






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2014 Sayı Volume 9 Issue  3</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=279</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Duacı Bir Baba Olarak Mevlânâ Ve Mektupları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17228</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17228</guid>
      <author>Erkan AKALIN</author>
      <description>Anadolu tasavvuf mozaiğinin ve tekke edebiyatının başat aktörlerinden biri olan, Mevlevîliğin pîr-i evveli Hz. Mevlânâ, yalnızca aşkı rehber edinmiş rind meşrepli bir âlim şâir ve bir uzlet adamı olmayıp yaşadığı dönemde toplumun her statü katmanından gelen “oğullarının” derdiyle dertlenen, başarılarıyla övünen, onlara türlü ısmarlarda ikazlarda ya da telkinlerde bulunan, devlet ricali ile halkın muhtelif vesilelerle irtibatını sağlayan bir aracı ve duacı baba olarak da karşımıza çıkmaktadır. Onun bu reel dünyaya doğrudan müdahil olan alternatif kimliğinin ise en belirgin akisleri Mektûbât’ına yansımaktadır. Tematik bir sınıflandırmaya tabi tutulduklarında büyük çoğunluğunun şefaatnâme / şefkâtnâme özelliği gösterdiğini tespit ettiğimiz söz konusu metinler her ne kadar mektup türünde kaleme alınmış olsalar da birçoğu muhteva ve amaç itibariyle adeta nesre çevrilmiş birer kasîde hüviyetine sahiptir. Hz. Mevlânâ mektuplarını benzerini pek çok kasîdede gördüğümüz “selam, sena, merâm, dua” kurgusu çerçevesinde inşa etmiştir. Yalnızca meramının öznesi kendisi değil ahlâkı ve hizmetleriyle takdirini kazanmış bir yakınıdır. Hz. Mevlânâ, bir suçun ya da suçlunun affedilmesi, bir tüccarın mallarını elden çıkarabilmesi, bir zorba güruhunun te’dip edilmesi, kendini ilme adamış bir gayretkeşin maddi destek alması, bir yakınının makam / mansıb elde etmesi, bir mirasın nasıl pay edilmesi gerektiği gibi günlük yaşama ilişkin türlü hususlarda yazdığı bu mektup formundaki kasîdelerinde, aracısı olduğu kişi ya da grubun ihsana liyakatini veya içinde bulunduğu acziyeti: âyetleri, hadisleri, vecizeleri, kıssaları ve çarpıcı neşideleri destekleyici unsur olarak kullanmak suretiyle vurgulamakta ve bu bağlamda 13. yüzyılın siyasi birlikten yoksun Anadolu’sunda sahip olduğu statüsünü kullanarak aracı bir hâmi hüviyetiyle iş görmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>16. Yüzyıl Siyasetnamelerinden Ferruhnâme’nin Söz Varlığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17328</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17328</guid>
      <author>Özlem AKBULAK</author>
      <description>Hükümdarlara ve diğer yöneticilere başta yönetim olmak üzere çeşitli konularda kılavuzluk eden siyasetnameler çok eski bir geleneğe sahiptirler. Bu eserler, yazıldıkları dönemin siyasi, sosyal ve kültürel yapısını yansıttıkları kadar dil açısından da önem taşımaktadırlar. Ahlaki eserlerin en önemli dallarından biri sayılan siyasetnamelerde genel olarak ahlak, erdem, adalet, yönetim gibi konular üzerinde durulmaktadır. Bu konular ele alınırken çeşitli tarihi olaylardan örnekler verilmekte; çok sayıda ayet, hadis, atasözü ve deyim kullanılarak konular pekiştirilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla bu eserler söz varlığı açısından oldukça zengin malzemeler içermektedirler. Bu çalışmada 16. Yüzyılda Akhisarlı Nasûh Nevâlî (öl.1003 / 1595) tarafından Arapçadan Türkçeye aktarılan bir siyasetname olan Ferruhnâme adlı eser söz varlığı açısından ele alınmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle Ferruhnâme ve Nasûh Nevâlî ile ilgili bilgiler verilmiş eserin konusu ve nüshaları üzerinde durulmuştur. Eseri oluşturan madde başı sözcüklerin kökenleri belirlenerek bunların metindeki oranları ortaya konmuştur. Ardından eserdeki atasözü, deyim, ikileme ve arkaik yapılar tespit edilmiş; atasözü ve deyimler varsa günümüz Türkçesindeki kullanımlarıyla karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre eserde yaklaşık 8327 madde başı sözcüğün bulunduğu, bunların %66’sının Arapça; %21’inin Farsça; % 8’inin Türkçe kökenli olduğu saptanmıştır. Eserdeki sözcüklerin % 5’lik kısmında ise Arapça, Farsça ve Türkçe yapılarından ikisinin veya üçünün birlikte kullanıldığı görülmüştür. Özellikle deyim kullanımı bakımından oldukça zengin olduğu görülen eserde iki yüzün üzerinde deyim, on atasözü saptanmıştır. Bu deyim ve atasözlerinin bir kısmı bugün de kullanılmaktayken bir kısmının ise kullanımdan düştüğü görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divan Şiirinin Söz varlığında "Yalan"</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17424</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17424</guid>
      <author>Şerife AKPINAR</author>
      <description>Yalan; sözlüklerde uydurma, sahte, kötü söz olarak yer alır. İnsanlar tarafından günah, yasak ya da ayıp kabul edilmesine rağmen söylenmekten vazgeçilememiştir. Hatta çoğu defa yalanları hafifletmek için onlara; küçük, zararsız, pembe, masum gibi sıfatlar yüklenmiş, vicdanlar rahatlatılmaya çalışılmıştır. Divan edebiyatının söz varlığında da “yalan”a rastlanılmaktadır. Ancak kelimenin sözlük anlamı ile</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede Yeni Sözcük Oluşturma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17362</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17362</guid>
      <author>Özden AKYOL BAL, Hatice SOFU</author>
      <description>Yeni sözcük oluşturma, dilde belirli bir nesne ya da olay için uzlaşımsal bir terim olmadığında ya da konuşmacı var olan bir terimi hatırlayamadığında kullanılır (Clark, 1991). Bu durumlarda, yeni sözcük oluşturmak için çocukların edinim sürecinde kullandıkları bazı seçenekler vardır. Bunlar, bileşik sözcük yapma, türetme ve dönüşmedir. Clark ve arkadaşları (1981, 1982, 1991, 1993, Clark ve Hecht 1982, Clark, Hecht ve Mulford 1986) yeni sözcük oluşturma için beş ilke önermişlerdir. Bunlar üretkenlik, kalıplaşmışlık ve aykırılık ilkelerinin yanı sıra iki ana ilke olan biçimin basitliği ve anlamsal şeffaflık ilkeleridir. Bu çalışma ana dili Türkçe olan çocukların doğal konuşmalarında geçen yeni sözcükleri bulmayı ve bahsedilen biçimin basitliği ve anlamsal şeffaflık ilkelerinin Türkçe için geçerli olup olmadığını bulmayı amaçlamaktadır. Bunun için, Aksu-Koç'un CHILDES derleminde yer alan enlemesine kesitsel verisi kullanılmıştır. Veri 4 haftalık aralıklarla 2;0 ve 4;8 yaşları arasındaki 33 çocuktan toplanmıştır. Bulgular, farklı yenilik türleri, kelime oluşturma stratejileri ve yaşa göre yeni sözcük oluşturma başlıkları altında yorumlanmıştır. Sonuçlar, öncelikle çocukların eylemlerden çok isim ulamında yeni sözcükler ürettiklerini göstermiştir. Ayrıca, bileşik sözcük oluşturma ve türetmenin yanı sıra üç yeni ulam olan tipik deyiş, değiştirim, ve uydurma ulamlarının olduğu bulunmuştur. Son olarak, Türkçede türetmenin 2;8 yaşında, bileşik oluşturmanın ise ondan daha önce 2;4 yaşında ortaya çıktığı, bunun da biçimin basitliği ve anlamsal şeffaflık ilkelerini desteklediği şeklinde yorumlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şemseddin Sivâsî’nin Kaside-i Bürde Tercümesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17322</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17322</guid>
      <author>Vesile ALBAYRAK SAK</author>
      <description>Kendisinden ihsan beklenen veya otoritesinden korkulan bir hükümdarın övgüsünün ele alındığı Cahiliye dönemi şiiri kaside, methiye,hiciv,iftihar ve tasvir olmak üzere dört temel konuyu işlemiş İslâm’ın inanç ve ahlâk prensipleri ile çelişen temalar zamanla yerini Kuran’dan mülhem İslâmî değerlere bırakmıştır.Asr-ı Saadette A‘şa ve Ka‘b b. Züheyr’in kasideleriyle başlayan Hz.Peygamber methiyeleri, Hassân b. Sâbit’le devam etmiş zamanla durum değişerek sadece Hz.Peygamber’i öven methiyeler ortaya çıkmıştır. Hz.Peygamber’i merkeze alan Esmâ-i Nebî, Sîre,Mevlid,Mirâc-nâme,Mu‘cizât-ı Nebî,Gazavât-ı Nebî, Şefâat-nâme,Kırk Hadis,Yüz Hadis vb.eserler zengin bir İslâmî edebiyatın doğmasını sağlamış, çeşitli şekil ve türlerde asırlar boyunca muhtelif eserler devamlı bir tarzda teşekkül etmiştir. Hz.Peygamber’i methetmek maksadıyla yazılan müstakil eserlerden olan Kaside-i bürde ve kaside-i bür'eler farklı olmalarına rağmen literatürde tek adla yani Kaside-i bürde adıyla tanınmakta yazıldıkları andan günümüze kadar kazandıkları itibar ve şöhretlerini devam ettirmektedirler. Eserin Hz.Peygamber sevgisini ifade etmede adeta bir ibadet telakki edilmesi, edebiyatımızda birçok tercüme, şerh, tahmis,teştir ve tezyillerin kaleme alınmasına vesile olmuştur. Şemseddin Sivâsî deHz. Peygamber’e olan sevgisini söz ve yazı ile ifade etmeye çalışmış şairlerimizden biridir.Halvetiyye tarikatının Şemsiyye kolu kurucusu olup tam adı Ahmed Şemseddin Ebu’s-Senâ b.Muhammed Ebi’l Berekât b. ÂrifHasan Zîlî es Sivâsî’dir.Yeğeni ve damadıRecebü’s-Sivâsî’nin kaleme aldığı Necmü’l-Hüdâ’dan ve diğer biyoğrafik kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre H.926(M.1520)’da Tokat’ın Zile kasabasında doğmuş, ilimde mesafeler katetmiş, İstanbul’da Sahn medreselerinde müderrislik yapmış,gidişattan memnun olmadığından zamanın Valisi Hasan Paşa’nın davetiyle Sivas’a hicret etmiş ,Meydan Camisi’nde vâizlik görevini yerine getirmiş, III.Mehmed’le çıktığı Eğri seferi dönüşünde de Sivas’ta 1006’da (1597)vefat etmiştir.Çalışmamızda manzum,mensur birçok eser kaleme almasına rağmen birinci sınıf şairler arasına giremeyen ,şuara tezkirelerinde ismi geçmeyen,şair kimliğinden çok mutasavvıf kimliğiyle tanınan Şemseddin Sivâsî hakkında bilgi verilmiş ve onun Hafız Hüseyin b.Ali’nin Busîrî’nin Kaside-i Bürde’si ve ona yazılan tahmis ve tercümeleri topladığı kitabındaki Kaside-i BürdeTercümesi ilim âlemine sunulmuştur.Adı Sivas’la özdeşleşen, ortaya koyduğu geniş eser yelpazesiyle 16.yüzyılın içtimâî,siyasî olaylarına duyarsız kalmayan Şemsî mahlasını kullanan hamse sahibi şair Kaside-i Bürde’yi de tercüme etmiş derinden hissettiği Peygamber sevgisini bu eseriyle de ebedî kılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halk Hikayelerindeki Olay Ve Düşünce Aktarımlarında Digression’dan Yararlanma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17349</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17349</guid>
      <author>Işıl ALTUN</author>
      <description>Sözlü anlatım ürünlerinde anlatıcının ana konudan sapmasına, ayrılmasına, uzaklaşmasına ve bu yolla geleneksel anlatımı güncel yapma çabasına digression (sapma) arasöz denilmektedir. Sapma, ana konudan ayrılma, uzaklaşma anlamının yanında, konu dışı söz, parantez açmak, “merkezi temadan uzaklaşma” biçiminde de tanımlanmaktadır ve eğer bu arasöz konu içinde bir başka konu oluşturacak kadar uzun ve bağımsız ise “excursus” ya da” epizode” adını alabilmektedir. Araştırmamızın konusu olan halk hik?yelerinde, hik?yeci, digression (sapma) arasöz kullanarak anlatan/dinleyen arasında arabulucu görevini üstlenir, böylece anlattıklarının dinamik kültürle ilişkisini kurar. Digression (sapma) arasöz, anlatıcı aşığın dünya görüşünü, değer yargılarını, psikolojik ve sosyal durumunu, ideolojisini ele veren bir nitelik taşır. Anlatıcı digression-sapma arasöz’ü kendi hakkında bir delil gibi kullanırken sözlü geleneğin güncelleşmesini de sağlamaktadır. Digression (sapma/arasöz) tanımları, metnin yazılı ve sözlü oluşuna, temel konudan bilerek konu dışına çıkmaya, çıkılan konunun temel konuyla ilişkisine ortak vurgu yapmaktadır. Yazar ya da anlatıcı digression (sapma) arasöz sayesinde kendisini yazılı ya da sözlü tekste sokmakta ve kendisi ile okur ya da dinleyen arasında bir bağ kurmaktadır. Çalışmamızda, Aşık Mevlüt İhsani’nin Ülker Sultan, Bedri Sinan ile Mahperi ve Şifakar adlı hik?yelerindeki digression (sapma) arasözler değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, her ne kadar, sözlü anlatımın geleneksel ürünü olan halk hik?yelerinden yola çıkılmış olsa da, digression (sapma) arasöz, hem yazılı hem de sözlü edebiyatın önemli bir meselesidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mustafa Kutlu’nun “Bu Böyledir” ve Yıldız Ramazanoğlu’nun “Mehtap” Adlı Hikâyeleri Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17421</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17421</guid>
      <author>Adem ARSLAN</author>
      <description>Mustafa Kutlu’nun hikâyeye bakış açısı, ona göre hikâyenin ne anlama geldiği ve yazarlığının dönemleri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Sonrasında Çağdaş Türk edebiyatı hikâyecilerimizden olan Mustafa Kutlu’nun Bu Böyledir adlı hikâyesi ile son dönem kadın hikâye yazarlarımızdan Yıldız Ramazanoğlu’nun Derin Siyah adlı kitabının içinde bulunan Mehtap Turu adlı hikâyesi mukayese edilmiştir. Eserler, olay örgüsü ve yapı, zaman, mekân, anlatıcı, bakış açısı, şahıs kadrosu, dil, üslup gibi materyal unsurlar açısından karşılaştırılmıştır. Bunun yanında bilinç akımı tekniği, geriye dönüş tekniği, leitmotiv tekniği, metinlerarasılık gibi modern anlatım yöntemleriyle de teknik unsurlar bakımından benzer ve farklı olan tarafları üzerinde ayrıntılı bir şekilde mukayese yapılmıştır. Hikâyelerde günlük, herkesin karşılaşabileceği sıradan olayların zaman bakımından birkaç saat gibi kısa bir sürede geçmesi, çok az sayıda açık veya kapalı mekânın kullanılması, seçilen şahıs kadrosunun günlük hayatta karşılaşılacak türden normal insanlar olması, dilin sade ama çağrışım özelliğinin kullanılması, genel olarak kahraman yani ben anlatıcının kullanılması gibi Mehtap Turu adlı hikâyenin Bu Böyledir’den etkilenmiş olabileceği noktalar ve bunların benzer yönleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Her iki eserde metaforik olarak ele alınan unsurlardan bahsedilmiştir. Bu Böyledir adlı hikâyedeki Lunapark ve Mehtap Turu adlı hikâyedeki gemi eğlencesinin ahiret hayatına karşı dünya hayatını temsil ettiği görülmüştür. Bunun gibi eserlerdeki bazı kelime, sembol ve yaşanılan mekânların taşıdığı tasavvufi anlamlar ve bunların okuyucu açısından neleri çağrıştırabileceği ifade edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Toplum Tarafından Divan Edebiyatının Algılanması Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17294</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17294</guid>
      <author>Mustafa ARSLAN, Ali AKSİT</author>
      <description>Bir toplumun geleceğinin şekillenmesinde geçmişten getirdiği bilgi, tecrübe, sanat, edebiyat vb. unsurları kullanabilmesi önemlidir. Toplumda dilsel becerileri geliştirmek ve dil zevki oluşturmak için ses yapısı (müziği) çok güçlü olan edebi ürünlerin kullanılması söz konusudur. Bu bağlamda Türk edebiyatı içerisinde bu özelliği ile öne çıkan</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halit Ziya Uşaklıgil’in Ferhunde Kalfa Hikâyesinde Beden Yapısı İle Kişilik Özellikleri Münasebeti</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17392</guid>
      <author>Ferda ATLI</author>
      <description>İçerisinde birçok muammayı barındıran insan yüzyıllarca farklı bilimlerin çeşitli yöntemleriyle daha anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Psikoloji ve edebiyat bilimleri de insanın kendisini keşfi için çıkılan yolculukların en caziplerindendir, denilebilir. Bu iki bilimin ortak paydası olan insanın beden ve kişilik yapısı arasındaki uyum/uyumsuzluk problemleri her iki bilimin de dikkatini çekmiştir. Psikoloji biliminde kişilik çözümlemeleri yapılırken muhatabın dünyaya varoluşunu sergilediği vitrini olan bedeni, davranışların sebeplerini bulmada gözden uzak tutulmamaktadır. Edebiyatta ise yazarın zihin dünyasında oluşturduğu kahramanlara farklı özellikler yüklerken bedensel ayrıntıları kullandığı görülmektedir. Milattan önceki yüzyıllarda Çinlilerle başlayan beden yapısından hareketle karakter tahlili daha sonra Eski Yunan’da da görülmüştür. Aristo hayvanlarla insanların yapısal benzerliklerinden yola çıkarak psikolojik tahlillere girişmiştir. Hipokrat ise insan vücudundaki sıvıların oranına göre psikolojik bir sınıflandırmaya gitmiş daha sonra biotipoloji olarak adlandırılacak bir alanın şekillenmesini sağlamıştır. Batı’da bu gelişmeler olurken Doğu’da da ilm-i kıyâfet (physionomy) gibi ilimlerle beden yapısından yola çıkılarak kişilik analizine başvurulduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Halit Ziya Uşaklıgil’in Ferhunde Kalfa adlı hikâyesinin ana kahramanı olan Ferhunde’nin beden yapısı ile psikolojisi arasındaki irtibata değinilmektedir. Kretschmer, Sheldon ve Corman’ın “Beden Yapısı Yüz Yapısı ve Karakter” adlı eserinden yola çıkılarak hem kişiliğin dış yapıyla ilişkisi hem de Uşaklıgil’in muhayyilesinden yansıyan Ferhunde’nin Kretschmer, Sheldon ve Corman’ın kuramıyla gösterdiği paralellikler sorgulanmaktadır. Bütün bu verilerin tasnifi ve tahlili, edebi eserlerde kişilerin beden yapısı ile kişilik özellikleri arasında paralellikler yahut zıtlıkların varlığı sonucunu doğrular niteliktedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırımlı Abdullah Râmiz Paşa ve Divançesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17308</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17308</guid>
      <author>İsmail AVCI</author>
      <description>Kırım, Osmanlı İmparatorluğu'nun hem siyasi hem de kültürel ve edebî anlamda yakın ilişki kurduğu Karadeniz'deki stratejik öneme sahip yerlerden biridir. Bu sahada meydana getirilen edebiyat, Osmanlı sahasıyla paralel bir yapıda gelişmiş, özellikle hanlık dönemi ve sonrasında klasik tarzda eser veren birçok yazar ve şair yetişmiştir. Bu çalışmada hayatı ve eserleri üzerinde durulacak olan Abdullah Râmiz Paşa da bu isimlerden biridir. Aslen Kırımlı olan Abdullah Râmiz Paşa, ailesiyle birlikte İstanbul'a gelmiş, çeşitli devlet görevlerinde bulunduktan sonra kaptan-ı deryalığa kadar yükselmiştir. Bazı siyasi faaliyetleri nedeniyle önce sürgün edilen ve ardından öldürülme ihtimali üzerine kaçmak zorunda kalan paşa Rusya'ya gitmiş, bir süre orada kaldıktan sonra doğum yeri Kırım'a geçmiş ve burada dedelerinden kalan vakıf eserlerini tamir ettirmiştir. Hakkında gizlice idam kararı çıkarılan Abdullah Râmiz Paşa'ya, Bükreş Antlaşması sonrası Belgrat muhafızlığı göreviyle ülkeye dönme izni verilmiş, ancak paşa kurulan bu tuzak neticesinde yolda pusuya düşürülerek öldürülmüştür. Râmiz Paşa bu hızlı ve çalkantılı hayatına rağmen az olmakla birlikte edebî faaliyetlere de zaman ayırmış ve şu anki bilgilerimize göre geride oğlu Mehmed İzzet Bey tarafından bir araya getirilerek yayımlanan şiirleriyle mektuplarını bırakmıştır. Abdullah Râmiz Paşa'nın şiirlerini ihtiva eden eseri kaynaklarda</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sarı Abdullâh Efendi (ö. 1661)’nin Meslekü'L-'Uşşâk Kasîdesi Ve La'Lî-Zâde Abdülbâkî (ö. 1746)’nin Zeyli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17290</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17290</guid>
      <author>Bünyamin AYÇİÇEĞİ</author>
      <description>ÖZET Klâsik Türk edebiyatının temel kaynakları içinde yer alan yazma eserlerin gün yüzüne çıkarılması, üzerinde akademik çalışmaların yapılması Türk edebiyatının daha iyi anlaşılması bakımından önem arz etmektedir. Bu sebeple son dönemlerde Klâsik Türk edebiyatıyla ilgili birçok kıymetli çalışma yapılmakta, Türk edebiyatının daha iyi anlaşılabilmesi için temel kaynaklar gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda klâsik edebiyata yön veren tasavvuf düşüncesinin Osmanlı şiirinde işleniş metodunu, kavramlarını, şeklini anlamak bu sahadaki araştırmacıların metinleri daha doğru kavramasına yardımcı olacağı muhakkaktır. Özellikle yaptığı mesnevî şerhiyle Türk edebiyatında “Şârih-i Mesnevî” ünvanını kazanmış Sarı Abdullâh Efendi’nin devrinde büyük bir dikkat ve zevkle okunduğu bilinen Meslekü’l-‘Uşşâk kasîdesinin ilmî bir çalışmaya konu olması önemlidir. Tasavvuf düşüncesinin ve kavramlarının izahıyla ilgili yaşadığı dönemde ilim çevresi tarafından kabul görmüş bir yetkinliğe sahip olan Sarı Abdullâh Efendi hakkında dikkat gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Ayrıca torunun çocuğu olan La'lî-zâde Abdulbâkî’nin bu kasîdeye yazdığı zeyl de hem tasavvuf adâbına dair verdiği bilgiler hem de Bayramî-Melamî büyüklerinin silsilesini içermesi bakımından makaleye dâhil edilmiştir. Buradan yola çıkılarak hazırlanan çalışmada, Sarı Abdullâh Efendi ve La'lî-zâde Abdulbâkî’nin hayatları ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından metnin genişçe bir özeti okuyucunun istifadesine sunulmuştur. Böylece müelliflerin eserlerinin, tasavvuf anlayışlarının, tasavvufî terimleri îzah şekillerinin okuyucuya ulaştırılması amaçlanmıştır. Son olarak da Meslekü’l ‘Uşşâk kasîdesi ve zeylinin edisyon kritikli metni verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divan Şairleri Arasında Şair Ve Şiire Dair Atışmalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17281</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17281</guid>
      <author>Abdullah AYDIN</author>
      <description>Evvelâ şi'rest ü âhir kimyâ İnsanların rakiplere karşı kıskançlık ve düşmanlıkları; dostlara karşı da şakalaşma, laf atma gibi değişik davranışları insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar arasında farklı bir yeri olan şairler ise duygu ve düşüncelerini daha çok şiirle ortaya koymuşlardır. Böylece Klasik Türk Edebiyatında alay, hiciv, latife, mülâtefe, nükte, tariz, tehzil gibi değişik türler ortaya çıkmıştır. Şairler, duygu ve düşüncelerini şiirle ifade edebilme yeteneklerini şair olmayan kişilere karşı bir silah gibi kullanırken çoğu zaman rakipleri olan şairlere de yöneltmişlerdir. Bu durumda aldıkları karşılık da doğal olarak şiir şeklinde olmuştur. Şiir aracılığıyla yapılan laf atma, nükte, yergi vb. sataşmalara verilen karşılığın da şiirle olması sosyal ve kültürel hayatta edebiyatın önemini göstermektedir. Bu tür edebî örneklerde; yaygın olarak bilinenin aksine</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İletişim Gerekliliği Açısından Tiyatro</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17398</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17398</guid>
      <author>Gıyasettin AYTAŞ</author>
      <description>Güzel sanatların bütün unsurlarını barındıran bu unsurları hem gösterme hem de anlatma aracı olarak kullanan tiyatro, günümüzde bir sanat etkinliğinden çok kişisel gelişimin vazgeçilmez aracı olarak kabul edilmektedir. Bu özelliklerinden hareketle tiyatronun çoklu iletişim alanlarını bir arada kullandığı söylenebilir. Günümüzde tiyatronun dil becerilerini geliştirmedeki rolü ve gerekliliği anlaşılarak konu ile ilgili birçok alanda olduğu gibi eğitim ve öğretim programlarında da önemli değişikliklere gidilmektedir. Birbirleriyle sürekli iletişim içerisinde olan ve bu iletişim ihtiyacını değişik şekillerde yerine getiren insan, hangi boyut ve şekilde olursa olsun, iletişimin her aşamasında teatral bir durum sergiler. Bu durum ister bilinçle, ister istem dışı olsun her zaman ve şartta geçerli olduğu görülür. Tiyatronun sistemli bir şekilde hayatımıza germeye başlamasıyla birlikte, bazı iletişim hataları giderilmeye ve iletişim gerekliliği ve önemi daha çok anlaşılmaya başlar. Kendi içinde doğal ve resmi iletişim olmak üzere iki farklı biçimde gelişen iletişim, tiyatro ile birlikte daha iyi anlaşılır. Tiyatro, bu iki iletişim etkili ve verimli bir şekilde anlaşılmasına ve fark edilmesine katkı sunarak iletişimde yeni bir alan oluşturur. Tiyatro metinlerinin yazılma aşamasından başlamak üzere, bu metinlerin sahnelenme aşamasına kadar geçen süreçte, dil ve iletişim farklılaşmalarının gereklilikleri dikkate alındığında, tiyatronun hayatın içinde ve hayatla iç içe olduğu görülür. Tiyatronun dili hem gündelik olanı, hem de edebi olanı bir arada kullanır, insanın farklı alan ve durumlarda ihtiyaç duyduğu dil becerilerini gerçekleştirmesine zemin hazırlar. Davranışların anlamlı bir şekilde söze dökülmesinde, sözün davranışlarla anlamlı ve tutarlı hale gelmesinde de tiyatronun etkisi ve önemi tartışılmaz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Siyaset Teorisinde ‘Otorite’ Kavramı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17442</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17442</guid>
      <author>Hüseyin BAL</author>
      <description>Siyaset teorisinin en merkezi konularından birisini teşkil eden otoritenin belli başlı üç tanımı vardır. Bunlardan birincisi kavramın sözlük anlamı olup, “emretme veya nihai kararı verme hakkını”, ikincisi, “başkaları adına konuşma veya eylemde bulunma hak veya yetkisini”, üçüncüsü ise “herhangi bir konudaki uzmanlığı” ifade eder. Siyaset teorisi, bu üç anlamdan birincisi ile yani “başkaları için bağlayıcı olan kararları alma ve onları bu kararlara uymaya ikna etme veya zorlama gücü” ile alakadardır. Siyasal otorite hem tasviri hem de normatif bir karakter taşımaktadır. Siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisi, onun pratik ve tasviri yönünü anlamaya ve ortaya koymaya çalışırken, siyaset felsefesi onun normatif tarafıyla ilgilenmektedir. Weber'den beri bilinmektedir ki, devlet sadece şiddet kullanma tekeline sahip olduğu için değil, ayrıca bu şiddet kullanma tekelinin meşru olmasından dolayı otorite sahibidir. Burada devletin otoritesini tesis etmek için şiddet kullanması işin tasviri tarafını, kullanmakta olduğu şiddetin meşru olması ise normatif tarafını ifade etmektedir. Bu çalışmada siyaset teorisinin en önemli ilgi alanlarından birini oluşturan siyasal otorite kavramsal, tarihsel ve kuramsal açılardan ele alınarak irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vladimir Propp’un Biçimbilimsel Yaklaşımı Çerçevesinde “Basat Depegözi Öldürdügi Boy” Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17283</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17283</guid>
