






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2014 Sayı Volume 9 Issue  5</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=281</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>İsmail YILDIRIM'ın Özgeçmişi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17818</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17818</guid>
      <author>Mehmet KÖÇER</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aile Katılımlı Performans Görevlerinin İlköğretim 5. Sınıf Öğrencilerinin Matematik Dersi Erişi Ve Tutumlarına Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17468</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17468</guid>
      <author>Yasin AKAY, Hadiye KÜÇÜKKARAGÖZ</author>
      <description>Bu araştırmada bir öğretme-öğrenme yöntemi olarak kullanılan proje tabanlı öğrenme yaklaşımıyla desteklenmiş aile katılımlı performans görevlerinin ilköğretim 5. sınıf öğrencilerinin matematik dersi başarı ve tutumlarına etkisi incelenmiştir. Araştırmada ön test – son test kontrol gruplu yarı deneysel desen ile nitel araştırma yöntemlerinden görüşme birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri öğrencilere ön-son test olarak uygulanan matematik başarı testi ve matematik tutum ölçeği, hem öğrencilere hem de velilere ön-son test olarak uygulanan performans görevlerine yönelik görüş alma ölçekleri ile toplanmıştır. Nitel veriler ise öğrenci ve velilerden yarı yapılandırılmış görüşme formları, günlükler ve odak grup görüşmesi yoluyla elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu İzmir ili Buca ilçesi TOKİ Turgut Özal İlköğretim Okulundaki öğrencilerden oluşmuştur. Araştırmanın başında karne notları ve deneme sınav puanlarına göre iki denk grup belirlenmiştir. Belirlenen gruplar arasından deney ve kontrol grubu kura yoluyla belirlenmiş ve gruplarda 25’er öğrenci yer almıştır. 2011–2012 öğretim yılı ikinci döneminde 6 hafta süren çalışmanın öğretme-öğrenme sürecinde deney grubunda aile katılımlı performans görevi etkinlikleri, kontrol grubunda ise öğretmen kılavuz kitabı ile öğrenci ders ve çalışma kitaplarına dayalı öğretim etkinlikleri uygulanmıştır. Öğrenci ve velilere uygulanan araçlardan elde edilen nicel verilerin analizinde gruplar kendi içinde karşılaştırılırken bağımlı ve birbirleriyle karşılaştırılırken bağımsız örneklemler için t testi kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda öğrencilerin matematik dersi başarı, tutum ve performans görevlerine yönelik görüşlerinde deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma sonunda velilerin performans görevlerine yönelik görüşlerinde deney grubu lehine anlamlı farklılıklar meydana gelmiştir. Deney grubu öğrenci ve velilerinden elde edilen nitel verilerin analiziyle aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır. Öğrenci ve velilerin görüşlerine göre, öğrencilerin aile katılımlı performans görevlerini yaparak-yaşayarak öğrendiği, bu görevlerin öğrencilerin duyuşsal özelliklerinde olumlu gelişmeler meydana getirdiği, öğrencilerin yaratıcılık, işbirliği gibi becerilerini geliştirdiği, çalışma sürecinde birçok araç-gereç ve kaynaktan yararlanıldığı, sunum ve değerlendirme çalışmalarının planlı bir şekilde gerçekleştiği belirlenmiştir. Ayrıca veli katılımlı gerçekleştirilen bu çalışmalar velilerin de duyuşsal özelliklerinde, işbirliği ve iletişim becerilerinde olumlu gelişmelere neden olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zorunlu Öğretimin 4+4+4=12 Yıl Olmasıyla İlgili Yönetici Ve Öğretmen Görüşleri (Van İli Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17620</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17620</guid>
      <author>Ahmet AKBABA, Himmet Okan ŞAHİN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, zorunlu eğitim-öğretimin kesintili olarak 12 yıl olmasıyla ilgili yönetici ve öğretmen görüşlerinin ortaya konulmasıdır. Evren olarak, Van ili merkezinde 79 ilkokul, 80 ortaokul ve 35 lise seçilmiş örneklem olarak da, Van il merkezinde bulunan toplam 194 okuldan, seçkisiz yöntemle alınmak suretiyle çalışma grubumuz toplamda 30 ilkokul 30 ortaokul ve 15 lise olarak belirlenmiştir. Bu 75 okulun her birinden 3 yönetici ve 4 öğretmen olmak üzere toplam 225 yönetici ve 300 öğretmenin örneklem olarak alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 18,0 istatistik paket programı, kullanılarak çözümlenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda yöneticilerin ve öğretmenlerin 4+4+4 sisteminin devletimizi ve milletimizi çağdaş muasır medeniyetler seviyesine çıkaracağı inancında oldukları ve bu sistemle getirilen yönlendirme eğitiminin ortaokul 1. sınıfından itibaren başlatılması, başlı başına bir reform özelliği taşıdığı, eğitim sistemimizdeki yapılan bu değişikliği gerektiren sebepler, yapılan değişiklikler ile ulaşılmak istenen hedefler hakkında bakanlık tarafından öğretmenlerin ve yöneticilerin yeterli düzeyde bilgilendirilmedikleri ortaya çıkmaktadır. Bu yönlendirme eğitiminin çocuğun zekâ tipine uygun gerçekçi bir şekilde yapılabilmesi için uygulayıcıların mutlaka konuyla ilgili hizmet içi eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir. Öğretmenlerin ve yöneticilerin bilgilendirilmesi amacıyla; hizmet içi faaliyetlerinden yararlanılarak kesintili zorunlu eğitimi tanıtıcı ve bilgilendirici kurslar düzenlenmelidir, gibi sonuç ve öneriler ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Dersi 7. Sınıf Kültür ve Miras Öğrenme Alanı Türk Tarihine Yolculuk Ünitesinde Geçen Kavramların Öğrenilme Düzeyi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17592</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17592</guid>
      <author>İsmail Hakan AKGÜN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı sosyal bilgiler 7. sınıf Kültür ve Miras öğrenme alanı Türk Tarihine Yolculuk ünitesinde geçen ve öğrencilere kazandırılması hedeflenen kavramların ne ölçüde gerçekleştiğini ortaya koymaktır. Katılımcılar 2013-2014 öğretim yılında Adıyaman merkez ilçede üç okuldan 179, Kahta ve Gerger ilçelerinden birer okuldan 80 olmak üzere toplam beş okuldan 259 yedinci sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Tarama modelinin kullanıldığı çalışmada temel veri toplama aracı olarak 7. sınıf sosyal bilgiler ders kitabı (MEB, 2013) Kültür ve Miras öğrenme alanı Türk Tarihine Yolculuk ünitesinde öğrencilere kazandırılması hedeflenen kavramların yer aldığı, öğrencilerin kavramların anlamlarını kısa yazılı cevaplar olarak verebilecekleri şekilde düzenlenmiş anket form kullanılmıştır. Öğrencilerin formdaki kavramlara verdikleri cevaplar değerlendirilirken ders kitabında kavramlarla ilgili yapılan açıklamalar ile Büyük Türkçe Sözlük ’teki (TDK, 2009) açıklamalar göz önünde bulundurulmuştur. Öğrencilerin verdikleri cevaplar; kavramı doğru anlama, kavram yanılgısı ve cevapsız şeklinde tasnif edilmiş, yüzde ve frekans değerleri alınarak tablolar oluşturularak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda sosyal bilgiler 7. Sınıf Kültür ve Miras öğrenme alanı Türk Tarihine Yolculuk ünitesinde geçen ve bu ünite ile öğrencilere kazandırılması gereken 21 kavramın öğrenciler tarafından doğru anlaşılma oranı ortalaması %23,2, ünitede geçen 21 kavramın açıklanmasında kavram yanılgısına düşen öğrencilerin ortalama oranı %58,4 ve ünitede geçen kavramların cevapsız bırakılma oranı ortalaması ise %18,3’tür. Bu sonuçlara göre Türk Tarihine Yolculuk ünitesinde öğrencilere kazandırılması hedeflenen kavramların doğru anlaşılma oranı oldukça düşüktür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Medyanın Siyasi Partiler Tarafından Siyasal İletişim Aracı Olarak Kullanılması: 2014 Yerel Seçimleri ve Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül’ün Twitter Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17687</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17687</guid>
      <author>Erdoğan AKMAN</author>
      <description>İnternet kullanımının yüksek seviyelere ulaştığı günümüzde siyasetçi-seçmen arasındaki iletişimin karşılıklı etkileşime dönüşmesini sağlayan sosyal medyanın önemi seçim kampanyaları döneminde artmaktadır. Sosyal ağda açılan kişisel veya tüzel hesaplar aracılığıyla kamuoyuna yönelik olarak paylaşılan gönderiler birer medya içeriği dolayısıyla da haber niteliği taşımaktadır. Paylaşılan içerikler, siyaset kurumu açısından kendini ifade etme ve gündem oluşturma gibi faydaları oluştururken seçmen açısından da siyasi partiyi ve seçmenini daha yakından tanıma ve gündemi takip etme özelliğini bünyesinde barındırmaktadır. Ana muhalefet partisi CHP’de siyaset yapan Mustafa Sarıgül’ün birçok sosyal ağda hesabının olması ve bu hesapların “Değişim Ekibi” isimli profesyonel bir bilişim ekibi tarafından yönetilmesi siyasetçinin internet ve sosyal medyaya olan bakış açısının hangi düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım ana akım medyada yeterince yer bulamayan siyasilerin alternatif medya olarak ta ifade edilen sosyal medyayı daha sık kullanılabileceğini göstermektedir. Çalışmada siyasal iletişim açısından geleneksel medyaya alternatif olan sosyal medyanın işlevleri Mustafa Sarıgül’ün Twitter hesabından attığı tweetler üzerinden ele alınmaktadır. Bu bağlamda 2014 Yerel Seçimlerinde CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olan Sarıgül’ün seçime on gün kala attığı tweetlerin nicel ve nitel analizi yapılmıştır. Bu analiz yoluyla kullanım düzeyine ait bulgu ve değerlendirmeler aktarılmış, Twitter’in bir siyasal iletişim aracı olarak seçimlerin öncesinde nasıl bir rol oynadığını ortaya konmuştur. Çalışma Sarıgül’ün Twitter hesabının kullanımına bağlı olarak sosyal medyanın siyasal iletişim aracı olarak nasıl kullanıldığının ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okul Öncesi Dönemde Sosyal Bilgiler Eğitimi: Mesleklerin Öğretimine Yönelik Bir Durum Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17695</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17695</guid>
      <author>Kibar AKTIN</author>
      <description>Sosyal bilgiler eğitiminin geleceğin vatandaşlarının yetiştirilmesinde ve demokrasinin yerleşmesinde önemli bir rol oynadığına dair yaygın kanı, Türkiye hariç dünyanın birçok ülkesinde okul öncesi dönemde sosyal bilgiler eğitiminin başlamasına ve yaygınlaştırılmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye’de okul öncesi eğitim programı kapsamına alınmayan sosyal bilgiler eğitiminin önemine dikkat çekmek ve mesleklerin öğretimi ile sosyal bilgiler kazanımlarının uygulanabilirliğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi olan durum çalışması desenlerinden bütüncül tek durum deseni uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu nitel araştırma yaklaşımı kapsamında amaçlı örnekleme yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Tipik durum örnekleme ile çalışma yapılacak okul; ölçüt örneklemeyle 48-52 aylık 3 kız ve 3 erkek toplam 6 öğrenci çalışma grubu olarak seçilmiştir. Veriler, çocukların cevapladıkları ön ve son yarı yapılandırılmış görüşme soruları, çizdikleri resimler, sınıf içi kamera kayıtları ve öğretmenle yapılan görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak sosyal bilgiler kazanımları bağlamında yorumlanmıştır. Araştırmada okul öncesi dönem çocukları anne ve babalarının kendi temel istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için çalıştıklarını düşünebildikleri, para gibi temel ekonomik kavramları ifadelerinde kullanabildikleri, yer ve mekân algısını mesleklerle ilişkilendirebildikleri, geçmiş kavramını kendi bebeklikleri ile başlayan kısa bir zaman dilimi ile sınırladıkları ve güncel konularla ilgilendikleri görülmüştür. Çocuklar ben merkezlerinden hareketle meslekler ile ilgili tüm öğrenmelerini kendi deneyimlerinden yola çıkarak tanımlayabilmiş ve sosyal bilgiler kazanımlarını edinebilmişlerdir. Araştırma sonuçları okul öncesi döneminde çocukların bilişsel, duyuşsal ve psikomotor olarak sosyal bilgiler eğitimi almaya hazır olduklarını ve böyle bir eğitimin kazanımlarının gerçekleşebileceğini ortaya koymuştur. Bu kapsamda vatandaşların yetiştirilmesinde ve demokrasinin yerleşmesinde önemli bir rol oynayan sosyal bilgiler eğitiminin okul öncesi dönemde Türkiye’de başlaması ve yaygınlaştırılması zorunlu hale getirilmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çalışanların Dönüşümcü Lidere Yönelik Sadakatleri İle Çalışanlardaki Empati Davranışının Bu Sadakat Üzerindeki Olası Etkilerini Belirlemeye Yönelik Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17738</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17738</guid>
      <author>Ahmet Mutlu AKYÜZ, Yeliz AKÇAY</author>
      <description>Hızlı gelişmekte olan bilgi ve teknoloji üretimi tüm dünyada hızlı bir değişim yaşanmasına da yol açmaktadır. Yeni bir bilginin adeta en değerli ürün haline geldiği bu dönem, işletmeleri kendilerini sürekli yenilemeye mecbur bırakmaktadır. Bu noktada işletmeler için gerekli değişimleri gerçekleştirmede geleneksel liderlik anlayışının yeterli olmadığı anlaşılmış olup, değişim temelli bir liderlik anlayışının işletmelerde yürütülmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle dünyadaki değişimler karşısında fırsatları ve tehditleri sezebilen ve işletmenin gerek duyacağı değişimleri çalışanlarının da desteğiyle gerçekleştirebilecek dönüşümcü liderlere ve bunun yanı sıra empati yeteneği olan ve yöneticisine sadık çalışanlara şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Bu araştırma, yöneticilerin dönüşümcü liderlik davranışlarının çalışanların onlara gösterdikleri sadakatlerine olan etkisinin ve çalışanların empati davranışlarının bu durum üzerindeki olası katkısının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu öngörüyü test etmek üzere geliştirilen kavramsal model yapısal eşitlik modeli (YEM) kullanılarak test edilmiştir. Araştırmacının imkânları ve kısıtları çerçevesinde araştırmada kullanılan veriler, Trabzon ili sınırları içerisinde faaliyet sürdüren ve yaklaşık 500 kişinin üzerinde bir insan kaynağı istihdam eden büyük ölçekli bir işletme olan Hekimoğlu Döküm Sanayi İşletmesi çalışanlarından elde edilmiştir. Deneklerin seçiminde rastgele örnekleme yöntemi kullanılmış olup ankete 205 çalışan katılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, çalışanların yöneticileriyle empati kurmaları, yöneticilerin dönüşümcü liderlik davranışları, çalışanların yöneticilerine olan sadakatlerini doğrudan olumlu yönde etkilemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Campbell'in Monomit Kuramı Bağlamında Gezi'nin Kırmızılı Kadını: Siyasi Bir Simgenin Sonsuz Yolculuğu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17518</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17518</guid>
      <author>Fulya ALIÇ, Serdar ALIÇ</author>
      <description>Kırmızılı Kadın, Türkiye’de “Gezi Direnişi”nin başlangıcında uluslararası basında polisin doğrudan yüzüne biber gazı sıktığı bir fotoğraf karesiyle tanınmış, çok kısa bir süre içinde önce kadın direnişinin sonra da direnişin simgesi haline gelmiştir. Kırmızılı Kadın, Gezi olayları süresince ve sonrasında karikatürler, grafik tasarım ve ilüstrasyonlarla, dünyanın pek çok yerinde, gazete ve dergilerde, kitap kapaklarında, resim sergilerinde, duvar resimlerinde ve pek çok kültür, sanat olayında görülür. Bu çalışma, Kırmızılı Kadın simgesinin ilk olarak gerçek bir fotoğraftan bir karikatüre dönüşmesiyle başlayıp onun gerçek kimliği ile bir açık mektup yayımlamasına kadar ağırlıklı olarak medyada süren yaşamı ile ilgilidir. Kahramanın basında yeniden ve yeniden yaratılması sırasında geçirdiği değişim, edindiği yeni güç ve yetenekler, yerine getirdiği işlevler, bulunduğu farklı ortamlar, kısacası fotoğraftaki gerçek kişiden bağımsız olarak Kırmızılı Kadın simgesinin medyadaki macerası incelenmektedir. Champbell’in monomit kuramı ve Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı kitabında belirlediği aşamalar, Kırmızılı Kadın simgesinin soyut yaşamına uygulanmaya çalışılmıştır. Ulusal ve uluslararası basında ulaşılabilen her türlü yazılı ve görsel malzemeye yer verilmeye çalışılmıştır. Medya bir icra ortamı olarak değerlendirilirken, onun ürettiği, yaşama olanağı sunduğu ve zamanı geldiğinde tükettiği kahramanların ulusal ve evrensel nitelikleri ortaya konmuştur. Öte yandan bu çalışma monomit kuramının farklı ürünlere uygulanabilirliği üzerine bir deneme olarak düşünülebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Nasihat Geleneğinden Bir Örnek: “Risâle-i Pend-i Âşıkân”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17719</guid>
      <author>Kadir ALPER</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatında pend-nâmeler, nasihat-nâmeler, tecrübe ve bilgi aracılığı ile öğüt verme, bilinçlendirme amacı güden manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık türlerdir. Tasavvuf hayatı içerisinde de nasihat kavramı önemli bir yer tutmaktadır. Pîr-mürîd ilişkisinin önemli bir kısmını oluşturan öğütler, edebiyat vasıtasıyla birtakım tasavvufî yorum ve öğretileri içermektedir. Tasavvuf ekollerinden birine mensup olarak 12 İmama bağlılığını her fırsatta dile getiren ve XIX. yüzyıl başlarına kadar hayatta olan Giritli Aşkî’nin; yaklaşık 8 varaktan oluşan Risâle-i Pend-i Âşıkân adlı eserinde; tasavvuf yoluna girişin şartları, pîre bağlanmanın önemi ve nihâyetinde tasavvufî eğitimin amacı ifade edilmeye çalışılmıştır. Müellif, bu açıklamaları yaparken âyet-hadis ve bazı önemli şahısların sözlerinin yanında, kendi şiirlerinden (nutuklarından) misaller vererek, bazı kısımlarda ilginç denilebilecek söz tasarruflarında bulunarak, manzum-mensur bir anlatım biçimi tercih etmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karakoçan’da Evlilik Adetleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17607</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17607</guid>
      <author>Abdullah ALTUNCU, Sami KILIÇ</author>
      <description>Geçiş dönemlerinden ikincisini oluşturan evlilik, taşıdığı değerler ve sosyal hayattaki rolü nedeniyle toplumların kültür yapısına uygun bir takım törenlerle gerçekleşmektedir. Evlilik esnasında yapılan uygulama ve inanışların sonraki nesillere aktarılması, kültürel devamlılığı sağlaması bakımından önem arz etmektedir. Anadolu’da da evlilik ve bununla ilgili olarak gerçekleştirilen uygulamalar toplumsal ve kültürel açıdan önemli özellikler taşımaktadır. Türk toplumunda evlilikle ilgili uygulamalar din, örf, adet, gelenek ve görenek gibi unsurlara göre şekillenmektedir. Elazığ ili Karakoçan ilçesinde uygun yaşa gelen gençlerin evlendirilmesi belli bir inanış ve çeşitli uygulamalar etrafında gerçekleşmektedir. Eski Türk kültürüne ve geleneksel Türk dinine ait bazı unsurlar, İslami motifler kazanarak, günümüzde de varlıklarını devam ettirmektedir. Yapmış olduğumuz bu araştırmanın konusunu, Karakoçan’da uygulanan evlilik adetlerinin tasviri ve tahlili oluşturmaktadır. Katılımlı gözlem ve derinlemesine mülakat teknikleriyle elde edilen veriler, deskriptif metot kullanılarak Dinler Tarihi açısından değerlendirilmiştir. Bu makaleyle Karakoçan’da evlilikle ilgili uygulamaların sonraki nesillere aktarılması ve böylece Türk kültürüne katkı sağlanması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Birleştirilmiş Sınıflarda Görev Yapan Öğretmenlerin Ses Temelli Cümle Yönteminin Uygulanmasında Yaşamış Oldukları Sorunlara Ve Çözüm Önerilerine Yönelik Görüşlerinin İncelenmesi (Nitel Bir Araştırma)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17602</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17602</guid>
      <author>Serkan ASLAN, Birsel AYBEK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, birleştirilmiş sınıflarda görev yapan sınıf öğretmenlerinin ses temelli cümle yöntemi (STCY) ile ilgili yaşamış oldukları sorunları ve bu sorunlara dayalı olarak geliştirmiş oldukları çözüm önerilerini belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmaya Elazığ/Karakoçan ve Sivrice ilçelerinde görev yapan toplam 22 birleştirilmiş sınıf öğretmeni katılmıştır. Araştırmada veriler açık-uçlu sorulardan oluşan anket formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırma, ses temelli cümle yöntemi ile ilgili olarak “ses temelli cümle yönteminde ve bitişik eğik yazı öğretiminde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlara dayalı olarak geliştirilen çözüm önerileri” kategorileri etrafında oluşturulmuştur. Verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin; ses temelli cümle yönteminde öğrencilerin okuduklarını anlamada, hece, kelime ve cümle oluşturmada ve öğretmenli derslerin yetersiz olmasında; bitişik eğik yazının öğretiminde ise öğrencilerin okunaklı yazamadıkları ve yazılarının estetik olmadığı gibi sorunlarla karşılaştıkları ortaya çıkmıştır. Katılımcılar, ses temelli cümle yönteminde karşılaşmış oldukları sorunlara benzer çözüm önerileri geliştirmişlerdir. Son olarak da araştırma sonucunda ortaya çıkan bulgulara dayalı olarak; ses temelli cümle yöntemi ile ilgili öğretmenlere hizmetiçi eğitim verilmeli, bu okullarda ilkokuma-yazma öğretiminde kullanılabilecek araç-gereçler temin edilmeli gibi öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’nin İslam Eğitim Modeli: İmam-Hatip Okulları Ve Temel Özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17675</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17675</guid>
      <author>İbrahim AŞLAMACI</author>
      <description>Özet Bu makalenin amacı, günümüz Türkiye’sinde İslam eğitim tecrübesinin geldiği noktayı temsil eden İmam-Hatip modelini ve temel özelliklerini incelemek ve değerlendirmektir. Bu okullar İslam eğitim tarihindeki devlet gözetim ve desteğinde Selçuklular döneminde başlayan medrese geleneğinin bir devamı olarak, Osmanlı’nın son döneminden itibaren eğitimde modernleşme çabaları ile birlikte günün koşullarına göre kendilerini yenilemiş eğitim kurumlarıdır. Bu okulların fikri temelinde “geleneksel” ve “modern” referanslar arasında bir uyum bulma çabası yer almaktadır. Bu okullar Cumhuriyet tarihi boyunca ortaya çıkış şekli, yapısı, müfredatı, öğrenci ve mezunlarıyla toplumda oluşan laik ve İslami kesimler arasında Türkiye’nin gündeminde sürekli tartışılan bir mesele haline almıştır. Bu okullar 11 Eylül 2001 sonrası süreçte ise Müslüman ülkelerdeki medrese reform çalışmalarına model olarak gösterilmiş, uluslar arası bir ilginin odağı haline gelmiştir. Doküman analizi yoluyla yapılan nitel araştırma yöntemi kullanılan makalede ilk başlıkta İmam-Hatip modelinin anlamlandırılması üzerinde durulmuş, ikinci başlıkta ise bu okulların diğer ülkeler için model olarak gösterilmesini sağlayan temel özellikleri incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kaynaştırma Öğrencilerinin Okul Hayatında Yaşadığı Zorluklar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17697</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17697</guid>
      <author>Recep ATICI</author>
      <description>Hızla değişen ve gelişen ülkemizde, bu değişimin en çok hissedildiği alanların başında engelli kişilerin ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel yaşamdaki insan haklarının korunması ve geliştirilmesi gelmektedir. Engellilik alanında yapılan çalışmaların temelini ise ayrımcılığın önlenmesi, fırsat eşitliği ve temel insan hakları oluşturmaktadır. Bu kapsamda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirlenen haklar gerçek yaşamda karşılığını bulmaya başlamıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 26. Maddesinde “Herkesin eğitim hakkı vardır” ifadesiyle tüm bireylerin kendi kişiliğini geliştirme yönünde eğitim almaları gerektiği vurgulanmıştır. Böylece özel eğitime gereksinimi olan bireylerin, normal gelişim özelliği gösteren bireylerle eşit eğitim ve yaşam fırsatlarından yararlanmaları için yasal, idari ve eğitsel düzenlemeler oluşturulmuştur. Kaynaştırma yoluyla eğitim; özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin eğitimlerini, destek eğitim hizmetleri de sağlanarak yetersizliği olmayan akranları ile birlikte resmî ve özel; okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında sürdürmeleri esasına dayanan özel eğitim uygulamalarıdır. Bu çalışmanın amacı kaynaştırma öğrencilerinin okul hayatında yaşadıkları sorunları ve zorlukları tespit etmektir. Çalışmanın alt başlıklarını ise kaynaştırma öğrencilerinin okul öncesinde, ilkokulda, ortaokulda ve ortaöğretim seviyelerinde karşılaştıkları sorunlar belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın konusunu oluşturan kaynaştırma öğrencileri hakkında yeteri kadar çalışmanın literatürde bulunamamış olması ve yine bu çalışmanın literatürdeki bir boşluğu dolduracak olması, çalışmanın önemini oluşturmaktadır. Çalışma da yöntem olarak kaynak taraması yöntemi kullanılmıştır. Aynı zamanda elde edilen bulgular sayesinde bir takım sonuç ve önerilere gidilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karacadağ’da (Şanlıurfa- Diyarbakır) Kış Turizmi Potansiyelini Belirleyen Fiziki Coğrafya Etmenleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17681</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17681</guid>
      <author>Ahmet Serdar AYTAÇ, Savaş ÇAĞLAK , Esennur BOZDAĞ , Cuma ÇİFTÇİ</author>
      <description>Özet Güneydoğu Anadolu Bölgesinin orta kesiminde, Hawaii tipi bir volkan olan Karacadağ, bölgenin Orta Fırat ve Dicle bölümleri içerisinde yeralmaktadır. Genel olarak yassı bir lav platosu karakterindeki dağlık kütlenin en yüksek noktasını 1957 metre yüksekliğindeki Kollubaba tepesi oluşturur. Yaz aylarında ülkemizin en yüksek sıcaklıklarının görüldüğü Güneydoğu Anadolu Bölgesinin ilk ve tek kış turizm merkezi durumunda olan Karacadağ, sınırlı olmakla beraber yöre halkının kış turizmi ihtiyaçlarını görmesi açısından oldukça öneme sahiptir. Kollubaba tepesinin kuzeydoğuya bakan yamacında 1850-1950 metre yükseltileri arasında bulunan kış turizm merkezi, Siverek’e 45, Şanlıurfa’ya 140, Diyarbakır’a 80 km mesafededir. İlk defa 1999 yılında Siverek Kaymakamlığı’nın girişimiyle kurulan tesiste ziyaretçilerin kullandığı hizmet evi, kafeterya ve kamelyalar bulunmaktadır. Pist uzunluğu 350 metre kadar olan tesiste turizm sezonu 70 ila 90 gün arasında değişmekte, Aralık ayı ortasında başlayan sezon, Şubat ayı sonuna kadar devam etmektedir. İnceleme alanında bulunan tesisler, sahayı günübirlik ziyaret eden bölge halkının gündelik ihtiyaçlarını karşılayabileceği nitelikte olup, uluslararası standartlara uygun olmaktan çok uzaktır. Son dönem bölgede meydana gelen sosyo-ekonomik gelişmeye bağlı olarak kış turizmine artan ilgi, Karacadağ’a gelen ziyaretçi sayısının önemli ölçüde artmasına neden olmuş, bu durum sahada bulunan tesislerin geliştirilip ek yatırımların yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu çalışmada, Karacadağ’da kış turizmi potansiyelini belirleyen fiziki coğrafya faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zorunlu-Kademeli Eğitim Sisteminde 1. Sınıf Öğrencilerinin Sahip Olmaları Gereken Yeterliliklerin Sınıf Öğretmenleri Ve Velilerin Görüşleri Çerçevesinde Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17760</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17760</guid>
      <author>Mustafa AYTEN</author>
      <description>Bu araştırmada, zorunlu-kademeli eğitim sisteminde okula başlayacak çocukların; okula hazır olma durumları ve çocuklarda bulunması gereken becerilerin ve yeterliklerin neler olması gerektiği konusuna sınıf öğretmenlerinin ve ailelerin görüşleri ışığında farklı bir bakış açısıyla bakabilmek ve okula başlama kriterlerine ilişkin öneriler getirmek amaçlanmıştır. Araştırma tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın nicel boyutunda çalışma grubu oluşturulmuş olup, çalışma grubu 44 sınıf öğretmeni ve 372 ebeveynden oluşmaktadır. Çalışmanın verileri araştırmacı tarafından geliştirilen Öğrenci Okula Hazır Oluş Değerlendirme Ölçeği (Öğretmen-veli) kullanılarak toplanmıştır. “Öğrenci Okula Hazır Oluş Değerlendirme Ölçeği” oransız küme örnekleme yöntemi ile uygulanmıştır. Verilerin analizinde faktör analizi uygulanmıştır. Araştırmanın alt amaçları doğrultusunda velilerden ve öğretmenlerden alınan demografik verilere t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve LSD Çoklu Karşılaştırma Testi gibi istatistiki teknikler de uygulanmıştır. Bunların yanı sıra ölçeğin güvenirlik düzeyini belirlemek için iç tutarlılık katsayısı belirlenmiş ayrıca test tekrar test yöntemi ile ilk ve ikinci uygulama arasındaki korelasyon katsayısına bakılmıştır. İki uygulama arasındaki korelasyon katsayısı “,998” olarak bulgulanmıştır. Her iki uygulama arasında pozitif yönde ve “+1” yakın bir değer bulgulanmıştır. Öğrenci Okula Hazır Oluş Değerlendirme Ölçeği (Öğretmen – Veli)” araştırmacı tarafından 3 farklı kategoride değerlendirilmiştir. Ölçekten 40 ve altı puan alan öğretmen veya veliye göre öğrenci az yeterlilikte okula hazır oluş düzeyinde, 40 – 80 arası puan alan öğretmen veya veliye göre öğrenci orta yeterlilikte okula hazır oluş düzeyinde, 80 ve üstü puan alan öğretmen veya veliye göre öğrenci yüksek yeterlilikte okula hazır oluş düzeyindedir. Araştırma sonuçlarına göre, ebeveynlerin öğrenim durumlarının(özellikle anneler) ve eğitime bakış açılarının çocukların okula hazır olmalarında ve okula başlama için hangi yeterliliklere sahip olmaları gerektiği konusunda farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Cinsiyetin, Ailedeki Birey Sayısının, Ailede Okula Devam Eden Çocuk Sayısının okula hazır olma ve sahip olunması gereken yeterlilikler üzerinde anlamlı bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anthony H. Birch’in Siyasal Teorisinde ‘Azınlık Hakları’</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17447</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17447</guid>
      <author>Hüseyin BAL</author>
      <description>Birey – devlet ilişkileri meselesi, Antik dönemlerden günümüze değin tartışıla gelen önemli bir konudur. Ancak bu meselenin siyaset felsefesinde ve entelektüel çevrelerde sistematik bir şekilde ortaya konuluşu, 17. ve 18. yüzyıllarda olmuştur. “Sözleşmeciler” ve “doğal haklar teorisyenleri” olarak kabul edilen Thomas Hobbes, John Locke, Jeremy Bentham and John Stuart Mill (İngiltere) Samuel Putendorf (Almanya) and Hugo Grotious (Hollanda), devlet – birey ilişkileri konusuna sundukları önemli teorik katkılarla, etkili liberal teorisyenler olmuşlardır. Onlara göre hayat, özgürlük ve mülkiyet, bu ilişki açısından her bir bireyin doğal hakkıdır ve bu hakları korumak, devletin öncelikli görevidir. Klasik liberal gelenekte, bunlar her bireyin temel haklarıdır ve bugün bunlara öğrenci, kadın, gay, mahkûm, lezbiyen, hayvan ve azınlık hakları gibi başka bazı haklar da eklenmiştir. Bugün, “azınlık hakları”, haklar manzumesinin çok önemli bir ayağını teşkil etmektedir. Kymlicka’nın da işaret ettiği gibi, günümüzde “bütün dünyada azınlıklarla çoğunluklar arasında dil, federalizm, bölgesel özerklik, siyasal temsil, dini özgürlük, toprak, eğitim müfredatı, yurttaşlık politikaları hatta milli marş ve resmi tatil gibi konularda ciddi ihtilaflar yaşanmaktadır. Anthony H. Birch, Concepts and Theories of Modern Democracy (Modern Demakrasiye İlişkin Kavram ve Teoriler) ve Nationalism and National Integration (Milli Bütünleşme ve Milliyetçilik) gibi kitapları, entellektüel çevrelerde herkesin aşina olduğu meşhur bir siyaset teorisyenidir. Bu çalışmanın amacı, bu önemli ve saygın siyasal teorisyenin azınlık haklarıyla ilgili görüş, kanaat, düşünce ve değerlendirmelerini, onun “azınlık hakları” ile ilgili teorik ve kavramsal analizleri ışığında ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geçmişi Geri Dönüştürmek: İstanbul Adalar Müzesi Örneği Üzerinden Türkiye'deki Kent Müzelerinin Kültürel Haritasını Çıkarmak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17641</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17641</guid>
      <author>Şeyda BARLAS BOZKUŞ</author>
