






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2013 Sayı Volume 8 Issue  2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=265</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Yusuf Ziya Yörükan'ın Hayatı, Eserleri ve İslam Tarihçiliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16093</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16093</guid>
      <author>Zekeriya AKMAN</author>
      <description>Yusuf Ziya Yörükan,1887 yılında Selanik’te doğmuştur. Osmanlı Devletinin son döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşamış, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde okumuş, bunun yanı sıra dini alanlarda dönemin hocalarının vermiş oldukları özel derslere devam etmiştir. Anadolu’nun farklı şehirlerinde Edebiyat öğretmenliği yapmış ve bu görevinin yanı sıra akademik çalışmalarına da devam etmiştir. Daha sonra Üniversitelerde çalışmaya başlayan Yusuf Ziya Yörükan, İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde İslam Dini tarihi, Mezhepler tarihi ve Felsefe hocası olarak görev yapmıştır. Hayatını kaybetmiş olduğu 5. 6. 1954 tarihine kadar hocalık görevine, akademik ve ilmi çalışmalarına devam etmiştir. Yusuf Ziya Yörükan, İslam düşüncesinin birçok alanı ile ilgilenmiştir. Felsefe, Kelam, Türk tarihi, İslam tarihi, Dinler tarihi, Mezhepler tarihi ve Hadis gibi alanlarda çok sayıda çalışmalar yapmış ve bu ilim dallarına dair soru ve iddialara cevaplar vermiştir. Çok sayıda kitap ve makaleler yazmıştır. Özellikle Alevilik, Bektaşilik ve Türklerin eski inançları ile ilgili çalışmaları ön plana çıkmıştır. Yusuf Ziya Yörükan, branşı İslam tarihi olmayan bir akademisyendir. Bazen yazmış olduğu bir kitabın içerisinde İslami ilimlerin birçok alanı ile ilgili bilgilere yer vermiştir. İslam Dini Tarihi ve Peygamberimiz isimli kitaplarında Hz. Peygamberin hayatını anlatmıştır. İslam tarihçilerinden farklı bir tarzda konuları ele alarak değerlendirmiştir. Kitaplarında, İslam tarihinde meydana gelmiş olayları anlatırken, bunlarla bağlantılı olabilecek dini ve hukuki konulara da yer vermiştir. Öğretici bir tarzda yazmış olduğu eserleri, okullarda ders kitabı olarak okutulmuşlardır. Bu makalede onun Hz. Muhammed’in hayatını anlatan kitaplarını tanıtmaya ve İslam tarihçiliğini değerlendirmeye çalıştık.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. Meşrutiyet Devri Pedagoglarından Sabri Cemil ve Amelî Fenn-i Tedris’i</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16087</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16087</guid>
      <author>Hamza ALTIN</author>
      <description>Hayatı hakkında detaylı bilgiye sahip olmadığımız Sabri Cemil, II. Meşrutiyetin ilanı sırasında Dârülmuallimîn-i Rüşdi’de müdürlük vazifesini yürütmekte idi. Balkan Savaş’ından sonra Bursa ve Şam’da görev yaptı. Sabri Cemil’in en çok tanınan eseri 1326 yılında Üsküp’te yayınlandığı bilinen Amelî Fenn-i Tedris isimli kitabıdır. İnsana ekmek, su, hava lazım olduğu gibi eğitimimin de zaruri olduğunu söyleyen Sabri Cemil’in düşüncesine göre eğitim anahtarının açamayacağı kilit yoktur. Ona göre muallimin yollarından en emin olanı öğrenciye öğrenmek hevesinin kazandırılmasıdır. Dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biri de öğrenci eğitim alırken yalnız okuma yazma makinesi olmamalı aynı zamanda ahlaklı, soru soran ve araştıran bir kimse olmalıdır. Aynı zamanda eğitim çocuğa şahsiyet kazandırmalıdır. Eğitimde yalnızca teorik bilgileri uygun bulmayan Sabri Cemil, bunun yeterli olamayacağını aynı zamanda tatbikata da yer verilmesi gerektiğini düşünmekteydi. Ayrıca çocukların eğitim öğretiminde aceleye karşı çıkan Sabri Cemil, çocuklara yaşına göre muamele yapılması taraftarıydı. Eğitimde ev ödevlerinin önemini savunan Sabri Cemil, özelikle yazılı ev ödevlerinin öğrencilerin öğrendiklerini pekiştirme açısından çok faydalı olduğunu iddia etmekteydi. Sabri Cemil’in fikrince bir milletin ve devletin yükselmesinde veya yıkılmaya yüz tutmasında o memleketteki öğretmenlerin büyük payı vardır. Ona göre muallimlerde bulunması gereken iki tane temel özellik olmalıdır; muallimler evvela ciddi bir tahsil görmelidirler, ikinci olarak ise öğrendiklerini vatan evlatlarına öğretmede hiçbir fedakârlıktan çekinmemelidirler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vizier And Alim Giving Political Advice: Ethical Argumentation In Asafname And Usul Al-Hikam</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16235</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16235</guid>
      <author>Salih BAYRAM</author>
