saussure’ün gösteren ve gösterilenden oluşan gösterge tanımı ile Hjelmslev’in dört düzeyli gösterge anlayışı karşılaştırılmıştır. “Proje”/”proce” karşıtlığı anlatımın tözü (sesbilgisi), anlatımın biçimi (sesbilim), içeriğin biçimi (sözcükbilim, biçimbilgisi) ve içeriğin tözü (anlambilim) katmanlarında incelenmiştir. Böylece sesbilim düzeyinde yer alan sessel bir değişikliğin diğer iki katmanı ve anlamı, bağlam ve kullanım içinde nasıl değiştirebileceği gözlemlenmiştir. Aksan’ının görüşleri temel alınarak anlamlı bir göstergenin (proje) ölçünlü dilden çıkıp, nasıl sözlüklerde bulunmayan ama sessel çağrışımla anlam taşıyan bir ses dizisine (proce) dönüştüğü belirtilmiştir. Çözümlemesinin yararlı ve tehlikeli yanları tartışıldıktan sonra düzanlam/yanalam karşıtlığı vurgulanmıştır. Yansız bir anlamı olan “proje” sözcüğü “çılgın proje” söz dizinde esenliksiz bir anlam kazanmıştır. Burada yananlamın gücü ve içeriği nasıl etkilediği gösterilmiştir. Bu örnekte olduğu gibi, yananlam o kadar güçlü olabilir ki düz anlamı saklayabilir. Ama düzanlamsız da yananlam oluşturulamaz. Anlambilim başlığı altında Saussure’ün karşıtlık ilkesi ile birlikte benzerlik/benzemezlik eksenleri kahve/kafe örnekleriyle açıklanmaya çalışılmıştır. Witteginstein’dan esinlenen edimbilicimlerden önce Greimas’ın anlamın (anlamlandırmanın) bağlam içinde gerçekleştiği ve anlaşıldığını ortaya koyması vurgulanmıştır. Edimbilimin açıklayabildiği örtük anlatımda, sözcede kullanılan sözcüklerden bağımsız olarak anlamlandırma yapılabileceği, ama onlarsız da anlamın hiç ortaya çıkmayacağı gösterilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almanca Öğretmen Adaylarının Temel Dil Beceri Ve Alanlarına Yönelik İnternet Kullanma Alışkanlıkları Üzerine Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17486</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17486</guid>
      <author>Güleser KORKMAZER, İbrahim Halil YAPRAK</author>
      <description>Bu araştırma ile Almanca Öğretmen adaylarının sadece temel dil becerilerini değil aynı zamanda dil alanlarını geliştirmede de internet kullanma alışkanlıklarının çeşitli değişkenlere göre tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçlar doğrultusunda mevcut çalışma; 2013-2014 Eğitim- Öğretim Yılında, Dicle Üniversitesi ve Trakya Üniversitesi’nin Eğitim Fakültesi Almanca Öğretmenliği Bölümlerinde öğrenim gören 243 öğrencinin katılımıyla gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, veri toplama aracı olarak Aydın (2007) tarafından geliştirilen anket araştırmacılarca tekrardan uyarlanarak kullanılmıştır. Anketin güvenirlik katsayısı tekrardan hesaplanmış ve Alpha=0.85 bulunmuştur. Ayrıca, ankette katılımcılar hakkında bilgi edinmek için bazı maddelere yer verilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 18 Veri Analiz Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu doğrultuda ilişkisiz örneklem t-testi, tek yönlü varyant analizi ve Kruskall Wallis test türleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, Almanca Öğretmen Adaylarının temel dil beceri ve alanlarını geliştirmek için internetten ya hiç ya da bazen faydalandıklarını göstermektedir. Sınıf düzeyi, cinsiyet, mezun olunan okul türü ve alanı, internete erişim yerleri ile dil öğrenmede interneti kullanma alışkanlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bunun yanı sıra Dicle Üniversitesi ve Trakya Üniversitesi’nde öğrenim gören Almanca Öğretmen adayları arasında da interneti kullanma alışkanlıkları arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Buna karşın, kişisel bilgisayara sahip olma durumu ile haftalık interneti kullanma sıklığı ve dil öğrenmede interneti kullanma alışkanlığı arasında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anekdotlarındaki Mesajlar Bakımından Latîfî Ve Âşık Çelebi Tezkirelerinin Tenkidi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17393</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17393</guid>
      <author>Vedat KORKMAZ</author>
      <description>Şuara tezkireleri biyografik birer eser olmanın yanında Osmanlı toplum yaşantısını resmetme iddiası da olan eserlerdir. Dolayısıyla sosyolojik bir telkin ve mesaj barındırırlar. Tezkirelerin mesajını taşıyan bölümler anekdotlardır. Çünkü soyut ve kalıp bir takım ifadeler anekdotlarla somutlaştırılır. Hem Latîfî hem de Âşık Çelebi tarafından işlenen ortak 204 şairin biyografilerinde 140 anekdot tespit edilmiştir. Anekdotların hemen hepsi bireysel ve toplumsal mesajlara sahiptir. Bu 140 anekdotun %15,7’sinin telkin ve mesajı olumlu içeriğe sahipken, %84,3’ü olumsuz telkin ve mesaja sahiptir. Anekdotlar aracılığı ile padişah, vezir, kadı, şeyh, müderris, esnaf gibi bütün Osmanlı toplumu genel ahlak kurallarına ve toplumsal normlara uymayan bir yaşantı içinde tasvir edilir. Bu tasvir hem dönemin edebi anlayışı hem de sosyolojik gerçekleri ile çelişir görülmektedir. Bu yüzden öncelikle tezkire yazarının bakış açısı, eseri yazma niyeti ve topluma yaklaşımı; daha sonra ise tezkire türü eserlerin güvenilirliği ve sahihliği sorgulanmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şefaat-Name Ve Pir Muhammed’in Şefaatnamesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17803</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17803</guid>
      <author>Şahin KÖKTÜRK</author>
      <description>Türk edebiyatında “şefaatname” bir türdür. Bu tür eserlerde Hz. Muhammed’in ve kendisine şefaat hakkı verilenlerin (Ehl-i Beyt, Çâr Yar-ı Güzin vd.), günahkâr müminlere nasıl şefaatçi olacağı ayrıntılı olarak anlatılır. Müstakil veya bir eser içinde bölüm olarak şefaat üzerine çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Şefaatname veya ervahname adı verilen bu tür eserler “Mevlid, Muhammediye” gibi halka hitap etmek düşüncesiyle yazıldığı için sade bir dil ve üsluba sahiptir. Elyazma eserler istinsah edilerek çoğaltıldığı ve sayıca az oldukları için bu tür kitapların geniş halk kitlelerine ulaşması okuyan birinden dinlemek suretiyle gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu tür eserler okunmaktan çok dinlenilen kitaplardır. Bunlardan biri de Pir Muhyeddin Muhammed’in yazdığı Şefaatname’dir. Eserin istinsah tarihi 1727 yılı olarak görülmekle birlikte yazılma tarihi tam olarak anlaşılamamaktadır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde yazılmış olması muhtemeldir. Başlığının “Haza Kitab-ı Emîr Sultân” olması ve “Emir Sultân” isminin tarikatin piri olarak sıkça geçmesi de telif tarihi açısından tereddüde sevk eden bir başka husustur. Bu durum telif ve istinsah tarihlerinin birbirinden farklı olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Şefaat olgusunu konu almış olan bu mecmuanın başta Millî Kütüphane olmak üzere birçok kütüphanede ve şahıslarda farklı tarihlerde istinsah edilmiş çokça nüshası bulunmaktadır. Eserde; hayatın faniliği/geçiciliği, ölümün kaçınılmaz oluşu, ölüm anı, öldükten sonraki ahval, kabir hayatı, mahşer günü, asıl ve en önemlisi; günahkâr müminlere –başta Hz. Muhammed, ehl-i beyt ve dört halife olmak üzere- şefaat hakkı tanınmış olanların şefaat edecek olması hususu, kurmaca metin halinde, ayrıntılı bir şekilde anlatılır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tanzimat Romanında Kişiler ve Eğitim</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17632</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17632</guid>
      <author>Nuray KÜÇÜKLER KUŞCU</author>
      <description>Tanzimat dönemi romancıları toplumu aydınlatmak için roman yazarlar. Halkı roman aracılığıyla, Batılılaşma, kadının toplumsal konumu, çocuk yetiştirme, evlilik, aile hayatı, mirasyedilik vb. çeşitli konularda eğitmek isterler. Bu konular, Tanzimat yazarları için oldukça önemli toplumsal sorunsallardır. Yazarlar, bu gibi toplumsal sorunsalları işlemelerinin yanı sıra eğitim kavramını da sıklıkla ele alırlar. Tanzimat romanında yer alan roman kişileri, romancıların eğitim kavramını ele almasına zemin oluşturan anlatı öğelerinden birisidir. Bu çalışmanın amacı Tanzimat dönemi Türk romanında yer alan roman kişilerinin eğitim durumlarını değerlendirmek ve onların eğitim durumları ile ilişkilendirilen toplumsal sorunsalları tespit etmektir. Bu Doğrultuda, çalışmanın evrenini Tanzimat dönemi Türk romanları; örneklemini ise “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”, “İntibah”, “Felâtun Bey ile Râkım Efendi” ve “Araba Sevdası” adlı romanlar oluşturmuştur. Örneklem olarak seçilen romanlar, roman kahramanlarının eğitim durumları merkeze alınarak incelenmiştir. İncelemede ortaya konulan bulgulardan çıkan sonuç, romanlarda çağdaş toplumsal sorunsallar ile roman kişilerinin eğitim durumlarının ilişkilendirilmiş olduğudur. Bu bağlamda, “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”ta kahramanlar aracılığıyla kadının eğitimi sorunu ele alınmıştır.“İntibah”taki Ali Bey, deneyimsiz ve iradesizdir. Yanlış bir aşk peşinde hayatını mahvetmesi bu nedenledir. Onun deneyimsiz ve iradesiz oluşunda aldığı yetersiz eğitimin de payı vardır. “Felâtun Bey ile Râkım Efendi”de Osmanlı aydınının yetiştilmesinde nasıl bir eğitimin gerekli olduğu roman kişileri üzerinden gösterilmiştir. “Araba Sevdası”nda tüketici, mirasyedi ve hayalci bir gencin portresi sergilenirken bu gencin aldığı yetersiz eğitime de değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Makine Çevirisi Versus İnsan Çevirisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17606</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17606</guid>