      <description>Bu çalışma 2000'li yılların başından itibaren Türkiye'de kurulan kent müzeleri projelerinin gelişimi üzerine odaklanacaktır. Kent müzelerinin en önemli misyonu sivil toplumun oluşumunu sağlamak ve yeniden yapılandırmaktır. Şehirler ve insanlar arasında oluşan organik bağ sayesinde kent müzeleri bölgesel ayrılıkları, yakın çevreyi ve azınlık kültürü gibi konuların aydınlatılmasını sağlar. Türkiye'de tarihinin yazımın 1980 sonrasında milli tarih yazımı ve küresel topluma geçiş süreci ile bağlantılı olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda kent müzeleri milli ve kültürel tarih yazımını destekleyen unsurları toplayan, koruyan ve tarihin yeniden yazan kurumlar olmuştur. 1980 sonrasında modern Türkiye tarih yazımı milli devlet ve küresel vatandaşlık düzeleminde ilerlemektedir. Çalışma temel olarak kent müzelerindeki kültür tarihi yazmına dayanırken aynı zamanda bu kurumlar bağlamında Türk kültür politikasının nasıl şekillendiğine yer verilecektir. Yazılı kaynaklar açısından değerlendirildiğinde Türkiyedeki kent müzelerinin yayınladığı kitap ve sergi katalogları kültür tarihinin kent müzeleri bağlamında nasıl yazıldığını kapsamlı olarak ele almaktadır. Kent müzeciliği Türkiye'de yeni bir çalışma alanı olmasına rağmen, kent müzelerinin düzenledikleri sergiler kapsamında kimlik, kültürel yapı ve farklı sosyal grupların tarih yazımına odaklanılmaktadır. Bu bağlamda İstanbul Adalar Müzesi'nin sergi katalogları kültürel kimlik ve diyaloğun geliştirilmesi incelenecektir. Çalışmada kapsamında sorulacak temel sorulardan bazıları şunlardır: kent müzeleri politik tarih yazımının yerine sosyo-kültürel tarih yazımını nasıl ele alır? Kent müzelerinde düzenlenen tarih sergilerinde geçmiş nasıl yorumlanır? Çağdaş Türk kültür politiklarının ışında kent müzelerinde yazılan tarih nasıl yorumlanır?</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şor Kahramanlık Destanlarında Geçiş Dönemleri: Doğum-Evlenme-Ölüm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17701</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17701</guid>
      <author>Mehmet Emin BARS</author>
      <description>İnsan hayatının üç önemli geçiş dönemi vardır: doğum, evlenme ve ölüm. Bu üç önemli aşamanın çevresinde birçok inanç, âdet, dinsel ve büyüsel özlü işlem kümelenmiştir. Bunların hepsinin amacı kişinin bu geçiş dönemlerinde yoğunlaştığına inanılan tehlikelerden korumaktır. Halk kültüründe geçiş dönemleri diye adlandırılan doğum, evlenme ve ölüm dönemleri, bireyin yardıma ihtiyaç duyduğu dönemlerdendir. Bu nedenle, bireyi bu döneminde çeşitli tehlikelerden korumak, onu kutsamak ve yeni dönemine hazırlamak için her toplumda yüzlerce âdet ve inanma uygulanır. Uygulanan bu âdet ve inanmalar, bireyin içinde yaşadığı toplumun halk kültürünü oluşturur. Bu anlamda geçiş dönemlerinde kümelenen âdetler, gelenekler ve törenler geleneksel kültürün ana bölümlerinden birini meydana getirir. Bugün uyulan birçok âdet ve inanma kalıpları, eski Türk inançlarının günümüze gelmiş şekilleridir. Ritüel işlevini kaybetmiş eski Türk inanç kalıntıları, âdet adı altında yaşamaktadır. Çalışmamızda Şor Türklerine ait on beş kahramanlık destanında geçiş dönemleri olan kahramanların doğum, evlenme ve ölüm konuları ve bunlar etrafında şekillenen inançlar incelenmiştir. Şor kahramanlık destanlarındaki geçiş dönemleri incelenirken yeri geldiğinde Anadolu Türkleri ile diğer Türk boylarında bulunan geçiş dönemleri ile ilgili inanç ve uygulamalara da değinilmiştir. Şor Türklerinin geçiş dönemleriyle ilgili inanç, inanma ve pratikler yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiştir. Bunlarda Şor Türklerinin düşünce yapısını, kültürünü, dünyaya bakışını görmek mümkündür. Geçmişten günümüze kadar gelen İslamiyet öncesi dönemlere ait pek çok âdet ve inanma, bugün, gelenek ve göreneklerimizde, İslamî renge bürünmüş olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Şor Türklerinde doğum, evlenme ve ölümle ilgili uygulama ve inanışlar, tarihî kültür dairelerinden izler taşımaktadır. Bu inanış ve uygulamaların temelinde eski Türk dini, Şamanlık ve Türk mitolojisine bağlı inanışlar bulunmaktadır. Türkologlar tarafından henüz yeterince tanınmayan ve araştırılmayan Şor kahramanlık destanları ihtiva ettiği mitolojik ve folklorik unsurlarla Türk dünyası edebiyatına önemli derecede katkı sağlayabilecek değerde anlatılardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Selçuklularında Dış Ticaret</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17743</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17743</guid>
      <author>Yaşar BEDİRHAN</author>
      <description>Bilindiği gibi “Ticaret” (ticara) “t-c-r” kökünden mastar olup Aramî dilinden Arap-ça’ya geçmiş bir kelimedir. Bir malı ucuza alıp, pahalıya satarak aradaki farktan kar sağlamak için yapılan işlere ticaret denir. Dünya tarihinde – bugün de olduğu gibi- ticaret büyük bir önem taşımıştır. Öyle ki tüccar kişilikleri ve ticaretteki maharetleriyle göze çarpan Fenikeliler ve Soğdluların ticaretle geçimlerini sağlamaları ve yakaladıkları refah seviyesi buna bir örnek-tir. Türkler de diğer milletler gibi ticaretle yakından ilgilenmişlerdir. Büyük Hun hakanı Mete ( M.Ö.209-174) Çin ile hem ticaret yapmış hem de ticarî antlaşmalar imzalamıştır. Hun Türklerinin halefleri olan Gök Türkler de “İpek Yolu”na hakim olmak için Sasanilerle mü-cadele etmişlerdir. Gök Türk Hakanı İstemi Yabgu (552-576) Batı Türkistan şehirlerini fethe-derek istenen amaca ulaşmıştır. Göktürkler İpek Yolu hâkimiyetinde Sasanileri bertaraf et-mek için Bizanslılarla ittifaklar kurmuşlardır. “Sınırları içinde yaşayan insanları soy ve din farkı gözetmeksizin, bütünüyle refah içinde yaşatmak, Türk devletlerinin başlıca vazifesidir.” Bu temel prensibe ve yukarıda be-lirtilen ticarî ananeye Türkiye Selçukluları da sadık kalmışlardır. Türkiye Selçuklu Devleti; siyasî, harsî, ilmî, dinî politikaları yanında, ticarî konularda da sistemli bir siyaset takip etmiş-lerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVI. Yüzyılda Raça Nahiyesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17465</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17465</guid>
      <author>Shota BEKADZE</author>
      <description>Çalışmamızın amacı 30 Ağustos 1541 tarihinde "Budin Beylerbeyliği" adı altında Osmanlı coğrafyasına katılan topraklardan Sirem Sancağı’nın Raça Nahiyesi’nin XVI.yüzyıl sosyal ve ekonomik durumunun tespitini yapmak olmuştur. Evliya Çelebi’nin yazdığına göre Raça Kalesi Sava ve Drin nehirlerinin birleştiği yerde olup 7 müslüman, 4 Bulgar ve Sırp mahallelerinden ibaret idi. Buranın halkı din ve ırk farkı gözetmeksizin birlikte yaşamaktaydılar. Raça Nahiyesi’nde 1 şehir, 3 köy, 7 mezra ve 4 mahalle yer almaktadır. Nahiyede toplam 197 hane bulunmakta ve nüfusun çoğu köylerde yaşamaktadır. Raça Nahiyesi’nde ağırlıklı olarak buğday, arpa, çavdar ve erzen üretimi yapılmaktadır. Ayrıca nahiyede koyunculuk, domuzculuk ve arıcılık da gelişmiştir. Raça Nahiyesi’nin ekonomik durumu Sirem Sancağı Mufassal Tahrir Defteri verilerine göre incelenmiştir. Bu bağlamda Osmanlı’nın Balkanlardaki ekonomik politikası sergilenmiş bulunmaktadır. Osmanlı’nın tüm coğrafyasında olduğu gibi Balkanlarda da müslüm ve gayrimüslim ayrımcılıkları gözükmemekteydi. Bu durumu ise, 600 yılı aşkın yaşayan Osmanlı adaletinin bir örneği şeklinde ifade etmek mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Milliyetçilik ve Sosyal Psikolojik Zemini</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17705</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17705</guid>
      <author>Ayşe Serap BELLİ</author>
      <description>İnsanların başkalarıyla karşılaştıkları anın kendi kültürlerine en fazla duyarlı oldukları an olmasından ötürü kendi toplumlarına ve kültürlerine yükledikleri anlamı bulmak için en uygun yer milliyetçilik kavramıdır. Bu nedenle milliyetçilik, insanların ve toplumların bünyesi için gerekli olan sosyolojik ve psikolojik boyutlu bir olgudur. Sosyolojik ve psikolojik bir olgu olarak milliyetçilik, birbiriyle uyumlu hem kişisel hem de toplumsal bir kimlik oluşturma girişimidir. Milliyetçiliğin en önemli unsurlarından biri egodur. Ego (ben) milliyetçiliğin merkezinde yer almaktadır. Ego, toplumsal ,kültürel değerlerden aldığı anlamı yine toplumsal ve kültürel yapının her yerine dağıtmaktadır. Başka bir ifade ile ego, anlamını (kendisiyle ilgili algısını) toplumsal ve kültürel değerlerden almaktadır. Bu bağlamda milliyetçilik egonun, anlamsız bir sistemi anlamlı bir sisteme dönüştürme eğiliminin sonucudur. Kişinin üyesi olduğu toplumsal kendiliği dünyanın geri kalanından ayıran fiziksel ve yapısal sınırların bulanıklaştığı bir dönemde milliyetçi duyarlılıklar daima hassaslaşmaktadır. Burada kişilerin değişmesini istemedikleri kendi benlikleridir. Milliyetçilik toplumsal ve kültürel bir üründür. Bir topluma has olan toplumsal ve kültürel karakterin taşıyıcısıdır. Aynı zamanda milliyetçilik belirli bir düşünce ve inancın, belirli bir değerin ve davranış tarzının toplum ve kültür tarafından ve topluma aidiyet hisseden kişiler tarafından değer verilen kalıplara dönüşmesi süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, milliyetçiliğin hangi gereksinimlere yanıt verdiğini, hangi kişisel, toplumsal ve kültürel değerler üzerine şekillendiğini açıklama çabasıdır. Anahtar kavramlar: Milliyetçilik, ego, Psikolojik gereksinimler, Toplumsal gereksinimler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Değerler Eğitimine Yönelik Öğretmen Görüşlerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17553</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17553</guid>
      <author>Hasan Güner BERKANT, Akın EFENDİOĞLU , Zehra SÜRMELİ</author>
      <description>Çeşitli konularda sahip olduğumuz değerler, günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Öyle ki, yaşamımızı çoğu kez bu değerlere göre yönlendirir ve kararlarımızı bunlara göre veririz. Bu değerlerin bir kısmı kişisel bir kısmı ise toplumsal olarak karşımıza gelmektedir. Toplumla ortak paylaştığımız değerlerin büyük bir bölümünü eğitim kurumlarında kazanırız. Bu noktada, değer eğitimiyle ilgili konuların öğretiminde özellikle sosyal bilgiler ve sınıf öğretmenlerinin görüşleri ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın genel amacı, değerler eğitimine yönelik olarak sosyal bilgiler ve sınıf öğretmenlerinin görüşlerinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini, 2012-13 eğitim-öğretim yılında Adana’nın merkez ve köy okullarında görev yapan 55 öğretmen oluşturmaktadır. Öğretmenlerden, açık uçlu sorudan oluşan bir forma değer eğitimine yönelik görüşlerini yazmaları istenmiştir. Forma verilen yanıtlar içerik analizi ile incelenmiş, öğretmenlerin görüşlerinden kodlar ve temalar oluşturulmuş ve örnek alıntılar belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlardan bazılarına göre öğretmenler öğrencilerin değer kazanımında güçlük yaşama nedenleri arasında; ailelerin eğitimsizliğini, bilinçsizliğini ve ekonomik problemlerini; aile ile okul arasındaki uyumsuzluğu; medyanın, TV dizilerinin ve sosyal çevrenin çocukların değerleri üzerindeki olumsuz etkisini; öğrencilerin hedefsiz ve sorumluluk duygusundan uzak olmasını; öğrencilerin değerleri içselleştirememesini; kurallara uyan öğrencilerin uymayanlar tarafından mağdur edilmesini; değerlere yer veren derslerin içeriğinin yetersizliğini ve ders içeriğinin teoride kazanılıp somut davranışa dönüşmemesini; okulların sosyo-ekonomik özelliklerini; sınava ve ezbere yönelik bir eğitim sisteminin olmasını öne sürmüşlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sınıf Öğretmenliği Bölümü Öğrencilerinin Değerler Eğitimine İlişkin Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17749</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17749</guid>
      <author>Eyüp BOZKURT, Feridun MERTER</author>
      <description>Eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yer olan okulların temel amaçlarından biride öğrencileri topluma yararlı, sorumlu ve toplum ile barışık olarak yaşayabilecek şekilde yetiştirmektedir. Okullar değişen ve gelişen toplumlara ayak uydurmak ve kendilerini yenilemek zorundadır. Toplum içerisinde okullar değişimin ve gelişimin öncüsü olarak yer almaktadırlar. Okullar bu değişimi çağdaş ve bilimsel yeniliklere göre sağlamakta, toplum ihtiyaçlarına göre kendini yenilemektedir. Okullar bu değişimleri sağlamanın yanında toplumun milli ve manevi değerlerini de öğrencilere kazandırmak zorundadır. Gelişimin ve değişimin öncüsü olan okullar nesiller arasında kültürel çatışmanın olmaması ve toplumun değerlerinin aktarılmasını sağlayan bir kurumdur. Okullar tüm bu görevleri gerçekleştirmek için iyi eğitim almış, gerekli donanımlara sahip öğretmenlere ihtiyaç duymaktadır. Ülkemizde eğitim fakülteleri öğretmen yetiştirme anlamında roller üstlenmiştir. Eğitim fakültesi öğrencileri dört yıl aldıkları eğitim sonrasında öğretmen olabilmekte ve öğrencilere milli ve manevi değerleri aktarmaktadır. Çocukların emanet edileceği öğretmen adaylarının değerlere bakış açısı, verdiği önem ve değerlerden haberdar olma düzeyleri, değerlerin aktarılmasında ve öğretilmesinde önemli bir yer ve öneme sahiptir. Bu çalışmada aldıkları eğitim sonucunda öğretmen olacak sınıf öğretmeni adaylarının değerler eğitimine bakış açılarını öğrenmek amaçlanmıştır. Değerler eğitimine ilişkin sınıf öğretmeni adaylarının görüşlerini almayı hedefleyen bu araştırma tarama modelinde olup betimsel bir nitelik arz etmektedir. Araştırmanın örneklemini Fırat Üniversitesi Sınıf öğretmenliği programında öğrenim gören 147 öğrenci oluşturmaktadır. Anket formu toplam 3 bölümden oluşmaktadır. Anket formunun birinci bölümünde demografik veriler bulunmakta ve bu demografik verilere dayalı olarak görüş maddeleri karşılaştırılmıştır. Anketin ikinci bölümünde ise değerler eğitimine ilişkin toplam 21 görüş maddesi bulunmaktadır. Araştırmadan elde edilen verileri çözümlemede “aritmetik ortalama”, “yüzde” ve “frekans” kullanılmış; öğrenci görüşlerinin, demografik verilere dayalı değişkenlerden etkilenme derecesi de bağımsız gruplar t testi ile test edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Kur’an Meyvesi Olarak İncir Ve Türk Kültüründe İncir Yorumları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17569</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17569</guid>
      <author>Halil İbrahim BULUT</author>
      <description>Toplumların sosyo-kültürel yapılarının oluşmasında dinin önemli bir etkisinin olduğu kabul edilir. Müslüman Türk toplumunun örf, adet ve geleneklerinin teşekkülünde olduğu gibi, onun fikir ve düşünce hayatının şekillenmesinde de başta Kur'an ve Sünnet olmak üzere Müslümanların tarihî tecrübeleri, bilgi ve algıları önemli bir rol oynamıştır. Kültürümüzde meyvelere dair tasavvurun oluşmasında söz konusu kaynakların yaklaşımı şüphesiz dikkat çekici bir unsurdur. Kur’an’da pek çok meyvenin ismi farklı bağlamlarda zikredilmektedir. Bunların her biri siyak-sibak bütünlüğü içerisinde ele alınıp değerlendirilebilir. Ancak incir hem ağacı hem de meyvesi ile Kur’an ve Sünnet'te ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu makalenin hedefi Türk kültüründe incir ağacı ve meyvesinin nasıl tasavvur edildiğini izah etmektir. Bu çerçevede önce Kur’an’da ve hadislerde, sonra da Kitab-ı Mukaddes kaynaklarında incirin hangi bağlamda zikredildiğine, İslamî gelenekte bu meyveye hangi manaların yüklendiğine ve dahası yaşadığımız Müslüman Türk toplumunda incirin nasıl algılandığına yer verilecektir. Bu bağlamda atasözlerinde, deyimlerde ve halk arasındaki konuşmalarda incir meyvesinin nasıl kullanıldığı kadar ona hangi anlamların yüklendiği de önem arz etmektedir.Toplumların zihniyet dünyalarının anlaşılmasında rüya tabirlerinin önemli bir yeri olduğu dikkate alınırsa, yaşadığımız toplumda incir rüyalarının nasıl yorumlandığı hususu da bize ışık tutacaktır. Sonuçta bu makalede, Türk toplumunda var olan incir kültürü ile Kur'an ve Sünnet'in meyve tasavvuru, daha özel anlamda incir tasavvuru arasındaki benzerlikler ortaya konulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Siyasal Kimlikler Ve “Yaşam Tarzları”: Güney Marmara Bölgesi Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17504</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17504</guid>
      <author>Kadir CANATAN</author>
      <description>Bu makale, son yıllarda Türkiye toplumunda siyasal kimlikler ve yaşam tarzları konusunda yaşanan tartışmalara ampirik veriler temelinde bir açıklık getirmeyi amaçlamaktadır. Zaman zaman laiklik ve sekülerleşme, zaman zaman da dindarlık ve muhafazakârlık kavramları üzerinden sürdürülen tartışma, siyasetin yaşam tarzlarına dayandığı ve de yaşam tarzlarını manipüle ettiği iddiasına dayanmaktadır. Cumhuriyet, kuruluşundan bu yana geleneksel yaşam tarzını Batılı ve modern bir yaşam tarzıyla değiştirmeyi esas almıştır. Bu bakımdan Türkiye çağdaşlaşması, sosyo-kültürel değişimleri hedefleyen üstyapısal bir değişim süreci olarak yorumlanabilir. Demokratikleşme sürecinde farklı siyasal kimlikler modernleşmenin yönü ve biçimi konusunda farklı yaklaşımlar ve politikalar önermişlerdir. Bu bakımdan Türkiye’de özellikle son onyılda yaşanan siyasal değişimin yaşam tarzları konusunda bir tartışma başlatması hiç de şaşırılacak bir hadise değildir. Çünkü geçmişte toplumsal sekülerleşmeyi hedefleyen siyasal proje, 2000’li yıllarda muhafazakâr demokratların iktidara gelmesiyle devre dışı kalmış ve bu kez de toplumun “muhafazakârlaşması”ndan söz edilmeye başlanmıştır. Bu konuda yapılan araştırmaları da dikkate alan makale, politik kimlikler ile yaşam tarzları arasındaki ilişkiyi üç farklı politik kimlik üzerinden sorgulamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aile Yılmazlığı Değerlendirme Ölçeğinin Türkçe’ye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17546</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17546</guid>
      <author>Hüdayar CİHAN GÜNGÖR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Walsh’un (1998) modeline göre Sixbey (2005) tarafından ailelerin yılmazlığını ölçmek amacıyla geliştirilmiş olan, Aile Yılmazlığı Değerlendirme Ölçeğinin (AYDÖ) Türkçeye uyarlamasının yapılarak, geçerlik ve güvenilirliğinin incelenmesidir. Bu amaçla öncelikle Aile Yılmazlığı Değerlendirme Ölçeğinin Türkçeye çeviri çalışmaları yapılmıştır. Türkçe formu oluşturulduktan sonra ölçeğin faktör yapısının Türk kültürüne uyumlu olup olmadığına bakmak amacıyla, 18 yaş ve üstü aile olarak derinden etkilendikleri olumsuz bir olay yaşamış 655 bireye uygulanmıştır. Ölçeğin güvenirliği için, cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı ve iki yarı güvenirliği araştırılmıştır. Geçerliği için ayırıcı geçerliğine bakılmış ve yapı geçerliği için doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda, 54 maddeden oluşan özgün ölçekle örtüşen “Aile İçi İletişim ve Problem Çözme”, “Sosyal ve Ekonomik Kaynakları Kullanma”, “Olumlu Bakışı Devam Ettirme”, “Aile Bağlılığı”, “Aile Ruhsallığı” ve “Sıkıntıya Anlam Oluşturabilme” boyutlarını içeren altı faktörlü yapı doğrulanmıştır (?2=3872.38, sd=1362, ?2/sd=2,84; RMSEA= .05, NFI= .97, CFI= .98, NNFI= .98 ve SRMR=.06). Ayırıcı geçerlik için AYDÖ’nin Beck Depresyon Envanteri ile korelasyonu -.45 olarak bulunmuştur. Ölçeğin bütününün güvenirliği için Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı .95, alt ölçekler için .48 -.96 arasında değişmekte olup, iki yarı güvenirliği .83 bulunmuştur. Bulgular Türkçeye uyarlanan Aile Yılmazlığı Değerlendirme Ölçeğinin psikometrik açıdan kabul edilebilir düzeylerde güvenilir ve geçerli olduğunu göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Turhal’da (Tokat) Sanayi Faaliyetleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17657</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17657</guid>
      <author>Handan ARSLAN, Özlem ÇAKAR</author>
      <description>Araştırma alanı, Türkiye’de Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz Bölümü’nde Yeşilırmak Havzası’ndaki Türkiye’nin en büyük tektonik sistemlerinden biri KAF (Kuzey Anadolu Fay Zonu) üzerinde gelişmiştir. Turhal; morfolojik bakımdan bir ova üzerinde gelişmiş ve 2013 yılı verilerine göre 62.596 şehir nüfusuna sahip, hizmet fonksiyonun ağırlıkta olduğu bir yerleşmedir. Sanayi fonksiyonu araştırma alanında şehirleşmeyi başlatan temel faktördür ancak günümüzde şehrin ikinci önemli fonksiyonudur. 1930-1939 yılları arasında Türkiye’nin sanayileşme konusundaki ilk adımlarından biri olan Turhal Şeker Fabrikası ile alanda modern sanayi başlamıştır. Başlangıçta tarıma dayalı bir sanayi tipinin hâkim olduğu alanda zaman içerisinde sanayi faaliyetleri; makine, taşa toprağa dayalı sanayi ve tekstil sanayi olmak üzere başlıca üç ayrı kolda gelişmiştir. Araştırma alanında sanayi faaliyetlerinin gerçekleşmesini iki faktör sağlamıştır. Bunlardan ilki coğrafi özelliklerinin sunduğu avantajlardır. İkincisi ve en önemlisi ise teşviklerdir. Bir kamu yatırımı olan şeker fabrikasının kuruluşundan sonra araştırma alanı 1973 ve 2004 yıllarında teşvik bölgeleri içerisinde yer almıştır. Bu nedenle 1970’li yıllarda şehirde taşa toprağa dayalı sanayi, 2000’li yıllarda ise tekstil sanayi hızla gelişmiştir. Ancak aldığı teşvikler, coğrafi konum, ulaşım şartları, potansiyel zenginliklerine rağmen sanayi Turhal’da istenilen düzeye ulaşamamıştır. Rekabet fazlalığı ya da haksız rekabet, ara eleman sıkıntısı, talep istikrarsızlığı, teknoloji eksikliği, nitelikli işçi problemi, ham maddede kalite sorunu gibi nedenler bu durum üzerinde etkili olmuştur. Tüm bunlar Turhal’ın bir sanayi şehri olmasını engellemiş ve sanayinin hizmet sektöründen sonra 2.sırada yer almasına sebep olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilgisayar Destekli Eğitime Yönelik Tutumlarının Çeşitli Değişkenlere Göre İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17520</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17520</guid>
      <author>Zafer ÇAKMAK, Cengiz TAŞKIRAN</author>
      <description>Öğretim teknolojisindeki gelişmeler ile birlikte bilgisayarlar; canlandırma, benzeşim gibi görsel ve işitsel materyaller geliştirmek için eğitim ortamlarında kullanılmaya başlanmış ve bunun sonucu olarak da Bilgisayar Destekli Eğitim-Öğretim kavramı ortaya çıkmıştır (Gürbüz ve Birgin, 2008:199). Bilgisayar destekli eğitim, eğitim-öğretim etkinlikleri sırasında eğitimi zenginleştirmek ve kalitesini yükseltmek için öğretmene yardımcı bir araç olarak bilgisayarların kullanılmasıdır. Bir başka deyişle bilgisayarların ders içeriklerini doğrudan sunma, tekrar etme, problem çözme, araştırma yapma gibi etkinliklerle öğretme öğrenme aracı olarak kullanılmasıdır (Kurt, 2009:141). Bu araştırma, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının Bilgisayar Destekli Eğitim’e (BDE) ilişkin tutumlarının cinsiyet, bilgisayarı kullanma sıklığı, kişisel olarak bilgisayar sahibi olup olmama ve sınıf düzeyleri gibi bağımsız değişkenler bağlamında incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu Fırat Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı’nda öğretim gören 238 öğrenci oluşturmaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinden tarama modelinin uygulandığı bu araştırmada veri toplama aracı olarak Arslan (2006) tarafından geliştirilmiş olan Bilgisayar Destekli Eğitime İlişkin Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Sonuçlar SPSS 17 istatistik programı ile değerlendirilmiştir. Veriler analiz edilirken Bağımsız t-Testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının Bilgisayar Destekli Eğitim’e (BDE) ilişkin tutumlarıyla cinsiyete göre herhangi bir farklılık görülmezken, bilgisayar kullanma sıklığı, kişisel olarak bilgisayar sahibi olma ve sınıf düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Çağdaşlaşmaya Yönelik Algı Ve Görüşlerinin Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17565</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17565</guid>
      <author>Alev ÇELİK, Sultan BAYSAN , Adil Adnan ÖZTÜRK</author>
      <description>Araştırmanın amacı, Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin çağdaşlaşma kavramını nasıl değerlendirdiklerini ve Türkiye’de çağdaşlaşma aşamaları ile ilgili görüşlerini incelemektir. Ayrıca, Milli Eğitim’in çağdaş birey yetiştirme hedefine yönelik olarak, eğitsel anlamda yaklaşımlarını ve bu amaca ulaşmak için gerekli olan tarihsel düşünme becerilerini öğreten öğretmenlerin Sosyal Bilgiler öğretiminde kullandıkları yöntem ve teknikleri incelemektir. Çalışmada yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak, Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin çağdaşlaşmaya yönelik algıları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2012-2013 öğretim yılında İzmir Menemen ilçesindeki 22 ortaokulda görev yapan 31 Sosyal Bilgiler öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örneklem kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin neredeyse tamamının çağdaşlaşmayı bir gereklilik olarak gördüğü; bu noktada Atatürk döneminde yapılan devrimlerin çağdaşlaşma açısından önemli bir paya sahip olduğunu düşündükleri görülmektedir. Buna karşın öğretmenlerin neredeyse tamamı günümüzde Türkiye’yi çağdaş bir ülke olarak görmemektedir. Bunun nedeni olarak da Türkiye’nin demokratik bir ülke olmamasını göstermişlerdir. Uygulama boyutuna bakıldığında öğretmenler, okuldaki eğitimin çağdaş birey yetiştirme hedefi yönünden yetersiz olduğunu düşünmektedirler. Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin konuları aktarırken daha çok bilinen yöntemlere başvurdukları, farklı yöntem ve teknikleri uygulamadıkları ayrıca dikkat çekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeniden Anlamlandırma Aracı Olarak Reklam</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17645</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17645</guid>
      <author>Beyzade Nadir ÇETİN</author>
      <description>Reklam olgusu dünya çapında önem kazanan ve dünyanın her yanına hızla yayılan bir kültürel ürün olmaya başlamıştır. Günümüzde kitle iletişim araçları dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılmış ve etki alanlarını genişletmişlerdir. Bu alan genişlemesi başta televizyon olmak üzere pek çok kitle iletişim aracını, kültürel yayılma aracı haline getirmiştir. Çünkü mesajların iletimi, günümüz dünyasında ancak kitlesel bir tarzda; bir anda ve herkes için yapılmaktadır. Reklam olgusunun temel görevi de küresel kapitalist sistemin kendinden beklediği tüketim eğilimlerini ortaya çıkarmasıdır. Reklamlar, eğilim belirleme/ortaya çıkarma sürecini kitle iletişim araçları üzerinden gerçekleştirmektedirler. Reklamlar günümüz tüketim toplumunun devamına yönelik çalışan araçlardan biri haline gelmiştir. Tüketim toplumunun gereksinim duyduğu tüketen ve tükettiğini içselleştiren bireyin yaratımı reklamlar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Reklam ile yaratılmak istenen temel eğilim satın alma eğilimidir. Bu eğilimin ortaya çıkarılması için çeşitli ikna teknikleri uygulanabilmektedir. Ancak bu satın alma eğiliminin ortaya çıkarılması sırasında; reklamlar insanların yaşamını yeniden anlamlandırmak gibi bir işlevi yerine getirirler. Çünkü insanlar üzerinde bir eğilim yaratımı gerçekleştirilirken, insanların önceden düşündüklerinden, bildiklerinden ve hissettiklerinden farklı bir şekilde anlamlandırılmaları gerekmektedir. Dolayısıyla bir ürünün satın alınmasını sağlamak, bireyi farklı bir şekilde düşündürmek, hissettirmek ve bilgilendirmektir. Reklamların temel amacı satın alma eğilimi ortaya çıkarmak olabilir. Ancak asıl olan reklamların bunu yaparken insan yaşamına ve zamana ilişkin anlamları yeniden üretmesidir. Bu çalışmada reklamların, temel amaçlarından ve uygulama tekniklerinden ziyade; ikna etme faaliyetini gerçekleştirirken ürettikleri anlamlar açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Teorik bir çalışma olmasına karşın çeşitli örnek olaylar analiz edilerek nitel bir bakış açısı ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk-İslâm Kimliği Etrafında Gelişen Paradigmal Değişimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17662</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17662</guid>
      <author>İbrahim ÇETİNTAŞ</author>
      <description>Bu çalışmada tarihî süreçte Türk kimliği etrafında meydana gelen paradigmal değişiklikleri ele almaya çalıştık. Bu anlamda, Türk milletinin Orta-Asya steplerinde başlayan kültürel sürecinin İslâmlaşmayla birlikte orijinal yeni bir hüviyete kavuştuğu müşahede edilmektedir. Ruhsal olgunlaşmanın bir devamı olarak gördüğümüz bu özgün yapıyı, onun tarihsel paradigmasının birinci evresi olarak tez şeklinde isimlendirdik. Buradan hareketle, XVIII. Asırlarda başlayıp Tanzimat’ı müteakip Cumhuriyetle birlikte zirvesine ulaşan Batılılaşma veya Modernleşme sürecini, bunun karşısında yer alan bir anti-tez olarak değerlendirmek mümkündür. İçinde yaşadığımız zamanın ilmî, siyasî, ictimaî ve felsefî temel karakteristiği bağlamında ortaya çıkan üçüncü aşamayı ise, ilk iki dönemin bir sentez’i olarak görmek yanlış olmayacaktır. Bu son aşamada kimliğin özü, duyguların ürettiği mahallî kültürel değerlerle, aklî alandan gelen evrensel medeniyet değerlerinden oluşmaktadır. Böylece, Türk-İslâm kimliği ile modern Batı düşüncesi makul bir zeminde birleşerek Post-Modern Müslüman-Türk kimliği olarak ifade edilen yeni bir yapı ortaya çıkarmaktadır. Bunun sonucu Türk milleti, tabiatının iki temel boyutunu oluşturan duyu ve akıl bağlamında Doğu-Batı ekseninde tarihi süreçte ortaya çıkan kimliksel parçalanmışlığından kurtulacaktır. Buna göre daha önce olduğu gibi tek başına ne telkin, sempati veya duygusallığa dayanın kültür veya değerler sistemi ne de sadece akıl, irade veya zekâya dayalı medeniyet veya değerler tek başına bir ölçü olmayacak ancak bu iki alanı birleştiren daha kapsayıcı ve bütüncül bir anlayış öne çıkacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Devlete İtaatin Sınırlarını Dine Göre Belirleyen Farklı Kültürlerden İki Eserin Karşılaştırması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17537</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17537</guid>
      <author>Osman Zahid ÇİFÇİ</author>
      <description>Bu çalışma Vindiciae Contra Tyrannos ve el-Ahkamu’s-Sultaniye adlı iki eserin, otoriteye itaat konusuna bakışının karşılaştırmasını içermektedir. Eserlerden biri olan Vindiciae, otoriteye uyması gereken halk tarafından, otoritenin meşruiyet sınırlarını ortaya koyma ve ezilmiş bir toplum olan Fransız Kalvincilerini örgütleme amacıyla yazılmıştır. Eserde devlet teorisi yer almaz. Sadece itaat konusu ele alınmış, uzun uzun itaatin şartları ve sınırları ile isyanın şekli tartışılmıştır. Karşılaştırma yapacağımız ikinci eser olan Ahkâm ise halk tarafından değil, iktidar tarafından yazdırılmış bir kitaptır. İktidarı temsil eden halifenin isteği üzerine kaleme alınmış olan bu eserde tam anlamıyla bir devlet teorisi vardır. Çalışmada siyaset felsefesinin kadim problemlerinden biri olan meşruiyet ve otoriteye itaat konusuna değinilmiştir. Çalışmada iki farklı kültürde ve farklı zamanlarda yazılmış olan iki eserdeki benzerlikler ele alınmıştır. Çok farklı sebep ve amaçlarla yazılmış olan bu iki eserde benzerlikler devlete itaat konusunda ortaya çıkmaktadır. Farklı dinler temel alınarak yazılmış olmalarına rağmen iki eserde de devlet meşruiyetini dinden almakta ve halkın devlete itaat etmesi için, devletin dine karşı olmaması gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Çalışmada, bu iki eser öncelikle tanıtılmış, daha sonra dinin etkisi göz önünde bulundurularak oluşturulan belirli başlıklar altında karşılaştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın genelinden anlaşılmaktadır ki; devletlerin meşruiyetini, halkın temsilcilerinin kimler olacağını ve hangi görevleri ifa edeceklerini, halkın yapması gerekenlerin neler olduğunu, devlete itaatin neden gerekli olduğunu belirleyen dindir. Eserlerin yazıldığı kültürlerin ve zamanların farklı olması bu iki eserin aynı sonuçlara ulaşmasını engellememiş, iki eser de; farklı ifadelerle, farklı zamanlarda, farklı kültürel değerlere rağmen aynı neticeye varmışlardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Toplumsal Dışlanma ve Otizm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17735</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17735</guid>
      <author>Y. Cemalettin ÇOPUROĞLU, Abdurrahman MENGİ</author>
