






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2013 Sayı Volume 8 Issue  4</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=267</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Popüler Roman ve Gençler Üzerindeki Etkileri- Bursa Örneği-</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16343</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16343</guid>
      <author>Fatih ACER</author>
      <description>Bu makalenin amacı öncelikle gençlerin popüler romanları tercih sebeplerini tespit etmektir. Tercih edilen popüler romanların gençlerin hayatına nasıl bir anlam kattığı ve bu türün estetik romanlara oranla çok okunmasının altında yatan sebepler ortaya konmuştur. Giriş bölümünde popüler romanın genel özellikleri verilmiştir. Bu bölümde popüler romanın çok da kayda değer bir tür olmadığı algısının yaygın olduğu belirtilmiştir. Yazarı açısından estetik gaye güdülmeksizin kaleme alınan; yayılıp yazılmasında başta ticari kaygı olmak üzere, sanat dışı sebepler bulunan; okurun fikrinden çok duygu ve heyecanlarını harekete geçirmeyi hedefleyen; çok sayıda okura ulaşan; kolay anlaşılıp rahat çözümlenen; okurda belli bir seviye aramayan basma kalıp bir yapı arz eden; bir çoğu filme alınarak okur dışında sinema ve televizyonda da çok sayıda izleyiciye ulaşmış nitelikteki romanlardır. Bunun yanında yazarı tarafından estetik bir gaye ile yazılan; Yine yazarı tarafından ciddi bir uğraş olarak kabul edilen; yayınlanması sadece ticari sebeplere dayanmayan; okuru hazır duygu ve düşünce kalıplarından sıyırıp, onu her şeyi sorgulayıcı bir konuma getiren; yine okurda belli bir seviye estetik birikim arayan; bu yüzden az sayıda okura ulaşan; kurgusu ve anlatım tekniği açısında orijinallik arz eden nitelikte romanlara da estetik roman denir Bu çalışmada gençlerin popüler romanları yukarıdaki tanımdaki gibi algılamadığı ortaya çıkmıştır. Giriş bölümünde belirtildiği gibi estetik roman karşısında olumsuz değerlendirmelere maruz kalsa da bu durum popüler romanın çok okunan bir tür olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bu gerçekten yola çıkarak bu çalışmada gençler arasında popüler romanın niçin bu kadar rağbet gördüğü, gençlerin dünyasına neler kattığını, aile ve çevrenin bu roman tercihlerindeki faktörü, estetik romanlara geçiş için bir basamak teşkil edip etmeyeceğini, gençlerin gözünde popüler romanın anlamını, okul türünün seçilen romanlara etkisi gibi bir çok konu yapılan anketler ve bu anketlerin çıkarımlarıyla ortaya konulmuştur. Araştırma alanı Bursa İliyle sınırlandırılmıştır. Anket 2011-2012 eğitim ve öğretim yılında Bursa’da bulunan orta öğretim kurumlarının her birinden bir örnek okulda uygulanmıştır. Bu okullarda edebiyat öğretmenlerinin tespit ettiği popüler roman okuyan 421 öğrenci üzerinde uygulanmıştır. Bu çalışmada çapraz grafikler SPSS 15. programı kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmanın sonuç ve öneriler kısmında tablolarda yapılan mukayeselerden elde edilen çıkarımlar halinde sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Antalyalı Genç Kıza Mektup Etrafında Bir Tren Yolculuğu İsimli Hikayede Tanpınar’ın Sanat ve Edebiyat Görüşlerinin İzleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16040</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16040</guid>
      <author>Onur AKBAŞ</author>
      <description>Bir sanatçının eserleriyle sanat görüşleri arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için; yazarın sanat görüşlerini ifade ettiği yazı, mektup, makale, röportaj veya deneme yazılarına müracaat etmek gerekir. Elbet de bu yazılar nitelik bakımdan retorik yahut poetik önemi haiz olmalıdır. Bu hususta bize rehberlik edecek iki önemli kaynaktan söz edebiliriz. Bunlardan birincisi “XIX. Asır Türk Edebiyatı” diğeri ise “Antalyalı Genç Kıza Mektup”tur. Biri konuyla alakalı retorik diğeri ise poetik önem e sahip iki kaynaktır. Bilindiği gibi Tanpınar’ın şiir ve romanlarını besleyen belli başlı temler: zaman, rüya, bilinç akışı, gece, ay ışığı, deniz, bulut, akşam veya gece ve rüya etrafında metafizik kaygı içeren unsurlardır. Her ne kadar Tanpınar bu temlerden şiir etrafında bahsetse de onun şiirlerinin bir tefsiri olarak görebileceğimiz romanları ve hikayeleri de bu temlerden ayrı değerlendirilemez. Bunu Tanpınar’ın “Antalyalı Genç Kıza Mektup” isimli poetik mektubundaki ifadelerinden anlıyoruz. Bu mektupta kendi şiir dünyasının oluşmasında önemli rolü olan üstatlar olarak bahsettiği Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’den etkilendiğini belirten Ahmet Hamdi Tanpınar, bize “Öz Şiir Anlayışını Sürdüren Şiir” telakkisine bağlı bir şair olduğu izlenimini vermektedir. Aynı mektupta sembolist ve parnas şiirin öncülerinin kendi şiir anlayışına tesirinden de bahsetmiştir. Biz de bu çalışmamızda Tanpınar’ın “Antalyalı Genç Kıza Mektup”undan yola çıkarak “Bir Tren Yolculuğu” isimli hikayesinde onun sanat görüşünün ve temlerinin izini süreceğiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>6. Sınıf Öğrencilerinin Yazım Yanlışları Sıklığı ve Yazım Yanlışlarının Nedenlerine İlişkin Öğretmen Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16503</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16503</guid>
      <author>Ahmet AKKAYA</author>
      <description>Yazım yanlışları, yazılı anlatımda iletişim sorunlarının ortaya çıkmasına neden olan önemli ögelerden biridir ve genellikle eğitim-öğretim ortamlarında öğrencilere öğretilmeye çalışılan yazılı anlatım kazanımlarındandır. Bu araştırmanın amacı, 6. sınıf öğrencilerinin sınav kâğıtlarında yaptıkları yazım yanlışlarının sıklığını ve Türkçe öğretmenlerinin yazım yanlışlarının nedenlerine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda Adıyaman il merkezinden 2 ve köylerinden bir ortaokuldan tesadüfi olarak belirlenen 6. sınıfların 336 sınav kâğıdı incelenmiş ve bu araştırmanın verilerinin bir kısmı elde edilmiştir. Öğrencilerin 4142 yazım yanlışı yaptığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin sınavlarda simgeleri, kısaltmaları, düzeltme işaretini, yabancı özel adları kullanmadığı; ek fiilin yazılışı ve fiil çekimiyle ilgili yanlış yapmadıkları; ünlü daralması ve ünlü türemesi ses olaylarının olduğu kelimeleri doğru yazdıkları görülmüştür. 6. sınıf öğrencilerinin en fazla büyük harflerin yazılışında yanlış yaptıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte sessiz harflerin yazılışı, sesli harflerin yazılışı, ses yutumu, bağlaç olan da, de'nin yazılışı ise en fazla tekrarlanan diğer yazım yanlışlarıdır. Öğrencilerin yaptığı yazım yanlışların nedenlerini belirlemek için de 6. sınıf Türkçe dersine giren 16 Türkçe öğretmenine “6. sınıf öğrencilerinin yazım yanlışlarının nedenleri nelerdir?” açık uçlu sorusu yöneltilmiş ve bu araştırmanın verilerinin diğer kısmı elde edilmiştir. Verilerin analiz edilmesinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Türkçe öğretmenleri, 6. sınıf öğrencilerinin yazım yanlışlarının nedenlerinin ilgi ve dikkat eksikliğinden, temel dil becerilerini edinemediklerinden, okul dışında Türkçenin doğru, güzel ve etkili kullanılmamasından, sınav türlerinden ya da öğretmenlerin sınav değerlendirmelerinden ve öğretmenlerin ya da öğrencilerin yazım kurallarının kaynaklarından etkili bir şekilde yararlanmadıklarından kaynaklandığını ifade etmiştir. Bununla birlikte, 6. sınıf dışındaki sınıfların da yazım yanlışlarının belirlenmesi, yazım yanlışlarının farklı ve etkili etkinliklerle sunulması, öğretmenlere yazım yanlışlarının öneminin anlatılması ise bu araştırmanın önerileri arasında yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bingöl Ağzı ve Folkloru Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16444</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16444</guid>
      <author>Melek ALPAR</author>
      <description>Doğu Anadolu bölgesinde yer alan Bingöl ili, doğal güzellikleri yanında folklorik zenginliği ile de tanınır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, güneşin bir başka doğduğu Bingöl dağlarını ve Bingöl’ün bereketli yaylalarını öve öve bitiremez. Günümüz folklor anlayışına göre, halka ait her şey onun kültürünü oluşturmakta ve dolayısıyla folklorun konusuna girmektedir. Halkbiliminin konuları arasında ağızlar da bulunmaktadır. Anadolu ağızları Anadolu’da Türk dilinin gelişmesine ve bir yazı dili olma özelliğini kazanmasına kaynaklık etmişlerdir. Dil meselesinde bir konu hakkında kesin yargıya varmadan önce onu bilimsel metotlarla incelemek gerekir. Bu incelemenin yapılmaması durumunda, bilimsellikten uzak ve hiçbir esasa dayanmayan bilgilerle tarihin, kültürün ve en önemlisi dil gerçeğinin çarpıtılmasına şahit olmamız kaçınılmaz olacaktır. Bu açıdan Bingöl’ün folklorik özellikleri ile birlikte Bingöl ağzı da kendine özgü özellikleriyle dikkat çekmektedir ve bilimsel olarak incelenmeyi hak etmektedir. Dil, sadece söylemek istediklerimizi aktarmakla kalmayıp, aynı zamanda kim olduğumuz ve nereden geldiğimiz konusunda bize bilgi verir. Bingöl’ün kültürel özelliklerinin ve kullanılan ağzın Türkiye için bir zenginlik olduğu değerlendirilmektedir. Bu çalışmada Bingöl folkloruna ait özellikler, aslen Bingöllü olan kaynaklardan da yararlanılarak ortaya konulmaya çalışılırken, aynı zamanda Bingöl ağzı derinlemesine incelenmiş, bu kapsamda hem kendi içindeki, hem de diğer ağızlarla arasındaki farklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmanın Bingöl ilinin folklorik özelliklerini ortaya koyma yanında, onu gelecek kuşaklara aktarmakta da yararlı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karacaoğlan'ın Şiirlerinde Dağ Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16423</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16423</guid>
      <author>Işıl ALTUN</author>
      <description>Tabiat ve tabiatın en önemli unsuru olan “dağ” halk edebiyatının ve halk şairlerinin önemli mekânlarından biridir. Halk şiirinde dağ, tabiat bütünü içinde oldukça geniş yer tutan gerçek, yaşamsal bir parçadır, dolgu bir mekân değildir. Bu çalışmada, halk şiirinin önemli bir temsilcisi olan, aşk ve tabiat şairi diye tanımlanan Karacaoğlan’ın beş yüz şiirinden yola çıkılmıştır. Onun söylediği şiirlerde Türkmenlerin sosyo-kültürel yapılarının yol açtığı zaman ve mekânla süslenmiş olan hayatları vardır. Karacaoğlan’ın yetiştiği ve gezdiği yerlerin adları (iller, köyler, dağlar, yaylalar, beller, ovalar, göller, pınarlar), kullandığı dil (tasvirler, benzetmeler, mahalli kullanımlar) ve Türkmenlere ait gelenek görenek, giyim kuşam unsurları, konar göçer kültürü, sosyal ve tarihi olaylar, Karacaoğlan’ın hem tabiî hem de düzenlenmiş çevresine kısaca yaşam alanına ışık tutar niteliktedir. Karacaoğlan şiirinin genel tabiatı içinde “dağ” tabiatın oldukça önemli bir elemanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Karacaoğlan’ın şiirlerinde “dağ” hem kendi gerçekliğinde var olan tabiatın bir parçası “dağ” hem de Karacaoğlan’ın söylemek istediklerini söyleyebilmek için kurgulanmış bir “dağ”dır. Karacaoğlan genel anlamda tabiatı, özel ve dar anlamda “dağ”ı her zaman insanla olan ilişkisi bağlamında ele almıştır. Çalışmamızda “dağ” imgeli şiirlerin Karacaoğlan’ın iç dünyasını, içsel-düşünsel yaşam kavrayışını, karakterini, heyecanını bize nasıl anlattığı üzerinde durulmuş; Karacaoğlan’ın nesneleri sergileyişi, dağ algısı ile yoğunlaştırılmış duyguları dile getirişi ele alınmış, mek?nsal bir olgu ve algı olan “dağ”ın insanla olan ilişkisi ortaya çıkarılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1970’li Yıllar Türkiye Siyasi Tarihinin Kültürel Belleği: 12 Mart Romanı ‘Yaralısın’da Devlet Güdümlü İşkence ve Mahkumiyet Sorunsalı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15837</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15837</guid>
      <author>Ahmet ALVER</author>
      <description>‘12 Mart Romanları’, 1971 askeri müdahelesi sonrasındaki zaman diliminde, Türkiye’de yaşanan siyasi kargaşayı, aşırı sol ve sağı temsil eden gençlerin birbirleriyle ve devletin kolluk kuvvetleriyle olan çekişmelerini, kavgalarını ele alan; müdahele sonrası yaşanan ve özellikle de sol ideolojiyi vuran gözaltı, işkence ve mahkumiyet dalgası ile 1970’li yıllar Türk siyasi yaşamının bilinmeyen birçok yanına ışık tutarak bu durumu edebi bir perspektiften değerlendiren ve bu olaylara etkili bir dille ayna tutmaya çalışan eserlere verilen genel bir ifadedir. Bu bağlamda Erdal Öz’ün ‘Yaralısın’ romanı, 12 Mart 1971 askeri müdahelesi sonrası Türkiye’sinde, döneme ait acı gerçeklere doğrudan ışık tutarak, sol ideolojiyi temsil eden bir neslin yaşadığı acıların kültürel belleğini tutar. Roman, 1970 yıllar Türkiye’sinde, sol fikirli yüzlerce, binlerce entellektüel, üniversite öğrencisi ve aktivistin gözaltı süresince zulme ve işkenceye maruz kaldığı; ülkede hakim olan karanlık bir dönemin kültürel hafızasını kaydederek günümüz neslinin yakın tarihini öğrenmelerinde önemli bir rol oynamaktadır. Erdal Öz’ün bu romanı ayrıca, dönemin siyasetine veya siyasi olaylarına herhangi bir isim veya zaman dilimi kullanmadan somut anlamda doğrudan vurgu yapmaması yönüyle de evrensel bir özellik taşımaktadır. Romanda sunulan işkence ve insanlık dışı her türlü uygulama, herhangi bir totaliter rejim tarafından uygulanabilecek şiddetin doğasına işaret etmektedir. Bu çalışmada Michael Foucault’un felsefi ve sosyoloji teorileriyle açıkladığı devlet ile birey arasındaki ilişkiyi, totaliter bir yapıya sahip iktidarın uyguladığı aşırı gücün etkilerini görmekteyiz. Buna ek olarak, iktidarın romanın tutuklu kahramanı üzerinde hem pskikolojik hem de fiziksel anlamda uyguladığı gücün oluşturduğu etkileri, bu güç karşısındaki direnç girişimini ve bir süre sonra bu güce boyun eğmek zorunda kalarak, kendi kendisinin sorgulayıcısı ve suçlayıcısı olma sürecini incelemektedir. Öte yandan, Elaine Scarry tarafından kaleme alınan “ The Body in Pain” adlı kitap da, işkencenin özellikle de şiddete maruz kalan bireyin dış dünyayla iletişime geçip kendini ifade etme yetisini ortadan kaldıran psikolojik etkileri ile devletin mahkum birey üzerinde kurduğu kontrolü ve baskıyı meşrulaştırma amacıyla şiddetin dozunu daha da arttırma gibi çıkarımlarını ele alması yönüyle bu makalede birinci derecede öneme sahiptir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ömer Seyfeddin'in Değiş(tiril)en Andı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16410</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16410</guid>
      <author>Fundagül APAK</author>
      <description>And; Türk edebiyatında “modern öykücülüğün babası” kabul edilen Ömer Seyfeddin’in (1884-1920) yazdığı öykülerden birinin adıdır. Bu öykünün, yazarın ölümünden sonraki baskıları incelendiğinde, kurgunun, yapı ve anlam açısından bozulduğu ve birbirinden oldukça farklı metinlere dönüştüğü görülür. Kaynak metin; yabancı bir kültürün diline çevrilmişçesine, biçim ve içerik açısından pek çok darbe almıştır. 20. yüz yılda, James Holmes (1924-1986) tarafından salt ve uygulamalı olmak üzere ikiye ayrılıp kendi içinde dallanıp budaklanan çeviribilimde, salt alandaki ürün-süreç-işlev odaklı betimleyici çalışmaların yanı sıra, içinde hem genel hem de araç-alan-düzey-metin türü-zaman-sorun ile sınırlandırılmış bölütlü çalışmaların bulunduğu kuramsal aşamalar yer alır. Çevirmen eğitimi, çeviri destekleri ve çeviri eleştirisi ise çeviribilimin uygulamalı kolunu oluşturur. Hans Vermeer ve Katharina Reiss’in geliştirdiği Skopos (amaç) kuramındaysa bir kaynak metni erek kültürde yeniden biçimlendirirken belirlenen amacın çevrilen kültüre ya da çevirmenin (kişi, topluluk, kurum...) tutumuna bağlı olduğu öne sürülür. Bu yaklaşıma göre, gerek o diliçine gerekse başka bir dile yapılan çevirilerde yeterlilik ve kabul edilebilirlik düzeyinde belirleyici olan; amacı, çeviri yapılan kültürün dinamiklerine bakılarak ve çeviri etkinliğinden önce belirlenen süreçtir. Bu bağlamda, çeviri sürecini, öncesini ve de sonrasını içeren amaç; kaynak metnin, çeviri süreci sonunda, çevrildiği dilde neye (aktarma, özet, sözcük/anlam odaklı çeviri, uyarlama...) dönüştüğünün de göstergesidir. Dolayısıyla bu araştırmada, And’ın, yazarının ölümünden sonraki baskılarında yapı ve anlam açısından ne gibi değişimlere uğra(tıl)dığı irdelenip bu değişimlerin, Holmes’ün belirlediği haritanın hangi bölümünde oluştuğu incelenerek, Vermeer ve Reiss’in öne sürdüğü kurama göre, çeviri sürecinde kaynak metnin yeniden biçimlenmesinde etkin olan karar verme organ(lar)ının betimlenmesine çalışılacak; böylece, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen dönemde, Türk yazınındaki patronaj ve ideolojilerin, bir yazınsal ürünün yeniden biçimlendirilmesindeki işlevi açısından pilot bir uygulama ortaya koyulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yerelden Evrensele İki Yol Arkadaşı: Cengiz Aytmatov ve Kaysın Kuliyev</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16507</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16507</guid>
      <author>Mehmed Said ARBATLI</author>
      <description>Cengiz Aytmatov eserlerinde hemen daima Kırgız halkını, onun geleneklerini, yaşantısını yansıttığı halde insanlığın ortak değerlerini, duygu ve düşüncelerini yakalayabilmesi sayesinde yerel malzemeyle evrensele ulaşmayı başarmış tartışmasız bir dünya yazarıdır. Aytmatov ile onun kendisini bir hoca kabul edip hürmet gösterdiği Balkar şairi Kaysın Kuliyev arasında büyük bir benzerlik görülmektedir. Kaysın da küçük bir halkın içinden çıkıp onların değerlerini yansıtırken evrensel değerleri yakalayarak büyük bir başarı elde etmiş, şiirleri 120 dile çevrilmiş, özellikle Sovyetler Birliği döneminde kitapları milyonları bulan baskılara ulaşmıştır. Ancak günümüzde Aytmatov birçok kişi tarafından çok iyi bilindiği halde, Kuliyev yeterince tanınmamaktadır. Bu güne kadar Aytmatov hakkında pek çok çalışma yapılmış olmasına rağmen, Aytmatov ile Kuliyev arasındaki ilişkiye çok az kaynakta değinilmiş; çoğunda ise Kaysın Kuliyev’in adı bile geçmemiştir. Halbuki Kuliyev döneminin en önemli ve ünlü edebiyatçılarından olmasının yanında Aytmatov’un edebiyat sahasına girmesine vesile olan, uzun yıllar yakın dostluk yürüttüğü, yurt dışından cenazesine katılarak orada konuşma yapan sayılı kişilerden biridir. Kendi kulvarlarında öncü olan her iki edebiyatçının edebiyat çevrelerinde kendi dönemleri ve sonrasını ciddi biçimde etkilediği de bilinmektedir. Bunun yanında, hayat ve eserlerine bakıldığında, Aytmatov ve Kuliyev’in hayata bakış yönüyle ve edebî anlamda birbirlerinden etkilenmiş oldukları da söylenebilir. Bu konuda biz Aytmatov’un kendisinden hem yaşça büyük hem de edebî tecrübe bakımından ileride olan Kaysın Kuliyev’den etkilenme oranının daha yüksek olduğunu düşünmekteyiz. Bu çalışmamızda Türk dünyasının bu iki büyük sanatçısının çok bilinmeyen yakın ilişkilerinin yanında, her ikisinin yerelden evrensele uzanan yol arkadaşlıklarını ve ortak noktalarını irdelemeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırgız Şiirinin Stilistik Hususiyetleri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16141</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16141</guid>
      <author>Osman ARICAN</author>
      <description>Şairlerin kullandığı kelimeler şairin bir şeye, bir duruma bakışını yansıttığı gibi bir bakıma mensup olduğu toplumun da bakış açısını yansıtmaktadır. Dolayısıyla şair ve toplum arasında birçok bakımdan yakın münasebet kurulabilmektedir. Söz konusu durum şiirlerin stilistik hususiyetlerini temelden etkilemekte ve kelime kadrolarını da yönlendirebilmektedir. Makale iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Kırgız şiirinde işlenen temalar, kelime dünyası gibi özellikler tespit edilmeye çalışılmıştır. Kırgız şiirinin önde gelen temsilcilerinin şiirleri incelenmiş, şiirlerdeki ortaklıklar ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Stilistiğin geniş anlamda bir çağın, bir ülkenin, bir milletin, görüş, duyuş ve hayata bakışında kendini gösteren; dar anlamada ise edebiyat, dil ve dilbilim üçgeninde kendine yer bulabilen bir kavram olduğuna değinilmiştir. Stilistik incelemeler yapılırken çok öneme sahip olan hususlar belirlenmiştir. Kırgız edebiyatından, şiirinden bahsederken onun hayati önem taşıyan belli başlı unsurlarını hesaba katmanın ve buna dayanarak silistik değerlendirmeler yapmanın gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu bölüm yedi madde olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde Kırgız şiirinde dikkat çeken bazı stilistik görünüşler tespit edilmeye çalışılmış ve bölüm beş başlık altında incelenmiştir. Kırgız şiirinin önemli temsilcilerinden örnekler alınarak elde edilen veriler somutlaştırılmıştır. Bir milletin şiirinin özellikleri incelenirken sadece şiir özelliklerinin değil o toplumun hayat şeklinin, tarihi geçmişinin ve siyasi dönemlerinin de bilinmesi gerektiği gerçeği tespit edilmiştir. Tüm bunların bir bütünlük içerisinde değerlendirilerek stilistik araştırmaların yapılabileceği vurgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Celilî’nin Husrev ü Şirin’inin Yeni Bir Nüshası ve Kadın Müstensihi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16392</guid>
      <author>Arzu ATİK</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatında mesnevi nazım şekli önemli bir yer tutar. 16. yüzyılda hem mesnevi hem de gazel nazım şekliyle şiirler kaleme almış Celilî’nin ilk mesnevisi Husrev ü Şirin’dir. Bu mesnevi, İran ve Türk edebiyatında sevilen bir mesnevidir. Sasani hükümdarlarından Husrev-i Perviz ve kaynaklarda hakkında farklı rivayetler bulunan Şirin’in aşk hikâyesinin anlatıldığı bu mesnevide üçüncü bir kahraman olarak Ferhad da vardır. Celilî, bu konuyu ele alırken hikâyesini daha çok Husrev ve Şirin’in aşkı üzerinden anlatmayı seçmiştir. Celilî’nin bu eserin bilinen üç nüshasına ek olarak “Millet Yazma Eser Kütüphanesi Türkçe ve Farsça Yazma Eserlerin Yeniden Kataloglanması Projesi” sırasında karşılaşılan müellifi bilinmeyen bir Husrev ü Şirin incelendiğinde bunun Celilî’nin eserinin yeni bir nüshası olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nüsha, hem Husrev ü Şirin’in yeni bir nüshası olması hem de istinsah tarzı bakımından dikkat çekicidir. Ayrıca diğer önemli bir özelliği de Şerife Kâmile binti Mehmed Ataullah adlı bir kadın müstensih tarafından istinsah edilmiş olmasıdır. Bu çalışmada öncelikle Celilî ve eserleri hakkında kısaca bilgi verilip Husrev ü Şirin üzerine yapılmış mevcut çalışma ile bu nüsha karşılaştırılarak nüshanın hususiyetleri ortaya konulacak, bu yazmanın “müstensihe”si Şerife Kâmile binti Şeyhülislam-ı esbak Mehmed Ataullah hakkında ulaşılabilinen bilgiler verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nureddin Ferruh ve Şafak Sadaları Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16259</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16259</guid>
