






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2013 Sayı Volume 8 Issue 10</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=273</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>XVIII. Yüzyılda Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin Fransa’ya Bakışında Kültürlerarası Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16569</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16569</guid>
      <author>Asuman AHMED ABDO SHABAN, Emre ÇAY</author>
      <description>17. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Devleti Batının kendisinden aşağıda olduğunu düşünerek, onu takip etmemiş; hatta kral huzuruna gönderilen görevliler, unvan olarak elçi dahi değillerdir. Oldukça küçük birliklerden toplanan çavuşlar, müteferrika ya da kapıcıbaşı gibi basit görevlerdeydiler. Bu nedenle daha önce gönderilen çavuşlar fiyasko içinde ya esir düştüler ya da başarısız olup geri dönmüşlerdir. Bu hadiselerden yarım asır sonra gönderilen elçiler daha öncekilerin aksine asalaten gerçek bir elçi “yani birinci sınıf elçi” olmuş ve temsil, tespit ve tasvir kabiliyetleri oldukça başarılı sefirler gönderilmiştir. XVIII. yüzyıl Fransa’sını bizlere en iyi anlatan şüphesiz “Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi Sefaretnamesi” dir. Çelebi’nin aktardıklarından hareketle o dönemde Fransa’nın gerek mimari, gerekse sanat ve bilim alanında oldukça ileri seviyede olduğunu görmekteyiz. Fransa’da açılmış kanallar, yüksek katlı binalar, sahip oldukları büyük limanlar ve saraylar, ülkenin ne denli gelişmiş olduğunun kanıtlarındandır. Gönderilen sefirlerin zekâları ve olayları iyi analiz edebilmeleri sayesinde Fransa’nın, dolayısıyla Batının oldukça gelişmiş, sanılanın aksine medeniyet seviyesinin ileri düzeyde olduğu anlaşılmaktadır. Avrupa’yı asırlar boyunca baskısı altında tutmuş muhteşem Osmanlı İmparatorluğu XVIII. yüzyılda Batının önde olduğunu kabul edecek hatta onu taklide gidecek eserler ortaya koyacaktır. Ne var ki bu takip sadece mimari alanda kalmış ve fennî alanda mesafe giderek açılmıştır denilebir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Öğretmenliği Bölümü Öğrencilerinin Konuşma Becerileri Konusundaki Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16595</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16595</guid>
      <author>Sevinç AKDOĞAN ÖZTÜRK, Rıfat GÜNDAY</author>
      <description>Küreselleşme ve Avrupa Konseyi’nin yabancı dilde sözlü iletişimin artırılmasına yönelik çalışmaları, yabancı dil öğretiminde bu boyutu önemli kılmaya başladı. Bununla bağıntılı olarak yabancı dil öğretiminde sözlü ifade becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalara hız verildiği görülmektedir. Ancak öğrencilerin en çok öğrenmekte güçlük çektikleri alan da sözlü ifade becerilerinin geliştirilmesidir. Bu çalışmada öğrencilerin söz konusu becerinin öneminin bilincinde olup olmadıklarını, bu dersle ilgili önerileri bulunup bulunmadığını ve yabancı dilde kendilerini ifade ederken en çok karşılaştıkları sorunları tespit etmeye çalıştık. Konuyla ilgili bir uygulamalı bir araştırma yaptık. Araştırmaya bir üniversitenin Fransızca öğretmenliği hazırlık sınıfında okuyan 40 öğrenci ile sürdürdük. Metin çözümleme yöntemi ile öğrencilerin ses kayıtlarını yazıya döktük. Verilen cevapların bir sınıflandırmasını yaptık ve öğrencilerin derslerde daha sık konuşma aktiviteleri yapmak istediklerini, hocaların kendilerine derslerde daha fazla söz hakkı vermelerini arzuladıklarını ve sözlü ifade becerisini geliştirmeye yönelik daha etkin etkinliklerle derslerin sürdürülmesini istediklerini tespit ettik. Öğrenciler sözlü ifade becerilerinin gelişimini en çok olumsuz etkileyen faktörler olarak hata yapma korkusu, özgüvenlerinin olmayışı ve sözcük eksikliği şeklinde ifade etmişlerdir. Daha önce yabancı dil öğretiminde olumsuzluk olarak kabul edilen hata, günümüzde öğretmenlerin de göz önünde bulundurması gereken, öğretimin iyileştirilmesi adına olumlu bir kaynak olarak görülmektedir. Bu çalışmanın sonunda sözlü ifade becerisinin daha etkili bir şekilde öğretilmesine yönelik bazı önerilerde bulunduk.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransız Edebiyatında İstanbul</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16573</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16573</guid>
      <author>Buket ALTINBÜKEN</author>
      <description>Bu çalışmada, amacımız geçmişten günümüze Fransız edebiyatında İstanbul temasının nasıl ele alındığını değerlendirmektir. Chateaubriand’ın Paris-İstanbul-Kudüs Bir Seyyahın Günlüğü, Théophile de Gautier’nin İstanbul Dünyanın En Güzel Şehri, Gérard de Nerval’in İstanbul Yolunda ve Doğu’ya Yolculuk, Marc Hélys’in Kapalı Bahçe, Pierre Loti’nin Doğudaki Hayalet, Mutsuz Kadınlar ve Aziyadé yapıtlarını Fransız Edebiyatı’nın İstanbul üzerine yazılmış gezi edebiyatı metinleri ya da İstanbul çerçevesinde geçen olayların aktarıldığı romanları arasında sayabiliriz. İstanbul teması Fransız edebiyatında sıklıkla ele alınmıştır. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Doğu ve batının kesişme noktasında yer alan İstanbul, gezgin-yazarlar için günümüzde de ilham kaynağı oluşturmaktadır. Son yıllarda, Gisèle Durero Köseoğlu’nun İstanbulin başlıklı denemeleri ve İstanbul’dan Pencereler, İstanbul’da bir el yazması ve Sır Dolu İstanbul kitaplarından oluşan İstanbul üçlemesi dikkat çeker. Yazarlar, dış gerçeklikten kurguya, gözlemden anlatılamaya geçerek İstanbul’u farklı bakış açılarıyla betimlerler. Amacımız, bu çalışmada tüm bu yapıtlardan yola çıkarak edebi metinde gerçek/kurgu ilişkisini, batılı gezgin-yazarın doğuya bakışını ve İstanbul temasının Fransız Edebiyatındaki anlamlarını sorgulamaktır. Betimlenen mekânlar, aynı bile olsa, her yapıtta ortaya çıkan İstanbul imgesi birbirinden farklıdır, çünkü gözlemleyen-özneye göre algılanan nesnenin öne çıkan özellikleri değişir. Her gezgin-yazar kendi algıladığı şehri betimler. 19.yüzyıl seyahatnamelerinden günümüz seyahatnamelerine kadar incelediğimizde, betimlenen şehir zaman içinde değişmiş bile olsa, Fransız edebiyatında ortak bir İstanbul imgesi buluruz. Bu çalışmada, Fransız Edebiyatında ortaya çıkan İstanbul imgesi ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Öğretim Yazılımlarına Genel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16609</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16609</guid>
      <author>Erdinç ASLAN</author>
      <description>Teknolojik gelişmeler birçok alanı etkilediği gibi yabancı dil öğretim alanını da etkilemektedir. Özellikle bilgisayar teknolojilerinin sunduğu olanaklar, dilbilimcilere birçok kolaylık sunmaktadır. Video, telekonferans, çevrimiçi uygulamalar ve dil öğretim yazılımları bunlardan bazılarıdır. Dil öğretim yazılımları diğer uygulamaları da içinde barındırdığından bu alanın ihtiyaçlarını karşılamada ön plana çıkmaktadır. Günümüzde çeşitli dilleri öğretmek için tasarlanmış birçok yazılım bulunmaktadır. Fransızca öğretmek için de tasarlanmış birçok yazılım mevcuttur. Biz de çalışmamızda Fransızca öğretmek amacıyla hazırlamış yazılımları ele aldık. Çalışmamızda Genel Tarama Modeli tercih edilmiş ve evrenden seçilen örnekler üzerinde incelemeler yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucu elde edilen verilerden ilginç, bilgi verici ve kullanışlı sonuçlar çıkarmak için kaynaklarla karşılaştırma yapılarak veriler tekrar yorumlanmış ve yargı cümleleri elde edilmiştir. Ayrıca veriler çalışmanın alandaki gelişimine ve önemine bağlı olarak çalışmayı eleştiren ya da metodolojisini ortaya koyan referanslarla desteklenmiştir. Çalışma somut olarak şu şekilde ilerlemektedir: öncelikle yabancı dil öğretimi ile teknoloji arasındaki ilişkiye değinilmekte ve bilgisayar yazılımlarının dil öğretimindeki yerine vurgu yapılmaktadır. Daha sonra yazılımlar dört farklı kategoriye ayrılmakta ve her kategori için spesifik örnekler verilmektedir. Seçilen örnek yazılımların özelliklerinden bahsedilerek Fransızca öğretiminde yeri ve işlevi değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Araştırma sonucunda Fransızca öğretmek için tasarlanmış yazılımların sahip oldukları niteliklerin diğer dilleri öğretmek için tasarlanan yazılımların nitelikleri ile benzerlik gösterdiği, her ne kadar yabancı dil öğretmek için hazırlanan yazılımların çoğu İngilizce öğretim yazılımlardan oluşsa da bu alanda kullanılan teknolojilerin diğer dillerin öğretilmesi için hazırlanan yazılımlara da yansıtıldığı görülmüştür. Bunlarla birlikte bu yazılımların Fransızca öğretimine olumlu katkılar sunacağı kanısına varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransız Çocuk Yazınında Besin Ve Beslenmenin Farklı İşlev Ve Simgeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16726</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16726</guid>
      <author>İrfan ATALAY</author>
      <description>Çocuk yazını, toplumsal değer ve kavramların oluşmasını sağlayan, onları başkasına ve gelecek kuşaklara aktaran ve kuşaklar arası etkileşimi sağlayan araçlarından biridir. Kitap ve albüm gibi materyallerden oluşan bu yazın sayesinde, tümüyle toplumda farklı kaynaklardan etkilenerek oluşmuş kültürel ve toplumsal, uygulama ve sosyokültürel normların çocuğa aktarılması amaçlanır. İnsanın dünyadaki ilk edimi gibi, belki de çocuk yazınının ilk konularından biri bu nedenle besin ve beslenme konusu yapılarak, var olan toplum değer ve normları çocuğun eğitiminin önemli bir parçası olur. Ancak, aynı zamanda karmaşık sistemler olan bu değer ve normların çocuğa aktarılması çok kolay olmadığı için, çoğu kez simgelerden yararlanılır. Abartılmış yemek miktarı, dengeli beslenme, kontrol edilemez beslenme biçimleri ya da yeni lezzet ve mutfakların keşfi gibi konularda söz konusu olan besin, her zaman farklı anlamlar içerebilir. Besin karşısında öykü ya da masal kişilikleri kimi kez eyleyendir, kimi kez obur. Çocuk kitaplarında besin, zevk ve sosyalleşme kaynağı olsa da, beslenmenin ve toplumda egemen olan sosyokültürel değerlerin ortaya konmasını sağlar. Yazın alanındaki besin, aynı zamanda beslenicinin karmaşıklığını da ortaya koyar. Yiyici çoğunlukla, uygun davranışa sahip olması için kontrol edilmesi ve eğitilmesi gereken bir küçük bir devdir. Çocuk kitaplarında karşılaşılan beslenme alışkanlıkları daha çok kitabın yetişkin anlatıcısının ya da yazarının değer ve normlarına bağlıdır. Kitabın okunması da bazen çocukla karşılıklı etkileşimi ve geçişi sağlayan ortamı oluşturan sosyalleşme ve eğlenme biçimidir. Bu değişim, eğitim ve keşif ortamı, doğrudan kitap ve kitabın kahramanları tarafından oluşturulur. Çalışmamız, Fransız çocuk albüm ve kitaplarındaki besin ve beslenmenin tür ve işlevlerini ortaya koyarken, kullanılan simgelere de yer vermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İthal/Çeviri Yoluyla Pekiştirilen “Korku ‘Mış Gibi’ Kültürü” Türkiye'den Örnekler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16852</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16852</guid>
      <author>Füsun ATASEVEN</author>
      <description>Doğan Cüceloğlu’ na göre ortamda korku varsa, bu korkunun kaynağına “saygı” duyulur. Aksi durumda kişilerin insan olarak değeri de yoktur, kurallara uymak zorunluluğu duyulmaz. Niyetini içselleştirmemiş insan, bilgiyi "mış gibi kullanır" ama o bir farkındalık, bilinçlenme haline dönmemiş olduğundan bilgi, davranışa yansımaz, "mış gibi yaşamak" budur. Bu tip toplumların yasaları incelense ileri demokratik toplumlarından farklı olmadıkları görülür, bu tip toplumlar yasaları demokratik olanların"mış gibi" uygulanmasıdır. Toplumlarda kanaat önderleri, her zaman halkı bilinçlendirmeyi görev edinmişler, bu görevi yerine getirirken “çeviri”yi araç olarak kullanmışlardır. Fikirlerini savunmak, temellendirmek için ithal kültürü istedikleri doğrultuda kaynak gösterme yoluna gitmişlerdir. Bu yolla istedikleri doğrultuda eserleri, kavramları ve yasaları seçip onları istedikleri yöntemlerle çevirerek kaynak göstermişlerdir. Propaganda amaçlı pek çok manipülatif saptırmada çeviri, bir araç olarak kullanılmış, kavramlar gerçekliklerinden uzaklaştırılarak “mışgibilik” pekiştirilme yoluna gidilmiştir. İthal edilerek öğrenilmiş ve içselleştirilmemiş demokrasi anlayışları "kapalı sistemler" yaratır. Bu toplumların vatandaşları, güç elde etmede fikrini savunabilmesini, sivil kuruluşlar yoluyla, sesini güç haline dönüştürmesini ve gerektiğinde yasal direnme hakkını kullanmasınıöğrenemez. Bu bildiriyle, çevirinin öğrenmeye ve zenginleşmeye katkısının yanı sıra, demokrasi kavramı ve Türkiye’de üniversiteler örneğinden yola çıkılarak ithal/çeviri yoluyla pekiştirilen “mış gibi kültürü” dikkate alındığında, çevirinin ne denli manipülatif amaçlara destek yapılabilen önemli bir güç olduğunun altı çizilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almanca, Fransızca Ve İngilizce Öğretmenliği Bölümlerinde Okuyan Öğretmen Adaylarının Mesleki Kaygıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17079</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17079</guid>
      <author>Hasan ATMACA</author>
      <description>Günümüzde, ülkeler arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin artmasıyla birlikte yabancı dil toplumumuz için önemli bir ihtiyaç haline dönüşmüştür. Bu sebeple yabancı dil bilen nitelikli insanlar yetiştirmek büyük bir önem arz etmektedir. Yabancı dil bilen kaliteli insan yetiştirmek için en büyük görev ise, mesleki açıdan donanımlı, kendini sürekli geliştiren ve yenileyen, kendine güvenen geleceğin yabancı dil öğretmenlerine düşmektedir. Öğretmen adayları beş yıl zorlu bir mesleki eğitim sürecinden geçerler ve bu sürenin sonunda mesleki yeterliğe ve donanıma sahip yabancı dil öğretmen adayı olarak mezun olurlar. Bu süreçte yabancı dil öğretmeni adayları bir çok kaygı taşımaktadırlar ve bunlardan en önemlisi de mesleki kaygıdır. Bu çalışmanın amacı da, öğretmen adaylarının mesleki kaygı alanlarına ilişkin kaygı düzeylerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda başlıca su sorulara cevap aranmaktadır: (1) Öğretmen adaylarının mesleki kaygıları daha çok hangi mesleki kaygı alanlarında yoğunlaşmaktadır? (2) Öğretmen adaylarının mesleki kaygıları cinsiyete göre değişmekte midir? (3) Öğretmen adaylarının mesleki kaygıları öğrenim gördüğü anabilim dallarına göre değişmekte midir? (4) Öğretmen adaylarının mesleki kaygılarında yaş faktörünün etkisi var mıdır? Yürütülen çalışmanın evrenini, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi bölümünde okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem olarak, Alman Dili Eğitimi, Fransız Dili Eğitimi ve İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı dördüncü sınıf öğrencileri seçilmiştir. Çalışmada veriler araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu ve ‘‘ Öğretmen Adayı Kaygı Ölçeği’’ yoluyla toplanmıştır. Veriler SPSS 20 istatistik programı ile analiz edilmiş ve bulgular yorumlanarak Almanca, Fransızca ve İngilizce öğretmeni adaylarının taşıdıkları mesleki kaygı düzeyi ‘‘kaygı alanları’’( Ben Merkezli-Görev Merkezli ve Öğrenci Merkezli Kaygılar) bakımından saptanmaya çalışılmıştır. Çıkan sayısal veriler sonuç bölümünde tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuklara Multimedia Destekli Fransızca Yabancı Dil Öğretimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17063</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17063</guid>
      <author>Ahmet AYCAN</author>
      <description>Biz bu çalışmamızda erken yaşta yabancı dil eğitimi ve öğretiminin önemi üzerinde dururken, bilgisayar ve çoklu ortam araçlarının yabancı dil öğrenimine ne tür katkılar ve avantajlar sağlayabileceğini araştırdık. Çalışmamızın tamamında, pek çok bilimsel araştırma sonucu çocukların erken yaşlarda ikinci bir dili de kolaylıkla öğrenebileceği tezinizi yinelerken, bilgisayar, internet ve çoklu ortam araçlarının, okuma, yazma, dinleme ve konuşma gibi temel dil becerilerine yönelik ne gibi olumlu etkileri olabileceğini deneysel bir çalışma ile ortaya koymaya çalıştık. Bunun yanı sıra, dilbilgisi, kelime bilgisi ve sesbilgisi gibi üç alt becerinin gelişiminde teknoloji araçlarının sağlayabileceği katkılar üzerinde durduk. Bu bağlamda, özel bir ilköğretim okulunda 4. sınıf öğrencileri ile 8 hafta süren deneysel bir çalışma gerçekleştirdik. Oluşturulan deney ve kontrol gruplarıyla, müfredata uygun olarak seçilen 3 konu işlendi. Her iki grup içinde yöntem olarak ortak eylem odaklı yaklaşım temel alınırken, kontrol grubunda dinleme becerisi için bilgisayar ve yöntem kitabı, deney grubunda ise çoklu ortam araçlarının birçoğu ve farklı teknikler kullanıldı. Öntest ve sontest karşılaştırılmasından elde edilen sonuçlar değerlendirilerek, bilgisayar destekli yabancı dil öğretiminin geleneksel materyallerle sürdürülen öğretime kıyasla daha başarılı sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Uygulanan tutum ölçeği ile test sonuçları karşılaştırıldığında, başarıyla tutum arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Deney grubundaki öğrencilerin daha başarılı olmalarının bilgisayara karşı olan tutumla ilgisi olmadığı, bilgisayarın sınıf ortamında kullanılmasıyla başarının doğru orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuklara Yabancı Dil Olarak Fransızca Öğretiminde Şiir</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16848</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16848</guid>
      <author>Esra AYDIN, Hasan ATMACA</author>
      <description>Günümüzde edebiyatın ve edebi metinlerin yabancı dil öğretiminde kullanılması günden güne daha fazla önem kazanmaktadır. Edebiyatın en temel özelliği, kültür taşıyıcısı görevine sahip olmasıdır. Bu özelliğinin yanı sıra edebiyat, insanların duygularını ve düşüncelerini yansıtan en önemli araçlardan bir tanesidir ve bu işlevi de dil sayesinde gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla dil ve edebiyat birbirinden ayrılamaz bir bütündür. Çünkü dil edebiyat sayesinde kendisini ifade etme olanağı bulur; edebiyat da hedef dilin ve o dilin kültürünün öğrenilmesine olanak sağlar. Öyle ki yabancı dil öğretiminde edebiyatı veya edebi metinleri kullanarak hedef dili ve o dilin kültürünü öğretmek mümkündür. Bu yüzden yabancı dil sınıfında farklı edebi türleri birer eğitim materyali olarak kullanabiliriz ve bu bağlamda şiiri de edebi tür olarak yabancı dil öğretiminde farklı şekillerde kullanılabilecek otantik dokümanlardan bir tanesi olarak kabul edebiliriz. Bu çalışmanın amacı, çocuklara yabancı dil olarak Fransızca öğretiminde, eğitsel bir materyal olarak şiirden faydalanmanın avantajlı yönlerini ortaya koymaktır. Diğer bir amacımız da yabancı dil öğretiminde şiirin yerine ve önemine vurgu yapmaktır. Sonuç olarak çalışmamız üç genel nokta üzerine eğilim göstermektedir. Öncelikle edebi bir tür olan şiirin genel özellikleri ve edebiyattaki yeri ele alınacak, daha sonra erken yaşta yabancı dil öğretiminde şiire yönelik ilgiden bahsedilecek; son olarak ta çocuk şiirlerinin genel özellikleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lamartine’in Göl ‘Le Lac’ Şiirine Metindilbilimsel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16608</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16608</guid>