      <description>This article provides a parallel reading of Lutfi Paşa’s Asafname and Hasan Kafi’s Usul al-Hikam, both 16th century Ottoman siyasetnames. These books, the former penned by a prominent member of the bureaucracy and the latter by a middle ranking scholar, were compared in terms of the religious references they make, and the justifications they provide for specific recommendations. It was found, as was expected, that Usul uses religious references and religious justification more frequently than Asafname does. However, formal/rule-based justification, a larger ethical category encompassing the religious as well as traditional and legal justification and defined in opposition to utilitarian/consequentialist justification, was used more frequently by Asafname. Despite its heavily religious language and the religious background of its author, Usul used utilitarian arguments more frequently than formal ones when making recommendations.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hatay’da Entelektüel Bir Kadro Hareketi Olarak Hatay Halkevi Dergisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16099</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16099</guid>
      <author>Haktan BİRSELOlcay Özkaya DUMAN</author>
      <description>İskenderun Sancağı’nda, Sancağın Bağımsızlık, Türk kültür mücadelesi ve Türkiye’ye iltihakın gerçekleşmesi yönünde faaliyetler entelektüel bir kadro tarafından yürütülmüştür. Bu mücadelelerin yürütülmesinde ve koordine edilmesinde İltihak sonrası süreçte aynı entelektüel kadro bu defa Hatay Halk Evi bünyesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Hatay Halk Evi, faaliyetlerine Sancak bölgesinin Anavatana katılımın gerçekleşmesinden sonra da gerek Türk kültürünün yerleşmesi ve gerekse de diğer grupların Türk kültürünü benimsemesi kapsamında çalışmalarına devam etmiştir. Bu çerçevede Halk Evi tarafından yayınlanan Hatay isimli dergi, Hataylıların Türk kültürü altında birleşmesi ve bu ortak kültürü benimseme konusunda önemli bir vasıta olmuştur. Hatay dergisi bir yıl kadar yayınlanmış ve daha sonra yayımdan kaldırılmıştır. Fakat bu kısa yayım hayatı boyunca döneme ait önemli bilgiler aktarmış ve çalışmalar yapmıştır. Hatay’da, Hatay Halkevi Dergisi, Modern Türkiye’nin kabul ettiği tüm inkılâp hareketlerinin yürütücüsü ve taşıyıcısı olarak görülmüştür. Bu misyon Hatay’ın İltihak ile beraber yaşamın hemen hemen her alanında yeniden yapılandırılmaya çalışılacağı yeni dönemin eğitim kolu, kültür okulu olmuştur. Hatay entelektüellerine önemli bir saha oluşturan Halkevi Dergisi, çağdaş ve modern yaşamı öngören yazılarıyla halkın bilinçlenmesi ve eğitilmesi yönünde faaliyet yürütmüştür. Kemalist ideolojinin ve Atatürk inkılâp hamlelerinin Hatay’ın özgün tarihsel geçmişi ve toplumsal dokusu içerisinde yer almasını sağlayacak yayınlar yapan Hatay Halkevi Dergisi Türkiye ve Misak-ı Milliye ait Hatay’ın kimlik ve aidiyet noktasında sesi ve vicdanı olmayı amaçlamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1925 Yılında İstanbul Erkek Lisesinde Öğrencilere Verilen Bir Sürgün Cezası ve Dönemin Eğitim Anlayışı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16068</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16068</guid>
      <author>Doğan DUMAN</author>
      <description>Eğitimi toplumsal değişimde bir araç olarak kullanmak birçok siyasal iktidarın başvurduğu bir yöntemdir. Cumhuriyet’in kurucuları da eğitimin bu işlevinden yararlanabilmek için eğitim faaliyetleriyle yakından ilgilenmişler; okul, öğretmen ve öğrenci sayısını artırmaya çaba göstermişlerdir. Özellikle öğretmenlik mesleğinin tüm dünyada çağdaşlaşmanın en önemli araçlarından biri olması nedeniyle de öğretmenliğe ve milli eğitime başından beri büyük önemle yaklaşılmıştır. Daha Kurtuluş Savaş’ı devam ederken toplumu mücadeleye ikna etmek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yanında yer almalarını sağlamak için öğretmenlere ve eğitime çok önem verilmiştir. Bu önem Cumhuriyet’in ilk yıllarında artarak devam etmiştir. Öğretmenlerin ücretlerinde iyileştirmeler yapılırken, toplumsal statülerinin de güçlendirilmesine özen gösterilmiştir. Öğretmenler, okulda ve toplumda Cumhuriyet rejiminin birer temsilcisi olarak konumlandırılmışlardır. Çünkü onlar yeni rejimin değerlerini topluma benimsetmekle yükümlü kabul edilmekteydiler. Köklü değişimlerin sağlandığı Cumhuriyet’in ilk yıllarında da öğretmenler kendilerine yüklenen bu misyonu başarıyla yerine getirmişler ve yeni rejim ile devrimlerin kabul görmesinde önemli bir rol oynamışlardır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitim, toplumu dönüştürücü en etkili araç olarak kabul edilince doğal olarak eğitim sisteminin baş aktörlerinden biri olan öğretmenlerin konumunun güçlendirilmesi de bir zorunluluk olmuştur. Özellikle Mustafa Necati’nin bakanlık yaptığı dönemde öğretmenlik mesleğinin saygınlığı artırılmış ve bu saygınlığı zedeleyecek herhangi bir girişime izin verilmemiştir. Makalede, 1925 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nde Arapça dersi öğretmenine karşı yapılan bir saygısızlıktan hareketle dönemin eğitim politikası ve okullarda uygulanan disiplin cezaları değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kutsal Kitaplar ve Mitolojik Kaynaklar Işığında Eski Yakındoğu’da Rüya Olgusu ve Algısı Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15984</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15984</guid>
