






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2012 Sayı Volume 7 Issue 4-I </title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=262</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Prof. Dr. Mehmet Aydın'ın Öz Geçmişi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16084</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16084</guid>
      <author>Mehmet Dursun ERDEM, Yusuf AYDIN , M. Emre ÇELİK</author>
      <description/>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Mithat Efendi'nin Türkçenin Sadeleşmesiyle İlgili Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16054</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16054</guid>
      <author>Mustafa ARGUNŞAH</author>
      <description>Ölümünün yüzüncü yılında rahmetle andığımız Ahmet Mithat Efendi (1844-1912), yazı hayatının hemen başında Türkçenin sadeleştirilmesi konusunda çok önemli görüşler ortaya koymuştur. Tanzimat Fermanı'nı yayımlayan Reşit Paşa ve ilk özel gazeteyi çıkaran Şinasi'den sonra dil meselesine ciddi olarak eğilen Ahmet Mithat Efendi, gazete ve dergilerde yazdığı yazılarında Türk milletin dilsiz olduğunu, halkın dilini millet dili yapmak gerektiğini savunmuştur. Bunun için dildeki Arapça-Farsça tamlama ve sıfatların atılmasını ilk adım olarak görmüştür. Devrinde Türk aydınlarınca pek kabul görmese de o eserlerinde idealleştirdiği dile yakın bir dil kullanmış, bu sayede romanları devrinde en çok okunan eserler arasında yer almıştır. Ahmet Mithat Efendi, dilin sadeleştirilmesi yanında dil öğretiminin basitleştirilmesini, Arapça ve Farsçanın lüzumsuz kaide ve kurallarının ders kitaplarından çıkarılmasını da ister. O, Türkçenin mükemmel bir imla ve gramer kitabıyla sözlüğünün yazılmasının vaktinin geldiği inancındadır. Bu makalede onun Türkçenin sadeleşmesiyle ilgili görüşleri ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Sözlükbiliminin Problemleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15878</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15878</guid>
      <author>Erdoğan BOZ</author>
      <description>TÜRK SÖZLÜKBİLİMİNİN PROBLEMLERİ ÖZET Yazar Türk Sözlükbiliminin problemlerini; Dilin kendine ait problemler ve sözlükbiliminde ortaya çıkan problemler olmak üzere iki ana başlık altında inceler. Birinci problem üzerinde epeyce geniş durur. Bunu toplam altı alt başlıkta uzun uzun irdeler. Yazar, dilin kendine ait problemlerini incelemeye geçmeden önce uzunca bir giriş yapar. Bu bölümde; sözlük yazarının çalışmasına başlamadan bir dizi prensip kararlarını almak zorunda olduğunu belirtir. Sonra Türkçe terimine açıklamaya girişir ve Türkçenin son 1000 yıldır geçirdiği serüveni kısaca özetler. Bu arada daha sonra uzun uzun işleyeceği sorunlara temas eder. Bütün bunların sözlük yazarının işini güçleştiren problemler olduğunu belirtir. Tietze, önce “dilin adı” konusuna açıklık getirir ve buradaki karmaşaya dikkat çeker. Bundan dolayı sözlük yazarının - hali hazırda dilin adlandırılmasında- çıkmaza girdiğini ve kendisinin bir neticeye ulaşmak zorunda olduğunu söyler. İkinci olarak Türkçeyle tarihsel bağlantısı olan lehçelerin (Çağatay, Azeri, Türkmen vd.) cazip sözvarlığının ne olacağıdır? Üçüncü konu ise sözlük yazarının sözlüğünü oluştururken tarihsel olarak ne kadar geri gideceği ve sözlük malzemesinin ne kadar eski olacağıdır. Dördüncü soruna gelince yeni kazanılan sözcük ve deyimlerin ne olacağıdır. Yazar burada özellikle dil anlayışından uzaklaşma (Schizoglottical) gizli tehlikesinden bahseder. Beşinci olarak ödünçleme sorunu ele alınmıştır. Türklerin İslamiyet’i kabulüyle birlikte Arapça ve Farsça Türkçe için bir kültür dili olmuş ve bu dillerden sayısız ödünçleme yapılmıştır. 20. yüzyılın başından itibaren Türk kültürünün yön değiştirmesiyle, Arapça ve Farsça bir kültür dili olarak kaybolmuş fakat daha az oranda da olmak üzere başlıca Fransızca, kısmen İngilizce, Almanca ve Latince yani Batı dilleri devreye girmiştir. Bu konuda son olarak ölçün dışı şekillere, argoya ve bölgesel ağızlara göre sınırlandırma sorununa değinilmiştir. Tietze, ikinci ana başlıkta sözlükbiliminde ortaya çıkan problemleri sıralarken ilk olarak kapsama sorununa eğilir. Ona göre sözlük yazarının sözlüğünü yazarken hangi materyalleri sözlüğüne alacağı ve hangisini almayacağı oldukça ciddi bir sorundur. Örn.modası geçmiş olan ya da öne sürülen fakat kısa sürede unutulan söz türetmeciliğinin yanı sıra eski kültür dilinden gelen muhtemel materyal dâhil Türkçede aslında hiç var olmamış binlerce madde, anlam ve girişleri gözden çıkarmak zorunda kalacaktır. Yazar bundan başka alfabe ve heceleme problemleri ile açıklama ve tanımlama problemlerini de uzun uzun irdeler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bilim Alanlarında Terimlerin Önemi ve “Küçürek Öykü” Terimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15919</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15919</guid>
      <author>Ahmet BURAN</author>
      <description>Bir bilim alanından söz edebilmek için gerekli olan en temel unsurlardan biri terimlerdir. Terimler; bilimin bildirişim aracı, özel göstergeleridir. Her ne kadar yöntemleri ve malzemesi bakımından evrensel olsa da, bilim, dili ve terimleri yönünden ulusal olmalıdır. Çünkü insanlar varlığı, dünyayı, eşyayı ve olayları en iyi kendi ana dillerinin sistemi içinde kavrayabilir, anlamlandırabilir ve anlatabilirler. Varlıkların zihnimizdeki tasavvuru olan kavramların, bir zihinden diğer bir zihne ya da bir merkezden diğer bir merkeze iletilebilmesi, üzerinde uzlaşılan göstergelerle sağlanır. Bilim alanlarının bildirişim aracı olan özel göstergeleri, terimlerdir. Dil olmadan nasıl ki düşüncenin işletilmesi ve bildirişimin sağlanması mümkün değilse, terimler olmadan da bilim, sanat ve meslek alanı mensuplarının düşüncelerini işletmesi, anlatması ve anlaşması mümkün değildir. Edebiyat da bir bilim ve sanat dalıdır. Hem bilim dalı olarak hem de sanat dalı olarak edebiyatın kendine özgü terimlerinin olması kaçınılmazdır. Bu yazıda, dünya edebiyatında 20. yüzyılın son çeyreğinde öne çıkmaya başlayan ve “short short story, flash-fiction story, sudden fiction, quick fiction, fast fiction” vs. gibi terimlerle karşılanan, edebiyatımızda da yeni yeni benimsenip yaygınlaşmaya başlayan “çok kısa öykü, minimal öykü, öykücük, minicik öykü, hızlı kurgu, mini kurgu, kıpkısa öykü, kısa kısa öykü, küçük öykü, mesel” gibi terimlerle adlandırılan bir anlatı türü için önerdiğimiz ‘’Küçürek Öykü’’ teriminin yapısı ve uygunluğu üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sözcük türleri nasıl tasnif edilmelidir?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16077</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16077</guid>