      <author>İlker AYDIN, Gülşen TORUSDAĞ</author>
      <description>Metin, sıralı tümcelerin bir arada oluşturduğu anlamlı dilsel birimdir. Metni anlamlı dizgesel bir bütün olarak görmemizi sağlayan özellik ise, bu dizilişin rastlantısal olmayıp bir bildirişim işlevi taşımasıdır. Tümce ötesi dilbilim çalışmalarıyla başlayan metindilbilim, metinlerin yapılarını, dilbilgisel ve içeriksel kurgulanma biçimlerini ve bildirişimsel işlevlerini ortaya çıkarır ve uygulamalı örneklerle gösterir. Metindilbilim, metin oluşturmanın genel koşullarını betimler, metin olanı metin olmayandan ayırır ve metinleri sınıflandırmak için ölçütler oluşturur, metin türleri arasındaki ortak ve farklı özellikleri betimlemeye ve açıklamaya çalışır. Metinlerin bağlamlara göre kullanım farklılıkları, insanlar arası bildirişimde taşıdıkları işlevler de, metindilbilimin araştırma kapsamındadır (Şenöz, 2005: 22-23). Bir tümce dizisinin metin olabilmesi için Beaugrande ve Dressler (1981)’e göre ‘bağlaşıklık’ (cohesion), ‘bağdaşıklık’ (coherence), ‘amaç’ (intentionality), ‘kabul edilebilirlik’ (acceptability) ‘bilgisellik’ (informativity), ‘durumsallık’ (situationality), ‘metinler arası ilişkiler’ (intertextuality) gibi ölçütlere uyması gerekmektedir. Şiir dilinin en belirgin özelliği, kısa ve eksiltili bir anlatımın kullanılmasıdır. Bu nitelik gereksiz sözcüklerden kaçınmayı ve dil göstergelerini geniş bir anlam çerçevesinde kullanmayı gerektirir. Bu bağlamda, sözcüklerin tek tek anlam güçlerinden yararlanılan şiirde özenli bir sözcük seçimi vardır. Çok zengin bir dil kullanımı söz konusu olduğundan yananlamlardan, eşadlardan, çok anlamlılık ve karşıt anlamlılık durumundan, benzetmelerden ve çağrışımlardan yararlanılır (Günay, 2007: 293). Lamartine’in Göl ‘Le Lac’ şiirinin arka planında bir sene önce gölde boğulmaktan kurtardığı ve âşık olduğu Napolili bir kadın olan Elvire (Julie Charles) vardır. Lamartine’in Göl’ü, kader karşısında endişenin, mutluluğa doğru hamlenin, sonsuzluğu arzulayan kısa süreli aşkın ölümsüz şiiridir. Bu çalışmada şiir, metin dilbilimin ilkelerinden sözcüksel bağlaşıklık ve anlamsal bağdaşıklık doğrultusunda yorumlanmaya çalışılmış, ayrıca şairin biçemine de değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edebi Bir Tür Olarak Fabl Ve Fabl Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17116</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17116</guid>
      <author>Uğur AYGÜN</author>
      <description>İnsanoğlu varoluşundan günümüze kadar geçen zaman içinde yaşamı ile ilgili iyi ya da kötü seçimler yapmıştır. Bazen hür iradesinin, bazen de çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkan bu seçimler, doğal olarak olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Çevreden takdir toplayan olumlu davranışların aksine; olumsuz davranışlar genelde eleştiri ve esefle karşılanmıştır. Bu davranışların takdir edilmesi, düzeltilmesi ve insanlara ders olması amacıyla ahlaki açıdan öğütler veren edebi eserler yazılmıştır. Bu eserler arasında yer alan fabl türü yazılarda çoğunlukla hayvanlar kullanılsa da, bazı hikayelerde insanlara, bitkilere ve cansız varlıklara da yer verilmiştir. Genellikle hayvanların kullanıldığı bu tür hikayelerde, hayvanların etrafında gerçekleşen olaylara yer verilmiştir. İyi ya da kötü görevi yüklenerek kişileştirilen hayvanlar, hikayenin sonunda üstlendikleri göreve göre değerlendirilip hak ettikleri olumlu ya da olumsuz bir son ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu görevlerin doğurduğu sonuçların her biri insanoğluna öğüt niteliğindedir ve insanı ahlaki açıdan kötü seçimler yapmama konusunda uyarmaktadır. Bu öğretici yönünün yanında barındırdığı eğlendirici özelliği, fabl türünü eğitim açısından son derece kullanışlı ve çekici bir unsur haline getirmiştir. Özellikle çocuk eğitiminde kullanıldığında, bir edebi tür olarak fablın çocukları eğlendireceği aynı zamanda da onlara hayata ilişkin öğütler vereceği aşikardır. Dolayısı ile, çocuklar öğrenirken aynı zamanda da eğleneceklerdir. Bu iki özelliği bir arada barındırması ise, fabl türünü diğer edebi türlerden ayıran en önemli özelliklerden birisidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlluminati Şeytanın Yılı’nda Satanist Örgüt ve Yeni Dünya Düzeni</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17089</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17089</guid>
      <author>Halil AYTEKİN</author>
      <description>Yazar Bertrand Solet (l’année du diable) Şeytanın Yılı adlı eserinde genç bir kızın gizli bir cemiyete sokulması ve ardından bu genç kızın uğradığı istismar söz konusu edilmektedir. Yaşadığımız çağda her gün bu ve buna benzer olayları işitmekte ve şahit olmaktayız. Misyonerlik faaliyetlerinin son derece yoğun yaşandığı bir ortamda gençlik savunmasız bir şekilde bu tür zararlı örgüt ve gizli yapılanmaların saldırısıyla karşı karşıyadır. Özellikle günümüz gençliğini bekleyen en büyük tehlike satanist örgüt yapılanmasıdır. Yeni dünya düzeni vaadiyle insanlar örgüte kazandırılmakta maddi ve manevi olarak sömürülmektedirler. İlluminati dünya tarihinin en büyük gizli örgütü olarak faaliyet göstermekte ve dünyanın tüm ekonomik ve politik dengeleri bu örgüt mensuplarının elinde şekillenmektedir. Söz konusu örgüt dünyanın neresinde olursa olsun devlet idarelerinde, önemli iş kollarında, finans çevrelerinde belirleyici bir güce sahiptir. Devletlerin önemli makam ve görevlerinde temsilcilerinin bulunmasına son derece önem vermektedirler. Bütün dinlere karşı savaş açmış olan örgüt şeytansı Yeni Bir Dünya Düzeni kurma peşindedir. Bu düzende dünyayı şeytan kurtaracak ve tüm insanlara o hükmedecektir. Deccal ahir zamanda dünyaya inecek, insanlığı Tanrı’nın yolundan saptırarak bütün dünyaya savaş, açlık ve sapkınlık yayacak olan kişidir. Deccal aslında iblisin insan şeklidir. Eserde satanist ayini sırasında kullanılan işaret ve sembollere de dikkat çekilmektedir. Satanistler ayin ve şölen yeri olarak karanlık ve mezarlık gibi gizil yerleri seçerler. Siyah ve kırmızı renklerin hakim olduğu kıyafetler giyerler. İlluminati Deccal’in dünyayı kontrol altında tutması için kurduğu gizli örgüttür. Deccal’in dünyadaki beyin takımı da denilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kör Baykuş'un Tanıklığında Görünür Çevirmenler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16584</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16584</guid>
      <author>Reza Hosseini BAGHANAM, Hülya YILMAZ</author>
      <description>İranlı çağdaş yazar Sadık Hidayet’in Fars edebiyatının ilk roman örneği olarak bilinen Kör Baykuş adlı yapıtının Türkçe ve Fransızca çevirilerini değerlendirmeyi amaçlayan bu çalışmamızda ‘çeviri göstergebilimi’ yaklaşımı temel alınmıştır. Yazınsal bir yapıtın okuru/ çevirmeni, farklı bir metinle karşı karşıya olduğunu bilir çünkü dil yasalarının delindiği, aşıldığı ve yananlamların egemen olduğu bir metindir bu. Anlamın oluşumunu ve kavranmasını irdeleyen göstergebilim, bir anlamlama kuramıdır. Anlamı bileşenlerine ayırmayı ve sınırlarını çizmeyi oldukça zorlaştıran bu yananlamlar, eğretilemeler, göndermeler, yazarın anlam evrenini açığa çıkarmayı, çoğul anlamları yakalamayı, metindeki anlam oluşumunu çözmeyi, kısacası söylemin düzenlenişini incelemeyi zorlaştırmakta ve göstergebilimsel bir çözümlemeye başvurmayı gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda gerçekleştirdiğimiz göstergebilimsel çözümleme, Paris Göstergebilim Okulu’nun kurucularından Jean-Claude Coquet’nin söylem kavramı üzerine temellenen ‘Söyleyenler Göstergebilimi’ kuramına (söylem öznesinden bağımsız değerlendirilemez) dayandırılmıştır. Söylem çözümlememiz özellikle, söylemin öznesi olarak karşımıza çıkan anlatıcılar ve onların bakış açıları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Öznenin söyleminde gözlemlenen dönüşümleri (özne/ yükümsüz özne/ eşik özne durumları), bakış açısındaki değişimleri, kesişmeleri ya da örtüşmeleri incelemek üzere yapılan bu çözümlemede üç çalışmadan yararlanılmıştır: Roland Barthes’ın S/Z adlı çözümlemesinde yer alan söylem teknikleri, Yazarın Gölgesi adlı incelemede yer alan Rıza Beraheni’nin “Kör Baykuş’un Yeniden Yazılışı” başlıklı yazısında mercek altına aldığı Hidayet’in söylem teknikleri ve son olarak Oğuz Demiralp’in Kör Baykuş ve Sadık Hidayet üzerine yaptığı Kör Okur adlı çalışmada vurgulanan yazarın anlam evreni ve bakış açıları. Söz konusu inceleme, betimleyici bir çalışma olarak, söylem çözümlemesi sonucunda açığa çıkan kesitlemelerin, temel izleklerin, izlencelerin ve söylem tekniklerinin çeviri metinlerde izlerini sürmeyi hedeflemektedir. Yazar Sadık Hidayet’in özgün metninin iç örüsünü, anlam evrenini Türkçe ve Fransızca erek metinlerde nasıl bulabiliyoruz? Umberto Eco’nun deyimiyle çevirmenler “mutlak olan kayıpları” en aza indirgemeyi ne kadar başarabilmişlerdir?</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hermann Sudermann’ın „Die Ehre“ Adlı Eserinde Kültürlerarasılık</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17088</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17088</guid>
      <author>Nevzat BAKIR</author>
      <description>İnsan, diğer varlıklardan bilgi ve becerileri ile ayrılmaktadır. Bilgi insanlar için en az doğal ihtiyaçlar kadar önemlidir. Bilgi insanlar tarafından üretilir ve sonraki kuşaklara aktarılır, bu da sürekli gelişen toplum içinde insanın var olma biçimidir. Mevcut bilgi birikiminin yeni nesillere aktarılması gerekir. İnsanlık bunun için farklı yollar bulmuş olsa da, nihayetinde bu aktarım kültür aktarımıdır ve kültürlenmedir. Çünkü eski kuşakların kültürel birikimi yeni nesillere aktarılmaktadır. Kültür sadece eski kuşaklardan yeni nesillere değil, ulusların kendi arasında da bilgi aktarımıdır. Bu bilgi aktarımları sayesinde uluslar varlıklarını sürdürebilmekte ve ilerleyebilmektedir. Bu bakımdan toplumların var olmalarının temelinde bilgi aktarımı yatmaktadır. Farklı ulusların kültürlerini öğrenip onlar hakkında bilgi sahibi olduktan sonra kültürler arasında benzerlikler ya da farklılıklar olduğu gözlemlenmektedir. Benzerlikler ulusların ne kadar birbiri ile yakınlaşmalarına bağlı olarak artmaktadır. Toplumlar ne kadar yakın ise kültürel unsurlar da o derece birbirine yakındır. Toplumun temel öğelerinden biri olan “şeref” kavramı toplumlar tarafından farklı algılanmakta ve farklı önem yüklenmektedir. Alman yazar Hermann Sudermann “Die Ehre” adlı eserinde bu kavramı irdelemekte ve farklı bir bakış açısıyla sunmaktadır. Eserin ele aldığı konu tüm ulusların temel değerlerinden birini teşkil ettiğinden yabancı dil derslerinde irdelenmek için iyi bir kaynak oluşturmaktadır. Bu bakımdan bu eserin yabancı dil derslerinde incelenmesi ve kültürler arası anlayış biçimlerini yabancı dil öğrencilerinin daha yakından tanımaları açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tahar Ben Jelloun’un Kum Çocuk Adlı Romanında Beden ve Kimlik Sorunsalı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16853</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16853</guid>
      <author>Seldağ BANKIR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Tahar Ben Jelloun’un Kum Çocuk adlı romanında beden ve kimlik sorunsalını incelemektir. Fas asıllı yazar, romanında Kuzey Afrika toplumunun geleneksel din ve ahlak anlayışına eleştirel bir yaklaşım getirmektedir. Yedi kız çocuğunun ardından erkek çocuk sahibi olmak isteyen Faslı bir baba, dünyaya gelen sekizinci çocuğunu cinsiyeti ne olursa olsun erkek olarak yetiştirme kararı verir, ve roman erkek kimliğinde yetiştirilen Ahmet isimli bu kız çocuğunun hikayesini konu alır. Bu çalışmada, romandaki başkahramanın kimlik arayışını göstergebilim yöntemini temel alarak çözümlemeye çalıştık. Kahramanın beden temsillerinden hareketle, beden ve kimlik gelişimi arasındaki ilişkinin romanın söyleminde nasıl belirdiğini ortaya koymayı amaçladık. Bu doğrultuda, kahramanın bedensel ve ruhsal özelliklerini ve geçirdiği kimliksel dönüşümleri incelemeye çalıştık. Romanda betimlenen beden temsilleri incelenirken, özellikle söylemin merkezinde yer alan “bedene müdahale” kavramı üzerinde durduk. Anlatı bu konu çerçevesinde değerlendirildiğinde, kahramanın üzerinde oluşturulmak istenen kimlik doğrultusunda, bir bedenin başka bir bedene hükmetmesi ve hükmedilen bedenin hükmeden bedenle mücadele etmesi gibi izlekler karşımıza çıkmakta, ve beden romanın söyleminde bir tür çatışma alanı olarak belirmektedir. Bu doğrultuda, kahramanın kendi bedeniyle ve diğer bedenlerle olan ilişkisini çözümleyerek, baskı altında biçimlenen kimlik olgusunun romanda nasıl yapılandığını inceledik. Yapılacak çalışmada, Arap kadınının konumunu ve kimlik arayışını yansıtan romanda, toplumsal rollerin taşıyıcısı olan bedenin, bir kimlik ifadesi olarak nasıl biçimlendiğine açıklık getirmek amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İki Bin Yıl Süren Düş: Aydınlanma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16604</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16604</guid>
      <author>Fuat BOYACIOĞLU, Kemal ÇELİK</author>
      <description>En azından beş-altı milyon yıllık bir tarihe sahip olan insan soyu için iki bin yıllık bir sure uzun sayılamaz. Tarihe zaman ve mekân üstü bir gözle bakıldığı zaman, insanlığın saymaya başladığı ve 2000’lere kadar saya geldiği zaman dilimi, insanlığın milyonlar süren uzun serüveni göz önüne alındığında, bizim takvimimizdeki geçmiş zamanın en önemli dönem sayılması için hiçbir geçerli neden ileri sürülemez. Bu bildiride beş milyon yıllık insanlık tarihi göz önünde bulundurularak, Antik Yunan tarihinin batı düşünce ve edebiyat tarihi üzerindeki etkisi konu alındı. Klasik söylemlerden farklı olarak batı düşünce ve edebiyat tarihini Eski Yunan düşüncesinin bir uzantısı olarak ele aldık. Yaptığımız araştırmalardan edindiğimiz düşüncelere dayanarak, böyle bir teori geliştirme cesaretinde bulunduk. Bize göre, batı kültür dünyası, Eski Yunan kültürünün farklı alanlarından yapılan alıntılarından ibarettir. Aydınlanma, insanoğlunun en uzun düşünün adıdır. Bu adlandırma, yüzyıllar boyunca ruhani bir varlığa verilen bir isim gibi kullanılmıştır. Aydınlanmayla ilgili diğer bütün hususlar, bir problemler yumağından çekilmiş iplerin yorumlanması gibidir. Aydınlanma gün gelmiş ‘kutsal bir bilinçlenme projesi’ olarak algılanmış, gün gelmiş, ‘bir karanlığı ışıkla kaplama planı’ olarak kabul edilmiştir. Başarı ve başarısızlıklarıyla Aydınlanma, tarihi ve coğrafi olarak bir bilinmeyenin adı olmuştur. Bu makalede Aydınlanma’nın istisnai kaderine ve talihsiz serüvenine farklı bir bakış açısı getirmeye ve onu kendi tarihselliği içerisinde ele almaya çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca-Osmanlı Türkçesi Atasözleri Kitapları Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16574</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16574</guid>
      <author>Eshabil BOZKURT, Ayşe Banu KARADAĞ</author>
      <description>Bir toplumun kültürel değerlerini ve değer yargılarını, daha geniş anlamda dünya görüşünü dile getirmede büyük önem taşıyan atasözleri, kısa ve kalıplaşmış özlü sözler olarak kuşaktan kuşağa aktarılma özellikleriyle kültür taşıyıcıları olarak ele alınabilir. Kültür ve edebiyat tarihimiz boyunca sav, mesel, darb-ı mesel gibi değişik isimler ile anılan ve Türk kültürünü en iyi şekilde yansıtan unsurlardan birisi olan atasözleri ile ilgili farklı dönemlerde farklı isimler tarafından birtakım derlemeler yapılmış ve yapılan bu derlemeler ya bir kitapta bölüm olarak yer almış ya da ayrıca kitap şeklinde basılmıştır. Türk kültür ve edebiyat dizgesinin Batı’ya kapılarını açtığı dönem olarak bilinen Tanzimat Dönemi’nde de müstakil kitap olarak karşılaşılan atasözleri ile ilgili çalışmalar mevcuttur. Bu makalede, Tanzimat Dönemi’nden Cumhuriyet’e kadarki sürede derlenen ve Osmanlı Türkçesinden Fransızcaya/Fransızcadan Osmanlı Türkçesine çevrilen üç atasözü kitabının Lawrence Venuti’nin ileri sürdüğü “yabancılaştırma” (“foreignization”) ve “yerlileştirme” (“domestication”) kavramları çerçevesinde Antoine Berman’ın “yabancının sınanması”yla (“l’épreuve de l’étranger”) ilgili görüşleriyle ilişkilendirilerek incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın temel inceleme nesnesini oluşturan eserler ve derleyenleri/çevirmenleri şu şekildedir: Jean D. Démétriades - Durûb-ı Emsâl-i Osmâniye ve Franseviye (1305/1888); Mehmed Emin - Durûb-ı Emsâl-i Fransevî Lügatçesi (1308/1891); İzzet Hamid - Mukayeseli Türkçe ve Fransızca Durûb-ı Emsâl (1339/1921).</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eş Anlamlı Ve Zıt Anlamlı Kelime Öğretiminin Dil Edinimindeki Yeri Ve Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17080</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17080</guid>
      <author>Mustafa BÜKER, Dilber ZEYTİNKAYA</author>