      <description>Otizm, günümüzde sadece bireyler ile sınırlı özel sorunlara yol açmamış aynı zamanda dünyanın her tarafında görülen, toplumların her kesimini etkileyen ve giderek yaygınlaşan sosyal bir olgu haline gelmiştir. Böylece sosyolojik çalışmalara davetiye çıkartmış ve bu araştırmaya da konu olmuştur. Bu araştırma, Türkiye’deki otizmli bireyleri ve ailelerini kapsayan bir alan çalışması şeklinde yapılmıştır. Çalışma, Türkiye’nin 7 bölgesi ve 14 ilinde, otizmle mücadele amaçlı, otizmli bireylerin aileleri tarafından kurulmuş bulunan 2 vakıf, 15 dernek vasıtasıyla, otizmli çocuğu olan ve çoğu bu kuruluşların yönetim kurulunda görev yapan toplam 42 katılımcıyla görüşmelere dayalı nitel bir araştırma mahiyetinde olmuştur. Bu çalışmayla, otizmin bireysel, ailevi, toplumsal alandaki yansımalarına ilişkin sosyolojik boyutlarının ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, otizmli çocuğu olan katılımcıların bilgi, görgü, yaşantı, temel algı veya yaklaşımlarına başvurulmuştur. Katılımcılardan elde edilen veriler deşifre edilerek betimsel analize tabi tutulmuştur. Bu analizler sonucunda, otizmli bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamlarında ya da toplumsal alanlarda karşılaştıkları güçlükleri veya toplumla sorunlu alanları belirlenmeye çalışılmıştır. Başka bir ifadeyle, otizmin, dar veya geniş alanda bireyleri nasıl etkilediğine, aileleri psikolojik, ekonomik, kültürel, sosyal olarak nasıl kuşattığına, birey ve aile ile toplum arasına nasıl mesafe koyduğuna açıklık getirilmiştir. Ayrıca, bunların, etiketlenme, dışlanma, sosyal izolasyon ve yabancılaşma durumlarına ilişkin veya sosyal yaşamlarına dair pozisyonları etraflı bir şekilde irdelenmiştir. Bu çalışma, çok işlenmemiş bir konuyu ele alması, ilk elden verilerin sahadan toplanması, analiz ve değerlendirme sürecinde ortaya koyduğu bakış açısı, otizmin bireylere ve ailelere ilişkin yansımaları veya toplumsal sonuçları hakkında son derece çarpıcı bulgu ve sonuçlara ulaşılması hususunda tamamıyla özgün bir çalışma olmuştur. Bu çalışma, otizme ilişkin literatürdeki önemli bir eksikliğin giderilmesi, otizm ile sosyoloji arasındaki derin bir bağın varlığına işaret etmesi ve gelecekte yapılacak çalışmalara veya uygulamalara kaynak oluşturması bakımından önemli bir çalışma olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fizik Bölümü 4. Sınıf Öğrencilerinin Mekanik Odaklı Bilgi Düzeyleri Ve Kavram Yanılgılarının İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17599</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17599</guid>
      <author>Alper ÇORAPÇIGİL, Aysun ÖZTUNA KAPLAN , Mustafa YILMAZLAR</author>
      <description>Bu çalışmada Sakarya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, fizik bölümü, 2011-2012 bahar dönemi 4. sınıf öğrencilerinin, birimler, hareket, kuvvet ve iş-enerji konularındaki bilgi düzeyleri ve kavram yanılgıları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Fenomenolojik araştırmanın amacı, bireylerin bir olgu hakkındaki anlama, yorumlama ve kavramsallaştırmalarındaki farklılıklarını tanımlamaktır. Böylece öğrenenin bakış açısıyla araştırılan olgu tanımlanmış olur. Çalışma grubunu 39 kadın ve 23 erkekten oluşan 62 kişi oluşturmakta olup kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Çalışmada araştırmacılar tarafından oluşturulan 12 sorudan oluşan açık uçlu soru formu kullanılmıştır. Çalışmanın geçerlilik ve güvenilirliğini arttırmak için elde edilen bulgular her bir araştırmacı tarafından birbirinden bağımsızca kodlanmıştır ve bu kodlar dört ana tema altında toplanmıştır. Öğrencilerin verdiği cevaplar bilimsel doğrulara göre değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda hız ile süratin karıştırılması, sürtünme kuvvetinin uygulanan kuvvetin tersine olması, yerçekiminin kütle ve hacimle orantılı olması, yay sabitinin yayın kalınlığına bağlı olmadığı, yay sabitinin olmadığı, ivmenin daima hızı arttırması, düzgün dairesel hareketteki ivme ile düzgün doğrusal hareketteki ivmenin karıştırılması, hareket etmeyen cisimlerin enerjilerinin olmadığı, iş ile gücün karıştırılması, iş yapabilmek için cisme yatay bir kuvvetin uygulanması gerektiği, cismin hareket doğrultusu her değiştirildiğinde iş yapıldığı, şeklinde kavram yanılgıları tespit edilmiştir. Her sınıftaki öğrencide elde edilen bu kavram yanılgıları bulunabilir. Bu nedenle bu yanılgıların tespiti ve düzeltilmesi her kademedeki öğretim için önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ermenistan'ın Azerbaycan'a Silahlı Saldırı: Uluslararası Humanitar Hakların Pozulması Meseleleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17615</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17615</guid>
      <author>Ramile DADAŞOVA</author>
      <description>İnsan haklarına saygı ilkesi modern uluslararası hukukun temel prensiplerinden biridir . Bu prensip ilk kez olarak BM'nin Anayasasında bildirilen şekilde tespit edilmiş , daha sonra bazı önemli uluslararası belgelerde , özellikle 1948 yılı 10 Aralık tarihli İnsan hakları hakkında genel deklarasyonda düzeltildi .Azerbaycan topraklarının işgali sırasında esir alınan binlerce kişi Ermenistan'da saxlanılır. BM temsilcileri de Ermenistan'da rehin ve esir tutulan insanlara vahşice işkenceler verilmesine tanık olmuşlardı .BM insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı ilkesinin temelini atan evrensel kurum gibi , Ermenistan'ı uluslararası sözleşmelere uymaya mecbur etmelidir . Eğer Ermenistan BM'nin kabul ettiği prensiplere amel etmiyorsa , Nizamnamədə tespit edilen prensipleri sistematik olarak pozursa, Güvenlik Konseyi bu konuda Genel Meclis'te konuyla kaldırmalı ve o , cezasını almalıdır . Uluslararası belgeler silahlı çatışmalarda sivillerin haklarının korunmasında önemli mekanizmadır ve bu belgeler insan haklarının korunması yönünde Güvenlik Konseyi'ne yardımcı olabilir . Ermenistan taraf olduğu uluslararası belgeleri, uluslararası sözleşmeleri gerçekleştirmiyor. Ermenistan'ın Azerbaycan'a karşı işlediği suçların hukuki yargısını gerçekleştirmek amacıyla Özel Tribunalın oluşturulması, Güvenlik Konseyi'nin Uluslararası Mahkeme , uzmanlaşmış kurumlar dahil İnsan hakları konusunda konsey ile əməkdaşlğı doğrultusunda yapılabilir .</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İskenderun-Arsuz İlçelerinin (Hatay) CBS Tabanlı Zemin Hareketleri Duyarlılık Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17575</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17575</guid>
      <author>Mehmet DEĞERLİYURT</author>
      <description>Dünya nüfusunun hızlı artması yerleşim alanlarının kontrolsüz bir şekilde büyümesine neden olmaktadır. Hızlı ve kontrolsüz büyüme sonucunda yerleşim alanları başlangıçtaki konumlarından uzaklaşarak çeşitli riskler içeren alanlara doğru kaymaktadır. Gerek yerleşim alanlarını genişletmek, gerekse ulaşım amaçlı yollar yapmak amacıyla arazinin ilksel şekli üzerinde değişiklikler yapılmaktadır. Doğaya yapılan bu kontrolsüz müdahaleler yerkürenin doğal döngüsünün bir parçası olan olayların afet özelliği kazanmasına neden olmaktadır. Bu afetlerden birisi de zemin hareketleridir. Zemin hareketleri doğal afetler içerisinde gelişme özelliği ve süreci yönüyle en hızlı ve etkili olanlardan birisi olup, yamacın tamamının veya bir kısmının, yerçekiminin etkisi altında aşağıya doğru hareket etmesiyle oluşmakta, can ve mal kaybının yanı sıra tarım ve orman alanlarına, akarsulara ve sanayi bölgelerine de dolaylı olarak zarar vermektedir. Bu çalışmada İskenderun ve Arsuz ilçelerindeki zemin hareketlerine duyarlı alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda kaya düşmesi, yamaç döküntüsü, çamur akıntısı gibi alt türlere ayrılan ve kütle hareketleri de denilen bu doğa olayı zemin hareketleri adı altında toplanmış bu çerçevede değerlendirilmiştir. Koşullara bağlı ağırlıklı metot kullanılarak duyarlılık haritaları oluşturulmuştur. Analiz sonucunda, inceleme alanının yaklaşık % 13’ünün zemin hareketlerine yüksek ve çok yüksek duyarlı olduğu belirlenmiştir. İnceleme alanının jeolojik, jeomorfolojik, toprak, yağış ve arazi koşullarının doğal bir sonucu olan bu durumun can ve mal kaybına neden olmaması için önlemlerin alınması gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarihi Lehçelerde Yılan</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17691</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17691</guid>
      <author>Ümit Özgür DEMİRCİ</author>
      <description>İlk olarak mağara resimlerinde rastladığımız yılan sembolü, mitoloji, edebiyat, resim, heykel gibi pek çok güzel sanatta görülmektedir. Mitolojilerde yılan sembolü gücü, kudreti, sonsuzluğu, ölümsüzlüğü, yer altındaki kayıp hazinelerin bekçiliği gibi durumları simgelerken, Uygur Budist edebiyatında yılan, reenkarnasyon inancına göre karanlıklar dünyasında yılan bedeninde doğan kötü ruhları simgeler. Yılan sembolü Türk inançlarında da kendini gösterir. Şamanizm inancına göre yılan Şaman’a yardım eden ve onu kötü ruhlara karşı koruyan hayvan ruhlarındandır. Şamanın gökyüzündeki ve yer altındaki yolculuklarında ona yardımcı olur. Halk arasında zehirli olması ve insanları öldürücü özellikleri ile bilinen yılan, halk hikâyelerinde ve halk masallarında bu özellikleri ile görülmektedir. Divan edebiyatında da oldukça fazla kullanılan yılan motifine göre, sevgilinin saçları uzunluğu ve kıvrım kıvrım olması bakımından yılana benzetilir. Yine</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kültürlerarası Liderlik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17614</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17614</guid>
      <author>Hatice Gökçe DEMİREL, Zülfükar Aytaç KİŞMAN</author>
      <description>Liderlik, ortak bir amacın gerçekleştirilmesi noktasında insanları bir arada tutan bir tutkal, doğru yönü gösteren bir pusula ve yolu aydınlatan bir fener gibidir. Grup üyelerini kişisel duygularını, düşüncelerini ve önceliklerini bir kenara bırakarak bir bütün halinde hareket etmeye yönlendiren en önemli kavramlardan biridir. Liderlikle ilgili tarihsel süreçte farklı özellikler, durumlar ve yetenekleri ön plana çıkaran pek çok tanım yapılmıştır. Ancak neden her toplulukta ve her durumda geçerli olan bir liderlik tanımlaması yapılamamaktadır? Dünyanın her yerinde varlık olarak “insan” olgusu aynı şekilde değerlendirilmektedir. Varlık olarak aynı olmalarına rağmen insanların sayılamayacak kadar da çok farklılıkları ve özellikleri bulunmaktadır. Bu çelişkili durum nereden kaynaklanmaktadır sorusuna pek çok açıdan şimdiye kadar cevap aranmıştır ve bu çabalar halen de devam etmektedir. İşte bu noktada kültür kavramı bu cevaplardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Her durumda ve her toplulukta geçerli olan bir tanımlama yapılamaması liderliğin kültürel açıdan incelenmesi konusunun gereğini gündeme getirmiştir. Bu açıdan yapılan pek çok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmaların derlenip değerlendirilmesi ve bir bütün halinde gözden geçirilmesi boşlukların doldurulması ve liderliğin kültürle ilgili boyutunun anlaşılması açısından önemlidir. Bu yönüyle bir literatür taraması niteliğinde önce liderlik teorileri incelenmiş daha sonra da kültür boyutunda yapılan en önemli çalışmalardan biri olan Hofstede’nin kültür boyutları açısından liderlik değerlendirilmesi çalışmada yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aile İşletmelerinde Kurumsallaşma Ve Sürdürülebilirlik: TRB1 Bölgesinde Yapılan Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17672</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17672</guid>
      <author>Özcan DEMİR, Eray Ekin SEZGİN</author>
      <description>Aile işletmeleri ve bu işletmelerin kurumsallaşmaları ya da kurumsallaşamamaları günümüz iş dünyasının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. İşletmelerin, sürekliliği ile ilgili sorunları ancak kurumsallaşma ile aşabileceği konusunda işletmelerde görüş oluşmaya başlamış hatta bir kısım işletmeler bunu hayata geçirmişlerdir. Aile işletmelerinin kurucuları ile bugün işletmeyi yöneten kuşaklar arasında başta eğitim olmak üzere pek çok alanda farklılıklar bulunmasına rağmen, kurumsallaşma konusunda yoğun bir görüş ayrılığı yaşanmamaktadır. Aile işletmelerinin kurumsallaşması, işletmelerin büyümesi ve daha doğrusu yaşamlarını devam ettirebilmeleri için geçerli tek yoldur. Büyük işletmeler kurumsallaşmasını tamamlamış olup, küçük işletmeler ya da aile işletmeleri de kurumsallaşmayı yaşama geçirmek zorundadırlar. Çalışmamızda TRB1 bölgesinde faaliyet gösteren 325 aile işletmesinin kurumsallaşmaya bakış tarzları ve kurumsallaşma durumları incelenmiştir. Çıkan sonuçlar, işletmede yönetim konumunda bulunan başta yeni jenerasyonlar olmak üzere aile bireylerinin kurumsallaşmayı benimsediklerini, birçoğunun da kurumsal yapıya inandıklarını göstermektedir. Aynı zamanda geleneksel yapının da halen işletmelerde devam ettiği, bu yapının değişiminde de zamana ihtiyaç duyulduğunu göstermiştir. Aile işletmelerinde profosyonel yönetici kavramına soğuk bakmadıkları, ancak güç ve yönetim konusunda ailenin ağırlığının da hissedildiği görünmektedir. Profesyonel yöneticiye daha çok ekonomik ve finansal alanlarda ihtiyaç duyulmaktadır. Karar sürecinde uzmanların ve çalışanların görüşleri alınmakla beraber nihai ve stratejik kararların aile tarafından alındığı görülmektedir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaokul Öğrencilerinin Polise Yönelik Tutumlarının İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17664</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17664</guid>
      <author>Selçuk Beşir DEMİR, Selami DEMİRBAŞ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı ortaokul öğrencilerinin polise yönelik tutumlarının farklı değişkenler açısından incelemektir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden, betimsel tarama deseni ile hazırlanmıştır. Tarama deseni; bir evren içinde seçilen bir örneklem üzerinde yapılan çalışmalar yoluyla evren genelindeki eğilim, tutum veya görüşlerin nicel veya nümerik olarak betimlenmesini sağlar (Creswell, 2013:155).Araştırmanın çalışma grubu Sivas ili merkezinde bulunan 4 okuldaki 510 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışma grubu ortaokul öğrencilerinden rastgele örneklem yöntemi kullanılarak oluşturulmuştur. Araştırmada, ortaokul öğrencilerinin polise yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla Demirbaş ve Demir (2014) tarafından geliştirilen Polise Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçlarının uygulanmasından sonra, elde edilen veriler, PASW 18 programı kullanılarak bilgisayar ortamında istatistiksel işleme tabi tutulmuş; parametrik dağılıma sahip olan veriler üzerinde frekans ve yüzde değerleri hesaplanmış, değişkenlerin durumuna göre, t-testi ve tekyönlü varyans analizleri yapılmıştır. Ortaokul öğrencilerinin polise yönelik tutumları farklı değişkenler açısından farklılık gösterebildiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin aile gelir düzeyine göre polise yönelik tutum puanları ortalamalarının farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesine yönelik yapılan analiz sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı değildir. Araştırmaya katılan öğrencilerin polise yönelik tutum puanları ortalamalarının cinsiyet değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesine yönelik yapılan analiz sonucunda cinsiyet değişkenine göre ortaokul öğrencilerinin polise yönelik tutum puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilerin kitap okuma sıklığı ile polise yönelik tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hollywood Kamerasında İslam’ın Ötekileştirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17747</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17747</guid>
      <author>Tarkan DEMİR, Nuh AŞAN</author>
      <description>ABD’nin en büyük silahı olan Hollywood film endüstrisi ABD'nin uluslar arası siyasal ve politik durumundan etkilenmiştir. 8 Aralık 1941 Pearl Harbor saldırısıyla ikinci dünya savaşı, 1963-1973 Vietnam savaşı sonrasında Amerikan film endüstrisi ordu hakkında propaganda filmlerine ağırlık vermiştir. Savaşlar sinemanın dilini de değiştirmiştir. Bu çalışmada 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’ne yapılan İkiz Kuleler Dünya Ticaret Merkezine yönelik saldırısının sinemaya yansıması ele alınmakla birlikte Müslümanlara yönelik ağır faturasına da yer verilmiştir. 2001 yılı ise dünya için de dengelerin değiştiği bir dönem olmuştur. 11 Eylül 2001 ikiz kulelere saldırısından sonra ABD’de İslam karşıtlığı Hollywood’un da gündemine girmekle birlikte, film şirketleri İslam dinine yönelik kışkırtıcı, kötüleyici ve kendi oluşturdukları gerçeklerle İslam’ı ötekileştirmeye yönelmişlerdir. El Kaide terör örgütü tarafından 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan sivil ve askerleri hedef alan İkiz Kule saldırısı, ABD ve dünya için eksen kayması yaratmıştır. Yaşanan terör saldırısı ABD’nin her alanda stratejilerini değiştirmesini mecbur kıldırmıştır. Yaşanan gelişmelerden kuşkusuz etkilenen bir sektör de Hollywood film endüstrisi olmuştur. 2001 Eylül sonrası Hollywood yapımlarında İslam dinini ötekileştiren, Müslümanları barbar, adam öldürmekten hoşlanan bir dine mensup kişiler olarak tanıttığı ve batıda İslamofobi fitilini ateşlediği çeşitli filmlerden örnek alınarak analiz edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lise Öğrencilerinin Kimya Kavramına Yönelik Metaforik Algıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17556</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17556</guid>
      <author>Ayşegül DERMAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin kimya kavramına yönelik algılarını metaforlar aracılığıyla ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla lise öğrencilerinden “Kimya……..benzer; çünkü…….” cümlelerini tamamlamaları istenmiştir. Bu araştırma, olgubilim (fenomenoloji) desenindedir ve 2012- 2013 akademik yılının bahar yarıyılında Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Gaziantep- Nizip İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı devlet liselerinde öğrenim görmekte olan 1093 öğrenci ile yürütülmüştür. Bu araştırmada elde edilen veriler nitel analiz (içerik analizi) ve nicel analiz yöntemleri (Crosstab ve Chi-Square Test ?2) ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda lise öğrencilerinin kimya kavramını hangi metaforlarla ifade ettikleri belirlenmiştir. Metafor ifadeleri esas alınarak metaforlar ortak özelliklerine ve ortaya koydukları bakış açılarına göre kategorize edilmiş, temalaştırılmıştır ve 6 farklı kavramsal kategori belirlenmiştir: “Kimyanın yapısı ve işleyişi”, “Olguları anlama aracı olarak kimya”, “Hayatın içinde bir yapı olarak kimya” gibi. Lise türü, sınıf düzeyi ve cinsiyet değişkenleri ile 6 kavramsal kategori arasında ilişki olup olmadığını belirlemek için üç kez Bağımsızlık Testi (Chi-Square Test ?2) uygulanmıştır. Öğrencilerin devam ettiği lise türü ile belirlenen 6 kategori arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. “Kimyanın yapısı ve işleyişi”, “Hayatın içinde bir yapı olarak kimya” ve “Sevilmeyen, zor ve karışık bir ders olarak kimya” kategorilerinde en çok düz lise öğrencileri metaforlar üretmişlerdir. Öğrencilerin bulundukları sınıf düzeyi ve kategoriler arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur. 6. kategori hariç tüm kategorilerde 10. sınıf öğrencilerinin ürettikleri metaforlar, 11 ve 12. sınıflara göre daha çoktur. Öğrencilerin cinsiyetleri ve kategoriler arasında anlamlı bir ilişki yoktur. Metaforik algıları lise öğrencilerinin kimyaya bakış açıları ve kimyaya yönelik tutumları hakkında da göstergeler sunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarına Yönelik Bilimin Doğası Konulu Disiplinler Arası Öğretim Programı Geliştirmeye İlişkin Bir İhtiyaç Analizi Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17549</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17549</guid>
      <author>Ahmet DOĞANAY, Tuba DEMİRCİOĞLU , Melis YEŞİLPINAR</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, disiplinler arası yaklaşıma dayalı ve öğretmen adaylarının bilimin doğası konusundaki anlayışlarını geliştirmeyi hedefleyen bir öğretim programının ilk aşaması olan ihtiyaç analizi çalışmasının yapılmasıdır. Araştırma, hangi bölüm için ve Bilimin Doğası’ nın hangi boyutları için disiplinler arası bir Bilimin Doğası programı geliştirileceğini ortaya çıkarmak üzere karma yönteme göre gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel veriler 94 ilköğretim öğretmen adayı aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcılar, Fen ve Teknoloji, Sosyal Bilgiler ve Sınıf Öğretmenliği bölümlerinin üçüncü sınıfında öğrenim gören öğretmen adayları arasından basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir. Nitel verilerin elde edildiği katılımcılar ise ölçüt örnekleme yöntemine göre belirlenen altı sosyal bilgiler öğretmen adayından oluşmaktadır. Araştırmanın nicel verileri “Bilimsel Bilginin Doğası Ölçeği ” ve “Bilimin Doğasına Yönelik Görüşler Anketi” ile toplanmış, nitel verilerin elde edilmesinde öğretmen adayları ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nicel verilerin analizinde, betimsel analiz ve parametrik testlerden çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak araştırmada; sosyal bilgiler öğretmen adaylarının bilimin doğasına ilişkin boyutları sınırlı kavramlarla açıkladıkları ve bu konuda oldukça yetersiz bir kavrayışa sahip oldukları, “bilimsel bilginin doğası” “bilimsel bilginin sosyal yapısı” ve “bilim insanlarının özellikleri” konularına yönelik bir eğitime gereksinim duydukları belirlenmiştir. Ulaşılan bulgular doğrultusunda öğretmen eğitiminde bilimin doğasının öğretimine ilişkin doğurgular tartışılmış ve önerilere yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çorum’da Bakırcılık</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17540</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17540</guid>
      <author>Necla DURSUN</author>
      <description>Geleneksel Türk el sanatlarımızdan biri olan bakırcılık sanatı, sanayi devrimi sonrasında diğer el sanatlarında olduğu gibi önemini yitirerek yok olma sürecine girmiştir. Çorum’da bu el sanatı için ayrılan Osmanlı dönemi arastasında günümüzde bu işi devam ettiren birkaç usta bulunmaktadır. Bunlar da zamanın hızlı değişim koşullarına ayak uydurmaya çalışmaktadır. Osmanlı döneminde Çorum kendi bakır kap ihtiyacını karşılayan önemli merkezlerden biridir. Orta Karadeniz bölgesindeki diğer şehirlerde olduğu gibi Çorum’un da bakır ihtiyacı Küre’den karşılanmıştır. Malzeme temini sorununu çözen ustalar kendi atölyelerinde dövme tekniğinde kaplar üretmişlerdir. Kap çeşitliliği bakımından hemen her tür evaniyi görmek mümkündür. Elimizdeki örneklere istinaden bu kapların sadece ihtiyacı karşılayan eşyalar olmadığı aynı zamanda süslemeleri ile dönem üslubunu yansıttıkları görülmektedir. Genellikle Osmanlı geç dönemine tarihlenen bu kaplar üzerinde hem geleneksel motifler hem de batı kökenli motifler bir arada kullanılmıştır. Bu eklektik üslup, bakırlar üzerine genellikle kazıma tekniğinde işlenmiştir. Geometrik motifler, bitkisel motiflerin etrafında kontur olarak kullanıldığı gibi tek başına ayrı bir motif şeklinde de işlenmiştir. Yazı süsleme olmaktan ziyade yaptıranın bilgilerini içeren kitabe nitelindedir. Ancak yazı etrafı bitkisel motiflerde olduğu gibi geometrik bir konturla çerçevelenmiştir. Bazı örneklerde bu kontur, bir palmetle sonuçlanan şemse ile bazı örneklerde ise tuğra şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, dövme tekniğinde üretilen en erken tarihli kaptan günümüzde üretilen kaplara kadar geniş bir zamanda devam eden Çorum bakırlarının özelliklerinin, hazırlanış ve imalat aşamalarının, ustaların, kap çeşitlerinin, tanıtımı ve Sanat Tarihi çerçevesinde bilimsel değerlendirmelerini ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Arazi Kullanımı Ve Deprem İlişkisi Bağlamında 2011 Van Depremlerinin Erciş Şehrine Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17655</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17655</guid>
      <author>Necmettin ELMASTAŞ, Mehmet ÖZCANLI</author>
      <description>Alp-Himalaya kuşağı üzerinde yer alan Türkiye’de can ve mal kaybına neden olan şiddetli depremlerin meydana geldiği bilinmektedir. Bu araştırmaya konu olan Erciş şehri, depremsellik bakımından Türkiye’nin en çok sarsılan alanlarından biri olan Van Gölü Havzası’nda yer almaktadır. 1.derecede deprem sahası içerisinde kalan Erciş şehri ve yakın çevresinde, tarihi süreçte önemli sayıda insan ve eserlerine zarar veren, dolayısıyla afete dönüşen depremler vuku bulmuştur. Meydana gelen depremlerin afet halini almasında etkili olan en önemli faktör yerleşme yerlerinin seçilmesinde yapılan yanlışlıklardır. Günümüz Erciş şehri, Van Gölü seviye değişmelerine bağlı olarak oluşan gölsel çökeller ile Zilan Çayı ve kollarının getirdiği farklı boyutlardaki materyallerin ardalanmasından meydana gelen Erciş Ovası üzerinde kurulmuştur. Depremsellik açısından zayıf olan bu zeminlerde yeraltı suyu seviyesi yüzeye yakındır. Bu zeminler deprem esnasında sıvılaşmayı kolaylaştırmakta, dolayısıyla depremdeki hasarı arttırmaktadır. Yörede vuku bulan depremlerin afete dönüşmesinde yapılarda yanlış malzeme kullanımı, yapıların kat sayısı ve depreme uygun yapı teknolojisinin yeterince kullanılmaması da etkili olmaktadır. 2011 Van depremleri, Van Gölü Havzası’nın genelinde hem şehirsel hem de kırsal alanlarda etkili olmakla birlikte en büyük hasarı yoğun nüfus ve yapıların olduğu Van ve Erciş şehirlerinde meydana getirmiştir. Depremde büyük bir yıkım yaşayan Erciş şehrinde depremin en büyük zararı şüphesiz can kayıplarıdır. Erciş’te depremin neden olduğu can kaybı 477 kişidir. Diğer bir yıkım da insanların hayatını sürdürdüğü konutlarda meydana gelmiştir. Nitekim depremde şehirdeki konutların %75’i (%24’ü ağır hasarlı) çeşitli derecelerde olmak üzere hasara uğramıştır. Depremlerde işyerleri ve hayvan barınakları da büyük hasara uğramıştır. Nitekim, işyerlerinin %84’ünde (%31’i ağır hasarlı), ahırların %86’sında (%55’i ağır hasarlı) farklı derecelerde hasar meydana gelmiştir. Bu çalışmada, Van ilinde 2011 yılında meydana gelen depremlerin Erciş yerleşmesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Depremin Erciş’te yapılarda meydana getirdiği hasar (ağır, orta, az hasarlı) tespit edilmiş ve hasar dağılışı mahalle bazında haritalandırılmıştır. Bu dağılış haritalarından yararlanarak zemin ve yapı özellikleri ile hasar durumu arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Buhârî’nin El-Câmi‘us-Sahîh’inde Rivâyeti Bulunan Kadın Sahâbiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17685</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17685</guid>
      <author>Sinan ERDİM</author>
      <description>İslam dünyasının kâhir ekseriyetinde Kurân’dan sonra en sahîh ikinci kaynak olarak kabul edilen Buhârî’nin el-Câmi’us-Sahîh’i üzerine birçok eser yazılmıştır. Te’lif tarihinin üzerinden uzun asırlar geçmiş olmasına rağmen bu eser günümüzde de farklı açılardan incelenmektedir. Bunlar arasında Sahîh’te ismi geçen râvîler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmamızda Buhârî’nin eserinde rivâyetlerine yer verdiği kadın sahâbîleri ve hadislerini ele almaya çalışılmıştır</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’ân Metninin Üslûb Özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17732</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17732</guid>
      <author>A. Cüneyt EREN</author>
      <description>Bu çalışmada Kur’ân metninin zengin üslûb yönü ele alın¬mıştır. Kur’ân cümlelerin yapı¬sında, cümleleri oluşturan kelimelerin se-çilmesinde ken¬dine has orijinal bir anlatım tarzı vardır. Kur’ân’ın metin üslûbu ne nazım, ne de düz nesirdir. Onun ken¬disine has bu üslûbu, ilk günden bu¬güne inansın inan¬masın tüm insanlığı kendisine hayran bırakmış ve onun ortaya koyduğu i’câzı itirafa zorlamıştır. Hatta bu eş¬siz üslûbu ile tüm insanlığa kendi ayet ve sûrelerinin çok kısa bir mikta-rının benzerini getirmeleri hususunda meydan okumuş olan Kur’ân, vahyin nazil olduğu andan itibaren tarih boyunca kimseden bu hususta bir cevap alamamıştır. Kur’ân, dil ve o dilin kullanım üslûbu ile bütün olarak mu’ciz bir kelamdır. Kur’ân metninin özellikleri içinde en belirgin olanları, hitabının avam ve havassa birlikte yönelik olması, muktezay-ı hâli gözetmesi, laf¬zın kısalığına rağmen manasının zenginliği, nazım ve beyân güzelliği, ayet ve sûreler arasındaki tenasüb ve ikna özelliği şeklinde sıralanabilir. Az ve öz sözcüklerle çok şeyi ifade etmek anlamına gelen cevâmiu’l-ke¬lim özelliğine sahiptir. Kur’ân-ı Kerîm, kendi dilini anlayanlarla bir¬likte, anlamayanlara da hitap etmekte ve bu muhatapların içerisinde yer alan her tabaka yine kendi kapasitesine göre ondan istifade et¬mektedir. Kur’ân-ı Kerîm içerdiği lafızların, manayı tam olarak ifade ede¬bile¬cek bir şekilde kullanır. Bu kulla¬nımda, aslî veya tamamlayıcı her¬hangi bir un¬sur noksan olmadığı gibi, garip bir fazlalık da söz konusu değildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gaziantep Ahmet Çelebi Camisi; Kadinlar Mahfili’nin Kalemişi Süslemeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17536</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17536</guid>
      <author>Süreyya EROĞLU</author>
      <description>Gaziantep merkezde bulunan Ahmet Çelebi Camisi, mihrap üzerinde yer alan kitabesine göre 1672 Aralık ya da 1673 Ocak ayında inşa edilmiştir. Kaynaklarda camiden, banisi Şeyh Ramazan’ın adına istinaden Ramazaniye Camii” olarak söz edilmektedir, günümüzde ise hemen yanına inşa edilen 1713 tarihli Ahmet Çelebi Medresesi’nin adı ile anılmaktadır. Yapıyı önemli kılan planı ve mimarisi değil, nitelikli ahşap işçiliği, kalem işleri ve müteharrik minberidir. Yapının en özellikli mimari ögesi olan ahşap kadınlar mahfili, strüktüründe kullanılan malzeme ve tekniğin yanı sıra süslemeleriyle de ön plana çıkmaktadır. Kadınlar mahfilinin ahşap üzerine kalem işi süslemelerinde kullanılan teknik, motifler ve tasarlanan kompozisyonlar üslup birliği içinde uygulanmıştır. Klasik dönem ve 17. yy süsleme üslubunu yansıtan süsleme programı, geometrik düzen içerisinde sonsuzluk ilkesi gözetilerek tasarlanmıştır. Mahfilin süslemelerinde baskın motifler geometriktir, ancak bu motiflerin yüzeylerinde ve motif aralarında oluşan boşluklarda, ahşap desteklerin yüzeylerinde ve bordürlerde yoğun bitkisel motifler kullanılmasıyla denge sağlanmıştır. Kullanılan canlı renkler de süslemelere zenginlik ve ifade katmıştır. Mahfili süsleyen kalem işleri, ağırlıklı olarak karanfil, lale, penç, dişli yapraklar, kıvrık dal ve rumi gibi klasik Türk süsleme motiflerinden meydana gelmektedir. Mahfilin süslemelerinde, geometrik ve bitkisel motiflerin birlikteliğinin uyumu dikkat çekmektedir. Bu süslemeler, Gaziantep’te uygulanan mahalli üslubun, dışa kapalı ancak köklü bir geleneğin ürünü olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir. Daha önceki yayınlarda yapının zengin kalem işlerine dikkat çekilmiş ancak bu konuda bir çalışma yapılmamıştır. Bu makalede ilk kez Ahmet Çelebi Camisi’nin kalem işi süslemeleri detaylı bir biçimde ele alınarak tanıtılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geometri Öğretiminde Yaratıcı Dramanın Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17503</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17503</guid>
      <author>Esen ERSOY</author>