      <author>H. Hande DUYMUŞ FLORIOTI,Elvan ESER</author>
      <description>Tarih boyunca hemen hemen her topluma ait yazılı kaynakta zikredilen rüya olgusu, Eski Yakındoğu toplumlarında, insanlarla tanrılar arasında bir iletişim ve kehanet vasıtası olarak algılanmıştır. Kutsal Kitaplar’da da yer alan ve anlam bulan bu yaklaşım, Eski Yakındoğu toplumlarına ait yazılı kaynaklar arasında önem arz eden mitolojik anlatılarda da yer almaktadır. Nitekim, Eski Mezopotamya toplumlarının rüyaya yüklediği anlam, daha sonraki dönemlerde Anadolu’nun merkezinde güçlü bir devlet kurmuş olan Hititler’e de geçmiş, mitolojik ve destansı anlatılarda yer bulmuştur. Söz konusu toplumlarda rüyanın algılanışı ile ilgili olarak ortak payda, rüyaların geleceğe dair ipuçları içerdiği inancı ile bağlantılı olup önemli bir kehanet vasıtası olarak kabul edilmiş olmasıdır. Gerçekten, insanlar gördükleri rüyalarda, ilahî bir mesaj aramışlar ve geleceğe dair kehanette bulunmuşlardır. Görülen kötü bir rüya ise, kötü bir geleceğin habercisi olarak algılanmış ve yorumlanmıştır. Bu durum, günümüzde de birçok kültür ve inanışta yer alarak, kültürel bir süreklilik olarak devam etmektedir. Eski Yakındoğu toplumlarında geleceğe dair önemli bir hususu merak eden ve bu yönde bir ipucu elde etmek isteyen insanlar, bir arınma ritüelinin ardından tapınaklarda ya da önemli kült merkezlerinin bulunduğu şehirlerde geceleyerek (uykuya yatarak) o gece gördükleri rüyalarda akıllarındaki soru ile ilgili olarak ilahî bir mesaj, bir işaret beklemişlerdir. Bu uygulama, İslam geleneğinde var olan “istihareye yatma” uygulamasını hatırlatmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vatan Topraklarındaki İmza: Türk Yer Adları, Zile Kazası Örneği (1455-1575)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15982</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15982</guid>
      <author>Murat HANİLÇE</author>
      <description>Toplumların kültür hazineleri içerisinde önemli bir paya sahip olan yer adları, ait oldukları toplumların hafızalarını canlı tutar ve kültürün geçmişten geleceğe aktarılmasında önemli rol oynar. Bir ulusun dil, tarih ve coğrafi özellikleri adeta bu adlarda hayat bulur. Bu makalede 1455-1575 yılları arasında Zile kazası yer adları, arşiv kayıtlarına göre ele alınmıştır. İlk olarak, Zile kazasının kısa bir tarihi verilip kazaya bağlı nahiyelerin günümüzdeki yerleri ortaya konmuştur. Zile adı üzerinde durulduktan sonra kazadaki yer adları çevre ve insanla ilgili özelliklere göre toponomi biliminin metotları çerçevesinde sınıflandırılmıştır. Çalışmanın amacı Zile yer adlarını tespit edip Tokat, Yozgat ve Çorum ili yer adlarının kökenlerine katkı sağlamaktır. Çalışmanın çerçevesi, büyük ölçüde, XV ve XVI. yüzyıla ait mufassal tahrir defterlerine dayalı olarak çizilmiştir. XV. ve XVI. yüzyıllarda Zile kazası ve bu kazaya bağlı 7 nahiyede mufassal tapu tahrir defterlerine kaydedilen toplam 557 yerleşim birimi bulunmaktadır. Bu toplamın 13’ü Zile kaza merkezindeki mahallelerden, 188’i köylerden, 339’u mezralardan, 1’i kaleden, 8’i kışlaklardan, 1’i yaylaklardan, 6’sı merkez ve 1’i ise mezra grubundan meydana gelmektedir. 6 merkezden 1’i mezra grubuna aitken 5’i nahiye merkezi konumundadır. Zile kazası dâhilinde aslında 3 kale olup bunlardan Halka-i Hass nahiyesindeki Ağcakale kale olarak defterlere kaydedilmişken Karahisar-ı Behramşah kalesi nefs-i nahiye ve Danişmend-i Bahşayiş kalesi ise Karadiğin mezrası ile beraber köy (karye) olarak belirtilmiştir. Mezra, yaylak ve kışlaklar genellikle geçici ya da mevsimlik yerleşim birimleri sayılmakla beraber özellikle 1575’de bu mezralardan bazılarının nüfus barındırdıkları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kafkasya Muhacirlerinin Suriye Vilayetine İskânı ve Karşılaşılan Zorluklar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16247</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16247</guid>
      <author>Oktay KIZILKAYA, Tolga AKAY</author>
      <description>XIX yüzyılın ikinci yarısında Rusya Kafkasya Bölgesini tamamen istila etti. İstila neticesinde Rus hâkimiyetini kabul etmeyen Kafkasya’nın Müslüman milletleri, Osmanlı Ülkesine göç etme kararı aldı. Bu göç kararında Rusların uyguladıkları baskı ve şiddet büyük bir rol oynadı. Kafkasya’dan ilk gelen göçmenler Anadolu ve Rumeli’ye çok az da olsa Suriye Vilayetine iskân edildi. 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda Osmanlı Devleti savaşı kaybetti. Savaş neticesinde Osmanlı Devleti Balkan coğrafyası’nda büyük bir toprak parçası kaybetti. Bundan dolayı daha önce Balkan Coğrafyasına iskân edilen Kafkasya muhacirleri yeniden muhacir konumuna düştü. Hem Kafkasya hem de Rumeli’den gelen göçmenlere yeni iskân bölgesi olarak Suriye Vilayeti uygun görüldü. Suriye Vilayetine gönderilen göçmenler orada büyük zorluklarla karşılaştı. Doğal şartlar yönünden Suriye’nin havasına ve suyuna uyum problemi yaşadılar. Buna bakımsızlıktan kaynaklanan salgın hastalıklarda eklenince, muhacirlerin yarıya yakını yaşamını kaybetti. Bunun dışında, bölgedeki Dürzî ve Bedevi Arap aşiretleri ile muhacirler arasında yaşanan toplumsal çatışmalar da eklenince muhacirler büyük sıkıntılarla karşılaştı. Osmanlı Devleti imkânlarının çok üstünde olan muhacir iskânı konusunda bütün imkânlarını seferber etti. Buna rağmen istenmeyen olayların yaşanmasına engel olamadı.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şeyh Sait Ayaklanması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15997</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15997</guid>