      <author>Elona LİMAJ</author>
      <description>Son zamanlarda makine çevirisinin avantajları ve dezavantajları konusu özellikle bu alanda en yeni ve önemli girişimci olan Google Translate’in attığı büyüyen adımlar sebebiyle insan çevirmenler arasında tartışma konusu olmuştur. Makine çevirisinin gelişimi ve potansiyeli onun kendi tarihi boyunca çok tartışılan bir konu olmuştur. Bu tartışma aslında makine çevirisinin doğumu ile başlamıştır. Bu basit prosedürün arkasında karmaşık bilişsel bir işlem vardır. Bütün yönleriyle kaynak metnin anlamını çözmek için, çevirmenin metnin tüm özelliklerini yorumlaması ve analiz etmesi gerekmektedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan şifreleme rekabeti, dil uzmanlarını, bir yabancı dilin anlaşılmasının bu şifreleme ilkelerine göre olabileceğine inanmalarına itmiştir. Soğuk Savaş ile bilgisayarın icadının aynı zamana rastlamasıyla, “Rusça şifrelerin kırılması” çeviri makinelerin ilk görevlerinden biri olmuştur. Dünyanın farklı bölgelerinde daha fazla iş kurma rekabeti, teknolojide gelişmiş ülkeleri kolay ve hızlı iletişim yolları aramaya teşvik etmiştir. Bununla birlikte, makine çevirisi de bazı acil durumlarda yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Bizim görüşümüze göre, bilgisayar uzmanları insanla karşılaştırılabilir bir makine çevirisi üretmek için yıllardır çalışmalarına rağmen, onların başarıya ulaştıklarını söylemek için henüz çok erken.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İdil Boyunda Bulunan Runik Harfli Yazıtların Dili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17527</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17527</guid>
      <author>Fenuze NURİEVA</author>
      <description>Doğu Avrupa’da bulunan Runik yazılı eserler, Runik harfli Türk yazısının Bulgar Türkleriyle birlikte Doğu Avrupa’ya kadar uzandığını göstermektedir. Doğu Avrupa’da büyük yazılı anıtlar bulunmamaktadır. İnsanların günlük hayatında kullanılan gündelik eşyalar arasında balçık çömlek, taş duvar, altın veya gümüşlerin vb. üzerinde Runik yazılara rastlanmaktadır. Bilim adamları Hazar-Bulgar Runik yazılarının, Türk yazısının bir varyantı olarak kabul etmektedirler. E. R. Tenişev, İdil Boyu runik harfli malzemeleri, kronolojik olarak devirlere ayırıp incelemiştir. Bu malzemelerdeki yazıların sınırı 5-6. asırlardan başlayıp 12-13. asırlara kadar uzanmaktadır. İdil-Çolman boylarında bulunan on bir Runik harfli yazılı malzemeyi inceleyen bilginler X. R. Kurbatov ve E. R. Tenişev örnekler arasında yazı, imla farklılıkları gösterse de temellerinin aynı olduğunu belirtmektedirler. İdil boyunda bulunan ve birkaç kelimeden oluşan oldukça kısa bu buluntuların tamamı X. R. Kurbatov ve E. R. Tenişev tarafından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çok kısa olduklarından, bu okumalar arasında bazı farklılıklar ve tartışmalar bulunmaktadır. İçeriklerinin kısa olmasına rağmen bu eserler İdil boyu Tatar edebî dilinin oluşumunu göz önüne getirmeye yardım etmesi, fonetik, gramatik, leksik dil özelliklerinin gelişimine katkı sağlaması bakımından önem taşımaktadır. Bu makalede İdil boyunda bulunan Runik harfli yazıtlar ve bu yazıtların coğrafyası, tarihî hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca yazıtlar üzerinde okuma denemesi gerçekleştiren X. R. Kurbatov ve E. R. Tenişev’in okumaları verilerek metinlerin günümüz Türkçesindeki karşılıkları gösterilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazak Türkçesindeki Arapça Ve Farsça Kelimelerin Fonetik Değişimleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17524</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17524</guid>
      <author>Emin OBA</author>
      <description>Kazaklar, Türkistan coğrafyasını mesken edinmiş Türk halkların biridir. Kazak halkı, 19. yüzyılda göçebelikten yerleşik hayata geçmiş bir millettir. Bundan dolayı kendi öz değerlerini koruyabilmiştir. Kazak Türkçesinin söz varlığını oluşturan kelimeler genellikle Kazakların kendine ait sözleridir. Bunun yanında diğer milletlerden alınan kelimelerde yer almaktadır. Bunlar Arap, Fars ve Rus dillerinden alınan kelimelerdir. Kazak Türkçesi, siyasi-sosyolojik ve coğrafi konumu itibariyle Arapça ve Farsçadan en az etkilenen dillerden sayılır. Kazakçanın Arapça ve Farsçayla direkt teması olmamıştır. Kazakçadaki Arapça ve Farsça kelimelerin alınması daha çok Özbek Türkçesi vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Kazak Türkçesinin söz varlığındaki Arapça ve Farsça kelimeler ve bunların geçiş yolları bizim konumuzu teşkil etmektedir. Arap dilinden alınan kelimeler İslamiyet’le beraber Kazak diline dâhil olmuş iken Fars dilinden alınan kelimeler ise siyasi, ticari, coğrafi konum, savaş gibi faktörlerin etkisiyle Kazak diline dâhil olmuştur. Aşağıda çalışmamızda Arap ve Fars dillerinden alınan kelimelerin geçiş yolları ve kullanım alanları verilmiştir. Alıntı kelimeler Kazak dilinin fonetik yapısına uygun hale getirildikten sonra kullanıma sunulmuştur. Çalışmamızda kelimelerin geçiş sebeplerini ve günlük yaşamda kullanımları verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca alınan kelimeleri incelerken Arap alfabesindeki harflere göre sıralama yapılmıştır. Bununla beraber Kazak diline geçen Arap ve Fars dilinden alınan kelimeler farklı fonemlerle verilmeye çalışılmıştır. Bundan dolayı farklı fonetik şekillerin oluşmasına sebep olmuştur. Çalışmamızda bu hususları gösteren örnekler de verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültür Ve Edebiyat Zemininde Kıbrıs’a İslâmî Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17586</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17586</guid>
      <author>Emin ONUŞ</author>
      <description>Kıbrıs Adası, asırlardır uluslar ve dinler arasında büyük mücadelelere şahitlik etmiştir. Kıbrıs’ta Katolik ve Ortodoks mezheplerin karşı karşıya gelmesi, Katolik Venedik’in Ortodoks kilisesine yaptığı dinî baskılardan ve Ortodokslara ibadet özgürlüğü tanımamasından kaynaklanır. Osmanlıların Ada’yı 1571’de fethetmesiyle İslâmîyet Kıbrıs’a ayak basmış ve Katolik yönetimi sona ermiştir. Osmanlı-İslâm ilke ve adaletine göre Ortodokslar da dini özgürlüğüne kavuşmuşlardır. Kıbrıs, Ortodoks Rumlar tarafından kutsal ada olarak sayılırken, Müslüman Türkler için de dinî anlam ihtiva eder. Hala Sultan Tekkesi, Hz. Ömer Türbesi, Camiler, Mevlevihâne ve diğer dinî-manevî yapılar da bu manâda ilk akla gelenlerdir. 1950’lerden sonra Müslüman Türklere karşı artan Rum saldırıları sadece ırkçı değil dinî anlam da ifade etmektedir. Rum saldırılarına karşılık başlayan Türkçü-Milliyetçi tepki Türkiye-Kıbrıs kamuoyu ve edebiyatında KKTC’nin ilânına değin sürer. Bunun yanında kültür hayatımızda Kıbrıs’a dinî bir diğer anlam yükleyenler de söz konusudur. Bu yazımızda kültür ve edebiyat zemininde bazı yazarlarımızın Kıbrıs’a İslâmî çerçevede bakışı ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Refi Cevat Ulunay’ın Eleştirmenliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17748</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17748</guid>
      <author>Alparslan OYMAK</author>
