






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2013 Sayı Volume 8 Issue  9</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=272</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Mustafa Argunşah'ın Öz Geçmişi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16904</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16904</guid>
      <author>Galip GÜNER</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahdiye İle Ceylan Arasında Bir Jön Türk: Ahmet Mithat Efendi’nin Feminizmi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16911</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16911</guid>
      <author>Hülya ARGUNŞAH</author>
      <description>Bu makale edebî esere yöneltilmiş sosyolojik bir dikkattir. Deneyimini Jön Türk romanı üzerinden gerçekleştirir. Jön Türk, Ahmet Mithat Efendi’nin 1908’de tefrika edilen 1910 yılında da kitaplaştırılan romanıdır. Yazarının son eseri olan bu roman, adından dolayı siyasal bir gönderme taşır. Politikadan olabildiği kadar uzak durmaya çalışan Mithat Efendi, Meşrutiyet’in getirdiği hava içinde yazarak yayımladığı bu romanıyla devrine bağlanmak istemiştir. Gerçekten de eser bir tarafıyla Meşrutiyet öncesinde süren istibdadı tenkit eder. Ancak Jön Türk’ün asıl meselesi bu değildir. Çünkü Mithat Efendi yazdıklarıyla devrine her zaman politikanın üzerinde kalıcı mesajlar vermek ister. Jön Türk, yazarının yeni bir dönemin başında devrinin insanına yönelttiği uyarılarını taşır. Mithat Efendi, Meşrutiyetin yeniden ilanının oluşturduğu hürriyet havası ve başıboşluktan endişeye kapılmış ve dönemin kavramları üzerinde zihin yormuş olmalıdır. Nihayet bu yeni devri yönlendirmeyi, en azından uyarılarını yapmayı kendisi için vazife sayar. Çünkü yazarın Jön Türk’teki ilgisi, kişisel hürriyetler içinde değerlendirilen konuları bir kez daha tartışmaya açmaktır. Konusu bireysel olmakla birlikte bir tarafıyla toplumsal bir konu olan evlilik anlayışlarıdır. Fakat ‘nasıl bir kadınla evlenilmeli?’ sorusu dikkatleri kadın eğitimi konusuna çeker. Böylece roman toplumun ve yazarın uzun yıllar boyunca üzerinde durduğu meseleye dönmüş olur. Mithat Efendi, bir modernleşme girişimi olarak başlatılan eğitimin kadınları da içine alarak genişlemesi karşısında endişelenmektedir. Özellikle eğitilen kadınların Avrupa’daki Feministlerden etkilenmeleri ihtimali onu korkutur. Çünkü kadın eğitiminin toplumu dönüştürme konusundaki etkisinin fark etmiştir. Kadınların toplumun değerleriyle çelişmeyen bir eğitim alması gerektiğini söylemeye çalışır. İslam’ın kadınlara gerekli hakları verdiğine inanan yazar, değişmenin bu kurallar içinde olmasını tavsiye eder. Osmanlı kadınları biraz okuyup yazabilmeli, biraz Fransızca bilmeli, ancak daha çok evini idare edebilecek çocukları iyi yetiştirecek bilginin sahibi olmalıdır. Bu erkek egemen bir anlayışın savunmasıdır. Kadınlara sınırlarını yine erkeklerin belirlediği bir hak, özgürlük ve bilgi alanı sunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Âşık Veysel’in Müziksel Yeteneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16748</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16748</guid>
      <author>Mustafa Hilmi BULUT</author>
      <description>Bu çalışmada Âşık Veysel’in müziksel yeteneği üzerinde bir takım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışmanın amacı, görme engelli müzisyenlerin müzik yeteneklerinin görme engeli olmayanlara göre ne gibi avantajları veya dezavantajları olabileceğini tartışmak ve Âşık Veysel’in müziksel yeteneğinin çevresel etmenlerle ne ölçüde ilişkili olduğunu belirlemektir. Araştırmada, “Hipotetik Dedüktif Metot“ – “Hypothethic Deductive Method“ (Kuş, 2003), olarak bilinen ve “Hipoteze Dayalı Akıl Yürütme“ anlamına gelen araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem çoğunlukla Sosyal Bilimler ile ilgili araştırmalarda kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışma, müziksel yeteneğin görme duyusuyla ne ölçüde ilişkili olduğunu ortaya çıkaracak olması bakımından önemlidir. Araştırma, hayatta olmayan bir kimse üzerinde de yetenek ölçümü yapılabileceğini göstermesi açısından önem taşımakta olup, bu sayede ileride yapılacak benzer çalışmalara örnek teşkil edecek bir niteliğe de sahiptir. Araştırmanın problem durumunu, Âşık Veysel’in görme engelli olması, onun müzisyen olmasında etkili olmuş mudur, yeteneğinin çevresel etmenlerle ilişkisi var mıdır ve O’nun müziksel yeteneği doğuştan mı, yoksa sonradan mı edinilmişdir soruları oluşturmaktadır. Araştırmayla ilgili literatür taraması yapılmış ve konuyla ilişkilendirilebilecek yayınlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu yayınlar arasında yer alan “The Power of Music“ ve “Nurtured by Love“ adlı kitaplar, araştırmada kullanılan yönteme en uygun kaynaklar olarak tespit edilmiş ve ağırlıklı olarak bu kitaplardaki hipotezlerden ve sonuçlandırılmış olan deneysel çalışmalardan yararlanılmıştır. Sonuç olarak Âşık Veysel’in üstün bir müziksel yeteneğe sahip olduğu, bu yeteneğinin çevresel etmenlerle ilişkili olduğu, görme engelli olmasının yeteneğine önemli katkı sağladığı ve müziksel yeteneğin en önemli göstergelerinden olan ezgisel hafızanın Veysel’de üst düzeyde var olduğu tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar ayrıntılı olarak değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kosova ve Makedonya Türk Ağızlarında İstek Kipleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16721</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16721</guid>
      <author>Suzana CANHASİ</author>
      <description>Kosova ve Makedonya bölgesi Rumeli’nin büyük bir bölümünü kaplıyor. Rumeli Türk ağızları Türkoloji çalışmalarında önemli dil alanlarındandır. Bunların çeşitli yönleri üzerinde birçok çalışmalar yapılmıştır. Kosova ve Makedonya Türk ağızlarında Türkiye Türkçesi dilbilgisine aykırı çok ilginç değişiklikler vardır. Bu değişiklikler kelime köklerinde olduğu gibi çekim ve yapım eklerinde de görmekteyiz. İstek kipi üzerinde araştırmaları yaparken dikkatimizi çeken olay, ekler ve anlamları diğer kiplerle karışıyor. Eklerin çoğu aynı, cümlede anlamları farklı. Biz de dilek – şart, istek, emir, gereklilik kiplerini bir başlık altında topluyoruz. Bunlara ait ekler, haber kiplerinde görüldüğü gibi belirli bir zaman, kavram taşımaktadır; söz konusu eklerden ancak eylemin tarzına ait mana çıkarmak mümkün oluyor. Aynı ek hem emir, hem istek, hem gereklilik bildirmektedir. Biz bunların farklı fonksiyonlar ifade edebilmesini, cümledeki diğer kelimelerle ilişkisi, kişiler arasında ilişkileri, vurgu ve tonlama, isteğin derecesine, isteğin gerçekleşmesi mecburiyetini göz önüne alarak örneklerle göstermeye çalışacağız..</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bazı Belagat Kitaplarında Mecâz-I Mürselin Tanım Ve Tasnifi Üzerine Bir Karşılaştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16636</guid>
      <author>Muhittin ELİAÇIK</author>
      <description>Mecâzlar ve onun en önemli kolu olan mecâz-ı mürsel, belâgat kitaplarının üç ana konusundan me’ânî, beyân ve bedî’in beyân konusu içinde ele alınmaktadır. Klâsik literatürde edebî sanatlar tabirinden ziyade, sözü lafız ve mânâca güzelleştiren unsurlar demek olan “muhassinât-ı lafziyye ve ma'neviyye” tabiri geçmektedir. Günümüzde ise bu durum göz ardı edilerek bütün konular edebî sanatlar adı altında toplanmakta ve mecâz, isti’âre ve kinâye gibi beyân konuları da edebî sanatlar içinde ele alınmaktadır. Halbuki klasik belâgat kitaplarında bunlar edebî sanattan ziyade, bir maksadı değişik yollarla ifade etmenin usûl ve kaidelerini inceleyen beyan ilmi içinde yer almaktadır. Mecâz-ı mürsel, belâgat kitaplarında ele alınan temel konulardan olup, isti’âreden başlayarak birçok edebî sanatın bu mecâz ağacından geliştiği görülmektedir. Mecâz-ı mürsel hakkında değişik belâgat kitaplarında birbirine benzer tanımlar yapılsa da gerçek anlamdan mecaz anlama giden alâkalarda muhtelif şekil ve sayılar görülmektedir. Bu alâkalar 10-25 arasında sayılabilmiş ise de genellikle 10-15 arasında alâka verilmiştir. Bazı kitaplarda ise bu konunun bulunmadığı görülmektedir. Mecâz-ı mürsel için günümüzde değişik isimler kullanılmakta ve bu da karışıklığa sebep olmaktadır. Bu sebeple çeşitli belâgat kitaplarında mecâz-ı mürselin tanım ve tasnifinin karşılaştırmalı olarak gösterilmesi önem arzetmektedir. Bu makalede belli başlı belâgat kitapları taranarak mecâz-ı mürsel ile ilgili tanım ve tasnifler incelenmiş ve mukayeseli olarak ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ses Bilgisinde ‘Çevre Şartı’ Kavramı ve Ağız İncelemelerindeki Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16806</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16806</guid>
      <author>Gürer GÜLSEVİN</author>
      <description>Bu makalede, ses bilgisi incelemelerindeki pek çok konuyu ilgilendiren, ses bilgisi incelemelerinin temelinde yer alan bir kavramı, “çevre şartı” kavramını açıklamaya çalışacağız. Bu kavramın göz önünde bulundurulmaması hâlinde ortaya çıkan yorum ve değerlendirme yanlışlarını göstereceğiz. Sesler, kelimelerin farklı yerlerinde, farklı seslerle komşuluk ilişkisi içinde bulunabilir. Örneğin /t/ ünsüzü tuz kelimesinde ‘kelime (veya hece) başında’; at kelimesinde ‘kelime (veya kapalı hecenin) sonunda’, atçı kelimesinde kelime içinde gibi görünse de aslında ‘kapalı hecenin sonunda’, otun kelimesinde ise kelime içinde gibi görünmekle birlikte aslında ‘iki ünlü arasında’ bulunmaktadır. /g/ ünsüzü tagım ve ögüm örneklerinde ‘iki ünlü arasında’ olmakla birlikte; tagım örneğinde ‘düz ünlüden sonra’, ögüm örneğinde ise ‘yuvarlak (dudak) ünlüden sonra’ gelmektedir. Seslerin bulunduğu çevre şartları, o seslerin değişimindeki temel sebepleri de gösterir. Örneğin ‘bir, tiz, yip; tal, yak-, yön, yaş’ kelimelerinin hangisinde ya da hangi tipinde kelime başında ünsüz düşebilir? Türk dilinin tarihî ses bilgisi göz önüne alındığında yukarıdaki sekiz kelimeden sadece yip &gt; ip örneğinde kelime başı ünsüzünün düştüğü görülür. ‘Kelime başında ünsüz düşmesi’ olan bu değişmeye ‘y düşmesi’ veya ‘kelime başında y- düşmesi’ demek yeterli değildir. Çünkü niçin yip &gt; ip olmuştur da bir &gt; ir veya tiz &gt; iz olmamıştır? Buna cevap olarak “burada önemli olan /y/ ünsüzüdür; /y/ düşebilir ama /b/ veya /t/ düşemez” denilemez. Çünkü aynı listede yak-, yön, yaş kelimeleri de vardır ve /y/ ile başlayan bu kelimelerde yak &gt; ak-, yön &gt; ön, yaş &gt; aş değişmeleri olmamıştır. Demek ki gerçek şart sadece kelime başında /y/ bulunuyor olması değildir. Burada /y/ ünsüzünün kaybolmasına sebep olan şart, kendisini takip eden sesin /i/, yani dar bir ünlü olmasıdır. Ses bilgisi incelemelerinde yip &gt; ip, yüzüm &gt; üzüm, yılan &gt; ilan tarzındaki gelişmeleri “dar bir ünlüden önceki kelime başı y- ünsüzü”nün düşmesi olarak tanımlamak gerekir. Türkiye Türkçesi ağızlarında sovan (&lt; soğan), dovur- (&lt; doğur-), göver- (&lt; göğer-), düvün (&lt; düğün) gibi örneklerde görülen v &lt; g değişmesinin ‘dudak ünlüleri yanında’ iken gerçekleştiğine dikkat etmeyen bazı araştırmacılar, Kıpçak lehçelerinde her şartta (‘hece başında, iki ünlü arasında, hece sonunda) gerçekleşen v &lt; g değişmesiyle bir paralellik kurmuşlar ve Oğuzcadaki bu örnekleri Kıpçakça bir unsur olarak değerlendirmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dünyasında Dini Ve Politik Bir Fenomen Olarak Tanrıcılık=Tengriyanstvo</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16793</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16793</guid>
      <author>Harun GÜNGÖR</author>
      <description>Türkler tarih boyunca çok geniş bir alanda ve farklı iklimlerde hayatlarını sürdürmüşlerdir. Böyle geniş bir alanda hayat mücadelesi veren Türk halkı farklı dinler ile buluşma ve kaynaşma imkânı bulmuşlardır. Başta Gök Tanrı dini olmak üzere Budizm, Yahudilik, İslam gibi birçok dini kabul etmişlerdir. Bu durum günümüzde de canlılığını korumaktadır. Bu makalede Türklerin hem politik hem de ekonomik nedenlerle din değiştirmelerine rağmen kabul ettikleri her dinin temelinde Tanrıcılığı korudukları tespit edilmiştir. Türk kültürünün en önemli kaynağı olan Orhon Yazıtları aslında Tanrıcılığın da ana kaynağıdır. Tanrı\Tenri kelimesinin kökeni çok eskilere dayanmaktadır. Ayrıca bu kelimenin farklı şekilleri de bulunmaktadır. Çeşitli bilim adamları bu kelime hakkında farklı görüşlerde bulunmuşlardır. Türk inanışının esasında Gök Tanrı inancı vardır. Bu inancın 3 farklı yapısı bulunur: Gökyüzü, yer ve yer altı. Makalede Gök Tanrı dininin yayılma ve kavram alanı üzerinde durularak konu genişletilmiştir. Daha sonra politik olarak Tanrıcılık kavramının yayılma alanları sunulmuştur. Tanrıcılık kavramının dünyada politik olarak ciddi bir şekilde yansımasını sağlayan ilk ülke Kırgızistan’dır. Kısacası, bütün Türkleri tek dini inanç çatısı altında birleştiren sistem Tanrıcılıktır. Bu kavramın coğrafi sınırı ise tapmak ifade eden Tanrı kelimesinin kullanıldığı bütün bölgelerdir. Farklı bir amaçla Tanrıcılık ortaya çıkarılmış olsa da Türk toplumunun yaşayış ve inanış şekline uygun olmasından dolayı bu kavramın oldukça benimseneceği ve gelecekte de milli ideolojiye dönüşeceği tahmin edilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Gramerciliğinin Bir Eleştirisi: “Gramerimiz İçin”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16880</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16880</guid>
      <author>Leyla KARAHAN</author>
      <description>Ahmet Cevat Emre, Türk gramerciliğinin önemli isimlerinden biridir. Pek çok dil bilgisi kitabı yazan Emre, dil bilimi ile yakından ilgilenmiş; mevcut dil bilgisi kitaplarını dil bilimi ilkeleri doğrultusunda tanım, yaklaşım, terim ve sınıflandırma bakımından eleştirmiştir. Onun eleştirdiği konular, bugün de tartışılmaktadır. Yazıda bu eleştiriler ele alınmıştır. Ahmet Cevat Emre, Türk gramerciliğinin önemli isimlerinden biridir. Pek çok dil bilgisi kitabı yazan Emre, dil bilimi ile yakından ilgilenmiş; mevcut dil bilgisi kitaplarını dil bilimi ilkeleri doğrultusunda tanım, yaklaşım, terim ve sınıflandırma bakımından eleştirmiştir. Onun eleştirdiği konular, bugün de tartışılmaktadır. Yazıda bu eleştiriler ele alınmıştır. Ahmet Cevat Emre, Türk gramerciliğinin önemli isimlerinden biridir. Pek çok dil bilgisi kitabı yazan Emre, dil bilimi ile yakından ilgilenmiş; mevcut dil bilgisi kitaplarını dil bilimi ilkeleri doğrultusunda tanım, yaklaşım, terim ve sınıflandırma bakımından eleştirmiştir. Onun eleştirdiği konular, bugün de tartışılmaktadır. Yazıda bu eleştiriler ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kıbrıs Ağız Sözlükçülüğü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16490</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16490</guid>
      <author>Ceval KAYA</author>
      <description>Kıbrıs ağzı Türkiye Türkçesinin ağızlarından biridir. 1570’ten sonra Osmanlı Türkiye’sinden göç edenlerin oluşturduğu bir ağızdır. Ada olduğu ve Türk yönetiminin dışında kaldığı için yeni yöneticiler olan İngilizlerin ve Rumların kısmen etkisinde kalmıştır. Bugün artık yavaş yavaş ölmekte olan bu ağız üzerinde tez, monografi ve sözlük çalışmaları yapılmıştır. Yazıda, yayımlanmış veya proje aşamasında kalmış olan Kıbrıs Türk ağızları üzerinde yapılmış sözlük çalışmaları tanıtılmış ve değerlendirilmiştir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ağız Alanından Yazı Diline Geçiş: Gagavuz Türkçesi Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16777</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16777</guid>
      <author>Nevzat ÖZKAN</author>
      <description>20. yüzyılın başlarında Türkçenin, Çağatay ve Osmanlı sahası olmak üzere iki ayrı yazı dili bulunmaktaydı. Sovyetler Birliği’nin kuruluşunu izleyen yıllarda Türk ağız alanlarının büyük bir bölümü ayrı birer yazı dili haline getirilmek suretiyle Türk yazı dillerinin sayısı 21’e çıkarılmıştır. Bu yazı dillerinin büyük bir bölümünün fazla kullanılma alanı bulamamaktan ve Rusçanın şiddetli baskısına maruz kalmaktan dolayı gelişemediği bilinmektedir. Sovyetler Birliği yönetimi altında bir yazı diline dönüştürülen son Türk ağız alanı Gagavuz Türkçesidir. 19. yüzyılın başlarında Çarlık Rusya’sı döneminde yazıyla tanışan Gagavuz Türkçesi, yüz yıllık bir aradan sonra bazı dinî ve kültürel eserlerin verilmesinde kullanılmıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında Moldova’nın Romanya yönetimi altında bulunduğu 1918-1947 yılları arasında da Gagavuz Türkçesi yazıyla irtibatını devam ettirmiştir. Bu süreçte bir ağız alanı olarak değerlendirilen bu Türk dili sahası, 1947 yılında Moldova’nın Sovyetler Birliği’ne katılmasının ardından, 1957 yılından itibaren ayrı bir yazı diline dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bu makalede Merkez ağzının, Güney ağzının, Bulgaristan Gagavuz Ağzının, Romanya Gagavuz ağzının, Orta Asya Gagavuz ağzının ve Yunanistan Gagavuz ağzının bazı temel özellikleri verilecektir. Daha sonra Moldova, Ukrayna, Romanya, Yunanistan ve Orta Asya’da farklı ağız alanları halinde varlığını sürdüren Gagavuz Türkçesinin 200 yıllık yazı dili olma sürecinin ne tür aşamalardan geçtiği ifade edilecektir. Böylece Gagavuz Türkçesinin bir ağız alanı ve yazı dili olarak gelişimi ve ağız alanından yazı diline geçiş süreci değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Atatürk ve Türk Dili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16821</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16821</guid>
      <author>Rahim TARIM</author>
      <description>Atatürk'ün Türk dili üzerindeki görüşleri bugün hala tartışılmaktadır. Oysa Atatürk dili kültürün bütünleyicisi olarak gördüğü, dil üzerinde kendisine kadar geçmiş tüm birikimlere sahip olduğu onun Türk dili üzerine konuşmalarında, söylevlerinde ve başlattığı bilimsel çalışmalarda hatta kurduğu kurumlarla ortadadır. Atatürk, dilde muhafazakârlık ve tasfiyecilikten uzak bilimsel ve dengeli bir yaklaşımı önermektedir. Atatürk'ün Türk dili üzerindeki görüşleri bugün hala tartışılmaktadır. Oysa Atatürk dili kültürün bütünleyicisi olarak gördüğü, dil üzerinde kendisine kadar geçmiş tüm birikimlere sahip olduğu onun Türk dili üzerine konuşmalarında, söylevlerinde ve başlattığı bilimsel çalışmalarda hatta kurduğu kurumlarla ortadadır. Atatürk, dilde muhafazakârlık ve tasfiyecilikten uzak bilimsel ve dengeli bir yaklaşımı önermektedir. Atatürk'ün Türk dili üzerindeki görüşleri bugün hala tartışılmaktadır. Oysa Atatürk dili kültürün bütünleyicisi olarak gördüğü, dil üzerinde kendisine kadar geçmiş tüm birikimlere sahip olduğu onun Türk dili üzerine konuşmalarında, söylevlerinde ve başlattığı bilimsel çalışmalarda hatta kurduğu kurumlarla ortadadır. Atatürk, dilde muhafazakârlık ve tasfiyecilikten uzak bilimsel ve dengeli bir yaklaşımı önermektedir. Atatürk'ün Türk dili üzerindeki görüşleri bugün hala tartışılmaktadır. Oysa Atatürk dili kültürün bütünleyicisi olarak gördüğü, dil üzerinde kendisine kadar geçmiş tüm birikimlere sahip olduğu onun Türk dili üzerine konuşmalarında, söylevlerinde ve başlattığı bilimsel çalışmalarda hatta kurduğu kurumlarla ortadadır. Atatürk, dilde muhafazakârlık ve tasfiyecilikten uzak bilimsel ve dengeli bir yaklaşımı önermektedir. Atatürk'ün Türk dili üzerindeki görüşleri bugün hala tartışılmaktadır. Oysa Atatürk dili kültürün bütünleyicisi olarak gördüğü, dil üzerinde kendisine kadar geçmiş tüm birikimlere sahip olduğu onun Türk dili üzerine konuşmalarında, söylevlerinde ve başlattığı bilimsel çalışmalarda hatta kurduğu kurumlarla ortadadır. Atatürk, dilde muhafazakârlık ve tasfiyecilikten uzak bilimsel ve dengeli bir yaklaşımı önermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağatay Şiirinde Vahşi Hayvanlar Ve Yırtıcı Kuşlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16675</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16675</guid>
      <author>Funda TOPRAK</author>
      <description>Türk Dili tarihinde Çağatay Türkçesi Dönemi özel bir yer tutar. Ali Şìr NevÀyì ile zirvesine ulaşan, 14. Yüzyıldan başlatılan müşterek Orta Asya edebi yazı dili olan bu dönem, Türk Dilinin doğu kolunun edebiyatta en önemli aşamasını oluşturur. Bu edebiyat, gerek eserlerinin sayısı ve gerekse bu eserlerin niteliği ile araştırmacılar için önemini koruyan; hâlâ üzerinde çalışılması büyük önem arz eden bir dönemdir. İnsanın doğayla iç içe bir yaşam sürmesi, onun diline de yansımıştır. Türkler tarihin ilk çağlarından beri bildiğimiz kadarıyla avcılıkla geçinmişler ve göçebe bir hayat sürmüşler, yerleşik hayata geçmeleri 9. Yüzyıldan sonra başlamıştır. Türklerin bu özelliklerinden dolayı Türk dilinde doğayla ilgili adlandırmaların zengin olduğunu görmekteyiz. Bitki ve hayvan adları, doğaya dayalı anlatımın bir sonucu olarak mecaz anlamlar, kişileştirmelerle genişlemiştir. İnsanın özelliklerini kişileştirme ile hayvanlara aktarım ya da tam tersi hayvanların bir takım karakteristik özelliklerini insanla birleştirme yolu, Türk dilinin deyim ve mecaz yapısını eşsiz hazinelerle donatmıştır. Türk dilinin tarihi dönemleri üzerine yapılacak ayrı ayrı çalışmalar, bu hazinenin gün ışığına çıkmasına yardımcı olacaktır. Çağatay Türkçesi Dönemine ait şiirlerde vahşi hayvanlar ve yırtıcı kuşlar üzerine yapılan bu çalışma, Türk dilinin söz konusu konuda zenginliğini ve sözcüklerin kendi anlamlarının dışında yüklendikleri yan ve mecaz anlamların çeşitliliğini görebilmemize imkan sunmaktadır. Bu çalışmada şairlerin şiir kudretlerini fil ile anlattıklarını, ejderha ile Hazret-i Musa’nın asasına telmihte bulunduklarını, it sözcüğü ile insanın nefsini ifade edebildiklerini ortaya konuldu. Türk dilinin diğer dönemleri üzerinde yapılacak benzer çalışmalar, bize sözcük ve anlamın tarihsel macerasının haritasını gösterecek, dilimizin zenginliğinin farkına varmamızı sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dilde Ve Metinde Ulusal Kültür Bileşenleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16865</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16865</guid>
      <author>Sevinç ÜÇGÜL</author>
      <description>ÖZET Sanatın birçok dalında olduğu gibi çeviride de var olanın aktarımı ve anlatımını söz konusudur. Çeviride sanata özgü olan bu hususu, var olanın veya düşünülenin yazılı aktarımını görüyoruz. Umberto Eco’nun çevirinin “iki dil arasında değil, her zaman iki kültür arasında bir değişim” olduğu düşüncesine katılarak, duygu ve düşüncelerimizin ifadecisi olan dil ve bu dili somutlaştıran metin, kültürel bileşenleri orijinalinden bir başka dile ne şekilde aktarıp anlatıyor, sorusunu soruyoruz. Tabii ki, dünya dillerinin ortak kültürel değerleri, bir dilden diğerine genel hatlarıyla aktarılmaktadır. Bununla birlikte, her bir dilde, diğer dillerde kesin ve eşdeğer karşılığı olmayan kelime veya ifadeler bulunmaktadır. Bu özellik göz ardı edilmemekte ve çeviride aşılması sorun olarak da görülmektedir. Makalede çeviride evrensel ve milli hususların aktarımının her zaman kelimelerden geçmediği hususu vurgulanmaktadır. Ulusal kültür bileşenlerinin bir dilden farklı bir dile aktarımı o metni farklı dilde okura sunma konusu kültürlerin tanıtımı, kaynaşması ve zenginleşmesi etkenini de beraberinde getirmektedir. Doğal olarak insanlar yaşamı ve değerleri dil bilincinde farklı ifade etmekte veya düşünmektedirler. Bu farklılığı sıra dışı bir özellik olarak vurgulamak doğru olmaz; tam tersine ulusal kültür bileşenleri göz önünde bulundurulursa, bu özellik diller için sıradan sayılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Fenomenolojisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16794</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16794</guid>
      <author>Mustafa ÜNAL</author>
      <description>Genel anlamda fenomenoloji Batı’da uzun yıllardır çalışılmaktadır. Dil ve edebiyat fenomenolojisi de Batıda epeyce yol almasına rağmen ülkemizde çok fazla ilerlediği söylenemez. Bu makalede birinci ve ikinci kuşak felsefi fenomenolojinin başını çeken Edmund Husserl ve Maurice Merleau-Ponty’nin görüşleri etrafında konu açıklanmaya çalışılmıştır. Husserl dili, bilgi ve anlama sorunsalı olarak ele alır, ama merkez noktaya götürüp onu özgün ve anlaması gizemli ve zor, enigmatik bir olgu olarak görür. Husserl, konuşmanın yerelleşmesi veya dünyevileştirilmesinden bahsederken Merleau-Ponty ideal bir konuşmada ne yerelleşmenin ne de dünyevileştirmenin olmadığını ifade eder. Husserl, 1939 yılında dil fenomenolojisini evrensel ve eskimeyen bir bilinç önünde dilleri nesnelleştirmek gayreti olmadığı şeklinde tanımlar. Husserl “monadlar”, “entelekyalar” ve “ilahiyat” gibi değişik metafizik kavramlarıyla ilgili kelimeleri çoğu kez tırnak içinde kullanmıştır. Buradaki amaç kullanılan kelimenin kastedilen anlamından başka anlamlarda kullanılmasını engellemek için bu şekilde belirtmiştir. Merleau-Ponty ise uzlaşmanın kendisinde var olduğunu ve uzlaşmanın anlamak için öğrenilen dilin konuşma alışkanlığında bulunduğunu ifade eder. Husserl’in gidiş-gelişlerle dolu görüşlerini, dil fenomenolojisi ile ilgili olan taraflarını ve bu fenomenolojiyle ortaya çıkan felsefi anlayışı birkaç başlık altında toplanmıştır: Dil ve Konuşma, İşaretleri Anlamlandırmanın Yarı Fizikselliği, Anlatan ve Anlatılan Arasındaki İlişki, Fenomenolojik Felsefenin Sonuçları. Toplanan bu başlıklar altında Edmund Husserl ve Merleau-Ponty’nin görüşleri karşılaştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Milletinin Geleceği: Türkçenin Geleceği!</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16856</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16856</guid>
      <author>Ertuğrul YAMAN</author>
      <description>Dilin bireylerin hayatındaki yeri ve önemi ne kadar büyükse, milletlerin var oluş ve bekasındaki yeri ve önemi de o kadar büyük ve hayatidir. İnsanlar yaratılışları gereği olarak bir arada yaşamak zorundadırlar. Onları bir araya getirip ortak yaşama iradesini tesis eden en önemli ortaklık; dinî duygular, millî değerler ve hayat tarzlarıdır. Ortaklığı tesis eden en güçlü bağlardan birisi de dil birliğidir. İnsanları kuru bir kalabalık olmaktan çıkarıp aralarında ortak duygu, düşünce ve gönül birliği oluşturan bu doğal ortaklıklar, insanları “ferdî benlik” duygusundan “millî duygu” basamağına yükseltir. “Milli Duygu” ve “Millî kimlik” ise, milliyet kavramını oluşturur. Milliyet, özü itibariyle dine, kültüre ve medeniyete dayanan ortaklıklar demektir. Millet; geçmişte ortak hatıraları olan, bugün de ortak ülküleri bulunan ve gelecek için ortak yaşama iradesine sahip olan topluluk demektir. Bu ortak topluluk için en önemli kavram da “ana dil” kavramıdır. Bu bakımdan bu toprakların ortak mirası ve ortak sesi ‘Türkçe’dir. Türkçe, dünyanın en yaygın dilleri sıralamasında rahatlıkla ilk beş-on aralığındadır. Bu topraklarda var olan her değer, hepimizin ortak değeridir. Tıpkı; diğer ana dillerimiz gibi Türkçe de bu milletin ortak birleştirici değeridir. Dil birliği bozulursa, bu toplumu başka hiçbir “şey” bir arada tutamaz. Resmi dilimiz Türkçe, Vatan, Bayrak vb. ortak kutsallarımız üzerinde tartışmalar yapmak, kesinlikle milli birliğimizi bozar. Türk milleti bütünlüğü içinde geleceğimiz ortak duygu, değer ve gelecek ideallerimize bağlıdır. Bu ortaklığın en güçlü yapıştırıcısı ise ortak resmi ve eğitim dilimiz olan Türkçedir. Türk milletinin geleceği, Türkçenin geleceğindedir...</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hamza-Nâme’nin Yeni Ciltleri ve Okunma Mekânları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16611</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16611</guid>
      <author>Muhammet YELTEN</author>
      <description>Türkçe Hamza-nâmeler ilk defa şair Ahmedî’nin kardeşi Hamzavî (ö. 815/1412-13) tarafından yazıya geçirilmiştir. Yazılı metin hâline gelmeden çok önce Hamza-nâmelerin sözlü bir gelenek olarak Türkler arasında itibar gördüğü anlaşılmaktadır. Hamza-nâme’nin Türk halkı tarafından benimsenerek yaygınlaşmasında; Hazreti Hamza’nın cesareti, dürüstlüğü ve daima zayıftan yana olması, Türk halkının onun şahsında kendi benliğini bulması gibi sebepler etkili olmuştur. Çok geniş hacme sahip olan Hamza-nâme 72 kitaptan oluşmaktadır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Nadir Eserler Kütüphanesinde bulunan nüsha, Türkiye kütüphanelerindeki diğer nüshalardan nitelik ve nicelik bakımından farklı önemi haizdir. Destansı ve masalsı ögelerin kimi ciltlerde daha yoğunlukta olduğunu gördüğümüz bu muazzam eser, yazıldığı dönemden itibaren çok geniş bir coğrafyada farklı zümreler tarafından okunmuştur. Özellikle Yeniçeriler arasındaki kitaplardan yapılan okumaların veya meddah performanslarının yoğunlaştığı görülür. Çok ilginç bir okuma tarzının varlığına şahit olduğumuz Hamza-nâme ciltlerinin hemen hemen 72’sinde de çok sayıda kayda geçirilmiş “okundu” bilgileri ile karşılaşılır. Bu kayıtlarda; eserin hangi cildi okunmuşsa, okumanın ardından, farklı kalemle eseri okuyanın adı, cildin okunduğu mekânın adresi, okuyanların ve hatta bazen dinleyenlerin kısa tanıtımı yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Tamlamalardan Yeni Tamlamalara</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16760</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16760</guid>
      <author>Hamza ZÜLFİKAR</author>
      <description>Terim kavramı hem Osmanlı hem de günümüz aydınlarının daima ilgisini çekmiştir ve Tanzimat hareketiyle birlikte daha çok Farsça tamlama kurallarına göre yapılmıştır. Ama az sayıda da olsa Arapça tamlama kuralına göre yapılanlar da vardır. Türkçe tamlama sayısı da oldukça sınırlıdır. Yapılan Türkçe tamlamaların çoğu ağaç ve bitki adlarıdır. Terim türetmede Türkçe tamlama kalıbına uyma ancak Cumhuriyet döneminde gündeme gelmiştir. Böylece tamlamayı oluşturan kelimelerin de Türkçe olmasına dikkat edilmiştir. Cumhuriyet dönemine kadar Türkçe kelimelerden yararlanılarak tamlama oluşturma söz konusu olmasa da Cumhuriyet’ten sonra terimler Türkçeleştirilmiş ve hala bugünkü yazı dilimizde canlılığını korumaktadır. Terimlerin bir sorun oluşturması daha çok tıp alanında meydana gelmiştir. Bu sorunun temeli Eski Anadolu Türkçesine dayanmaktadır. Bu makalede tamlamalar terim niteliğinde olanlar ve dilin normal kullanımlarındaki vaziyetleri incelenmek amacıyla iki ana başlıkta toplanmıştır. Daha sonra tamlamalar yapılarına göre de sınıflandırılmıştır. Sınıflandırmada terim niteliğinde olanlara ağırlık verilmiştir. Normal kullanımda geçen tamlamalar ad tamlaması ve sıfat tamlaması olarak değerlendirilmiştir. Ad tamlamalarında terim niteliğinde olmayanlara ve kalıplaşmış olanlara örnekler verilerek konu pekiştirilmiştir. Sıfat tamlamaları da örnekler ile genişletilerek sunulmuştur. Terim niteliğinde olan tamlamalar da Farsça, Arapça ve Türkçe kurallarına göre oluşumları bakımından incelenmiştir. Daha sonra işlenen terimlerin eski ve yeni karşılıkları dizin olarak sunulmuştur. Sonuç olarak yapılan bu çalışmayla tamlamaları oluşturan kelimelerin Türkçeleştirme çabalarının oldukça başarılı olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kumuk Türkçesinde Edatlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16768</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16768</guid>
      <author>Ercan ALKAYA</author>
      <description>Kıpçak grubuna ait bir Türk lehçesi olan Kumuk Türkçesi; Tatar, Kazak, Kırgız, Başkurt, Karakalpak, Kumuk, Nogay, Karaçay-Balkar, Kırım Tatar ve Karay Türkçeleriyle birlikte tarihî Kıpçak Türkçesinin bugünkü çağdaş temsilcilerinden biridir. Kumuk Türkçesi; büyük çoğunluğu Rusya Federasyonu’na bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyetinde, geriye kalan kısmı Çeçen ve Osetya Cumhuriyetlerinde yaşayan Kumuk Türklerinin konuştuğu dildir. Kumuk Türkleri, Türk boylarının kuzey, yani Kıpçak koluna; Kumuk Türkçesi de Kıpçak lehçe grubuna dahil edilmektedir. Zengin bir halk edebiyatına sahip olan Kumuk Türklerinin yazılı dili, önceleri Kazan ve Kırım tesirindeyken, Sovyet devrinden sonra, bugünkü yerli lehçe edebî dil halinde gelişmiştir. Kumuk Türkleri, 1928 yılına kadar Arap alfabesini kullanmışlardır. 1928’den 1938 yılına kadar on yıl Latin alfabesi kullanmışlar, 1938 yılında Sovyet idaresi tarafından alınan karar sonucunda Nogay, Kırım, Altay ve Şor Türkçeleriyle birlikte Kiril alfabesine geçmek zorunda kalmışlardır. Azerbaycan Türklerinden sonra Kafkaslardaki en kalabalık Türk grubu olan Kumuklar çoğunlukla Rusya Federasyonuna bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyetinde (1992 tahminlerine göre 250 bin kişi), geriye kalan kısmı (yaklaşık 50 bin kişi) Çeçen ve Osetya Özerk Cumhuriyetlerinde yaşamaktadır. Rusların Kuzey Kafkasya’yı istila etmesinden sonra Türkiye’ye göç ederek bugün Tokat, Sivas ve Çanakkale’ye bağlı köylerde yaşamaktad olan Kumuklar da bulunmaktadır. Bu çalışmada, Kumuk Türkçesindeki edatlar bütün yönleri ile ele alınmıştır. Edatın yapısı, kullanılışı ve işlevleri zengin örnekler ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Örnekler, Karay Türkçesi edebî dili ile kaleme alınmış edebî eser, sözlük, gramer ve akademik çalışmalar olmak üzere çeşitli türlerdeki sekiz eserden verilmiştir. Ayrıca verilen örneklerin Türkiye Türkçesindeki karşılıkları da tırnak işareti içinde gösterilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazak Türkçesinde "Ne" Kelimesi ve İşlevleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16705</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16705</guid>
      <author>Nergis BİRAY</author>
      <description>“Ne”, Türk dilinin tarihî akışı içerisinde ortaya çıktığı ilk metinlerden günümüze kadar işlevini de sahip olduğu farklı anlamları da korumuş ve bunları hala devam ettiren kelimelerden biridir. “Ne”nin kökeni hakkında farklı görüşler ileri sürülmektedir. Köken bilgisine ve bununla ilgili farklı görüşlere yazının asıl konusu olmadığı için konuyu ilgilendirdiği kadarıyla değinilecektir. Yazı, Kutadgu Bilig’le birlikte sona erdiği söylenen “ne”nin bağlama edatı görevinin Kazak Türkçesinde kullanıldığı noktasından hareket etmektedir. İlave olarak “ne” ve türevleri hem Türkiye Türkçesi hem de Kazak Türkçesindeki gramerlerden yola çıkılarak değerlendirilmektedir. “Ne” kelimesi Türkiye Türkçesi gramerlerinde genellikle birbirine yakın görüş ve anlatımlarla ele alınmıştır. Bu eserlerde verilen bilgiler doğrultusunda “ne” kelimesinin veya “ne”nin türevlerinin sıfat, zamir, zarf ve bağlama edatı/bağlaç olarak kullanıldığı görülmektedir. Kazak Türkçesinde de benzer kullanışlara sahip olan “ne”, bu lehçede Türkiye Türkçesindeki kullanışından daha fazla ve tek başına bağlama işleviyle kullanılmaktadır. Özetle bu yazıda, “ne” kelimesinin Kazak Türkçesindeki kullanımı ve işlevleri incelenecektir. “Ne”, Kazak Türkçesinde sıfat, zamir, zarf, kuvvetlendirme edatı, karşılaştırma-denkleştirme edatı görevlerinde kullanılmaktadır. “Ne”nin Uygur Türkçesi döneminde başlayan bağlama edatı işlevi, bazı günümüz Türk lehçelerinde hala devam etmektedir. “ne”nin Eski Türkçe ve Kutadgu Bilig’de gördüğümüz tek başına bağlama edatı olarak kullanılması özelliğinin Kazak Türkçesindeki şekillerle karşılaştırılmasına örneklerle yer verilecektir. Sonuç olarak Türkçenin farklı iki döneminde “ne”nin benzer kullanımları aydınlatılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Ders Kitaplarındaki Kalıp Sözler Ve Öğrencilerin Kalıp Sözleri Kullanma Düzeyleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16834</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16834</guid>
      <author>Mehmet CANBULAT, Atilla DİLEKÇİ</author>
      <description>Kalıp sözler, belli durumlarda söylenmesi gelenek olmuş klişe sözlerdir. Bu sözler toplumun yaşamına ve kültürüne ışık tutmaktadır. Kalıp sözler yemek yerken veya yemekten sonra, biriyle karşılaşıldığında selamlaşmak için, doğum, ölüm, okula başlama, evlenme gibi olaylar karşısında da kullanılırlar. Bunun yanında bir iyilik karşısında duyulan minneti veya bir iyi dileği belirtmek için edilen dualar, kızgınlıkla söylenen beddualar, yemin etmeler, söz vermeler de kalıp sözlerin içindedir. Araştırmada ortaokul Türkçe ders kitaplarında (5-8) yer alan kalıp sözler ve geçiş sıklığı tespit edilmiştir. 171 kalıp söz belirlenmiş ve ilk kez karşılaşıldıkları bağlam içinde örneklendirilmiştir. Kalıp sözler bağlamına, işlevine ve anlamlarına göre değerlendirilmiş, sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma; hayır dualar, beddualar ve toplumsal kültürel ilişkilerde kullanılan kalıp sözler başlıkları altında yapılmıştır. İncelenen Türkçe dersi öğrenci çalışma kitaplarında kalıp sözlerin öğretimi ile ilgili 6. sınıf öğrenci çalışma kitabında 2 etkinlik, 8. sınıf öğrenci çalışma kitabında 1 tane etkinlik vardır. Ortaokul 8. sınıf öğrencilerinin kalıp sözleri kullanma düzeylerini tespit etmek maksadıyla söylem tamamlama testi uygulanmış ve öğrencilerin Türkçe ders kitabındaki kalıp sözlerden farklı olarak birçok kalıp söz bildikleri saptanmıştır. Türkçenin kalıp sözler konusunda çok zengin ve renkli bir birikime sahip olduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZARF TÜMLEÇLERİ ‘-DIR BİLDİRME EKLİ BİR KELİME VEYA KELİME GRUBU OLAN’ CÜMLELERİN YAPISI ÜZERİNE</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16668</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16668</guid>
      <author>Enfel DOĞAN</author>
      <description>Yapı bakımından cümle tipleri konusu, söz dizimi incelemelerinin en çok tartışılan konusudur. İçerisinde fiilimsi bulunan cümlelerin basit cümle mi birleşik cümle mi olduğu; şartlı cümleler ile iç içe birleşik cümlelerin basit cümle mi birleşik cümle mi olduğu; ki’li cümlelerin bağlı cümle mi birleşik cümle mi olduğu gibi konularda onlarca çalışma yapılmış ve yapılmaktadır. Bu makalede söz dizimi ile ilgili farklı bir konuya temas edilecektir: “Uzun zamandır buralarda görünmedi. / Kaç gündür annemle konuşmadım. / Ne zamandır annemle konuşmadım. / Kaçtır seni buralarda görüyorum. / Yıllardır o türkü söylenir buralarda.” gibi cümlelerin ilk bakışta yapı bakımından basit cümle olduğu düşünülmektedir. Ancak bu cümlelerde zarf tümleci işlevinde görünen kelime veya kelime grupları bildirme eki almıştır ve yargı bildirmektedir. Bundan dolayı cümlelerde birden fazla yargı bulunmaktadır ve bu cümlelere basit cümle demek bizi sıkıntıya sokacaktır. Bu çalışmada bu şekildeki cümle yapılarının basit cümle mi, iç içe birleşik cümle mi yoksa ilk defa Prof. Dr. Şükrü Halûk AKALIN’ın ilim âlemine duyurduğu ki’si düşmüş birleşik cümle mi olduğu tartışılacak ve bir sonuca varılmaya çalışılacaktır. Bildirme eki taşıyan öğelerin zarf tümleci değil de özne veya nesne olduğu (Odada bir kahkahadır koptu. / İki parti arasında şiddetli bir çarpışmadır başladı. / Beni bir düşüncedir almıştı. / Herif ağaçta iken bir iniltidir işitir. gibi) cümlelerin durumu ise doğrudan bu bildirinin konusuna girmemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çuvaşçaya Özgü Bazı Özellikler Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16733</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16733</guid>
      <author>Feyzi ERSOY</author>