      <author>H. İbrahim DELİCE</author>
      <description>Türk dil bilgisinin tartışmalı konularından biri de sözcük türlerinin nasıl tanımlanması ve hangi ilkeler doğrultusunda tasnif edilmesi hususudur. Bu konu, geleneksel dil bilgisinde -genelde- iki farklı yaklaşımla incelenmektedir. Bunlardan birinci yaklaşım, Aristo’nun sözcük türleri hakkındaki ‘ad (onoma)’, ‘eylem (rhéma)’, ‘edat’ (syndesmoi) saptamalarını temel alan yaklaşımdır; ki, bu yaklaşıma göre sözcükler önce ‘isim’, ‘fiil’ ve ‘edat’ olmak üzere üç ayrı kategori olarak ele alınır; sonrasında da ‘isim’ kendi içinde &lt; (‘isim’, ‘zamir’, ‘sıfat’ ve ‘zarf’); ‘edat’lar kendi içinde &gt; (‘çekim edatı’, ‘bağlama edatı’ ve ‘ünlem edatı’) olmak üzere çeşitlendirilerek ‘isim (ad)’, ‘zamir’ (adıl), ‘sıfat’ (önad), ‘zarf’ (belirtec), ‘bağlama edatı’ (bağlaç), ‘çekim edatı’ (ilgeç), ‘ünlem edatı’ (ünlem) ve ‘fiil’ (eylem) olmak üzere sekiz ayrı grup hâlinde ele alınır. İkinci farklı yaklaşım ise doğrudan ‘ad’, ‘sıfat’, ‘zamir’, ‘zarf’, ‘takı’, ‘bağlam’, ‘ünlem’ ve ‘fiil’ şeklinde veya kısmen değişik terimler ile ‘ad’, ‘sıfat’, ‘belirteç’, ‘adıl’, ‘ilgeç’, ‘bağlaç’, ‘ünlem’, ve ‘eylem’ şeklinde olmak üzere doğrudan sekize ayrılarak incelenmesi şeklindedir. Bu tasnifler son zamanlarda birtakım eleştirilere tabi tutulmuş ve yeni yeni sözcük türleri sınıflandırılması teklifleri sunulmaktadır. Bu makale de sözcük türlerini, önce ‘sözlüksel anlamlı’ ve ‘dil bilgisel anlamlı’ olmak üzere iki ana gruba ayıracak; sonra onları kendi içinde ‘isim’, ‘zamir’, ‘sıfat’, ‘zarf’, ‘asıl fiil’i ‘sözlüksel anlamlı sözcükler; ‘bağlama edatı’, ‘çekim edatı’, ‘ünlem edatı’, ‘pekiştirme edatı’ ve ‘yardımcı fiil’i de ‘dil bilgisel anlamlı’ sözcükler’ sınıfında alt başlıklara ayırarak on değişik sözcük türünü esas alan yeni bir sınıflandırma teklifi sunacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şeyhülislam Bostanzade Mehmed Efendi Ve Nazmen Verilmiş Fetvâları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15749</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15749</guid>
      <author>Muhittin ELİAÇIK</author>
      <description>Osmanlı’da fetvâların da manzum hâlde verilmiş olması Klasik Türk Edebiyatı için orijinal bir nazım türünün ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Fetvâ kelimesi yiğit, genç, kavî anlamındaki fetâ kelimesinden türemiş ve müşkil bir meselenin verilen cevapla güçlü bir şekilde izahının yapılmasını anlatmıştır. İftâ, Osmanlı’da mühim bir halk hizmeti olarak bir meselenin hükmünün müftü veya şeyhülislamca araştırılarak ortaya konulmasını ifade etmiştir. Osmanlı’da şeyhülislâm veya müftülerin fetvâları genellikle Türkçe ve mensur hâlde verilmiş, ama orijinal bir şekil olarak manzum hâlde verilenlerine de rastlanmıştır. Böyle fetvâlar mensur fetvâlara göre çok az sayıda olmuş ve Divan şairleri arasında özel bir yeri bulunan şeyhülislâmların kaleminden çıkmıştır. Bu şeyhülislâmlardan birisi de Bostanzâde Mehmed Efendi’dir. Bu makalede onun manzum fetvâlarından tespit edilenler sunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sait Faik Abasıyanık'ın Hikâyelerinin Söz Varlığı Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16051</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16051</guid>
      <author>Mehmet Mehdi ERGÜZELEsra Kirik</author>
      <description>Toplumun önemli birer ferdi olarak şair ya da yazarların eserlerinden hareketle yapılan söz varlığı çalışmaları, ilgili yazar ya da şairin kavramlar dünyasını ve dünya görüşünü yansıtması açısından oldukça önemlidir. “Söz varlığı, en kısa tanımıyla kültürün aynasıdır. Bir toplumun yaşayışına, yaşayış şekline, hayata bakış tarzına, maddî ve manevî değerlerine, inançlarına kısacası kültürüne ilişkin ilk bilgileri söz varlığından elde edebiliriz. Söz varlığı toplumun konuştuğu dilin sözcüklerini, deyimlerini, hazır söz kalıplarını, atasözlerini kapsar. Bir dilin söz varlığı, aynı zamanda o dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, dünya görüşünün bir kesitidir” (AKSAN 1997). Bu görüşten hareketle, bu makalede, Sait Faik Abasıyanık’ın kültürünün ve hayata bakış tarzının eserlerindeki yansıması anlatılmaya çalışılacaktır. Sait Faik Abasıyanık’ın on bir kitabı; Alemdağ’da Var Bir Yılan, Havada Bulut, Havuz Başı, Kayıp Aranıyor, Kumpanya, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Sarnıç, Semaver, Son Kuşlar and Şahmerdan’ın genel dizinine ulaşılmıştır. Metinlerde geçen kelime ve kelime gruplarından hareketle söz varlığı ile ilgili kavramlar listesi oluşturulmuş, ayrıca Sait Faik’in üslubu için ipucu veren, üslubunu yansıtan cümlelerden yola çıkılarak genel söz varlığına dair neticelere ulaşılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Balkan Ülkelerinin Anayasalarında Dil Kullanımı İle İlgili Düzenlemeler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16060</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16060</guid>
      <author>Bilgehan Atsız GÖKDAĞ</author>