      <author>Ömür AYBAR</author>
      <description>Nureddin Ferruh’un ilk eseri olan Şafak Sadaları, kendi şiirlerini topladığı bir eser olmuştur. Ancak bu eserin en önemli özelliği uzun zamandır tartışılan şiirde hece-aruz konusuna başka bir açıdan yaklaşmasıdır. Vezin ve kafiye tartışması ekseninde kitabını tamamlayan Ferruh, özellikle aruz vezninin gelişimi ve Türk milletinin gelişim çizgisindeki farklılığı göstermeye çalışmıştır. Bu vezni kabul edenler nedenlerini ahenkte ve uyumun birliğinde görmüşlerdir. Ancak Ferruh bu tezi çürütmek için şiir anlayışını İslamiyet öncesi Türklerin yaşayışına götürerek şiirde ahengi nasıl yarattıklarını açıklamakla işe başlar. Ancak onun esas amacı şiiri tamamıyla özgürleştirmektir. Bu özgürleştirme sürecinde ilk başta aruz vezninden uzaklaşmış ve ardından da hece vezninden de uzaklaşmaya başlamıştır. İlk eseri olan Şafak Sadaları’nda aruz veznin üzerine gittiği gibi hece vezninin üzerine gitmeyi göze alamaz. Henüz on yedi yaşında olan genç yazar, bu tutumunu daha sonraki yıllarda kendi ağzıyla itiraf edip, hece veznini de sert bir şekilde eleştirmekten kendini alamaz. Onun için şiir ancak ve ancak düşünüldüğü gibi yazılması gereken ve bu yazım sorununun herhangi bir kalıba uygunluğunun tartışılmaması gerektiğini söyler. Ancak o güzelin peşindedir. İsteyen istediği gibi yazsın derken, liberal bir özgürlük anlayışı içerisinde kimsenin kimseye karışmamasını savunur. Ancak bu şekilde şiirin hem estetik olarak hem de düşünsel olarak gelişeceğini vurgular. Kafasındaki şiir teorisine uygun olarak şiirler yazan Ferruh, Türk edebiyatında uzun yıllar devam edecek olan hece-aruz tartışmasının önemli ve iki ölçüyü birden reddetmesi boyutunda aykırı bir yere sahiptir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divanü Lugati’t Türk’te Problemli İki Cümle Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15711</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15711</guid>
      <author>Adem AYDEMİR</author>
      <description>Türklük biliminin kurucusu Kâşgarlı Mahmud tarafından Karahanlı Türkçesi döneminde kaleme alınan Divanü Lugati’t Türk, Türk dilinin birçok bakımdan kılavuz eserlerinden birisidir. Karahanlı Türkçesi eserlerinden olan Divanü Lugati’t Türk’ün tercüme yayını 1939 yılında Besim Atalay tarafından yapılmıştır. Bu eser, dilimizin sadece Karahanlı Türkçesi dönemini değil, daha önceki ve sonraki dönemlerini de aydınlatan bir öneme sahiptir. Dillerin söz varlığını ortaya koyan eserlerin başında sözlükler gelmektedir. Fakat Divanü Lugati’t Türk’teki bazı kültür sözcüklerinin hangi anlamda ve hangi işlevle kullanıldığını anlamak her zaman kolay olmamaktadır. Sonuç olarak bu makalede, Divanü Lugati’t Türk’te yanlış okunmuş veya yanlış anlamlandırılmış bazı cümleler ve kelimelerle ilgili düzeltmeler ve bazı tespitler yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tanzimat Dönemi Türk Şiirinde Ölüm Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16387</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16387</guid>
      <author>Mustafa AYDEMİR</author>
      <description>Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri olan ölüm, geride kalan bütün canlılara büyük bir acı ve üzüntü verir. Ölüm karşısında hissettiklerini, düşündüklerini, korku ve üzüntüsünü bütün canlılar içerisinde yalnızca insanoğlu sanat yoluyla dile getirebilme imkânına sahiptir. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu beşerî ve evrensel gerçek, hemen bütün dinler ve felsefî düşünceler tarafından irdelenmiş ve 19. yüzyılın başlarında pek çok toplumun edebî eserlerine yansımıştır. Denilebilir ki ölüm, genel olarak dünya edebiyatında çokça işlenen temlerin başında gelir. Sevilen birinin ölümünü kabullenmek kolay değildir. Bunun içindir ki, öleni anmak, yaptıklarını ve iyiliklerini yâd etmek, her toplumda değişik şekillerde dışa vurulmuştur. Tük edebiyatına İslamiyet’ten önce destan ve sagu yoluyla anlatılan ölüm, Divan ve Halk edebiyatında mersiye ve ağıt ile varlığını devam ettirmiş, Tanzimat döneminde ise daha farklı bir bakış açısıyla ortaya çıkmıştır. Sevilenlerin ölümle kaybedilişleri sevenleri tarafından büyük bir hüzün kaynağı olmuştur. Bu aslında ölenle beraber yaşanılan hatıraların da bir daha yaşanamamasından kaynaklanmaktadır. Bunda evlat ölümleri ve sevilen eşin ölümü en çok yıpratıcı olanlardır. Tanzimat dönemi Türk şiirinde ölümle ilgili şiirler de bu doğal ve samimi ihtiyaçtan hâsıl olmuştur. Çalışmamızda önce Akif Paşa (1787-1845) ve Recaizâde Mahmut Ekrem'de (1847-1914) görülen dinin kontrolündeki ölüm fikri ele alındıktan sonra, Abdülhak Hâmid Tarhan’da (1852-1937) ölüm anlayışı irdelenmiştir. Ancak ölüm fikri, hiçbirinde Abdülhak Hâmid Tarhan’da olduğu kadar metafizik bir boyutta ele alınmaz. Çünkü onun felsefesi, mezarın başında başlar ve yine orada nihayet bulur. Manzumelerinin çoğunda Allah, ahiret, ruh, insan, kâinât, ölüm ve yok olmak gibi konulara felsefî bir bakışla yaklaşan Hâmid, yakınlarının kaybıyla şuur altına yerleşmiş olan ölüm düşüncesini her fırsatta dile getirmekten kaçınmaz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede Üçüncü Kişide Kişi ve Sayı Özelliklerinin Onarım Tabanlı İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16489</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16489</guid>
      <author>Mehmet AYGÜNEŞ</author>
      <description>Sözdizim kuramında [kişi] ve [sayı] özelliklerinin demet özellikler biçiminde bulunduğunu belirten görüşe karşın (Chomsky, 1995, 2000, 2004), bu özelliklerin ayrık özellikler olduğunu öne süren görüşler de bulunmaktadır (Sigurðsson, 2004; Baker, 2008; Nevins, 2011, vd.). [kişi] ve [sayı] özellikleri arasındaki bu ayrımın yanı sıra, [kişi] özelliği içerisinde de bir hiyerarşik yapılanmanın bulunduğu, dillerarası görünüme bakıldığında, 1/2&gt;3 biçiminde bir [kişi] hiyerarşisinin bulunduğu belirtilmektedir (Benveniste, 1966; Silverstein, 1985; Carminati, 2005; Bianchi, 2006). Bu çalışmada, Türkçede, üçüncü kişideki [kişi] ve [sayı] özelliklerinin ayrık özellikler olup olmadığının onarım stratejisi üzerinden belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, çalışmanın bulguları, Aygüneş (2012, 2013)’te yer alan verilerle bir araya getirilerek, ikinci bir analiz gerçekleştirilmiştir. Bu analizde, birinci kişi ile üçüncü kişi arasında kişi ve sayı kategorisinde onarım sürecine yansıyan farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 70 katılımcı yer almıştır. Katılımcılara BelÖ (Belirleyici Öbeği) ile Zo başı (Zaman Başı) arasında kişi, sayı ve hem kişi hem sayı kategorilerinde birden uyumsuzluğun bulunduğu üç tümce biçimi sunulmuş ve katılımcılardan bu tümceleri onarmaları istenmiştir. Çalışma sonucunda, katılımcıların uyumsuzluk içeren tümceleri daha büyük oranda BelÖ’ye göre onardıkları ve onarım sürecine sözcük dizilişinin bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Dahası, üçüncü kişide kişi ve sayı kategorilerindeki uyumsuzlukların onarımında farklılığın olduğu görülmüştür. Bu bulgu [kişi] ve [sayı] özelliklerinin ayrık özellikler olduğunu öne süren görüşlerle de uyumludur. Ayrıca bu çalışmanın verileri, Aygüneş (2012, 2013)’te yer alan verilerle bir araya getirildiğinde, birinci kişi ile üçüncü kişi arasında onarım sürecine yansıyan bir farklılığın olduğu, bu farklılığın ise, sayı kategorisinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Birinci kişide sayı kategorisi BelÖ ve Zo başıyla benzer oranda etkileşime girerken, üçüncü kişide sayı kategorisinin daha büyük oranda BelÖ ile etkileşime girdiği görülmektedir. Bu durum, üçüncü kişinin özellikle sayı kategorisi açısından birinci kişiden farklılaştığını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bâbür Şâh Şiirinde Görülen Somutlayıcı Anlatım Yolları Tarz-ı Vâsûht ve Aşka İlişkin Bazı Tespît ve Değerlendirmeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16324</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16324</guid>
      <author>Timuçin AYKANAT</author>
      <description>Doğu Türkçesi ile yazılan dîvânlar, daha ziyâde dilbilimciler veyâ dil uzmanlarınca bilim âlemine kazandırılmaktadır. Bu doğrultuda, söz konusu dîvânlar çoğunlukla dilsel veri ve değerler açısından incelenmektedir. Bir edebî metni ya da özelde bir dîvânı dilsel veriler dışında içerik, tema, konu, anlatım biçimi, mazmûn dünyâsı gibi açılardan ele alan yazınbilimciler de çoğunlukla Batı Türkçesi ile yazılan dîvânlara yönelmekte ve onlar üzerinde değerlendirmelerde bulunmaktadır. Hâl böyle olunca Doğu Türkçesi ile yazılan dîvânların muhtevâ yönü karanlıkta kalmaktadır. Öte yandan Doğu Türkçesi ile yazılan dîvânların içerik yapılarının irdelenmesi, Batı Türkçesiyle yazılan dîvânların sunduğu verilerden hareketle öne sürülen birtakım teklîf ve tespîtleri daha sağlam temellere dayandırabilir. Tüm bu sebepler ışığında Bâbür Şâh şiiri inceleme konusu olarak seçilmiştir. Bâbür Şâh şiirinde; daha ziyâde, Doğu kültürünün getirdiği değerler dolayısıyla gerçeklik ve cânlılık örneklemeleri sunan somutlayıcı anlatım yolları; çokça kültürü özümsemiş dîvân şiirinde ortaya çıkan ekol ve tarzlardan önemli bir tanesi olan Tarz-ı Vâsûht, yâni klâsik aşk anlayışının dışında bir yaklaşım olarak sevgiliyi iteleme ve öteleme tavrı; yine aynı bağlamda alışılagelmiş sevgili anlatmalarının uzağında izlenimler uyandıran sevgili tipi ile aşk anlayışının varlığı değerlendirmeye alınmıştır. Söz konusu durumlar, metin örneklemeleri üzerinden irdelenmiş ve yorumlanmıştır. Böylelikle; şâirlerin şiirlerinde işledikleri somutlayıcı anlatım yollarının, verilmek istenilen iletiyi daha cânlı yansıtma yaklaşımına ilâveten şâirce dil ve kültürün sunduğu imkânlardan yararlanmak maksatlı bir tercîh olduğu; Tarz-ı Vâsûht’un klâsik Türk şiirinde Sebk-i Hindî ve yansımalarının etkilediği on yedinci yüzyıl ve sonrası şiirinden daha önceki dönemlerden beri var olduğu, bu durumun şâirin yaşadığı dönemle de ilgili olarak söz konusu tarzı tanımasına bağlı bir etken olduğu, Doğu Türkçesi ile yazan ve Doğu kültürünü şiirlerinde işleyen bir on beş/on altı’ıncı yüzyıl şâirin dîvânından hareketle sevgiliyi dışlama tavrının Batı şiiriyle bir ilişiği olmadığı, sevgili tipi ya da aşka ilişkin değerlerin geleneğin getirdiği birikimin yanında şâirin ferdiyeti ile de şekillendiği, Doğu Türkçesi ile yazılan metinlerin, metne içkin unsûrlar açısından irdelenmesi gerektiği dikkatlere sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ergenlik Dönemi Okuma Tutumu Ölçeği’nin Türkçe’ye Uyarlanması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16464</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16464</guid>
      <author>Muhammet BAŞTUĞ, Hasan Kağan KESKİN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, McKenna, Conradi, Lawrence, Jang ve Meyer (2012) tarafından geliştirilen Ergenlik Dönemi Okuma Tutumu Ölçeği’nin geçerlik ve güvenirliğinin yapılarak Türkçe’ye uyarlanmasıdır. Ölçeğin dijital okumaya karşı tutumu da kapsaması sebebiyle uyarlama çalışmasının uygun olacağı düşünülmüştür. Çalışma grubunu Konya ilinde yer alan ve 6,7 ve 8. Sınıflara devam eden 343’ü kız, 359’u erkek toplam 702 öğrenci oluşturmuştur. Ölçeğin orjinali 18 maddeden ve “Akademik Dijital, Serbest Dijital, Akademik Kağıt ve Serbest Kağıt” olmak üzere 4 alt boyuttan oluşmaktadır. Uyarlama çalışması sürecinde yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi çalışmalarına göre 3 maddenin çıkarılmasıyla, ölçeğin orijinal halindeki 4 alt boyutu koruduğu görülmüştür. Cronbach alfa güvenirlik katsayısı ölçeğin tamamı için .691, Serbest Dijital alt boyutu için .802, Serbest Kağıt alt boyutu için .690, Akademik Kağıt alt boyutu için .660 ve Akademik Dijital alt boyutu için .623 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar ölçeğin güvenilir ve geçerli olduğunu göstermektedir. Uyarlanan ölçeğin 15 maddelik son halinin Türkçe dili için ve Türkiye’de kullanılmasının uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Okuma ortamlarının ve materyallerinin geliştirilmesinde, öğrencilerin okuma tutumlarının dijital kaynaklar da dahil çok boyutlu olarak ortaya konması daha nitelikli öğrenme ortamlarının oluşturulmasına katkı sunabileceği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhun Yazıtlarında Anlama ve Anlatma Becerileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16148</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16148</guid>
      <author>Zekerya BATUR, Gülbike YILDIRIM</author>
      <description>Türk dilinin bilinen en eski yazılı kaynakları olan Orhun Yazıtları, Türk kültürü, tarihi, yaşantısı hakkında bilgi veren bengü taşlardır. Bilge Kağan, Költigin ve Vezir Tonyukuk ağzından Türk milletinin o dönemde öteki millet ve kavimlerle yaptıkları savaşların, mücadelelerin anlatıldığı, Türk milletinin bekası için birtakım uyarılar içeren, Türk askeri geleneği, hükümdarlık anlayışı, devlet düzeni, Türk tarihi, kültür ve geleneği hakkında çeşitli bilgilere ulaşmamızı sağlayan Orhun Yazıtları hitabet niteliğinde yazılmış metinlerdir. Günümüzden yaklaşık 13 asır önce yazılmış olan bu eser gerek cümle yapısı, gerek kullanılan fiil ve kelimeler bakımından günümüz Türkçesinin temeline sahiptir. Yazıtların sahip olduğu işlek dil özellikleri geçmişten günümüze kadar dikkat çekmiş ve üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Yapılan bu çalışmalar içinde doğrudan dil eğitimi ve öğretimi üzerine bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada ise yazıtlar dört temel dil becerisi yönünden incelenmiş olup yazıtlarda başvurulan anlama ve anlatma becerileri üzerinde durulmuştur. Anlama becerilerinden olan okuma ve dinleme ile anlatma becerilerinden olan konuşma ve yazma becerisine ait olan terimler tespit edilerek Orhun Yazıtları anlama ve anlatma becerileri bakımından incelenmiştir. Bu çalışma betimsel bir çalışma olup tarama modeli kullanarak yapılmıştır. Tarama sırasında yazıtlarda geçen anlama ve anlatma becerilerine ait terim/kelime-kelime gruplarına ulaşılmaya çalışmıştır. Tespit edilen terim/kelime-kelime grupları okuma, dinleme, konuşma, yazma alt kategorilerine göre sınıflandırılarak içerik analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen verilere göre Orhun Yazıtları oluşturulurken anlama ve anlatma becerilerine başvurulduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Eserlerinde Trajik Olana Yol Açan Ölüm Hayat Çatışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16321</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16321</guid>
      <author>Tolga BAYINDIR</author>
      <description>Ahmet Hamdi Tanpınar bir insan, sanatçı, toplum adamı olarak ölümü kendisince yorumlamış ve bu edinimlerini eserlerine yansıtmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar’da ölüm, hayatının trajik yanlarını ortaya koyan, onun düşüncelerini derinden etkileyen felsefî bir sorunsaldır. Ruhuyla ölümlü oluşunun farkındalığı, buna rağmen eserleriyle, maziyle, toplumla ve kültürle ölümsüzlüğü isteyişi/arayışı sanatçının eserlerindeki temel çatışma noktalarından birisini oluşturur. Bu çatışmayı yaratan uç değerler yaşam ve ölüm olarak ele alındığında, Ahmet Hamdi Tanpınar'ı kendi "eşiğinde" bulmak mümkün olacaktır. Tanpınar’ın özellikle günlükleri incelendiğinde görülür ki ölüm/ölümlü olma, ölümsüzlük onun yaratma/eser verme eyleminin altında yatan en önemli öğelerden birisidir. Böyle bir durum karşısında Tanpınar, eserlerinde kaçınılmaz olarak bilinç veya bilinçaltı düzeyinde ölüme dair imgeler kullanmaktadır. Yansıttığı bu ölüm anlayışının yanında onun hayata sıkı sıkıya bağlı yanlarını da keşfetmek mümkün hâle gelmektedir. Tanpınar’ın yaşamının son yıllarında ölüm karşısında belirgin bir kaygı duyduğu anlaşılmaktadır. Bu kaygının temelinde onun kendi içinde oluşturduğu ikiliğin sonuçlarını görmek mümkündür. O, dış olarak tanımladığı yaşamında, aslında olmak istediği kişi değildir ve iç dünyasında kurguladığı ben’inin çatışmasını yaşamaktadır. Bu makalede, kendi içinde yaşadığı bu çatışmanın dışa vurumu olarak Tanpınar’ın trajedisini oluşturan ölüm ve yaşam ikilemi üzerinde durulacaktır. Ayrıca, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “ölüm” kavramı üzerindeki düşünceleri temelinde söz konusu kavramın eserlerine yansıyışına farklı bir bakış açısı getirilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Abdülhak Hamit Tarhan’ın Kürsî-i İstiğrâk Şiirine Estetik Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16314</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16314</guid>
      <author>Ulaş BİNGÖL</author>
      <description>Abdülhak Hamit’in Tarhan’nın Kürsî-i İstiğrâk adlı manzumesinin konusu, sanat felsefesinin geçmişten günümüze üzerinde durduğu tabiattır. Sanat tarihine bakıldığında, en fazla işlenen iki konudan biri insandır diğeri tabiattır. Abdülhak Hamit, tabiattaki unsurları estetize ederek alımlar ve bu unsurları yüce, güzel gibi estetik kategoriler çerçevesinde ele alır. Divan edebiyatında dekor ve süs olan tabiat, Abdülhak Hamit’in şiirlerinde estetik objelerin bulunduğu bir kaynağa dönüşür. Hamit, tabiattaki unsurları birer şiir olarak telakki ederek tabiatın da sanat eseri gibi bir forma sahip olduğunu ileri sürer. Ölçü, müzikalite ve ahenk gibi şiir sanatının unsurlarını tabiattan alımlar. Tabiatın sanat yönünü keşfeden Hamit, geniş bir alanda söz söyleme olanağı yakaladığı gibi medeniyetten kaçmak için sığınacak bir yer de keşfeder. Kürsî-i İstiğrâk şiirinde, Tanrı ile tabiat bütünleşmiştir. Alımlayıcı özne ise bu bütünleşmeye dahil olmak istemektedir; fakat vatan hasreti ve ruhunun derinliklerindeki sıkıntılar önünde bir engel teşkil eder. Bir sanat eserinin estetik çözümlemesi; estetik obje, estetik nesne, estetik algı, estetik değer ve yargı çerçevesinde yapılır. Malzemesi dil olan edebi ürünlerin tahlili diğer sanat eserlerinin estetik çözümlemesine göre daha karmaşık ve zahmetli bir iştir. Metni vücuda getiren dehanın psikolojik durumunun bilinmesi, metnin dokusuna sinmiş felsefi düşüncelerin tespit edilmesi ve en önemlisi metin ile estetik disiplin arasındaki bağlantıların kurulması şarttır. Bu çalışmanın amacı, Abdülhak Hamit’in Kürsî-i İstiğrâk şiirini estetik açıdan değerlendirmektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dili Şekil Bilgisi Çalışmaları -Bibliyografya Denemesi-</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16274</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16274</guid>
      <author>Tuncay Böler</author>
      <description>Şekil bilgisi merkeze alınarak Türk dili ile ilgili yayınlara bakıldığında, konuyu gerek art zamanlı gerekse eş zamanlı olarak ele alan pek çok çalışmanın bulunduğu görülmektedir. Hatta, bu bağlamda, Türk dilinin üzerinde en çok çalışılan, araştırma ve inceleme yapılan dil bilgisi alt dalının şekil bilgisi olduğu söylenebilir. Tabii, tarihi çok eskilere kadar giden bu çalışmaların her biri, ele aldığı konunun ayrıntılandırılmasına zemin hazırlamış, bilinmeyen yönlerine de ışık tutmayı amaç edinmiştir. Bu makalede, Türk dilinin şekil bilgisi alanına dair 885 çalışmanın künyesi verilmiştir. Makalede ilk olarak şekil bilgisi hakkında genel hatlarıyla bilgiler sunulmuş, ardından künyelerin yazımıyla ilgili ayrıntılar üzerinde durulduktan sonra, makaleye alınacak malzeme için taranan başlıca kaynakların listesi takdim edilmiştir. Ayrıca, çalışmada sadece makalelerle yetinilmemiş, şekil bilgisine dair malzeme taşıyan her türlü yayının buraya alınmasına gayret gösterilmiştir. Bu itibarla, konuyla ilgili kitaplar ve tezler ile kurultay, sempozyum ve kongre bildirileri de listeye dâhil edilmiştir. Makalede tek başına Türkiye Türkçesi hareket noktamız olmamış, Türk dilinin tarihî dönemlerine odaklanan şekil bilgisi çalışmaları da buradaki yerini almıştır. Yine Anadolu ağızlarını temel alan, dil biliminin şekil bilgisine bakan tarafı olan ve yaşayan Türk lehçeleri ile Türkiye Türkçesini mukayese eden şekil bilgisi çalışmalarına da yer verilmiştir. Makaleye alınan çalışmaların listesi, kitaplar, tezler, makaleler ve bildiriler olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sezai Karakoç'un Bir Sorusu Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16361</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16361</guid>
      <author>Fırat CANER</author>
      <description>Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk Saat adlı eserindeki ses, mermer putları nasıl devireceğini Hz. İbrahim’den öğrendiğini, buna karşılık, nesnesi olmayan putları, örneğin sözlerle, yani zihinlerde inşa edilen putları nasıl devireceğini bilmediğini, bunu kimsenin öğretmediğini söyler. Sözlerle inşa edilen putların nasıl kırılacağını bilmediğini söyleyen ses, tipik bir 20 yüzyıl pornografi düşünürü sesidir. İmaj çağının imaj bombardımanı altında zihni bulanan bu düşünürler, genel olarak, Bizans tarihindeki put kırıcıların tavrını benimsemişlerdir. Günümüz felsefe ve edebiyatının günlük yaşam üzerinde belirleyici olan pornografik örüntülere bakışında, bir tür çaresizlik, umutsuzluk görülmektedir. Günümüz felsefeci ve edebiyatçılarının, içinde yaşadıklara çağa ilişkin umutsuzlukları, söz konusu gelecek olunca volontarizmin, yani insan iradesinin belirleyiciliğinin ön kabulüne, buna karşılık, söz konusu geçmiş olunca determinizmin, yani tarihsel zorunlulukların belirleyiciliğinin ön kabulüne dayanır. Oysa, geleceğe ilişkin değerlendirmelerimizde de tarihsel zorunlulukları göz önünde bulundurmamız gerekir. Bunu yaptığımızda, yaşamımızı işgal eden pornografinin, tarihsel zorunluluklar sebebiyle, bugünkü gücünü yitireceğini öngörebiliriz. İmaj günden güne zihinler üzerindeki etkisini kaybetmektedir. Nitekim binlercesinin biraradalığı hâlinde, artık hiçbir imge bakışı kışkırtma ve doyurma başarısı gösteremez. Bu bakımdan ikonakırıcılık, dünyayı bir günde değiştirme umudu taşıyan safdil bir devrimcilik anlayışından farklı değildir. Dolayısıyla, boşluk yaratacağı yerde bakışı doyurması, imgenin kendini yerinden etmesi sürecinin bir aşaması olarak görülmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırgız Türkçesiyle Yazılmış Olan Seyyid Battal Gazi Destanı Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16354</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16354</guid>