      <description>Çeşitli coğrafyalara yayılan Türk boylarınca konuşulan Türkçe, günümüzde yirminin üzerinde yazı diliyle temsil edilmektedir. Bu yazı dillerinden Gagavuz ve Azerbaycan Türkçeleri, Türkiye Türkçesine en yakın lehçeler kabul edilirken Yakutça ve Çuvaşça gibi lehçeler ise Türkiye Türkçesine daha uzak lehçeler olarak düşünülmektedir. Çağdaş Türk lehçelerinin her birinin kendine has birtakım özellikleri mevcuttur. Bu lehçeler, pek çok noktada birbirleriyle ortak özellikler gösterseler de aralarında onların ayrı birer lehçe sayılmasına sebep olan bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Lehçeler arasındaki bu farklılıklar ve ortaklıklar, yapılan lehçe tasniflerinde her zaman için birer kriter olarak kullanılmışlardır. Çuvaşçanın da çağdaş Türk lehçelerinden biri olarak diğer lehçelerle arasında pek çok açıdan benzerlikler vardır. Çuvaşça, yapım ve çekim eklerindeki ortaklıkların yanı sıra başka noktalardan da diğer lehçelerle benzerlikler göstermektedir. Bununla birlikte onun da kendine has ve ilgi çekici bazı özellikleri mevcuttur. Çuvaşça, rotasizm/zetasizm meselesi başta olmak üzere pek çok açıdan ilgi çekici bir lehçe özelliği sergilemektedir. Özellikle, Altayistik çalışmalarında ayrı bir önem taşıyan Çuvaşça, problemli meselelerin aydınlatılmasına katkı sağlayacak veriler de içermektedir. Çuvaşçanın kendine özgü bu özellikleri, geçmişte onun farklı bir dil olarak algılanmasına da sebep olmuştur. Bu çalışmada, Çuvaşçanın ses ve şekil özellikleri üzerinde durmak amaçlanmamıştır. Burada, Çuvaşçanın genel özelliklerinden ziyade onun tarihî ve çağdaş lehçelerde rastlanmayan, sadece kendisine has birtakım nitelikleri üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmeni Adaylarının ‘Kültür Dil İlişkisi’ne Yönelik Metaforik Algıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16555</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16555</guid>
      <author>Ali GÖÇER</author>
      <description>Bu araştırma, Türkçe öğretmeni adaylarının ‘kültür dil ilişkisi’ne yönelik algılarını metaforlar yoluyla ortaya çıkarma amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde olgubilim (fenomenoloji) araştırma deseni kullanılmış ve incelenecek veriler mecazlar yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2012–2013 öğretim yılı bahar döneminde, Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe öğretmenliği bölümünde öğrenim gören 71 Türkçe öğretmeni adayı oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Türkçe öğretmeni adaylarının ‘kültürün dil ile ilişkisi … gibidir; çünkü …’ şeklinde verilen ifadeyi tamamlamalarıyla elde edilmiştir. Türkçe öğretmeni adayları ile yapılan görüşmelerle elde edilen veriler içerik analizi tekniğiyle incelenmiştir. Veriler analiz edilirken şu aşamalar takip edilmiştir: adlandırma aşaması, eleme ve arıtma aşaması, derleme ve kategori geliştirme aşaması ve geçerlik ve güvenirliği sağlama aşaması. Araştırma bulgularına göre, öğretmen adayları ‘kültürün dil ile ilişkisi’ne yönelik toplam 66 adet geçerli metafor üretmişlerdir. Bu metaforlar nitelikleri açısından incelenerek farklı kavramsal kategoriler oluşturulmuştur. Araştırma sonucuna göre, Türkçe öğretmeni adayları kültürün dil ile ilişkisine 38 metafor geliştirmişlerdir. Türkçe öğretmeni adayları oluşturdukları metaforlara bakıldığında kültürün geleceğe aktarılmasında dilin taşıdığı önem vurgulanmıştır. Bunun yanında dilin serpilip gelişmesinde kültürün önemli bir kaynak olduğuna değinilmemiştir. Türkçe öğretmeni adaylarının oluşturduğu metaforlar ‘parça-bütün ilişkisi’, ‘ayrılmazlık’, ‘işlevsellik’, ‘araç’ ve ‘uyum’ gibi 9 kategori altında toplanmıştır. Sonuç olarak, öğretmen adaylarının ‘kültür dil ilişkisi’ ile ilgili yüksek düzeyde olumlu algılaya sahip oldukları belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Medya Okuryazarlığı Dersi Kazanımlarının Gerçekleşme Düzeyine İlişkin Öğrenci ve Yönetici Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16556</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16556</guid>
      <author>Mehmet Nuri GÖMLEKSİZ, Burcu DUMAN</author>
      <description>Medya okuryazarlığı, çeşitli biçimlerdeki medya mesajlarına ulaşma, onları analiz etme, değerlendirme ve oluşturma yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, medya okuryazarlığı dersinin kazanımlarının gerçekleşme düzeyini öğrenci görüşlerine dayalı olarak belirlemek ve okul yöneticilerinin medya okuryazarlığı hakkındaki görüşlerini almaktır. Bu araştırmada nicel ve nitel araştırma desenlerinin birleştirildiği karma araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ il merkezinde medya okuryazarlığı dersini alan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem, ise Elazığ il merkezindeki on ilköğretim okulunda okuyan ve medya okuryazarlığı dersini alan 925 öğrencidir. Ayrıca dört okul yöneticisi de araştırmaya katılmıştır. Araştırmanın nicel boyutunda veri toplama aracı olarak medya okuryazarlığı dersi kazanımlarından yola çıkılarak araştırmacılar tarafından hazırlanan 45 maddeden oluşan beşli Likert tipi bir ölçek kullanılmıştır. Araştırma ölçeği iletişime giriş, kitle iletişimi, medya, televizyon, aile, radyo, gazete ve dergi ile internet başlıklarını taşıyan sekiz alt boyuttan oluşmaktadır. Ölçeğin KMO değeri 0.87, Bartlett testi değeri 5463,605 ve Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı da 0.96 olarak hesaplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda okul yöneticilerinin görüşlerini almak için hazırlanan yarı yapılandırılmış sorular kullanılmıştır. Okul yöneticileriyle yüz yüze görüşmeler yapılarak, görüşleri kayıt altına alınmıştır. Araştırma sonuçları, öğrencilerin kazanımları yüksek düzeyde gerçekleştirdiklerini göstermektedir. Okul yöneticileri ise medya okuryazarlığı dersini gerekli bulmakla birlikte, uygulamada öğretmen, araç gereç yetersizliği gibi bazı sıkıntıların olduğunu ifade etmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmed-i Dâ’î ‘nin Risâle-i Sî Fasl Adlı Eseri Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16755</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16755</guid>
      <author>Esra KARABACAK</author>
      <description>Ahmed-i Dâ’î 14. asrın ikinci yarısı ile 15. asrın ilk yarısında yaşamıştır. Bu dönemin önde gelen şair ve mütercimlerindendir. Ahmed-i Dâ’î dinî ve edebî eserlerin yanısıra birkaç önemli ilmî eseri de Türkçeye tercüme etmiştir. Bunlardan en önemlisi, Nasîrüddin-i Tûsî(1201-1274)’nin astronomi ve astroloji hakkında kısa ve özlü bilgiler veren ve Risâle-i Sî Fasl(Otuz Bölümlük Risale) adıyla meşhur olan el-Muhtasar fî İlmi’t-Tencîm ve Marifeti’t-Takvîm(Astronomi ve Takvim Bilgisi Hakkında Özet Kitap) adlı eseridir. Farsçadan tercüme edilen ve otuz bölümden meydana gelen bu eserde, ebced hesabı, Hicrî, Rûmî, Fârsî ve Celâlî takvimleri, gezegenler, burçlar, ayın durumları, saat türleri ve astronomi konularıyla bazı astroloji konuları bölümler halinde yalın bir Türkçe ile aktarılmıştır. Ahmed-i Dâ’î gibi mütercimlerin, Arapça ve Farsça gibi diğer İslâm dillerinden yapmış oldukları bu tarz tercümeler, kısa bir süre içinde Anadolu’da da bilimin yerleşmesinde etkili olmuştur. Ayrıca, eserin içeriğindeki bazı unsurlardan dolayı kelâm, felsefe ve matematik gibi bilim dallarının da önem kazanmasını sağlamıştır. Astronomi alanında yeni çalışmaya başlayanların bu alanı iyi kavrayabilmesi için de önemli bir eserdir. Bu çalışmada eserin günümüz Türkçesine olabildiğince esnek çevirisi, eserdeki terimler, anlamları ve genel dil özellikleri bakımından değerlendirilmesi üzerinde durulmuştur. Çalışma, Türk bilim tarihi, Türk dili, Türkçe terim dili, astronomi ve astroloji alanlarındaki çalışmalara kaynak olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lebbeyk Kelimesinin Osmanlı Türkçesindeki Kullanımları Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16729</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16729</guid>
      <author>Yavuz KARTALLIOĞLU</author>
      <description>Arapçada “cevap vermek; ikamet etmek” gibi anlamlara gelen “lebbeyk” kelimesinin ??? veya ??? köklerinden geldiği varsayılır. Bu kelime Osmanlı Türkçesinde hem “telbiye duası”nın içinde hem de konuşma dilinde “buyurun, efendim” gibi anlamlara gelen bir cevap edatı şeklinde kullanılmıştır. Kelime, bu anlamları ile Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ve özellikle Batılı gramercilerin yazmış olduğu metinlerde kaydedilmiştir. Lebbeyk kelimesi Osmanlı Türkçesi konuşma dilinde lebbeyk / leppeyk / lebeyk / lepeyk / lebbey / leppey / leppe / lepe gibi farklı şekillere dönüşmüştür. Bunlardan bazıları kelimenin aslını unutturacak kadar değişmiştir. Bu makalede Türkçeye Telbiye duasından geçtiği düşünülen lebbeyk kelimesinin özellikle Osmanlı Türkçesi konuşma dilindeki kullanımları, konuşmayı yansıtan metinlerden hareketle incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancı Dil Öğretiminde Kullanılan Yöntemler, Kullanım Özellikleri ve Eleştiriler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16557</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16557</guid>
      <author>Muhammet MEMİŞ, Mehmet Dursun ERDEM</author>
      <description>Yabancı dil öğretiminin tarihi boyunca dilin nasıl öğretileceği daima tartışma konusu olmuştur. Bu sebeple süreç boyunca birçok farklı yöntem geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Dil öğretiminde yöntem, öğrenciyi eğitimin amaçlarına en çabuk ve en güvenilir olarak ulaştıracak olan bir öğretim unsurudur. Yabancı dil öğretiminde kullanılagelen yöntemler, genel itibariyle, kullanılmakta olan bir yöntemin eksikliklerini veya yetersiz kaldığı noktaları kapatmak amacıyla ortaya çıkmış, bu çabalar yabancı dilin daha iyi öğretimine katkı sağladığı gibi, bu alana alternatif yöntemler kazandırmıştır. Fakat günümüzde varılan noktada mükemmeliyete ulaşmış bir yöntemin varlığından söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Yabancı dil öğretiminde var olan yöntemlerin çeşitliliği, dil öğretiminde han¬gi yöntemlerin daha etkili olduğu sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu yöntemleri öğretim sürecinde etkin bir biçimde uygulayabilmek için yöntemlerin temel prensiplerini, sınırlarını, özelliklerini ve eksik yönlerini bilmek gerekir. Yabancı dil öğretim yöntemlerinin geliştirildiği yerler yurtdışında olduğu ve yöntemler hakkındaki bilgiler yabancı kaynaklardan edinildiği için, çevirilerin ve ikincil/üçüncül kaynakların kullanımı zorunlu olmaktadır. Ayrıca yalnızca yöntemlerin uygulama ortamlarında gözlemle edinilebilecek bilgiler de Türkçe kaynaklarda yeterli derecede bulunmamaktadır. Çalışmanın odaklandığı husus olan “yöntemlerin temel ilke ve kullanım özellikleri” hakkında yabancı dil öğretim yöntemleri ile ilgili Türkçe olarak yayınlanmış çeşitli kaynaklarda farklı, eksik ya da diğer kaynaklarla uyuşmayan bilgilere rastlanmaktadır. Bu çalışmada bilgilerin incelenerek ilgili başlıklardaki uyuşmazlıkların, eksikliklerin ve farklılıkların belirlenip giderilmesi ve bilgilerin bir çalışma altında toplanması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İDİL - URAL BOYU VE MODERN TATAR ŞİİRİNDE İDEA BİLDİRİMİNDE BİR SANAT USULÜ OLARAK HALK EDEBİYATINDAN GELEN KAHRAMAN TİPİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16482</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16482</guid>
      <author>Lyayla MINGAZOVA</author>
      <description>Birçok halkın edebiyatında halk geleneklerine eğilim görünmektedir. İdil-Ural Boyu halklarının edebiyatında da günümüzde bunu görmek mümkündür. Tatar, Çuvaş, Başkurt, Mordva, Udmurt ve Mari halkalrının tarihte aynı kaderi paylaşmaları onların halk edebiyatına da yansımış durumdadır. İdil-Ural Boyu halkları folklorunda ortak motif ve süjeler mit, efsane, masal ve türkü gibi halk edebiyatı ürünlerinde yer almıştır. Bilindiği gibi folklordaki tipler, sürükleyici süjeler zamanla her halkın yazılı edebiyatına da geçmiştir. Bu makalede amacımız, halk edebiyatından gelen kahraman tipi içeren şiirlerleri incelemektir. Bu kahramanlar genelde eserlerde geçmiş ile şimdiki zamanı bağlayıcı tiplerdir. Onların aracılığı ile okurlara bir halkın hayat tarzı ve felsefesi de ulaştırılmaktadır. Şiirlerde tarih, millet, ülkenin kaderi, iyilik ile kötülüğün mucadelesi gibi konuları canlandırmak için de yine kahraman tiplerine müracaat edilmektedir. R. Fayzullin, R. Minnullin, R. Haris, A. Adil, R. Mingalim, . Yuziyev, Zulfet, S. Çavayn, K. İvanov, M. Sespel, Y. Uhsay, P. Huzangay, A. Yuzıkayn, V. Vladıkin, A. Timirkov, F. Syuyn gibi şairler halk edebiyatı ürünlerini şiirlerine en güzel şekilde yansıtmışlardır. Fakat bu bölgeler arasında olan halk edebiyatı ve yazılı edebiyat alanında bağlantıyı izleyen bilimsel makalelere neredeyse rastlanmamaktadır. Halk edebiyatının yazılı edebiyata yansıması ile ilgili metin analizleri de bulunmamaktadır. Bu yüzden, konuyu açığa kavuşturma amaçlı kahramanlarla ilgili halk hikâyeleri incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yarlıg Sözcüğü Üzerine Yeni Bir Köken Bilgisi Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16506</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16506</guid>
      <author>Mehmet Vefa NALBANT</author>
      <description>Köken bilgisi çalışmalarında bir sonuca ulaşmak için birbirini izleyen bilimsel birçok mantıklı süreçten geçilir ve bunun sonucunda sözcüğün kökeni ile ilgili bir karara varılır. Bununla birlikte, bu araştırmalarda aynı süreçler izlenmesine rağmen bazen birbirinden çok farklı sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu yazıda yarlıg sözcüğünün kökeni ile ilgili yeni bir etimoloji denemesi yapılmıştır. Sözcüğün kökeni tespit edilmeye çalışılmıştır. Türkçenin erken dönem metinlerinden başlamak üzere izini sürebildiğimiz yarlıg sözcüğü ve bu sözcükle ilişkili farklı gövdeler hakkında bugüne kadar birçok araştırmacı çeşitli görüşler ileri sürmüştür. Köken bilgisi sözlüklerinin madde başları dışında, bu sözcük, özgün bilimsel çalışmaların da araştırma konusu olmuştur. Aşağıda kısaca üzerinde durulacak bu araştırmalarda dikkat çeken husus yarlıg sözcüğünün kökeni ile ilgili henüz ortak bir yargıya varılmamış olmasıdır. Çalışmada sözcüğün kökeninin tespitine çalışılmış, kökün sözcükle anlam ve şekil bakımından uygunluğu araştırılmıştır. Sözcüğünün su ile ilişkisi kurularak sözcüğün kök ailesi tespit edilmeye çalışılmıştır. İlk örneklerine Köktürk harfli Türkçe metinlerde rastlanan yarlıg sözcüğü söz konusu metinlerde “ihsan, bağış, hediye” anlamlarında kullanılmıştır. II. Köktürk kağanlığı döneminden kalma Türkçe metinlerde isim şekline rastlanmayan bu sözcüğün yarlıg+ka- &gt; yarlıka- şeklindeki fiil şekliyle ise sık sık karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada sözcüğün kökeni ile ilgili ileri süreceğimiz görüşler şimdiye kadar dile getirilmiş bu fikirlerden birçok noktadan ayrılmaktadır. Çalışma ilkemiz sözcüğün kökeni ile ilgili kesin bir kanı ortaya koymaktan öte sözcüğün kök ailesinin tespiti ve sözcük üzerinde bir köken bilgisi denemesi yapmak olarak belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUĞLA’DA ALEVİ-TAHTACI KÜLTÜRÜ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16405</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16405</guid>
      <author>Mehmet Naci ÖNAL</author>
      <description>Tahtacılık bir mesleğin adıdır ve Muğla Tahtacıları Muğla’nın iki ilçesinin iki mahallesinde ve on köyünde yaşamaktadırlar. Makalenin amacı, Muğla Tahtacı kültürünü genel olarak tanımak ve bu kültürün felsefesini anlamaktır. Tahtacı kültürü ile Alevi kültürü arasında benzeşen ve ayrışan yönler bulunmaktadır. Tahtacılığın meslekî, hukukî, dinî ve mitolojik boyutları vardır. Bu makalede Tahtacılık çerçevesinde daha önce yapılmış çalışmalar değerlendirilmiş, ayrıca yapmış olduğumuz derlemelerden yararlanılmıştır. Alan araştırmalarında görüşme tekniği kullanılmış, Tahtacı kültürü mukayese, bağlam ve tarihî olmak üzere eklektik yöntemle ele alınmıştır. Geleneğin tarihi yapısı ile günümüzdeki dokusu arasındaki süreç izlenmiştir. Alevi-Tahtacı kültürü çok eski inançları içinde barındırır. Tahtacı Aleviliğini Alevilerden ayıran temel özelliği, bağlı olduğu “Yanyatır Ocağı”nın Hacı Bektaş-ı Veli’ye bağlanmayıp İslam öncesi döneme, Şit Peygambere kadar götürülmesidir. Alevi-Tahtacı kültürü tarihte olduğunun tersine, içe kapalı yapısını aşmıştır. Alevi-Tahtacı kültürünü Sünni kültürden ayıran temel farklılık, sözlü kaynakları referans almasıdır; benzer yönleri ise halk Müslümanlığı bağlamında İslam öncesinden taşınan ortak dokularıdır. Tahtacılar adını tahtacılık mesleğinden alır. Tahtacılık yörenin tahta ihtiyacını gidermek adına marangozluktan farklı bir iştir. Tahtacı inancı Alevi kültürünün bir parçasıdır. Ayinlerde yaş haddine göre de ayinler yapılır. Elma ve bade bu ayinlerin birer parçası durumundadır. Alevi kültüründe iç hukuk söz konusudur. Yapılan aykırı davranışlar söz konusu olunca, toplum adına ceza verilir. Cezalar alenidir ve bütün toplum verilen cezaları uygular. Alevi kültürünün tarihi ve inanç dokusu mitolojik temellere dayanır. Bu kutsal anlatılar, her kuşakta yinelenerek güncelleştirilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesinde Pekiştirme İşlevli Ki</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16778</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16778</guid>
      <author>Muna YÜCEOL ÖZEZEN</author>
      <description>Bu makalede, son yıllarda özellikle Türkiye Türkçesi sözlü dilinde dikkati çeken bir sözdizimsel kullanım üzerinde durulacaktır. İlk aşamada dil kullanıcılarına “anlatım bozukluğu ve dilbilgisi hatası” gibi gelen, bazı dil araştırmacılarının ise dilbilgisel olmayan bir yapı olarak değerlendirebilecekleri bu kullanımda, olumlu yüklemlerden sonra pekiştirme ve anlatımı güçlendirme işlevli olarak ki sözcüğü getirilmektedir: geldi ki, iyiyim ki, alacaklar ki, gel ki vb. Bu tür biçimbirimler gerek dilbilgisi gerekse dilbilim çalışmalarında genel olarak “parçacık, klitik, söylem işaretleyicisi, tekit edatı, ek-edat, kuvvetlendirme edatı, pekiştirme edatı, pekiştirme enklitiği” olarak adlandırılmaktadır. Çünkü bu dizimde ki artık sözcük sınıfı bakımından bağlaç olmaktan çıkmış, ki bağlacı ile eşsesli bir görünüme ulaşmıştır. Ancak ki biçimbirimi bu pekiştirme işlevini ancak bir sözdizimsel birliktelikle kazanmaktadır. Başka bir deyişle, ki kendisinden önceki bir birimle bir söz öbeği kurmaktadır. Bazı araştırmacılar, dilbilgisi alanında henüz üzerinde pek durulmayan bu ve benzeri öbeklere, “kuvvetlendirme öbeği” adını vermektedir. Buna göre, geleneksel sözdizimi çalışmaları bakımından bu işlevdeki ki’lerin “cümle dışı unsur / bağımsız tümleç” olarak değerlendirilmesi de doğru değildir. Bu sözdizimsel yapı, her ne kadar Türkiye Türkçesinin yeni bir oluşumu gibi görünse de, bizi Türkçenin köken olarak da Türkçe kabul edilen eski bir pekiştirme sözü olan erki sözcüğüne götürmektedir. Ancak eski dönemlerle organik bir bağı söz konusu olmasa bile, dilin üretici ve dinamik yapısı düşünüldüğünde bu kullanımın bir “anlatım bozukluğu” olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Pekiştirme ki’sinin bu kullanım özelliği bugün genel olarak Türkiye Türkçesi sözlü dilinde izlenebilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’ne Kandıra Ağzından Katkılar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16419</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16419</guid>
      <author>Kenan ACAR</author>
      <description>Halk ağzında yer alan sözlerin yeri ağız sözlükleridir. Ancak bunların bir kısmı yazı dilinde de yer aldığından, genel sözlüklere de girmiştir. Türkiye Türkçesinin bugünkü en kapsamlı basılı ağız sözlüğü, Türk Dil Kurumunun Derleme Sözlüğü’dür. Bu sözlüğün aynı kurum tarafından yayımlanan ağız çalışmalarının söz varlığıyla zenginleştirilmiş biçimi, kurumun ağ kümesinde Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü başlığıyla yer almaktadır. Bu çalışmada Türk Dil Kurumuna ait Türkçe Sözlük’ün 2005 yılında yayımlanan onuncu baskısında hlk kısaltmasıyla halk ağzına mal edilen on üç sözün (avara, balkımak, bölme, cacık, cazgır,çelek, eştirmek, gergi, haydamak, kımkım, salmalık, tirildemek, yoz) hem onda hem Derleme Sözlüğü’nde hem de Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde bulunmayan ancak Kocaeli’nin Kandıra ilçesi ağzında var olan farklı anlamları verilmiştir. Örnek olarak “cacık” kelimesinin herkesçe bilinen “yoğurt veya ayranın içine salatalık veya marul doğranarak hazırlanan sarmısaklı içecek” ve halk ağzındaki “bir ot türü” anlamı Türkçe Sözlük’ün onuncu baskısında, bu ikisiyle birlikte yedi farklı anlami ise Derleme Sözlüğü’nde yer almaktadır. Ancak kelimenin Kandıra ağzındaki “salatalık, hıyar” anlamı, her iki sözlükte ve Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde bulunmamaktadır. Sondaj yöntemiyle Kandıra ilçesinin iki farklı köyünde yaşayan altı kişiye 2010 yılında doğrulatılan bu anlamlar, Türkçe Sözlük’ün 2011 yılında yayımlanan son baskısında da yer almamıştır. Bu çalışmada bu anlamların Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde ilgili maddelere eklenmesi teklif edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dünyada Ve Türkiye Türkçesinde Ağız Çalışmaları Ve Yöntemler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16454</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16454</guid>
      <author>AHMET ADIGÜZEL</author>
      <description>Türkiye Türkçesinin önemli dil alanlarından biri de ağızlardır. Ağız çalışmaları, sesbilgisi, biçimbilgisi ve sözdizimi açısından dil özelliklerini verdiği gibi söz varlığına ilişkin doyurucu bilgiler de içerir. Ağız çalışmalarında üslup, biçim, iç tutarlılık, kaynak kullanımı, atıf sistemi, güncel bilimsel veriler…gibi metotlar kullanılmaktadır. Türkiye Türkçesinin konuşulduğu birçok yerde bunların çeşitli yönleri üzerinde ciddî çalışmalar yapılmıştır. Ne yazık ki, yapılan bu önemli ve değerli çalışmalarda izlenen metotlara ilişkin bir takım sorunlar bulunmaktadır. Bunlar çalışmanın ilk safhasını oluşturan derlemelerden diğer tüm safhaları da içine alan sorunlardır. Bu sorunların başında standartsızlık ve yöntemsizlik gelmektedir. Bundan ötürü Türkiye Türkçesinde yapılan ağız çalışmalarında bir birlik sağlanamamıştır. Ağız çalışmaları: ses bilgisi, biçim bilgisi ve söz dizimi açısından özelliklerini verdiği gibi söz varlığına ilişkin artzamanlı ve eşzamanlı önemli bilgiler de içermektedir. Ağız araştırmaları, dil bilimi alanında en zor çalışmaların yapıldığı bir dil bilim alt dalıdır. Bu yazıda genel olarak ağız çalışmalarının önemi ve gerekliliğine değinilecek ve bu önemli araştırmalarda izlenen metot sorunları irdelenecektir. Ağız araştırmalarında etnik yapı mutlaka dikkate alınmalı bu konuda tarihten tarihçilerden ve arşiv çalışmalarından yararlanılmalı, coğrafyanın siyasi bölünmesinden ziyade etnik yapısı ve konusu daha önemlidir. Gerçekten ağızların etnik yapısı ve konusu çok önemli bir konu, Oğuz ve Oğuz dışı Türk unsuru dışında dil özellikleri de Türkiye Türkçesi ağızlarında bulunmaktadır. Bu makalemizde, Batı Türkçesinin Anadolu lehçesinin ağızlarından yapılan derlemeler ve önemli, ciddi ve yaralı dilbilim unsurlarını barındıran bu derlemeler üzerine yapılan dilbilim çalışmalarını irdeleyerek yöntem sorunlarını tespit etmeye çalıştık. Türk dili ve özellikle Oğuz lehçesi için çok değerli ve yaralı olabilecek ağız çalışmalarında izlenebilecek metotlara yüzeysel de olsa değinmeye ve ağız çalışmalarının amaç-sonuçlarına bir perspektif oluşturmaya çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kazak Türkçesi Ve Türkiye Türkçesi Atasözlerindeki İyi, Kötü Kavramlarınınkarşılaştırmalı Biçimde İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16535</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16535</guid>
      <author>Berrin AKÇALI</author>
      <description>Atasözleri, milletlerin ortak düşünce ve davranış biçimlerini, toplumsal ve ahlaki kurallarını, gelenek ve göreneklerini yansıtır. Sahip oldukları nitelikler bakımından atasözlerinin benzerlik ya da farklılıklarına göre çeşitli tasnifleri yapılır. Atasözlerinin taşıdıkları yargıların özelliklerinden hareketle bir kısmının ahlaki amaçlar gözettiği ifade edilebilir; dolayısıyla her milletin kendi düşünce yapısına, tecrübelerine dayanarak öğütler veren atasözleri vardır. Bu sayede insanlar neleri yapıp neleri yapmamaları, hangi özelliklere sahip olmaları, nelere dikkat etmeleri, nelerden uzak durmaları konularında uyarılırlar. Bir toplum içinde insanların uymak zorunda oldukları davranış biçimlerini oluşturan ahlak kuralları, iyi ve kötü kavramları ile ilişkilidir. Bu makalede Kazak Türkçesi ve Türkiye Türkçesi atasözlerinin ahlakla ilgili iyi, kötü kavramları açısından karşılaştırmalı bir biçimde ele alınması, bu yönlerden bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Bunun için genel anlamda iyi ve kötü kavramlarının ne ifade ettiğine değinilmiş, çeşitli atasözleri incelenerek bu kavramlarla ilgili konular örneklerle açıklanmıştır. İlgili kişilere de yardımcı bir kaynak olması açısından Kazak Türkçesi ve Türkiye Türkçesi atasözlerinde iyi, kötü kavramlarının ne şekilde yer aldığı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu sayede iki kardeş halkın bu kavramlardan anladıkları şeyler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar hakkında bilgi vermek hedeflenmiştir. Makalede ele alınan Kazak Türkçesi ve Türkiye Türkçesi atasözlerinin kavram ve semantik açıdan büyük ölçüde aynı olmakla birlikte çeşitli nedenlerle bazı farklılıklar arz ettikleri tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yunus Emre'de Kelime Kadrosu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16588</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16588</guid>
      <author>Yaşar AKDEMİR</author>
      <description>Yunus Emre, Türkçenin varlığını koruması, yaşaması, bir edebiyat ve kültür dili olup gelişmesi yolunda çaba sarf etmiş şairlerdendir. Yunus Emre, H.648/M.1240-1 tarihinde doğmuş, 82 yıllık bir hayattan sonar H, 648/M. 1320-1 tarihinde vefat etmiştir. H.VIII. asrın başlarını veyahut H.730-735/M. 1329/1334 yıllarını şairin ölüm tarihi olarak kabul etmek gerekir.Yunus Emre’nin en önemli eseri “Divan’ıdır. Bu eserinde aruz ölçüsüyle yazılmış ve gazel şeklinde yazılmış şiirlerde vardır. Fakat en güzel şiiirleri hece ölçüsüyle , dörtlükler halinde söylemiş olduğu ilahilerdir. Kafiye olarak genellikle halk ve tekke şiirindeki geleneğe uygun olarak daha çok yarım kafiye ve redif kullanılmıştır. Risalet’ün Nushiyye kısa mensur bölüm dışında mesnevi biçimiyle ve aruz ölçüsüyle yazılmış didaktik bir eserdir.Yunus Emre Tek ve ölümsüz eseri olan Divan ve didaktik mesnevisi Risalet’ün Nushiyye’deki tüm kelimeler taranmıştır. Tasavvvufi bir nasihatname olan eser XIII. ve XIV. Yy. Türk edebiyatının ilk ve en güzel örneklerindendir. 13 beyitlik bir başlangıçla kısa bir mensur girişle 600 beyitten müteşekkkidir.Taranan kelimeler hangi dildense kelime sonunda parantez içerisinde gösterilmiştir. Çalışma sonunda tüm kelimelerin dillerdeki oranı tespit edilmiştir.Bu çalışmanın amacı Yunus Emre’nin eserinde kullandığı tüm kelimelerin tespit edilerek Yunus Emre’nin kelime dağarcığının ortaya çıkarılmasıdır. Yunus Emre’nin kelime dağarcığının ortaya çıkartılmasıyla Türk dilinin ölümsüz sesinin soluğu 13. Yüzyıldan itibaren belirtilecektir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doksanlı Yıllarda Türk Tiyatro Metinlerinde Kadının Varoluşu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16764</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16764</guid>
      <author>Banu Ayten AKIN</author>
      <description>1980 sonrası dönem, Türkiye’de, kadın hakları için bir başlangıcı ifade eder. Kadın; aile, toplum ve iş hayatındaki yerini sorgulamaya başlar. Ataerkil toplum yapısı içinde, her kesimden kadın eşitlik mücadelesi verir. Tarihçiler, 21.yüzyılın önsözü gibi görülen 1990-2000 yılları, arasını yaşanan gelişmeler açısından dünya tarihinde en uzun on yıl olarak nitelendirmektedirler. Köyden kente hızlanan göç, cehaletten ansiklopedik bilgiye direkt geçiş, küreselleşmenin dünyanın en ücra köşelerindeki etkisi, kadının yerini sorgulamaya başlaması adına önemlidir. Töre, namus gibi eski sorunlara iş hayatında varolmaya çalışan modern kadının serzenişleri de eklenmiştir. Kadın-erkek eşitliğini algılamaya çalışma, aldatılma karşısında sesini çıkarma, bekâret dogmasına direnme, boşanma, anneliği ve eş olmayı sorgulama ve babasız çocuk doğurma gibi edimlerle kadın yeni yerini aramaktadır. Sivil toplum örgütlerinin desteği ile yüzlerce yıl ötekileştirilen kadın merkeze kaymaya başlamıştır. Türk oyun yazarları doksanlı yıllarda özel televizyonculukla birlikte güç kazanan kadın hareketine kayıtsız kalmaz. Kadının konumuyla ilgili konuları oyunlarının temaları içine alır. Ancak ele aldıkları kadın tipleri ve temaları işleyiş biçimleri tamamlanmış bir kadın karakter çıkarmaya yeterli olmuş mudur? Bu çalışma bunun izini sürmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Derslerinde Ders Kitabı Dışında Görsel Öge Kullanmaya İlişkin Türkçe Öğretmenlerinin Görüşlerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16890</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16890</guid>
      <author>Ahmet AKKAYA</author>
      <description>Görsel okuryazarlık çağında görsel ögelerin Türkçe derslerinde kullanılması ve bu becerinin öğrencilere kazandırılması önemlidir. Bu araştırmanın amacı, Türkçe öğretmenlerinin derslerinde ders kitabı dışında görsel öge kullanmaya ilişkin görüşlerini belirlemektir. Bu amacı gerçekleştirmek için 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Adıyaman’nda görev yapan 24 Türkçe öğretmenine “Ders kitapları dışında görsel ögeleri kullanma sıklığınız nasıldır?”, “Ders kitapları dışında görsel ögeleri temin etme yollarınız nelerdir?”, “Ders kitabında yer alan görseller dışında derslerinizde kullandığınız görseller nelerdir?”, “Türkçe derslerinde görsel öge kullanmanın öğrenme-öğretmeye etkisi nasıldır?” açık uçlu soruları yöneltilerek araştırmanın verileri elde edilmiştir. Bu veriler, içerik analizi tekniğiyle incelenip Türkçe öğretmenlerinin % 45.9’unun Türkçe ders kitaplarında yer alan görseller dışında herhangi bir görsel kullanmadığı % 41.6’sının haftada birkaç kez, % 12.5’i ise çok az kullandığı tespit edilmiştir. Türkçe öğretmenlerinin görselleri internetten, özel yayınevlerinin CD’lerinden, gazete ve dergi küpürlerinden temin ettikleri ve bazı görselleri kendilerinin yaptıkları görülmüştür. Türkçe öğretmenlerinin, derslerinde resim, afiş, fotoğraf, kukla, renkli karton, oyun kartı, kartpostal, harita, grafik, animasyon ve karikatür kullandıkları ve bu görsellerin kalıcılığı sağladığı, anlam kurmayı geliştirdiği, ilgi ve dikkati arttırdığı, dersi eğlenceli hâle getirdiği ve derslerde zaman tasarrufu sağladığı tespit edilmiştir. Türkçe öğretmenlerine görsellerin öneminin kavratılacağı hizmetiçi kursların düzenlenmesiyle öğretmenlere görsel okuryazarlıkla ilgili verilerin sağlanabileceği Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir internet sitesinin kurulması ise bu araştırmanın önerileridir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede et- Katkısız Eyleminin Sözlüksel İşlevleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16836</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16836</guid>
      <author>Soner AKŞEHİRLİ</author>
      <description>Tek başlarına anlam içerikleri ve sözdizimsel üye yapıları olmadığı için katkısız olarak adlandırılan eylemler aynı zamanda birer biçimbilimsel türetme unsuru olarak kullanılmaktadır. Bu eylemler birlikte kullanıldıkları adın hem sözcük türünü hem de anlamını değiştirerek yeni bir sözlükbirim oluşturmakta ve böylelikle sözlüksel bir işlev yerine getirmektedirler. Bu çalışmada Türkçedeki et- eylemi bir katkısız eylem olarak değerlendirilmiş ve ODTÜ Ulusal Türkçe Derlem kullanılarak Türkçede bu eylemle kurulmuş katkısız eylem yapıları belirlenmiştir. Birer sözlükbirim olarak bu yapıların oluşumunda et- eyleminin hangi sözlüksel işlevleri yerine getirdiğini belirlemeyi amaçlayan çalışmada, söz konusu eylemin başlıca dört temel işlevle kullanıldığı belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sabahattin Eyuboğlu’nun Denemelerine Genel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16546</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16546</guid>
      <author>Berna AKYÜZ SİZGEN</author>
      <description>Hemen her konuda kaleme alınabilecek deneme, yazarına, kişisel görüşlerini ifade etme açısından oldukça geniş bir olanak sağlar. Bununla birlikte, günlük konuşma diline yaslanması, yazarına dile getirilen düşünceleri kanıtlama zorunluluğu yüklememesi de denemeyi cazip kılan yönlerdendir. Tüm bunlara rağmen, Türk edebiyatında denemenin geçmişi çok eskilere dayanmaz. Bazı yazarlarımızın da ifade ettiği gibi, bu durumda, ülkemizde eleştirel düşünce yaklaşımının geç gelişmiş olmasının da payı olduğu düşünülebilir. Dünya edebiyatında Montaigne’le birlikte anılan modern deneme, Türk edebiyatında Tanzimat döneminin özel gazetelerinde yer alan musahabelerle görülmeye başlar. Bu geç tanışmaya rağmen, özellikle Cumhuriyet döneminde edebiyatımızın pek çok isminin rağbet gösterdiği bir tür haline gelir. Ancak, Türk edebiyatında görülen denemelerin çoğu, şair, romancı ya da hikâyeci olarak tanınmış isimlere aittir. Edebiyatımızda “deneme yazarı” olarak tanınmış isimlerin sayısı azdır. Bu isimlerden biri de Sabahattin Eyuboğlu’dur. Deneme alanında edebiyatımızın oldukça üretken isimlerinden biri olan Eyuboğlu, edebiyattan siyasete, resimden mimariye kadar çok farklı konularda denemeler yazmıştır. Onun şiir ve sanatla ilgili denemeleri, ele aldıkları konular açısından, birbirinden farklı kitaplarda da inceleme konusu edilmiştir. Ayrıca, yazarla ilgili olarak düzenlenmiş sempozyumlar da bulunmaktadır. Çalışmanın Giriş bölümünde denemenin temel nitelikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın Gelişme bölümü, Sabahattin Eyuboğlu’nun denemeleri üzerine kuruludur. Bu bölümde yazarın denemeleri konu, işleyiş, dil ve üslup özellikleri gibi açılardan ele alınmıştır. Yazarın edebiyat, kültür, sanat, siyaset gibi alanlarda dikkat çeken düşüncelerine değinilmiştir. Kullandığı konuşma dili ve üslubu örneklendirilmiştir. Yazarla ilgili olumlu ve olumsuz bazı değerlendirmelere yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise, çalışmanın seyri içinde Eyuboğlu’nun denemeleri ve denemeciliğiyle ilgili olarak daha önce tespit edilen nitelikler üzerinde durulmuş ve yazarın deneme türünün önemli isimlerinden biri olduğu vurgulanmıştır</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türklerin Unutulmayan Dostu Muhammed İkbal</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16689</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16689</guid>
      <author>Mustafa Sarper ALAP</author>
      <description>Muhammed İkbal, Pakistan’ın en önemli şairlerinden birisidir. Ülkesinin bağımsız bir ülke olmasının temellerini atmıştır, fakat bu mutlu anı görememiştir. Çok iyi bir tahsil hayatı vardı, çocukluğunda eğitim için çeşitli zorluklarla karşılaşsa da eğitimini hiç aksatmadı, en iyi hocalar ona ders verdiler. Üniversite’de okumak için uzak yerlere gitti, üniversite sonrası tahsilini en iyi üniversitelerde yaptı, mezuniyetten sonra hukuk alanında çalıştı ve vefatına kadar avukatlık mesleğini sürdürdü. Hindistan’da yaşayan Müslümanların sesi oldu, Pakistan’ın kurulmasında çok büyük katkısı oldu. Muhammed İkbal Türkleri çok severdi ve Türklere karşı çok büyük bir ilgisi vardı, bu sevgi ve ilgi öylesine büyüktü ki ülkemizin karşılaşmış olduğu birçok savaşlarda ve zorluklarda hep yanımızda oldu. Belki kilometrelerce uzaktaydı ama ülkesinde Türklere yardımcı olmak için mitingler yaptı, Türkler için şiirler yazdı. Kurtuluş Savaşında ülkemizin düşmanlarla olan mücadelesinde Muhammed İkbal, bir kurban bayramı günü insanlara ülkemiz için dua etmelerini istedi. Muhammed İkbal bir Mustafa Kemal Atatürk hayranıydı ve her zaman Atatürk için övgü dolu konuşmalar yaptı, Atatürk’ün kahramanlıklarını halkına anlattı. O, aynı zamanda bir Mevlana Celaleddin Rumi hayranıydı, Mevlana’ya öyle bir bağlıydı ki adeta et ve tırnak gibiydiler. Aynı zamanda İkbal, ülkemiz şairi Mehmet Akif Ersoy ile sıkı bir dosttu. Dostlukları boyunca şiirlerini birbirlerine gönderdiler. Muhammed İkbal için ülkemizde yazılmış bir çok kitap ve onun eserlerinin Türkçeye çevrilmiş kitaplarına ülkemiz insanları ve araştırmacılar tarafından büyük ilgi gösterilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Said Paşa’nın Kaside-i Bürde Tahmisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16529</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16529</guid>
      <author>Vesile ALBAYRAK SAK</author>
      <description>Milattan önce V. yüzyıla kadar uzanan, Arap edebiyatının en parlak devrini oluşturan Cahiliye devri şiiri kaside, Arap şiirinin bilinen ilk ve en köklü nazım şeklidir. Kaside, Muallekat adı verilen ilk örneklerinden başlayarak edebiyatımıza intikal edinceye kadar birçok tecrübe geçirmiştir. Kaside-i bürde ve kaside-i bür'eler ise işlediği konu bakımından diğer kasidelerden ayrılıp kendi başlarına müstakil bir eser olma hüviyeti gösterirler. Adındaki ihtilaf yüzünden daima birbiriyle karıştırılan bu kasidelerden adını "bürde" isimli Cahiliye devrinden beri Arapların büründüğü ve yatarken örtündükleri bir çeşit yün hırkadan alan Kaside-i Bürde Ka‘b b. Züheyr'in Hz. Muhammed için yazdığı ünlü kasideye verdiği isimdir. Üzerinde çalıştığımız Said Paşa'nın Kaside-i Bürde'si de dahil olmak üzere diğer birtakım Kaside-i Bürde'ler ise Mısırlı Sûfî ve şair Muhammed b. Said el-Busîrî'nin Hz. Peygamber için yazdığı kasideler olupKaside-i Bür'e diye anılmakta ancak literatürde Kasidetü'l-Bürde diye tanınmaktadır. Busîrî'nin yazdığı El-Kevâkibü'd - düriyye Fi Medhi Hayri'l-Beriyye adını verdiği bu eserinin edebîyatımızda birçok tercüme, şerh ve tahmisleri bulunmaktadır. Diyarbakırlı Said Paşa'nın Kaside-i Bürde Tahmisi de bunlardan biridir. Sanatkâr bir aileye mensup olan, kâtiplik, mutasarrıflık gibi değişik devlet hizmetlerinde bulunan Said Paşa,bu görevleri yanında özellikle şiir üzerinde emek sarfetmiş, Busîrî'nin eserini üç dilde tahmis etmiştir. Birçok şairin Hz. Peygamber'in şefaatine nail olma düşüncesiyle yola çıktığı ve bir ibadet telakki ettiği Türkçe eserler, aynı mevzuları ana hatları paylaşmalarına rağmen şairlerin kültür seviyeleri, hayata bakış açıları ve şairlikleri güç ve kudreti nispetinde farklılıklar göstermektedir. Kendi kendini yetiştirmiş, uzak bir vilayette yaşamakla birlikte eserleri ve şiirleriyle kendini kabul ettirmiş dürüst bir devlet adamı olan Said Paşa da Hz. Peygamber sevgisini derinden yaşamış, bu tahmisiyle Kaside-i Bürde vadisinde eser veren şairler kervanına katılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dîvânu Lugâti't-Türk'te İnsanlar İçin Kullanılan Niteleyiciler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16649</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16649</guid>
      <author>Hanife ALKAN</author>
      <description>Dîvânu Lugâti't-Türk (DLT), Kaşgarlı Mahmud tarafından XI. yüzyılın ikinci yarısında Araplara Türkçeyi öğretmek için yazılmış, Türkçe madde başlı Arapça ansiklopedik sözlüktür. Türk dilinin zengin söz varlığını içinde barındıran, Türk dünyasının dilini ve kültürünü yansıtan en önemli kaynak eserlerden biridir. Eserde XI. yüzyıl Türk dünyasına ait toplumsal, kültürel, ekonomik, tarihî birçok unsuru bulmak mümkündür. Bu nedenle de tarihî süreç içinde Türk kültürünü ve medeniyetini bütün yönleri ile incelemek isteyen araştırmacıların en önemli başvuru kaynağı olmuş, yurt içi ve yurt dışında eserle ilgili pek çok çalışma yapılmıştır. DLT, her alanda olduğu gibi insanların birbirlerini çeşitli amaçlar doğrultusunda nitelemek üzere kullandıkları sıfatlar açısından da oldukça zengindir. Sıfatlar, iltifat ve hakaret olgularını içinde barındıran dil vasıtalarıdır. Sıfatlar vasıtasıyla insanlar birbirlerini övmüş ya da yermişlerdir. İnsanların birbirlerini nitelerken kullandıkları kelimelere göre toplumun değer yargıları ile ilgili fikir edinmek de mümkündür. Sıfatların kendilerinden sonra gelen adların çeşitli niteliklerini gösteren türüne niteleme; onları sayı veya belgisiz olarak, işaret ederek, soru sorarak belirten türüne belirtme sıfatı denir. XI. yüzyıl Türk kültüründe kadına, erkeğe, çocuğa, genel olarak toplumun bütün bireylerine hangi açılardan bakıldığı söz konusu sıfatlar vasıtasıyla daha iyi gözlemlenebilmektedir. Bu çalışmada da bireylerin toplumda üstlendikleri roller, birbirlerine bakış açıları sıfatlar açısından değerlendirilerek geçmişten günümüze kadar devamlılık arz eden değerler üzerinde durulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Adıyaman Yöresi Atasözleri Ve Deyimlerinde Gelin-Kaynana İlişkisi Ve Evlilik Konusu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16559</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16559</guid>