      <description>Günümüzde, yabancı dil öğretiminde dört temel (dinleme, konuşma, yazma, okuma) becerinin ve alt becerilerin (dilbilgisi, kelime ve ses bilgisi) öğretimi önem kazanmaktadır. Özellikle 2000’li yıllardan sonra ortaya çıkan yabancı dil öğretim yöntemi olan eylem-odaklı yaklaşım da dört temel becerinin ve alt becerilerin öğretimine odaklanmış ve bunun nasıl gerçekleştirileceği de, yabancı dil öğretiminde rehber niteliğinde olan Avrupa Birliği Ortak Başvuru Metninde belirtilmiştir. Ancak uygulama aşamasında, dört temel becerinin öğrencilere kazandırılmasında bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Avrupa Birliği ortak başvuru metninde de belirtildiği gibi dil öğretiminde dört becerinin kazandırılmasında karşılaşılan sorunlardan bir tanesi de kelime öğrenimi/öğretimidir. Bu zorluğun üstesinden gelmek için çeşitli yöntem ve stratejiler geliştirilmiş, hatta her yabancı dil öğretim yaklaşımı kendisinden önceki yöntemin stratejilerini biraz daha geliştirerek, yeni kelime öğrenme stratejileri geliştirme çabası içerisine girmiştir. Şimdiye dek birçok sözcük öğretimi stratejisi geliştirilmiştir. Sözcük öğretim stratejilerinden bir tanesi de hem hedef dildeki hem de anadildeki eş anlamlı ve zıt anlamlı kelimelerle öğrencinin kelime hazinesini geliştirmek ve kendisini hedef dilde daha iyi ifade edebilmesini sağlamaktır. Eş anlamlı ve zıt anlamlı kelime öğretimiyle ilgili birçok sözlük ve çalışma olmasına rağmen, Türkçe’den Fransızca’ya sadece Michelle Bozdemir’in yapmış olduğu sözlük çalışması mevcuttur. Bu nedenle çalışmamızda eş ve zıt anlamlı kelimelerle sözcük öğretim yöntemlerini ve bu tür sözlüklerin yabancı dil öğretimindeki yerini inceleyeceğiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlk Yabancı Dil Olarak Öğrenilen İngilizcenin İkinci Yabancı Dil Olarak Fransızca Öğrenim Sürecine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17081</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17081</guid>
      <author>Burcu BÜR, Ahmet AYCAN</author>
      <description>Bu çalışmada ilk yabancı dil olarak İngilizce biliyor olmanın ikinci yabancı dil olarak Fransızca öğrenimine olumlu ve olumsuz etkileri araştırılmaktadır. Bilindiği üzere, Türkiye’de orta öğretim kurumlarından mezun olan öğrencilerin üniversite eğitimleri alabilmeleri için Üniversite giriş sınavında başarılı olmaları gerekmektedir. Liselerin dil bölümlerinde İngilizce eğitimi alıp mezun olan öğrenciler ise, İngilizce yeterliliklerini ölçen bir başka sınava daha girmek durumundadırlar. Bu yeterlilik sınavında yüksek puan alan dil bölümü mezunları Üniversitelerin İngiliz Dili Eğitimi, daha düşük puan alan öğrenciler ise Alman Dili Eğitimi ve Fransız Dili Eğitimi bölümlerine yerleştirilmektedirler. Çalışmamızda, orta öğretim kurumlarında İngilizce eğitimi alıp, İngilizce Dil Puanıyla yükseköğretimde Fransızca Dil Eğitimi Alanlarına giriş yapmış olan öğrencilerle yapılan çalışma ile söz konusu öğrencilerin ilk yabancı dil olarak öğrendikleri İngilizcenin ikinci yabancı dil olarak Fransızca öğrenim süreçlerine olumlu ve olumsuz etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın evrenini Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim görmekte olan 50 öğrenci oluşturmuştur. Öğrencilere yapılan ankette toplamda 16 soru yöneltilmiş olup, 10 öğrenci ile de yüz yüze görüşme yapılmış ve bilgi toplanmıştır. Çalışmamızda ağırlıklı olarak dil becerilerinden yazma, okuma becerileri ve ses bilgisi ile dil bilgisi alt becerilerinde öğrencilerin sahip oldukları İngilizce dil geçmişinin öğrenmekte oldukları Fransızca diline etkisi incelenmiş ve çalışma bu bağlamda oluşturulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Yeni İlköğretim Fransızca Yabancı Dil Öğretim Programında Yazma Yetisi Ve OBM</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16745</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16745</guid>
      <author>Osman COŞKUN</author>
      <description>2011 yılında, MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca İlköğretim Fransızca Yabancı Dil Öğretim Programı (4., 5., 6., 7., ve 8. sınıflar) kabul edilmiş ve yayınlanmıştır. Bu program 2012-2013 öğretim yılından itibaren uygulamaya konulmuştur. Program 12 bölüm ve 87 sayfadan oluşmaktadır ve Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metnine(OBM) uygun olarak dil yeterliliklerini tanımlar. OBM dünyada dil ve eğitim politikaları üzerinde önemli rol oynamaktadır. Dil yeterlilik düzeylerini tanımlamaya ve dil yeterliklerini yorumlamaya yardım ederek öçme-değerlendirme uzmanları ve sınav komisyonları için artan bir öneme sahiptir. Dil düzeylerini tanımlamaya ve dil yeterliliklerini yorumlamaya yardımcı bir başvuru kaynağıdır. Dil öğretmenleri, uzmanlar, dil ölçmecileri ve dil öğrenenlere yardımcı olur. OBM’nin amacı güncel uygulamaların yansımasını arttırmak ve iletişimi, derslerin ve niteliklerin karşılaştırılmasını ve Avrupada ülkeler arası dolaşımı kolaylaştırmak için ortak dayanak noktaları sağlamaktır. OBM dil yeterliliklerini başlangıç düzeyi için A1’den uzman dil kullanıcısı C2’ye kadar olan seviyelerle tanımlar. Bu farklılık, yeterlik seviyelerini ayırmayı/anlamayı kolaylaştırır. Ayrıca, eğitim ve öğretim kurumlarının yeterlilikleri kolaylıkla karşılaştırabilecekleri ve kendi ülkelerinde uyguladıkları sınavlarla nasıl ilişkilendireceklerini anlayabilecekleri konusunda yardımcı olur. Bu çalışmada, İlköğretim Fransızca Yabancı Dil Öğretim Programı yazma becerilerine OBM’nin ne gibi yansımaları olduğunu belirlemek istiyoruz. OBM ile Programı karşılaştırarak yeni programdaki yazma becerilerinin OBM’ye uygunluğunu belirlemek istiyoruz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızcada Ad-Sıfat İlişkisi ve Türkçeye Çevirisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16795</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16795</guid>
      <author>Mehmet ÇİÇEK_T</author>
      <description>Bilindiği üzere, sözcüksel ulam yönüyle, ad ve sıfat kavramlarının olmadığı dil yoktur. Ad ve sıfatın sözdizimsel (fr. syntaxique) konumları tüm dillerde genellikle düzenli bir görünüm sergiler. Örneğin, Türkçe ve İngilizcede sıfatlar niteledikleri addan önce gelir. İngilizce için -bu anlamda- birkaç kural dışılıktan söz edilebilse de (ör. : an important man / something important) Türkçe daha düzenli bir yapıdadır (ör.: önemli bir adam / önemli bir şey). Fransızca ise çok daha değişik ve üzerinde durulması gereken kullanımlara sahiptir. Bu bağlamda Fransızcada sıfat kavramı ve türlerine değinilecek, sıfatın yeri konusu irdelenecektir. Fransızcada sıfatlar niteledikleri addan hem önce hem de sonra gelebilmektedir (ör.: un ancien château / un château ancien). Bu çalışmada bu dilbilimsel ilişkinin niteliği ve niceliği sorgulanacak, sözdizimi düzeyinde gerçekleşen / gerçekleştirilen bu işlemin anlam bilimini (fr. sémantique) nasıl ilgilendirdiği ele alınacaktır. Öte yandan sıfatın isimden önce ya da sonra kullanılmasının anlamı etkileyip etkilemediği sorgulanacak, eğer etkiliyorsa bunun, Fransızca sıfat tamlamalarını Türkçeye çevirirken nasıl bir görünüm ortaya koyduğu incelenecektir. Dil/söz ayrımı bağlamında, sözceleyen öznenin tercihlerinin de tartışma konusu yapılacağı çalışmada, zorunlu olarak addan önce ya da sonra gelen sıfatlar ile isteğe bağlı olarak addan önce ya da sonra getirilebilen sıfatlar –Türkçeye çevirileriyle birlikte– ayrı ayrı açıklanmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Terimbilim ve Çeviri Çalışmalarında Farklı Yönelimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16899</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16899</guid>
      <author>Aşkın ÇOKÖVÜN TURUNÇ</author>
      <description>Terimbilimin uzmanlık alanları çevirisinde önemli bir rol oynadığı gerek çevirmenler gerekse terimbilimcilerin hem fikir oldukları bir konudur. Terimbilim çalışmaları 70 ve 80’li yıllarda çeviriyi esas alarak yürütülmekteydi. Ancak bilindiği gibi son otuz yılda bilişim ve dil alanındaki yeni yöntem ve metodlar; terimbilim alanında da yeni yönelimlere ve oluşumlara sebep olmuştur. Terimbilim özellikle dilbilimin çalışma alanı içerisinde yeni uygulamalara yönelmiştir. Terimbilim alanındaki bu yönelimler çeviri ile olan bağları bir süreliğine de olsa zayıflatmıştır. Doksanlı yılların sonlarına doğru terimbilimin bilişim alanına yönelmesiyle birlikte çeviri uygulamalarını da yeni oluşum ve yönelimlere sevk etmiştir. Son 20 yılda, çevirmenlere, çeviri çalışmalarında yararlanabilecekleri birçok bilgiişlem aracı sunulmuştur. Ancak bilgisayar çevirisi (traductique) veya bilgisayar destekli çeviri, çeviribilimin özerk bir alanı haline dönüşmelidir. Bu nedenle “ Dili İşleme (Dİ)” (Traitement Automatique du Langage (TAL)) ve “bilgisayarla dil işleme” kapsamındaki çalışmalara dilbimden çok çeviribilim yöntem ve yaklaşımlarının da dahil edilmesinin hem alandaki hem de uygulamalı çeviribilim alanındaki sorunsallıklara katkı sağlıyacağı kanısı ortaya çıkmaktadır. Dilbilimin ve çeviribilimin bilgi-işlemsel uygulama alanlarında son yıllarda gerçekleşen bilimsel süreçlere rağmen, barındırdığı sorunsalı aşamamıştır. Terminoloji ve leksikografi konusundaki çevirmen ihtiyaçları, uygulama koşullarına az ya da çok uyarlanmış olan çözüm yolları üretme gerekliliğini doğurmuştur; zira unutulmamalıdır ki adı geçen bu iki alan çeviribilimin destekleyicisi olarak görülmemektedir. Öncelikle terimbilim ve çeviri alanları arasındaki ilişkinin zayıflamasının nedenlerini göstermek ve daha sonrasında ise her iki alanın yeni oluşumlarını ve yönelimlerini ortaya konması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Öğretiminde Ortak Eylem Odaklı Yaklaşıma Göre Sınıf içi Hedef ve Etkinliklerin Hazırlanması (Yenilenmiş Bloom Taksonomisi)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17087</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17087</guid>
      <author>Murat DELİBAŞ</author>
      <description>Ortak eylem odaklı yaklaşım öğrenenleri sosyal aktörler olarak adlandırmaktadır. Aktör bir takım görevleri yerine getiren veya canlandıran kişi olarak tanımlanmaktadır. Yabancı dil de bir takım görevler veya eylemler aracılığıyla öğrenildiği için öğrenenleri yerine getirmeleri gereken görevleri olan bireyler olarak ele almaktadır. Birey dili başkalarıyla iletişim kurmak için öğrenmektedir. Bu yüzden bireyin ihtiyaçlarının dil öğretiminde ön plana çıkartılması ilgi ve motivasyonu artırmaktadır. Öğrenenler kendi ihtiyaçlarını ortaya çıkarabilmeleri için kendilerini rahat ve özgür hissetmelidir. Bu rahatlıkta ancak bireyin doğal ortamıyla sağlanmaktadır. Mademki dilin amacı iletişim kurmak, o halde dil öğretiminde neden bireyin kullanımsal alanına inilememektedir? Birey, kendi yaşantısına ve kendisini yakından ilgilendiren konulara daha çok ilgi duymaktadır. Doğası gereği bir şekilde kendisini anlatma ihtiyacı hissetmektedir ve başkalarını tanımaya çalışmaktadır. Bu sebeple temelinde öğrenen olan bir dil öğrenme ortamında birey hem dili öğrenmek hem de kullanmak için odaklanacaktır. Öğretici bu öğretim ortamında yalnızca kolaylaştırıcı ve yol gösterici olmalıdır. Günümüz toplumu çok dilli ve çok kültürlü olduğu için artık bireylerin farklı ana dillerinin de olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple dilin bileşenlerinden olan toplum dilbilimsel ve kültürel özelliklere dil öğretiminde muhakkak yer verilmelidir. Ana dillerin birbirinden farklı olması öğrenilen dili daha cazip hale getirebilmektedir; çünkü bu yeni öğrenilmekte olan dil belki de bireylerin tek ortak noktası olmaktadır. Bu ortak nokta bireylerin gerçek hayattaki ihtiyaçlarına paralel bir dil eğitim ortamı şeklinde tasarlanmalıdır. Yani Nilüfer Tapan’ın çalışmalarında sık sık belirttiği gibi bireylerin temel yaşam-deneyim alanlarından yola çıkılmalıdır. Öğrenme ortamında hedef dilden ihtiyaçlar doğrultusunda yararlanılmalı ve bireylerin gerçek hayattaki durumlarıyla bir şekilde ilişkilendirilmelidir. Bu sebeple yabancı dil öğretiminde hedeflerin planlanması ve sınıf içi etkinliklerin düzenlenmesi aşamasında öğrenene kazandırılacak bilgi ve beceriler öğreticiler tarafından önceden sınıflandırılmalı ve öğrenenlerin üst düzey zihinsel beceri ve yaratıcılıklarını geliştirici etkinliklere yer verilmelidir. Bloom’un gözden geçirilmiş taksonomisi incelendiğinde öğrenenleri bu üst düzey zihinsel beceri ve yaratıcılıklara yönlendirecek bilişsel aşamalarla ilgili öğreticilere kolaylıklar sunmakta olduğu gözükmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Siir Çevirilerinde Karşilaşilan Sorunlar ve Çözüm Önerileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16781</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16781</guid>
      <author>Serkan DEMİRAL, Muzaffer KAYA</author>
      <description>Milattan önceki yüzyıllardan günümüze kadar var olan çeviri etkinliğinin oldukça eski bir tarihi olduğunu biliyoruz. Çeviri, antik çağlardan beri var olan bir çalışma olmasına rağmen özellikle Fransız Aydınlanma Çağı olan 18. yüzyıl yazını, ülkemiz yazın hayatına birçok eserin ve düşünce akımlarının girmesini sağlamış; toplumsal yaşam biçimlerinin değişimine katkıda bulunmuştur. Bu değişim Avrupa’da aynı dönemlere rastlayan sanayi devrimleriyle; ilerleyen teknik bilginin ve yazın çalışmalarının çeviri yoluyla yayılmasıyla gerçekleşmiştir. Çeviri etkinliği günümüzde çeviri bilim alanındaki gelişmelerle oldukça geniş bir alana sahiptir. Bu alanlardan biri olan şiir çevirisinin teorik ve pratik sorunlarına karşı çeviri bilimcilerin yaklaşımlarını göz önüne alarak yaptığımız çalışmamızda, kaynak dilden (Fransızca) seçtiğimiz şiirlerin erek dildeki (Türkçe) çevirilerinde rastladığımız değişkenlerin oluşumunu çeviri tekniklerini kullanarak inceledik.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Brigitte Labbé Ve Michel Puech’ın Aşk Ve Dostluk, Şiddet Ve Şiddetsizlik Başlıklı Kitapları İle Anne Fine’ın Korkunç Ivan Ve Nitshill Caddesinin Meleği Romanlarında Dostluk, Sevgi Ve Şiddetsizlik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16582</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16582</guid>
      <author>Zerrin EREN</author>
      <description>Şiddet çağdaş toplumların en ciddi sorunlarından biridir. İnsan saldırganlığı üzerine son yıllarda yapılan çalışmalar, saldırgan davranışların büyük ölçüde öğrenildiğini gösterir. Bu nedenle çocuklara yönelik yazılan kitaplarda, dostluk, sevgi, dayanışmayla ilgili iletiler, bu tip davranışları örnekleyen modellerin sunulması, şiddet kullanmadan şiddetle nasıl başa çıkılabileceğiyle ilgili öneriler büyük bir önem taşır. Fransız felsefeciler Brigitte Labbé ve Michel Puech çeşitli kavramları çocuklara basitleştirerek, günlük yaşamda karşılaşabilecekleri olaylarla örnekleyerek anlatan bir kitap dizisi yayımlamışlardır. Bu dizide yer alan kitaplardan ikisi Aşk ve Dostluk, Şiddet ve Şiddetsizlik başlıklarını taşır. Çocuk romanlarıyla tanınan İngiliz yazar Anne Fine Nitshill Caddesinin Meleği ve Korkunç Ivan başlıklı romanlarında akran zorbalığı ve akran dayanışması konularını ele alır. Bu çalışmanın amacı, Labbé ve Puech ile Fine’ın yukarıda söz edilen kitaplarında sevgi ve dostluğun hangi yönlerinin vurgulandığını, hangi tutum ve davranışların sevgi ve dostluk örnekleri olarak sunulduğunu, yazarların çocuklara akran zorbalığıyla şiddet kullanmadan başa çıkabilmeleri için neler önerdiklerini göstermek; böylelikle, iki farklı toplumun yazarlarının şiddetsiz bir dünya yaratmaya katkıda bulunmaya yönelik çabalarını gözler önüne sermektir. Bu çalışma, her iki ülkenin yazarlarının çocuklara şiddet döngüsü yerine sevgi döngüsü yaratmayı, akran zorbalığıyla karşılaştıklarında anne-babalarından ya da öğretmenlerinden yardım istemekten kaçınmamalarını önerdiklerini; çocuklara, şiddet kullanmadan, kararlı bir duruşla akran zorbalığının üstesinden nasıl gelebileceklerini gösterdikleri ortaya koymuştur. Bunun yanısıra, Fine Korkunç Ivan adlı romanında dışarlıklı bir karakter yaratarak, şiddet içeren geleneksel İngiliz anaokulu şarkılarını da eleştirir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ardıl Çeviri Öğrenimi Aşamasında Dilsel Hatalar: Birkaç İpucu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16681</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16681</guid>
      <author>Hande ERSÖZ DEMİRDAĞ</author>
      <description>Sözlü çeviri eğitimi literatüründe hata incelemesi üzerine yazılmış mevcut çalışmar bulunmaktadır. Gerek Süreç Odaklı yaklaşımda gerekse Ürün Odaklı yaklaşımda,öğrenimde karşılaşılan hatalarınbirer pedagojik araç olarak kullanıldığını görmekteyiz. Ürün Odaklı yaklaşımda üründeki (çevirideki) hatalar belirlenip düzeltmelerle kendini geliştirme imkanı bulması yönünde öğrenciye bildirilmektedir. Süreç Odaklı yaklaşıma gelince, odak nokta nihai üründen çok sürece yöneltilmiştir. Bu bakış açısına göre hatalar öğrencinin yöntemine ilişkin ve devreye giren mekanizmalara ilişkin pencere açma imkanı sağlamaktadır bize.Bu doğrultuda, öğrencinin çevirisindeki dilsel seçimlerini ve genel anlamda varış dilin normlarına göre kabul edilebilirliği düşük ifadelerini eleştirmek yerine, öğrenciye onu bu sonuca iten nedenlere ilişkin sorular yöneltilmektedir. Daniel Gile’in geliştirdiği ‘Çaba Modelleri’, sözlü çeviri sırasında karşılaşılan sorunların derinlemesine incelenmesine olanak veren ve konuya ilişkin açıklama getirebilen elverişli bir kuramsal çerçeve sağlamaktadır. Söz konusu Çaba Modelleri’ne göre, sözlü çeviride otomatik olmayan bir dizi bilişsel işlemler devreye girmektedir ve bunlar sınırlı olan dikkat kaynaklarını tüketmektedir. Sınırlı kaynaklar bünyesinde belirli bir görev sırasında devreye giren bu bilişsel işlemler rekabet içindedir.Talebin karşılanamadığı durumlar çeviri performansına etki etmektedir. Bu çalışma, Daniel Gile’in Çaba Modelleri’nin kavramsal unsurları çerçevesinde ve süreç odaklı bir yaklaşım benimseyerek, Yıldız Teknik Üniversitesi Fransızca Mütercim- Tercümanlık Bölümü üçüncü sınıf öğrencilerinin ardıl çeviri öğrenimi sırasında karşılaşılan dilsel hataların incelenmesini ve gözlemlenen sorunların olası kökenini irdeleyip pedagojik bağlamda birtakım öneriler getirmeyi amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Andre Gıde ve Dostoyevski'de İkilik Teması Üzerine Düşünceler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17115</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17115</guid>
      <author>Cengiz ERTEM</author>