      <description>Çalışmanın amacı, geometri öğretiminde yaratıcı drama yönteminin uygulanabilirliğini belirlemektir. Çalışmada, ilköğretim 7.sınıf matematik dersi geometri öğrenme alanı eşlik ve benzerlik alt öğrenme alanına ait iki kazanıma yönelik yaratıcı drama uygulamaları yapılmıştır. Çalışmada özel durum yaklaşımı (case study) kullanılmıştır. Bu çalışmada, öğrencilerin matematik dersinde yaratıcı drama yönteminin kullanılmasına ilişkin görüşleri derinlemesine ve ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Uygulamalar, 2012-2013 eğitim-öğretim yılının ikinci döneminde Samsun İli İlkadım Gazi Ortaokulunda öğrenim gören 42 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Uygulama kapsamında 21 öğrenci yaratıcı drama uygulamaları ile konuyu işlerken, diğer 21 öğrenci ise geleneksel yöntem ile süreci tamamlamışlardır. Yaratıcı drama uygulamalarının yapıldığı sınıfta araştırmacı tarafından hazırlanan “Yaratıcı Drama Atölye Planı: Eşlik-Benzerlik” atölye planı uygulanmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen 3 adet açık uçlu sorudan oluşan bir değerlendirme formu ve “Yaratıcı Drama ile Matematik Öğretimine Yönelik Öğrenci Görüşme Formu” kullanılmıştır. Açık uçlu soruların değerlendirilmesinde betimsel analiz yönteminden yararlanılmıştır. Görüşler ise nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmış ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda, yaratıcı drama grubunda bulunan öğrencilerin eş ve benzer çokgenlerin arasındaki ilişkiyi açıklayabildikleri, çokgenleri karşılaştırarak eş veya benzer olduklarını söyleyebildikleri ve bir çokgene benzer çokgenler oluşturabildikleri ortaya çıkmıştır. Uygulanan yaratıcı drama yöntemi öğrenciler üzerinde etkili olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Eğitimi Bölümleri Çeviri Derslerinde Edinç Kavramı İle Öğrenim Hedeflerinin Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17686</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17686</guid>
      <author>Oktay ESER</author>
      <description>Yabancı dil eğitimi bölümlerinde öğrencilerin çeviri edinci kazanmaları için sunulan çeşitli programlar bulunmaktadır. Kimi programların yürütülmesinde izlenen yaygın yöntem ise bir metin bir dilden diğer bir dile çevirisini esas almaktadır. Deneyimle öğrenme (learning by experience) etkili bir yöntem olmasına rağmen bu yöntemde bazı noktaların göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Temelde çeviri süreci, yaratıcı ve işlevsel bir etkinlik olarak dikkat çekmektedir. Çeviri olgusunun bu yönünü içine almayan tüm yaklaşımlar, kaynak odaklı ve buyurgan kabul edildiklerinden eleştiri ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Çeviri edinci kavramı, yabancı dil eğitimi bölümlerinin müfredatlarında bulunan çeviri derslerinin izlencelerinde geleneksel yöntemden farklı olarak öğrenim hedeflerini belirlemek için yer verilebilir. Bu amaçla İspanya’da çeviri edinci ve edinimi üzerine çalışan PACTE Araştırma Grubu’nun çeviri edinci modeli esas alınarak çalışmanın kuramsal çatısı oluşturulmuştur. Bu çeviri modeli beş alt edinçten oluşmaktadır. Bu alt edinçler, birbiri ile hiyararşik bir şekilde ilişkilidir. Model, dil edincini çeviri edincinin bir bileşeni olarak ele almaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada çeviri edinci kavramı ele alındıktan sonra çeviri edinci ile dil edinci ayrımı vurgulanmaktadır. Sunulan kuramsal çatı, bir örnek uygulama ile birlikte sunulmaktadır. Sonuç olarak, çeviri derslerinde kaynak odaklılıktan erek odaklılığa, durağanlıktan devingenliğe ve işlevselliğe yönelmek mümkün olabilecektir. Bu yaklaşım, çeviri sürecinde çevirmenlerin kendilerine güven ile ilgili öz-yeterlilik düzeyinin artmasına katkı sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hıristiyanlık Tarihinde Kilise Ve ‘Kilise’ İçin Kullanılan Metaforlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17728</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17728</guid>
      <author>İsmet EŞMELİ</author>
      <description>Hıristiyan Kilise (Ecclesiolgy) teolojisi, Hıristiyan ilahiyatında önemlidir. Kilise kavramına yüklenen anlamlar, Kilisenin mahiyetinin ve boyutlarının belirlenmesinde önemli olmuştur. Ayrıca, Kiliseye atfedilen özellikler ve Kilise için kullanılan metaforlar Kilisenin misyonunun ve kurtuluştaki rolünün belirlenmesinde etkili birer unsurdur. Kilise, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren inanlılar üzerinde etkili olmuştur. Ancak zaman zaman Kilisenin bu etkinliği zayıflamıştır. İlk dönemlerde ve Ortaçağda bu zayıflık fazla hissedilmemiştir. Ancak, Ortaçağın sonlarına doğru ve 20. Yüzyılın başlarında Kilise inanlıların seküler ihtiyaçlarından uzak kalmıştır. Bunun neticesinde, 20. yüzyılın başlarından itibaren genel olarak Hıristiyanlık dünyasında, özel olarak da Katolik dünyasında Kilise anlayışı konusunda yeni gelişmeler olmuştur. Hıristiyan dünyasındaki geleneksel yaklaşımlara göre, Kilise sosyal olmaktan ziyade giderek katı hiyerarşik bir yapıya bürünmüş ve insanları cezp etme gücünü kaybetmiştir. Özellikle 20. Yüzyılda Kilise’nin mahiyeti, boyutları, yapısı ve misyonu konusundaki geleneksel yaklaşımlar bağlılarının ihtiyaç duyduğu çağdaş vizyonu sağlayamaz olmuştur. Kilise özellikle bu yüzyılın başlarından itibaren içine girdiği misyon krizini tartışmaya başlamıştır. Bu ve benzeri konulardaki tartışmalar yeni oluşumların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Hıristiyanlık tarihinde Kilise genel olarak bir metafor aracılığıyla anlatılagelmiş ve buna bağlı olarak kilise teolojisi oluşmuştur. Bir şeyin daha etkin ve zihinlerde daha somut olarak anlaşılmasını sağlamak için metaforlara başvurulur. Hıristiyan Teolojisi açısından kilise için kullanılan metaforların da bu amaçla kullanıldığı aşikardır. Kilise için kullanılan metaforlar, genel itibariyle Hıristiyan ilahiyatında önemli yere sahiptir. İsa’yla ilgili olarak kullanılan metaforlar olsun Tanrı’yla ilgili kullanılan metaforlar olsun ve Kutsal Ruh’la ilgili kullanılan metaforlar olsun her bir metafor Hıristiyan Teolojisinde önemli bir yeri olan unsurla ilgilidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğrencilerin Sosyal Etkinliklere Katılımlarının Konuşma Becerilerini Geliştirmeye Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17625</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17625</guid>
      <author>Mehmet GEDİK, Salih ORHAN</author>
      <description>Toplumsal bir varlık olarak insanın kendisini doğru ve etkili olarak ifade edebilmesini sağlamak eğitimin en önemli hedeflerinden biridir. Zira insan çevresiyle sürekli olarak bir etkileşim halindedir. Bu da zorunlu bir iletişimi ortaya çıkarmaktadır. Bu anlamda bireyler günlük hayatta en çok konuşma becerisinden faydalanmaktadırlar. Geliştirilebilir bir dil becerisi olan konuşmanın daha etkili olarak kullanılabilmesi ve bu becerinin öğrencilere kazandırılabilmesi büyük bir önem arz etmektedir. Bu bağlamda öğrencilerin gerek sınıf içinde gerekse daha büyük topluluklar karşısında kendilerini ifade edebilmelerine imkân verecek etkinliklerde bulunmak eğitimcilerin önemle üzerinde durmaları gereken bir husustur. Bunun sağlanmasında gerek belirli gün ve haftalarla ilgili programlarda gerekse ders dışı etkinliklerde öğrencilerin aktif olarak görev almaları oldukça önemlidir. Bu çalışmada öğrencilerin okullardaki sosyal etkinliklere katılımlarının konuşma becerilerini geliştirmeye etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın amacı dikkate alınarak 2012–2013 eğitim öğretim yılı II. Yarıyılında Erzurum ili Palandöken ilçesi Alparslan Ortaokulundan seçilen 30 ar öğrenciden oluşan deney ve kontrol grupları oluşturulmuştur. Deney ve kontrol gruplarına ön test uygulanmış “Konuşma gözlem formu” dikkate alınarak veriler elde edilmiştir. Alınan veriler üzerinde yapılan değerlendirmelerde her iki grubun da ön testlerinin birbirlerine benzer olduğu görülmüştür. Daha sonra deney grubu öğrencilerinin çeşitli etkinliklere katılımları sağlanmış ve dört hafta sonra her iki gruba son test yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik programıyla çözümlenmiş ve son test açısından kıyaslandığında sosyal etkinliklere katılan öğrencilerin sosyal etkinliklerde görev almayan öğrencilere göre konuşmaya uygun ifadeyle başlama, konuşurken önemsenen bilgileri vurgulama, bulunduğu ortama uygun konuşma, Standart Türkçe ile konuşmasında ve Türkçenin kurallarına uygun cümleler kurmada konuşma becerilerini geliştirme hususunda daha başarılı olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Naat Formu Ve Itrî’nin Naat’ı Üzerine Bir Güfte-Makam İncelemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17688</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17688</guid>
      <author>İsmail Hakkı GERÇEK</author>
      <description>Türkler, İslamiyet öncesi ve sonrası dinî mûsikîye önem vermiş bir millettir. Dinî mûsikîye verilen bu önem İslamiyet öncesi şaman geleneğindeki ritüellerde, İslamiyet sonrası ise dinî formların çeşitliliğinde ve bestelenen eser sayısında görülmektedir. Bestekârların tamamına yakınında tasavvufi bir yetkinliğin varlığından söz etmek mümkündür. Bu yetkinliğin melodiye yansıması, mûsikîşinaslarca ortaya konulan eserin mükemmele yakın olmasında en önemli neden olarak kabul edilir. Naat, Hz. Muhammed’i öven sözlerden mürekkep bir dinî şiir ve bu sözler üzerine bestelenen bir dinî mûsikî türüdür. Naat formu İslam kaynaklı edebiyat içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Arap, İran ve Türk edebiyatlarında bu formda eserlerle sıklıkla karşılaşılmaktadır. Divan şairlerinin hemen hepsi bu formda eserler kaleme almışlardır. Ancak, günümüzde güftesi Mevlânâ’ya, bestesi Itrî’ye ait olan Naat, mûsikî camiasınca daha çok benimsenmiş ve icra edilir olmuştur. Naatlar hem cami hem de tekke mûsıkîsinin ortak formlarındandır. Dinî mûsikîmizde Mevlevî ayin formu; gerek güfte gerek makam ve gerekse usûl yönünden oldukça zengin bir muhtevaya sahiptir. Naat genellikle Mevlevî ayinleri öncesi icra olunduğu için en az Mevlevi ayini kadar önem arz etmektedir. Bu sebepledir ki bestekârlar ve güftekârlar naat formunun güftesi ve bestesi hususunda oldukça titiz davranmışlardır. Bu çalışmada, güftesi Mevlânâ’ya, bestesi Itrî’ye ait olan Naat’ın makam-güfte analizi yapılarak yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular sonuç kısmında değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vatandaşlık Ve Demokrasi Eğitimi Dersi Tutum Ölçeği Geçerlik Ve Güvenirlik Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17594</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17594</guid>
      <author>Mehmet Nuri GÖMLEKSİZ, Hasan Hüseyin KILINÇ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, 8. sınıf Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi dersine ilişkin ilköğretim öğrencilerinin tutumlarını ölçmeye yönelik bir tutum ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmaktır. Bu amaçla beşli likert tipinde ve 23 maddeden oluşan taslak bir ölçek hazırlanmıştır. Ölçek araştırmacılar tarafından Elazığ ilinde üç farklı ilköğretim okulundaki 271 öğrenciye uygulanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği açımlayıcı faktör analizi ile test edilmiştir. Yapılan faktör analizi sonucunda 21 maddeden oluşan iki faktörlü bir ölçek geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçeğin faktör yük değerleri .59 ile .80 arasında değişirken, madde test korelasyon değerleri .23 ile .67 arasında değişmektedir. Faktörler önemseme-ilgi ve sevme olarak isimlendirilmiştir. İlk faktörün Cronbach alpha değeri .92 ikinci faktörün .84, tüm ölçeğin ise .98 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin Spearman-Brown korelasyon katsayısı .95, Guttman split-half değeri .95 olarak hesaplanmıştır. Cronbach alfa değeri ilk 11 maddeden oluşan birinci parça için .97, son 10 maddeden oluşan ikinci parça için ise .97 olarak bulunmuştur. I. faktörün açıkladığı varyans %34.485, II. Faktörün açıkladığı varyans %18.231 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı faktör analiz sonucunda iki faktörlü modelin uyum iyiliği değerleri GFI= .96, AGFI= .93, SRMR= .061, NFI=.94, NNFI=.96, CFI=.96, X2/sd=2.36, RMSEA=.071 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak geliştirilen ölçeğin ilköğretim öğrencilerinin Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitim dersine yönelik tutumlarını ölçebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu ifade edilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yaratıcı Drama Temelli Matematik Öğretiminin İlköğretim Öğrencilerin Başarı ve Hatırlama Düzeyine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17580</guid>
      <author>İzzet GÖRGEN, Rengin KARAPINARLI</author>
      <description>Bu çalışmada, “oran-orantı ve yüzde hesapları” ünitesinin öğretiminde kullanılan yaratıcı drama yönteminin, başarı ve hatırlama düzeyleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Katılımcılar 44 ilköğretim 7. sınıf öğrencileri arasından rastgele seçilen deney grubunda 23, kontrol grubunda 21 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada denk kontrol gruplu ön test- son test deney deseni kullanılmıştır. Deney grubunda yaratıcı drama yöntemiyle, kontrol grubunda geleneksel yöntemlerle ders işlendikten sonra elde edilen başarıyı ölçmek üzere son-test verilmiştir. Son test uygulandıktan 15 gün sonra aynı test, öğrencilerde bilgilerin kalıcılık düzeylerini ölçmek üzere kalıcılık testi olarak uygulanmıştır. Oran-orantı ve yüzde konusu ile ilgili iki ders planı geliştirilmiştir. Kontrol grubunda uygulanan ilk plan geleneksel öğretim yöntemlerinden anlatım, soru-cevap, gösterip yaptırma, problem çözme yöntem ve tekniklerini içermektedir. Planda dikkat çekme, güdüleme, gözden geçirme, derse geçiş, özet ve değerlendirme basamakları bulunmaktadır. Deney grubunda uygulanan ikinci günlük planda kullanılan yöntem yaratıcı dramadır. Bu plan beş aşamayı kapsamaktadır ısınma, oyun, doğaçlama, oluşum, değerlendirme. Verilerin analizinde t testi kullanılmıştır. Sonuç olarak, yaratıcı drama yönteminin uygulandığı deney grubu ile geleneksel öğretim yönteminin kullanıldığı kontrol grubu öğrencilerinin, öğrenme düzeyleri arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark vardır. Yaratıcı drama yönteminin uygulandığı deney grubu ile geleneksel öğretim yönteminin kullanıldığı kontrol grubu öğrencilerinin, kalıcılık düzeyleri arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark vardır. Ayrıca drama temelli öğretim uygulanan öğrencilerden şu geri bildirimler alınmıştır: “ders eğlenceli ve dikkat çekiciydi”, “dikkatim hep öğretmenin üzerinde olurdu”, “matematik daima yaşamın içinde”.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kâtip Çelebi’de Metafizik Yahut İlm-i İlahî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17652</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17652</guid>
      <author>İrfan GÖRKAŞ</author>
      <description>Kâtip Çelebi 17.yüzyıl İslam düşüncesinin en önemli temsilcilerinden birisidir. Çünkü o, din bilimleri yanında felsefe bilimleri ile meşgul olmuş, ayrıca felsefenin eğitim öğretimden kaldırıldığını iddia etmiştir. O nedenle bu çalışma, Kâtip Çelebi’nin metafizik düşüncesine odaklanmakta, hareket noktası olarak ünlü eseri, ‘Keşfüzünun’ adlı eserini merkeze almaktadır. Metafizik bilindiği gibi teorik felsefe bilimlerden birisidir ve o nedenle metafiziği onlardan bağımsız ele almak mümkün değildir. Ayrıca metafizik eğitimde fizikten sonra yer almaktadır. O nedenle adı metafiziktir. Yazarımız Aristoteles’in metafizik’i ile Plotinos’un Theologia’sını ayırmaktadır. Hikmet ilmini anlatırken ona, teoloji (ilm-i ilâhî) ve evrensel ilim (ilm-i küllî) ve ilk felsefe (felsefe-i ûlâ) adlarını verir. Metafizik için ilk felsefe, ilm-i ilâhî ve çoğulu ilâhiyyât’ kavramlarını kullanır. Çelebi’ye göre İlm-i ilâhî varlığı (el-mevcud) varlık olarak ele alır. Çelebi’nin felsefe tasnifi özünde Aristotelyen bir tasniftir. Çelebi’nin dayanağı Taşköprüzade ve İbn Sina’dır. Çelebi tarihsel açıdan felsefeyi Grek filozoflarıyla başlatır. Tercümelerle İslam’a aktarıldığından söz eder. İslam’daki varlığını, üç dönemde ortaya koyar. İbn Rüşd sonrası üçüncü dönemde, yani Fahr-i Razi ve sonrasında, birincisi sentez (ilm-i Kelam), ikincisi telhis yani özetlenmiş teorik felsefe bilimleri olmak üzere iki metafizik çizgi/gelenek devam eder. Teorik felsefe yazarımız için önemlidir. Çünkü Kelâm’ı bilim statüsüne sokan teorik felsefedir. Yine Osmanlıda ulemaya ün kazandıran felsefedir. Bir kâtip olarak Çelebi teorik felsefe bilimleriyle, özellikle astronomi’nin (ilm-i hey’et) alt disiplini Coğrafya ile uğraşmış, neticede felsefeyle ilgili iki hakikate ulaşmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Video-Telekonferans Ders Uygulamasına Bakışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17717</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17717</guid>
      <author>Samettin GÜNDÜZ, Remzi YILDIRIM , Erol KARAKIRIK , Ravşan CAPPAROVA , Dinara RAYİMBEKOVA</author>
      <description>Eğitim, insanlık tarihi kadar eski en önemli faaliyetlerden birisidir. Her çağda toplumların kendisine uygun eğitim sistemini geliştirmeye çalıştığı görülmektedir. Fakat endüstrileşme sürecinin başlamasıyla birlikte gelişen ülkelerle diğer ülkeler arasındaki gelişmişlik düzeyindeki farkın artmasıyla birlikte endüstrileşen ülkelerin eğitim modellerini diğer ülkeler tarafından takibi ve transferi söz konusu olmuştur. Dünyada 20 yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim ve teknolojik gelişmelerle birlikte çok yönlü değişimler doğrudan eğitim kurumlarını da etkisi altına almıştır. Bu değişimlere entegre olabilmek eğitim programlarında ve modellerinde değişikliğe gidilmiştir. Teknolojik gelişmeler hayatın her safhasında kullanılmaya başlanmasıyla zaman-mekan sıkışmasını ortadan kaldırdığı görülmektedir. Zamanla teknolojinin eğitimde etkin kullanılmasıyla sosyal, kültürel ve ekonomik verimliliği artırmıştır. Teknolojiyi eğitim sürecinde etkin kullanmayı başaran ülkeler eğitim kalitesinde ve verimliliğinde diğer ülkelere farkındalık oluşmayı başarmışlardır. Dünya’da uzaktan eğitim, geleneksel yüz-yüze yapılan eğitime bir alternatif olarak geliştirilmemiştir. Bu eğitim sistemindeki temel amaç, yüz-yüze yapılan eğitimi ortadan kaldırmak değil, eğitim fırsatı elde edememiş kesimlere fırsat eşitliliği sağlamak için teknolojinin getirmiş olduğu fırsatlardan faydalanılarak sağlanan hizmet şeklidir. Yeni yüzyılda değişen istihdam kaymasını geliştirmek, kurum ya da kuruluşların kendi hizmetlerini iyileştirmek için zaman mekan kavramı olmayan eğitim tekniğidir. Yesevi Üniversitesi ise uzaktan eğitim tekniğini yeterli akademik kadroya sahip olmadığı için Türkiye’nin seçkin tıp fakültelerinin akademik alt yapısından yaralanmak amacıyla eğitim kalitesini artırmak amacındadır. Uygulamalardan öğrencilerin memnun oldukları farklı dillerde de (Rusça ve Kazakça) uygulamanın genişletilmesi yönünde talepleri bulunmaktadır. Bu çalışma da Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencilerinin video-telekonferans (telekonferans) uzaktan eğitim sistemiyle almış oldukları derslere yönelik bakışları analiz edilmiştir. Öğrenciler Türkçe telekonferans yoluyla verilen derslerin devamı yönünde talepleri bulunmaktadır. Uzaktan öğretimde altı altın kuralın dışında dil problemi tespit edilmiştir. Video-telekonferans yoluyla uzaktan eğitimdeki sorunların tespiti yapılmış ve çözümleri de önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müzik Öğretmeni Adaylarına Yönelik Piyano Performansı Öz Yeterlik Ölçeğinin Geliştirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17667</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17667</guid>
      <author>Elmas GÜN, Gökay YILDIZ</author>
      <description>Araştırma, müzik öğretmeni adaylarına yönelik piyano performansı öz yeterlik ölçeği geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda ölçeğin madde havuzunu oluşturmak için ilk aşamada teorik yöntemler incelenmiş daha sonra konu hakkında alan yazın taraması yapılmıştır. Madde havuzunun oluşturulmasında nitel veri toplama tekniklerinden de yararlanılmış ve böylece araştırmanın iç tutarlılığı güçlendirilmiştir. Ölçeğin madde havuzu oluşturulduktan sonra kapsam geçerliği için uzman görüşüne başvurulmuştur. Ölçme aracı, ön uygulama için Mehmet Akif Ersoy ve Gaziosmanpaşa Üniversiteleri Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi Anabilim Dallarında Lisans I, II, III, ve IV düzeyinde öğrenim gören 175 müzik öğretmeni adayına uygulanmıştır. Ön uygulama sonrasında, örneklem yeterliğini saptamak için Kaiser Meyer Olkin testi, değişkenlerin eşit varyansa sahip olduğunu belirlemek için Bartlett testi yapılmıştır. Ön Uygulamadan elde edilen veriler, ölçeğin yapı geçerliği için SPSS 17 paket programına kodlanarak açımlayıcı faktör analizi, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Verilerin hangi faktörlere yüklendiğini ve ölçeğin temel bileşenlerini belirlemek amacıyla orthogonal dik döndürme yöntemlerinden varimax dik döndürme yöntemi (varimaxrotation) kullanılmıştır. Yapı geçerliği için yapılan faktör analizi sonucunda üç faktörden oluşan ölçeğin faktör isimleri alan yazının desteğiyle, “teknik düzey algısı”, “sahne kaygısı algısı” ve “performans düzeyi algısı” olarak belirlenmiştir. Ölçeğin Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı .948 olarak bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda, piyano performansı öz yeterlik ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlköğretim 6. Sınıf Öğrencilerinin Değer Algıları Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17626</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17626</guid>
      <author>Aydın GÜVEN, Ramazan KAYA , Zekerya AKKUŞ</author>
      <description>Toplumsal yaşamın uyum ve ahenk içerisinde sürdürülmesi ve geleceğe taşınmasında değerlerin önemli bir rolü vardır. Bu değerlerin yaşatılması ve bireylere aktarılmasında etkili olan çeşitli yapı ve kurumlar vardır. Eğitim kurumlarının bireylerin değer kazanımında yadsınamaz bir yeri vardır. Bu yüzden değerler eğitimi genelde öğretim programları özelde ise sosyal bilgiler öğretim programının temel öğeleri arasında yer almaktadır. İlköğretim 6. sınıf öğrencilerinin sosyal bilgiler öğretim programında yer alan sorumluluk, yardımseverlik ve adalet değerlerini benimseme düzeylerini tespit etmek amacıyla yapılan bu araştırma, betimsel tarama modelinde olup nitel bir yöntemle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Erzurum merkez ilçelerindeki 4 ilköğretim okulunda öğrenim gören toplam 135 ilköğretim 6. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemlerinden kolay ulaşılabilir durum örneklemesi yoluyla seçilmiştir. Bu öğrencilerin 66’sı erkek 69’u ise kızdır. Çalışmanın verileri, araştırmacılar tarafından yazılmış olan örnek olaylarla ilgili öğrenci görüşlerini elde etmek için açık uçlu sorulardan oluşan formla elde edilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. Veriler araştırmacılar tarafından okunup incelendikten sonra kategoriler ve kodlar oluşturulmuştur. Veriler tablolar halinde sunulmuş ve öğrenci görüşlerinden alıntılarla desteklenmiştir. Araştırma sonucunda ilköğretim 6. sınıf öğrencilerinin sorumluluk, yardımseverlik ve adalet değerleriyle ilgili örnek olaylardaki karakterlerin davranışlarını çoğunlukla olumsuz olarak değerlendirdikleri ve bu belirtilen değerleri yüksek seviyede benimsedikleri tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tanrı Anlayış(lar)ının Tezahürü: Yahve’den İsa’ya Geç(emey)iş Sorunu Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17584</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17584</guid>
      <author>Kenan HAS</author>
      <description>Yahudilik Tanrı inancında yer alan Yahve ile Hıristiyanlıktaki Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh kavramları birbirinden tamamen bağımsız mı? Yoksa Yahve ile Baba Tanrı veya Oğul Tanrı birbirlerinin devamı ve aynı terimin farklı yansımaları mı? İsa, Yahve anlayışını inkâr etti mi? veya Yahudilik dininin yerine söz konusu dini, Hıristiyanlığı mı getirdi? Bir taraftan tanrı olarak tanımlanan İsa, diğer taraftan İncillerde kendisini İnsanoğlu olarak nitelendirmiştir. İsa’nın İncillerdeki soy kütüğüne baktığımızda Musa’yı, Yakub’u, İshak’ı, İbrahim’i, Nuh’u ve Adem’i görmekteyiz. Bu peygamber/Mesihlerle ahitleşen tanrı ile Yeni Ahit’in ahitleşen tanrısı aynı tanrıdır. Yani İsa yukarda ismi geçenlerle aynı tanrıya inanmış ve dolayısıyla İsa, Sinagog adı verilen tapınakta Yahve’ye ibadet etmiştir. İsa, Hristiyanlık adı verilen bir dini kurmuş mudur? Veya Kutsal Kitap’ta Yahve’nin İsrailoğullarını/Yahudileri terk edip, başka topluluklarla yeni ve başka bir ahit oluşturacağına dair herhangi bir ayet var mıdır? Bu makalede bu konular üzerinde durulmaya/tartışılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PISA Sınavlarında Türkiye’nin Performansı ve Öğretmen Eğitiminde Çözüm Önerileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17542</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17542</guid>
      <author>Cemil İNAN, Ecevit BEKLER</author>
      <description>Günümüzde eğitimde kalite standartlarının yükseltilmesi küreselleşen dünyamızda son derece önem kazanan bir konu haline gelmiştir. Eğitimde kalitenin yükseltilmesi; bir ülkenin geleceğini teminat altına alması, bilgi toplumuna giden yolda sağlam temeller atması, toplumun ekonomik ve refah düzeyini, sanayisini ve teknolojisini ilerletme gibi konularda anahtar rol oynamaktadır. Kısa adı PISA olan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü tarafından 2000 yılından itibaren her üç yılda bir OECD’ye üye ülkelerin ve üye olmayıp da bu sınava girme isteyen ülkelerin 15 yaş grubu öğrencileri için yapılan bir sınavdır. 15 yaş grubu öğrencilerin birçok ülkede zorunlu eğitimi bitirdikleri düşünülerek bu yaş grubundaki öğrencilerin sınava girmeleri sağlanmaktadır. Öğrencilerin okulda aldıkları eğitimi gerçek hayatta kullanabilme bilgi ve becerisini kazanıp kazanamadıklarını test eden bir sınav şekli olan PISA sınavının konuları arasında Matematik, Fen Bilgisi ve Okuduğunu Anlama Becerileri yer almaktadır. Sınavlara girecek öğrenciler okullardan rastgele yöntemle seçilmektedir. Bunda amaç bir ülkenin gerçek başarısını olduğu gibi yansıtmaktır. PISA sınavları sonucunda ülkeler eğitim sistemleriyle ilgili raporlar hazırlamakta ve bu raporlar doğrultusunda eğitim sistemlerinde var olan aksaklıkları gidermeye yönelik olarak önlemler almaktadır. 2003 yılından beri her üç yılda bir PISA sınavına katılan ülkemizde sınava katılacak öğrenciler diğer ülkelerde olduğu gibi farklı bölgelerden, il ve ilçelerden rastgele yöntemle seçilmektedir. Bu çalışma, literatür tarama metodu kullanılarak yapılan betimsel bir çalışmadır. Sınav sonuçları itibariyle ülkemizin özellikle diğer OECD ülkeleri arasında gerilerde olduğu görülmektedir. Bu çalışmada ülkemizin PISA sınavlarındaki performansı değerlendirilmekte ve ülke sıralamasında daha üst yerlerde yer almasına yönelik olarak öğretmen eğitimi konusunda bir takım öneriler sunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hadîslerin Öğretilmesinde Çizgilerden Yararlanma: “Kırk Hadîs Kırk Çizgi ” Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17477</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17477</guid>
      <author>Mustafa IŞIK</author>
      <description>Hadis Tarihi sürecinde, hadislerin öğretilmesini sağlamaya yönelik bazı ilimler doğmuştur. Garibu’l-Hadis, Fıkhu’l-Hadis, Muhtelifu’l-Hadis, Esbabu Vurûdi’l-Hadis gibi. Ama şimdi biz "dijital kuşak" olarak adlandırılan genç nesillere hadis öğretmede çizgiler kullanabiliriz. Dijital kuşaklar, okuyarak öğrenemez çünkü bunlar daha çok görsel öğrenmektedirler. Bunlar ‘twitter kuşağı’ olup kapasiteleri 144 kelimedir. Onlar okuyarak değil seyrederek (görsel okuyarak) öğrenmektedirler. Bu nedenle, görsel yöntemlerle bu nesile ulaşmamız gerekir. Sonuç olarak, bu hadis öğretimde çizgileri kullanmak bir avantajdır. Çizgilerin kullanımı 2000'li yıllarda Eğitim Bakanlığı Müfredatı’na dâhil edilmiştir. Çizgiler fizik, tarih, coğrafya vb. derslerin öğretiminde ağırlıklı olarak, orta öğretim müfredatında kullanılmaktadır. Çizgilerin eğitime uygulanması konusunda bazı üniversitelerde, yüksek lisans programlarında tezler hazırlanmıştır. 'Görsel okuryazarlık' muhatapları olan genç nesiller, tarih, coğrafya, fizik gibi derslerde, görsel okumadan yararlanmaktadırlar. Soyut kavramların öğrenilmeye başlandığı 13 yaş ve sonrasında bu lise müfredatına hadislerin görsel okunmasını öğretime dâhil etmek gerekir. Çağdaş çizgi sanatçısı Hasan Aycın, 2005 yılında ‘kırk hadis kırk çizgi’ albümünü yayınlamıştır. Bu albüm, böyle bir çalışmanın somut bir örneğidir. Bu yazıda, hadislerin daha iyi anlaşılması ve ifade edilmesi için onun bu albümünü inceleyeceğiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Görüşlerine Göre Demokratik Öğretmenin Tanımı Ve Öğretmenlerin Demokratik Açıdan Kendilerini Değerlendirmeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17519</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17519</guid>
      <author>Çiğdem KAN</author>
      <description>Demokratik öğretmen genellikle hoşgörülü, öğrencilerin düşüncelerine değer veren, farklılıklara saygı duyan demokratik tutum ve değerleri benimsemiş kişi olarak bilinir. Eğitim sürecinin aktörü konumunda bulunan öğrenci, okul idaresi ve velilerle birebir ilişki içinde olan öğretmenler, demokratik tutum veya davranışın sınıf ortamında uygulanabilirliği veya eksikliklerinin neler olduğunu en iyi bilenlerdir. Sosyal bilgiler öğretmenlerinin, demokratik öğretmen tanımları kendi demokrasi anlayışlarını ortaya koymak açısından da önemlidir. Bu araştırmanın amacı, 2010-2011 öğretim yılında Ankara ilinde görev yapan 6. ve 7. sınıfta derse giren sosyal bilgiler öğretmenlerinin demokratik öğretmen tanımlarını belirlemektir. Araştırma, Ankara iline bağlı Yenimahalle, Altındağ, Etimesgut, Keçiören, Çankaya, Mamak ilçelerinde bulunan 92 ilköğretim okulunda görev yapan 138 sosyal bilgiler öğretmeni üzerinde yapılmıştır. Genel tarama türünde olan araştırmada, açık uçlu soruların yer aldığı bir veri toplama aracı kullanılmıştır. Nitel araştırma tekniğinin kullanıldığı araştırma sonuçlarına göre, bireysel farklılıklara saygı duyan ve öğrencilere eşit davranan, onlara söz hakkı veren ve farklı düşüncelere hoşgörülü davranan, demokratik tutum ve davranışları bir yaşam şekli olarak benimseyen kişi demokratik öğretmendir. Öğretmenler, öğrencilere eşit davranma, farklı düşüncelere saygı duyma, öğrencilerin düşüncelerini özgürce ifade etmelerini sağlama ve sınıf ortamında demokratik kuralları uygulama yönleriyle kendilerini demokratik bulmuşlardır. Öğretmenlerin kendilerinden veya sınıf ortamından kaynaklanan ve demokratik davranmalarını engelleyen nedenler ise, süre azlığı ve sınıfın kalabalık olması, öğretmenin kendi yetiştirildiği ailenin veya çevrenin eğitim düzeyinin düşük olması veya demokratik olmaması ile öğrencilerin aile yapısından veya kendilerinden kaynaklanan sorunlar olarak sıralanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Yükseköğretim Düzeyinde Uzaktan Eğitim Uygulamaları: Eğitimde Fırsat Eşitliği ve Ekonomik Kalkınma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17636</guid>
      <author>Orhan KANDEMİR</author>
      <description>Yeni ekonomi olarak adlandırılan bilgi teknolojilerindeki gelişme, uzaktan eğitim uygulamalarının yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır. Bu kapsamda çalışmanın amacı; tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaygınlaşan uzaktan eğitim uygulamalarının, yükseköğretim düzeyinde (ön lisans ve lisans), eğitimde fırsat eşitliğine dolayısıyla da ekonomik kalkınmaya nasıl katkı sağladığını ortaya koymaktır. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nin uzaktan eğitim hizmetlerinin esas alındığı çalışma sonucunda, uzaktan eğitimin yaygınlaşmasının, düşük gelirli olduğu için çalışmak zorunda olanlar, özürlüler, mahkûmlar, cinsiyet eşitsizliği nedeniyle eğitim alamamış kadınlar gibi sosyal kesimlerin yükseköğretim düzeyinde, eğitim almalarını sağladığı dolayısıyla eğitimde fırsat eşitliğine katkı sağladığı tespit edilmiştir. Uzaktan eğitim sayesinde üniversite eğitimine katılımın artması; insani gelişmenin önemli bir belirleyicisi olan eğitim düzeyini; hem beklenen eğitim süresi hem de ortalama eğitim süresi bazında iyileştirerek ekonomik kalkınmayı destekleyecektir. Bunun en önemli kanıtı, OECD ülkelerinde, 25-64 yaş arasında üniversite eğitimi almış olanların oranı ile ülkelerin insani gelişme endeksleri arasında %68 gibi doğru yönlü kuvvetli bir ilişkinin olmasıdır. Örgün eğitime göre oldukça düşük maliyetli olan uzaktan eğitimin fırsat eşitliğine olan katkısı yanında, hayat boyu öğrenmeye olan katkısı sayesinde toplumun üretkenliği de artacaktır. Bu nedenle üniversite düzeyinde uzaktan eğitime daha fazla önem verilmeli, toplumun uzaktan eğitimle kendini sürekli geliştirmesi teşvik edilmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadoluda Geleneklerini İşleyen Bir Türkü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17495</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17495</guid>