      <author>Muhammet Fatih ALKAYIŞ</author>
      <description>Geniş halk yığınlarının yüzyıllar boyunca geçirdikleri denemelerden ve bunlara dayanan düşüncelerden doğan atasözleri, ulusun ortak düşünce, kanış ve tutumunu belirtir. Anlatıma renk katan deyimler ise uzun sözleri kısa ve etkili bir yolla aktarabilmemizi sağlar. Bunlar; bir toplumun yaşayış biçimi, gelenek ve görenekleri, çeşitli inançları vb. konularda ipuçları veren önemli dil malzemeleridir. Çok eski bir yerleşim yeri olan ve günümüze kadar birçok kültüre ev sahipliği yapan Adıyaman, geleneksel kültürün yoğun olarak yaşandığı bir ildir. Türkçenin çeşitli ağızlarında olduğu gibi, Adıyaman ağzında da çok sayıda atasözü ve deyim yaşamaktadır. Atasözleri ve deyimlerimizde evlilik konusunun, özellikle de gelin-kaynana ilişkisinin ayrı bir yeri vardır. Adıyaman yöresinde, gerek gelin-kaynana ilişkisini ele alan gerekse evlilik konusunu işleyen atasözleri ve deyimlere sık rastlanır. Bunların bazılarında konu üstü kapalı bir şekilde anlatılırken bazılarında da açık ve keskin bir dil kullanılmaktadır. Gelin-kaynana ilişkisini ele alan atasözleri ve deyimlerde “acımasızlık, çaresizlik, feryat, fesatlık, fırsatçılık, geçimsizlik, pişmanlık, saygı, şikâyet, talih-talihsizlik, kışkırtma” konuları işlenirken; evlilik konusunu ele alanlarda “akrabadan kız alma, bacanak sevgisi, bencillik, değer verme, evlilik sonrası davranış değişikliği, geçim sıkıntısı, gösteriş, güven, hor görme, iyi geçinme, kız alınacak aile, korku, sağlık, talih-talihsizlik, umduğunu bulamama, yeme-içme, yeniden evlenme, yiğitlik, zamanında evlenmemenin doğurduğu olumsuz sonuçlar, zenginlik” kavramları ele alınmaktadır. Bu çalışmada, konuyla ilgili olarak, Adıyaman ağzında kullanılan 34 atasözü ve 9 deyim çeviri yazı işaretleri ve Türkiye Türkçesindeki karşılıklarıyla birlikte verilmiş; aynı zamanda her biri için de kaynak kişi gösterilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>L’enseignement/Apprentissage D’une Langue Etrangère Aux Jeunes Enfants</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16618</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16618</guid>
      <author>Melek ALPAR</author>
      <description>Yabancı Dil Öğretimi’nin tarihsel gelişimini dikkate aldığımızda, yabancı dil öğrenen kişilerin ihtiyaçlarına göre sürekli olarak değişim içinde olduğunu gözlemliyoruz. Bu bağlamda dil öğretimi alanında, mesleki alanda çalışanların ve öğrencilerin, ülkeler ve farklı kültürler arasındaki karşılıklı değişimi, “Avrupa ortak ölçütler çerçevesi” metninin doğuşuna yol açmıştır. Avrupa Konseyi’nin ihtiyaçlarına cevap veren Avrupa ortak ölçütler çerçevesi metni, çok dilliliği ve çok kültürlülüğü, insanlar arasındaki iletişimi, karşılıklı anlayışı ve hoşgörüyü desteklemekte bunun yanı sıra hoşgörüsüzlüğe ve ırkçılığa karşı da etkin bir biçimde mücadelesini sürdürmektedir. Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerde, en azından iki yabancı dile hâkim olma, üçüncü ve hatta dördüncü seçmeli yabancı dillerin de bilinmesi, hiç kuşkusuz önlenemez bir gereksinimdir. Yabancı dil eğitim ve öğretiminde, bu bakış açısıyla bireylerin yetişkin oldukları zaman bilmeleri beklenen en az iki yabancı dilin eğitim ve öğretimi için, zaman kaybını önleyebilmek amacıyla küçük yaşlardan itibaren farklı dil ve kültürlerle tanıştırılmaları tercih edilir. Zira küçük çocukların yabancı dil öğrenebilme yetileri, son derece yüksek ve verimli bir düzeyde bulunmaktadır. Yabancı dil eğitim ve öğretiminden sorumlu olan biz öğretenler, çocukların yabancı dillerle erken çocukluk dönemlerinde, anaokulu ya da en geç ilkokulda tanışmaları gerektiğini doğru buluyoruz. Zira söz konusu dönemde çocukların zihinsel algıları son derece açık olmakta, ses organları yabancı dile özgü sesleri daha kolay bir biçimde çıkarabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında çocuklara yabancı dil eğitim ve öğretiminde, oyunların, tekerlemelerin ve şarkıların kullanımını öneriyoruz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Edebiyatında Unutulan Sesler: 12 Eylül 1980 Askeri Darbe Sonrası Türkiye’de Yazılan ‘Hapishane Edebiyatı’na Analitik Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16326</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16326</guid>
      <author>Ahmet ALVER</author>
      <description>12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında yazılan, darbeyi ve neticelerini konu alan ‘hapishane edebiyatı’, dönemin baskıcı zihniyetini anımsatması ve temsil etmesi sebebiyle edebiyat otoritelerince gözardı edilmiş, 80’li yılların kanonize olmuş edebi eserlerinin aksine tam anlamıyla edebi ürün olarak kabul görmemiştir. Bu sebeple eserler, edebi yönleri ve sanatsal kaliteleri ile incelenip değerlendirilmemiş; eleştirmenlerin duymak istemediği ortak bir sesi temsil etmeleri sebebiyle de dikkate değer görülmeyerek Türk edebiyat tarihi dışında tutulmuşlardır. Bu makale, 1980’li yıllar Türkiye’sinde mahkumlar tarafından kaleme alınmış; ancak dönemin yazılan diğer edebi eserleri arasında tam anlamıyla yer bulamamış ve kabul görmemiş romanlarına dikkat çekerek, hapishane edebiyatına yeni bir bakış açısı getirecek; bu eserlerin o dönemde neden geçerli bir edebiyat ürünü olarak kabul edilmediklerini inceleyerek 12 Eylül’ün içyüzünün anlaşılmasında oynadıkları rolü göstermeyi hedeflemektedir. Çalışma ilk olarak, 1970 ve 80’li yıllar Türkiye’sinin genel siyasi gelişmelerine ışık tutacak; ikinci olarak, 80’li yıllarda darbe sonrasında kaleme alınan hapishane edebiyatını genel hatlarıyla ele alarak okuyucuya sunacak; üçüncü aşama olarak, Belge Yayıncılık’tan çıkan ve cezaevlerindeki yazınsal direnişi simgeleyen ‘Yeni Sesler Serisi’ni inceleyip 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında mahkum edilen insanların sesine kulak vermek suretiyle bu sesi gün yüzüne çıkarıp, bunun etki gücünü gösterecek; çalışma son olarak da, A. Kadir Konuk’un ‘Çözülme’ ve Hüseyin Şimşek’in ‘Eylül Şifresi’ romanlarını inceleyerek, bu eserlerle 12 Eylül döneminin edebi analizinin kısmen yapılmasını amaçlayacak ve bundan sonra dönemle alakalı yazılacak çalışmalara da zemin oluşturmayı hedeflemeektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dünyası Düğünlerinde ‘Al Duvak’ Geleneği Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15828</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15828</guid>
      <author>Adem AYDEMİR</author>
      <description>Gelenek ve görenekler, bir milletin iç dünyasını, hayata bakışını gösteren eşi bulunmayan zenginlik kaynağıdır. Bunlar, bir halkın tarihini, insanlığın en eski tarihte oluşan görüşlerini ve fikir aşamalarını öğrenmede de eşi bulunmaz bir araç sayılır. Doğum, evlilik ve ölüm insan hayatındaki en önemli geçiş törenleri olarak değerlendirilir. Bir toplumun tanınmasında ve yapısının ortaya konulmasında folklor çalışmalarının önemli bir yeri vardır. Bu sebeple, makalemizde geçiş dönemleri olarak tanımlayabileceğimiz, doğum, evlenme ve ölüm âdetlerinden sadece evlilikle ilgili önemli bir kavram olan ‘Al Duvak’ üzerinde durulacaktır. Kültürel süreklilik bağlamında değerlendirildiğinde, Türklerin İslamiyet öncesi dönem yaşam biçimlerini ve geleneksel manada birçok uygulamalarını İslamiyet sonrası dönemde de büyük ölçüde koruduğu görülür. Bunlardan İslâmî kaidelere uygun olmayanlar zamanla değişime uğramış, bazıları İslâmî kimlik kazanarak varlığını sürdürmüş, bazıları da tamamen ortadan kalkmıştır. Bu değişim, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra yayıldıkları geniş coğrafyanın ve bu geniş coğrafyada sahip oldukları farklı sosyo-ekonomik ve siyasi yapıların da etkisiyle Türk topluluklarında farklı düzeylerde gerçekleşmiştir. Toplumlar geleneklerini, uzun zaman içinde kazanırlar ve değişmeleri de zordur. Milletleri diğer milletlerden ayıran özelliklerden biri gelenektir. Bir toplumun devamlılığı için geleneklerinin yeni nesillerde yaşatılması önemlidir. Günümüzde kullanılan gelin kıyafetlerinin kültürel temellerinin tespiti bu bakımdan önem taşımaktadır. Makalemizde bu kavramlardan hareketle Türkiye ve Türk dünyasındaki kültür birliği mukayeseli bir şekilde ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İki Dilli Türk Öğrencilerin Yazılı Anlatım Becerilerine Yönelik Bir Durum Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16677</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16677</guid>
      <author>İ. Seçkin AYDIN</author>
      <description>1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’den başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerine çalışmak üzere giden birçok işçi bulunmaktadır. Yaklaşık 50 yıllık bu zaman diliminde sosyal ve kültürel problemler de ortaya çıkmıştır. Bu problemlere bağlı olarak Avrupa’ya gidip çalışan kesimin eğitim problemleri de göze çarpmaktadır. Aile içi iletişimde Türkçenin, çevre ve okulda o ülkenin dilinin baskınlığı iki dilli bir yaşamı zorunlu hâle getirmiştir. İki dillilik dilbilimsel açıdan bir problem olarak görülmez; ancak yeni kuşağın kendi ana dillerinden uzaklaşması bakımından bir sorunu işaret etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Almanya’dan gelen üniversite öğrencilerinin Türkçe yazılı anlatım becerilerine yönelik yaptıkları yanlışları saptamaktır. Araştırma, nitel araştırmaya bağlı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın desenini durum çalışması oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcı grup, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Almanca Öğretmenliğinde öğrenim gören 16 öğrenciden meydana gelmektedir. Katılımcı gruptan birer hafta arayla bilgilendirici ve öyküleyici metin oluşturmaları istenmiştir. Toplam 32 metin yazım ve noktalama yönünden analiz edilmiştir. Araştırma, iki dilli Türk öğrencilerin Türkçenin yazım ve noktalamasına ilişkin ciddî problemler yaşadığını göstermektedir. Özellikle ses bilgisi, şekil bilgisi, anlam bilgisi ve söz dizimsel yanlışlıkların yüksek oranda olması, Türkçe yazılı anlatıma ilişkin sorunları işaret etmektedir. Yazılı anlatımla ilgili sorunların kaynağında, Türkçeye yeteri kadar hâkim olamamanın yanında Almancanın da etkisi olduğu görülmektedir. Bu noktada Ana dilleri Türkçe olan öğrencilerin kendi kimliklerini ve kültürel değerlerini sürdürebilmesi, Türkçe becerilerinin geliştirilmesine de bağlıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yaratıcı Drama Etkinliklerinin Türkçe Öğretmen Adaylarının Konuşma Becerilerine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16858</guid>
      <author>Murtaza AYKAÇ, Gökhan ÇETİNKAYA</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, yaratıcı drama etkinliklerinin öğretmen adaylarının konuşma becerilerine etkisini ortaya koymaktır. Araştırma ön test-son test deney gruplu desen kullanılarak deneysel modelde gerçekleştirilmiştir. Araştırma, deney grubunda 16, kontrol grubunda 15 öğretmen adayı olmak üzere toplam 31 öğrenci ile yürütülmüştür. Nicel verilere, “Konuşma Becerisi Puanlama Anahtarı” ölçme aracı ile ulaşılmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS programında çözümlenmiştir. Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre, deney grubunda uygulanan yaratıcı drama etkinliklerinin, kontrol grubunda düz anlatım yoluyla uygulanan etkinliklere göre öğretmen adaylarının konuşma becerilerini istatistiksel olarak anlamlı derecede arttırdığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Metinlerarası İlişkiler Örüntüsünde Nâ’ilî-i Kadîm’in Şiiri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16273</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16273</guid>
      <author>Timuçin AYKANAT</author>
      <description>Nâ’ilî, on yedinci yüzyıl klâsik Türk şâirleri arasında ayrı bir öneme sâhiptir. Geleneğin kendisine yüklediği birikimi, geleceğe ulaştırmada bir köprü görevi üstlenmiş gibidir. Şiirini özgünlüğünü yitirmeksizin çok farklı kaynaklardan beslenerek oluşturmuştur. Onun şiirinde; geleneğin getirdiği hemen tüm değerleri, kendinden önce şiir yazan şâirlerin şiirlerinden esinlenme ve etkilenmeleri, çok çeşitli alıntılamaları, yüzyıllar boyunca işlenilmiş ortak rediflerin yarattığı klişe çağrışımları, kendi şiir dünyâsının oluşturduğu benzer içerikli şiirsel yapıları, islâm ve tasavvuf kaynaklı söylemleri, alışılmış ya da eşine az rastlanır mazmûna dayalı kullanımları, Sebk-i Hindî’ye ilişkin ifâdeleri, klâsik şâirin zihninde yer edinen ortak tasavvurları, farklı bilim dallarının, söz gelimi astronominin sunduğu terminolojik edinimleri, tabiat, mûsıkî, okçuluk ve oyunlara ilişkin unsûrlar ekseninde biçimlendirilmiş anlamsal yapıları; halk kültürü, edebiyatı ve söyleyişinden kesitleri, geleneksel anlatı formu niteliği taşıyan mesnevîlerde görülen öyküleyici anlatım özellikleri ve üslûpsal değerleri bulmak mümkündür. Şu hâlde Nâ’ilî-i Kadîm’in şiiri, klâsik Türk şiiri bağlamında; olabildiğince geniş perspektifte düşünülüp değerlendirilmesi gereken ve metinlerarası bir okumayla sağlıklı temellere dayandırılabilecek bir örnekçe niteliği taşımaktadır. Bu makale ile metinlerarası ilişkiler örüntüsünde Nâ’ilî-i Kadîm şiirinin bileşenleri saptanılmış, söz konusu bileşenler, ilgili şâirin şiirlerinden örnekler verilerek değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda; klâsik Türk edebiyatı metinlerinin koşut ve eşzamânlı okumalarının yapılmasının gerekliliği ve özelde Nâ’ilî’nin eşsiz söylemleriyle ortak materyalleri nasıl kendileştirdiği dikkatlere sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Güncel Sistemden Estetik Eğitimine Bir Öneri: Görsel Kültür Kuramı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16700</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16700</guid>
      <author>Aygül AYKUT</author>
      <description>Görsel kültür kavramı güncel sisteme uyarlanan, bireyden topluma dek yayılan, kitle iletişimin yarattığı teknoloji temelli bir yenidünya anlayışı ve işleyişine işaret ederek, günlük yaşamdan sosyo-politik ilişkilere, çevre ve siyasete dek genişleyebilen küresel kültürün toplum üzerindeki müdahalesini temsil eder. Güncel Sistem bilgisayar işletim dilinde sıklıkla kullanılır. Daha özel anlamıyla ise, şimdiki zaman diliminde ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelen, etkileşen anlamlı elemanlar topluluğudur. Araştırmada, Güncel Sistem günlük yaşamda bulundukları dizgede toplum yapısında müdahale yaratan ve kültürel anlayışın sınırlarında incelenen belirgin özellikleri vurgulamak için seçilmiştir. Bu anlamıyla terim sanat eğitimi alanında kültürel modları oluşturan görsel elemanları ve onun şekillendirdiği yapıyı kapsar. Böylece güncel sistem görsel kültür yoluyla zorunlu değişimlerin yaşandığı sanat ve estetik eğitim kavramlarını daha da önemli hale getirir. Eğitimle sanatı bir araya getirmek zordur çünkü birbiriyle sıklıkla çelişen iki uygulama biçimini kapsar; eğitim beklenen öğrenme çıktılarını, sanat ise beklenmeyeni başarmayı amaçlar. Ancak bu noktada sanat eğitim kuramının potansiyel katkısı ve kuramın ciddiyetini meşrulaştıran güncel sistemin geniş kapsamını anlamak oldukça önemlidir. Yenidünya düzeninde güncel sistem görsel kültürle analojik bir ilişki içindedir, hatta neredeyse yapısı ona eşdeğerdir. Bu nedenle güncel sistemden görsel kültüre bakmak aynı zamanda küresel kültürün toplumsal göstergelerini ve etkilerini belirlememize yardımcı olur. Araştırmada görsel ve günceli anlamlandırmada kullanılan sistem değişen paradigmalar doğrultusunda ele alınarak görsel kültür kuramı ve kültürel çalışmalarının estetik eğitim üzerine etkileri ve beklentiler tartışılmaktadır. Araştırma verileri tarama yoluyla elde edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doğu Türkçesiyle Yazılmış Bir Mecmua I: Şair Hayâî ve Şiirleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16622</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16622</guid>
      <author>Fatih BAKIRCI</author>
      <description>Doğu Türklük alanına kaynaklık eden önemli malzemelerden biri de çeşitli konularda ve biçimlerde düzenlenen ve derlendikleri dönemin edebî beğenisini ortaya koyan mecmualardır. Bu mecmualardan biri de Millî Kütüphane’de bulunan ve Doğu Türkçesiyle kaleme alınan manzum-mensur metinlerin bir arada olduğu 06 Mil Yz A 1692/2 numaralı yazma eserdir. Çalışmamızın konusunu, bu mecmuada yer alan ve adını yazdığı gazellerindeki mahlasından belirlediğimiz şair “Hayâî” ve şiirleri oluşturmaktadır. Çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölüm olan Giriş’te önce Hayâî’nin şiirlerinin bulunduğu yazma tanıtılmış, şair Hayâî ve şiirleri hakkında bilgi verilmiş; ayrıca şiirlerin yazım ve dil özellikleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm olan Metin ve Türkiye Türkçesine Aktarma’da Arap harfli Türkçe metnin çeviri yazısı yapılıp şiirler Doğu Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Üçüncü bölüm Dizin-Sözlük’te şiirlerin söz varlığı ortaya konulmuş; Tıpkıbasım bölümünde ise üzerinde çalışılan yazma eserin, Millî Kütüphanedeki nüshasının tıpkıbasımı verilmiştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmen Adaylarının Tasavvufa İlişkin Metaforları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16809</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16809</guid>
      <author>Tuğrul BALABAN, Mehmet YAPICI</author>
      <description>Tasavvuf, dinî bir yapıdır. Tasavvuf, bireyin öz varlığını terbiye etmesini sağlayan bir müessesedir. Genellikle “mistisizm” kavramı ile birlikte anılır. Hatta bazen bu kavramın yerine kullanılır. Bu iki unsur birbirlerinin yerine kullanılıyor olsalar da kavram karşılıkları ve işlevleri bakımından birbirlerinden ayrıldıkları görülür. Mistisizmin dünyaya yönelik akılcı yaklaşımı karşısında tasavvufun doğrudan Allah’a yönelik teslimiyetçi yönü iki kavramı temelde birbirinden ayırır. Dolayısıyla tasavvufu bir “din felsefesi” olarak kabul etmek ve akılla doğrudan ilişkilendirmek de bu açıdan doğru bir yaklaşım olmayabilir. Bu araştırma, Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümüne devam eden öğrencilerin tasavvufa ilişkin sahip oldukları algıları, metaforlar yardımıyla ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu araştırmada nitel araştırma desenlerinden "olgu bilim" kullanılmıştır. Bu amaçla, öğretmen adaylarından tasavvufa ilişkin metafor üretmeleri istenmiştir. Araştırmanın katılımcılarını, Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği bölümünde okuyan 95 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada, öğretmen adaylarından “Tasavvuf….….gibidir, Çünkü;………” şeklinde oluşturulmuş anket doldurmaları istenmiştir. Araştırma sonunda, katılımcılar tasavvufa ilişkin toplam 48 adet geçerli metafor üretmişler ve toplamda 2 temel kategori ortaya çıkmıştır. Bu kategoriler; somut bir olgu olarak tasavvuf ve soyut bir olgu olarak tasavvuf şeklinde belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Atasözlerinin Kalıpsallığı Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16470</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16470</guid>
      <author>Uğur BAŞARAN</author>
      <description>Atasözleri, ait oldukları milletlerin ortak bilinçaltlarını yansıtan anonim ürünlerdir. Bir milletin nelere ağlayıp nelere güldüğünü, nelere kızıp nelerden mutlu olduğunu o milletin atasözlerine bakarak görebilmek mümkündür. Atasözleri, halk içinde en çok kullanılan “konuşmalık dokuma” olma özelliği gösteren ve ilk söyleyeni belli olmayan bir türdür. Yüzyıllar, hatta bin yıllar içinde “ata” tecrübelerinin birikiminin bir sonucu olarak karşımıza çıkan atasözleri üzerinde bugüne kadar yapılan çalışmalar çoğunlukla “dilbilim” merkezli olmuştur. Derleme ve bu derlemelerin ağız özelliklerinin araştırıldığı bu çalışmaların gerekliliği elbette ki tartışılmazdır ancak atasözleri üzerinde “halkbilimi”nin tasnifçi, tahlilci ve uygulamacı bakış açılarıyla yapılan/acak çalışmalara bizce daha çok ihtiyaç vardır. Bu çalışmalar neticesinde Türk halkının hangi durumlarda ne tür davranışlar geliştirdiği gözlenebilir. Böylelikle de Türk halk felsefesi daha iyi anlaşılabilir. Bunun neticesinde de yüzyıllar içinde büyük oranda ‘söz’ ile oluşturduğumuz geleneksel kültürümüz daha donanımlı hale gelir. Zaten temelde çok kuvvetli bir geleneğe sahip olan Türk sözlü kültürü, üzerinde yapılan bu şuurlu çalışmalar neticesinde çok daha kuvvetli hale gelir. Böylesine kuvvetli bir kültürün de erozyona uğrama, yozlaşma, baskın kültürlerin boyunduruğu altına girme ve yok olma gibi tehlikelerle karşı karşıya kalması gibi bir durum söz konusu olamaz. Biz bu çalışmamızda yukarıda söz konusu edilen ihtiyaca bir nebze de olsa karşılık vermek amacıyla çeşitli kaynaklardan (Nurettin Albayrak-Türkiye Türkçesinde Atasözleri, Özkul Çobanoğlu- Türk Dünyası Ortak Atasözleri Sözlüğü, Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler I-II, Ömer Asım Aksoy- Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü- 1. Atasözleri Sözlüğü, Ahmet Yanar- Hayvan Motifli Atasözleri ve Deyimler, Alptekin Güven-Dünya Atasözleri ve Ahmet Şükrü Esen Defterleri) tespit ettiğimiz bazı atasözlerinin çeşitlenmelerini göstermeye çalışacağız. “1. dereceden”, “2. dereceden” ve “3. dereceden” olmak üzere bu metinlerin üç farklı yoğunlukta ve seviyede varyant metinlerinin ortaya çıkabileceğini savunduğumuz bu çalışmamızda toplamda 100 atasözü metninin çeşitlenmesini ortaya koymaya çalışacağız. Bu sayede bu metinlerin de tıpkı “gelenek”li şiirlerde olduğu gibi çeşitlenebileceğini, değişebileceğini ve türler arası alışverişte kullanılabileceğini göstermiş olacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almanya'da Türkler ve Türkçe</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16514</guid>
      <author>Beytullah BEKAR</author>
      <description>Dünyanın en eski ve en çok kullanılan dillerinden biri Türkçedir. Dünyada 200 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Türkçe kimi ülkelerde devlet dili, kimi yerlerde resmi dil ve kimilerinde ise azınlık veya göçmen dili konumundadır. Avrupa Birliği, Amerika, Avustralya ve Afrika ülkeleri Türkçenin göçmen dili olarak kullanıldığı ülkelerdir. Çeşitli nedenlerle yerli coğrafyalarını terk ederek başka ülkelere göç eden ve bulundukları siyasal coğrafyadaki resmî dilden veya çoğunluğun dilinden farklı bir dili konuşan toplulukların diline göçmen dili denilmektedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkan Almanya, endüstrisini hızla geliştirmeye başlamış, gelişen endüstri beraberinde iş gücü açığını ortaya çıkarmıştır. Almanya işçi açığını kapatmak amacıyla önce İtalya’yla anlaşma yapmış fakat zamanla işçi açığının büyümesiyle ilerleyen yıllarda Türkiye, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Tunus gibi ülkelerle de anlaşmalar yaparak işçi açığını giderme yoluna gitmiştir. 1960 yılından itibaren Türkiye’den gitmeye başlayan işçilerle Almanya, Türkçenin bir göçmen dili olarak konuşulduğu ülkelerden biri olmuştur. 1961 yılında 6.800 civarında Türk Almanya’da yaşarken 2013 yılında 3 milyona yakın Türk Almanya’da yaşamaktadır. Almanya’nın uyguladığı politikalar neticesinde Türkçenin geleceğinden endişe duyulmaya başlanmıştır. Almanya’da eyaletler bazında farklılıklar olmakla birlikte genel olarak Türkçe ve Türk Kültürü dersi haftada 2 ila 5 saat arası ek ders şeklinde yapılmaktadır. Çoğu yerde ise çeşitli bahanelerle Türkçe derslerine yasaklar getirilmekte, Türk çocuklarının Türkçe ile ilişkilerinin sadece aile içinde konuşulan Türkçeyle sınırlı kalması istenmektedir. Bu durum iki dilliliğin aksine yarım dilliliğe neden olmakta, yarım dillilik ise kişilik gelişimini olumsuz etkilemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Türkçede Geçen “yiçe” Kelimesinin Kökeni Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16448</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16448</guid>
      <author>Ertan BESLİ</author>
      <description>Bu makaleye konu olan yiçe kelimesi Eski Türkçe döneminde çeşitli yazıtlarda tespit edilmiştir. Çalışmamıza konu olan bu kelime köken bilim sahasının temel eserlerinde taranmıştır. Söz konusu şekil Orta Türkçe ve sonrasında tarihî ve çağdaş Türk şive ve lehçelerinde kullanılmamıştır. Bu kelime ile Eski Türkçe döneminden beri aynı anlamlarda kullanılan yeme ve yana kelimelerinin daha sonraki dönemlerde kullanımları devam etmiştir. Bu çalışmada Çağdaş Rusça еще [yişo], [yişço] kelimesi ve aynı kelimenin diğer Slav dillerinde Eski Slavca döneminden beri kullanılan türevleri ile yiçe kelimesinin birleştirilmesinin köken bilimin önemli bulgularını sağlayan art zamanlı karşılaştırmalı dil bilim yöntemini kullanarak ses, yapı ve anlam bilim yasalarına göre mümkün olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırmamızın amacına ulaşabilmesi için öncelikle incelenen kelimenin yer aldığı Eski Türk alfabesi ile yazılmış metinler verilmiştir. Sonra bu metinlerin çeşitli çalışmalarda yer alan çeviri yazı karşılıklarına ve de günümüz Türkçesine aktarımlarına yer verilmiştir. Daha sonra ise bu metinlerde yiçe kelimesinin anlamları tespit edilmiştir. İncelenen kelimenin Rusça ve diğer Slav dillerinde yer alan karşılıkları yabancı dillerde yayımlanmış köken bilgisi sözlüklerinde ve diğer çalışmalarda belirlenip köken bilimin önemli ayakları olan ses, anlam ve yapı bilgisi yönünden yiçe kelimesi ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmanın yönteminin uygulanması sırasında yiçe kelimesinin geçtiği Orhun Yazıtlarında yer alan Kül Tigin Doğu 16 yüzünün çeviri yazı sistemine ve günümüz Türkçesine aktarımlarında da bazı farklar tespit edilmiştir. Bu bağlamda bazı düzeltmeler de önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransa’nın Suriye Mandater Yönetimi Müfettişlerinden Pierre Bazantay Gözüyle Yakındoğu’da Bir Milliyetçi Çatışma Alanı: İskenderun Sancağı (1934-1939)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16810</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16810</guid>
      <author>Haktan BİRSEL, Olcay ÖZKAYA DUMAN</author>
      <description>Atatürk tarafından Misak-ı Milli hudutları içinde ifade edilen İskenderun Sancağı, Milli Mücadele döneminin olağan üstü ortamında başlangıçta Türkiye sınırları dışında kalmış olsa da hiçbir zaman Türkiye’nin ilgi alanından çıkmamış ve uygun siyasi konjonktürün oluşması beklenilmiştir. Beklenen ortam da 1934 yılından itibaren belirginlik kazanmaya başlamıştır. Fakat Fransa’nın 1936 yılından itibaren mandater yönetimi bırakma temayülü göstermesi ve bu topraklarda Sancak bölgesini içine alan bir Suriye ve daha güneyde bir Lübnan devleti oluşturma projesi kapsamında detayların ifade edilmesi ile beraber bizzat Atatürk tarafından şekillendirilen ve Sancak Türkleri ile koordineli yönlendirilen örnek seviyede bir dış politika uygulaması gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla 1936-1939 yılları arasında İskenderun Sancağında çok üst seviyelerde bir demografik/ politik güç mücadelesi sergilenmiştir. Bu mücadele, ayrıntılı olarak dönemin Fransız eğitim müfettişi Pierre Bazantay tarafından kaleme alınmış ve Sancak Türklerinin Atatürk Türkiye’si önderliğinde verdiği mücadele anlatılmıştır. Hatay’ın bağımsızlık, Türkiye’ye iltihak ve kültür mücadelesinde son derece etkin bir role sahip olan basınına da değinen rapor, dönemin manda idaresinin bu yolla yürütülen ve geliştirilen mücadeleye karşı uyguladığı sansür ve engellemelere de dikkat çekerek dönemle ilgili bilgiler vermektedir. Bu anlamda olayların kimi bölümlerde olduğu gibi aktarıldığı dikkat çekici bir durumdur. Manda idaresi bünyesinde Fransa hükümetince bölgede Maarif müfettişi olarak atanan Bazantay’ın olaylara yaklaşımı ve faaliyetlerine de yer veren rapor, dönem olaylarına farklı bir açıdan yaklaşma hususunda önemlidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırgızistan'da Bir Etnik Grup: Sart Kalmaklar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16504</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16504</guid>
      <author>Cengiz BUYAR</author>
      <description>Sart Kalmaklar, Kırgızistan’ın Karakol şehrinin çevresindeki Taş-Kıya, Çelpek, Burma-Suu, ve Börü-Baş adlı köylerde yaşayan etnik bir gruptur. 19. yüzyılın sonlarına doğru Doğu Türkistan’da yaşadıkları Tekes bölgesinden göç ederek Karakol şehrinin bulunduğu Aksu bölgesine gelirler. O yıllarda bölgeye hâkim olan Rusya ile Çin arasında yapılan sınır antlaşmasından sonra da günümüzde yaşadıkları köylere ve civarlarına yerleşerek burada kalırlar. Onlarla ilgili ilk araştırmalar 1930’lu yıllara dayanır. Sart Kalmakların etnik olarak Oyrat boylarına ait oldukları ileri sürülür. Etnik kökenleri ile ilgili mesele bugüne kadar en tartışmalı konulardan birini teşkil eder. Bunun yanında diğer bir tartışmalı mesele de onların adlandırılması meselesidir. Bu doğrultuda bu çalışmada Kalmaklar ile ilgili etnik ad meseleleri üzerinde de durulacak ve izahlar yapılmaya çalışılacaktır. Sovyetler Birliği dönemindeki bazı kaygılardan dolayı Kalmaklar’ın kendilerini resmen Kırgız olarak kayıt yaptırmaları onların Kırgızlara adaptasyonunu daha da ilerletmiştir. Günümüzde Sart Kalmakların hemen hemen tamamı müslümandır ve Kırgızca konuşurlar. Bağımsızlık sonrasında Kırgızistan’da etnik kimliklerin ön plana çıkması ile birlikte Sart Kalmaklar’a olan ilgi de artmıştır. Onların yaşadıkları tarihî süreç Orta Asya’daki farklı etnik grupların incelenmesi açısından bir model teşkil etmektedir. Bu çalışmada bilhassa bölgede yapılan saha çalışmalarının da neticeleri doğrultusunda Sart Kalmakların etnik kökenleri, tarihleri, Kırgızistan’a göçme süreçleri, yerleştikleri bölgeler ve günümüzdeki durumları gibi meseleler ele alınacak ve incelenmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>On Sekizinci Yüzyıldan Bir Kırkambar: Elîfîzâde Feyzî Mecmuası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16816</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16816</guid>
      <author>Fatma BÜYÜKKARCI YILMAZ</author>
      <description>Edirneli Elîfîzâde Feyzullah Efendi / Feyzî (ö. 1179/ 1765), tahsilini Edirne’de tamamlamış, ardından İstanbul’da bulunmuş, Banaluka kazasınnda görevliyken vefat etmiştir. Kaynaklara göre şiir ve inşada akranlarından üstündür, tarih düşürmede oldukça başarılıdır, fakat şiirleri yeterince bilinmemektedir. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Şevket Rado Yazmaları ŞR 484 numarada kayıtlı mecmuada Elîfîzâde’ye ait bazı kayıtlar ve bir mühür bulunur. Ayrıca bu mecmuanın Bursa’da yazıldığı kayıtlıdır. Bu mecmuada Elîfîzâde Feyzî’nin bazı tarih manzumeleri ile diğer bazı şiir ve beyitleri yer alır. Tarih manzumeleri, yeni yılın gelmesi, bayram tebriği, Bursa’daki çeşme ve hamam, bazı kişilerin paye almaları, III. Mustafa’nın tahta çıkışı hakkındaki şiirlerdir. Elîfîzâde tarafından hazırlanan bu mecmuada başka şairlere ait beyitler yanında konusal olarak bir araya getirilmiş beyitler de bulunur: kerem, kaplıca, ayna, kalem, müzik, gül ve bülbül, şem‘ gibi. Mecmua ayrıca fal, astronomi (gurre-nâme) gibi konularda mensur metinler de içerir. Hem derleyicisi belli olan hem de içinde barındırdığı metinler açısından karışık mecmualara örnek teşkil eden bu mecmua kişisel kullanım amacıyla kaydedilen şiirlerin yanı sıra şiirleri hakkında bilgi sahibi olunmayan bir şairin, Feyzî’nin şiirlerini içermesi bakımından önemlidir. Bu makalede ilk olarak mecmuanın derleyicisi Elîfîzâde Feyzî hakkında bilgi verilecek, ardından mecmuanın fiziksel özellikleri tanıtılacaktır. Daha sonra mecmuanın içeriğine geçilecek, Elîfîzâde Feyzî’nin mecmuada yer alan şiirleri, dikkati çeken diğer bazı manzumeler, konusal olarak sınıflandırılmış diğer şiirler ile mecmuanın içerdiği mensur risale ve metinler tanıtılacaktır. Bu mecmua örneğinden ve içeriğinden yola çıkarak hem bir şairi ve onun ilgi alanına giren edebiyat ve bilim alanını tanımak, okuma pratiğini ortaya koymak hem de Osmanlı kültür dünyasını kavramak imkânının olduğunu görmek mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Serbest Ve Yaratıcı Yazma Tekniğine Göre Oluşturulan Kompozisyonların Yazılı Anlatımın Niteliği Ve Puanlama Tekniği Açısından Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16746</guid>
      <author>Mehrali CALP</author>
      <description>Bu çalışmada, serbest yazma tekniği ve yaratıcı yazma tekniğiyle oluşturulan kompozisyonlarda yazılı anlatımın niteliği açısından farklılık olup olmadığı üzerinde durulmaktadır. Kendine has öğretim teknikleri bulunan yazılı anlatım becerilerini kişinin kişisel çabasıyla öğrenmesi oldukça zordur. Yazı yazarken düşünceleri dil kurallarına uygun cümleler şeklinde sıralamak yanında; tabilik, şahsilik, sadelik, açıklık, akıcılık ve duruluk gibi anlatım niteliklerine uygun yazmak da önemlidir. Bu beceri ve tekniklerle donatılan öğrenciler, duygu, düşünce ve tasarımlarını daha etkili ve amaca uygun olarak anlatabilirler. Bu çalışmayla on birinci sınıf öğrencilerinin serbest ve yaratıcı yazma teknikleriyle ürettiği kompozisyonlar arasında yazılı anlatımın niteliği açısından fark olup olmadığını ve kompozisyonların niteliğinin sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmaktadır. Bu amaçla alt ve üst olmak üzere iki farklı sosyo-ekonomik düzeydeki iki okul seçilmiştir. Diğer bir amaç öğrencilerin yazdıkları kompozisyonlara takdir edilen puanların okuyucu kitlesi ya da okuma biçimine göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu araştırma tarama modeline dayalı betimsel bir çalışmadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak doküman incelemesinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ağrı Merkezindeki liselerden sosyo-ekonomik bakımdan alt düzey durumdaki H. A. Lisesinde öğrenim gören 119 öğrenci ve sosyo-ekonomik bakımdan üst düzey durumdaki Ş. T. Lisesinde öğrenim gören 108 öğrenci oluşturmaktadır. Her iki liseden toplam 227 öğrencinin 86’sı serbest yazma tekniği, 141’i yaratıcı yazma tekniğine göre kompozisyon yazmıştır. Çalışmaya ait veriler, 5 ay ara ile iki aşamada toplanmıştır. İlk aşamada her kümedeki öğrenci grubuna serbest yazma tekniği hakkında gerekli bilgiler verilmiş ve onlardan bu çerçevede kompozisyonlar oluşturmaları istenmiştir. Bu işlem sonucunda araştırmanın ilk veri seti oluşturulmuştur. İkinci veri seti yaklaşık 5 ay sonra aynı okullardaki öğrenci grubundan elde edilmiştir. Bu kez öğrenci grubuna yaratıcı yazma tekniği hakkında gerekli bilgiler verilmiş, konu üzerinde beyin fırtınası yapılmış ve öğrencilerden yaratıcı yazma tekniğiyle kompozisyon yazmaları istenmiştir. Öğrencilerin serbest ve yaratıcı yazma teknikleriyle ürettikleri metinler ilk önce araştırmacının da içinde bulunduğu akademisyen grubu tarafından daha sonra uygulamanın yapıldığı okullarda çalışan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri tarafından analitik puanlama anahtarına göre incelenmiş ve her bir metin için iki farklı puan elde edilmiştir. Daha sonra tüm metinler uygulamanın yapıldığı okulların dışında görev yapan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerine okutulmuş; onlardan söz konusu bu metinlere 100 üzerinden analitik olmayan, toptan bir puan takdir etmeleri istenmiştir. Bu sayede söz konusu çalışma grubundan elde edilen iki veri seti üç farklı grup tarafından okunmuş ve puanlanmıştır. Bulgular, puanlama tekniğinin kompozisyonların ilk ve ikinci okuyuş puanlarında anlamlı bir farklılığa yol açmadığını, kompozisyonların holistik okuyuş puanlarında anlamlı bir farklılığa yol açtığını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca öğrencilerin yazma etkinliklerindeki başarıları üzerinde yazma tekniklerinin ve sosyo-ekonomik düzeyin etkili olduğu görülmektedir. Bu durum sosyo ekonomik düzey ve yazma tekniğinin yazılı anlatımın niteliğine etki ettiği sonucunu beraberinde getirmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erzincan Ağzından Derleme Sözlüğü'ne Katkılar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16544</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16544</guid>
      <author>Mahir CANKAYA</author>
      <description>Kitle iletişim araçlarının insan hayatına girmesiyle Türkiye Türkçesi ağızlarında kullanılan pek çok kelime, hızla kullanımdan düşmüş ve yazı dili gramer kurallarına yaklaşmaya başlamıştır. Ağızlardaki yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bu kelimelerin bir an önce kayda geçirilmesi gerekmektedir. Öyleki bu durum, Cumhuriyet tarihinin daha ilk yıllarından itibaren fark edilmiş ve Türk Dili Tetkik Cemiyeti öncülüğünde yürütülen Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi ile Türk dilinin kelime hazinesinin belirlenmesi çalışmalarına esin kaynağı olmuştur. Günümüzde ise gerek bu çalışmaların birikimi gerekse ilave edilen yeni bilgi ve belgeler ışığında ağızlardaki kelimelerin korunması adına önemli adımlar atılmaktadır. Bu vesileyle Derleme Sözlüğü, hem internet ortamına aktarılarak hem de Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü adıyla kitap şeklinde oluşturularak Türk dilinin kelime hazinesi koruma altına alınmıştır. Ancak Derleme Sözlüğü’nde hâlâ çeşitli hususlar bakımından yerini almamış pek çok kelime bulunmaktadır. Nitekim Derleme Sözlüğü’nün içerik olarak zenginleştirilmesine katkıda bulunmak ve birtakım eksikliklerinin giderilmesini sağlamak amacıyla akademik çalışmalar yayınlanmaktadır. Bu çalışma da ağız araştırmalarına ve Derleme Sözlüğü’nün içerik olarak zenginleştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla oluşturulmuştur. Böylece Erzincan’ın Tandırlı köyünde kullanılan fakat Derleme Sözlüğü’nde çeşitli hususlar doğrultusunda bulunmadığı tespit edilen yetmiş sekiz kelime, dört farklı başlık altında toplanarak yapı ve işlevlerine göre çeşitli alt başlıklarla verilmiştir. Çalışmamızda derlediğimiz kelimeler, soruşturmalar aracılığıyla belirlenip ses kaynına alınmıştır. Bunun yanında kelimelerin söyleniş özellikleri dikkate alınarak transkript işaretleriyle yazıya geçirilmesine dikkat edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mahtumkulu Firâkî’nin Şiirlerinde Muhtevâ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16658</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16658</guid>
      <author>Hasan CANKURT</author>
      <description>Meşhur Türkmen şair Mahtumkulu’nun şiirlerindeki muhtevaya bakıldığında samimi bir mutasavvıf; Dede Korkut gibi, halkının sorunlarını çözmeye aday âkil bir ozan; halkının dil bayrağını kaldırmayı şiar edinmiş bir önder; İslâm’ın ruhuna uymayan davranışların karşısında, İslâmî refleksleriyle hareket eden ve halkını aydınlatmaya çalışan hakikî bir dindar olduğu görülecektir. Ayetler ve hadisler nakletmekte, bu iki kaynaktan yaptığı alıntıları, manzum tercüme şeklinde verme noktasında başarılı olduğu anlaşılmaktadır. Mutasavvıf kimliğinin; bade içip âşık olması şekliyle, bulunduğu coğrafyadaki gelenekten, inanıştan etkilendiği ve sözlü geleneği güçlü Türkmen halkının beklentileri yönünde olduğu düşünülebilir. Deyimleri ve atasözleri çok kullanması; devamlı halkın içinde oluşundan, halkın düzeyine inip kendisini ifade etmek isteyişinden, halkın içinden çıkmış büyükleri derinlemesine incelemesinden kaynaklanır. Birçok şiirinde dünyanın faniliğini işlemiştir. Şaire göre; dünyada yüz binlerce insan ölmekte, bir o kadar insan da doğmaktadır. Aşk acısı çeken, riyazetle günlerini geçiren dervişler ve âşıklar olduğu gibi, gam ve üzüntü nedir bilmeyen insanlar da bulunmaktadır. Niceleri temiz bir yol üzere yaşarken, niceleri de yolunu kaybetmiş, günahlar irtikap etmektedir. Bazı şiirlerinde de tabiat varlıklarına seslenir. Aslında istiare yoluyla insanı kast eder. Dağlar, yüceliğine güvenip büyüklenmemeli; denizler, dalgalarına aldanmamalılar, bir gün gelir kuruyabilirler. Bu dünyada verilmeyen hesaplar, unutulmamalıdır ki kıyamette verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Asaf Hâlet Çelebi’nin Gözünden Necip Fazıl Ve ‘Kaldırımlar’ Parodisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16819</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16819</guid>