      <description>İnsan kişiliğinde ikilik olgusu fantastik edebiyatın el attığı önemli bir konudur. Bu konu aynı zamanda Hoffman'ın dışında James Hogg, Dostoyevski, Edgar Allan Poe, Oscar Wilde, André Gide, Stevenson gibi yazarlarda da yer almıştır. İnsanın ikinci beni onun genellikle hoşlanmadığı yönünü gösterir. Bunun dışında bu ikinci benlik, alınan eğitimin, ailede yaşanan olayların, çocuğa verilen terbiyenin etkisiyle insanın farklı yaşamsal yönlere sapmasından da kaynaklanabilir. André Gide zıt kutupların insanı olarak bilinir. Onun karakterindeki bu ikilik, ruh ve düşünce dünyasını kaplamış ve yapıtlarında yerini bulmuştur. Yapıtlarında ve özyaşamında, püriten ve paien eğilimlerin çatışmasını, İncil'in ve Helen kültürünün savaşımını, klasik kesinlemeler ile romantik atılımların çelişkisini görürüz. Gide bu yönlerinin de etkisiyle katı kuralcı edebiyat görüşlerine karşı çıkmış, bireyin kendine özgü değişken yapısına saygı göstermiştir. Bu nedenle Dostoyevski'nin kişilerindeki değişkenliğe hayranlık duymuş, bireysel özgürlükler çerçevesinde kutsamıştır. André Gide zıt kutupların insanı ve yazarıdır. André Gide'e göre insan bu zıt kutuplarını bir kenara iterek ya da bunları simgeleyen benliklerini dışlayarak, bir diğer değişle ikinci beninden ayrı yaşayamaz. İçinde onun varlığıyla, onunla birlikte, dengeli bir bütün oluşturarak sürdürür yaşamını. İçinde karşı dengesi olmayan kişi insansal niteliğinden de uzaklaşmış olur. André Gide'in ruhsal yaşamındaki bu iki kutup tanrının ve şeytanın simgelediği kutuplardır. Gide Dostoyevski'nin karakterlerinde ikilemleri ve zıtlıkları gördüğü için Rus yazarı önemsemiş ve onun Fransa'da tanınmasını sağlamıştır. Dostoyevski'yi André Gide'in optiğinden ele almak iki yazarı sağlıklı değerlendirmenin ilginç bir yoludur. Gide'in Dostoyevski'de benimsediği en önemli öge Rus yazarın kişilerinin ruhsal yapısıdır. Dostoyevski'de önemli olan bütün ikilemlerin aynı anda yaşanıyor olması ve kişilerin kendi ikili benliklerinin farkında oluşlarıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>George Sand, Personnage Romanesque?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17094</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17094</guid>
      <author>Tuna ERTEM</author>
      <description>George Sand, gerek yapıtlarının çeşitliliği, gerekse kadın hakları konusundaki öncü tavrı nedeniyle çok tartışılmış, üzerinde çok çalışılmış bir yazardır. XIX. yüzyılda olduğu kadar günümüzde de en çok okunan yazarlar arasındaki yerini hala korumaktadır. 200. doğum yılı nedeniyle 2004 yılında yapıtları ve yaşamı üzerine çok sayıda araştırma ve inceleme gerçekleştirilmiş, dünyanın her yerinde sempozyumlar, konferanslar düzenlemiş, yapıtları yeniden pek çok dile çevrilmiştir. George Sand’ın renkli kişiliği, sıra dışı ve fırtınalı yaşamı, edebiyat dünyasındaki yenilikçi duruşu, onu hak ettiği şöhrete ulaştırmakla kalmamış, aynı zamanda döneminin büyük romancılarına, kadın kahramanların yaratılmasında model oluşturmayı başarmıştır. Örneğin birçok eleştirmen Balzac’ın Béatrix adlı romanındaki kadın kahraman Camille Maupin ile George Sand arasında koşutluk kurmaya çalışmıştır. Asıl adı Aurore Dupin olan ve George Sand takma adıyla edebiyat dünyasına giren yazarla, Camille Maupin takma adıyla Balzac’ın romanında yerini alan kadın kahraman Félicité des Touches arasında bir takım somut benzerlikler olduğu yadsınamaz. Bu benzerlikler fiziksel portreler açısından olduğu kadar, moral, psişik, entelektüel ve sosyo-kültürel açılardan da önem taşımaktadır. Her ikisinin fiziksel yapısı birebir örtüşmekte, yaşadıkları aşklar ve duygusal dalgalanmalar aynı psişik durumu yansıtmakta, XIX. yüzyılda alışılmamış aynı entelektüel kadın portresi çizilmekte ve özgür yaşam çizgileriyle yöre halkından aynı olumsuz tepkiler alınmaktadır. Ne var ki Camille Maupin’in yaşam öyküsü George Sand’ınki ile çok az benzerlik göstermektedir. Her şeyden önce kurgusal bir kişi olan Camille Maupin, tipik bir Balzac kahramanıdır. George Sand ise hiçbir zaman doğrudan roman kahramanlarında yansıtılmamış, ancak onların yaratılmasında güçlü ve etkileyici bir model olarak yer almıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca ve Francophonie: Niçin, Ne Zaman, Nerede, Nasıl?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17090</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17090</guid>
      <author>Hüseyin GÜMÜŞ</author>
      <description>Bu çalışmamızda Fransızca ve Frankofoni kavramlarının taşımış oldukları anlamları tarihsel açıdan incelerken, Fransızcanın konuşulduğu coğrafi bölgeler hakkında kısa bilgiler sunacağız. Bugün dünya genelinde yaklaşık olarak 200 milyon kişi Fransızcayı ana dili olarak kullanırken, 100 milyona yakın kişide Fransız dilini öğrenmiş ve öğrenmeye devam etmektedir. Frankofoni kavramı adı altında oluşturulan uluslar arası pek çok kurum ve kuruluş dil eğitimi, kültürel işbirliği, edebiyat, dilbilim ve çeviribilim gibi bir çok alanı da içinde barındırmaktadır. Bugün yaklaşık olarak Frankofoni 10 coğrafi bölgeye yayılmış durumdadır. Bunlar arasında temel olarak sayılabilecek olanlar Batı, Avrupa coğrafyası, Orta ve Doğu Avrupa coğrafyası, Güney Amerika coğrafyası, Magreb coğrafyası, Güneydoğu Asya coğrafyasıdır. Türkiyede frankofoninin geçmişine bir göz atar isek, Kanuni döneminde başlayan Türk-Fransız işbirliği uzun yıllar devam ederken, Tanzimat Döneminde büyük bir ivme kazanmıştır. Eğitim, Siyasi, Kültürel ve Ekonomik açıdan önemli bir işbirliği sağlanmış ve Osmanlı son dönemleri Espace Francophone (Frankofon ortam) alanında önemli bir yer edinmiştir. Günümüzde yabancı dil olarak öğrenmede tercih edilen İngiliz dili olmasına rağmen, Fransız Dili, edebiyatı ve kültürü de geniş bir kitleye hitap etmektedir. Yaklaşık olarak sadece İstanbulda 1 milyon frankofon olduğu bilinmektedir. Eğitim ve kültürel açıdan da pek çok özel okul, kolej ve uluslar arası kurum ve kuruluşlar Türkiyede Fransız dilinin öğreniminde aktif olarak rol almaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çok Dillilik Ve Çok Kültürlülük Bağlamında Yabancı Dil Öğretimine Toplumdilbilimsel Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16581</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16581</guid>
      <author>Rıfat GÜNDAY</author>
      <description>Bu çalışmada, çok dillilik ve çok kültürlülük bağlamında yabancı dil öğretiminde toplumdilbilimsel boyut irdelenmeye çalışılmıştır. Avrupa Konseyi’nin geliştirdiği Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni ve benimsediği yaklaşım çalışmaya dayanak oluşturmuştur. Geleneksel yöntemlerdeki dilin yapısal kurallarının ölçünlü (standart) dile bağlı kalınarak öğretilmesi yaklaşımı yerine, dil-toplum ilişkisinden hareketle dili dış etkenlerle bağıntılı toplumsal bir olgu olarak değerlendiren toplumdilbilimden etkilenerek dilin kullanım boyutunun öğretimi üzerinde duran Eylem Odaklı Yaklaşım benimsenmiştir. Geçmiş dönemlerde yabancı dilde iletişime daha çok yazılı metinler bağlamında gereksinim duyulurken, sanayi devriminden sonra ticaretin gelişmesi ve seyahatlerin artmasıyla sözlü dilde iletişim de yabancı dil öğretimi/öğreniminde önem kazanmaya başlamıştır. Günümüzde ulaşım olanaklarının ve teknolojik iletişim araçlarının gelişimi sözlü dilde iletişimi daha da artırmıştır. Buna bağlı olarak geçmişte yabancı dil öğretiminde sadece ölçünlü yazı dilinin öğretimine yer verilmesi yeterli bulunurken günümüzde ölçünlü dilin yanında farklı toplumsal kesimlerin dil kesitleri ve bölgesel dil değişkenlerinin de öğrenilmesi bir gereksinim hâline gelmiştir. Dili çeşitli toplumsal bağlamlar içerisinde anlayabilme ve kullanabilme becerisi kazanma yabancı dil öğretimi/öğreniminin temel amacı olmalıdır. Yabancı dil öğrenenlerin hedef dili daha yaygın ve uygun bir şekilde kullanarak farklı kişi ve topluluklarla, bir başka deyişle farklı kültürden insanlarla başarılı iletişim, etkileşim ve ortak eylem gerçekleştirebilmeleri açısından dilbilgisel yetilerle birlikte toplumdilbilimsel yetilerinin de geliştirilmesi oldukça önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Giono’nun Anlatılarında Öznellik Ve Nesnellik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16647</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16647</guid>
      <author>Ertuğrul İŞLER</author>
      <description>Anlatılarında uyguladığı farklı ve değişken yaklaşımlarla, geleneksel roman ile yeni roman arasında köprü görevi gören yazarlar arasında bulunan Giono, yapıtlarında, hem gelenekselin hem de yeninin özelliklerini bir arada kullanmayı başaran ender yazarlardan birisidir. Okur, bir taraftan, anlatıda her şeyi kontrolü altında bulundurmak ve yönlendirmek isteyen diğer taraftan da sık sık kişilere söz hakkı veren ve olup biteni onlara anlattırmayı ya da onların ağzından öğrenmeyi yeğleyen anlatıcı ya da anlatıcılarla karşılaşır. Anlatıcı oldukça farklı görünümlere bürünür anlatı boyunca. Bazen birinci tekil şahıs bazen üçüncü tekil şahıs bazen de anonim -şahsı tam olarak bilinmeyen- anlatıcılarla karşılaşır okur. Anlatıcı bazen kendi öyküsünü, bazen tanığı olduğu bir öyküyü bazen başkasından duyduğu bir öyküyü bazen de başkasının öyküsünü anlatır bize. Okur bir taraftan öykü bolluğuyla karşılaşırken diğer taraftan da farklı öyküleme tekniklerinin ustaca kullanımının farkına varır. Kuşkusuz bunun en büyük nedeni yazarın yazmayı çok sevmesi, yazarken mutlu olmasıdır. Giono anlatılarında, öznellik ve nesnellik, ben anlatıcı ve o anlatıcı, elöyküsellik, benöyküsellik ve özöyküsellik birbirine karışır çoğu zaman. Yazar, sıfır bakış açısından iç ve dış bakış açılarına, elöyküsellikten benöyküselliğe ve özöyküselliğe, dışöyküsellikten içöyküselliğe, somut zamandan soyut zamana ve artsüremli anlatıdan eşsüremli anlatıya, nesnel anlatımdan öznel anlatıma uzanan, okuru sürekli şaşırtan oldukça zengin bir anlatı serüveni sunar bize.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alain Robbe-Grillet’nin Silgiler Adlı Romanında Metinlerarası İlişkiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16679</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16679</guid>
      <author>Fatma KABA</author>
      <description>Alain Robbe-Grillet, 1953 yılında yayımladığı Silgiler adlı romanında, Fransa’da, kurgusu ve yeni yazım teknikleri açısından “Yeni Roman”ın ilk yetkin örneğini vermiş olmanın dışında, mitik öyküleri dönemin tarihsel koşulları ve kendi dünya görüşlerine göre “yeniden yazan” Gide, Giraudoux, Cocteau, Sartre gibi yazarlardan farklı olarak, mitik öyküyü romanın ana bileşeni yapmıştır. Çağdaş bir kent yaşamı içinde, karmaşık bir polisiye olayı, Oidipus mitinin çeşitli yönlerine yapılan örtülü ve incelikli göndermeler, çağrışımlar ve geriye dönüşlerle kurgulayan Alain Robbe-Grillet, insanlığın ortak belleğine kazınmış mitik öyküyü trajik boyutundan soyutlayarak metinlerarasılık bağlamında yeniden değerlendirmiş; mitikle moderni, gerçeklikle düşseli, bilinçle bilinçaltını, bireyselle kollektifi metinlerarasılığın kendine özgü parçalı, kopuk yapısıyla birleştirmiştir. Zekice bir kurgu içine yerleştirilen bu mitik ögeler okuru’da bu parçaları birleştirmeye itmiştir. Kültürel bir arketip olan mitik öykünün çağdaş bir metin içindeki varlığı, hem Robbe-Grillet’nin metnine derinlik kazandırmış, hem de farklı anlam katmanları eklemiştir. Yazar bu yolla, çağdaş insanın giderek topluma, diğer insanlara, dahası kendi kimliğine yabancılaşmasını, başa, “başlangıç”a, “köken”e dönerek açıklamış; modern insanın gelenekten kopukmuş gibi görünen kültürel yaşamının gerçekte kesiksiz ve çevrimsel bir çizgi izlediğine dikkat çekmiştir. Bu açıdan, “hakikat”ın peşindeki Oidipus’un öyküsü, söz/düşünce, eylem/uygulama düzeyinde kendi hakikatini arayan çağdaş insanın öyküsüyle birleşmiş; metinlerarasılık da, bir anlamda kültürlerarasılığın sürekliliğini kanıtlayan bir yazım tekniği olarak ilginç bir işlev yüklenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızcanın Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Red Sözedimi Ve Kültürlerarası Nezaket</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16603</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16603</guid>
      <author>Aslıhan KANMAZ</author>
      <description>Bu makale 2012 yılında, İstanbul Üniversitesinde Doç. Dr. Nur Nacar-Logie danışmanlığında gerçekleşmiş doktora tez çalışmasının bir parçasıdır. Çalışmanın temel amacı Türkiye’de yabancı dil olarak Fransızca öğretiminde iletişimsel beceriler edindirilirken kültürlerarası boyutun yeri ve önemini incelemektir. Dil eğitiminde iletişim becerisinin önemi ortaya çıktığından bu yana yabancı dil öğrenim ve öğretiminin temel hedefi edimbilimsel becerinin edindirilmesidir. Bu beceri öğrenene gündelik iletişim durumlarının büyük çoğunluğunu sorunsuzca idare edebilmesine olanak sağlamaktadır. Bu nedenle dilbilgisel eğitim tartışmasız olarak sosyokültürel bilinci de edindirecek biçimde oluşturulmalıdır. Kuşkusuz ana dil kullanıcısla iletişim sürecinde karşılaşılan yanlış anlaşılma durumlarının büyük çoğunluğu dil öğrenicisindeki edimbilimsel ve sosyokültürel eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Gündelik etkileşim süreçlerinde sıklıkla kullanılan sözedimlerin hatalı kurgulanması anadil konuşucusunca yanlış yorumlamalara neden olabilmektedir. Bu sebeple bu çalışmada yabancı dil eğitiminde kültürlerarası becerinin edindirilmesi sorunsalı yabancı dil olarak Fransızca öğrenen Türk öğrenciler açısından ele alınmaktadır. Gündelik konuşmalarda sıklıkla kullanılan red etme sözedimi önerileni geri çevirme özelliğiyle Türk – Fransız konuşmacılar arasındaki ilişkiyi tehdit edebilmektedir. Araştırma, fransızcayı yabancı dil olarak öğrenen, DELF kriterlerince A2 dil düzeyine sahip Türk öğrencilerin red sözedimlerini dile getiriş biçimlerini Brown ve Levinson tarafından önerilip Kerbrat-Orecchioni tarafından zenginleştirilmiş evrensel nezaket kuramına göre incelemeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede, anadili fransızca olan bir konuşmacıyla etkileşim ortamında Türk öğrencilerin kullandıkları red sözedimleri evrensel nezaket kurallarına uygunlukları açısından incelenmektedir. Söz konusu sözedimler nezaket stratejilerinin red edilen kişinin sosyal imajını yıpratma ya da koruma bağlamında ele alınmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Çeviri Tarihimizde “Mütercim” Selanikli Tevfik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16572</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16572</guid>
      <author>Ayşe Banu KARADAĞ</author>
      <description>Bu makalenin amacı, çeviri edebiyat tarihimizde yaptığı çevirilerle öne çıkan Selanikli Tevfik’in Batı edebiyatından yaptığı çevirileri ön sözler/son sözler açısından çeviribilim bağlamında irdelemektir. Selanikli Tevfik, Tanzimat Dönemi’nden İkinci Meşrutiyet’e kadar Batı dillerinden Osmanlı Türkçesine en çok roman çevirisi yapan dördüncü çevirmendir (Ahmed İhsan, Ahmed Midhat Efendi ve Mustafa Refik’ten sonra). İrdelemede Selanikli Tevfik’in yaptığı çevirilerin genel özellikleri, çeviri-yorum ilişkisinden hareketle dönemin edebiyat ve kültür dizgesinde hâkim olan çeviri ve çevirmen anlayışı çerçevesinde araştırılacaktır. Kuramsal çerçeve olarak öncelikle çeviribilim-yorumbilgisi ilişkisine değinilecek ve çeviride yorum açısından “göreceliği” ön plana çıkaran Hans. J. Vermeer’in “skopos kuramı” temel alınacaktır. Araştırmaya neden olan temel sorunsal, Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış bu çevirilerin daha önce çeviri yazılarının yapılmaması, bu nedenle de gerek adı geçen çevirmenin gerekse çeviri metinlerin yayımlandıkları dönemin Osmanlı/Türk edebiyat ve kültür dizgesinde ne tür bir rol üstlendiğinin araştırılmamış olmasıdır. Selanikli Tevfik’in 1303/1886-1318/1901 yılları arasında yaptığı toplam on altı roman çevirisi bulunmaktadır. Bu roman çevirilerinin altısına ön söz, birine de son söz yazmıştır. İki romanı da Abdullah Zühdü ile müştereken çevirmiştir. Çevirilerinin tamamı Fransızcadan yapılmıştır. Çevirdiği romanlarda on iki farklı yazar karşımıza çıkmaktadır. Abdullah Zühdü ile müştereken çevirdiği romanların yazarları ise belirtilmemiştir. Jules Marie, Jules Verne ve Xavier de Montépin’den ikişer roman; Louis Jacolliot, Edmond-Joseph-Louis Tarbé des Sablons, Victor Hugo, Louis Noir, Henri Chabrillat-Paul D’Ivol, Fortune du Boisgobey, Georges Ohnet ve Pierre Zaccone’den ise birer roman çevirmiştir. Makalede Selanikli Tevfik’in on beş yıl içinde yaptığı bu on altı çeviriye yazdığı altı ön söz ve bir son sözün çeviri yazıları yapılacak ve bunlar günümüz Türkçesine diliçi çevirilerle aktarılmaya çalışılacaktır. Ön sözler ve son söz çevirmen kararları/dayanakları bağlamında o dönemki edebiyat ve kültür çoğul-dizgesinin gerçekliği içerisinde değerlendirilecektir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Havar, Sonbahar Ve Bahoz Filmlerinin Altyazı Çevirilerinin Kültürel Ve Politik Sorunları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17093</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17093</guid>
      <author>Nalan KIZILTAN</author>
      <description>Bu makale, İtalya’daki Avrupa Festivalinde gösterilen “Havar”, “Bahoz” ve “Sonbahar” filmlerinin alt yazılarındaki kültürel ve politik anlatımların çevirilerinde karşılaşılan sorunları tartışmaktadır. Çevirmenlerin, politikacıların mesleki etkinliklerini dile getirmek amacıyla kullandığı yazılı ve sözlü söylem olarak tanımlanan politik söylem (PS) çevirilerini yaparken dikkatli olmaları gerektiği bilinmektedir. Politik Söylem (PS) çevirisinde dil kullanımı politik biçimi etkiler. Politik duyarlılık gösteren bağlamlardaki yanlış ya da uygun olmayan bir sözcüğün kullanımı, yanlış yorumlamalara yol açabilir. Bu nedenle, söylem çözümlemesi, özel bir sözcüğün, öbeğin ya da yapının, çeviri sürecinde neden diğer kullanımlara tercih edildiğini açıklamaya çalışır. Dil kullanımı, sosyo-politik yapılar ve süreçler arasındaki bağı ortaya çıkarır. Ayrıca, iyi bir çevirmen, politik söylem çevirisinde sözcüklerin bir metinden diğer metine birebir çevrilmeyeceğini de bilir. Politik söylemde söylenmeden dile getirilen anlamlar vardır. Çevirmenler, gerek kaynak dilin gerekse hedef dilin sosyo-kültürel değerlerinin de farkında olmalıdırlar. Çeviri çalışmaları ve politik söylem eşgüdümü bu anlamda vaz geçilmez önem taşımaktadır. Bu bağlamda, hizmet öncesi eğitim sürecinde olan Salento Üniversitesi, Yabancı Diller ve Edebiyatları Fakültesindeki öğrencilerden, bu makalede sözü edilen filmlerin altyazılarının İtalyancaya çevirilerini yapmaları istenmiştir; çeviriler daha sonra düzeltilmiştir. Öğrenci çevirmenlerin filmlerdeki altyazı çevirileri, kültürel ve politik sorunlar açısından incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları bize öğrenci çevirmenlerin filmlerin altyazılarındaki kültürel ve politik çevirilerinde zorlandıklarını göstermiştir. Çevirideki sorunları azaltmak için çevirmen adaylarının kültürel farkındalığını artırmak gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Realizm Ve Absürd Arasında Bir Geçiş Oyunu: Adamov’un Ping-Pong’u</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16637</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16637</guid>