      <description>Çok kültürlülük ve çok dillilik açısından ilgi çekici bölgelerden biri de Avrupa’nın güneydoğusunda yer alan Balkanlardır. Bölge; Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Romanya, Türkiye’nin Avrupa yakası ile Yugoslavya’nın dağılmasının ardından bağımsız devletler olarak ortaya çıkan Makedonya, Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Kosova, Sırbistan ve Karadağ’ı içine almaktadır. 1990 yılına kadar bölge ülkeleri Yunanistan hariç Komünist sistemle yönetilmekteydi. Yugoslavya’nın parçalanması ile ortaya çıkan yeni devletler yeni anayasalarını da oluşturmuşlardır. Çok etnili ve çok dilli olan bölge ülkelerinin anayasalarında dil kullanımı ile ilgili özgürlüklere yer veren maddeler bulunmaktadır. Etnik çeşitliliğe sahip ülkelerdeki standart ve yerel dillerin durumu her zaman için sorun oluşturmuştur. Milletler uzun birliktelikler sonucu oluşturdukları ortak yasalarında milli birliklerini bozmadan bu sorunu nasıl çözecekleri önemli bir sorudur. Dünyanın birçok ülkesinde karşılaşılan bu durum, acaba Balkan ülkelerinde nasıl bir sonuç doğurmuştur. Özellikle Balkan bölgesi birçok etnik grubu ve dili içinde barındırmaktadır. Bu coğrafyada dinden sonra etnik kimliğin en önemli belirleyicisi, dil olmuştur. Balkan yarımadası da dünyanın en çok bilinen dilbilim bölgelerindendir. Tarihte dönem dönem bölgedeki etnik çeşitlilik, din ve dil farklılıkları bazı devletler tarafından istismar edilmiş ve bu ülkeler kendi çıkarları için bu özellikleri kullanarak bölge halklarını kışkırtmışlardır. Bu makalede Balkan ülkelerinin anayasaları incelenerek standart dilin yanında diğer dil konuşurlarının ihtiyaçlarına nasıl cevap verildiği araştırılacaktır. Bu nüfus gruplarının bazıları, bugün yaşadıkları topraklarda azınlık durumunda bulunmakta ve ülkelerinden dil hakkı talep etmektedirler. Ancak dil politikaları ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Meselâ Eski Yugoslavya zamanında, ülkede konuşulan birçok dile yasal eşitlik tanınmaktayken; kurulan yeni devletler, oluşturdukları anayasalarda sadece çoğunluğun diline özel yer vermişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde İki Dillilerin Türkçeleri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16003</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16003</guid>
      <author>Gürer GÜLSEVİN</author>
      <description>17. yüzyılda yazılmış olan Evliya Çelebi Seyahatnamesi, sadece Osmanlı topraklarında değil bütün bölgede yaşayan halklar, kültürler, diller, lehçeler üzerine bilgiler sunan en zengin hazinedir. İçeriğinin zenginliğinden dolayı da pek çok alanda titiz araştırmalara konu olmuştur. Evliya Çelebi tarihçilerin, dilcilerin, etnologların, sosyologların vs. en önemli kaynağı olsa da kendisi ne dilbilimcidir, ne tarihçidir ne etnologdur ne de sosyologdur. Evliya Çelebi’nin anlattığı diller, lehçeler ve ağızlar farklı farklı araştırmacılar tarafından incelenmiştir. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde, o dönemindeki edebî Türkçe, birçok yabancı dil, Türk dilinin bazı lehçeleri ve ağızları üzerine çok önemli bilgiler bulunmaktadır. Hatta Seyahatname’de tanıtılan dillerden bazıları hakkındaki mevcut en eski bilgilerimiz Evliya Çelebi’nin orada bahsettiklerine dayanmaktadır. Bunların yanı sıra, Osmanlı Devletinde yaşayan iki dilli halkların Türkçeleri hakkında sunduğu veriler ise başka kaynaklarda ulaşılamayacak zenginliktedir. Seyahatname’de, iki dilliler doğal olarak edebî Türkçe ile konuşturulmuştur. Ancak, bu hacimli eserde iki dillilerin azımsanamayacak ölçüde edebî dil dışındaki konuşma örnekleri de vardır. Bu makalede önce Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bulduğumuz yukarıdaki dil tipleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Daha sonra, eserin muhtelif yerlerinde iki dillilerin Evliya Çelebi tarafından nakledildiği şekliyle Türkçe konuşmaları, cümleleri incelenmiştir. Seyahatname’de sunulan şekilleriyle, iki dillilerin ne zaman edebî Türkçe, ne zaman veya hangi şartlarda özel bir ağız ile konuşturuldukları anlaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise iki dillilerin Türkçe konuşma tarzları sınıflandırılarak gösterilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Balkan Türk Ağızlarının Tasnifleri Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16049</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16049</guid>
      <author>Ahmet GÜNŞEN</author>
      <description>Balkan Türk ağızları, 14. yüzyılın ortalarından itibaren Balkanlara yerleşen Osmanlı Türklerinin Anadolu’dan götürerek iskân ettirdiği Türklerce, bu coğrafyada farklı tarihî, coğrafi, sosyal ve kültürel şartlar altında oluşturulan ağızlardır. Anadolu ağızları gibi Balkan Türk ağızları da, kendi içinde farklı Türk boylarına ait olma, farklı siyasi, sosyal, kültürel ve coğrafi şartları yaşama yanında, Balkan coğrafyasında başta Slavlar olmak üzere farklı dil ve kültürlerle etkileşim içinde bulunma vb. sebeplerle kendi içinde dallanmıştır. Dil araştırmaları içinde çağımızda önemli bir yer edinmiş olan ağız araştırmalarının nihai hedefi, belli bir dil coğrafyasında mevcut ağızların temel ölçütlere göre kendi aralarında hatta kendi içlerinde sınıflandırılması ve nihayet ağız atlaslarının oluşturulmasıdır. Batı ülkeleri ile bazı Türk devletleri bu konuda önemli mesafeler almışken, maalesef, aynı şeyi Türkiye Türkçesi ağızları için söyleyemiyoruz. Uzun bir sürecin ardından, Anadolu ağızlarının sınıflandırılması sorununu büyük oranda çözmüş olmakla birlikte, Balkan Türk ağızları için aynı şeyleri söyleyemiyoruz. I. Kunos’un derlemeleri, T. Kowalski’nin incelemeleri ile başlatılabilecek Balkan Türk ağızları araştırmalarında, başta J. Németh olmak üzere, D. Gacanov, G. Hazai, M. Mollava ve I. Dryga gibi araştırmacıların tasnif denemeleri de vardır. Ancak bu konuda son noktanın konulduğunu söyleyebilmek için henüz çok erkendir. Anadolu ağızlarına göre daha az incelenen Balkan Türk ağızlarının bu konuda alacağı daha çok mesafe vardır. Bu çalışmada, Balkan Türk ağızları üzerinde şimdiye kadar yapılmış sınıflandırma çalışmaları tanıtılarak, bu çalışmalarda esas alınan temel ölçütler ile sınıflandırmayı yapan araştırmacıların kullandıkları ortak ve farklı ölçütlerin neler olduğu değerlendirilecek, ana ağız grupları ile alt ağız grupları için kullanılabilecek daha başka ölçütlerin olup olamayacağı tartışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ağız Çalışmalarında Bilimsel Niteliğin Korunması Üzerine Birkaç Not</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16063</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16063</guid>