      <author/>
      <description>Modern Türk Şiirinin önemli şairlerinden Asaf Hâlet Çelebi, şiirlerinde tasavvuf, Hint felsefesi, Uzakdoğu dinleri gibi pek çok kaynaktan beslenmiştir. Modern mistik şair olarak döneminde haklı bir üne kavuşan şair, poetikasında da gelenek ve mistisizmi referans gösteren az sayıda şairden biridir. Şiirlerinde çeşitli kültürlere ait göndermeler, şiirlerin başka metinlerle ilişki kurmasını gerektirmiştir. Asaf Hâlet’in kültür şiirlerini anlamak bu metinleri çözmekten geçer. Asaf Hâlet, şiirlerinde kullandığı bu çeşitli göndermelerin yanı sıra parodi şiire de başvurmuş, parodi şiiri, tenkit vasıtası olarak kullanmıştır. Asaf Hâlet’in edebiyat tarihinde fazla değinilmeyen bir yönü, kendisi gibi mistik bir şair olan Necip Fazıl’la ilişkisidir. Asaf Hâlet, Necip Fazıl hakkında ağır eleştiriler yazmış, bu eleştiri yazılarında şiirlerinde ve diğer yazılarında görmediğimiz şekilde ağır bir üslup kullanmıştır. Necip Fazıl’ın mistikliğini ‘sahte’ bulan şair, “Kalp Şairi” ve “Sahte Eyüp Sultan Mistiği” adlı iki tenkit yazısı yayımlar. Her iki yazıda da Necip Fazıl’ın şiirlerini kullanarak hem şairliğini hem de şahsiyetini okuyucunun gözünde zayıflatmaya çalışır. ‘Romantik Gençliğim’ adlı şiirinde Necip Fazıl’ın ‘Kaldırımlar’ şiirine göndermelerde bulunur. Bugüne kadar, Asaf Hâlet’le ilgili çalışmalarda iki şiir arasındaki ortaklığa değinilmemiştir. Asaf Hâlet ana metin olarak aldığı ‘Kaldırımlar’ı ve ‘Kaldırımlar’ şairini eleştirmek için ciddi metni gülünçleştirme, basitleştirme yoluna gitmiştir. İki şiir arasındaki ilişki, biçim ve içerik yönüyle mukayese edilerek ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Musul'daA İtaatsiz Bir Zümre; Yabgulular</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16578</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16578</guid>
      <author>Derya COŞKUN</author>
      <description>Selçuk Bey’in vefatının ardından oğullarından Arslan Bey, yönetimi ele almış Karahanlıların taht mücadelelerinden faydalanarak yurt bulmayı amaçlamıştır. Fakat amacını gerçekleştiremeden Gazneli Mahmud tarafından yakalanarak esir edilmiş ve ölmüştür. Bu durum Arslan Bey’e bağlı olan ve onun ismine izafen Yabgulu Oğuzlar adıyla anılan grubun lidersiz ve yurtsuz kalmasıyla sonuçlanmıştır. Yerleşik toplum düzeninden uzak olan Yabgulular’ın yaşadıkları uyum sorunları onları göç ettikleri yerlerdeki yöre halkıyla karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. XI. yüzyıl ortalarında Tuğrul Bey’in itaat teklifini reddederek Musul’a giden ve itaatsiz zümre olarak adlandırılan Yabgulular’ın sürgüne benzer hayatları onların kısa tarihine yön vermiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Uygur Türkçesinde Bir Enklitik Edatı: ze</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16431</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16431</guid>
      <author>Ayhan ÇELİKBAY</author>
      <description>ze enklitik edatı Yeni Uygur Türkçesi imlâsında bitişik yazıldığı için bir ek görüntüsü verir ancak ünlü uyumuna da uymaz. Bu özelliğiyle, ayrı bir leksik birim, bir enklitik edatı biçiminde olan bu yapı bazı Uygur ağızlarında ise kalınlık-incelik uyumuna uyan bir ek-edat durumundadır. ze enklitik edatı, i- ek-fiili + şart kipi eki kuruluşundan gelişmiştir. Yeni Uygur Türkçesi edebî dilinde, ayrı bir leksik birim olarak yer alan ze enklitik edatının Yeni Uygur Türkçesine özgü olduğu ve diğer Türk lehçelerinde bulunmadığı görüşü bazı araştırmacılar tarafından dile getirilir ancak bu enklitik yapısına şekil ve anlam bakımından yakın veya eşdeğer enklitiklere bazı Türk lehçelerinde kalıplaşmış birer morfolojik yapı veya leksik birim şeklinde, şu veya bu düzeyde, değişik fonetik varyantlarıyla birlikte rastlanır. ze enklitik edatı hemen hemen her kelime türü ile bütün cümle ögeleri ve cümle dışı unsurlara kelime ve kelime grubunun bir unsuru düzeyinde ulanabilir. Ulandığı cümle ögesini vurgulayarak konuşana mantıkî bir ara verme veya esas bir tavır alma imkânı sağlar. Edat, tavır almada dikkat çekilen duruma karşı konuşanın duygusunu ve öznel değerlendirmesini bildirmesini, kınama, vurgulama, sitem etme, olumsuz görüş bildirme veya tavır alma, küçümseme gibi değişik anlam nüansları katarak sağlayan bir leksik araç olarak görev yapar. Çalışmada, Yeni Uygur Türkçesindeki ze enklitik edatının şekil, anlam ve kullanım özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İsmail Gaspıralı’nın Roman ve Hikâyelerinde Kadın Kahramanlar ve İdeal Kadın Önerisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16714</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16714</guid>
      <author>Dilek ÇETİNDAŞ</author>
      <description>Anne, eş, sevgili, kardeş ya da ideal olarak kadın, edebî metinlerin temel motif ve temalarındandır. Özellikle tezli eserler veren yazarların eserlerinde kadın teması daha da önem taşır. Kırım sahasına dâhil olmakla birlikte, Anadolu Türkçülüğünün uyanmasında büyük emeği olan düşünür İsmail Gaspıralı da kadın temasına özel yer veren yazarlarımızdandır. Gaspıralı, kalemini amacının hizmetine sunmuş bir yazar olarak, inşasında fikri planda rol aldığı yeni Türk toplumunu kurguladığı romanlarında ideal kadın tiplerine yer verir. Doğu ve Batı medeniyetlerinin mükemmel birer sentezini oluşturacak olan bu kadınlar, eğitim bakımından donanımlı, sosyal hayat içerisinde aktif ve aile kurumunun idamesinde erkekle eşit haklara sahip olmak hususlarında Batı kadını ile birleşirken; vatan sevgisi, ahlak, erdem ve duygusallık noktasında Doğu kadınının devamı olmalıdır. Gaspıralı’nın bu zamana kadar çok da üzerinde durulmayan edebî anlatılarının tamamında, erkek kahramanlara yol gösteren ve yönlendirici olan kadın kahramanlar, hayat karşısındaki donanımları ile dikkat çekerler. Eş ve sevgili konumunda olan kahramanlar, eğitim ve erkek karşısında eşitliği yansıtırken; anne konumundaki kahramanlar, çocuklarının hayatında olumsuz rol oynayarak ideal annenin nasıl olması gerektiği konusunda bir örnek olarak kurgulanırlar. Evlat olarak kadın, vatanperverlik ve cesaret temaları ekseninde yer alırken; yazarın bir ütopik ve bir de distopik romanda kurguladığı hayalî kadınlar, yeni şekillenecek toplumun rol modelleri ve karşıtları olarak sunulurlar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeniden-Yazılmış Bir Yusuf İle Züleyha Hikâyesi Üzerinde Metinlerarası Bir Okuma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16779</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16779</guid>
      <author>Özkan DAŞDEMİR</author>
      <description>Metinlerarasılık 1960’lı yıllardan sonra metin merkezli bir kuram olarak ortaya atılmış ve özellikle postmodern olarak adlandırılan romanlarda geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Metni temel alan bir yaklaşım olarak sözlü edebiyat ürünleri üzerinde pek uygulanmayan metinlerarasılığın ülkemizdeki geçmişi de çok eski değildir. Kubilây Aktulum’un çalışmalarıyla öncülük ettiği bu yöntem bazı değerli lisansüstü tezler ve makalelerde sözlü edebiyat ürünlerine uygulanmıştır. Bu çalışmada ele alınacak olan “Yusuf’un Hekiyası” adlı masal 1975’te Sarıkamış’ta Mülkünaz Topçu’dan derlenmiştir. Anlatıcı burada Yusuf ile Züleyha hikâyesi ve Zümrüdüanka Kuşu masalını iç içe geçirerek yeniden-yazma etkinliğine bağlı bir metinlerarasılık ortaya çıkarmıştır. Bilindiği gibi Yusuf Peygamber’in kıssası Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim’de geçen evrensel bir hikâyedir. Edebi metinlerde, resim, heykel, minyatür, tiyatro ve sinemada tekrar tekrar işlenen bu hikâyenin değişik halkların sözlü kültüründe çok sayıda anlatı örneği vardır. Buradaki birçok motif farklı anlatılarda da bulunmaktadır. Örneğin “hain ağabeyler” ve “kuyuya atılma” motifleri bu türdendir. Yusuf ile Züleyha hikâyesi ve onun gibi evrensel bir anlatma olan Zümrüdüanka Kuşu masalı esasında ortak motiflerle birbirine gönderen anlatmalardır. Bu çalışmada “Yusuf’un Hekiyası” adlı masalın yeniden-yazma etkinliğine bağlı olarak Yusuf ile Züleyha hikâyesi ve Zümrüdüanka Kuşu masalı arasında kurduğu çok sayıda koşutlukla oluşturulan ilişkiler saptanarak metinlerarası bir okuma sağlanmıştır. Eldeki metinden hareketle bir inceleme yapıldığından çalışmadaki hareket noktası söylemlerarasılık değil metinlerarasılık olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Makedonya Yörüklerinde Halk Mimarisi Geleneği Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16738</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16738</guid>
      <author>Mahmut DAVULCU</author>
      <description>Halk mimarisi, yaratıcısı olan halkın ihtiyaçlarına göre şekillenip biçimlenen, toplumun yaşam tarzını, ilişkilerini, üretim ve tüketim biçimlerini, inanış ve geleneklerini en yalın biçimde ortaya koyan kültürel bir olgudur. Endüstri devrimi ve hızlı toplumsal değişim, her alanda olduğu gibi mimarlık konusunda da köklü değişiklikler yaşanmasına neden olmuş, inşaat teknolojisi ve malzemelerinde büyük yenilikler meydana getirmiştir. Bununla birlikte özellikle kırsal kesimde halk mimarisi ve geleneksel mimarlık bilgisi kısmen de olsa yaşatılmaktadır. Somut Olmayan Kültürel Mirasımızın bir parçasını oluşturan halk mimarimizi korumak ve gelecek nesillere aktarmak hem toplumsal bir görev hem de kültürel bir gerekliliktir. Korumanın ilk adımı ise tespit çalışmaları yani halk mimarisi ile ilgili araştırmaların yapılmasıdır. XIV. yüzyılda Osmanlılarca fethedilen ve Osmanlı idaresi tarafından Anadolu’dan getirilen Yörük ve Türkmenlerle iskân edilen bugünkü Makedonya topraklarında Türk kültürü ve kültürel mirası her türlü olumsuz koşula rağmen ayakta durmaktadır. Makale, Makedonya Cumhuriyetinde gerçekleştirilen alan araştırmasında yapı ustalarından elde edilen bilgiler ışığında hazırlanmış olup yöreye has halk mimarisinin kültürel ve geleneksel boyutlarıyla analizini içermektedir. Yapılan araştırma ve elde edilen bilgiler, bu bölgede mevcut halk mimarisi olgusunun Türkiye’nin kimi yöreleri (Batı, İçbatı ve Güney Anadolu bölgeleri) ile büyük benzerlikler gösterdiğini ortaya koymuştur. Yapı tekniği, mekânsal organizasyon, fonksiyon, iç donanım ve geleneksel mimarlık terminolojisi büyük ölçüde benzeşmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Diyarbakır Kültür Turizmine İlişkin Coğrafya Öğretmen Adaylarının Bakış Açılarının Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16876</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16876</guid>
      <author>Mehmet DEĞERLİYURT, Recep AKSU , M. Yasir AYDOĞMUŞ , Mehmet Fatih KAYA , Ercan TÜRKMEN</author>
      <description>Küresel ölçekte en hızlı büyüyen dinamik sektörlerden birisi olan turizm, köklü bir tarihe sahip olan ve kültürel açıdan zenginlik taşıyan birçok yerleşim alanı için gelir ve istihdam üreten önemli bir ekonomik gelişme aracı olarak kabul edilmektedir. Hızla küresel bir köy haline gelen günümüz dünyasında artık turist talepleri de zaman içerisinde değişmektedir. Önceleri dinlenmek amacıyla değerlendiren boş zamanların sanayi devriminden sonraki süreçten günümüze doğru yaklaştıkça artması insanları iş yaşamı dışında farklı aktivitelere yönelmelerine neden olmuştur. Önceleri lüks mekânlarda kalma, gece hayatı, pahalı yiyecekler yeme, bol ve özgürce para harcama üzerine bina edilen tatil anlayışı yerine farklı kültürleri tanıma, kültürel, tarihi ve arkeolojik mekânları gezme, yeni ve farklı kültürleri tanıma ve bunlardan yararlanarak yeni bir yaşam perspektifi kazanmak anlayışı oluşmuştur. Bu bağlamda tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, surları, tarihi camileri, kiliseleri, köprüleri, köşkleri, örf-adet ve yöresel el sanatlarıyla kültürel açıdan çok zengin bir dokuya sahip olan Diyarbakır ilinin “Kültürel Turizm Kenti” olma potansiyeli oldukça yüksektir. Ancak, yerel halkın ve yerel yönetimlerin kültürel turizme yönelik ulusal ve uluslararası bir farkındalık oluşturamamış olmasından dolayı bu potansiyel yeterli düzeyde değerlendirilememiştir. Bu çalışmada coğrafya öğretmen adaylarının Diyarbakır ilinin kültürel turizm potansiyeline ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma evrenini Dicle Üniversitesi, coğrafya eğitimi ana bilim dalında okuyan 190 öğrenci oluşturmuştur. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeline göre desenlenmiştir. Katılımcılar yörede kültürel turizmin gelişmesi için kenti tanıtım faaliyetlerinin artırılması ve medyada olumlu imaj oluşturulması gerektiğini düşünmektedir. Araştırma sonuçlarından hareketle kültürel turizm faaliyetlerinin yörenin kalkınmasına ve bölgenin imajına pozitif katkı sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fatma Aliye Hanım'ın Çerçevesinden Kadın Haklarının Sınırları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16875</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16875</guid>
      <author>Hilal DEMİR</author>
      <description>Cevdet Paşa’nın kızı ve ilk kadın romancımız Fatma Aliye, döneminde ses getirmiş ve kadın hakları konusunda düşüncelerini beyan etmiş bir isimdir. Kadın haklarına İslami bir çerçeveden bakan Fatma Aliye, bir feminist olarak kabul görmese de kadın hakları konusunda dönemine göre ilerici bir tutum sergilemiştir. Tanzimat’tan II. Meşrutiyet’e uzanan süreçte eserlerini vermiş, romanlarının yanında felsefe, İslam, kadın hakları ve tarih türünde yazdığı eserleriyle dikkat çekmiştir. Döneminin kadın dergilerinde de yazmış, kendi fikri çerçevesinden kadın hakları konusunda bir öncü olmuştur. Fatma Aliye feminist olarak nitelendirilmişse de onu feminist olarak görmek yanlıştır. Onun kadın hakları konusundaki düşünceleri dönemine göre ileri olmasına rağmen günümüz Türkiye’si için birçoğu gerçekleşmiş isteklerdir. O, kadın hakları konusuna da İslami bir çerçeveden bakar. Fatma Aliye’ye göre İslam’da kadınlar zaten sahip olması gereken bütün haklara sahiptir. Kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin temeli ise çok eskilere dayanır. Çok eski devirlerde, yani insanların mağarada yaşadığı çağlarda kadın ve erkek iş bölümü yapmış, kadın evde (mağarada) kalıp iç mekândaki sorumluluklarını yerine getirirken erkek dış mekânda av peşinde koşmuştur. Dışarıya çıkıp vahşi hayvanlarla mücadele eden erkek hem fiziki açıdan güçlenmiş hem de deyim yerindeyse “eve ekmek getiren” birey olmuştur. İşte ilk cinsiyet eşitsizliği de bu devrede ortaya çıkmıştır. Fatma Aliye, döneminde kadınların içinde bulunduğu durumu böyle antropolojik bir temele dayandırır. Bu görüşünde ne kadar haklıdır ne kadar haksızdır bilinmez ama Fatma Aliye’nin kadın hakları konusunda çok düşünmüş ve hatta kalem tartışmalarına girmiş bir isim olduğu gerçektir. Bu çalışmada Fatma Aliye'nin süreli yayınlardaki yazılarından ve basılı romanlarından yararlanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sarıgöl Ağızlarında Vurgu ve Ölçünlü Türkçeden Farklılığının Sebepleri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16597</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16597</guid>
      <author>İmdat DEMİR</author>
      <description>Manisa’nın bir ilçesi olan Sarıgöl, aynı zamanda coğrafi olarak Denizli, Aydın ve Uşak illerine komşudur. Sarıgöl ilçesi toplam 29 köyden müteşekkildir. Sarıgöl ve köyleri, genellikle Oğuz boylarından Yörük-Türkmenlere mensuptur. Bu yönüyle tarihî lehçe seyri içinde tabii olarak bölge ağızlarında Oğuz lehçesinin izlerini görmek mümkündür. Sarıgöl ağızları tipik bir Güneybatı Anadolu ağzıdır. Sarıgöl ağızlarında kelime vurgusu Ölçünlü Türkiye Türkçesine göre farklılaşmaktadır. Bu farklılıkların oluşumunda vurguyla birlikte tonlama, durak gibi diğer parçalar üstü sesbirimlerin etkisi de görülmektedir. Cümlede konuşucunun vurguladığı unsur dinleyence rahatlıkla algılanmakta, önemsenen bilgi odaklama yoluyla iletilmektedir. Odaklama, cümleye özgüdür. Ancak cümlede odaklanan unsur bürünsel olarak vurgulu, yüksek perdeden tonlanmıştır. Buna yeni bilgi grubu da denebilir. Türkçede kelime vurgusu genel olarak son hecededir. Son hecede olmayan kelime vurguları yerleşim yer adları, zarflar gibi unsurlarda görülmektedir. Bazen vurgu almayan ek, kelimenin olağan vurgusunu değiştirebilir. Sarıgöl ağızlarında olağan vurgu, kelimenin son hecesinde olmakla birlikte bazı durumlarda başka hecelere, özellikle de ilk heceye kaymaktadır. Bu durum ağız bölgesinde karakteristik olarak göze çarpmaktadır. Ayrıca kelime vurgusu, Ölçünlü Türkiye Türkçesine göre daha baskılı ve tizdir. Öte yandan, Güneybatı Anadolu ağızlarında kelime vurgusunun Ölçünlü Türkçeden farklılaştığını belirten çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışmada, Sarıgöl ilçesi ve köylerinden yapılan derlemelerden hareketle kelime vurgusunun farklılaşması ve bunların sebepleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>4+4+4 Yeni Eğitim Sistemi’nin Yansımaları: Beşinci Sınıflardaki Eğitim-Öğretim Sürecinin Branş Öğretmenlerinin Görüşleri Doğrultusunda Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16703</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16703</guid>
      <author>Selçuk Beşir DEMİR, Soner DOĞAN , Mehmet Ali PINAR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı yeni eğitim sistemiyle birlikte 5. sınıflarda derse giren branş öğretmenlerinin yaşadıkları sorunları söz konusu öğretmenlerin görüşlerine göre değerlendirmek ve yaşanan uyum sürecine ilişkin öneriler geliştirmektir. Çalışma, nitel araştırma yöntemleriyle, olgubilim desenine uygun olarak yürütülmüştür. Araştırmada, katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu; (rumuz) ilinde görev yapan 8 branş öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak; yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma sürecinde tüm görüşmeler ses kayıt cihazıyla kayıt altına alınmıştır. Araştırma kapsamında 232 dakikalık görüşme yapılmış, ses kayıtları herhangi bir elemeye tabi tutulmadan, ham veri olarak Microsoft Word programına aktarılmıştır. Araştırmada her bir transkript, satır-satır analiz (line by line analysis) yaklaşımı kullanılarak analiz edilmiştir. Görüşme verilerinin yorumlanması sürecinde endüktif (inductive) betimsel analiz, içerik analizi ve sürekli karşılaştırma tekniği (constant comparison) kullanılmıştır. Katılımcıların vermiş olduğu cevaplar doğrultusunda içerik 4 tema altında yapılandırılmış ve sunulmuştur. Bu temalar, 1- 5. Sınıf derslerinin sınıf ya da branş öğretmenleri tarafından verilmesine ilişkin görüşler, 2- 5. Sınıflarda yaşanan sorunlara ilişkin görüşler 2.1. Müfredat ile ilgili yaşanan sorunlar, 2.2. Öğrenci seviyesi ile ilgili yaşanan sorunlar 2.3. Disiplin ile ilgili yaşanan sorunlar, 3- 5. Sınıflarda karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik görüşler, 4- 5. Sınıflarda derse giren öğretmenlere verilecek hizmet içi eğitime ilişkin görüşler başlıkları altında oluşturulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede Anaforik Zaman İfadeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16648</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16648</guid>
      <author>Sema Aslan DEMİR</author>
      <description>Bu çalışmada, Türkçede gösterime dayalı (deiktik) sistemle çözümlenemeyen, bu sistemin dışında kalan zaman anlatımları üzerinde durulacaktır. Deiktik zamanları, herhangi bir konuşma durumuna işaret etmek üzere ‘bura ve şimdi’nin merkez alındığı zaman ifadeleri oluşturur. Söz gelimi eylemler, zaman çizgisi üzerine, bura ve şimdiye göre geçmiş, bura ve şimdiye göre gelecek ya da bura ve şimdi ile eş zamanlı olarak yerleşebilir. Ancak dilde var olan bütün zamanlar deiktik bir yaklaşımla, ‘bura ve şimdi’ ya da ‘bura ve şimdi’yi temsil eden ikincil bir nokta referans alınarak belirlenememektedir. Bazı zamanlar, deiktik sistemin sınırlarını zorlamakta, bu sistemle incelenmeye uygun olmadıklarını veya sistemin dışında kaldıklarını, Türkiye Türkçesinden hareketle zaman kayması, anlam kayması vb. kavramsal çerçevesi net olmayan terminolojilerle adlandırılarak da ima etmektedir. Bu çalışmada –(X)yor, –A/(X)r ve -mAktA biçimbirimlerinin geçmiş zamanı karşıladıkları, deiktik olmayan kullanımları üzerinde durulacaktır. –(X)yor, –A/(X)r ve -mAktA eklerinin geçmiş zamanı anlatabilme işlevleri, anaforik sistem çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Ayrıca zaman bildiren eklerin, bu tür işlevsel açılımlara izin veren temel semantik değerleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halk Bilimi Müzeciliğinde Deneysel Yaklaşımlar: Yaşayan Müze</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16817</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16817</guid>
      <author>Zehra Sema DEMİR</author>
      <description>Bu makalede Türkiye’deki halk bilimi müzeciliği alanındaki gelişmeler üzerinde durulmuştur. Yaşayan Müze, dünyadaki kültür girişimleri alanında yaşananların etkisinin artmaya başladığı ve ülkenin bu alanda politikalar üretmeye, uygulamaya çalıştığı bir süreçte kurulmuş özel bir müzedir. Ancak özel müzeler arasında Yaşayan Müze farklı bir konumda bulunmaktadır zira müze bir sivil inisiyatif girişimidir. Yaşayan Müze, halk bilimi müzelerinin dünyadaki çeşitliliğini Türkiye’de örnekleyen halk bilimi müzelerinden biri olarak pek çok öncü çalışmaların gerçekleştirildiği ve uygulamaların yapıldığı bir müzedir. Müze dünyadaki halk bilimi müzeleri içinde yer alan müzelerden yönetim, koruma, koleksiyon oluşturma, geliştirme, sergileme ve iletişim politikaları bağlamında etkilense de özgün yapısı ve müze politikaları ile dünyadaki örneklerinden farklı bir karaktere sahiptir. Yaşayan Müze, uygulamalı halk bilimi müzeciliği olarak tanımlanan müzeciliğin Türkiye’deki ilk örnekleri arasında yer alması bakımından birçok deneysel müze çalışmalarına sahne olmuştur, olmaktadır. Yaşayan Müzede yönetimin çok katmanlı, yönetişime dayanan, sosyal sorumluluklarını yerine getiren yapısı; kurumun kültürel mirası koruma ekseninde öncülük ettiği müzecilik yaklaşımları, sergilemede insan merkezli tutumları, koleksiyonu sergileme ve yorumlama biçimleri müzenin kuruluş evresinden gelinen son noktaya kadar edindiği deneysel uygulamalarla son halini almıştır. Bu çalışmada Yaşayan Müzenin, Türkiye’deki kültürel girişimlerin dönüşümüne katkısı, koleksiyon oluşturma, bunu sergileme, yorumlama ve koleksiyonun bilgisini aktarma anlamında halk bilimi müzeciliğine katkısı müzenin deneysel uygulamaları bağlamında ele alınacaktır. Yaşayan Müze deneysel müzecilik faaliyetleri çalışma boyunca müzeolojik ve müzeografik bağlamda örneklendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TBMM Hükümeti İle Polonya Cumhuriyeti (Lehistan) Arasında 23 Temmuz 1923 Tarihinde İmzalanan Antlaşmalar Ve Tarafların Dış Politika Yaklaşımları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16829</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16829</guid>
      <author>Mehmet Sait DİLEK</author>
      <description>Türkiye ve Polonya arasında 600 yıla dayanan tarihi etkileşim, kadim bir dostluğun oluşmasında büyük rol oynamıştır. Her iki devlet de bulundukları jeopolitik konum itibariyle tarihsel arka planda sıkıntılı süreçlerden geçmek zorunda kalmış ve bu mücadeleler esnasında birbirlerine ihtiyaç duyduklarının farkındalığını yaşamışlardır. Örneğin; XIX. yüzyılda Polonyalıların da içinde bulunduğu sığınmacılara kapılarını açan Osmanlı Devleti, bağımsızlıkları uğrunda mücadele eden milletlere en zor dönemlerinde yardımcı olmayı ilke edinmiştir. I. Dünya Harbi’nin sona ermesiyle birlikte İtilaf Devletleri, Polonya’nın bağımsızlığını tanımış akabinde Polonyalılar iki dünya savaşı arası dönemde tarih sahnesinde varlıklarını yeniden hissettirme olanağı bulmuşlardı. Gazi Mustafa Kemal ise galip devletlerin adalete uygun olmayan tavırları nedeniyle Türk Milletinin varoluş mücadelesini başlatmış ve siyasi-askeri-ekonomik-kültürel alanda attığı stratejik adımlarla Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini başarıyla sonuçlandırmıştır. Bu mücadele esnasında Polonya’nın, Lozan’daki Türk delegasyonu ile ayrı antlaşmalar imzalamak istemesi siyasi alanda TBMM Hükümeti’nin elini güçlendiren bir gelişme olmuştur. Bu çalışmada, TBMM Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti arasında Lozan’da gerçekleşen görüşmeler ve akabinde imzalanan antlaşmalar hakkında bilgi verilerek devletlerin dış politika yaklaşımlarında etkili olan dinamikler üzerinde durulacaktır. Makalenin ana tezi ise iki dünya savaşı arası dönemde devletler arası ilişkilerde güvenlik kaygısının en öncelikli konu olduğu ve bu kapsamda Polonya’nın reaktif dış politika gereği Fransa’ya; Türkiye’nin ise bekle gör politikasına maruz bırakılmasından ötürü Doğu-Batı dengesine dikkat ettiği iddiasını ortaya atmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu Sahasında Arıcılık Ve Bal Üretimi Çerçevesinde Gelişen İnanç Ve Gelenekler Konusunda Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16799</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16799</guid>
      <author>Mustafa DİNÇ</author>
      <description>Tarihsel süreç içerisinde başlangıçta hayvancılığa bağlı, göçebe karakterli bir üretim biçimi uygulayan Türk milleti, bu hayat tarzına uygun bir anlayış ile genellikle büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığa meyletmiş, yerleşik hayata geçmesiyle beraber hayvancılık anlayışına yerleşik düzene uygun yeni biçimleri de katmaya başlamıştır. Yerleşik düzenle birlikte kümes hayvancılığı gibi arıcılık ve bal üretimi faaliyetleri de uygulanmaya başlanmıştır. Başlangıçta yaban hayatı içerisinde rastladığımız arı ve balın artık bir üretim tarzı olarak uygulanması sözü edilen yerleşik düzenin uygulamaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Türk tarım tarihi içerisinde kültür arıcılığıyla nispeten daha geç dönemlerde tanıştığımız açıktır. Arıcılık faaliyetleri ile ilgili akademik çalışmalarda, konunun genellikle teknik ve zirai boyutuyla, arı sağlığı, arı ırkları, bal verimi gibi tarımsal üretim dallarıyla ilgilenilmiş ve bunlarla ilgili araştırmalar vücuda getirilmiştir. Buna rağmen konunun halkbilimi açısından değerlendirilmesi noktasında yayın ve araştırma sayısı oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır. Bu doğrultuda, hayvancılığa bağlı bir tarımsal üretim şekli olması nedeniyle arıcılığın ve arıcılığa bağlı ürünlerin çevresinde gelenek, inanç gibi folklorik malzemelerin de üretilmiş olabileceği muhtemeldir. Bu temel varsayım üzerinde şekillendirmeye çalıştığımız araştırmamız bu özelliği ile, arıcılık ve bala bağlı inanç ve gelenekler konusunda, bir ilk deneme olacaktır. Çalışma, arıcılığın Türk kültür tarihindeki gelişimini, alanla ilgili sosyal bilimsel çalışmaları, dini metinlerde arının ve balın durumunu, Anadolu sahasında rastlanan inanma, uygulama gibi folklorik örnekleri sözlü ve yazılı kaynaklardan yapılan derlemelerle ele alarak meselenin halkbilimi alanına bir katkı sağlaması öngörülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Irşâdü’l-Mülûk Ve’s-Selâtîn’de “Taki” Bağlacı Ve Anlamları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16567</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16567</guid>
      <author>Ahmet Turan DOĞAN</author>
      <description>Memlûk Kıpçakçasının önemli dil yadigârlarından biri olan İrşâdü’l-Mülûk ve’s-Selâtîn, miladî 1387 yılında İskenderiye’de Berke Fakih tarafından istinsah edilmiştir. Arapçadan satır altı tercüme olan eser, fıkha ait konuları içermektedir. Satır altı bir tercüme olduğu için Memlûk Kıpçakçasının Arapça karşısındaki ifade yeteneğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu ifade yeteneği içerinde ise “takı” bağlacının ayrıcalıklı bir yeri vardır. “takı” bağlacının bağladığı iki eş değer unsur arasında eşitlik, denklik ilgisi kurma ve söylenen sözü pekiştirme gibi görevleri vardır. Cümleleri birbirine bağlar ve kelimeler arasında sıralama ilgisi kurar. “takı” bağlacının bu bilindik özellikleri yanında değişik anlamlarda kullanımı da vardır. Bu durum, bugün müstakil olarak kullandığımız pek çok kelimenin anlamını bünyesinde barındırması açısından “takı” bağlacını incelenmeye değer bir konu haline getirmiştir. “Takı” bağlacı üzerine bir anlam incelemesi yaptığımız bu çalışmada söz konusu bağlacın tercüme sırasında kazandığı anlamlar belirlenmiş ve metinde kullanıldığı yerlerden örnekler verilmiştir. İncelememiz sonucunda “takı” bağlacının bugün çoğu kullanılmayan on bir farklı anlamı olduğu görülmüştür. Ayrıca, dilin canlılığına tanıklık ve bütünü görmek için Türkçenin bilinen ilk yazılı kaynakları olan Orhun Abidelerinden itibaren çeşitli eserler taranarak “takı” bağlacının geçtiği yerlerden de örnekler verilmiştir. Bu da bize söz konusu bağlacın Türk dili tarihindeki serüvenini, yerini alan bağlaçları ve kullanımlarını görme imkânı sağlamıştır. Böylece, kadim bir bağlacımız vasıtasıyla Türk dilinin tarihî bir süreci irdelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Oğuzca Ağızlarında k/g&gt;ç/c Değişmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16457</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16457</guid>
      <author>Talip DOĞAN</author>
      <description>Bilhassa dil, tarih ve folklor araştırmaları başta olmakla birlikte birçok disiplin için önem arz eden ağızlar, diğer lehçe ve ağızlar arasındaki akrabalık ilişkileri ile dilin tarihî gelişimi gibi meselelerin aydınlatılmasında müracaat edilen kaynaklar arasında yer alır. Günümüzde yazı dilleri ve ağızlarıyla beraber Anadolu, Azerbaycan, İran, Kuzey Irak, Kuzey Suriye, Kıbrıs, Ege Adaları ve Balkanlar’da kullanılan Türkçe, Oğuzca olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu saha içinde birbirinden farklı bölgelerde konuşurları bulunan Oğuzca ağızlarının, tarihî sebeplerden dolayı bir takım karakteristik özellikleriyle aralarında birlik teşkil ettiği tespit edilmiştir. Ağız bölgelerinde tespit edilen karakteristik özellikler, tasnif çalışmaları ve ağız atlaslarının tertip edilmesinde önem taşımaktadır. Bunun yanında dilin coğrafi durumu, dağılımı ve sınırları hakkında bilgiler sunmaktadır. Bu çerçevede görülen karakteristik özelliklerinden biri de k/g&gt;ç/c ünsüz değişmesidir. k/g&gt;ç/c ünsüz değişmesi Oğuz sahasında Kosova Türk ağızlarında; Anadolu’da Erzurum, Rize, Trabzon, Malatya-Akçadağ ve Kars-Karapapak ağızlarında; Irak Türk ağızlarında; Azerbaycan’da Şamahı, Kazah (Birinci Şıhlı ve İkinci Şıhlı) ve İsmayilli (Baskal ve Mücü) ağızlarında; Nahçıvan grubu ağızlarında; İran’da Tebriz, Salmas ve Urmiye ağızlarında ortaya çıkar. Ağız özelliklerinin, etnik yapıya göre teşekkül ettiği bilim adamları tarafından yapılan çalışmalarda belirtilmektedir. Bu sebeple, k/g&gt;ç/c ünsüz değişmesinin gerçekleştiği ağızların oluşmasında, aynı etnik tabakaya mensup Türk grupları rol almış olmalıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kâmûs-ı Türkî’den Türkçe Sözlük’e Anlam Değişmeleri – Eylemler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16751</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16751</guid>
      <author>Fatih DOĞRU</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Kâmûs-ı Türkî (1901) ve Türkçe Sözlük (2011)’teki sözlükbirimlerin anlamlarının karşılaştırılarak bu sözlükbirimlerde var olan anlam değişmelerini ve bunlarının temelinde yer alan anlam olaylarını ortaya koymaktır. Çalışmanın girişinde anlam, anlam değişmeleri ve anlam olayları hakkında birtakım genel bilgilere yer verilmiş ve Kâmûs-ı Türkî’de tespit edilen eylem türündeki sözlükbirimlerdeki anlam ve anlambirimciklerin Türkçe Sözlük’teki anlam ve anlambirimciklerle eşleşmeleri gösterilmiş, bu anlamlar ve anlambirimciklerdeki anlam değişmeleri ve anlam olayları incelenmiştir. Değerlendirme bölümünde ele alınan sözlükbirimlerdeki anlam eşleşmeleri, anlam değişmeleri ve anlam olayları tablolar halinde verilmiş; bunlarla ilgili istatistiksel bilgiler aktarılmıştır. Sonuç bölümünde elde edilen bilgilere dayanılarak KT ile TS arasında geçen yüz on yıllık süreçte eylemlerin anlamlarında çeşitli faktörlerle gerçekleşen anlam değişmelerinin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bilinmeyen Bir Şair: Su'âlî ve Şiirleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16623</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16623</guid>
      <author>Suat DONUK</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatı, kültür seviyesi yüksek bir zümre tarafından icra edildiği için sanatsal ve öğretici faaliyetlerini yazılı materyallere dönüştürmeyi amaçlayan bir edebiyattı. Nitekim bu edebiyata mensup sanatçılar şiirlerini bir kitapta toplamaya özen göstermişlerdir. Üstelik sadece sanatsal eserler değil bilgi içerikli metinler de kaleme alma gayesi taşıyorlardı. Bunun gereği olarak</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Pergelin Bir Ayağı Şair, Diğer Ayağı Hayal Dünyası: Divan Şiirinde Pergel</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16471</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16471</guid>
      <author>Gülay DURMAZ</author>
      <description>Yay ve çember çizmeye yarayan bir alet olan pergel, Divan şiirinde bu kullanıma uygun olarak değişik alanlarda şairlerin hayal dünyasında yer almaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir: Pergel, özellikle felekle ilgili kullanımda, dikkat çekici boyutta bulunmaktadır. Divan şiirinde sıkça geçen felek ile genelde kastedilen gökyüzüdür. Dünya kâinatın merkezidir. Dokuz kat felek de soğan zarı gibi dünyayı çevrelemektedir. İşte bu aşamada pergel felek ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Çünkü daireler çizmeye yarayan pergel, burada felek pergeli olarak görülmektedir. Harflerin altında veya üstünde bulunan nokta, tasavvufi düşüncede hakiki birlik olarak tanımlanmaktadır. Bu haliyle varlığın, çokluğun aslı olarak düşünülmektedir. Pergelin noktası ise bazen gönül, bazen de Kâbe olmaktadır. Nokta söz konusu olduğunda sevgilinin güzellik unsurlarından ağız ve ben de bu konunun içinde yer almaktadır. Aynı zamanda Divan şairi Pergelin sabit ayağı gibi bir sevgili bulamamaktan yakınmaktadır. Dünya nasıl ki kâinatın merkezi ise pergelin merkezinden yola çıkılarak, şairlerin kaynağı olan İstanbul, merkez olarak gösterilmektedir. Sevgilinin bulunduğu yer, âşıklar için çok önemlidir. Âşık pergel gibi sevgilinin mahallesini dolanıp durmaktadır. Bülbülün gagasının ya da âşığın boyunun pergele benzetildiği beyitlerle, Divan şiirinde az da olsa karşılaşılmaktadır. Pergel, gerçek kullanımına uygun olarak süsleme sanatına ait örneklerle de Divan şiirinde bulunmaktadır. Buradan hareketle bu makalede, tespit edilebildiği kadarıyla, pergelin Divan şairinin hayal dünyasındaki yeri altı başlık altında izlenilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Folklorun Çağdaş Şiire Bürünen ve Yeniden Görünen Ruhu: Şair Bedri Rahmi Eyüboğlu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16634</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16634</guid>
      <author>Salim DURUKOĞLU</author>
      <description>Dünyanın en eski, en göçebe, en çok devlet kuran, en geniş coğrafyalara yayılan, tarihteki üç çağın ikisini açıp kapatan, pek çok millet ile karışıp kah savaşan kah barışan ve toplamda pek çok kültürle dirsek teması kuran, başta ilahi dinler olmak üzere çeşitli dinleri benimseyen ama kendi dilini illaki koruyan milleti olan Türklerin, kadim zamanlardan bugüne getirdikleri, bu süreçte katlayarak çoğalttıkları çok girişik, çok boyutlu, çok renkli, fazlasıyla derin folklorik kültürleri ve birikimleri vardır. İlk deyişlerin Tanrı dağının eteklerinden sonsuz göklere, uçsuz bucaksız bozkırlara yayılmaya ve kulaklara fısıldanmaya başladığı kadim zamanlardan bu yana terekemizde biriken, destanlar, atasözleri, deyimler, yırlar, türküler, söylenceler, gülmeceler, bilmeceler, tekerlemeler, halk sanatları ve inançları halinde uzayan bir liste ile andığımız folklor ögelerimiz, milli romantik duyuş tarzına sahip, yeni ve yakın çağ ozanlarımız ve yazarlarımız tarafından, sonsuz kere, eşsiz bir esin kaynağı olarak hem tüketilmiş hem yeniden üretilmiştir. Folklor unsurunu şiire taşıyan şairler listesinin en başında ise kuşkusuz Bedri Rahmi Eyüboğlu gelir. Aynı zamanda ressam olan şairimiz; başlık, konu, kişi seçimi; zaman ve mekanı kullanma, kurgulama; motiflerden, söz kalıplarından (formeller), halk şiirinden ve halk türkülerinden, atasözü ve deyimlerden yararlanma; Dede Korkut ve masal üslûbuna yaslanma, töre ve törenlerden esinlenme, etnografyayı, halk mutfağını halk resimlerini, nakışlarını, desenlerini, inançlarını örnekseme bağlamında, folklor unsurlarını, deyim yerindeyse yağmalarcasına, kendinden geçercesine kullanır. Yazımızda şairin sanat yazılarını topladığı kitaplarındaki değinilerinden yola çıkarak kısaca şairin edebi kişiliğini oluşturan değerler sistemini açıkladıktan sonra, bütün şiirlerinin taranması ile varılan sonuçlar ve seçilen örnekler ışığında, Bedri Rahmi’nin folklor ögelerini kendine ve şiirlerine nasıl mal ettiği konusu, bir makalenin sınırları içinde kalmaya çalışılarak irdelenip, incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dede Ömer Rûşenî’nin Bir Na‘tının Yankıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16538</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16538</guid>
      <author>Ramazan EKİNCİ</author>
      <description>Klâsik Türk edebiyatı tarihinde bazı şiirler vardır ki tesirleri asırlar boyu sürmüştür. Hem yazıldıkları dönemin edebiyat meclislerinde münevver kimseler tarafından beğeniyle okunmuş, hem toplumdaki şiir meraklılarınca elden ele dolaştırılarak mecmualara kaydedilmiş, hem de mûsikîşinaslar tarafından bestelenerek mûsikî fasıllarında icrâ edilmiştir. Farklı muhit ve zamanlarda muhtelif şairlerce bu tür şiirlere nazireler yazılmış, tahmis ve tesdisler kaleme alınmıştır. Bu türdeki şiirlerden birisi de XV. asır mutasavvıf şairlerinden Dede Ömer Rûşenî’nin Çün doğup tutdu cihân yüzünü hüsnün güneşi1412 Kim ola sevmeye bu vech ile sen mâhveşi matlalı gazel nazım şekliyle yazılmış na‘tıdır. Bu şiir, yazıldığı XV. asırdan XVIII. yüzyıla kadar on yedi farklı şair tarafından tahmis ve tesdis edilmiş, birçok makamda da bestelenmiştir. XVIII. asır biyografi yazarlarından H. Hüseyin Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Ayvansarâyî adlı tezkire niteliğindeki kitabında, bu na‘tın çok beğenildiğini bildirerek esere yapılan tahmislerden on dördünü bir araya getirdiğini söyler. Elimizde, bu küçük mecmuanın müstakil nüshası bulunmamakla birlikte, Vefeyât-ı Ayvansarâyî’nin bir yazmasının sonunda (Uşşâkî Tekkesi 365) Rûşenî’nin na‘tına yazılmış birisi tesdis, on altısı tahmis olan on yedi şiir kayıtlıdır. Bu eser, muhtemelen Ayvansarâyî’nin bir araya getirdiğini söylediği derlemenin genişletilmiş hâlidir. Bu yazıda, öncelikle Rûşenî’nin söz konusu na‘tı incelenerek Ayvansarâyî’nin bahsettiği derleme üzerinde durulacaktır. Ardından bu şiiri tahmis eden Nâlî, İzzî, Vahîd, Nazîm, Nahîfî, Fennî, Mü’minzâde Hasîb, Mehmed Râsim, Hâkim, Müstakimzâde, Salâhî, Kânî, İbrahim Necâtî, Hassân Ahmed, Sıdkî, Hâlikî ve tesdis eden Zamîrî’nin kısa biyografilerinin yanı sıra, bahis konusu tahmislerin ve tesdisin transkripsiyonlu metni verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Manzûme-i Akâîd ve İmla Özellikleri Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16642</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16642</guid>