      <author> M. Nurullah CİCİOĞLU,</author>
      <description>Seyyid Battal Gazi, İslâmiyet’in yayılma sürecinde Emevî-Bizans savaşlarının Müslüman kahramanı olarak sembolleşmiştir. Türklerin Anadolu’yu fethi ile başlayan ve Avrupa’ya yönelmeleri ile devam eden Türk-Bizans mücadelesi sürecinde bu kahramanla ilgili menkıbeler Türkler arasında oldukça yayılmıştır. Battal Gazi ile ilgili bu menkıbeleri ihtiva eden ve Battalnâme adı verilen eserler XIII-XIV. yüzyıllardan itibaren Anadolu’da yazılmaya başlanmış, bunların manzum ve mensur birçok nüshası günümüze ulaşmıştır. Türk epik destan geleneği zemininde teşekkül eden bu eserlerin sadece Anadolu sahasında değil Anadolu dışındaki Türk toplulukları arasında da yayılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada Kırgızistan Milli İlimler Akademisi Elyazmaları Arşivinde bulunan ve “Seyitbatal Comogu” (Seyyid Battal Destanı) olarak adlandırılan elyazması nüsha üzerine bir inceleme sunulmuştur. Bu nüsha Seyyid Battal Gazi destanının Kırgız Türkçesiyle yazılmış olan manzum metnini içermektedir. Eser, Anadolu’da yazılan Battalnâme nüshalarının Orta Asya coğrafyasına ulaştığını ve farklı Türk lehçelerinde yeni metinlerinin oluştuğunu örneklemesi bakımından önemlidir. Mamatkul Murataliyev’in yazıya aktardığı bu metinde geçen yer ve kişi adları, epizot ve motif yapısı Anadolu sahasında mevcut olan nüshalardakilerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu metin Anadolu’da yazılmış Battalnâme nüshalarının etkisiyle ortaya konulan, Kazak Türkçesiyle yazılmış bir Battalnâme metninden uyarlanarak; fakat Kırgız destancılık geleneği özelliklerine uygun biçimde yeniden oluşturulmuştur. Bu şekilde konu ve olaylar ile mekân ve kişi adlarının ortak olduğu; fakat dil, şekil, üslup ve folklor unsurları bakımından oluşturulduğu sahanın özelliklerine göre şekillenen yeni bir metin ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kıbrıs Türk Tiyatro Yazınının İlk Yılları ve Safa Yahut Netice-i İbtila</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16512</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16512</guid>
      <author>Yurdal CİHANGİR</author>
      <description>Kıbrıs Türk Tiyatro edebiyatının ilk izlerine, Osmanlı, kendi imparatorluk topraklarına kattıktan sonra Ada’ya iskan için gönderdiği ve kendi yaşasyış biçimlerini, inanış, kültür ve geleneklerini de beraberlerinde taşımış olan insanların Ada’da yeni bir toplum oluşturmaya çalıştıkları zamanla birlikte rastlanmaktadır. Karagöz, ortaoyunu ve meddah da bu kültürün ve geleneğin bir parçasıydı. 300 yıl kadar idaresinde bulundurduğu Kıbrıs’ı Osmanlı, 1878’de İngilize önce kira ile bırakmış, sonra 1914’te de tamamen devretmiştir. Ada’da gazeteler bu dönemde 1890’lardan itibaren yayınlanmaya başlandı. Diğer edebi türler gibi tiyatroya ait ilk örnekler de gazetelerde görülür oldu. Ahmet Tevfik Efendi’nin çıkarmış olduğu ilk mizah gazetesi “Kokonoz”da kendisinin bazı yazıları teatral özellikler taşımaktaydı. İkinci çıkardığı mizah gazetesi “Akbaba”da ise yarım kalmış bir tiyatro çalışmasının yayını vardı. L. Şişmanyan adlı şahsın üç sayı süren çalışması “Namus İntikamı Yahut Dilenci” idi. Yayınlanmış ilk tiyatro eseri olarak şimdilik, Kaytaz-zade Nazım’ın “Safa yahut Netice-i İbtila” adlı eseridir. 1909’ da Lefkoşa’da Mirat-ı Zaman matbaasında basılan eserin konusu, Meşrutiyet yıllarında İstanbul’da geçen bir aşk macerasına dayanmaktadır. Cariyesine aşık, meşrutiyet yanlısı olması nedeniyle hapse düşmüş olan paşa çocuğu Safa’nın, ailesinin karşı koyması, müdahil olması sonucu sevgilisi ile birlikte yaşadıkları acı son anlatılmaktadır. Eser, Kıbrıs Türk Edebiyatı ve tiyatrosu açısından ilk olması nedeniyle oldukça önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bektaşî Şâiri Ali Nihânî Yozgadî ve Menâkıb-ı Murtazaviyye’si</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16492</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16492</guid>
      <author>İsmail YILDIRIM</author>
      <description>Türk edebiyatında, tarikat kurucularının, mezhep imamlarının diğer mühim dinî ve millî kahraman şahsiyetlerin biyografilerini, mücadelelerini, kerametlerini, olağanüstü hallerini anlama ve bilme isteği ile yazılan birçok manzum veya mensur menâkıb-nâme kaleme alınmıştır. Hz. Ali, Hz. Peygamber’in yakını olması, İslâmiyet’in yayılmasında birinci derecede rol alması ve dördüncü halife olması sebebiyle İslâm tarihinde önemli bir yeri vardır. Hz. Ali çevresinde teşekkül eden dinî-kahramanlık hikâyeleri, şekil yapıları, kaynakları ve teşekkül dönemleri ne olursa olsun, Türklerin İslâmiyet’i kabul ettiği dönemlerden itibaren, onların dünya görüşünün değişmesinde, insan tipinin oluşmasında etkili olmuş eserlerdendir. Hz. Ali, yiğit ve bilim sahibi olmakla öne çıkmıştır. Bununla birlikte uğradığı haksızlıklar, sırtından vurularak şehit edilmesi, çocuklarının öldürülmesi gibi olaylar bütün Türk-İslâm dünyasını derinden etkilemiştir. Bu özelliklerinden hareketle Türk-İslâm tefekkür sisteminde ve edebî metinlerinde Hz. Ali ile ilgili bir düşünce dünyası şekillenmiştir. Hz. Ali’yi gönlünün ve düşünce dünyasının merkezine yerleştirmiştir. Onunla ilgili şekillenen Türk-İslâm düşüncesi, tarih içerisinde belirgin bir biçimde yazılı ve sözlü edebiyatımıza aksetmiştir. Hayatı efsanevî bir hüviyet alan Hz. Ali’nin manevi şahsiyeti etrafında menâkıb-nâme ve cenkler yazılmıştır. Bu tür eserler Türk-İslâm edebiyatına mâl olmuş, hayatı hakkında yazılanlar elden ele okunur hale gelmiştir. Bu çalışmada, daha önce üzerinde durulmamış ve hiçbir ilmî çalışma yapılmamış olan Bektaşî şâiri Ali Nihânî Yozgadî (1835-1906)’nin mensur, dinî-tasavvufî konulu olmak üzere 12 bâb şeklinde tertip etmiş olduğu Menâkıb-ı Murtazavîyye’si tanıtılacak, eserin türü ve muhtevası hakkında bilgi verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Var” Ve “Yok” Sözcüklerinin Morfolojik Kimliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16302</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16302</guid>
      <author>Serkan ÇAKMAK</author>
      <description>Türkçe dil bilgisi kitaplarının çoğunda diğer sözcük türlerinden ayrı bir başlık altında değerlendirilen “var” ve “yok” sözcüklerinin sentaktik bir takım özellikleri gerçekten onların biçimbilgisel tasnifini zorlaştırmaktadır. Çoğu dilde muadilleri bulunmayan söz konusu bu iki sözcük, diğer dillerin sahiplik anlamı bildiren fiilleriyle aynı görevi yerine getiriyor olmaları yönüyle de eylemlere benzemektedir. Tabi ki böylesi bir durum “var” ve “yok” sözcüklerinin morfolojik kimliğine dair mevcut belirsizlikleri daha da artırmaktadır. “var” ve “yok” sözcüklerinin morfolojik kimlik karmaşasını çözmek için onların sözcük türleri içerisinde hangi türle sentaktik, morfolojik, etimolojik ve semantik ortaklıklar paylaştıklarını irdelemek gerekir. “var” ve “yok” sözcüklerinin birçok yönleriyle benzedikleri sözcük türünü tespit etmek, nihai anlamda bu sözcüklerin morfolojik sınıfını da belirlemek demektir. Bu çalışmada öncelikle “var” ve “yok” sözcüklerinin dil bilgisi kitaplarında hangi başlıklar atında ve hangi sözcük türüne dâhil edilerek ele alındığı ifade edildikten sonra bu sözcüklerin sıfat türünden sözcüklerle etimolojik, morfolojik ve sentaktik benzerliği sırasıyla incelenmiştir. Bu incelemeler yapılırken gerektiğinde tarihî ve çağdaş Türk dillerine de başvurulmuş ve onlardan da örnekler verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Köy Edebiyatı Ve Türk Edebiyatında Köye “İçerden” Bakış Doğuşu, Etkileri, Sonuçları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16430</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16430</guid>
      <author>Erol ÇANKAYA</author>
      <description>Türkiye’de modern edebiyat 1839’da Tanzimat hareketi ile başlamakla beraber, uzun yıllar İstanbul merkezli kalmış, Anadolu’ya açılamamıştır. Anadolu’nun Türk edebiyatındaki varlığının ancak Türkçülük akımına bağlı olarak ortaya çıktığı görülür. Bu süreçte aydın, hem halktaki milli kültürü özümsemek ve hem de köyü canlandırmak gibi ikili bir görevle halka, köye gitmek durumundadır. Yeni Türkiye’nin kuruluşuyla, edebiyattaki bu yönelişin hızlandığı görülmektedir. Ne var ki Halkevleri kanalıyla sürdürülen bu Halka Doğru hareketi büyük ölçüde “turistik” kalmış, kentli aydının köyde yaptığı “piknik” olmaktan kurtulamamıştır. Cumhuriyetin “sınıfsız Halkçılık” ilkesinin sonucu olarak bu hareket romantik bir Köycülük hareketi olmaktan öteye gidememiştir. Bu edebiyat, büyük ölçüde, köyü ziyarete gelen kentli aydının “ordaki köy”e “dışarıdan bakış”ının eseri olmaktan öteye gidememiştir. Bu yapının ancak, Cumhuriyet döneminde Anadolu insanının, eğitim olanaklarına kavuşması, bir kısmının yazar olmaya başlamasıyla değiştiği görülür. Bu noktada ise 1940’larda faaliyette bulunan Köy Enstitüleri önemli rol oynamıştır. Köy Enstitüleri’nde eğitim gören on binlerce gençten kimilerinin yazar olacağı bir süreç başlamıştır. Bunların ilk örneği Mahmut Makal ve Bizim Köy (1950) adlı yapıtıdır. Bizim Köy ile başlayan bu yöneliş, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Başaran, Dursun Akçam vb. Köy Enstitüsü mezunu köy kökenli gençlerin edebiyata girişleriyle güçlenerek bir “köy edebiyatı”nın oluşmasını sağlayacaktır. Bu edebiyat, o güne değin ortaya koyulmuş memleket edebiyatından farklıdır. Türk edebiyatında ilk kez, köy gerçeği köy kökenli gençler tarafından, “içeriden” yansıtılmaktadır. Bu nedenle, bu eserlerin bir edebiyat yapıtı olduğu kadar sosyolojik bir belge niteliğinde olduğu da söylenebilir. Bu akım, Türk edebiyatında 1970’lere kadar ana akım halinde sürerek köy gerçeğini birinci elden aktardığı gibi, Enstitülü olmayan yazarların da köy gerçeğine eğilmelerinde etkili olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk Okurların Bilişsel, Duyuşsal ve Toplumsal Gelişimlerindeki İşlevleri Açısından Aytül Akal’da Mizah Öğesinin Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16322</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16322</guid>
      <author>Gökhan ÇETİNKAYA, Gökhan ÇETİNKAYA</author>
      <description>Mizah, güldürme, eğlendirme, eleştirme işlevlerini taşıyan yazınsal bir biçim olmanın yanında çocukların bilişsel, duyuşsal ve toplumsal gelişimleri açısından da önemli işlevlere sahiptir. Bu çalışmada, mizahın bireyin bilişsel, duyuşsal ve toplumsal alanlardaki etki ve işlevleri üzerinde durulmuş; sözü edilen etki ve işlevlere koşut olarak Aytül Akal’ın yapıtlarındaki mizah öğeleri okur odaklı bir yaklaşımla çözümlenmiş ve bu mizah öğelerinin çocuk okurların bilişsel, duyuşsal ve sosyal gelişimleri açısından taşıdığı önem üzerinde durulmuştur. Bu araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ilkeleri uyarınca gerçekleştirilmiştir. Buna göre, ilk olarak sözü edilen yapıtlar incelenmiş ve mizah içeren noktalar (diyolog ve anlatımlar) belirlenmiştir. Bilişsel, duyuşsal ve toplumsal alanları birbirinden kesin çizgilerle ayırmak olanaklı olmadığından mizah unsurları (diyalog ve anlatımlar) “bilişsel işlev”, “duyuşsal işlev” ve “toplumsal işlev” teması altında ayrı ayrı kodlanmamış, yalnızca “mizah unsuru” olarak kodlanmıştır. Öte yandan kodlanan mizah unsurları bulgular ve yorumlamalar bölümünde“bilişsel işlev”, “duyuşsal işlev” ve “toplumsal işlevleri” dikkate alınarak çözümlenmiş ve değerlendirilmiştir. Yapılan çözümlemelerin sonucunda, yazarın sözü edilen yapıtlarının çocuk okurların bilişsel, duyuşsal ve toplumsal gelişimleri açısından önem taşıdıkları görülmüştür. Akal, toplumsal ve bireysel önyargıların aşılmasında en etkin araçlardan biri olan mizahı yapıtında büyük bir ustalıkla işlerken, okura da zevkle ve merakla okuyabileceği kurgusal bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Bunun yanında, yapıtlarda mizahın, eğlence aracı olmanın yanında toplumsal sorunların eleştirisinde de etkili bir araç olarak kullanıldığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Ninnilerine İşlevsel Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16520</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16520</guid>
      <author>Nilgün ÇIBLAK COŞKUN</author>
      <description>Anonim halk şiiri türlerinden biri olan ninniler, çocukları uyutmak, ağladıklarında susturmak, rahatlatmak için genellikle anneler tarafından söylenen ezgili sözlerdir. Bugüne kadar ninni türünü tanımlayan, biçim ve içerik özelliklerini ortaya koyan, sınıflandıran, örneklerini tanıtan pek çok çalışma yapılmıştır. Bununla birlikte türün icra edildiği ortamı göz önünde bulundurarak fonksiyonel özelliklerini ele alan çalışmalar ise oldukça yetersizdir. Bu tarz çalışmaların, türlerin farklı özelliklerinin de ortaya çıkartılmasında yardımcı olacağı bir gerçektir. Geçmişten günümüze kültürümüzde mevcut olan ninniler, ilk bakışta söylenmesi kolay, basit, kısa türler gibi görünmektedir. Oysaki ninniler işlevleri bakımından incelendiğinde bunların çocuğu sakinleştiren, anne ile bebek arasındaki iletişimi ve uyumu kuvvetlendiren, çocuğa kazandırılmak istenen birtakım değerlerle ilgili ilk mesajları içeren, ayrıca annenin günlük yaşamda ifade edemediği duygu ve düşüncelerini sergileyen derin anlamlı ürünler olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ninniler, hem çocuk gelişimi üzerindeki olumlu etkileri hem de annenin ya da ninnileri söyleyen diğer kadınların iç dünyasını yansıtması açısından mutlaka üzerinde durulmalıdır. Bu düşünceden hareketle makalemizde ninniler, işlevsel halkbilimi yöntemiyle ele alınıp incelenmiştir. Bugüne kadar yazıya aktarılmış örnek metinlerden yola çıkılarak söz konusu türün “çocuk”, “anne”, dolayısıyla “aile ve toplum” üzerindeki etkileri açıklanmıştır. Tüm bu özelliklerinden yola çıkılarak ninnilerin aile ve toplum yaşamındaki önemi belirlenmeye çalışılmıştır. İncelemelerimiz sonucunda ise ninnilerin kültürel değerlerimizin korunup aktarılması bağlamında okul öncesi çocuk eğitiminde mutlaka kullanılması gerektiği, ayrıca “anne-çocuk” ve “anne-toplum” ilişkisinin belirlenmesinde araştırmacılara yardımcı olacağı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Axel Olrik’in Epik Yasaları Işığında Oğuz Kağan Destanı’na Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16519</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16519</guid>
      <author>Ferhat ÇİFTÇİ</author>
      <description>İnsanoğlunun zaman ve mekânla olan ilişkisi oldukça kadim uzantılara sahiptir. Bu uzantıların ilk verilerini milletleşme süreçlerinde aramak gerekir. Çünkü insanoğlu, yeryüzündeki varlığını, toplumsal bir mutabakat ile mümkün kılmıştır. Bu mutabakatın belli görüngüleri vardır ve bunlar daha çok kültürel formlarla karşımıza çıkar. Milletlerin toplumsal varlıklarını ortaya koymada karşımıza çıkan ilk verileri ve anlam yüklenmelerini destanlar temerküz eder. Bu bakımdan, destanlara milletlerin toplumsal hafızasının kodları olarak odaklanmak gerekir. İnsanoğlunun ilk atasından bu yana yeryüzünde ortaya koyduğu çabanın birtakım ana amaçlar ve temalar etrafında söz konusu olduğu bir gerçektir. Bu yüzden, barındırdığı arketipler bakımından destanların önemi büyüktür. Bu arketiplerin sadece geçmişi okumakla kalmayıp günümüze de ışık tutacak birtakım içermelere sahip olduğu bilinmektedir. Bu da, milletlerin ve toplumların kültürel görüngülerinin köklerine ulaşmak açısından bazı imkânlar oluşturmaktadır. Türk destanlarına bakıldığında, milletleşme yolunda önemli bir adım sayılacak Oğuz Kağan Destanı’nın bizleri karşıladığı görülür. Destanları anlamak ve anlamlandırmak için bazı farklı yöntemler söz konusu edilmektedir. Bu yöntemlerden birini, Tarihi-Coğrafi Fin Okulunun yöntemlerinden biri olan Axel Olrik’in “Epik Kanunlar Teorisi” oluşturmaktadır. Bu teori, mitolojik ürünlere evrensel bir standardizasyonla yaklaşmaya çalışmakta ve onları belli ilkeler çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu makale, Türk tarihinin mitolojik uzantıları açısından sembolik olarak oldukça yüklü olan Oğuz Kağan Destanı’nı, Axel Olrik’in söz konusu epik yasaları ışığında okumayı amaçlamakta olup elde edilen bulguları, destan ve mahiyeti bağlamında tartışmaya çalışmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mantıku’t-Tayr’da Temel Dil Becerilerinin Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16305</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16305</guid>
      <author>Selcen ÇİFÇİ, Ozan ALEVLİ</author>
      <description>Ana dilinin belli bir plan dahilinde öğretimini sağlayan unsurların başında Türkçe öğretimi gelir. Türkçe öğretimi günümüzde ilk ve ortaokullarda verilmekle birlikte geçmişte de Türkçe kaynak eserlerde örtük olarak yer almıştır. Bu eserlerden biri de Gülşehri’nin Mantıku’t-tayr’ıdır. Feridüddin-i Attar’ın Mantıku’t-tayr adlı eserini aynı adla Türkçeye ilk kez çeviren Gülşehri eserini aynen tercüme etmemiş, çeşitli eserlerden ve kaynaklardan birçok hikaye ekleyerek yeni ve özgün bir eser ortaya koymuştur. Bu çalışmada XIV. Yüzyıl Eski Anadolu Türkçesi eserlerinden olan Mantıku’t-tayr’daki temel dil becerileri tespit edilmiş ve tespit edilen becerilerin Türkçe Dersi (6, 7, 8. Sınıflar) Öğretim Programı’ndaki kazanımlarla örtüşme düzeyi ortaya konmuştur. Çalışma doküman incelemesine dayalı olarak yapılmış, eserdeki 4440 beyitin tamamı taranmış, bu tarama sonucunda temel dil becerileriyle ilgili 878’i konuşma, 38’i yazma, 76’sı dinleme ve 79’u okuma olmak üzere toplam 1070 beyit tespit edilmiş, ilgili olmayan beyitler değerlendirmeye alınmamıştır. Eserde dinleme becerisinin daha çok işitme/duyma (49 beyit) yönüyle kullanıldığı görülmüştür. Dinleme sırasında söylenen sözlerin dikkate alınması ve dikkatle dinlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yine iyi dinlemenin, söyleneni anlamının temeli olduğu belirtilmiştir. Eserde en çok konuşma becerisiyle ilgili beyit tespit edilmiştir. Söz söylerken güzel konuşmanın önemi, sorulara düzgün ve vaktinde cevap verme, sorunları konuşarak çözüm arama, kendi konuşmasını değerlendirme vurgulanmıştır. Okumayla ilgili olarak çeşitli eserler okumanın önemi üzerinde durulmuştur. Yazma becerisi daha çok yazı türleri ve yazı materyallerinden bahsederek işlenmiştir. Eserde yer alan temel dil becerileriyle ilgili beyitler incelendiğinde, bu becerilerin Türkçe Dersi Öğretim Programı’ndaki kazanımlarla örtüştüğü görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sekizinci Sınıf Öğrencilerinin Fiil Çekimlerindeki Birleşik Yapılar ve Kip Üzerine Görüşleri: Nitel Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16367</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16367</guid>
      <author>B. Erdem DAĞISTANLIOĞLU, Başak KARAKOÇ ÖZTÜRK</author>
      <description>Zaman ve kip, Türkçenin öğretiminde iki soyut kavram olarak yer almaktadır. Birleşik çekimli yapılar ise bu iki kavramı ele alan araştırmacıların en çok ihtilafa düştüğü konulardandır. Fiil çekimlerindeki birleşik yapıların nasıl öğretildiği ve öğrencilerin buna yönelik yetkinlikleri açısından ne düşündüklerini belirlemek, zaman ve kip kavramlarını ne kadar doğru öğrendiklerini sorgulamak daha iyi bir öğretimin yapılmasına ışık tutacaktır. Bu bağlamda yapılacak araştırmanın amacı, sekizinci sınıf öğrencilerinin fiil çekimlerindeki birleşik yapılara ulaşma düzeylerine ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Nitel yöntemin kullanıldığı araştırmanın çalışma grubunu on beş sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Veriler nitel veri toplama tekniklerinden görüşme yapılarak toplanmış, görüşmeler esnasında ses kayıtları yapılmıştır. Veriler içerik analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, öğrencilerin tek zaman ekinin bulunduğu yapılardaki kip tespitinde, yalnızca zaman ekini fark ettikleri, Türkçenin öğretiminde bakış kategorisi ve cümledeki ruh hâline dayalı kip kategorisinin göz ardı edilmesi ile Türkçede zaman/bakış eklerinin tekçilliğinden kaynaklanan durumun kip tespitine de yansıdığı, öğrencilerin yalnızca yüklemdeki eke ve onun literatürdeki adına odaklandıkları, bakışı da içerecek biçimde cümlenin bütünündeki zamanı sorguladıklarında, bunu karşılayacak bir terim bulamadıkları; birleşik çekimli yapılarda ise yüklemdeki iki eki de zaman eki olarak algıladıkları saptanmıştır. Bununla birlikte yüklemde yer alan zaman/tarz ekine yönelik olarak öğrenciler tek bir zaman ekinin bulunduğu yükleme sahip cümlelerde, yalnızca gördükleri eklerin adlarını yazmış, bu yapılarda yer alan {–Ar},{-AcAk}, {-yor} eklerinin bakış kategorisindeki değerleri hakkında herhangi bir bilgi vermemişlerdir. Öğrenciler cümlelerdeki işin gerçekleştiği zamana yönelik yanıtlarında, tek zaman eki taşıyan yapılar ve birleşik çekimli yapılarda benzer şekilde, yüklemdeki ekin ne olduğu kadar, cümlenin bütününden algıladıkları zamanı da belirtmişlerdir. Öğrencilerin yüklemdeki işin nasıl gerçekleştiğine yönelik yanıtlarının ise oldukça çeşitlilik gösterdiği, tutarlı olsa bile terim eksikliğinden kaynaklanan ifade zorluğu yaşadıkları saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Başkurt Sözlü Kültüründe Yusuf İle Züleyha Anlatmaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16375</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16375</guid>
      <author>Özkan DAŞDEMİR</author>