      <author>Leyla KARAHAN</author>
      <description>Son yıllarda ağız araştırmaları alanında pek çok çalışma yayımlandı. Ağız araştırmalarındaki artışın ve bu artışın doğurabileceği denetimsizliğin kaliteyi olumsuz etkilememesi için birtakım önlemler alınması gerekmektedir. Bu yazıda, veri toplama, yazıya aktarma, inceleme yapma, sözlük hazırlama gibi aşamalarda dikkat edilecek hususlara işaret edilmiştir. Ağız araştırmaları alanının sorunları birçok toplantıda tartışıldı; konuyla ilgili çeşitli yayınlar yapıldı. Zeynep Korkmaz’ın Anadolu Ağızları Üzerindeki Araştırmaların Bugünkü Durumu ve Karşılaştığı Sorunlar (1976), Tuncer Gülensoy’un Ağız Araştırmalarının Bugünkü Durumu (1997), Leylâ Karahan’ın Ağız Araştırmalarında Sorunlar (1998), Nurettin Demir’in Ağız Araştırmalarında Yöntem Sorunu (2006), Ali Akar’ın Ağız Araştırmalarında Yöntem Sorunları (2006), Muharrem Öçalan’ın Ağız Araştırmalarında Bilişim Teknolojilerinin Kullanılması ve Ağız Tezleri için Yenilik Önerileri (2006) bunlardan bazıları… Çözülemeyen sorunları tekrar tekrar gündeme getirmenin, yeni sorunlara çözüm aramanın, ağız araştırmalarının daha nitelikli olması yolunda alan uzmanlarına düşen önemli bir sorumluluk olduğu görüşündeyim. Türkiye’de1980’li yıllardan itibaren üniversite sayısının artması ile bölge, il, ilçe ve hatta köylerle sınırlı pek çok ağız çalışması yapıldı. Ağız araştırmalarındaki artışın ve bunun doğurabileceği denetimsizliğin kaliteyi olumsuz etkileyebileceği endişesini taşımamak mümkün değil. Son zamanlarda hazırlamakta olduğum bir gramere malzeme bulmak üzere çok sayıda ağız çalışması inceledim ve bazılarında bu endişemi haklı kılacak izler buldum. Bu durum, beni “Daha nitelikli çalışmalar nasıl yapılabilir?” sorusu üzerinde düşünmeye sevk etti. Düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gencine-i Adalet’te İktidar Aracı Niteliği İle Bilgi Üzerine Söylem ÇözümlemesiÇÖZÜMLEMESİ</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16062</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16062</guid>
      <author>Hacı Ömer KARPUZÖzgür Kasım AYDEMİR</author>
      <description>El yazması eserler kültür hazinemizin önemli unsurlarındandır. Bu eserlerin dilbilgisi özelliklerinin yanında içeriklerine ilişkin çözümlemelerin de yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu doğrultuda gerçekleştirmeye çalıştığımız çalışmamız, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti Padişahı Sultan I. Ahmed’e sunulmuş telif bir siyasetname özelliğine sahip Gencine-i Adalet adlı 360 sayfalık talik hatlı metin üzerinedir. Toplumsal özellikleri ve ülküsel devlet yönetimi kurgusuyla iktidar kavramının çok yönlü özelliklerini barındıran bu tarihsel metin; gerek iktidar felsefesi, gerek söylem çözümlemesi alanlarındaki öncü görüşlerin sahibi Michel Foucault’un kurgusu ve yöntemi ile söylem çözümlemesine tâbi tutulmuştur. Öncelikle iktidar kavramı ve iktidar felsefesi ile söylem kavramı ve söylem çözümlemesi üzerine ana hatlarıyla teorik bilgi verilmiştir. Bu bilgilere bağlı olarak işletilen kurgu ve yöntem, felsefe ile dilbilimin kesişim alanı içerisinde tanıtılmıştır. Ardından, uygulamalara geçilen alt bölümde, Gencine-i Adalet’den dayanak alınarak iktidar felsefesinin temel birimlerine dayalı söylem çözümlemeleri gerçekleştirilmiştir. Siyasetnâmelerin genel itibariyle kuramsal ağırlıklı bir içeriğe sahip olmalarına karşın Gencine-i Adalet’te belirtilen kuramlar, özellikle dördüncü bölüm içerisinde tarihsel nitelikli hikâye uygulamalarıyla desteklenmiştir. Hikâyelerde Arapça ve Farsça sözcüklerin ve tamlamaların yerini Türkçe sözcükler ve tamlamalar almıştır. Böylelikle uygulamalarla desteklenen kuramlar, hikâyelere dayalı işletimlerindeki ifadelerinde daha yalın bir dil ile sunulmuştur. Kuramsal ifadelerin, anlaşılması daha güç bir dille yazılmasını; öznenin gerçekliğin anlatıcılarına duyduğu gereksinimin vurgulanması gerekçesi ile açıklayabiliriz. Bu gerekçe metin içerisinde kullanılan “yani, manası, demektir” sözcükleri ile “bilgi” daha belirgin bir şekilde algılatılmakta ve böylelikle iktidarın güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bile: Kullanım Değerleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15921</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15921</guid>
      <author>Ece KORKUT</author>
      <description>Bu makalede zarf ve bağlaç işlevleriyle ele alınan “bile” sözcüğünün kullanım değerleri incelenmiştir. 22-29 Temmuz 2012 tarihleri arasında Cumhuriyet Haber Portalı’nda yer alan 84 sözceden oluşturulan bütüncede bulunan 87 “bile” kullanımı, sözce içinde üstlendiği değerler açısından sınıflandırılmış, ayrıca “önvarsayım” ve “imalı anlam” açısından değerlendirilmiştir. Önvarsayım, bir sözce üretilirken gerçek olduğu varsayılan bilgidir ve verili bilgiden hareketle bulunabilir. İmalı anlamlar ise, bağlama ve iletişim durumuna bağlı olarak değişebilen örtük anlamlardır. Yapılan inceleme sonucunda, biri “bile-zarf” (“zaman” değeri), diğerleri “bile-bağlaç”la ilintili olmak üzere 7 kullanım değerine ulaşılmıştır: 1. zaman; 2. ihtimal / varsayım; 3. olması beklenirken olmayan; 4. düşünülebilecek en son (en şaşırtıcı) durum, olgu, kişi; 5. düşünülebilen en alt sınır; 6. düşünülebilecek en olumsuz durum, olgu, kişi; 7. karşılaştırmada artan kapsam, önem (üstelik). Her kullanım değeri en az bir, en çok altı sözdizimi şeklinde gerçekleşmektedir. Elde edilen sonuçlar karşılaştırılmış ve bulgular sayısal olarak gösterilmiştir. Tüm kullanımlarda önvarsayım söz konusu olmasına karşın, sadece 2 kullanım değerinde (3. ve 4. değerler) imalı anlamın sıkılıkla yer aldığı saptanmıştır. Bunun yanı sıra, kimi kalıplaşmış kullanımlarda genel geçer ve kültürel bir önvarsayıma, kimi kullanımlarda ise öznel değer yargılarına ve örtük anlamlara rastlanmıştır. Son olarak, bazı sorunlu kullanımlar ele alınmış ve çözümlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Dili Edebiyatı ve Türkçe Öğretmeni Adaylarının Sözcük Dağarcıklarının Değerlendirilmesi ve Günlük Yaşamlarına Yansımaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15567</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15567</guid>