      <description>Refi Cevat Ulunay (1890 – 1968) Mütareke, Milli Mücadele ve Cumhuriyet döneminin en popüler gazeteci ve yazarlarındandır. Öncelikle İttihat ve Terakki Partisi’ni şiddetle eleştirdiği için 1914-1918 yılları arasında, sonrasında da Kurtuluş Savaşı’na karşı çıktığı için 1922-1938 yılları arasında sürgün hayatı yaşar. Ulunay’ın gazeteciliğini 1938’den önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırmak gerekir. Refi Cevat, acı tecrübelerden sonra asıl kimliğini yurda döndükten sonra bulur ve devrinin en nitelikli gazetecileri arasına girer. Refi Cevat Ulunay, gazeteciliğinin yanında romancıdır da ancak onun aynı zamanda belgesel niteliği talşıyan eserleri hakkında hiçbir inceleme yapılmamıştır. Hatta bazı romanları gazete sayfalarında unutulmuş, kitap haline dahi getirilmemiştir. Çok yönlü bir aydın olan Ulunay’ın Türkçenin sadeleştirilmesi faaliyetleri, Türk dili ve Türk edebiyatı hakkındaki yazıları önemli birer dönem eleştirileridirler. Aynı zamanda bir çevirmen olan yazarın tanık olduğu çeviri skandalları da ilgi çekicidir. Ayrıca bir sinema ve müzik eleştirmeni olan Refi Cevat’ın Türk müziği ve Türk sinemasının geleceği ile ilgili yazıları da dikkate değerdir. Tüm bu meziyetlerine rağmen yazara ve eserlerine gerekli ilginin gösterilmemiş olması onun bir dönem Milli Mücadele’ye muhalefet etmiş olmasından ileri gelmiş olabilir. Ancak Ulunay’ın gazete ve dergilerdeki yazıları incelendiğinde, Cumhuriyet dönemininin en önemli meselelerinin gözler önüne serildiği, yazarın kendi hatıralarıyla da biçimlenen bu yazıların o dönemle ilgili daha önce bilinmeyen birçok konuyu ortaya çıkardığı görülecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rus Dili Öğretiminde Karşılaşılan Ana Dil Kaynaklı Girişim Hataları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17464</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17464</guid>
      <author>Gamze ÖKSÜZ</author>
      <description>Bilişsel açıdan bakıldığında, yabancı dil öğrenimi süresince, daha önceden edinilmiş olan ön bilgiler öğrenmeyi olumlu ya da olumsuz açıdan etkilemektedir. Ön bilgilerin olumlu etkisi dil transferine, olumsuz etkisi ise dil girişimine neden olmaktadır. Dil girişiminde normlardan sapmadan dolayı anlatımda ifade değişikliği, olumsuzluk, iletişim bozukluğu, anlam kayması, öğrenim sürecinin aksaması gibi sonuçlar söz konusudur. Anadil ve hedef dildeki ses bilgisel, dil bilgisel, sözcüksel ve yazımsal unsurların benzerlikleri hedef dilin öğrenimini kolaylaştırıp hızlandırırken, bu alanlardaki farklılıklar dil öğreniminde güçlüklere neden olabilmektedir. Bu çalışmada iki dilin teması sırasında dil etkisiyle oluşan ve dil karışması ya da dil müdahalesi şeklinde açıklanabilen “dil girişimi” kavramı hakkında bilgi verilecek, ardından ana dili Türkçe olup yabancı dil olarak Rusça öğrenen üniversite öğrencilerinin Rusçayı öğrenim aşamalarında ana dile bağlı olarak yaptıkları girişim hataları incelenecektir. Çalışmanın evrenini Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümünde Rusça öğrenmekte olan ve ana dili Türkçe olan 1. ve 2. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, öğrencilerin Türkiye’de Rusça öğrenim süreçlerinde ortaya çıkan söz dizimsel, sözcük bilimsel ve yazımsal girişim hatalarını örnekler yardımıyla tespit edip sınıflandırmak ve dil girişim olayını en aza indirgeyecek alternatifler sunmaya çalışmaktır. Böylece yabancı dil öğretiminde daha etkin ve verimli bir öğrenmenin gerçekleşmesi söz konusu olabilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Taşrada Varoluş: Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler Romanı Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17484</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17484</guid>
      <author>Haluk ÖNER</author>
      <description>Son dönem Türk romanında nitelik ve nicelik bakımından roman türünde yaşanan yükseliş okurları seçici bir tavır takınmaya zorlamaktadır. Romanların sayıca çokluğu, romanlardaki posmodernist etkilerin artışı da farklı okur profillerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hasan Ali Toptaş, hem nitelikli okur profilinin ortaya çıkmasına yardım eden hem de roman Türk edebiyatında roman türünün gelişimine katkıda bulunan önemli bir yazardır. Son dönem Türk romanında üslubu ve kurgulama biçimleriyle kendine önemli bir yer edinmiş, yazmakla yaşamak arasında doğal bağlar kurmuş bir romancıdır. Gölgesizler, Bin Hüzünlü Haz, Heba, Uykuların Doğusu gibi eserlerinde “Doğu”lu olmanın, Modernizm’in, Postmodernizm’in, varoluşçu sorgulamalarının, büyülü gerçekçiliğin izlerini görmek bu konularda yazılmış çeşitli makaleleri okumak mümkündür. Bu makale Hasan Ali Toptaş romanları arasında çok anlamlılığı ve çok boyutluluğu ile önemli bir yer tutan Gölgesizler romanına genel bir bakışı içermektedir. Kurgulanışı, taşıdığı modernist ve postmodernist unsurları, şiirsel dili, mekân ve karakter betimlemeleri, iç içe geçmiş parçacıkları birleştiren bütünlüklü yapısı ile ele alınan Gölgesizler romanı son dönem Tük romanı için önemli bir gelişim hamlesi olarak kabul edilmelidir. Bu makalede Gölgesizler romanının Türk romanı için hangi açılardan önemli olduğu üzerinde durulacak, kurgu ve anlatım biçiminin incelikleri hakkında ayrıntı verilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nitel Bir Araştırma: Türkçe Dersinde Beceri Eğitimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17550</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17550</guid>
      <author>Funda ÖRGE YAŞAR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Türkçe öğretmenlerinin Türkçe dersinde temel becerilerin kazandırılmasına yönelik görüşlerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla toplanmıştır. Basit seçkisiz örneklemenin kullanıldığı bu araştırmada araştırmanın katılımcılarını 2013-2014 eğitim öğretim yılında Çanakkale merkez ilçeye bağlı ortaokullarda görev yapmakta olup 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda Türkçe derslerine giren Türkçe öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmada Türkçe öğretmenlerinin Türkçe dersinde temel becerilerin kazandırılmasına yönelik görüşlerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan dokuz açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular 1. Öğretmenlerin temel becerileri önem derecesine göre sıralamaları, 2. Öğretmenlerin Türkçe ders kitapları aracılığıyla en çok kazandırılan beş temel beceriyi tahmin etmeleri, 3. Öğretmenlerin Türkçe ders kitapları aracılığıyla en az kazandırılan beş temel beceriyi tahmin etmeleri, 4. Öğretmenlerin Türkçe ders kitaplarındaki etkinliklerin temel becerileri kazandırmaya uygunluğuna yönelik düşünceleri, 5. Öğretmenlerin Türkçe ders kitaplarında temel becerilere yer verilme düzeyinin sınıflara göre farklılığına yönelik düşünceleri, 6. Öğretmenlerin Türkçe ders kitaplarında temel becerilere yer verilme düzeyinin yayınevlerine göre farklılığına yönelik düşünceleri, 7. Öğretmenlerin Türkçe dersinde temel becerileri kazandırmada karşılaştıkları sorunlar, 8. Öğretmenlerin Türkçe dersinde temel becerileri kazandırmada karşılaştıkları sorunları gidermek amacıyla getirdikleri öneriler, 9. Öğretmenlerin Türkçe dersinde temel becerilerin öğrencilere daha iyi kazandırılabilmesi için getirdikleri öneriler temaları altında yorumlanmıştır. Öğretmenlerin görüşlerini daha etkili bir şekilde verebilmek amacıyla doğrudan alıntılara yer verilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre ders kitapları aracılığıyla en çok kazandırılan beş temel becerinin Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanma becerisi (16 kişi), araştırma becerisi (14 kişi), iletişim becerisi (13 kişi), yaratıcı düşünme becerisi (12 kişi) ve metinler arası okuma becerisi (11 kişi); en az kazandırılan beş temel becerinin ise girişimcilik becerisi (17 kişi), problem çözme becerisi (15 kişi), karar verme becerisi (15 kişi), bilgi teknolojilerini kullanma becerisi (13 kişi) ve eleştirel düşünme becerisi (10 kişi) olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte öğretmenlerin % 45’i ders kitaplarındaki etkinliklerin temel becerileri kazandırmaya uygun olduğunu, % 55’i ise uygun olmadığını düşünmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ateşten Gömlek: Sentimental mi Romans mı?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17616</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17616</guid>
      <author>Seher ÖZKÖK</author>