      <author>Ayten KAPLAN</author>
      <description>Anadolu’da türküler/baladlar, bütün etnik grupların gelenek, görenek ve sanatlarının yansımasıdır. Türkiye’de ‘Ballad’ yerine kullanılan ‘Türkü’, sözlü gelenekte çalgı ve ezgilerle söylenen bir halk şiiridir. Baladlar ve Türküler biçim ve içerik bakımından benzerlik gösterirler. Geleneksel olarak, insanlar yüzyıllardır duygularını şiir ve müzikle ifade ederler. Bu sözlü şarkılar, yaşanan bölgenin tarihsel ve coğrafik özelliklerinin, sosyal ve siyasi koşullarının ve gelişmelerinin izlerini taşır. Türkülerde, insan yaşamının geçiş dönemlerinden(doğum- evlenme- ölüm) yansımalar bulabilirsiniz. “Ceviz Oynamaya mı Geldin Odama” (Did you come to my room to play with walnut) başlıklı Anadolu Türküsü bir genç kızın kendinden daha genç olan kuzeni ile evlenmesine bir örnektir. Bu tür evlilikler aile varlığını korumak endişesiyle kırsal alanlarda yaygın olsa da, evlenen kişiler arasında hoşnutsuzluk oluşturabilir. Bu evlilikte genç kız mutsuz ama amcasının kararını kabul etmekten başka seçeneği yoktur. Kültürel değişimlerin daha yoğun olduğu kentlerde tanışıp anlaşarak evlenmeler yaygınlaşırken, gelenekselliğin yoğun olduğu yerlerde “görücülük” ve “akraba evliliği”nin baskın olduğu görülmektedir. Bu evlilik biçimleri genellikle gelin ya da damad adayının düşüncesi alınmadan gerçekleşir. Bu nedenle, aile büyüklerinin isteklerine karşısında, kişisel mutsuzlukların bir anlamı yoktur. Bu özel türküde, genç kız kendini düzenlenmiş bir akraba evliliğinin içinde bulur. Bu yazıda genç kızın duyguları ve istekleri ele alınacaktır. Sözler Anadolu’nun kırsal alanlarında evlilik kurumu yorumlamak için sosyolojik yaklaşımla incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alman Oryantalizminde Özel Bir İsim: Otto Spies Ve Türkolojiye Hizmetleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17562</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17562</guid>
      <author>Sevim KARABELA ŞERMET</author>
      <description>Osmanlı İmparatorluğunun Batılılaşma serüveninde Alman kültürünün özel bir yeri vardır. Tarihi süreçte Türk-Alman kültürlerinin etkileşimi içinde ise Alman Profesör Otto Spies’e özel bir sayfa ayrılmalıdır. Türk öyküleri ve romanları üzerine akademik çalışmalar ve çeviriler yapan Otto Spies, Türklerle Almanlar arasında kültürel ve toplumsal buluşma bağlamında önemli bir rol oynar. Otto Spies oryantalizm tarihi içerisinde Türkoloji alanında yer edinmiş bir isimdir. Türk-İslam kültürü, medeniyeti, tarihi ve edebiyatı üzerine eserleri mevcuttur. Otto Spies’i okuyup ona sempati beslememek mümkün değildir. O Doğu toplumlarını, özellikle de Türk toplumunu ve insanını sevmiş, bunu akademik çalışmalarla desteklemiştir. Bu anlamda Otto Spies’le bir gönül bağımız mevcuttur. Bu çalışma Otto Spies’in eserlerinden ve özellikle “Das Blutgeld und Andere Türkische Novellen” Ausgewahlte Übersetzungen aus der Modernen Türkischen Literatur adlı eserinden hareketle bir Alman akademisyenin Modern Türk Edebiyatına yaklaşımının tespitidir. Eser 1942 yılında Alman dilinde yazılmıştır. Modern Türk Edebiyatı üzerinde, özellikle Modern Türk Edebiyatının başlangıç evresinde Almanya’da hatta Avrupa’da yapılan yayınların, çalışmaların azlığı-kitabın yayınlanış yılı göz ardı edilmemek koşuluyla düşünüldüğünde yorumlar önem kazanmaktadır. Çalışma sonucunda bir Alman akademisyenin gözüyle Türk kültürü ile yaşam biçiminin tespiti ve bir Alman üzerinde yaptığı etkilerle birlikte Türk-Alman siyasi yakınlaşmasının Alman akademik dünyasındaki yankısının tespiti hedeflenmektedir. Kültürlerarası ilişkiler ve araştırmalara bir katkı olacağı ümidiyle hazırlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Değerler Eğitimine Sosyal Psikolojik Bir Yaklaşım: Normatif Sosyal Etki Ve Bilgisel Sosyal Etkinin İşlevsellliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17579</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17579</guid>
      <author>Cihan KARA, Birol BULUT , Yavuz TOPKAYA , Cengiz TAŞKIRAN</author>
      <description>Sosyal psikoloji özellikle tutum oluşumu ve değişimi kuramları ve deneyleriyle, sosyal bilgilerin kalbini teşkil eden karar verme becerilerine yönelik ayrıntılı analizleriyle, grup düşmanlığı, kalıpyargılar, önyargılar, ayrımcılık ve her türlü grup dinamikleri hakkındaki bir asrı geçen birikimiyle genelde değerler eğitimin ve özelde de sosyal bilgiler eğitiminin “sosyalleştirme” hedefine mükemmel katkılarda bulunabilecek bir bilim dalıdır. Etkin, demokratik ve hür düşünceli vatandaşlar yetiştirmek isteyen sosyal bilgiler eğitimcileri öğrencilere, sosyal psikolojinin kuram ve bulgularının yardımıyla, belirsizlik durumlarında irrasyonel kararlar vermek veya daha doğrusu başkalarının, tartışılmaz önderlerin, aidiyetin-kimliklerin abartıldığı sosyal grupların, kliklerin kararlarını sorgulamadan benimsemek-itaat etmek veya sosyal uyma yerine; değerleri merkezde tutan bağımsız-rasyonel kararlar alabilme becerilerini kazandırmaya çalışmalıdırlar. Günümüzde, karar verme becerilerinde en önemli saha olan sosyal bilgiler öğretiminde karar-değer ilişkisinin ihmal edildiği söylenebilir. Öğrencilerde değerlerin, doğru tutumların ve davranışların oluşturulmasında tutum değiştirmeye yönelik literatürdeki kuramsal yaklaşımlardan faydalanmak gerektiği gibi görgül araştırmalarla kuramları Türk toplumu üzerinde kontrol etme ve geliştirme yollarına gidilmelidir. Zira bir Türk sosyolojisi mümkünse; toplulukçu bir kültürün sahipleri olarak Türklerin sosyal psikolojik yapılarına uygun tutum değiştirme ve bu değiştirmeleri demokrasi eğitimi ve değer hedefleri doğrultusunda yönlendirme imkânına sahip olacağız demektir. Bu çalışmada gerçek bir bilişsel ve davranışsal değişimden ziyade geçici ve yüzeysel bir baş eğme yaratan “normatif sosyal etki” yerine, gerçek bir bilişsel, tutumsal ve davranışsal değişime neden olan “bilgisel sosyal etki”nin sosyal bilgiler eğitiminde yaratabileceği değişimler ve etkiler değerler eğitimi merkeze alınarak mevcut alanyazın, klasik deneysel çalışmalar ve yeni araştırmalar ışığında tartışmaya açılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Feyzullah Çınar Türkülerinin Çok Boyutlu İçerik Çözümlemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17753</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17753</guid>
      <author>İrfan KARADUMAN, Mustafa Hilmi BULUT</author>
      <description>Bu çalışma, Çamşıhı yöresinde ozanlık geleneğinin yeri, önemi ve Çamşıhı yöresinin en önemli ozanlarından biri olan Feyzullah Çınar’ın hayatını konu alarak, Feyzullah Çınar’ın 18 eserinin sözel yapısının çok boyutlu incelenmesine dayanmaktadır. Araştırmada yöntem olarak içerik çözümlemesi yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmanın amacı Feyzullah Çınar’ın kelime dağarcığını tespit etmek, kelimelerin kullanım sıklığına dayanarak şiirlerinde en çok değindiği konuları tespit etmektir. Araştırmanın daha önce yapılmış olan benzer çalışmalarla kıyaslanabilecek olması ve yapılacak yeni çalışmalara örnek teşkil etmesi açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak, Feyzullah Çınar isimli halk ozanımızın, nitelikli ve geniş bir kelime dağarcığına sahip olduğu ve oldukça çeşitli konulara değindiği saptanmıştır. 1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Çamağa köyünde doğan Feyzullah Çınar, ozanlık geleneğinin yoğun biçimde yaşandığı bir çevrede yetişmiş, 14–15 yaşlarında bağlama çalmaya başlamış ve 1966 yılında ilk plağını doldurmuştur. Türkülerini seslendirirken kendi bağlaması dışında hiçbir müzik aleti kullanmamaya özen göstermiştir. Irene Melikoff’un talebi üzerine yurtdışında birçok konser vermiştir. Kalp krizi sonucu 23.10.1983 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir. Kendisi 80’e yakın plak doldurduğunu söylemiştir. Ulaşabildiğimiz 52 plağı, 26 kaseti ve 2 tane de uzunçaları bulunmaktadır. Türkülerinin konuları çoğunlukla Kerbelâ olayı, din sömürüsüne isyân, nasîhât ve sol görüşün siyâsî önemi üzerinedir. Yakın arkadaşlarından olan Âşık Mahzûnî Şerîf kadar tanınmamasının sebebini, özel televizyon ve radyo dönemine erişemeden vefat etmiş olmasına dayandırmaktayız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Aehesıs Tematik Ağ Projesi Kapsamında Spor Eğitimi Alanlarının Türkiye’de Spor Eğitimi Kurumlarına Uyumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17500</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17500</guid>
      <author>Yunus Emre KARAKAYA</author>
      <description>Küreselleşen dünyada yükseköğretim kurumları kültürün ve değerlerin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde bulunan Türkiye’nin yükseköğretim kurumlarındaki akademik ve eğitimsel standartlarının Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerdeki yükseköğretim standartlarıyla uyum içerisinde olması önem arz etmektedir. Yükseköğretim kurumlarındaki spor eğitimi programları, spor hizmetlerinin sağlanmasında, standartların yükseltilmesi ve kalitenin korunmasında önemli bir yere sahiptir. Bu kapsamda, Avrupa Birliği spor bilimlerinde Avrupa yükseköğretiminin uyumlu hale getirilmesi amacıyla AEHESIS (Spor Bilimleri Eğitimini Avrupa Yükseköğretiminde Uyumlaştırma) Tematik Ağ Projesi’ni yürürlüğe koymuştur. Bu projede, sporla ilgili dört alan (“Spor Yönetimi”, “Beden Eğitimi Öğretmenliği”, “Sağlık ve Zindelik”, “Antrenörlük Eğitimi”) tanımlanmıştır. Bu projeye ortak kurum ve kuruluşlardan gelen spor eğitim uzmanları, çeşitli toplantı ve konferanslarda oluşturdukları metinlerle, spor eğitiminde yeni müfredatların geliştirilmesine yönelik ortak standartlar belirlemeye çalışmışlardır. Bu doğrultuda, Türkiye’nin yükseköğretim düzeyinde spor eğitimi hizmeti veren kurumları, topluma daha iyi spor hizmeti sunabilmek için spor eğitimi sistemleri ve müfredat yapılarını yeniden gözden geçirmeleri gerekmektedir. Türkiye’de bu yapılanmanın başlatılması, yükseköğretim düzeyinde verilen spor eğitimi için önemli fırsatlar sunacaktır. Spor eğitiminin yeniden düzenlenmesi, kalitesinin yükseltilmesi, daha verimli ve daha kullanışlı bir yapıya kavuşturulmasını sağlayacaktır. Bu çalışmada, AEHESIS Tematik Ağ Projesi kapsamında yer alan spor eğitimi alanlarının müfredat yapıları incelenmiştir. Türkiye’nin bu proje kapsamındaki spor eğitimi alanlarına uyumu tartışılarak bir dizi öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tüketim Kültürü Ve ‘Yarım Hurma’nın Sırrı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17654</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17654</guid>
      <author>Şaban KARASAKAL</author>
      <description>Yaşadığımız çağda kapitalizm, insan ihtiyaçları ve tüketim kültürü arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Tüketim kültürünün temel mantığı, yeni ihtiyaçların oluşturulması ve ihtiyaçların sınırsız olması gerekliliği üzerine kurulmuştur. En azından yakın tarih açısından düşünüldüğünde, giderek artan üretimin belirgin bir sonucu olarak ‘arzular’, ‘istekler’e, istekler de ‘ihtiyaçlar’a dönüştürülmüştür. İsraf kavramı, zihinlerde anlamını yitirmiştir. Tüketim toplumunda temel çabalardan birisi, üretilen malların elden çıkarılabilmesi amacıyla, insanların daha fazlasını istemelerinin sağlanmasıdır. Sanayi toplumuna geçişten sonra insanlığın geleceğini tehdit eden çevre sorunları, bütün dünyanın gündemine yerleşmiştir. Bu sorunların çözümü adına bir takım faaliyetler yürütülmesine rağmen, büyüyen çevre sorunları karşısında bu faaliyetler, yetersiz kalmaktadır. Her medeniyet kendi insan tipini üretmektedir. Sanayi toplumuna geçişte düşünce ve algı kodlarımız da değişikliğe uğramıştır. Bir tarafta böyle bir hayat tarzı şu ya da bu şekilde yaşanılırken; diğer tarafta inandığımız değerler bize paylaşmayı/infakı emretmekte, israfı yasaklamaktadır. Birçok âyet-i kerîme ve hadis-i şeriflerde kendi başına tüketmek değil de, infak/paylaşma emredilmiş; böylelikle hem çevre anlayışına, hem de tüketim kültürünün olumsuz yönlerine dikkat çekilmiştir. Çalışmamızda kavramsal alan olarak, ihtiyaç, tüketim kültürü, israf, iktisat, infak vb. kavramlar üzerinde durulacak, sonra da tüketim kültürü ile insan ihtiyaçları arasındaki ilişki irdelenmeye çalışılacaktır. Çevre, tüketim konuları ve hadislerde geçen ‘yarım hurma’nın sırrı, âyet ve hadisler ışığında incelenmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Emperyalizm Bağlamında Oryantalizm Kavramına Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17456</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17456</guid>
      <author>Cengiz KARATAŞ</author>
      <description>1795’ten sonra kurumlaşan oryantalizmin tarihi kökeni Ortaçağ’a kadar dayanır. Yüzyıllardır süregelen İslam karşıtı birçok eserde görülen oryantalist faaliyetler, Batı’nın bilinçdışında Doğu’nun bir “öteki” olarak algılanmasına neden olmuştur. Oryantalizm üzerine önemli çalışmaları olan Edward Said’e göre Doğu, Avrupa’nın en köklü, en büyük ve en zengin sömürgelerinin mekânı, dillerinin ve uygarlıklarının kaynağı, kültürel rakibi ve en derin, en sık tekrarlanan “Öteki” imgelerinden biridir. Batı, Doğu’ya öteki açısından yaklaşarak hem kendi sınırlarını çizmekte hem de ötekini olmasını istediği gibi tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktadır. Edward Said’e göre Batı’nın Doğu düşüncesi her zaman Batı’yı yücelten ve Batı’nın üstünlüğüne vurguyu tekrarlayan bir yapıdadır. Bu yapı ve söylem her zaman egemen olma çabasındadır. Batı ile Doğu karşılaştığında bu söylem kendini yeniden üretir. Dolayısıyla Doğu’yla ilgili çalışmalarda Batı’nın hâkimiyet algısının ve Doğu’ya karşı önyargısının temelinde, sömürü alanları yaratma düşüncesi görülmektedir. Batı’nın emperyalist politikalarına hizmet etmek üzere olan gelişen oryantalizm, bir taraftan Doğu’nun öteki olarak algılanılmasına neden olurken diğer taraftan siyasi, ekonomik, askeri gibi emperyalist uygulamaların arka planını oluşturmuştur. Haçlı zihniyetinin bir devamı olan oryantalizm çalışmalarında Doğu kültürünü tanıma, ötekini anlama çabası, Batı’nın çıkarlarına hizmet eden ve iyi niyetten uzak bir yaklaşımın sonucu olarak gelişmiştir. Bu amaçla genelde Doğu’nun özelde Türkiye’nin bu politikalara karşı geliştireceği millî bilinç ve duyarlık hayati önem taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cumhuriyet Dönemi Din-Siyaset Tartışmaları: Ahmet Hamdi Akseki Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17560</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17560</guid>
      <author>Bahset KARSLI</author>
      <description>Tarihsel bir kişiliği belirli ilkeler üzerinden analiz etmek yaşadığı dönemin sosyolojik ve tarihsel dinamiklerini incelemek demektir. Ahmet Hamdi Akseki, büyük hadiselerin meydana geldiği döneme şahit olmuştur. Zira O, çocukluk döneminde Osmanlı saltanatına, gençliğinde Meşrutiyet'e ve kemal yaşında Cumhuriyet'e şahit olmuştur. Akseki bu hadiselere karşı fikirsel ve eylemsel olarak bağımsız kalmayan bir düşünürdür. Dolaysıyla O'nun eylemleri ve eserleri dönemin siyasal-sosyal dokusuyla ele alınmayı zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede en başta din-siyaset kavramları ele alınacak. Daha sonra Ahmet Hamdi Akseki’nin din-siyaset tartışmaları bağlamında ileri sürdüğü fikirleri ve bu fikirlerin oturduğu zemin analiz edilecektir. Son olarak, zihinsel dünyamıza katkıları olan, gündelik hayat-din tartışmalarına örnek olarak da sunulabilecek yazarlığı ve kitapları incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şathiyelerde Tanrı Algısı: Tipolojik Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17526</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17526</guid>
      <author>Saffet KARTOPU, Abdullah ÖZBOLAT</author>
      <description>Çalışmamızın odağında şathiyelerdeki tanrı algısının oluşumuna etki eden psiko-sosyal faktörler ve bu faktörlerin etkisiyle oluşan tanrı algısı bulunmaktadır. Bilindiği gibi tanrı algısı kişinin sosyo-kültürel ortamından, aldığı eğitimden ve içsel yaşantılarından etkilenmektedir. Tanrıyla içinde bulunduğu gelenekten daha farklı bir algı içinde oldukları anlaşılan ve bu öznel deneyimi şathiye ile ortaya koyan şairlerin kişisel tarihleri ve kültürel ortamlarıyla ilgili bir analiz konuyu anlamamıza hizmet edecektir. Bu bağlamda konu iki kısımda değerlendirilmiştir. Birinci kısımda tanrı algısının oluşumu, nesne ilişkileri kuramının tanrı algısının oluşumuyla ilgili yaklaşımları ve bu oluşumu destekleyen toplumsal zemin ele alınmıştır. Ayrıca araştırmanın ana malzemesini oluşturan şathiyelerin anlaşılmasını kolaylaştırmak için kavramsal bir analize yer verilmiştir. İkinci kısımda ise şathiyelerdeki tanrı algısıyla ilgili bir kavramsallaştırma denemesine girişilerek tanrı algısıyla ilgili şiirler tipolojik bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Bu modelde dört temel başlık ön plana çıkmaktadır. Birincisi, tanrıya sitem eden şiirler: Bunlara Yunus Emre ve Aşık İhsani’nin bazı şiirleri örnek olarak verilmiştir. İkincisi, tanrıyı eyleminden dolayı sorgulayan şiirler: Bu türe Kaygusuz Abdal, Azmi Baba ve Âşık Veysel’in bazı dizeleri örnek olarak gösterilmiştir. Üçüncüsü, tanrıyı suçlayan şiirler: Burada yine Kaygusuz Abdal’ın bazı dizeleri ele alınmıştır. Dördüncüsü ise tanrıya yönelik karmaşık duygular ifade eden şiirler: Burada özellikle Pir Edip Harabi’nin bazı dizeleri değerlendirilmiştir. Dönemimin toplumsal koşullarında ortaya çıkan ancak şairlerin kişisel ruh dünyalarının ve özgül deneyimlerinin bir yansıması olan şathiyeler, tanrı algısı açısından dikkate değer veriler sunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Şiirinde Felsefe: Mehmet Akif’in Fazilet Şiiri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17676</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17676</guid>
      <author>Ahmet KAVLAK</author>
      <description>Hermeneutik; Yunan mitolojisindeki suni tanrılarla insanlar arasında, insanların tanrıların sözünü doğrudan anlamadıkları için aracılık yaptığına inanılan mitolojik varlık Hermes’e izafeten yorumlama ve anlama sanatına verilmiş bir isimdir. Hermeneutik kelimesi hem pratik olarak iki farklı dünyanın kaynaştırılması anlamına gelir, hem de cümlelerdeki anlamların kelimelerin karşılıkları ile sınırlanmadığı anlamına gelir. Kelimelerin karşılığı, cümlelerin anlamı olur. Eğer kelimelerin karşılıklarının bilinmesi cümlenin anlamına intikal etmek için yeterli olsaydı, bir “anlama” probleminden söz edilemezdi. Ancak cümlenin anlamının kelimelerin ve hatta cümlenin gramatik karşılığından ibaret olmadığının anlaşılması felsefede “yorum ve anlam sorunu” demek olan hermeneutiğin bir disiplin olarak yer almasına neden oldu. Hermeneutik her ne kadar bir felsefe disiplini olsa da, hermeneutik ile elde edilmeye çalışılan “anlamın anlaşılması problemi” her insan zihninin farkında olmaksızın yapmaya çalıştığı bir usulü ifade eder. Felsefe ile ilgili olsun veya olmasın her metinde felsefi problemlerin ipuçları bulunmaktadır. İnsan zihni, kelimelerin ötesine geçmesi kaçınılmaz olan anlamı isabetli olarak yakalayıp yakalayamadığına ilişkin bir soruşturmayı sürekli olarak yapar. Hermeneutik zihnin farkında olmadan yapmaya çalıştığı “anlamı yakalama” problemini bir yönteme veya sanata dönüştürmeye çalışan bir disiplindir. Ancak hermeneutik filozoflarındaki doğru anlamı elde etme ile ilgili görüşleri birer tavsiye niteliğindedir. Kesin bir sonuçtan söz etmek mümkün değildir. Böyle bir amaç da fiilen yoktur. Ancak aynı dil, aynı kültür, aynı din, aynı toplum içinde yaşamış olmak, aynı tarihsel bağlara sahip olmak doğru anlamı elde etme şansını artırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Mehmet Akif gibi bir şairin doğru anlaşılabilme şartlarını bir Avrupalıya göre daha fazla taşıdığımızdan isabet imkânımız daha fazla olduğunu düşünülebilir. Bu makale bir şiirin nasıl değerlendirileceğine ilişkin felsefi bir çalışmadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>7. Sınıf Sosyal Bilgiler Çalışma Kitaplarının Yapılandırmacı Öğrenme Yaklaşımı Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17583</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17583</guid>
      <author>Beytullah KAYA, Ersin TOPÇU , Yaşar KOP</author>
      <description>Yapılandırmacı yaklaşım öğrencilerin kendi bilgilerini yapılandırmalarına imkan verecek şekilde öğretimin organize edilmesidir. Yapılandırmacı yaklaşım bilginin öğrenilme sürecini pasif değil aktif bir süreç olarak kabul etmektedir. Yani, öğrenenler aktif katılım gerçekleştirdiği sürece bilgi öğrenilebilmektedir. Öğrencilerin eleştirel düşünme, problem çözme sosyal katılım ve benzeri becerilerinin geliştirilmesine imkân tanınması yapılandırmacı yaklaşımın temel ögeleri arasında yer almaktadır. Yapılandırmacı yaklaşımın ülkemizde uygulanmasıyla birlikte ders kitaplarının yeni yaklaşıma yönelik olarak hazırlanması sorunu ortaya çıkmıştır. Sosyal bilgiler dersine yönelik olarak hazırlanan ders kitapları ve çalışma kitapları yapılandırmacı yaklaşıma uygunluğu yeni programın başarılı bir şekilde uygulanması açısından önemlidir. Bu çalışmada, 7. sınıf sosyal bilgiler çalışma kitaplarının yapılandırmacı yaklaşıma uygunlu incelenmiştir. Araştırmada İstanbul, Kars ve Manisa’da Milli Eğitim Bakanlığına resmi ortaokullarda okutulan sosyal bilgiler çalışma kitapları incelenmiştir. Çalışma kitaplarındaki etkinliklerin, kazanım ve ders saatleriyle orantılı olup olmadığı irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışma kitaplarında yer verilen etkinlikler yapılandırmacı yaklaşım açısından değerlendirilmiştir. Araştırma doküman incelemesi kullanılarak yapılmıştır. Veriler içerik analizi yöntemleriyle sunulmuştur. Çalışma sonucunda kitaplardaki etkinliklerin ünitelere göre eşit dağıtılmadığı ve etkinlik içeriklerinin önemli bir bölümünün yapılandırmacı yaklaşımdan ziyade geleneksel yaklaşıma uygun seçildiği görülmüştür. Bu bağlamda yeni hazırlanacak ders ve çalışma kitaplarında yapılandırmacı yaklaşıma uygunluğa dikkat edilmesi önerilebilir. Ayrıca sosyal bilgiler ders ve çalışma kitaplarının öğrencileri aktif kılabilecek eleştirel düşünme becerilerini, problem çözme becerilerini geliştirebilecek farklı türdeki etkinliklere yer vermesi önerilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmeni Adaylarının Sosyal Değerlere İlişkin Görüşlerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17659</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17659</guid>
      <author>Songül KEÇECİ KURT, Yavuz BOLAT , Fatih ÇERMİK</author>
      <description>Toplumu oluşturan bireylerin inanç, tutum ve davranışları sonucu ortaya çıkan ve onları birbirine yaklaştıran değerlerler kişinin ait olduğu toplumun belirlediği normlara göre yaşamasını sağlamaktadır. Değerlerin aktarımında en önemli görev aile kurumuna ait olsa da asıl görev eğitim kurumlarına ve eğitimcilere düşmektedir. Ailede başlayan ve özellikle okulda devam eden değerlerin benimsenmesi sürecinde bireyin davranışlarını istenilen yönde değiştirebilmesini sağlayacak olan temel öğe de öğretmendir. Sosyal değerlerin özümsenmesinde bilhassa önemli olan Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin sosyal değerleri ne derce benimsediği de büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı Sosyal Bilgiler öğretmen adaylarının sosyal değerlere ilişkin görüşlerinin incelenmesidir. Çalışma 2013-2014 öğretim dönemi güz yarıyılında Gazi Üniversitesi ve Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünde öğrenim gören toplam 517 öğretmen adayı ile yapılmıştır. Bu çalışmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verileri “Bir Değer Ölçme Aracı: Çok Boyutlu Sosyal Değerler Ölçeği” ve “Demografik Özellikler Anketi” ile toplanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre öğretmen adaylarının sosyal değerlere ilişkin görüşlerinin cinsiyetleri ile sosyo-ekonomik statü [SES]leri göre değiştiği görülmüştür. Farklılıkların hangi alt boyutlarda olduğunu belirlemek amacıyla Follow-Up Pairwise testi yapılmıştır. Bu test sonuçlarına göre öğretmen adaylarının cinsiyete göre politik değerler arasında istatistiksel olarak bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Ayrıca SES’e göre politik değerler ve bilimsel değerler arasında da istatistiksel olarak bir farklılık olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kaybedilmiş Son Şans: Lokasyon Kararlarının Kentsel Gelişim Üzerindeki Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17758</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17758</guid>
      <author>Arif KEÇELİ</author>
      <description>Bugün, kapitalizmin küresel etkileri ile birlikte, kamu/özel, ulusal/uluslararası ve çok uluslu yatırımlar kentler arasında oldukça yoğun bir rekabet ortamı oluşmasına neden olmuşlardır. İnsan grupları ve ekonomik yatırımlar için cazibe merkezleri oluşturulması, yüksek yaşam kalitesinin sağlanması, sosyal ve mekansal problemlerin minimuma indirilmesi, yerel yönetimlerin kendi kentlerini diğerlerinden daha iyi bir duruma getirmek için uğraş verdikleri en temel başlıklar olarak sıralanabilirler. Mekansal büyüymeyi sağlamaktan ziyade, yerel yönetimler kentlerinin sahip olduğu fırsatları o kentin gelişimi için kullanma konusunda birinci dereceden sorumludurlar. Örneğin endüstri, turizm, doğal cazibe merkezleri, tarihi mekanlar, sağlık ve eğitim merkezleri gibi fonksiyonlar doğru organizasyonlarla kentin sosyal ve mekansal gelişiminin hızlanmasına ciddi katkılar sağlarlar. Bu fonksiyonlardan her biri kente kalıcı yada geçici nüfus çeker, ekonominin canlanması, iş ve istihdam fırsatlarının artması, sosyal çevrenin renklenmesi gibi daha pek çok avantajı kente kazandırır. Sonrasında söz konusu kent baskın fonksiyonları ile birlikte anılmaya başlanır. Üniversite kentleri, özellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da, eğitim fonksiyonunun kentin sosyal ve mekansal yapısını domine ettiği önemli kent tiplerinden bir tanesidir. Genel olarak “üniversite kenti” bünyesinde orta yada büyük ölçekli bir yüksek öğretim kurumu barındıran kentler olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada, Norman (Oklahoma, ABD) ve Burdur kentleri bünyelerinde bulunan üniversitelerin lokasyonları, diğer kent fonksiyonları ile entegrasyonları ve kentsel gelişime katkıları bakımından incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okul Öncesi Öğretmen Adaylarının Özyeterlik Düzeyleri İle Problem Çözme, Empati Ve İletişim Becerileri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17588</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17588</guid>
      <author>Oğuz Serdar KESİCİOĞLU, Gülhan GÜVEN</author>
      <description>Bu araştırmada okul öncesi öğretmen adaylarının özyeterlik düzeyleri ile problem çözme, empati ve iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde tasarlanmış¬tır. Araştırmanın çalışma grubunu Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalında öğrenim görmekte olan 462 öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırmada verileri toplamak için Öğretmen özyeterlik ölçeği, problem çözme becerileri envanteri, iletişim becerileri envanteri ve empatik eğilim ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPPS 21.0 paket programına aktarıldıktan sonra, basit doğrusal regresyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları incelendiğinde, öğretmen adaylarının problem çözme, iletişim ve empati becerisinin, öğretmen adaylarının özyeterliklerinin anlamlı bir yordayıcısı olduğu saptamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaokul 7. ve 8. Sınıf Öğrencilerinin İnternet Bağımlılığı İle Biliş Üstü Farkındalıklarının Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17422</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17422</guid>
      <author>Mehmet KILINÇ, Ali DOĞAN</author>
      <description>Bağımlılık kavramının tanımlaması daha çok madde bağımlılığı ile gündem olmuştur. Ancak Günümüz şartlarında İnternet bağımlığı madde bağımlığı ile eşdeğer şekilde toplumlarda yıkıcı etkiler göstermektedir. Biliş üstü ise ilk defa Flavell (1976) tarafından kullanılmış ve ‘‘Kişinin bilişsel özelliklerinin farkında olması ve bilişsel özelliklerini kontrol etmesi’’ olarak tanımlanmaktadır. Amaç: Bu araştırmanın amacı, Kayseri ili, merkez ilçelerinde öğrenim gören ortaokul öğrencilerinin İnternet bağımlılık durumlarını, biliş üstü farkındalıklarını tespit etmek, demografik özellikler (cinsiyet, bilgisayar ve internet erişim durumu vb.) ve akademik başarıları arasındaki ilişkileri saptamaktır. Yöntem: Çalışma örneklemini 2012-2013 eğitim-öğretim yılında, Kayseri ili merkez ilçelerinde öğrenim gören 5 ortaokulda 7. ve 8. sınıflarında okuyan 352 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma verileri; 35 sorudan oluşan internet bağımlılığı anketi ve 52 sorudan oluşan biliş üstü farkındalık envanterinden elde edilmiştir. Elde edilen veriler t- testi ve tek faktörlü varyans analizi (Anova) uygulanarak çözümlenmiştir. Tüm istatistiksel değerlendirmelerde, anlamlılık düzeyi p&lt;0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: İnternet Bağımlılığı Ölçek puanı ile değişkenlerin ilişkisi incelendiğinde, internette kalma süresi arttıkça bağımlılık ölçek puanının da arttığı, erkeklerin kızlara göre bağımlılık ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, internet bağımlılığı yüksek olan öğrencilerin aynı zamanda biliş üstü farkındalıklarının ve akademik başarılarının da yüksek olduğu görülmüştür. Bu çalışmada elde edilen veriler okullardaki rehberlik ve psikolojik danışma alanında çalışan uzmanlara fikir verirken, aynı zamanda öğretmenlere ve velilere de bilinçli İnternet kullanmayı öğretme noktasında yol gösterecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dünya Bankası Tarım Kredileri Ve Türk Tarım Sektörü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17547</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17547</guid>
      <author>Zülfükar Aytaç KİŞMAN, Ziya Kıvanç KIRAÇ</author>
      <description>Dünya Bankası’nın misyonu “yoksulluktan arınmış bir dünya” olarak ortaya koyulmuş ve bu doğrultuda çalışmalar Dünya Bankası çatısı altında yapılmıştır. Dünya Bankası özellikle az gelişmiş ülkelerle imzaladığı kredi anlaşmalarıyla bu ülkelerin toplumsal yapısını değiştiren, üretim ilişkilerini yeniden düzenleyen yaptırımları uygulamaya koymaktadır. Gelişmekte olan bir ülke statüsündeki Türkiye de yatırım projelerinin ve ihracatın finansmanı, kamu yönetimi reformlarının yapılması, önemli sektörlerin yeniden yapılandırılması, özelleştirmenin yaygınlaştırılabilmesi, istihdam sorunun çözülmesi, gelir adaletsizliğinin önlenmesi gibi amaçlarla Dünya Bankası kredilerinden kullanmıştır. Dünya genelinde Dünya Bankası kredilerinin önemli bir bölümünü tarım sektörü kredileri oluşturmaktadır. Türkiye için de geçerlidir. Türkiye-Dünya Bankası kredi ilişkisi içerisinde tarım sektörüne ilişkin anlaşmalar da diğer sektörlere ilişkin olanlar kadar dikkat çekmektedir. Dünya Bankası’nın ikiz kuruluşu olarak adlandırılan IMF ile ilişkileri ve bu iki kuruluşun ülkeler bazındaki işbirlikleri de bu konularda ayrıca önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Kentsel Dönüşüm Uygulamalarının Göç Üzerine Etkisi: Kars 29 Ekim Mahallesi Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17461</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17461</guid>
      <author>Yüksel KOÇAK</author>