      <author>Fatma SUSAR KIRMIZI, Ceyhun Vedat UYGUR</author>
      <description>Sözcük dağarcığı yaşam boyunca edinilen kelimelerin tümüdür. Ana dili eğitimi açısından önemli olan öğrenende, kullanılan aktif sözcük dağarcığı geliştirmektir. Kişi kullandığı sözcük kadar kendini ifade etme şansına sahiptir. Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin sözcük dağarcıklarının yeterliliğini değerlendirmek ve sözcük dağarcıklarının günlük yaşamlarını nasıl etkilediğini tespit etmektir. Bu çalışmada nitel ve nicel araştırma yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Araştırma Denizli’de, Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı ile Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümlerinde, 3. ve 4. sınıflarda gerçekleştirilmiştir (n=204). Öğrencilerin Cumhuriyet dönemi edebiyatına ilişkin sözcük dağarcığını belirlemek için beş metinden yararlanılmıştır. Metinlerde geçen ve öğrencilerin bilmesi gerektiği düşünülen sözcüklere ilişkin bir sözcük havuzu oluşturulmuş daha sonra öğrencilerin bu sözcüklerden ne kadarını bilip bilmediği belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun dışında öğrencilerin sözcük dağarcıklarının günlük yaşamlarına etkilerini belirlemek için araştırmacılar tarafından geliştirilen “yarı yapılandırılmış görüşme formu” kullanılmıştır. Öğrencilerin görüşlerini içeren yazılı formlar nitel veri seti olarak değerlendirilmeye alınmıştır. Bu araştırma kapsamında öğrencilerin en çok bilemediği üç sözcük, şekva, müstevlî ve müsavattır. Genel olarak Eğitim Fakültesi öğrencileri sözcük dağarcığının statü kazandırmada etkili olduğunu ifade etmektedir. Öğrenciler öğrendikleri yeni sözcükleri şiir, düz yazı, sınavlar ya da yazı çalışmalarının farklı bir türünde hatta internet yazılarında bile kullanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hoca Nazar Hüveydâ’nın Kıyâmet-nâmeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15903</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15903</guid>
      <author>Funda TOPRAK</author>
      <description>Bu çalışmamız, Hoca Nazar HüveydÀ’nın kıyamet-nÀme adı altında yazdığı küçük mesnevileri üzerine bir incelemedir. Çağatay edebiyatında da rastlanan bu türün konusu kıyamet öncesi ve sonrasında yaşananlardır. Elimizde bu şekilde yazılmış altı adet kıyametnâme örneği bulunmaktadır. Bu kıyametnâmeler, Hoca Nazar HüveydÀ’nın Râhat-ı Dil adlı mesnevisi içerisinde sayfa kenarlarına yazılan haşiyeler şeklindedir. HüveydÀ, 18. yüzyıl Çağatay edebiyatının son temsilcilerinden olup eseri günümüze ulaşmıştır. HüveydÀ mahlasıyla tanınıp asıl adı, Hocanazar Gayibnazaroğlu'dur. Doğum yılı belli değildir. Hokand Hanlığı topraklarında, Fergana şehri yakınlarındaki Çimyan köyünde yaşamış, 1781 yılında Fergana’da vefat etmiştir. Râhat-ı Dil adı verdiği eserin içerisinde sayfa kenarlarına haşiye olarak yazılmış altı kıyametnÀmesi vardır. Burada, kıyametnÀmelerin çeviriyazısı yapılmış, mümkün olduğunca metne bağlı kalınarak nesre çevrilmeye çalışılmıştır. Özellikle deyimlerin ve mahalli ifadelerin çevrilmesinde Türkiye Türkçesine en yakın anlamı yakalamaya gayret edilmiştir. Birinci KıyametnÀme 46, ikincisi 53, üçüncüsü 39, dördüncüsü 26, beşincisi 81 ve son altıncı KıyametnÀme ise 36 beyitten oluşmaktadır. KıyametnÀmeler, kıyamet denilen ve İsrafil’in Sur’a üflemesi, ölülerin dirilip mezarlarından çıkmaları ve bir araya toplanması sonrasındaki dönemden başlayarak gelişeceğine inanılan olayları anlatırlar. Diyaloglar ya da monologlarla eserdeki anlatıma canlılık kazandırılmıştır. Kıyamet eziyetleri, insanları ‘keşke insan olmasaydık’ ‘keşke toprak olsaydık’ fikrine götürmekte ve bu fikir hepsinde sık sık tekrarlanmaktadır. Çağatay edebiyatı içerisinde görülen bu türün Anadolu sahasında da takibi araştırmacılarca yapılmalıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Lehçeleri Arasında Benzer Kelimelerin Eş Değerlik Durumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16065</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16065</guid>
      <author>Mustafa UĞURLU</author>
      <description>Türk Dünyasında çeşitli sebeplerle ortaya çıkan ve kendilerine mahsus kelime ha¬zi¬ne¬le¬ri olan birçok “leh¬çe” bu¬lun¬mak¬tadır. Türk lehçelerinde kullanılan kelimelerin önemli bir bö-lü¬mü, “temel lehçe” düzeyinde; bundan daha az bir bölümü de “Genel Türk¬çe” düzeyinde bir¬bi¬riyle benzeşir. Ancak “benzer” kelimelerin kavram alanı ba¬kı¬mın¬dan örtüşmesi, yani “eş değer” olması ise özü itibariyle ben¬zeş¬me¬ye bağlı değildir. Bu çalışmada, Türk lehçelerinden seçilmiş örnekler çerçevesinde benzer olan ke¬li¬me¬le¬rin eş değerlik du¬rum¬la¬rı in¬ce¬len¬miştir. Buna göre; Türk lehçeleri arasında benzer olan bazı kelimeler, “bire bir” veya “bire çok” eş değer ola¬bi¬lir. Diğer taraftan bazı benzer olanlar ise eş değer ol¬ma¬ya¬bi¬lir. Türk lehçelerinin kelime hazinelerinin benzeşmesinde ve örtüşmesinde, kaynak bakımından aynı gruba gir¬menin yanı sıra, tarih boyunca top¬lu¬luk¬ların kendi aralarındaki göç ve ka¬rış¬ma¬la¬rın; kurdukları iktisadî, kül¬türel müna¬se¬bet¬lerin; dinî, siyasî yönlerden maruz kaldıkları ya¬ban¬cı etkilerin de önem¬li ro¬lü vardır. Bu hususta Türkçe, dünyanın sayılı dil¬le¬rin¬den¬dir. Çünkü