      <author>Serap EKŞİOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada Kadı Hüseyin Ispartavî adına kayıtlı Manzûme-i Akâid adlı eser, genel özellikleriyle tanıtılarak imlası bakımından değerlendirilmiştir. Kaynaklarda Ispartavî hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır.Ispartavî hakkındaki çoğu bilgi Manzûme-i Akâidaracılığıyla edinilmiştir.Ispartavî, eserin başında ve sonunda kendisiyle ilgili bilgilere yer vermiştir.1077 (1666) yılında doğduğunu, Sünnî ve Matüridî olduğunu, Isparta’da yaşadığını, öğrenciliğini Bursa’da geçirdiğini anlatmıştır. Manzûme-i Akâid,akaidkonusuüzerinekalemealınmışdidaktikbireserdir.Eser, “akaidilmi”ni halka anlatmak, öğretmek ve bu ilme dair bilgilerin uzun süre halkın hafızasından silinmemesi için manzum şekilde ve aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Eserde aruz vezni başarıyla kullanılmakla birlikte az da olsa aruz hataları görülür. Eserdeki her başlık bir konuya işaret etmektedir. Dil özellikleri itibariyle Klasik Osmanlı Türkçesi özelliklerini taşır. Eserde Arapça, Farsça kelimeler ve tamlamalar yaygın şekilde kullanılmıştır. Bunun yanında eser halka yönelik yazıldığı için halk dilinde kullanılan birçok ifadelere, deyimlere, arkaik kelimelere de yer verilmiştir.Her iki nüshası da nesih hattı ile yazılmıştır. Nüshalar okunaklıdır. Nüshalarda genellikle ünlüler belirtilmiş ve ekler bazen bitişik bazen de ayrı yazılmıştır.Bu nüshalardan ilki Konya Bölge Yazma EserlerKütüphanesi’ndedir. İkinci nüsha iseÇorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi’ndedir.Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’ndeki nüsha diğer nüshaya göre dil ve imla yönünden daha sağlamdır. Eser, döneminin dil özelliklerini yansıtmaktadır.Eserdeki ünlü ve ünsüzlerin imlasında düzensizlikler vardır. İmladaki bu düzensizlikler, eserin yazıldığı dönem olan Klasik Osmanlı Türkçesi Döneminde güçlü bir imla sisteminin olmadığını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarihî Lehçelerden Günümüze At Donları ve Nişane Adları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16735</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16735</guid>
      <author>Hatice EMİNOĞLU</author>
      <description>Söz varlığı içinde, genelde sözlükteki türlerine göre adlar, özelde hayvan adları ve renk adları, varlıkların kendisi ile onların adı arasındaki ilişkiyi dilbilimsel anlamda ortaya koyan birimler olarak önemli bir yere sahiptir. Bu yazı; at donları, atın beden ve bacak görünümleri, nişaneleri ve yelesinin rengi ile ilgili sözcükleri içermektedir. Bu çalışmada, Türk kültüründe önemli bir yeri olan at kavramı çerçevesinde, Türk dilindeki at donlarıyla ilgili söz varlığının oran olarak çokluğunu göstermek; insan-varlık ilişkisi bakımından, atın toplumsal yaşamdaki yerini kaybetmesiyle orantılı olarak at ve at donlarıyla ilişkili Türkçedeki sözlerin azaldığını ve yok olmaya yüz tuttuğunu vurgulamak; zaman içinde oluşmuş söz varlığı derlenerek varlık olarak at ve atın donları için kullanılan adların, varlık-varlık adı ilişkisini inceleyecek dilbilimi çalışmalarına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu yazıda, derlenen sözcükler, Türkçenin genel söz varlığını içine alan tarihî lehçelerin sözlükleri ve kaynaklarının dizinleri; Türkiye Türkçesinin tarihî ve günümüz sözlükleri; Türkiye Türkçesi ağızları sözlükleri ve ağız çalışmalarına eklenmiş dizinler; temel gramer kitapları dizinleri; konuyla ilgili kitap ve makaleler ile bu konuda hazırlanmış sanal sitelerden alınmıştır. Türkiye Türkçesinden başka günümüz Türk lehçelerindeki adlandırmalar, buraya alınmamıştır. Çalışmamızda, at donları için 573; baş ve boyun bölgesi nişaneleri için 143; bacaklar ve bacak bölgesi nişaneleri için 83; yele ve kuyruk rengi için 21 olmak üzere toplam 820 ad, madde başı olarak tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sebk-i Hindî Tesirinde İki Şair: Şeyh Gâlib ve Sâfî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16586</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16586</guid>
      <author>Özlem ERCAN</author>
      <description>Divan Şiiri tarihi içinde Sebk-i Hindî üslûbuna dâhil olan yedi şair dışında bu akımın türlü özelliklerinden etkilenen şairler olmuştur. Bazı şairleri Sebk-i Hindî’nin temsilcisi ilan etmek için bu akımın birkaç özelliğini göstermesi tabii ki yeterli değildir. Ancak XVIII. yüzyıl sonunda yaşamış olan Sâfî’nin şiirleri ele alındığında fazlası ile bu akımın etkisinde kaldığı görülmektedir. Sâfî, XVIII. yüzyılın son yarısında ve XIX. yüzyılın ilk yıllarında yaşamıştır. Hakkında kaynaklarda bilgi bulunmayan Sâfî’nin Divan’ı incelendiğinde üç önemli niteliği ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilk ikisi Bektâşîlik ve İşrâkîlik’e mensup oluşu; üçüncü niteliği ise Sebk-i Hindî tesirinde bir şair görüntüsü vermesidir. Daha önce şairin hayatı yanında İşrâkî ve Bektâşî oluşuna dair yayımlanan makaleye ek olarak bu makalede, onun Sebk-i Hindî’ye yaklaşan şiir görüşleri ve bu akımın özelliklerinin Sâfî’nin şiirinde olup olmadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Ayrıca her maddede Şeyh Gâlib’in fikir ve Sebk-i Hindî özellikleri de beyitlerle örneklendirilecek, böylece her iki şair arasında bir karşılaştırma yapılmaya çalışılacaktır. Makalede amaç Şeyh Gâlib’in şiir anlayışını ortaya koymak değildir. Zaten bu konuda yapılmış çalışmalar mevcuttur. Makale Sebk-i Hindî’nin Bazı Özellikleri Hakkında Şeyh Gâlib ve Sâfî’nin Görüşleri ile Şeyh Gâlib ve Sâfî’de Sebk-i Hindî Tesiri ile Görülen Dil, Anlam ve İçerik Özellikleri olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Okuma Alışkanlıkları İle Doğru Yazma Becerileri Arasındaki İlişki</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16592</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16592</guid>
      <author>Zehra D. EROĞLU</author>
      <description>Canik Başarı Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği ve PDR bölümü birinci sınıf öğrencileri ile Amasya Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümlerinde öğrenim görmekte olan öğretmen adaylarının okuma alışkanlıkları ile doğru yazma becerileri arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bu araştırmada nicel verilerden yararlanılmıştır. Toplamda 124 öğretmen adayı üzerinde uygulanan araştırmada, adayların okuma alışkanlıklarını ve sıklıklarını ölçmeye yönelik likert tipi ‘Okuma Alışkanlığı Tutum Ölçeği’ ve ‘Okuma Alışkanlığı Anketi’ kullanılmıştır. Bunlara ek olarak, öğrencilerin istedikleri bir konuda kompozisyon yazmaları istenmiş ve bu kompozisyonlar ‘yazılı anlatım değerlendirme formu’ esas alınarak en az iki uzman tarafından değerlendirilmiştir. Öğrencilerin kompozisyon yazmaları ile okuma alışkanlığı tutum ölçeğinin ve okuma alışkanlığı anketinin uygulanması eşzamanlı gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde betimsel istatistiklerden (frekans ve yüzde), t-testinden ve tek yönlü ANOVA analizinden yararlanılmıştır. Öğretmen adaylarının okuma alışkanlığına ilişkin tutumlarıyla yazma becerileri arasında ilişki Pearson korelasyon katsayısıyla incelenmiştir. Sonuç olarak aradaki ilişkinin pozitif yönlü olduğu fakat aralarındaki kolerasyon katsayılarının çok yüksek olmadığı saptanmıştır. Ayrıca okuma sıklığı fazla olan öğrencilerin aynı zamanda yazılı anlatımlarının da başarılı olduğu görülmüştür. Okuma alışkanlığına sahip olmayan adayların kompozisyonlarında başta fikirsel ve kavramsal bir zenginliğin olmamasının yanı sıra dilin doğru kullanılmaması, imlâ ve noktalama yanlışlıkları bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Harun Güngör’ün Türk Halkbilimi Çalışmalarındaki Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16655</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16655</guid>
      <author>Seyit GEZER</author>
      <description>İlk ürünleri insanlık ile yaşıt olan ve 19. yüzyılda milli ruh etrafında birleşen Avrupalı milletler arasındaki çalışmalarda ortaya çıkan “folklor”, bir bilim dalının adı olarak Türkiye’de ilk kez 20. yüzyılın başlarında kullanılmıştır. Folklor, ülkemizde ancak son dönemlerde müstakil bir bölüm hüviyeti kazanabilmiştir. Etnoloji, sosyoloji, sosyal ve kültürel antropoloji, edebiyat, psikoloji, lenguistik, ilahiyat, tarih, dinler tarihi, sanat tarihi, coğrafya, tıp, hukuk vb. farklı disiplinlerle dolaylı ya da doğrudan ilişkisi bulunan halkbilimi Türk Dili ve Edebiyatı anabilim dalı içerisinde incelenemeyecek kadar zengin bir bilim dalıdır. Bu makalede asıl uzmanlık alanı dinler tarihi olmasının yanında aynı zamanda bir halkbilimci olan Prof. Dr. Harun Güngör’ün yaptığı çalışmaları bir bütün hâlinde ele alıp, tasnif ettikten sonra değerlendirmek amaçlanmıştır. Prof. Dr. Harun Güngör, deskriptif metot ile birlikte doğru portre çizebilmek için gözlem tekniğini de kullanmıştır. Bunların yanı sıra mukayeseli metodu da eserlerinde kullanan Güngör’ün en önemli özelliği ise araştırmalarını bilimsel titizlik içerisinde yapmasıdır. O’nun çalışmaları incelendiğinde dikkat çekici başka bir husus ise gereksiz teferruatlardan kaçınmış olmasıdır. “Türk Dünyası” na hizmet etmeyi görev bilen Güngör, Türkistan coğrafyasının farklı şehirlerinde bulunmuş, Türkiye’de olduğu gibi oralarda da ilmi ve kültürel çalışmalar yapmış ve üniversite kürsülerinde verdiği derslerle yüzlerce Türk öğrencisi yetiştirmiştir. Kitapları, makaleleri, bildirileri, derlemeleri, verdiği dersler, yönettiği yüksek lisans/doktora tez çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler ile Prof. Dr. Harun Güngör’ün halkbilimciler arasında da önemli bir yeri vardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mostarlı Hasan Ziyâ’î’nin “Gıdâ-yı Şomâ” Adlı Şerhi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16844</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16844</guid>
      <author>Hüseyin GÖNEL</author>
      <description>Mostarlı Hasan Ziyâ’î, 16. yüzyılda yaşamış</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ali Rıza Zihak'ın Hikâyelerinde Anlatıcı Tiplerive Bakış Açısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16767</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16767</guid>
      <author>Bahadır GÜCÜYETER</author>
      <description>Perspektif, sadece görsel sanatlar için değil aynı zamanda kurgusal eserler için de önemli bir unsurdur. Sanatçının eseri oluştururken konumlandığı yer ve bakış açısı eserin yönünü de büyük ölçüde belirler. Kurgusal eserlerdeki perspektif meselesi bugüne kadar çokça tartışılmış ve üzerinde çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Bu çalışmada İran Türk nesir edebiyatının önemli temsilcilerinden Ali Rıza Zihak’ın “İtgin Ulduz (Kayıp Yıldız)” isimli kitapta topladığı hikâyeleri, anlatıcı tipleri ve bakış açısı yönünden değerlendirilmiştir. Ali Rıza Zihak hikâyelerinde genel olarak I. tekil şahıs anlatıcıyı tercih etmiştir. Bu durumun doğal bir neticesi olarak eserlerde anlatılanların daha çok hatıralardan derlendiği izlenimi uyanmaktadır. İran Türklerinde modern anlamda hikâyenin sosyal ve siyasi şartlar neticesinde geç bir dönemde ortaya çıkması sebebiyle Ali Rıza Zihak’ın hikâyelerinde modern anlatıcı ile geleneksel anlatıcının birbirinden net çizgilerle ayrıldığı söylenemez. Hikâyelerde araya girerek okuyucuya seslenen yazar, geleneksel anlatım formlarından da yararlanmıştır. Yazarın III. tekil şahıs anlatıcı ve hakim bakış açısını kullandığı eserleri ise teknik yönünden oldukça başarılıdır. İncelenen eserlerde tercih edilen anlatıcı ve bakış açısının, dil ve üslubu büyük ölçüde etkilediği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Taşlıcalı Yahyâ Bey’in Divanı’nda Nasihatname Türünde Yazılmış Şiirler Ve Bu Şiirlerin Konuları, Dili Ve Üslubuna Dair Bazı Hususiyetler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16842</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16842</guid>
      <author>İbrahim GÜLTEKİN</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatı içinde nasihat-nâme türünde yazılan şiirlerin önemli bir yeri vardır. Okura, yer aldığı ve beslendiği medeniyet dairesinden seslenen şair aynı zamanda şairliğinin kendisine yüklediği bir görev olarak toplumuna yol gösterici bir kimliğe sahiptir. Özellikle şuara tezkirelerinin giriş bölümünde şairlerin bu vasfına dikkat çekilir. 16. yüzyılın önemli şairlerinden Taşlıcalı Yahyâ Bey’in şiirlerine (mesnevilerine ve</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türklerde Vatan Kültürünün Oluşumu: Anadolu Tecrübesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16552</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16552</guid>
      <author>Musa GÜMÜŞ</author>
      <description>Türkler Orta Asya’dan getirdikleri kültürel değerleriyle toprağa yaklaşımlarını şekillendirmişlerdir. Türklerin bu kültürel değerleri, onların toprağı bir değer ölçüsü olarak kabul etmelerini sağlamıştır. Bu yönüyle Türkler diğer milletlerden önemli ölçüde farklılaşır. Türklerdeki bu değer anlayışı, onlara, bir anlamda dünyada kalıcı olmayı sağlayacak dinamikleri sunarken onların siyasî, sosyal ve iktisadî faaliyetlerine yön vermiştir. Bu faaliyetler, Türklerin, topraktan vatanı yaratan anlayışa ve vatana anlam veren bir değerler sistemine sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum, Türklerin Anadolu’ya geliş ve buraya yerleşme süreçlerinde açıkça görülmüştür. Zira Türklerin Anadolu’ya geldiklerinde Anadolu siyasî, sosyal, iktisadî ve idarî bakımlardan oldukça sorunlu bir süreci yaşamaktaydı. Bu sorunlu süreçte Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılan ve buraların şenlendirilmesini sağlayan Türkler, kendi kültürel unsur ve değerleriyle buranın vatanlaştırılmasını sağlamışlardır. Anadolu’nun Türk vatanı haline getirilmesini sağlayan dinamiklerin somut örnekleri bu süreçte ortaya konulmuştur. Mimariden sanata, edebiyattan siyasete birçok alanda, bu gün dahi müşahede ettiğimiz örnekler, Türklerin vatan kültürünü oluşturmuş ve Anadolu tecrübesini meydana getirmiştir. Yine bu örnekler, Türklerin Anadolu topraklarına vurdukları birer mühür olarak kabul edilebilir ve Türklerin Orta Asya’dan birikimli bir şekilde geldiklerini göstermektedir. Anadolu’da oluşan Müslüman Türk Medeniyeti işte bu örneklerle vücut bulmuştur. Türklerin Anadolu’da tecrübe, onlara, kendilerine has siyasî, iktisadî, sosyal ve idarî düsturlar kazandırmıştır. Bu makalede, Türklerin vatan kültürünü, Anadolu tecrübesi ışığında örnekleriyle verilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edirnevi’nin “Levâzımü’l- Hikmet”i ve Kıbrıs’ta Tıp Konulu Yazma Eserler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16591</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16591</guid>
      <author>Gürkan GÜMÜŞATAM</author>
      <description>Osmanlı kültür varlıkları arasında yazma eserlerin ayrı bir önemi vardır. Türk tarihine, kültürüne ve diline ışık tutmaları onları eşsiz birer kaynak durumuna getirmektedir. Edebî konularda yazılan yazma eserler edebiyat tarihi; matematik, astronomi, eczacılık, botanik, zooloji ve tıp konularında yazılanlar Türk bilim tarihi için zengin veriler içerir. Aynı eserler bahsedilen sahalara ait söz varlığını içerdiğinden Türk dili tarihi araştırmaları için de eşsiz birer kaynak konumundadır. Bu incelemenin konusunu 17. yüzyıla ait bir tıp kitabı oluşturmaktadır. Klasik tıp anlayışına göre yazılan Osmanlı tıp eserleri, bugünkü halk hekimliği uygulamalarının nereden kaynaklandığını göstermesiyle halk bilimi araştırmacılarını, söz varlığı ile Türk dili tarihi araştırmacılarını yakından ilgilendirmektedir. İncelemeye konu olan yazma, Mehmed b. Ahmed b. İbrahîm Edirnevî’nin yaptığı bir İbn-i Baytar çevirisidir. LevÀzımü’l-óikmet adını taşıyan eser, Kıbrıs’ta Millî Arşiv ve Araştırma Dairesi’nde muhafaza edilmektedir. İki ayrı kopyası bulunan kitabın Kıbrıs’taki nüshası Kıbrıs Türkleri’nin halk sağlığıyla ilgili uygulamalarının kaynakları arasında yer almaktadır. Toplamda dört yüz elli varak olan ve klasik tıp anlayışına göre yazılan LevÀzımü’l-óikmet, bu incelemeyle tanıtılmış, Edirnevì hakkında bilgi verilmiş ve diğer eserleri de aktarılmıştır. İnceleme sırasında eserin bölümleri üzerinde durulmuş, gerekli görülen hâllerde çeviri yazıyla aktarmalar yapılmıştır. LevÀzımü’l-óikmet’te baştan ayağa kadar insan bedeninde görülen hastalıklar ele alınmış ve tedavi şekilleri aktarılmıştır. LevÀzımü’l-óikmet içerdiği verilerle, terminolojisiyle hem Kıbrıs Türk halk kültürüne hem de Türk tıp tarihine ışık tutacak kaynak eserlerden biridir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Coğrafya Bölümü Ve Coğrafya Öğretmenliği Anabilim Dalı Mezunlarının Mezuniyet Sonrası Karşılaştıkları İstihdam Sorunu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16860</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16860</guid>
      <author>Nevzat GÜMÜŞ, Ali İLHAN , Ali Ekber GÜLERSOY</author>
      <description>Bu çalışma, coğrafya bölümü ve coğrafya öğretmenliği anabilim dalı mezunlarının mezuniyet sonrası karşılaştıkları istihdam sorununu irdelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma verileri 2003-2013 MEB ve ÖSYM verileri taranarak elde edilmiştir. Tarama yönteminin kullanıldığı araştırmanın, bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sunması umulmaktadır. Türkiye’de coğrafya bölümü ve coğrafya öğretmenliği anabilim dalı mezunları, mezuniyet sonrası istihdam sorunu yaşamaktadırlar. 2013 YÖK verilerine göre Türkiye üniversitelerinde 33 coğrafya bölümü ve coğrafya öğretmenliği anabilim dalı bulunmaktadır. Bunların 17’sinde ikinci öğretim kısmı vardır. 2013-2014 öğretim yılından itibaren mevcut 8 coğrafya öğretmenliği anabilim dalına YÖK’ün aldığı karar sonucunda öğrenci alınmamıştır. Coğrafya bölümü ve coğrafya öğretmenliği anabilim dalı kontenjanı 2003’te 880, 2004’te 890, 2005’te 965, 2006’da 1078, 2007’de 1094, 2008’de 1689, 2009’da 1856, 2010’da 2245, 2011’de 7635, 2012’de 7835 ve 2013’te 4646 kişidir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2003’te 36, 2004’te 135, 2005’te 65, 2006’da 93, 2007’de 527, 2008’de 492, 2009’da 881, 2010’da 602, 2011’de 681 ve 2012’de 608 coğrafya öğretmeni atanmıştır. 2013’te ilk kez yapılan ÖABT sınavına, coğrafya öğretmenliği alanında, 4 519 aday girmiştir. Buna karşılık, MEB 2013 atamasında coğrafya öğretmenliğine 481 kontenjan ayırmıştır. Ataması yapılan coğrafya öğretmeni sayısı, mezun sayısına göre oldukça azdır. Bu nedenle mezunların büyük kısmı ya işsiz kalmakta ya da özel sektörde düşük ücretle çalışmaktadır. Öte yandan, 2005’ten itibaren sözleşmeli coğrafya öğretmeni uygulaması başlamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hikmetli Hikâr’ın Hikâyesi’nin Dil Özellikleri I: Yapım Ekleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16614</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16614</guid>
      <author>Galip GÜNER</author>
      <description>Bugün elimizde Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesiyle yazılmış farklı konuları muhtevi pek çok metin bulunmaktadır. Bunların belli başlıları tarihî vakayinameler, kanun kitapları, mahkeme sicil defterleri ve tutanakları, dil bilgisiyle ilgili serler ile sözlükler, dine ve doğa bilimlerine ait metinlerdir. Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesiyle yazılmış edebî örneklerden ise elimizde Hikmetli Hikâr’ın Hikâyesi yahut Akıllı Hikâr’ın Hikâyesi adıyla bilinen sadece bir metin vardır. Hikâye, hikmetli sözleri ve azizlerin efsanevi hayatlarını anlatan didaktik bir metin olup Viyana’daki Ermeni Mekhitarist Kütüphanesinde 468 numarada kayıtlı el yazmanın 54.-62. sayfaları arasındadır. Bu eser üzerinde J. Deny ve E. Tryjarski çalışmışlardır. Onlara göre bu eser Ermeniceden tercüme edilmiştir. Bu eseri Almatı’da Kudasov da bastırmıştır. Metnin transkripsiyonu ise Garkavets’in Kıpçakskoe Pismennoe Nasledie-I adlı eserinde mevcuttur. Hikmetli Hikâr Hikâyesi üzerine yapılmış son çalışma ise Altınkaynak ve Altınsoy’a aittir. Bu çalışmada, Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi ve tarihî gelişimi hakkında kısaca bilgi verildikten sonra konu ve muhteva bakımından eser değerlendirilmiş, Türk halk kültürüyle sergilediği ortak yönlere temas edilmiş, ardından da eserin Latin harfleriyle transkripsiyonlu metni verilmiştir. Metnin dil özellikleri üzerine bugüne kadar müstakil anlamda herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu bağlamda biz öncelikle Hikmetli Hikâr’ın Hikâyesi’nin dilini yapım/türetme ekleri bakımından irdeledik ve tarihî Kıpçak Türkçesinin bir döneminin bu önemli eserde yapım eklerinin işlevselliği bakımından sergilediği durumu ortaya koymaya çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi Metinlerinde –mAlI Ekinin Kullanılışına Dair</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16864</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16864</guid>
      <author>Lütfiye GÜVENÇ</author>
      <description>Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi, tarihî Kıpçak Türkçesi yazı dillerindendir. Bu yazılı miras, hem diğer tarihî Türk lehçeleri içerisinde hem de tarihî Kıpçak Türkçesi metinleri içerisinde dikkat çekici kendine mahsus dil malzemesini de bünyesinde barındırmaktadır. Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi metinlerinin kendine mahsus dil malzemesi ses, yapı, cümle ve söz varlığı alanlarında gözlenebilmektedir. Bu metinler genel olarak Karadeniz’in kuzeyinde, Ukrayna’nın batı bölgesinde, özellikle de Kamenetsk- Podolsk ve Lvov bölgelerinde Ermeni harfleriyle yazılmış olan Kıpçak Türkçesine ait dil malzemesini ihtiva eden metinlerdir ve çoğunlukla 16.- 17. yüzyıllar arasındaki döneme aittirler. Konuları itibarıyla ise dinî metinler, vakayinameler, mahkeme tutanakları ve hukuki belgeler, edebî metinler, filolojik metinler ve tabiat bilimleriyle ilgili eserlerdir. Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi metinlerindeki örnekleri değerlendirilecek olan -mAlI eki, Türkçenin eski bir sıfat fiil ekidir. Genel Türkçe içerisindeki durumuna bakıldığında Eski Anadolu Türkçesi döneminin sonlarına doğru, Oğuzcaya mahsus bir sıfat- fiil eki olarak ortaya çıkmaya başladığı görülür. Bu ek, Eski Anadolu Türkçesi döneminin sonlarından itibaren -acak/ -ecek sıfat fiil ekinin anlamıyla kullanılmıştır. -mAlI eki, Osmanlı Türkçesi metinlerinde hem sıfat- fiil eki göreviyle bulunmuş hem de daha sonraları gereklilik kipi eki görevini üstlenmiştir. Günümüzde ise Türkiye Türkçesi yazı dilinde gereklilik kipinin oluşturulmasında kullanılmasının yanı sıra, diğer Batı grubu Türk lehçelerinde ve Kırım Tatar Türkçesinde de kullanılmaktadır. Bu makalede, Eski Anadolu Türkçesinin sonlarında sıfat- fiil eki işleviyle ortaya çıkmış bulunan ve çağdaş Batı Türkçesi grubu yazı dilleri ile Kırım Tatar Türkçesinde gereklilik kipi eki işlevini de yürütmekte olan -mAlI ekinin, Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi metinlerinde tespit edilen örneklerinden yola çıkılarak ekin bu örneklerdeki işlev farklılıklarına değinilecektir. Ayrıca, -mAlI ekinin bu örnekleriyle, Oğuz grubunda bulunan Azerbaycan, Türkmen, Gagavuz ve Kırım Tatar Türkçelerindeki kullanımları arasındaki paralellikler de ortaya konulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>-An, -En Sıfat-Fiil Ekinin Dilbilgisel İçlemi, Dönüşmüş Yapılar Kurma Ve Ki Bağlayıcısı Tabanında Dönüşüm Gerçekleştirme İşlevi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16692</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16692</guid>
      <author>Meriç GÜVEN</author>
      <description>Dönüşüm gerçekleştirerek yeni dilbilgisel yapılar kurma, doğal ve büyük dillere özgü nicel bir özelliktir. Türkçe, doğal ve büyük dillere özgü bu özelliği ile işlek; bu dönüşümlerle oluşmuş dilbilgisel yapıları kullanma özelliği ile işlevsel ve niteliklidir. Türkçede, dönüşüm gerçekleştirerek yüzey yapılar “sözdizimsel düzen” kuran ve Türk cümlesine sadelik ve kolaylık kazandıran zengin bir fiilimsi sistemi vardır. Bu sistem, Dönüşümlü Dilbilgisinde sıfat(laşma) “adjectivisation”, dönüşümleri gerçekleştirir. Türkçe için özgünlük ve ayırt edici bir özellik taşıyan bu dönüşüm gerçekleştirme ve dönüştürme işleminde yaygın olarak kullanılan fiilimsi eklerinden birisi de -An, -En’dir. Karahanlı Türkçesinden başlayarak muhtelif Türk şive ve ağızlarında kullanılan -An, -En sıfat fiil eki, bir kısmına diğer doğal dillerde de rastlanan ve Ki’ bağlayıcısı tabanında ortaklık ve benzerlik oluşturan sıfatlaşma dönüşümlerinin yanı sıra, Türkçenin formel ve formülistik yapısına özgü daha çok katmanlı ve daha üst düzlemli dönüşümlü yapılar da kurar. Türk dilinin sıfat fiilli yapı tipolojisine örnek -An, -En’li bu dönüşümlerin, Türkçede diğer sıfat fiilli dönüşümlere göre daha çok ve daha sık kullanıldığı bir kanaat, hatta kanonik “kabul edilmiş-doğrulanmış” bir görüş olarak söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Beden Dilinin Eğitim Öğretim Üzerine Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16511</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16511</guid>
      <author>İbrahim HABACI, Abdullah ÜRKER , Seval BULUT , Recep ATICI , Zeynep HABACI</author>
      <description>Sınıfta iletişimin büyük bir kısmı beden dili vasıtasıyla sözsüz iletişim olarak sağlanmaktadır. Öğretmen tarafından gerçekleştirilen ders anlatımı sırasında sözlü iletişimin yanı sıra soyut kavramlardan somut kavramlara doğru sözsüz iletişimin etkili olduğu gözlenmiştir. Beden dilini etkin kullanabilme, iletişimin önemli olduğu eğitimde başarıya ulaşmada yardımcı olmuştur. Bu çalışmada, sözsüz iletişimin tanımı, unsurları, öğretmenin jest ve mimikleri, bakışı, sınıfta duruşu, kendine olan güveni ve beden dilinin derse olan etkileri anlatılmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için literatür tarama modeline yönelik bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmanın sonunda, öğretmenlerin beden dilini etkin kullanmasının getireceği yararlardan, beden dili kullanımıyla ilgili yapılan yanlışlardan ve bunlara yönelik getirilen önerilerden bahsedilmiştir. Öğretmenlerin öğrenciler tarafından örnek alındığı ve özellikle ilkokul çağındaki kişilikleri gelişmekte olan çocuklarda yaratacağı etki unutulmamalıdır. Öğretmenlerin öğrenci üzerindeki etkisini anlamak için, onların çocuklar tarafından ne kadar net hatırlandığını öğrenmek yeterli olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nigârî’nin Fuzulî’ye Nazireleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16605</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16605</guid>
      <author>Metin HAKVERDİOĞLU</author>
      <description>Mir Hamza Nigârî, hem Türkçe hem de Farsça ile şiirler yazmış Azerbaycan asıllı mistik bir şairdir. Nigârî 1805’te seyyit bir ailenin oğlu olarak Azerbaycan’nın Zengezur kasabasının Cicimli köyünde dünyaya geldimiş; Şeki ve Şamahı kentlerinde eğitimini tamamladıktan sonra, Kafkasya'da hızla yayılan Nakşibendiye’nin Halidiye koluna katılmak amacıyla Harput’a gitmiştir. Harput’ta bu tarikatın o devirdeki lideri İsmail Şirvanî’ye intisab edip Nakşiliğin Halidiye kolundan Mevlana Halid-i Bağdadî’ye bağlanmış olarak Karabağ’a dönmüş, daha sonra bir süre Sivas’a gidip gelmek zorunda kalmıştır. Ruslar Dağıstanı işgal ettiğinde, Nigârî İsmail Şirvânî ile birlikte Sivas'a dönmüş ve daha sonra Amasya'ya yerleşmekte ona eşlik etmiştir. Konya'da Mevlana türbesi ziyaret edip Mekke'ye gidip hacı olmuş, o yıl İsmail Şirvânî adına Nakşibendiliği yaymak için Karabağ’a dönmüştür. Osmanlılar ile Ruslar arasında savaş patlak verdiğinde, Nigârî Osmanlılar tarafında mücadeleye girmiş ve Kars’ı savunanlar içinde onun müritleri de yer almıştır. Daha sonra Amasya ve çevresindeki âlimlerle görüş ayrılıkları yüzünden sürülen şair, savaştan sonra İstanbul, Erzurum gibi yerleri ziyaret etmiş ve Harput’a zorunlu ikamete mecbur kalmıştır. Orada ölmüş ve müritlerinin onun için inşa ettiği caminin yanında Amasya'da toprağa verilmiştir. Onun Farsça şiirleri Mevlana, Câmî ve Hafız etkisinde iken Türkçe olan</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Faik Baysal Şiirinde Mekânlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16450</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16450</guid>
      <author>Abdullah HARMANCI</author>
      <description>Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatında daha çok öykü ve romanlarıyla ön plana çıkmış olan Faik Baysal, yazı hayatı boyunca şiirler de kaleme almıştır. 1957 yılında İlk Defa, 1986 yılında Uyyy, 1990 yılında Beyaz Şiirler, 1994 yılında Ayın Ucunda ve 2001 yılında Gül Sancısı adlı şiir kitapları yayınlayan Faik Baysal’ın şiirleri, bu çalışmada, içerdikleri mekân özellikleri bakımından incelenmeye çalışılacaktır. İstanbul ve Adapazarı başta olmak üzere, Türkiye’nin farklı coğrafyalarını şiirlerine taşıyan Baysal, öykü ve romanlarındaki gerçekçi, gözlemci çizgisini şiirlerinde de sürdürmüş, bunun sonucu olarak şiirlerine mekân özellikleri geniş bir biçimde yansımıştır. Evden sokağa, sokaktan mahalle ve caddelere, caddelerden kırsala, doğanın büyüleyici güzelliklerine uzanan bu mekân tasarrufu, zaman zaman dünyanın farklı kıta ve ülkelerine, şehirlerine de sıçramış, zaman zaman hayali, mistik bir biçim almış, dolayısıyla mekân / coğrafya özellikleri, verili dilin imkânlarını çok fazla zorlamak istemeyen, doğrudan, gerçekçi bir anlatımı / söyleyişi yeğleyen Faik Baysal’ın şiirlerinde önemli bir unsur haline gelmiştir. Hayatı daha çok Adapazarı – İstanbul çizgisinde geçmiş olan Baysal’ın şiirlerinde de bu iki şehir ön plana çıkar. Bu makalede, şairin şiirlerinin özelliklerinden bahsedildikten sonra, şiirlerde yoğun olarak geçen mekânlar ve bu mekânların ne şekilde ele alındıkları, hangi coğrafyaların Baysal şiirine hangi meseleleri davet ettiği soruları üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Munis Faik Ozansoy’un Şiirinde Sembol ve İmge</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16639</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16639</guid>
      <author>Gülsemin HAZER</author>
      <description>Hisar dergisinin başyazarı ve önemli isimlerinden biri olan Munis Faik Ozansoy, şiir yazmaya 1930’lu yıllarda Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken başlar. Babası şair Faik Ali Ozansoy ve amcası Süleyman Nazif dolayısıyla edebî bir çevrede yetişmiş olan Munis Faik’in şair kimliğinin oluşumunda bu köklü kaynağın önemli bir yeri vardır. Şiir yolculuğunda, bir yandan Yahya Kemal ve Ahmet Haşim estetiğine bağlanan şair, bir yandan da vezne ve kafiyeye bağlı kalarak gelenekle olan bağını korur. İlk şiir kitabı Büyük Mabedin Eşiğinde ve daha sonra yayımladığı Hayal Ettiğim Gibi’de izlenimci bir anlayışla doğadaki unsurların muhayyilesinde oluşturduğu izlenimleri yansıtan Ozansoy, daha sonra kaleme aldığı şiirlerinde de, dünyayı adeta bir tablo çizer gibi betimlemeyi sürdürür. Bu nedenle şiirlerinde akşamın gölgeli görüntüsü, ışığın eşyayı belirsizleştiren yarı aydınlığı önemli bir yer tutmaktadır. Gerçeğin yerine hayali, rüyayı koyan şair, kullandığı görsel imgelerle bir masal evreni oluşturur. Bu masalsı ve hayali âlemin oluşmasını sağlayan imge ve semboller, şairin dünyayı algılama, duyumsama biçimiyle yakından ilgilidir. Bu nedenle bu çalışmada, şairin sığındığı hayal evrenini dolduran imge ve sembollerin, şiire nasıl yansıdığı ve hangi kaynaktan hareketle üretildiği incelenmeye çalışılmıştır. Ozansoy’un şiirinde yer alan imge ve sembol dünyası çözümlenirken; semboller, özel sembolizm ve kişisel sembolizm alt başlığı altında değerlendirilmiş, imge incelenmesinde de H.Wells’in Poetic İmagery adlı çalışmasında yer alan imge tasnifi esas alınmıştır. Ayrıca konuyla ilgili diğer kaynaklardan da yararlanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Batı Rumeli Türkçesinde İki Ünlü Arasında /g/ ve /ġ/</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16630</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16630</guid>
      <author>Alpay İĞCİ</author>
      <description>Türk dilinde Eski Türkçe ve Orta Türkçe dönemlerinde iki ünlü arasında görülen /g/ ve /g/ sesleri, bu dönem sonundan günümüze dek Türk dilinin çeşitli sahalarında birkaç ses değişikliği yaşamıştır. Bugün söz konusu /g/ ve /g/ sesleri, bazı sahalarda aynen korunmuştur (agız vb.). Bazı sahalarda /v/ (veya /w/), /y/ seslerine geçmiş (avız vb.), bazı sahalarda da büzülme, derilme gibi ses olaylarıyla ünlü uzaması veya diftong sonucunu vermiştir (az/aız vb.). Türk dilinin muhtelif sahalarında görülen bu ses değişmeleri içinde Türkiye Türkçesi ağızları da tek tip gelişme göstermemiştir. Türkiye Türkçesi sahası içindeki bazı ağızlarda iki ünlü arasında /g/ ve /g/ sesleri aynen korunmuş, bazılarında /y/ ve /v/ seslerine geçmiş, bazılarında da ünlü uzaması veya diftong sonucunu vermiştir. Rumeli bölgesinin alt gruplarından Batı Rumeli ağız bölgesinde /g/ ve /g/ sesleri genellikle korunmuştur. Bu özellik, bilimsel yayınlarda Batı Rumeli için sayılan özelliklerden birisidir. Ancak, Batı Rumeli ağızlarında /g/ ve /g/ seslerinin iki ünlü arasındaki durumunu gösteren tabloda görüleceği gibi, bazı sözlerde eski /g/ ve /g/ seslerinin korunmadığı tespit edilmiştir. Tabloda bogaz, dügün, yogurt gibi korunmuş şekillerin yanında büzülme yaşayan dil/del (&lt;&lt; tegül) ‘değil’, souk (&lt; sogık) ‘soğuk’ gibi şekiller ve ses değişimi yaşamış kavun (&lt; kagun) gibi /v/’li şekiller gösterilmiştir. Bugün Batı Rumeli’de iki ünlü arasındaki /g/ ve /g/ sesleri arkaik bir özellik olarak genellikle korunur. Bunun yanında, eski /g/ sesinden dönüşmüş /v/ sesini taşıyan ve büzülen birkaç örnek de vardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eleştirel Okuma-Yazma Eğitimi Programının Türkçe Öğretmeni Adaylarının Türkçe Dersini Planlama Ve Uygulama Sürecine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16594</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16594</guid>
      <author>Ayşegül KARABAY</author>
      <description>Öğretmen yetiştirme programında yer alan öğretmenlik uygulaması dersi ile Türkçe öğretmeni adayları sınıf uygulamalarına katılmakta ve hizmet öncesi eğitiminde kuramsal olarak verilen bilgileri sınıf ortamında uygulayabilmektedir. Hizmet öncesi eğitim programında yer alan öğretmenlik uygulaması dersinin teori ile uygulama arasında köprü olması göz önüne alındığında bu dersin akademik başarısının hem mesleki hem de alan bilgi ve becerilerinin başarınısını yansıtması açısından değerli görülmüş ve bu çalışmada, eleştirel okuma-yazma eğitiminin Türkçe Öğretmenliği dördüncü sınıf “Öğretmenlik Uygulaması” dersinde öğretmen adaylarının eleştirel okuma-yazma becerisine yönelik hazırlanan Türkçe dersini planlama ve uygulama sürecine etkisi olup olmadığı sınanmaya çalışılmıştır. Araştırma, 2009-2010 ve 2010-2011 Öğretim yıllarında, Adana İli sınırları içinde yer alan Çukurova Üniversitesinde Türkçe Eğitimi Bölümünde dördüncü sınıfta okuyan 41 öğretmen adayı üzerinde yapılmıştır. Araştırma bir deney ve bir kontrol grubunda yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak “Eleştirel Okuma- Yazma Becerisi Temele Alınan Ders Planı Değerlendirme Formu” kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen üçlü likert tipinde hazırlanan bu form “Kazanımlar”, “Öğretim Yöntem ve Teknikleri”, “Konu”, “Süre”, “Materyal”, “Dikkat Çekme ve Güdüleme”, “Dersin İşlenişi” ve “Değerlendirme” olmak üzere sekiz bölümden oluşmaktadır. Ayrıca deney grubunda yer alan öğretmen adaylarından gönüllü olan yedisinin hazırladıkları ders planının uygulaması sınıf içinde gözlemlenmiş ve video ile kaydedilmiştir. Araştırmada nicel veriler üzerinde kovaryans analizi yapılmış, analizlerde anlamlılık düzeyi p&lt;.05 olarak alınmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analiz kullanılmıştır. Araştırmada, değerlendirme formundan elde edilen öntest puanları kontrol altına alındığında sontest puan ortalamaları açısından deney grubu ile kontrol grubu arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. Araştırmanın nitel bulguları da nicel bulgusunu desteklemektedir. Öğretmen adaylarının ders planlarında hazırlayıp uyguladıkları etkinliklerin özellikleri göz önüne alındığında eleştirel okuma-yazmanın nitelikleriyle tutarlı olduğu ve eleştirel okuma-yazmayı geliştirici niteliğinde olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>"Etkilenme Endişesi" Bağlamında Namık Kemal ve Abdülhak Hâmid Tarhan Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16626</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16626</guid>
      <author>Oğuzhan KARABURGU</author>
      <description>Amerikalı eleştirmen Harold Bloom'un "Etkilenme Endişesi" adını verdiği şiir teorisi, bir sanatkârın (şairin) selefleri ile arasındaki "Ödipal" ilişkiye dikkat çeker. "Etkilenme Endişesi" bir şiirin başka bir şiiri nasıl yarattığı ve hangi aşamalardan geçerek bunu gerçekleştirdiği üzerinde yoğunlaşır. Etkilenme endişesi yaşayan şair, Clinamen (Yanlış Okuma), Tessera (Tamamlama, antitez), Kenosis (Selefle sürekliliği koparma), Daimonikleşme (Karşı-Yüce), Askesis (Arınma) ve Apophrades (Ölülerin Dönüşü) gibi aşamalardan geçerek etkilenme endişesini revize etmeye çalışır. Türk edebiyatında da örneklerini gördüğümüz etkilenme endişesi, Tanzimat dönemi yazar ve şairlerinden olan Namık Kemal ve Abdülhak Hâmid Tarhan arasında da dikkat çekici boyuttadır. Üstad-çıraklık diğer taraftan halef-seleflik ilişkisi çerçevesinde ele alacağımız bu etkilenme endişesi kendini şiirde ve tiyatroda gösterir. Abdülhak Hâmid Tarhan, "İçli Kız" isimli eserini, tamamen Namık Kemal'in "Zavallı Çocuk" ve Recaizade Mahmut Ekrem'in "Vuslat" isimli eserlerinden etkilenerek yazar. Bu etki eserlerdeki kahramanlardan ele alınan konuya değin uzanır. "İçli Kız"ın ilk yayınında Abdülhak Hâmid Tarhan, eserinin kaynaklarını ifşa etmekten geri kalmaz ve eserinde adı anılan eserlerin kahramanlarından bahseder. Fakat "İçli Kız"ın ikinci baskısında kaynaklarını gizleme endişesine kapılan Abdülhak Hâmid Tarhan, adı anılan eserlerdeki kahramanların adını andığı sayfaları eserinden çıkarır. Bu örnekte olduğu gibi birkaç konuda da buna benzer hususlar vardır ve bu durum tam olarak Harold Bloom'un "Etkilenme Endişesi" teorisinde ileri sürdüğü düşüncelerle uygunluk gösterir. Biz bu yazımızda Namık Kemal ve Abdülhak Hâmid Tarhan'ın eserlerini "Etkilenme Endişesi" tesorisi çerçevesinde ele alıp değerlendireceğiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Utanmaz Adam Romanında İnsan-Toplum Tahayyülü Ve Şahıs Kadrosunun Niteliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16539</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16539</guid>
      <author>Mustafa KARADENİZ</author>