      <description>Bu çalışma, Ateşten Gömlek romanını sentimental romanın özellikleri çerçevesinde ele almakta ve bu metnin bir askerleştirme metni olduğunu iddia etmektedir. Romanın ana karakterlerinden Peyami’nin üzerinden bu askerleştirme sürecinin nasıl işlediği tüm açıklığıyla görülmektedir. Ayrıca bu çalışmada, kadın ve toprak arasındaki ilişkiye değinilerek kadın ve vatan arasında kurulan paralelliğin askerleştirme metnine katkıları üzerinde durulmaktadır. Romanda, romanın ana karakteri Ayşe üzerinden vatan-kadın özdeşliği inşa edilmekte, savaşa adanmışlık ve gözü kapalı savaşa gitme bu özdeşlikle bağlantılı ele alınmıştır. Bu çalışmada ise, bu kadın- vatan özdeşliği psikanalizin yardımıyla saptanmaya çalışılmaktadır. Bunun yanında, mitlerle bu savaş metni arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmakta ve anlatıcının üzerine odaklanan okurun metnin içine nasıl çekildiğine dair stratejiler görünür kılınmaktadır. Okuyucunun hangi stratejilerle metne çekildiği önemlidir. Çünkü savaşmak için bir milleti harekete geçirmek söz konusudur. Bu bağlamda, Ateşten Gömlek’in insanları harkete geçirici bir metin olarak konumlandığını söylemek mümkündür. Bu harkete geçiriş romanın anlatıcısı Peyami’nin etrafında toplanan okur kitlesi vesilesiyle mümkün olmaktadır. Bu çalışma boyunca, aslında millliyetçiliği kuran vatan ve askerleştirme kavramları olabildiğince etraflı bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kavramların milliyetçi düşünceyi oluşturma biçimleri ve stratejileri çalışma içinde görünür kılınmaya çalışılmıştır. Kolektif bir kimlik olan milli kimliğin arka planında hangi dinamiklerin olduğu bir savaş metni olan Ateşten Gömlek üzerinden anlamlandırılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gönül Maddesinin Farklı Türkçe Sözlüklerde Karşılaştırmalı İncelenmesi Üzerinden TDK Sözlüğünün Sözlük Bilimi Açısından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17694</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17694</guid>
      <author>Farhad RAHİMİ</author>
      <description>Sözlük, “bir dilin ya da bir dilin bir bölümünün genel olarak veya belirli bir zamanda kullanılan sözcük ve deyimlerini genellikle abece sırasına, bazen da kavram alanlarına göre ele alıp aynı dille tanımlarını yapan, örnek vererek açıklayan veya başka bir dildeki karşılıklarını yazan kitap” şeklinde tanımlanabilir. Dil biliminin gelişiminden sonra bunun bir dalı olan sözlük bilimi (leksikografi) üst seviyede dil eğitimi almayı, Türkçenin çeşitli dönemlerini ve bunlarla ilgili özelliklerini bilmeyi gerektiren bir uzmanlık alanı haline gelmiştir. Sözlük yazımında en önemli husus sözlüğü yazılacak dilin söz varlığının tespit edilmesi işidir. Anlamlar soyuttan somuta doğru sıralanır, daha sonra mecaz, anlam genişlemesi ve bir dereceye kadar halk ağzı, argo ve terim anlamları gibi özel anlamlar yazılır. Sözlükçülükte bir diğer önemli konu kelimelere, doğru, anlaşılabilir ve dilde kullanılan anlamların verilmesidir. Biz bu çalışmada TDK sözlüğünü temel alarak gönül sözcüğü ile ilgili madde başları ve gönül sözcüğünün iç maddelerini (atasözü, deyim ve birleşik sözler) yedi farklı sözlükten (TDK Sözlüğü, Ötüken Sözlüğü, Kubbealtı Sözlüğü, Püsküllüoğlu Sözlüğü, Dil Derneği Sözlüğü, Doğan Sözlüğü, Hançerlioğlu Sözlüğü) karşılaştırıp sözlük bilimi ile dilbilim alanları arasındaki etkileşimin bu sözlüğe ne derece yansıdığını değerlendirmeye çalışacağız. Temel alınan TDK sözlüğü incelendikten sonra başka sözlüklerin varsa artı yönlerini ortaya koymakla TDK sözlüğüne bir katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Vereceğimiz hususlar dikkate alınıp aynı hususlar diğer maddelerde de uygulandığı takdirde en çok başvurulan Türkçe sözlük olan TDK sözlüğü, sözlük bilimi ilkelerine daha uygun hale gelecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVII. Yüzyıl Dîvân Şairlerinden Rûz-Nâmeci-Zâde Şinâsî’nin Şiirlerinde Deyimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17582</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17582</guid>
      <author>Gülden SARI</author>
      <description>Deyim ve atasözleri Türkçenin sanatlı söyleyişine, efektif kullanılışına canlı birer tanıktır. Atasözü ve deyimler uzun bir gözlemin, deneyimin ürünleri oldukları için geçmişleri oldukça geriye gider. Türkçenin ilişkiye geçtiği dillerle söz varlığını genişletmesi, kavram alanını çeşitlendirmesi deyimlere de yansımıştır. Deyimlerin edebî metinlerden tespiti bu bakımından önem taşır. Rûz-nâmeci-zâde Şinâsî Dîvân’ının şahsında XVII. yüzyıl sonu - XVIII. yüzyıl başlarında Dîvân şiiri metinlerinden hareketle deyimlerin belirleneceği bu çalışma ile hem bir devrin söz varlığına ışık tutulacak hem de dil ilişkilerinin durumu değerlendirilecektir. Deyimlerdeki anlam değişmelerini de dikkate almakta fayda vardır. Tarihî süreç içinde aynı deyimin anlam değiştirdiğini eski kaynaklardan da görebiliyoruz. İncelemenin bir diğer amacı bugünkü söz varlığının oluşumunda ve deyimlerin şekillenmesinde Türkçenin Arap-Fars dillerinden nasibini ne kadar aldığını sorgulamaktır. Rûz-nâmeci-zâde Şinâsî Dîvânı’nda yer alan deyimler belirlenirken Süleyman Çaldak tarafından hazırlanan Rûz-nâmeci-zâde Şinâsî Divanı (ÇALDAK 2004) kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmada öncelikle Şinâsî’nin hayatı, edebî kişiliği ve Dîvân hakkında bilgi verildi. Tespit edilen deyimler incelendi. XVII.-XVIII. yüzyıl edebî metinlerinden tespit edilen deyimlerin, XXI. yüzyıla geçişinde kelime ve anlam kadrosu bakımından uğradığı değişiklik belirtilmeye çalışıldı, günümüzde kullanımı bırakılan deyimler gösterildi. İncelememizde deyimlerin XV. yüzyıldan itibaren XVII.-XVIII. yüzyıl edebî metinlerindeki varlığı ve tarihî değişimi irdelenecek, XXI. yüzyılda kullanılmayan deyimler tespit edilecektir. Deyimler, şekil ve mana bakımından değişikliğe uğrayıp uğramadığı bakımından değerlendirilerek, XXI. yüzyıla ulaşan bu deyimlerin tarihî arka planı ortaya çıkarılacaktır. XXI. yüzyılda kullanılmayan deyimlerin edebî metinlerden tespiti de Türkçenin söz varlığını göstermek bakımından önem taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ülkü Tamer’in “Soğuk Otların Altında” Adlı Kitabında Kent Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17470</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17470</guid>
      <author>Orhan SARIKAYA</author>
      <description>Modernitenin taştan cisimleşmiş şekli olan kentler, modern şiirin duyarlılığının da ortaya çıktığı mekânlardır. Kent, çevre ve insan açısından birçok olumusuz şartı bünyesinde barındırmasına rağmen; bu durum modern edebiyata konu bakımından farklı olanakların ve yeni zenginliklerin de kapısını açmıştır. Modern edebiyat, Charles Boudelaire’den itibaren yeni temaların ve imgelerin ortaya çıktığı böyle bir kaynağa yabancı kalamamıştır. Bizim edebiyatımızda ise gerek şiir gerekse roman türlerinde 1950’lerden başlayarak “kent eleştirisi”, “kaçma duygusu”, “doğaya özlem”, “moral değerlerde çözülüşün getirdiği problemler” ve “bireyin kendisine – doğaya ve topluma yabancılaşması” gibi meseleler kent merkezi esas alınarak yazılmaya başlanmıştır. Ülkü Tamer de, insanın özüyle kendisi arasına aşılmaz mesafeler koyan; evrenle insanın arasındaki ahengi bozan kent yaşamını, şiirinin ana izleklerinden birisi haline getirir. Tamer’in tematik bağlamdaki bu tercihi özellikle ilk şiirlerinde “militanist” bir söylemle gerçekleşmez; o, özlem duyduğu el değmemiş doğallığı önce, çocuklara özgü bir safiyet ve sadeliğin hâkim olduğu mısralarında gerçekleştirir. Çalışmamızın giriş bölümünde, modern yaşam alanları ve yapılarına, modernizmin sınır tanımayan ve hiçbir ahlaki ilkeyi kabul etmeyen ilerlemecilik mantığına, kent yaşamının neden olduğu insanlar arası ilişkilerdeki deformasyona ve modern iktidarın oluşumuna değinilecektir. Ülkü Tamer’in “Soğuk Otların Altında” adlı kitabı ise bu teorik altyapı çerçevesinde ve dönemindeki şairlerden bazılarının benzer temalı şiirlerinden örnekler eşliğinde incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Akademik Etik Değerler Ölçeğinin Geliştirilmesi: Güvenirlik Ve Geçerlilik Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17720</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17720</guid>
      <author>Oğuzhan SEVİM</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı araştırmacıların akademik etik değerlerle ilgili tutumlarını ölçmeye yarayan bir ölçek geliştirmektir. Araştırmada ilgili literatür ve uzman görüşlerinden yararlanılarak 63 maddeden oluşan bir taslak ölçek oluşturulmuştur. Uzman görüşlerinden hareketle 10 madde taslak ölçekten çıkarılmıştır. Taslak ölçek, 508 akademisyene uygulanmış, faktör analizi yapılarak 3 madde daha ölçekten çıkarılmış, kalan 50 madde 5 boyutta toplanmıştır. Bu boyutlar Bilimsel araştırmaya yönelik değerler, Meslektaşa yönelik değerler, Çalışılan kuruma yönelik değerler, Topluma yönelik değerler, Öğretim sürecine yönelik değerler diye adlandırılmıştır. Faktör analizinden sonra ölçeğin bütününe ve her bir alt boyutuna ilişkin madde analizi yapılmış; 50 maddenin tamamının ölçekte kalmasına karar verilmiştir. Madde analizinden sonra ölçekteki her bir maddenin Cronbach Alpha, Spearman-Brown ve Guttman iç tutarlık katsayıları hesaplanmış ve AEDÖ’nün yüksek düzeyde güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Etkileşimi ve Makedonya Türklerinin Yazı Dilinde Çekimsiz Fiiller Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17522</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17522</guid>