şimdiye kadar Türklerin yaşadığı hayat tarzlarının, coğrafî sahaların ve tarihî süre¬cin bir gereği olarak hem kendi içinde hem de diğer birçok dille değişik yoğunluklarda sürekli iliş¬ki içinde olagelmiştir. Meselâ, kaynak bakımından aynı temel lehçeye da¬yanmayan Tür¬ki¬ye ve Özbek Türk¬çe¬le¬ri¬nin benzeşme ve örtüşme oranını, tarihî ve sosyal se¬bep¬ler¬le kelime ha¬zi¬ne¬le¬rin¬de bulunan Arapça ve Fars¬ça unsurlar yükseltmiştir. Yine, bir kül¬tür muhiti olan Kazan ile İstan¬bul arasın¬da Sovyetler Bir¬liği öncesi dönemlerde ger¬çek¬leşen yoğun iliş¬ki¬ler, Kazan-Tatar Türk¬çesine birçok “Os¬man¬lı unsuru”nun gir¬me¬sini sağ¬lamış; bu durum, iki leh¬çe¬nin birbirine benzeme ora¬nını art¬tır-mış¬tır. Ayrıca, Rus Çarlığı’nın ve Sov¬yetler Birliği’nin siyasî hâkimiyeti altında ya¬şamış Türk top¬lu¬luk¬la¬rı¬nın lehçelerinde bu¬lu¬nan Rusça unsurlar, bir miktar ben¬zer¬lik sağ¬la¬mak-ta¬dır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yetişkin Çalgı Öğretmeni Özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16021</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16021</guid>
      <author>Şebnem YILDIRIM ORHAN, Nevhiz ERCAN</author>
      <description>ÖZET Bu çalışmada, 22 yaş sonrasında müziğe amatör olarak yaklaşan yetişkin öğrencilere eğitim veren çalgı öğretmeninin özellikleri üzerinde durulmuştur. Araştırma, genel tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Yetişkin, çalgı eğitimi, amatör çalgı eğitimi ve öğretmen başlıkları ile literatür taraması yapıldıktan sonra 22 yaş üstü, meslek sahibi amatör çalgı eğitimi alan 33 yetişkine çalgı öğretmeninin hangi karakteristik özelliklere ve mesleki becerilere sahip olması ile ilgili sorular sorulmuştur. Araştırmada kuramsal veriler alan araştırması/belgesel kaynak tarama yoluyla, nicel veriler ise uzman görüşüne dayalı oluşturulan anket ve görüşme ile elde edilmiştir. Anket aracılığıyla elde edilen nicel veriler; frekans (f) ve yüzde (%) dağılımı ile tablolaştırılmıştır. Ankette yer alan açık uçlu sorular ve görüşme yoluyla elde edilen cevaplardaki benzer ifadeler bir araya getirilerek bulgularda tablolaştırılmıştır. Tablolar yetişkinlerin kendi ifadelerine göre oluşturulmuştur. Anket ve görüşmelerden elde edilen sonuçlara göre; yetişkin çalgı öğretmeninin karakteristik özellikleri konusunda %90 oranında güler yüzlü, hoşgörülü, dostça davranan, sabırlı, empati kurabilen, sevecen, idealist, esnek ve geçimli olması ile mesleki beceriler konusunda öncelikle öğretmeninin çalgısını en üst düzeyde öğretebilme becerisine sahip olmasını, ankete katılan yetişkinlerin %76’sının derse çalışamadan gittiklerinde öğretmenin tavrının olumlu olması, %24’ünün ise olumsuz olması görüşünde oldukları, çalgı öğretmeninin çalgıyı sevdirebilmesini, sonra çalgısını iyi düzeyde çalması ile deneyimli olmasını önemsedikleri sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Anadolu Türkçesinde Yeterlik Fiillerinin Fonetik Durumu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16056</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16056</guid>
      <author>Osman YILDIZ</author>
      <description>Eski Türkçede u-, ünlüler ile yapılan zarf-fiillerden sonra hem olumlu hem de olumsuz yeterlik fiilini müştereken karşılayan yardımcı fiildir. Eski Anadolu Türkçesinde bil- olumlu ifadelerin tek ve kesin 'iktidar' ve 'imkân' fiili hâlindedir. Olumsuz ifadeler için bu sahada birden çok yeterlik şekilleri kullanılsa da hâkim şekil kendisinden önceki ünlü zarf-fiil ekiyle kaynaşmış olan eski u-ma-’tır. Geçişme hadisesi sonucu -(y)A/U/I u-ma- &gt; -(y)UmA- şeklini alan olumsuz yeterlik fiilinde dudak uyumunun gelişmesine paralel olarak önce yuvarlak ünlü düzleşmiş daha sonra da bu ünlü genişlemiştir: -(y)UmA- &gt; -(y)ImA- &gt; -(y)AmA-. Eski Anadolu Türkçesi devresinin başlangıcından sonuna kadar u- yardımcı fiilinin izini taşımakta olan bu üç aşama sahaya ait hemen her eserde karışık olarak yer almıştır. Dolayısıyla, bu üç aşamayı, kullanıldığı devirler ve eserler bakımından bir tarih sırasına sokmağa imkân yoktur. Bugün karşımıza çıkan bu durumda, şüphesiz, en önemli sebep: telif tarihleri ne olursa olsun şu an elimizdeki eserlerin genellikle müstensihler elinden çıkan kopya nüshalar olmalarıdır. Ama derlediğimiz malzemeden hareketle Eski Anadolu Türkçesi için şunu rahatlıkla söylemek mümkündür: Bu tarihî lehçede yeterlik fiilleri dudak uyumu bakımından, büyük bir ilerleme yolundadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eğin Türkülerinin Coğrafî Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16037</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16037</guid>
      <author>Erdal AKPINAR</author>
      <description>Bu araştırmada Eğin türküleri coğrafî bakımdan analiz edilmektedir. Eğin, Erzincan’a bağlı Kemaliye ilçesinin eski adı olup, doğal güzellikleri ve otantik kültürüyle Türkiye’nin dikkat çeken yörelerinden birisidir. Uzun bir tarihî geçmişin ve zengin kültürel mirasın ürünü olan Eğin türküleri, konunun uzmanları tarafından derlenmiş ve kayda geçirilmiştir. Bu çalışmamızda yazılı kaynaklarda yer alan Eğin türkülerinin temaları ve ifade özellikleri coğrafî bakış açısıyla incelenmektedir. Çalışmada materyal olarak yazılı literatür yanında, sahada tarafımızdan yapılan gözlemler sonucu elde edilen veriler kullanılmıştır. Analiz edilecek türkülerin seçiminde Taş-Turhan, Tarlabaşı ve Gökçe’nin eserlerinden yararlanılmıştır. Türküler öncelikli olarak temalarına ve içerdikleri coğrafî motiflere göre sınıflandırılmışlardır. Daha sonra doğal ve sosyoekonomik özelliklerin toplam 86 Eğin türküsü üzerindeki etkisi coğrafî bakış açısıyla analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Kemaliye, sözlü kültürün temel unsurlarından olan türküler bakımından oldukça zengindir. Bulgularımıza göre bu zenginliğin ortaya çıkmasında çok çeşitli faktörler etkili olmuştur. Bu faktörlerin pek çoğu coğrafya biliminin ilgi alanına girmektedir. Başlıcaları; konum, yerşekilleri, iklim, bitki örtüsü, yaban hayatı, hidrografik özellikler, göçler, ulaşım, meskenler, mimari yapı ve geçim kaynaklarıdır. Bunlar bazen tek, bazen ise bir bütün halinde Eğin türkülerinin dizelerine yansımıştır. Nitekim türkülerde kullanılan sözcüklerin ve motiflerin büyük bir bölümü yöreyle ilgili olduğu gibi, işlenen temalar da genellikle yöreseldir. Ancak bu yerel motifler ve temalar ulusal kültürden kopuk değildir. Eğin türkülerinin Türk Halk Müziği içerisinde özel bir yerinin olması, yerel motifleri ve temaları başarılı bir şekilde işlemiş olmasından kaynaklanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sibirya Tatar Türkçesiyle Türkiye Türkçesi Ağızlarındaki Benzerlikler Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15898</guid>