      <description>Yazarların sanatsal üretim konusunda taşıdıkları kaygının tonu ve rengi, onların sanatsal verimlerinin biçim ve içerik özelliklerini doğrudan etkiler. Toplumsal kaygılarla, sosyal bir didaktizmi esas alan yazarların eserlerinde, içeriğin biçimden daha öncelikli ve değerli olduğu bilinen bir olgudur. Aynı şekilde, estetik kaygıyı esas alarak, yazdığı eserin biçim ve üslup özelliklerine ağırlık veren yazarların toplumsal mesaj kaygısından uzak durduğu da. Türk edebiyatına, Tanzimat’la dâhil olan roman türü, genel olarak bu iki anlayış üzerine temellenmiştir. İlki, Ahmet Mithat Efendi’nin öncülüğünü yaptığı “popüler roman” tarzıdır. Toplumsal faydayı esas alan bu roman tarzında başlıca amaç; bir taraftan halkı eğlendirmek, halka hoşça vakit geçirtmekken diğer taraftan da sanat, siyaset, tarih, felsefe, coğrafya… gibi alanlarda halkın kültür düzeyini yükseltmek olmuştur. Bu çığrın temel mantığı didaktizm olup, sanatsal kaygılar ikinci plana itilmiştir. Ahmet Mithat Efendi’yle başlayan bu roman geleneği, müteakip edebî dönemlerde de farklı yazarlar tarafından sürdürülüp geliştirilmiştir. İkincisi ise, Namık Kemal’in başını çektiği “edebi/sanatkârâne roman tarzı”dır ki, Halit Ziya, Mehmet Rauf, Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi yazarlar tarafından takip edilerek, dil, üslup ve biçim özellikleriyle günümüze kadar uzanan bir romancılık anlayışının temelini teşkil etmiştir. Sanatkârane ve popüler roman anlayışları olarak adlandırılan bu iki farklı yaklaşım, yazarın tercihine uygun olarak onun yazın anlayışını, dolayısıyla romanlarındaki şahıs kadrosunun niteliğini doğrudan etkilemiştir. Popüler roman tarzının önemli isimlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar, romanları aracılığıyla topluma “yüksek felsefe”sini ulaştırmak amacını güttüğü tezli romanlar yazmıştır. Bu saikle yarattığı roman kişileri de kendi kaderlerini, bireysel hayatlarını yaşayabilen “karakterler” değil, yazarın iletmeyi amaçladığı fikirlerin sözcüleri olan birer “tip” olarak yaratılmışlardır. İlk basımı 1934 yılında yapılan Utanmaz Adam, Gürpınar’ın popüler roman geleneği doğrultusunda yazılmıştır. Toplumsal adaletsizlik ve ahlaki çöküntü temaları ekseninde kurgulanan romanda, kişilerin ruhsal durumlarının derinliğine ele alınmaması, kendilerine özgü davranış ve düşüncelerden yoksun oluşları, yüzeysel bir şekilde çizilmiş olmaları, düşünme biçimleri itibariyle klişe özellikler göstermeleri ve en önemlisi de yazarın ifade etmek istediği düşüncelerin taşıyıcıları olmaları, onları birer karakter olmaktan uzaklaştırmış, daha ziyade birer tip hüviyetiyle kurgu düzleminde konumlamıştır. Bu yazıda, Utanmaz Adam romanı eksen alınarak, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın nasıl bir insan-toplum tahayyülüne sahip olduğu ve bu paralelde, romandaki şahıs kadrosunun tiplerden mi yoksa karakterlerden mi oluştuğu anlaşılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Kaplumbağalar” Romanında Alevîlik Olgusu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16682</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16682</guid>
      <author>Rezan KARAKAŞ</author>
      <description>Bu makalede, Fakir Baykurt’un “Kaplumbağalar” romanında yer alan Alevîlik olgusu değerlendirilmiştir. Bu araştırma kapsamında “Kaplumbağalar” romanı, iki kez okunmuş; birinci okumada eserde yer alan Alevîliğe dair unsurlar tespit edilmiş; ikinci okumada ise bu unsurların romanın muhtevasıyla olan ilişkisi ve esere katkıları irdelenmiştir. Alevî köylülerin trajik yaşamının anlatıldığı eserde, Alevîlikle ilgili birtakım inanış ve ritüellere yer verilmiştir. “Lokma paylaşma, Cem, Semah, Dedelik Kurumu, deyiş vb.” Alevîliğe dair geleneksel uygulamaların ve sözlü edebiyat ürünlerinin romanda söz konusu edilmesi, insan-toplum ilişkisinin irdelenmesine imkân sunmuştur. Tozaklı Alevî köylülerin şaraplık üzüm bulma konusunda yaşadığı sıkıntılar, romanda yaşanacak olayların çatısını oluşturur. Anlatı boyunca okuyucu, bir taraftan köylülerin bağ ekme macerasına tanık olurken öte taraftan Alevî kahramanların dinî inanış ve ritüelleriyle karşılaşır. Eser, bu yönüyle psikolojik tahlillere yer vermeyen, ancak sosyal dokuyu analiz eden bir mahiyete sahiptir. Din ve kültür harcıyla örülen sosyal yaşam, romana da aynı eksende yansır. “Kaplumbağalar”, kahramanlarının çoğu Alevî köylülerden oluşan ve Alevîliğe dair olumlu tasvirleriyle dikkati çeken bir eserdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İş Birlikli Öğrenme Yönteminin Sınıf Öğretmeni Adaylarının Yazılı Anlatım Becerilerine Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16541</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16541</guid>
      <author>Mehmet Nuri KARDAŞ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, iş birlikli öğrenme yönteminin sınıf öğretmeni adaylarının yazılı anlatım becerilerine etkisini belirlemektir. İş birlikli öğrenme yönteminin öğretmen adaylarının yazılı anlatım becerilerine etkisini belirlemek için deneysel desenlerden, ön test-son test ölçümlü kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma gruplarını 74 sınıf öğretmeni adayı oluşturmaktadır. Deney (n=38) ve kontrol (n=36) grubu öğrencilerine “Başarılı bir sınıf öğretmeninde bulunması gereken temel nitelikler ve ideal öğretmenlik” konulu kompozisyon ön-son test ve izleme testi olarak uygulanmıştır. Sever (2010)’in geliştirdiği kompozisyon değerlendirme ölçeği Türkçe Eğitimi alanı uzmanlarınca incelenmiş ve ölçeğin verilerin değerlendirilmesinde aynı şekilde kullanılması kararlaştırılmıştır. Yazılı Anlatım Değerlendirme Ölçeği ile ön-son test ve izleme testi uygulamasından elde edilen verilerin analizinde, deney ya da kontrol grubunun ölçüm sonuçlarını değerlendirirken İlişkili Örneklemler t testi, deney ve kontrol grubunun ölçümleri için Bağımsız Örneklemler t testi istatistiği kullanılmıştır. İş birlikli öğrenme yöntemi, öğretmen adaylarının yazılı anlatım becerilerinin geliştirilmesi ve bu becerilerin kalıcılığında geleneksel yönteme göre daha etkili bulunmuştur. Ön test verilerinde deney ve kontrol grupları yazılı anlatım becerisi başarıları arasında önem düzeyinde anlamlı bir fark yokken (t= 1,944; p&gt; ,05), son (t= 6,663; p&lt; ,05) ve izleme (t= 8,834; p&lt; ,05) testlerinde iş birlikli öğrenmenin uygulandığı deney grubu lehine anlamlı bir farklılığın olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dilbilimsel Açıdan Şiir Dili Ve Bu Bağlamda Baki'nin Gazellerinde Alışılmamış Bağdaştırmalar Duygu Değeri Uzak Çağrışımlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16571</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16571</guid>
      <author>Murat KEKLİK</author>
      <description>İnsan dili sınırlı sayıdaki seslere (40, en çok 50 kadar sese) dayandığı halde bu sesleri değişik düzenlerde sıralayarak milyonlarca sözcük oluşturulabilir. Yine belli sayıda anlamlı birime sahip olduğu halde bunlarla, değişik, işler ve sıralamalarla çok çeşitli anlamların anlatımını sağlayabilir. dilin en üst seviyede kullandığı bir ifade biçimi ise şiirdir,. Türk şiirinin</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Atebetü’l Hakâyık’ta Dil Becerileri Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16718</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16718</guid>
      <author>Yasin KILIÇ</author>
      <description>Bireyler arasında anlaşmayı sağlayan iletişim sistemine dil denir. Bu sistem; dinleme, okuma, konuşma ve yazma becerilerinden oluşmaktadır. Dil becerilerini etkili bir biçimde kullanma, yani, iyi ve aktif bir dinleme, etkili ve güzel konuşma, iyi okuma ve yazma gibi hususlar, anadili eğitiminin esas amaçları arasında yer almaktadır. Bu araştırmada, 11. yüzyılın sonları ile 12. yüzyılın başlarında yaşadığı sanılan şair ve bilim adamı Edib Ahmed Yükneki’ye ait Atebetü’l-Hakâyık isimli eserde geçen dil becerileri tespit edilmeye çalışıldı. Araştırmada, “doküman incelemesi” yöntemi kullanıldı. Atebetü’l Hakâyık’ta geçen anlama ve anlatım becerileri ile ilgili bulgular, betimsel analiz yöntemiyle incelendi. Atebetü’l Hakâyık’ta; dinleme, okuma, konuşma ve yazma becerileri ile ilgili ilginç tespitlere ulaşıldı. Bu tespitleri şöyle özetlemek mümkündür: Eserde etkileşimli ve dikkatli bir dinleme tavsiye edilmiştir. Okumanın önemi ve amaçları (can sıkıntısından kurtulmak, zevk almak, zengin yaşantılar elde etmek için okuma vb.) üzerinde durulmuştur. İnsanlarla iyi iletişim kurmanın, güzel ve etkili konuşmanın önemi vurgulanmıştır. Eserde yerilen incitici söz, dedi kodu yapma gibi hususları olumsuz konuşma örnekleri olarak değerlendirmek mümkündür. Yükneki, eseriyle okuyucunun bilgi hazinesini ve düşünce ufkunu genişletmeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda, özgün bir üslûp kazanmak, yazım becerileri geliştirmek, düşünce, deneyim ve izlenimleri serbestçe ifade edebilmek gibi, anadili eğitiminin konusunu oluşturan hususlarda Atabetü’l Hakâyık’tan yararlanmak mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Klâsik Türk Şiirinde Klâsik Olmayan Mevzular</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16802</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16802</guid>
      <author>Zülküf KILIÇ</author>
      <description>Belli bir gelenekten beslenen klâsik Türk şiirinin geleneğe bağlı olarak vücut bulması, bu şiirin anlam dünyasının da şiiri yorumlamak isteyenler tarafından belli bir kalıba sokulup bu kalıplar çerçevesinde değerlendirilebileceği anlamına gelmeyeceği şeklinde bir tez geliştirilebilir. Klâsik Türk şiirinde klasikleşen bir anlatımla birlikte, klâsik şiirin Arap ve Fars kültürünün etkisinde kalmasıyla birlikte özellikle Fars mitolojisindeki bazı unsurların yüzyıllar boyunca klâsik mazmun, mefhum ve benzetme unsuru olarak kullanıldığı klâsik bir bilgidir. Bu klâsik bilgiden hareketle bu şiirin yine klâsik hale gelen ifadelerle yoğun tenkitlere uğradığı da bir gerçektir. Birbirinin neredeyse aynısı olan bu nevideki tenkitler, birçok tarih ve edebiyat araştırmacısının dilinde benzeri ifadelerle tekrar edilip durmuştur. Bu tenkitlerin merkezini klâsik Türk şiirinin gerçek yaşamdan kopuk olduğu gerçekle ilgisinin bulunmadığı düşünceleri oluşturmuştur. Oysaki klâsik Türk şiirinin beslendiği bir toplum vardır ve sanatkâr da o toplumun bir aynası olmuştur hep. Klâsik Türk şiirini besleyen Osmanlı toplumunun değer yargıları, beklentileri, özlemleri, öfke ve sevinçleri de klâsik Türk şiirinin içinde klâsik olanın dışındaki bir anlatımla bazen mizahî bazen eleştirel bazen de felsefî dünya görüşlerine havi bir üslûpla yer bulmuştur. Klâsik Türk şairleri, klâsik olmayan konularını toplum-insan; insan-insan ilişkileri üzerine bina etmişlerdir genellikle. Bazen insanın psikolojisine -modern psikolojik analizlerle zor ulaşılabilen çözümlemelere- çok veciz bir dizeyle değinilir bazen toplumun kusuruna direk dikkati çekerlerken bazen toplumun kusuruna bir şahsın kusuru üzerinden parmak basarak bir tip tahlili yapar sosyolojik analizlere olanak sağlar… Tekten bütüne gitme metodunu şahıstan “tip”e ulaşmak ve “tip” değerlendirmesi yapmak için de kullanmışlardır. Bunlarla birlikte şairin halet-i ruhiyesi, beklentileri, ihtirasları, ümitsizlik ve kırgınlıkları da klâsik Türk şiirinde klâsik olmayan bir tarzda yerini bulmuştur. Klâsik Türk şiirinin yorumu, zamana, zemine uyarlanarak farklı farklı yorumlara, yeni keşiflere yelken açmaya müsait olduğu halde bu şiirin yorumunu belli kalıpların dışına taşımak istemeyenler, bu şiire günümüzde standart bir yorum kalıbı getirmek isteyenlerdir. Klâsik Türk şiirinin klasikleştirilen yorumların ötesine taşınmasına ihtiyaç vardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Kadın İstihdamının Amerika Birleşik Devletlerindeki Kadın İstihdamı İle Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16849</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16849</guid>
      <author>Murat KORKMAZ, Nur DİLBAZ ALACAHAN , Dilek TUNA CESİM , Ali Serdar YÜCEL , Gökşen ARAS</author>
      <description>Günümüzde ekonomik ve toplumsal kalkınmaya doğrudan etkisi olan işsizlik ve istihdam, ülkelerin önemle üzerinde durmaları gereken bir konu haline gelmiştir. Bu durumdan etkilenen en önemli kesimi muhakkak kadınlar oluşturmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin büyük oranda devam ettiği günümüz toplumlarında refah seviyesinin yükseltilmesi ve kalkınmanın sürdürülebilmesi bakımından kadın istihdamı önem arz etmektedir. Günümüzde kadın istihdamının mevcut durumunun gelişmiş ya da gelişmekte olan diğer ülkelerle karşılaştırılarak ortaya konulması konuya ışık tutacak ve bu konuda izlenecek politikalara rehberlik yapacaktır. Bu karşılaştırmalar sonucunda ortaya çıkan benzerlikler ve farklılıklar değerlendirilerek Türkiye’de kadın istihdamına ilişkin daha somut değerlendirmeler yapılması sağlanabilecektir. Bu çalışma, istatistikî veriler çerçevesinde Türkiye’deki kadın istihdamının iş pazarı açısından gelişmiş bir ülke olan ABD’deki kadın istihdamına göre nerede bulunduğunu ve buna etki eden faktörlerin neler olduğunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma Türkiye istatistik kurumu veri tabanı ve Amerika birleşik devletleri işçi istatistikleri bürosu verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma genel olarak 2000 yılı ve sonrası verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ancak verilerin bulunmadığı durumlarda dönem daraltılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde temel istatistikler karşılaştırılarak iki ülke arasındaki farklar belirlenmeye çalışılmıştır. İstihdamın toplam iş gücüne oranı, meslek ve eğitim kırılımları gibi değişkenler ve iki ülke arasındaki farklar belirlenmiştir. İkinci bölümünde ise Regresyon ve Granger Nedensellik analizleri kullanılarak GSMH ile İstihdam değişkeni arasındaki ilişkinin ölçüsü ve yönü belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, Amerika’nın sanayideki köklü geçmişinin etkisiyle kadın istihdamı ve sektör dağılımları Türkiye kadın istihdamı rakamlarına göre oldukça farklı bulunmuştur. Amerika’da 2000’li yıllardan bu yana kadın istihdamındaki gelişim %5 seviyesinde iken, Türkiye’de bu oran %25 olarak bulunmuştur. Bu farklılığın, Amerika’da kadın nüfusunun istihdama katılımının daha erken dönemlerde olmasından, Türkiye’de ise son yıllarda kadınların çalışma hayatına dâhil edilebilmesi için gösterilen çabalardan kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca krizin istihdam üzerindeki etkisi sonucunda işsizlik oranlarının her iki ülkede de yükseldiği ve krizin bittiği dönemde bir toparlanma evresine girildiği bulunmuştur. İş gücüne katılım oranların bakıldığında ise; Amerika’daki katılım oranlarının %50’ler seviyesinde iken, bu oranın Türkiye’de %25’ler seviyesinde kaldığı, Amerika’da çalışan kadınların büyük çoğunluğunun yüksek eğitim gerektiren yönetimsel işlerde çalışırken, Türkiye’de çalışan kadınların daha çok balıkçılık veya zirai sektörlerde yoğunlaştıkları görülmüştür. Araştırmada elde edilen bir başka sonuç ise; ABD’de GSMH artışının, kadın istihdamında artışa neden olurken Türkiye’de her ikisinin bir birinin nedeni olduğu yönündedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Latîfe Ez-Zeyyât'ın El-Bâbu'l-Meftûh Adlı Romanında Birey ve Ulusun Bağımsızlık Mücadelesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16580</guid>
      <author>Yusuf KÖŞELİ</author>
      <description>el-Bâbu'l-Meftûh, 1940 ve 1950'li yıllarda, Mısırlı orta sınıf bir ailenin kızı Leylâ etrafında gelişen olayları ele alır. Leylâ, bir birey olarak özgürlüğünü kısıtlayan engelleri fark etmeye başladığı andan itibaren geleneksel toplum düzenine isyan eder ve bütün güçlüklere rağmen "kendi olma" yolunda bireysel bir özgürlük mücadelesi başlatır. Aynı dönemde, İngiliz işgali altındaki Mısır'da da, ulusal bağımsızlık yönünde bir uyanış hareketi başlamış ve işgal karşıtı protesto gösterileri ile ülkenin dört bir yanına yayılmıştır. Roman boyunca, Mısır'ın ulusal özgürlük mücadelesi, Leylâ'nın bireysel özgürlük mücadelesiyle iç içe ve eş zamanlı olarak seyreder.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bilinçaltı Mesaj Gönderme Teknikleri Ve Bilinçaltı Mesajların Topluma Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16406</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16406</guid>
      <author>Yağmur KÜÇÜKBEZİRCİ</author>
      <description>Bilinç insanoğlunun ilk uyarımları almaya başlaması ile işlerlik kazanan ve ömrünün sonuna kadar devam eden farkında olma faaliyetleridir. Bir başka deyişle çevresindeki varlıkları ve kavramları algılaması ve anlamasıdır. Bilinçaltı için ise çevremizdeki görüntü, ses, mesaj gibi uyarımların farkında olmadan insan zihnine yerleşmesidir diyebiliriz. Bilinçaltı zihni beynimizin kara kutusu’na benzetebiliriz, nitekim bilinçaltı zihin doğumdan ölüme kadar tüm yaşananları, çevremizdeki gördüğümüz, duyduğumuz bütün her şeyi kayıt eder. İnsanlar çok uzun yıllar öncesinden beri diğer insanları, grupları ya da toplumları etkilemek, kendi istekleri doğrultusunda hareket ettirmek için çok farklı teknikler kullanmışlar ve her geçen gün bu tekniklere yenilerini eklemeye çalışmaktadırlar. Bütün bu tekniklerin altında ise bilimsel çalışmalar yatmakta, insanların psikolojik, nörolojik ve sosyal yapıları göz önünde bulundurularak bilinçaltına mesajın en etkin şekilde gönderilmesi sağlanmaktadır. Kitle iletişim araçlarının artması ve gelişmesi ile birlikte kaynak tarafından alıcıya iletilmek istenen mesajlar çok uzak mesafelerden bile eşzamanlı olarak gönderilebilmektedir. Bu durum her ne kadar kolay ve hızlı olmayı beraberinde getirse de bazı olumsuzluklar ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunlardan birisi de bilinçaltımıza gönderilen mesajlardır, her an bilinçaltı mesajlara maruz bırakılabiliyoruz. Birçok kitle iletişim araçları; internet, filmler, şarkılar, reklâmlar, kitap, gazete, televizyon, bilgisayar kısacası iletişim kurmak için kullanılan kanalların her biri belli bir amaca yönelik komutları beyine taşıyıp, istenilen şeyleri yaptırmaya ya da açlık, susuzluk, cinsellik ve bir istek gibi içsel duyguları uyandırmaya yönelik olarak bilinçaltına mesajlar göndermek için kullanılabilmektedir. Bu bağlamda bilinçaltına gönderilen mesajların araştırılmasının önemi de ortaya çıkmaktadır, nitekim günümüzde kitle iletişim araçları ile gönderilen ve insanların bilinçaltına yerleşen etik değerler ile örtüşmeyen ya da ihtiyacı olmadan tüketime sevk eden mesajlar bireyleri ve toplumu olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bu çalışma da öncelikli olarak konumuzla ilgili kaynak taraması yapılmış, bilinçaltı mesajlar içeren film, çizgi film, reklâm ve bilgisayar oyunları araştırılmıştır. Bu çalışma bilinçaltına gönderilen olumsuz mesajlar ile sınırlandırılmıştır. Çalışmamızın amacı bilinçaltına gönderilen olumsuz mesajların hangi kanal ve teknikler ile gönderildiğini tespit edip, bu olumsuzlukları bireysel ve kurumsal olarak önleyebilmenin ya da en alt düzeye indirmenin yollarını aramaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk ve Rus Dillerinde Dini ve Efsanevi Kökenli Deyimler.</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16807</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16807</guid>
      <author>Aytan MAMMADOVA</author>
      <description>Bu makale bir-biriyle jenetik akraba olmayan, fakat buna ragmen çok eskiden bir-birine kelimlelerinin geçme tarihi olan iki dilde, yani Türk ve rus dillerinde çok kullanılan dini veya efsanevi kökenli deyimlerin ve atasözlerinin araştırılmasına dair bir çalışmadır. Makalede bu türlü, yani içerisinde Allah, Kuran, Cennet vs. gibi kelimler olan deyimlerin her iki dilde olan çoksaylı örnekleri İngilizceye harfi çevirisiyle verilmiş, onların yaranmasında, oluşmasında ve yayılmasında milletlerin dini törelerinin ve inanclarının önemli rolu vurğulanmış, ünlü Türk ve Rus dilbilim uzmanlarının deyimlerin kökeni konusundakı değerli çalışmaları ise teorik destek olarak kullanılmıştır. Yaptığımız incelemenin sonucu olarak kutsal kitaplar Kuran ve İncil`in kendilerinden önce çok yaygın olmuş çeşitli putperestlik inancları ile birlikte her iki milletin dilindeki deyimlerin oluşmasında önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Yani, İslamın kutsal kitabı olan Kuran Müslüman türklerin dilini tarih boyunca her ne kadar etkilemişse, İncil`de hristyanılığ? kabul etmiş Rusların diline bir o kadar etki yapmışdır. Ayni zamanda, makalemizde Türk ve Rus dillerine masallardan ve antik Yunan efsanelerinden gelen ve günümüzde kullanılan deyimler de gösterilmişdir.Makalenin final bölümünde dini kökenli deyimlerin her iki büyük milletin sözlü ve yazılı edebiyatında kullanımı gözden geçirilmişdir. Buna dayanarak şairlerle yazarların halk yaratıcılığının adı geçen ürünlerie çok önem verdiklerini ve kendi eserlerinn dilini i zenginleşdirmek amacıyla onlardan bolca yararlandığını söyleyebiliriz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cemal Süreya’nın “Fantezi” Yazıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16833</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16833</guid>
      <author>Nesrin MENGİ</author>
      <description>Cemal Süreya (1931-1990)’nın Folklor Şiire Düşman (1992) kitabında yer alan yazılar, özellikle biçimsel yapısıyla düzyazı sınırlarının dışına çıkarken, içeriğin işlenişindeki şiirsellikle de özgün metinlerdir. Cemal Süreya’nın şair tavrıyla buluşan iki farklı tür, aynı metin içerisinde kendi türünün özelliklerinden uzaklaşarak “fantezi” yazıya dönüşür. Bu makalede, “fantezi yazılar” olarak nitelendirilen metinlerin özgünlüğünün altı çizilmeye çalışılmış ve bu amaç doğrultusunda biçim ve içerik özellikleri incelenmiştir. Yazılar, ilkin süreli yayında, daha sonra Folklor Şiire Düşman kitabında bir araya getirilerek yayımlanır. “On Üç, On Beş Yaşında” yazıları, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ahmed Arif, Oktay Rifat, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Can Yücel, Gülten Akın, Melih Cevdet Anday gibi Türk edebiyatının öne çıkan sanatçıları üzerine yazılmış kısa, içerik bakımından portre nitelikli yazılara yaklaşan metinlerdir. Ancak Cemal Süreya’nın fantezi yazılarında kişilerin bilinen/görünen özelliklerinin anlatılması amaçlanmaz. İmgesel yoğunluğun başat olduğu yazılarda sanatçıların yaşamlarına, sanat yaşamlarına dair düşüncelerin, duyarlıkların paylaşımı esastır ve bu yönüyle yazılar, portre metinlerden ayrılır. Cemal Süreya’nın fantezi yazılarının asıl orijinal yönü, biçimsel özelliğidir. Yazıların her birinde, düzyazı ile şiir parçaları bir arada kullanılarak yeni bir yapı meydana getirilmiştir. Dize görünümlü cümlelerle düzyazı parçaları iç içedir ve bu biçimiyle metinler bilinen düzyazı türlerinden belirgin bir biçimde farklılık gösterir. Başka bir ifadeyle Cemal Süreya, düzyazıyla şiirin biçimsel özelliklerini bir arada kullanarak yeni bir metin yaratmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Siyaset, Medya Ve Ordu Üçgeninde 27 Mayıs Atmosferi: “Karanlığa Direnen Yıldız” Üzerinden Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16717</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16717</guid>
      <author>Ülkü Ayşe OĞUZHAN BÖREKCİ</author>
      <description>27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi, çok partili hayata geçişle başlayan Türkiye’nin demokrasi tarihinde önemli bir dönüm noktasına tekabül etmektedir. Nitekim söz konusu müdahale seçimle gelen bir iktidara son vererek, demokrasi yolunda atılan adımların yeni bir görünüm kazanmasına neden olmuş, bu tarihten sonra Türkiye’nin demokrasi tarihi askeri müdahaleler nedeniyle kesintilere uğramıştır. Günümüzde de etkileri ve sonuçları tartışılan 27 Mayıs askeri müdahalesi hem meydana geldiği tarihte neden olduğu değişimler ve tarafları hem de bugünün siyasal sistemini belirlemedeki rolü olduğuna ilişkin söylemler nedeniyle her yönüyle irdelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede 27 Mayıs’ın aktörlerine bakıldığında bir tarafta DP’nin diğer tarafta ona muhalif olan CHP, medya, üniversite ve ordunun olduğu görülmektedir. Muhalefet grubunun DP’ye yönelttiği eleştirilerin başında “baskıcı” ve “anti-demokratik” uygulamalar ile ekonomik sıkıntıların geldiğini ifade etmek mümkündür. Nitekim askeri müdahalenin temel gerekçelerini de bunlar oluşturmaktadır. Türkiye’nin toplumsal ve siyasal tarihine damgasını vuran 27 Mayıs askeri müdahalesi edebi bir tür olan romanlarda ele alınmış, bunu oluşturan koşullar, etkileri ve sonuçları yazarların ideolojik duruşlarına göre kaleme alınmıştır. Bu çalışmada, Sevinç Çokum’un “Karanlığa Direnen Yıldız” romanı incelenmiştir. Öncelikle çok partili hayata geçiş, DP’nin iktidara gelmesi ve siyaset, medya ve ordu arasındaki ilişkilere dair genel bir perspektif sunulmuştur. Eserin çözümlenmesi aşamasında ise hem DP’ye ve taraftarlarına hem de sürecin diğer aktörlerine, yani CHP, ordu, üniversite ve medyaya ilişkin nasıl bir yaklaşım sergilendiği ve bunların söylemleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu aşamada, 27 Mayıs’ın bireysel ve toplumsal düzlemde nasıl bir değişime neden olduğu da incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sûdî’nin Bostan Şerhinde Uygulanan Şerh Yöntemi ve Eleştiri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16756</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16756</guid>
      <author>Halil İbrahim OKATAN</author>
      <description>Klasik Türk şiiri şiiri söz ve anlam üzerine kurulu, kelime istifi ve sanatlı söyleyişe dayalı bir dil uygulamasıdır. Manayı gizleme, söz ve anlam sanatlarıyla süsleme geleneği klasik edebiyatımızın şiir türünde en iyi uygulama alanı bulan bir konudur. Gizlenen anlam katmanlarının anlaşılması ve açıklanması amacıyla şerhler yazılmıştır. Bostan Şerhi klasik şerh teorisine göre yazılmıştır. Edebî metin şerhi üzerinde yapılan çalışmalar dönemin şerh teorisini tespite yönelik araştırmalardır. Bostan Şerhi eklerin tanımlanması ile başlar kelimenin gramer incelemesiyle devam eder. Bu şerhte fiiller, isimler, sıfatları, zamirler ve zarflar hakkında geniş açıklalamalar yapılır. Sûdî yeri geldikçe ayetler, hadisler nakleder, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerden iktibaslar yapar. Bazen de şerhte geçen bilgiler ile igili kaynaklar gösterir, bilimsel bir eser neşri hakkında örnekler sunar. Bir bilgi hakkında daha önceden açıklama yapılmışsa tekrara düşmemek için açıklama yapılan yere göndermelerde bulunulur. Beyitte geçen edebî sanatlardan bahsedilir. Cümle tercümesi ve yorumu ile devam eden şerh, aynı yöntemle diğer beyitlerin şerh edilmesiyle sürdürülür. Sûdî kendinden önce Bostan’a şerh yazmış şârihlere reddiyeler yazar, kelime hatalarından cümle hatalarına kadar tespit ettiği bütün yanlışlara işaret eder, beğendiği şerhleri de belirtir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fuzûlî Divânı’nda Âh Kavramı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16654</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16654</guid>
      <author>Tuba ONAT ÇAKIROĞLU</author>
      <description>Fuzûlî XVI. yüzyılda yaşamış, Türk edebiyatının büyük şairlerinden birisidir. Eserlerinde duygusallık (lirizm) ön plândadır. Devrinde kıymetinin bilinmemesinden, kimsesizlik ve yoksulluktan şikâyet etmiştir. Yaşadığı dönemde devlet adamlarından umduğu ilgiyi görememiş ve yaptığı başvuruların cevabını dahi alamamıştır. Bu ilgisizlik şairin psikolojisini etkilemiş ve zaman zaman şiirlerine de yansımıştır. Eserlerinde beşerî ve ilâhî aşk ön plâna çıkmıştır. Ayrıca onun eserlerinden tasavvufî konulara da vâkıf olduğu anlaşılmaktadır. Fuzûlî aşk ve âşıklık konularını ele alırken kendine has üslûbuyla ince hayâllerle süslemiştir. Bu yazıya konu olan Âh kavramı, gazellerinde yaklaşık 73 beyitte geçmektedir. Âh ünlem olarak daha nâdiren yer almıştır. Tîg-i âh, âteş-i âh, dûd-ı âh, berk-i âh ve benzeri şekilde tamlamalarda sıklıkla geçmektedir. Birkaç beyitte de âh etmek, âh almak deyimi yer almaktadır. Klâsik Türk edebiyatında âşığın hâline tercüman olan kavramlardan birisi de “âh” kavramıdır. Âh’ın sözlüklerde birinci anlamı nidâ, ikinci anlamı âşıkın iç âlemindeki üzüntüyü, kederi dışa vuruşudur. Edebiyatta bazen nidâ olmuş bazen de âşıkın derdini ifade etmesine vasıta olmuştur. Sevgilinin ilgisizliği ve ulaşılmazlığı karşısında bunalan âşık, öyle bir âh çeker ki derdini âleme duyurur. Âhının dumanı göklere yükselir ve feleğin kandilini tutuşturur. Fuzûlî âhından dolayı cümle âlemi rahatsız ettiğini düşünür. Aşkının büyüklüğünü ve âşıklığını anlatmak isteyen</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Ve Mısır Sosyal Bilgiler Ders Kitaplarında Din Algısının Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16391</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16391</guid>
      <author>Ahmed Emin OSMANOĞLU</author>
      <description>Bu araştırmanın temel amacı Türkiye’de 2007-2008 öğretim senesinde ilköğretim kademesi altıncı ve yedinci sınıflarda ve Mısır’da bu seviyelerin karşılığı olan ilköğretim birinci kademe 6. sınıf ile ilköğretim ikinci kademe 1. sınıfta okutulan sosyal bilgiler ders kitaplarındaki din algısının karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Bu bağlamda din algısındaki benzerlik ve farklılıkların tespit edilmesi araştırmanın temel problemini oluşturmuştur. Çalışma yöntemi nitel araştırma prosedürlerine göre oluşturulmuştur. Nitel araştırmanın tabiatına uygun olarak evren belirtilmemiş, amaçlı örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Belirlenen sınıflarda okutulan öğrenci ders kitapları örneklem olarak seçilmiştir. Veriler doküman analizi tekniğine uygun olarak toplanmış ve içerik analizi uygulanarak çözümlenmiştir. İçerik analizinin kategori geçerliğini sağlamak için kategoriler literatür taraması yapılarak ve uzman görüşü alınarak oluşturulmuş, tanımlar yazılarak herkesin ulaşabilirliğine açılmıştır. Ayrıca, ders kitapları içerisinde yer alan ana metinler kayıt birimi olarak seçilerek istisnasız çalışılmıştır. Böylece metinlerin konunun işlenmesi için yeterli kapsam ve boyutları içermesi sağlanmıştır. Kelimelerin pozitif, negatif ve nötr olarak sınıflandırılmasında bağlam birimi olarak cümle seçilmiştir. Tespit edilen her kelimeye 1 puan verilmiş, her bir kategorinin frekans ve yüzdelik dağılımını belirlemenin yanında hangi nitelikte ele alındığının belirlenmesi de sağlanmıştır. Çeteleme güvenirliğinin artırılması için metinler sadece araştırmacı tarafından farklı zamanlarda çetelenmiş, çetelemeler arası ilişkinin yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca çeteleme alanda uzmanlara da yaptırılarak aradaki görüş birlikteliği test edilmiştir. Araştırma sonucunda Mısır Devleti’nin Eski Mısır medeniyeti ve inancına vurgu yaparak vatandaşları arasındaki dinî farklılıkları elimine etmeye çalıştığı, vatandaşlarında Mısırlı-Arap-Müslüman kimliği oluşturmayı istediği saptanmıştır. Türkiye ders kitaplarında din kategorisi bağlamında İslamî anlatımlara daha çok ve pozitif olarak yer verilmiş, Hristiyanlık olumsuzlanmıştır. Türkiye’de din üzerinden kimlik oluşturma gayreti görülmemiştir. Her iki devletin de din kavramına karşı olumsuz yaklaşımı söz konusu değildir. Her iki devlet de dini devleti meşrulaştırma aracı olarak kullanmamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lugât-ı Manzûme-i Nûriye Berây-ı Terceme-i Lisân-ı Rumiye Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16447</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16447</guid>
      <author>Gökhan ÖLKER</author>
      <description>Yüzyıllarca birlikte yaşayan toplumlarda bunun tabii sonucu olarak dil etkileşimi yoğun şekilde görülmektedir. Bir arada yaşama, ticaret, siyaset, kültür ilişkileri, savaşlar aynı din çevresi içinde bulunma gibi değişik etkenler diller arasında sözvarlığı açısından alışverişlere yol açmakta, en başta kelime hazinesi olmak üzere, ilişkilerin artışıyla birtakım ses, yapı ve söz dizimi öğeleri dilden dile geçebilmektedir. Bu etkileşimin yanında eski dönemlerde şiir, hafızada kolay kalması sebebiyle eğitim alanında bir öğretim yöntemi olarak çok fazla kullanılmıştır. Araplar ve Farslar gibi Türkler de edebiyat alanından başka tefsir, fıkıh, akait, hadis, tezkire, gramer, tarih, astronomi, musiki, tıp gibi alanlarda da manzum eserler telif edilmiştir. Bunun da esas sebebi, manzum olarak yazılan eserin vezin ve kafiye gibi birtakım ahenk unsurlarını taşımış olma özelliği ile okumayı zevkli bir faaliyet haline getirmesi ve okunan metnin hafızada daha kolayca kalmasını sağlamasıdır. Coğrafya olarak geniş bir alana yayılan Osmanlı İmparatorluğu birçok milleti bünyesinde barındırmıştır. Farklı din ve dillere sahip olan bu milletler arasında Rumlar da kendi din ve dilleriyle bu çeşitlilikte yerlerini almışlardır. Rumların kendi dillerini korumak ve öğretmek amacıyla birçok eser kaleme aldığı görülmektedir. Geçmişte muhtelif ilimlerin temel bilgilerini şiirle kavratma geleneği, yabancı dil öğretiminde de giriş niteliğinde olmak üzere, manzum sözlükler yoluyla uygulanmıştır. Biz bu çalışmada kısaca manzum sözlüklerden ve Osmanlı imparatorluğundaki Rumca Türkçe ilişkisinden ve dil etkileşiminden bahsedeceğiz. Sonra da Lugât-i Manzûme-i Nûriye Berây-ı Terceme-i Lisân-ı Rumiye’yi tanıtacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cerîde-i Havâdis Ve Hakâyıku’l-Vekâyî Gazetelerinde Türk Dili İle İlgili İki Yazı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16589</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16589</guid>
      <author>Perihan ÖLKER</author>
      <description>Padişah Abdülmecit döneminde, Mustafa Reşit Paşa tarafından 1839’da Gülhane Parkı’nda okunan Tanzimat Fermanı sadece siyasi ve sosyal değişmeleri getirmemiş, Osmanlı dilindeki değişime de ivme kazandırmıştır. İdarenin tebaasına yaklaşma çabası neticesinde Ferman ortaya çıkmış, yine aynı nedenle de 1831 tarihinde Türkçe gazete yayın hayatına başlamıştır. Osmanlı idaresi ve aydını Tanzimatı halka doğru bir şekilde anlatabilmenin yolunun sade bir Türkçe ve gazeteden geçtiğini düşünmüştür. Dolayısıyla 1840 yılında Cerîde-i Havâdis, 1860 yılında Tercümân-ı Ahvâl, 1862 yılında Tasvîr-ı Efkâr yayın hayatına başlamış, takip eden yıllarda pek çok süreli yayın ortaya çıkmıştır. Zaman içerisinde hem Takvîm-ı Vekâyî’nin hem de çıkan diğer gazetelerin dili sadeleşmiş, halka resmî ve gayr-ı resmî tüm haberlerin açık bir şekilde anlatılması amacı güdülmüştür. Bu çalışmanın konusunu 1840 ve 1871 yılında yayımlanmış olan Cerîde-i Havâdis ve Hakâyıku’l-Vekâyî gazetelerinde yer alan dil ve alfabe üzerine iki yazı teşkil etmektedir. Cerîde-i Havâdis’teki yazı alfabe meselesine ve yazı dili ile konuşma dili arasındaki farklılığa değinirken, Hakâyıku’l-Vekâyî’deki yazı Türkçenin sadeleşmesi ve ilim dili hâline gelebilmesi meselelerine değinmektedir. Kaynaklarda Ahmet Cevdet Paşa ile başladığı kabul edilen (1851) daha sonra da Münif Paşa’yla devam eden alfabe tartışmasının aslında çok daha önce 1840 yılında da Cerîde-i Havâdis’te yer aldığı anlaşılmaktadır. Yine Türkçenin ilim dili hâline gelebilmesi meselesi ve sadeleşmesi gibi konuların gazetelerde de işlenerek halkın aydınlatılması amaçlanmış, dolayısıyla bu konuların bilinen tarihten daha önce ele alındığı ve Tanzimat aydınını fazlasıyla meşgul ettiği anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Çağa Çoluk Davar Doluk” İkilemesi Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16685</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16685</guid>
      <author>Çimen ÖZÇAM</author>
      <description>Anlamı kuvvetlendirmek ve zenginleştirmek, söyleyişe ahenk katmak, iki kelimeyle bir kavramı anlatmak amacıyla başvurulan ikilemeler, kelimelerin tekrar edilmesi veya anlamca aynı, sesleri birbirine benzeyen kelimelerin tekrarıyla oluşan birimlerdir. Her yazı dilinde olduğu gibi farklı ağızlarda da ayrı bir mantık, karakter ve şahsiyet söz konusudur ki bu farklılıklar ağızları birbirinden ayıran faktörlerin başında gelmektedir. “Mahallî kelimeler” dediğimiz kullanımlarla oluşturulan “ikileme”, “üçleme” veya “dörtlemelere” de ağızlarda sıkça rastlanılmaktadır. İkilemeleri belli kelime türleri ve kurallarıyla sınırlamak da mümkün değildir. Elazığ ve yöresi ağızlarında da dikkat çekici bazı ikilemeler yer almaktadır. Bu çalışmada, Elazığ ve yöresi ağızlarında kullanılan “çağa çoluk davar doluk” ikilemesi üzerinde durulmuştur. Çeşitli kaynaklardan faydalanılarak, ikilemede yer alan kelimelerin anlamları belirtilmiştir. İkilemenin şekil özelliğine dikkat edersek, ikilemeyi oluşturan kelimeler -yazı dilinde kullanımından farklı olarak- yer değiştirmiştir diyebiliriz. Çünkü ikilemenin gerek yazı dilinde, gerek ağızlarda olsun kullanımı “çoluk çocuk (çağa)” şeklindedir. Burada geçen “çağa” kelimesi “çağa, bebek”, “çolug” ‘ev halkı, aile’ anlamlarına gelir. “Davar” kelimesi sözlüklerde “1.koyun ve keçiye verilen ortak ad. 2.koyun veya keçi sürüsü” olarak geçer. “Davar doluk” ikilemesi bir “dörtleme”nin içerisinde ikinci öge durumunda olduğu için buradaki değişim de “çoluk” kelimesine uygun olarak gerçekleşecektir. Elazığ yöresi ağızlarındaki bu söyleyiş, genellikle uzun süredir birbirlerini görmeyen kişilerin ya da gurbetteki insanların, birbirlerinden veya başka kişilerden haber almak için kalıplaşmış olarak kullandıkları bir ifadedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağdaşlarının Dilinden Ali Şir Nevayî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16879</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16879</guid>
      <author>Nursel ÖZDARENDELİ</author>
      <description>Türk Edebiyatı dünyasının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Ali Şir Nevayî, Türk dilinin ve edebiyatının gelişmesinde çok önemli katkıları olan büyük bir ediptir. Kendisinden sonra Doğu ve Batı Türklüğü olmak üzere pek çok şair üzerinde etkiler bırakmış olan Ali Şir Nevayî, hayatta olduğu süre içinde de hak ettiği şöhreti yakalamış olan ender şahsiyetlerden biridir. Çağatay Türkçesi bilhassa Ali Şir Nevayî’den sonra Batı Türklüğünün ilgisini çekmiş ve Doğu Türkçesinden Batı Türkçesine sözlükler hazırlanmış hatta aktarmalar yapılmıştır. Nevayî’yi anlamak üzere düzenlenmiş olan bu sözlükler, onun kendi sahasında etkili olmasına ilaveten ülkesinin sınırlarını aşan etkisi olduğunun göstergesidir. Bu meyanda klasik edebiyatın pek çok şahsiyeti Nevayî’yi örnek almış, şiirlerine nazireler yazmıştır. Ali Şir Nevayî hakkında bugüne kadar dil ve edebiyat alanlarında olmak üzere kayda değer sayıda çalışmalar yapılmıştır. Buna rağmen hakkında söylenecekler nihayet bulmamıştır. Bu çalışmada da Ali Şir Nevayî, çağdaşlarının gözünden ve dilinden değerlendirilecektir. Nevayî’nin çağdaşlarının gözündeki konumunu/mertebesini tespit etmenin, onun ve eserlerinin taşıdığı değer bakımından bizi daha realistik neticelere götüreceği düşüncesindeyiz. Klasik edebiyatta toplumun önde gelen simalarının, alanında şöhret sahibi olmuş kimselerin hayatları hakkında bilgi veren tezkireler, edebiyat ve kültür tarihi bakımından zamana ışık tutan önemli eserlerdir. Şairlerin hayatları hakkında kısa biyografiler ve şiirlerinden örnekler veren tezkireler, modern edebiyatın şairler antolojisi karşılığı sayılabilecekleri gibi edebî tenkit fonksiyonunu da gerçekleştiren eserlerdir. Tezkireler aynı zamanda konu edindikleri dönemin en yakın ağızdan tanığıdır. Bu sebeple çalışmamıza, dönemin tezkire ve hatırat türündeki eserleri kaynaklık etmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şâirin Şiiri/ni Müdafaası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16628</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16628</guid>
      <author>Ferudun Hakan ÖZKAN</author>