      <description>Kaynağını kutsal kitaplardaki Yusuf kıssasından alan Yusuf ile Züleyha hikâyesi dünya kültür tarihinde eşine az rastlanan bir şöhrete sahiptir. Bu evrensel hikâyenin klasik edebiyatımızda olduğu kadar halk edebiyatımızda da kayda değer bir yeri vardır. Hikâyenin edebiyatımızdaki ilk örneği dörtlükler halinde ve hece ölçüsü ile 13. yüzyılda Kul Ali tarafından kaleme alınmıştır. Ali’nin söz konusu eseri Türk dünyasının tamamında sonraki Yusuf ile Züleyha mesnevilerini olduğu kadar sözlü gelenekteki Yusuf ile Züleyha anlatmalarını da büyük ölçüde etkilemiştir. Bu etki özellikle Tatar ve Başkurtların anlatmalarında kendini göstermektedir. Türk dünyasının tamamında meşhur olan Yusuf ile Züleyha hikâyesinin en zengin örneklerinin yine Başkurt ve Tatar halkları arasında tespit edilmiş olması bu etkinin bir sonucudur. Başkort Halık İcadı’nın 6. cildinde hikâyenin sözlü gelenekten derlenmiş örnekleri hakkında geniş bilgi verilmektedir. Ciltte 4 ezgili icra örneği ve 8 örnek metin de kaydedilmiştir. Kaynak kişilerin bayan ağırlıklı olması, anlatmalardaki masal unsurları ve icralardaki ezgili manzum kısımlar -Başkurt sözlü kültüründen hareketle- bu kitabî hikâyenin Türk dünyası halk edebiyatındaki özgün yerini göstermesi bakımından çok önemlidir. Başkurt halkının muhayyilesinde yeniden kurgulanan Yusuf ile Züleyha hikâyesi sözlü gelenekte motif bakımından çok zengin bir anlatma haline gelmiştir. Bu çalışmada Başkurt sözlü kültüründen derlenmiş Yusuf ile Züleyha anlatmaları tanıtılarak bu anlatmalar 17 epizot halinde karşılaştırılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Ritüel Pratiği Üretme Denemesi: Şeyh Gâlib İçin Düzenlenen İlk İhtifal</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16277</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16277</guid>
      <author>Ayşe DEĞERLİ</author>
      <description>Türk Edebiyatı’nın önemli Mevlevi şairlerinden biri olarak kabul edilen Şeyh Gâlib (1757-1799), hayatı ve eserleri ile Mevlevilik Tarikatı’nın, dolayısıyla Osmanlı kültür ve tasavvuf hayatının hatırı sayılır isimlerinden biridir. Osmanlı Devleti’yle ve Mevlevilikle iyi ilişkiler içinde bulunan bir ailede dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini babasından görmüş; değişik hocalardan Arapça ve Farsça dersler almıştır. Şeyh Gâlib’in yetişmesinde o dönemin edebiyat, musikî ve tasavvuf mektebi mahiyetinde olan mevlevîhanenin rolü büyüktür. Divan şiirinin son büyük şairi olarak kabul edilen Şeyh Gâlib, Mevlevi kişiliği ve güçlü şairliği ile kendisinden sonra gelen nesilde büyük bir etki bırakmıştır. Buna rağmen Osmanlı Devleti zamanında Şeyh Gâlib’i anmak adına düzenlenen ilk tören, onun ölümünden 113 yıl sonrasına tarihlenmektedir. Din ve toplumsal tarih araştırmalarında merkezî bir konumda olan törenler, kültürel dinamiklerin analizinde önemli odak noktalarından biridir. Ritüeller devamlılık gösterip tekrarlanırsa, uygulama törensel bir nitelik kazanır. Bu nedenle Şeyh Gâlib adına dönemin önde gelen kimselerinin öncülüğünde ve belirli bir program dâhilinde hazırlanıp icra edilen; padişahın da desteğini alan ilk anma töreni “ritüeli törenselleştirme”ye yönelik bir girişim olarak kabul edilebilir. Toplumların ve özellikle yönetimlerin insanlara verdikleri önemle ölçülür hale geldikleri düşünülecek olursa, Şeyh Gâlib’i anmak için düzenlenen ilk ihtifal dikkate değer bir girişimdir. Bu çalışmada dönemin kaynakları temel alınarak, ilk anma töreni ayrıntısı ile incelenecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rızaeddin Fahreddin’in Edebî Eserlerinde İsimler ve İsim Çekim Ekleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16525</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16525</guid>
      <author>Metin DEMİRCİ</author>
      <description>Tatarlar, köklü bir sözlü anlatım geleneğine sahiptir. Buna rağmen Tatarlarda yazı dili on beşinci yüzyılda teşekkül etmeye başlamıştır, ancak on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda kitaplar yazılmaya başlanmıştır. Tatar edebiyatında on sekizinci yüzyıl ve on dokuzuncu yüzyılda da eserler verilmiştir ancak bu dönemler pek verimli değildir. 19. yüzyılın son yarısına kadar dilde Türkîcilik hüküm sürmüştür. Daha sonra bölgede yazı diliyle ilgili olarak Türkiçilik-Tatarçılık tartışması başlamıştır. Türkîçilik, Tatarcılık fikirlerinden Rızaeddin Fahreddin Türkîçilik fikrinin savunucusu ve uygulayıcısı olmuştur. Rızaeddin Fahreddin Tatarcanın gidişatının tartışıldığı bir dönemde dilde mahallîleşme ve tasfiyeciliğe karşı çıkmıştır. Rızaeddin Fahreddin’in edebî eserleri bu bakımdan incelenmesi gereken eserlerdendir. Rızaeddin Fahreddin, yetmiş yedi yıl yaşamıştır ve geride birçok tarihi, biyografik, pedagojik eser bırakmıştır. Rızaeddin Fahreddin’in “Esma yaki Amel ve Ceza”, “Selime yaki İffet” adlı iki edebî eseri vardır. Rızaeddin Fahreddin’in bu iki edebî eseri ilk olarak Arap alfabesiyle ve Osmanlı imlasıyla kaleme alınmıştır. Daha sonra Kiril alfabesiyle de transkribe edilmiştir ve tekrar yayımlanmıştır. Ancak iki basım arasında farklılıklar vardır. Mesela Arap harfli metinlerde kullanılan ekler Kiril harfli metinlerde yoktur, onların yerine günümüz Tatar-Başkurt dillerindeki ekler vardır. Bu çalışmada Rızaeddin Fahreddin’in edebî eserlerindeki isimler, isim türleri, isim çekim ekleri incelenecektir. İsimler kullanımları, onlara eserlerde yüklenen anlamlar bakımından ve aldıkları çekim ekleri bakımından yazarın üslubu ile ilgili ip uçları verir. İsimler yazarın üslubunda doğrudan doğruya etkin rol oynar. Bundan dolayı bu makalede Rızaeddin Fahreddin’in edebî eserleri, yazarın eserlerde kullandığı isimler ve isimlerin aldığı çekim ekleri bakımından incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Postmodern Romanda İnsanın Konumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16319</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16319</guid>
      <author>Fethi DEMİR</author>
      <description>Yalnız edebiyat türleri arasında değil; belki de tüm sanat dalları içerisinde insanla en çok ilgilenen, onu tüm yönleriyle kavramaya ve estetik bir biçimde yansıtmaya çalışan sanatların başında roman gelir. Nitekim insanın bir birey olarak belirdiği burjuva döneminin anlatısı olarak tarih sahnesine çıkan roman; bireyin arzularını, hedeflerini, çelişkilerini, çatışmalarını, duygularını anlattığı gibi odağına aldığı insan tipi üzerinden insanlık durumlarını, toplumsal ilişkileri, siyasi, sosyal, kültürel dönüşümleri sanatsal bir üslupla yansıtmaya çalışır. Bu yansıtma edimi ise sürekli farklılaşır. Zira toplumun, kültürün, teknolojinin, bilimin değişimine paralel olarak hem roman hem de insan değişir. Bu anlamda klasik romanın sosyoloji odaklı güçlü bireyi, belirli fikirleri, duyguları ve aidiyetleri temsil kabiliyeti yüksek; kimi zaman karşı çıksa da bilimin ve aklın egemenliğine dayanan bir atmosferin ürünüdür. Modern romandaki psikoloji odaklı güçsüz birey, aynı zamanda toplumsal bağları çözülmüş, edilgen, akla ve bilime olan inancı sarsılmış, varoluşsal problemler yaşayan sıradan bir antikahramandır. Postmodern roman ise küreselleşmenin yarattığı çokkültürlü ortamda doğar. İdeolojilere sarsılan inancın, sosyal ve siyasi yaşamda öne çıkan etnik, mezhepsel ve bölgesel kimliklerin, tüketimi özendiren reklam ve medya dünyasının, her türlü bilgiyi, duyguyu ve düşünceyi anında dolaşıma sokabilen bilişim ve iletişim teknolojisinin şekillendirdiği bireyin yaşamına projektör tutar. Bu bağlamda postmodern anlatı tekniklerini kullanan yazar, çokkatmanlı, çokkültürlü, metinlerarası ilişkilere yaslanan, üstkurmaca bir düzlemde hayat bulduğu için oyunsuluk eğilimi taşıyan bireyi anlatır. Her türlü sosyolojik, psikolojik ve kültürel kodla bağı çözülmüş, farklı yüzyıllardan, kültürlerden ve eğilimlerden beslenen postmodern roman kişisi, tüm roman unsurlarını bir malzeme olarak algılayan yazarın kendi hayal dünyasında özgürce kurduğu oyunsu kombinasyonlarından sadece birisi olmakla birlikte; içinde yaşadığı çağa, kültüre, sosyal yaşama dair ipuçları içerir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“El Arkası Yerde” Deyimi ve Bu Deyimin Divan Şiirindeki Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16388</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16388</guid>
      <author>H. İbrahim DEMİRKAZIK</author>
      <description>Türk dilinin önemli zenginliklerinden olan deyimlerden bazıları zamanla kullanımdan düşmüştür. Türkçenin deyimlerini içeren eserlerin çoğunun günümüz ya da yakın döneme ait deyimleri barındırmaları daha önceki dönemlerde kullanılmış ancak günümüzde kullanılmayan deyimlere genellikle yer vermemeleri geçmişe ait metinlerin anlamlandırılmasında kimi sıkıntılara yol açmaktadır. Bu bakımdan geçmiş dönemlere ait metinlerin arasına sıkışmış deyimlerin titizlikle tespit edilip anlamlandırılması şarttır. “El arkası yerde” deyimi de bunlardandır. Tespit edilebildiği kadarıyla 15. yüzyıldan itibaren</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ġāyetü’l-Müntehā Fi-Tedbiri’l-Merżā Ses ve Şekil Bilgisi, İmlâ Özellikleri ve Söz Varlığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16403</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16403</guid>
      <author>Talat DİNAR, Ceyhun Vedat UYGUR</author>
      <description>Klâsik Osmanlı Türkçesi dönemi, Türkiye Türkçesinin temelini teşkil eden dönemlerden biridir. Yaklaşık dört yüz yıllık bir zaman dilimini içine alan bu dönemin Türkçe için çok da parlak geçtiği söylenemez. Türkçenin, Arapça ve Farsçanın gölgesinde kaldığı bu dönemde edebî ve ilmî eserler verilmeye devam etmiştir. Ancak Eski Anadolu Türkçesi dönemindeki kadar saf bir Türkçe kullanılmamıştır. Klâsik Osmanlı Türkçesi döneminde sanat yapma kaygısı, manzum metinlerin yanı sıra mensur metinlerde de görülmeye başlar. Bu kaygı neticesinde secilerin ağırlıkta olduğu süslü bir nesir dili ortaya çıkar. Ancak bütün mensur metinlerin süslü nesir dili ile oluşturulduğu da söylenemez. Özellikle dinî, ahlakî ve menkıbevî tarzdaki öğretici metinler ve sağlık, tarım gibi günlük yaşamda kullanılabilecek faydalı bilgiler daha sade bir dille insanlara aktarılmaya çalışılır. Sanat kaygısı taşımayan bu metinler gerçek anlamda o dönemin dilini ve söz varlığını yansıtan değerli hazinelerdir. Biz de bu makalede Klâsik Osmanlı Türkçesi dönemine ait bu değerli hazinelerden birini ses ve şekil bilgisi, imla özellikleri ve söz varlığı bakımından tanıtmaya çalışacağız. Müderris Hasan Efendi tarafından Arapçadan Türkçeye tercüme edilen tıbbî içerikli bir eser olan Gayetü’l-Münteha Fi-Tedbiri’l-Merza’nın bölümleri, yazılış amacı kütüphanelerdeki nüshaları gibi bilgilerin de yer alacağı bu makale ile eserin yazıldığı dönemin dil özelliklerinin tespit edilmesine -eserin verdiği malzeme nispetinde- az da olsa katkıda bulunmak amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sezai Karakoç'un Şiirlerinde Halk Bilimi Unsurları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16368</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16368</guid>
      <author>Ayşe A.DİNÇ, Sezai COŞKUN</author>
      <description>Sezai Karakoç, 1950 sonrası Türk şiirinin öncü şairlerinden birisidir. Karakoç, çocukluğunu ve ilk gençliğini Anadolu’nun muhtelif yerlerinde geçirmiş ve üniversite yıllarına kadar duru bir Anadolu kültürü içinde yetişmiştir. Çocukluk ve gençlik yıllarını Ergani, Maden , Dicle, Kahraman Maraş, Gaziantep gibi çeşitli şehir ve kasabalarda yaşarken buralarda halkın yaşayışını, gelenek ve göreneklerini yakından gözlemlemek imkanı bulur. Bu nedenle Karakoç’un şiirini halktan ve halk kültüründen ayrı düşünmek mümkün değildir. O, yaşadığı bu yerlerde şahitlik ettiği halka ait gelenek, görenek ve adetlere şiirinde yer verir. Ancak onun şiirinde yer alan dışa ait bu gerçeklikler realitede olduğu gibi yer almazlar, şairin dimağında başkalaşırlar yepyeni imajlar halinde şiire girerler. Dışa ait bir gerçekliği hiçbir değişikliğe giymeden aynen almak Karakoç’a göre sanatın ‘sıfır noktası’dır. O dışa ait gerçekliği adeta suda haşlar, ölü hale getirir ve sonra onu ‘dikkat edilmesi istenen noktaları belirtme, bazı noktaları gölgeleme, fona ebedilik levhası yerleştirme, modelin yüzünde tutkularımızın, kaderlerimizin soluğunu gezdirme’ gibi maksatlarla soyutlar. Soyutlama Karakoç’un şiirinin temel ilkelerinden biridir. Ancak şiire giren bu imajlar yalnızca Karakoç’un şiirinin halk kültürüyle iç içe oluşunu göstermez. Şüphesiz onun şiirinin matrisi ‘diriliştir’ ve o geleneksel hayatın modern hayatla mücadelesini diriliş meselesi etrafında ele almıştır. Sezai Karakoç’un şiirlerini bu çerçevede okumak onun şiirinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bu çalışmada Sezai Karakoç’un şiirlerinde tespit edilen halk bilimi unsurları sınıflandırılmış ve bu unsurlar şiirde yer alış biçimleri, şiirin iç realitesi etrafında oluşan anlam dünyası açısından incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İletişim Boyutuyla İşkence Kurgusunun Türk Romanındaki Seyri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16442</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16442</guid>
      <author>İbrahim Hakan DÖNMEZ</author>
      <description>Bu çalışmada; 12 Mart ve 12 Eylül askeri müdahale dönemlerindeki baskı ortamında uygulanan işkenceleri kurgusuna taşımış olan bazı romanlar karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. İktidar ve ona karşı direnme pratikleri, toplumun ötekine bakışını anlamak ve bu yolla demokratik birlikteliğin önündeki engelleri görmek açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle işkence anı, iktidar ve direniş cephelerinin birbirlerine olan duygu ve düşüncelerini, söz veya tavırla en açık biçimde ifade ettikleri bir diyalog anı olarak işaretlendi. Araştırmada işkenceyi iktidarla ilişkilendiren farklı yaklaşımlar kavramsal boyutu ile ortaya konduktan sonra ele alınan romanlar daha çok işkence anına odaklanarak analiz edilmiştir. Ayrıca kahramanın ve işkence uygulayanın duygu durumları, yazarın işkenceye yaklaşımlarını da içine alacak biçimde zaman zaman karşılaştırmalar yaparak değerlendirilmiştir. Çalışmada; 12 Mart dönemi işkencelerini konu alan romanların, işkencenin kendisini bir insan hakkı ihlali olarak sorgulamaktan çok, mutlak kötü karşısında mağduriyetten doğan kahramanlığa övgüyü barındıran tek tip bir dili benimsediği görülmüştür. 12 Eylül sonrası yazılan romanlar ise, hem toplumsal yapıdaki değişim hem de daha farklı kesimlerin aynı mağduriyeti yaşamış olması nedeniyle farklı bakış açılarını içinde barındırmaktadır. Siyasi, felsefi, sosyolojik ve psikolojik derinliği barındıran farklı anlatı dilleriyle, hem kendini hem de ötekini anlamaya yönelen sorgulayıcı bir yapıya bürünmüşlerdir. Ancak 12 Eylül’ü konu alan romanlarda, farklı gerekçelerle de olsa, daima bir hayal kırıklığı kendini hissettirmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Musikişinas Bir Divan Şairi: Hızırağazâde Saʽîd Bey</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16260</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16260</guid>
      <author>Muhammed DUMAN</author>
      <description>Divan şiiri 19. yüzyılda geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi çığır açıcı bir şair yetiştirememiş ve kendini tekrarlamaya başlamıştır. Bu yüzyılda mahalli üslubu benimseyen şairler şiiri zevksizliğe sürüklemiş, Encümen-i Şuara şairleri de hedefledikleri yeniliğe ulaşamamışlardır. Hızırağazâde Sa’îd Bey bu yüzyılın ilk yarısında Enderun’da yetişmiş musikişinas bir şairdir. Bu çalışmanın amacı hakkında kapsamlı bir çalışma yapılmayan şairi bilim çevrelerine tanıtmaktır. Beş bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde şairin adı, ailesi, muhiti; ikinci bölümünde ise hayatı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde şairin gördüğü öğrenim ile bağlı olduğu tarikat hakkında bilgi verilmiştir. Beşinci bölümde şairin edebi şahsiyeti değerlendirilmiş, altıncı bölümde ise şairin eserine değinilmiştir. Buna göre musikişinas bir aileden gelen Hızırağazâde Sa’îd Bey’in babası Mehmed Arif Ağa, dedesi Hızır Ağa’dır. Enderun’da Kiler koğuşunda uzun süre hizmet eden ve çavuşluğa kadar yükselen Sa’îd Bey, saraydan çerag edildikten sonra çeşitli devlet hizmetlerinde bulunarak “hacegan” rütbesine layık görülmüştür. 1252/1837’de ölmüştür. Arapça ve Farsçayı öğretecek derecede bilen şair, sesinin güzelliği ve keman çalmadaki ustalığıyla tanınmıştır. Mevlevi olduğuna dair kesin bir kayıt olmasa da Mevleviliğe meyli olduğunu düşündürecek şiirler yazmıştır. Nedim-Vasıf çizgisinde mahalli üslupla kaleme aldığı şiirlerin bestelenenleri sayesinde büyük bir şöhret kazanmış ve dönemin tezkirelerinde kendine yer bulmuştur. Şairin Divan’ının tespit edilebilen beş yazma nüshası ve üç matbu nüshası bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Selim İleri’nin “Yarın Yapayalnız” Başlıklı Romanında, Postmodernizmin İzlerini Sürmek</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16352</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16352</guid>
      <author>Gökay DURMUŞ</author>
      <description>Toplum düzeninin ve insanın yaşamı algı tarzının değişmesi ile uç veren postmodern sanat anlayışı, aklın yerini, duyuların ve duyguların aldığı bir tavrın dışavurumudur. Modernizmin, pozitivizme mahkûm ettiği ve geleceği kurma yolunda misyon yüklediği sanatçı, postmodernizmde aklı devre dışı bırakır ve geleceğe değil, geçmişe yönelir. Tarihin tekerrürden ibaret olduğu görüşünden yola çıkan bu anlayış, herhangi bir misyon gözetmez. Yapmak istediği tek şey, geçmişin, insana tattırdığı estetik hazzı, bugünün çelişkili insanına kılavuz kılmaya çalışmaktır. Çünkü zaman ve mekân mefhumunu kaybetmiş, kendi “ben”ine ve yaşadığı topluma yabancılaşmış, dünya düzeninin bir parçası haline gelmiş insan, artık gelecekten yana umut taşımamaktadır. Bu çalışmada tahliline yöneldiğimiz “Yarın Yapayalnız”, işte böyle bir insanın öyküsüne odaklanmıştır. Yazarı Selim İleri, “Gerçek sanatçı geçmişten geleceğe zamanı kavramış kişidir” (İleri 2005,33) der ve sanat eserinde, belirlenmiş ve belirtilmiş konumların, yasa ve yönetmeliklerin, kişisel düşünüşleri törpülediğine inanır. Bu nedenle o, kurallarla yürüyen bir roman yerine, tek ve gerçek doğruların yer almadığı bir roman anlayışına yönelir. Yazar, postmodernizmin “yeniden yazma” ilkesini, üstkurmaca ve metinlerarasılık yöntemiyle yakalamış, bunu yaparken yazma edimini de romanın bir motifi haline getirmiştir. Şahıs kadrosunu, toplumun sıra dışı insanlarından seçerek oluşturan yazar, sıra dışı bu kahramanların parçalanmış kişiliklerini ve çıkmazlarını, zaman ve mekân mefhumlarındaki kopukluk ve belirsizliklerle uyum içinde işlemiştir. Yazar kişisel ve toplumsal kimi temalara değinmişse de sadece değinmekle kalmış ve işlediği temaların taraftarı veya aleyhtarı olmamıştır. Bütün bunların sonucu, romanı sadece kendi bakış açısıyla kurmaktan kaçınan yazar, postmodernizmin “çoğulculuk” algısını yakalayabilmiştir. Bu çalışma, Selim İleri’nin “Yarın Yapayalnız”da neyi anlattığını değil, yukarıda bahsi geçen postmodern tavrı nasıl ve niçin uyguladığını çözümlemeye yönelmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Derin Anlatı Yapısı Olarak Romanın Var Olma Kaygısı ve “Suskunlar”ı Görünür Kılma Çabası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16460</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16460</guid>
      <author>Salim DURUKOĞLU</author>
      <description>Öncelikle yazar için okunmaya değer kurmaca bir metin inşa etmenin sonrasında ise okur için bu türevden metinleri okumanın muazzam bir imgesel inşa uğraşı gerektirdiğini söyleyen Elaine Scarry; zihnimizde resimler yaratma biçimlerinin kaydını tuttuğu “Kitapla Hayal Etmek” adlı çalışmasında, yazınsal metinlerin okurun “zihinsel retina”sında canlanabilmesinin yolunun, sinematografik gerçekliğe fotokopi sadakati ile tutunmaktan geçtiğini, uzun, derin ve ayrıntılı bilgi ve örnekler üzerinden açıklar. İngiliz edebiyatı profesörü olan yazarı böyle bir kitabı yazmaya iten temel kaygı ise, özü hayal gücümüze yaslanan kitapla bağları gittikçe zayıflayan hatta kopan; bilgisayar, sinema ve tiyatro gibi görselliğe dayalı araçlar ve sanatlar üzerinden yaşamını biçimlendiren insanların gittikçe hayal etme / imgelem yeteneklerini kaybedecekleri öngörüsüdür. Ülkemizde pek bilinmeyen ya da edebiyat incelemeleri için pek kullanılmayan bu kitap, ele aldığı konuyu, hayal ettirme ögelerini; Resim Oluşturma, Canlılık, Katılık, Talimatın Yeri, Çiçekleri Hayal Etmek, Işık Yakma, Seyreltme, Ekleme ve Çıkarma, Germe, Katlama, Eğme, Çiçekli Varsayım, Çemberler Çizmek, Patenle Kaymak, Çiçeklerle Hızlanmak vb. başlıklar altında incelemektedir. Gerçek hayattan yahut sinema ve tiyatro türü örneklerden ödünçlenerek kurmaca dünyaya eklemlenmeye çalışan canlılık, destan çağından bugüne, şiirden romana hemen her edebi türün hem varlık nedeni hem var olma biçimidir. Makalemiz edebiyat incelemelerine yeni bir soluk ve bakış açısı getirecek ve bu türden çalışmalarda örneksendiğini nerdeyse hiç görmediğimiz bu kitabın teklif ve telkinlerinin, İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar romanına uygulanması ile ortaya çıkan bir denemedir. Bu deneme, yazınsal düzlemde kitabın tanıtımını yaparken aynı zamanda, içerikle, edebi eserdeki görüntü seviyelerini de eşleştirmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fehîm-i Kadîm’in Latîfeleri: Tercüme-i Letâyif-i Kibâr-ı Kümmelîn</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16407</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16407</guid>
      <author>Ramazan EKİNCİ</author>
      <description>XVII. yüzyıl Türk Edebiyatının mühim şairleri arasında gösterilen ve genç yaşta vefat eden Fehîm-i Kadîm (ö. 1647) diğer eserlerinden ziyade</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dinleme Becerisinin Diğer Beceri Alanları İle İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16488</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16488</guid>
      <author>Selim EMİROĞLU, F. Nur PINAR</author>