      <author>Şengül KOCAMAN</author>
      <description>Ping-Pong, Mme Duranty tarafından işletilen bir kafede, Amerika ürünü olan bir tilt makinesiyle oynayan insanların zaman içinde bu makinenin yaşamlarını nasıl denetlediğini anlatan bir oyundur. Makine oyun kişilerinin düşlerini, duygularını kısaca yaşamlarını yönlendirecek özelliklere sahiptir. Yanıp sönen ışıklarıyla tıpkı bir sanat yapıtı gibi onları fazlasıyla büyülemektedir. Eğer âşık olurlarsa, bu kafeye gelip tilt makinesiyle oynayan kızdır. Aralarında tartışırlarsa makine ile ilgilidir. Yaşama dair idealleri de makinenin teknik gelişimine yöneliktir. Çevrelerindeki toplumsal ve politik gelişmeler, tilt makinelerinin sayıca artışına ya da düşüşüne bağlanır. Kısaca, Ping-Pong’daki tilt makinesi Esslin’in de ifade ettiği gibi “yalnızca bir makine olmaktan çok başka bir şeydir.” (1977: 95) Oyunda düş ve gerçekçilik iç içedir. Zaman, yer ve oyun kişileri inandırıcılık taşıyacak kadar gerçektir. Ancak, bir tilt makinesi sayesinde de, geleneksel tiyatronun dramatik biçim ve söylem şekillerini değiştiren uyumsuz tiyatro oyunlarından da uzak değildir. “Geçiş oyunu” olarak nitelendirilen Ping-Pong, yazarın uyumsuz tiyatro örneklerini sunduğu ilk dönem oyunları arasında yer aldığı gibi, sosyal, ekonomik ve politik sorunların gerçekçi boyutta işlendiği ikinci dönem oyunları arasında da yer alır. Bugüne kadar fazla incelenmediğine inandığımız Ping-Pong oyununda “düş” ve “gerçek” içiçeliğini incelemek çalışmamızın amacını oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Atatürk Dönemi Türkiye-Fransa Eğitim İlişkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16889</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16889</guid>
      <author>Mehmet KÖÇER, Şule EGÜZ</author>
      <description>Eğitim bir ülkenin gelişmişlik düzeyini gösteren unsurların başında gelmektedir. Osmanlı Devleti’nin mirası üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk de modern güçlü bir devlet olmanın yolunun milli ve modern bir eğitim sisteminin oluşturulmasına bağlı olduğunu düşünmekteydi. Osmanlı Devleti’nin 1IX. Yüzyıl boyunca bu alanda yapmaya çalıştığı ıslahatlarda genellikle model aldığı Fransa, Atatürk Türkiye’sinin de eğitim alanlarında birikiminden etkilendiği ve yararlandığı ülkelerin başında gelmiştir. İki ülke arasındaki siyasi ilişkiler diğer bütün alanlarda olduğu gibi eğitimi de yakından etkilemiştir. Aslında Osmanlı-Fransız ilişkilerine genel olarak bakacak olursak son yüzyıl hariç az problemli olmuştur. Özellikle Fransız İhtilali sonrasında dünyada meydana gelen değişim, bütün dünyayı olduğu gibi, Osmanlı Devleti’ni de yakından etkilemiştir. Her şeye rağmen bu değişim sürecinde yaşanan batılılaşma gayretlerinde takip edilen ülke Fransa olmuştur. Dünyada meydana gelen Birinci Dünya Savaşı, daha sonra Mustafa Kemal’in önderliğini yapmış olduğu Milli Mücadele dönemi ve özellikle Hatay Meselesi ilişkileri etkileyen temel sorunlar olmuştur. Zamanla Fransa ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin düzelmesi eğitime de yansımıştır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün hedeflediği modernleşme gayretine odaklanmıştır. Nitekim Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, kimi devlet desteği ile kimi ise kendi olanaklarıyla pek çok genç eğitimlerini tamamlamak üzere Fransa’ya gitmiştir. Bu çalışmanın amacı, Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan modernleşme sürecinde, eğitim alanında, Atatürk Dönemi Türkiye’si ile Fransa arasında gerçekleşen iletişimi irdelemektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Öğretiminde Beyin Temelli Tekniklerle Yazma Becerilerinin Geliştirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16917</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16917</guid>
      <author>Ayşegül KUŞ, Nevzat BAKIR</author>
      <description>Yazma becerileri yabancı dil öğretiminde konuşma becerisi ile birlikte öğrencilerin duygu, düşünce, hayal ve isteklerinin birtakım sembollerle ve belli kurallar doğrultusunda anlatılmasıdır. Konuşma becerileri gibi üretime dönük bir beceri olan yazma becerileri yabancı dil öğrenen öğrenciler tarafından genelde sıkıcı ve zor bir beceri olarak görülmektedir. Bu nedenle yabancı dil sınıflarında öğrenciler yazma becerilerine karşı ön yargılı ve olumsuz bir tutum sergilemektedirler. Bu tutuma sahip olmalarının temel nedeni öğretmenlerin genellikle yabancı dil derslerinde öğrencilerin kendi yaşamları ile ilişkili olmayan geleneksel öğretim yöntemlerini kullanmalarıdır. Yazma eylemi bilişsel bir süreci zorunlu kılmaktadır. Yazma becerisinin en önemli parçası olan düşünme, öğrencilerin belli birikimlerinin sonucu olarak ortaya çıkar. Yabancı dil öğrencilerinin dil sınıflarında kullanılan geleneksel öğretim yöntemleri nedeniyle düşünme becerilerini geliştirememeleri, dört temel beceri içinde en zor becerilerden biri olarak kabul edilen yazma becerisinin geliştirilmesini öğrenciler açısından daha da zor hale getirmektedir. Geleneksel öğretim yöntemlerine alternatif olarak ortaya çıkan Beyin Temelli Öğrenme ise, daha anlamlı ve tam öğrenme düzeyinde öğrenme için beynin kurallarının kabul edilmesini ve öğretimin yabancı dil sınıflarında bu kurallar doğrultusunda örgütlenmesini içerir. 1970’li yıllara kadar yazma, konuşma becerilerinin geliştirilmesine yardımcı olan bir beceri olarak görülmüş ve yabancı dil sınıflarında dilbilgisi kurallarının mekanik alıştırmalarla pekiştirilmesine yardımcı olarak görülmüştür. Bu nedenle geleneksel yabancı dil sınıflarında yazmanın etkileşime dayalı bir beceri olduğu göz ardı edilmiştir. Beyin Temelli Öğrenme, bireyin etkin bir şekilde öğrenebilmesinde ve yazma becerisinin geliştirilmesinde etkili olabilecek öğretim yöntem ve teknikleri sunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Öğretiminde Yeni Bir Soluk “Cache-Cache</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16646</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16646</guid>
      <author>Ertan KUŞÇU</author>
      <description>Yabancı dil Fransızca öğretimine yeni bir yön veren Cache-Cache 1 (ilkokul 4 ve Cache-Cache 2 (Ortaokul 1) öğrencilerin öğrenmeye yönelik bilgi, beceri ve tutum geliştirmek amacıyla dinleme, konuşma, okuma, yazma ve öğrenme alanlarından oluşur. A.1.1. ve A.1.2. seviyesinde dil öğreten bu kitaplar, öğrencilerin dilsel becerilerini geliştirmeyi hedeflemiştir. İlkokul 4. sınıfta itibaren Fransızca öğretmeyi hedefleyen Cache-Cache, gerek içeriği gerek dil öğretim yöntemi nedeniyle öğrenci merkezli öğrenme yaklaşımına uygun, eylem odaklı bir yaklaşımı temel almıştır. Süreç sonunda öğrenciler temel dilsel beceriler yanında anlama, sorgulama, sıralama, sınıflama, özetleme, eşleştirme, ilişkilendirme gibi becerilerin de kazandırılması amaçlanmıştır Öğrenme süreçlerinde öğrencilerin bireysel farklılıkları da dikkate alınarak hazırlanan bu kitap öğrencilere zevkli bir öğrenme ortamı sunmak için hazırlanmıştır. Çalışmada ders kitabından kaynaklı olabilecek (Kitabın fiziksel içeriği, rengi, görsel unsurların kullanımı, vb) sorunlara değinilmiştir. İlkokul ve ortaokul düzeyine göre hazırlanan Cache-cache ders kitabını incelerken Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı 1739 sayılı Türk Milli Eğitim Temel Kanunu esas alınarak hazırlanan yönetmelik ve yönergeler konunun evreninin oluşturmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Üç Derste Gergedanlaşma ” ve Yabancı Dil Eğitiminde Tiyatro</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16825</guid>
      <author>F. Nihal KUYUMCU</author>
      <description>Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin bu kadar geliştiği, sınırların belirsizleştiği, sosyal, politik ve ekonomik ilişkilerin yoğunlaştığı, günümüz dünyasında, yabancı dil eğitimi ve öğretimi her zamankinden daha çok önem kazanmıştır. Yabancı dil eğitiminde edebi metinler, konumuz bağlamında tiyatro metinleri çok zengin çalışma olanaklarıyla önemli bir eğitim, öğretim aracıdır. Dilin farklı bağlamlardaki yapılarını kavramada, dil becerilerini geliştirmede, duygu düşünce ve hayal dünyalarını zenginleştirmede önemli bir araçtır. (Dilidüzgün,Kuyumcu:2013) Yabancı dili bilmek, dil öğelerinin anlamlarını, kullanıldıkları metin türü içindeki bağlamlarını öğrenmek, içselleştirmekle gerçekleşir. Tiyatro metinleri de edebi metinler olarak, metin inceleme ve sahneleme uygulamalarıyla dil öğretimine önemli katkılar sağlayabilir. Tiyatro insanı insanla anlatma sanatıdır. Öğrenci metin üzerinde çalışırken ve sahnelerken sözcükleri, tümceleri bağlamı içinde değerlendirerek, yaşamla örtüştürür, öğrenme, anlama ve anlatma becerilerini edinir. Bu çalışmayı benzerlerinden ayıran özellik, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun önerdiği “öz tiyatro” yöntemlerini kullanarak bir oyunun yeniden yazılma sürecidir. Edebiyat dersinde de incelenen bu iki metin sahnelenme süreciyle çok yönlü olarak ele alınmış ve öğrenme yine çok yönlü olarak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Öncelikle bu iki oyun metni öğrencilerle incelenmiş, kahramanları, dramatik kurgusu, dramatik çatışma noktaları yazarın hedeflediği alt metin ortaya konmuştur. Bu bildiride Eğitim Fakültesi, Fransız Dili Eğitimi bölümü öğrencileriyle Ionescu’nun “Ders” ve “Gergedanlar” oyunlarından yola çıkarak yapılan “Üç Derste Gergedanlaşma” adıyla oyunun yeniden yazılma ve sahneleme süreci yer alacaktır. Çalışmanın aşamaları gerekçelendirilerek anlatılacak, örneklere yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Jean Genet’de Toplumsal Mesaj</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17122</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17122</guid>
      <author>Deniz KÜZECİ</author>
      <description>Jean Genet, babası belli olmayan, annesi tarafından çok erken yaşta terk edilmiş biri olarak bu terk edilmişliğin acısını hayatının sonuna kadar hissetmiş ve her fırsatta dile getirmiş, kaleme almıştır. Dolayısıyla tüm eserlerinde hayatındaki bu acı anların izlerini bulmak mümkündür. Zira yazarın çocuklukta yaşadığı bu psikolojik travma ömrü boyunca onu takip etmiştir. Bu kötü yaşanmışlıklar topluma karşı bir başkaldırı şeklinde yansır yazarın eserlerine. Kendini her türlü pisliğe bulaştıran düzene isyan eder ve hayatında bulaşmış olduğu çirkeflerin kaynağını içinde yaşamış olduğu toplumsal düzene bağlayarak şöyle der: "Benden hain, hırsız, yağmacı, muhbir, nefret edilecek, yıkıcı, aşağılayıcı, kalleş biri olmam istendi." Bunlar hiçbir kimsenin normal şartlarda tercih edeceği şeyler değiller. Jean Genet içine düşmüş olduğu çirkefin başta aile düzeninden kaynaklanan ve toplumun her yerine nüfuz etmiş, sahipsiz çocukların hayatlarını kararttığı, zayıf insanların kullanıldığı, güçlülerin seyirci kaldığı ve Genet'nin de maruz kaldığı, nefret ettiği ve kötülük vasıtasıyla toplumsal mesajını verdiği insanlıktan uzak bir dünyayı anlatmaya çalışır. Toplumları, milletleri, dinleri tüm yerleşmiş kuralları sorgular. Genet başka ırktan, başka dinden insanlara yardım eder. Kendisinin yaşadıklarını başkalarının yaşamamasını ister. Genet eserlerinde yaşadıklarını göstererek toplumsal mesaj vermeye çalışır. Kendinin yaşadıklarını başkalarının yaşamasını istemez. Suça bulaşmış bir yazar olarak Genet’yi suça bulaştıran hayatını özetledikten sonra insanlığa vermek istediği mesaj irdelenmeye çalışılacak.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Procrutes Hikayesi: Türkçe Fransızca Gibi İşlenir mi?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16869</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16869</guid>
      <author>Bernard LEVRAT, Osman SENEMOĞLU , Tassadit AMGHAR , Sultan TURHAN , İsmail Burak PARLAK</author>
      <description>Doğal Dil İşleme (DDİ) açısından dilbilgisinin nasıl modellendiği gösterim biçimi ve analizi için önemlidir. Bilgisayar ortamında yapılan otomatik analiz öncesi gösterim biçimlerinin belirlenmesi dilin ait olduğu aile ve özellikleriyle bağlantılıdır. Türkçe ve Fransızcanın farklı dil ailelerine ait olması dilbilgisi modelinin oluşturulmasını ve belirlenmesini etkilemektedir. Bu çalışmamızda, dilbilim teorileri ve bilgisayar tabanlı gösterim dillerine ait uygulamalar üzerinde dil yapısına ait sonuçları incelemeyi hedefledik. Bu amaç doğrultusunda, benzer durumları belirtmede kullanılan ama farklı dil yapılarındaki cümle örneklerini inceleyerek bilgisiyar tabanlı farklı gösterim biçimlerine ulaşılacağını göstermeye çalıştık. Böylelikle, iki dil arasında dilbilim ve bilgisayar bilimleri açısından farklılıklar, sadece anlam (semantik) tabanlı olmayıp sözdizimi (sentaks) boyutunda da bu farklılıklar gözlemlenmektedir. Igor Mel’cuk tarafından geliştirilen Anlam-Metin Teorisine ait bazı kısımları Fransızca açısından değerlendirdiğimizde, bu teorinin Türkçe için Fransızcaya göre daha uygun olabileceğini saptadık. Daha önceden farklı dillerde (Fransızca, Rusça,İngilizce) uygulanan bu teorinin altyapısı “Açıklamalı ve Tümleşik Sözlükler” (ATS) adlı çalışmayla bağlantılıdır. Her iki dile uygun sözlük tabanlı (leksikal) işlem süreçlerini değerlendirerek, ATS yapısındaki bir düzenlemenin tanımlar, düzen şemaları ve sözlük tabanlı fonksiyonlarla bu iki dildeki özelliklerin, sözlük tabanlı (leksikal) tanımada kullanılabileceğini gösterdik. Bu tanıma hem anlam hem sözdizimi seviyesinde olmaktadır. Sonuç olarak, sözdizimi açısından Bağlılık Dilbilgisi kuramıyla desteklenmiş Anlam-Metin Teorisini kullanarak Fransızca için sentagmatik dilbilgisi Türkçe için bağ dilbilgisi seçenekleriyle analizimizi gerçekleştirerek dilbilgisi-dil arasındaki uyarlamanın sonuçlarını bu makalemizde sunmaktayız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Öğretmen Adaylarında Sözlü Söylem Becerilerinin İyileştirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17096</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17096</guid>
      <author>Nur NACAR-LOGIE</author>
      <description>Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dallarında eğitim alan öğretmen adaylarının genel olarak Fransızca yazılı dili ilgilendiren hemen her konuda bilgi ve becerilerinin aşağı yukarı benzer seviyede olduğu, dolayısıyla bir standardın sağlanabildiği düşünülebilirse de, sözlü ifade becerilerinin edindirilmesi konusunda durum oldukça farklıdır. Oysaki ülke genelinde, tüm Anabilim Dallarında Konuşma I-II, Dilbilgisi I-II, Fransızca Sözdizimi I-II, Fransızca Sözcük Bilgisi I-II, Fransız Edebiyatı I-II vb. dersler ortaktır. Söz konusu bu dersler için ortak içerik, yöntem ve işleyiş biçimi belirlenmesi, çeşitli liselerden gelen dolayısıyla ortak aldıkları hazırlık eğitimine rağmen farklı dilsel beceri düzeylerine sahip öğretmen adaylarında sözlü ifade becerilerinde de belirli bir standardın sağlanması mümkün olabilir. Öte yandan kuramsal bilgilere daha az yer verilmesi, yazılı dil sözlü dil ayrımının daha fazla vurgulanması ve içeriklere dahil edilmesi ayrıca da söz konusu derslerin işlenişi konusunda eşgüdümün zorunlu kılınması bir çözüm olabilir. Bu bağlamda ele aldığımız bu çalışmanın başlıca amacı, Eğitim Fakültelerinin Fransızca Öğretmenliği Anabilim Dallarında eğitim alan öğretmen adaylarının Fransızca sözlü söylem becerilerinin kazanımı ve geliştirilmesinde yaşadıkları güçlüklerin nedenlerinin irdelenmesi, saptanması ve çözüm önerilerinin tartışılmasıdır. Gözlem ve örneklem grubumuz ise, gerek sınıf içi Fransızca hazırladıkları sözlü etkinlikleri, gerekse enteraktif olarak planlanmış derslere Fransızca katılımları gözlemlenen İ. Ü. Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dalı öğrencileridir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Reklam Ürünlerinde Toplumsal Sınıfların Tanıtımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17124</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17124</guid>
      <author>Meril NAKTAN</author>
      <description>Günümüzde, iletişim teknolojilerinin gelişmesi, görsel dünyanın günlük yaşamda önemli bir yer tuttuğunu bizlere göstermiştir. Bu büyük gelişim, araştırmacılara tanıtım ürünlerinden birisi olan reklam ürünü üzerine bir dizi analiz olanağı sunmaktadır. Bir reklam farklı açılardan çeşitli şekillerde ele alınabilir. Örneğin, bir reklam sosyoloji, ekonomi ve iletişim, vb. gibi pek çok alanın bir nesnesi olabilir. Bu çalışmamız hem gösterge bilimsel hem de toplum dilbilimsel açıdan bir çözümleme içermektedir. İnsanların ekonomik durumu ne olursa olsun, ihtiyaçları olsun ya da olmasın, satın alma eğiliminin daha çok araştırmaların toplum dilbilimsel boyutuyla ilintili olduğu görülmektedir. Buna karşın insanları, satın alma konusunda farklı yollar aracılığıyla teşvik etmek gösterge bilimsel bir araştırma konusu olarak değerlendirilir. Göstergebilim bize hedef kitlenin, mesajın, bir reklamın dilbilimsel ve görsel öğelerini benimsetecek yapının özellikleri hakkında önemli unsurları elde etme olanağı sunmaktadır. Bu verilerden hareketle, çalışmamızın temel amacı, gösterge bilim açısından lüks araba reklamlarında toplumsal sınıflar bağlamında farklı hedef kitlelere yönelik tanıtım şekillerini incelemek ve özellikle halkın dikkatini çekmek ve kesin hedeflere ulaşmak için kullanılan farklı gösterge şekillerini analiz etmektir. Reklam ürünleri standart dilin dışında başka bir dil kullanımı içermektedir. Kullanılan bu farklı dilin doğru anlaşılabilmesi, hedef kitlelere yönelik olarak toplum dilbilimsel dil kullanımı ile gösterge bilimsel bağıntının reklam ürünündeki işlevini iyi analiz etmeyi gerektirmektedir. Çalışmamıza dayanak olarak belli hedef kitleye yönelik tasarlanmış bazı reklam ürünlerini ele alacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dinler Ve Diller Üzerine Bir Gezinti</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16602</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16602</guid>
      <author>Duran NEMUTLU</author>