      <description>Çalışma, Türkiye’de kentsel dönüşüm uygulamalarının göçe etkisi üzerinedir. Kavramsal olarak kentsel dönüşüm, bir kentin yenilenmesi, yeniden oluşumu, soylulaştırılması/islah edilmesi şeklinde tanımlanabilir. Dünyada çoğu ülkelerdeki gibi Türkiye’de de bireylerin sağlıklı bir ortamda ve sağlıklı çevrede yaşamlarını sürdürebilmeleri için mevzuat düzenlemeleriyle bu konu yasal güvenceye kavuşturulmuş ve uygulamaların da bu doğrultuda sürdürülmeye çalışıldığı söylenebilir. Kentsel dönüşüm uygulamalarının Türkiye’de, yenileme, sağlıklaştırma, soylulaştırma gibi farklı biçimlerde uygulandığı ve uygulamanın gerçekleştirileceği alanın (yerin) durumuna göre de nasıl ve hangi yöntemin seçilebileceğinin kararlaştırılacağına karar verildiği bilinmektedir. Bir mekandan başka bir mekana toplu ya da bireysel olarak, yer değiştirme şeklinde tanımlanabilecek olan göç; iç göçler, dış göçler, isteğe bağlı olan ve olmayan göçler, emek göçleri, beyin göçleri, geçici ve sürekli göçler şeklinde sınıflandırılabilir. Türkiye’de 1950’li yıllarda göç, sanayileşme ile birlikte kırdan kente şeklinde başlamıştır. Bir yandan tarımda makineleşmeyle birlikte kırsal alanda işsizlik baş gösterirken, diğer yandan da kentlerde kurulan fabrikalarda iş gücüne talep doğmuştur. Ayrıca o dönemde devlet tarafından da kentlere göç teşvik edilmiştir. Buna ilaveten özellikle 1980’lerde baş gösteren terörle birlikte de sanayi açısından gelişmemiş olan Diyarbakır, Gaziantep, Urfa gibi kentlere de göç olmuştur. Türkiye’de kentsel dönüşüm uygulamaları, zaman zaman amaçlananın dışında farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Kentsel dönüşüm uygulamalarında amaç, halkın daha sağlıklı bir ortamda iyi bir yaşam sürmesidir. Ancak uygulamada genellikle kentsel dönüşüme tabi kentin ekonomik yapısı ve orada yaşayan insanların kültürel durumları ön plana alınmadan kentsel dönüşüm uygulamaları gerçekleştirildiğinden, bu uygulamalar bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Çalışmada, Kars 29 Ekim Mahallesi örneğinden hareketle, kentsel dönüşüm uygulamalarının göçe, yeni gecekondu yapılaşmalarına ve bazı sağlıksız koşulların ortaya çıkmasına vesile olduğu ifade edilerek, kentsel dönüşüm uygulamalarının amaca hizmet etmesi için toplumun kültürel değerlerinin ve kentin ekonomik yapısının öncelikle göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Av Tutkusunun Mutfağı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17693</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17693</guid>
      <author>Ahmet KOYUNCU</author>
      <description>İnsanoğlunun yeryüzündeki tarihi kadar eski olan av tutkusunun en vazgeçilmez unsuru av aletleridir. Sanayi devrimiyle birlikte av aletleri de farklılaşmış ve av tüfeklerinin kullanımı gittikçe yaygınlaşmıştır. 1875'te İngiliz Anson ile Deeley tarafından şimdiki modellere en yakın yivsiz av tüfeği icat edilmiş, 20. yüzyıla girerken Browning, Remington, Winchester vb. firmalar yivsiz av tüfekleri üretmeye başlamıştır. Dünya genelinde 10 milyar dolarlık bir pazara sahip olan hafif silah sektöründe av tüfeği üretimi de önemli bir potansiyele sahiptir. Türkiye’de ise 1914 yılında temelleri atılan ve 1962 yılından beri av tüfeği üreten Huğlu Kasabası sektörün öncülüğünü üstlenmiştir. Bugün av tüfeği üretiminde en geniş ürün yelpazesine sahip dünyadaki ilk on firma arasına giren Huğlu Av Tüfekleri Kooperatifi’nin de bulunduğu sektörün ürettiği tüfekler, birçok ülkeden avcılar tarafından tercih edilmektedir. Başta Avrupa ülkeleri ve ABD olmak üzere tüm dünyaya av tüfeği ihracatı yapan bölgede, sektörün gelişmesi ve ihracat yapılıyor olması hem bölge insanına istihdam sağlamakta böylece bölgeden göçlerin önüne geçmekte hem de bölgenin refah seviyesinin ve sürdürülebilir kalkınmanın önünü açmaktadır. Sektör her geçen gün büyüme potansiyelini geliştirmesine karşın sektörün varlığını sürdürebilmesi, yenilikleri takip edebilmesi, rekabet gücü ve ihracatını artırabilmesi önünde bazı engeller mevcuttur. Bu noktadan hareketle, çalışmada, Huğlu Kasabası’nda hali hazırda faaliyet gösteren 11 üreticiden 10’u ile mülakatlar gerçekleştirilmiş ve üreticilerin sektörde yaşadıkları sorunlara incelenmiştir. Kalifiye eleman yetersizliği, yüksek vergi oranları, kayıt dışı üretim ve istihdam, AR-GE yatırımlarının olmayışı, yasal düzenlemeler, teşvikler, markalaşma, tanıtım ve pazarlama, hedef pazar(lar) vb. sektör için çözüme kavuşturulması gereken konular olarak ön plana çıkmıştır. Daha önce hiçbir akademik çalışmaya konu olmaması sebebiyle çalışma tümüyle özgündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Eğitim Tarihinde Sekülerizm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17713</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17713</guid>
      <author>Mehmet KÖÇER, Şule EGÜZ</author>
      <description>Türk eğitim tarihi, ‘nasıl bir insan istiyoruz’ sorusu ve bu insanda bulunması öngörülen özelliklerin ‘hangi öğretim içerikleri yoluyla kazandırılacağı’ konusunda yoğun tartışmaları içermektedir. Bu tartışmaların odak noktasını ise dinî eğitim ve laik eğitim ikilemi oluşturmuştur. Bu tartışma yaşamsal değerler taşımaktadır. Çünkü her iki eğitim anlayışının da ontolojik, epistemolojik ve değerlere bakışı, inşa etmeyi amaçladığı insan tipi ile amaca ulaştırdığı düşünülen eğitim içeriği kökten farklılaşmaktadır. İşte bütün bu tartışmaların merkezine oturtulması gereken esas kavram Sekülerizmdir. Asır veya devir anlamını taşıyan seküler sözcüğü, Latince “soeculum” sözcüğünden gelmekte olup bu sözcüğün zaman ve mekân çağrışımlarını birlikte veren bir işlevi de bulunmaktadır. Zaman kavramı onun şu anda ve hazır oluşunu; mekân ise, dünyada ve dünyevi oluşunu göstermektedir. Bu bağlamda devlet, gücünü milletten aldığından en büyük dünyevi otorite sayılmaktadır. Genel olarak sekülerizm, dinin hakkını dine, devletin hakkını devlete veren bir kavram olarak görülebilir. Türkiye’deki Sekülerizm Tarihi aynı zamanda Batılılaşma Tarihi olarak ifade edilebilir. Osmanlı’da 18. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yaşanan değişimler, dini bir dünya algısından laik bir dünya algısına, padişahlık-halifelik idaresinden meşrutiyet ve cumhuriyete, tebaadan vatandaşa, cemaatten millete ve Osmanlılık kimliğinden Türk milleti kimliğine geçiş sürecinin toplumsal ve siyasal tarihidir. Osmanlı ve Türkiye’de İslam’ın 19. ve 20. yüzyıllardaki tarihi, genellikle İslam’ın etkisinin azaldığı ve sekülerleşmenin zafer kazandığı bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise seküler eğitim anlayışı çerçevesinde, Tevhid-i Tedrisat kanunu ile birlikte yeni bir anlayış içerisinde tüm İslami eğitim kurumları kapatılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>7E Modeline Göre Düzenlenmiş Öğretim Etkinliklerinin 6. Sınıf Öğrencilerinin İngilizce Dersindeki Başarılarına, Tutumlarına Ve Kalıcı Öğrenmelerine Olan Etkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17598</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17598</guid>
      <author>Onur KÖKSAL</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, İngilizce derslerinde 7E modeline göre düzenlenmiş öğretim etkinliklerinin ortaokul 6. Sınıf öğrencilerinin başarılarına, tutumlarına ve kalıcılıklarına olan etkisini incelemektir. Araştırma, 2013–2014 eğitim-öğretim yılında Konya ili İMKB (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) ortaokulunda iki farklı şubede öğrenim gören 6.sınıf toplam 40 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada neden sonuç ilişkilerini ortaya koymayı amaçlayan yarı deneysel desen kullanılmıştır. Bu amaçla deney grubu ve kontrol grubu olmak üzere iki farklı grup seçilmiştir. Gruplar seçilirken söz konusu okuldaki 7 adet 6. Sınıf şubesine İngilizce Dersi Başarı Testi ve İngilizce Dersi Tutum Ölçeği öntest olarak uygulanmış ve gruplar arasında başarı ve tutum farkı olmayan iki altıncı sınıf deney ve kontrol grubu olarak seçilmiştir. Seçilen deney grubuna 12 hafta süreyle 7E modeline göre düzenlenmiş öğretim etkinlikleri uygulanırken; kontrol grubuna da 12 hafta süreyle mevcut programdaki etkinlikler uygulanmıştır. Uygulama sonucunda her iki gruba sontest olarak İngilizce Dersi Başarı Testi ve İngilizce Dersi Tutum Ölçeği tekrar uygulanmıştır. Uygulamadan 4 hafta sonra da her iki gruba kalıcılık testi uygulanmıştır. Elde edilen verilerle gruplar arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını test etmek için t- testi uygulanmıştır. Bu çalışmanın sonunda; 7E modeline göre düzenlenmiş etkinliklerin öğrencilerin başarılarına, tutumlarına ve kalıcılıklarına anlamlı bir katkı sağladığı görülmüştür. Bu çalışma, 7E modeline göre düzenlenmiş öğretim etkinliklerini alanyazına kazandırması açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Samsun'da Bir Kültür Adamı Âşık Obalı (Mustafa Bilir)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17808</guid>
      <author>Şahin KÖKTÜRK</author>
      <description>Ozan/âşıklar tarafından oluşturulan âşık tarzı halk edebiyatı, geçmişten günümüze kesintisiz devam etmiştir. Halkın içinden çıkmış ve halkın sözcüsü olan ozan/âşıklar, mensubu oldukları toplumun kültürel mirasını devralır ve katkıda bulunarak sonraki nesillere naklederler. Bu bakımdan âşıkların meydana getirdiği “Âşık Edebiyatı” Türk kültürünün iletişim, bilgi ve kültürel şifre taşıyıcısı olarak değerlendirilmektedir. “Farkındalık oluşturma”, “ilişki biriktirme” tabirleri son zamanlarda -özellikle sosyal medyada- yaygın olarak kullanılmaktadır. Âşık Obalı (Mustafa Bilir)’nın biyografisi ve Samsun merkezli bu yazıda da konu, bahsi geçen tabirler etrafında ele alınacaktır. Artvin’deki kendi köyüne izafeten Obalı mahlasını kullanan Mustafa Bilir de bir yaşında iken geldiği Samsun ilinde saz ve söze olan eğilimini geliştirerek, âşıklık geleneğinin önemli bir temsilcisi olmuştur. Sanatkâr şahsiyeti çok yönlü olan Âşık Obalı’nın sanatında ilk dikkat çeken hususlar, çok sayıda türküyü sazıyla ustaca seslendirmesi, kendisinin veya başka şairlerin şiirlerini bestelemesi ve çeşitli programlarında kendi şiirlerini dinleyicilerle paylaşmasıdır. Âşık Obalı bir taraftan saz-söz meclislerinde sanatını geliştirirken diğer taraftan da Samsun’daki kültürel faaliyetlerde de etkin rol almıştır ve halen almaktadır. Samsun’un değerleri olan kültür insanlarını tanıtıcı televizyon programları, Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin himayelerinde “Samsun Şiir Akşamları” adıyla on beş günde bir düzenlediği şiir programı, Sempozyumlarda Samsunla ilgili sunduğu tebliğler ve hem Samsun’da hem de Türkiye çapında sanatını icra etmek üzere katıldığı diğer programlar, Samsun’a ilgi uyandırmakta ve farkındalık oluşturmaktadır. Bahsi geçen faaliyetler Âşık Obalı’ya “kültür adamı” payesini fazlasıyla kazandırmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamusal Alan Ve Din İlişkilerinde Yeni Dönem</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17577</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17577</guid>
      <author>Cemile Zehra KÖROĞLU</author>
      <description>Modern kamusal alan anlayışlarının en temel sorunsallarından birisini, kamusal alan ve din ilişkileri oluşturmaktadır. Aydınlanma ideallerinin zihinsel zemininde ve burjuva sınıfsal temeli üzerinde yükselen modern kamusal alan, dini özel alana ait bir olgu olarak ele almıştır. Buna göre kamusal alan, kamusal bir topluluğun, rasyonel ve eleştirel bir akıl yürütme tarzı ile toplumu ilgilendiren konuları tartıştığı, bütün katılımcıların, ikna olarak karşılıklı bir konsensüse vardıkları, toplum ve devlet arası aracı bir kurumdur. Kamusal alanda geçerli olan akıl yürütme tarzı, rasyonel bir akıl yürütme tarzı olduğu için din ve dini kabule dayalı akla sahip toplumsal aktörlerin kamusal tartışmalara katılmaları mümkün değildir. Dini konular üzerinde herhangi bir uzlaşı mümkün olmadığı için dini, etnik, kültürel farklılıklara sahip toplumsal unsurlar bu kimliklerini özel alanda yaşamak zorundadır. Kamusal alan, uzlaşı, objektiflik, rasyonellik ve sekülerlik gibi ilkelerle tanımlanan bir alan olmalıdır. Ancak bu ilkelerle dinlerin doğaları gereği sahip oldukları, dünyevilik ve yaşamın bütünselliği ilkeleri arasında sürekli bir gerilim olmuştur. Günümüz toplumlarında ise gittikçe kamusal ve özel alanlar arasındaki sınırlar silinmektedir. Böylece özel olarak nitelenen konular kamusal, kamusal olarak nitelenenler ise özele dönüşebilmektedir. Bu süreçte din de kamusalın kurucu unsuru olarak ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca gündelik yaşam düzleminde seküler ve dinsel olanlar arasında geçişkenlik sürekli artmakta ve pozitivist anlayışa dayalı sekülerlik teorileri yeniden ele alınmaktadır. Modern kamusal alanla ilgili ilk teorik yaklaşımlardan birisini geliştiren ve kamusal alanın sekülerliği üzerinde ısrar eden J. Habermas bile günümüz toplumlarında, kamusal alan ve din ilişkisini yeniden ele almıştır. Günümüz toplumları için önerilen genel yaklaşım, artık dinin, salt özel bir olgu olarak ele alınamayacağı ve günümüzde dinlerin kamusal alana girmesi gerektiği yönündedir. Dinin kamusal alana kurucu bir unsur olarak girmesi, kamusal alanın çoğulculuk ve çeşitliliğine katkı olarak yorumlanabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Duygusal Semantik Farklılığa Göre Öğretmen Adaylarının Aids’e Yükledikleri Değerler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17679</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17679</guid>
      <author>Hakan KURT, Gülay EKİCİ</author>
      <description>AİDS dünyada ilk defa 1981 yılında Amerika Birleşik devletlerinde tespit edilen ve dünya gündemine düşen önemli hastalıklardan biridir. Türkiye’de AIDS ile 1985’te ilk defa karşılaşıldı. Birleşmiş Milletler AIDS ortak çalışma programı UNICEF’in tahminlerine göre HIV/AIDS salgını günümüzde yaklaşık 42 milyon insanı etkilemektedir (Green, 2007; UNIADS/WHO, 2012). İlk ortaya çıktığından bu güne 20 milyon insanın ölümüne neden olmuştur. Böylesine önemli bir hastalığa karşı toplumun her kesiminden insanın tutumu önemli olmakla birlikte özellikle gelecek nesilleri yetiştirecek olan öğretmen adaylarının tutumu çok daha önemlidir. Bu çalışmada AİDS’e yönelik duygusal semantik farklılık ölçeğinin hazırlanması da çalışmaya ayrıca önem katmaktadır. Bu çalışmanın amacı öğretmen adaylarının AİDS’e yükledikleri duygusal semantik değerler açısından AİDS’le ilgili olumlu ve olumsuz tutumlarını incelemektir. Araştırma tarama modelinde yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 288 öğretmen adayından oluşmuştur. Araştırmanın verileri AİDS’le ilgili semantik farklılık ölçeği ile elde edilmiştir. Ölçek iki uçlu 26 sıfat çiftinden oluşmaktadır. Ölçeğin Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı .93 olarak hesaplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS-15 programı yardımıyla betimsel istatistik yöntemleri kullanılmıştır. Diğer taraftan modelin oluşturulmasında NVivo-9.3 programından yararlanılmıştır. Çalışmanın sonunda öğretmen adaylarının semantik farklılığa göre AİDS’e yükledikleri değerlerin negatif yönde ( = 2.35) olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç Likert tipi ölçme araçlarıyla belirlenen sonuçlarla benzerlik göstermektedir. Bu kapsamda AİDS kavramını en fazla bulaşıcı, korkunç, ölüm, pis ve iğrenç olarak algılamaktadırlar. Diğer sıfat çiftlerine de negatif yönde değerler yükledikleri belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının AİDS’e yükledikleri duygusal semantik değerlerin cinsiyetlerine ve bölümlerine göre anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir. Araştırma sonunda konuyla ilgili önerilere yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dine Dönüş</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17709</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17709</guid>
      <author> Yusuf MACİT,</author>
      <description>Bu makalede mensubu olduğu dine yaklaşımı dini bilgisi, inancı, dini tutum ve davranışları açısından sözde ve yüzeysel olan birinin yaşadığı bir kısım psiko-sosyal etkileşim sebebiyle içtenlikle dini bir yola girip tecrübe ettiği dindarlaşma süreci konu edinilmekte, içerik olarak da dine dönüş öncesindeki belirtiler, dönüş sürecinde yaşananlar ve dönüş sonrası nelerin değiştiği hususlarına cevap aranmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak dine dönüş tecrübesi yaşayan 132 katılımcıya din değiştirme çalışmalarından hareketle araştırmacı tarafından hazırlanan bir anket uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların dine dönüş öncesi dine yaklaşımları, dine dönüş düşüncesinin nasıl oluşup geliştiği ve bu sürecin dini hayatlarına ve günlük yaşamlarına nasıl yansıdığıyla ilgili açık uçlu sorulara yer verilmiştir. Elde edilen veriler bireylerin dine dönüş sürecinde yaşadıkları dinî duygu, düşünce, tutum ve davranışları açısından betimsel yöntemlerle analiz edilmiştir. Sonuç olarak bireylerin dine dönüş tecrübesi yaşamalarında din değiştirme olgusunda da etkili olan anlam arayışı, varoluşsal sorgulama, dini olgunlaşma, tatminsizlik, yaşayageldiği hayatından memnuniyetsizlik, bilişsel çelişkiler, günahkârlık duygusu, dindarların yaklaşımı, dini telkin, dini araştırmalar, estetik etkilenme, mistik belirtiler, travmatik olaylar ve deneme gibi bir kısım güdülerin etkili olduğu görülmüştür. Yine bireyler dine dönüş tecrübesiyle birlikte dinî, sosyal, kültürel, duygusal ve entelektüel değişim yaşamışlardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cəmiyyətin Sosial Strukturu Haqqinda Nəzəriyyələr</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17581</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17581</guid>
      <author>Saadet MAMEDOVA</author>
      <description>Modern zamanda birçok araştırmacılar K.Marxın sınıflar teorisini ve M.Weberin toplumun sosyal tabakalaşması ile ilgili teorisinin temelinde toplumun sosyal yapısını incelemekdedirler. K.Marxın sınıflar teorisi sınıfların karşıtlığı üzerine inşa edilmiştir. N.Pulantsas, E.Wright ve neo-Marksizmin diğer temsilcileri modern zamanda bu teorinin yeni kullanım yollarını arıyorlar. Bu amaçla onlar sınıflar teorisinin kategorilerini yeniden gözden geçirirler. N.Pulantsas sömürücü bir sınıfın genişleme özelliğinin değişikliğini açıklıyor. E.Wright kişinin sınıf temeli olarak mülkiyet sadece düzeyini değil, aynı zamanda idari hiyerarşindeki yer tutumunu, kendi bilgi ve becerilerini kabul ediyor. XIX yüzyılın sonunda M.Weber sınıflar teorisine alternatif olarak, sosyal tabakalaşma teorisini geliştirdi. M.Weber sosyal tabakalaşma teorisinde ekonomik göstergelerle beraber siyasi güç kriterlerine de dikkat veriyor. M.Weber sınıfsal karşıtlık ve sınıf mücadelesinin devrimci doğasına aykırı idi. O, bir eşitsizlik temelinde yalnız mülkiyet ayrımı değil, aynı zamanda okuma-yazma düzeyi, profesyonellik, yetenek ve başka faktörlerin olduğuna emindir. Bu teoriye göre servet sosyal tabakalaşmanın başlıca göstergesi olarak incelenmiş, yetki ve güç sosyal statü faktörlerinin tanımlanması olarak yorumlanmışdır . Bu teorinin modern temsilcileri onu iki yönde geliştiriyorlar: sosyal tabakalaşmanın göstergelerini belirlemek ve toplumun tabakalaşma modelinin oluşturulması.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin Görüşlerine Göre Vatandaşlık Eğitimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17727</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17727</guid>
      <author>Hatice MEMİŞOĞLU</author>
      <description>Sosyal Bilgiler dersinin amaçlarından biri, demokratik süreci geliştirecek etkili vatandaşlar yetiştirmektir. Demokratik vatandaşlığın kalbini bilgiye ve bilimsel akıl yürütmeye dayalı etkili karar verme oluşturmaktadır. Hızla değişen demokratik toplumda, mevcut toplumsal değerleri sorgulayarak, yeni değerler üretebilen, eleştirel, yaratıcı vatandaşlara gereksinim vardır. Etkili demokratik vatandaş, bilgiye ve akıl yürütmeye dayalı düşünme süzgecinden her olayı geçirmelidir. Sosyal Bilgilerde vatandaşlık eğitiminde gerçekleştirilecek uygulamalar bireylerin vatandaşlık yeterliklerini kazanmasında önemli rol oynamaktadır. Vatandaşlık eğitiminde demokratik değerler ve davranışların kazandırmanın yanı sıra; eğitimde rol oynayan diğer etmenler ise; okul ve ailede verilen eğitimin tutarlığı, okul iklimi, öğretmen davranışları ve İnsan Hakları ve Vatandaşlık dersinin etkili kullanımıdır. Bu araştırmanın amacı, Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin vatandaşlık eğitimine ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Öğretmenlerin görüşlerinin belirlenmesinde nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. 14 ortaokulda görev alan 30 Sosyal Bilgiler öğretmeninin görüşlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada vatandaşlık eğitimine ilişkin olarak hazırlanmış yarı yapılandırılmış sorulardan elde edilen bulgular içerik analizi yoluyla yorumlanmıştır. Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin görüşlerine göre, vatandaşlık eğitiminde bilgi düzeyinde en fazla; vatandaşlık hak ve sorumlulukları, demokrasi ile ilgili temel kavramlar, demokrasinin nitelikleri konuları; beceriler düzeyinde araştırma ve düşünme becerileri; değer düzeyinde ise hoşgörü, sorumluluk ve vatanseverlik değerlerine yer verdiklerini belirtmişlerdir. Etkinlik olarak ders kitabındaki etkinlikleri, yöntem olarak en fazla sunuş ve soru-cevap yöntemini kullandıkları, sınıf dışı etkinliklere yer verdiklerini vurgulamışlardır. Vatandaşlık eğitimine ilişkin sorunlarda en fazla (sırasıyla) sistem-program, etkinlik- öğretmen ve okul-öğrenci kaynaklı sorunlara değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eğitim Denetmenlerinin Zorunlu Yer Değiştirme Uygulamasına İlişkin Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17660</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17660</guid>
      <author>Salih Paşa MEMİŞOĞLU, Mete SİPAHİOĞLU</author>
      <description>MEB, Eğitim Müfettişleri Başkanlıklarına İlişkin Yönetmeliği 24/06/2011 tarihinde 27974 sayılı Resmi Gazetede yayınlamış ve 31. maddesi gereği aynı ilde kesintisiz çalışma süreleri sekiz yıldan fazla olan eğitim denetmenlerine yer değiştirme zorunluluğunu getirmiştir. Yönetsel bir etkinlik olan denetimde, denetmenlerin örgütlerin gelişmesinde etkili birer uzman oldukları düşünüldüğünde, bu uygulamanın ne gibi sonuçlar doğurduğu araştırılmaya değer bir konudur. Önceden belirlenen amaçların gerçekleştirme derecesini bulmak üzere her kurumda denetim yapılır. Bu amaçla, eğitim kurumları sürekli olarak izlenir, eksik yönler saptanır, düzeltilir ve daha sağlıklı bir eğitim-öğretim gerçekleştirilmeye çalışılır. Bu araştırma ile Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde görev yapmakta olan eğitim denetmenlerinin, uygulamaya ilişkin görüşlerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden görüşme formu tekniği kullanılmıştır. Veriler, araştırma amacı doğrultusunda oluşturulan kişisel bilgi formu ve açık uçlu sorular yoluyla toplanmıştır. Araştırmada toplanan verilerin çözümlenmesinde “betimsel analiz” tekniği kullanılmıştır. Uygulama kapsamında zorunlu yer değişikliğine tabi olmuş 10 İl Eğitim Denetmeni ile görüşülmüş, edinilen bilgiler ışığında yapılan değişimden fizyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik vb. pek çok boyutta çalışanları etkilendiği ve yeterince olgunlaşmadan yapılan bir değişim süreci olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kesintisiz çalışma süreleri sekiz yıldan fazla olan eğitim denetmenlerinin zorunlu yer değişikliğine tabi tutulmaları; aceleye getirilmiş, muhtemel sonuçları üzerinde düşünülmeden alınmış bir karar olarak değerlendirilmektedir. Kaynağı insan olan örgütlerde değişimin gerçekleşmesi için takip edilmesi gereken belli süreçler vardır. Değişim sürecinin iyi yönetilmemesi, yeterince bilgi akışının olmaması ve amaçlananın net bir biçimde ortaya konulmaması durumunda o değişimden beklenen sonuçlar da olmayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Afganistan'ın modernleşmesinde Türkiye'in Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17633</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17633</guid>
      <author>Abdullah MOHAMMADİ</author>
      <description>Afganistan, Avrasya bölgesinin güneydoğusunu oluşturan, Orta Asya ile Orta Doğu ve güneydoğu Asya ülkeleri arasında bir geçit konumundadır. Jeopolitik öneminden dolayı bölgesel ve küresel güçler bu bölgede hakim olmak istemişlerdir. Avrasya bölgesindeki yeni gelişmeler, Afganistan’ı yeniden önemli bir hale getirmiş dolayısıyla bölgesel ve küresel güçlerin mücadele sahasına dönüştürmüştür. İpek yolu güzergahında bulunan Afganistan, Kuşanlar, Gurlular, Gazneliler, ve Selçuklular döneminde bir Türk yurdu olmuştur. Günümüzde ise ülkede önemli bir Türk nüfusu yaşamaktadır. 1919 yılında İngilizlerden bağımsızlığını aldıktan sonra, Afganistan ile Türkiye arasında 1 Mart 1921 yılında ilk Türk – Afgan ittifakı Moskova’da imzalanmıştır. Sadece askeri düzeyde olmayan anlaşmaya göre Türkiye, Afganistan’a eğitim ve modernleşme konusunda yardımcı olacaktır. Mayıs 1928 yılında Afgan Kralı Emanullah Han Türkiye’yi ziyaret etmiş, kendi ülkesine döndükten sonra, Türkiye’yi bir model ülke olarak almıştır. Afgan Kralı Türkiye’deki yapılanları kendi ülkesinde yapmaya çalışmıştır. Türkiye’den bir uzman grup da Afganistan’ın modernleşme çabalarını destek vermek amacıyla Afganistan’a gitmiştir. Atatürk döneminde Türkiye, Afganistan’ın modernleşmesi ve yeniden yapılandırılması sürecinde aktif bir şekilde rol almıştır. Türkiye ile Afganistan arasındaki din birliği, nispeten ırk birliği ve iki ülke arasındaki ortak bölgesel menfaatler her iki ülke açısından büyük önem arz etmektedir. Türkiye Müslüman bir NATO ülkesi ve Afganistan idarecileri nezdinde güvenilir bir devlet konumunda olduğundan dolayı, bölgenin önemli belirleyicilerinden biri durumundadır. Şu anda barış gücü adı altında Afganistan’da 1840 Türk askeri görev yapmaktadır. Bunun yanında Türkiye’nin, Afganistan’ın iki kentinde imar çalışmalarının devam ettiğini görmekteyiz. Türkiye eğitim alanında da Afganistan’ın çeşitli kentlerinde faaliyet göstermektedir. Türkiye uluslararası arenada da, Afganistan meselesi konusunda önemli bir ülke konumundadır. Son zamanlarda Afganistan’da artan şiddet olayların ardından, Afganistan – Pakistan ilişkileri kötüye giderken, iki ülke arasındaki sorunları gidermek amacıyla İstanbul’da 6. İstanbul Konferansı düzenlenmiştir. Türkiye’nin eskiden olduğu gibi günümüzde de Afganistan’ın modernleşme çabalarına yaptığı katkılar bu bildirinin konusunu teşkil edecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modernpsikolojide Karakter Probleminin Koyuluşu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17480</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17480</guid>
      <author>Tünzale Musayeva</author>
      <description>Bu makalede günümüzde çağdaş psikolojinin güncel sorunlarından biri olan karakter sorunundan bahsediliyor. Karakter kişiliğin faaliyet ve iletişimde tezahür eden davamli kişisel özelliklerin psikolojik topluluğudur. Onlar kimlik için tipik olan sürekli davranış tarzlarını gerekmektedir. Karakter kimliğin her türlü özelliklerini değil, önemli ve sürekli, kişisel özelliklerinin m?cmusunu yansıtır. Karakteri psikolojik fenomen olarak ayıran başlıca husus onun hep faaliyet ve iletişim sürecinde, insanı kapsayan gerçek alem ve insanlara karşı tezahür etmesidir. Karakter sosyal hayatta kazanılmış bireysel psikolojik hassedir. İnsanın karakteri çeşitli süreçlere de etkiler - dikkate, tasavvura, düşünceye ve hafızaya. Karakter kimliğin diğer özelliklerinden kalıcılığı ve erken oluşumu ile farklıdır. Karakter birden bire olmaz, o insanın bütün bir ömrü boyunca formlaşır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Konularına Göre Yapılmış Türkü Sınıflandırmalarının Geleneksel Türk Halk Müziği Nazariyatı Açısından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17684</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17684</guid>
      <author>Banu MUSTAN DÖNMEZ, Sinan HAŞHAŞ</author>
      <description>Anadolu halkının doğumdan ölüme kadar başından geçen her türlü olayı kendine konu olarak seçen türküler, ait olduğu coğrafyadaki kültürel dokuya olan adaptasyonuyla belleklere yerleşmiş ve yaşanmış olaylardan hayat bulması sebebiyle çok geniş bir konu dağarıyla günümüze kadar süregelmişlerdir. Konuları açısından bu denli geniş bir çerçeveye sahip olan türküler, araştırmacıların perspektiflerine göre konuları açısından farklı şekillerde ele alınarak, birçok sınıflandırmaya tabi tutularak kaynaklarda yer almışlardır. Bu araştırmada; konularına göre yapılmış olan ve ulaşılabilen türkü sınıflandırmaları incelenmiş, ardından beş adet farklı türkü sınıflandırması örneklem olarak ele alınarak değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda ele alınan türkü sınıflandırmalarının kendi aralarında birçok açıdan farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında; konularına göre yapılmış olan türkü sınıflandırmalarının, Geleneksel Türk Halk Müziği’nde (GTHM) birer müzikal tür olarak algılanabildiği, bu yanlış algılamanın GTHM nazariyatını olumsuz yönde etkileyebileceği sonuçlarına ulaşılmış ve elde edilen kazanımlar neticesinde konuya yönelik öneriler sunulmuştur. Çalışmada müzikal özelliklerine göre yapılan türkü sınıflandırmaları (bozlak, zeybek, vb.) ile konularına göre yapılan türkü sınıflandırmalarının (ninni, güzelleme vb.) iki farklı alanda kategorize edilmesi gerektiği, konularına göre yapılan türkü sınıflandırmalarının, müzikal özelliklerine göre yapılan türkü sınıflandırmalarıyla karıştırılmaması gerektiği, konularına göre yapılan türkü sınıflandırmalarının GTHM nazariyatı açısından standartlaştırılması gerektiği, farklı konuların aynı türkü içerisinde yer alması durumunda ise karma konulu türküler gibi yeni bir kategorizasyon oluşturulması gerektiği sonuç ve önerilerine ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Küresel Forum Çalışmaları: Vergilemede Bilgi Değişimi Üzerine Güncel Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17482</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17482</guid>
      <author>Mehmet NAR</author>
      <description>Küreselleşme süreci; mal ve hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin serbet dolaşımına imkan tanırken aynı zamanda bu durum pek çok sorunun da gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu sorunların başında vergisel konular gelmekte olup bazı yazarların ifadesiyle küreselleşme aslında bir vergi sorunudur. Böylesi bir ortamda vergi kayıp ve kaçakları önemli boyutlara taşınırken özel gelirler artmakta, küresel manada vergi gelirleri ve sosyal refah kavramları da adeta tahribata uğramaktadır. Söz konusu sorunların çözümü, öncelikle devletlerarası işbirliği ve vergilemede bilgi değişim mekanizmalarının gerçek manada şeffaf hale getirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu amaçla Küresel Forum tarafından sunulan “ilerleme raporları” ile vergisel konularda bilgi değişimi ve saydamlığın arttırılmasına gayret edilmektedir. Küresel Forum, 2000'lerin başında OECD tarafından vergi cennetlerinin yarattığı vergi uyum risklerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir çalışmanın devamıdır. OECD ve OECD üyesi olmayan ülkeler arasında vergilemede bilgi değişimini etkin hale getirmek, dünya genelinde çok taraflı bir çerçeve oluşturmak, uluslararası kabul edilebilir vergi standartlarını ortaya koymak amaçlı çabaların bir ürünüdür. Dolayısıyla çalışma, öncelikle Küresel Forum faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilen güncellemelere dikkat çekmektedir. Ardından vergisel sorunların çözümlenmesinde önemli rol oynayan 26.Madde kapsamında getirilen düzenlemelere yer verilmektedir. Buradan hareketle bilgi değişimi konusunda güncel gelişmeler değerlendirilerek; idari yardımlaşma anlaşması, otomatik bilgi değişim yöntemi, kar aktarma projesi gibi yeni uygulama alanları araştırma konusu edilmekte ve sözkonusu yöntemlerin ne derece etkin yada uygulanabilir oldukları sorgulanmaya çalışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Oryantalizm Üzerine Antropolojik Tartışmalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17539</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17539</guid>
      <author>Mehmet Şükrü NAR</author>