      <description>Birey, başkalarının duygu ve düşüncelerini anlamak için dinleme ve okumaya, duygu ve düşüncelerini anlatmak için konuşma ve yazmaya başvurur. Dilin dört temel beceri alanı vardır. Bunlar: dinleme, okuma, konuşma ve yazmadır. Bu beceriler birbirleri ile ilişkili olup her biri bir diğeri üzerinde etkiye sahiptir. Bu becerilerden dinleme ve okuma alıcı beceriler olup anlama; konuşma ve yazma ise verici beceriler olup anlatma yeterliğini geliştirmek için önemlidir. Dinleme, bireyin ilk kazandığı beceri alanıdır. Konuşma, okuma ve yazmanın gelişebilmesi için dinleme becerisinin gelişmiş olması gerekmektedir. Dinleme, insanların doğuştan getirdiği bir beceridir. Bu beceri konuşma, okuma ve yazma gibi beceri alanlarının etkili bir şekilde kullanılması bakımından önemlidir. Dinleme eğitimiyle birey, dünyaya gelmeden önce anne karnında, dünyaya geldikten sonra ailede, eğitim kurumlarında ve sosyal çevrelerde gelişim gösterir. Dinleme becerisini geliştirmek için bireye, aileye ve eğitimcilere önemli görevler düşmektedir. Her fırsatta, temel dil becerilerinin temelini oluşturan dinleme becerisinin eğitimi vurgulanır ancak bu beceriyi geliştirecek çalışmalar, etkinlikler, uygulamalar ve eğitim-öğretim programlarının hazırlanması ihmal edilir. Bu çalışmada dinleme eğitiminin önemi belirtilmiş ve dinlemenin diğer beceri alanlarıyla ilişkisi ortaya konulmuştur. Çalışma kuramsal bir yapıdadır. İlgili alan taraması ile dinlemenin konuşma, okuma ve yazma becerileri ile ilişkileri tespit edilmiş ve açıklanmıştır. Çalışma sonunda çeşitli yorum, görüş, açıklama ve değerlendirmelere ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fenâyî Ehl-i Cennet Efendi, “Teceliyyât” Adlı Arapça Eseri ve Tecelliyyât’a Hasan Rızâyî El-Aksarâyî Tarafından Yapılan Manzûm-Mensûr Türkçe Tercüme/Şerh Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16524</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16524</guid>
      <author>Kenan ERDOĞAN, Hasan CANKURT</author>
      <description>“Cennet Mehmed Efendi”, “Ehl-i Cennet Efendi”, “Fenâyî Ehl-i Cennet Efendi” ve “Fenâyî Mehmed Efendi” gibi isimlerle anılan Fenâyî; Aziz Mahmud Hüdâyî’nin Anadolu halifelerinden olup Celvetî tarikatının Hüdâyî yolunda giden en gür sesli simalarından birisidir. Hüdâyî’den ve Yunus Emre’den ilham alarak kaleme aldığı ilahi formundaki şiirler ağırlıklı olmak üzere oluşturduğu Dîvân’ı, ilmî yönünün ağır bastığı vaazları ve yine Hüdâyî’nin başlattığı “Tecelliyyât” kaleme alma geleneğinin bir tezahürü olarak telakki edilebilecek Tecelliyât’ı ile mutasavvıf şairler içerisinde anılmaya değer şahsiyetlerdendir. Devrinde, Celvetî ekolünün Hüdâyî’den sonra en etkili isimlerinden olan Ehl-i Cennet Efendi’nin devrin en muteber dillerinden Arapça ve Farsça’yı iyi derecede bildiği anlaşılmaktadır. Bazı araştırmacılar tarafından müridlerince yazılıp kendisine atfedildiği de belirtilen Arapça Tecelliyyât’ı; Fenâyî Efendi’nin yaşadığı manevî halleri, rüyaları ve ilhamları konu edinmektedir. Fenâyî’nin yaşadığı bu birtakım rûhî tecrübeleri müridleriyle paylaşmasındaki veya paylaşımın ona atfedilmesindeki amacın; Celvetî sûfîlerini şevk ü iştiyaka ve cezbeye getirip coşturmak, onları yaşadıkları manevî gerilimle Celvetî yoluna ve her şeyden önce İslâm’a bağlamak olduğu düşünülebilir. Bir tarikat pirinin yaşadığı fevkalâdelikleri nazara vermesi, alanın uzmanları tarafından bir tahdis-i ni'met, yani ilâhî nimetlere şükrün bir göstergesi olarak nitelendirilmekte ve tevazudan verilmiş bir taviz olarak görülmemesi gerektiği belirtilmektedir. Üzerinde durulan eser, yine bir Celvetî olan Rızâyî-i Aksarâyî tarafından tercüme edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Memet Baydur Tiyatrosu ve Dramatik Bir Pazarlık Oyunu: Kamyon</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16328</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16328</guid>
      <author>Kemal EROL</author>
      <description>Memet Baydur (1951-2001), ömrünün son yirmi yılında sosyal gerçekçi sanat anlayışı çizgisinde yazdığı 23 oyunla çağdaş Türk tiyatrosundaki yerini tayin eden bir yazardır. Onun tiyatro oyunları, dönem olarak 1980’li yılları kapsar. Yazar, bu tarihsel kapsamda yaşanılan olay ve olguları oyunlarına eleştirel bir bakış açısıyla yansıtır. Baydur’un tiyatro oyunları, toplumdaki sınıfsal çatışmalara, farklı kesimlerden gelen bireylerin yaşam koşullarına, iç dünyalarına ve kimlik arayışına ayna tutar. Oyunlarının ana eksenini olaylar değil, durumlar oluşturur. Her biri devlet tiyatrolarında ve özel tiyatrolarda sahnelenmiş bu metinler, genel olarak insana ve topluma dair bazı problematik gerçekleri sorgular. Kamyon (1990), yazarın ilk oyunu Limon (1982)’dan sonra kaleme aldığı dokuzuncu oyunudur. Toplumun belli bir kesiminin bir ara zamanda görünen çetin çalışma koşullarını konu edinir. İktisadî ilişkiler yumağında derin bir hüzün uyandıran bu eser, yolda kalmışların; çaresizlikten ve alternatifsizten bunalanların, zorlu hayat koşulları içinde yardıma muhtaç kalmış göçmen köylü kesiminin yalın hikâyesidir. Ailesinin geçimi için kendi hayatını ortaya koymuş, kol gücünü pazarlık konusu yapmış, insanca yaşamaya hasret yeni dünya hamallarının dramıdır. Bu yönüyle Kamyon, yazarın ifadesiyle “bir pazarlık oyunu, hayatın pazarlığı”dır. Eser, toplumsal gerçekleri olduğu gibi değil ama geleneksel mizah anlayışı içinde tatlandırarak sahneye taşımayı hedeflemektedir. Tarama modelinde ele alınan çalışmada literatür taraması ve metin çözümlemesi yoluna gidilmiştir. Amaç, Memet Baydur tiyatrosunu genel hatlarıyla tanıtmak, Kamyon adlı oyununu kurgu, konu, dönem, kişi, tema ve dil-anlatım bakımından incelemek, bilimsel değerini belirlemektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divan Şiirinde Mitolojik ve Efsanevî Şahısların Kullanımına İyi Bir Örnek: Nev’izâde Atâyî Divanı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16456</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16456</guid>
      <author>Mehmet Halil ERZEN</author>
      <description>Klasik Türk şiirindeki yeri, ele alınış şekli ve şairin hayal dünyasına katkısı bakımından “mitoloji” bu şiir geleneğini besleyen önemli bir kaynak olarak dikkat çeker. Divan şairleri bilhassa Fars mitolojisinden etkilenmiş; orijinal ifadeler yakalamaya çalışırken eski anlatıların sunduğu olanaklardan yararlanmışlardır. Bu çalışmada ele aldığımız Nev’izâde Atâyî Divanı, mitolojinin</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gülten Akın’ın Tiyatro Eserleri Üzerine İçerik Bağlamında Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16461</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16461</guid>
      <author>Melih ERZEN</author>
      <description>1950 sonrası Türk şiirinin önemli isimlerinden Gülten Akın, şiir dışındaki edebi türlere pek ilgi göstermediği halde sayısı yediyi bulan tiyatro oyunu kaleme almıştır. Genellikle bir ya da birkaç perdelik kısa oyunlarında Akın, şiirsel dili ve kendine has oyunlaştırma anlayışı çerçevesinde dikkat çekici olmayı başarır. O, ürettiği tiyatro metinlerinde "kadın, evlilik, düzene yönelik eleştiriler, yoksulluk, yalnızlık, yaşlılık ve yabancılaşma" gibi konular üzerinde durmuş; bireysel hikâyelerden hareketle toplumsal bir açılım yakalamıştır. Sahnelenmek hususunda yeterli ilgiyi görmemiş bu piyeslerin incelenmesi, Akın'ın sanatçılığında göz ardı edilen bir cepheyi değerlendirmek imkânı sağlamaktadır. Bu gayretin Batak, Babil'de Bir Kadın, Babil'de Bir Yusuf, Kızlar Değirmeni, Keloğlan gibi Türk tiyatro tarihi açısında da öneme sahip oldukça özgün eserlerin daha iyi bilinmesi açısından da katkıda bulunacağı muhakkaktır. Birer edebi metin olarak Akın'ın piyesleri, özellikle içeriği bakımından dikkat çekmektedir. Daha çok eleştirel bir yaklaşımın ürünü olan bu metinler, merkezde tutulan belli başlı sorunlar üzerinden yürür. Geliştirilen sorgulayıcı bakışın okuyucuya aktarılması ise bazı metaforlar vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. "Batak" ve "değirmen"le evliliğin ya da zamanın, "orman"la düzenin, "Keloğlan" ile alt sınıf halk tabakasının, köylülerin, sömürüye maruz yoksulların kastedilmesi gibi. Yazarın kimi zaman alegorik kimi zamansa alaycı tutumuyla inşa ettiği bu üslup göz önünde bulundurulduğunda ve bu noktada piyesler arasında bir bağın mevcut olduğu düşünüldüğünde Akın'ın tiyatro anlayışını sosyal / siyasi tenkit odaklı oyun yazarlığı içerisinde kabul etmek daha doğru olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>17. Yüzyıl Azerbaycan Sahasında Yazılan Hikayat Adlı Eserdeki Ünlü Uyumları Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16078</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16078</guid>
      <author>Meltem GÜL</author>
      <description>Türkçenin ünlü uyumu ile ilgili gelişim sürecini anlatan kaynaklara bakıldığında 17. yüzyıl karanlık bir dönem olarak görülmektedir. Arap harfli alfabenin Türkçenin seslerini ifade etmedeki yetersizliğinden dolayı genellikle yabancı araştırmacıların yazmış olduğu transkripsiyon metinleri üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Bu transkripsiyon metinleri kendi içlerinde bazı problemleri barındırmalarına rağmen Türkçe’nin tarihi için çok değerli kaynaklardır. Bu çalışmada 17. yüzyıl ünlü uyumları Hikayat adlı eser örneği üzerinde incelenerek dönemin özellikleriyle karşılaştırılmıştır. Öncelikle metinde hangi eklerin ünlü uyumunu bozduğu tespit edilmiştir. Uyuma aykırılıkların ne ölçüde olduğu belirtilip bu aykırılıklar sözcük kök ve gövdelerindeki aykırılıklar ve eklerde aykırılıklar olmak üzere ayrı başlıklar altında incelenmiştir. Bunun dışında büyük ünlü uyumunun tam olarak olup olmadığına bakılmıştır. Ayrıca 17. Yüzyılın en önemli ses olaylarından olan dudak uyumunun Hikayat metninde nasıl görüldüğü tespit edilmiştir. Uyuma aykırılıkların ne ölçüde olduğu belirlenmiştir. Düzleşme konusunda kurallı bir kullanımın olup olmadığı ortaya konulmuştur. 17. yüzyıl Orta Osmanlıca dönemi bir geçiş dönemi olarak değerlendirilir. Eserde ünlü uyumlarında tam bir geçiş dönemi özelliklerinin görülüp görülmediği belirlenmiştir. Eklerin genel olarak nasıl kullanıldıkları belirlenmiştir. Ayrıca Azerbaycan sahasında yazılan bu eserle ünlü uyumu üzerinde Azerbaycan Türkçesinin etkilerini yansıtan ek kullanımları belirlenmeye çalışılarak Azerbaycan Türkçesiyle Türkiye Türkçesi arasındaki dil özelliklerinin farkları ortaya konulmuştur. Bu makale üzerinde çok sınırlı araştırmaların bulunduğu 17. yüzyıl Türkçesinin aydınlatılmasına katkı sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kırım-Tatar Atasözlerinin Sentaksı Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16334</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16334</guid>
      <author>Mevlüt GÜLTEKİN</author>
      <description>Kırım-Tatar Türklerinin çoğu, bugün Ukrayna’ya bağlı Kırım ile Özbekistan, Türkiye ve Romanya’da yaşamaktadır. Türk Dilinin Kuzeybatı (Kıpçak) grubuna giren Kırım-Tatar Türkçesi, 19. yüzyılda edebi dil olmuş ve 1920’lerde ise standartlaşmıştır. Kırım-Tatar atasözlerini cümle bilgisi yönünden incelediğimiz bu çalışmada Kırım-Tatar Atasözleri adlı eserden seçtiğimiz 168 atasözünü cümle bilgisi yönünden ele aldık. Cümle yapıları itibarıyla atasözlerini, 1. Basit, 2. Birleşik, a. sıralı, b. şart, c. içiçe ve ç. girişik cümle, 3. Karmaşık cümle yapısındaki atasözleri olarak tasnif etmek suretiyle inceledik. Basit cümle yapısındaki atasözlerini (1-23) , yüklemlerinin türüne göre fiil cümleleri, isim cümleleri, anlamlarına göre olumlu, olumsuz ve emir cümleleri olarak gözden geçirdik. Önemli bir bölümü sıralı cümle yapısı gösteren atasözlerini (24-61) ise, bağlaçsız ve bağlaçlı sıralı cümleler olarak ikiye ayırarak inceledik. Şartlı birleşik cümle yapısındaki atasözlerini (62- 83) de, zarf tümleci, özne, nesne, yer tamlayıcısı vb. işlevli olanlar biçiminde ele aldık. İç içe birleşik cümle yapısındaki atasözleri (84-96) ise, iç cümleciğin temel cümledeki işlevi esas alınarak ele alınmıştır. Girişik cümle yapısındaki atasözlerini (97-150) de, a. isim-fiillerle, b. sıfat-fiillerle, c. zarf-fiillerle kurulan girişik cümle yapısına sahip atasözleri olarak inceledik ve bu yapıların katıldığı birleşik cümlelerdeki işlevlerine de işaret ettik. Makalenin son bölümünde ise karmaşık cümle yapısındaki (151-168) atasözleri ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cemal Süreya Şiirinde Dil Sapmaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16413</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16413</guid>
      <author>Abdullah HARMANCI</author>
      <description>Gündelik, ortalama dili; edebi, kurmaca dil seviyesine yükseltmek, edebî metnin/şiirin imkânlarını genişletmek amacıyla şair ve yazarlar tarafından sıkça başvurulan yöntemlerden birinin de “dil sapmaları” olduğu bir gerçektir. Dilin alışılmış kurallarını; yazım, ses, kelime, ifade, dilbilgisi, anlam düzeylerinde değiştirme, bozma şeklinde tanımlayabileceğimiz “dil sapmaları”ndan şiirimizde özellikle 1950’li senelerden itibaren yararlanılmaya başlanmıştır. Kimi araştırmacılara göre 1954 - 1959, kimi araştırmacılara göre ise 1953 – 1963 yılları arasında edebiyatımızda etkili olan İkinci Yeni şiiri, Garip şiir hareketinin bilinçli bir şekilde ihmal ettiği edebi sanatları, imgeli söyleyişleri, soyut dili, kapalı anlatım biçimlerini, dil deneylerini ön plana çıkarmış, dilin sınırlarını zorlamış, Türkçenin imkânlarını genişletmeye çalışmış, dolayısıyla da dil sapmalarından geniş oranda yararlanmıştır. İkinci Yeni şiirinin önemli temsilcilerinden olan Cemal Süreya da, bu yöntemleri şiirlerinde uygulamıştır. Bu makalede; İkinci Yeni şiiri ve dil sapmaları hakkında verilen teorik bilgilerin ardından, Cemal Süreya’nın tüm şiirleri taranmış, şiirlerde tespit edebildiğimiz dil sapmaları örneklenmiş ve onun şiirine dil sapmalarının ne gibi etkileri olduğu, şairin bu yönteme neden ihtiyaç duyduğu tartışılmaya çalışılmıştır. Cemal Süreya şiirinde yararlanılan sapmalar; yazım sapmaları, ses sapmaları, kelime sapmaları, dilbilgisi sapmaları, ödünç metinlere müdahaleler, anlam sapmaları ya da alışılmamış bağdaştırmalar olmak üzere yedi başlık altında incelenmeye gayret edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gurbet Türkülerine Arketipsel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16350</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16350</guid>
      <author>Meriç HARMANCI</author>
      <description>İnsan ruhunun karanlık ve bilinmeyen bir parçası olan ve Jung’un tanımıyla ortak bilinçaltında yatıp bize çok derinlerden seslenen ruhsal davranış biçimleri olan arketipler edebi eserlerin pek çoğunun temelinde yer aldığı gibi türkülerde de derin olarak hissedilir. Gurbet türküleri; sevdiklerinden, daha önce yaşadığı mekânlardan, alışkınlıklarından uzakta kalan gurbetçinin ve onun arkasında bıraktıklarının ruh halini yansıtması bakımından bilinçaltının dışavurumu olarak değerlendirebilir. Gurbetin yarattığı ayrılık ve özlemin yanı sıra sosyolojik, ekonomik ve diğer çeşitli zorluklarla baskı altında alınıp bilinçaltına gönderilen türlü duyguların söze dökülmesiyle oluşan gurbet türküleri aynı zamanda bireyin kahramanlaşma sürecini anlatan yol hikâyelerini de bünyesinde barındırır. Campell tarafından “Ayrılma-Erginlenme-Dönüş” şeklinde basamaklandırılan bireyselleşme yolculuğu ekseninde türkü metinleri değerlendirildiğinde mitten masala, destandan halk hikâyesine kadar pek çok anlatı türünde görülen bu yolcuğun bir benzerine rastlanır. Bu benzerlik, uzun soluklu zaman veya mekân değişimine rağmen destan ya da masal zamanlarında ya da modern zamanlarda bireyin karşılaştığı duygu ve durumların aslında arketipsel olarak aynı olduğunu göstermektedir. Türküler taşıdığı sosyal ve estetik değerin yanında geçirdiği uzun yolculuk dolayısıyla bireyin ve toplumun mitik arka planına ışık tutar. Bu makale kapsamında insanoğlunun mitik yolculuğunda ona eşlik eden sosyal donanımlardan biri olarak türküler psikanalitik çözümleme yöntemiyle anlamlandırılmaya çalışılacaktır. Makalede, türkü metinlerinin kılavuzluğunda kahramanlık mitosuna uygun düşen psikanalitik ögeler üzerinde durulacak ve kahramanın ayrılık evresi ile başlayan ve karşılaştığı güçlüklerle mücadelesiyle devam eden mitik yolculuğun türkü formu üzerindeki izdüşümleri üzerinde tekliflerde bulunulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fen Edebiyat Ve Eğitim Fakültesi Öğrencilerinin Dil Kirliliğine Duyarlılığı Üzerine Bir Araştırma: Afyonkarahisar Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16380</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16380</guid>
      <author>Özge KARAKAŞ, Ayça Hatice TÜRKAN , Şenay ÖZDEMİR</author>
      <description>Dil bilinci; dilin bir millet için önemini kavrayıp dili bu önem doğrultusunda, kurallarına uygun kullanmak; milletin kimliğine, varlığına zarar verecek kullanımlardan uzak durmak ve bu tür kullanımlara karşı duyarlı olmaktır. Günümüzde iş yerlerine özellikle yabancı kelimelerden isim seçilmesi, kitle iletişim araçlarında dilin yanlış kullanımı, çeşitli kültürlerle etkileşim sonucu dilimize giren yabancı kelimeler girmesi ve Türkçe karşılığı bulunmasına rağmen yabancı kelimelerin kullanımının daha fazla tercih edilmesi, internetin kullanımının artması ile gençlerin dilimizde olmayan birtakım sözcükler uydurmaları; dilin doğru kullanımına karşı çok fazla duyarlılık geliştirilmediğinin ve dil bilincinin gelişmediğinin göstergesidir. Bu tür kullanımlar, dilimizde kirliliğe sebep olmakta; dilimize yeterince önem verilmemesi, bu hususta etkili olacak önlemler alınmaması da bu kirliliği gün geçtikçe artırmaktadır. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin dil bilincine ve dil kirliliği ile ilgili duyarlılığa ne kadar sahip olduğunu tespit edilmeye çalışılmıştır. Dil kirliliği üzerinde etkili faktörleri tespit etmek amacıyla bir anket geliştirilmiştir. Ankette yer alan likert ölçeği ile öğrencilere ait dil kirliliği puanları elde edilmiştir. Dil kirliliği puanları ile puanlar üzerinde etkili olduğu düşünülen demografik özellikler arasındaki ilişki, karar ağaçları yöntemlerinden biri olarak bilinen CHAID (Otomatik Ki-kare etkileşim belirleme/Chi-squared Automatic Interaction Detection) analizi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre öğrencilerin dil kirliliği puanları ile bölüm, cinsiyet ve para harcama alışkanlıkları bilgileri ilişkilidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zenica Üniversitesi Türkoloji Bölümündeki Boşnak Öğrencilerin Türkçe Metin Okumadaki Sorunları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16397</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16397</guid>
      <author>Mehmet KARA</author>
      <description>Dil öğretiminin temel becerilerinden biri de okumadır. Okuma becerisi kısaca metindeki sembollerin seslendirilip, bu sembollerden oluşan bütünlüğün anlaşılması demektir. Okuma becerisinde amaç okunan metnin anlaşılmasıdır. Okuma türlerinden olan sesli okumada da anlamak asıl amaç olmakla birlikte metnin seslendirilmesi en az anlamak kadar önemlidir. Çünkü sesli okumada okuyucu yalnız değildir. Dinleyici de okuyucuyla beraber metne yönelik çaba sarf etmektedir. Anadil eğitiminde olduğu gibi Yabancılara Türkçe öğretiminde de genelde okuma eğitimi özelde ise sesli okuma önemlidir. Çalışmada başarılı bir sesli okumanın özellikleri belirtilmiştir. Sesli okuma anadil eğitiminde olduğu gibi yabancı dil eğitiminde de okuma becerisi ölçeği olarak düşünülebilir. Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin sesli okuma becerilerin iyi olması gerekmektedir. Bununla birlikte sesli okuma becerisi diğer becerilerle iç içedir. Sesli okuma, okuma becerisi etkinliği olduğu gibi dinleyen için bir dinleme etkinliği, okuyan için bir konuşma etkinliğidir. Yabancılara Türkçe öğreten öğretmenler sesli okumanın burada ve aşağıda belirtilen özelliklerinden dolayı sesli okumaya özen göstermelidirler. Bu çalışmada Boşnak öğrencilerin Türkçeyi öğrenirken yaptıkları temel sesli okuma hataları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışma grubunu oluşturan 19 öğrenciye belirlenen bir metin okutulmuş ve sesleri kaydedilmiştir. Sesli okuma hataları kelime tekrarı, hece yutumu, ses yutumu, ses eklemeleri, yanlış okuma hataları olarak sınıflandırılmıştır. Belirlenen hatalardan yola çıkılarak hataların çözümlerine yönelik önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kül Tigin Abidesi'nin Güney-Doğu Yüzünde Geçen “ıġar oġlanı~ızda tayġunu~uzda yigdi igidür ertigiz.” İfadesindeki “igid-” Fiili Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16395</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16395</guid>
      <author>Mehmet Fatih KAYA</author>
      <description>Orhun Abideleri’nin Vilhelm Thomsen tarafından okunuşundan bugüne kadar abideler üzerinde pekçok çalışma yapılmıştır. Thomsen ve Radloff ile başlayan okuma ve anlamlandırma çalışmaları günümüze kadar devam etmiş, gerek yerli ve gerekse yabancı Türkologlar tarafından abideler üzerine müstakil metin neşirleri yapılmış, çeşitli okuma ve anlamlandırma denemeleri gerçekleştirilmiştir. Bu yoldaki çalışmalar bugün de devam etmektedir. Bu çalışmalarla abidelerdeki birçok mesele çözüme kavuşmuş ve kavuşmaktadır. Özellikle abidelerin anlamlandırılması çalışmaları, taşlardaki dilin anlam zenginliğinin ortaya konulması açısından son derece önemlidir. Zira bir kelimenin ifade ettiği kavramların çeşitliliği, o kelimenin ait olduğu dilin eski ve köklü bir dil olduğunu gösterir. Biz de bu çalışmamızda Kül Tigin Abidesi’nin Güney-Doğu Yüzünde Geçen “ıġar oġlanı~ızda tayġunu~uzda yigdi igidür ertigiz.” cümlesindeki “igid-” fiilinin bu cümle içinde yüklendiği anlam üzerinde duracağız. Bunu yaparken “igid-” fiilinin “ıġar oġlanı~ızda tayġunu~uzda yigdi igidür ertigiz.” cümlesindeki anlamı ile söz konusu fiilin geçtiği diğer cümlelerdeki anlamını karşılaştıracağız. Ayrıca “igid-” fiiline, abideler üzerinde metin neşri ve anlamlandırma çalışması yapmış, Muharrem Ergin, Talat Tekin, Hüseyin Namık Orkun ve Vilhelm Thomsen gibi bilim adamlarının verdikleri anlamları ele alarak, gerek Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm Türkçeleri gibi tarihî Türk lehçelerinden ve gerekse Türkçenin tarihî sözlüklerinden vereceğimiz örneklerle “igid-” fiiline “ıġar oġlanı~ızda tayġunu~uzda yigdi igidür ertigiz.” cümlesinde verilmesi gereken anlamla ilgili kendi görüşümüzü açıklayacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bağdatlı Zihnî’nin Sâkî-Nâmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16316</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16316</guid>