      <description>Biz bu çalışmada mitolojiden, Darwin teorilerinden, Mendel yasalarından daha ötede, tamamı pozitif bilim verilerine uymayabilen fakat aynı zamanda hayatın ve dünyanın gerçekleri olarak da kabul edilebilen kutsal kitaplar ve bu kitaplardan alıntı yapan yazarlara dayalı dinler ve diller üzerine küçük bir gezinti yapmak istedik. Kendi adıyla anılan yasaların bulucusu ve genetik biliminde bir çığır açan Avusturyalı bilim adamı Mendel’in (1822–1884) hem bir botanikçi hem de bir din adamı olduğunu unutmadan. Âdem peygamberden Nuh peygambere kadar yaş ortalaması dokuz yüz yıla yakın on peygamber ve yönetici geliyor dünyaya. İnsanlık doğru yoldan saptığı için Nuh tufanı meydana geliyor. Tufanda Nuh peygamber, üç oğlu ve eşleri (toplam 8 kişi) kurtuluyor. Diğer tüm insanlar yok olduğu için Nuh ikinci Âdem olarak da algılanabilir. Günümüzdeki insanların hepsi Nuh ve üç oğlundan türemişlerdir. Dolayısı ile herkesin Nuh’un dilini konuşması gerekirdi. Başlangıçta öyleydi. Ne zaman ki insanlar Babil kulesini yaparak Tanrı’ya ulaşmak istemişlerdir, bu Tanrı tarafından kendine şirk koşmak olarak algılanmıştır; zaten İbranicede Babil tanrı kapısı anlamına gelmektedir. Tanrı bir zelzele meydana getirerek kuleyi yıkıyor ve insanlara da: Sizi dünyanın dört bir bucağına dağıtacağım ve birbirinizin dilini anlamayacaksınız, der. Böylece birlikte anlaşıp Tanrı’ya şirk koşamayacaklardır. Bunun sonucunda insanlığın farklı dilleri oluşmuştur. Nuh’un büyük oğlu Sem’ (Sami) den Arapça, İbranice, ikinci oğlu Ham’(Kam) dan Afrika dili ve nihayet üçüncü oğlu Yafes’(Yafet) den Hint-Avrupa dilleri oluşmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransa’da Türkçe, Türkiye’de Fransızca Öğretimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17092</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17092</guid>
      <author>Muammer NURLU</author>
      <description>Fransa ile Türkiye’nin, temeli yüzyıllar öncesine dayanan ilişkileri olmuştur. Bu ilişkiler geçmişten farklı bir şekilde bugün de devam etmektedir. Bir arada yaşayan veya birbirleri ile herhangi bir şekilde ilişkisi bulunan insanların dil yönünden karşılıklı olarak etkilenmeleri kaçınılmazdır. Bu yüzden, insanlar ve ülkeler arasındaki her türlü alışverişte dilin önemli bir payı vardır. Avrupa ve Türkiye hem tarihî gerçekler hem de mevcut koşullar dolayısyla iç içe yaşamak zorunda olduklarından birbirlerinin dillerini iyi bilmeleri gerekir. Türkiye’de okullarda yabancı dil olarak Avrupa dillerine yer verilmektedir. Özellikle Fransızca Osmanlı’dan beri okullarımızda yabancı dil olarak okutulmaktadır. Türkiye’de 1773 yılında açılan Mühendishane-i Bahri-i Hümayun ile 1796 yılında kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun okullarında ilk Fransızca dersleri konmuştur. Yaşayan diller listesine 1994 yılında Türkçenin de eklenmesiyle dilimizin Fransız ilk ve orta öğretim kurumlarında seçmeli yabancı dil olarak okutulması ilişkilerimizin daha da gelişmesine yol açacaktır. Fransa’da Türk dilinin öğretimi, ilk defa, Fransız devlet adamı Colbert tarafından başlatılır. Osmanlı tebâsı arasından tercüman yetiştirilmek amacıyla, toplanan 9 yaşındaki Ermeni, Rum, Süryani... çocukları İstanbul’a gönderilerek Beyoğlu’ndaki manastırda eğitilir. Bu kurum Dil Oğlanları Okulu adıyla bilinir. Bu çocuklara Türkçelerini geliştirmeleri için verilen derslerin yanında diplomatlık mesleği de öğretilir. Hem tercümanlık yapan, hem de Türk-Fransız ilişkilerini yürüten bu kişilere dil oğlanları denir. 1789 Fransız Devrimi ile Dil Oğlanları Okulu ortadan kaldırılır. 1790 yılında çıkarılan bir yasa ile, Milli Kütüphane bünyesinde, yaşayan doğu dillerini öğretmenin ticarî ve siyasî açıdan yararlı olacağı savıyla, yeni bir okulun açılmasına karar verilir: Milli Kütüphane Doğu Dilleri Özel Okulu ( Ecole Spéciale de Langues Orientales à la Bibliothèque Nationale. ). 27 Ekim 1795’te açılan, yeni durum ve şartlara uygun dil eğitim ve öğretimi yapan bu kurum ile Fransız şarkiyatçılığının geleceği belirlenir. 1820 yılında ise, Büyük Louis Kraliyet Okulu (College royal de Louis-le-Grand ) adıyla yeni bir eğitim öğretim kurumu açılır. Bu gün, Fransa’da Türk dilinin eğitim ve öğretimi üç biçimde gerçekleşmektedir. Birincisi, ana dili kültürü çerçevesinde Türkiye Devleti tarafından gönderilen öğretmenlerce yapılan ilk ve orta öğretimde okuyan Türk göçmen çocuklarının kendi dillerini unutmaması ve dönüşte ait oldukları kültürle uyuşmazlığa düşmemesi amacıyla 1980’lerde başlayan Ana Dili ve Türk Kültürü dersleridir. İkincisi, Fransa’da okutulan “yaşayan diller” arasından zorunlu yabancı dil olarak ilk ve orta öğretimdeki öğrencilerin seçebilecekleri ikinci veya üçüncü yabancı dil Türkçe dersleridir. Üçüncüsü ise, Fransız yükseköğretim kurumlarında Fransa Devleti’nin ihtiyaçlarını karşılamak hedefine yönelik Paris’te, Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Enstitüsü bünyesinde Avrasya Bölümü’ndeki Türklük Araştırmaları Birimi veya bazı üniversitelerin Türk Dili ve Tarihi alanında uzman yetiştirmek için kurdukları bölümler olarak karşımıza çıkmaktadır. Biz bildirimizde, Fransız üniversitelerindeki Türk dili ve uygarlığı bölümleri ile Türk üniversitelerinin Fransız Dili ve Edebiyatı /Eğitimi bölümlerindeki öğretimi karşılaştıracağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erken Yaşta Yabancı Dil Öğretiminde Çizgi Filmlerin Dinlediğini Anlama Ve Konuşma Becerilerine Katkısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16672</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16672</guid>
      <author>Çilem OD</author>
      <description>Gün geçtikte gelişen ve değişen dünyada var olmak ve çağı yakalamak için yabancı dil öğretimi ve öğrenimi bir ihtiyaç halini almıştır. Son yıllarda çok dilliliğe verilen önem erken yaşta yabancı dil öğretimi konusunu gündeme getirmiştir. Ülkemizde de bu konu giderek önem kazanmaktadır. Bu nedenle bazı devlet okullarında ve özel okullarda 5-6 yaş grubundaki öğrencilere yabancı dil öğretildiğini söyleyebiliriz. Ancak erken yaşta yabancı dil öğretimi uygulamasında ders araç gereçleri konusunda sorunlar olduğunu kabul etmek gerekir. Bu sorunların çözümü için ise özgün ve görsel-işitsel araçlardan biri olan çizgi filmlerin yararlı ders araçları olduğu söylenebilir. Yabancı dil öğretiminde kazanılması gereken dört temel dil becerisi bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla dinlediğini anlama-dinleme, konuşma, okuduğunu anlama-okuma ve yazma becerileridir. Her bir beceri birçok alt beceriden oluşur. Fakat okul öncesi dönemde yabancı dil öğretiminde kazanılması gereken en önemli beceriler dinleme ve konuşma becerileridir. Çünkü Lacorte ve Thurston (2009:4)’un tanımlamasına göre; “Dinleme ve konuşma, yabancı bir dili öğrenmede diğer yetilere göre daha büyük bir öneme sahiptir.” Bu çalışmanın temel amacı, erken yaşta yabancı dil öğretiminin önemini açıklamak ve çizgi filmlerin yabancı dil öğretiminde dinlediğini anlama ve konuşma becerilerine katkısını incelemektir. Çalışmamızın bir başka amacı ise, yabancı dil öğretiminde hangi yaş erken yaş olarak adlandırılır? Özgün çizgi filmler okul öncesi dönemindeki çocuklara yabancı dil öğretiminde kullanılacak uygun bir ders aracı mıdır? sorularına cevap aramaktır. Çalışma sonunda, erken yaşta yabancı dil öğretiminde çizgi filmlerin kullanılmasının en önemli iki becerinin geliştirilmesine katkı sağladığı ve öğrencilerin yabancı dil öğrenme isteklerini arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu çalışma, okul öncesi dönemde yabancı dil öğretimi/öğreniminin daha etkili şekilde gerçekleşmesi konusunda bize ışık tutmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bouvard Ve Pecuchet’nin Teorik Ve Pratik Yolculuğu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16897</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16897</guid>
      <author>Battal OĞUZ</author>
      <description>19.yüzyılın ikinci yarısının önemli yazarlarından Gustave Flaubert (1821-1880) alt başlığı “insanlığın budalalığı ansiklopedisi” olan Bouvard ve Pécuchet (1881) adlı romanı tamamlama fırsatı bulamaksızın 8 mayıs 1880 yılında bir beyin kanaması sonucu hayatını kaybetmiştir.Yazarın ölümünden sonra 1881 yılında kaleme alınan komik ansiklopedi ve roman şeklindeki umutsuzluk hikâyesi; bilginin yozlaşması, itibarsızlaşması ve boşu boşuna harcanan insan çabasını konu eder. Flaubert, söz konusu romanda Bouvard ve Pecuchet kahramanlar aracılığı ile dönemin sanat ruhu olmayan burjuva takımının hayal kırıklıklarını gözler önüne sermeyi amaçlar. İki küçük burjuva bozuntusunun “her istediğini yapma” çılgınlığı, sonucu tartışılacak farklı alanlarda macera aramalarına sebep olmuştur. Edebiyat, müzik, jimnastik, arkeoloji, din, sağlık, kimya, tarih ve anatomi gibi disiplinlerdeki iştahlı girişim ve uygulamalar hüsranla sonuçlanmıştır. Çünkü, kısıtlı teorik bilgilerle, iki emekli kâtip bilim adamı rolünü oynamak arzusundalar. Rönesans dönemi yazarlarından François Rabelais’nin (1494-1553) ifade ettiği gibi “ bilinçsiz bilim, ruhun çöküşünü doğurur” felsefesini hatırlatır. Bu iki kafadar yüzeysel teorik bilgi sahibi oldukları alanlarda uygulama ve bilgelik taslama hevesi uğruna farklı bir hayat yaşamak isterler. Zaman ve bilgi yolculuğuna çıkan bu maceraperestlerin yolculuğu daima felaketle sona eren hikâyesinin anlatıldığı romandır. Bouvard ve Pecuchet adlı burjuva sınıfına mensup bilir bilmezler bilim adamlığı oyununu oynamaktalar. Hikâyelerinin, yolculuklarının, maceralarının sonunda sanatın ve bilimin yolunun; metot, sabır, emek ve saygıdan geçtiği sonucuna vararak eski meslekleri olan kâtipliğe geri dönmekten başka çarelerinin olmadığını anlarlar…</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe ve Fransızca Atasözlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16579</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16579</guid>
      <author>Bedirhan ÖNCÜL</author>
      <description>Bu çalışmadaki esas amaç Türkçe ve Fransızca atasözünü karşılaştırmalı olarak tanımlamak daha sonra sosyal yumuşatıcıların, yorumlayıcı yönelimlerinin, dil ekonomisinin, kışkırtıcı yorumlayıcının ve onun yönetici özelliğinin varlığını değiştirim ekseni üzerindeki parçaların belirlenmesiyle ispatlamaktır. Burada vuku bulan olguları açıklamak için C.S.Peirce’in ve F. Saussure’ün göstergebiliminden faydalanılmıştır. Atasözleri karşılaştırmalı ve betimleyici yaklaşım benimsenerek açıklanmaktadır. Bununla birlikte Martinet’nin Dil Ekonomisi, Benveniste’in göndergesi, Tesnière’in yönetim kuramı faydalanılan belli başlı akımlardır. Bu terimlerin kullanımı bizi etkili bir tanımlama girişimine itmektedir. Gösteren kavramındaki yetersizlik Peirce’in yorumlayıcı kavramıyla tamamlanmıştır çünkü yorumlayıcı zihinsel, izah edici, sosyal ve bağlamsal potansiyele sahiptir. Gösterilen ve yorumlayıcı göstergebilimsel betimlemede aynı değere sahip değildir bu nedenle yorumlayıcı sosyal ve artsüremli süreç içinde yönetici ve kışkırtıcı vasıflara bürünmektedir. Artsüremli yöntem her iki atasözündeki evsimsel gizemleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Onları iyice gözlemlediğimizde üstte belirtilen tüm olguları keşfetme imkânına sahip oluruz. Kışkırtan yorumlayıcı, atasözü üzerinde kışkırtıcı ve yok edici etkiye hükmeden bir yorumlayıcı bir imgedir. Yumuşatıcılar ise atasözünün yok olmasını engelleyen değiştirimlerdir. Dil ekonomisi, kusursuz akıcılığı temin eden bir sosyal mekanizmadır. Bu çalışmadaki betimleme biçimi genişletilebilir. Öyle ki tüm atasözleri, evrimsel ve göstergebilimsel olgulara göre açıklanabilir ve gözlemlenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eugène Ionesco’nun Politik Tiyatroya Bakışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16732</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16732</guid>
      <author>Onur ÖZCAN</author>
      <description>İki dünya savaşına tanıklık eden XX. yüzyıl, birçok politik ve sosyal olayı da beraberinde getirmiştir. Bu yüzyıl, eserlerini politik açıdan ele alan, eserleriyle göndermeler yapan ve kimi zaman toplumun sorunlarına çözüm bulmaya çalışan tiyatro oyunu yazarları barındırır. Bu yazarların başında şüphesiz Erwin Piscator, öğrencisi Bertolt Brecht gibi politik tiyatro yazarları gelir. Yine savaş yıllarını kapsayan bu dönemde Ionesco, Beckett ve Adamov gibi uyumsuz tiyatro yazarları da daha çok insanın ölümcül yazgısının öncelikli olduğu oyunlar yazıp politik mesajlardan uzak dururlar. Çalışma konumuz olan Ionesco, ekonomik, sosyal ve politik sorunların ikincil düzeyde kaldığını her fırsatta belirterek, insanın öze ilişkin sorunlarının önemini yapıtlarında vurgular. İnsanlığa bir bildiri vermenin, insanlığın gidişatını yönlendirmenin din adamlarının ya da politikacılarının işi olduğunu ifade eder. Politik tiyatronun toplumun beklentilerini karşılamaktan uzak olabileceğini, sınırlı bir insan ve toplum gerçeğini yansıttığı için insansal yanını yitirdiğini savunur. Bu düşüncelerinden dolayı, Ionesco dönemin önde gelen bir çok eleştirmeni ve yazarı tarafından olumsuz eleştiri almıştır. Hiçbir zaman bu eleştirilerden yılmayarak klasik kurallardan uzak, insanlık durumunu temel alan ve kendine özgü anlatımı olan bir anlayışla oyunlarını yazdığını anlatmaya çalışır. Çalışmamızda, Ionesco’nun tiyatro görüşlerinden yola çıkarak ve dönemin sorunlarına kayıtsız kalamadığını gösteren, kendine özgü bir politik mesaj içerdiğini söyleyebileceğimiz Gergedanlar oyununa değinerek politik tiyatroya olan karşı duruşunun nedenlerini incelemeyi amaçlıyoruz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Fransızca Sınıfında Anadil Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16601</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16601</guid>
      <author>Nurten ÖZÇELİK</author>
      <description>Yabancı dil Fransızca sınıfında öğretim elemanları ve öğrencilerin anadilleri Türkçeye başvuru durumlarını ve bu başvuruların nedenlerini incelemek amacıyla hazırlanan bu çalışmanın evrenini, 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılı Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Fransız Dili ve Eğitimi Anabilim Dalı Hazırlık sınıfı öğrencileri ve öğretim elemanları oluşturmuştur. Anadil Türkçeye başvuru durumlarını belirlemek ve örneklerle ortaya koymak amacıyla, çalışmanın evrenini oluşturan sınıfların konuşma ve Fransızca dilbilgisi dersleri, gerekli izinler alınarak, öğretim elemanlarının bilgisi dahilinde, iki ay süreyle kaydedilmiştir. Ses kayıtları titizlikle incelenerek, araştırmanın amacına uygun iletişim durumları yazılı hale getirilmiş, öğrenciler ve öğretim elemanlarının anadile başvurdukları durumlar ve nedenleri başlıklar halinde örneklerle ele alınmıştır. Öğrencilerin anadil Türkçeye başvuru durumları ve nedenleri incelendiğinde, dil becerilerinin yeterince gelişmemiş olması, etkinliklerin hedeflenen edinimlere ve öğrenenlerin düzeylerine uygun olup olmaması, öğretim elemanının sınıfta anadil kullanımına olumlu ya da olumsuz bakması ve kullandığı dilin düzeyi, yardımlaşma, sınıf ortamının yapaylığı ve ayrıca birinci yabancı dil İngilizcenin etkisinin bu başvuruları açıklamada önemli bir rol oynadıkları saptanmıştır. Öğretim elemanları ise eğitim-öğretim etkinliklerini ve sınıf içi iletişimi yönetmek, anlamayı kolaylaştırıp rehberlik etmek, hedef dilin zor yanlarını açıklamak, öğrencileri güdülemek, değerlendirme yapmak ve az da olsa ders dışı açıklamalar yapmak amacıyla anadile başvurmaktadırlar. Ayrıca öğretim elemanlarının dil becerisi düzeyleri de anadile başvurmayı etkileyen önemli bir unsurdur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortak Eylem Amaçlı Metotla Yabancı Dil Öğretiminde Otantik Doküman Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17086</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17086</guid>
      <author>Huri ÖZDEMİR</author>
      <description>Günümüz yabancı dil eğitimi/ öğretiminde yalnızca ders kitaplarının anlatımına yer vermek etkili bir eğitim/öğretim için yeterli olmamaktadır. Muhakkak ek bir malzeme veya doküman kullanımına ihtiyaç duyulmaktadır. Kendi içlerinde çeşitlilik gösteren bu dokümanları yazılı, görsel ve işitsel dokümanlar olarak sınıflandırabiliriz. Ancak öğretim etkinliği sırasında kullanılan bu dokümanların bazılarının “otantik” olduğunu görüyoruz. Otantik dokümanlar “ görsel ya da işitsel, sınıf için yapılmamış, ama bir iletişim işlevini, bir bilgiyi, gerçek bir dil kavramını karşılamak üzere oluşturulmuş her türlü görsel araca verilen addır” (Ataseven, 1988: 191). Bu otantik dokümanlar öğrenenlerin derse olan ilgi ve motivasyonlarını artırmaktadır. Öğrenenlere hem görsel hem de işitsel açıdan algılanabilir bir öğretim sunan bu dökümanlar, bireysel bağlamda öğrenenlerin öğretimde kullandığı duyu organlarının sayısınıda arttırmaktadır. Unutmamak gerekir ki öğretime katılan duyu organlarının sayısı, öğrenmenin kalitesi ve kalıcılığıyla yakından ilintilidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Fransız Sineması” Dersine Yönelik Bir Etkinlik Önerisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17041</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17041</guid>
      <author>Alaskar ÖZPERÇİN</author>
      <description>Son yıllarda yapılan çalışmalar, yabancı dil öğretiminde sinema filmlerinin sınıf için ve sınıf dışı aktivitelerde eğitsel materyal olarak kullanılmasının etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymuştur. Yabancı Dil öğretiminde kullanılmak üzere öğrenen/kullanıcıların yaş ve dil seviyelerine uygun olarak seçilen film örnekleri, film fragmanları veya film afişleriyle gerçekleştirilen çalışmalar, sınıf içi ve sınıf dışı etkinliklerde öğrenene / kullanıcıya, yabancı dil olarak öğrendiği dile ait sözel ve sözel olmayan dilbilimsel öğelerle geniş bir perspektif doğrultusunda çalışma olanağı sunmaktadır. Fransız Sineması örneklerinden faydalanarak, uygulamalı dilbilimin sunduğu edimbilimsel, göstergebilimsel, sözcükbilgisel ve dilbilgisel gibi alanların verileri doğrultusunda dört temel dil becerisine yönelik yapılacak olan çalışmalar, öğrenenin/kullanıcının o dile ait, özellikle belirli bir bağlam içinde dilin farklı boyutlarını keşfetmesini ve daha gerçekçi bir dil kültürü edinmesini sağlayacaktır. Yedinci sanat olarak adlandırılan sinema dil öğretim/öğrenim/edinim sürecinin birçok düzeyinde, sunduğu çeşitli destekleyici materyalle Ortak Başvuru Metnin’de yer alan her 3 yetinin kullanıcı/öğrenen de geliştirilebilmesi için oldukça zengin bir zemin sunmaktadır. Bu amaçla, bu çalışmada İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Eğitim Bölüm Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dalın dördüncü sınıf öğrencilerine verilmekte olan “Fransız Sineması” adlı ders kapsamında, geleceğin öğretmenleri olarak yetişen öğrencilere, Yabancı Dil Olarak Fransızca Eğitiminde “Fransız Sineması”na nasıl başvuracakları ve hangi boyutlarıyla ne tür çalışmalar yapabileceklerine ilişkin bir öneri sunulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İletişimsel Ve Eylem Odaklı Yönteme Göre Hazırlanmış Ders Kitaplarındaki Kelime Öğretimi Farklılıkları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16898</guid>