      <author>Hülya SKUKA</author>
      <description>19. yüzyılın sonları, Türk dilinin Balkan dilleri üzerine etkisinin en üst kerteye ulaştığı dönem olarak sayılabildiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü nedeniyle bu zaman parçası, Türk dilinin etkisinin azalmaya başladığı zaman olarak da görülebilir. Bu dönemden sonra ters yönde bir etkinin başladığı, daha doğrusu birer Hint-Avrupa dili olan Balkan dillerinin, Balkan Türk ağızlarını etkilemeye başladığı söylenebilir. Türkçenin aleyhine işleyen bu etki, Balkan Türk ağızlarına, söz varlığından söz dizimine kadar birçok yabancı unsurun girmesine yol açmış ve neticede bu Türk ağızlarını Hint-Avrupa dillerinden olan Balkan dillerine yaklaştırırken, Türkiye Türkçesinden uzaklaştırmış ve tamiri zor olan sapmalara neden olmuştur. Böyle iki dillilik yada çok dillilik ortamı içinde gelişen Balkan Türk ağızlarında olagelen sapmalar, sadece konuşma dilinde kalmayıp yazı dilini de etkilemiştir. Bu çalışmada, Türkiye Türkçesi yazı dilinden her alanda farklılık gösteren Makedonya Türklerinin yazı dili ele alınmış ve dil etkileşiminin çekimsiz fiillerin kullanımında yarattığı değişmelere dikkat çekilmiştir. Bu amaçla, 1950-2003 yılları arasında Makedonya'nın başkenti olan Üsküp'te yayınlanan "Sevinç" dergisinin 648 sayısı taranmış ve Türkçede bulunmayan çok değişik cümle tiplerinin varolduğu tespit edilmiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmada, Makedonya Türklerinin yazı dilinde isim-fiillerin, sıfat-fiillerin ve zarf-fiillerin kullanılışları ele alınmış ve Makedonya Türklerinin, Makedonca, Arnavutça gibi Hint-Avrupa dillerinin etkisiyle, Türkçede fiil gruplarının sağladıkları ilişkileri başka kelime çeşitlerine yükleyerek, Türkçenin söz dizimine aykırı cümleler kurdukları görülmüştür. Taradığımız metinlerde, bazı cümle örneklerinde, fiilimsilerin kullanımdan düşmediği fakat bu kelime çeşitlerinin taşıdığı özelliklerin karıştırıldığı ve dolayısıyla cümlenin gerektirmediği yanlış fiilimsilerin kullanıldığı da dikkat çekmiştir. Mesela -dık/-duk ekli sıfat-fiiller bazan iyelik ve ad-durumu ekleri alarak adlaştıklarında adıl ve mastar niteliğinde kullanılırlar. Ad niteliği kazanarak kullanıldıkları cümlelerde türlü unsurların yerini tutarlar ve isim-fiiller gibi çekimli eylemlerin tamlayıcısı olurlar. İşte bu özelliklerinden dolayı Makedonya Türkleri bu sıfat-fiilleri, -ma, -me'li isim-fiillerin yerine kullanmışlardır. Makedonya Türklerinin yazı dilinde, fiilimsiler ile kurulan bazı tamlamalarda, tamlayan ve tamlanan unsurlar arasında ve genellikle fiilimsi ile cümlenin asıl fiili arasında uygunluk sağlanamadığından dolayı da belirli yanlışlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışma esnasında fiilimsilerin kullanılışları ile ilgili karşılaşılan bu ve benzeri hatalar dışında, ses bilgisinden cümle bilgisine kadar her alanda birçok hatanın yapıldığı dikkat çekmiştir. Bu durum, Prof. Dr. Ahmet Günşen'in dediği gibi, Balkanlar coğrafyasında Türkçenin geleceği konusunda endişeye düşürmektedir. Kanımızca, Türklerin yazı dillerinin ele alınması ve Türkiye Türkçesi yazı dili ile karşılaştırmalı çalışmaların yapılması, suni yollarla birbirinden ayrılmış olan Türk yazı dillerinin ortak bir temelde birleştirilmesinde büyük önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Postmodern Roman: Kurgu, Dil ve Kişiler Kadrosu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17723</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17723</guid>
      <author>Gamze SOMUNCUOĞLU ÖZOT</author>
      <description>Yerleşik kalıpların birçoğunu değiştirip yeni yapılar ve sentezlerle kendini gösteren postmodernizm bu özelliğini roman türünün kurgu, dil-üslûp ve roman kişilerini oluşturmasında da sergiliyor. Postmodern romanlarda roman karakterleri klasik ve modern romanlardakinden belirgin farklarla ayrılır. Postmodernist dünya görüşü roman kişilerini bilindik kalıplardan, rollerden, görevlerden azat etmektedir. Postmodern romanlarda idealist, kendini topluma hizmet etmeye adamış, ahlak kurallarına önem veren ve bunu her fırsatta dile getiren, pozitivist bakış açısına sahip, derli toplu bir roman kişisiyle karşılaşılması neredeyse imkansızdır. Postmodern romanda karakterler romanın merkezine bireysel sorunlarıyla, iç karmaşalarıyla oturmazlar. Klasik romanda merkezî kişiye tanınan ayrıcalıklar postmodern romanda olabildiğince azaltılmıştır. Bu tür romanlarda amaç “dil”dir, metnin kendisidir. Yazarın hedefi bir fikri, bir kişiyi ön plana çıkarmak değildir. Onun işi metinledir, kurguyladır, o anda kullanılan sözcüklerledir. Postmodern romanda kurgu oldukça ilginç bir konudur ve postmodern roman en çok bu yönüyle klasik ve modern tarzdaki romandan ayrılır denilebilir. Üstkurmacanın hakim olduğu postmodern romanlarda metinlerarasılık, parodi ve pastiş teknikleri sıkça kullanılan yöntemlerdendir. Yazar hem oluşturduğu metinle hem de parodi, pastiş gibi yöntemlerle gönderme yaptığı metinlerle çıkar okuyucu karşısına. Okuyucu aynı anda birçok metni okumuş olur. Postmodern romanlarda olay örgüsü bilinen kurallara göre oluşturulmaz. Kimi postmodernist yazarların sağlam bir olay örgüsü oluşturmaya çalışmak gibi bir kaygılarının dahi olmadığı görülebilir. Bu durumu “olay” unsurunun postmodern romanlarda önemini kaybetmiş olmasına bağlamak doğru olacaktır. Halbuki klasik romanda olay, başat öğe konumundadır. Modern romanlarda eski önemini iyiden iyiye yitirmiştir; ancak hiçbir zaman postmodern romanlardaki kadar belirsizleştirilmemiştir. Postmodern anlayışın yaygınlaşmasından önceki metinlerde kullanılan dilin hiçbir zaman amaç olarak görülmediği, daima bir araç olarak düşünüldüğü açıktır. Oysaki postmodern romanlarda dil, dili kullanmak, dilin zenginliği, değişkenliği v.s. temel erek olarak çıkar okuyucu karşısına. Aynı zamanda dilin postmodern metinlerde varoluşsal sorgulamaların çıkış noktası ve bu sorunların irdelendiği düzlem olarak belirdiğini de eklemek gerekir. Postmodern bakış açısı dili sınırlamayı doğru bulmaz. Postmodern romanlar dil unsurlarının hepsini kullanmaya açık yapıtlardır. Postmodern romanlarda konuşma dilinden atasözlerine, argodan uydurma kelimelere dilin bütün alanları gözlenebilir; çünkü postmodern roman dilin kendisidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hazret-i Ömer’in Adaleti: Dâsitân-ı Şehmân</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17502</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17502</guid>
      <author>Bünyamin TAN</author>
      <description>Hz. Ömer, İslam tarihinde adaletiyle ünlenmiş bir sahabedir. Yaşadığı devir içinde ve halifelik görevini yerine getirdiği dönemde adaletiyle hükmü altındakileri yönetmesiyle tanınmaktadır. Bu sebeple onun adaletli yönetim anlayışıyla alakalı olarak pek çok rivayet İslâm tarihi kitaplarında yer almaktadır. 13. Yüzyılda fetih hareketlerinin yoğun olması ve gaza anlayışıyla birlikte İslâm dîninin üstünlüğünü halka anlatma ihtiyacının birlikte ortaya çıkması münasebetiyle sahabeler ile alakalı dînî ve tasavvufî hikâyelerin ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu hikâyelerde onların dindarlıkları ve İslâm toplumuna örnek olan yönleri anlatılmaya çalışılmıştır. Üzerinde çalıştığımız mesnevîde Hz. Ömer’in zina eden oğluna dahi dönemin hukuku gereği ceza uygulayışı ve cezalandırılan oğlu dahi olsa herhangi bir iltimas geçmediği anlatılmaktadır. Mesnevî, “halk tipi mesnevî” grubuna dahildir. Bu tip mesnevîlerin klasik özelliği halkı dînî ve ahlakî konularda eğitmek ve onları İslam dîni çevresinde toplamaktır. Bu sebeple Hz. Muhammed’in hayatı ve mucizeleriyle birlikte sahabelerin hayatlarının bir döneminde yaşanmış olaylardan da yola çıkılarak sade dille yazılmış bu tip mesnevîlere rastlamak mümkündür. Dâsitân-ı Şehmân, yukarıda belirtmiş olduğumuz özellikleri gösteren bir mesnevî olup Hz. Ömer’in adaletli yönetim anlayışı hikâye edilmektedir. Öncelikli olarak mesnevîde anlatılan hikâyenin tarihsel yönü irdelenmiştir. İslâm tarihi kaynaklarında Hz. Ömer’in hangi oğluyla ilgili böyle bir rivayetinde var olduğu araştırılmıştır. Daha sonra mesnevînin halk tipi olma özellikleri üzerinde durulmuştur. Mesnevînin nüsha incelemesi yapılmış ve transkripsiyonlu metine yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>8. Sınıf Öğrencilerinin Yazma Taslakları Aracılığıyla Metin Tutarlıklarının Sağlanması: Bir Eylem Araştırması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17595</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17595</guid>