      <author>Beyhan KESİK, Şermin BAKA</author>
      <description>Saki-nameler, klasik Türk edebiyatının en çok örnek verilen türlerindendir. Bu türün Arap, Fars ve Türk edebiyatlarındaki tarihi gelişimi, belirli özellikleri, önemli temsilcileri hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Böylelikle de birçok saki-name tanıtılmıştır. Elbette saki-nameler, tanıtılmış olan bu örneklerle sınırlı değildir. Kütüphanelerdeki yazma eserler yeniden tarandıkça gün yüzüne çıkmamış birçok eserin varlığı tespit edilecektir. Bu eserlerden biri de Bağdatlı Zihnî’nin “Saki-name” sidir. Terci‘-i bent nazım şekli ile yazılan bu eser, 5 bent ve 53 beyitten oluşmaktadır. Zihnî’nin Sâkî-nâme’si, tasavvufî sâkî-nâmelerin özelliklerini taşımaktadır. Şaire göre bade, ruha gıda verir, gönül aynasını parlatır. Ölümsüzlük iksiridir. Âşık, dolu bir kadehi dünya ile eşdeğer görür ve bir kadeh için iki dünyayı terk eder. Ruhu sakinin elindeki kadehe nakış olarak işlenmiştir. Âşık, şevk şarabının sarhoşudur ve ne cenneti ne de İrem bağını ister. Sunulan şarapla yaşlılar gençleşip gençlik çağlarını anmayacaklardır. Gönüllerde de keder kalmayacaktır. Aşk badesinin lezzetleri başka tatları ve arzusunu ortadan kaldırır. Hakikat rintleri için bu durum övünç kaynağıdır. Dolayısıyla ömür boşa geçirilmemeli, meclis yok edici gamla kederlendirilmemelidir. Bunun için de şarap içilmelidir. Bu da ömre verilecek bir mükâfat olacaktır. Nasihin içki içmek akıl işi değildir gibi nasihatlerine ise itibar edilmez. Bu çalışmada Zihnî’nin Saki-name’sinin bent bent muhtevası üzerinde durulduktan sonra, Saki-name’nin çeviri yazılı metni verilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>19. Yüzyıl Klasik Şairlerimizden Muhammed Şerîfî’nin Dürr-i Manzûm Adlı Menakıpnamesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16452</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16452</guid>
      <author>Ferdi KİREMİTÇİ</author>
      <description>Bu çalışma bir menakıpname örneği olan Dürr-i Manzûm adlı eseri tanıtmayı amaçlamaktadır. Menakıpname, bir velinin hayatı çevresinde oluşmuş menkıbe veya kerâmetleri anlatan dinî-tasavvufî eserlerin ortak adıdır. Türk edebiyatının menakıpnamelerle tanışması İslamiyet’le birlikte şekillenen tasavvuf aracılığıyla olmuştur. Edebiyatımızdaki ilk menakıpname, 11. yüzyılın sonunda yazılan “Tezkire-i Satuk Buğra Han” adlı eserdir. Bu yüzyıldan itibaren Anadolu sahasında telif veya tercüme yoluyla 100’ün üzerinde menakıpname kaleme alınmıştır. Bu türün manzum örneklerinden biri de 19. yüzyıl klasik şairlerimizden Muhammed Şerîfî’ye aittir. Dürr-i Manzûm adındaki bu menakıpnamede Ebû Hanîfe ile talebesi İmâm Yûsuf’un çeşitli kıssaları anlatılmaktadır. Mesnevi nazım şeklinin esas alındığı eserde 605 beyit bulunmaktadır. Eserin tespit edilebilen tek nüshası Milli Kütüphanede (arşiv nu. 06 Mil Yz A 2032) kayıtlıdır. Altı bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde klasik Türk edebiyatındaki mensur ve manzum menakıpnameler hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölüm Dürr-i Manzûm adlı menakıpnameyle ilgili çeşitli tespitlerden oluşmaktadır. İkinci bölüm ilgili eserin transkripsiyonlu metnini içermektedir. Üçüncü bölümde yapılan çalışmanın sonuçları özetlenmiştir. Dördüncü bölümde çalışma esnasında kullanılan kaynak eserler belirtilmiştir. Beşinci bölümde Dürr-i Manzûm’la ilgili kısa bir sözlük yer almaktadır. Son bölümde ise eserden orijinal metin örnekleri verilmiştir. Bu çalışmayla, Türk tarihi, kültürü ve edebiyatı açısından oldukça önemli olan menakıpname türü dikkatlere sunulmuş; ilgili türün manzum bir örneği, “inceleme-metin-sözlük” bağlamında tanıtılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Edebiyatının Klasik Eserlerinin Günümüz Televizyon İzleyicisine Sunumu ve İzleyici Algısının Analiz Edilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16358</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16358</guid>
      <author>Murat KORKMAZ, Gökşen ARAS , Gönül ÖKTEM , Ali Serdar YÜCEL</author>
      <description>Birçok kültür ve toplumun en önemli değerleri arasında edebiyat eserleri yer alır. Bunlar geçmişten günümüze yansıyan başta yaşanmışlıklar, tarih, kültür ve sanata yönelik yapıtlardır. Oysaki günümüzde bunun tam tersi olarak geçmişteki bu değerler ekonomik bir takım rant ve beklentilerin esiri olmuştur. Bunun da en önemli nedenleri arasında toplumsal beklentilerin karşılanması ve buna paralel olarak bir takım kurum ve kuruluşların bunu bir rant haline dönüştürme düşüncesidir. Bu durumu yine tarih ve sanata verilmeyen önem olarak gösterebiliriz. Birçok alanda olduğu gibi sanat ve edebi eserler noktasında da artık ekonomik beklenti en ön plandadır. Değişen toplum ve kültür anlayışına paralel olarak ortaya çıkan sorunlar yine birçok farklı kurumun stratejik olarak hareket etmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, geçmişten günümüze yansıyan klasik Türk edebiyatı içerisinde değerlendirilen eserlerin günümüz televizyon izleyicisine sunulması ve izleyici üzerinde oluşturduğu algının belirlenmesidir. Çalışmamız, son yıllarda bir dizi furyası şeklinde ortaya çıkan televizyon yapıtlarının izleyiciye sunulması ve izleyiciden sağlanan avantajların neler olduğunun belirlenmesidir. Ayrıca seyircinin ilgi ve beğenisini kazanmak amacıyla eserlerde meydana getirilen erozyon ve değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan milli değer kayıpları başta olmak üzere yapılan yanlışlıklar ve olumsuzluklar yazıda gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma uygulamalı bir araştırmadır. Araştırmada üç edebi eser “ROMAN” ele alınmıştır. Bunlar; Aşk-ı Memnu, Hamının Çiftliği ve Yaprak Dökümü’dür. Bu üç eser hakkında öncelikli olarak literatür değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra ise bu eserlerin televizyona yansıması değerlendirilerek, eserler hakkında televizyon izleyicisinin düşünceleri ele alınmıştır. Araştırmada kullanılan anket iki farklı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların demografik özelliklerinin belirlenmesine yönelik sorular, ikinci bölümde ise 5’li likert ölçekten oluşan sorular yer almaktadır. Araştırmanın evrenini İstanbul, Ankara gibi iki büyük ilde yaşayan izleyici kitlesi oluşturmaktadır. Araştırmaya (N=300) kadın ve erkek katılım gerçekleştirmiştir. Anket verileri SPSS 20 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler öncelikli olarak güvenirlilik analizine tabi tutulmuş ve Cronbach’s Alfa kat sayısı olarak 0.920 değeri elde edilmiştir. Bu değer çalışmanın oldukça güvenilir olduğunu göstermektedir. Yine veriler farklı analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmiş ve sonuç olarak katılımcıların eserlerin orijinal halleri ile televizyonda gösterilen halleri arasında ciddi bir fark olduğuna işaret ettiği saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türklerde Zenginlik ve Bereket Algısı ‘Tört Tülük’e Teorik Yaklaşım ve Divanu Lugati’t-Türk’ten Örnekler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16297</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16297</guid>
      <author>Miras KOSIBAYEV</author>
      <description>Her milletin kendine özgü düşünüş ve yaşayış biçimi, dil, töre ve gelenekleri, toplumsal değer yargıları ve kuralları ile oluşan özellikleri vardır. Milletlerin dünyaya bakışı ve örf adetlerinden doğan kendilerine mahsus özellikleri, o milletlerin varlıkları için eskiden nasıl önem taşıdıysa, bugün de değerlerini devam ettirmektedir. Dil ve dünyaya bakış kavramlarını ‘ayrı ayrı’ değil,‘birlikte gelişen’ bir olay olarak araştırmak önemlidir. Biz de bu makalede, dil ile insan ve insanın dünyaya bakışı arasındaki ilişkiye dayanarak, Türklerde zenginlik ve bereket algısı olan tört tülük kavramına değineceğiz. ‘Tört tülük’; at, deve, sığır ve koyun dörtlüsü için kullanılan bir deyimdir. Bunların dördünün de olması, zenginliği ve bereketi simgeler. Türklerin hayatında adı geçen hayvanların önemi çok büyük idi. Türkler için bu hayvanlar; etlerinden dolayı yiyecek, sütlerinden dolayı içecek, kıllarından ve derilerinden dolayı giyecek, tezeklerinden dolayı yakacak, güçlerinden dolayı taşıyıcı araba, kamyon ve traktör demektir. Bir deve bütün evi (kiyiz-keçe otağı) bütün malzemeleriyle taşıyabilir. Zenginliği ve bereketi simgelemek için ‘dört’ hayvan bulunması da Türklerin dünyayı algılaması ve dünyaya bakışları ile ilgilidir. Türkiye Türkçesinde de ‘dört başı mamur’ ve ‘dört dörtlük’ gibi deyimler, tamlığı, mükemmelliği ve eksiksizliği ifade etmektedir. Divanu Lugati’t-Türk’te kavram olarak tört tülük/tülüg geçmemiştir. Tü, tülüg ve tüdeş maddeleri verilmiştir. Tört tülük kavramının içindeki dört hayvan ise pek çok örnekte görülmektedir. Bunlarla ilgili, bunlardan üretilen birçok şey de (kımız, kazı, yu? vs.) Diwanu Lugati’t-Turk’te zikredilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Elektronik Çağda Sözün Satıcıları: Radyo ve Televizyon</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16333</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16333</guid>
      <author>Gülten KÜÇÜKBASMACI</author>
      <description>Folklorun “iletişimsel bir süreç” olarak kabul edilmesiyle birlikte günümüz halkbilimi araştırmalarında en az ürün kadar ürünün ortaya çıktığı bağlam da önem kazanmış; yüz yüze iletişimin hâkim olduğu sözlü kültür ortamının ardından veya onunla birlikte, yeni iletişim araçlarının gelişmesiyle, yazı ile yazılı kültür ortamı; telgraf, telefon, radyo, televizyon, bilgisayar ve benzeri araçlarla birlikte de elektronik kültür ortamı şekillenmiştir. Sözlü kültür ortamından yazılı kültür ve elektronik kültür ortamına geçişte, anlatının dinleyiciye/okuyucuya/seyirciye ulaşmasında mekânın sınırlayıcılığı da ortadan kalkmıştır. Elektronik kültür ortamı, halk anlatısı ve Kastamonu halkının birleştiği yer radyo ve son dönemde özellikle televizyon ile internettir. Makalede; “Elektronik Kültür Ortamı”, anlatım ortamında meydana getirdiği benzer etkiler göz önünde bulundurularak, “Radyo” ve “Televizyon” ile sınırlandırılmıştır. Radyo ve televizyon öncelikle kamusal alanlarda, ardından evlerde yer alarak elektronik kültür ortamını şekillendirmiştir. Başlangıçta büyük bir şaşkınlık ve yabancılık yaratan radyo ve televizyonun etrafında yeni birliktelik ortamları oluşmuştur. Radyo ve televizyon bu ortamlarda öncekinden farklı bir iletişim biçimi ortaya çıkarmış; sözlü kültür ortamının yüz yüze olan iletişim biçimini değiştirmiştir. Elektronik kültür ortamının bu iki aracıyla birlikte sözlü kültür ortamının anlatıcısının yerini radyo ve televizyonun, anlatının yerini bu araçlarla sunulanların almaya başladığı; elektronik kültür ortamlarının sözlü kültür ürünlerini alıp kullandıkları görülmüştür. Sonuç olarak radyo ve televizyonun, birliktelik mekânlarında yer alarak bu mekânların anlatım ortamını değiştirdikleri tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Halk Müziği Sözlerinde “Metaforik Anlatım Geleneği”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16329</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16329</guid>
      <author>Banu MUSTAN DÖNMEZ, Derya KARABURUN</author>
      <description>Bu çalışmada, Türk halk müziği sözlerindeki metaforik anlatım geleneği ele alındı. Öncelikle metafor kavramının etimolojisi ve tanımı üzerinde duruldu. Metaforun sanatta neden ve nasıl kullanıldığı açıklandıktan sonra, müzikteki kullanımını anlamanın daha kolay olacağı düşünülerek, sanatın diğer alanlarından örnekler gösterildi. Müzik sanatında da metaforik anlatımın oldukça fazla kullanıldığı gözlemlendi ve bu yönde örnekler verildi. Ardından Türk halk müziği sözlerine ilişkin birçok örnek bu çerçevede ele alındı. Türkü sözlerine yönelik örnekler, daha net bir biçimde çözümlenebilmesi açısından konularına göre ‘dinsel’ ve ‘din dışı’ olarak iki ana biçimde kategorize edildi. Çalışmada dinsel türkülere ait metafor biçimlerinin Alevilere, din-dışı türkülere ait metafor biçimlerinin ise Türkçe konuşan toplulukların çoğuna ait olduğu gözlemlendi. Ayrıca bazı metafor kalıplarının farklı türkülerde aynı duyguyu ifade etmesinin ortak sosyo-kültürel yapı ile ilintili olduğu gözlemlendi. Metaforik üslupta anlatım, yerine başka bir ifade tarzı konularak elde edilirken; düz üslupta anlatım yerli yerinde, mantıksal ve ya tutarlı olarak ifade edilir. Metaforik ifade alanı, özgür ve keyfi bir kullanım arz eder. Metaforik anlatım, dilde ve sanatta yaygın olarak kullanılan, anlamı ve duygu yoğunluğunu kuvvetlendiren ve derinliği kıvrak bir zekâyla çözümlenebilen çok yönlü bir estetik/felsefi anlatım üslubudur. Dil, metafor kullanımının en yoğun olduğu ve sanatsal algı dışında ulusal/bölgesel kültürü de anlayabilmede ve çözümleyebilmede önemli bir iletişim türüdür. Çalışmanın, dil-sanat-metafor ilişkisinin farklı yönlerine ilişkin araştırma yapmak isteyen diğer bilim insanlarına ışık tutacağı umulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dinleme Becerisinin Kültürümüzdeki Yeri Ve Dinleme Eğitiminin Önemi: Kutadgu Bilig Örneği Üzerinden</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16458</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16458</guid>
      <author>Alpaslan OKUR, Elif BEYCE</author>
      <description>İlk edinilen beceri olması yönüyle dil becerileri arasında ayrı bir yeri olan dinleme becerisi, son yıllarda giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Hayatımızda büyük yer kaplayan dinlemenin, kültürümüzün şekillenmesinde oynadığı rolü göz ardı etmemek gerekir. Dinlemenin kültürümüz üzerindeki etkisini, geçmişten günümüze kadar değerinden hiçbir şey kaybetmeden gelen eserlerimizde görmek mümkündür. İslamiyet döneminde yazılan ilk eserlerimizden biri olan Kutadgu Bilig, hâlen geçerliliğini koruyan ve içinde örnek alınması gereken pek çok değer barındıran bir kilometre taşıdır. Kutadgu Bilig ile ilgili pek çok araştırma ve inceleme yapılmasına rağmen, onun bir siyasetname özelliği taşıması ve sahip olduğu felsefî değer, önemine önem katmakta ve üzerinde daha fazla çalışılmasını gerekli kılmaktadır. Doküman incelemesine dayalı olarak yapılan bu çalışmanın amacı; Kutadgu Bilig’de dinleme becerisine ilişkin ifadeleri saptamak ve dinlemeye ne ölçüde yer verildiğini tespit etmektir. Eserde, dinleme ifadesi içeren bütün beyitlerin incelenmesi sonucunda, dinleme ile ilgili ifadelere sıkça yer verildiği ve hayatın her alanında dinlemenin gerekliliğine işaret edildiği belirlenmiştir. Bu çalışmada dinlemeye ilişkin ifadeler; üzerinde daha fazla durulan konulara göre (dinleme kuralları, öğüt anlamıyla dinleme, itaat anlamıyla dinleme, konuşmak için dinleme, dinlemenin konuşmadan önemli olduğu, dinlemenin hayata aktarılması vb.) gruplandırılarak incelenmiş, bu gruplar alt başlıklar hâlinde açıklanmış ve pek çok konuda başvurulan bir kaynak olan Kutadgu Bilig’in dinleme yönünden zengin olduğu ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Don Kişot ve Daniş Çelebi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15813</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15813</guid>
      <author>Canan OLPAK KOÇ</author>
      <description>Roman, çoğunlukla her ne kadar kurguya dayanıyor olsa da eşyanın ve insanın tarihini yazmaya kalkışanlar için önemli yazılı kaynaklardan, tanıklardan biridir. Geçmişte farklı şekiller içinde okura kendini takdim etmiştir. Ancak biz burada modern romandan bahsetmek istiyoruz. Modern anlamda romanın başlangıcı Don Kişot olarak kabul edilir. Bu anlamda sonraki devirlerin her romanında Cervantes’ten, her roman kahramanında da Don Kişot’tan mutlaka bir şeylerin olması beklenir. Türk edebiyatında da bu etki romanın bir tür olarak girmesi ile görülmeye başlar. Bahsedilen dönemde bu Don Kişot etkisi bir yazı makinesi durumunda sosyal görev üstlenen Ahmet Mithat Efendi’nin eserlerinde görülür. Cervantes ve Ahmet Mithat Efendi dünya edebiyatının iki önemli romancısıdır. Çünkü her iki yazar da kalemlerini sanatın olduğu kadar hatta daha fazlasıyla toplumun hizmetine sunmuştur. Bu çalışmada her iki yazar, onları ortak bir paydada buluşturan Don Kişot tipi etrafında karşılaştırılacaktır. Don Kişot hayallerinin peşinden giden bir maceraperesttir. Karşılaştırmada Cervantes’in Don Kişot adlı romanı ile Ahmet Mithat Efendi’nin İstanbul’da Don Kişot romanları tanıtılarak kısa bir özet verilecek ve her iki romanın ana karakteri birebir yönleriyle mukayese edilecektir. Bu karşılaştırmada amacımız yalnız benzer tiplerin kullanılmış olması değil aynı zamanda yazarların kendi döneminin sosyal yaşantısını nasıl değerlendirdikleridir. Mukayese öncesinde Türk edebiyatına romanın giriş sürecine de kısa bir şekilde değinilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye'de Politik Ritüeller</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16198</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16198</guid>
      <author>Kürşat ÖNCÜL</author>
      <description>Ritüel, devlet ya da din kurumları oluşmadan önceki zamanlardan başlayarak insan hayatının önemli bir parçası olmuştur. Erken dönemlerde yalnızca kutsal olanla ilişkilendirilen ritüeller, ilerleyen süreçte ortak bir değerler dizgesinin oluşumunun getirdiği milletleşmeye paralel biçimde ayırt edici unsurlar kazanarak sistemleşmiştir. Milletleşmenin getirdiği birliktelik duygusu tarihsel arka planı olan ritüellerin yaşamasına olanak verirken yeni sosyal ve siyasal kabuller, aynı misyonu kendi amaçlarına uyarlamak üzere yeni törenler ve bu törenlerde uygulanan ritüeller oluşturmuştur. Aynı kültür dairesinden olmakla birlikte farklı siyasal görüşlere mensup kitlelerin belirli zamanlar içerisinde farkındalıklarını göstermek, ortak bir öğe üzerinde birleşmeyi sağlamak gibi amaçlarla var ettikleri tören ve ritüeller siyasalı oluşturanların ilkesel birlikteliği süresince devam etmiş ve etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti de doğal olarak yukarıda temel unsurları belirtilen genel çerçeveye uygun bir şekilde gerek resmi gerekse gayrı resmi tören ve bağlı ritüellerin gerçekleştirildiği bir politik ve sosyal yapıya sahiptir. İktidar sahiplerinin, anayasaları içerisinde belirtilenler dışındaki her tür eylem ve hareketliliği sıcak karşılamamaları ve içinde bulundukları iç ve dış politik şartlar doğrultusunda esnek/katı kurallarla müdahale ettikleri bu tür organizasyonlar geçmişten geleceğe taşınan siyasal bir duruşun yansımalarıdır. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde de belirtilenler doğrultusunda yasal ve yasa dışı kabul edilen çok sayıda tören ve bu törenlere bağlı gerçekleştirilen ritüeli görmek mümkündür. Bu törenlerin katılımcıları törenleri ve ritüellerini ilk eylem anını, gerçekleşme zamanını ve çoğunlukla gerçekleştiği mekânı yeniden var etme yaşama ilkesi içerisinde tekrarlamaktadırlar. Her yeni tekrar, grup bilincini desteklemekte ve yeni katılımcıyı bu andan pay sahibi olma yönünde güdülemektedir. Katılımcı için bu yönüyle özel bir kutsiyete sahip olan ritüeller, yöneticiler açısından zaman zaman sadece bir grubun anma programı zaman zaman da bir kitlenin ayaklanma girişiminin ilk adımlarına dönüşmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nazmu'l-Ulûm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16318</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16318</guid>
      <author>Bayram ÖZFIRAT</author>
      <description>Nazmu’l-Ulûm adlı mesnevîde, çeşitli ilimler hakkında bilgi verdikten sonra bunların öğrenilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Mesnevî, arûz vezninin “Mefailün Mefailün Faulün” kalıbıyla yazılmış olup 1098/1687 yılında Tokat’ta telif edilmiştir. Mesnevî toplam 422 beyittir. Araştırmalarımız neticesinde yirmi iki nüshasını tespit ettiğimiz mesnevîde çeşitli ilimler hakkında bilgi verildikten sonra bunların öğrenilmesi gereği vurgulanmaktadır. Nazmu’l-Ulûm bu yönüyle manzûm bir nasihatnâme olup öğrenilmesinin öğütlendiği ilimlerin bazıları şunlardır: 1. İlm-i tecvîd, 2. İlm-i Kelâm, 3. İlm-i Fıkıh, 4. İlm-i Tasavvuf ve Ahlâk, 5. İlm-i Hadîs, 6. İlm-i Tefsîr, 7. İlm-i Tıp, 8. İlm-i Lugat, 9. İlm-i Nahv ve Sarf, 10. İlm-i Mantık, 11. İlm-i Edeb, 12. İlm-i Usûl-i Fıkıh, 13. İlm-i Meânî, 14. İlm-i Hisâb, 15. İlm-i Hendese, 17. İlm-i Kîmyâ, 18. İlm-i Arûz, 19. İlm-i Eş’âr. Nazmu’l-Ulûm kafiye yönünden oldukça sağlamdır. Hatta eserin kafiye bakımından kusursuz bir yapıya sahip olduğunu söylemek de mümkündür. Mesnevîyi oluşturan kelimler dikkate alındığında Arapça ve Farsça kelimelerin çokluğu dikkat çekmektedir. Ama eserin bu özelliği onun akıcılığından bir şey kaybettirmemiştir. Mesnevîde her türlü kafiyeye rastlanmakla birlikte; en çok zengin ve tam kafiyelere yer verilmiş, az sayıda yarım kafiye kullanılmıştır. Mesnevîde, bolca söz sanatlarına ve tasvirlere yer verilmiştir. Gereksiz ifadelerden kaçınılmaya çalışılmıştır. Mesnevînin müellifi olan İshâk Efendi, arûz veznine ve dile hâkim bir şâirdir. Nazmu’l-Ulûm’da şâirin vezin kusuruna düşmeden dili rahatlıkla kullanması dikkat çekicidir. Bu özellik İshâk Efendi’nin şâirlik gücüne, çok sayıda şiir yazmasına ve yaşadığı dönem olan on yedinci yüzyıla değin Türkçe anlatımdaki gelişmeye de bağlıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kıpçak Söz Varlığında Mevsimler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16268</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16268</guid>
      <author>Murat ÖZŞAHİN</author>