      <author>Kübra ÖZTEMEL, Rıfat GÜNDAY</author>
      <description>Dünya her gün hızla değişmekte ve bununla birlikte yeni bir dil öğrenme ve diğer ülkelerle iletişim kurma ihtiyacı artmaktadır. Yabancı dil öğrenmede kelime edinimi daima önemli bir yeti olarak kabul edilmektedir. Zira bütün temel yetilerin gelişimi kelimeyi etkili kullanma kapasitesine dayanmaktadır. Aynı zamanda, yabancı dil öğrenmek demek o dilin kültürünü de öğrenmek demektir. İnsanlar kendilerini ait oldukları sosyal ortama ve kültüre göre var olan kelime ve tanımlarla ifade ederler. Kesinlikle her dilin ardında yatan bir tarih vardır, işte bu yüzden öğretilen dilin sosyal yapısı ve değerlerine özen göstermek gerekir. Hem eğitim hem kültürel yönden uzun zamandan beri « Dil nedir?» , «Nasıl öğretebiliriz?», «Hangi kurallar uygulanmalıdır?», «Nasıl sınırlandırılabiliriz?» …vb. gibi sorulara cevap aranmıştır ve bu merak dil öğretme ve öğrenme yöntemlerinin oluşmasına yön vermiştir. Bu çalışmada, İletişimsel ve Eylem Odaklı Yönteme göre yazılmış metot kitaplarındaki kelime öğretiminin farklılıklarını ele almaya çalıştık. Çalışmamız boyunca, A1 seviyesinde Fransızca öğrenenlerin, kelime edinimini irdelemeyi amaçladık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İletişim Açısından İnsan Ve Dil Gerçeğinin İlahi Ve Beşeri Boyutu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17121</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17121</guid>
      <author>Abdullah ÖZTÜRK</author>
      <description>İnsanlık tarihine baktığımız zaman, insan ve dil gerçeğinin birbirinden ayrılmayan iki önemli unsur olduğunu görürüz. Çünkü birinin varlığı diğerini gerektirmektedir. İnsanda ne varsa onun tezahürü (ortaya çıkması) ancak onun iletişim sistemi dil ile gerçekleşmektedir. Fransız dilbilimci Luis J. Prieto, “Mesajlar ve Göstergeler ” adlı eserinin giriş bölümünde, “Dilin yaratılması için önce insanın yaratılması gerekti ise de insanın ne olduğunun anlaşılması ancak dilin yaratılmasıyla mümkün olmuştur” (Mounin, 1974: 21) demektedir. Konuya bu noktadan bakınca ister istemez insanın aklına dilin ne zaman, nasıl oluştuğu soruları gelmektedir. Eski ve Yeni Ahit gibi Kutsal Kitaplar, Tanrının ilk Adem'i yarattığını ve sonra ona evrendeki varlıkların isimlerini öğrettiğini ortaya koymuştur ve kendisinin bilinmesini isteyen Tanrı iletişimi etkin kılmıştır. Roman Jakobson'un altı faktör iletişim şemasının iki sisteminde Kutsal iletişim sistemi ve insan iletişim sistemi arasında bir paralellik olduğunu görüyoruz.1) Mesajı gönderen, 2) Mesajı Alan, 3) Mesaj, 4) Kod, 5) İletişim Kanalı. İlahi düzeyde, ilk iletişim Tanrı ve Adem arasında, insan iletişiminde de Adem ve eşi Havva arasında gerçekleşmiştir. Her iki iletişim türünde de, dil insanlara öğretilmiştir. Bu doğuştan gelen bir özellik değildir. İnsanlar doğdukları zaman dil hakkında hiçbir fikirleri olmaz ve Adem’in yaptığı gibi öğrenirler. Yaşadığı çevreyle birlikte bazı fikirler edinir. Dilin belirtileri sosyal ortamlarda kendi doğası ve koşullarına bağlı olarak doğan, yaşayan organizmalar gibi ortaya çıkar ve gelişir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Ve Hint Avrupa Dillerinde Paralel Biçimbirimler « tornare, tourner, turn »</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16797</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16797</guid>
      <author>Mustafa SARICA</author>
      <description>Bu çalışma sözcüklerin bin yıllar süren gizemli yolculuğunun neden olduğu kökenbilimsel sorunlar üzerinedir. Sözcüğün geldiği kaynağı, ya da doğduğu dili belirlemek her zaman kolay değildir. Çünkü sözcükler girdikleri yeni dile çoğu zaman kolayca uyum gösterirler. Dünya dilleri arasında dolaşan gezegen sözcükler değişik dillerin söz dağarcığında kendilerine rahatlıkla yer bulur ve o dilin sesbilimsel görünümüne bürünürler. Bir süre sonra bu dillerin yabancılığı konuşucularca asla hissedilmez hale gelir ve hiç yadırganmazlar. Bu sözcükler aynı anda değişik dillerde göze çarptığında aslında hangi dilin mutfağından çıktıkları konusu dilbilimsel bir sorun olarak ortaya çıkar. Saussure ile ilke ve yöntem sahibi araştırmaların durulaştırdığı dilbilimsel yaklaşımlar, artık sözcüklerin yapısal çözümlemeyle hangi dilin ürünü olduğu konusunda yol açıcı olmaya başlamıştır. Saussure'ün yapısal ve Meillet'nin tarihsel yaklaşımı ile ele aldığımız kimi gezegen sözcükleri örneklerini daha önce çeşitli bilimsel toplantılarda yayınladığımız "derin biçimbilim" yöntemiyle çözümledik. Bin yılların sözcükler üzerine örttüğü sesbilimsel biçimbilimsel ve anlambilimsel esnemeleri, değişmeleri ve kaymaları göz önüne alarak bugünkü görünümüyle tanınan bu yapıların üzerinde durduğu kök biçimbirimleri araştırdık. Ulaştığımız sonucu daha önce yapageldiğimiz diğer araştırmalarla ilişkilendirerek sunduk. Ele aldığımız Latince "tornare, Fransızca tourner ve İngilizce tourn" sözcüklerini anlam ve yapı, biçim ve içerik açısından derin biçimbilim yöntemiyle inceledik. Ulaştığımız sonuçların son yüzyıldan beri derinleşen nostratik söylemi ne kadar desteklediğini paylaşmaya çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Öğrenirken Tekerlemeler ve Saymacalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16585</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16585</guid>
      <author>Nurten SARICA</author>
      <description>Yabancı dil öğretiminde geliştirilmesi hedeflenen dört temel yetenekten biri de konuşma becerisidir. Dilin belli kurallarının yerleşmesinden sonra bu kuralların belirli bir düzen ve dizge içinde kullanılması dilin kullanıcısı tarafından yeterli edim aşamasına ulaştığının göstergesidir. Her ne kadar bu süreç belki de insanın yaşamı boyunca devam etse bile genel hatları itibarıyla bakıldığında birkaç yıllık bir süre içerisinde gerçekleşecektir. Konuşma becerisinin gelişmesi, edinilen veya öğrenilen dilin sürekli kullanımının pekiştirilmesiyle olasıdır. Anadilinin seslerinin özelliğine göre gelişen ses üretim organları öğrenilen dilin ses özelliklerine uyum sağlamada bir takım zorluklar yaşayabilmektedir. Bu zorlukları yenmek için ve öğrenmeyi eğlenceli bir şekle getirmek için hemen hemen her kültürde yer alan tekerlemeler ve çocuk dilinde bulunan saymacalar önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada hazırlık sınıfları konuşma becerisi dersinde Fransızca da sıkça kullanılan seslerin, Türkçe de yer almayan ama Fransızca da bulunan bazı seslilerin söyleyişini (telaffuz) geliştirmek, öğrencilere akıcı bir dil kullanımı sağlamak amacıyla sınıf ortamında tekerlemelerin ve saymacaların (oyun tekerlemelerinin) kullanımı üzerine bir değerlendirme yapılacaktır. Önceden saptanan tekerlemeler öğrencilere verilerek çalışmaları istenmiş ve sınıf ortamında bunların ezberden tekrar edilmesi istenmiştir. Hızlı ve hatasız bir söyleyiş gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu tarz etkinliklerin dili öğrenmede hem uyarıcı hem de kolaylaştırıcı olduğu gözlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Olarak Fransızca Öğretiminde Anlam(bilim)sel Yetinin Edin(dir)ilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16638</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16638</guid>
      <author>Necmettin Kamil SEVİL</author>
      <description>Yabancı dil öğretiminin yöntembilimi, insan bilimleri arasındaki en devingen alanlardan birisini oluşturur. Bu durum bir yandan iletişim teknolojilerindeki hızlı ilerlemeye bağlanırken öte yandan toplumsal, ekonomik ve siyasal gelişmelerle de yakından ilintilidir. Söz gelimi uluslararası ilişkilerin sıklaşmasıyla sonuçlanan küreselleşme, yabancı dil alanındaki gereksinimlerin de yeniden tanımlanmasına ve yöntembilimsel çerçevenin yenilenmesine yol açmıştır. Öyle ki, yabancı dil öğretimine ilişkin hedefler ve ulusal siyasalar Türkiye’nin de kurucu üye olarak yer aldığı Avrupa Komisyonu gibi uluslararası kuruluşlarca biçimlendirilmektedir. Bu bağlamda, çağımız bireyi Avrupa Konseyi’nin Avrupa Diller Ortak Başvuru Metni’nde anlatımını bulan çokdilli ve çok kültürlü olarak tanımlanmaktadır. Böylece, üye ülkelerce iletişimsel ve bilişsel dil ediniminin yönlendirici çerçevesini oluşturan eylem odaklı yaklaşım benimsenmektedir. Yabancı dil öğretimine iletişim becerisi olarak yaklaşılmakta ve bu becerinin edindirilmesinde: dilsel, dilsel-toplumbilimsel ve söylemsel beceriler hedef olarak belirlenmektedir. Bu da iletişimsel yaklaşımda anlamın iletimini ve anlambilimsel yetinin edindirilmesini hedefleyen, öğrenen özerkliğine dayalı bir yöntembilimsel çerçeveyi gerektirmektedir. Bu bildirinin amacı, yabancı dil olarak fransızca öğretiminde: yapısal anlambilimin anlambirimcik çözümlemesi, alan kavramı, bilişsel yaklaşımdan kaynaklanan prototip anlambilimi çözümleme örneklerinden yola çıkılarak yabancı dil olarak fransızca öğretiminde anlam(bilim)sel yetinin edindirilmesine ilişkin bir modelleme önerisine dayanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna (La Madone Au Manteau Du Fourrure) Adlı Yapıtının Fransızca Çevirisi Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16713</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16713</guid>
      <author> Esra ŞAHBAZ,</author>
      <description>Toplumlararası bir gereksinim olan çeviri, yalnızca kaynak dil ve erek dil arasında bilgi aktarımını sağlamaz, aynı zamanda toplumların sosyal, siyasal, kültürel ve bilimsel alanlarda da birbirlerini tanımalarında köprü görevini üstlenir. Ancak dilsel farklılıklardan dolayı ortaya çıkan iletişim sorunları, çeviri etkinliği bağlamında çevirmen ve yazar arasında bir sadakat şüphesine yol açar. Çevirmen, yazarın gerçek dünyadan sıyrılıp kendini özgürce ifade ettiği düşsel dünyasını başka bir dile birebir aktarıyor mu, yoksa yazarın imgelemine kendince müdahalelerde bulunarak yarı yazar konumuna mı geçiyor? Çeviri sorunlarının temel çıkış kaynağı olan bu soruya karşın, çeviride dilsel farklılıklar kadar sosyo-kültürel farklılıkların da var olduğunu ve çevirmenin, kaynak dil ve erek dil arasındaki kültürel eşdeğerliliği metne birebir sadık kalarak sağlamasının zor olduğu söylenebilir. Bu çalışmada amacımız, Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri olan yazar ve şair Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı yapıtının Jean Descat tarafından la Madone au manteau du fourrure olarak hedef dil Fransızcaya kazandırılan çevirisi üzerine görüş belirtmektir. 1943 yılında kaleme alınan bu romanda kullanılan Osmanlı Türkçesi’ne ait bazı kelimeler, yazarın edebi yönüne duyulan saygıdan dolayı sadeleştirilmemiştir. Bu bağlamda kültürel ve dilsel farklılıklardan yola çıkarak çevirmenin, yazarın duygu ve düşüncelerini erek metne yansıtış şeklini Friedrich Schleiermacher tarafından biçimlendirilen yerlileştirme ve yabancılaştırma stratejilerine dayandırarak erek odaklı çeviri kuramının ışığında aktarmaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Salut” Adlı Yöntem Kitabında Kültür Ve Kültürlerarasılık</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16680</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16680</guid>
      <author>Füsun ŞAVLI</author>
      <description>İnsanlar bildikleri dil sayesinde bir dünya görüşü elde ederler. Özellikle de yabancı dil öğrenmek demek, o dili konuşan kişilerin dünyaya bakış açıları, yaşam biçimleri, inanışları gibi manevi değerlerini öğrenmek ve anlamak demektir. Bu bağlamda ele alındığında yabancı dil bilmek sadece o dilin yapısını öğrenmek değil, aynı zamanda da o dilin aktardığı kültürel öğeleri öğrenerek o dili konuşan bireylerin ve dolayısıyla toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış açısını, inançlarını ve manevi değerlerini anlamaktır. Bu nedenle dil ve kültür birbirinden ayrı düşünülemez. Özellikle de yabancı dilde iletişim kurabilmek hem dilsel hem de sosyokültürel yetileri gerekli kılmaktadır. Yabancı dil öğretiminde ders kitaplarının yeri ve önemi tartışılmazdır. Biz de bu çalışmamızda Fransızcayı 2. yabancı dil olarak yeni öğrenmeye başlayan lise öğrencileri için yazılmış ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılmış olan “Salut” adlı yöntem kitabında yer alan hedef dile ait kültürel öğelerin aktarımının nasıl gerçekleştirildiğini ve bu öğelerin öğrencilerde kültürel ve kültürlerarası farkındalığı nasıl sağladığını incelemeye çalıştık. Bu çerçevede de öncelikle dil-kültür ilişkisi üzerinde durduktan sonra, kültürel ve kültürlerarası edincin yabancı dil öğretimindeki önemini ele aldık. Ayrıca yabancı dil öğretiminde kaynak kitap olarak Avrupa ülkelerinde kullanılan “Diller için Avrupa Ortak Başvuru Metni”nde yer alan kültürel ve sosyo-kültürel beceriler üzerinde durduktan sonra, bu becerilerin “Salut” adlı yöntem kitabında ne oranda yer aldığını incelemeye çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Romain Gary’den Yeniötesi Bir Özkurgusal Roman:Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16575</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16575</guid>
      <author>Ali TİLBE, Haluk TURĞUT</author>
      <description>Yirminci yüzyılın sonlarında, özellikle seksenli yıllardan başlayarak yeniötesi (postmoderne) bir dönem söz konusu olur. Bu dönemin getirdiği toplumsal ve yazınsal eğilimler sonucunda anlatı evreni önemli ölçüde değişikliklere uğrar. Kökleşik anlatılara özgü ayrıcalıklı yerini yitiren özne, değişik görünümlerle anlatıya geri döner. Bu yeni süreçte Fransız yazınında üç temel eğilim öne çıkar: ‘Yazmanın öyküsü, yazarın öyküsü ve bilimlerarasılık’. Eskiden beri değişik adlandırmalarla beliren özyaşamöyküsü ya da özyaşamöyküsel roman türü üzerine yetmişli yıllarda Philippe Lejeune tarafından kuramsal bir çerçeve çizilmeye çalışılır. Seksenli yıllardan sonra Lejeun’un çizdiği bu kuramsal çerçeveden hareketle Serge Doubrovsky roman ve özyaşamöyküsü arasında kalan bir ara anlatı türü olan özkurgu / özkurmaca (autofiction) adlı bir yeni türün kuramsal temellerini atar. Bu yeni tür, bir yandan yazarın yaşamına ilişkin gerçekliği kuşku götürmeyen veriler taşıdığı için özyaşamöyküsü türüne yaslanırken öte yandan kurgusal olan yönleriyle de roman türünün özelliklerine iyedir. Türün belirlenmesine yönelik tartışmalara başka kuramcıların da katılmasıyla birlikte, Vincent Colonna tarafından özsöylenceleme (autofabulation), Arnaud Schmitt tarafından özöyküleme (autonarration) gibi adlandırmalar önerilmektedir. Roman ve özyaşamöyküsü arasında yer alan bu melez türle birlikte benli anlatılar, yeniötesi bir görünümle anlatı evreninde yeniden gündeme gelir. Biz bu bildiride yukarıda bahsedilen yazınsal yaklaşımlara kısaca göz attıktan sonra yirminci yüzyılın önemli Fransız yazarlarından Romain Gary’nin Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı yapıtını bu yaklaşımla çözümlemeyi amaçlıyoruz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Sınıfında Özellikle Fransızca Dil Sınıfında Öğrencilerin Otonomisi Nasıl Geliştirilebilir?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16798</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16798</guid>
      <author>Derya TORUÇ</author>
      <description>Yabancı dil Fransızca eğitim öğretiminde öğrenci otonomisinin gelişimi önemlidir.”Otonomi” ifadesi kendi öğreniminin sorumluluğunu alma yeteneği şeklinde tanımlanabilir. Otonomi öğrenimle ilgili tüm kararların sorumluluğunu almaya dayanır. Otonomi sadece yabancı dil eğitiminin niteliğini arttırtmayı değil, aynı zamanda öğrencileri daha aktif ve kendilerine daha güvenli bireyler olmasını sağlamaktır. Otonom olmayan öğrenciler hem sınıfta hem de sınıf ortamı dışında birilerine bağımlı ve pasiftirler. Öğretmen öğrencilerin yaşamda tek başlarına bağımsız birey olarak davranabilmeleri için gerekli nitelikleri öğrencilere kazandırmalıdır. Öğrencilerde otonomi gelişimini sağlamak için önemli olan öğretmenin tutumudur. İletişimsel ve aksiyonel yaklaşımlara göre, öğretmenin aktivite ve görevleri öğrencilerin nasıl gerçekleştirebileceklerini göstermeleri oldukça önemlidir. Otonom bireyler amaçlarını, projelerini gerçekleştirmek için kişisel seçimler yapabilir ve özgürce kararlar alabilirler. Böylece sadece okul hayatlarında değil aynı zamanda sosyal yaşamlarında da başarılı bireyler haline gelebilirler. Kendine güven duygusu ve motivasyon ailenin dışında, okullarda öğretmenlerin çabalarıyla kazandırılır. Özellikle Yabancı Dil sınıflarında öğrencilerin başarılı olabilmesi de kendine güven duygusu ve otonomi bilincine ulaşmalarıyla mümkün olur. Zira otonomisi gelişmiş öğrenciler Yabancı Dil Fransızca sınıfında diğer öğrencilerin başarılı olmasında ve dil öğrenimi konusunda eğitimcilerin işini kolaylaştırmakta etkili rol oynarlar. Fransızca yabancı dil sınıfında, öğrencilerdeki çeşitli yetileri geliştirerek, onları motive etmek ve aktüel yaklaşımlarla güven vermek mümkündür. Bu makalede, öğrencilere otonomi ve sorumluluk kazandırma vasıtalarını göstermeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rimbaud’nun Şiirlerinde Alışılmamış Bağdaştırmalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16851</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16851</guid>
      <author>Sadık TÜRKOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada Rimbaud’nun şiirlerinde sıkça yer alan alışılmamış bağdaştırmalar irdelenmiştir. Yöntem olarak gösterge, anlam, gönderge ve bağlam gibi anlamlandırma süreçleri kullanılmıştır. Alışılmamış bağdaştırma özellikle şiirlerdeki renk anlatımlarında, düzyazı şiirlerde ve bu türlere göre daha az olmak üzere düzyazılarda ortaya çıkmaktadır. Dil algısına ve mantığına aykırı bir şekilde anlamlandırma güçlükleri ortaya koymaktadır. Böylece simgeci şiirde özellikle de Rimbaud’nun şiirlerinde geniş bir yer tutmaktadır. Bu yapıların şiirlerine belirli bir oranda edebi katkısı söz konusudur. Şiir dilinin olağan dile göre bir sapma olduğu düşünülürse, sapmanın özellikle eğretilemelere ve alışılmamış bağdaşık yapılara dayalı olduğu söylenebilir. Alışılmamış bağdaştırmaların, sıfat tamlamalarında, özne ve fiil bağlamında ve isim tamlamalarında anlamsal uyumsuzluk olarak ortaya çıktığı görülmüştür. Rimbaud renk sıfatlarını, renk adlarını ve renk fiillerini büyük bir ustalıkla kullanır. Bu anlamda alışılmamış bağdaştırmalarla somut ve soyut nesnelere olmadık renk yakıştırmaları yapar. Bunun da onun şiirini ilgi çekici bir hale getirdiği ileri sürülebilir. Böylece betimleme yapmamakla birlikte şairin renkleri simgesel ve soyut bir çerçevede kullanması şiiri masalsı bir operaya dönüşür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Dilbilgisinin Öğretiminde Planlı Biçime Odaklanma Modelinin Uygulanabilirliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16914</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16914</guid>