      <author>Mehmet Emin BARS</author>
      <description>Masallar, Anonim Halk Edebiyatının en yaygın mahsullerinden biridir. Masallarda insanlığın geçmişiyle ilgili sırlar bulunduğu gibi derlendikleri toplumun gelenek ve görenekleri de bulunur. Masallarda her tabakadan kişileri görmek mümkündür. Masal her çeşit insanın örnek edilmeye değer ile kaçınılması gereken niteliklerini dinleyicisinin karşısına çıkarır. Vladimir Yakovlieviç Propp göstergebilim, budunbilim, halkbilim gibi alanlarda çalışmalar yapmış, bu alanlarda önde gelen bilim adamlarından biridir. En önemli yapıtı sayılan “Masalın Biçimbilimi” adlı eseri önemli kaynakçalardan biri olarak kabul edilir. Propp bu önemli eserinde, olağanüstü masalların yapısını belirlemeye çalışır. Kendi dönemindeki halkbilim ve metin çözümlemeleri çalışmalarından yöntem açısından hayli ileri seviyede olan “Masalın Biçimbilimi” daha sonraları pek çok dile çevrilir. 1978-1982 yılları arasında da “Masalın Biçimbilimi” adıyla Türkçeye çevirisi yapılır. Birçok bilim adamı bu yapıta yönelik eleştirileri ya da bu yapıta dayanarak geliştirdikleri metin çözümlemeleriyle V. Propp’un bu alanda açtığı çığırın önemini ortaya koymuşlardır. V. Propp, öncelikle, çalışmasını olağanüstü (peri) masallarla sınırlandırır. Propp, peri masallarının konularını birbirleriyle karşılaştırmaya girişir. Bu amaçla özel yöntemler izlenerek önce olağanüstü masalların oluşturucu bölümlerini ayırt eder, sonra da masalları oluşturucu bölümlerine göre karşılaştırır. Çalışmasının sonucunda biçimsel bir yapı ortaya çıkarır. Başka bir ifadeyle masalların oluşturucu bölümleri ile bu bölümlerin kendi aralarında ve bütünle kurdukları bağıntılar açısından bir betimlemesini yapar. Bu çalışmada öncelikle göstergebilim, budunbilim ve anlatı çözümlemesi alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan halkbilimi uzmanı Vladimir Yakovlieviç Propp’un “Masalın Biçimbilimi” adlı kitabında yer verdiği kuramı hakkında bilgi verilecektir. Daha sonra Dede Korkut hikâyelerinden “Basat Depegözi Öldürdügi Boy” adlı hikâye bu kuram çerçevesinde incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sait Faik Ve Miljenko Jergoviç’in Hikayelerinde Çevresel Etmenlerin Anlamsallığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17378</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17378</guid>
      <author>Sibel BAYRAM</author>
      <description>Modern Türk hikayeciliğin kurucusu olarak kabul edilen Sait Faik, klasik hikaye kurallarını yıkmış getirdiği yeniliklerle "kökü kendisinde olan" bir yazar olarak kabul edilir. Daha çok kendisinden yola çıkarak çevresindeki izlenimlerini anlatan yazar, insan gerçeğini anlamaya çalışmıştır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek kendisine özgü bir tarz oluşturmayı başarmıştır. Hikayelerinde küçük insanı şiir kokusunda anlatır. Saraybosna'da doğan Miljenko Jergoviç adlı yazar da Sait Faik gibi hikayelerinde hayatı aşırılıklara kaçmadan şiir tadında ifade etmiştir. Akıcı bir dille olayları anlatırken başka insanların dikkat etmediği küçük unsurlara farklı anlamlar yükler. Farklı milletlere ait olmakla birlikte iki yazarın tekniği ve bakış açıları arasında benzerlikler gösterilmektedir. İkisi de çevredeki canlı cansız unsurları kullanarak hikayelerinin temasını oluştururlar. Her iki yazarın hikâyelerinde mekân önemli bir karakter olarak karşımıza çıkar. Yaşanılan mekânlar, şehirler, aynı zamanda hayat öykümüzün belgeleridir. Her şehir binlerce, milyonlarca hayat saklar. Aynı zamanda geleceğe dair hayalleri de barındırır. İnsanlar yaşadığı mekânlardan izler taşır aynı zamanda izler de bırakır. Mekânla insan arasında karşılıklı bir alış-veriş söz konusudur. Bu alışveriş sadece mekânla sınırlı olmayıp insanın çevresindeki her nesne her unsurla varolan bir alışveriştir. Jergoviç'in hikâyelerinde Saraybosna'yı ele alış biçimi ile Sait Faik'in İstanbul'u ele alışı bakımından benzerlikler gösterir. Her iki yazarın hikâyelerinde şehir, olayların arka fonunda her zaman kendisini hisettirir. Okuyucu mekânı unuttuğu anda şehir yine karşımıza çıkar. Eserlerinde trajedileri göremeyiz. Miljenko Jergoviç, Bosna savaşını hikayelerinde konu ederken dahi savaşın arka planındaki sıradan günlük hayatın fotoğrafını bize verir. Sait Faik ve Miljenko Jergoviç, yaşamın sahnelerini böylece küçük fotoğraflarla betimler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Ve Bazı Avrupa Birliği Ülkelerindeki Öğretmen Yetiştirme Uygulamalarının Karşılaştırılmalı Olarak İncelenmesi (Almanya, Finlandiya, Fransa, İngiltere Ve Türkiye Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17397</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17397</guid>
      <author>Hilal BİLGİN, Necdet AYKAÇ , Hasret KABARAN</author>
      <description>Bu çalışma, Türkiye’deki öğretmen yetiştirme süreci ve uygulamaları ile Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde güçlü ekonomiye sahip olan Almanya, Finlandiya, Fransa ve İngiltere’deki öğretmen yetiştirme sistemlerini karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamıştır. Bu ülkelerdeki öğretmen yetiştirme politikaları ve uygulamaları, eğitim programları, öğretmen yetiştiren kurumları, öğrencilerin öğretmen yetiştirme programlarına kabul koşulları, öğretim süreleri, öğretmenlik uygulamaları, öğretmenlik mesleğine atanma koşulları ve öğretmenlik mesleğinin statüleri incelenerek Türkiye’deki mevcut durumla karşılaştırılmış ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu sebeple, çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmış ve araştırma verileri literatür taraması yapılarak elde edilmiştir. Verilerin toplanması aşamasında; Almanya, Finlandiya, Fransa, İngiltere ve Türkiye’de uygulanmakta olan öğretmen yetiştirmeyle sistemleriyle ilgili tez, kitap, dergi, makale gibi basılı bilimsel kaynaklardan yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler araştırmanın amaçları doğrultusunda belirlenen kriterlere göre betimsel analiz yaklaşımı kullanılarak çözümlenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, Fransa ve Türkiye’nin öğretmen yetiştirme programlarında konu alanı bilgisi ve eğitimi ön plandayken; Almanya, İngiltere ve özellikle Finlandiya’da öğretmenlik uygulamalarının programın büyük bir kısmını oluşturduğu görülmüştür. Ülkelerdeki öğretmen yetiştiren kurumlara giriş ve mesleğe atanma koşullarının birbirinden farklı olduğu, staj ve uygulama açısından en az olanak sağlayan ülkenin Türkiye olduğu, en uzun eğitim süresinin öğretmen olabilmek için yüksek lisans bitirme şartı isteyen Finlandiya’da olduğu ve son olarak, incelenen ülkeler arasında en dikkat çeken ülkenin Finlandiya olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Beyin Temelli Öğrenme Yaklaşımının Türkçe Öğretimine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17126</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17126</guid>
      <author>Mesut BULUT</author>
      <description>Bilgi çağının yaşandığı günümüzde, bilgiye erişim daha kolay olmakla birlikte, bir o kadar zordur; çünkü bilgi teknolojisi ile birlikte bireyler; aynı anda birden fazla işle meşgul olmakta, bu yüzden birey, fizyolojik ve psikolojik olarak öğrenme eylemine odaklanamama sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır. Şüphesiz bu durum bireylerin eğitim-öğretimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu noktada, özellikle öğrenci ve öğretmen açısından öğrenme psikolojisi önemle üzerinde durulması ve çalışmalara konu olması gereken bir konudur. Bu bağlamda eğitim- öğretim programları da çağın gereklerine uygun olarak hazırlanmak ve uygulanmak durumundadır. Türkçe öğretim programı, içeriği ve bu içeriği uygulama noktasındaki öğretmen ve öğrenci bu noktada önem kazanmaktadır. Eğitim-öğretim faaliyetleri içerisinde önemli bir yere sahip olan dil öğretimi; bireylerin kendini ifade etmesi, saygın bir konuma gelmesi, iyi bir iş sahibi olması, değişen dünya düzenine uyum sağlaması, kültür aktarımının sağlanması, ancak iyi bir dil eğitimi ve öğretimi ile mümkündür. Bu bağlamda, beyin odaklı olarak dil öğretimi ve öğrenimi önemli bir konudur. Her milletin veya her devletin üzerinde ciddiyetle durduğu bir konudur. Değişen ve de küreselleşen dünyada, eğitim-öğretim programları da sürekli değişiklikler yaşamaktadır. Bu değişiklikler, Türkçe öğretiminde de kendini hissettirmek durumundadır; çünkü bir toplumu ve milleti ayakta tutan varlığını devam ettiren en önemli unsur dildir. Konuştuğumuz, yazdığımız dil olan Türkçemizin öğretimi konusunda birçok sorun bulunmaktadır. Araştırma, tarama modeli yöntemiyle yapılmıştır. Araştırmada, beyin temelli öğrenme yaklaşımı çerçevesinde Türkçe eğitimi ve Türkçe öğretimi açısından çeşitli değerlendirmelerde bulunulmuş, çeşitli sonuçlara ulaşılmış, önerilerde bulunulmuştur. Türkçe öğretimi ile ilgili sorunlara çözüm noktasında beyin temelli öğrenme yaklaşımı ve Türkçe öğretimi arasındaki ilişki ele alınmıştır. Türkçe öğretimi ve Türkçe öğretim programından hareketle beyin temelli öğrenmenin Türkçeye yansımaları üzerine yaptığımız bu çalışmanın Türkçeye ve bu konuda yapılacak çalışmalara katkı sunması hedeflenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarık Buğra'nın Romanlarında Kadın, Erkek İzlekleri Ve Birbirleriyle Olan İlişkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17417</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17417</guid>
      <author>Yıldıray BULUT</author>
      <description>Türk romancılığının önemli isimlerinden biri olan Tarık Buğra, sadece roman ile değil, hayatının gençlik döneminde şiirle ve mesleğinin ilerleyen yıllarında gazetecilikle de uğraşan, yazdığı hikayeler ve tiyatro oyunları ile dikkat çeken önemli bir yazarımızdır. Eserlerinde Türk siyasi hayatının panoramasını çizer. Halkçı ve devletçi bir bakış açısıyla, ülke siyaseti ve sosyal yaşamının geçirmiş olduğu evreleri romanlarında konu edinir. Tarihsel köklerimize olan derin saygısını benliğinde her daim taşır ve yurttaşlarını edebî hayatının odak noktasına koyar. 1950'lerde gelişen soyut tahlilci hikaye anlayışına bağlı olan yazar, romanlarında ise düğüm yaratan bir yapı arz eder. Sınırlı motifleriyle birlikte, kapalı; üslup açısından bir endişe taşıyan, sembollere dayalı bir yazı anlayışı vardır. Dil mükemmeliyetçiliği bariz olan yazarın, kelime hazinesi oldukça zengindir. Hikaye ve romanlarında kişi, çevre ve olay tasvirleri gözlemciliğe dayanmaz. Bu yönüyle gözlemci değil izlenimci bir yazar olmayı tercih eder. Tarık Buğra, Anadolu'nun küçük bir kasabası olan Akşehir'de dünyaya gelmiştir. Bu bakımdan kasaba merkezli bir romancı olan yazarın, romanlarında insan ilişkilerini ve birbirleriyle olan diyaloglarını okuyucularına aktarması kaçınılmaz olacaktır. Bu çalışma ile, Tarık Buğra'nın matbu on romanında, kadın ve erkek izleklerinin nasıl işlendiği, şahısların olay örgülerine katkılarının ne derecede olduğu, sosyal hayatın bir parçası olan kadın – erkek ilişkisinin okuyucuya hangi şekillerde aktarıldığı, bu ilişkilerin kişiler ve çevreleri üzerinde nasıl bir etki bıraktığı sorularına yanıt aranmıştır. Bu yanıt arama sırasında öncelikle tek tek roman kişilerinin kişilik özellikleri ortaya çıkarılmış daha sonra da birbirleriyle olan ilişkileri, benzerlikleri ve farklılıkları üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şeyhî’nin Gazellerine Tasavvufî Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17352</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17352</guid>
      <author>Hasan CANKURT</author>
      <description>Türk şiirinin güçlü seslerinden olan Mevlânâ Şeyhî, Divan şiirinin temellerinin atıldığı 15. yüzyılda yaşadı. 15. yüzyılda Anadolu’da güçlü bir tasavvuf kültürü hakimdi. Bu yüzden söz konusu yüzyılda her şairin tasavvufî remizlerden az veya çok istifade ettiğini görüyoruz. Fakat onların içerisinde öyle bir şair vardı ki âşıkâne ve rindâne üslubuyla, tam bir yerli söyleyişle tasavvufu şiirinde yoğurmuş, bunları İran kökenli mazmunlarla birleştirerek estetiğin büyülü havasında eritebilmiştir. Aslında ona tasavvuftan istifade etti demek çok yanlıştır. O, tasavvufu bizzat yaşamış mutasavvıf bir şairdir. Şiirin tasavvufla en fazla yoğrulduğu bir dönemde yaşayan Şeyhî, Hacı Bayram-ı Velî’nin müridi, bazı kaynakların beyanına göre de onun Kütahya halifesidir. Yaşayış olarak Bayramî olan Şeyhî, mecâzî aşkında Selmân-ı Sâveci ve Hâfız-ı Şirâzî’den etkilenmiştir. Şeyhî’deki tasavvuf, Yunus Emre veya Eşrefoğlu Rumî’deki gibi değildir. Her iki mutasavvıftaki didaktik söyleyişe çalan üslubu, Şeyhî’de bulamayız. Onun şiirlerinde rindâne ve âşıkâne eda iç içedir. Ham sofulara yani zâhidlere karşı rindlerin yanında yer almış fakat zâhidleri ifade ederken çok sert davranmamıştır. Kanaatimizce bu tercih, ciddi bir Bayramî oluşundan kaynaklanır. Bazı kaynaklar, onun Nesimî ile Bursa’da görüştüğünü belirtirler. Fakat, Nesimî’nin keskin diline ve ironik üslubuna onda rastlanmaz. Bu çıkarımları, daha çok gazellerini dikkate alarak yapıyoruz. Anahtar Kelimeler: Şeyhî, tasavvuf, gazel, üslup.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dönüşlülük Zamiri ve Kırgız Türkçesindeki Kullanımı Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17291</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17291</guid>
      <author>Murat CERİTOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada, öncelikle, dil göstergeleri olan sözlerdeki gösteren gösterilen ilişkisi esas alınarak zamirlerin asıl sözler ve yardımcı sözler içindeki yeri üzerinde durulmuştur. Zamirlerin gösteren gösterilen ilişkisinin konuşana göre değişmesi ve süreklilik arz etmemesi bakımından asıl sözlerden ayrıldığı görülmüştür. Nesneleri konuşan, dinleyen, adı geçen ve bunların dâhil oldukları topluluklar şeklinde temsil etmek için kullanılan kişi ve dönüşlülük zamirleri hakkında bilgi verilmiştir. Kırgız Türkçesinde dönüşlülük zamiri olarak kullanılan öz sözünün iyelik ekli biçimleri kullanılmaktadır. Öz sözünün iyelik eki almış biçimleri Kutadgu Bilig, Atabetül Hakayık ve Gülistan Tercümesi gibi tarihi dönem metinlerinde özne olduğunda iyelik eki almış bir ad gibi de dönüşlülük zamiri olarak da algılanabildiği görülmüştür. Çalışmanın devamında Kırgız Türkçesiyle yazılmış roman ve hikâyelerden dönüşlülük zamiri örnekleri derlenmiş. Derlemeden yola çıkılarak yapılan değerlendirme sonucunda, Kırgız Türkçesinde dönüşlülük zamirinin cümlede özne ve yüklem olarak görevlendirildiğinde kişileri vurgulu temsil ifadesinin öne çıktığı belirlenmiştir. Ayrıca kurulan cümlede özne ile belirtili nesne, yer tümleci veya zarf tümlecinin aynı kişiler olması durumunda kişi zamirleri genellikle özne olarak, dönüşlülük zamirleri ise belirtili nesne, yer tümleci veya zarf tümleci olarak görevlendirilmiştir. Kırgız Türkçesinde dönüşlülük zamirlerinin tamlayan olduğu ad tamlamalarında tamlanan unsura ilgili kişinin iyelik ekleri ulanmaktadır. Bu da Kırgız Türkçesinde dönüşlülük zamirlerinin kişileri temsil etme yeteneğinin derecesini göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Midhat’ın Uykuya Dair Bir Kitabı Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17428</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17428</guid>
      <author>Aysel CİĞERLİOĞLU</author>
      <description>Tanzimat dönemi yazarlarından Ahmet Midhat (1844-1912)’ın Nevm ve Hâlât-ı Nevm adlı eseri 1298 (1882) yılında yayımlanmıştır. Söz konusu eser bilimsel araştırmalar ışığında yazılmış, bilgilendirici ve edebiyat dışı bir eserdir. İnsanın hemen hemen her hâlini konu edinen eserler yazmış olan Ahmet Midhat, bu eserinde de uyku ve uykunun hallerinden bahseder. Eser iki ana bölümden oluşmaktadır; ilki “Nevm” ikincisi ise “Hâlât-ı Nevm”dir. İki ana bölüm de on bir bölümden oluşmaktadır. Yazar, ilk olarak uyku ve ölüm arasındaki farka değinerek giriş yapar. Uykunun asıl uyanıklık ve asıl uyanıklığın uyku sayılıp sayılamayacağını açıklar. Ahmet Midhat’a göre insanın uyanıklığı mevcut işin dışındaki işlerden soyutlanmakla mümkündür. Buffon ve Descartes’ın düşüncelerine yer vererek uykunun fizyoloji bilimince neden meydana geldiğini anlatır. İnsan vücudunu makineye benzeterek insanın uyku esnasında vücutta meydana gelen fiziksel olaylara ve vücudun ertesi gün için kuvvet topladığına değinir. Sunî rüyanın nasıl meydana gelmekte olduğunu ve uyuyanlara sunî rüya gösterilmesinin mümkün olup olmadığını anlatır. Formey’in düşüncelerinden yola çıkarak organlardan ziyade hissin önemini vurgular. İnsanın zihninde olmadığı halde gördüğü şeylerin kuruntudan kaynaklandığını belirtir. Farklı araştırmacılardan yararlanarak kâbusun meydana gelme sebeplerini aktarır. Araştırmacılara göre düzgün rüya görme şartlarının neler olduğunu aktarır. Rüyaların meydana gelme sebeplerini ve rüya yorumunu kişinin kendi yapması gerektiğini belirtir. Hafızada mevcut olanların veya kuruntunun sebep olduğu rüyalar dışında başka şeylerden meydana gelen rüyalar da vardır. Uyku esnasında meydana gelen sayıklamaktan bahseder. Sonrasında Voltaire’in düşüncelerine yer vererek somnambülizm yani uyurgezerlikten bahseder. Ayrıca sayıklamak ve uyurgezerlik arasındaki farka değinir. Son olarak, uyku ve uyku hallerini özetleyerek eserini tamamlar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe, İngilizce ve Almanca Öğretmen Adaylarının Türkçe Bilgilendirici Metinleri Anlama Becerilerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17282</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17282</guid>
      <author>İbrahim COŞKUN, Handan KÖKSAL , Yıldırım TUĞLU</author>
      <description>Bilgi almanın temel yollarından biri olan okumanın amacına ulaşması için, anlamanın da tam olarak sağlanması gerekir. Bir metnin okunması kadar anlaşılması da önemlidir. Ayrıca okuma becerilerinin geliştirilmesi için anlama düzeyinin de geliştirilmesi gerekmektedir. Okuma, bilişsel kazanımlarla bazı motor becerilerin ortak çalışmasıyla yazılı sembollerden anlam çıkarma etkinliğidir. Okuma yoluyla yazar ile okuyucu arasında bir ilişki kurulmaktadır. Okuyucudan, yazarın verdiği mesajın ne olduğunu anlaması istenir. Bu çalışmada, Türkçe, İngilizce ve Almanca öğretmeni adaylarının okuduğunu anlama becerilerinin çeşitli açılardan incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, nitel araştırma yönteminin durum çalışması tekniğinden yararlanılmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemine göre belirlenmiş olan katılımcılar toplam 90 öğretmen adayından oluşturulmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilen Okuduğunu Anlama Becerileri formu kullanılmıştır. Bu form kişisel bilgiler ile ‘Şiir ve Matematik’ başlıklı bilgilendirici metin ve toplam 9 okuduğunu anlama sorusundan oluşmaktadır. Veri toplama formunun puanlayıcılar arası güvenirlik katsayısı .91 olarak hesaplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, betimsel analiz yaklaşımından yararlanılmıştır. Araştırmanın sonucunda Türkçe öğretmeni adaylarının temel ve derin anlama kategorisindeki anlama puanlarının diğer öğretmenlik programlarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Derin anlama II kategorisinde en yüksek anlama puanını İngilizce öğretmeni adayları almıştır. İngilizce öğretmeni adaylarının temel anlama puanları Türkçe öğretmeni adaylarından düşük, Almanca öğretmeni adaylarından yüksek çıkmıştır. Okuma dili açısından üç farklı dilde de sık sık okumalar yapan katılımcılar Almanca öğretmeni adayladır. Ancak bu durumun Almanca öğretmeni adaylarının anlama puanlarına yansımadığı görülmüştür. Araştırmanın sonucunda öğretmenlere ve öğretmen adaylarına strateji temelli okuduğunu anlama eğitimi verilmesi gerektiği ve okumanın alışkanlık haline getirilmesi için ilgili kurumların özel önem gösterilmesi gerektiği de önerilmiştir. Ayrıca her öğretmenlik programının okuduğunu anlama becerilerinin ayrı ayrı ve farklı metin türlerine göre araştırılması önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nef'î Divanı ve Sihâm-ı Kazâ'nın Zihniyet, Edebîlik ve İçerik Bakımından Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17429</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17429</guid>
      <author>Nurettin ÇALIŞKAN</author>
      <description>Divan edebiyatının yalnızca dil ve üslup değil, zihin yapısı bakımından da oturmuş bir geleneği vardır. Bu zihin yapısının temelinde Osmanlı toplum düzeninde yürürlükte olan ahlaki tutumlar ve gelenekler bulunur. 17. yüzyılın kendine özgü üslubu ile öncü</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tür Ve Tarz Çeşitliliği Açısından Zengin Bir Divan: Süheylî Dîvânı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17237</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17237</guid>
      <author>Mehmet Sait ÇALKA</author>
      <description>Edebiyat teorisinde tür, metnin/şiirin neyi anlattığı, yani muhtevayı; tarz ise, nasıl anlattığını, yani ifade biçimini karşılar. Bir ifade biçimi olarak tarz, genellikle şairin/nâsirin oluşturduğu metinde kendini ne şekilde ifade ettiği ile ilgili okuyucuya ip uçları sunarken; tür ise, hem şairin hem de toplumun içinde bulunduğu sosyo-kültürel durumu hakkında izler verebilmektedir. Özellikle Osmanlı sahasının edebî olarak ayrıntılı bir şekilde incelenip irdelenmesi, bir sosyal ferd olarak ediplerin metinlerinde kullandıkları türlerin eksiksiz bir şekilde ortaya konmasına bağlıdır. Bu anlamda tür, metnin yorumlanabilmesi için tespit edilmesi gereken bir araç olarak görülmektedir. İşte Osmanlı İmparatorluğu’nun her bakımdan ihtişamlı olduğu ve buna paralel olarak Klasik Türk edebiyatı metinlerinin de zirve yaptığı bir dönem olan on altıncı yüzyılda yaşayan Süheylî de bu zengin tür ve tarz malzemelerini barındıran dîvânıyla karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzyılda devletin ve toplumun içinde bulunduğu rûhî ve bedenî zenginliğin, Süheylî</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçenin Yabancı Dil Olarak Çevrimiçi Öğretiminde Bir İzlence Tasarımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17353</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17353</guid>
      <author>Aytaç ÇELTEK</author>
      <description>Ege Üniversitesi (Rodos, Yunanistan), Yaşam Boyu Öğrenim için çeşitli çevrimiçi programlar sunmaktadır. Birinci aşama olarak, 2012-2013 öğretim yılında, 14 program hayata geçirilmiştir ve ikinci döngüsünde, 2013-2014 öğretim yılında, 53 program ve 346 modül (E-epimorfosi 2013) sunulmaktadır. E-didaskaleio glosson Programı yetişkinler için çevrimiçi yabancı dil kurslarını kapsamaktadır. Çevrimiçi uzaktan eğitim programının amacı, yetişkinler için, seçtikleri yabancı dilde iletişim kurmayı kolay ve keyifli bir şekilde öğrenmelerini sağlayacak bir yol sunmaktır. Uygulamasının ilk yılı olan 2012-2013 öğretim yılında, yeni başlayanlar için çevrimiçi Türkçe dersleri sunulmuştur. Uygulamanın ikinci yılı olan 2013-2014 öğretim yılında ise, hem başlangıç hem de orta düzey için Türkçe dersleri sunulmaktadır. Birinci yıldaki izlence, Türkçe hakkında çok az ya da hiç bilgisi olmayan yetişkin Yunan öğrenciler için tasarlanmıştır. Derslerde konuşma akıcılığının geliştirilmesi üzerinde durulmuştur ve öğretim/öğrenim yöntemi ağırlıklı olarak eşzamanlı olmuştur ancak eşzamanlı olmayan uygulamalara da yer verilmiştir. Yetişkin öğrenciler haftada bir, bir saatlik grup telekonferans oturumlarına katılmışlardır ve her grupta ortalama 8 öğrenci yer almıştır. Katılımcıların hem metin hem de ses kaydı içeren ders malzemesine bir Moodle ortamında erişimleri sağlanmıştır. Bu ortam, özellikle, üniversitede çevrimiçi Yaşam Boyu Öğrenme programları için tasarlanmıştır. Bu çalışma, uygulamanın ilk yılının bir durum çalışmasıdır ve derslerin ve izlencenin tasarlanması ve gerçekleştirilmesi ve öğrencilerin geri bildirimleri hakkında bilgi sunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Telaffuz Vurgu ve Tonlama Konularının Dinleme Destekli Öğretimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17130</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17130</guid>
      <author>Arif ÇERÇİ</author>