      <author>Ercan ALKAYA</author>
      <description>Kıpçak grubu Türk lehçelerinin günümüzdeki önemli kollarından birini oluşturan Tatar Türkçesi 1. Orta diyalekt, 2. Batı (Mişer) diyalekti, 3. Doğu (Batı Sibirya) diyalekti olmak üzere başlıca üç ağız bölgesine ayrılmaktadır. Tatar dil biliminde daha çok Batı Sibirya Tatarları olarak adlandırılan Sibirya Tatarları 300 bine yaklaşan nüfuslarıyla bugün Batı Sibirya’nın Tümen, Baraba, Omsk gibi bölgelerinde oldukça büyük bir alanda dağınık olarak yaşamaktadırlar. Sibirya Tatar ağızları da kendi içinde 1. Tobol-İrtiş Bölgesi ağızları (Tümen, Tobol, Saz yöresi, Tevriz ve Tara), 2. Baraba Ağzı, 3. Tom ağzı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Sibirya Tatar Türkçesi ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz varlığı bakımından Oğuzca unsurlarla benzerlikler görülmektedir. Sibirya Tatarları üzerine incelemeleri bulunan D. G. Tumaşeva, D. M. Nasilov, Abdülkadir İnan ve Mustafa Öner gibi bilim adamları, Sibirya Tatarlarının dillerinin oluşumunda Kıpçak, Karluk, Uygur dil özelliklerinin yanı sıra Oğuz unsurunun da katkısı olduğuna dikkati çekmektedirler. Bu çalışmada Sibirya Tatar Türkçesinde görülen ses bilgisi, şekil bilgisi ve özellikle de söz varlığıyla ilgili Oğuzca (daha çok Türkiye Türkçesi ve ağızları) unsurlar üzerinde durulmuştur. Sibirya Tatar ağızlarında görülen ve Oğuzca söz varlığının bilinen unsurlarından olan; arı “arı”, inek “inek”, bura/pura “bura, burası”, quça “koca, eş”, nene “nine”, tete “dede” gibi pek çok kelime gösterilmiş, bu kelimelerin Türkiye Türkçesinin hangi ağızlarında bulunduğuna yer verilmiş ve konuyla ilgili bir değerlendirme yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hasan Âli Yücel’in Mûsikî Dünyası, Türk Mûsikîsine Bakışı Ve “Millî Mûsikî” Tartışmalarındaki Yeri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15854</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15854</guid>
      <author>Fazlı ARSLAN</author>
      <description>Hasan Âli Yücel (ö.1961), Mevlevi bir ailede, Mevlevilik terbiyesi ile yetişmiştir. Küçük yaşlarda aldığı bu eğitim, yaşamı boyunca, tüm hayatında etkili olacaktır. O, hem Osmanlı’nın son dönemini, hem Cumhuriyet Dönemi’ni ve sonraki yılları tecrübe etmiştir. Eğitimci, fikir adamı, şair ve devlet adamı olan Hasan Âli Yücel, 1938-1946 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür politikalarına da büyük ölçüde yön vermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, Maarif ve Ahlak Şurasını toplamak, Tercüme Kongresi yapmak, Felsefe Terimleri Komisyonu kurmak, Köy Enstitüleri, Ankara Devlet Konservatuvarı açmak gibi birçok ilklere imza atmıştır. Yayın faaliyetlerine de büyük önem vermiş, bakanlığı döneminde dünya klasiklerinin birçoğu ve İslam Ansiklopedisi tercüme edilmiş, İnönü ve Sanat Ansiklopedileri, İlköğretim, Güzel Sanatlar, Tercüme, Tarih Belgeleri, Köy Enstitüleri, Kültür Bakanlığı Dergileri çıkarılmıştır. Hasan Âli Yücel, mûsikî sahasında da fikirler ileri sürmüş, bu konuda TBMM’nde tartışmalara girmiştir. Türk mûsikîsi penceresinden bakıldığında, “millî mûsikî” tartışmalarında Hasan Âli Yücel nerede durmaktadır? Necip Asım’ın ilk kez dile getirdiği ve Ziya Gökalp’in sistemleştirerek sürdürdüğü “millî mûsikî” tartışmalarında Hasan Âli Yücel’in yeri nedir ve o fikirlere katkısı ne olmuştur? Bu makalede Hasan Âli Yücel’in kısa biyografisinin ardından mûsikî dünyasına girilecek ve yukarıda andığımız soruların yanıtları aranacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Suci Yazıtı'nın İlk Satırıyla İlgili Yeni Bir Öneri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15866</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15866</guid>
      <author>Erhan AYDIN</author>
      <description>Suci Yazıtı Moğolistan’da bulunan ancak daha sonra kaybolan ve bugün nerede olduğu bilinmeyen önemli yazıtlardan biridir. Yazıt 11 satırdan oluşmakta olup ilk dokuz satır aşağıdan yukarıya doğru, 10 ve 11. satırlar ise sağdan sola doğru yazılmıştır. İlk zamanlar Yenisey bölgesi yazıtlarından biri olarak değerlendirilen yazıtla ilgili çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmaların büyük bir bölümünün yazıtın ilk satırıyla ilgili olduğu söylenebilir. Yazıtın ilk satırından hareket ederek çeşitli tarihlendirme önerileri ortaya atılmıştır. Bu önerilerin, yazıtın ya Uygur Kağanlığı dönemine ya da Moğolistan’daki Kırgız egemenliği dönemine ait olduğu yönünde olduğunu söylemek mümkündür. Yazıtta Kırgızların adının geçmesi ve yazıt kahramanının Kırgız olması yazıtın değerini artırmaktadır. Bu makalede yazıtın ilk satırının sonunun kel[tim] ‘geldim’ biçiminde tamamlanmasından kaynaklanan bir anlamlandırma sorunu üzerinde durulmuştur. kel[tim] ‘geldim’ biçiminde tamamlanan satırdan yazıt kahramanının nereden nereye geldiği gibi karmaşık bir durumla karşı karşıya kalınmaktadır. Satırın sonunun kel[igme] ‘gelen’ biçiminde tamamlanması durumunda, kel[igme] ‘gelen’ sözcüğünün, ikinci satırın başında bulunan kırkız oglı ad tamlamasının sıfatı olduğu ortaya çıkmakta, böylelikle yazıt kahramanı bir yerden bir yere gitmemekte, kel– fiili ile Kırgızların orta ve kuzey Moğolistan’ı ele geçirme amaçlı gelişlerinden söz edildiği anlaşılmaktadır. Önceleri Klyaştornıy, Bazin ve Mori tarafından önerilen ata ‘atarak, sürerek’ zarfının satırın anlamsal bağlamına da uyduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehmed Enisî Yalkı’nın Alman Ruhu Adlı Seyahatnamesine İmgebilimsel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16027</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16027</guid>