      <description>Türk topluluklarının yüzyıllar içerisinde biriktirdiği doğa bilgisi söz varlıklarında belirgin şekilde hissedilmektedir. Kuzey Türkleri de kozmogoni ile insan düşüncesini dilde ayrı ve yeni kavramlar olarak birleştirmiş ve dilin söz varlığını bu yönde zenginleştirmiştir. Başkurt, Kazak, Kırgız ve Tatar halklarının bin yılı aşkın bir zamandır bulundukları coğrafyada ikamet etmeleri, hassas doğa algılarıyla birleşince söz varlığında zengin bir malzeme meydana getirmiştir. Kıpçak bozkırlarının ve Ural Dağlarının iklim şartlarına bağlı olarak gelişen mevsim ve mevsime bağlı olay adlandırmalarının çeşitliliği de bu yönde dikkat çekicidir. İnsan için yıl kavramı altında iki ana mevsim olduğu görülmektedir. Bunlar ‘güz’ ve ‘ilkbahar’dır. Bu mevsimlerin insanların ekonomik faaliyetlerini düzenledikleri, tarım işlerinin yürütülmesi için en uygun iki zaman dilimi olması bunu desteklemektedir. Özellikle renkler ile mevsimlerin ve çeşitli hava olaylarının karşılanması, dolayısıyla zamanın renkler ile tanımlanması, bütün bu lehçelerde dikkat çekici bir özellik olarak durmaktadır. Bunun yanı sıra bu lehçelerin edebî yazı dilinde bu türden kırsal yaşama ait sözlerin varlığını da göçebe yahut yarı göçebe kültürün izi olarak değerlendirmek gerekir. Bu çalışmada da temel olarak genç Kıpçak yazı dillerinin de özellikle bu iki zamana bağlı olarak oluşturduğu adlandırmalar, çeşitliliği ve türlenmeleri açısından incelenmektedir. Elde edilen veriler ışığında bazı sözlerin açıklaması yapılmıştır. Bunların yanında mevsim adlandırmalarına bağlı olarak alıntılanan sözlerin geçirdiği anlam değişmeleri de incelenerek farklılıklar belirtilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yavuz Bülent Bâkiler’in “Seninle” Adlı Şiir Kitabının Söz Varlığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16362</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16362</guid>
      <author>Gülşah PARLAK KALKAN</author>
      <description>Dillerin söz varlığı denince akla bir dildeki kelimelerin tamamı gelir. Ancak söz varlığını basit bir terim şeklinde, kelimeler bütünü olarak anlamak ve yorumlamak da doğru değildir. Söz varlığı dili kullanan toplumun kültürünü, düşünce yapısını, dünya görüşünü yansıtan en önemli araçtır. Başka bir deyişle söz varlığı, bir dilde sadece bir takım seslerin bir araya gelmesiyle kurulmuş simgeler olarak değil, aynı zamanda o dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, maddi ve manevi kültürünün yansıtıcısı, dünya görüşünün bir kesiti olarak da düşünülmelidir. Çalışmamıza konu olan Yavuz Bülent Bâkiler’in “Seninle” adlı şiir kitabı içinde 30 adet şiir yer almaktadır. Bu şiirlerde toplam 3311 söz kullanılmıştır. Bu sözler öncelikle, “anlamlı kelimeler” ve “görevli kelimeler” olmaları bakımından asıl sözler ve yardımcı sözler şeklinde iki grupta incelenmiştir. Asıl sözler içerisinde isimler, sıfatlar, zamirler, zarflar, fiiller ve ikilemeler değerlendirilmiş; yardımcı sözler içerisinde ise çekim edatları, bağlama edatları, kuvvetlendirme edatları, soru edatları, ünlemler, karşılaştırma-denkleştirme edatları, cevap edatları vb. değerlendirilmiştir. Ayrıca her söz; asıl söz ya da yardımcı söz alma özelliliğine göre kategorize edildikten sonra bu sözlerin köken bilgileri ve somut-soyut olma durumları tespit edilmiştir. Diğer taraftan her grupta kullanım sıklığı en fazla olan sözler de belirtilmiştir. Bu çalışmada elde edilen verilerin yorumlanmasıyla şiirlerin kaleme alındığı dönemde kullanılan dilin özellikleri, dildeki yerli ve alıntı söz oranı, alıntıların en çok hangi dilden olduğu ve ayrıca şiirlerin vücuda geldiği toplumla ilgili ipuçları hakkında tespitlerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Türkçe Kavramına İlişkin Metaforları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16289</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16289</guid>
      <author>Salim PİLAV, Metin ELKATMIŞ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı öğretmen adaylarının Türkçeyle ilgili algılarının metaforlar yoluyla belirlenmesidir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (Fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Çalışma grubunu Kırıkkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü ve İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalında öğrenim gören 142 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri boşluk doldurmayı gerektiren ve tek sorudan ibaret olan bir formla toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda öğretmen adaylarının metafor geliştirirken farklı bilgi alanlarını kullanabildikleri, karşılaştırma yapabildikleri ve yaratıcı düşünebildikleri anlaşılmıştır. Bu araştırma, ana dili temsil eden Türkçe kavramını ana dilin ilk elden öğreticileri olan sınıf öğretmeni adayları ile ikinci kademede bayrağı devralan Türkçe bölümü öğretmen adaylarının Türkçeye ilişkin metaforlarını belirleme amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda araştırma sürecine katılan ve kendilerinden veri alınan 142 lisans öğrencisi 55 geçerli metafor üretmiştir. Toplamda sınıf öğretmeni adayları 42, Türkçe öğretmen adayları ise 31 adet metafor üretmişlerdir. 55 metafordan 23 tanesi sadece sınıf öğretmenliği, 12 tanesi de sadece Türkçe öğretmeni adayları tarafından üretilmiştir. Geriye kalan metafordan 19’u ise her iki gruptaki katılımcılar tarafından söylenmiştir. Geliştirilen bu metaforlar “bir toplumu millet yapan bağlayıcı unsur olarak Türkçe, iletişim aracı olarak Türkçe, kurallı, etkileyici ve zengin yapısıyla Türkçe ve hayatımıza yön veren, kültürel aktarım aracı olarak Türkçe” gibi dört temel kategori altında toplanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Elif Şafak’ın Romanlarında Çokkültürlülüğe Giden Aşamalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16304</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16304</guid>
      <author>Esra SAZYEK</author>
      <description>Çokkültürlü bir toplum, her biri kendisine ait farklı anlam ve inanç sistemlerine, dünya ve insan anlayışlarına sahip birçok kişiden veya kültürel topluluktan oluşur. Boşinan, gelenek, görenek, töre, görgü kuralı, norm, yasa gibi olgu ve kurumlar etrafında birleşen fertlerin ortak bir ahlak ve davranış repertuarından beslenerek yine ortak bir inanca ve bilgiye sahip olmaları, kendileri dışında kalan kültürel oluşumlara karşı bir önyargı geliştirmelerine neden olur. Bu önyargının temelinde, “öteki”ni anlayamama ve bu nedenle onunla karşılaşıldığında içine düşülen şaşkınlık ve çaresizlik yatar. Kültürel değerlerin “ayrıştırıcı, bütünlüğü bozucu” özelliğinden kaynaklanan “ötekileştirme”, bu değerlerin insan eliyle oluşturulduğu düşünüldüğünde tüm insanlığın başta tek bir bütün olduğunu ve yine insan eliyle geliştirilen ve birbirine tarih boyunca aktarılan kültür aracılığıyla parçalanıp ayrıştırıldığı düşüncesini gündeme getirir. Çokkültürlülüğün önündeki en büyük engel olan kültürel değerler; devamlılık, bütünlük ve anlamlılığın taşıyıcısı olmalarından dolayı değişime direnç gösterirler. Dolayısıyla değişime direnç gösteren ve “öteki”ni reddederek farklılıklardan beslenmeyen kültür ürünleri, toplum adına gelişimi engelleyici bir rol oynamakla birlikte kültürel bir çatışma ortamı yaratırlar. Farklılıkların yan yana gelmesiyle ilk anda yaşanan kültürel çatışma, modern bir topluma üye olmanın gerektirdiği kişisel vazgeçişler/özveriler ile önce kimlik bunalımına, ardından kültürel uyuma evrilir. Şafak’ın romanlarında çokkültürlülüğün sosyolojik boyuttaki aşamaları, psikolojik/mistik/fantastik/sembolik bağlamda da aynı sırayı takip eder. Gerek toplumlar arası, gerek toplum içi, gerekse düşünsel bağlamda insan zihni içende var olan farklılıkların/ikiliklerin, önce ‘çatışma’ sonra ‘arafta kalma’ ve son olarak da ‘uyum’a evrilerek eritilmesi, çokkültürlülüğün vurgulanma şekli olarak Şafak’ın romanlarının özünü teşkil eder.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Grotesk-Yabancılaşma İlişkisi Bağlamında Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16143</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16143</guid>
      <author>Hakan SAZYEK</author>
      <description>Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1954/1961), Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sağlığında yayımlanmış son romanıdır. Bu eser, modernist bir roman olarak yabancılaşma sorunsalını irdeler. Bununla birlikte Saatleri Ayarlama Enstitüsü, yabancılaşmayı işleyiş noktasında aynı kulvardaki türdeşlerinden farklı bir özellik taşır. ‘Absürd/ uyumsuzluk tiyatrosu’, 20.yüzyılın başlarında oluşan modernist sanat anlayışının tiyatroya yansımasıdır. Yabancılaşma, birey-toplum/ hayat uyumsuzluğu, absürd tiyatronun başlıca konularıdır. Beklenmedik durumlar, tuhaf olaylar, ürkünç figürler, zıtlıkların birlikteliğinden doğan gülünçlükler gibi ögeler, anılan konuların işlenişinde başatlık taşır ve bütün bunlar genelde grotesk bir yapıyı yaratır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bütün bu ögeleri, yabancılaşma zemininde roman sanatına aktarmasıyla dikkati çekmektedir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, ürkünçlüğe, karşıtlığa, abartıya, absürde dayalı yapısıyla grotesk bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, yabancılaşmayı işleyiş tarzı bakımından ‘absürd tiyatro’nun izlerini taşır. Romanın ilk evresini oluşturan enstitü öncesindeki grotesk ögeler çoğunlukla ürkünç ve gizemli iken enstitü evresinde komik ve absürd bir hâle dönüşür. Tanpınar, bu özgün yapı içerisinde yabancılaşma içindeki bir kişinin macerasını anlatır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün başkişisi Hayri İrdal, tam anlamıyla bir yenik kişidir. O, dışında kaldığı topluma ve hayata kendisi bağlamında sağlıklı; ancak dışarıdan yanlış görülen bir mantığın sorgulayıcı tutumuyla bakar. Bundan dolayı, yenilen, genellikle o olur. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bu yönleriyle Türk romanında özgün bir yere sahiptir. Bu makalede, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün modernist Türk romanındaki yeri vurgulanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Standart Türkçeye Bir Katkı: us+(u)k-</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16128</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16128</guid>
      <author>İ. Gülsel SEV</author>
      <description>Dilin yazı dili ve konuşma dili olmak üzere iki yönü vardır. Konuşma dili içerisinde yer alan ağızlar apayrı bir yere sahiptir. Kolay kolay değişmeyen, durgun bir yapıya sahip olan yazı dili; canlı, gelişime ve değişime açık ağızlardan beslenerek gelişir ve zenginleşir. Bunun en güzel örneklerini dil devrimi sırasında halk ağızlarından yapılan derlemelerin, sözcük, terim ve kavram olarak yazı diline kazandırılmasında görmek mümkündür. Bu çalışmada Türkiye Türkçesi ağızlarında ‘uslan-, sus-, sakinleş-’ manasında kullanılan usuk- sözcüğünün işleyişine değinilecektir. Usuk- fiili us ‘akıl’ kökünden +(I)k- isimden fiil yapma ekinin eklenmesiyle oluşmuştur. Us, hem ‘anlamak’ fiili manasındaki u- ile, hem de ‘muktedir olmak, yapabilmek’ manasındaki u- fiili ile bağlantılıdır. acık-, birik-, gecik-, gözük- örneklerindeki gibi +(I)k- ekli fiiller Standart Türkçede sınırlı sayıdadır. Tarihî ve çağdaş lehçelerde ise bu ekle yapılmış fiiller yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Us-(u)k- ağızlarda usukmak ve usuhmah biçimlerinde ‘uslanmak; bir suçtan, öfkeden sonra sessizleşmek, uslu görünmek; ağrısı azalmak, dinmek; şaşkınlıktan susup kalmak, konuşamamak; susmak; uslanmak; yeğnilenmek’ mana çeşitliliğine sahiptir. Çalışmada tarihî lehçelerde kast ettiğimiz manada kullanımına rastlamadığımız usuk- fiilinin ‘uslan-, sus-, sakinleş-’ manalarında Standart Türkçeye kazandırılması ifade edilmektedir. Bunun yanında +(I)k- ekli örneklerin, özellikle tarihî lehçelerdeki örnekleri dikkate alınarak, dilimizde yaygınlaşması için bir adım atılması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Metin, Tür ve İşlev İlişkisinde: ‘Palavra Edebiyatı’ Ve / Veya “Kahramanlık Anlatıları”*</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16478</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16478</guid>
      <author>Güneş SEZEN</author>
      <description>Halkbiliminde bilhassa son yarım asırda farklı bakış açıları ortaya konulmuş, modernizmin ortaya koyduğu çeşitli kuramlarla tanımlar ve tasnifler birer sorun haline gelmiştir. Bir metnin adlandırılması, onun hangi bağlam ve işlev açısından anlatıldığı ile doğrudan ilişkili görünmektedir. Sözlü kültüre ait anlatmaların bağlamı değiştikçe işlevleri ve işlevleri değiştikçe de bağlamları farklılaşmakta ve metinler bana göre farklı adlarla anılmaktadır. Bu açıdan, birbiriyle tarihsel ve içeriksel olarak benzer yönler taşıyan avcı ve asker anlatmalarının, oldukça farklı adlandırmalarla anılıyor olması, anlatmaların işlevleri ve bağlamı meselesinin daha kapsamlı gözden geçirilmesi gerekliliğine işaret eder. Sosyalleşme ihtiyacı, kahramanlık öykülerine duyulan bireysel ve toplumsal ihtiyaç, bireysel psikolojik rahatlama ve hatta erginleme gibi çeşitli işlevlerden ve başta anlatıcı olmak üzere zaman ve mekan gibi bağlam unsurlarından ayrı düşünülemeyecek olan bu sözlü kültür ürünlerini isimlendirmek oldukça zor görünmektedir. Bu çalışmada, adı geçen anlatmaların, Dan Ben Amos ve William Bascom gibi isimlerin tür ve tanım üzerindeki fikirlerinden yola çıkarak, neden ve hangi adlarla anıldıklarına değinilmiş ve sonuç olarak da bunların “palavra edebiyatı” veya “kahramanlık anlatıları” alt başlıklarıyla anılabileceği ortaya konulmuştur. Tüm çalışmanın en önemli sonucu ise artık halkbiliminde sınırları kesin olarak çizilmiş “tür”lerden söz etmenin oldukça zor olduğunu göstermiş olmasıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Derleme Sözlüğünde Dokumacılık Mesleği İle İlgili Söz Varlığı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16443</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16443</guid>
      <author>Serpil SOYDAN</author>
      <description>Orta Asya’daki göçebe kabilelerin vücutlarını dış etkilere karşı korumak amacıyla hayvan derilerini ve bitki saplarını kullanmaları, çadırlarını kurmak için de koyun yününe nazaran çok daha uzun ve sıkı olan keçi yününü kullanmaya başlamaları dokumacılığın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu zanaat zamanla gelişmiştir. İnsanlar tarihi olarak tespit edilemeyen dönemlerde keçi yününden bugün düz dokuma tekniği adı verilen göçebe tenteleri yapmışlardır. Daha sonraki dönemlerde Alacahöyük’te arkeolojik kazılarda bulunan gümüş kirmanlar (M.Ö.3000-2000), Gordion’da bulunan Frigyalılara ait sumak ve cicim dokuma parçaları, Konya’nın Çumra ilçesi merkezinin kuzeyindeki Çatalhöyük’te yapılan kazılarda Neolitik çağa (Cilalı Taş çağı) ait (M.Ö 6000)dokuma parçaları dokumacılığın Anadolu’da geliştiğini göstermektedir. Bu elimize geçen parçalar sayesinde dokumacılık tarihini Anadolu’da M.Ö. VII. yüzyıla kadar indirebilmekteyiz. 1071 yılında Türkler Anadolu’ya geldiklerinde ileri düzeyde bir dokumacılık sanatıyla karşılaşmışlardır. Selçuklu İmparatorluğu döneminde de Türk kilim ve halı dokumacılığı gelişmeye başlamıştır. Birçoğu halen belgelenememiş sayısız halı parçasının 13 ve 14. yüzyıllardan kalma en eski Selçuklu halıları olduğu tahmin edilmektedir. Çalışmamızda Türkiye’de halk ağzından derlenmiş olan Derleme Sözlüğünde yer alan Dokumacılık mesleği ile ilgili söz varlığı incelenmiş, konuyla ilgili tarihî ve çağdaş kaynaklar taranmış, tespit edilen söz varlıkları dokumacılıkta kullanılan malzeme ismi, dokumacılıkta kullanılan alet ve araç ismi, dokumacılıkta kullanılan fiiller, dokumacılıkta kullanılan motif ve işlemeler, dokumada çalışan kişilere verilen isimler, dokumacılıkta kullanılan renk isimleri olmak üzere altı başlık altında gruplandırılmıştır.Ayrıca tespit edilen bu söz varlığı içerisinde ödünçleme kelimeler varsa bu kelimelerin kökenleri hakkında da bilgi verilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geçmişten Günümüze Edebiyat Ders Planlarında Ve Kitaplarında Yahya Kemal ve Şiirleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16341</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16341</guid>
      <author>Tevfik SÜTÇÜ</author>
      <description>Türk Edebiyatının XX. yüzyılda yetiştirdiği önemli şairlerinden biri Yahya Kemal Beyatlı’dır. Yahya Kemal, yaşadığı dönemin siyasi, sosyal ve tarihî hadiselerinin içinde yer almasının yanında, Türk edebiyatı ile ilgili önemli ve dikkat çekici hassasiyetleri olan bir şairimizdir. Bütün bu özellikleri ile birlikte Yahya Kemal, Türk şairleri arasında meydana getirdiği eserleri ile Türk dilinin güzel şiir örneklerini vermiş bir şahsiyettir. O, şiirlerinde ele aldığı farklı temaların yanında, şiirlerini meydana getirirken kullandığı dil, biçim ve şekil özellikleri ile öne çıkmış ve şairin bu özelliği hemen her dönemin edebiyat araştırmacıları ve eleştirmenleri tarafından kabul ve teslim edilmiştir. Öğretim kurumlarımızda edebiyat derslerinde edebiyatın diğer türleri ile beraber şiirle ilgili estetik beğenilerin geliştirilmesi ve edebiyat bilgilerinin öğretilmesi hedeflenir. Ülkemizde 1924’ten itibaren okullarımızda bütün diğer ders programları ile beraber edebiyat programlarını yeniden düzenleme çalışmaları da başlar. Cumhuriyet döneminde edebiyat öğretimindeki yönelimlerden birisi, edebiyat derslerinde okutulacak metinlerin çağdaş sanatçıların eserlerinden seçilmesi gerektiği yönündedir. Bu itibarla öğrencilere okuduklarından zevk alması ve yaşayan dilin örnekleriyle karşılaştırılması yanında, bazı metinlerden hareketle edebiyattaki tür ve şekil bilgisine ait konuların öğretilmesi, kavratılması ve tanıtılması mümkün olacaktır. Bütün bu özelliklere sahip olan Yahya Kemal’in eserlerinin ve metinlerinin, okul ders kitaplarında hemen her zaman yer alması isabetli bir tercih olmuştur ve olacaktır. Bu bildiride, hangi yıllardan itibaren ve hangi dönemlerde Yahya Kemal’in hangi eserlerinin yoğun olarak ders kitaplarında yer aldığı; şairin hangi eserlerinin öğrencilere hangi duygu ve düşünceleri, ne tür kavram ve konuları, hangi yöntemlerle anlatıp öğretmek için kullanıldığı sorularına cevap aranacaktır. Buradan hareketle, geçmişten günümüze Türk Dili ve Edebiyatı derslerinin işlenmesi için edebiyat programları çerçevesinde hazırlanan edebiyat ders kitaplarında Yahya Kemal’in ve eserlerinin hangi ölçüde ve hangi eğitsel amaçlarla yer aldığı bu bildirinin konusu olacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tunca Yazılan Şiir Epigramma ve Oktay Rifat</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16527</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16527</guid>
      <author>Hafize ŞAHİN</author>
      <description>Bu çalışmada epigrammanın anlamı ve Yunan mitoloji arasındaki ilişki sorgulanacaktır. Epigrammanın önemi ise Oktay Rifat’ın poetikasına bakılarak açıklanacaktır. Oktay Rifat’ın şiirinin gelişim çizgisine bakılacak ve edebiyat tarihimizde Yunan mitolojisi bağlamında Oktay Rifat şiiri değerlendirilecektir. Türk edebiyatında ses getirmemiş bir akım olan Nev-Yunaniliğe değinilecektir. Epigramma nedir, Oktay Rifat epigrammaları neden çevirmiştir soruları cevaplanacaktır. Epigrammanın sözlüklerdeki tanımı yoluyla bu ifadenin Türkçede neyi ifade ettiği üzerinde durulacaktır. Oktay Rifat’ın epigrammalar hakkında verdiği bilgilerden faydalanarak epigrammaların ne zamandan beri yazıldığı anlaşılmaya çalışılacaktır. Çeviri şiir, çeviri şiir hakkında Oktay Rifat’ın düşünceleri hakkında bilgi verilecektir. Epigrammalardan örneklerle bu şiirlerin önemi vurgulanarak Oktay Rifat’ın neden bu şiirleri önemsediğine dikkat çekilecektir. Oktay Rifat, Cemal Süreya tarafından modern Türk şiirine araştırma duygusunu getirmiş bir şair olarak tanımlanır. Cemal Süreya, onun poetikasında “Agememnon” şiirinin önemi nedir sorusunu sorar. Bu bağlamda, bir Türk şairinin, Oktay Rifat’ın, dünya şiiriyle organik bağı sorgulanacaktır. Cemal Süreya’nın sorusu epigramma merkezinde cevaplanmaya çalışılacaktır. “Agememnon” şiirinin öncesinde Oktay Rifat’ın şiirlerine kronolojik olarak bakılarak Oktay Rifat şiirinde bu değişimin başlangıcının epigrammalar olduğu tespit edilecektir. Bu nedenle aşk, ölüm ve tasvir epigrammaları üzerinde durulacaktır. Oktay Rifat, ne derece Antik Yunan şiirini benimsemiş örneklerden hareketle insan hayatına bu şiirler nasıl yansımış anlaşılmaya çalışılacaktır. Sonunda, epigrammaların Türk şiirine nasıl yansıdığı değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>On Altıncı Yüzyıla Ait Otobiyografik Bir Eser: Arz-ı Hâl ü Sergüzeşt-i Gilanî</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16278</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16278</guid>
      <author>Gülşah TAŞKIN</author>
      <description>Gilan (Geylan) hükümdarı Ebu’l-Muzaffer Bahadır Han’ın şairi olan ve onunla birçok sefere katılan Mahfî-i Gilanî, Muzaffer Han’ın ölümü üzerine İstanbul’a gelmiş ve Kanunî Sultan Süleyman’ın hizmetine girmiştir. Şairin; devlet büyükleri tarafından uğradığı haksızlıkları anlattığı Arz-ı Hal ü Sergüzeşt-i Gilanî adlı otobiyografik bir eseri ve Tercüme-i Bih-i Çinî adlı bir tıp risalesi tercümesi bulunmaktadır. Kendisi de usta bir şair olan Kanunî’nin ve çevresindeki birçok devlet adamının, şairlere destek oldukları ve büyük saygı gösterdikleri bilinmektedir. Sadece İmparatorluk sınırlarında yetişenlerin değil, dışarıdan gelen şairlerin de devlet adamları tarafından çoğu zaman aynı şekilde kabul gördüğü; özellikle de İran’dan gelen şairlere ayrı bir saygıyla yaklaşıldığı düşünüldüğünde, böyle bir ortamda her ne sebeple olursa olsun beklediği ilgiyi göremeyen bir şair neler yaşar, nasıl bir ruh hâli içindedir ve bu durumu eserlerine nasıl yansıtır gibi birçok soru akla gelecektir. Kanunî döneminde, alıştığı ve beklediği ilgiyi göremeyen İranlı bir şair olan Mahfî-i Gilanî ve hayatının belli bir döneminde İstanbul’da yaşadıklarını kendi bakış açısından anlattığı Arz-ı Hâl ü Sergüzeşt-i Gilanî adlı eseri bu anlamda ilgi çekicidir. Bu düşünceden hareketle bu makalede öncelikle Mahfî-i Gilanî’nin kaleme aldığı, Klasik Osmanlı edebiyatı ve Osmanlı tarihi açısından önemli ipuçları barındırdığı düşünülen Arz-ı Hâl ü Sergüzeşt-i Gilanî adlı otobiyografik eser tanıtılacaktır. Ardından bahsedilen eserden yola çıkılarak “Arz-ı hâl”, “Hasbihâl”, “Sergüzeştname” gibi adlarla anılan ve otobiyografik malzeme barındıran benzeri eserlerin sınıflandırılmasıyla ilgili bazı soru ve öneriler tartışmaya açılarak Arz-ı Hâl ü Sergüzeşt-i Gilanî’nin bu tür eserler arasındaki yeri sorgulanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmenlerinin Okuma Yöntem-Tekniklerini ve Araç-Gereçlerini Kullanma Durumları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16385</guid>