      <description>Edebiyat ortamında edebî ürünlerin ve şahsiyetlerin değerlendirilmesi, olumlu ya da olumsuz yönlerinin ortaya konması tenkid ameliyesi olarak görülmüştür. Bu ameliye, modern zamanlarda çok yaygınlaşmış olmakla birlikte klasik Osmanlı edebiyatında da dikkate alınacak ölçüde var olmuştur. Şuarâ tezkireleri tenkidin en belirgin şekilde ortaya konduğu eserlerdir. Tezkire yazarı, biyografisini verdiği şahsiyetin eserleriyle ilgili orijinal ve döneminin sanat-edebiyat algısını yansıtan değerlendirmeler yapar. Tezkireler dışında da şahsî olarak edebî tenkidin yapıldığını söylemek mümkündür. Tanzimat döneminden itibaren şahsî tenkitlerin, birinci şahıs edebiyatı olan mektup marifetiyle yapıldığı bilinen bir gerçektir. Mesela Nâmık Kemal’in, Ziya Paşa’nın Harâbât adlı antolojisi için yazdığı Tahrib-i Harâbât ve Takib adlı tenkid eserleri mektup şeklindedir. Klasik Osmanlı edebiyatında da benzeri durumları görmek mümkündür. Bu yazıda, ilki şâirlere hakâret eden bir idâreciye cevâp olmak üzere, diğeri bir şâir tarafından, sanatına yöneltilen asılsız tenkidlerden şikâyet bâbında bir dostuyla paylaşmak üzere yazılmış iki mektup konu edinilmiştir. İki ayrı kişiye ait bu mektuplarda yazarlar adeta nefsî müdafaa yapmışlardır. Mektuplarda, dönemin hem dînî hem de örfî şiir algısını görmek mümkündür. Yazar, şâirlere yönelik bir hakârete cevap verirken, şiirin, dindeki yerini dînî argümanlarla açıklar. İkinci mektupta da dönemin edebiyat piyasasıyla ilgili olarak şâirlerin rakiplerini yıpratmak için bazı entrikalar çevirdikleri görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Contemporary Music from Turkey: Turkish composer Özkan Manav’s approaches to the local materials in the center of abstraction in the context of his series for piano titled Movements</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16547</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16547</guid>
      <author>Zeynep Gülçin ÖZKİŞİ</author>
      <description>Çağdaş Türk bestecilerinin yerel malzeme kullanımına yaklaşımları bazı farklılıklar arz ediyor: Bir kısım besteci, yerel malzeme kullanımına ya da bu kullanımın daha görünür olduğu örneklere erken dönemlerde başlamış ve yıllar içinde arttırarak sürdürmekteyken, diğer bir kısım son dönem yapıtlarında bu kullanımı ya da bu kullanımın görünürlüğünü daha yoğun ele almakta, diğerleri ise başından itibaren, bazı çarpıcı örnekler haricinde, yerel malzemenin özellikle görünür kullanımına daha mesafeli bir yaklaşım izlemekte. Ancak söz konusu üç yaklaşımda da, bir soyutlama (ya da tersine, bir somutlama) kaygısının varlığından söz etmek; başka bir deyişle, yerel malzemenin yapıt içindeki “anlaşılırlık/fark edilirlik” derecesinin besteciler için önemli ve çözülmesi gereken bir mesele olduğunu söylemek, mümkün. Türkiye’de modernleşme minvalinde ilerleyen müzikal üretimde, modernleşme politikaları gereği reddedilen Osmanlı geleneğinin/geçmişinin yerine konan Türklük geleneği/geçmişi doğrultusunda, bestecilerin daha kırsal makamsal bir yerellik kullanımına yöneldiği, ancak zaman içinde, sosyo–politik değişimlerin de etkisiyle, öncesinde reddedilen ve bu nedenle tamamen dışarıda bırakılmasa da mesafeli yaklaşılan kentsel makamsal bir yerellik kullanımı geliştirdikleri (“geleneğin yeniden keşfi/icadı” meselesi de bu noktada önemli bir yerde duruyor) izleniyor. Özkan Manav’ın “Bölümler” başlıklı piyano serisi, bestecinin “Bölümler” özelinde olduğu kadar, yakın dönem yazınsal yönelimleri genelinde de önemli ipuçları barındırıyor.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından Gayya Mefhumunun Şiire Yansıması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16907</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16907</guid>
      <author>Nuran ÖZLÜK</author>
      <description>19. yüzyılın sonlarında Sigmund Freud’un serbest çağrışım, aktarım ve telkin yoluyla nevrozları iyileştirmeyi amaçlayan psikolojik tedavi yöntemi olan psikanalizi Michelangelo, Leonardo da Vinci, Shakespeare, Dostoyevski, W. Jensen gibi sanatçıların eserleri üzerinde uygulayan disiplinler arası çalışması, psikanalitik edebiyat eleştirisinin ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. İnsanın davranış ve tutumlarının sebeplerini bilinçaltının kaynaklarıyla açıklamaya çalışan psikanalizin kapsamı Freud’tan beslenen fakat kendi kuramsal çalışmaları ile ön plana çıkan Carl Gustav Jung, Jacques Lacan, Otto Rank ve Ernst Kris, Rollo May tarafından genişletilmiştir. Sanatçının çocukluk dönemi, mizacı, aldığı eğitim, içinde yetiştiği/yaşadığı aile ve toplum, başından geçen önemli olaylar, hastalıklar vb.; arzu, dürtü ve iç çatışmalarını ortaya çıkarmada rüya kavramı psikanalitik açıdan eser incelemelerinde yararlanılan verilerdir. Ne kadar gerçek hayattan alınsa da kurgu esasına dayanan edebî eserin malzemesi olan dile ait tercihler ve yapıttaki bütün varlıklar psikanalitik incelemenin alanına dâhildirler. Psikanaliz ile insanın korkuları, endişeleri, özlemleri, kederleri, arzuları vb. çözümlenmeye çalışır. Sanat metninde imge/sembol/motif mefhumları ve bunların vermek istediği mesajlar ya da bunlardaki anlamları açığa çıkarmak psikanalitik edebiyat eleştirisinin amaçlarından biridir. Bu çalışmada Türk edebiyatının önemli isimlerinden Tevfik Fikret’in “Gayyâ-yı Vücûd”, Şükûfe Nihal’in “Gayya”, Nâzım Hikmet’in “Gayya Kuyusu” ve Salâh Birsel’in “Gayya” şiirlerinin başlığında yer alan ortak gayya mefhumundan ve şiirlerin muhtevalarından hareketle söz konusu şiirler ve şairleri psikanalitik veriler çerçevesinde ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Amanos Dağlarında Bir Paleokarstik Vadinin Jeomorfolojik Özellikleri Ve Gelişimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15933</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15933</guid>
      <author>Emre ÖZŞAHİN</author>
      <description>Paleokarstik vadiler, polye, uvala, flüvyo-karstik depresyonlar vs. gibi karstik yerşekilleri herhangi bir sahadaki jeomorfolojik evrimini açıklamak amacıyla önemli ipuçları vermektedirler. Bilhassa paleokarstik vadiler sahanın drenaj ağının gelişimini belirlemek açısından önemlidir. Bu vadiler çeşitli nedenlerle yüzey akışının yer altına inmesi sonucunda fosil olarak kalan eski akarsu sistemlerinin parçalarıdır. Aktif özelliğini yitiren bu vadiler içerisinde çeşitli karstik şekiller de gelişebilmektedir. Bu çalışmada Orta Amanos Dağlarında tespit edilen bir paleokarstik vadinin jeomorfolojik özelliklerinin ve gelişiminin açıklanması amaçlanmıştır. Bu çalışmayla “Paleokarstik vadi nasıl oluşmuştur? Bu oluşum sürecinde etkili olan etken ve süreçler nelerdir? Bölgedeki jeomorfolojik gelişim nasıl gerçekleşmiştir?” gibi araştırma sorularına yanıtlar aranacaktır. Hem konu, hem de alan bakımından ilgili literatürün taranması şeklinde başlatılan çalışma, topografya ve jeoloji haritalarının detaylı irdelenmesi ile devam ettirilmiştir. Bu aşamada haritalar üzerinden Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yöntem ve tekniklerinden yararlanılarak ve yüzey analizleri de kullanılarak çalışma haritaları oluşturulmuştur. Çalışmada temel altlık harita olarak 1/25.000 ölçekli ANTAKYA O36-c1 ve O36-c4 topografya paftaları ile 1/25.000 ve 1/100.000 ölçekli jeoloji haritalarından yararlanılmıştır. Bunun yanında Uzaktan Algılama (UA) metodolojisiyle yakın tarihli çeşitli uydu görüntülerinden de faydalanılmıştır. Bütün bu yapılan faaliyetler arazi çalışmaları eşliğinde denetlenmiş ve doğrulukları sınanmıştır. Sonuçta, Üst Miyosen yaşlı bu paleokarstik vadinin oluşumu Orta Miyosen’den beri etkinliğini sürdüren Neotektonik hareketler ve karstlaşma süreçlerinin ortak birlikteliği çerçevesinde oluşmuştur. Bu oluşum süreci, paleokarstik vadinin temelini oluşturan Üst Triyas-Alt Jura yaşındaki dolomitik kireçtaşı ve kireçtaşı ile Paleosen yaşındaki kireçtaşlarının birikimiyle başlamış, Pliyo-Kuvaterner’de en üst safhasına ulaşmıştır. Günümüzde ise ilgili süreç hala devam etmektedir. Bu durum Amanos Dağlarındaki karstlaşma koşullarının günümüzde hala etkin bir rol oynadığını da kanıtlamaktadır. Bundan sonraki aşamada bu paleokarstik vadi izlerinin en son gittiği noktaya kadar takip edilip, incelenmesi ve Amanos Dağları üzerinde muhtemel başka paleokarstik vadilerin varlığının da saptanması yönünde çalışmaların yapılması gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Deyimler Bağlamında Bazı Organ Adlarının Toplum Değerleriyle İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16811</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16811</guid>
      <author>Hüseyin ÖZTÜRK</author>
      <description>Değerlerin ve deyimlerin kaynağı toplumun tecrübeleridir. Bu sebeple bu iki kavramın ilişkisi çok güçlüdür. Bu münasebetin köklerini dilin kadim zamanlardan bu yana yaşayan unsurlarında gözleyebiliriz. Dile ait temel söz varlığı, bu unsurları en iyi şekilde tespit edebileceğimiz alanlardan biridir. Organ adları, söz konusu temel sözvarlığına dâhil olduğu için insanlığın dile dair birikiminde önemli bir yer tutar. Bu sebeple organ adlarının deyimler içerisinde de oldukça geniş bir yeri vardır. Çünkü deyimler de uzun tecrübelerin neticesinde dil içerisinde belirli bir yer edinmiştir. Dilin bünyesinde gerçekleşen bu birliktelik, dilin kullanıcısı ve üreticisi olan topluma dair veri elde etmede kolaylık sağlamaktadır. Verilerin geçerliliğini günlük konuşmalarda ve edebi eserlerde açıkça görebilmek mümkündür. Bu çalışmada organ adlarının geçtiği deyimler, sosyologlar ve değer eğitimcileri tarafından yapılmış değer listelerinin kılavuzluğunda incelenmiştir. Yapılan inceleme ile hangi organ adının toplumun hangi değerini temsil ettiğine dair veri elde edilmeye çalışılmıştır. Araştırma insan vücudundaki organ adlarından burun, göz, baş, dil, yüz ve alın ile sınırlıdır. Sınırlandırmayı, araştırma sürecinde karşılaşılan bulgular yönlendirmiştir. Organ adlarının değerlerle ilişkisi muhtelif kaynaklardan yola çıkılarak yapılan yorumlarla açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Araştırmada betimleyici tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre el ile yardımseverlik, burun ile alçakgönüllülük, göz ile sevgi ve cesaret, baş ile saygı, alın ve yüz ile dürüstlük değerleri arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu araştırmanın geçerliliği, Türkçenin diğer lehçeleri ve muhtelif dillerle yapılacak karşılaştırmalı araştırmalar neticesinde güçlendirilmeye müsaittir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkistan’dan Türkiye’ye Kelime Göçü Örneği "Cigi Cigi"</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16624</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16624</guid>
      <author>Rıdvan ÖZTÜRK</author>
      <description>Dilin söz varlığında görülen kelimeler farklı seyirler izler. Bu seyirlerden birisi, şair tarafından alışılmamış bağdaştırma şeklinde toplumun beğenisine sunulan kelimelerin seyridir. Bu seyirde, toplum tarafından beğenilmiş ve bir yenilik olarak kabul edilmiş ifade kalıplarının yanı sıra, toplum tarafından yadırganmış ve bir yenilik olarak kabul edilmemiş ifade kalıpları da bulunmaktadır. Karamanlı Ayni’nin “sevdücegüm cigi cigi” redifli üç gazelinde geçen “cigi cigi” kelimesi, Türkiye Türkçesinin söz varlığında uzun ömürlü olmamış münferit bir kullanımdır. “cigi cigi” kelimesinin Türkiye Türkçesinin söz varlığı içerisinde “Nerde, ne zaman kullanılmıştır?” sorusunun cevabı tespit edildikten sonra, diğer Türk yazı dillerindeki kullanımı ortaya konulmuştur. Kelime aslen, Karamanlı Ayni’nin doğum yeri olan Tirmiz’in de içinde yer aldığı Özbekistan, Türkmenistan ve Afganistan’ın sınır bölgelerini içeren bir alana aittir. Karamanlı Ayni tarafından münferit bir ifade olarak kullanılmıştır. Kelime, şairin kendi bölgesine ait olup, Türkistan’dan Türkiye’ye şahsi gayretle sonradan göç ettirilmiştir. Türkçenin Özbek ve Türkmen lehçelerinin sözlükleri ile yazılı ve sözlü metin örneklerinde rastladığımız bu kelime, Farsça Türkçe dil ilişkisinin bir boyutunu da göstermektedir. “cigi cigi” kelimesi, Türkçe (Özbek ve Türkmen Lehçeleri) açısından bir mahallileştirme örneği, Farsça açısından ise bir ödünçleme örneği olarak değerlendirilebilir. Kelime esas itibariyle ikileme olarak kullanılmıştır. Kelimenin anlamının Mermer’in Ayni’nin şiirine atfen verdiği “taze taze” anlamı yerine, “Yalvarırım, Ne olur, Allah aşkına, Ey cilveli sevgili” anlamları verilmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Elbet Sabah Olacaktır: Fikret’in Romanını Yaz(ama)Mak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16550</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16550</guid>
      <author>Gökhan REYHANOĞULLARI</author>
      <description>Öz geçmiş veya yaşam öyküsü olarak da tanımlanabilen biyografinin, Türk edebiyatı tarihinde oldukça eskiye dayanan bir geçmişi vardır. En eski biyografi yazıları, Arap edebiyatında siyer, tabakat, vefeyat gibi isimlerle anılırken, Fars edebiyatında ise tezkire adıyla kaleme alınmıştır. Bizim edebiyatımızda ise, Eski Türk edebiyatı geleneği içinde biyografi yazıları tezkire ismiyle yazılmıştır. Bunun yanı sıra biyografi yazımının diğer türlerine de rastlamak mümkündür. Modern anlamda biyografi yazımı ise, Tanzimat dönemiyle başlar. Ancak biyografinin diğer edebi türlerle birleşmesi 1950 sonrasına denk düşer. Bu tarihten itibaren yazılmaya başlanan biyografik romanlar, günümüzde daha yoğun bir şekilde yazılmaktadır. Bunlardan biri olan Hıfzı Topuz’un Elbet Sabah Olacaktır romanı, Türk şiirinin büyük şairi Tevfik Fikret’in yaşam öyküsünü anlatan bir romandır. Yazar bu romanda Tevfik Fikret’in soyundan başlayarak, doğumunu, çocukluğunu, eğitimini, Servet-i Fünûn’a katılışını, şairliğini ve döneminde yaşanan siyasi ve sosyal olayları anlatır. Bütün bu olayların merkezinde olan Tevfik Fikret’in özellikle kişiliği ve karakteri üzerinde durulur. Çevresiyle olan ilişkilerine ve bu ilişkilerdeki hassasiyetine dikkat çekilir. Ayrıca ailesine duyduğu bağlılık ve sevgi fazlasıyla vurgulanır. Fikret’in ölümüyle roman biter. Romanın kurgusal açıdan eksik ve hatalı olduğu söylenmelidir. Yazarın hem bireysel hatalarından hemde roman sanatı açısından birçok kusuru bulunan bu roman, Fikret’i anlatmakta yetkin olamamıştır. Ayrıca yazarın romanı oluştururken yararlandığı kaynakları birebir örneklediği görülmüştür. Fikret’in hayatına dair bilgi, belge ve diğer dokümanların üst üste yığılması, eseri romandan çok bir belgesele dönüştürmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhan Veli’nin Şiirlerinde Adlar Üzerine Filolojik Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16753</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16753</guid>
      <author>Erdoğan SARACOĞLU</author>
      <description>Orhan Veli, Nisan 1914’te İstanbul’da doğmuştur. Henüz ilkokuldayken Fransızcaya karşı büyük bir ilgi duyan Orhan Veli, hocalarının dikkatini çekmiştir. İlk şiirleri, arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte Varlık Dergisi’nde çıkmıştır. Bazı şiirlerinde Mehmet Ali Sel takma adını kullanmıştır. Üç arkadaş, Varlık Dergisi’nin 15 Eylül 1937 tarihli sayısında, Türk Edebiyatında yeni bir çığır açacak olan Garip şiirlerinden örnekler vermeye başlamışlardır. Garip Hareketi, kendisinden önceki şiir anlayışlarına ve felsefelerine bir tepkinin ifadesiydi. Bu çalışmayı yaparken Orhan Veli’nin Bütün Şiirleri adlı eserindeki bütün sözcük türleri, tarafımızdan teker teker fişlenmiş ve şairin tüm şiirlerinde 5865 ad kullandığı saptanmıştır. Yaptığımız tasnife göre, bu adların yaklaşık %65’i somut addır. Bu da şairin fazla duygusal şiirler yazmadığının, yazdığı şiirlerde gerçek yaşamdan, halkın sorunlarından etkilenip güncel yaşamın etkisinde kalarak gerçekçiliğe önem verdiğinin bir göstergesidir. Orhan Veli, şiirlerinde II. Dünya savaşı yıllarındaki gündelik yaşamı daha çok somut adlarla, tüm çıplaklığıyla anlatmıştır. Bu şiirlerinde hafif bir ironi de sezilmektedir. Sanki Orhan Veli, şiirlerinin çoğunda, gerçek yaşamdaki olaylarla gizlice eğlenmektedir. Bu çalışmanın, Türk Edebiyatı çalışmalarında pek yapılmayan filolojik bir çalışma olduğu kanısındayız. İncelememizde, bazı sanatçı ve aydınlar tarafından yerilen, kimi sanatçılara göre de Türk Şiirinde devrim yapan bir şair olarak nitelendirilen Orhan Veli, farklı bir değerlendirme ile tanıtılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” Şiiri Üzerinden İstanbul’u Göstergebilimsel Okumak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16619</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16619</guid>
      <author>Elif SAYAR</author>
      <description>İletişim bir göstergeler bütünüdür. Bu bütünde göstergeler dağınık bir şekilde mevcuttur. Kişi doğada dağınık halde bulunan göstergeleri kendi bilgi birikiminden ve kültür düzeyinden yola çıkarak yorumlar. Kişinin bu yorumu bilimsel düzeyde inceleme olanağı sağlayan göstergebilimin konusunu oluşturur. Göstergebilim, göstergelerden hareketle, göstergelerin meydana getirdiği bağlama göre anlamlandırılmasını hedef alır. Göstergebilimin hedef aldığı bu adlandırmalar birçok alanda uygulanabilir. Bu alanlardan birisi de edebiyattır. Edebiyatın şiir, roman ve hikâye gibi birçok anlatım türünü, göstergebilim açısından incelemek mümkündür. Günümüze kadar birçok şair şiir ve şehir ilişkisi kurarak kendini ifade etmiştir. Kimi için şehir, bir sığınma bir kaçış yeri, kimi için ise huzur veren bir mekân olmuştur. Şehrin içinde buluna maddi ve manevi her şey şair için bir anlam taşımış ve bu anlamı şiir vasıtasıyla aktarmıştır. Edebiyat araştırmacıları ise bu anlamı çözebilmek için çeşitli yöntemler kullanmıştır. Bu yöntemlerden biri de göstergebilim olmuştur. Bu makalede de Orhan Veli Kanık’ın “İstanbul’u Dinliyorum” başlıklı şiirinden hareketle İstanbul’a Göstergebilimsel olarak bakılmaya çalışılacaktır. Çalışmada öncelikle şiirin çözümlenmesine kaynak olacak temel bilgilere yer verilecektir. Ele alınan şiirin yorumlanmasında göstergebilim yöntemi kullanılacaktır. Şiirde sunulan kavramlar, çağrışımlarından ve somut-soyut göstergelerinin anlamlandırılmasından yararlanılarak kanıtlanmaya çalışılacaktır. Orhan Veli’nin ‘İstanbul’u Dinliyorum’ şiiri ile İstanbul’la şiir içinde geçen mekânlar arasındaki ilişki, bilimsel temellere dayandırılarak verilmeye çalışılacaktır. Böylede mimari değil ‘şiirsel’ bir şehir analizi yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Devleti’nin İrşeve Kanalı Projesi (1739-1741)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16366</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16366</guid>
      <author>Tahir SEVİNÇ</author>
      <description>Bu makalede Osmanlı Devleti tarafından İrşive Kasabası’nda inşa edilerek Tuna Nehri’ne ulaştırılacak kanalın proje ve çalışmaları ele alınmıştır. 1739 Belgrad Anlaşması görüşmelerinde İrşeve Kasabası Osmanlı Devleti’ne teslim edilirken Zerne Nehri’nin yatağının değiştirilmesi ve İrşeve Kasabası’nın arkasından geçirilmesi şartı getirilmişti. Bu çalışmanın yapılması için de Osmanlı Devleti’ne bir yıl süre tanınmıştır. Osmanlı hükümeti verilen süreyi iyi değerlendirmek ve İrşeve Kasabası’ndan Tuna Nehri’ne uzanan kanalın inşası için hemen harekete geçmiştir. Kanal çalışması baştan itibaren Osmanlı Devlet yönetimi tarafından idare edilmiştir. Bu süreçte kanalın inşası için devletin yürüttüğü fizibilite çalışmaları ile görevliler tarafından keşif yapılarak kanal inşasında yer alacak elamanlar ve bunların kullanacakları malzemenin cinsi ve miktarı belirlenerek kayıt altına alınmıştır. Yapılan tespitlerle birlikte kanalda çalışacak bazı ameleler İstanbul’dan tutulurken, inşaatın ağırlığını üstlenecek cerehor ve rençber gibi hizmet erbabı ise Eflak Vilayeti’nden temin edilecekti. Temin edilen hizmet erbabına ödenecek ücret önceden belirlenirken, bunlara verilecek ekmek için de gerekli zahire temin edilmeye çalışılmıştır. Diğer taraftan kanal inşaatında kullanılacak kereste dağlardan kesilen ağaçlardan temin edilirken, demir gibi bazı temel ham maddeler ise İstanbul’dan getirilecekti. Bütün bu işlerin düzene konulması İstanbul’dan gönderilen bir mimar halifesi, bir mübaşir ve bir bina emini tarafından organize edilirken, bölgede bulunan askeri ve sivil idareciler de onlara yardımcı olmuşlardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Romanında Türk Ocağı Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16822</guid>
      <author>Mehmet SOĞUKÖMEROĞULLARI</author>
      <description>20 Haziran 1327 yılında kurulan Türk Ocağı’nın amacı, Türklük şuurundan uzaklaştırılan Türk gençlere Türklük şuurunu aşılayarak kendi özlerine dönmelerini sağlamaktır. Bu yönüyle Türk Ocağı, ortaya çıktığı yıllar göz önüne alındığında “oryantalizm”e karşı Türk gençlerinin refleks hareketidir. Diğer taraftan Turancı eğilimleri olan Türk Ocağı, hem sosyal hem siyasal bir özellik taşır. Romanın da kendi iç dünyasında siyasal ve sosyal özellikler taşımasından mülhem, dönemde güçlü olan oluşumlar, Türk romanı bünyesine yazarın ideolojisi çerçevesinde dâhil olur. Türk Ocağı olgusu da romana giren bu oluşumlardan biridir. Bu bağlamda Türk Ocağı’nın tarihi ile romanlardaki tarih olgusu, örgütlenme, yurtdışında yaşayan Türklerle olan ilişkiler, Türk aydınları ve Türk Ocaklarının mekân özellikleri Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam ve Emine Işınsu’nun Tutsak adlı romanlarında çeşitli vesilelerle konu edilir. Bunlardan Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam adlı otobiyografik veya yaşamöyküsel romanı yazarın bizzat görerek kaleme aldığı bir eser olduğundan yazıldığı dönemdeki Türk Ocağı’nın durumunu tam olarak okuyucuya anlatır. Emine Işınsu’nun Tutsak romanı da yazarın ideolojisine bağlı olarak yazıldığı dönemdeki milliyetçi örgütleri ve Türk Ocağı’nı okuyucuya sunar. Makalenin temel amacı romanlara bağlı olarak Türk Ocağı’nın söz konusu yazarlar tarafından nasıl algılandığı sorusuna cevap aramak, disiplinlerarasılıktan faydalanarak tarih ve roman arasındaki münasebeti ve edebiyatın tarihe bir nebze olsun kaynak teşkil edebileceğini vurgulamaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Evliya Çelebi Seyahatnamesindeki Bolu Ve Dör</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16693</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16693</guid>
      <author>Mehmet SOLMAZ</author>
      <description>17. yüzyılın en önemli eserlerinden biri olarak değerlendirilen Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, seyahat edilen yerlerin coğrafi özellikleri, tarihi, mimarisi, demografik yapısı gibi çeşitli sosyal ve kültürel özellikleriyle birlikte söz konusu yerlerde kullanılan dil, lehçe ve ağızlarla ilgili de bilgiler yer almaktadır. Seyahatname'de, ağızlar konusundaki en kapsamlı örneklerin yer aldığı listelerden birisi de Seyahatname'nin II. cildinde yer alan Lisân-ı Istılâh-ı Etrâk-ı Tosya ve Bolu ve Dörddîvân başlıklı listedir. Bu çalışmada, öncelikle söz konusu başlık altında yer alan bütün sözler liste halinde ve gruplandırılarak verilmiş; daha sonra ise Bolu ve Dör</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karışık Dilli Eserlerin Söz Varlıklarından Edatlara Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16736</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16736</guid>
      <author>Serpil SOYDAN</author>
      <description>Türk tarihinde on üçüncü yüzyıl oldukça hareketli bir dönemdir. Doğuda Moğol akınları, batıda Haçlı seferleri özellikle Harezm bölgesinin hareketlenmesinde etkili olmuştur. Sosyal, ekonomik ve kültürel alana da bu hareketlilik yansımıştır. Bir yandan bu hareketlilik diğer yandan savaşlar, göçler ve karışıklık bu dönemde az sayıda eser verilmesine ya da verilen eserlerin kaybolmasına neden olmuştur. Ayrıca bu dönemde hem Doğu Türkçesi hem de Batı Türkçesi özelliğini gösteren eserlere rastlanmıştır. Türkoloji çalışmalarında Batı Türkçesi (Oğuzca) ile Doğu Türkçesi (Kıpçak-Çağatay) özelliklerini bünyesinde bulunduran eserlere “karışık dilli” eserler adı verilmektedir. Şimdiye kadar karışık dilli eserler üzerinde yapılan çalışmalar ses bilgisi ve şekil bilgisi bakımından olmuştur. Bu eserlerin söz varlığı ve söz dizimi ile ilgili çalışmalar yapılmamıştır. Çalışmamızda bu konuya dikkat çekmeye ve eğilmeye çalıştık. Karışık dilli eserlerden Ali’nin Kıssa-yı Yûsuf’u, Sadrü’d-dîn Şeyhoğlu’nun Marzubân-nâme Tercümesi, İmâm Kâzî’nin Kitâb-ı Gunyâ adlı eserleri incelenmiş, bu üç eserdeki söz varlıklarından edatlar üzerine çalışma yapılmıştır. Edatlar; bağlama edatları, son çekim edatları, karşılaştırma ve denkleştirme edatları, soru edatları, işaret edatları, kuvvetlendirme edatları, çağırma ve hitap edatları, temennî, teessürî-seslenme edatları olmak üzere dokuz başlık altında gruplandırılmıştır. Edatların eserlerdeki kullanımlarını göstermek için eserlerden örnek cümleler alınmıştır. Tespit edilen edatlardan bazılarının etimolojik incelemeleri ve tarihî gelişimleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. İncelediğimiz bu üç eserde dokuz başlık altında verilen edatların, ortak ve farklı kullanımları, her birinin eserlere göre dağılımı, edatların kökenine göre (Arapça, Farsça, Türkçe ) eserlerdeki kullanım sayısı, aynı edatların eserlerdeki kullanımlarında görülen anlam farklılaşmaları verilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dilde Sadeleşme Ve Dil Akademisi Tartışmaları: Türk Dili Dergisi (1976)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16548</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16548</guid>
      <author>Üzeyir SÜĞÜMLÜ, Mehmet ÖZDEMİR</author>
      <description>İnsan, dünyaya geldikten sonra anne-babasından, çevresinden farkında olmadan ana dilini öğrenmekte ve bu dilin gramer yapısını yine farkında olmadan edinmektedir. İnsanın çevresindeki her şey, dil ile anlam kazanmakta ve insan; düşünce evrenini, hayal dünyasını öğrenmiş/edinmiş olduğu ana dili üzerine bina etmektedir. Diller, toplumlar gibi tarihi süreç içerisinde değişir, gelişir ve farklılaşır. Türk dili de Orhun Abideleri’nden bu güne uzanan tarihi süreç içinde değişmiş, gelişmiş ve farklılaşmıştır. Bu değişim, gelişim ve farklılaşma bütün diller için geçerlidir ve süreklilik arz etmektedir. Cumhuriyetle birlikte Türk dili üzerindeki tartışmalar yoğunlaşmış ve dilde reformlar yapılmaya başlanmıştır. Bu reformların ana eksenini, M. Kemal Atatürk’ün, “Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarma” şeklinde ifade ettiği anlayış oluşturmaktadır. Türk Dil Kurumu, dilde yapılan reformların ve yeniliklerin kurumsal yapısını oluşturmuştur. Daha sonraki süreçte, dili sadeleştirme reformları, dil üzerinden birçok tartışmanın yapılmasına sebep olmuştur. Dilde yenilik yapanlar, bunu Türkçe adına yaptıklarını söylemişler, buna karşı çıkanlar da bu karşı çıkışı, yine Türkçe adına yaptıklarını söylemişlerdir. Özelikle belli dönemlerde (1970’li yıllar) siyasetle doğrudan ilişkili olarak dil tartışmaları iyice yoğunlaşmıştır. Bu yıllarda meydana gelen tartışmaların önemli bir boyutunu “dilde sadeleşme” çabaları, diğer boyutunu ise “dil akademisi” tartışmaları oluşturmaktadır. Buradan hareketle, çalışmanın konusunu, Türk Dil Kurumu tarafından aylık olarak yayınlanan Türk Dili dergisinin 1976 yılındaki sayılarında yer alan “dilde sadeleşme ve dil akademisi tartışmaları” oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, Türk Dili dergisinin 1976 yılı sayılarında, dil ve dil akademisi tartışmalarını çeşitli başlıklar altında ortaya çıkarmak ve bunların bir değerlendirmesini yapmaktır. Türk Dili dergisinin Ocak (1976) sayısından Aralık (1976) sayısına kadar toplam on iki sayısı incelenmiş ve tartışmaların içeriğine göre başlıklar oluşturulmuş ve değerlendirmeler yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Lisan Hareketi’nden Ölümüne Kadar Türk Basınında Ziya Gökalp</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16342</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16342</guid>
      <author>Tevfik SÜTÇÜ</author>
      <description>Yeni Türk edebiyatının en önemli millileşme ve yenileşme hareketi olan Yeni Lisan Hareketi, bir edebiyat hareketi olmakla birlikte, Türk dilinin sadeleşmesi ve günümüzdeki şeklini alması sürecini başlatması ile önemlidir. Yeni Lisan Hareketi’nin başlamasında öne çıkan isimler arasında yer alan Ziya Gökalp, edebiyatımızın millileşmesinde etkili olan bir edebiyatçı kimliği yanında, sosyoloji biliminin Türkiye’de kurulmasında oynadığı rol ile de öne çıkmıştır. Ziya Gökalp, fikirleriyle vatanımızın kurtarıcısı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda meydana getirdiği yenilikler ve toplumun şekillenmesinde çizdiği yolda kılavuz olmuştur. O, özellikle Yeni Lisan Hareketi’nin gerçekleşme sürecinde, gerek nesirlerinde, gerekse şiirlerinde ele aldığı o gün için yeni konuların yanında, şiirlerini meydana getirirken kullandığı sade dil, milli şekil ve biçim özellikleri ile öne çıkar. Onun bu özelliği bütün edebiyat araştırmacıları ve eleştirmenleri tarafından kabul ve teslim edilir. Ziya Gökalp’ın bütün yönleriyle ele alınması, Yeni Lisan Hareketi’nin daha iyi anlaşılması, gündeme getirilmesi bakımından önemli katkılar sağlayacaktır. Bu büyük edebiyatçı ve fikir adamının, bu hareketin başlangıcından ölümüne kadar olan dönemde, Türk basınında ne şekilde ele alındığının ortaya konulması edebiyat tarihinin bir döneminin daha iyi aydınlatılması ve anlaşılması bakımından isabetli olacaktır. Bu makalede, bütün yukarıda bilinenler yanında Ziya Gökalp’ın, özellikle Yeni Lisan Hareketi’nin başladığı yıl olan 1911 ile ölüm yılı olan 1925 arasındaki dönemde, hayatı, düşünceleri, yayımladığı kitapları, kullandığı dil ve eserlerindeki şekil ve biçimsel tercihleri bakımından Türk basınında nasıl ve hangi yönleri ile dikkat çektiği ve ele alındığı ortaya konulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Oğuz Atay’ın Romanlarında Toplumsal Yabancılaşma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16814</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16814</guid>
      <author>Veysel ŞAHİN</author>
      <description>Oğuz Atay, yaşadığı dünyanın bir parçası olarak insanî atılım ve varoluşların yitip gitmemesi için çalışır. Ona göre toplum, milletin en önemli yapı taşıdır. Oğuz Atay için kendi ülküsel kimliğini metanın ötekileşen ve ötekileştiren yüzünde aramak en büyük toplumsal yıkımdır. İçteki yapıcı insancıl sese farklı bir bakış açısıyla kulak veren Oğuz Atay, toplumsal hafızada ortaya çıkan bu girift tıkanıklığı eserlerinde etkili bir şekilde irdeler. Oğuz Atay’ın romanlarında toplumsal yabancılaşma, birey ve toplumu kendi öz değerlerine öteki kılan eylemsel ve düşünsel bir olgudur.‘Tutunamayanlar’, ‘Tehlikeli Oyunlar’ ve ‘Bir Bilim Adamının Romanı’ adlı eserlerinde toplumun kendi öz değerlerine nasıl yabancılaştığını ortaya koyan yazar, toplumsal yapının bozulmasının başlıca nedenlerini kendilik değerlerine köksüzce yabancılaşma, hızlı şehirleşme ve metalaşma olarak görür. Oğuz Atay’ın anlatılarında toplumu kendilik değerlerine öteki kılan her düşünce ya da eylem, toplumun kimliksel değerlerini parçalayan ve onu kendi ülküsel değerlerine yabancılaştıran sosyal bir çatışama durumudur. Oğuz Atay’ın eserlerindeki ele aldığı “ötekilik” ya da ötekileşmenin düşünsel boyuttaki yabanlığı, toplumsal boyuttaki yozlaşmışlığın eylemsel görünümleriyle iç içedir. Anlatılarda simgesel değerler üzerinden verilen bu çatışma düzlemi toplumun varoluşsal reflekslerini tahrip ettiği gibi gelecek nesilleri şekillendirecek olan kurucu ve yaşatıcı deneyimsel sağaltımları da ortadan kaldırır. Yaratıcılığı kimliği ve romanlarında uyguladığı teknikler bakımından geleneksel kalıpların dışına çıkan Oğuz Atay, bireylerden meydana gelen toplumsal ittifakın kendi öz değerlerine öteki olması ya da sırt çevirmesini, toplumun kendi insanî ve kültürel değerlerine yabancılaşması olarak değerlendirir. Oğuz Atay’ın anlatılarında toplumun kendilik değerlerine yabancılaşması ya da ötekileşmesi, düş(ün)sel ve eylemsel köksüzleşmedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanımı: Türkiye</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16785</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16785</guid>
      <author>Mehmet Arif ŞAHİNLİ</author>
      <description>Bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunduğu imkânların toplumun tüm kesimlerine ulaştırılması sayesinde teknoloji ve bilgi düzeyinin artacağı düşünülmektedir. Bu noktada, girişimlerin çalışma hayatlarında Bilgi ve iletişim teknolojilerinden efektif ve sürekli bir biçimde faydalanması oldukça önem arz etmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojileri bilgi toplumuna dönüşüm hedefi içinde oldukça önemli ve güncel bir yere sahiptir. Bu çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanımı Araştırması incelenmiştir. 2011 yılı Ocak ayında bilgisayar kullanılan ve İnternet erişimine sahip girişimlerin oranı ve 2011 yılı Ocak ayında girişimlerde bilgisayar kullanan çalışanların oranı ile İnterneti kullanan çalışanların oranı incelenmiştir. Bu araştırmaya ait soru kâğıdında sanayi ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerden örnekleme yöntemi ile tespit edilen girişimlere uygulanmıştır. Nace Rev. 2 kategorilerinde sınıflandırılan girişimler kapsama dahil olup bu kategoriler İmalat sanayi (Kısım C); Elektrik, gaz, buhar ve havalandırma sistemi üretim ve dağıtımı ve Su temini; kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri (Kısım D, E); İnşaat (Kısım F); Toptan ve perakende ticaret; Motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımı (Kısım G); Ulaştırma ve depolama (Kısım H); Konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri (Kısım I); Bilgi ve iletişim (Kısım J); Gayrimenkul faaliyetleri (Kısım L); Mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler (Bölüm 69 ve 74); İdari ve destek hizmet faaliyetleri (Kısım N) ve Bilgisayarların ve iletişim araç ve gereçlerinin onarımı (Grup 95.1) şeklinde verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kıssa-ı Zelzele’nin Kelime Kadrosu ve Geçiş Dönemi Özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16593</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16593</guid>
      <author>Ali TAN</author>
      <description>Yirminci yüzyılın başlarına kadar, Orta Asya’da ortak yazı dili olarak kullanılan ve Doğu Türkçesi olarak adlandırdığımız Türkçeyle eserler verilmekteydi. Yirminci yüzyılın başlarından itibaren yeni nesiller günlük konuşma dilleriyle okuyup yazma ihtiyacını hissetmiş ve sanatçılar da bunu görmüştür. Moldo Kılıç da Kırgız Türkçesiyle yazıp çocukların ve halkın dilini kullanarak kendi dilinde bir eser vermeyi düşünmüş ve Kıssa-ı Zelzele adlı bu eseri yazmıştır. Moldo Kılıç’ın 1911’de yazdığı ve Kazan’da Arap Harfli olarak bastırdığı bu eserle Kırgız Yazılı edebiyatı resmi olarak başlamıştır. Kendisi Doğu Türkçesi geleneğiyle yetiştiği için yazdığı eserde de döneminin genel yazı geleneğini (Çağatay Türkçesi) sürdürdüğü açıkça görülmektedir. Bir geçiş dönemi eseri olarak değerlendirebileceğimiz bu eserde hem gelenekten gelen özellikleri hem de Kırgız Türkçesinin özelliklerini bir arada görebilmekteyiz. (Bir kelimenin aynı anda hem c’li hem de y’li kullanılması, yuvarlak ünlülü olması gerekirken hâlâ düz ünlülü olması vb.) Bu çalışmada Kıssa-ı Zelzele (Zilzala)’nin kelime sıklığı tespit edilmiş ve geçiş dönemi özellikleri ses bilgisi ve şekil bilgisi bakımından günümüz Kırgız Türkçesiyle karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonunda 1911’de basılan ilk eserle günümüz Kırgız Türkçesinin ne kadar değiştiğini göstermek amacıyla “Kazan Baskısı, Günümüz Kırgız Türkçesi ve Türkiye Türkçesi" olmak üzere üç sütun halinde okuyucuların istifadesine sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alımlama Estetiği Işığında Hüsn Ü Aşk’ın Poetik Değeri: Suhan</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16411</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16411</guid>
      <author>Nilüfer TANÇ</author>
      <description>Klâsikler dil, üslup, biçim, düşünce ve işleniş bakımından yüksek değer taşıyan, gelecek nesillere bırakılabilecek ve insanlığın her devirde faydalanıp, hoşlanabileceği eserlerdir. Bu eserler kendi zaman, mekân hatta yazarlarını aşarak her okunduklarında kazandıkları yeni yeni anlamlarla insanlığa hitap etmeye devam ederler ve taşıdıkları bu tarih üstü değerle sürekli bir “şimdi”yi yaşar ve yaşatırlar. Böylece tarihsel ve kültürel gelişmelere paralel bir değişimle ulaştıkları her dönemde yeni anlamlar kazanıp, her alımlandıklarında adeta yeniden yazılırlar. Edebî eser incelemelerinde okuru merkez alan yaklaşımlardan biri olan alımlama estetiğine göre; “eser, yazara; metin, okura aittir.” Metnin birliği çıkış noktası olan yazarda değil, varış noktası olan okurda oluşur. Şeyh Gâlib, bu görüşü daha XVIII. yüzyılda Hüsn ü Aşk’ta “bu eserden herkes kendi kapasitesi ölçüsünde yararlanır” anlamındaki beyitlerinde dile getirmiştir. Hüsn ü Aşk, tasavvuf yanında içerdiği poetik öğeler açısından da farklı bakış açılarıyla tekrar tekrar okunup anlamlandırılmaya müsait bir eserdir. Eserde yer alan “sözün ortaya çıkışı”, “sözün gerekliliği”, “sözün gerekliliğinin umûmî oluşu” ve “şairliğin mahiyeti hakkında” gibi bölümler ile eserin şahıs kadrosunda bizzat “Suhan”ın yer alması şairi, sözü, edebiyatı değerlendirmenin gereğini işaret etmektedir. Bu değerlendirmeler Ferdinand de Saussure’ün kuramlaştırdığı dil-söz ayrımını akla getirmekte, Şeyh Gâlib’in Hüsn ile Aşk’ın macerasını anlatırken “üstkurmaca” vasıtasıyla da “söz” ün hikâyesini sezdirmek istediğini düşündürmektedir. Bu makalede bugüne kadar klâsik yöntemlerle pek çok değerlendirmeye tabi tutulan Hüsn ü Aşk, alımlama estetiği ışığında taşıdığı poetik değer açısından incelenecektir. Modern bir kuram olan alımlama estetiği, Hüsn ü Aşk’ı tekrar okurken bir şaheserin çağdaş insanın hayat alanına kazandırılmasına yardımcı olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Ca’ber</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16892</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16892</guid>
      <author>Ünal TAŞKIN</author>
      <description>Ca’ber, Suriye’nin kuzeyinde ve Fırat Nehri kıyısında bulunan eski bir yerleşim yeridir. Bir tepe üzerinde kurulmuş olan kalesiyle ünlüdür. Eyyubiler zamanında, Selahaddin’in kardeşi el-Adil tarafından el-Cezire topraklarını savunmak üzere merkez bir haline getirildi. Bu arada Harezmliler tarafından iki kez yağmalandı. Moğolların bölgeyi ele geçirmesine kadar müstahkem bir mevki ve uğrak yerlerinden biri olma özelliğini koruyordu. Fakat Moğol istilasından sonra sönükleşmeye başladı. Memluklar devrinde Halep niyabetine bağlı kaza merkezlerinden biri olarak teşkilatlandırıldı. Akkoyunlu Uzun Hasan hükümdarlığından önce Ca’ber çevresinde denetimi sağlamak üzere Arap aşiretleri ile mücadele etti ve Ca’ber Kalesi’ni bu zamanda merkez üssü olarak kullandı. Osmanlılar bölgeye geldiklerinde Döger oymakları ve Arap aşiretlerinin yerleştiği bir sahaydı. Osmanlılar XVII. yüzyıl boyunca, bölgede huzur ve güvenliği sağlamak için aşiretleri iskân etmekle uğraştı. Fakat bu pek kolay olmadı ve çoğu zaman aşiretlerin direnişi bölgenin tahrip olmasına yol açtı. Osmanlı tarihi için önemli olan Ca’ber’de, Osmanlı hanedanının atası kabul edilen Süleyman Şah’ın mezarının olduğuna inanılır. Türbe şeklindeki mezar, zamanla harabe haline gelince II. Abdülhamit’in emriyle yeniden yapılmış ve üzeri kapatılmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransızların eline geçen bölge, Kurtuluş Savaşı yıllarında imzalanan Ankara Antlaşması ile birlikte Türkiye toprağı sayılmıştır. Bu çalışmada, 667 nolu tahrir defterine göre, Ca’ber’in idarî, iktisadî ve nüfus durumu üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gems Tabanlı Etkinliklerle Desteklenen Proje Yaklaşımının Okul Öncesi Eğitimde Kavramsal Gelişime Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16895</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16895</guid>