      <author>Nurgün KOÇ</author>
      <description>Şeyh Sait ayaklanması Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından kısa bir sonra ortaya çıkan ilk geniş çaplı ayaklanmadır. Ayaklanmanın çok yönlü sebeplere dayandığı anlaşılmaktadır. Dini, milliyetçi ve dışarıdan kaynaklanan provokasyonların etkisiyle çıkarıldığı söylenebilir. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının ardından yeni devletin rejimi belli olmuş, Cumhuriyet ilan edilmiştir. Siyasal alanda daha önce başlatılmış olan inkılaplar, saltanatın ve hilafetin kaldırılması, cumhuriyet yönetimine gidişatı hızlandırmıştır. Bu hızlı reform süreci halkın bazı kesimlerince özellikle Kürtler tarafından benimsenmemiş olabilir. Özellikle laiklik uygulamalarının ve Hilafetin kaldırılmasının Kürtler arasında olumlu karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Bu koşullarda ortaya çıkan ayaklanmanın bastırılmamsı için dönemin Başbakanı Ali Fethi (Okyar)’ın hemen askeri birlikleri harekete geçirerek gereken önlemlerin alınması yoluna gittiği görülür. Fakat özellikle kış koşullarının ağır olması nedeniyle askeri birliklerin zaman zaman yetersiz kaldığı durumlar olmuş ve isyan genişlemeye başlamıştır. Bu durum endişelere yol açmış, Ali Fethi Bey, kendi hükümetinden gelen ağır eleştirilerle de karşılaşmıştır. İsyanın önlenmesi için olağanüstü önlemler alınmasını reddeden Ali Fethi Bey, bu konudaki ısrarlar sonucunda istifa etmiş, yerine sert önlemler alınmasından yana olan İsmet (İnönü) Paşa, hükümeti kurmuştur. Hükümetin ilk icraatı sıkıyönetim kanunu olan Takrir-i Sükûn Kanunu’nu çıkarmak olmuştur. Bu kanun gereğince İstiklal Mahkemeleri kurulmuş ve yakalanan asiler geren cezalara çarptırılmışlardır. Günümüze kadar gelen sorunlar ve özellikle Kürtler’in çıkardığı ayaklanmalar, Şeyh Sait ayaklanması sırasında ve sonrasında alınan önlemlerin yeterli ve kapsayıcı olmadığını düşündürmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sultan Birinci Mahmud Dönemi (1730-1754) Islahat Hareketleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16124</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16124</guid>
      <author>Uğur KURTARAN</author>
      <description>XVIII. yüzyılın önemli padişahlarından birisi olan ve 1730-1754 yılları arasında 24 yıl hükümdarlık yapan Sultan I. Mahmud döneminde yapılan ıslahat hareketleri ile imar faaliyetlerinin incelendiği bu araştırma, genel anlamıyla bir toplumun modernleşme sürecinin önemli bir aşamasına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Buna göre XVIII. yüzyıla kadar geleneksel yapısını muhafaza ederek, Avrupa’da hâkim olan Osmanlı Devleti herhangi bir değişim ihtiyacı hissetmemiştir. Ancak ekonomik, siyasal, kültürel ve teknik alanlarda gelişen Avrupa devletleri, bu yüzyıla gelindiğinde Osmanlı’ya karşı askeri zaferler kazanmaya başlayınca, devlet içinde bulunduğu durumu sorgulamaya başlamıştır. Özellikle Lâle Devri ile birlikte başlayan batının üstünlüğünü kabul etme anlayışı, Sultan I. Mahmud döneminde devam ettirilerek, askeri alanda başta olmak üzere Batı tarzlı ıslahatlar yapılmıştır. Sultan I. Mahmud’un 24 yıllık saltanatı boyunca yaptığı bu ıslahat çalışmaları sayesinde devlet önemli ölçüde toparlanmış ve dönemi boyunca önemli askeri başarılar kazanılmıştır. Yine İstanbul’un imarına özel bir önem veren Sultan I. Mahmud döneminde yapılan mimari faaliyetler ile şehir mamur hale getirilmiştir. Tüm bu sebeplerden dolayı Osmanlı tarihinin önemli bir dönemine damga vuran Sultan I. Mahmud döneminin anlaşılması için sadece askeri ve siyasi olayların bilinmesi yeterli değildir. Bunun yanı sıra döneme ait ıslahat ve değişim hareketleri ile imar faaliyetlerinin de bilinmesi gerekmektedir. Bu çalışma bu amaç ve hedefler doğrultusunda hazırlanmıştır. Çalışmada ıslahatların nedenleri ve genel özellikleri ile yine bu dönemde yapılan imar faaliyetleri ve genel özellikleri üzerinde durulmuştur. Temel amaç yapılan bu faaliyetlerin Osmanlı Devleti üzerindeki etkilerini tespit ederek, sonraki reformculara tesirini belirlemektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarihi Yeniden Kurma Kuramı: Kılıç Dede Bağlamında Kılıçlar Köyünün Kuruluşu ve Kılıç Dede’nin Efsanevi Kişiliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16114</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16114</guid>