      <description>Özet İlköğretim 7. sınıf Türkçe dersi konuşma eğitiminin telaffuz, vurgu ve tonlama konularının dinleme destekli öğretimine yönelik olarak tarafımızdan hazırlanan dinleme destekli öğretim materyalleri ile aynı konuların dilbilgisi kuralları çerçevesinde öğretimine yönelik hazırlanan yazılı materyalleri kullanan öğrencilerin konuşma becerileri arasındaki farkı belirlemek amacıyla yapılan bu araştırma “kontrol gruplu ön test ve son test” modele dayalı deneysel bir çalışmadır. Araştırma 2012-2013 öğretim yılında Mersin-Erdemli Mehmet Akif Ersoy İmam Hatip Orta Okulu ve Turgut Özal İlköğretim Okulu’nda öğrenim gören 7. sınıf öğrencileri üzerinde yapılmıştır. Bu okulların 7. sınıflarında öğrenim gören 73 öğrenciye araştırmanın veri toplama aracı ön test olarak uygulanmıştır. Yapılan ön test uygulamasından sonra araştırma denekleri bu 73 öğrenci arasından seçilmiştir. Araştırma sürecinde, telaffuz, vurgu ve tonlama konularının öğretiminde, kontrol gruplarında araştırmacı tarafından hazırlanan telaffuz, vurgu ve tonlama konularının dilbilgisi kuralları çerçevesinde işlendiği yazılı materyallerle; deney gruplarında ise yine araştırmacı tarafından hazırlanan dinleme destekli materyallerle öğretim gerçekleştirilmiştir. Uygulama sürecinin başında bütün gruplardan hazırlıklı konuşmaların, hazırlıksız konuşmaların, farklı vurgularla anlamı değişen cümlelerin ve farklı tonlamalarla duygu değeri değişen cümlelerin ses kayıtları ön test olarak alınmış, aynı veri toplama araçları, uygulamanın sonunda son test olarak yeniden tatbik edilmiştir. Telaffuz, vurgu ve tonlama konuları, 8 haftalık bir zaman dilimi içerisinde, hazırlanan öğretim materyalleri vasıtasıyla işlenmiştir. Deneysel işlemin sonrasında deney ve kontrol gruplarının ses kayıtları ön test- son test başarı yüzdeleri arasındaki farkı vurgu ve tonlama becerisi bakımından ortaya koymak amacıyla, veriler ‘Praat’ ses analiz programında çözümlenmiştir. Tonlama becerisinde öğrencilerin tonlama becerisi uzmanların tonlamaları ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca telaffuz kusurları, araştırmacı tarafından kontrol listesi olarak hazırlanan ‘Telaffuz Kusurları Tespit Formu’ aracılığıyla ve gözlem yöntemiyle tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda deney grupları ve kontrol grupları arasında kelime vurgusu, kelime grubu vurgusu, cümle vurgusu, tonlama ve telaffuz becerilerindeki başarı bakımından istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmuştur. Bulgular, araştırmada denenen konuşma eğitimin telaffuz, vurgu ve tonlama konularının dinleme destekli öğretiminin, bu konuların dilbilgisi kuralları çerçevesinde hazırlanan yazılı materyallerle öğretiminden ilköğretim 7. sınıf öğrencilerinin konuşma becerilerindeki başarıyı arttırmada daha etkili olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgulara bağlı olarak, konuşma eğitiminin telaffuz, vurgu ve tonlama konularının öğretiminde, deney gruplarında kullanılan öğretim materyallerine benzer nitelikteki materyallerin kullanılabileceği önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Çalışmaları Ekseninde “Ne Yüzüğe Takılan Ne Sokağa Bırakılan” Kıymet: Ahmed Vefik Paşa</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17405</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17405</guid>
      <author>Dilek ÇETİNDAŞ</author>
      <description>Tanzimat döneminin önemli fikir ve siyaset adamlarından olan Ahmed Vefik Paşa, telif, çeviri ve adapteleri türünde eserleri ile de yenileşme dönemi edebiyatı içerisinde oldukça mühim bir rol oynar. Türklüğün uzak dönemlerindeki tarih ve dil sahalarına yönelerek, öne sürdüğü fikirler ve yaptığı derlemeler ile devrin siyasî görüşlerini de besleyen Paşa, özellikle hazırladığı etimolojik sözlükte, Türk kelimesinin manasını sütunlar boyunca açıklarken, aslında imparatorluk coğrafyasındaki öz unsurlara ve halka dönüşün de sinyallerini verir. Uzun yıllar boyunca üzerinde düşünülmeyen Türk kavramını, Türklerin tarihi, medeniyetleri, devletleri, geniş bir coğrafyaya yayılan kolları birleştiren bir yapıya sahip oluşunu açıklayarak derinleştirir, böylece de ilmî ve kültürel Türkçülüğün de öncülerinden olur. Bu bağlamda Ahmed Vefik Paşa Osmanlı ve İslam tarihi dışında kadim ve bağımsız bir Türk tarihi olduğunu, dünya üzerinde pek çok Türk devleti bulunduğunu ve buralarda yaşayan insanların tamamının Türk kabul edildiğini ve yine ana Türkçede Osmanlıca dışında da dil kolları bulunduğunu, Osmanlıcanın bu kollardan sadece biri olduğunu gür sesle söyleyen ve Türkçeyi Arap ve Fars dillerinin dışında bağımsız bir dil olarak değerlendiren ilk isimdir. Ahmed Vefik Paşa, aziller, ödüller, kabuller ve redler içerisinde geçen ömrü boyunca karakterinden ve anlayışından taviz vermeden çalışan; devlet adamlığından edebiyatçılığa, dil âlimliğinden tarihçiliğe varana kadar hemen her konuda başarı gösteren bir şahsiyettir. Ancak onun asıl önemli cephesini tarih ve dil konusundaki duyarlılığı oluşturur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Küreselleşme Ve Tüketim Kültürünün Yaygınlaşması Bağlamında Türkiye’de Cadılar Bayramı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17367</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17367</guid>
      <author>Nilgün ÇIBLAK COŞKUN, Harika ZÖHRE</author>
      <description>Küreselleşme kavramıyla dünya toplumlarını birbirine yaklaştırmak düşüncesi hedeflenmiş olmakla birlikte uygulamada durum hiç de bu şekilde yürümemiştir. Bu süreç, ekonomisi, sanayisi ve teknolojisi gelişmiş ülke ya da ülkelerin sürekli olarak kendi üretimleri ya da değerlerini diğerlerine vermeleri şeklinde ilerlemektedir. Böylelikle gelişmekte olan pek çok ülke, Batı toplumları lehine tek boyutlu bir kültürel kimliğe yani “tek tipleşme”ye doğru gitmektedir. Küreselleşmenin dijital alandaki gelişmelerle ivme kazanması ve gelişmiş ülkelerin kendi kültürel değerlerini metalaştırarak iletişim teknolojisiyle piyasaya sürmesi, dünyanın geri kalan kesiminin aynı kültür kaynaklarından beslenmesini hızlandırmıştır. Bu da Türkiye gibi yönü Batı’ya dönük pek çok ülkede, mevcut kültürel değerlerin içinin boşaltılması ya da kaybolması tehlikesini beraberinde getirmiştir. Nitekim Türkiye’de geleneksel ritüeller yerine Batı kaynaklı ritüellerin yaygınlık kazanması; hatta bu kutlamalardan “Cadılar Bayramı”nın son dönemlerde oldukça popüler hale gelmesi bu duruma güzel bir örnektir. Türkiye’de Cadılar Bayramı ilk önceleri sadece büyük şehirlerde kutlanırken her geçen yıl diğer şehirlerde yaşayan insanlar tarafından da bilinmeye ve geleneksel hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bu makalede öncelikle Cadılar Bayramı’nın kökeni, yayılması yazılı ve sözlü kaynaklardan yararlanılarak ABD’deki kutlama şekilleri üzerinde durulmuş, sonrasında ise bu kutlamanın Türkiye’ye girişi, kimler tarafından ne şekilde kutlandığı ve kutlanma sebepleri küreselleşme ve tüketim kültürünün yaygınlaşması bağlamında ele alınıp incelenmiştir. Geleneksel inanç ve ritüellerin, günümüz yaşam koşulları içerisinde içselleştirilememesi, bu değerlerin yerine küresel sermaye tarafından yaratılan ritüellerin almasında etkili olmuştur. Bu süreç tüketim kültürünü de teşvik etmektedir. Küreselleşmenin yoğun akışı içerisinde ulusal değerleri korumak ya da bu konuda bazı önlemler almak zaruri hale gelmiştir. Bu aşamada geleneksel ritüelleri yeniden yorumlayarak bunları küresel dünyada uygulanır hale getirmek; milli eğitim müfredatını kültürel değerleri de odak alarak düzenlemek ve gelenek-görenekleri konu edinen televizyon programlarını mutlaka desteklemek alınabilecek önlemlerden bazısıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Herat Ekolü Tezkirelerinden XVI. Yüzyıl Şu’ara Tezkirelerine Şairlerle İlgili Bilgi Edinme Kaynakları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17409</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17409</guid>
      <author>Mehmet Nuri ÇINARCI</author>
      <description>Klasik edebiyatımızda şairlerin hayatları ile ilgili en eski ve en geniş bilgileri içeren kaynakların başında tezkireler gelmektedir. Tezkireci kendi döneminde ya da kendisinden önce yaşamış şairlerle ilgili bilgi toplarken yazılı ve sözlü birçok kaynaktan istifade eder. Kaynaklardan elde edilen bu malzeme tezkirecinin kendine özgü tasnif usulü ve tezkire diliyle biyografik bir yapıt olarak hayat bulur. Ancak bir tezkirenin değeri aynı zamanda şairlerle ilgili bilgi verirken istifade ettiği kaynakların güvenirliğine ve çeşitliliğine de bağlıdır. Bu çalışmada Anadolu’da ortaya çıkan tezkirecilik geleneğinin alt yapısını oluşturan Herat ekolü tezkirelerinden (Bahâristân, Devletşâh Tezkiresi, Mecâlisü’n-Nefâ’is) başlayarak XVI. yüzyılda yazılmış Osmanlı sahası tezkirelerine kadar bu eserlerin şairlerle ilgili bilgi verirken hangi kaynaklardan istifade ettikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kaynak tespiti yapılırken de hem Herat ekolü tezkireleri hem de Anadolu sahasında yazılan tezkirelerde tezkirecinin kullandığı kaynakların tarihsel süreç içerisinde nasıl bir değişim ve gelişim çizgisi takip ettiği ayrıca kaynaklardan hangi yönleriyle (şairin hayatı, sanatı, eser(ler)i) istifade edildiği de ortaya konulmuştur. Bu nedenle hem Herat ekolü tezkireleri hem de XVI. yüzyılda kaleme alınmış bütün Osmanlı sahası tezkireleri ve İran’da yazılmasına rağmen Anadolulu şairleri anlatan Garîbî’nin “Tezkire-i Şu’ara-yı Rum” adlı tezkiresi de incelenmiştir. İnceleme esnasında tezkirelerin tercümeleri ve Türkçeye aktarılmış transkripsiyonlu metinlerinden istifade edilmiş ve örnek alıntılarda esas metne sadık kalınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uygur Metinlerinde Yılan</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17415</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17415</guid>
      <author>Ümit Özgür DEMİRCİ</author>
      <description>Orta Asya’da bozkır hayatı yaşayan Türklerin hayatlarında hayvanlar önemli bir yer tutmuştur. Türk menşeli olduğu düşünülen 12 hayvanlı takvim, her biri bir hayvan adıyla anılan 12 yıllık devre esasına dayanmaktadır. Hayvanlar Türklerin inançlarında da önemli bir yere sahiptir; Gök Tanrı, Manihaizm, Budizm gibi dinlerde hayvanlar çeşitli düşünceleri veya ruhları temsil etmiştir. Şamanizm inancında yılan, Şaman’ı kötü ruhlara karşı korurken, Budizm inancında var oluş döngüsünün merkezinde bulunan yılan, kızgınlığı temsil eder. Budizm’deki reenkarnasyon inancına göre önceki hayatlarında kötülük yapan canlılar, bir sonraki hayatlarında dünyaya geldiklerinde ruhları, karanlıklar dünyasında yılan, fare, domuz vb… hayvanların bedeninde dünyaya gelir. Türklerin sosyal ve dini hayatlarında çeşitli inançları sembolize eden yılan, edebi eserlerine de konu olmuş ve edebi eserlerde 12 hayvanlı takvimin yılan yılı anlamında, Budizm inancının işlendiği dini metinlerde hayatlarında kötülük yapan canlıların bir sonraki yaşamında ruhlarının yılan bedeninde dirilmesi gibi anlamlarda kullanılmıştır. Yılan mitolojide de kendine yer bulmuş ve doğu ile batı mitolojilerinde yaşamsal kudreti, gücü sembolize etmiştir. Yunan mitolojilerinde kayıp hazinelerin bekçisidir. Yine batı ve doğu mitolojilerinde halka şeklini almış yılan en eski evrenin bekçisidir, doğu ve batı mitolojilerinde kuyruğunu ağzına almış, kuyruğunu ısıran yılan sonsuzluğu sembolize eder. Özellikle ölümsüzlüğü sembolize eden halka halindeki kuyruğunu ısıran yılan şeklini biz resim, heykel gibi güzel sanatlarda da buluruz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Türk Edebiyatında Karşılaştırmalı Tezler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17363</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17363</guid>
      <author>Ali DONBAY</author>
      <description>Bu çalışma, Turkish Studies Karşılaştırmalı Dil, Edebiyat ve Eğitim Özel Sayısı (Volume 8/8 Summer 2013)’nda yayımlanan “Karşılaştırmalı Edebiyat Araştırmalarının Yeni Türk Edebiyatındaki Gelişme Çizgisi” makalesinin devamı niteliğindedir. Söz konusu makalenin sonuna, telif ve tercüme kitap, makale, ansiklopedi maddesi, tanıtma yazıları, sempozyum-kongre bildirileri, söyleşi vd. çalışmalardan seçilmiş bir bibliyografya eklemiş, tez çalışmalarını da ayrı bir yazıda yayımlamayı düşündüğümü belirtmiştim. “Yeni Türk Edebiyatında Karşılaştırmalı Tezler” adını taşıyan bu ikinci araştırma, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde ve Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dallarında hazırlanan karşılaştırmalı lisans, yüksek lisans ve doktora tezlerini konu edinmektedir. Yeni Türk Edebiyatı alanında karşılaştırmalı yöntemle yapılan tezlerin ilk örnekleri, Fuat Köprülü tarafından kurulan Türkiyat Enstitüsü’nde bulunmaktadır. Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan bu tezler karşılaştırmalı bakışın oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. Karşılaştırmalı yöntemin Yeni Türk Edebiyatındaki gelişme çizgisini belirleyen asıl tezler ise yüksek lisans ve doktora düzeyindeki tezler olmuştur. Bunlara, çerçeveyi daha genişleterek, konu, şahıs, eser itibariyle Yeni Türk Edebiyatını ilgilendiren, İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Rus, Arap, Fars … vd. filolojilerde ve sonradan kurulan Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümlerinde yapılmış tezleri, Fransa örneğinde olmak üzere, yurt dışında yapılmış çalışmaları da ekledim. Çünkü, diğer bilim dallarında yapılan karşılaştırmalı tezlerin de, yöntemin uygulama örneklerini öğrenmek açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Ortaya Yeni Türk Edebiyatı araştırmalarında kullanılabilecek bir kaynakça çıktı. Eksiksiz olduğu iddia edilemeyecek olan bu kaynakça, benzer çalışmalara öncülük etmek, yeni araştırıcıların ufkunu açmak amacıyla yayımlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmed Nedim Kasimi’nin Öyküleri Işığında I. ve II. Dünya Savaşı’nın Hint Yarımadası’na Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17287</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17287</guid>
      <author>Recep DURGUN</author>
      <description>Ahmed Nedim Kasimi (1916-2006) XX. Yüzyıl Urdu edebiyatının en üretken edebiyatçılarından biridir. Toplumcu gerçekçi bir yazar olan Ahmed Nedim Kasimi eserlerinde, özellikle öykülerinde İlerici Yazarlar Akımı’nın ana temalarından biri olan savaş ve barış temalarını çokça işlemiştir. Hindistan, I. ve II. Dünya savaşının aktif unsurlarından olmamakla birlikte İngiltere'nin sömürgesi olması sebebiyle savaşa dâhil olmuş ve bu iki savaştan en az aktif olan ülkeler kadar etkilenmiştir. Toplumun gerçeklerini göz ardı etmeyen, sorumlu bir edebiyatçı bilinciyle hareket eden Kasimi hayatın içinde seçtiği karakterler vasıtasıyla bu iki büyük savaşın ülkesinde meydana getirdiği maddi ve manevi tahribatı büyük bir ustalıkla öykülerinde ele almıştır. Ahmed Nedim Kasimi, doğduğu dönemde patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nın uzun vadeli etkilerini gençlik yıllarında gözlemleyebilmeyi başarmış, eserlerine dramatik bir biçimde yansıtmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı dönem, Hint Yarımadası’nda özgürlük taleplerinin arttığı, devrimin ayak seslerinin duyulduğu bir dönemdi. İngiltere savaşın aktif ülkelerinde biri olduğu için savaşta kendisine gerekli olan asker ihtiyacını karşılamak maksadıyla kendi boyunduruğu altındaki Hindistan’ı bir oldubitti ile savaşa sokmuştu. Bu iki savaş da yarımadayı derinden etkilemiştir. Ülke gerçeklerini göz ardı etmeyen edebiyatçılar da bu toplumsal gerçeklikleri açıkça eserlerinde dile getirmişlerdir. Kasimi, de insanlık tarihini derinden etkileyen, kendi ülkeleri uğruna değil, emperyal güçlerin baskıları sonucu savaşa sürüklenmiş Hindistan’ın, dul kalan annelerinin, yetim kalan çocuklarının ve sağ salim geri dönmeye başarabilen psikolojik bunalıma girmiş askerlerin duygularına tercüman olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlköğretim Öğrencilerinin Bitişik Eğik Yazıyı Kullanma Düzeyleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17232</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17232</guid>
      <author>Mustafa DURMUŞÇELEBİ, Özer Yener AVCI</author>
      <description>Özet Yazma, ilköğretimde kazandırılmaya başlanan temel becerilerden biridir. Öğretimde yazının bozulması ve öğrenme güçlüklerinin doğmasına neden olur. Bu da bireyin sosyal yaşamda ve akademik hayatta olumsuz etkilenmesine neden olur. Bu çalışma, 2005 yılından itibaren uygulamaya konan bitişik eğik yazının uygulanabilirliği ve bu günkü kullanım düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. 2005 yılında uygulamaya konulan yeni programla birlikte İlköğretim okullarında yazmaya el yazısı ile başlanması ve bu yazının kullanılmasına karar verilmiştir. Bu araştırmada el yazısı ile okuma-yazmaya başlamış öğrencilerin (5.6.7 ve 8.sınıf ) bugünkü el yazısı veya düz yazı kullanma eğilimleri ve becerileri ne durumdadır? Sorusuna cevap aranacaktır. Yapılan araştırma betimsel bir durum saptaması niteliğindedir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2012-2013 öğretim yılında Kayseri ili Talas İlçe merkezinde öğrenim gören 136 öğrenci oluşturmuştur. Veriler (Coşkun, 2011) tarafından geliştirilen ve geçerlilik güvenilirliği test edilen “dikte metni, bitişik eğik yazı puanlama anahtarı ve doküman incelemesi” ile elde edilmiştir. Bitişik eğik yazı puanlama anahtarı sonuçlarından frekans dağılımları ve ortalamaları hesaplanarak araştırma sonuçları elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, ilköğretim 3 ve 4. sınıfların bitişik eğik yazı puanlama anahtarına göre en yüksek ortalamaya, 8.sınıfların ise en düşük ortalamaya sahip olduğu görülmektedir. Ulaşılan bir başka sonuç ise yine ilköğretim birinci kademe öğrencilerinin bitişik eğik yazıyı düzenli olarak kullandıkları fakat 5.6.7.8 sınıflara doğru gidildikçe öğrencilerin bitişik eğik yazılarında bozulma olduğu ve dik temel yazıya geçiş yaptıkları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Protagonistin Varoluş Sancısı: Ruhi Bey</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17206</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17206</guid>
      <author>Gökay DURMUŞ</author>
      <description>Ruhi Bey, Edip Cansever’in “Ben Ruhi Bey Nasılım” başlıklı kitabının ve şiirinin protagonistidir. Fakat onun varlığı, anlatma esasına bağlı tüm edebî türlerde olduğu gibi bu metinde de başka insan ve nesnelerin -eyleyenlerin- varlığıyla anlam kazanmaktadır. Bu nedenle çalışma, protagonist ile yardımcı kahramanların, ayrışan ve örtüşen; fakat birlikte yürüyen tahlillerine odaklıdır. Örtüşen temel rol, şahıs kadrosunun yuvarlandığı boşluk ve içinde taşıdığı yabancılaşma duygusudur. Dünyaya karşı edilgen bir tavır takınma ve yerini bulamama hastalığına dönüşen bu rol, çalışmada varoluşçu felsefenin esasları dikkate alınarak analiz edilmiştir. Bu felsefenin varlığa ve ölüme yüklediği anlam, kadere karşı takındığı tavır, kahramanların kendilerini ve birbirlerini tanıtırken sarf ettikleri sözler merkeze alınarak tahlil edilmiştir. Bu tahliller sık sık varoluşçu düşünürlerin sözleriyle desteklenmiş, varoluşçuluğun Türk kültür ve edebiyatındaki seyri de takibe alınmıştır. Şahıs kadrosu içinde Ruhi Bey’i diğer kahramanlardan ayıran nokta, onun sorgulamaya gitmesi ve sorularına cevap bulabilmesidir. Varoluşçu felsefenin, varlığına anlam yükleyebilen insanda aradığı bu temel özelliği Ruhi Bey, geçmişine sünger çekerek yakalar. Bu nedenle çalışmada -şiirde olduğu gibi- önce “geçmiş” söz konusu olmuştur. Geçmişindeki acıları, bugüne bağlanarak ve ölülerini gömerek örtbas eden Ruhi Bey, bu süreci oldukça sancılı geçirmiştir. Fakat çekilen sancılar sonucu dünyaya gelen çocuk, Ruhi Bey’in yeni ve taze yüzüdür. Bu yüz çalışmada, Edip Cansever’in insan “tek”i ve kalabalıklar hakkındaki düşünceleri ile şekillendirilmiş; çalışma Edip Cansever’in varoluşçuluğu tartışılarak bitirilmiştir.Varılan yargılar Edip Cansever’in şiir-insan ilişkisi üzerine düşündüklerinin somutlanmış olması açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nâbî’nin Manisa’daki Sanat Çevresi ve Birrî-Nâbî Dostluğu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17425</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17425</guid>
      <author>Kenan ERDOĞAN, Fatih KOYUNCU</author>
      <description>Şairlerin sanatçı kişiliklerinin ortaya çıkmasında yazdıkları şiir ve düz yazı şeklindeki tüm eserleri; ondan yansıyan birer ayna gibi kimlik, kişilik ve sanatçı şahsiyetinin farklı yönlerini aydınlatır. Bu bağlamda mektuplar, takrîzler ve nazireler de o şahsiyetin, sanat ve sosyal çevresini anlamada bize kaynaklık etmektedir. Bu eserler vasıtasıyla sanatçının tesirinde kaldığı ve etkilediği şahısları öğrenebilme imkanı ortaya çıkmakta ve sanat çevresi tesbit edilebilmektedir. Klâsik Türk edebiyatının önemli şairlerinden Nâbî, yaşadığı çağda ve daha sonraki zamanlarda pek çok sanatkârı etkilemiş ve devir şartlarında Osmanlı'nın geniş coğrafyasında iyi bir sanat ortamı oluşturmuştur. Özellikle şairin 20 yıl kadar kaldığı Halep'te ve İstanbul'da geniş bir hayran kitlesi meydana gelmiştir. Nâbî’nin, İstanbul dışında sanat ve kültür faaliyetlerinin yoğun olduğu şehzade şehri Manisa’da da bir sanat çevresinin teşekkül ettiği mektup ve şiirlerinden anlaşılmaktadır. Bazı tezkire yazarlarına göre Nâbî, Bosnalı Sâbit’in Manisa’da kadı olduğu zaman bu şehre gelmiş; Birrî Mehmed’in de aralarında bulunduğu ilim ve sanat erbabıyla görüşmüştür. Hikemî tarzın büyük temsilcisi şair Nâbî’den etkilen Birrî, onun şiirlerine nazireler yazmıştır. Bu çalışmada, Nâbî ile Birrî arasındaki dostluğu gösteren şairlerin birbirlerini övmek amacıyla yazdıkları şiirler, Nâbî’nin Birri Mehmed Dede’nin Bülbüliyye’si için kaleme aldığı takriz ile yine onun Birrî'ye yazdığı bir mektubu ele alınmıştır. Ayrıca her iki şairin</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alıntı Sözcükler İçin Verilen Kaynak Dil Ve Özgün Biçim Bilgileri Açısından Türkçe Sözlüklerin Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17193</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17193</guid>
      <author>Oğuz ERGENE</author>
      <description>Türkiye Türkçesinin ölçünlü dilini işleyen Türkçe sözlüklerin içerdiği söz varlığı ile birlikte madde başı sözler için verilen anlamlar, bu anlamların sayısı ve sıralanışı, sözlere ilişkin kimi bilgiler, zaman içinde dilin doğal gelişimine koşut değişimler göstermiştir. Bununla birlikte madde başı niteliğindeki kimi alıntı sözlerin kaynak dillerine ve özgün biçimlerine ilişkin bilgilerin farklı kurumların ya da kişilerin hazırlayıp birbirine yakın tarihlerde yayımladığı Türkçe sözlüklerde bile tutarlı olmadığı görülmektedir. Bu kaynaklarda, çoğu kez bir sözün hangi yabancı dilden alındığı ya da o dildeki özgün biçiminin ne olduğu konusunda görüş birliğine varılamadığı hatta aynı sözlüğün değişik baskılarının bile her iki açıdan farklılaştığı belirlenmiştir. Bu çalışmada, Türkiye Türkçesininin ölçünlü diline ilişkin söz varlığı ögelerini içeren Türkçe sözlükler, yabancı kökenli sözcükler için verilen kaynak dil ve özgün biçim bilgileri açısından karşılaştırılmıştır. Bunun için TDK’nin yayımladığı Türkçe Sözlük (TDK 2005, TDK 2011), Dil Derneği’nin yayımladığı Türkçe Sözlük (DD 2012) ve Püskülllüoğlu’nun hazırladığı Türkçe Sözlük (Püsküllüoğlu 2012) incelenmiştir. Böylece hem aynı sözlüğün son iki baskısı hem de farklı kişi ya da kurumların yayımlandığı Türkçe sözlüklerin son baskıları karşılaştırılarak araştırma konusuna ilişkin verilerde belirlenen farklılıkların sınıflandırılmasına ve değerlendirilmesine çalışılmıştır. Kimi durumlarda, bu kaynaklara ek olarak TDK’nin hazırladığı Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Yoğun Diski (TDK-YD) ile Genel Ağ sayfasında hizmete sunduğu Güncel Türkçe Sözlük (TDK-GTS) ve Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü (TDK-BKKS)’den de yararlanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Ders Kitaplarında Kelime Hazinesini Geliştirmeye Yönelik Planlamanın İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17229</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17229</guid>
      <author>Sıdıka AKYÜZ ARU, İhsan Seyit ERTEM</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, ilkokul 1-4. sınıf Türkçe öğretim programı doğrultusunda hazırlanan Türkçe ders kitaplarındaki metinlerde dile dair öğrencilere kazandırılması gereken kelimelerin nasıl bir çerçevede öğretiminin yapıldığı sorusundan yola çıkarak kelime öğretimine yönelik sistematik bir planlamanın olup olmadığının belirlenmesidir. Bu araştırmada nitel araştırma yaklaşımıyla doküman incelenmesi yöntemi kullanılmıştır. 1-4. Sınıflar Türkçe ders kitaplarında kelime öğretimine yönelik planlamanın niteliğini ve en güncel uygulamalarını belirlemek için araştırmanın dokümanı, araştırmanın yapıldığı 2012- 2013 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’nca, Türkçe dersi kitabı olarak kabul edilen Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarının 1, 2, 3. ve 4. sınıf ders kitapları olarak belirlenmiştir. Araştırma, yedi aşamada gerçekleştirilmiştir. Her sınıf düzeyinde ulaşılan materyallerden metinler ayrılmış, metinlerin çalışma etkinliklerinde bulunan anahtar kelimeler ve sözcük etkinlikleri incelenerek hedeflenen kelimeler listelenmiştir. Listeler üzerinde her bir alt problem doğrultusunda çözümlemelere gidilmiştir. Araştırmanın veri setini oluşturan kelimeler sistemli bir içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma bulguları, ilkokul Türkçe ders kitaplarında yer alan metinlerden yola çıkarak temalar ve sınıf düzeylerinde kelime öğretimine yönelik sistemli bir planlamanın olmadığını göstermektedir. Ayrıca, araştırmanın diğer bulguları, temalar arasında ve sınıflar arasında kelime sayılarının düzensiz artış ve azalış gösterdiği, belirli bir düzende dağılım olmadığı ve metinlerde olması gerekenden çok fazla sayıda farklı kelimeler yer verildiği şeklinde ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ayla Kutlu’nun Öykülerinde Mekân</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17432</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17432</guid>