      <author>Mehmet TOK, Mustafa GÖNÜLAL</author>
      <description>Yazma sürecinin en önemli basamaklarından biri taslak oluşturmadır. Öğrencilerin oluşturdukları metinlerde, birden fazla ana fikrin yer alması, bakış açısının dışına çıkılarak gereksiz bilgilerin verilmesi, metnin tutarlı bir şekilde oluşmasını engellemektedir. Eylem araştırması şeklinde desenlenen bu çalışmada, geliştirilen öğretim etkinlikleri ve yazma öncesinde hazırlanan yazma taslakları aracılığıyla 8. sınıf öğrencilerinin paragraf düzeyinde metin tutarlılıklarının sağlanması amaçlanmıştır. Çanakkale Merkez Gazi Ortaokulu’nda yapılan 8 haftalık (16 saat) uygulamaya 32 öğrenci katılmıştır. Araştırmanın verileri, Türkçe Öğretmeni ile görüşme, öğrencilerle odak grup görüşmesi, öğrencilerin yazılı anlatımları, öğrencilerin çalışma kâğıtları, öğrenci günlükleri, araştırmacı günlüğü, öğretmen gözlem formu olmak üzere 7 farklı veri toplama aracından elde edilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi yapılarak kategoriler oluşturulmuştur. Uygulama öncesinde, yapılan odak grup görüşmelerinde öğrenciler, yazmayı sevmediklerini, gerekmedikçe yazmadıklarını ve bir şey yazılması gerektiğinde de akıllarına ilk gelen şekilde ve plan yapmadan yazdıklarını belirtmişlerdir. Öğrencilerin yazılı metinleri incelendiğinde de bu durum gözlemlenmiştir. Uygulama, öğrencilerin yazılı anlatımlarında tutarlı metin oluşturma, uygun destekleyici unsurları bulma, destekleyici unsurların artması, daha ayrıntılı düşünme ve yazma tutumlarını artırmaları yönünde olumlu sonuçlar vermiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretilmesinde Yöntem Seçimine İlişkin Bir Durum Çalışması: Farklı Yöntemler Üzerinden Geçmiş Zaman Öğretimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17024</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17024</guid>
      <author>Hayrettin TUNÇEL</author>
      <description>Çalışmanın amacı yabancı dil olarak Türkçe geçmiş zaman öğretimine ilişkin A1 seviye sınıfı dersinde ne tür yabancı dil öğretim yaklaşımı/yaklaşımları kullanıldığını tespit etmektir. Araştırma deseni karma desen (mix method) kullanılarak tasarlanmıştır. Araştırma hem durum çalışması modeli hem de tarama modelleri arasından ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Rudner ve Schafer (2009)’a göre durum çalışması, sınırlı sayıda değişkeni incelemek belirli kuralları takip etmek yerine tek bir durum ya da olayın derinlemesine incelenmesini içerir. Karasar (2012)’ye göre ilişkisel tarama modelleri iki ya da daha çok sayıdaki değişken arasında birlikte değişim varlığını ve/veya derecesini belirlemeyi amaçlayan araştırma modelleridir. Araştırmada yabancı dil olarak Türkçe dersinde kullanılan yabancı dil öğretimi tekniklerinin hangi yabancı dil öğretimi yaklaşımına uygun olduğu nedensellik ile ilişkilendirilerek ve derste kullanılan her bir teknik için nasıl sorusu sorularak detaylara ayrıntılı bir biçimde yer verilmiştir. Ayrıca çalışmada katılımcıların geçmiş zaman değerlendirme sınavına aldıkları puanlar arasına cinsiyet ve bildikleri yabancı dil sayısına bağlı olarak p&lt;,05 anlamlılık düzeyinde farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışma sonucunda Yabancı dil olarak Türkçe dersine ait geçmiş zaman konusu öğretimi sırasında öğretmen tarafından dil sınıfında sadece bir yabancı dile ait yönteme ilişkin yabancı dil öğretim tekniği/teknikleri kullanılmadığı; bunun aksine pek çok yabancı dil öğretimi yaklaşımına ait tekniklerin aynı anda kullanıldığı belirlenmiştir. Konu değerlendirme sınavında üç ve üzeri yabancı dil bilen katılımcıların ( =87,03) bir yabancı dil bilen katılımcılara göre (=81,28) daha başarılı sonuçlar aldıkları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Ümit’in İlk Polisiye Romanı: Sis ve Gece</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17475</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17475</guid>
      <author>Sevgül TÜRKMENOĞLU</author>
      <description>Polisiye roman, Türk edebiyatı için yeni bir türdür. Henüz Türk edebiyatında hak ettiği yeri almamış olan polisiye roman, özellikle 1980 sonrası gelişir. 1990’lı yıllarda bir polisiye roman furyası başlar. Bu yıllardan itibaren polisiye roman biraz daha yakın durulduğu görülür. Polisiye türü; uyuşturucu, fuhuş, cinayet, insan ticareti gibi kriminal konular üzerine inşa edildiği için gelişme alanı da, bu tür ilişkilerin yoğun olarak görüldüğü metropol şehirlerdir. Metropolleşen, nüfusu gitgide kalabalıklaşan ve buna bağlı olarak kriminal vaka sayısında artış yaşayan İstanbul, Türk polisiyesi için uygun bir mekândır. Buna rağmen bu türün Türk edebiyatında hak ettiği yeri aldığını söylemek henüz mümkün değildir. Bu durum, Türk toplum yapısından kaynaklanır. Fuhuş, uyuşturucu, cinayet, kaçakçılık, insan ticareti gibi kriminal unsurlar, polisiye romanında sıkça işlenen konulardır. Bu konular Türk toplumuna çok yakın değildir. Polisiye romanın Türk edebiyatında çok fazla yer almamış olmasında bu konuların Türk toplumuna uzak oluşunun da rolü vardır. Son dönemlerde polisiyeye bir yöneliş başlasa da bu çok yeterli bir teşebbüs değildir. Polisiye roman, henüz Türk edebiyatında gereken öneme sahip olamamıştır. Sis ve Gece romanı, Ahmet Ümit’in ilk polisiye romanıdır. Roman, yayımlandığı dönemde ilgiyle karşılanmıştır. Yunancaya da tercüme edilen roman, yabancı bir dile çevrilen ilk Türk romanı unvanını da kazanmıştır. Bu çalışmada Sis ve Gece romanı polisiye roman bağlamında ele alınarak değerlendirilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İkinci Meşrutiyet Dönemi Türk Basını ve Feyz-i Hürriyet Gazetesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17485</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17485</guid>
      <author>Yavuz Sinan ULU</author>
      <description>23 Temmuz 1908’de ilan edilen İkinci Meşrutiyet, süreli yayınların kontrol mekanizmasından yoksun, özgür bir ortamda çıkmasını sağlamıştır. Bu özgür ortam hiçbir dönemde olmadığı kadar fazla sayıda gazete ve derginin yayımlanmasına zemin hazırlamıştır. Feyz-i Hürriyet bu süreli yayınlardan biridir ve İkinci Meşrutiyet dönemi Türk basınını temsil gücüne sahiptir. Feyz-i Hürriyet, 18 Ağustos - 17 Teşrin-i Sâni (Kasım) 1326 (1908) tarihleri arasında Vicdânî'nin çabalarıyla 26 sayı yayımlanabilmiş bütünüyle siyasî bir yayın organıdır. Vicdânî'nin yanı sıra Ali Sâcit, Nabluslu Vecihî, Ahmed Sıdkî gazetede makalelerini yayımlayan önemli yazarlardandır. Feyz-i Hürriyet, İkinci Meşrutiyet'in o coşkulu hürriyet heyecanının yaşandığı bir dönemde yayım hayatına başlamış ve Millet Meclisi'nin gerekliliğini, Sultan II. Abdülhamit aleyhtarlığını ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne yakınlığı vurgulayan yazılarıyla dikkat çekmiştir. Feyz-i Hürriyet yalnızca İstanbul'daki siyasetle ilgilenmemiş, çeşitli problemler doğuran Kürt meselesini de Ali Sâcit'in makaleleri vasıtasıyla sayfalarına taşımıştır. Feyz-i Hürriyet, İkinci Meşrutiyet dönemi siyasetini çeşitli yönlerde değerlendirmiş, o dönem süreli yayınlarına dair bir bakış açısı kazandıracak bir yayın organıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Arap Edebiyatında Eşkiya Şairler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17793</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17793</guid>
      <author>İbrahim USTA</author>