      <author>Ahmet TEKBIYIK, Fatma YALÇIN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı; çocukların yaşadıkları çevrede her zaman karşılaştıkları deniz ve denizle ilişkili kavramlar konusunda GEMS (Great Explorations in Math and Science-Fen ve Matematikte Büyük Buluşlar) tabanlı etkinliklerle desteklenmiş, proje yaklaşımının öğrencilerin kavramsal gelişimlerine etkisini incelemektir. Çalışmanın uygulama boyutunda fen ve matematik etkinlikleri çocukların gelişim düzeylerine uygun şekilde düzenlenip, çekirdek kavram olarak belirlenen deniz kavramı etrafında şekillendirilmiştir. Proje ve GEMS yaklaşımından faydalanılarak çocukların konu ve kavramları derinlemesine öğrenip iç görü kazanmalarını sağlamak amacıyla fen ve matematik etkinlikleri; müzik, sanat, oyun ve hareket, drama, Türkçe-dil, okuma-yazma gibi etkinliklere entegre edilerek yürütülmüştür. Ayrıca çocuklara doğrudan gözlem ve deneyim olanağı sağlayan alan gezileri yapılmıştır. Çalışmada tasarlanan deneysel yöntem, bir öğretim uygulamasının başka bir öğretim uygulamasıyla karşılaştırılmasını gerektirmemektedir. Bu doğrultuda, çalışmada “tek grup ön test-son test basit deneysel desen” tercih edilmiştir. Araştırma, Rize ili Çayeli ilçesindeki devlete ait bir anaokulunda eğitim alan 60-72 aylık çocuklar üzerinde 2012 yılı ocak ayında iki hafta süreyle yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu Ana Okulu’ndaki 60-72 aylık 19 çocuk oluşturmaktadır. Yürütülen bu çalışmada çocukların deniz ve deniz canlıları ile ilgili kavramsal gelişimlerindeki değişimi görmek amacıyla uygulama öncesinde ve sonrasında bir deniz resmi çizmeleri istenmiştir. Ayrıca, uygulamaların kavramsal değişime etkisini belirlemek amacıyla rasgele yöntemle seçilen 7 çocukla yarı yapılandırılmış ön-son mülakatlar yapılmıştır. Mülakatlarda, her bir etkinlikte kazandırılmaya çalışılan kavramlara yönelik sorular yer almıştır. Çocukların çizimlerinden ve mülakatlardan elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu çalışma sonunda elde edilen bulgular doğrultusunda çocukların deniz ve deniz canlılarına yönelik kavramsal gelişimlerinde belirgin bir farklılık olduğu ortaya konulmuştur. Mülakatlar ve çizimlerden elde edilen bulguların birbirini desteklediği görülmektedir. Çocukların kavramsal gelişimindeki bu değişimin, gözlem ve deneyime dayanan, çocuklara gerçek yaşam deneyimleri sunan, her bir çocuğa bireysel olarak deneyimleme olanağı sunan, çocukların bütün duyularına hitap eden, GEMS programıyla bütünleştirilmiş proje yaklaşımı etkinliklerinden ileri geldiği düşünülmektedir. Yürütülen bu çalışma da tematik bir yaklaşım izlendiğinden çoğunlukla deniz, deniz canlıları, deniz taşıtları, yüzme-batma, kavramlarında gelişim gözlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Evliyā Çelebi Seyahat-Nāmesi’nde İkilemeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16673</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16673</guid>
      <author>Yaşar TOKAY</author>
      <description>Türkçenin eskiliğini ve zenginliğini somut delillerle ortaya koymaya çalışan araştırmacıların bu doğrultuda sundukları en önemli dil belgelerinden biri ikilemelerdir. Çünkü “ikileme” denen yapıların ortaya çıkabilmesi için bir dilin uzun yıllar boyunca işlenmesi gerekir. Türkçenin bilinen ilk eserlerinden bu yana sıklıkla ikilemelere rastlanılması, özellikle tek başına kullanılmayan veya çok az kullanılan arkaik kelimelerin Türk dili tarihi boyunca takip edilmesini de kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle ikilemeler, özellikle Türk dili araştırmaları için çok önemli verilerdir. Bu yazıda Evliya Çelebi’nin Seyahat-namesindeki ikilemeler (Dankoff’un çalışmaları temelinde) ele alınmış ve bu eserde kullanılan 95 ikileme üzerine bazı düşüncelere yer verilmiştir. Dankoff’un işaret ettiği ikilemeler üzerine kimi zaman etimolojik açıklamalara yer verilirken kimi zaman açıklanmaya gerek görülmeyen yapılar, yalnızca TTS ve DS’deki verilerle karşılaştırılmışlardır. Böylece Evliya Çelebi’nin kullandığı ikilemeler ile bugün Türkiye Türkçesinde yaşayan örnekler de gösterilmiştir. Bu çalışmada Seyahat-name’deki bütün ikilemelere yer verilmese de Evliya Çelebi’nin bir dil ve üslup ustası olarak ikilemeleri nasıl kullandığına dikkat çekilmek istenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cahit Sıtkı Tarancı’nın Poetikası Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16775</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16775</guid>
      <author>Bayram TOPLU</author>
      <description>Makalemizde Cahit Sıtkı Tarancı hakkında bahsedilip, onun hakkındaki bazı yanlış bilgilerden söz edilmiştir. Özellikle de ölüm tarihiyle alakalı olarak. Şairin şiir hakkındaki katı tutumu üzerinde durulup, bir takım eleştirilerde bulunulmuştur. Ülkemizdeki okuma ve yazma oranları değerlendirilip, bunlarla alakalı problemler üzerinde durulmuştur, Türkiye’deki okuma oranından(gazete- kitap) bahsedilmiştir. Ve bu sıkıntıların nasıl aşılacağı örneklerle anlatılmış, mevcut olan müşkülatların nasıl hallolacağı mevzuları da ele alınmıştır. Ve yine yazarlığın öneminden ve ona ehemmiyet verilmesi hakkında kısa fikirler ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesinde -AcAk + İyelik Eki + Yönelme Durumu Yapısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16640</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16640</guid>
      <author>Yeter TORUN</author>
      <description>Bu çalışmada Türkiye Türkçesinde –AcAk + iyelik eki + yönelme durumu yapısı üzerinde durulmuştur. Bu yapı zaman, görünüş, kişi ve kiplik özellikleri açısından değerlendirilmiştir. –AcAğInA yapısının bağlı olduğu ana cümle yüklemi geçmiş zaman, şimdiki zaman, geniş zaman, emir kipi ve gereklilik kipinden oluşabilmektedir. Bu doğrultuda ana cümledeki zaman göstergesine göre –AcAğInA yapısının geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman ve geniş zaman bildirdiği görülmektedir. Görünüş açısından bazı kullanımlarda bitmişlik, bazı kullanımlarda ise bitmemişlik görünüşü olduğu belirlenmiştir. Başlamamış veya varsayımsal durumları bildiren eylemlerin görünüşü ise bitmişlik ve bitmemişlik görünüşü dışında değerlendirme yapılması gereken kullanımlardır. Kişi açısından teklik ve çokluk bütün kişilerle kullanımı mevcuttur, -AcAğInA yapısının geldiği eylem ile ana cümledeki eylemde kişi açısından büyük oranda ortaklık vardır, ancak farklı kişilerden oluşan kullanımlar da görülmektedir. Kiplik anlamlar açısından –AcAğInA yapısının asıl kiplik anlamı tercihtir. En az iki eylemden birinin tercih edilmesi veya ötelenmesi bağlamında tercih, gereklilik, öneri, pişmanlık gibi kiplik anlamlar ortaya çıkabilmektedir. –AcAğInA yapısının olduğu kullanımlarda olumsuzluk göstergesine rastlanmamaktadır. Olumluluk-olumsuzluk algısı açısından zihinsel düzlemde tercihlerin olumlu veya olumsuz algılanması söz konusudur. Gereklilik bildiren kullanımlarda –AcAğInA yapısının geldiği eylem olumlu, ana cümledeki eylem ise olumsuz algılanmakta, tercih, öneri ve pişmanlık anlamlarında tercih edilmeyen ilk eylem olumsuz, tercih edilen ikinci eylem ise olumlu algılanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1980 Yılı Türk Romanının Tematik Olarak İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16561</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16561</guid>
      <author>Murat TURNA</author>
      <description>Sanat eserlerinde işlenen konu, görüş veya ortaya konan düşünce tema terimiyle ifade edilir. Bir eserde yer alan temanın tespiti ve incelenmesi ise pek çok açıdan aydınlatıcı ve fikir vericidir. Böyle bir çaba evvela eserin anlam dünyasının keşfedilmesini sağlar. Doğrudan ya da dolaylı biçimde eser içinde sunulan ileti veya görüşlerin anlaşılmasına yardımcı olur. Ayrıca onu üreten sanatçının ve dönemin tanınmasına faydalı olduğu gibi ardında yatan bütün bir koşullar havzasını ve zihniyeti değerlendirebilmek bakımından da mühimdir. 1980 yılı sosyal ve kültürel sahada önemli bir tarihtir. Ülkemizde o döneme dek cereyan eden politik ve toplumsal ayrışmanın artık somutlaştığı ve ciddi sonuçlara yol açtığı bir zaman dilimidir. Toplumsal hareketliliğin sanat sahasına yansıması ise kaçınılmazdır. 1980 yılına kadar yaşananların, aydın ve sanatkârların eserlerinde izdüşümünü görmek mümkündür. Toplumda meydana gelen birikim bilhassa edebiyat eserlerinde tezahür eder. Özellikle roman, sosyal gelişmeleri aktarmada ve açıklamada elverişli bir türdür. Bu yıl içinde romanı yayımlanan yazarlar, genel bir ifadeyle edebiyatımızın yetkin kalemleridir. Yaşanan pek çok toplumsal meseleyi, bireysel sorunları farklı cephelerden etkileyici biçimde işlerler. Bilhassa toplumun değerler sahasında meydana gelen değişimi ve yaşanan aşınmayı gözler önüne sererler. Bu bağlamda 1980 yılı Türk romanının tematik olarak incelenmesi, edebiyat araştırmalarına katkı sağlayacak ve bir başka yönüyle de sosyal olgulara dair olan bakış açılarını ortaya çıkaracaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeraltı Edebiyatı Bağlamında Bir Karşılaştırma: Dövüş Kulübü- Kinyas Ve Kayra</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16845</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16845</guid>
      <author>Sevgül TÜRKMENOĞLU</author>
      <description>Yeraltı edebiyatı, sınırları tam çizilebilmiş bir alan değildir. Bu sahada yapılan çalışmalar da oldukça sınırlıdır. Sistemle barışık olmayan bir yönü vardır; aynı zamanda mevcut değerlere karşı çıkar. Toplumun sahip olduğu değerler bir anlam ifade etmez. Yeraltı edebiyatında fuhuş, uyuşturucu, cinayet, tecavüz, kumar gibi hayatın dışına itilmiş unsurlara yer verilir. Yeraltı Edebiyatı kavramının içerdiği sır, gizlilik gibi anlamlar, onun oluşum serüveni hakkında da ipucu verir. Alt kültürden beslenen ve klasik algıların dışında varlık gösteren bir anlayış olarak bu türün yeraltı kavramıyla adlandırılması yadırgatıcı değildir. Argo ve küfür yeraltı edebiyatının özellikleri arasındadır. Yalnızlık romanın kahramanları için vazgeçilmezdir. Bu unsurlar bir arada bir yeraltı ikonografisi ortaya çıkarır. Bütün bu özelliklerden hareketle yer altı edebiyatının metropol kökenli bir edebiyat olduğunu söylemek yanlış olmaz. Resmi ve kanonik edebiyatın sınırları dışında kalan yeraltı edebiyatı, genel edebiyatın bünyesinde algılanmaz. Ona muhalif bir hareket alanı olarak kabul edilir. Türk Edebiyatı’nda yeraltı edebiyatı henüz çok yenidir. Bu edebiyatın temsilcileri ise net olarak belirlenebilmiş değildir. Konu ile ilgili çalışmalar çok azdır. Mevcut çalışmalarda ise bir kafa ve kavram karmaşası vardır. Bu çalışmada Türk edebiyatında yeraltı edebiyatı denilince akla gelen isimlerden Hakan Günday’ın Kinyas ve Kayra adlı romanı ile Ukrayna kökenli Amerikalı yazar Chuck Palaniuk’un Dövüş Kulübü adlı eserleri karşılaştırılacaktır. Bu karşılaştırmada her iki roman yeraltı edebiyatı bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu Ağızlarında Kadının Söz Varlığına Dairbir Tasnif Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16612</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16612</guid>
      <author>Melike UÇAR</author>
      <description>Günümüzde kadınlarla ilgili yapılan çalışmalar sayesinde, kadın kavramı bilimsel açıdan hak ettiği ilgiyi görmeyebaşlamıştır. Bu ilgi, sosyal ve insani bilimler alanında kadının toplumdaki yerini farklı yönleriyle ortaya koymuştur. Toplumda önemli bir yere sahip olan kadın, Türk dilinin söz varlığı içinde oldukça geniş bir alanı da kapsamaktadır. Kadının akrabalık isimleri, toplum içerisindeki yeri, kullanmış olduğu eşyalar, kadının eşiyle münasebetinden kaynaklı adlandırmaları zengin bir söz varlığının habercisidir. Derleme Sözlüğü’nün anlatım olanakları oldukça geniştir.Bu geniş anlatım olanakları içerisinde kadına oldukça geniş bir alan ayrılmıştır. İşte ayrılan bu geniş alan sayesinde kadınla ilgili gerek sosyolojik gerek psikolojik birçok malzeme bulmak mümkündür. Bu makalede kadın ile ilgili genel söz varlığı Derleme Sözlüğü’nden taranmak suretiyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Tespit edilen kelimeler anlamları ve görevleri bakımından sınıflandırılmıştır. Anlamları ve görevleri açısından sınıflandırılan kelimeler kadının toplumdaki yeri ve kadının psikolojisi açısından değerlendirilmiştir. Bu sınıflandırma neticesinde kadının Türkçedeki yeri ortaya konulmuştur. Ayrıca Anadolu ağızlarındaki kadın adlandırmalarında kadınların toplum, aile ve birey olarak varlığının dilimize nasıl yansıdığını göstermek amaçlanmıştır. Çıkış noktası Anadolu ağızları olan bu çalışmada kadın, bir bütün halinde sunularak hem toplumun kadına bakış açısı hem de kadının kendisine olan bakış açısı ortaya konulmuştur. Sonuç olarak; kadın, toplum içinde aile kurumunun işleyişini sağlayarak eğitici, ahlakî ve psikolojik olguların devamlılığını sağlayan önemli bir öğe olduğu bir kez daha gösterilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Yabancı Dil Olarak Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı”nın Gerekliliği Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16621</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16621</guid>
      <author>Duygu UÇGUN</author>
      <description>İletişimin temel aracı olan dildir ve dil öğretiminde başarıya ulaşmak için hedef kitlenin özelliklerine uygun bir eğitim-öğretim sürecinin gerçekleştirilmesi gerekir. Türkçe eğitiminde hedef kitlelerden biri de farklı amaçlarla Türkçe öğrenen yabancılardır. Dolayısıyla yabancılara Türkçe öğretimi ilk ve orta dereceli okullardaki öğrencilere Türkçe öğretiminden farklı olmalıdır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi, farklı ders araç-gereçlerini, farklı yöntem ve teknikleri, farklı bir eğitim programını gerektirir. Ancak yabancılara Türkçe öğretimi alanında yapılan çeşitli araştırmalar bu konularda sorunlar olduğunu ortaya koymaktadır. Alana özgü kaynakların geliştirilmesinde ve uygun yöntem ve tekniklerin belirlenmesinde dersin uygulayıcısı öğretmenlere önemli görevler düşmektedir. Her alanda olduğu gibi yabancılara Türkçe öğretimi alanında da nitelikli eğitim, nitelikli öğretmenlere bağlıdır. Bu çalışma, Türkçe eğitimi bölümlerinde uygulanan lisans programlarını “Yabancılara Türkçe Öğretimi” dersi çerçevesinde değerlendirmek ve yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanına öğretmen yetiştirmede yaşanan sorunları ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada literatür tarama yöntemiyle Türkçe eğitimi bölümlerinde uygulanan programlar incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre yabancılara Türkçe öğretimi dersinin, Türkçe öğretmenliği bölümlerinin kurulduğu yıllarda uygulanan programlarda yer aldığı, 1997 yılında eğitim fakültelerinin yeniden yapılanması paralelinde hazırlanan lisans programında ise bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu dersin 2006-2007 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlanan Program’a tekrar konulmuş olması farklı hedef kitlelere daha nitelikli Türkçe öğretmeni yetiştirme bakımından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Ancak mevcut ihtiyacın karşılanmasında böyle bir düzenleme yeterli değildir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Balkan Hakimiyetinde Gelibolu'nun Stratejik Önemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16513</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16513</guid>
      <author>Selçuk URAL</author>
      <description>Anadolu coğrafyasında Türk kimliği mirasını üzerinde taşıyan Türkmen beyliklerinden Osmanoğulları Beyliği, devletleşme süreçlerini batı Anadolu uç beyliği iken başlatmıştır. Bölgesinde yer alan Bizans Devleti ve Karesi ile Karamanoğulları gibi beyliklerle ilişkilerine son derece dikkat etmiştir. Nitekim bu genişleme süreci, devletlerinin kuruluşunu Bilecik-Sakarya-İzmit bölgesinde tamamlamalarıyla birlikte, ilk kez batıya yani Gelibolu’ya doğru yönelmiştir. Osmanlılar açısından geniş ve verimli ovaları ifade eden Balkanlara ulaşmak için öncelik verilmesi gereken yer Gelibolu olmuştur. Bu vesileyle Osmanlıların Gelibolu’ya geçmesi, dünyaya bir cihan devleti olarak çıkacakları siyasi süreci hediye etmiştir. Böylelikle Osmanlıların, gerek Balkanlar gerekse de Doğu Avrupa’da hüküm sürmelerinin başlangıç noktası olması hasebiyle Gelibolu’ya geçişleri, üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu durumundadır. Bu çalışmada da Osmanlıların kuruluş mıntıkalarındaki fetihleriyle birlikte, Gelibolu Yarımadasına geçişleri ve Gelibolu’nun Rumeli fütuhatındaki önemi hakkında bilgi verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Haşim’in “Yollar” Adlı Şiirinde Öte Düzen Aşkınlığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16562</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16562</guid>
      <author>Ferhat UZUNKAYA</author>
      <description>Dış dünyanın kuşatılmışlığından kurtulmaya çalışan insanoğlu, sanat ile bu sınırlandırılmışlığın duvarlarını yıkmak ister. Normal bir insanın algısından daha yüksek bir algıya sahip olan sanatçı, içinde konumlandırdığı “öte düzen aşkınlığı” ile sürekli ve dayanılmaz bir çekiliş cazibesine insanlığı davet eder. Şiir, türünün sağladığı imkân dâhilinde yaşama tutunmuş/ sarılmış insanın varoluşsal kaygısını sözcüklere yüklediği derin anlamlarla bizlere açar ve damıtılmışlığın içerisinde hep “devrini ve değişmez insan gerçeğini” barındırır. Şiir türünün sağladığı bu sıkıştırma, minimal düzeyde olduğundan; geniş anlam çıkarımları sadece simgesel düzeyde olacaktır. Ahmet Haşim’in şiirleri, yaratıcı bir duyarlılıkla işlenen, geniş anlam katmanlarına olanak tanıyan, daha çok simgesel okumaların yoğunlukta olduğu eserlerdir. Yaratıcı dokunuşlarıyla ördüğü sanat yaşamını, “Yollar” adlı şiirinde Türk edebiyatında sıkça işlenen konulardan olan “öte düzen” izleği ile kurmuştur. Tevfik Fikret’in “Süha ve Pervin” ve “Ömr-i Muhayyel”, yine Ahmet Haşim’in “O Belde” şiiri hep aynı izlek çerçevesinde kurgulanmıştır. Ahmet Haşim’in “Yollar” adlı şiirinde derinlemesine bir yol metaforu işlenir. Şiirdeki yol metaforu yatay boyutuyla düş dünyasına, dikey boyutuyla ise insanın kendi içine yaptığı yolculuğu simgeler. Bu çalışmada, dünyanın tekdüzeliğinden sıkılan bireylerin an’a izdüşümü olarak karşımıza çıkan Ahmet Haşim’in bilinç ve/ya bilinçaltı sirkülâsyonlarıyla bezediği “Yollar” adlı şiiri, göstergebilim ve psikanalitik yöntemlerle çözümlenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mark Twain ve Tanpınar’dan Âdem ve Havva Hikâyeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16661</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16661</guid>
      <author>Hülya ÜRKMEZ</author>
      <description>Birbirlerini anlamak/anlatmak isteyen kadın ve erkeğin başvurdukları ilk ve en çekici kaynak olan Âdem’le Havva, semavî dinlerin birçok ortak konusundan biridir. İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem ve ona eş olarak Havva’nın yaratılması, cennetten çıkarılmalarına sebep olan “yasak ağaç/ yasak meyve”, cennetten kovulmaları, yeryüzündeki hayatın başlangıcı, birçok eserde işlenmiştir. Resim, heykel, minyatür gibi plâstik sanatlarda ve edebiyatta sık kullanılan ve sevilen bir konudur. Bu çalışmada, Mark Twain’in “Âdem’in Güncesi”, “Havva’nın Güncesi” ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Âdem’le Havva” hikâyesi incelenmiştir. Sevginin oluşması, ilk çift olma konusunda kendi tasarrufları ve yorumlarıyla kadın-erkek ilişkisini ele almışlardır. Çalışmada amaç İlâhî dinlerdeki kıssalara uygunluğu tespitten çok, insan çifti arasındaki birbirini anlama çabalarının yazarlardaki görüntülerini vermektir. Eserler yaratılış hikâyesini yeniden anlatma değil birer edebî ürün olduklarından yazarların kendi tasarrufları ve yorumları söz konusudur. Eserler Cennet, Havva’nın Yaratılması, Bilgiyle Donatılma, Yasak Ağaç, Cennet’ten Kovulma ve Âdem’le Havva Olabilme alt başlıkları altında incelenmiştir. Sonuçta her iki yazarda da ilk insan ve eşine duyulan büyük ilgi görülür. Havva’nın Âdem üzerindeki etkisinde yoğunlaşırlar. Havva’da değişimler olsa da asıl etkilenen, değişen Âdem’dir. Kadın ve erkeğin birbirini anlama çabası geçmişte olduğu gibi bugün de devam etmektedir. İnsanoğlu varolduğu sürece de devam edeceğinden sanatçılar için Âdem’le Havva başvurulan zengin bir kaynak olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Postmodern Bir Anlatı: Ruhi Mücerret</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16884</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16884</guid>
      <author>Koray ÜSTÜN</author>
      <description>Seksenli yılların sonlarına doğru Türk edebiyatında kendini gösteren postmodernist unsurlar, son dönemde daha bilinçli bir kullanımla karşımıza çıkmaktadır. Postmodern anlatı biçimlerini eserlerinde başarı ile uygulayan yazarlardan biri de Murat Menteş’tir. 2005 yılında Dublörün Dilemması, 2009 yılında Korkma Ben Varım adlı romanları yayımlayan yazarın son kitabı 2013’te yayımlanan Ruhi Mücerret’tir. Yüz yaşını aşmış İstiklal Savaşı gazisi Ruhi Mücerret’in beynine çip takılmasını ve bu durumun ardından gelişen olayları anlatan romanda yazar, klasik roman çizgisinin çok ötesinde bir kurgu oluşturmuş, çoğulculuk, metinlerarasılık ve üstkurmaca gibi postmodernist anlatı tekniklerini romanında uygulamıştır. Bu makalenin amacı, romanda bu anlatı tekniklerinin nasıl kullanıldığını tespit etmek ve romanın kurgulanış biçimini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda yapılan okuma sonucunda romanda reel düzlemde yan yana gelmesi mümkün olmayan pek çok unsurun üç boyutlu bir yapı halinde iç içe geçtiği, farklı ideolojilere ve yaşam tarzlarına ait öğelerin yan yana kullanıldığı, fantastik, romantik ve tarihi öğelerin yanı sıra yeraltı edebiyatına ait ifade biçimlerine yer verildiği, metinlerarası ilişkilerin kullanımı ve bu doğrultuda alıntı, gönderge, yansılama, öykünme, alaycı dönüştürüm gibi yöntemlere başvurulduğu görülmüştür. Yazar aynı zamanda yazma serüvenine okuru dahil ederek, kurmaca bir dünyada sanal kahramanları anlattığına göndermelerde bulunarak üstkurmaca tekniğini kullanmıştır. Bu çalışma Ruhi Mücerret adlı romanın kullandığı teknik unsurlar, anlatı biçimlerindeki farklılıklar, şaşırtıcı ve kendine özgü üslubuyla postmodern bir anlatı olarak nitelendirilebileceğini savunur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Türk Dilinin Sorunları Üzerine Düşünceleri: Bir Durum Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16576</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16576</guid>
      <author>Esin YAĞMUR ŞAHİN, Mehmet GÜRLEK , Fatih KANA</author>
      <description>Araştırmanın amacı Türkçe Eğitimi Bölümünde son sınıfa gelmiş öğretmen adaylarının Türk dilinin sorunları ile ilgili düşüncelerini tespit etmek ve varsa sorunlara çözüm önerileri getirmektir. Araştırmada, nitel araştırma desenlerinden araştırmanın yapısına uygun olarak durum çalışması deseni kullanılmıştır. Nitel durum çalışmasının en büyük özelliği bir durumun derinlemesine araştırılmasına olanak sağlamasıdır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler içerik analizi tekniklerinden kategorisel içerik analizi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Araştırma 2011-2012 eğitim öğretim yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümünde okuyan 13 öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Her bir öğretmen adayıyla gönüllülük esasına dayalı görüşülmüştür. Araştırmanın örneklem grubu olasılık temelli örnekleme alma yöntemine göre belirlenmiştir. Bu örnekleme yönteminde, örnekleme dâhil olma konusunda eşit şansa sahip bireylerin; bir evrenden evreni temsil edebilme büyüklüğüne sahip ve tamamen rastgele yöntemle bir örnekleme seçilmesi öngörülmektedir. Araştırmanın bulguları incelendiğinde görüşleri alınan öğretmen adayları Türk dilinde birden çok sorun olduğunu ifade etmektedirler. Araştırmanın sonucunda öğretmen adayları, öğrenim süreçleri boyunca Türk diliyle ilgili yaşadıkları ve gözlemledikleri sorunları ifade etmişlerdir. Öğretmen adaylarına göre, Türkçenin bir bilim dili olarak görülmemesi Türkçenin en önemli sorunu olarak gözükmektedir. Öğretmen adayları, Türkçede terim sorununun olduğunu düşünmekte ve ortak bir terim anlayışının olmamasına dikkat çekmektedirler. Bunun yanısıra öğretmen adaylarının en çok dil bilgisi öğretimiyle ilgili sorunların üzerinde durdukları gözlemlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlköğretim-Ortaöğretim Ve Yükseköğretimde Türk Dili Alanındaki Terim Farklılıkları Iı – Şekil Bilgisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16841</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16841</guid>
      <author>Serdar YAVUZ</author>
      <description>Terimler; aynı kavram dünyasına sahip insanların kendi arasında anlaşmayı sağlamak amacıyla belirli kelimelere farklı anlamlar yükleyip kelimeleri anlamlandırdıkları söz varlıklarıdır. Medeniyet dairesinin değişimi, zihniyet farklılığı, imparatorluktan millî devlete geçiş, alfabe değişikliği gibi koşullar terim konusunun farklı değerlendirilmesine sebep olmuştur. Terimler dilin özel anlamlı unsurlarıdır. Terim birliği ve terimlerin anlaşılabilirliği aynı zamanda dilin gelişmesinde öncü rol oynamaktadır. Standart dilin gelişmesi, bilim dili haline gelmesi eğitim öğretimde ikiliğin ortadan kalkması, öğrenmenin kolaylaşması terim birliğine dayanmaktadır. Türk Dili ve eğitim sistemi terim konusunda birtakım şanssızlıklar yaşamıştır. Batı Türkçesiyle yazılmış ilk gramer kitabı olan Müyessiretü’l Ulüm’den başlayıp son olarak Gramer Terimleri Sözlüğü’ne kadar geçen süre içerisinde hem farklı farklı terimler kullanılmış hem de değişik dillerden terim teklifleri olmuştur. Türk Dil Kurumunun kurulduğu 1932 yılına kadar kullandığımız dil ve edebiyatla ilgili terminoloji o yıldan sonra değişmeye başlamıştır. Terimlerimiz yoğun bir şekilde Türkçeleşmeye başlamıştır. İlköğretim 1. sınıftan, ortaöğretim 12. sınıfa kadar kullanılan terimler ile sınavlara hazırlık sürecinde kullanılan terimler hem adlandırma hem de kullanım açısından oldukça farklılık göstermektedir. Bu durum yükseköğretime geçişte ise daha farklı bir şekle bürünmektedir. Bu yazımızda amaç, terim üretmek, terim teklifi yapmak, terimler ile ilgili doğru/ yanlış değerlendirmesi yapmak değildir. Bilim, sanat, spor ve meslek dallarıyla alakalı bir kavramı karşılamaya yarayan terim tekliflerindeki “ölçüsüz bolluğu” vermek, var olan terimlerdeki adlandırma problemini ortaya koymaktır. Daha önce de terim problemleri ile ilgili değerlendirmeler yapıldı kuşkusuz. Ancak biz yazımızda genel anlamlı yapılan değerlendirmeleri daha dar kapsamlı bir şekilde bölüm bölüm (önce ses bilgisi I, şekil bilgisi II, cümle bilgisi III) yapıp durumu ortaya koymaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tamamlanmamış Tarihi Bir Portre: Hacı Bektaş-ı Veli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16643</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16643</guid>
      <author>Mehmet YAZICI</author>
      <description>Hacı Bektaş-ı Veli, Türkiye’de resmi veriler mevcut olmadığından, kaynaklarda nüfuslarıyla ilgili olarak en az 8, en fazla 20 milyon olmak üzere çeşitli rakamlarla dile getirilen Alevi-Bektaşilerin inanç önderlerinden biridir. Düşüncelerinin etkisi yüzyılları aşan Hacı Bektaş-ı Veli; hayatı, eserleri ve misyonu tartışılan; bu tartışmalar sonucunda doğduğu çevre, ismi, soyu, hayatı ve eserleri hakkında geniş bir literatür meydana gelen tarihi bir şahsiyettir. Fakat Hacı Bektaş-ı Veli’yle ilgili literatürde ele alınan birçok konuda yapılan tartışmalar henüz bir neticeye bağlanmış değildir. Bu da, bir taraftan Hacı Bektaş-ı Veli’nin ismi etrafında yapılan tartışmaların odağında hayatı, eserleri ve fikirleri yer aldığı için “Hacı Bektaş-ı Veli kimdir?” sorusuna verilen cevapların gözden geçirilmesini ve mevcut sorunun yeniden cevaplandırılmasını, diğer taraftan Alevilik-Bektaşilikle ilgili farklı bakış açılarını yansıtan yeni çalışmaların gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu gerekliliklerden hareketle Hacı Bektaş-ı Veli’nin bir portresinin çıkarılması hedeflenen bu çalışmada, önce Hacı Bektaş-ı Veli’nin yaşadığı çevre, ismi, soyu, hayatı ve eserleriyle ilgili olarak kaynak taramasında elde edilen veriler, daha sonra, bu konuda bir ilk olarak, bağlılarının Cem Töreni’nde okudukları “gülbang”larda Hacı Bektaş-ı Veli’yle ilgili ifadeler bir tablo halinde verilmiştir. Bu makalenin amacı, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ismi etrafında oluşan literatürden yararlanarak, Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatının hakkettiği düzeyde araştırma ve inceleme konusu yapılmadığına dikkati çekmek ve bu nitelikteki çalışmaların, Hacı Bektaş-ı Veli’yi, fikirlerini ve bağlılarını (Alevileri-Bektaşileri) anlamak için gerekli olduğunu ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hayattan Esere Cengiz Aytmatov</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16750</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16750</guid>
      <author>Ayşe YILMAZ BALKAN</author>
      <description>Cengiz Aytmatov da birçok yazar gibi eserlerinde -bilerek veya bilmeyerek-zengin bir kaynak olan biyografisinden istifade etmiştir. Aytmatov, Sovyet rejiminin hakim olduğu bir dönemde dünyaya gelmiş, babasını ve amcasını Stalin döneminde yitirmiştir. Çocukluğu 2. Dünya Savaşı yıllarına tesadüf eden yazar, çocukluk yıllarından itibaren omuzlarına yüklenen ağır sorumluluklar sebebiyle erken büyümek zorunda kalmıştır. Aytmatov, bir yazar olarak tüm bu olumsuz şartları lehine çevirebilmeyi başarmış, ilerleyen yıllarda aldığı eğitimin de etkisiyle yazdığı hikaye ve povestlerle adını duyurmaya başlamıştır. Louis Aragon’un “dünyanın en güzel aşk hikayesi” diyerek meşhur ettiği Cemile’nin ardından dünya çapında da tanınmaya başlayan yazar, sonraları işlediği konularla da evrensel bir yazar olmayı başarmıştır. Cengiz Aytmatov’un eserleri dikkatle incelendiğinde onun hayatıyla eserleri arasındaki paralellikler dikkat çekicidir. Bu çalışma yapılırken ağırlıklı olarak Cengiz Aytmatov’un Muhtar Şahanov’la karşılıklı sohbetlerinden oluşan Şafak Sancısı adlı kitaptan yararlanılmıştır. Cengiz Aytmatov, bu kitapta okuyucularına eserlerinin kaynaklarına dair birçok ipucu vermiştir. Yazarın tüm eserleri bu dikkatle gözden geçirilmiş ve yapılan tespitler yazarın röportajları ve anılarında verdiği ipuçlarından da yararlanılarak ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın amacı, Cengiz Aytmatov’u besleyen kaynakları tespit ederek yazarın eserlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamaktır. Ancak tespit edilen tüm bu paralellikler yazarın hayatıyla eserlerinin birebir aynı olduğu anlamına gelmez. Zaten bu çalışmanın da böyle bir amacı yoktur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sait Faik’in Şehri Unutan Adam Adlı Öyküsünün Göstergebilimsel Açıdan İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16607</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16607</guid>
      <author>Nusret YILMAZ</author>
      <description>İnsanoğlunun üzerinde yaşadığı dünya ve etkileşime geçtiği her bir nesne işaret diline dönüşmeye uygun birer objedir. İnsanoğlu da bu objeleri değişik şekillerde yansıtmayı başarabilmiştir: jest-mimik, ikon, resim, tabela veya sözcükler vb. Kavramın veya varlığın yerini alan bu göstergeler sayesinde zihin ile evren arasında bir alışveriş meydana gelmiş, insan kendini adeta göstergeler ormanında bulmuştur. Tarihin bilinen dönemlerinden beri sözlü ve yazılı söylemlerin anlaşılmaya çalışıldığı, kolay anlaşılmayan metinlerin değişik yöntemlerle çözümlenmeye çalışıldığı bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Son dönemlerde söylem çözümlemelerine göstergebilim de katılmış, anlatıların hem yüzeysel hem derin anlam yapılarını çözümlemek suretiyle yazınsal eleştiriye katkıda bulunmuştur. Göstergebilimsel yaklaşım metnin kendisiyle ilgilenmiş ve metni, yazarla okuyucu arasında bir ortak yaratım nesnesi olarak kabul etmiştir. Bundan dolayı yazınsal araştırmanın iki temel öğesi olarak yapıt ve yöntemi ön plana çıkarmıştır. Yöntemin amacı açıktır: ister yapısal, ister ruhbilimsel, ister felsefi, ister toplumbilimsel olsun, araştırmacı yazın yapıtına bir yöntem ışığında yaklaşmak ve yapıtın barındırdığı anlam evrenlerini çözmeye çalışmak. 1960’lardan sonra özellikle Ferdinand de Saussure tarafından farklı bir okumaya uğrayan dilbilim, giderek edebiyatı da etkilemiş, böylece edebiyat eleştirisinde yapısal ve ardından da göstergebilimsel yaklaşım ortaya çıkmıştır. Saussure’ün dilin yapısına yönelik çalışmaları metnin de bir yapısı olduğu gerçeğini ilham etmiştir. Biz de bu çalışmada Sait Faik Abasıyanık’ın “Semaver” adlı kitabında geçen “Şehri Unutan Adam” isimli öykünün göstergebilimsel bir çözümlemesini yapmak istedik. Öykünün gerek yüzeysel gerek mantıksal derin yapısı, A. J. Greimas’ın ortaya koyduğu göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle incelendi. Çünkü ancak, göstergebilim bize metnin derin yapısına ulaşmayı; anlatısal, söylemsel ve anlamsal yapılarını çözümlemeyi mümkün kılar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Baba ve Piç Romanına Fenomenolojik Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16629</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16629</guid>
      <author>Oktay YİVLİ</author>
      <description>Elif Şafak’ın Baba ve Piç romanının adını ve bölüm adlarını oluşturan başlıklar birer fenomen olarak kabul edilmiş ve roman bu fenomenler üzerinden okunmaya çalışılmıştır. Üstanlatıcının ve anlatıcının stratejilerine uygun olarak başlıkların metinle ve metin dışıyla ilgili pek çok ayrıntıyı içerdiği saptanmıştır. Romanın adının belirlenmesi, roman adının bir iletiyi taşımak zorunda bırakılması, üst başlığın bir komplekse gönderme yapması üstanlatıcının bir stratejisi olarak değerlendirilmiştir. Öbür yandan üst başlık metindeki baba/erkek sorunsalına gönderme yapmaktadır. İncelenen romanın on sekiz bölüme ayrılması, numaralandırmayla yetinilmeyip sırasıyla bölümlere adlar verilmesi anlatıcının stratejisidir. Bu başlıklarla hem metin içinde yer alan olay sezdirilmekte hem de metin dışında kalan tarihsel bir durum üstanlatıcının tezine uygun olarak açıklanmaktadır. Başlıklar metni kesitlere ayırıp onu bölerken öbür yandan çeşitli anlam çağrışımları yaratarak metnin organik bütünlüğüne hizmet etmektedir. Başlıklar dikkatli okur için romanı özetlemekte, naif okurdan gizlenmeye çalışmaktadır. Aynı başlıklar çifte alegori oluşturarak hem metnin içine hem de metnin dışına göndermede bulunmaktadır. Romanın bölüm adlarını oluşturan alt başlıklar simgesel olarak iki anlamı dile getiriyor. İlk alegori, alt başlıkların metin içine gönderme yaparak romandaki ana olaylardan birini simgesel olarak anlatmasıdır. Alt başlıklarla oluşturulan ikinci alegori metin dışına gönderme yapmaktadır. Aynı zamanda üst anlatıcının niyetini de ortaya koyan bu simgesel anlatım tarihsel olaylara işaret eder. Fenomenolojik bir tutumla yazı boyunca elde edilen çeşitli saptamalara dayanarak formun bir ögesi kabul edilen başlığın metne dâhil olduğu görüşüne varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mektup İçerikli Kazan Tatar Manileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16496</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16496</guid>
      <author>Çulpan ZARİPOVA ÇETİN</author>
      <description>İnsanlar en eski dönemlerden itibaren bir birleriyle mektup yazışarak haberleşmişlerdir. Mektup aracılığı ile insanlar haber, sır ve duygu alış verişinde bulunmuşlardır. Mektuplar her halkın folkloruna ve yazılı edebiyatına sıkı bir şekilde örülmüştür. Kazan Tatarlarının da halk edebiyatının nerdeyse her türünde mektuba ya da mektupla ilgili bilgiye rastlamaktayız. Kazan Tatarları oturak hayata çok erken dönemlerde geçmiş olup okuma yazma oranı yüksek olan ve sosyal ilişkilerini hep geniş tutan bir Türk boyu olmuştur. Ayrıca çeşitli tarihi nedenlerden dolayı Kazan Tatarları her devirde gurbette yaşamak zorunda kalmıştır. İşte bu durumda mektuplaşma onlar için memlekette kalan aile ve akrabalarla görüşmeyi sağlayan tek çare olmuştur. Mektup içerikli maniler birçok konuyu içinde barındırmasına rağmen (gurbet, askerlik, savaş, genç kızın evlenip başka aileye ve köye gitmesi vb.) genelde aşk konuludurlar. Bazen duygularını aktarmakta zorlanırken insanlar mektuplarını aşk konulu manilerle süslemişlerdir. Çünkü bu tür manilerin mektuba özel bir duygusallık yüklediğine inanmışlardır. Ama burada tabi ki en önemli nokta, bir insanın mektup yazarken yaşadığı ruh haletinin bu manilere yansımış olmasıdır. Mektup içerikli manilerde duyguları bildiren söz varlığı ile kıyaslamalar da büyük önem taşır. İçeriğine yansımış birçok detaydan dolayı mektup konulu Kazan Tatar manilerinin genelde kadınlar tarafından yazılmış olduğunu tahmin etmek güç değildir. Erkeklerden farklı olarak kadınlar duygularını her zaman daha yoğun yaşamış ve en güzel şekilde ifade etmiş olup beklemek gibi zor bir durumda da kadınlar erkeklere nazaran daha sabırlı olmuşlardır. Mektup konulu maniler Kazan Tatarlarının kültürel değerlerini yansıtma açısından da bu halkın geçmişini, yaşadığı coğrafyasını ve hayat tarzı ile felsefesini öğrenmek için de bire bir kaynaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadınla İlgili Eski Türkçe Bir Kelime: Uragut</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16903</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16903</guid>
      <author>Nurhan GÜNER</author>
      <description>Karahanlı dönemi metinlerinden itibaren takip edebildiğimiz, yine bu dönemde kadını adlandırmak için yaygın bir şekilde kullanılan uragut kelimesinin kökenini ve yapısını pek çok araştırmacı açıklamaya çalışmıştır. Çeşitli çalışmalarda uragut ve urug kelimeleri arasındaki anlam ilişkisine dikkat çekilmiş fakat hem kelimenin kökeni hem de morfolojik yapısı hakkında kesin bir sonuca varılamamıştır. Bu çalışmada, farklı yapısıyla dikkat çeken, Türkçenin tarihî ve çağdaş dönemlerinde karşımıza çıkan urdır- “döktürmek”, urgaçı ~ urkaçı ~ urğaaçı “dişi, kadın”, urık “tohum”, urluk “tohum, döl”, urug “1. tohum, döl 2. soy, sülale, nesil, kavim”, urugdaş “soydaş”, urum “zürriyet” gibi kelimelerle örülü zengin bir kavram alanının içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz uragut kelimesinin yapısını açıklamaya çalışacağız. Bize göre uragut kelimesi ur- “su vb. dökmek, saçmak, mec. döl serpmek, tohum saçmak” fiiline -a- fiilden fiil ve -gu+ fiilden isim yapım eki ile çokluk işlevini kaybetmiş, genellikle sosyal statü bildiren kelimelerin yapısında görülen +t eki genişletilip “döl serpilen, soyu devam ettiren” anlamını kazanarak kadını karşılayan bir kelime hâline gelmiş olmalıdır (&lt; ur-a-gu+t). Son örneklerine XV. yüzyıl Osmanlı sahasında rastlanan uragut kelimesinin kullanımdan düşüp düşmediği de konuyla ilgili bir başka tartışmadır. Kimi araştırmacılar günümüz yazı dillerinde kullanılan avrat “kadın, eş” kelimesinin Arapça ‘avret kelimesine dayandığını ifade ederken kimi araştırmacılar da uragut kelimesinin zaman içinde ses değişikliğine uğrayarak (uragut &gt; uravut &gt; uravat &gt; urvat &gt; arvat) ~ avrat şekline gelmiş olabileceğini ileri sürmektedirler. Çalışmamızda konunun bu yönüyle ilgili tartışmalara da açıklık getirilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>"Ali CİN; Türk Edebiyatının İlk Yûsuf ve Züleyhâ Hikâyesi: Ali’nin Kıssa-yı Yûsuf’u"</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16563</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16563</guid>
      <author>Didem AKYILDIZ AY</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gürol PEHLİVAN “Manisa Şehrinde Evliya Kültü”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16554</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16554</guid>
      <author>Sagıp ATLI</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vefeyat-ı Ayvansarayi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16564</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16564</guid>
      <author>İsmail YILDIRIM</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edebiyat Tarihine Manifestik Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16938</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16938</guid>
      <author>M. Kayahan ÖZGÜL</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