      <author>Ayşe ERTUŞ</author>
      <description>Ayla Kutlu, 1980 sonrası Türk edebiyatında dikkat çeken yazarlardandır. “Kadın yazar” ifadesini kabul etmeyip kendisini “yazarlar içinde bir kadın” olarak nitelendiren Kutlu, edebiyat çalışmalarına roman ile başlar. 1984’te yayımladığı Hüsnüyusuf Güzellemesi adlı kitabı ile öykü türünde de eser vermeye başlayan yazarın bu kitabını, daha sonra Sen de Gitme Triyandafilis (1990), Mekruh Kadınlar Mezarlığı (1995), ve Zehir Zıkkım Hikâyeler (2001) adlı öykü kitapları izler. Kutlu, öykülerinde daha çok acılı, hüzünlü ve öfkeli kadınların sorunlarını dile getirir. Bu kadınlar, ezilmiş, aşağılanmış, cinsel istismara uğramış, kaba zihniyetin ya da savaş döneminin kadınlarıdır. Bu kadınlar toplum içinde farklılıklarıyla dikkati çeker. Yazar düzen içinde aykırılıklarıyla ele aldığı bu kadınları her yönüyle işlevsel kıldığı mekânlar içinde ortaya koyar. Öykülerde daha çok İskenderun ve çevresi mekânlarla karşılaşılır. Bunda İskenderun’un yazarın doğup büyüdüğü yer olmasının yanında kozmopolit yapısıyla savaştan en çok zarar gören yer olmasının da etkisi vardır. İskenderun’un mekân olarak seçildiği öyküler yoğun olarak savaş dönemini anlatır. Bu nedenle bu öykülerde İskenderun tek başına bir işlevsellik yüklenir. İskenderun dışındaki mekânlara da yer veren yazar, bazı öykülerinde öykü bireylerinin psikolojileriyle şekillenen soyut mekânlara da yer verir. Ayla Kutlu’nun kimi öykülerinde mekânlar taşıdıkları simgesel değerleriyle de öne çıkarlar. Bu çalışma mekân kullanımına ayrı bir önem veren Ayla Kutlu’nun öykülerinde seçmiş olduğu mekânları ortaya koymayı amaçlamıştır. Yazarın ele aldığı mekânlar kapalı ve açık mekânlar sınıflandırılmasıyla ele alınarak değerlendirilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Eğitimi Bölümü Ve Anadolu Öğretmen Lisesi Öğrencilerinin Gençliğe Hitabedeki Kelimelerin Anlamlarını Bilme Düzeylerinin Karşılaştırlması Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17395</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17395</guid>
      <author>Mehmet GEDİK</author>
      <description>Milletleri var eden değerlerin gelecek nesillere öğretilmesi ve bu değerlerin nesiller tarafından doğru biçimde anlaşılması büyük bir öneme sahiptir. Bu değerlerin aktarımında okullarda eğitim-öğretim sürecinde kullanılan metinlerin önemi yadsınamaz. Hiç kuşku yok ki Türk milletine ait değerlerin öğretiminde kullanılabilecek metinlerin başında Gençliğe Hitabe gelmektedir. Metnin anlaşılmasında metindeki kelimelerin metin içindeki anlamlarının öğrenciler tarafından ne oranda bilindiği önemlidir. Bu çalışmada geleceğin birer öğretmen adayı olan Öğretmen Lisesi ve Eğitim Fakültesi öğrencilerinin Gençliğe Hitabe’yi anlama düzeylerinin hangi seviyede olduğu belirlenmiş ve elde edilen sonuçlardan hareketle öğretmenlere tavsiyelerde bulunulmuştur. Çalışma Gençliğe Hitabe’de geçen bazı kelimelerin yer aldığı açık uçlu sorulardan oluşan bir başarı testinin uygulandığı betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın çalışma grubu Siirt Anadolu Öğretmen Lisesinde öğrenim gören 119 öğrenci ve Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünde öğrenim gören 110 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın sonucunda kelimelerin % 49,50’sinin üniversite öğrencileri, %24,83’ünün lise öğrencileri tarafından bilindiği tespit edilmiştir. Özellikle bazı kelimelerin bilinme oranları düşük seviyelerde kalmıştır. Örneğin, “müstevli” kelimesi üniversite öğrencilerinin %5,54’ü tarafından bilinirken lise öğrencilerinin %100’ü tarafından bilinmemiştir. Cebren kelimesi üniversite öğrencilerinin %55,45’i tarafından bilinirken lise öğrencilerinin %0,84’ü tarafından bilinmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Reşat Nuri Güntekin’in “Aşk Mektupları” Adlı Öyküsüne Metin Dilbilimsel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17163</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17163</guid>
      <author>Bekir GÖKÇE</author>
      <description>Geleneksel dil bilgisinde cümle, en üst düzey dil birimi olarak kabul edilmiş; bu anlayış, 1960’lı yıllardan sonra gelişen metin dilbilimle değişmeye başlamıştır. Metin çözümlemede cümlenin tek başına yetersiz kaldığı anlaşılarak metin dilbilimin ilkeleri temel alınmaya başlamıştır. Bu bağlamda metin dilbilim, bir metni kendi içinde ve kendisi için incelemeyi seçmiş; metni oluşturan yapılar ve bu yapılar arasındaki ilişkileri sorgulamıştır. Metin; bildirişim temeline dayanan, sözlü veya yazılı dil ürünüdür. Yazılı bir metin, cümlelerin art arda sıralandığı bir yapı olmayıp yazarın bilinçli seçimleri sonucunda oluşturulmuştur. Bağdaşıklık ve tutarlılık, bu yapının vazgeçilmez ölçütleridir. Metin, “dilsel bütünlük” olmasını büyük ölçüde bu iki ögeye borçludur. Bu çalışmada, öyküleri metin dilbilimsel yöntemle incelemenin olanaklı ve işlevsel olduğunu ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaçla; TAV Yayını 8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı’ndaki Aşk Mektupları adlı metnin, metin dilbilim açısından taşıdığı değer sorgulanmaya çalışılmıştır. Betimsel taramaya başvurulan ve doküman incelemesinden yararlanılan çalışmada; metni oluşturan cümleler numaralandırılmış, bu cümlelerin kendi içinde ve birbiriyle ilişkisi, derin yapıdaki rolü ayrıntılı olarak saptanmıştır. Aşk Mektupları öyküsü, üç bölümde çözümlenmiştir. Betimleme bölümünde metin, tür ve içerik yönünden ele alınmış; çözümleme bölümünde metnin bağdaşıklık ve tutarlılık görünümleri incelenmiş; yorumlama bölümünde ise elde edilen verilerden hareketle değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışmanın sonucunda öyküleyici metinlerin çözümlenmesinde metin dilbilimin olanaklarından yararlanmanın işlevsel olduğu anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Reşat Nuri Güntekin’in Miskinler Tekkesi Romanında Dilencilik Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17309</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17309</guid>
      <author>Adem GÜRBÜZ</author>
      <description>Reşat Nuri Güntekin, Miskinler Tekkesi romanında toplumsal bir gerçeklik olan dilencilik izleğini farklı bir bakış açısıyla ele almıştır. Kahraman anlatıcıyla ve hatıra tarzında kaleme alınan eser okuyucuya bir dilencinin yaşamı algılayışını, nasıl dilendiğini, ne şartlar sonucunda dilenmek zorunda kaldığını aktarmaya çalışır. Yazar, zavallı ve çaresiz bir konumdayken isteği dışında kendisine verilen ilk sadakadan sonra dilenme işini bir alışkanlık haline getirerek dilenciliği kendisine meslek edinir. Zamanla kahramanımız dilencilik sanatını öğrenmeye başlayacak, sükûtun, sessizliğin dilencilikte en büyük silah olduğunu, boynunda redingotuyla emekli ve zavallı duruma düşmesine rağmen sükûnetini koruyan bir ihtiyarın müthiş cazibesini fark edecektir. Bu bir nevi “soyaçekim”dir. Padişah dilencisi bir dedenin torunu olan roman kahramanı istemeden de olsa, şartların zorlamasıyla da olsa dilencilik yapmaya başlamıştır. Ve bu işi genlerinden gelen bir güçle profesyonel bir şekilde yapmaktadır. Bu çalışma Miskinler Tekkesi romanında Reşat Nuri Güntekin’in okuyucuya sunduğu dilencilik algısını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Dilenciliğin ne olduğu, neler gerektirdiği, üstünlükleri ve eksiklikleri çalışmamızda tespit edilmeye çalışılacaktır. Çalışmada miskinlik izleksel olarak ele alınacaktır. Yine çalışmamızda Reşat Nuri Güntekin’in işaret ettiği modern dilencilik üzerinde durulacaktır. Mal, makam ve mevki için insanların önünde eğilip bükülen, kişiliğinden ödün veren veya adeta bir kişiliği olmayan, kişiliği karşısındakinin makam ve mevkisine göre değişkenlik gösteren modern dilenciler üzerinde de durulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kelime Öğretiminde Grafik Düzenleyicileri (Frayer Modeli Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17441</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17441</guid>
      <author>İlhan İLTER</author>
      <description>Kelimeler, temelinde bilgiye dayalı özel terimler bilgisi olup; insan bilincinin bir evrenidir. Bu açıdan kelime gelişimi ve kazanımı bireyin akademik, sosyal, kültürel gelişiminin, kısacası profesyonel yaşamın gerekli bir parçasıdır. Zengin kelime bilgisi, eğitimsel deneyimlerin tüm içerik bölgelerini etkiler ve özellikle iletişimin bütün bölümlerinde etkin bir rol oynar. Kelime öğretiminde bir grafik düzenleyici olan Frayer modeli, sosyal ve bilişsel yapılandırmacı öğrenme kuramını temel alarak öğrenci öğrenmesini destekler; bu nedenle model, başarılı kelime öğretiminin tüm bileşenlerine fazlasıyla sahiptir. Nitekim bu tip bir düzenleyici kullanmanın en büyük avantajlarından biri de, öğrencilerin yeni bilgiyi şemalarında bulunan ön bilgi ve yaşantılarına bağlamasıdır. Şema teorisine göre, bir kişi zihinde daha önce depoladığı bilgiyle yeni bilgi arasında anlamlı bir bağ kuramadığı sürece yeni bilgiyi öğrenemez. Dolayısıyla Frayer modeli, öğrencilerin kelimeleri uzun süreli belleğe kaydetmesini amaçlayan bilgi işlem sürecine dayalı bir strateji olup; kelimelere yeni anlamlar kazandırarak semantik haritalar oluşturmasına yardımcı olur. Ayrıca Frayer modeli, öğrencilerin anahtar kelimeye ilişkin tanımını ve temel özelliklerini açıklamalarına, örnek olan ve örnek olmayan kavramları belirlemelerine, böylece kendi anlamlarını geliştirmelerine katkı sağlar. Bu araştırmanın amacı, Frayer modelinin özelliklerini açıklamak ve modele yönelik Sosyal bilgiler, Matematik ve Fen ve Teknoloji dersleri bağlamında örnek etkinlikler sunmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bekri Mustafa Fıkralarının Üstünlük Kuramı Bağlamında İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17221</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17221</guid>
      <author>Hilal Gaye İNCE</author>
      <description>Bekri Mustafa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Sultan IV. Murat döneminde yaşamış bir fıkra kahramanıdır. Sözlü edebiyatta fıkralarıyla yer bulmuş ve günümüze kadar da fıkraları hem anlatılmış hem de yazılı kaynaklarda yerlerini almıştır. Bekri Mustafa; yasağı çiğnemesi, otoriteye başkaldırması ve sarhoş olması dolayısıyla etrafı tarafından hor görülmüş, aşağılanmış, yaşadığı döneme ve çevreye göre küçük düşürücü bir özellik olan sarhoşluk ve içkiye düşkünlük gibi özelliğe sahip olmasından dolayı başından geçen olayları mizaha dönüştürmüştür. Ancak o, fıkralarında hazırcevaplılığı ile bu durumun üstesinden gelmiştir. Bu nedenle günümüz gülme kuramlarından olan üstünlük kuramına göre Bekri Mustafa fıkralarının okunması mümkündür. Henri Bergson’un ve John Morreall’ın “gülme” hakkındaki tespitlerinden yola çıkarak, kişinin kendini karşıdakinden üstünlük görmesi sebebiyle oluşan mizahın Bekri Mustafa fıkralarının temelini oluşturduğu görülmüştür. Morreall’ın ele aldığı “Üstünlük Kuramı”na göre üstün olma düşüncesinin kendini başkalarıyla kıyaslamakla, kendi kendine gülmekle ve saçmalık ve zayıflıklara gülmekle oluştuğu göz önüne alınarak Bekri Mustafa fıkraları incelenmiştir. Bekri Mustafa fıkralarındaki gülünç durum, toplumun ona baskısına ve onun toplum içindeki aykırı duruşuna rağmen onun üstün olmayı seçmesinden kaynaklanmıştır. Toplumun bir bireyi olan Bekri Mustafa’nın fıkralarındaki başkaldırışı, onun üstünlük zaferi duyma isteğine bağlılığı ve özlemiyle ilişkilendirilmiştir. Bekri Mustafa’yı yıllar boyunca hafızalarda tutan sebepler üstünlük kuramı bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada Bekri Mustafa fıkralarıyla ilgili ulaşılabilecek kaynaklar belirtilmiş ve onlarla ilgili inceleme yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dili Ve Edebiyatı Öğretmenlerinin Bilgi Ve İletişim Teknolojilerine Yönelik Görüşleri (Trabzon İli Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17263</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17263</guid>
      <author>Emel KAMACI</author>
      <description>Bu çalışma Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinin, bilgi ve iletişim teknolojilerine (BİT) yönelik görüşlerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada tekil ve ilişkisel tarama modellerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın evreni Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenlerinden oluşurken, örneklemi ise 2012-2013 eğitim öğretim yılında Trabzon il merkezinde, Akçaabat ve Yomra ilçelerinde bulunan 21 ortaöğretim kurumunda görev yapan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinden oluşmaktadır. Araştırmada anket uygulamasına 43’ü kadın, 74’ü erkek toplam 117 öğretmen katılmıştır. Çalışmada Kişisel Bilgi Anketi ile Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT)’ne Yönelik Görüş Ölçeği kullanılmıştır. Kişisel Bilgi Anketi’nde öğretmenlerin kişisel bilgilerine ve bilgisayar ile internet kullanımlarına yönelik 34 soru yer almaktadır. Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT)’ne Yönelik Görüş Ölçeği’nde ise BİT’e yönelik öğretmen görüşlerini ortaya çıkarmayı amaçlayan beşli Likert tipi 38 madde yer almaktadır. Katılımda gönüllülük esas alınmıştır. Anketler Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerine 2012-2013 güz döneminde elden dağıtılmış ve yine aynı şekilde toplanmıştır. 117 anketten elde edilen veriler SPSS 18.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programına aktarılmıştır. Elde edilen veriler üzerinde betimsel istatistikler (frekans ve yüzde hesaplamaları), bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü ANOVA analizleri yapılmış ve sonuçlar yorumlanmıştır. ANOVA analizinde anlamlı farklılık bulunması durumunda hangi gruplar arasında farklılık olduğunu belirlemek amacıyla LSD Testi yapılmıştır. Araştırma sonunda; TDE öğretmenlerinin “BİT ile ilgili kurs alma, BİT’e yönelik imkânlara sahip olma, BİT’e yönelik eğitimlere katılmaya istekli olma ve etkili BİT kullanımı için yabancı dil bilmenin faydalılığına ilişkin inanç” hususlarında olumlu özelliklere sahipken; “hizmet öncesi dönemde ders alma ve BİT ile yayın takip etme” hususlarında ise olumsuz niteliklere sahip oldukları, BİT’e yönelik genel görüşlerinin ortalamanın üstünde düzeyde olduğu, cinsiyetlerine, görev yerlerine, lisans düzeyinde bilgi/eğitim teknolojilerine yönelik herhangi bir ders alma durumlarına, bilgi/eğitim teknolojisi ile ilgili hizmet içi kurs alma durumlarına, mezuniyet durumlarına göre BİT’e yönelik görüşleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı; kıdemlerine, bilgisayar kullanım sürelerine göre BİT’e yönelik görüşleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarından hareketle, BİT’in verimliliğinin arttırılabilmesi için sınıf mevcutlarının azaltılması, okul yöneticilerinin öğretmenleri BİT kullanımı konusunda teşvik etmesi ve kullanan öğretmenleri desteklemesi, MEB bünyesinde öğretmenlere sunulan hizmet içi eğitimlerin sayısının arttırılması önerilmiştir. İleride yapılabilecek araştırmalara yönelik ise, ülke genelinde ve farklı öğrenim kademelerinde daha geniş katılımlı bir çalışma yapılması, nicel ve nitel farklı yöntemlerle desenlenmiş araştırmalar yapılması, özel okul ile devlet okulunun karşılaştırılması önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gök Tanrı İnancı Ve Bu İnanç Sisteminin İçinde Alkış, Dua Ve Dilekler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17195</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17195</guid>
      <author>Enver KAPAĞAN</author>
      <description>‘Şamanizm’ mi ‘Gök Tanrı’ dini mi, ifadesi bazı tartışmalara sebep olsa da aslında birbirinden ayrılmaz tanımlardır. Bugünkü Altay tanrıcılarının başı Akay Kunayev,bu konuda şu açıklamayı yapar: ‘Nasıl kelebek kışın kozada saklanır yazın çıkar, tengricilik de Şamanizm’den öyle çıkmıştır’ ve bugün bu dine ‘ak din’ dendiğini ifade eder. Şaman din görevlisine kam (kahin, şifacı, büyücü, ıslah eden, hakim, hikmetli, vakur, ağırbaşlı, akıllı, filozof,bilge v.b) denir. Kırgız ve Kazaklarda kam kelimesi yerine ‘baksı’ kullanılmaktadır: baksı :’gezgin, ozan, aşık, saz şairi, büyücü, hekim, bilge kişi, ilahi öğretmen, üstat, şarkı söyleyen kişi, anlamlarına gelirken Uygurcada; yazan, katip anlamına gelmektedir. Bazı kaynaklarda ise iyilik güzellik doğruluk anlamlarında kullanılmaktadır. Kam kendi nefsine yönelik çalışmada bulunmaz. Halk edebiyatı ürünü olarak alkışlar; halkın mitolojisini, günlük hayatını, iyilik ve kötülük hakkındaki duygu ve düşüncelerini, güzellik ve çirkinlik anlayışlarını, hastalık ve hastalık sebepleri ile bunların tedavi yöntemlerini, doğa-insan ilişkilerini, gök, yer, atalar kültü gibi halk bilgisinin çeşitli yönlerini dua ve dilekleri vasıtası ile yansıtmalarından oluşan ve bazen doğal halleri korunarak bazen de yeni kültür unsurları ile özdeşleşerek gelecek kuşaklara aktarılan kültür öğeleridir. Alkış kelimesinin temelini dualar oluşturur. Türk sözlü kültür unsurları içinde önemli bir yer tutmaktadır. Alkışlar daha çok bir yakarış şeklinde, kadirşinaslığın göstergesi olarak bir dilekte bulunma veya yapılan bir iyiliğe karşılık iyilik istemedir. Bunun zıttı ise beddua (kargış veya ters bata) olarak ifade edilebilir. Bugün dua ederken ‘ Allah’ım günahlarımı affet’ deriz oysa Şamanizm’de bunun daha saf olgun örneğini görürüz. Altaylarda bir nevi Şamanizm’i temsil ve devam ettiren tanrıcılar (Şamanistler) ‘tanrım hatamı düzeltmem için bana fırsat ver’ şeklinde dua ederler. Kısaca bugün ettiğimiz duaların çoğunun alt yapısını oluşturan temel yapı Gök tanrı (Şamanizm) inancıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nedim’in “müsün nesin” Redifli Gazelinin Şerhi ve Gazelde Dikkat Çeken Bazı Yapısal Özellikler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17329</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17329</guid>
      <author>Orhan KAPLAN</author>
      <description>Bu çalışmada Nedim Divanı’nda yer alan “müsün nesin” redifli gazel, günümüz Türkçesine çevirisi ve şerhi yapıldıktan sonra yapısalcılık açısından incelenmiştir. Yapılan çözümlemede gazelin ses incelemesi, vezin, kafiye ve redif, ses ve söz tekrarları, ünlü ve ünsüzler, sözdizimi incelemesi, kelime, cümle, tamlama çeşitleri ve yapıları ayrı ayrı başlıklar halinde ve istatiksel verilerin ışığı altında değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Böylece gazelin sahip olduğu ses değeriyle gazelin genel anlamı arasındaki ilişki irdelenmeye çalışılmıştır. Gazelde şiirin ezgisine ve anlamına katkı sağlayacak şekilde aruzun kullanıldığı ve yerel söyleyişe zorlanmadan uygulandığı görülmektedir. Gazel, “müsün nesin” redifi üzerine inşâ edilmiş olup bu redif, vurguyu sürekli üzerine çekmektedir. Heyecan, hayret ve sevgiliyi yüceltme iştiyakı, soru sorma yoluyla lâtif bir edaya dönüştürülmüş, sevgiliyi dolaylı yoldan beğenme ve sevgiliye olan hayranlık, redif üzerinden dillendirilmiştir. İnce seslerin hâkim olduğu gazelde % 68.04 ince, %31.96 kalın ünlüler kullanılmıştır. Buna bağlı olarak, gazelin tamamına yayılan ses tonuyla melodik bir âhenk oluşturulmuştur. Şairin kelime seçimlerinde sesleri, şiirin anlamıyla uygun bir şekilde tercih ettiği ve kelime seçimlerinde özen gösterdiği görülmektedir. Bazı seslerin belli aralıklarla tekrar edilmesi ve seslerin gazelin bütününe yayılması şiirin ses yönünü olduğu kadar mâna yönünü de sağlamlaştırmıştır. Gazelin başından sonuna kadar bir seslenme gazeli olması ve seslenmelerin beytin sonunda soru edatlarıyla pekiştirilmesi, şiirin okuyucuyla hızlı bir iletişim kurmasını, duygu ve heyecanların daha yakından hissedilmesini sağlamaktadır. Sonuç olarak gazelin başından sonuna kadar sahip olduğu ses kümelerinin, şiirin anlamıyla doğrudan ilgisinin olduğu, şairin kelime seçiminde söz ve anlam dengesini bilinçli bir şekilde biçimlendirdiği görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk - Fars Dil İlişkileri: Farsçada İyelik Eklerinin Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17315</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17315</guid>
      <author>Cihangir Kızılözen</author>
      <description>Dil aileleri sahip oldukları söz dağarcıklarının yanı sıra tipolojik özellikleriyle de birbirlerinden ayrılmaktalar. Bu bağlamda Türkçeyi Hint – Avrupa dillerinden ayıran tipolojik özelliklerden biri Türkçede iyelik eklerinin kullanılmasıdır. Bir Hint – Avrupa dili olarak nitelendirilen Yeni Farsçada da Türkçede olduğu gibi iyelik ekleri kullanılmaktadır. Adların iyelikleri için Yeni Farsçada iyelik eklerinin kullanılması, Farsçanın ait olduğu dil ailesinin tipolojik yapısına aykırı bir durumdur. Bu incelemede art zamanlı ve eş zamanlı yöntemle Eski ve Yeni Hint – Avrupa dilleriyle Yeni Farsçada adların iyelik durumu için kullanılan gramatikal yapılar karşılaştırılmak suretiyle Yeni Farsçanın bu bağlamda yapısal olarak Türkçeye yaklaştığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimini Hedefleyen Ders Kitaplarında Kültür Aktarımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17223</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17223</guid>
      <author>Suzan KAVANOZ, Celile Eren ÖKTEN</author>
      <description>Bir yabancı dili öğrenmek, sadece dilin kendisini değil kültürün edinilmesini de kapsar. Vygotsky, sosyo-kültürel yaklaşımında dil öğreniminin, yaşanılan veya etkiye maruz kalınan kültürle şekillendiğini ve iletişimin buna dayandığını vurgular (Lantolf ve Thorne 2007). ). Bu yüzden bir yabancı dili öğrenmek, dili ayrıca sosyal ve kültürel açıdan uygun bir şekilde kullanmayı gerektirir. Bu araştırmada, yabancı dil öğretiminde kültürün ve dilin birbirinden ayrılmazlığı bir çıkış noktası olarak ele alınıp Türk kültürünün yabancı dil öğretimi için kullanılan ders kitaplarında nasıl sunulduğu araştırılmıştır. Yabancı dil olarak Türkçe öğreten beş ders kitabının sistemli içerik çözümlemesiyle, Türk toplumunun kültürel yönlerinin dile yansıması çözümlenmiş ve böylelikle kültürlerarası öğrenmeyi ne şekilde etkilediği belirlenmeye çalışılmıştır. Çözümleme modeli olarak Byram (1997)’ın kültürlerarası yetkinlik öğretimi için geliştirdiği kültürel içerik çözümleme ölçütleri temel alınmıştır. İnceleme sonunda kitaplarda sunulan Türk kültürüne ait ögelerin kültürlerarası öğrenmeyi desteklemede yetersiz kaldığı görülmüştür. İletişimsel dil öğrenme yöntemi gözetilerek her ne kadar sosyalleşme üzerinde durulsa da dilbilgisi ve sözcük bilgisi öğretimi ön plana çıkarılmış, kültürlerarası etkileşimi destekletici çalışmalar göz ardı edilmiştir. Avrupa Birliği Ortak Dil Çerçevesi göz önünde bulundurularak yabancılar için Türk dili eğitiminin geliştirilmesini ve ders kitaplarının bu çerçeveye göre düzenlemesini vurgulayan bu araştırmanın, özellikle materyal geliştiriciler için ders kitaplarındaki kültürel bilgiyi daha iyi bütünleştirmede farkındalık sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçeyi Yabancı Dil Olarak Öğrenenlerin Sosyal Medya Kullanımında Yaptıkları Yazma Hataları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17446</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17446</guid>
      <author>Ramazan KILIÇARSLAN, Akın YAVUZ</author>
      <description>Araştırma, Fatih Üniversitesi TÖMER’de Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen yabancı uyruklu 29 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin Türkçe yazılı anlatım becerileri, çekim eki yanlışlıkları açısından incelenmiştir. Araştırmanın amacı, Fatih Üniversitesi TÖMER’deki B1, B2 ve C1 seviyesindeki öğrencilerin Facebook, Viber, Whats Up gibi sosyal medya organları aracılılığıyla gerçekleştirmiş oldukları yazışmalarda yaptıkları çekim eki yanlışlıklarını belirlemektir. Öğrencilerin sosyal medya yazışmaları içerik analizi yöntemi kullanılarak incelenmiş ve bir durum tespiti yapılmıştır. İçerik analizi yöntemiyle toplanan veriler, yanlış çözümlemesi yaklaşımına göre değerlendirilmiştir. Bu amaçla belirlenen öğrencilerle üç ay süreyle internet ortamında günlük hayata ilişkin yazışmalar gerçekleştirilmiştir. Araştırma için kullanılacak yazışmalar öğrencilerin bilgisi dâhilinde toplanmış ve araştırmanın gizliliği ilkesine uyulmuştur. Araştırma, öğrencilerin günlük hayata ilişkin yazışmalarındaki yanlışlıklarını tespit ederken aynı zamanda sosyal medya aracılığıyla öğrencilere doğal bir ortamın oluşturulması sağlanmıştır. Öğrenciler, duygu ve düşüncelerini sınıf ortamından uzakta, bir not ya da herhangi bir yazma konusu verilmeden ifade ettikleri için olası bir kaygının önüne geçilmiştir. Elde edilen veriler isim çekim eki ve fiil çekim eki başlıkları altında incelenmiş ve yazma yanlışları tespit edilmiştir. Bu aşamada öğrencilerin daha çok isim çekim eklerinde yanlışlık yaptığı, fiil çekim eklerinde ise çok az yanlış yaptıkları tespit edilmiştir. Yine öğrencilerin isim çekim eklerinden yönelme hâl eki ve belirtme hâl eki ile iyelik eklerinde daha çok yanlış yaptığı belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Evliya Kadınların “Er” Olarak Anılması Üzerinde Tevhit Ve Mücerretliğin Etkisi Rabia Adeviye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16985</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16985</guid>