      <description>Temel anlamda oryantalizm, Doğu ve Uzakdoğu ülkelerin ininanışlarını, dilini, tarihini ve uygarlıklarını inceleyen bir anlayıştır. Sömürgecilik ve oryantalizmin temeli, aslında Doğu-Batı karşıtlığının bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü Batının geçmişte olduğu gibi bugünde mücadele ve temel ilgi alanı Doğu toplumlarıdır. Özellikle antropoloji tarafından yapılan kültür analizlerinin, toplumları anlama ya da tanıma amaçlı yapılmasından ziyade, onları belli bir zaman ya da gelişim çizgisi içinde sınıflandırılarak ideolojik bir yaklaşım getirdiği yönünde genel bir eğilim vardır. Bu konuda postmodern antropologlar, modern antropolojinin etnografik yöntemlerle toplumlar hakkında bilgi toplamasını sorgulamakta, şüpheci davranmakta ve buna karşı alternatif çözümler öne sürmektedir. Bu kapsamda antropolojik söylemler içinde, yazınsal metinlerle ilişki kurulmakta ve buradan toplumu ilgilendiren kültürel kodlar çıkarılmaktadır. Postmodern antropologlar, diğer kültürler üzerine yapılan etnografik çalışmaların nesnel olamayacağını, bir şekilde antropologların kendi öznel düşüncelerinin de araştırma içinde yer alacağı eleştirisinde bulunurlar. Bu anlayış içinde antropolojinin, sömürge sistemi tarafından temsil edilen iktidar yapısının sürdürülmesine dolaylı olarak da olsa destek verdiği belirtilir.Oysaki günümüzde pek çok antropolog, küresel kültürün yozlaştırdığı yerel kültürlere destek vermekte ve onların mücadele alanını genişletmektedir. Bu toplumluklara yönelik birçok yardım programında (sağlık, üretim,gıda,aile…) antropologlar, yerel kültür ile batılı idareciler arasında bir köprü görevi görmekte ve amaca kısa sürede ulaşmada önemli rol oynamaktadır. Söz konusu çalışmada, geçmiş ve günümüz oryantalizm anlayışı ve bu anlayıştan ortaya çıkan kavramlardan hareket edilerek, oryantalizm ile antropoloji arasındaki ilişkiler bütünü irdelenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Felsefi Kavrayış Olarak Tüketim Koşullarının Değerler Özelinde Yarattığı Kaotik Akışkanlıklar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17612</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17612</guid>
      <author>Muhammet ÖZDEMİR</author>
      <description>Bu çalışmada, toplumsal tüketim koşullarının örgütlediği alışkanlıkların değerlerle ilişkisi analiz edilmekte ve öznenin içinde bulunduğu çaresizlik soruşturulmaktadır. Değer, insan doğasından kaynaklanan ve toplumsal ortaklıkla meşrulaşan bir çeşit olgusal koddur. Bu kod aynı zamanda bir özgürlüğe göndermede bulunmaktadır. Yenidünyada artık insan tüketerek varolmaktadır ve özgürlük tüketmekle eşanlamlı olmuştur. Hayatı kolaylaştırması beklenen değerler son zamanlarda bireyin özgürlüğünün önündeki psikolojik engeller haline gelmiştir. Hayatın kolaylaşması bir özgürlük olduğu gibi ihtiyaçların giderilmesi de bir özgürlüktür. Metafiziksel ve psikolojik olarak iki özgürlük çatışmakta, değerlerle yeni insanın talepleri ve alışkanlıkları uyuşmamaktadır. Yeni koşulları kabul etmeyen insanın eşzamanlı olarak içinde yaşadığı dünyayı yüceltmesi bir başka problem doğurmaktadır. Bu duruma “kaotik mistik yaşam tarzı” denilmektedir. Çalışmada söz konusu yaşam tarzının yol açtığı değer açmazları tartışılarak bir bağlama oturtulmaya çalışılmaktadır. Metin boyunca insan ve ondan dolayı bir anlam kazanan güven, doğa, düzen, değer ve özgürlük kavramları disiplinler arası bir tahlille elde edilmekte ve “bu dünya” olarak işarette bulunulan varoluş tarzı resmedilmeye çalışılmaktadır. Resmedilen dünya ile insanın kaçamadığı ve rahatlıkla takip edilebilen gereksinimler arasında mantıksal bir ilişki kurulmakta ve uyuşmazlıklar birer çaresizlik olarak nitelendirilmektedir. Böylece tek bir tarihte ve tek tarzda algılanan insanın birbiriyle uyuşturulmayan farklı tarihsel varoluşları betimlenmektedir. Çalışmanın amacı yeni bir nihilizm tarzı icat etmek değildir; fakat ulaşılan felsefi bulgular söz konusu kavramı çağrıştıran bir dünya biçimine gönderme yapmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Türkiye’nin Yeryüzü Şekilleri Konusundaki Zihin Haritalarını Geliştirmeye Yönelik Deneysel Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17692</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17692</guid>
      <author>Nevin ÖZDEMİR</author>
      <description>Zihin haritaları insanların etrafındaki coğrafi çevrenin tamamı veya bir kısmı ile ilgili elde etmiş oldukları bilgileri düşünce veya eylemlerinde kodlamaları, depolamaları, hatırlamaları, yeniden düzenlemeleri yoluyla sürekli bir şekilde aklın uyarlanması anlamına gelmektedir. Bu çalışma iki temel amaç çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Bu amaçlardan biri kendi çizdikleri taslak haritalar vasıtasıyla sosyal bilgiler öğretmen adaylarının Türkiye’nin yeryüzü şekilleri ile ilgili zihin haritalarındaki bilgileri değerlendirmektir. Diğeri ise coğrafya derslerinde yer bilgisini geliştirmeye yönelik etkinliklerin ve harita görsellerinin etkili bir şekilde kullanımının öğretmen adaylarının konuyla ilgili zihin haritalarındaki yer bilgisini nasıl etkilediğini tespit etmektir. Araştırmanın temel çerçevesiyle uyumlu olarak Türkiye Fiziki Coğrafyası dersini alan sosyal bilgiler öğretmen adaylarıyla deneysel bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu deneysel çalışma öncesinde ve sonrasında Türkiye’nin yer şekilleri konusunda öğretmen adaylarının yer bilgisini ölçmek için kullanılmış olan taslak haritalardan elde edilen bulgular şu soruların cevaplarıyla ilgilidir: 1- Deneysel çalışma öncesi ve sonrası öğretmen adaylarının zihinlerindeki Türkiye haritası nasıldır? 2- Deneysel çalışmanın öğretmen adaylarının yerleri haritada gösterme becerileri üzerinde anlamlı bir etkisi var mıdır? 3- Öğretmen adaylarının zihin haritalarını cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? Çalışma Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler öğretmenliği programı derslerinden biri olan Türkiye Fiziki Coğrafyası dersini alan ve deneysel çalışmaya katılmaya gönüllü 40 sosyal bilgiler öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma tek örneklem ön test-son test deney deseni oluşturularak yürütülmüştür. çalışmanın ön test sonuçları öğretmen adaylarının harita çizim becerileri ve harita yer bilgileri konusunda oldukça zayıf olduklarını göstermiştir. Buna karşılık öğretmen adaylarının konuyla ilgili bilgi ve beceri düzeylerini geliştirmeye yönelik sınıf içi etkinliklerin son test sonuçlarında olumlu değişikliğe yol açtığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’ân’a Göre Dine Yöneltilen Elitist Tepkiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17521</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17521</guid>
      <author>Recep Orhan ÖZEL</author>
      <description>ÖZET Allah (c.c) Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed (a.s)’a kadar birçok elçi göndermiştir. Bütün peygamberler kendilerine verilen bu ilahi görevi yerine getirmişler ve Allah’tan aldıkları mesajları insanlara ulaştırmaya çalışmışlardır. Onlar bu ilahi görevi yerine getirirken çok farklı tepkilerle karşılaşmışlardır. İçinde bulundukları toplumdan bazıları kendilerine iman etmiştir. Ancak bir kısmı ise daveti kabul etmediği gibi peygamberlerle mücadele yolunu seçmiştir. Bu yolda maddi ve manevi birçok engeller çıkarmaktan da geri durmamıştır. Peygamberlerle mücadele yolunu seçen bu kimselerin daha çok toplumun ileri gelen kişilerinden oluştuğu görülmektedir. Siyasi ve iktisadi açıdan iyi konumlarda bulundukları görülen bu insanlar, peygamberlere ve onlara inanan müminlere karşı büyüklenmişler ve bunu söz ve davranışlarıyla hep dışa vurmuşlardır. Elitist kesimin peygamberlere ve inananlara karşı kibirli bir söylem kullandıkları göze çarpmaktadır. Onların bu üslubunu besleyen en önemli unsurlar, makam-mevki, servet, evlat ve soy-sop gibi görsel figürlerdir. Üstünlük anlayışı, hür ve kölelerden oluşan sınıflı toplumda, hayata bakış tarzını önemli derecede belirleyici idi. Gelenekten tevarüs edilen bu bakış tarzının, yeni din İslam’a ve onun bağlıları Müslümanlara karşı gösterilen tepkilerin arka planını oluşturduğu görülmektedir. Öyle ki, bu yaklaşım, kimi Mekke ileri gelenlerinde kendilerinin uhrevî konumunu gösteren bir ölçüt haline getirilmiştir. Dünyevi güzellikler, Allah katındaki değerin göstergesi olarak kabul edilmiştir. Hz. Peygamberin peygamberliği de bu temelde geliştirilen itirazlara konu olmuştur. Bu makalede elit kesimlerin tarih boyunca peygamberlere ve Mekke özelinde Hz. Peygamber (a.s)’a yönelttikleri sınıfsal tepkiler değişik boyutlarıyla ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Motivasyonel Dil Teorisi Işığında Okul Müdürlerinin Kullandığı Motivasyonel Dilin Öğretmenlerin Örgütsel Vatandaşlık Davranışlarına Olan Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17597</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17597</guid>
      <author>Hamit ÖZEN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı okul müdürlerinin motivasyonel dil teorisi bağlaminda öğretmenlerine yönelik kullandıkları motivasyonel dilin, ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinin örgütsel vatandaşlık davranışlarına olan etkilerinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini İstanbul ili Gaziosmanpaşa ilçesinde görev yapan 219 öğretmen oluşturmaktadır. Çalışma grubu tesadüfi örneklem metoduna göre seçilmiş olup 122’si kadın 97’si erkektir. Araştırmanın amacına dayalı olarak bu çalışmada, yüzde, standart sapma, t-testi, varyans (ANOVA) analizi, Post Hoc ve regresyon gibi istatistik test teknikleri kullanılmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak katılan öğretmenlerin örgütsel vatandaşlık davranışı algıları “Örgütsel Vatandaşlık Davranışı” ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Öğretmenlerin sahip olduğu müdürlerinin kullandığı motivasyonel dile yönelik algıları ise “Okul Müdürlerine Yönelik Motivasyonel Dil Ölçeği” kullanarak elde edilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulgular ışığında, eğitim fakültesi mezunu ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinin sahip oldukları algılara göre okul müdürlerinin motivasyonel dilin cesaret verici boyutunu daha az kullandığı sonucuna erişilmiş ve motivasyonel dilin etki katsayısı (ɳ²) .078 olarak bulunmuştur. Motivasyonel dil teorisini oluşturan yönlendirici dil, cesaret verici dil ve aitlik yaratıcı dil boyutları ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi sonucunda, motivasyonel dil davranışının öğretmenlerin sahip olduğu örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ve örgütsel vatandaşlık özelliklerine ilişkin değişimin yaklaşık % 6,5’inin motivasyonel dil davranışı tarafından yordandığı bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adayları İçin Konuşma Kaygısı Ölçeği (ÖAKKÖ) Geliştirilmesi: Geçerlik Ve Güvenirlik Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17658</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17658</guid>
      <author>Erdost ÖZKAN, İsmail KİNAY</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının konuşma kaygılarını ölçebilen geçerlik ve güvenirliği sağlanmış bir ölçme aracı geliştirmektir. ÖAKKÖ’nün geliştirme, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları üç farklı grup üzerinde yürütülmüştür. Birinci grubu 2013-2014 Yılı Güz Döneminde Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi’nde ve İlahiyat Fakültesi’nde okuyan 336 (115 erkek ve 211 kadın) öğretmen adayı oluşturmaktadır. Ölçeğin yapı geçerliği, iç tutarlık güvenirliği ve madde analizleri bu gruptan elde edilen veriler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Uyum geçerliği çalışmasını yapmak amacıyla oluşturulan ikinci grubu Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi’nde kayıtlı 74 (29 erkek. 45 kadın) öğretmen adayı oluşturmaktadır. Test tekrar güvenirlik çalışması için belirlenen üçüncü grup ise aynı fakültenin Türkçe Eğitimi Bölümü’nde kayıtlı 36 (%40.9) erkek ve 52 (%59.1) kadın olmak üzere toplam 88 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Ölçeğin yapı geçerliğini incelemek amacıyla Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. AFA sonucunda ölçeğin 3 boyutlu ve 40 maddeden oluştuğu tespit edilmiştir. Ölçeğin 3 boyutu toplam varyansın %42.34’nü açıklamaktadır. maddelerin faktör yükleri .444 ile .716 arasında değişmektedir. Yapılan DFA’da elde modelin uyum indeksleri incelenmiş ve Ki-kare değerinin (x2= 1925.70, N=336, sd= 737, p= 0.00) anlamlı olduğu görülmüştür. Uyum indeksi değerleri ise RMSEA; 0.069, SRMR; 0.059, CFI; 0.96, IFI; 0.96, NFI; 0.93, NNFI;0.96, ϰ2/df = 2.61 olarak bulunmuştur. Buna göre modelin uyum verdiğini görülmektedir. İç tutarlık (Cronbach Alpha) güvenirlik katsayısı ölçeğin tamamı için .942 ve ölçeğin alt boyutları için .785 ile.927 arasında hesaplanmıştır. Test-tekrar test güvenirliği ölçeğin tümü için .835 ve ölçeğin alt alt boyutları için .627 ile .788 bulunmuştur. ÖAKKÖ’nün madde ayırt ediciliği için madde-toplam korelasyonu hesaplanmıştır. Madde toplam korelasyonuna ilişkin değerler ölçeğin “psikolojik durum” alt boyutu için .369-.675 arasında değişmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sınıf Öğretmeni Adaylarının Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Düzeylerinin Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17476</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17476</guid>
      <author>Rabia SARIKAYA</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı sınıf öğretmeni adaylarının ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerini araştırmaktır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline göre gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın değişkenleri; cinsiyet, sınıf seviyesi, ebeveynlerin gelir ve eğitim durumu, en uzun süre yaşanılan yerleşim birimidir. Araştırmada veriler araştırmacılar tarafından geliştirilen ‘Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Ölçeği’ ile toplanmış ve SPSS 19.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma ön ve asıl uygulama olmak üzere iki aşamada tamamlanmıştır. Ön uygulama 2012-2013 eğitim öğretim yılı Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı 1.sınıf ve 4. sınıf öğrencileri ile Fen Bilgisi Öğretmenliği 3. sınıfta öğrenim gören toplam 283 öğrenci ile yapılmıştır. Asıl uygulama ise 2012-2013 eğitim öğretim yılı Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı 2. ve 3. sınıfta okuyan toplam 372 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda bir “ekolojik ayak izi farkındalık ölçeği” geliştirilmiştir. Bu ölçeğe göre sınıf öğretmeni adaylarının ekolojik ayak izi farkındalıklarında sınıf seviyesi, ebeveynlerin eğitim durumu değişkenleri bakımından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. En uzun süre yaşanılan yerleşim birimine göre; gıda, ulaşım-barınma ve enerji alt boyutlarında anlamlı farklılık görülmüşken, atıklar ve su tüketimi alt boyutunda anlamlı farklılık görülmemiştir. Cinsiyete göre ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerine bakıldığında enerji, atıklar ve su tüketimi alt boyutlarında kadınlar lehine anlamlı farklılık görülmüşken; gıda, ulaşım-barınma alt boyutlarında anlamlı farklılık görülmemiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Debûsî’nin Usûl Anlayışında Haber-i Vâhidin Epistemolejik Değeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17665</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17665</guid>
      <author>Erdoğan SARITEPE</author>
      <description>Debûsî şer’î hüccetlerden haberi, “meşhur haber” ve “garîb haber” şeklinde iki ana bölümde inceler. Meşhur haberlerden tevâtür derecesine ulaşanları “mütevâtir haber”; tevâtür derecesine ulaşmayıp insanlar arasında yaygın olarak bilinen haberleri ise “meşhur haber” diye isimlendirir. Debûsî’ye göre, mütevâtir haber, “haber verenin bizatihi kendisinden işitmiş gibi şüpheye yer olmayacak derecede, adeten yalan üzere birleşmeleri imkânsız olan topluluk tarafından muttasıl olarak aktarılan haberdir. Bu haberleri rivayet edenlerin Sahabe, Tabiûn ve Etbau’t-Tâbiîn dönemlerinde aynı özelliklere sahip olmaları ve farklı yerlerde ikamet etmeleri, yalan haberde birleşmelerini imkânsız hale getirmekte ve şüphe ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Debûsî, meşhur haberi, birinci tabakada ahad yolla rivatet edilip, ikinci ve üçüncü tabakada tevâtür yoluyla rivâyet edilen haber diye tanımlar. O, meşhur haberi ilim ifade etme açısından mütevatir ile haber-i vâhid arasına yerleştirir. Debûsî, haber kavramını mutlak olarak kullandığında, selefin reddetmediği ve meşhur haber seviyesine ulaşmayan haberi kasteder. O, bu tür haberleri haber-i vahid olarak değerlendirir ve “amel edilebilir olma” ve “sıhhat açısından” olmak üzere iki kısımda inceler. Haberin kendisinden daha kuvvetli bir delile muârız olmasını ve râvinin kendi rivayet ettiği haberi tekzibini o haberin zayıflığının göstergesi olarak değerlendirir. Diğer taraftan haber-i vâhidin hüccet olduğu yerleri izah eder. Biz bu makalede Debûsî’nin İslam hukukunun asli kaynaklarından olan haberi ele alış biçimini delilleriyle birlikte analiz etmeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nebî Veya Resûl: Ne Kadar Kur’ânî Bir Kavramdır?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17567</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17567</guid>
      <author>Burhan SÜMERTAŞ</author>
      <description>Bu yazı, peygamberlerle ilgili çeşitli fenomenlerden yola çıkarak Kur’ân’daki belli meseleleri ayrıntılı olarak incelemektedir. (Örneğin: Nebî/resûllere vahiy gönderilmesinin amacı, peygamber gönderme meselesi, kitap/kutsal metinlerin anlamı/içeriği). Yazı, bu konudaki genel çıkarımların nebiler ve resüllerin bir ve aynı kişi olduğu hakkında sağlam bir Kur’ani delili olmadığını ve Kur’an’ın bu iki terimi birbiri yerine kullandığı yönünde olduğunu varsaymaktadır. Büyük ölçüde Kur’ân’a dayalı olarak oluşan sorunların belli başlı çözümleri basit bir tasvirle bir şemada da gösterilmiştir. Yazıda Nebî ve resûl terimlerini yeniden tanımlamak amacıyla yeni girişimlerde bulunulmuştur. Yazıma el-Mâverdî, Kadı Iyâz, İbn Teymiyye ve Ebû Bekir el-Cezâirî’nin son derece meşhur nebî ve resûl kavramlarını birbirinden ayrı olarak ele alan fikirlerini yeniden gözden geçirerek başlıyorum. Aynı zamanda çalışmamda bu konuyla ilgili A.J. Winsinck, Joseph Horovitz, Willem A. Bijlefeld gibi önde gelen bazı Batılı bilginlerin fikirleri de ele alınıp değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sufi Düşüncesinde Ölüm Kavramı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17619</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17619</guid>
      <author>Rukiye ŞAHİN</author>
      <description>Ölüm çoğu insan için bilinmeyen ve derin kaygılar yaratan bir gerçektir. Eğer ölüm olmasaydı, insanların yarattığı sanat eserlerinin çoğu ya da bunların altında yatan sanatçı ruh ortaya konmayabilirdi. Varolmama korkusu insanları, varolmak için kalıcı eserler üretmek adına adım atmaya yöneltir. Varoluşçu psikoloji, ölümü önemli bulma konusunda İslam mistisizmi ile aynı görüşü paylaşmaktadır, ancak bu iki görüşün ölüm kavramını anlamlı bulma konusundaki nedensel açıklamaları birbirlerinden çok farklıdır. Varoluşçu kuram ölümün yaşamı anlamlı kılan en önemli gerçek olduğunu, ölüm gerçeğini kabul etmeden hayatı anlamanın ve ölümü sadece ölmekte olanlara bırakmanın mümkün olmadığını ifade eder (Yalom, 2001). Ölümü bu şekilde önemli bulma konusunda, İslam tasavvufu ve varoluşçu kuramcılar arasında benzerlikler olduğu söylenebilir. Varoluşçu kuramcılar ölüm gerçeğiyle yüzleşmenin- yani ölüm gerçeğiyle karşılaşma ve gerçeği kabul etme- anlamlı bir yaşam yaratmak için önemli olduğunu ve ölümün yaşam için anlamlı bir olgu olduğunu belirtirler. Bu iki görüşün yaşam ve ölümün anlamı konusundaki benzerliği farklı nedensel açıklamalara dayanır. İki bakış açısı arasındaki temel farkı anlamak için her birinin hayata yüklediği değeri anlamak gerekir. Yaşamın anlamı Sufiler için varoluşçularla aynı olmayabilir. Ölümün farklı kültürlerde ve inançlarda farklı anlamları olduğunu bilmek önemlidir. Sufilerin bunu nasıl algıladığını ve ölümün nasıl her zaman kaygı yaratmadığını bir örnek olarak sunmak bu açıdan değerli bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sevr Fobisi/Sendromu: Türkiye'nin Güvenlik Endişesini Anlamak Üzerine Düşünceler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17578</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17578</guid>
      <author>Bülent ŞENER</author>
      <description>Benzerleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin dış politika çevresinin birçok devletinkine oranla çok daha geniş olması, Türk dış politikasını etkileyen unsurları hem genelden farklı, hem de fazla sayıda yapmaktadır. Bu özgünlük bağlamında, söz konusu unsurların en önemlilerinden biri olan “güvenlik endişesi” Türk dış politikasında, birçok devletin dış politikasındaki unsurlara göre daha farklı sonuçlar yaratmaktadır. Türk dış politikasını etkileyen bir unsur olarak “güvenlik endişesi” zaman içinde değişiklikler gösterse de, özellikle Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi unsurlardan kaynaklanan ve/veya onunla bir biçimde ilişkili olan dış politika sorunları düşünüldüğünde hala önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden bu yana bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak, sürdürmek ve buna yönelik tehditleri bertaraf etmek anlamında varolan “güvenlik endişesi”nin temellerinde coğrafi ve tarihsel gerçekliklerin varlığı yatmaktadır. Türkiye’nin “güvenlik endişesi”nin birinci ayağında sahip olduğu coğrafya ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan devraldığı jeopolitik/jeostratejik miras yatmaktadır. Bu bağlamda, tıpkı Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi, Türkiye’nin de “iki cepheli” ve dolayısıyla “iki statükolu” (Doğu statükosu-Batı statükosu) bir devlet olması, Türkiye’yi önemli güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Türkiye’nin Osmanlı’dan sınırlı ölçekte devraldığı bu “iki cepheli” yani “iki statükolu” bir devlet olma özelliği; mevcut sınırları koruma ve sürdürme anlamında Türkiye’nin güvenlik algılamaları üzerinde oldukça etkili olmaktadır. Türkiye’nin “güvenlik endişesi”nin diğer ayağında ise, “yakın çevre güvenlik halkası”nda geçmişte yaşadığı tarihsel deneyimlerin de etkisinin bulunmaktadır. 20. yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde, büyük bir imparatorluktan yok olma noktasına düşülmesinin ve sonra da ana ülkenin ve ulusal bağımsızlığın korunması için yoksulluk ve yoksunluk içinde mücadele edişin derin etkilerini taşıyan bu tarihsel deneyimler Türkiye’nin ulusal felsefesi, halkının karakteri ve liderlerinin bilinçleri üzerinde güçlü etkiler bırakmıştır. “Sevr fobisi/sendromu” olarak da adlandırılan ve sürekli olarak dış güçler tarafından bölünme, parçalanma, kuşatılma, yok edilme korkusunu oluşturan bu “güvensizlik psikozu”, şüphesiz Türk dış politikasının tarihsel belleğinde de kendisine yer bulmuştur. Sonuç olarak bakıldığında, benzerleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin dış politika çevresinin birçok devletinkine oranla çok daha geniş olması, Türk dış politikasını etkileyen unsurları hem genelden farklı, hem de fazla sayıda yapmaktadır. Bu özgünlük bağlamında, söz konusu unsurların en önemlilerinden biri olan “güvenlik endişesi” Türk dış politikasında, birçok devletin dış politikasındaki unsurlara göre daha farklı sonuçlar yaratmaktadır. Coğrafyanın süreklilik arz eden bir dış politika faktörü olduğu düşünülürse; Türkiye gibi, coğrafyasından kaynaklanan özgün bir jeopolitik/jeostratejik konuma ve risklere sahip bir devlet açısından, bu unsurun dış politikadaki etkileyicilik derecesinin ne denli önemli olduğu daha kolay kavranabilir. Bu çalışmada, Türkiye’nin kuruluşundan bu yana taşıdığı bir unsur olarak “güvenlik endişesi” siyasi, tarihi ve coğrafi boyutlarıyla incelenerek, bu unsurun Türk dış politikasını etkilemedeki ağırlığına dikkat çekilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahıska Türklerinin Müzik Kültürlerine Yönelik Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17452</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17452</guid>
      <author>Ülkü Sevim ŞEN, Ferit DELİCE</author>
      <description>Bu çalışmada Ahıska Türklerinin müzik kültürleri ele alınmıştır. Araştırma nitel bir çalışma olup betimsel türde, tarama modelindedir. Araştırmada veriler; Ahıska Türklerinin Müzik Kültürlerine yönelik bilgi edinmek amacıyla, araştırmacılar tarafından hazırlanan “görüşme formu” aracılığıyla elde edilmiştir. Görüşme formu kişisel bilgileri içeren üç soru ve Ahıska Türklerinin müzik kültürlerine dair bilgi edinmeye yönelik yedi açık uçlu sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın evrenini 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Atatürk Üniversitesinde öğrenim görmekte olan Ahıska Türk’ü 50 öğrenci ve onların aile büyükleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi iki gruptan oluşmaktadır. Araştırmanın birinci örneklem grubunu 18 öğrenci; ikinci örneklem grubunu ise araştırmaya dâhil olan öğrencilerin aile büyükleri (yakınları) 41 kişi oluşturmaktadır. Verilerin çözümlenmesine ilişkin yan dağılımlarda; kişi sayısı (n), sıklık (frekans, f) ve yüzde (%) kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular sonucunda; Ahıska Türklerinin, yaşanan sürgün ve göçler nedeniyle öz müziklerini, türkülerini yeterince sahiplenemedikleri görülmektedir. Halk edebiyatı alanında olduğu gibi müzik alanında da birçok inceleme yapılması, kayıt altına alınmamış pek çok kültür hazinesinin keşfedilmesi gerektiği görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Haccac B. Yusuf ve Mushaf Tarihindeki Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17469</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17469</guid>
      <author> Ziya ŞEN,</author>
      <description>Haccac b. Yusuf es-Sekafî, Taif’de doğmuştur. Emevi soyundan olmamasına rağmen Emevilere büyük bir hayranlık beslemiştir. Muaviye b. Yezid’in vefatı ile Emevi devleti sarsılınca, Haccac bu devleti yeniden canlandırmıştır. Emeviler döneminde (661-750) Abdülmelik b. Mervan’ın ordusuna komutan olmuş, Abdullah b. Zübeyr’in üzerine gönderilmiş ve onu öldürmüştür. Mekke’yi altı ay kuşattıktan sonra önce Hicaz valiliğine daha sonra Irak valiliğine atanmıştır. Emevi devletinde bir takım ıslahatlar yapmıştır. Tek tip ölçü kullanılması, posta teşkilâtını düzene sokması, Arapça’nın resmî muamelelerdeki kullanımının yaygınlaştırılması, Farsça tutulmuş</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cumhuriyet Dönemi Eğitim Sistemimizde Yabancı Uzman Raporları (1924-1960)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17488</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17488</guid>
      <author>Zafer TANGÜLÜ, Oğuzhan KARADENİZ , Sinan ATEŞ</author>
      <description>Cumhuriyet ilanından sonra devleti oluşturan bütün kurumlarda birçok yeni düzenlemelere ve bunun sonucu olarak değişmelere gidilmiştir. Modern toplumlar için bir kalkınma problemi olan eğitim kurumları ve bu kurumlardaki sistemde bu düzenlemeler ve değişmelerden fazlasıyla nasibini almıştır. nasibini almıştır. Eğitim ile ilgili düzenlemeler yapılırken milli devlet politikalarının yanı sıra emsal ülkelerin eğitim sistemi de örnek alınmıştır. Bunun sonucu olarak çeşitli ülkelerden ülkemize 1924’den başlayarak gerek resmi davet yoluyla gerekse gayri resmi olarak yabancı uzmanlar getirtilip eğitim sistemimiz için raporlar tutmaları istenmiştir. Her ne kadar İnönü döneminde bu süreç kesintiye uğrasa dan 1924–1960 yılları arası Türk eğitiminde yabancı uzmanların etkisi daha fazla hissedilmiştir. Ülkemize gelen yabancı eğitim uzmanları 1924-1950 döneminde ABD ve değişik Avrupa ülkelerinden gelirken, 1950’de başlayan Demokrat Parti döneminde ülkemize gelen yabancı uzmanların sadece ABD’li olması dikkat çekicidir. Özellikle bu durum üzerinden Demokrat Parti’ye muhalif çevrelerce ciddi eleştiriler yöneltildiği görülmektedir. Ancak yabancı uzmanlar konusunda ABD’ye yönelişin sebebi dönemin siyasi durumu, küresel güç dengeleri, Türkiye’nin uluslararası lobi ihtiyacından ötürü NATO ya girmesi ve ABD ile doğal müttefik olması olarak gösterilmektedir. Araştırmamızın amacı yabancı uzmanların eğitim sistemimiz hakkında tuttuğu raporların nitel olarak yeterliliklerini saptamak, olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koymaktır. Bunun için hazırladıkları raporlara ulaşılmış ve objektif bir açıdan değerlendirmeye tâbi tutulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kendini Değerlendirme, Akran Değerlendirme Ve Öğretmen Değerlendirmenin Yazılı Sınav Sonuçlarına Etkisi Ve Başarı Yordayıcılığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17557</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17557</guid>
      <author>Mehmet TAŞDEMİR</author>
      <description>Kendini değerlendirme, akran değerlendirme ve öğretmen değerlendirmenin yazılı sınav sonuçlarına etkisi ve başarı yordayıcılığını ortaya çıkarmayı amaçlayan bu araştırma, nicel türde tek faktörlü yordayıcı korelâsyon araştırması desenindedir. Bu araştırma ile öğrenci başarısını ortaya çıkarmada kullanılan yazılı yoklama sınavlarının puanlamasında işe koşulan öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendini değerlendirme yaklaşımlarının not vermeye olan etkisi ve bu yaklaşımlarla yapılan ölçüm sonuçlarının öğrenci başarısını olan yordayıcılık gücünün ne olduğunun ortaya çıkarılması amaçlanmıştır? Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır: 1. Öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımlarına göre ölçme sonuçları değişmekte midir? 2. Öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımları göre ölçme sonuçları arasında anlamlı bir ilişki var mıdır? 3. Cinsiyete göre öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımlarına göre ölçme sonuçları değişmekte midir? 4. Öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımlarına göre ölçme sonuçlarında cinsiyetin etkisi nedir? 5. Öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımlarına göre ölçme sonuçlarının dönem sonu başarıyı yordama gücü nedir? Araştırma 121 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırma verileri geliştirilen yazılı yoklama ara sınav testi ve çoktan seçmeli türde dönem sonu sınavı testi ile elde edilmiştir. Ara sınav testinin hesaplanan Cronbach Alpha iç tutarlık katsayısı 0,97, dönem sonu sınavının hesaplanan iç tutarlık katsayısı ise K-R21 = 0,78’dir. Verilerin analizinde t-testi, Pearson Correlation, Kendall's tau_b ve Spearman's rho, Cohen’s d ve eta-kare(?2), R, R Square ve F analiz teknikleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre belirlenen alt problemlere ilişkin olarak aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır: 1. Öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımlarına göre ölçme sonuçları arasındaki fark anlamlıdır. 2. Öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımları göre ölçme sonuçları arasında anlamlı yüksek bir ilişki vardır. 3. Öğretmen değerlendirme, akran değerlendirme ve kendi kendine değerlendirme yaklaşımlarına göre ölçme sonuçlarında kızlar lehine anlamlı bir fark vardır. 4. Akran değerlendirme puanlarında gözlenen varyansın yaklaşık 0,008’nincinsiyete bağlı olduğu ifade edilebilir. Kız ve erkek öğrencilerin akran değerlendirme puanları arasındaki fark ,60 standart sapma kadardır. 5. Öğretmen değerlendirme puanlarında gözlenen varyansın yaklaşık 0,06’nın cinsiyete bağlı olduğu ifade edilebilir. Kız ve erkek öğrencilerin öğretmen değerlendirme puanları arasındaki fark ,54 standart sapma kadardır. 6. Kendi kendini değerlendirme puanlarında gözlenen varyansın yaklaşık 0,06’nın cinsiyete bağlı olduğu ifade edilebilir. kız ve erkek öğrencilerin kendi kendini değerlendirme puanları arasındaki fark ,55 standart sapma kadardır. 7. Ara sınav sonuçları ile final başarısı arasında yüksek oranda doğrusal bir ilişki olduğunu söylenemez. 8. Araştırmada üç farklı puanlama yaklaşıma dayalı olarak yapılan ara sınav sonuçlarının final sınavına ilişkin yordayıcılığı akran değerlendirmeyle %23, kendi kendine değerlendirmeyle %24 ve öğretmen değerlendirmesi ile %30 oranında açıkladığı görülmüştür. Araştırma bulgularına göre farklı puanlama tekniklerine dayalı elde edilen ölçüm sonuçları arasında yüksek ilişki olmasına karşın fark anlamlıdır. Ara sınav sonuçları ile final başarısı arasında yüksek oranda doğrusal bir ilişki olduğunu söylenemez. Bu sonuçlara göre kullanılan puanlama yöntemleri arası ilişkinin yüksek olması her bir farklı puanlama tekniğinde de öğrencilerin ara sınav sonuçları arasındaki tutarlığın yüksek olduğunu göstermektedir. Ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olması işe ko</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anarşizm Ve “Gezi Parkı” Olayları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17459</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17459</guid>