      <author>Esmeray ÜNAL</author>
      <description>Bir yabancı dilin öğretimi sürecinde, dilin en temel ögesi sayılabilecek dilbilgisi, çeşitli öğrenme modellerinde hem konumlandırıldığı yer, hem de izlenceler ve ders uygulamaları içinde üstlendiği rol bakımından yöntem tasarımcıları ve eğitimciler arasında hep bir tartışma konusu olmuştur. Yapılan son çalışmalar, yabancı dil derslerinde dilbilgisi öğretiminin önemli bir yer aldığını ve bu farkındalıkla oluşturulacak yenilikçi ve öğrenmeyi kalıcılaştırıcı yöntemlerin uygulamaya geçirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Çağdaş öğrenme kuramlarının ilkeleri doğrultusunda oluşturulmuş Planlı Biçime Odaklanma Modeli, Ellis (2001)’in tanımıyla yabancı dil derslerinde öğrenicilerin dilbilgisini, dilsel biçimlere odaklanarak öğrenmelerini sağlamak amacıyla planlanmış öğretim etkinliğidir. Bu öğrenme modeli, gerek öğrenme etkinliği içinde öğrenicilerle öğretmeni yeniden konumlandırıp ilişkilendirmesi ve öğrenme etkinliğinin bilişsel süreçlerini bu konumlandırma noktasından takip etmesi, gerekse öngördüğü yönlendirilmiş materyal hazırlığı, değerlendirme ve dönüt oluşturma stratejileriyle Krashen’in Yönlendirme Modeli, Vygotsky’nin Sosyal Etkileşim Kuramı, VanPatten’in Girdi İşleme Varsayımı, Swain’in Çıktı Varsayımı, Ausubel’in Anlamlı Öğrenme Kuramı, Bruner’in Buluş Yoluyla Öğrenme Varsayımı, Schmidt’in Fark Etme Varsayımı, Long’un Etkileşim Kuramı ve bilişselci yaklaşımın Beceri Oluşturma Kuramı ile bağlantılanmaktadır. Bu modelin yabancı dil derslerinde, üzerinde çok tartışılan dilbilgisinin öğretiminde işlevsel olduğu ve etkili sonuçlar doğurduğu görüşü kabul görmektedir. Bu makalede, geçmişten bugüne oluşturulmuş kuramlar çerçevesinde yabancı dil öğretiminde dilbilgisinin yerine değinilecek ve planlı biçime odaklanma modelinin, dayandığı temel ilkeler ışığında yabancı dil Fransızca derslerinde dilbilgisinin öğretiminde uygulanabilirliğini irdeleyen bir örnek çalışma sunulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Ögretiminde Çevirinin Türk Ögrenicilerdeki Algısı Üzerine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16684</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16684</guid>
      <author>Gülhanım ÜNSAL</author>
      <description>Çevirinin dil öğrenimi ve öğretiminde en etkili dil kullanma araçlarından biri olduğu bilinir. Çalışmanın amacını öncelikle yabancı dil öğretiminde çevirinin Türk öğrenicilerdeki algısı üzerine etkisini incelemek; daha sonra yabancı dil öğretiminde çevirinin yerini ve önemini tartışmak ve yabancı dil öğretimine ve öğrenicilere katkılarını belirlemek; son olarak öğrenicileri dil ve çeviri becerilerini geliştirmeye teşvik etmek oluşturmaktadır. Çalışmada, betimsel tarama modeline dayalı nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini, Kırıkkale Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı’nın dördüncü sınıfında öğrenim gören 25 öğrenici oluşturmuştur. Çalışmanın veri toplama aracını anket soruları oluşturmuştur. Anket, öğrenicilerin çevirinin algı üzerindeki etkisini 5’ten 1’e kadar değerlendirdikleri 18 sorudan oluşmuştur. Verileri değerlendirmek için Likert tipi ölçek kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı % 87,9 olarak bulunmuştur. Anketin güvenilirlik ve geçerlik düzeyi hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla incelenmiş ve t-testi ve frekans tabloları aracılığıyla değerlendirilmiştir. İstatiksel sonuçlara göre, yabancı dil öğretiminde çevirinin örneklemi oluşturan Türk öğrenicilerin algısı üzerinde olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Çevirinin özellikle sözcük, dilbilgisi, deyim ve terminoloji bilgisini geliştirdiği ve öğrenicileri okumaya ve araştırmaya yönlendirdiği saptanmıştır. Çevirinin kalıcı bilgiler sağladığı, bellek kapasitesini artırdığı, sözlük ve internet kullanım alışkanlığı kazandırdığı, anadil bilincini uyandırdığı, dillerarası karşılaştırma ve olumlu aktarım yapma becerisini geliştirdiği, öngörüde bulunma, yorum yapma ve doğru karar alma yeteneğini artırdığı, çok yönlü ve hızlı düşünme yeteneği geliştirdiği ve zengin bir bakış açısı kazandırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma verilerinden elde edilen sonuca göre, yabancı dil öğretiminde çeviri dört temel dil becerisi arasında beşinci beceri olarak yerini almalıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuğun Eğitiminde Ve Sosyal Gelişiminde Çizgi Filmlerin Rolü: Caıllou Ve Pepee Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17112</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17112</guid>
      <author>Ali YAĞLI</author>
      <description>Televizyon, bilgisayar, cep telefonu ve internet gibi teknolojik araçların hızla gelişmesi toplumun her safhasını önemli ölçüde etkilemektedir. Ailede başlayan çocuğun eğitim sürecine günümüzde artık televizyon ve çizgi filmler ortak olmaktadır. İçeriği özenle hazırlanmış çizgi filmler çocuğun sosyal hayatına, davranışlarına ve bilişsel gelişimine önemli katkı sağlamaktadır. Çocuklar çizgi film seyrederken birçok davranışı ve bilgiyi farkında olmadan erken öğrenmeye başlarlar. Çizgi film kahramanlarının dünyasının gerçek mi hayal mi olduğunu tam kavrayamayan çocuk, etkisinde kaldığı olaylardan dolayı zamanla farklı davranışlar sergileyebilir. Bu yüzden ailelerin çocuk programlarında özellikle de çizgi filmlerin seçiminde çok dikkatli olmaları, hatta bunları ara sıra çocuklarıyla seyretmeleri gerekir. Günümüzde çocukların en çok severek izledikleri Caillou ve Pepee, ailelerin çocuklarıyla ekran başında vakit geçirebilecekleri eğitici çizgi yapımlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanada yapımı olan Caillou da 4 yaşındaki bir çocuğun günlük hayattaki insanlarla olan ilişkileri ele alınmıştır. Yerli yapımı olan Pepee de 4-5 yaş grubu çocuklara hitap etmekte ve daha çok Türk kültürünü konu alan, eğlenirken öğrenmeyi hedefleyen bir yapım olarak hazırlanmıştır. Çocukların seyredeceği çizgi filmler seçilirken hem çocuğun yaşı hem de çizgi filmlerin içeriği göz önüne alınmalıdır. Ekran başında çok zaman geçirmek çocuğu hareketsiz bırakarak onun psikolojisini ve fiziksel gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu yüzden, okul öncesi çocuklarda bir çizgi film seyretme saati olmalıdır ve çocuk alışkanlık kazanmalıdır; aksi halde çocuğun çizgi film alışkanlığı ileriki eğitim hayatında büyük sorunlara neden olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Öğrencilerinin Sözlü İletişim Becerilerine Yönelik Tutumlarının Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16854</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16854</guid>
      <author>Perihan YALÇIN, Aliye GENÇ</author>
      <description>Yabancı dil öğretiminin temel amaçlarından biri öğrencilerin kendilerini sözlü olarak ifade edebilmelerini ve öğrendikleri dili anlaşılır biçimde konuşabilmelerini sağlamaktır. Konuşma becerisinin kazandırılması için, mümkün olduğunca uygun ortamlar hazırlanması ve dilin iletişimsel yöntemlerle öğretilmesi önem kazanmaktadır (Bright ve McGregor,1983). Tutum ise, bireyin bir objeye veya kişiye karşı geliştirmiş olduğu davranış biçimidir. Konuşma eyleminde, dile karşı olumlu tutum sergilemek önemlidir. Bu amaçla, çalışmamızda fransızca öğrenen üniversite öğrencilerinin, yabancı dilde kendilerini sözlü ifade etmekte karşılaştıkları güçlükler hususunda tutumları araştırılmıştır. Tutumların belirlenmesinde, Gazi Üniversitesi 2011-2012 öğretim yılı Fransızca Hazırlık sınıfı öğrencilerine (n=73) beşli likert tipi “sözlü anlatıma yönelik tutum ölçeği” (Yelok, 2009) uygulanmıştır. Ölçeğin gelişiminde, öğrencilerin görüşlerinden de yararlanılmıştır. 20 maddeden oluşan ölçekte; yaş, cinsiyet, mezun olunan okul türü ve ekonomik durum gibi değişkenlerinin etkisi de incelenmiştir. Bu değişkenlerin etkisini ortaya koymak için SPSS 16.0 ve ANOVA programı kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, öğrencilerin genel olarak konuşma becerilerine yönelik olumlu tutum sergiledikleri tespit edilmiş; cinsiyet, yaş, mezun olunan okul türü ve ekonomik düzeyin ilgili maddelerde etkili olduğu gözlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İş Eğitiminde ‘Proje Tabanlı Ögrenme’ Yöntemi Bağlamında “Fransızca Anlatımı Geliştirme” Dersi Çıktısı Olarak L’etoile Gazetesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16676</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16676</guid>
      <author>Hülya YILMAZ</author>
      <description>Yıldız Teknik Üniversitesi Batı Dilleri Bölümü Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı’nda öngörülen Fransızca Anlatımı Geliştirme birinci sınıf dersinde öğrencilerin motivasyonunu, öğrenme isteklerini artırmak üzere neler yapılabilir? Bu çalışma, söz konusu sorunsala yanıt ararken izlemiş olduğumuz yolu ve elde edilen sonuçları betimlemektedir. Genel olarak motivasyon yeni bilgilerin ediniminde elde edilecek kazancın algısı üzerine kuruludur ve bireyde merak, kendini ve bilgisini geliştirme arzusu uyandırmayı hedefler. Eğitim bilimlerinde, eğitim projesinden proje tabanlı öğrenim bağlamında iş eğitimine geçiş sürecinde tartışılan konular ve varılan sonuçlar, özellikle öğrencilerde geliştirilmek istenen yetilerin neler olduğunu gözler önüne sermektedir. Somut bir ürün ortaya koymak üzere eyleyicilere belli bir zaman diliminde seçme, karar verme ve eyleme geçme olanağı sağlayan proje üzerine çalışma, eğitim alanının tüm öngörülerini kapsamaktadır. Bilişsel bilimlerde yürütülen çalışmaları (Piaget ve Vigotscky) temel alan “proje yöntemi” uygulaması, öğrencilerde sorumluluk duyma, bağımsız hareket edebilme, kendine güvenme, yaratıcı olma gibi yetileri geliştirmeye olanak sağlayan bir yöntem olarak kabul görmüştür. Bu bilgiler doğrultusunda öngörülen ‘gazete çıkarma’ fikrini hayata geçirmek üzere iki yıldır basımını gerçekleştirdiğimiz L’étoile gazetesi 12’nci sayısına ulaşmıştır. Gerçek bir ürün olarak yürütülen gazete çıkarma projesinde ana temalar (siyaset, sanat, spor, güncel konular, v.s. gibi) doğrultusunda gruplar oluşturulmaktadır. Gruplarda şef, editör ya da yazar olarak görev alan öğrenciler, bir ay içinde basıma hazır yazılar hazırlamakla yükümlüdürler. Ayrıca öğrencilerin sözlü anlatımlarını ve kalabalık önünde konuşma becerilerini geliştirmek üzere yazarlardan, ayın ilk iki haftası içerisinde kendi seçmiş oldukları konuyu sınıf içinde sözlü olarak hem Türkçe hem Fransızca sunmaları, şeflerdense her bir ders başında yapılan çalışmalarla ilgili olarak sözlü rapor vermeleri istenmektedir. Bu proje çalışmasının uygulamaya geçirilmesiyle elde edilen kazanımların zenginliği, özellikle öğrenciye olduğu kadar eğitimciye kazandırdıkları bağlamında, bir eğitimci sorumluluğuyla, paylaşmayı kaçınılmaz kılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yaşar Kemal’in “İnce Memed” Romanı İle Fransızca Çevirisi Üzerine Dilbilim ve Çeviri İncelemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16728</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16728</guid>
      <author>Selim YILMAZ</author>
      <description>Bu çalışmada, Türk Edebiyatı klasiklerinden Yaşar Kemal’in “İnce Memed” romanının Fransızca çevirisi, “Çeviribilim ve Dilbilim” alanları açısından incelenecektir. Bunun için, söz konusu romanda yer alan farklı yapıdaki sözce örnekleri belirlenerek Fransızca çevirileri, Çeviribilimin önemli kavramlarından “eşdeğerlik” (fr. équivalence) olgusu bakımından değerlendirilecektir. Buradan hareketle, Sözcelem Dilbiliminde “söylem çözümlemesi” (fr. analyse du discours) yöntemi kullanılarak bağlamı oluşturan belirgin biçimbirimler ve söylemsel göstergeler ile bunların Fransızca karşılıkları ve eşdeğerlerinin çevirmen tarafından nasıl verildiği irdelenecektir. Bu çalışmanın sonucunda, “İnce Memed” romanını Fransızcaya çevirirken, çevirmen tarafından yapılan sözce ve söylemin parçasal bileşenlerinin (söylemsel göstergeler) eşdeğerlik tercihleri kaynak dil ve kültür (Türkçe) odaklı mı, yoksa daha ziyade hedef dil ve kültür (Fransızca) odaklı mı olduğu görülecektir. Böylece kültürel dokusu açısından oldukça zengin olduğu bilinen bu romanın Fransız diline yapılan aktarımındaki zorluklar ve sorunlar ele alınarak, disiplinlerarası “Çeviribilim – Dilbilim” araştırma alanına bir katkı sunmaya çalışılacaktır. Bu araştırma bir durum çalışması olduğundan, Çeviri(bilim) alanına ilişkin genellemelerden kaçınılarak, bağlamsal inceleme, tespit ve gözlemlerde bulunulacaktır. Başlıkta da belirtildiği üzere, araştırma bütüncesi Yaşar Kemal’in 1955 yılında yayınlanan “İnce Memed” romanı ile 1961 yılında Güzine Dino tarafından “Mèmed Le Mince” başlığı ile yapılan Fransızca çevirisidir. Bildiğimiz kadarıyla, bu roman başka bir çevirmen tarafından Fransızcaya çevrilmemiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Guy De Maupassant’ın Güzel Dost Adlı Romanında Sömürgecilik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16583</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16583</guid>
      <author>Uğur YÖNTEN</author>
      <description>1881 yılında Le Gaulois gazetesinin görevlisi olarak Cezayir’e giden Maupassant, sömürge yönetiminin aksaklıklarını ve suistimallerini bizzat görme olanağı elde etmiştir.Bu aksaklıkları bazı kısa öykülerinde dile getiren yazar, romanlarından da Güzel Dost’ta (Bel-Ami) Tunus ve Cezayir sömürgeleri sayesinde servetlerine servet katan politikacı ve işadamlarını konu olarak işlemektedir.1885 yılında yazdığı bu romanda Maupassant, 1871-1914 yılları arasındaki Fransız sömürge olaylarından gerçek bir tablo sunar. Fransız siyaset adamları, gazete sahipleri ve finans çevrelerinin kendi çıkarları doğrultusunda sömürge ülkesi Tunus’ta ve Cezayir’de çevirdikleri dolapları açıkça ortaya koyar: Romanın başkahramanlarından biri olan ve aslında gazetecilikle hiç ilgisi olmadığı halde bu mesleğe atılan Georges Duroy, Cezayir’deki askerlik günlerini özlemle hatırlarken çok güzel bir “sömürgeci asker” portresi çizer ve böylece Fransız askerlerinin yöre halkına nasıl kötü davrandıklarını da gözler önüne serer. La Vie Française gazetesinin sahibi ve aynı zamanda Georges Duroy’un patronu olan Bay Walter ve Bakan Laroche Mathieu’nün sömürge ülkesinden yola çıkarak spekülasyon sayesinde borsada paralarına para katmaları ise çok ilginç bir olaydır. Romanında Tunus yerine Fas ismini kullanmayı tercih eden Maupassant tarihi ve siyasi olayları sunmakla yetinir ve kahramanlarına karşı pek de eleştirel bir tavır takınmaz.Sistem olarak sömürgecileği pek karşı olmayan Maupassant, bu sistemin işletilmesindeki çarpıklıkları okuyucusuna sunmuştur. Romanın ilk sayfalarında başkahraman Georges Duroy’un Cezayir’deki ferah günlerini anımsaması, Cezayir’in yeniden sömürgeleştirilmesinin Fransız Meclisinde görüşülmesine değinmesi ve özellikle para kazanma tutkusuyla bir araya gelmiş gazeteci ve siyasilerin sömürge politikasından nasıl nemalandıklarını gözler önüne sermesi sömürgecilikle ilgili en çarpıcı bölümlerdir. Güzel Dost, sömürgeciliğe eleştirel tavır takınan bir roman değildir. Fransa tarihinde 2.Cumhuriyet Dönemi diye adlandırılan devirde insanların para kazanma uğruna hangi yollara başvurduğunu ortaya koyan çarpıcı ve sürükleyici bir romandır. İş adamaları ve politikacıların bu hırsla sömürge ülkelerinde yaptıkları manipülasyonlar romanın önemli bölümlerinden biridir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erasmus Programında Karşılaşılan Sorunlar Ve Öneriler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17095</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=17095</guid>
      <author>Türkan Yaprak YÜCELSİNTAŞ</author>
      <description>Erasmus Programı, Hayatboyu öğrenme programı (LLP) bünyesinde yüksek öğretim düzeyindeki işbirliğine yönelik bir eğitim programıdır. Amaçları arasında, Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek öğretim kurumları arasında öğrenci ve öğretim elemanı değişimi yapmak, yüksek öğretimin kalitesini arttırmak ve kültürlerarası etkileşimi sağlarken farklı kültürlere karşı toleranslı olmak gibi belli başlı konular yer almaktadır. Üniversitemiz bu programa 2002 senesinden beri katılmakta ve anlaşma imzaladığı Avrupa üniversiteleriyle karşılıklı olarak öğrenci ve öğretim elemanı değişimi yapmaktadır. Çalışmamızın amacı, Erasmus programı çerçevesinde yurtdışına giden öğrencilerin, gitmeden önce, oradaki eğitim sürecinde ve döndükten sonra karşılaştıkları sorunları belirlemek ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmaktır. Araştırmamız, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dalı’nda eğitim gören ve Erasmus programı çerçevesinde yurtdışına giden öğrencilerinden toplam 40 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, öğrencilere yönelik hazırlanmış açık uçlu sorulardan oluşan bir görüşme formu uygulanmıştır. Araştırma verileri 2008-2012 eğitim-öğretim yılları arasında görüşme formu tekniği ile toplanmış ve toplanan veriler incelenerek değerlendirilmiştir. Nitel araştırma çerçevesinde elde edilen bulgular, kendi içinde kategorilere ayrılarak incelenmiştir. Yurtdışına gitmeden önce karşılaşılan en önemli sorunun evrakların yurtdışındaki üniversiteden geç gelmesi, eğitim süresi boyunca karşılaşılan en önemli sorunun yabancı dil yetersizliği ve döndükten sonra karşılaşılan en dikkat çeken sorunun ise ders eşleştirme olduğu saptanmıştır. Dilsel ve kişisel gelişim, bu programın en yararlı kazanımı olarak tüm öğrencilerde görülmüştür. Çalışmamızın sonucu olarak, mevcut sorunlara rağmen, Erasmus programı çerçevesinde öğrenci değişiminin dilsel ve kişisel gelişim açısından son derece yararlı olduğu düşünülmektedir ve bu tür eğitim programları desteklenmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