      <author>Nur KIPÇAK</author>
      <description>Tasavvuf ve klasik edebiyat metinlerinde zühde yönelen kadınlar “er” olarak anılır. Onların kadınlık durumundan söz etmek gerekmez, zahid bir kadının cinsiyetinden bahsetmek geleneğe uygun olmadığı gibi cinsellikle ilgili yerleşmiş ahlaki kurallara da ters düşmektedir. İslam dininde ruhbaniyetin olmadığı söylenir ama mücerredlik kurumuna birçok dönemde rastlanır. Zühd hareketi tasavvufa dönüştüğü dönemde sufiler arasında cinsellikten feragat etmek oldukça yaygındır. Zahid kadınlara dair metinlerde cinsellikten feragat etmekle cinsiyetin tevhitle yokluğu birbirinden farklı iki olgu olarak ayrılmadığı için anlam karmaşası vardır. . Zühd hareketi içinde ilk defa erkek olarak anılan kadın Rabia Adeviye’dir. Yine bu alanda kadın, doğası gereği bir yandan şerir, zelil ve dünyevi addedilirken diğer yandan ulvi, bağışlayıcı ve öğretici kabul edilir. Söz konusu ikilik durumu, kadınları kendi arasında bölüp bir kısmının Allah’la arasına erkeği koyarak bir hiyerarşi oluşturur. Ve geriye kalan, ancak nadir tesadüflerle ortaya çıkabilen kadınları da erkek ilan eder. Bu yazının amacı, yazar ve sufilerin Hicri ikinci asırda zahid kadınları cinsiyetlerinden “kurtarma” kaygısı ve çabasını Margaret Smith ve Ömer Rıza Doğrul’un yazdığı iki biyografisini karşılaştırarak Rabia Adeviye örneği üzerinden incelemektir. Nitekim Rabia Adeviye’nin kadın evliya olma durumunu Smith, çekingen üslubuyla İslam’da ve tasavvufta kadın konusuna odaklanarak anlatırken, Doğrul bu kadınlığı atlatılması gereken, iç çatışmalar sonucu nihayet terk edilen bir zayıflık, uyumsuzluk olarak tarif eder.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çözülüş Asrı Şiirinin Kahramanları Olarak Yönetenlerde Liyâkat Ve Adâlet Duygusu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17278</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17278</guid>
      <author>Özgür KIYÇAK</author>
      <description>Şiir güzelliği gaye edinen bediî bir sanattır. Şiirin güzellik arayışı onu fikrî hasletlerden yoksun bırakmaz. Şâir bir mütefekkir gibi etrafını gözlemler, bir filozof edâsıyla fert, toplum, devlet, yönetim, varlık, tasavvuf, Allah, peygamber, aşk, vb. pek çok konu hakkında düşünce beyân eder. Yalnız fikrî olan unsurlar bazı çağlarda çok daha yoğun bir görünüm arz eder ki 17. asır bir çözülme çağı olarak böyledir. Osmanlı devleti bu çağda ekonomik, siyasî, sosyal çalkantılar yaşar ve büyük inkırazlar söz konusudur. Böyle bir manzaranın eşliğinde gelişen klasik şiir hayatın bir aynası olur ve bu çağı bir görüntü olarak tüm yönleri ile bu şiirde bulmak mümkündür. Bu çağ şiirinde Osmanlı yönetiminin türlü hâlleri görülebilir ve yönetenler çözülüş asrı şiirinin kahramanlarıdır. Adâlet ise bir yöneticinin en önemli vasfı olarak bu çağda ayrı bir önem taşır. Bu asrın husûsiyetle mesnevi ve kasîdelerinde şâirler yönetici vasıflarını ve bu vasıflar içerisinde adâleti geleneğin bir uzantısı olarak ele aldıkları gibi çağın kendi koşulları içerisinde de değerlendirir; hatta zaman zaman hicvin en uç noktasına kadar ulaşırlar. Osmanlı düşünürü gibi Osmanlı şâiri de küfür ile bir devletin devam edebileceği; ancak adâletsiz pâyidar olamayacağı kanaatini taşıyordu. Bu anlayış soyut bir düşünce ürünü olmaktan ziyâde hayat ile birleşen somut bir manâ taşıyor; yönetimde liyâkat ve adâlet ihtiyacının arttığı 17. asırda gözlere somut manzaralar çiziyordu. Bu asır şiirinin yönetim ve adâlet hakkındaki söylemleri gelenekle beraber çağın genel görünümü ile birleşen bir manâ taşır ve şiir bu manânın sözcüsüdür. Klasik şiire tarihî ve sosyolojik pencereden bakıldığında şiirin anlam tabakaları ile gelenek, çağ ve yaşanılan gerçek hayat arasında bağlar kurulur. Şâirlerin gündelik hayata, devlet, siyâset ve toplum hayatına dönük gözlemleri şiirin imkân verdiği ölçüler içersinde tarih ve sosyolojiye katkı sağlayabilecek malzemeler sunar. Klasik şiirde yönetim ve adâlet kavramları 17. asır içerisinde sosyolojik ve tarihî bir manzara çizer.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Die Übersetzungskritische Analyse Des Literarischen Werks “Die Physiker” Im Rahmen Der Übersetzungswissenschaft</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17234</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17234</guid>
      <author>Güleser KORKMAZER</author>
      <description>Das wichtigste Problem bei der Übersetzung eines literarischen Textes sieht man mehr an der Wiedergabe der bildhaften Ausdrücke in die Zielsprache, denn solche Sprachspiele sind kulturspezifisch. Daher könnten jede im Ausgangstext vorhandenen bildhaften Ausdrücke ihre Adäquatheit in der Zielsprache nicht finden, oder der Übersetzer könnte die kulturellen Merkmale der beiden Sprachen nicht beherrschen. Eben in diesem Punkt könnte man von den Übersetzungsproblemen sprechen. Solche Übersetzungsprobleme tauchen auch bei der Übersetzung der Redewendungen auf, die die Grundlage dieser Studie bilden. Die Redewendungen sind bildhafte Ausdrücke, welche die Sprache bereichern und den literarischen Texten eine Bedeutung beimessen. In diesem Zusammenhang sind die darüber geredeten bildhaften Ausdrücke einer der signifikantesten Faktoren, der die literarischen Texte von den anderen Textarten differenziert. Das ist relevant bei der Übersetzung des literarischen Textes, dass man sich möglichst an den Autor des Ausgangstextes halten sollte. In diesem Rahmen sollte der Ausgangstext in die Zielsprache übertragen werden. Das Ziel im Übersetzungsprozess ist nicht ein neuer Text vorzulegen, sondern den vorhandenen Text in die Zielsprache zu reproduzieren und die entsprechende Äquivalenz zwischen dem Ausgangstext und dem Zielsprachentext zu gewährleisten. In diesem Prozess können einige Veränderungen wie Hinzufügungen, Kürzungen, Auslassungen oder auch Interpretationen durchgeführt werden, falls es erforderlich ist. Diese Veränderungen dürfen aber nur unter dieser Bedingung durchgeführt werden, falls Schwierigkeiten bei der Gewährleistung der Äquivalenz in der Zielsprache bestehen. Theoretisch werden in dieser Studie einige Redewendungen übersetzungskritisch untersucht. Diese Redewendungen sind in dem literarischen Werk vorhanden, das durch die Übertragung als “Fizikçiler“ in die Zielsprache wiedergegeben ist. Somit werden die auftauchenden Gründe der Übersetzungsprobleme durch eine kontrastive Methode identifiziert und analysiert. Daher bildet dieser Studie nicht nur für Deutschlernenden, sondern auch für die Übersetzer ein konkretes Beispiel im Hinblick auf die Übersetzung der Redewendungen, worauf man achten muss.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı Romanında Evde Olmak / Olmamak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17205</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17205</guid>
      <author>Ferhat KORKMAZ</author>
      <description>Nar Ağacı Nazan Bekiroğlu’nun 2012 yılında Timaş Yayınları arasında çıkan romanıdır. Romanda, köken arayışını yönelen anlatıcı, anneanne ve dedesinin bir araya gelişlerinin izini sürer. Köken arayışı, eserin felsefi atmosferinin oluşmasına olanak tanımıştır. Romandaki anlatıcı “giz”i araştırır. Kullandığı çeşitli ve dinamik anlatım yöntemleriyle arkeolojik bir gezintiye çıkar, şehir ve medeniyetleri bir kavşakta birleştirir, anlatısal bir orman inşa eder. Doğu İran’ın Taht-ı Süleyman kentinden gelen Settarhan’ın öyküsü ile Trabzon’da yaşayan ve Rus işgali sonrasında bir süre şehirden ayrılmak zorunda kalan Zehra’nın simetrik öyküsünün işlendiği romanda, evlerinden ayrılmak ve göç etmek zorunda kalan kahramanların yaşamı ele alınmıştır. Romanda, Trabzon, anlatıcı ve kahramanların evidir, yahut evi haline gelir. Bu çerçevede evin dışına çıkan tekinsiz bir dünyaya atılır. Kendini bulabilmesi ve eve ulaşabilmesi için belli mücadeleler veren karakterler, varoluşlarını yeniden gerçekleştirmek zorunda kalırlar. Romanın fonunda, Osmanlı tarihinin en yoğun savaş dönemi olan Balkan Savaşlarından Birinci Dünya Savaşına uzanan yıkılış öyküsü vardır. Romanın fonundaki bu atmosferde cepheler, sürgünler, salgın hastalıklar, kitlesel ölümler işlenmiştir. Söz konusu fon nedeniyle kahramanlar yeni var oluşlar belirlemek, kendilerini gerçekleştirmek zorunda kalır. Ev, romanda merkezde duran bir anlatı ve varoluş aracıdır. Çalışmamızda, romanda Freud’un üzerinde durduğu ve Heidegger’in felsefi olarak ele aldığı (heimlich) ve evde olmamak (unheimlich) kavramları açısından bir değerlendirme yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Düz Dokumalar İle İlgili Kaynakça Değerlendirmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17333</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17333</guid>
      <author>Ayşegül KOYUNCU OKCA</author>
      <description>Düz dokuma teknikleri arasında yer alan kilim, cicim, zili ve sumak dokuma teknikleri ile dokunmuş ürünler ve bu ürünlerin insan yaşamındaki yeri ve önemi yıllarca bilim ve sanat dünyasına konu olmuştur. Bu ürünlerin farklı amaçlar için üretildiği bilinmektedir. Birincisi geleneğin içerisinde, günlük yaşam biçiminin bir parçası olarak, kişisel kullanım için yapılan üretimlerdir. Bu ürünler Türk toplumlarının yaşadığı her yerde, anadan-kıza, usta-çırak ilişkisi içerisindeki bir eğitim sistemi ile öğretilerek geçmişten günümüze kadar ulaşmıştır. İkincisi ise ticari amaç için üretilen, satılan ve pazar payının yüksek olduğu ürünlerdir. Ayrıca Saray için özel üretilen kilimler de unutulmamalıdır. Bu ürünlerin sanatsal yönünün de var olduğu bir gerçektir. Olaya bu bağlamda bakıldığında geleneksel olarak aile içi üretim ile geçmişten günümüze kadar gelen dokuma geleneğinin ne zaman, nerede, nasıl, neden ve kim için yapıldığı sorgulanmalı ve doğru bir biçimde araştırılarak analiz edilmelidir. Günümüze ulaşan örneklerin korunup, gelecek kuşaklara aktarılması şüphesiz çok önemlidir. Bu aşamada konuyu doğru bir şekilde araştıran, gün açığına çıkaran, analiz eden ve bir köprü vazifesi ile gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayan bilim-sanat insanları ve onların eserleri devreye girmektedir. Bu çalışmada düz dokumalar konusunda Cumhuriyet Döneminden günümüze kadar ulaşmış temel yayınların bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca düz dokumalar konusunun o yıllardan bugüne kadar nasıl bir değişim ve gelişim gösterdiği üzerinde durularak düz dokumalar konusundaki eksikliklere dikkat çekilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bilinçdışı ve Dil</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17389</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17389</guid>
      <author>Özlem DURAN</author>
      <description>İnsanın zihinsel, ruhsal, fizyolojik ve kültürel öğelerle biçimlendirdiği dil yetisi oldukça karmaşık bir sistemdir ve özellikle de bilinçdışı gibi gözlenmesi zor kavramlarla bu sistemi açıklamak, yorumlamak, aydınlatmak her ne kadar zor olsa da psikoloji ve diğer bilimlerin çalışmaları doğrultusunda dil ve bilinçdışının yadsınamaz bir ilişkisi olduğu ortaya konmaya çalışılmaktadır. Genel olarak insan bilinçli bir varlık olarak kabul edilmiştir. İnsanın iletişim yetisinin sistemliliği ve gözlenebilirliği, diğer canlılardan bu anlamda üstünlüğü insanda bilinç kavramını daha açıklanabilir yapmakta ve bilincin hangi yaşlarda, nasıl geliştiği, ruh hastalarında ne şekilde bilinç olduğu ya da olmadığı Sigmund Freud’a değin açıklanmamıştır. Her ne kadar S.Freud’dan sonra bu alanlarda çalışmalar yapan araştırmacılardan S.Freud’u eleştiren ya da eklemeler yapanlar olsa da, bilinçdışını ve psikanalizi anlamanın, tanımlamanın ilk adımı S.Freud olmalıdır diyebiliriz. S.Freud’dan sonra psikanaliz ve dil bağlantısı için, öğrencisi Jung ve daha yakın geçmişte gündeme gelen Fransız filozof Lacan’dan söz etmeden bu konunun derinlerine girmek zor olacaktır. Psikanalizin en büyük övünçlerinden birisi, insanın en küçük jestlerinin ve en küçük sözlerinin bir anlama sahip olduğunu göstermek ve şifreli bir dilin işaretleri gibi yorumlamaya değer bulmaktır (Charrier, 2000: 95). Sonuç olarak, bu çalışmada bilinçdışı kavramını temel hatlarıyla betimlemek, bu alanda öne çıkmış olan isimlerin çalışmalarından karşılaştırmalı yöntemle örnekler vermek ve bilinçdışı ile dil ilişkisini değerlendirmek ve ortaya çıkarmak amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmen Adaylarının Okuma İlgi Düzeylerinin Farklı Değişkenler Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17185</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17185</guid>
      <author>Esra LÜLE MERT</author>
      <description>Amacı Türkçe öğretmen adaylarının okuma ilgi düzeylerini belirleyebilmek olan çalışmanın problem tümcesi “Türkçe öğretmenliği lisans öğrencilerinin okuma ilgi düzeyleri farklı değişkenlere göre incelendiğinde değişiklik göstermekte midir?” olarak belirlenmiştir. Çalışma, İnönü Üniversitesi Türkçe öğretmenliği Bölümü’nden 200 öğrenciyle yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Dökmen (1994) tarafından geliştirilen, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış 20 maddelik “Okuma İlgisi Ölçeği” kullanılmıştır. Çalışma ilişkisel tarama modelinde hazırlanmış betimsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin “okuma ilgisi” düzeyi orta (54,320 ± 8,807) düzeyde saptanmıştır. Öğrencilerin okuma ilgisi k değişkenine göre 91'i (%45,5) düşük, 106'sı (%53,0) orta, 3'ü (%1,5) yüksek olarak dağılmaktadır. Araştırmaya katılan öğrencilerin okuma ilgisi puanları ortalamalarının sınıf düzeyi değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan tek yönlü varyans analizi (Anova) sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır(F=2,129; p=0,098&gt;0.05). Araştırmaya katılan öğrencilerin okuma ilgisi puanları ortalamalarının cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan t-testi sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır(t=0,051; p=0,960&gt;0,05). Bu bağlamda, Türkçe öğretmen adaylarının okuma ilgi düzeyleri sınıf düzeyi ve cinsiyet değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir ve genel okuma ilgi düzeyleri “orta” olarak belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erhan Bener’in Polisiye Kurgusunda “Birey”in Konumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17318</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17318</guid>
      <author>Nesrin MENGİ, Ferhat ERGÜL</author>
      <description>Polisiye roman, zekice planlanmış bir cinayet ve bu cinayetin nasıl işlendiğini çözmeye, katili okuyucuyla birlikte bulmaya çalışan, bir dedektif/polis etrafında şekillenen roman türüdür. Temelleri batıda atılan polisiye roman türü, 17. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkmakla birlikte; ancak 20. yüzyılda modern zamanların geçerli anlatım biçimlerinden biri olmuştur. Polisiyenin dünyada çok sayıda okuyucusunun olması ve çok satanlar sırasında üst sıralarda yer almasına karşın edebiyat ve estetik normlar çerçevesinde fazla ciddiye alınmayan, “hafif” bir tür olarak değerlendirilmesi bu gecikmenin nedenidir. Her ne kadar 1990’lardan başlayarak bu algı değişse de, polisiye roman -bu kadar popüler olmasına karşın- hep ‘’üvey evlat’’ olarak görülmüş, romanın ikincil türleri arasında yer almıştır. Ancak polisiye romana gereken değerin verilmemesi, iyi polisiyenin iyi edebiyat olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Başka bir ifadeyle polisiye roman, “hafif” edebiyatın başlı başına bir tür oluşunu gerçekleştirmiştir. Türk edebiyatında polisiye türündeki eserleriyle dikkati çeken yazarlardan biri de Erhan Bener (1928-2007)’dir. Kendi döneminde bu türün önemli temsilcileri arasında sayılmakla birlikte, Bener’i bir polisiye roman yazarı olarak nitelemek yanlış olur. Yazar metinlerinde bireyi önceleyen bir tavra sahiptir. Bener, toplumda yalnızlaşan, giderek topluma yabancılaşan bireylerin öykülerini, işlenen bir cinayet etrafında anlatmayı tercih eder. Erhan Bener’in romanları arasında Loş Ayna (1960), Sisli Yaz (1984) ve Eski Dostlar (2008) polisiye kurgularıyla öne çıkan romanlardır. Bu romanlar aynı zamanda, toplumsal konumu içinde bireyin sorgulanışıyla da dikkati çeker. Başka bir ifadeyle Bener, toplumla bağları zayıf olan bireyleri farklı bir gösterge olarak okuyucuya sunarken polisiye kurgu aracılığıyla metni “sıkıcılık”tan uzaklaştırır. Kısaca ifade edersek, bu makalede Erhan Bener’in anılan romanlarını polisiye kurguları bakımından değerlendirirken bireyin ele alınışındaki özgün tavrın da altını çizmeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede İsim Cümlelerinde Nesne</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17031</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17031</guid>
      <author>Bağdagül MUSA</author>
      <description>Türkçede yüklemin cinsine göre isim cümleleri ve fiil cümleleri olmak üzere iki tür cümleden bahsetmek mümkündür. Türkçe cümlelerin temel unsuru yüklemdir ve fiil cümlelerinde bir fiil, isim cümlelerinde de bir isim veya isimleşmiş bir unsur olmak üzere yüklem mutlaka bulunur. İsim cümlelerinin yüklemi isim soyundandır. Özne ve yüklemden başka cümle unsurları ise nesne, yer tamlayıcıları ve zarftır. Nesne, malum olduğu üzere fiilin doğrudan doğruya tesir ettiği nesneyi veyahut da şahsı karşılayan cümle unsurudur. Fiille ekli veya eksiz daima yükleme hâli ile bağlanır. Buna bağlı olarak da nesneyi iki türe ayırmak mümkündür. Yükleme hâli ekini alan nesnelere “belirli nesne”; yükleme hâli ekini almayan nesnelere ise “belirsiz nesne” adları verilmektedir. Belirli nesnenin yerinin belirsiz nesneye nazaran daha esnek olmasına karşılık, belirsiz nesnenin yeri sabit olup, daima yüklemin hemen önüdür. Nesne yapı itibarı ile tek kelimeden oluşabildiği gibi, kelime grupları şeklinde de olabilir. Aynı cümlede belirli veya belirsiz şeklinde aynı cinsten olma şartı ile birden fazla nesnenin bulunabilmesi, nesnenin bilinen diğer özellikleridir. Cümlede nesnenin bulunması fiile ve bu fiilin geçişli olmasına bağlıdır. Fiil ihtiva etmediği için isim cümlelerinde nesnenin bulunması mümkün değildir. Dolayısıyla Türkçede isim cümlelerinde nesne yoktur. Türkçe dil bilgisi kitaplarında yaygın olan görüş budur. Ancak tarafımızdan yapılan araştırmalar, bu görüşün doğru olmadığını, bazı isim cümlelerinin de nesne aldığını göstermektedir. Söz konusu makalede isim cümlelerinin nesne aldıkları durumlar örneklerle pekiştirilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bağımsızlık Devri Özbek Edebiyatı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17307</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17307</guid>
      <author>Emin OBA</author>
      <description>Özbeklerin, Orta Asya’nın verimli topraklarında kurmuş oldukları Özbekistan Cumhuriyeti’nin jeopolitik konumu son derece önemlidir. Çünkü Türkistan coğrafyasının merkezinde ve eski medeniyetlerin mirasının üzerinde yer almaktadır. Bugün Özbekistan coğrafyasının olduğu yerde, eskiden Çağatay Devleti var idi. Çağatay Devleti; sanat, siyaset, din, edebiyat gibi birçok alanda gelişme göstermiş bir devlettir. Çağatay döneminde yaşamış yazar ve şairler edebi ve kültürel noktada devletin gelişmesine katkı sağlamıştır. Bu dönemin en önemli sanatçısı Ali Şîr Nevaî’dir. Bugün Özbek Edebiyatı’nın yazım gücünün temellerini, Çağatay Edebiyatı oluşturmaktadır. Özbek Edebiyatı büyük bir mirasın, Çağatay Edebiyatı’nın sanat gücünün, üzerine kurulmuş bir edebiyattır. Bugün Özbek yazar ve şairlerin eserlerinde, Nevaî’nin izleri görülmektedir. Çalışmamızda Sovyet Rusya’nın yıkımdan sonra oluşan, bağımsızlığın ortaya çıkmasıyla Özbek yazar ve şairlerin halkı bilinçlendirmek ve milli duygularını harekete geçirmek amacıyla verdikleri eserler üzerine durulacaktır. Bu dönem, Bağımsızlık (Mustaqilik) Dönemi Özbek Edebiyatı olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemin yazar ve şairleri; şiir, hikâye, roman, tiyatro ve çeviri eserler ile halkın hem milli duyguları uyandırmak hem de Batı Edebiyatını halka tanıtmayı amaçlamışlardır. Bu çalışmalarıyla, Özbek Edebiyatını diğer edebiyatlarla tanışmasını, kaynaşmasını hedeflemişler ve bu doğrultuda eserler vermişlerdir. Bu dönem Özbek yazar ve şairlerde edebi eserlerde çeşitlilik görülmesinin yanında, Batı edebiyatındaki sanatçılar ve edebi akımlardan etkilenmeler de görülmektedir. Bu dönem sanatçılarda genel olarak milli duygulara hitap eden (Özbek milliyetçiliği) temalar işlenirken, bazı sanatçılarda “Turancılık” fikri de görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şora/Çora Batır Destanının Kazak, Tatar ve Kırım Tatar Türk Varyantlarının Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17364</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17364</guid>
      <author>Altuğ ORTAKCI</author>
      <description>Bir milletin hayatında millî kimliği belirleyen kültürün taşıyıcıları, geniş anlamda, sözlü ve yazılı ifade gelenekleridir. Destanlar da önce sözlü olarak üretilmiş daha sonra yazılı metin haline getirilmiş kültür taşıyıcılarıdır. Destanlar sözlü kültürden yazılı kültüre geçerken bir takım değişikliklere uğrar ve destan metnindeki her değişiklik bir varyant oluşturmaktadır. Şora/Çora Batır destanı, XVI. yüzyılda Kazan'da teşekkül etmiş ve buradan da kuzey Türkleri arasında yayılmış Tatar destanıdır. Bu makale, Çora/Şora Batır destanının Türkiye Türkçesine aktarılan Tatar, Kırım Türk Tatar ile Kazak varyantlarının karşılaştırılmasıdır. Bu karşılaştırılma yapılırken; Tatar boylarında anlatılan Çura Batır Hikayeti ismindeki varyantı, Kırım Türk Tatar boylarında anlatılan Çora Batır destanının; Bahçesaray, Büyük Hocalar, Kırım Tatar Halk Ağız Yaratıcılığı ve Karasubazar varyantları ile Kazak destancılık geleneği içerisinde tespit edilmiş ve yazıya geçirilmiş olan Şora Batır destanının; Molla Musa ve Muhambetnecip Aliakbaruli varyantları ele alınmıştır. Varyantlar incelendiğinde Türk boylarının ortak coğrafyada yaşadığı daha sonra çeşitli tarihi, coğrafi nedenlerle başka bölgelere dağıldığı tezi ve bu tezin Türk boylarının destanlarına yansımış olduğu görülmektedir. Çora/Şora Batır destanının da belli motif ve epizotları sabit kalarak Türk boyları arasında yaşamayı sürdürdüğü söylenebilir. Bunun kanıtlayan örnekleri varyantlarda değişkenliği en çok görülen belirli epizotlar ve motifler üzerinden bu makalede gösterilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede “Yapmak” İle Almancada “Machen” Fiilleriyle Oluşturulmuş Deyimlerin Anlam Eşdeğerliliği Ve Sözcük Türü Bakımından Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17252</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17252</guid>
      <author>Faik ÖMÜR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Almanca “machen” ve Türkçe “yapmak” fiiliyle oluşturulan deyimlerden seçilmiş bazı örnekleri karşılaştırmaktır. Alınan örnek deyimler Almancada “Duden II Redewendungen” adlı kitaptan, Türkçedeki deyimler ise İsmail Parlatır’ın “Atasözler ve Deyimler II” adlı eserinden seçilmiştir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, “deyim” kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Türkçede “yapmak” ile Almancada „machen“ fiilleriyle yapılmış olan deyimlerin karşılaştırılması ve değerlendirilmesi, ele alınan deyimlerin Almancadan Türkçeye ve Türkçeden Almancaya çevirileri tablo şeklinde alfabetik olarak verilmiştir. Seçilmiş bu deyimlerin; anlam bakımından tam eşdeğerliliği olan deyimler (bunlar tablo içinde kalın yazı tipi ile gösterilmiştir), anlam bakımından birbirine yakın olan deyimler (bunlar tablo içinde italik yazı tipinde gösterilmiştir), anlam bakımından birbirine hiç benzemeyen deyimler (tablo içinde normal yazı tipinde gösterilmiştir) şeklinde sınıflandırılması verilmiştir. Deyimlerin biçimsel özellikleri karşılaştırılmıştır. Burada deyimler sözcük türü açısından ele alınmıştır. Deyimlerin isim, fiil, sıfat, zarf, zamir veya edat gibi sözcük türlerinden hangisiyle veya hangileriyle oluşturulduğu tablo içinde grup numarasıyla birlikte verilmiştir. Ele aldığımız deyimlerden bazıları aynı anlama gelmekte, fakat değişik kelimelerden oluşmaktadır. Bazı deyimler argo anlamlarıyla kullanılırken, bazıları ise atasözü biçimindedir. Üçüncü bölümde yabancı dil dersinde deyim öğretimi işlenmiş ve “machen” fiiliyle ilgili deyimlerin didaktik ve metodik açıdan öğrencilere sözcük bilgisi öğretiminde nasıl faydalı olabileceği ile ilgili görüşlere yer verilmiştir. Bu deyimlerin günlük hayatta sık kullanılanları dil öğretiminde metodik yaklaşım yoluyla kullanılırsa öğrencilerin konuşma ve yazma becerilerine katkısı olacağı düşünülmektedir. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yusuf Atılgan’ın Kentinde Sınırda Yürüyen Öykü Kişileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17339</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17339</guid>