      <description>Eşkıya şairlerin Arap yarımadasında hayatın çok çetin şartlarda geçtiği dağlarda ve geniş çöllerde yer tutmuş hırsız grupları olduğu bilinmektedir. Bunlar kabileleri tarafından ya köle çocukları oldukları için ya da kabile kurallarına aykırı hareket ettikleri veya kabileyi zora sokacak bir tercihe zorladıkları için kovulmuş kimselerdir. Bunun neticesinde Eşkıya kendi kabile hayatının dışında yaşayan, adalet isteği tükenmiş, aile ve kabile bağlarını koparmış, acımasızlığın kol gezdiği bu beldelerde kendilerine zulmedildiğine inanan, kabilesine ve servet sahiplerine ve dünya malına küsmüş insanlardır. Toplumlara korku ve endişe salarak, çöllerde mekân tutan bu kimselerin tek silahı güçlü bedenleridir. Bununla birlikte cesaretleri, düşmana amansız saldırıları ve ölüm ve hayatı aynı değerde görmeleri, onları diğerlerinden farklı kılan en temel özelliklerin başında gelmektedir. Aynı zamanda onlar için fakirlere ve yoksullara şefkatle davranmak, baskınlarda elde ettikleri ganimetleri ihtiyaç sahiplerine dağıtmak gibi insani tarafları da unutmamak gerekir. Eşkıyalar saldırıların önemli bir kısmını zenginlere ve cimrilere karşı yapmışlardır. Bu çalışmada Arap edebiyat tarihinde önemi bir yeri olan eşkıya şairler ele alınacaktır. Cahiliye, Sadru'l- İslam, Emevî ve birinci Abbâsî dönemlerinde gördüğümüz eşkıya şairlerin yaşadıkları ekonomik, sosyal ve kültürel çevreleri incelenmiş, bir bakıma bu kişileri eşkıyalığa iten sebepler irdelenmiştir. Konu sonlarında her dönemin en meşhur birkaç şairinin kısa bir biyografisi ile birkaç beyitlik şiiri okuyucunun dikkatine sunulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Na’t Geleneğinde Şeyh Gâlib Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17498</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17498</guid>
      <author>Şerife UZUN</author>
      <description>Na’t, özellikle Fars ve Türk edebiyatlarında Hz. Peygamber(sav)’i öven şiirlerin genel adıdır. Türk edebiyatında ilk örneğine Yusuf Hâs Hâcib’in Kutadgu Bilig adlı eserinde rastladığımız na’t, edebiyat tarihimiz boyunca her dönemde rağbet görmüş ve bir geleneğe dönüşmüştür. Özellikle Hz. Peygamber(sav)’e duyulan sevgi ve onun şefaatine nâil olabilme isteği tarih boyunca şairleri na’t yazmaya sevk etmiştir. Bu şiirlerin en güzel örneklerine ise klasik Türk edebiyatı döneminde rastlanmaktadır. Hatta Fuzûlî’nin Su Kasidesi ilk sıraya yerleştirilirse ikinci sırada Şeyh Gâlib’in müseddes-i mütekerrir na’ti gelmektedir. Şeyh Gâlib, hemen hemen bütün edebiyatçılar ve eleştirmenler tarafından klasik şiirin son büyük şairi olarak kabul edilmektedir. Onun şiirleri, özellikle Sebk-i Hindî akımının tesiriyle yazdıkları, mana itibariyle oldukça zengindir. Bu zenginlik na’tlerinde de görülmektedir. Şeyh Gâlib,</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hârezmli Hâfız Divanında Türk Adı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17643</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17643</guid>
      <author>Ahat ÜSTÜNER</author>
      <description>Türk kelimesi, Türkçenin tarih? eserlerinde cins isim olarak “1. Güzel 2. Güç, kuvvet 3. Güçlü, kuvvetli 4. Olgun, yetişkin” gibi çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. 15. Yüzyılın ilk yarısında yaşayan Çağatay şairi Harezmli Hafız’ın Divanında 70 beyitte “türk” kelimesinin cins isim olarak yer aldığı görülmektedir. Şair,</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bilgisayar Destekli İşbirlikçi Dil Öğrenimi Göreve Dayalı Dil Öğrenimine Yönelik Özel Bir Atıfla</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17587</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17587</guid>
      <author>Zeynep YAPRAK</author>
      <description>Bu makale eşzamanlı çevrimiçi ortamla desteklenen işbirlikçi görevlerin tasarısı için bir taslak ortaya koyar ve bilgisayar aracılı ortamlara dayalı sözcük yoğunluğu ve anlam görüşmesi yönünden öğrenen dil çıktısını miktar ve kalite açısından raporlandırır. Çalışma, öncelikle çevrimiçi görev tasarıları ile ilgili temel teorileri ele alır ve bilgisayar odaklı dil öğrenimin etkileşimli doğası ile ilgili önemli noktaları ortaya koyar. Katılımcıların profilleri ve kendi dil kapasiteleri hakkındaki görüşleri bir anket aracılığıyla toplanırken, işbirlikçi çevrimiçi görevlerle desteklenen dil çıktıları ise ses kayıtlar ve ekran görüntüleri ile belirlenmiştir. Çalışmada eş zamanlı etkileşimi kaydetmek için bir ekran kaydedici yazılımın kullanılması sadece etkileşimin analizini kolaylaştırmamış aynı zamanda katılımcıların etkileşim esnasında ortaya çıkan iletişim sorunları ile başa çıkmak için kullandıkları eylemlerin izlenmesine de olanak tanımıştır. Katılımcıların uyarılmış geri çağırma yöntemi ile elde edilmiş kendi dil performansları ve bilgisayarın dil öğrenim ve öğretim sürecine eklenmesi ile ilgili son değerlendirmelerine dayalı bulgularla birlikte çalışma son bulur. Bu bulgulara dayalı olarak görülmüştür ki, etkileşimci ve işbirlikçi ortamlar dil görevleri ile birlikte öğrencinin sözlü olarak katılımlarında hem katılım süresi hem de kalitesi bakımından geleneksel ortamlara göre daha yüksektir. Geleneksel öğretiminin yürütüldüğü sınıflarda, öğrencilerin sözlü olarak katılımları çoğunlukla en çok iki veya üç girişimle ve sadece öğretmen sorularına cevap verme biçimiyle sınırlı kalırken, bilgisayar destekli etkileşimci bir öğrenme ortamında, etkileşimi başlatma, soru sorma ve cevaplama, etkileşim sırasını belirleme ve etkileşimi sonlandırma gibi tüm sorumluluklar öğrencinin kendisine aittir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaokul Türkçe Ders Kitaplarında Ve Öğretmen Kılavuz Kitaplarında Yer Alan Yazma Etkinliklerine Dair Öğretmen Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17489</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17489</guid>
      <author>Derya YAYLI, Murat SOLAK</author>
      <description>Yazma eğitiminin amacı öğrencilerin tüm derslerde anlatma istediklerini açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edebilmelerine yardımcı olmaktır. Anlatımdaki sorunlar iletişim sorunlarına yol açacağı için bu eğitimin özenle yerine getirilmesi çok önemlidir. Bu amaçla Türkçe yazma öğrenme alanı konusunda birçok çalışma yürütülmüş ve türlü sonuçlara ulaşılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geliştirilen son Türkçe dersi programında yer alan yazma öğrenme alanı ile ilgili de çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Yapılan bu çalışmalarda biçim kadar biçem ve içeriğe de önem verilmiştir. Bazı çalışmalar yazma öğrenme alanına ilişkin öğretmen görüşlerini de ele almıştır. Bu çalışmaların çeşitlendirilmesi ve çalışmalara öğretmen kılavuz kitaplarındaki etkinliklerinin de katılması önemlidir. Bu yüzden bu çalışma ortaokullarda görev yapan Türkçe öğretmenlerinin Türkçe ders kitapları ve öğretmen kılavuz kitaplarında yer alan etkinliklerle ilgili görüşlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırma için Manisa ve Burdur illerinde yer alan okullarda çalışan 30 Türkçe öğretmeni ile yüz yüze görüşme yapılmıştır. Görüşmelerde yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Toplanan nitel veri içerik analizi yoluyla incelenmiş, kodlar ve temalar belirlenmiştir. Bu temalardan hareketle, elde edilen bulgular üç başlık altında tartışılmıştır: 1) yazma etkinliklerinin türü ve niteliği, 2) öğrencilerin yazma etkinliklerini algılama biçimi ve 3) öğretmenlerin yazma etkinliklerini algılama biçimi. Sonuçlar öğretmenlerin genel anlamda etkinlikleri yeterli bulduğunu, öğrencilerin yazmaya karşı isteksiz olduğunu, sınıfların kalabalık olmasının ve zaman yetersizliğinin eğitim sürecini olumsuz etkilediğini ve değerlendirme konusunda gelişimin gerekli olduğunu ortaya koymuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edebiyat ve Kültürümüzde Tren</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17509</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17509</guid>
      <author>Ali YILDIRIM</author>
      <description>Edebi ve kültürel hayatımızı şekillendiren önemli unsurlardan biri de medeniyet dediğimiz, bütün insanlığın ortak keşif ve gelişiminin ürünü olan teknolojidir. Kültür hayatı, sadece o kültürü oluşturan toplumların gelenekleri, görenekleri, inançları ve algılarından oluşmaz. Bu değerleri bütünleyen veya harekete geçiren önemli unsurlardan biri şüphesiz medeniyetin bir sonucu olan teknolojidir. Ülkemize bin sekiz yüz ellili yıllardan itibaren gelmeye başlayan tren taşımacılığı, kültür hayatımızda da yeni yeni algılamalara sebep olmuştur. Özellikle askeri ve ticari yönleri dikkate alınarak oluşturulan tren hatları, Osmanlı coğrafyasının değişik yerlerinde hayat bulmuştur. Tren ve demiryollarının ülkemize geldiği yıllar, Osmanlı devletinin pek çok cephede savaşmak zorunda kaldığı sıkıntılı yıllardır. Anadolu coğrafyasından İmparatorluğun uzak pek çok cephesine asker sevkıyatı yapılmakta idi. Şüphesiz bunun da en uygun yolu o dönemde inşa edilmiş olan tren hatlarıdır. Böylece insanımızın algısında, gidenin gelmediği gelenin bulamadığı ayrılıkların müsebbibi adeta trenler olmuştur. Türk toplumu, tarihten gelen tecrübeleri ve birikimleri ile kendine has bir ruh enginliğine sahiptir. Özellikle onun çok değişik coğrafyalara yaptığı göçler ve buna bağlı yaşadığı sıkıntıları hüzne ve kedere mütemayil bir hassasiyetinin oluşmasına neden olmuştur. Toplumumuzdaki bütün bu algılardan kaynaklanan hassasiyet, onun günlük hayatına, şiirlerine, şarkılarına, türkülerine, deyimlerine, ninnilerine, bilmecelerine yansımıştır. Böylece tren ve tren ulaşımının etrafında zengin bir kültürel yapı oluşmuştur. Bu çalışmada tren ve demiryolu taşımacılığının edebi hayatımıza özellikle de populer kültürümüze etkisi üzerimde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kerkükî Abdüssettâr Efendi ve Mi'râciyye'si</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17648</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17648</guid>