      <author>Fulya TOPÇUOĞLU ÜNAL, Ümit YEĞEN</author>
      <description>Türkçe dersi çok yönlü bir derstir. Bu bakımdan, bu dersle ilgili çalışmalar sırasında birden çok değişik yöntem ve tekniğe başvurulması hem doğal, hem de zorunludur. Türkçe Dersi Öğretim Programı’nda okuma, diğer becerilerin geliştirilmesi için temel olarak görülmüştür. Çünkü programın bireye kazandırmak istediği beceriler ancak ve sadece okumanın önemi ve gerekliliğinin kazandırılması ile mümkündür. Öğrenmenin etkili ve kalıcı olabilmesi için, öğrendiklerimiz birçok duyumuza hitap etmelidir. Bu anlamda okuma alanındaki yöntem-teknik ve araç-gereçler; analiz yapan, sorgulayan, sınıflayan, üreten bireyler olarak yetiştirilmemiz için kullanılmalıdır. Türkçe öğretimi, yalnızca dilsel metinlerle yürütülen bir süreç olmaktan çıkarılıp görsel, işitsel metinlerle de desteklenerek yürütülmelidir. Bu araştırmanın amacı, Türkçe öğretmenlerinin 7. ve 8. sınıf Türkçe öğretim programında yer alan okuma alanında kullanılması önerilen yöntem-teknikleri ve araç-gereçleri kullanma durumlarının belirlenmesidir. Araştırma tarama modelindedir. Araştırmanın örneklemi Bursa il merkezinde görev yapan 298 öğretmenden oluşmaktadır. Örnekleme yöntemi olarak olasılığı bilinen örnekleme tabakalı (oranlı) örnekleme tekniği kullanılmıştır. Veriler, “Türkçe Dersi Öğretim Programı Okuma Alanı Yöntem ve Teknikleri Anketi” ile toplanmıştır. Araştırmacılar tarafından geliştirilen anket birbirinden bağımsız iki alt bölümden oluşmaktadır. Birinci alt bölüm tek boyutlu bir yapıda ve Türkçe dersi öğretim programı okuma alanında kullanılması önerilen yöntem ve teknikleri içeren 14 maddeden oluşmaktadır. İkinci alt bölüm ise, katılımcıların okuma alanına yönelik olarak, belirtilen araç ve gereçleri kullanım sıklığını belirlemek amacı ile hazırlanmış 15 maddeden oluşmaktadır. Verilerin analizinde SPSS 20.0 programı kullanılmış betimsel istatistikler ve t-testi analizleri kullanılmıştır. Yapılan anketten elde edilen bulgulara göre; öğretmenlerin %87 ile daha çok sesli okuma yönteminde yoğunlaştığı görülmektedir. Eleştirel okuma ve soru sorarak okuma yönteminin neredeyse aynı oranda olduğu araştırmada; söz korosu, okuma tiyatrosu ve ezberleme gibi okuma yöntemleri daha az kullanılmaktadır. Ayrıca öğretmenler %93 oranında öğretmen kılavuz kitabını ve %92 oranında ders kitabını kullanmışlardır. Yazım kılavuzu ve sözlüklerin kullanım oranları % 88-83 arasında birbirine çok yakınken; ders dışı okuma kitaplarının kullanma durumları %75’te kalmıştır. Aynı zamanda ankete katılımcılarının Türkçe dersi okuma alanında teknolojiyi %67 gibi bir oranla çok da fazla kullanmadıkları belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmeni Adaylarının Farklı Türlerdeki Cümlelerde Vurgulu Sözcükleri Belirleyebilme Becerilerine Yönelik Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16463</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16463</guid>
      <author>Burak TÜFEKÇİOĞLU</author>
      <description>Anlaşılır ve akıcı konuşma becerisine bağlı olarak vurgulu konuşma/okuma Türkçe öğretmeni adaylarının kazanması gereken mesleki nitelikleri arasındadır. Bu nedenle araştırma konumuzu, Türkçe öğretmeni adaylarının farklı türlerdeki cümlelerde vurgulu söylenmesi gereken sözcükleri belirleyebilme becerileri oluşturmaktadır. Araştırma, 2010 – 2011 eğitim-öğretim yılında Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümünde okuyan 31 öğretmen adayı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların Türkiye Türkçesinde teorik olarak belirlenen cümledeki vurgulu sözcükle aynı sözcükleri belirleme durumları, eksiltili cümlede katılımcıların vurgulu sözcük tercihlerinin yoğunlaştığı sözcük türü ve katılımcıların belirttiği vurgulanması gereken sözcüklerin görevleri frekans tablosu ile gösterilmiştir. Katılımcıların tercih ettikleri vurgulu sözcüklerle Türkçe dil bilgisi kurallarına göre vurgulanması gereken sözcükler arasındaki farklılık ilişkisel araştırma düzeneklerinden yalnız son testli karşılaştırma gruplu düzenek, Türkçenin dil bilgisi kurallarına göre vurgulanan sözcüklerle dinleyicilerin bu vurgulu okunan sözcükleri belirleyebilme becerileri arasındaki ilişki ise tek grubun birden çok değişkenler arası ilişkisinin incelenmesi düzeneği uygulanmıştır. Çalışmada olasılığı bilinmeyen örnekleme yoluna başvurulmuştur. Araştırma sonucunda katılımcıların Türkiye Türkçesindeki teorik olarak belirlenen cümledeki vurgulu sözcükleri ağırlıklı olarak vurgulamadıkları, eksiltili cümlede vurguyu birbiri ile anlamsal olarak bağımlı son sözcük grubunda yoğunlaştırdıkları, cümlede vurguyu daha çok edat, bağlaç, ünlem üzerine yoğunlaştırdıkları, sesli okumalarda ise vurgulu okunan sözcükleri belirleyebilme oranlarının düşük olduğu, teorik olarak vurgulanması gereken sözcüklerin özel isimler olduğunda hem cümlede hem sesli okumada dinleyiciler tarafından belirleyebilme oranlarının arttığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Resimli Çocuk Kitaplarında Hayvan Karakter Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16416</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16416</guid>
      <author>Seyit Battal UĞURLU</author>
      <description>İnsan hayvan etkileşimi, insanlığın kültürel tarihi içinde ve özellikle edebiyatta, farklı biçimlerde, oldukça yaygın şekilde temsil edilmiştir. Değişik türdeki hayvanlarla insanoğlunun yakın etkileşimi, belirli anlatı türlerinin temel malzemesini oluşturmuştur. Tarihsel süreç içinde belirli pratikler ve koşullar altında şekillenen bu anlatılar, insan-hayvan etkileşiminin dilsel biçimini oluşturduğu gibi, bu etkileşimin kültür tarihi içindeki duygusal bağına da vurgu ile yüklüdür ve bu makalede ele alınan konunun can alıcı damarını oluşturmaktadır. Öte yandan insanbiçimcilik (antropomorfizm) uzun bir tarihi süreçten beri edebiyatın önemli bir aygıtı olarak kullanılmıştır. Bu aygıtın çocuk edebiyatında kullanımı, onu diğer didaktik türlerden ayırıcı hale getirir. Yakın çevredeki hayvanlar, erken çocuklukta, çocukluk ile doğa arasında oldukça esnek ve duygudaşlık ile yüklü bir alan oluşumunda etkilidirler. Resim, erken çocuk sürecinde, başlı başına bir okuma biçimine karşılık gelir. Kişilik gelişiminin en önemli aşamasını oluşturan 3–6 yaş aralığı, aynı zamanda çocuğun bazı yetilerinin şekillendirecek resimli kitap okumanın da önemli bir dilimini oluşturmaktadır. Çocuk, ebeveyninin yardımıyla bu resimleri sözel olarak dinler ve görsel olarak okur. Bu resimlerin hayvan karakterlerden oluşması ise onun dünyasına yeni ve farklı bir duyarlılığın kapılarını aralar. Bu, aynı zamanda çocuğun süreç içinde duygusal ve bilişsel yetilerinin yanı sıra, eğitiminin de gelişiminde etkin bir araçtır. Söz konusu potansiyelin, kültürel tarihin çocuğun dünyasına nasıl ve neden aktarıldığına ilişkin bir karşılaştırma yoluna giderek, günümüzde çocuk dünyasını hedefleyen anlatılar için hayvan karakterlerin ne anlam ifade ettiğini anlamaya çalışmak, bu makalenin hedefini oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuk İmgesinin Cahit Zarifoğlu ve Paul Eluard’ın Şiirlerinde Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16446</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16446</guid>
      <author>Nurullah ULUTAŞ, İsmail SÜPHANDAĞI</author>
      <description>Cahit Zarifoğlu ile Paul Eluard’ın şiirlerinde “çocuk” imgesi, bir çok yönüyle benzerlik arz etse de; bazı yönlerden farklı çağrışımlar dünyasına gönderme yapar. İnsanın bulûğ çağına kadarki evresi olarak tanımlanan çocukluk, neredeyse tüm şairlerin yoğun biçimde gönderme yaptıkları bir dönemdir. Şairler, çocukluk dönemine kendisinden ilham alınan bereketli bir kaynak olarak sıkça başvurmaktadırlar. Ölüme yakın insanın bakışı ile yaşama dönük çocuk yüzü inançlı bir şair ile inancı merkeze almayan şairde farklı görünümler arz eder. Şairlerin genelinde ele alınan çocuk imgesi, farklı iki medeniyete mensup bu iki şairde belirgin farklılıklar içeren çağrışımlara sahiptir. Kültürel anlamda birbirine zıt iki şairin bu imgeyi kullanış biçimleri üzerinden hem şiir retoriklerini hem de hangi anlamsal küme içerisinde kullandıklarını ayırt etme imkânından söz edebiliriz. Cahit Zarifoğlu çocuk bakışının safiyetine ve bu bakışın neredeyse bir model olarak kullanılabileceğine gönderme yaparken Paul Eluard çocuğu, hayatın önemli figürlerinden biri olarak ele alır. Her iki şairde de çocuk imgesinin kuş imgesiyle birlikte kullanıldığı görülür. Zarifoğlu’nda çocuk, çoğunlukla umut, masumiyet ve aşkı simgeler. Eluard’da ise çocuk, ölümün eşiğindeki insan ile hayatın içine doğru akmaya meyilli insan arasındaki çelişkinin izahı olarak okunabilir. Bu çelişki, şairi mutsuzluğa itse de Eluard, tabiatın ve hayatın anlamını çocukta bulur. Cahit Zarifoğlu’nda çocuk, her şeyin ölçüsü olma durumuna ulaşır. Bir çocuk kadar mutlu ya da mutsuz, kederli veya coşkulu gibi hayatta kişinin sahip olduğu tüm ruh halleri, bu imge ölçü alınarak değerlendirilir. Sosyalist bir gelenekten gelen Eluard’da ise çocuk, sıkıcı hayat içinde insana nefes aldırabilen özel bir imge olarak kullanılır. Bu çalışmada farklı kültürlere ve inançlara sahip iki şairin “Çocuk” imgesine yaklaşımları karşılaştırılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almanca Öğretiminde Yazınsal Metin Çevirisinin Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16308</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16308</guid>
      <author>Ayşe UYANIK, Zeki USLU</author>
      <description>Özet Geçen yılların aksine, yabancı dil dersinde yazınsal metin kullanımı giderek daha çok dilbilimci tarafından desteklenmektedir. Dillerin tüm yapısal ve kullanımsal özelliklerini barındıran bu metinler, öğrenen grubuna ve öğrenilen konuya uygun seçilirse, öğretim sürecini olumlu etkileyebilir. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu çalışmanın amacı, ders ortamında yazınsal metin çevirisi yaparak, kaynak dil ve erek dilde yapısal ve kullanımsal dil bilinci oluşturmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, Aha (1B) adlı ders kitabında emir kipinin işlendiği bölüm seçilerek, Uwe Timm’in “Erziehung” adlı şiiri ders kitabının yanında ders ortamına çeviri alıştırması olarak getirilmiştir. Şiir, Almancadan Türkçeye çevrilmiş, yapısal ve kullanımsal özellikleri saptanmıştır. Çalışmada, Yabancı dil öğretiminde yazınsal metinlerden yapılan eğitsel çeviri alıştırmalarının öğretim aracı olarak kullanılmasının ne gibi katkılar sağlayacağı araştırılmıştır. Kafkas Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü 3. Sınıf öğrencileri ile yapılan uygulamalı ders etkinlikleri sonunda, Almanca öğretiminde yazınsal metinlerden yapılan çeviri alıştırmalarının öğrenenlerin kelime dağarcığını zenginleştirdiği ve bu kelimelerin bağlamsal anlamlarını yazınsal metinden çıkarabildikleri görülmüştür. Yazınsal metin çevirisi aracılığı ile, öğrenenler, her iki dilin ortak ve farklı özelliklerini tespit edebilmiştir. Saptanan bu özellikler vasıtasıyla karşılıklı dillerde yapısal bilincin oluştuğu görülmüştür. Bu bilinç öğrenenlerin erek dildeki kullanım becerilerini olumlu yönde geliştirmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Abdullah Tukay’ın Tatarca Üzerindeki Etkileri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16255</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16255</guid>
      <author>Murat UZUN</author>
      <description>Tatar ismine Çin kaynakları, Orhun Abideleri ve Kaşgarlı Mahmud’un Divânü Lügâti’t-Türk adlı eseri gibi muhtelif tarihî kaynaklarda rastlanmaktadır. Günümüzde bu etnonim Kazan ve Kırım Tatarları tarafından bir millet adı olarak kullanılmakta ve bu toplulukların dilleri de Tatarca olarak adlandırılmaktadır. Kuzey-Doğu Türkçesinin Kıpçak koluna mensup olan Tatar Türkçesi, XVIII. yüzyılın ikinci yarısında temelleri atılan bir değişim sürecine girmiştir. Değişim sürecinin devamında, XIX. yüzyılın son dönemlerinde Tatarlar için yeni bir edebiyat başlamış, XX. asrın başında değişim son raddeye varmıştır. Tatar dili üzerindeki değişime etki eden ve bir anlamda modern Tatarcaya son şeklini veren önemli şahsiyetlerden biri şair, yazar ve bir düşünce adamı olan Abdullah Tukay’dır. Kazan Tatarlarının milli şairi olan Tukay’ın yazı hayatı iki farklı dönemden oluşur. Tukay’ın edebî eserler verdiği iki farklı dönem şiirlerinde kullanılan dil son derece farklı bir mahiyete sahiptir. Onun şiirlerinde iki farklı dönemi temsil eden iki farklı dil anlayışı söz konusudur. Edebî hayatının ilk dönemi olan 1905-1907 yılları arasındaki Cayık (Uralsk) döneminde İstanbul ağzının etkisinde kalan Tukay; 1907 yılında geldiği Kazan’daki edebî muhitin etkisi, Tatar milliyetçiliği vb. gibi değişik etkenlerle mahallî ağza yönelmiş, Şehabettin Mercani ile başlayan bu hareketi zirveye taşımış ve Tatar konuşma dilinin edebî dil haline gelmesine yardımcı olmuştur. İncelenen şiirler üzerinde bunu açıkça görmek mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tatar Nesrinde Olumlu Kahramanlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16481</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16481</guid>
      <author>Ramilya YARULLİNA YILDIRIM</author>
      <description>Tatar Edebiyatının her dönem için önemli konularından sayılan kahraman konsepti yaratma prensipleri ve tecrübeleriyle ilgili tartışmalar bugün de devam etmektedir. Başkentimiz Kazan şehrinde yayımlanan Kazan Utları (Kazan ışıkları) edebiyat dergisinin her sayısında kahraman konsepti konularının işlenmesi bunun açık bir kanıtıdır. Son yıllar edebi eleştiri kaynaklarında daima “olumlu kahraman”, “ibretli kahraman”, “bizim dönem kahramanı”, “maskeli kahraman”, “mücadeleci kahraman” gibi düşüncelerle karşılaşmaktayız. Özgürlük cereyanı tesirinde kalan yeni edebiyatın tema ve tarz bakımından zenginleşmesinden, psikolojizmin ilerlemesinden, lirik ve eleştirel eserlerin yaygınlaşmasından dolayı kahraman konseptinin karmaşıklaştığını ve olumlu kahramanın Sovyet Edebiyatındaki itirazsız kahraman taleplerine uymadığını görürüz. Bunlara rağmen, bazı yazarlar kendi eserlerinde hayat ideali seviyesinde olmasa da, büyük bir terbiye gücüne sahip olan olumlu kahramanlar yaratmak için çaba göstermektedirler. Bu makalede D.Zahidullina, A.Helim, G.Gıylmanov, F.bBeyremova gibi son yıllardaki Tatar edebiyatı uzmanlarının olumlu kahraman yaratma prensipleri, düşünceleri ve tecrübeleriyle ilgili tartışmaları üzerinde durulacaktır. Eski edebiyattan itibaren 1980’li yılların sonuna kadarki edebiyat gözden geçirilerek, her tarihi dönemin özelliklerini ve o dönem edebiyat bilimi taleplerini taşıyan olumlu kahraman örnekleri verilmektedir. Son yıllar Tatar edebiyatından F.Safin, M.Malikova, A.Helim ve F.Yarullin nesirleri örneğinde okur için emsal olan ve olumlu kahraman seviyesinde tasvir edilen kahramanların özellikleri tespit edilmekte ve onlar sayesinde yazarların hayat hakkındaki düşünceleri ve gelecekle ilgili idealleri açıklanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fecr-i Âti’nin Edebî Faaliyetleri Çerçevesinde Rübab Mecmuası’nda Öne Çıkan Edebiyat Tartışmalarının Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16238</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16238</guid>
      <author>Ayşe Duygu YAVUZ</author>
      <description>Osmanlı’nın son yıllarından itibaren özellikle 1901-1912’de öne çıkan edebiyat tartışmalarına odaklanıldığında edebiyat topluluklarının sanat görüşlerini mecmualar aracılığıyla açıkladığı görülür. Her topluluk kendini tanımlama ve mottosunu ilan etmede genellikle kendisinden önceki toplulukların sanat görüşlerini temel alır. Bu noktada belli bir gruba mensup olduğunu beyan eden yazarların diğer mecmualar etrafında bir araya gelen yazarlar ve bağımsız yazarlarla kurduğu organik bağ önem taşımaktadır. Dolayısıyla söz konusu dönemde yer alan bir edebiyat topluluğunun faaliyetleri ele alınırken yazarların yaratım sürecinde beslendikleri kanallar göz ardı edilmemelidir. Söz gelimi, Fecr-i Âti sanat anlayışından söz ederken Edebiyat-ı Cedide’yi zikretmesi sebebiyle inceleme metodu olarak sadece Fecr-i Âti’ye değinmek edebî tartışmaları bütüncül biçimde yorumlamanın önüne geçecektir. Topluluklar arasındaki mutlak bağ, onların birbirlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini ortaya koyar. Bu görüşten hareketle, bu çalışmada Fecr-i Âti topluluğunun diğer edebiyat çevreleriyle ilişkisi üzerinden, Rübab mecmuası etrafında gerçekleşen edebî tartışmalar değerlendirilmiştir. Edebî faaliyetlerin nasıl bir ortamda ortaya çıktığını anlamak için tarihsel arka plan çerçevesinde edebiyat çevrelerinin deneyimlerini aktarmaya özen gösterilmiştir. Dönemin edebiyat eleştirisi anlayışına dair sunduğu ipuçları ve eleştiri anlayışındaki değişimi göstermesi bakımından Rübab mecmuasının önemine dikkat çekilmiştir. Örneğin Şahâbeddin Süleyman’ın Çıkmaz Sokak piyesi ahlakî ölçütler bakımından eleştirilirken, Hüseyin Rahmi’nin Cadı romanı teknik özelliklerine göre değerlendirildiğinden edebiyat eleştirisinde öznelden nesnele bir dönüşüm söz konusudur. Böylelikle Rübab’da yer alan başlıca edebî tartışmalara değinilerek edebî eleştirinin nasıl gerçekleştirildiğine temas edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okuma Motivasyonu, Akıcı Okuma ve Okuduğunu Anlamanın Beşinci Sınıf Öğrencilerinin Akademik Başarılarındaki Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16379</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16379</guid>
      <author>Mustafa YILDIZ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı; okuma motivasyonu, akıcı okuma ve okuduğunu anlamanın akademik başarıyı hangi yolla ve ne düzeyde etkilediğini belirlemektir. İlişkisel tarama modeli çerçevesinde yürütülen araştırmada yapısal bir model geliştirilip test edilmiştir. Araştırmaya Ankara ili Etimesgut ilçesinde kamuya ait bir ilköğretim okulunda beşinci sınıfa devam eden 135 öğrenci katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin okuma motivasyonlarının belirlenebilmesi için Okuma Motivasyonu Ölçeği-Türkçe Formu kullanılmıştır. Araştırmada akıcı okuma düzeylerinin belirlenebilmesi için öğrencilere sınıf düzeyine uygun bir metin sesli olarak okutulmuştur. Okuma sürecinde yapılan hatalar belirlenerek öğrencilerin okuma hızı ve kelime tanıma düzeyleri hesaplanmıştır. Akıcı okumanın diğer göstergesi olan prozodik okuma becerisi ise Çok Boyutlu Akıcılık Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Öğrencilerin okuduğunu anlama düzeyini belirlemek için gerekli olan veriler hikâye edici metni anlama, bilgi verici metni anlama ve kelime bilgisi testlerinden elde edilmiştir. Öğrencilerin akademik başarılarının belirlenmesinde ise Türkçe, fen, matematik ve sosyal bilgiler derslerine ilişkin karne notları kullanılmıştır. Araştırma problemine cevap verebilmek için Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS ve AMOS istatistik programları ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçları okuma motivasyonu, akıcı okuma ve okuduğunu anlamanın beşinci sınıf öğrencilerinin akademik başarılarındaki değişimin %61’ini açıkladığını göstermiştir. Bu bulgunun literatüre çok önemli bir katkı olduğu söylenebilir. Türkiye’de ilkokul ve ortaokul ders programlarında okuma öğretimine yönelik yaklaşımlar gözden geçirilmelidir. Öğrencilerin okuma motivasyonunun geliştirilmesi, öğrencilere akıcı okumanın öğretimi ve okuduğunu anlama becerilerinin kazandırılmasına yönelik çalışmalara daha fazla yer verilmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Araplara Türkçe Öğretmek Amacıyla Hazırlanmış Kaşgarlı Mahmut Türkçe Öğretim Seti’nde Kültür Aktarımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16353</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16353</guid>
      <author>İsa YILMAZ, İzzet ŞEREF</author>
      <description>Dil, en basit tanımıyla bir iletişim aracıdır. Kültür ise bir toplumun simgesi hâline gelmiş ve millî değeri olan her şey olarak tanımlanabilir. Dil ile kültür arasındaki ilişkinin varlığı da dil ve kültür var olduğundan bu yana bilinmektedir. Dil kültürü beslerken kültür de dili beslemektedir. Dil ile kültür arasında bu şekilde bir alışveriş vardır. Bu ilişkiye dil ve kültürden söz edilen her alanda dikkat edilmesi gerekir. Bu alanlardan olan dil öğretiminde dil ile kültür arasındaki ilişki her aşamada göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü dil öğretimi aynı zamanda kültür aktarımı demektir. Bu sebeple Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Metni’nde de dil öğretiminde kültür aktarımının önemi üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada dil öğretiminin kültürlerarası etkileşimde bir araç olduğu düşüncesinden hareketle, öncelikle Türkçe öğretimi amacıyla hazırlanmış olan ders kitaplarının kültür aktarımı sürecindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Daha sonra Araplara Türkçe öğretimi amacıyla hazırlanmış olan Kaşgarlı Mahmut Türkçe Öğretim Seti kültür aktarımı bağlamında ele alınmış ve belirli ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Bu incelemeler sonucunda temel seviye metinlerinde orta seviye metinlerine göre daha fazla aktarımın yapıldığı ve yapılan aktarımların da genellikle doğrudan olduğu anlaşılmıştır. Orta seviye metinlerinde ise daha çok edebî ve tarihsel aktarımların yapıldığı görülmüştür. Bu sonuçlara göre Türk yaşantısı ve gelenek-görenekleriyle ilgili ögelere daha fazla yer verilmesi gerektiği düşüncesi oluşmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geschichte Der Türkischen Literatur In Dokumenten (Belgelerle Türk Edebiyatı Tarihi)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16441</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16441</guid>
      <author>Mutlu ER</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkler ve Ölüm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16531</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16531</guid>
      <author>Seyit GEZER</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