      <author>Jale ÖZATA DİRLİKYAPAN</author>
      <description>Az sayıda eser yayımlamış olmasına rağmen Türk edebiyatının en önemli isimlerinden olan Yusuf Atılgan’ın (1921-1989) 1960 yılında yayımlanan Bodur Minareden Öte adlı kitabında yer alan öyküler, 1950 kuşağı öykücülüğünün önemli örneklerindendir. Dönemin, varoluşçuluk akımının da etkisiyle kendini gösteren “intihar”, “cinsellik”, “saldırganlık”, “bunalım” gibi başat öykü temalarını işleyen bu öyküler, “diğerleriyle” bir türlü barışamayan kişilerin yoğun ruhsal çalkantılarını, bu yoğunlukla ters orantılı bir sadelik ve sakinlikle gözler önüne sermektedir. Bu öykülerin intihara eğilimli, pis kokuya “aşırı” duyarlı, nesneler ve insanlara ilişkin çiftdeğerli görüşler barındıran, “bakma/bakılma” ve varlığını duyumsama konusunda sıkıntılar yaşayan kişilerinin, çoğunlukla narsisistik kişilik bozukluğu sergiledikleri dikkat çeker. Özellikle “intihar” teması, yazarın neredeyse tüm yapıtlarında karşımıza çıkar. Var olduğunu duyumsamak isteyen öykü kişileri, birdenbire ama sakince ölmeye, öldürmeye ya da hırsızlık gibi bir suç işlemeye karar verirler. Bazı öykülerde bu türden manipülatif davranışlarla “diğerleri” tarafından fark edilmeyi umarlar. İnsan ilişkilerinde özellikle de kadınlarla olan ilişkilerinde başarısız ve güvenilmezdirler. Atılgan, bu kişilik yapılarını anlatmaktan çok “göstermeyi”, dilde temsil etmeyi tercih ederek, özgünlüğe bu içerik- biçim etkileşimiyle ulaşmıştır. Öykülerindeki boğucu atmosfer, nevrotik kişilik örüntüleri sergileyen anlatıcıların tekrarlı, kesik kesik ve kısa cümleli anlatımıyla oluşmuş, okurun da bu atmosferde soluk alıp vermesi sağlanmıştır. Bu atmosferin nasıl oluştuğunu kavramak için öykülere daha yakından bakmak, ayrıntılar üzerinde durarak dikkatli bir okuma yapmak gerekmektedir. Bu yazıda amacımız, öykülerde öne çıkan bazı durumların izini sürerek, öykü kişilerinin ruh hallerini anlamaya çalışmak, bunu yaparken de yazarın anlatımının bu ruh hallerinin sunumuna katkısını irdelemektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Mithat Efendi’nin “Jöntürk” Romanında Medeniyet Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17222</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17222</guid>
      <author>Mehmet ÖZDEMİR, Üzeyir SÜĞÜMLÜ</author>
      <description>Türk milleti, tarihi süreç içerisinde birçok köklü değişiklikler geçirmiş ve bu değişiklikler, onun hayatını derinden etkilemiştir. Tanzimat’la başlayan ve Osmanlı devletinin yönünü Batı’ya döndüğü süreç de bu önemli değişikliklerin sonuncusu olmuştur. Bu son değişim, medeniyet değişikliği şeklinde gerçekleşmiş ve yeni medeniyetin unsurları, askeri kurumlardan eğitim kurumlarına, devlet yönetiminden sosyal hayatın birçok unsuruna kadar toplumu etkisi altına almıştır. Ahmet Mithat Efendi’nin romanları arasında önemli bir yeri olan ve son yazdığı roman olması bakımından; yaşadıklarının, tecrübelerinin ve dönemin sosyal ve politik yaşamına bakışının bir özeti niteliğini taşıyan romanı, “Jöntürk”tür. İçerisinde dönemi ile ilgili birçok zenginlikler taşıyan bu roman üzerinde birçok incelemeler yapılmıştır. Biz de bu çalışmamızda “Jöntürk” romanını ve Ahmet Mithat Efendi’yi “medeniyet algısı” açısından inceleme konusu yapmayı uygun gördük. Çalışmanın sonuçları göstermektedir ki; Ahmet Mithat Efendi, Batı medeniyeti karşısında döneminin birçok aydını gibi teslimiyetçi bir anlayış benimsememiştir. O, baştan itibaren Doğu ve Batı olarak isimlendirdiği her iki medeniyetin de birbirinden üstün taraflarının olabileceğini kabul etmiştir. Her iki medeniyetinin maddi ve manevi unsurlarını karşılaştırarak bunların arasından işimize yarayanların ve millî bünyemize zarar vermeyecek olanların seçilmesi gerektiğini vurgulayarak günümüze de ışık tutmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Eğitim Sorunlarını Algılama Düzeyleri: Karikatürlerle</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17337</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17337</guid>
      <author>Emine ÖZEL, Nida Bayındır , Mehmet Gokce , Ali Ozel</author>
      <description>Araştırmada, sınıf öğretmeni adaylarının eğitim sorunlarını karikatürize edilmiş bir şekilde nasıl algıladıklarını ortaya koymak, öğretmen adaylarının sorunlara mizahi bakış açılarını tanımak ve herhangi bir eğitim sorununu karikatürize etme durumlarını belirlemek amaç edinilmiştir. Eğitim sürecinde karşılaşılan sorunların mizahi olarak hissettirilmeye çalışılması öğretmen adaylarının ezbere değil, üst düzey düşünme becerilerini kullanarak yorumlar yapma biçiminde sorunları yapılandırmaları için gereklidir. Karikatürler adayların sorunları algılayış biçimlerini ortaya koymada etkilidir. Bu araştırma eğitim fakültesinde öğrenim görmekte olan sınıf öğretmenliği son sınıf öğrencilerinden 20 kişiye uygulanmıştır. Araştırmada tarama modeli ve görsellere dayalı betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Verilerin toplanması için yarı yapılandırılmış orijinal bir veri toplama aracı geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Araştırmada eğitim sistemimizin sorunlarını içeren 20 maddenin 9 karikatürle eşleştirilmesi istenmiştir. İlişkilendirilen ifadelerle karikatürlerin incelemesi yapılmış ve adayların doğru eşleştirmeyi yapıp yapmadıkları kontrol edilmiştir. Kullanılan karikatürler anlam bakımından sorunları mizahi olarak ele almış bir anlam içermektedir. Karikatürler çizimlerden çok, anlatmak istediği soruna yönelik olarak yapılandırılmıştır. Araştırma sonucunda, adayların büyük bir çoğunluğunun sınav kaygısı ile ilgili sorunu doğru karikatürle eşleştirdikleri, bunu sırasıyla öğretmen yetiştirme felsefesinin yokluğu, öğretmenin model olması ve her şeyi öğretmenden bekleme karikatürlerinin izlediği saptanmıştır. Adaylardan kendilerine sunulan 20 eğitim sorunu haricinde herhangi bir eğitim sorununu karikatürize etmeleri istendiğinde ise hiçbirinin herhangi bir eğitim sorununu karikatürize etmediği görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesi Ağızlarındaki Rusça Sözcükler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17324</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17324</guid>
      <author>Mehmet ÖZEREN</author>
      <description>Tarihî dönemlerde diller arası ilişkiler dolaylı yollarla veya doğrudan gerçekleşmiştir. Komşuluk ilişkisi olmayan diller arasındaki etkileşimlerde, daha çok aracı diller söz konusu olduğu için dolaylı bir ilişki oluşmuştur. Coğrafî yakınlığın da getirmiş olduğu bir sonuç olarak sosyal, siyasî ve askerî ilişkiler içerisinde bulunmuş olan komşu diller arasında ise doğrudan dil ilişkileri meydana gelmiştir. Doğrudan ilişki içerisinde bulunmuş olan komşu yabancı diller, bir dilin ağızlarını ses, şekil, söz varlığı veya cümle yapısı yönüyle etkileyebilir. Ancak Türkiye Türkçesi ağızlarında bu etkinin daha çok ses, şekil ve söz varlığı yönünde olduğu görülmektedir. Prof. Dr. Leylâ Karahan Türkiye Türkçesi ağızlarını sınıflandırırken, komşu dillerden Arapça ve Farsçanın etkisini göz önünde bulundurmuştur. Türkiye Türkçesi ağızlarında etkili olan bir diğer komşu dil ise Rusça olmuştur. Birbirine yakın coğrafyada yaşayan iki millet arasındaki derin ilişkiler, Rusçada, Türkçede ve bu dillerin lehçe ve ağızlarında kaçınılmaz olarak izler bırakmıştır. Uzun yıllar Rusça ile komşu olan Türkiye Türkçesi, çeşitli ağız bölgelerinde birçok Rusça sözcük barındırmaktadır. Bu Rusça sözcükler daha çok doğu grubu ağızlarının II. alt grubunda görülmekle beraber diğer ağız bölgelerinde de Rusça sözcüklere rastlanmaktadır. Farklı ağızlarda önemli fonetik değişimler gösteren Rusça sözcüklerin ağızlara yerleşmesinin sebepleri daha çok tarih? ve sosyal sebeplerdir. Bu makalede de Türkiye Türkçesi ağız çalışmalarındaki ve ağız sözlüklerindeki Rusça sözcükler tespit edilerek, bu sözcüklerde görülen ses ve anlam değişmeleri sebepleriyle birlikte verilecektir. Ayrıca hangi bölge ağızlarında Rusça kelimelerin bulunduğu tespit edilerek, bunların sebepleri üzerinde de durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaokul Öğrencilerinin Eleştirel Okuma Becerilerinin Çeşitli Değişkenlere Göre İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17167</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17167</guid>
      <author>Pınar ÖZMUTLU</author>
      <description>Eleştirel okuma günümüzde bir gereklilik halini almıştır. Özellikle öğrenciler yaşadığımız teknoloji çağında televizyon, sinema, gazete, dergi, kitap gibi kaynaklardan bilgiye rahatlıkla ulaşmakta hatta internetin sınırsız ve kontrol edilemez dünyasında bir yığın bilgi bombardımanına maruz kalmaktadır. Bu noktada öğrencinin hangi bilginin gerekli, doğru, yararlı; hangisinin yanlı, bilimden uzak, faydasız olduğu ayrımını yapabilmesi; okuduklarını sorgulaması, eleştirmesi, bilimsel kaynakların referansıyla kendi mantık süzgecinden geçirdikten sonra benimsemesi, içselleştirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu ayrımı yapabilmek için eleştirel okuma becerilerinin işe koşulması şarttır. Bu çalışmanın amacı ortaokul öğrencilerinin eleştirel okuma becerileri düzeyini incelemektir. İlişkisel tarama modeli ile yapılan çalışmanın evrenini 2012-2013 eğitim- öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Kars ili merkez ortaokullarda öğrenim gören öğrenciler oluştururken örneklem grubunu ise okullardan tesadüfi yöntemle seçilen 434 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Ünal tarafından geliştirilen ‘Eleştirel Okuma Ölçeği’ kullanılmıştır (Ünal, 2005: 67). Ölçeğin güvenirlilik analizinde; Cronbach Alpha iç tutarlık katsayısı .81 bulunmuştur. Elde edilen verilerin çözümlemesinde t testi, korelasyon ve faktör analizi teknikleri kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda; ortaokul öğrencilerinin eleştirel okuma beceri düzeyler araştırılmış ve öğrencilerin eleştirel okuma düzeylerinin cinsiyet, kitap okuma sayısı ve anne eğitim düzeyi değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunurken, sınıf değişkeni ve baba eğitim düzeyi değişkeni arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ziya Şakir (Soku)’nun Selçuk Saraylarında Ömer Hayyam’ın Hayat ve Maceraları Adlı Romanının Tarihsel Roman Olarak İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17260</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17260</guid>
      <author>Arzu ÖZYÖN</author>
      <description>Bu çalışma, Ziya Şakir (Soku)’nun Ömer Hayyam’ın Hayat ve Maceraları adlı romanını tarihsel bir roman olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu inceleme sırasında ilk olarak romanın adı, konusu ve izleklerine değinilecek, roman kısaca özetlenecektir. Daha sonra romanda anlatıcı ve aktarma yöntemi üzerinde durulacak, zaman ve mekân kullanımına değinilecektir. Sonraki bölümde kişiler ve kişilerin sunumuna yer verilecek, sonra sırasıyla olay örgüsü, başlangıç, çatışma, düğüm ve son gibi kurgulama tekniği ve öğeleri analiz edilerek, romanın dili ve üslubu konusunda bilgi verilerek çalışma tamamlanacaktır. Henüz 16 yaşındayken ilk eseri yayımlanan Ziya Şakir Soku, eserlerinin çoğunu Hüseyin Servet, M. Ziya, Hamid Nuri, Bahtiyar, Emekligil, Z. Melek, Abdülmüheymin gibi takma isimler altında vermiştir. Hukuk eğitimi almış olmasına rağmen edebiyat yönü ağır basan yazar, Terakki, Musavver Fen ve Edep gibi dergilerde yazmıştır. Mısır'da bulunduğu yıllarda sinemayla da ilgilenen Ziya Şakir, senaryo yazarlığı da yapmıştır. Aynı adlı romanından uyarladığı "Allah'ın Cenneti" senaryosu 1939'da M. Ertuğrul tarafından filme çekilmiştir. Bu çalışma sırasında, yaşamı boyunca üç yüze yakın eser vermiş olmasına rağmen, Ziya Şakir Soku’nun eserleri üzerinde çok fazla çalışma yapılmamış olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, bu çalışma engin tarih bilgisine sahip çok değerli bir yazar olan Ziya Şakir Soku’nun değerli bir yapıtını gün yüzüne çıkarmayı amaçlamaktadır. Böylelikle bugüne kadar ihmal edilmiş ve hak ettiği değeri görmemiş olduğu düşünülen yazarın diğer eserlerinin de okunması teşvik edilecek ve bu eserler üzerine çalışmalar yapılması konusunda katkı sağlamak yolunda bir adım atılmış olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Türk” Sözünün Etimolojisine Yeni Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17336</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17336</guid>
      <author>Nazim PAŞAYEV</author>
      <description>Türk sözünün tarihi, etimolojisi ve taşıdığı anlamla bağlı Türkoloji’de her kes tarafından kabul edilir bir fikir bulunmamaktadır. Bu konuda çok sayılı araştırmacıların fikirleri genelde kaynaklara dayansa da, mantıksal açıdan her kesi tatmin edecek ortak bir fikir bulunmamaktadır. Takdim olunan çalışma bu konunun araştırılmasına yöneliktir. Çalışmada Türk sözünün farklı dönemlerde bilim adamları tarafından teklif edilen etimolojik yorumlarının analizi verilmiş, bu yorumların eksik kalan tarafları araştırılmıştır. Türk sözünün çok sayıda bilim adamı tarafından kabul gören güçlü, kuvvetli anlamının aslında eski kaynakların okunması açısından yetersiz kaldığı zaman zaman bilim adamları tarafından vurgulansa da, bu konu günümüze kadar açık kalmıştır. İlk defa Alman bilim adamı F.W.K.Müller tarafından ileri sürülmüş olan ve Macar alimi G.Nemeth tarafından temellendirilmeye çalışılmış bu yorum birçok bilim adamı tarafından kabul görmüş olmasına rağmen çitti bir araştırmaya tabi tutulmamıştır. Yapılan araştırmalarda ise Türk sözünün ne ifade ettiğini anlamak için bilim adamları çoğu zaman Türk diline değil, başka dillere müracaat etmiş, bu kelimenin manasını başka dillerde aramaya çalışmışlar. Takdim olunan çalışmada konuya sistemli yaklaşım uygulanarak Türk kelimesinin anlamına farklı taraftan bakılmış ve bu kelimenin çok daha genel bir anlam, insan anlamı taşıdığı ortaya çıkarılmıştır. Teklif edilen yorum bilimsel açıdan temellendirilmiş ve Türk kelimesinin tarih öncesi dönemlere giden kökleri araştırılmıştır. Eski kaynakların okunması sırasında bu yorumun mevcut yorumlardan farklı olarak bütün problemleri giderdiği de ispatlanmıştır. Türk kelimesinin teklif edilen yorumu bu kelimenin birçok bilim adamlarının iddia ettiği gibi 4-6. yy’lerde değil, daha eski zamanlarda ortaya çıktığını, şimdiye kadar bu kelimenin teklif edilen yorumlarının bu yorumun çeşitli varyantları olduğunu ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağatay Türkçesi Ve Edebiyatı Üzerine Bir Bibliyografya Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17304</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17304</guid>
      <author>Farhad RAHİMİ</author>
      <description>Uzun bir zaman edebî dil olarak varlığını sürdüren ve Türk dili tarihinde son derece önemli bir yeri olan Çağatay Türkçesi alanı ile ilgili bu güne kadar pek çok çalışma yapılmıştır. Bu alanda tüm dünyada önemli çalışmaların yapılması ile birlikte Türkiye'deki yapılan çalışmaların çokluğu dikkat çekici ve önemlidir. Bu çalışmada Çağatay Türk dili ve edebiyatı ile ilgili çalışmaların tam künyesi verilerek bu alanda yapılacak araştırmalara katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu çalışmada Çağatay Türkçesi, Çağatay Türkçesinin dilbilgisi, Çağatay Türkçesi yazarlarının yayınlanmış eserleri ve onların hayatı ve eserleriyle ilgili tüm kitaplara; Çağatay Türkçesini veya Çağatay Türkçesi ile kaleme alınan eserleri konu alan ve YÖK'nin İnternet sitesinde bulunan tüm tezlere; Türkiye'de veyahut yabancılarca yayınlanmış olan Çağatay Türkçesi sözlüklerine; Çağatay Türk dili ve edebiyatı, Çağatay Türkçesi eserleri ve sözlükleri ve onların yazarları hakkında ansiklopedik bilgilere yer verilmeye çalışılmış, İnternetten makalelerinin Tam metni bulunan/özeti veya içindekileri bulunan Türk dili ve edebiyatı ile ilgili dergiler tespit edilerek ve Çağatay ve Nevai/Nevayi gibi anahtar kelimeleri kullanılarak makalelere ulaşılmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu gibi anahtar kelimeler kullanılarak PDF Arama Motoru (PDF Search Engine) ve Bilgi Sistemi (makale veritabanı) bulunan İnternet siteleri aracılığıyla da makaleler aranıp veritabanı oluşturulmaya çalışılmıştır. Makalelerin bir kısmını oluşturan tanıtma yazılarına da yer verilmeye çalışılmış, konfranslarda sunulan bildirilere ise internet veya basılmış bildiri kitaplarından ulaşılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tartışmalı Bir Eser: Ahmet Mithat Efendi’nin Bahtiyarlık Romanı Üzerine Bir Tahlil Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17190</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17190</guid>
      <author>M. Halil SAĞLAM</author>
      <description>Türk edebiyatı tarihinde özellikle köy romanının başlangıcı konusunda yapılan bilimsel çalışmalarda ismi çok sık geçen Ahmet Mithat Efendi’nin Bahtiyarlık eseri hakkındaki iki önemli tartışma konusu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi eserin hangi kategoriye dâhil edilmesi gerektiği; ikincisi ise eserin ilk köy romanı olarak kabul edilip edilmeyeceğidir. Çalışmamızın ilk bölümünde detaya girmeden doğrudan veya dolaylı olarak Bahtiyarlık adının anıldığı bazı önemli bilimsel yayımlar üzerinde durduk. İkinci bölümünde ise romanı, “hikâye ve anlatım, bakış açısı, vak'a örgüsü-olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, dil ve üslup” üst başlıklarına göre incelemeye çalıştık. Romanla ilgili tespitlerimizi çalışmamızın sonuç bölümünde değerlendirdik. İlk köy konulu romanlar arasında yer almakla birlikte Bahtiyarlık eserinin dikkat edilmesi gereken önemli bir başka özelliği de vardır. Köy hayatına özenerek, ondaki zenginlikleri ortaya çıkarma hevesini yaşayan bir aydın tipini yaşadığı maceraları ilk kez bu eserde görüyoruz. Romanı içerdiği mesajlar itibariyle yazarın daha önce kaleme aldığı eserlerinden ayıran en önemli özelliği bu yönü olmuştur. Eser sadece çalışkanlık ve tembellik; alafranga ve alaturka özentisi kavramları etrafında kurgulanmış olsa Felâtun ile Rakım Efendi (1876) romanının bir tekrarı olmuş olurdu. Bahtiyarlık eserinde de aynı sosyal içerikli mesajlar bulunmakla birlikte onu Felâtun ile Rakım Efendi eserinden ayıran en önemli özellik Rakım Efendi tipinin karşılığı olan Şinasi’nin bir entelektüel olarak köylü olmayı arzulamasıdır. Burada köylülük, itibarın ve mutluluğun kaynağı olarak gösterilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Bahtiyarlık romanının bilimsel metot ve tekniklerle incelenmeye değer olduğunu düşünüyoruz. Bu çalışmamızda temel amacımız, söz konusu eseri bilimsel tahlil yöntemleriyle analiz ederek araştırmacıların roman hakkında yaptıkları çalışmalara katkıda bulunmak ve eserin aynı içerikte kaleme alınmış romanlardan farklı yönlerine dikkat çekmektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Gazetelerindeki Haber Yazılarında Öznelliğin ve Nesnelliğin Yansıtılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17211</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17211</guid>
      <author>Meltem SARGIN</author>
      <description>Bu çalışma Türk gazetelerindeki haber yazılarında tanıtsallığın (konuşucu ya da yazarın verdiği bilgiye olan tutumun) bir uzanımı olarak kabul edilen öznellik ve nesnelliği (Lyons 1977; Nuyts 2001) ortaya çıkarmayı böylece Türk gazetelerinin haberler karşısında gösterdiği tutumu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Türkçede tanıtsallığı kodlama işlevini üstlenen dilsel düzenekler temel olarak kiplik anlamı taşıyan yüklem sonekleri, kiplik sıfatları ve belirteçleri, adıllar, adlaştırma, edilgenlik ve atıflardan oluşmaktadır. Bir başka kişinin sözlerini aktarmaya yarayan dilsel düzenekler de tanıtlama anlamı taşımaktadır (Palmer 2001: 9; Aikhenvald 2003: 4). Bir başka kaynaktan alınan bilgi bu düzenekler aracılığıyla öznel ya da nesnel biçimde aktarılabilmektedir. Aktarım işlevi gören tanıtlama belirticileri özellikle gazete haber yazılarında öznel ya da nesnel bir bakış açısı oluşturulmasını sağlayarak gazetecilerin metinlerdeki görünürlüklerini dengelemelerini mümkün kılmaktadır. Doğrudan aktarım özgün konuşucunun öznelliğinin ve aynı zamanda sahip olduğu biçem ve kesit dilin çok daha özgürce ifade edilmesini sağlamaktadır. Öte yandan dolaylı aktarım sözcenin yeniden düzenlenmesini, anlatım ve ifadelerin değiştirilebilmesini sağlayarak muhabirin habere kendi yorumunu katmasına olanak vermektedir. Bu makalede bir tanıtlama belirticisi olarak kabul edilen dolaysız ve dolaylı aktarım yapılarının bu işlevi incelenmekte ve bir metin türü olarak haber yazılarının normlarına uygunluğu tartışılmaktadır. Çalışma Türkiye’de en yüksek tiraja sahip üç günlük gazeteden 60 gün boyunca toplanan haber yazıları üzerinde yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Adalet Ağaoğlu’nun “Savun Sevdam Sen Savun” Adlı Öyküsünü Çoğul Okuma Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17381</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17381</guid>
      <author>Elif SAYAR</author>
      <description>20. yy’ın sonlarında odağını yazardan okura kaydıran edebi metin gerçeğe farklı bir biçimde bakar. Çağdaş bilimin “belirsizlik” ve olasılık” kavramlarından etkilenen yazar gerçeği dış dünyada değil iç dünyada ve bilinçdışında arar. Yazar gerçeği artık olduğu gibi sunmaz. Gerçeği metnin içine yerleştirdiği birtakım imge, simge ve alegorilerle vererek okuyucuya hissettirir. Okuyucu metindeki bu imge dünyasını anlamlandırabilmesi için belli bir düş dünyası, kültür ve algılama düzeyine sahip olması gerekir. Okurun algılama gücüyle okunan metnin anlamı çoğalarak yeni bir dünyaya açılır. “Çoğulculuğun” ana öğesi durumuna gelen metinde okur artık etkin durumda olur. Okuyucu, karşısına çıkan çokkatmanlı metni, metnin içine yerleştirilen imge, simge ve alegorilerle kendi bilgi birikimi ve kültür düzeyine göre yorumlayarak, onu yeniden üretir. Bu, metin ile okuyucu arasında oluşan karşılıklı estetik bir hazza dönüşür. Çalışma boyunca Adalet Ağaoğlu’nun 1974 yılında yayımlanan Yüksek Gerilim öykü kitabının içinde yer alan “Savun Sevdam Sen Savun” adlı öyküsünü farklı okuma biçimlerinde ele almaya çalıştık. Bu okuma biçimleri arasında yapısalcı bir çözümlemeye gidildi. Bu çalışmada eseri yapı, anlatım, biçim ve dil özellikleri bakımından değerlendirmeye, eserin toplumsal boyutu hakkında bilgi vermeye çalıştık. Ayrıca eserde yer alan göstergeler yeniden yorumlanarak okur merkezli yaratım süreci meydana getirildi. Böylece metin tarafımızdan yeniden üretilmiş oldu.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Beyâni Tezkiresinde Şairlerin Edebî Şahsiyetleri İle İlgili İfadeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17372</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17372</guid>
      <author>Fırat SEVİNÇ</author>
      <description>Divan edebiyatında şairlerin hayatları, yetenekleri, görevleri, edebî şahsiyetleri hakkında bize bilgi veren biyografi tarzındaki eserlere tezkire denir. Şairlerin edebî şahsiyetleriyle ilgili geçmişten günümüze gelen en önemli kaynaklar tezkirelerdir. Bugüne kadar tespit edilen ve yayınlanan otuz altı adet tezkire vardır. Tezkireler üzerine bugüne kadar bir çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar kitap ya da makale şeklindedir. Bu makalede de Beyâni tezkiresi ele alınmıştır. Beyâni’nin, tezkiresindeki üçyüz yetmiş yedi (377) şair ile ilgili olarak yapmış olduğu yorumlar konumuzun ana çerçevesi olmuştur. Bu tezkirede bütün şairlerle ilgili (onların şairliğine dair) yorum yoktur. Kendisiyle ilgili yorum yapılan şairlere dair söylenenlerden şairi edebî şahsiyeti bakımından en iyi tanıtacak kelime seçilmiş ve bunun üzerinde durulmuştur. Daha sonra bu kelimelerin sözlük anlamları tespit edilmiş ve şair ile ilgili söylenen kısımlar makalede gösterilmiştir. Şairlerle ilgili söylenenlerin doğru olup olmadığı sonucuna varmak için tezkiredeki örnek beyitlere de makalede yer verilmiştir. Makalede diğer tezkirelerde şairlerle ilgili yapılan yorumlarda pek fazla ya da hiç rastlanmayan kelimelere yer verilmesi bu makale için dikkat çekicidir.Âb-ı hayât, acemâne, âmiyâne, avâm-pesend, ebkâr-ı meânî, gass u semîn, hem-vâr, hezl-gûne, rakîk, revân-bahş ve salâh gibi kelimeler bahsettiğimiz kelimelerdendir. Tezkire yazarları tezkirelerinde şairlerin edebî şahsiyetleri ile ilgili yapmış oldukları yorumlarda kendilerine has bir dil geliştirmişlerdir. Onlar şairler hakkında sıradan yorumlar yapmamışlar, şairin edebî şahsiyetini ve kişiliğini yansıtacak kelimeleri seçmeye gayret etmişlerdir. Özellikle bazı şairlerin mahlasları ile şairlerin edebî şahsiyetini yansıtan kelimeler arasındaki anlam ilişkisi dikkat çekicidir. Bu da şairin yorumuna bir çekicilik katmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gazetelerde Kültür, Sanat Ve Edebiyat Sayfaları/Yazıları Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17258</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17258</guid>