      <author>Gülperi MEZKİT</author>
      <description>Tarih, yaşanılan anın gerisinde kalan dönemin bilgisidir. İnsanoğlu bu bilgiye ulaşmak ve anın bilgisini gelecek kuşaklara ulaştırmak için yaşanılan dönemin imkânları ölçüsünde çeşitli yöntemler denemiştir. Yazının 6.000 yıl öncesinde bulunduğu iddiasına dayanarak, yazının bulunmadığı/yazısız tarihi bilme imkânını ancak nesiller arası sözlü aktarımda bulmaktayız. Yazının icadı ile kayda geçen tarih, girilen savaşlardaki kahramanlıkların, yöneticilerin etkili ve güçlü tavrının, toplumların yaşamlarında derin izler bırakan etkili olayların ve daha ziyade siyasi kişilerin ve devletlerin tarihidir. Büyük ve sarsıcı olaylardan arta kalan ve onlarla mukayese edildiğinde daha az tesirli olaylar sözlü tarihin hafızaya dayalı belleğinde muhafaza edilmiştir. Halkın hafızasında sakladığı yerel tarih bilgisinin büyük çoğunluğu yazıya geçmemiş/geçememiş ve ozanların hafızalarına emanet edilmiştir. Bu cümleden olarak, Ankara Çubuk ovasında vuku bulan Ankara Savaşı(1402) sırasında Çubuk’a bağlı olan(daha sonra ayrılıp Kazan ilçesine bağlanan) Çelençler Köyü’nde(daha sonra adı Kılıçlar olarak değiştirilmiştir) yaşanan, Yıldırım Bayezid’in esir edilmesinin, halk üzerinde yarattığı derin teessürün etkisiyle gölgelenen bir hadisenin yöre halkı tarafından sözlü hafızada saklanarak ve dilden dile aktarılarak korunmuş hikâyesi üzerinde durulacaktır. Yıldırım Bayezid’in ordusunda yer alan ve şehit düşen Kılıç Dede’nin köy kuruculuğu ve etrafında gelişen anlatmaların köyün tarihini yeniden kurmasındaki rolü tartışılacaktır. Gerçekten yaşayan sıradan bir askerin kahramanı olduğu hadisenin ve bu hadise içinde şehit düşmesinin köylü üzerinde yarattığı etkiler neticesinde efsaneleşmesi, kişiliği etrafında oluşan anlatmalarla bir köyün tarihinin yeniden nasıl inşa edildiği mütalaa edilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarih Derslerinin Küresel Vatandaşlık Eğitimindeki Yeri: Öğretmen Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15884</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15884</guid>
      <author>Celal MUTLUER</author>
      <description>Tarih öğretiminin tarihsel gelişimi incelendiğinde, bu alanın ortaya çıkış gerekçelerinden birisinin iyi vatandaş yetiştirmek olduğu görülür. Küresel gelişmelerin yaşandığı bir dönemde geleneksel vatandaşlık tanımı yeterli değildir. Onun yerine yeni bir kavram olan küresel vatandaşlık gündeme gelmiştir. Küresel vatandaş sadece kendi ülkesinin değil evrensel dünyanın sorumlu vatandaşıdır. Dünyada yaşanan değişimler, daha aktif, yaşadığı coğrafyanın ve dünyanın farkında olan sorumlu ve demokratik özellikler taşıyan bireylerin yetiştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede tarih derslerinde kendi yaşadığı ülkeyi ve dünyayı tanıyan bireylerin yetiştirilmesi gerekir. Dünyada yaşanan gelişmeler, farklılıkları benimseyen ve ötekinin bakış açısıyla olaylara bakabilen vatandaşların yetiştirilmesini gerekli kılmaktadır. Tarih derslerimde öğrencilere birer dünya vatandaşı olduğu öğretilmelidir. Bu çerçevede öğrenciler, olaylara tek açı ile bakmayarak farklı gözle olayları analiz yapıp inceleyebilmelidir. Tarih dersleri içerisinde bulundurduğu zengin müfredat, kavram ve değerler yoluyla küresel vatandaşlık eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Tarih dersleri içerisinde bulundurduğu bu zengin müfredattan dolayı tarih derslerinde küresel vatandaş yetiştirmek amaçlanmalıdır. Bu çalışmanın amacı, İzmir İl merkezindeki liselerde görev yapan tarih öğretmenlerinin, tarih derslerinin küresel vatandaşlık eğitimindeki yeri hakkında düşüncelerini ortaya koymaktır. Veri toplama aracı olarak, açık uçlu sorulardan oluşan bir anket uygulanmış olup, ankete 10 tarih öğretmeni katılmıştır. Açık uçlu sorular analiz edilerek kategorilere ayrılmıştır. Elde edilen veriler ışığı altında, tarih öğretmenlerinin küresel vatandaşlık eğitimi hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmadıkları anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Islah Çalışmalarından İlgasına Medreselere İslamcı Bir Bakış; Sebilürreşad’da Tevhid-i Tedrisad Kanunu ve Uygulamaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16167</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16167</guid>
      <author>Emin ÖZDEMİR</author>