      <author>İsmail YILDIRIM</author>
      <description>Türk İslâm edebiyatı geleneği çerçevesinde Hz. Peygamber’in doğumu, manevî yaşam tarzı, mucizâtı, şahsiyeti ve ölümü üzerine birçok eser kaleme alınmıştır. O’nun hayatı etrafında meydana getirilen eserler ya müstakil olarak kaleme alınmış ya da yazar meydana getirdiği eserinin bir bölümünü bazı nazım şekilleri altında, Hz. Peygamber’in mucizeleri veya vasıflarına ayırmıştır. Hicretten yaklaşık bir yıl önce, Recep ayının 27. gecesinde zuhûr eden Mi’râc hadisesi; Hz. Peygamber'in, ilahî sevk ile Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya ve nihayetinde Yüce Allah ile görüşüp, bazı ilahî emirleri almasından müteşekkildir. Bu hadise birçok yazar ve şair tarafından kaleme alınmış; zamanla “Mi’râciyye, Mi’râc-nâme” adı altında eserler meydana getirilmiştir. Zaman içinde belirgin özellikler kazanan mi’râciyeler XI. yüzyıldan itibaren çok fazla rağbet görmüş, manzum-mensur karışık veya manzum şekilde yazılmış metinler halinde gelişimini sürdürmüştür. Şairlerin coşkulu bir söyleyiş ve yer yer didaktik özelliklerle dolu olarak kaleme aldıkları mi’râciyeler, mi’râc mucizesini anlatmaları nedeniyle, çoğu zaman sanatkârane bir üslûpla yazılmışlardır. 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başlarında yaşamış, Kerkükî Abdüssettâr Efendi (1858-1932) de tercî’-i bend nazım şekliyle bir Mi’râciye kaleme almıştır. Nakarat beyti; Rûz u şeb zikr-i lisânımdır salât ile selâm Ol mübârek rûhına ey Hazret-i fahrü’l-enâm olan mi’râciyyede şair, Hz. Peygamber’e duyduğu derin sevgi ve muhabbeti samimî, coşkun ve lirik bir şekilde dile getirmiştir. Bu yazıda, mi’râciye türü ve mi’râciyenin Türk edebiyatındaki yeri, tarihî gelişimi ve Türk edebiyatında yazılmış belli başlı mi’râciyeler hakkında bilgi verilecektir. Daha sonra, müellifin hayatı bahis konusu edilecek, şairin daha önce üzerinde durulmamış olan Mi’râciye’si şekil ve muhteva husûsiyetleri açısından incelenip; eserin transkribe edilmiş metni ve günümüz Türkçesine çevirisi verilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOMÜ TÖMER’ de Türkçe Öğrenen Yabancı Öğrencilerin Motivasyon Kaynakları Ve Sorunları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17663</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17663</guid>
      <author>Fatih YILMAZ, Sevtap BUZLUKLUOĞLU ARSLAN</author>
      <description>Ulusların kendi dillerinin dışında, yeni bir dili öğrenmeleri ve kullanmaları, her açıdan zorunluluk olmuştur. Özellikle günümüz küresel dünyasında, yaşamın uluslararası ilişkilerle şekillenmesinden dolayı yabancı dil öğrenme büyük bir öneme sahiptir. Türkçe dünyadaki değişik eğitim kurumlarında, hem yabancı dil hem de ikinci dil olarak öğretilmesine rağmen Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ve eğitimi konusunda yeteri kadar bilimsel çalışmalar yoktur. Bu eksikliklerden en önemlisi ve üzerine en az vurgu yapılanı "motivasyon eksikliği" dir. Bu araştırmanın amacı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezinde (ÇOMÜ-TÖMER) de yabancı dil olarak Türkçe öğrenmeyi tercih eden öğrencilerin yaşadıkları motivasyon sorunları ve kaynaklarının belirlenmesidir. Araştırmada betimsel tarama yöntemi kullanılmıştır. Bu araştırmada ÇOMÜ-TÖMER’de okuyan 111 yabancı öğrenciye anket uygulanmıştır. Elde edilen verilerin, frekans, aritmetik ortalama ve yüzde hesaplamaları yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda; öğrencilerin en önemli motivasyon kaynağının içsel nedenlerden kaynaklandığı belirlenmiştir. “Beklentilerim doğrultusunda gerçekleşecek bir eğitim-öğretim süreci Türkçe öğrenme konusundaki istekliliğimi artırır.” 4.30, en önemli motivasyon sorununun ise dışsal nedenlerden kaynaklandığı belirlenmiştir. “Öğrendiğim dilin konuşulduğu ülkeleri sevmiyor olmam Türkçe öğrenmemde benim için dezavantaj oluşturuyor.” 3.67.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tatar Türkçesi Ağızlarında Şart Ve Dilek Kipleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17532</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17532</guid>
      <author>Ferit YUSUPOV</author>
      <description>Tatar Türkçesinin ağızlarında şart kipinin temel biçimi olarak ağızlar sisteminin çekirdek unsuru olan -sa biçimi kabul edilir. Bundan başka -sa biçimi bazı ağızlarda istek ve emrin çeşitli nüanslarını ifade edip bağımsız cümlenin yüklemi işlevinde de kullanılabilir. Şart kipinin başkalarıyla ilişkilerde bulunabilmesi bazı bildirme kipi biçimlerinin eylemin gerçekleşme şartını belrtmek için ise (eski Türkçede irser), ki kelimeleriyle birlikte kullanılmasında görülür, -sa biçimi bazı çekimsiz fiiller, modal kelimelerle de birlikte kullanılabilir. -dı ise, -dı ki, -gan ise yapılarının isoglossları genellikle Ural ve Ural ardı topraklarında yayılmış olan ağızlarda yer alır. Bundan sonra o, titreşim alanını teşkil eden Kazan ardı ve Dağ tarafı ağızlarını kapsar. -dı ise yapısı Tofalar ve Tuva Türkçeleri için hastır. Şart kipi biçimlerinin kullanılışında Tatar Türkçesi ağızları için belirli özellikler has değildir. Bu kip Tatar ağızları sisteminde o kadar önemli isoglossları meydana getirmez. Bilindiği gibi dilek kipi farazilik modal anlamıyla bağlıdır. Dilek kipi için üç anlamın – dilek, tahmin ve teşvik anlamlarının has olduğunu belirtir. Bu anlamlara daha çeşitli nüanslar katılır. Bunun için gerçekten gerçekleşen eylemi değil, gerçekleşmesi mümkün olan, tahmin edilen, istenilen eylemi belirtir. Bildirme kipinin temel anlamı olarak eylemin gerçekleşmesine sebep olan istek, teşvik anlamlarında gerçekleşen mümkünlük ve tahminliği belirtmek sayılır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okul Öncesi Türk Çocuklarinda Rica Dili: Bir Sinif Söylem Perspektifi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17515</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17515</guid>
      <author>Özge Gül ZEREY</author>
      <description>Ervin-Tripp’e (1984: 297) göre, “rica dili üzerinde çalışarak hangi tür sosyal ilişkilerin çocuklar için önemli olduğunu ortaya çıkarabiliriz” ve McTear’a (1985: 102) göre de “rica dizileri, haklar ve zorunluluklar, isteklilik ve yetenek gibi sosyal ve psikolojik konuların işlenebilmesi için potansiyel bir arenadır. Pragmatik bağlamda, çocuk dilinde kullanılan ricaların doğasını araştırmak dilin sosyal etkileşim durumlarında nasıl kullanıldığına ilişkin zengin bilgi sağlayabilir. Bu yüzden, bu çalışma bir okul öncesi sınıfın kapısını aralamış ve kullanılan rica çeşitleri ile rica dilinin çocuk-çocuk, çocuk-öğretmen, ve öğretmen-çocuk’tan oluşan üçlü etkileşim gruplarında nasıl kullanıldığını ve bu gruplar arasında tercih edilen rica formlarında anlamlı bir fark olup olmadığını araştırmıştır. Araştırmanın katılımcılarını iki ayrı sınıftan (yaş ortalamaları=4;2 ve 5;6) 40 çocuk ve 2 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Doğal data analizleri göstermiştir ki, üç etkileşim grubu da çeşit olarak çoğunlukla eylem için rica dili kullanmıştır, öğretmenlerin her iki yaş grubundaki çocuklara kullandıkları rica dili formları tutarlılık göstermektedir, ve iki yaş grubunda çocuklar arasında çocuk-çocuk etkileşim gruplarında kullandıkları rica dili formları açısından farklılık bulunmuştur ki bu durum dolaysız kullanımdan dolaylı kullanıma doğru gelişimsel bir süreç olduğunu kanıtlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞEN, Serkan (2014), Eski Uygur Türkçesi Dersleri, Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 240 s., ISBN 978-605-4921-04-1</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17596</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17596</guid>
      <author>Hanife ALKAN</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