      <author>Salih SEYHAN, Hakan TEMİZTÜRK</author>
      <description>Gazeteler, siyasetten ekonomiye, spordan magazine kadar çok çeşitli haberlerle okurlarını aydınlatmaya çalışmaktadır. Türk basınının anılan alanlara ilişkin zengin bir içerik sunduğu gözlenmektedir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyata ilişkin haber, yazı ve yorumlarının yeterli, tatmin edici ve bilgilendirici olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili haber, yazı ve yorumlar için ayırdığı alan çok sınırlı ve içerik açısından çok yetersiz kalmaktadır; bu durum ekonomi, siyaset, spor gibi alanlarla karşılaştırınca daha belirgin bir hal almaktadır. Üstelik bazı gazetelerin “kültür-sanat” sayfalarının bulunmadığı ya da bazı günler diğer alanlarla ilgili haberlerin fazlalığı durumunda bu sayfaların iptal edildiği de bilinmektedir. Bu durum, kültür, sanat ve edebiyat ile ilgisi “yüzeysel” olan ortalama gazete okuru için ciddi bir sorundur; bu alanlara ilişkin haber, bilgi ve tartışmaları gazeteler aracılığıyla takip edenler bu imkandan da mahrum kalmaktadır. Bu durum özellikle 1950’li yıllardan sonra daha belirgin bir hale gelmiştir. Gazeteler, gündemin çok dolu olması halinde ilk önce kültür sanat sayfalarını kurban veriyorlar, dokunacakları, kırpacakları ilk sayfalar maalesef kültür sanat sayfaları oluyor. Ayrıca kültür sanat sayfaları düzenleyen gazetecilerin, gazete yönetimi tarafından pek de etkin bir meslek mensubu sayıldığı söylenemez. Bu çalışmada Türk basınını temsilen gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili sayfaları/haberleri içerik çözümlemesi ve söylem analizi ile tahkik edilmeye ve yukarıda dile getirilen varsayımın doğruluğu sınanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cahit Zarifoğlu’nun Şiirlerinde Tasavvufun Görünüm Biçimleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17326</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17326</guid>
      <author>Büşra SÜRGİT</author>
      <description>Cahit Zarifoğlu (1940-1987) modern Türk edebiyatının kilometre taşlarından biridir. İlk edebi ürünlerini lise yıllarında vermeye başlayan sanatçı, şiir, öykü, günlük, roman, edebi deneme, masal ve tiyatro gibi birçok türde eser vermiştir. Bununla birlikte o, daha ziyade şairliğiyle temayüz etmiş bir isimdir. Toplam dört şiir kitabı yayımlamış olan Zarifoğlu, şiirlerinde benlik, varoluş sorunu, doğu-batı çatışması, aşk, aile ve modernleşmenin birey üzerinde yarattığı tahribat gibi birçok konuyu etraflıca ele almıştır. Bu geniş tematik yelpaze içinde dikkat çeken konulardan biri de tasavvuftur. Cahit Zarifoğlu’nun yaşam öyküsü gözden geçirildiğinde onun, dini-tasavvufi geleneklerin sımsıkı korunduğu ve yaşatıldığı bir ailede yetiştiği fark edilir. Buna ilaveten şair, 1977 yılında Nakşî meşâyıhından bir mürşide intisap ederek tasavvufî pratikleri hayatına geçirmeye başlamıştır. Yakın dostları, bu tarihten itibaren farklı bir Cahit Zarifoğlu portresi ile karşı karşıya olduklarını vurgulamışlardır. Bütün bu zihni ve fikri dönüşümler, sanatçının ortaya koyduğu edebi ürünlerin içeriğini, dilini, hatta üslup ve teknik yapısını önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle Menziller ile Korku ve Yakarış başlıkları altında toplanan şiir metinleri, içlerinde, tasavvufi eğilimlerin bakış açılarından ve kelime örüntülerinden sayısız iz barındırırlar. Sanatçının yaşadığı içsel dönüşüm ile hâller özellikle “Özgürlüğe Doğru”, “Kayıt”, “Kabul”, “Ayna”, “İkinci Ayna”, “Menziller”, “Korku ve Yakarış”, “Zahmet Vakti”, “Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler Kançanağı Anlamında” başlıklı şiirlerinde oldukça yoğun bir şekilde göze çarpar. Bu makalede Zarifoğlu’nun bu açıdan dikkat çeken şiirleri mercek altına alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okulöncesi Dönem Çocuk Kitaplarında Görsel Bir Uyaran Olarak Resim</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17411</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17411</guid>
      <author>Güliz ŞAHİN</author>
      <description>Kişisel, ruhsal ve fiziksel gelişimin temelleri okulöncesi dönemde atılmaktadır. Çocuk fiziksel açıdan olduğu gibi kişisel ve ruhsal açıdan da sürekli değişen ve gelişen bir varlıktır. Henüz on bir aylıkken kitap ile iletişim kurmaya başlayan çocuk için kitap eğlendirici bir oyuncak gibidir. Unutulmamalıdır ki çocuk, oyun yoluyla öğrenir. Çocuğun kitapla ilk tanışması da resimler aracılığıyla olur. Okulöncesi dönemden itibaren çocuğun anlam evrenine katılan resimli kitaplar, çocukla etkileşim kurmada en başat görsel uyaran olmuştur. Resimli kitaplar çocukta görsel algılama yoluyla sözlü anlatım becerilerinin geliştirilmesine olanak tanırken çocuğun duyuşsal algılarını da harekete geçirecektir. Görsel bir uyaran olan resimli kitaplar aracılığıyla çocuk, tüm duyularını etkin kullanabilecek anlatılmak isteneni sezinleyebilecektir. Bu durum göz önüne alındığında resimli çocuk kitaplarının eğitimin en önemli basamaklarından biri olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda çalışma kapsamında ele alınacak konu, okulöncesi dönem çocuk kitaplarında görsel bir uyaran olarak resimlerin kullanımına yönelik olacaktır. Bu amaçla öncelikle resim ve okulöncesi dönemde kullanılan resimli kitaplara kısaca yer verilecektir. Bu çalışma kapsamında okulöncesi dönem resimli kitaplar iki ayrı başlık altında toplanacaktır. Bunlardan ilki öğretici nitelikteki resimli kitaplar, ikincisi ise yazınsal nitelikteki resimli öykü kitapları olacaktır. Öncelikle öğretici nitelikteki resimli kitaplar kısaca ele alınacaktır. Ardından yazınsal nitelikteki resimli öykü kitaplarına yer verilecektir. Bu noktada, çocuğun duyarlık eğitimini de içine alan bilişsel ve duyuşsal sürecine katkıda bulunan nitelikli kitap örneklerine de yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Afganistan Ve Stavropol Türkmenlerinin Kullandıkları Şimdiki Zaman Ekleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16984</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16984</guid>
      <author>Savaş ŞAHİN</author>
      <description>Türkçenin şimdiki zaman eklerinin, edebî dillerde ve ağızlardaki durumuyla ilgili birçok çalışma yapılmış, eklerin gelişimi izâh edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada, haklarında çok az bilgi sahibi olduğumuz Afganistan ve Stavrapol Türkmenlerinin günlük konuşma ve yazı dilinde kullandıkları, şimdiki zaman ekleri ele alınmıştır. Karşılaştırma yapılabilmesi için de günümüz Türkmenistan edebî dilinde kullanılan şimdiki zaman ekleri gösterilmiştir. Bu çalışmada verilen bilgiler, bu iki bölgede yakın geçmişte yapılan dil çalışmalarından derlenmiştir. Türkmen ağızlarını sınıflandırmada, en büyük ölçütlerden biri şimdiki zaman ekleridir. Türkmen boyları ağzılarında şimdiki zaman ekinin standart bir kullanımı yoktur. Türkmen Türkçesinde, Türkiye Türkçesi ağızılarında, olduğu gibi şimdiki zaman eklerinde çok şekillilik vardır. Afganistan’daki Türkmenlerin büyük çoğunluğunu, Ersarı boyu oluşturmaktadır. Ersarılar, diğer Türkmen boylarının kullanmadıkları, Türkiye Türkçesiyle de ortaklık gösteren –yor şimdiki zaman eklerini kullanmaktadır. –yor şimdiki zaman ekleri günlük konuşma dilinde çok sık kullanılmakla birlikte diğer Türkmen boylarının ağızlarındaki şimdiki zaman ekleri de az da olsa kullanılmaktadır. Edebî eserlerde de en sık kullanılan şimdiki zaman eki –yor’dur. Stavrapol, Rusya sınırları içerisinde Kuzey Kafkasya’da yer alan bir bölgedir. Stavrapol’da Türkmenler; Çovdur, İgdir, Söyüncacı boylarından oluşmaktadır. Stavrapol Türkmenleri, günlük konuşma dilinde şimdiki zaman eki olarak, sıklıkla “–A/-Ay +dır/dur+ şahıs ekleri” kalıbını kullanmaktadırlar. Bu yapı, Kıpçak döneminden beri değişmemiş ve Stavrapol Türkmenlerinin edebî dillerinde ve ağızlarında yaşamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Midhat Efendi'nin Yayımladığı Gazete ve Dergiler (1868-1876)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17292</guid>
      <author>Özge ŞAHİN UĞUREL</author>
      <description>Ahmet Midhat Efendi, Tanzimat dönemi edebiyatının önemli yazarlarından biridir. Roman, hikâye gibi kurgu metinlerinin yanı sıra kendi çıkardığı, müdürü ya da başyazarı olarak faaliyet gösterdiği gazete ve dergilerde, öncelikle 1800’lü yılların ikinci yarısında okuma-yazma oranı düşük Türk halkını bilgilendirmeyi amaçlamıştır. Bu yazıda Ahmet Midhat Efendi’nin 1868-1876 yıllarında çıkardığı gazete ve dergiler incelenmiş, sansürlere ve sürgüne rağmen yazmayı bırakmayan bir yayıncı portresi ortaya çıkmıştır. Bedir’le başlayan gazeteciliğini, Devir’le sürdüren Ahmet Midhat Efendi, ard arda yaşadığı kapatma kararları karşısında yılmamış, ilk dergisi Dağarcık’la yayıncılık faaliyetini sürdürmüştür. Ancak bu dergideki yazılarının da sansüre uğraması Ahmet Midhat Efendi’yi üç yıldan fazla süren bir sürgün cezasına mahkum etmiştir. Sürgün şartlarında olmasına rağmen çalışmalarına ara vermeyen Ahmet Midhat Efendi, Rodos’ta ikinci dergisi Kırkanbar’ı çıkarmıştır. Sürgün yıllarının bitmesiyle İttihâd, Osmanlı ve uzun soluklu Tercüman-ı Hakikat gazetelerini çıkaran Ahmet Midhat, ardında incelenmeyi bekleyen büyük bir külliyat bırakmıştır. Ahmet Midhat Efendi’nin gazete ve dergilerindeki sınırsız bilgi birikimini daha net ortaya koymak ve bu konu üzerinde çalışacak araştırmacılara rehber olması amacıyla Bedir, Dağarcık ve Kırkanbar’ın fihristi hazırlanmıştır. Bu fihrist çalışması Ahmet Midhat Efendi’nin yurtiçi ve yurtdışından siyasî ve sosyal içerikli haberlerin yanı sıra edebiyat, felsefe, antrolopoji, tıp gibi birçok alanda telif ve tercüme yazıya yer verdiğini göstermiştir. Ayrıca yazıları sebebiyle aldığı sürgün cezaları dönemin sansür anlayışının boyutlarını ortaya çıkarmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Derslerinde Ana Dili Kullanımı Üzerine Öğretmen Ve Öğrenci Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17179</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17179</guid>
      <author>Füsun ŞAVLI, Semiha KALAFAT</author>
      <description>Araştırmamızın amacı, yabancı dil derslerinde ana dili kullanımı üzerine öğretmen ve öğrenci görüşlerine ulaşmak ve yabancı dil öğretiminde ana dilin rolünü saptamaktır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup Marmara Üniversitesi’nin farklı Fakültelerinin dil bölümlerinde görev yapan, yabancı dil olarak sadece Fransızca öğreten ve ana dili Türkçe olan 10 öğretim elemanına 5 sorudan oluşan bir görüşme formu 2012-2013 eğitim/öğretim yılında uygulanmıştır. Bu çalışma yapılırken, ana dili Fransızca olan öğretim elemanları araştırma dışı bırakılmıştır. Ayrıca, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fransızca Öğretmenliği Anabilim dalında okuyan 1, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencilerinden 20’sinin katıldığı çalışma grubuna da 5 soru sorulmuştur. Bu sorulardan sadece ilki, öğrenciden kesin bir cevap almayı hedeflediğimizden çoktan seçmelidir. Diğer soru tipleri açık uçlu formattadır. Ayrıca en sonuncu soru ise, araştırmaya biraz daha derinlik katmak ve katılımcılardan daha detaylı cevaplar alabilmek açısından 4 alt başlığa bölünmüştür. Araştırmada elde edilen veriler, betimsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Böylece, cevaplar sınıflandırılmış ve yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular frekans dağılımları ve doğrudan alıntılarıyla birlikte belirtilmiştir. Sonuç olarak öğretmenlere ve öğrencilere uygulanan bu görüşme formlarından elde edilen verilere göre, yabancı dil öğretimi ve öğreniminde ana dili kullanımının önemli bir etkiye sahip olduğu gözlenmiş ve bu süreçte iki dil arasında bir denge kurabilmek için önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tatar Türkçesindeki Günümüz Kur’an Tercümelerinin Dil Özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17457</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17457</guid>
      <author>Güzel ŞEMSİYEVA</author>
      <description>Bilindiği gibi, Tatar halkının büyük bir çoğunluğu İslam dinine mensuptur. Bu dinin etkisi altında milli bilinç oluşmakta, milli kültür gelişmektedir. Tatar Türkçesinde dinî edebiyatın ilk örneklerinin görülmesi, Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ın ilk tefsirlerinin (yorumlamalar, çeviriler) yapılmasıyla başlar. Kazan Tatarlarının (İdil Türkleri) ilk Kuran tefsirlerinin XVI. yüzyılın sonlarında görüldüğü varsayılmaktadır. Bu elyazmaların ayrı ayet ve sureleri günümüze kadar ulaşmaktadır. XII, XIII, XIV. yüzyıllarda da Kuran’ın farklı ayet ve sureleri Türkçeye tercüme edilmiştir. 1880 yılında “??-??h??” (el-Kehf) suresi Tatar Türkçesine çevrilmiş, 1907 yılında da Kazan Üniversitesi Yayınevinde Tatar Türkçesiyle ayrı bir kitap olarak basılan “??- ????? ?? ??????????” (El İtk?n di tercimetil) adlı tam Kuran tefsiri yayımlanmıştır. 1910 yılında Kazan “Urnek” Basımevinde, Muhammet İmankolıy’ın çevirisiyle “???h????? – ????? ?? ???????? - ??????” (Teshiylül – bey?n fi tefsiril – Kûren) adı altında Tatar Türkçesiyle tam Kuran tefsiri yayımlanmıştır. Bu makalede, tefsirlerin Tatar halkı arasındaki ortaya çıkış tarihi incelenmektedir. Tüm Müslüman halkların kendi tefsirlerinde, Kuran’ın orijinalinden ayrı olarak, Müslümanların kolay bir şekilde anlayabilmeleri için Kutsal kitabın farklı muhtevaları da bulunmaktadır. Makalenin asıl gayesi, XX. yy. sonlarıyla XXI. yy. başlarında yapılan tefsirlerin dil özelliklerini incelemektir. Birincil kaynaklar ise, Müslüman Tatarlar arasında günümüzde en yaygın tefsirler olan Ferit Salman ve Rabit Batulla’nın tefsirleridir. Ferit Salman’ın Kur’an çevirisi 1991 yılında, Rabit Batulla’nın Kuran çevirisi ise 2004 yılında yayımlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Manzum Bir Menkıbe: Hikâye-i Şâh Hamîd</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17111</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17111</guid>
      <author>Bünyamin TAN</author>
      <description>Menâkıb-nâmeler, İslâm kültürü içerisinde tasavvuf akımının anlatı geleneğinin önemli bir koludur. Çoğu zaman okuyanlara tasavvufi terbiye verme amacının yanısıra içinde bulundukları tarikatların şeyhini yüceltmek ve diğerlerinden daha üstün olduğunu ispatlamak amacıyla da yazılmışlardır. Türk Edebiyatında pek çok menâkıb-nâme yazılmıştır. Elvan Çelebi’nin Menâkıbü’l-Kudsiyye fi Menâsibü’l-Ünsiyye’si, Velâyet-nâme-i Hacı Bektaş Veli, Velâyet-nâme-i Otman Baba, Menkıbe-i Çihâr-Yâr-ı Güzîn’ler, kadın evliya menkıbeleri, Menkıbe-i Sultân Murâd, Eşrefoğlu Rûmî’nin menkıbeleri vb. pek çok menkıbe ve menâkıb-nâme yazılmıştır. Makalemizde konu edindiğimiz Hikâye-i Şâh Hamîd de onlardan biridir. Eserde Bağdat melikinin küçük oğlu ile iki büyük oğlu ve melikin başından geçenler anlatılmaktadır. Küçük kardeşin faziletleri sonucu ilahi aşka erme yolunda sarf ettiği çabaların yanında diğer iki kardeşin yaptığı günahlar konu edinilmiştir. Bu iki durum çerçevesinde okuyucuya temiz bir insan ruhunun onu nasıl yücelttiği ve kötü bir insan ruhunun insanı nasıl felâkete sürüklediği anlatılmaya çalışmıştır. Fakat eser tamamlanamamış bir eserdir. Makalede öncelikle menkıbenin ve menâkıb-nâmenin tanımı yapılmıştır. Daha sonra makalede konu edinilen eserin nüsha tavsifi yapılmış olup şekil ve içerik özellikleri üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Hikâyenin özeti verilmiş olup bazı motifler üzerinde değerlendirmelere yer verilmiştir. Sonuç kısmında eserle ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır. Metin transkripsiyonlu olarak sunulmuştur. Metin içerisinde yer yer yöresel söyleyiş özellikleri de görülmektedir. Ayrıca bazı beyitlerde vezin problemi de bulunmakta olup metnin orijinalliğini korumak için metin tamiri yapılmamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Âşık Şem’î’nin Şiirlerinde Divan Edebiyatı Tesirlerine Dair Tespitler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17414</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17414</guid>
      <author>Recep TEK</author>
      <description>XIX. yüzyıl Âşık edebiyatının yeniden canlandığı ve güçlü temsilciler yetiştirdiği bir dönemdir. XVI. yüzyıldan beri gelişimini sürdüren bu edebiyat geleneği bu yüzyılda büyük bir ehemmiyet kazanmış ve mahallileşme cereyanın da etkisiyle sadece halk arasında değil; yüksek zümre arasında da kendisine yer bulmaya ve ilgi görmeye başlamıştır. Âşıklar, saray ve devlet adamları tarafından korunmuş, bey ve paşa konaklarından saraya kadar her yerde âşıklara rastlanır olmuştur. Âşık edebiyatında XVII. yüzyıldan itibaren Âşık Ömer ve Gevherî ile görülmeye başlayan Divan edebiyatı tesiri bu asırda bilhassa şehirde yaşayan âşıklar arasında doruk noktasına ulaşmıştır. Bu etkileşim neticesinde âşıklar şiirlerinde hece veznini kullandıkları gibi aruz veznini de kullanmışlardır. Bu vezinle</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Farklı Coğrafyanın İnsanları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17217</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17217</guid>
      <author>Bayram TOPLU</author>
      <description>Makalemizde Molla Niyazla, Âşık Seyraninin hayatları hakkında kısa malumatlar vererek, onların eğitimleri, doğduğu ve yaşadığı yerler hakkında, kısa da olsa aileleriyle alakalı, eğitimleriyle ilgili, karakterleri, yaşam tarzları, eserlerinin konuları ve eserlerinin o zamanki halka tesiri, ruşenfikir olmaları çağının ilerisinde düşünebilmeleri ve bu düşüncelerini o gününün insanlarına nasıl anlatabilirim gibi mevzular işlenmiş, yaşadıkları asırlar az da olsa değerlendirilip, o asırda her iki ustanın da edebiyata katkılarından, çalışmalarını yaparken ne gibi sıkıntılara maruz kaldıklarını, hedeflerine ulaşmak için en ufak imkanları bile değerlendirerek, seyahatlarda bulunduklarından, doğrular karşısında ne düşünce olarak, ne de faaliyet olarak hiç taviz vermediklerinden bahsedilmiştir. Hatta ne pahasına olursa olsun herhangi bir yanlışlık karşısında herkim olursa olsun eleştirilerde bulunarak gerçekleri anlatmaya çalıştıklarından sözedilmiştir. Ayrıca yazarların yaşadıkları asırlar da değerlendirilerek, onların edebiyatın ve ictimai hayatın inkişafına olan müspet tesirleri anlatılmıştır. Yine birbirinden yüzlerce kilometre uzakta yaşamış ama bir sürü ortak noktaları olan ve topluma yazılarıyla örnek, aynı zamanda rehber olan bu iki büyük şahsiyette, edebiyatın gücünden ve en önemlisi de o gücün evrensel olduğundan, tesirlerinin de evrensel olduğu üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Makalemizde bu tür çalışmaların önemine binaen bu konuduki araştırmaların ve çalışmaların daha fazla olması mevzusu da işlenmiştir. Ve şairlerin şiirlerinden birkaç tane dörtlük ele alınıp, bu iki şair karşılaştırılmıştır. Yazarların daha çok ortak yönleri değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sait Faik’in “Sinağrit Baba” Adlı Öyküsüne Metin Dilbilimsel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17433</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17433</guid>
      <author>İbrahim TOSUN</author>
      <description>“Metin” (text) hem edebiyatta hem dilbilimde sıkça kullanılan bir terimdir. Bu terim için birbirinden biraz farklı tanımlamalar yapılsa da metin olmanın belirli ölçütleri olduğu konusunda fikir birliğine varılabilmektedir. Metin dilbilimciler, eksiksiz bir metnin bağlaşıklık, tutarlılık, amaçlılık, kabul edilebilirlik, durumsallık, bilgisellik ve metinler arası ilişki kurallarına uygun olması gerektiği konusunda fikir birliği içindedir. Metin çözümlemeleri alanında, metin dilbilim ve işlevsel dilbilgisi (functional grammar) genellikle metindeki tutarlılık ilişkilerini ve konu gelişimi kalıpları aracılığıyla paragraf yapısının nasıl düzenlenebildiğini belirlemeye çalışmaktadır. Metinselliği belirlemede ve bir metni çözümlemede öne çıkan en önemli iki ölçüt, küçük ve büyük ölçekli yapı olarak da bilinen bağlaşıklık ve tutarlılıktır. Küçük ölçekli yapıda yerel bağlaşıklık oluşturan dilsel düzenlemeler, büyük ölçekli yapıda genel anlamın oluşmasını sağlayan konu gelişimini göstermek üzere kullanılmaktadırlar. Bu nedenle, “metinlerin ‘yapısal’, ‘anlamsal’ ve ‘işlevsel’ açıdan irdelenebilmesi, büyük ölçekli yapı ölçütleriyle çözümlemeler yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Tam da bu noktada, “Sait Faik’in Sinağrit Baba Adlı Öyküsüne Metin Dilbilimsel Bir Yaklaşım” başlıklı bu çalışmada, yüzey yapıda metnin kurgulanış biçimi, diğer bir deyişle yapısal özellikleri bağlaşıklık; derin yapıda metnin genel anlamını yansıtan ve metnin içeriğini oluşturan özellikler ise tutarlılık başlığı altında ele alınacaktır. Metin dilbilimsel bağlaşıklık’ ve tutarlılığın “Sinağrit Baba” adlı öyküde nasıl gerçekleştiği ve metnin kendi içindeki tutarlılığı örnekler doğrultusunda değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anlamanın Tarihsel Dönüşümü Işığında Halk Şiirine Okur Odaklı Bir Yaklaşım Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17284</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17284</guid>
      <author>Emrah TUNÇ</author>
      <description>Edebi metnin taşıdığı anlamsal katmanların çokluğu yahut bilinen kavramların yeni bağlamlar içerisinde, daha önce hiç görülmemiş bir şekilde yeniden üretilmeleri okur açısından anlamsal sahaya ilişkin birtakım problemler doğurur. Bu kapsamda, genel çerçevede edebi metne ve özelde ise şiire yönelik geliştirilmiş olan anlama etkinliklerinin günümüzde almış olduğu şekil, postmodernizmin de etkisiyle büyük oranda okur odaklı bir yapılanmanın ürünü haline gelmiştir. Anlamın oluşmasında okuru pasif konumdan çıkararak ona birtakım aktif rollerin verilmesi, sadece metin ve yazarı hakkında çalışmalarını yoğunlaştıran araştırmacıları zamanla okura yöneltmiştir. Verici tarafından gönderilen iletiyi alımlayanın ne şekilde algıladığı bir merak konusu haline gelmiş ve bu merakı gidermeye yönelik çeşitli çalışma yöntemleri geliştirilmiştir. Bu doğrultuda bu çalışma, tıpkı diğer edebi metinler gibi anlamsal düzlemini sürekli genişletmeye çalışan ve böylelikle edebi bir hüviyete sahip olan halk şiirine, alımlama kuramının verileri eşliğinde bakmayı deneyecektir. Bu anlamda alımlama kuramının, anlamın oluşması üzerine söyledikleri ile performans teorinin folklor hadisesinin oluşması üzerine söyledikleri arasındaki benzerlikler; alımlama kuramından halkbilimi sahasına ve aynı şekilde halkbiliminden de alımlama kuramına bazı transferler yapabileceğimizi düşündürmektedir. Okurun kendi tecrübe birikimleri ışığında ve büyük oranda metnin yönlendirmeleriyle oluşturduğu anlamın, halk şiiri sahasında da sabit olmadığına ve şiir içindeki çeşitli boşlukların, her okuyucu tarafından farklı şekillerde doldurulduğuna vurgu yapan bu çalışma; folklor hadisesinin oluşmasında icracıyla aynı büyüklükte bir role sahip olan alımlayıcının, içe dönük bir şekilde ve daha geniş bir perspektiften tasvir edilmesini amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancılara Türkçe Öğretiminde Türk Halk Edebiyatı Metinleri Kullanımı: Oğuz Kağan Destanı Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17300</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17300</guid>
      <author>Sibel TURHAN TUNA</author>
      <description>Millet, kendini oluşturan değerlerden bir tanesi olan dil aracılığıyla sınırları belli bir coğrafyada toplanır. Benzer bir şekilde dil aracılığıyla hem kültürünü oluşturur hem de gelecek kuşaklara kültürün aktarımını sağlar. Kültürün bir kolunu da edebiyat ürünleri oluşturur. Halk Edebiyatı türlerinden olan destan, çağlar ötesinden günümüze taşınan kültürel zenginliğe bir örnektir, çünkü destan bir milletin düşünce birikiminden, yaşamı algılayışından beslenir ve bu sayede millet var olduğu sürece canlı kalır. Bunun en güzel örneklerinden birisi Oğuz Kağan Destanı’dır. Oğuz Kağan Destanı, ad verme geleneğinden yirmi dört Oğuz boyunun türeyişine kadar bir çok kültür koduna dolayısıyla Türk tarihine ışık tutar. İslamiyet’ten öncesi ve sonrası dikkate alındığında, Türk destan tarihinin en büyük kolunun Oğuz destanı kolu olduğu bilinmektedir. İslamiyet’ten önceki varyantında, Oğuz Kağan Destanı olarak geçen ve eski Türklerin tarihini epik bir üslupla anlatan bu destanın İslamiyet’ten sonraki kaynaklarda adı genellikle Oğuznâme olarak geçer. Bu çalışma, Türkçenin yabancı bir dil olarak öğretimi aşamasında Türk destan geleneğinin temel eserlerinden birisi olan Oğuz Kağan Destanı ve onun İslamiyet öncesi metninin ders malzemesi olarak nasıl kullanılabileceği üzerine öneri formatında bir incelemeyi içermektedir. Çalışmanın amacı, sade ve akıcı üslubun hakim olduğu Oğuz Kağan Destanı veya benzer halk edebiyatı ürünlerinin ders materyali olarak kullanımında öğrenciye sağlayacağı kazanımları tespit etmektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Servet-i Fünûn Masalı: Yeni Zelanda Fikri ve Anadolu’ya Avdet</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17192</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17192</guid>