      <author>Suat Tayfun TOPAK</author>
      <description>Anarşizm denilince hemen herkesin aklına yıkmak, dökmek, dağıtmak ve zarar vermek gelir. Hatta anarşizmi terörizmle bağdaştıranlar bile vardır. "Anarşizm" ve "anarşi" şüphesiz siyaset teorisinde de en fazla yanlış algılanan kavramların başında gelmektedir. Bu bağlamda genel anlamı ile kaos, kargaşa veya düzensizlik kelimeleri ile eş anlamlı tutularak, anarşistlerin toplumsal kaos, kargaşa ortamı ile birlikte kanunsuzluğa geri dönüşü istediği düşünülmüştür. Fakat bahsedilen anlamları da içerecek şekilde anarşizm, aslında yönetimsizlik-lidersizlik anlamına gelmektedir. Anarşistler, hükmedenin olmadığı anarşinin, uygulanabilir bir toplumsal sistem biçimi ve bir ideoloji olduğunu savunurlar ve bireysel özgürlük ve toplumsal eşitliğin maksimizasyonu için çalışırlar. Görülmektedir ki, anarşizm kavramı ontolojik bağlamda kafalarda çok aydınlanamamış bir terimdir ve anarşizm kavramının anlamının ve içeriğinin bilinmesine ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, öncelikle anarşizm kavramının ne demek olduğu ya da ne demek olmadığı açıklanmaya çalışılacaktır. Daha sonra ise 2013 yılının Mayıs ayı sonlarında patlak veren “Gezi Parkı Olayları” incelenecek ve söz konusu olaylarda anarşizm ideolojisinin izleri sürülecektir. Bilindiği üzere Gezi Parkı olayları medeni protestolar bağlamında başlamış fakat giderek farklı bir boyuta sürüklenmiştir. Her türlü protesto ve eylemin sergilendiği bir sosyal laboratuvara dönüşen Gezi olaylarında elbette anarşizm ideolojisinin teorik parametrelerinin pratiğe dönüştüğü eylemlere de rastlanmıştır. Bu bağlamda, yurt içinde ve yurt dışında ses getiren ve pek çok kaynakta “Türk Baharı” olarak adlandırılan Gezi Parkı olaylarının anarşizmle bağlantılı olduğu yerler gözler önüne serilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeniçeri Köyünde Toplumsal Değişme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17531</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17531</guid>
      <author>Mehmet Devrim TOPSES</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Çan ilçesine bağlı Yeniçeri köyündeki toplumsal değişme sürecinin ekonomik ve coğrafi değişkenlerle bağlantılı olarak açıklanmasıdır. Yeniçeri köyü, çevresindeki diğer köylere göre Çan merkezine en yakın konumda bulunan yerleşim birimidir. Köyün Çanakkale Seramik Fabrikasına yakınlığı ve bölgede çalışır durumda bir maden ocağının bulunması, köyün mesleki yapısını işçileşme yönünde değiştirmiştir. Söz konusu ekonomik ve diğer toplumsal koşullara bağlı olarak Yeniçeri köyündeki kaderci (yazgıcı) dünya görüşü, dindarlık, kadının toplumsal konumu ve akraba dayanışması inceleme konusu yapılmıştır. Anket, görüşme ve gözlem tekniklerinin kullanıldığı araştırmada, toplanan veriler SPSS 16.0 programı kullanılarak frekans tablolarına dönüştürülmüştür. Ulaşılan bulgular Yeniçeri köyünde yaygın bir kaderci dünya görüşü bulunmasına karşın, katı kadercilik anlayışına ilişkin kuşkuların başladığını; dinsel pratiklerin sürdürülmesine duyulan eğilim açısından heterojen bir yapı bulunduğunu, dindarlığın politikacıları değerlendirme ölçütü olarak kullanılmadığını, kadının aile içinde ve miras paylaşımında çağdaş kent ilişkilerine yakın bir toplumsal konumda bulunduğunu göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmenlerin Kariyer Basamaklarına İlişkin Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17541</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17541</guid>
      <author>İlyas TOSUN, Pınar YENGİN SARPKAYA</author>
      <description>MEB, 2005 yılında Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme Yönetmeliği’ni yayımladı ve bu yönetmeliğe dayanarak öğretmenler için uzman öğretmenlik ve baş öğretmenlik sınavlarını yaparak atama gerçekleştirdi. Çok tartışma yaratan ve devamı gelmeyen bu uygulamanın dayandığı yönetmelik halen yürürlüktedir, ancak uygulanmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin kariyer basamaklarına ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırma betimsel tarama modelindedir. Çalışma evreni, Aydın ili Nazilli ve Karacasu ilçelerindeki 1446 öğretmendir. Araştırmanın örneklemi 345 kişiden (25’i yönetici ve 320’si öğretmen) oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen ‘Kariyer Basamaklarında Yükselme Uygulamasına İlişkin Öğretmen Görüşleri’ adlı ölçek kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliği ?=.941 bulunmuştur. Ölçeğin açıkladığı toplam varyans, % 61,5’tir. Alt boyutlar ve güvenilirlik düzeyleri şöyledir: Kariyer basamakları uygulaması ?=.947, Sosyal faaliyetler ?=.954, Akademik başarı ?=.889, Sınav kapsamı ?=.702’dir. Verilerin analizinde betimsel ve kestirisel istatistiksel teknikler kullanılmıştır. Araştırmanın bazı bulguları şunlardır: Öğretmenlerin kariyer basamaklarına ilişkin görüşlerinin en yüksek olduğu boyut akademik başarı boyutu; en düşük olduğu boyut ise sosyal faaliyetler boyutudur. Erkek katılımcıların, kariyer basamaklarına ilişkin görüşleri, kadın katılımcılara göre daha olumludur. Kariyer basamakları uygulaması alt boyutunda uzman öğretmenlerin maddelere katılma düzeyi, öğretmenlerin katılma düzeyinden daha yüksektir. Sosyal Faaliyetler alt boyutunda öğretmen katılımcıların maddelere katılma düzeyi, uzman öğretmenlerin katılma düzeyinden daha yüksektir. Yöneticilerin, kariyer basamakları uygulaması boyutundaki maddelere katılma düzeyi, öğretmenlerin katılma düzeyinden daha yüksektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Olarak Türkçeye Yönelik Kaygı ve Kaygının Yabancı Dil Başarısına Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17231</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17231</guid>
      <author>Hayrettin TUNÇEL</author>
      <description>Çalışmanın amacı; katılımcılarda farklı düzeylerde var olan yabancı dil kaygısının Türkçe öğrenimine olan etkisinin ne yönde olduğunun tespit edilmesidir. Çalışmanın evrenini Selanik Aristo Üniversitesi Eski Yunan Dilleri Bölümü bünyesinde açılan yabancı dil olarak Türkçe başlangıç (A1) seviyesi kursuna katılan 108 Yunan kursiyer (26 erkek ve 82 kadın) oluşturmaktadır. Araştırmada deneme modelleri içerisinde yer alan tek grup öntest- sontest modeli kullanılmıştır. Deneme modelleri; neden sonuç ilişkilerini belirlemek amacı ile gerçekleştirilen araştırma modelleridir. Katılımcıların yabancı dil başarısı (sonuç), kaygı düzeyleri değişkenine (neden) bağlı olarak irdelenmiştir. Toplam beş ay süren yabancı dil olarak Türkçe kursu başlangıcında (öntest) ve kurs sonunda (sontest) Horwitz ve arkadaşları tarafından geliştirilen Yabancı Dil Sınıf Kaygısı Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların, yabancı dil olarak Türkçe A1 seviye kursu sonundaki yabancı dil olarak Türkçeye ilişkin başarıları kurs sonu başarı sınavı ile belirlenmiştir. Katılımcıların tümüne uygulanan ölçekle araştırmaya katılan kursiyerlerin kaygı seviyeleri tespit edilmiş ve tespit edilen kaygı seviyeleri katılımcıların kurs sonu başarı puanları ile karşılaştırılmıştır. Çalışma sonunda kaygının yabancı dil öğreniminde belli bir seviyeye kadar başarıyı artırıcı bir rol oynadığı ve yabancı dil başarısı ile yabancı dil bilme oranı arasında pozitif korelasyon bulunduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bâyezîd-i Bistâmî'nin Muhabbetullah Anlayışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17572</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17572</guid>
      <author>İdris TÜRK</author>
      <description>Hicrî III. ve IV. yüzyıllar, tasavvuf tarihi açısından, önemli gelişmelerin kaydedildiği bir dönemdir. Bu dönemde büyük sûfîler yetişmiş ve tasavvufun nazarî yönü oluşmaya başlamıştır. İlk tasavvuf tarikatları diyebileceğimiz, başlıca on bir tarikatın kuruluşu da bu süreçte gerçekleşmiştir. Bâyezîd-i Bistâmî, hicrî III. asra damgasını vurmuş sûfîlerden birisi; ilk dönem tarikatlarından Tayfûriyye'nin de kurucusudur. Tayfûriyye, sekr esasını prensip edinmiş, tasavvufî bir nizamdır. Sekr ise Allah aşkından dolayı ortaya çıkan kendinden geçme halidir. Ancak sekr, coşkunun yoğunluğundan kaynaklanan geçici bir durumdur. Dolayısıyla muhabbetullahın, sekrden başka tezahürleri de mevcuttur. Örneğin fenâ, tevhit, ma'rifet, ve müşâhede gibi kavramlar, Bâyezîd'in tasavvufî söylemlerinde, sekr dışında yer eden kavramlardandır. Ancak bunlar da Allah aşkı ile direkt yahut dolaylı olarak ilgili olduğundan, Bâyezîd'in tasavvufî anlayışının, büyük ölçüde aşk üzerine kurulu olduğunu söylemek, abartılı olmaz. Onun tasavvufla ilgili söz ve fiillerinden pek çoğu da bu itici güç tarafından desteklenir. Örneğin o, Allah aşkının bir tezahürü olarak şer'î konularda çok titiz davranmış; Allah'ın emir ve yasaklarına riayeti kendine temel prensip ettiğinden -halkın bir velide belki de en çok görmek istediği- kerametlere dahi itibar etmemiştir. Bununla da yetinmeyen Bâyezîd, hayat tarzı olarak zühdü tercih etmiş; buna rağmen yaptıklarını daima azımsamış bir sûfîdir. Bu makalede, Bâyezîd-i Bistâmî'nin tasavvufî anlayışında Allah sevgisi ve bu sevginin onun hayatındaki tezahürleri ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Temel Demokratik Değerler Ölçeği: Bir Ölçek Geliştirme Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17511</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17511</guid>
      <author>Selçuk UYGUN, Gizem ENGİN</author>
      <description>Dünya’da ve Türkiye’de demokrasi, demokrasi eğitimi, demokratik değerler konuları oldukça önem kazanmıştır. Gerek mevcut durumun tespitine yönelik, gerekse bu konuların eğitim programlarındaki işlerliğini değerlendirmeye ilişkin çalışmalarda ya da değerler eğitimine yönelik yapılmış bir çalışmanın sonuçlarını değerlendirmede ölçme aracı olarak kullanılabilecek araçlara ihtiyaç vardır. Bu çalışmada, temel demokratik değerlere ilişkin ortaokul öğrencilerine yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmek hedeflenmiştir. Bu amaçla geliştirilen deneysel form uzmanlara gönderilmiş, incelemeleri talep edilmiştir. Uzmanlardan gelen dönütler doğrultusunda formda gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Oluşturulan 57 maddelik deneme formu 637 orta okul öğrencisine uygulanmıştır. Uygulama sonunda elde edilen veriler analiz edilmiştir. Açımlayıcı Faktör Analiziyle (AFA) adil olma, farklılıklara saygı, özgüven ve işbirliği olmak üzere dört boyutlu ve toplam 34 maddeden oluşan bir yapıyla ulaşmıştır. Analizlerde ölçeğin alt ölçekleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Analizler sonucunda faktörlerin birbiriyle anlamlı ve olumlu bir ilişki sergilediği görülmüştür. Alt boyutların temel demokratik değerler olarak adlandırılan yapının bileşenleri olduğu ve bunların birlikte bir üst yapıyı oluşturduğu doğrulanmıştır. Modelin uyum iyiliği indeksleri kabul edilebilir düzeydedir. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) sonuçları da Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) sonuçlarını doğrulamıştır. Ölçeğin tümü için elde edilen iç tutarlılık katsayısı ise .84 olarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonunda ortaokul öğrencileri üzerinde kullanılabilecek temel demokratik değerlere yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek oluşturulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hersek Deltasındaki Kıyı Alanı Kullanımı Değişiminin Coğrafi Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17766</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17766</guid>
      <author>Murat UZUN</author>
      <description>Kıyılar, barındırdığı özellikler, potansiyeller ve çekicilikler sayesinde daima beşeri faaliyetlerin baskısı altında bulunan, aynı zamanda yenilenemeyen kaynaklar olan hassas bir ekolojik dengenin olduğu alanlardır. Delta kıyıları da, kıyı unsurlarının yanında kendi coğrafi unsurlarıyla önemli kullanım alanları durumundadır. Belirtilen kıyı alanlarında son yıllarda yoğun beşeri baskılar nedeniyle kıyı alanı kullanımında değişimler yaşanmıştır. Meydana gelen bu değişimler ise delta kıyılarının bütün unsurlarını etkilemeye başlamıştır. Belirtilen durumların yaşandığı alanlardan biri de Hersek deltasıdır (Altınova/Yalova). Çalışmada Hersek deltası kıyılarında kısa zamanlı olarak meydana gelen büyük değişimler incelenmiştir. Bu kapsamda 2004, 2009 ve 2014 yıllarına ait Landsat görüntülerinden faydalanarak CBS ve coğrafi analiz yöntemleriyle Hersek deltası kıyılarında meydana gelen kıyı kullanımı değişimi tespit edilmiştir. Hersek deltasındaki kıyı kullanımı değişimi 3 ayrı dönemde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve coğrafi analizi yapılmıştır. Hersek deltası kıyılarında 2004 yılında altı farklı kıyı kullanım türü tespit edilmişken, 2009 yılında yedi, 2014 yılında ise sekiz kıyı kullanım türü tespit edilmiştir. Bu dönemde çalışma alanına eklenen kıyı kullanım türleri ise sanayi ve kamulaştırma alanıdır. Hersek deltasında meydana gelen kıyı kullanımı değişiminin başlıca nedenini yerleşme, sanayi alanı ve İzmit Körfezi köprüsü geçişi (kamulaştırma alanı) gibi alanların artması bunun sonucunda tarım alanlarının azalması oluşturmaktadır. Kıyı alanında meydana gelen dolgu çalışmaları da diğer değişim unsurunu meydana getirmektedir. Hersek deltasında meydana gelen bu değişimlerin deniz ve kara ortamına etkileri olacaktır. Bunun sonucunda çalışmada, kıyı kullanımı değişiminin yaratacağı etkiler ve alınması gereken önlemlerde belirtilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Haşim Bey Mecmuası Edvar Bölümünün Kaynakları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17487</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17487</guid>
      <author>Gökhan YALÇIN</author>
      <description>Haşim Bey Mecmuası 1852 ve 1864 tarihli olmak üzere iki kez basılmıştır. 1852 baskısında edvar bölümü yoktur. 1864 tarihli ikinci baskısı ise iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, Haşim Bey’in de “Edvar” olarak tanımladığı müzik teorisi konularını içermekte, ikinci bölüm ise Güftelerin yer aldığı bölümdür. Haşim Bey Mecmuası edvar bölümü üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Haşim Bey Mecmuasının kaynakları üzerine ise herhangi bir çalışma yoktur. Bazı çalışmalarda, Haşim Bey’in hangi eserlerden alıntı yaptığına değinilmişse de bu kaynaklarda detaylar verilmemiştir ve eksikler vardır. Haşim Bey Mecmuasının ilk basılı edvar olması ve edvar geleneğinin son örneklerinden biri olması nedeniyle hangi kaynaklardan yararlanıldığının belirlenmesinin, hangi eserlere ve hangi döneme ışık tuttuğunun ortaya konulması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Kaynak bilgisi verilmeyen yazılı ya da basılı kaynaklar üzerinde yapılan çalışmalarda, “kaynak tespit” çalışmalarının yapılmasının çalışmanın güvenilirliği açısından önemli olduğu söylenebilir. Çeviri ya da çeviri kritiklerin yapıldığı çalışmalarda bu tür “kaynak tespit” çalışmalarına yeterince yer verilmediği görülür. Bu çalışmada, Haşim Bey’in “Haşim Bey Mecmuası” ya da “Edvar” olarak bilinen eserinde, dolaylı ya da direk alıntı yaptığı kaynaklarının tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, öncelikle Haşim Bey’in işaret ettiği müelliflerin eserleri, ardından da yakın dönemlerde yazılı ya da basılı eserler incelenmiştir. Tespit edilen kaynak eserler, bu eserlerden yararlanılan bölümler ve dikkat çeken özellikleri ile karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Haşim Bey mecmuasında, yararlanılan kaynaklardan direk ve dolaylı alıntılar yapıldığı, bu kaynakların, adı belirtilen ve belirtilmeyen kaynaklar olarak iki şekilde sınıflandığı görülmüştür. Adı belirtilen ve adı belirtilmeyen kaynaklar tablolar halinde sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaokul Türkçe Ders Kitapları Görsellerinde Toplumsal Cinsiyet</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17650</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17650</guid>
      <author>Derya YAYLI, Emine KİTİŞ ÇINAR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı ortaokullarda Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim Terbiye Kurulunun izniyle okutulan Türkçe ders kitaplarının, Türkçe öğrenci çalışma kitaplarının içinde yer alan görsellerin toplumsal cinsiyet açısından incelenmesidir. MEB tarafından okullarda ders kitabı olarak kullanılmasına izin verilen bütün Türkçe ders kitapları ve öğrenci çalışma kitapları araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. 2012-2013 eğitim öğretim ders yılı başında MEB tarafından ülke genelinde dağıtılan ve bakanlığın internet sitesinde listesi yayımlanan bütün (20 adet) ortaokul Türkçe ders kitapları ve Türkçe öğrenci çalışma kitapları araştırmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın veri analizi “içerik çözümlemesi” yöntemi ile gerçekleştirilmiş, bu amaçla ders kitaplarının görselleri çocuk ve yetişkin figürlerin “kimlerle, hangi eylemler içinde, hangi mekânlarda ve hangi tür nesnelerle” birlikte gösterildiği açısından incelenmiştir. Nitel veri analizi sonucunda elde edilen bulgular ışığında incelenen kitapların görsellerinde daha çok erkeklerin ve oğlanların görünür kılındığı, cinsiyete göre karakterlerin toplumsal cinsiyet kalıp yargılarıyla uyum içinde resmedildiği görülmektedir. Kadınların daha çok “anne, öğretmen, hemşire” gibi rollerde gösterilmesi de dikkat çekmektedir. Bu sonuçlara göre Türkçe ders ve çalışma kitaplarında öğrencilere geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin sunulduğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği görülmektedir. Ders kitaplarını hazırlayanların, denetleyenlerin ve Türkçe öğretmenlerinin bu konuda daha özenli davranması gerekmektedir. Ayrıca benzer çalışmaların artırılması konuyla ilgili eğitim ortamlarının dikkatini çekmek açısından yararlı olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğrenme Amaçlı Yazma Aktivitesi Olarak Mektup Ve Etkili Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17729</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17729</guid>
      <author>Ali YILDIZ</author>
      <description>Araştırmanın amacı, öğrenme amaçlı yazma aktivitesi olarak mektubun, nasıl daha etkili kullanılabileceğini araştırmaktır. Bu nitel çalışmada doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Dokümanlar, nitel araştırmalarda etkili bir şekilde kullanılabilen önemli bilgi kaynakları oldukları için onların orijinalliği önemlidir. Çalışmada, Sevgi Özel tarafından hazırlanan ve Bilgi Yayınevi tarafından basılan (1988) “Baba İnönü’den Erdal İnönü’ye Mektuplar” adlı kitap ile Can Dündar’ın 17.06.2007 tarihli köşe yazısında (Milliyet) “Erdal İnönü'nün babasına mektupları” başlığı altında yayınlanan mektuplarla birlikte öğrenme amaçlı yazmayla ilgili yapılan araştırmalar; nitel analiz tekniği kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada, babadan oğula, oğuldan babaya yazılan ve hidrojen bombasıyla ilgili içeriğe sahip mektuplar ve öğrenme amaçlı yazmayla ilgili yapılan çalışmaların dokümanları incelenmiştir. Bu çalışmada incelenen dokümanlar, doküman incelemesinin; dokümanlara ulaşma, orijinalliğin kontrol edilmesi, dokümanları anlama, veriyi analiz etme ve veriyi kullanma gibi beş aşamasından ilk üç aşamasını kendiliğinden sağlamaktadır. Araştırmanın bulguları; mektubun, okuduğu okul veya yaşı daha büyük olanlar tarafından daha küçük olanlara yazılması; yazanların, konuyla ilgili araştırma yapması, daha açıklayıcı yazmaya çalışması; yazanlara bir mektup örneğinin verilmesi, çalışmalarından dolayı puan verilmesi; yazma sürecinin bitiminde yazanlar tarafından tekrar tekrar okunması, öğrenme amaçlı yazma aktivitesi olarak mektubu daha etkili kılabileceği şeklindedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İş Kazaları Ve Kültür: İş Kazalarının Önlenmesinde Kültürel Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17644</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17644</guid>
      <author>Abdurrahman YILMAZ</author>
      <description>Sanayileşme ile beraber insan emeğinin yerini makineler almaya başlasa da aradan geçen zaman içerisinde insan emeği hala üretimde önemli bir yer teşkil etmektedir. İş güvenliği ve işçi hakları ile ilgili çeşitli düzenlemeler yapılmasına rağmen günümüzde hayatını idame ettirebilmek amacıyla alın teri döken işçiler hayatlarını kaybetmeye devam ediyorlar. ILO verilerine göre her yıl yaklaşık 317 milyon iş kazası meydana gelmekte ve gerek bu kazalar sonucu gerekse çalışma hayatından kaynaklanan hastalıklar nedeniyle her yıl yaklaşık 2.3 milyon işçi hayatını kaybetmektedir (ILO, 2014a). İster belirli bir iş alanında faaliyet gösteren işçilerden oluşan bir örgüt şeklinde olsun, isterse de daha farklı bir amaç için bir araya gelen insanlardan oluşsun, tüm gruplar zaman içinde kendine özgü kültürlerini yaratırlar. Ortaya çıkan bu kültürü anlamak, “güvenlik kültürü”nün (safety culture) “örgüt kültürü”nün (organizational culture) bir parçası haline getirilmesi ve işçilere “insanca iş” (decent work) tanımına uygun iş imkânlarının açısından oldukça önemlidir. Bu ise ancak örgütü sadece mal üreten/hizmet sağlayan bir yapı olarak görmeyip, onun üyeleriyle etkileşim içerisinde olan bir kültürü ifade ettiği gerçeğinden hareket eden kültürel yaklaşımla ele alınması ile mümkün olabilir. Bu hedefe ulaşılabilmesi için sorunun, kültürün değiştiğini/değişebildiği göz önünde bulundurularak, kültürün farklılıklarını dikkate alan ve onunla uyumlu bir şekilde bütüncül bir yaklaşımla ele alınması en uygun yol olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Destanlarının Değer Odaklı Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17771</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17771</guid>
      <author>Süleyman YİĞİTTİR</author>
      <description>Değer eğitimi, son yıllarda ülkemizde özellikle ilköğretim derslerinin öğretim programlarında doğrudan yer almaya başladıktan sonra eğitim dünyasında sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Bu bağlamda, değer eğitiminde kullanılacak materyaller, yöntem ve teknikler araştırmacılar tarafından ilgilenilen konular arasına girmiştir. Destanlar, içerdikleri değerler ve özellikle tarihi kahramanları vasıtasıyla değer eğitim yöntemlerinde kullanılmaya elverişli edebiyat ürünlerindendir. Değer eğitiminde, özellikle öğrencilerin rol model almalarına imkân tanıyabilecek olan destan kahramanlarının tanıtılması önem arz etmektedir. Bu nedenle sosyal bilgiler öğretim programında yer alan değerlerin öğrencilere kazandırılması sürecinde kullanılabilecek olan destanlardan nasıl yararlanılacağına karar verilebilmesi için destanların incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, Türk destanlarında hangi değerlerin vurgulandığı ve sosyal bilgiler öğretim programındaki değerlerin destanlarda vurgulanma durumunun tespiti amaçlanmıştır. Nitel araştırma metodolojisi içerisinde yer alan doküman inceleme yönteminden yararlanılmıştır. Doküman analizi yapılırken Gökdağ ve Üçüncü’nün (2007) “Başlangıçtan Günümüze Türk Destanları” çalışmasında yer alan destanlar esas alınmıştır. Araştırma sonucunda Türk destanlarında 79 farklı değerin 180 defa vurgulandığı; sırasıyla en fazla adil olma, kahramanlık, Türk büyüklerine saygı ve cesaret değerlerinin vurgulandığı; sosyal bilgiler dersinde yer alan 26 değerden 14’ünün (adil olma, Türk büyüklerine saygılı olma, aile birliğine önem verme, vatanseverlik, yardımseverlik, kültürel mirasa duyarlılık, barış, çalışkanlık, misafirperverlik, doğa sevgisi, dürüstlük, bağımsızlık, dayanışma ve estetik) destanlarda yer aldığı ve Türk destanlarının sosyal bilgiler dersinde değer eğitiminde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Köpekle İlgili Rivayetlere Genel Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17507</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17507</guid>
      <author>Ekrem YÜCEL</author>
      <description>Bu makalede, hadis kaynaklarındaki köpeklerle ilgili rivayetler ele alınmıştır. Çünkü bu konuda klasik hadis kaynaklarının birçoğunda oldukça fazla rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetlerden birinde köpek bulunan eve meleğin girmeyeceği bildirilmektedir. İlgili hadis, birkaç aşamadan oluşan çalışmaya konu edilecektir. Bu bağlamda sened ve metin tetkik ve tahlilinin sağlıklı yapılabilmesi için köpekle ilgili rivayetlerin bir bütün olarak ele alınması gerekli görülmüştür. Bundan dolayı hadis musannefatı taranmak suretiyle konuyla ilgili rivayetler tespit edilmiştir. Hadislere bir bütün olarak bakıldığında ise Hz. Peygamberin bir süre hiç istisna etmeden tüm köpeklerin öldürülmesini emrettiği görülmektedir. Akabinde bazı köpek türlerinin edinilmesine izin verilmiştir. Av, çoban ve ziraat bekçisi köpeklerine hadislerde ismen zikredilerek ruhsat verilmiştir. Bazı rivayetlerde ise söz konusu köpek türleri dışındakileri beslemenin, kişinin sevabını azaltacağı belirtilmektedir. Ayrıca köpeğin yaladığı kabın yedi defa yıkanması gerektiği ve satışından elde edilecek ücretin yasak olduğuna dair hadisler de mevcuttur. Bu tür rivayetler hadislerin delil olarak kullanılmasında farklı kriterleri esas alan fıkhî mezhepler arasında da ihtilaf konusu olmuştur. Köpeklere dair bu tür olumsuz rivayetlerle birlikte susuzluktan dilini dışarı çıkarmış köpeğe su veren günahkâr bir kişinin affedildiğine dair rivayetler de bulunmaktadır. Konu ile ilgili gelen rivayetlerin hem kapsam alanı çok geniş hem de -zaman zaman- birbiriyle tenakuz halinde olabilmektedir. Bununla birlikte ilgili rivayetler, “köpek bulunan eve melek girmez” hadisinin metin tetkik ve tenkidinde önemli katkı sağlayacağı aşikârdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İslam Hukuk Tarihinde Kûfe’nin Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17548</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17548</guid>
      <author>Ali YÜKSEK</author>
      <description>Hz. peygamberin vefatından sonra sahabe, gerek idari görevler dolaysıyla, gerekse İslam’a davet için yeni fethedilen İslam coğrafyasına dağıldılar. Oralarda birçok insan, özellikle de ilim ve fazilet ehli olanlar bu sahabelerin etrafında birleştiler. İslamî bilgilerini ve yaşam tarzlarını onlardan aldılar. Sahabelerin yoğun bir şekilde yerleştiği önemli merkezlerden birisi ayrıca seminerimizin de konusu olan Kûfe’dir. En başlarında ilim ve takvada şöhret bulan Abdullah b. Mes’ud, Hz. Ali gibi birçok sahabenin Kûfe’ye yerleşmesi aynı zamanda bu şehri ilim, kültür ve sanat merkezi haline getirdi. Kûfe, tarih boyunca hem ilim, kültür, medeniyet beşiği ve yüksek entelektüel birikime sahip bir merkez oluşu, hem de İslam coğrafyasında siyasi çalkantıların, ayrışmaların, gizli kulis faaliyetlerin yapıldığı merkez oluşuyla iki farklı rolle karşımıza çıkar. Biz çalışmamızda Olaya, Kûfe’nin daha çok ilmî, fikrî ve kültürel konulara kaynaklık etmesi açısından baktık. İslami ilimlerin, tedvinine başlanması, kurumsallaşması ve düşünce ekollerinin somutlaşmasının temeli Kûfe’de atıldı. Ehl-i re’y’in umdesi olan Ebû Hanîfe’nin ismini verdiği mezhebin teşekkül ettiği merkezdir burası. Şüphe yok ki O’nun fıkıh nosyonunun oluşmasında Kûfe’nin ilmi ve sosyo-ekonomik zenginliğinin payı büyüktür. Çalışmamızda Kûfe’nin ilmi ve kültürel zenginliğini ortaya koymak, orada gelişen ve kurumsallaşan ilmi alt yapıyı ve o alt yapıda da kimlerin rol oynadığını, ayrıca orada yetişen büyük âlimlerin kimler olduğunu ortaya koymaya çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İstihdamın Arttırılması Ve Küresel Sermaye Yatırımlarının Hızlandırlması Paralelinde 2013 Yılı Dünya Bankası İş Yapma Raporu Üzerine Bir Analiz Denemesi: Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17451</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17451</guid>
      <author>Hasan YÜKSEL</author>
      <description>El tezgâhlarının bırakılarak kitlesel üretime geçildiği bir olgu olarak tanımlanan sanayileşme, insanlık tarihinden bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir. Söz konusu bu gelişme tarihte derin izler bırakmış, toplumları, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-politik düzlemde etkilemiştir. Özellikle bilinen çalışma anlayışının terk edilerek fabrikasyona geçilmesi, çalışma hayatında da köklü değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Öncelikle emek, işverenin gözetimi ve denetiminde alınıp satılan bir meta haline dönüşmüş, tarım döneminin aksine ev ve çalışma yaşamı kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış ve sonuç olarak günümüzde de tartışılmaya devam eden işçi ve işveren kesimi arasındaki ihtilafların temelleri atılmıştır. Sanayileşmeyle birlikte somut anlamda ön plana çıkan ve uluslararası sermaye hareketliliğine neden olan küreselleşme olgusu ise günümüzün tartışılan en önemli konularından birisidir. Öncelikle küçük girişimler şeklinde kendini gösteren küresel ticaret, 20. yüzyılda daha da hız kazanmış, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Avrupa Birliği (EU), Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Yatırım Bankası (EIB) gibi kuruluşlar ile maksimum düzey çıkmıştır. Bu bağlamda sermaye hareketlilikleri yerel dinamiklerden sıyrılarak uluslararası konumlandırmalar üzerine temellenmiştir. Ticaretin ve sermayenin uluslararası bir nitelik kazanmasına paralel olarak yatırımlarda uluslararası bir kimliğe bürünmüş ve yatırımların istihdama katkısı tartışılmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı Dünya Bankası 2013 yılı İş Yapma verilerinden hareketle Türkiye’nin bu konudaki yapısal ve kurumsal altyapısını analiz etmek ve bu konuda çıkarımlarda bulunmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cinsiyet Ve Eğitim Düzeyi Eksenlerinde Popüler Spor Branşlarındaki Farklılıklar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17609</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17609</guid>
      <author>Murat YÜKSEL</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; cinsiyet ve eğitim düzeyi eksenlerinde popüler spor branşlarındaki farklılıkları belirlemektedir. Araştırma İstanbul’da yapılmıştır. Tesadüfi örnekleme tekniği ile 1000 kişiye uygulanan araştırmada bilgiler araştırmacı tarafından hazırlanan anketle toplanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular çapraz tablolar haline sunulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, yüzme, fitness, pilates, step-aerobik, voleybol, cimnastik, tenis vb. sporların daha çok kadınların ilgisini çektiği görülürken, atletizm, futbol, basketbol, güreş, boks, uzakdoğu sporları ise daha çok erkeklerin ilgisini çektiği görülmektedir. Araştırma sonuçlarına bir başka açıdan baktığımızda, pilates, step-aerobik, yoga, bale ve power-plate gibi sporları erkeklerin hiç düşünmediği, buna karşın uzakdoğu sporları, paraşüt, halter, su topu, vücut geliştirme, yelken, bu hokeyi, dağcılık, avcılık, snowboard, cirit, tayland boksu, kürek ve futsal gibi branşları ise kadınların hiç düşünmediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, cinsiyet fark etmeksizin futbol, basketbol, voleybol, yüzme, yürüyüş, tenis, fitness gibi popüler spor branşlarının, ilk akla gelen spor branşları olduğu görülmektedir. Araştırma sonuçlarını eğitim düzeyi ekseninde değerlendirdiğimizde ise, eğitim seviyesi düşükten yükseğe doğru çıkarken, yürüyüş, step-aerobik, futbol, güreş, koşu, boks gibi sporlara ilgi azalırken, basketbol, tenis, voleybol gibi sporlara olan ilgi artmaktadır. Eğitim seviyesine göre oransal durumları değişse de yüzme, yürüyüş, fitness, voleybol, futbol, basketbol, tenis, koşu gibi sporların en popüler branşlar olduğu görülmektedir. Bu araştırma sonuçlarına genel olarak baktığımızda, toplumda yerleşik olan toplumsal cinsiyet yapısının ve eğitim düzeyi farklılıklarının doğrudan spora da yansıdığını görmekteyiz. Başka bir ifadeyle, insanların sportif etkinliklere yönelimi bu sosyal yapılardan bağımsız değildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kitap İncelemesi: Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemlerinde Okumayı Öğrenmek</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17533</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17533</guid>
      <author>Rafet GÜNAY</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