      <description>Ders verilen yer anlamına gelen medrese, İslam dünyasının en önemli eğitim-öğretim kurumlarından birisidir. Orta Çağ’da İslam medeniyetinin zirveye ulaşmasında büyük pay sahibi olan bu kurumlar, 19. yüzyıldan itibaren İslam dünyasının, Batı karşısında gerilemesinin sebebi olarak görülür ve tartışılmaya başlanır. Tanzimat’tan itibaren açılan Batı tarzı eğitim kurumları karşısında sürekli güç kaybeden medreselerin ıslahına yönelik, Osmanlı’nın son döneminde gelişen düşünce hareketleri çerçevesinde, farklı çözüm önerileri ortaya konulur. Medreselerin işlevini kaybettiklerini, dolayısıyla kapatılması gerektiğini düşünen Batıcı aydınların sekülarist kanadına karşın, İslamcı aydınlar üzerinde yapılacak ıslah girişimleriyle bu kurumların çağın şartlarına uygun hale getirilebileceğini belirtirler. Cumhuriyet Türkiye’sinde Batıcı fikirler ekseninde gerçekleştirilen köklü yenilik hareketlerinden medreseler de etkilenir. Bu kurumlar, Maarif Vekili Vasıf Bey’in Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na istinaden 11 Mart 1924’te yayınladığı bir genelgeyle kapatılır. Medreseler kapatıldıktan sonraki gelişmeler, İslamcı çevrelerde endişe yaratır ve tepkiye yol açar. Bu gelişmelerin bazıları şunlardır; Lağvedilen medreselerde çalışan müderrislerin bir kısmının işsiz kalması, medrese vakıflarının satılma ya da kiralama yoluyla uygunsuz amaçlar için kullanılacağı endişesi, medreselerin yerine kurulan İmam-Hatip Mektepleri ve İlahiyat Fakültelerinin müfredatlarının beklentileri karşılayamaması dolayısıyla din eğitiminin akim kalacağı düşüncesidir. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile medreselerin kaldırılması ve bundan mütevellid olumsuz gelişmelere, İslamcı akımın muhalefetini, Sebilürreşad dergisi örneğinde inceleyeceğiz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Arnavutluk’un Üç Simgesi: Hacı Ethem Bey Cami, Saat Kulesi ve İskender Bey Heykeli</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16092</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16092</guid>
      <author>Ali ÖZKAN</author>
      <description>Arnavutluk’un başkenti Tiran’ın merkez meydanın hangi cephesinden bakılırsa bakılsın üç eserin bir arada olduğu görülecektir. Arnavutluk’un simgesi haline gelen bu üç eser, Ethem Bey Camii, Saat Kulesi ve İskender Bey Heykelidir. Osmanlı Devleti’nden bize miras kalan Ethem Bey Cami, Saat Kulesi İslamiyet ile Türklüğün; İskender Bey’e atfedilen ve Enver Hoca döneminde (1968 yılında)yapılmış olan İskender Bey heykeli ise çoğunlukla Hıristiyanlığın simgesi olarak genel kabul görmüştür. Söz konusu eserlerin birlikteliği bir yandan Müslümanlık ile Hıristiyanlığın çatışmasının şekilsel görüntüsü şeklinde yorumlanabileceği gibi diğer yandan anılan üç simge eserin aynı mekânda bir arada bulunması dinler arasındaki hoşgörünün ve barışın anlamlı bir göstergesi olarak da yorumlanabilir. Türkler tarih boyunca birlikte yaşadıkları uluslara daima hoş görülü olmuşlardır. Bu hoşgörü Balkanlarda barışın ve geçmişte paylaşılan güzelliklerin garantisidir. Son günlerde Avrupa’da nüfusun %70 Müslüman olan Arnavutluk’ta başta dini misyonerlik faaliyetleri, şehir girişlerine haç dikme, Hıristiyanlık oranının artırılması yönünde yoğun çalışmalar yapması ülkede çatışma ortamına zemin oluşturmaktadır. Bu durumda bir Srebenica Katliamı’nın olmayacağının garantisini kimse veremez. Bundan dolayı çatışmayı önlemenin en kesin yolu hoşgörüdür. Hoşgörü insanları her şartta birbirlerine yaklaştırır. İnsanların birbirlerini sevmesi ve insanlık değerlerini koruması yalnız aralarında büyük toleransın olması ile mümkündür. Amerika’da 11 Eylül Olaylarından sonra dünyadaki tüm insanlar özellikle dini toleransa ne kadar ihtiyaçları olduklarını anladılar. Bu kapsamda; Arnavutluk’un bu üç simgesini hoşgörü simgesi olarak kabul edilmeli ve bu düşünce yayın, konferans, toplantı vb. benzeri faaliyetlerle desteklenmelidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı İdaresinde Kıbrıs Adasında Faaliyet Gösteren Konsoloslar ve Faaliyetleri (1571-1878)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16082</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16082</guid>
      <author>Ali Efdal ÖZKUL</author>
      <description>Kıbrıs, Akdeniz’de ve özellikle Doğu Akdeniz’de stratejik ve coğrafi bakımdan çok önemli bir konuma sahip bulunmaktaydı. Söz konusu konumundan dolayı tarih boyunca Akdeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olmuştur. Tarih boyunca Akdeniz’de ticaret yapan devletler Kıbrıs adasını da çeşitli amaçları için kullanmaktaydılar. Dolayısıyla Osmanlı ülkesinde ticaret yapan devletlerin hemen hemen hepsinin adada tüccarları bulunmaktaydı. Kıbrıs adasında bulunan yabancı tüccarların sorunlarıyla ilgilenmeleri için İstanbul’da elçileri bulunan devletler adaya vekilleri olan konsolosları atamaktaydılar. Söz konusu konsoloslara ticareti canlandırmak için Osmanlı Devleti tarafından geniş yetkiler verilmiştir. Başlangıçta Osmanlı Devleti konsolosların Kıbrıs adasında sadece Tuzla kazasında kalmalarına izin vermişti. Ancak 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılda adada konsolosları olan devletlerin Limasol’da, Mağusa’da, Baf’ta ve hatta Lefkoşa’da konsolos vekilleri olmaya başlamıştı. Kıbrıs adasının ticaretinde söz sahibi ülkelerin başında da İngiltere, Fransa ile Hollanda ve onun adadaki temsilcisi olan konsolosu ve konsolos tercümanı gelmekteydi. Osmanlı idaresinde adada görev yapan konsoloslar ve tercümanlarının kimlikleri, göreve başlangıç ve bitiş tarihleri ile faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiştir. Akdeniz’de