      <author>Hatem TÜRK</author>
      <description>Sultan II. Abdülhamit devrinin edebî oluşumlarından bir olan Servet-i Fünûn dönemi, pek çok özelliği ile Türk edebiyatında adından sıklıkla söz ettirmiştir. Sanatın ön planda tutulduğu bu devrin bazı şair ve yazarları, artan siyasi baskılar yüzünden memleket idaresinden şikâyet etmişlerdir. Bunun sonucunda yaşamak için yeni bir ortam, uzak ülke hayaline kapılmışlardır. Önce Yeni Zelanda daha sonra da Manisa’nın Sarıçam ilçesi, bu hayalin mekânı olarak düşünülmüştür. Sanatçılar, her iki yer ile ilgili planlamalar yapmışlar ve tasarlanan yeni yaşamın pek çok özelliğini edebi eserlerle ortaya koymuşlardır. Edebi eserlere etki etmiş olan bu tasarılarda yaşanacak yerin coğrafi özelliklerinden meskenlere; uğraşı alanlarından edebî anlayışlara kadar pek çok şeyi bulmak mümkündür. Değişik nedenlerle her iki hayal de gerçekleşmemiş, bu durum bir ütopya halini almış ve hakkında sanat eserleri oluşturulmuştur. Bu çalışmada dönem sanatçılarının kaçış fikri ve bu düşünce dâhilinde oluşturdukları sanat eserleri üzerinde durulmuş, oluşturulan ütopik mekanın özellikleri, sanat eserlerinden hareketle değerlendirilmiştir. “Yeşil Yurt” ya da “Hayat-ı Muhayyel” olarak bilinen bu eserlerin en önemlilerinden biri olan Hüseyin Câhit Yalçın’ın “Hayât-ı Muhayyel” adlı öyküsü, Arap alfabesinden yeni harflere aktarılmıştır. Dünya edebiyatlarında da zaman zaman karşılaşılan uzak ülkelere kaçış, ütopya olgusunun Türk edebiyatındaki önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen bu hareketin değişik açılardan incelenmeye değer olduğu görüşüne varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>8. Sınıf Öğrencilerinin Televizyon İzleme Sürelerinin Okuma Alışkanlıkları Üzerine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17273</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17273</guid>
      <author>Aliye USLU ÜSTTEN</author>
      <description>Türkçe eğitimi ve öğretimi, bireyin anadilini tanıyıp kurallarıyla öğrendiği, ardından okuma zevkini ve eleştirel okur olma vasfını kazandığı bir süreçtir. Bu süreçte iletişim teknolojilerinin önemi bilinen bir gerçektir. Günümüzde televizyon, görsel ve işitsel bir iletişim aracı olarak dil öğretiminde etkili bir yere sahiptir. Ancak televizyon karşısında geçirilen zamanın artması, televizyonun olumsuz etkilerini öne çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ilköğretim 8. sınıf öğrencilerinin ve aile bireylerinin günlük televizyon izleme sürelerini, izledikleri programları, izleme sebeplerini belirlemek ve öğrencilerin televizyon izleme sürelerinin kitap okuma alışkanlıkları üzerinde etkisi olup olmadığını değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Ankara il merkezinde öğrenimine devam eden 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem ise Ankara Etimesgut ilçesine bağlı üç ortaokulda okuyan 124 öğrencidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Türkçe Ders Kitabı’nda yer alan çalışmadan hareketle geliştirilen anket ve çizelge kullanılmıştır. Ayrıca öğrencilerin 2012-2013 eğitim-öğretim yılı boyunca okudukları kitapların listesi oluşturulmuştur. Anketin test-tekrar test güvenirliği 0.72 bulunmuştur. Verilerin analizinde ANOVA ve Spearman testleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, öğrencilerin televizyon izleme süreleri ile cinsiyet açısından değerlendirildiğinde erkek öğrencilerin kızlara kıyasla ortalamada daha fazla TV izlediklerini göstermektedir. Öğrencilerin televizyon izleme süreleri ve okudukları kitap sayısı arasında da anlamlı bir ilişki vardır. Buna göre, aile bireylerinin televizyon karşısında geçirdikleri süre arttıkça öğrencilerin okudukları kitap sayısı azalmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Yapılan İngilizce Yabancı Dil Sınavlarının Sözcük Profili: ÜDS Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17305</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17305</guid>
      <author>İhsan ÜNALDI, Mehmet BARDAKÇI</author>
      <description>Son yıllarda, yabancı dil eğitimi bağlamında, dilbilgisinden çok sözcük bilgisinin ön plana çıkmaya başlaması başka tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalarda hem anadilde, hem de yabancı bir dil öğrenirken sözcük bilgisinin dilbilgisinden önce gelişmeye başlaması ve sözcük bilgisiyle gerçekleştirilebilecek iletişim davranışlarının, dilbilgisiyle gerçekleştirilebilecek iletişim davranışlarından daha fazla olması gibi sebepler pek çok tartışmanın ve çalışmanın konusu olmuştur. Sözcük bilgisiyle ilgili tartışmalarda sık sık gündeme gelen konulardan biri de hangi sözcüklerin öğrenilmeye değer, hangilerinin göz ardı edilebilecek olduğu ile ilgili konudur. Hedef sözcükler akademik bağlamlarda öğrenilmesi gerektiğinde ise durum daha da karmaşık hale gelebilmektedir. İlgili akademik alana göre mi, yoksa ortak bir bilimsel sözcük grubuna göre mi öğrenme stratejilerinin geliştirilmesi gerektiği eğitim süreci başlamadan ortaya konulmalıdır. Doğal olarak, bu tartışmalardan yabancı dil sınavları ve bu süreçlere dahil olan bireyler de etkilenmektedir. Bu çerçevede, ülkemizde yapılmış/yapılmakta olan İngilizce dil yeterlilik sınavlarından biri olan Üniversitelerarası Kurul Dil Sınavının (ÜDS) İngilizce bölümlerinde çıkan okuma parçalarının sözcük profillerinin belirlenmesi bu çalışmanın asıl amacıdır. Bu profilleri belirleyebilmek için 2006-2012 yılları arasında ve Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından farklı bilim alanlarına yönelik olarak yapılmış olan ÜDS sınavlarının İngilizce bölümlerinde sorulan okuma parçaları kullanılarak 44,674 sözcükten oluşan özgün bir derlem oluşturulmuştur. Bu derlem, araştırma sorusunun oluşturduğu çerçeveye uygun olarak, çevrimiçi bir veri tabanı olan Vocabprofile ve WordSmith yazılım paketi kullanılarak işlenmiştir. Sonuçlar, ilgili yazına paralel olarak, bu sınavlardaki okuma parçalarının sözcük profillerinin ortalama % 85 oranında tahmin edilebilir olduğunu göstermektedir. İlgili okuma parçalarında en sık geçen sözcükler incelendiğinde, bu örtüşmenin aynı zamanda sözcük seviyesinde de anlamlılık gösterdiği belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Muhammed Murâd-ı Buhârî ve Müridi Karababa-zâde İbrahim Bursevî’nin İstinsah Ettiği “Risâle-i Nakşibendiyye” Adlı Eseri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17301</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17301</guid>
      <author>Mehmet ÜNAL, Aliye YILMAZ</author>
      <description>Bu çalışmada on sekizinci yüzyılda İstanbul’da yaşayıp orada ölen ve bazı kaynaklarda -hatalı olarak- “Seyyid Murâd-ı Münzâvî” olarak tanıtılan “Muhammed Murâd bin Ali bin Dâvûd b. Kemaleddin b. Salih b. Muhammed el-Buhârî el-Hüseynî El-Hanefi en-Nakşibendî’nin hayatı, eserleri ve halifeleri hakkında bilgi verilmiştir. Seyyid Muhammed Murâd-ı Buharî’nin babası, Semerkant beldesinin Nakîbü’l-Eşrâfı idi. Henüz üç yaşında iken ayakları felç olup kötürüm bir halde kaldı. Fakat ayakları sağlam olanlardan daha çok dünyayı dolaştı. İlim tahsil etmek için çeşitli yerlere gidip din ve fen bilgilerinde kendini geliştirdi. Beş defa hacca gidip İslam’ın emrettiği şeyleri uygulamayı kendine görev addetmiştir. Her türlü günah işleyenlerin barındığı bir evi zulmetten kurtarıp, Murâdî Medresesi diye anılan bir ilim yuvası hâline getirdi. İstanbul Eyüp’te kendi adıyla anılan türbede medfundur. Arapça ve Türkçe birçok eseri olan Murâd-ı Buharî, eserlerinde genellikle Nakşbendiyye tarikatı ile ilgili öğütler, islam dininin temelleri, yapılması ve yapılmaması gereken hususları bir vaaz ve öğüt şeklinde kaleme almış, bazılarını da müridleri kaleme almışlardır. Yine halifelerinden Karababa-zâde İbrâhîm-i Bursevî Efendi, hocasının emirleriyle veya işaretleriyle, bazı kayıtlarda “Risâle-i Nakşibendiyye” olarak da geçen eserini yazıya geçirmiştir. Murâd-ı Buharî’nin sohbetlerinden oluşan bu eser, Bâyezîd Devlet Kütüphânesi, Veliyyüddîn Efendi Kısmı, No: 2886,’da kayıtlı bulunan bir mecmuanın 10b-17a varaklarında "Zikr Hakkında Kelâm-ı Dürer-bâr-ı Kutbü’l-’Ârifîn Seyyidü’l-Muhakkıkîn Sânî-i Hâce-i Ahrâr A’nâ Bi-hî eş-Şeyh Murâdi’n-Nakşbendiyyü’l-Buhârî Hazretlerinin Sohbet-i Şerîfelerinden İstimâ’dır" adı ile yer almaktadır. Bu bölüm günümüz alfabesine aktarılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkmenistan Milli El Yazma Eserler Enstitüsü Kütüphanesi Ve Kütüphanede Saklanan Hoca Ahmed-i Yesevî-Kul Süleyman Bakırganî (Hakim Ata) Yazmaları Hakkında (Türkmenistan Milli Golyazmalar Enstitüsü)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17335</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17335</guid>
      <author>Emek ÜŞENMEZ</author>
      <description>Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra 1990 (27 Ekim 1991) başlarında bağımsızlığına kavuşan Türkistan ülkelerinden biri de Türkmenistan’dır. Bağımsızlık sonrasında hızlı bir kalkınma hamlesi başlatan ülke, kendi dil ve kültür hazinesini ortaya çıkarmak, tanıtmak maksadı ile değişik çalışmalar başlatmıştır. Türkmen Türkçesi ile yazılan eserler belirlenerek, bunların Türkmenistan’a kazandırılması noktasında üstün gayret ve çaba gösterilmiştir. Türkmen Türkçesi, kültürü ve edebiyatının mahsullerini araştırmak, bulmak ve Türkmenistan’a kazandırmak yolunda atılan adımların başında El Yazma Eserler Enstitüsünün kuruluşu gelmektedir. Türkmenistan’ın birinci devlet başkanı Büyük Saparmurat Türkmenbaşı’nın genelgesi ile 15 Mart (Nevruz) 1993’te Türkmenbaşı Adındaki Türkmenistan Milli Golyazmalar Enstitüsü kurulur. 12. yüzyılın Türk mutasavvıflarından Sayramlı Hoca Ahmed-i Yesevî (Ata Yesevî) Türkistan’da Pir-i Türkistan olarak ün salmıştır. Onun hikmetleri asırlarca okunmuş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Hoca Ahmed-i Yesevî (ks ) hazretlerinin halifelerinden Harezmli Kul Süleyman Bakırganî (vefatı: 1186) hocasının emri ile Harezm bölgesinde, Amuderya kıyılarında irşat faaliyetlerinde bulunmuştur. Mezarı Akkurgan’dadır. Kul Süleyman Bakırganî hazretleri de hocası Ahmed-i Yesevî (Ata Yesevî) gibi hikmet tarzındaki manzumeleri ile Türkistan ve İdil boylarında şöhret bulmuştur. Bu yazıda Türkmenistan Milli El Yazmalar Enstitüsünde yer alan Divan-ı Hikmet yazma nüshaları ile Hoca Ahmed-i Yesevî’nin halifelerinden Kul Süleyman Bakırganî’ye (Hakim Ata) ait manzumelerin yazmalarına yer verilmiştir. Buna, kütüphanede yer alan muhtelif mecmualardaki irili ufaklı hikmetler de eklenmiştir. Bu yazmalar arasında yazarı belli olmayan “Risale-i Hoca Ahmed-i Yesevî-Hekim Ata” adlı eser döneme ait bilgiler vermesi bakımından ayrıca mühimdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaokul 6, 7 ve 8. Sınıf Öğrencilerinin Sözlüklere Yönelik Tutumları: Betimsel Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17327</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17327</guid>
      <author>Havva YAMAN, Abdullah DAĞTAŞ</author>
      <description>Sözlükler bir milletin yüzyıllardır tarih sahnesinde var olduğunun en büyük delili olan dilinin sahip olduğu kelimeleri bünyesinde toplamakta, böylece kelimeleri korumakta ve kelimelerin anlamsal değerleri hakkında kullanıcılarına bilgi vermektedir. Sözlükler, aynı zamanda kullanıcılarının kelime hazinelerine farklı kelime ve kavramları katarak kelime hazinelerinin genişlemesini sağlamaktadır. Böylece düşünmenin temeli olan anlam dünyalarının da genişlemesine yardımcı olmaktadır. Onun için ortaokuldaki öğrencilerin sözlüklere yönelik geliştirebilecekleri olumlu veya olumsuz tutumlar, onların sözlük kullanma alışkanlıkları üzerinde oldukça önemlidir. Öğrencilerin sözlüklere yönelik geliştirebilecekleri olumlu tutumlar, sözlüklerden daha fazla yararlanmalarını ve sözlük kullanmayı bir beceri olarak öğrenmelerini sağlayacaktır. Öğrencilerin sözlüklere yönelik geliştirebilecekleri olumsuz tutumlar da sözlüklerden soğumalarına, onu kullanmak istememelerine neden olacaktır. Bu araştırma, ortaokul 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin sözlüklere yönelik tutumlarının farklı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, İzmit merkezde bulunan 54 ortaokuldaki toplam 14215 ortaokul 6, 7 ve 8. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. 14215 ortaokul öğrencisinden “tabakalı örnekleme yöntemi” ile seçilen, 14 ortaokuldaki 1160 ortaokul 6, 7 ve 8. sınıf öğrencisi de araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada betimlemeye dayalı nicel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu ile Yaman ve Dağtaş (2013) tarafından geliştirilen Sözlüklere Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler, için SPSS 15.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, öğrencilerin sözlük kullanmanın yararlarına yönelik tutumlarının orta; sözlük kullanmaya yönelik tutumlarının da yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tatar Edebiyatında İstanbul İmajı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17385</guid>
      <author>Ramilya YARULLİNA YILDIRIM</author>
      <description>Üç yüz yıldan fazla, Rus baskısı altında yaşayan ve On Dokuzuncu Yüzyıl’ın son çeyreğinde, milli bilinçleri uyanmaya başlayan Kazan Tatarları için, İstanbul bağımsızlığın sembolü, eğitim ve medeniyetin merkezi olarak görülmüştür. Bu tarihten itibaren, edebi-kültürel bağlantıların etkisiyle İstanbul’a gelen Tatar aydınları sayesinde, Tatar Edebiyatı’nda İstanbul imajı yer almaya başlamıştır. Bu makalede son yüz yıl içerisinde Tatar Edebiyatı’nın farklı dönemlerinde- 19. Yüzyıl’ın sonu, 20. Yüzyıl’ın başı, Sovyet dönemi ve bağımsızlığın ilk yılları - yazılan eserler ele alınmıştır. İstanbul şehrinin hangi türlerde, hangi bakış açısıyla ele alındığını göstermek, bu incelemenin amacını oluşturmaktadır. Hacname, seyahatname ve edebi gazetecilik gibi türlerde farklı dönemlerdeki İstanbul, yazarların tasvirleri, bakış açısı ve görüşleri aracılığıyla canlandırılmıştır. Okuru bilgilendirmek ve izlenimlerini paylaşmak amacıyla yazarlar, bu tür eserlerde şehrin tarihi ve mimarisi, eğitim merkezleri ve ünlü şahısları hakkında bilgiler vermiştir. Yazarların hayal gücüyle tasarlanan romanlarda, İstanbul geçmişteki pek çok olayın mekanı olarak gösterilmektedir. Milliyetçi romancı Ayaz İshaki “Eve Doğru” eserinde Birinci Dünya Savaşı’nda şehrin parçalanmasına, tahrip edilmesine dikkat çekmek istemiş ve şehrin önemini dile getirmiştir. Yazar, Türklerin bağımsızlık sembolü olan İstanbul’un bütün kuvvetlerle savunulması, bunun için bütün Müslümanların ve Türk halklarının birlikte hareket etmeleri gerektiği mesajı vermiştir. Yabancı memleketleri sadece olumsuz bakış açısıyla yansıtmak zorunda olan Sovyet dönemi yazarlarından M. Galeü, romanında İstanbul’u ve Türkleri olumsuz şekilde yansıtarak, Tatarların Türkiye’ye göçünü engellemek istemiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Structural Calques In Neologism Translation And Unintelligibility: The Case Of Generation</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17401</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17401</guid>
      <author>Nihal YETKİN KARAKOÇ</author>
      <description>Neolojizm kavramı literatürde aynı dil içinde ve diller arası çalışmalarla geniş ölçüde incelenmiştir Ancak, biçimbirimsel neolojizm söz konusu olduğunda ödünçlemenin bir bölümünü oluşturan sözdizimsel öyküntü şeklindeki çeviri ele alınmamıştır. Bu çalışmada bu amaç doğrultusunda, Douglas Coupland’in (1991) X Kuşağı adlı romanının çevirisinde yapılan tekrar eden hatalar hem dilbilimsel hem de çeviri çalışmaları bakımından İngilizce-Türkçe dil çifti üzerinden analiz edilerek incelenmiştir. Çalışmada amaçlı örneklem kullanılmıştır. Zira kitap neolojizmler açısından zengin olup, kitapta tekraren kullanılmakta ve önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, kitap hem nicel hem de nitel açıdan zengin materyal sunmaktadır. Ayrıca, bu özellikler nedeniyle, hedef kitle tarafından bu neolojizmlerin tam olarak anlaşılması kitabı takip edebilmek açısından büyük önem taşımaktadır. Bu neolojizm çevirilerinin analizi bir dilin sözdiziminin kendine ait kuralları olduğunu, bu yöndeki değişiklikleri kolayca kabul etmediğini ve çevirmenin kaynak dilin yapısını muhafaza ederken kastedilen anlamı aktarıp aktaramadığından emin olması gerektiğini, aksi takdirde, ortaya bu çalışma örneğinde olduğu gibi cümle veya tamlamalar arasında hatalı bağlantılar ortaya çıktığını örneklendirmektedir. Bulgular, neolojizmlerdeki ad/sıfat tamlamalarının çevirisinde negatif girişimin (interference) yaygın olduğunu, bunun ise bazı neolojizmlerin çevirisini anlaşılmaz hale getirdiğini ve/veya anlamsal kaymaya sebep olduğunu ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmenlerinin Alternatif Ölçme-Değerlendirme Yöntemlerini Uygulama Biçimleri Ve Uygulamada Karşılaştıkları Sorunlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17407</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17407</guid>
      <author>Fadime YİĞİT, Bilal KIRIMLI</author>
      <description>Çalışmada Türkçe öğretmenlerinin İlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı (6, 7 ve 8. Sınıflar)’nda yer alan alternatif ölçme-değerlendirme yöntemlerine yönelik uygulamaları ve uygulama sırasında karşılaştıkları sorunlar araştırılmaktadır. Betimsel bir nitelik taşıyan bu araştırmada nicel veri toplama araçlarından anket ve nitel veri toplama araçlarından görüşme kullanılmıştır. Böylece “çoklu metot” (karma metot) kullanılmış ve veri toplama araçlarında çeşitleme (triangulation) yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2011-2012 eğitim-öğretim yılında Trabzon ili devlet okullarında görev yapan Türkçe öğretmenleri oluşturmaktadır. Örneklem, çalışma evreni içinden basit olasılıklı (rastgele) örnekleme yoluyla seçilmiştir. Araştırmanın örneklemini 2011-2012 eğitim-öğretim yılında Trabzon ilindeki devlet okullarında görev yapan Türkçe öğretmenleri oluşturduğundan Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü aracılığıyla Trabzon Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünden araştırma için gerekli izin alınmıştır. 150 öğretmene uygulanan anketlerden 123 tanesi analiz edilmiştir. Anket uygulaması sırasında görüşmeye katılmak için gönüllü olduğunu belirten 34 öğretmen arasından basit (rastgele) örnekleme ile 13 öğretmen seçilerek görüşme yapılmıştır. Anketteki verilerin SPSS 15.00 (Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi) paket programı kullanılarak frekans (f) ve yüzde (%) dağılım hesapları yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonunda elde edilen nitel verilerin analizinde ise içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin daha çok performans görevi ve projeler hakkında öğrencilere geri bildirim verdiği sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin performans görevi, proje ve öğrenci ürün dosyalarını değerlendirirken dereceli puanlama anahtarını kullandığı tespit edilmiştir. Grupla yapılan çalışmalarda Türkçe öğretmenlerinin grubun bütün üyelerine aynı notu verdiği görülmüştür. Alternatif ölçme-değerlendirme yöntemlerini uygularken en sık karşılaşılan problemlerin haftalık ders saatinin yetersizliği ve sınıf mevcudunun fazlalığı olduğu tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra okulun ve sınıfın fiziki olanaklarının yetersiz olması, ölçeklerin karmaşık olması ve alternatif ölçme-değerlendirme yöntemlerini uygularken sınıf yönetiminde zorluk yaşanmasıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İki Dillilik Olgusu Ve Almanya’daki Türklerin İki Dilli Eğitim Sorunu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17247</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17247</guid>
      <author>Mehmet Yalçın YILMAZ</author>
      <description>Kaynağını dilbilim ve toplumbilimden alan iki dillilik kavramı, Türkiye’de 1960’lı yıllardan itibaren Avrupa ülkelerine göç eden Türk işçi çocuklarıyla gündeme gelmiştir ve hâlen güncelliğini korumaktadır. Bugün çok dilli ve çok kültürlü bir ortamda kendi vatandaşlarını üç dile hâkim olacak şekilde yetiştirmeyi planlayan ve önemli ölçüde bunu gerçekleştiren AB ülkelerinin bu girişimi karşısında Türkiye’ye, Türk işçi çocuklarının Türkiye ile kültürel bağlılıklarını devam ettirmek, güçlendirmek ve yasal boşlukları gidermek gibi son derece önemli görevler düşmektedir. Günümüzde Almanya’da yaşayan Türklerin en büyük dilsel sorunu, kendi dillerinde gerektiği gibi iletişim kuramamak ve dilsel becerilerde istenilen seviyeye ulaşamamaktır. Çalışmanın amacı, genel anlamda Almanya’da yaşayan Türklerin anadili eğitiminde yaşadıkları sorunları ortaya koymak ve bu sorunları iki dillilik bağlamında değerlendirmektir. Bu doğrultuda çalışmamızda iki dilliliğin tanımı, iki dilliliğin çeşitleri, iki dilliğin insan üzerindeki etkisi, iki dilli bireylere yönelik eğitim modelleri, Almanya’daki iki dilli eğitim sistemi üzerinde durulmuştur. Bu çalışmanın sonunda Almanya’daki iki dilli Türklerin dil konusunda karşılaştıkları sorunlar şu şekilde saptanmıştır: Almanya’nın ulus-devlet politikasını hâlâ yürütmesi ve bu nedenle azınlık çocuklarının anadil öğrenme haklarına engellemelerde bulunması, Almanya’da yaşayan Türklerin Türkiye’de ve Almanya’da yaşadığı “öteki” olma durumu, iki dillilik konusunda yapılan çalışmaların kısıtlı kalması ve bu çalışmaların gerekli mercilere ulaşmaması, iki dilli bireylerin yetiştirilmesi konusunda gerekli kadronun yeterli olmayışı, Almanya’da verilen eğitimin genellikle submersiyon modeli ile yapıldığından iki dilli bireylerin akademik bir gelişme gösterememesi, çocuklara verilen din eğitiminin yetersiz kalması ve bireylerin Türkçelerinin gelişmesi amacıyla uygulamaya konan Yurt Dışındaki Türk Çocukları İçin Türkçe ve Türk Kültürü Öğretim Programındaki aksaklıklar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Eğitim Kurumlarında Farsçanın Öğretilmesinde Sa'dî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17419</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17419</guid>
      <author>Kadriye YILMAZ ORAK, Abolfazl MORADI</author>
      <description>Fars asıllı şair ve yazar Sa'dî-i Şirâzî (doğumu Hicri 606/Miladi 1210- ölümü Hicri 691/Miladi1292)’nin Bostân (Hicri 655/Miladi1257) ve Gülistân (Hicri 656/Miladi1258) adlı eserleri on dördüncü yüzyıldan itibaren Klâsik Türk Edebiyatının büyük şair ve yazarlarını etkilemiş başlıca eserlerdendir. Bostân, mesnevî formunda yazılmış olup yaklaşık 5000 beyittir. Sa'dî eserini on bölüm hâlinde kurar. Miladi 1257'de tamamladığı eserini Salgurlu hükümdarı Sa'd bin Zengi'ye takdim eder. Eserde, ahlâkî ve didaktik tarz tercih edilmiştir. Bostân'dan bir sene sonra yazılan Gülistân, mensur bir eser olup içinde yer yer nazım parçacıklarına da yer verilmiştir. Bostân gibi ahlâkî ve didaktik hikayelerin yer aldığı sekiz bölümden meydana gelmektedir. Bu sekiz bölümde toplam 182 hikâye yer almaktadır ve manzum parçalar her bölümün sonunda gelmektedir. Bostân'da ahlâkî, sosyal ve idarî meseleleri ele alan Sa'dî, arzu ettiği ideal bir dünyayı yansıtırken; Gülistân'da dünya ve insanı çelişki ve tezatları ile sergiler; dikkatleri reel dünya içinde güzelliğin yanında çirkinliğin, kötülüğün yanında iyiliğin olmasına çeker. Hem Bostân hem de Gülistân, estetik açıdan olduğu kadar, pedagojik açıdan da Osmanlı döneminde medreselerde Fars dilinin eğitim ve öğretiminde kullanılan başlıca kaynak metinlerdir. Bu makale, Sa'dî'nin Gülistân ve Bostân adlı eserlerinin Türkçeye yapılan tercüme, şerh ve sözlüklerinden hareketle dil eğitimindeki etkilerine ve önemine işaret etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAVUZ, Serdar (2013), Cerrâh-nâme (İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım), Kesit Yayınları, İstanbul, 687 s., ISBN: 978-605-4646-45-6</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17293</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17293</guid>
      <author>Serdar BULUT</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mirsultan Osmanov, Günümüz Uygur Dilinin Hoten Diyalekti Şincan Halk Neşriyatı, Şincan, 2004, 358 s., ISBN 7-228-09063-2</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17435</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17435</guid>
      <author>Ali ÇELİK</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erendiz Atasü: “Kadınlar da vardır”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17431</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17431</guid>
      <author>Zulfiya ŞAHİN</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