yapılan Kıbrıs bağlantılı ticaret Kıbrıs halkını da etkilemekte ve adanın sosyo-ekonomik kültüründe derin izler bırakmaktaydı. Araştırmada Akdeniz ticaretinde etkili olan liman kentleri ile Kıbrıs adasının ticari boyutu karşılaştırılmıştır. İlgili çalışmada Akdeniz’de Batılı devletlerin özellikle İngiltere, Fransa ve Hollanda’nın aralarındaki ticari rekabetten ötürü meydana gelen çatışma ve korsanlık faaliyetlerine de değinilmiştir. Ayrıca Akdeniz’de yapılan kaçakçılık ve Osmanlı Devleti’ne gümrük vermemek için kullanılan çeşitli yöntemlerin de Osmanlı Devleti’nin ekonomisine yaptığı zararın da boyutları verilmiştir. Söz konusu araştırma Osmanlı dönemindeki Kıbrıs adasında kurulan konsolosluklar ve faaliyetlerini kapsamaktadır. Araştırma sürecinde genel olarak Osmanlı idaresinde Kıbrıs adasındaki konsoloslar, konsolos vekilleri, konsolos tercümanları ile adada faaliyet gösteren müstemen tüccarının adada yaptıkları ticaret ve ticarî ürünler üzerinde durulmuştur. Araştırma Kıbrıs Lefkoşa Şeriye Sicillerinden yola çıkılarak elde edilen verilerle desteklenmiştir. Ayrıca Kıbrıs adasında görev yapan konsolos veya konsolos vekilleri ile Avrupalı seyyahların ada ile ilgili tuttukları günlüklerindeki bilgilerle de elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda öz olarak Kıbrıs adasının Akdeniz ticaretindeki önemi, adalıların bu ticaretten etkilendikleri noktalar ile yabancı devletlerin adadaki temsilcileri olan konsolosların, konsolos vekillerinin ve konsolos tercümanlarının adanın sosyo-kültürel yapısına yaptıkları olumlu-olumsuz katkılar ile ilgili sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gâzî Hüseyin Paşa’nın Girit’teki Vakıf Eserleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16140</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16140</guid>
      <author>Yusuf SAĞIR</author>
      <description>Hüseyin Paşa Bursa’ya bağlı Yenişehir’de doğdu. Bursa’dan İstanbul’a gelerek, Osmanlı sarayında baltacılar zümresine girdi. Daha sonra ok atmadaki üstün başarısı sebebiyle IV. Murat’ın beğenisini kazandı; böylece saray içerisinde yükselmeye başladı. Büyük mirâhûr iken, 1634’te vezirlik rütbesiyle kaptân-ı derya oldu. Daha sonra bir çok farklı kademede görev yaptıktan sonra IV. Murat’ın nedîmi oldu. 1638’de Anadolu Beylerbeyi, 1639’da sadâret kaymakamı olarak atandı. IV. Murat’ın vefatından sonra çeşitli görevlerin yanında Sultan İbrahim’in nedîmliği yaptı. Ancak o, asıl başarısını serdâr olarak Girit adasının fethinde göstermiştir. Bu çerçevede adadaki Resmo ve bazı kalelerin alımını gerçekleştirmiştir. Diğer taraftan Kandiye kalesini üç kez kuşatmış olmasına rağmen nihâî sonuca ulaşamamış; ancak “İnadiye” adlı kaleyi inşâ ettirmek sûretiyle buranın fethine zemin hazırlamıştır. Bu görevinden azledikten sonra kaptan-ı deryâ (1658) ardından Rumeli beylerbeyi (1658) olduysa da, hakındaki bazı iddialar sebebiyle sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın girişimiyle Rebilülahir 1069/Aralık-Ocak 1658-1659’da İstanbul’da katledildi. O, bir taraftan Girit adasının fethi için çaba gösterirken diğer taraftan adanın imarını gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda o, Resmo’da bir imâret, bir muallimhâne; Kisamo’da bir câmi yaptırmıştır. Aynı zamanda Resmo’da bir camiyi tamir ettirmiş; Hanya’da ise bir mescidi câmiye çevirmiştir. Buralarda görev yapacak şahısların maaşları ve eserlerin tefrişâtı için Girit’te kendisine temlîk edilen birçok köyü gelirleriyle vakfetmiştir. Bütün bunların sağlıklı bir şekilde hayatiyetlerini sürdürebilmeleri için de 10 Rebiülahir 1068/15 Ocak 1658 tarihli bir vakfiye düzenlettirmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Konya Kültür ve Tarihi Açısından Anıt Dergisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16153</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16153</guid>
      <author>Muammer ULUTÜRK</author>
      <description>Anıt, “Konya ve Mülhakatı Eski Eserleri Sevenler Derneği” tarafından 1949 yılının Şubat’ından, 1964 yılının Mart’ına kadar aylık olarak fakat düzensiz aralıklarla yayınlanmış bir kültür-tarih dergisidir. Anıt Dergisi; tarih, tarihi coğrafya, vakfiye vesikaları, mimari, ibadethaneler, bibliyografyalar, etnografya, arkeoloji, halkbilim, felsefe, şehir tarihi, Mevlana ve Mesnevi gibi birçok alanı kapsayan yazılarıyla özellikle Konya ve çevresinin tarihine ışık tutması bakımından incelenmeye değer özelliklere sahiptir. Anıt Dergisi, Mart 1949’dan Mart 1964 tarihine kadar düzensiz aralıklarla toplam 31 sayı çıkmıştır. 19. sayısını Temmuz 1950’de çıkaran dergi uzun bir aradan sonra 20. sayısını Nisan 1957’de çıkarabilmiş, Mart 1964’teki son sayısıyla yayın hayatına nokta koymuştur. Dergi, özellikle Konya ve çevresinin kültürel mirasına ciddi katkılar sağlayan yazar ve yazılarla önemli bir boşluğu doldurmuştur. Dernek sadece dergi çıkarmakla kalmamış, tüzüğünde belirtildiği şekilde Konya il merkezindeki taşınmaz maddi kültür varlıklarımızın onarım işlerini de hayırsever Konyalıların maddi manevi destekleriyle gerçekleştirmiştir. Selimiye ve Kapı Camileri kurşunlarının elden geçirilmesi, Şems-i Tebrizi, Emir İshak ve Şeyh Aleman Türbelerinin onarımı, Abdülaziz, Zenburi, Beyhekim ve Tercüman Mescitlerinin kurtarılması, Sahip Ata manzumesinin cami kısmı çatısı ile avlu duvarının onarımı bunlardan birkaçıdır. Günümüz zaviyesinden bakıldığında, tarihsel belge niteliği taşımakta olan derginin içerik ve fihristinin, sosyal bilimler sahasında çalış¬malar yapanlar için önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Bürokrasisinde Yenileşme: Tütün Nizamnameleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16223</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16223</guid>
      <author>H. Neşe ERİM, Aslıhan NAKİBOĞLU</author>
      <description>Osmanlıda tütün tarımının ne zaman başladığına dair kesin bilgilerimiz mevcut olmamakla birlikte, tütün tohumlarının Rumeli taraflarından Avrupa’ya gidip gelen bazı tüccarlar tarafından getirildiği tahmin olunmakta ve tütün tarımının ilk defa Yenice ve İskeçe civarında yapıldığı düşünülmektedir. Tütün tüketiminin yayılması ise, Osmanlı İmparatorluğu’nda bir takım tartışmalara yol açmıştır. 1688 yılından itibaren tütünün resmi olarak vergilendirilmeye tabi tutulmasıyla birlikte, İmparatorlukta tütün üretimi ve tüketiminin yerleştiği, tütünün ticari bir mal haline geldiği anlaşılmaktadır. Tüketimin fazla olması, ürüne olan talep ve kârlılığı, geleneksel Osmanlı üreticisini bu malın üretimine teşvik etmiştir. İmparatorlukta başlangıçta bağ ve bahçelerde ev üretimi şeklinde ekimi yapılan tütün, tütün çiftçisinin temelini oluşturmuştur. İlerleyen dönemlerde emeklerini ve zamanlarını bu maddenin üretimine ayıran bir tütün çiftçisi grubu ortaya çıkmıştır. Çalışmada; Tütün ticaretini, üretimini ve imalâtını düzenlemek için, 19.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda uygulamaya konulan tütün nizamnameleri ve bunların gelişimi hakkında bilgi verilecektir. Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’la başlayan yeni dönemde maliye politikasında ve bürokrasisinde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Maliye alanında birçok hukuki düzenleme yapılmıştır. İmparatorlukta klasik dönemin geleneksel yapısından uzaklaşarak yeni çıkarılan kanun ve nizamnamelerle ülkeyi ve ekonomiyi yönetme isteği ağırlık kazanmıştır. Tanzimat sonrası İmparatorlukta uygulamaya konulan tütünle ilgili nizamnameler, İmparatorlukta yaşanan bu değişimin bir sonucudur. Oldukça geniş bir içeriğe sahip olan tütün nizamnamelerinin gruplandırmasını yapmak ilk hedefimiz oldu. Bunu yaparken detayların kaybolmamasına özen gösterildi.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Atatürk Dönemi’nde Türkiye Cumhuriyeti’nin Ulaşım Politikasına Genel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16233</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16233</guid>
      <author>Filiz ÇOLAK</author>
      <description>Bir ülkenin soysal ve ekonomik açıdan gelişmesinde birinci sırayı ekonomik faaliyetler aldığı gibi ikinciliği de bayındırlık çalışmaları almaktadır. Bayındırlık çalışmaları içerisinde ulaşım, eski tabiri ile münakâle, önemli bir yer tutmaktadır. Ulaştırma sistemi ve bu sistemin ürettiği hizmetler ülkelerin gelişmişlik düzeylerini belirleyen önemli bir göstergedir. Çünkü ulaştırma sistemi insanların ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladığı gibi, üretimden tüketime kadar diğer ekonomik faaliyetlerin işleyişini, bazı hallerde vücut bulmasını büyük oranda etkilemektedir. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren, en sıkıntılı ve yokluk dönemlerinde bile, ulaşım sistemini geliştirmeye özel bir önem vermiştir. Osmanlı Devleti’nden miktar bakımından çok yetersiz, kalite bakımından da çok geri bir ulaşım sistemi devralınmıştır. Ülkenin eksik ve yetersiz olan ulaşım şebekesi, uzun süren savaşların getirdiği yıpranma bozulmaya karşı koyamamıştır. Ayrıca, İmparatorluğun, büyük fedakarlıklara katlanarak inşa ettirdiği demiryolları ve karayollarının büyük bir kısmı, önce Balkan Savaşları sonra da I. Dünya Savaşı yenilgilerinde kaybedilen topraklarda kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulaşım politikasında öncelik demiryolu siyasetinin olmuştur. Çünkü İmparatorluk döneminde Anadolu ve Rumeli’de bulunan demiryollarının yapım ve işletmesinde yabancı yatırımcılar etkili olmuştur. Bu nedenle milli bir devlet amaçlayan Cumhuriyetin kurucularının öncelikli hedefi yabancı işletmelerin elindeki demiryolları devletleştirmek ve ardından yeni hatlar açmak olmuştur. Şüphesiz ki, Türkiye’nin ulaşım politikasını sadece demiryolu oluşturmamaktadır. Elindeki kısıtlı imkânlarla öncelikle demiryolu politikası ile birlikte karayolları, denizyolları ve havayolları da geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada, Atatürk döneminde bu alanlarda yapılan faaliyetler değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