      <author>Yılmaz DAŞCIOĞLU, Mürsel Gürses</author>
      <description>II. Meşrutiyet dönemi, Tanzimat ile Cumhuriyet arasındaki geçişi sağlaması yönüyle son derece önemli bir evre olduğu gibi, yeni bir ulusun kimliğinin oluşumunda rol oynayan etkenleri barındırması yönüyle de öncü bir dönemdir. Bir ulusun kimliğinin oluşmasında edebiyat eserlerinin çok önemli bir görev üstlendiği açık bir gerçektir. Bu bağlamda II. Meşrutiyet dönemi gibi kritik bir zaman zarfında ortaya konan kimi edebi eserlerin, Cumhuriyetle birlikte sistematik hale getirilen batı tipi Türk kimliğinin inşasında önemli bir görev üstlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu çalışmada, II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte büyük bir artış gösteren yurt dışı seyahatnamelerinden birisi imgebilimsel yöntemle incelenmektedir. Meşrutiyet dönemi isimlerinden gazeteci-yazar Mehmed Enisî Yalkı’nın, henüz Latin alfabesine aktarılmayan Alman Ruhu adlı seyahatnamesinde yeni bir ulusun, batı tipi Türk’ün inşası için teklif ettiği Alman/Almanya modeli çeşitli imgeler aracılığıyla çözümlenmektedir. Bütün bir seyahatname boyunca “Alman gibi çalış”, “Alman gibi metin ol”, “Alman gibi ruhunu kuvvetlendir”, “Alman gibi adalete hizmet et” nidalarının bir arka fon olarak çınlaması, Almanya’nın model alınmasının teklif edilmesinin açık işaretleridir. Çalışmanın sonunda, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar uzanan yeni bir ulusun inşası bunalımını yaşayan Osmanlı aydınının, seyahatnameyi bir edebi tür gibi kullanmaktan çok, toplumu eğitmek, ona yön vermek, ona alternatif yaşam ve kültür sunmak kaygısıyla kaleme aldığı tespit edilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ömer Seyfettin Metinlerinde Aydınlanma ve Millî Bilinç</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15870</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15870</guid>
      <author>Ülkü ELİUZ</author>
      <description>Birey olmak, kendilik değerlerinin farkında olarak ileriye dönük atılımlarda bulunmaktır. Bunu gerçekleştirmeyi başaran birey, ait olduğu milletin değerler dizgesini de içselleştirir. Çünkü bireyselleşme, milli olanın bireysel olanla evrensel düzlemde bütünleşmesini sağlamakla mümkündür. Ömer Seyfettin metinleri bu bağlamda, kendi olmayı seçen ve bu seçimine milli değerler ile boyut kazandıran bireylerin öyküsünün anlatımıdır. Bu çalışmada Ömer Seyfettin metinlerinde, aydınlanma ve milli bilincin görünümleri tespit edilerek kurgusal düzlemde değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu Öğretmen Lisesi Öğrencilerinin Uygulamaları İzleme Etkinliklerine İlişkin Görüşleri ve Bu Etkinliklerin Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutumlarına Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15857</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15857</guid>
      <author>Mehmet Nuri GÖMLEKSİZ, Elif CÜRO</author>
      <description>Öğretmenlik mesleği toplumda önemli bir yere sahiptir, çünkü öğretmenler bireyleri gelecek için yetiştirip onları geleceğe hazırlamaktadırlar. Bir ülkenin gelişmesi büyük oranda iyi yetişmiş bireylere bağlıdır. Geleceğin kuşaklarını yetiştiren kişiler olarak öğretmenler bu görevi yerin getirmektedirler. Bu anlamda nitelikli öğretmenlerin yetiştirilmesi önem kazanmaktadır. Anadolu Öğretmen Liseleri öğretmen yetiştiren fakültelerin kaynağını oluşturmaktadır. Uygulamaları İzleme Etkinlikleri Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerini öğretmenlik mesleğine hazırlamak için yürütülen derslerden biridir. Bu ders ne kadar iyi düzenlenir ve yürütülürse, öğrenciler mesleğe o kadar iyi hazırlanacaktır. Nitel ve nicel desenlerin kullanıldığı bu araştırmanın amacı Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerinin Uygulamaları İzleme Etkinliklerine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Bunun yanı sıra, Uygulamaları İzleme Etkinliklerinden sonra öğrencilerin öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarının değişip değişmediği de araştırma ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerinin Uygulamaları İzleme Etkinliklerinin etkililiğine ilişkin görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma grubunu 2009–2010 eğitim-öğretim yılında Ergani Anadolu Öğretmen Lisesinde öğrenim gören 11. Sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Tüm 11. Sınıf öğrencileri araştırmaya dâhil edilmiştir. Çalışma grubunda toplam 63 erkek, 17 kız öğrenci bulunmaktadır. Araştırmanın nicel verileri Semerci (1999) tarafından geliştirilen Öğretmenlik Mesleği Tutum Ölçeği ile toplanmıştır. Ölçeğin Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0,68, KMO değeri 0,88, Bartlett’s testi ise 8980,25 olarak hesaplanmıştır Nicel verilerin analizinde eşli gruplar t testi kullanılmıştır. Nitel bölümde altı yarı yapılandırılmış sorudan oluşan bir görüşme formu kullanılmıştır. Seksen öğrenci ile görüşülmüş ve verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, öğrencilerin Uygulamaları İzleme Etkinlikleri Dersinde kalabalık sınıflar ve fiziki donanım eksikliği gibi sorunlarla karşıya karşıya bulunduğunu ortaya koymuştur. Ancak, öğrenciler bu etkinliklerle öğretmenlik mesleği hakkında daha fazla bilgi sahibi olduklarını ve bu etkinliklerin öğretmenlik mesleğini sevmelerini sağladığını da ifade etmişlerdir. Uygulamaları İzleme Etkinliklerinden önce ve sonra öğrencilerin öğretmenlik mesleğine ilişkin tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Araştırma sonuçlarına dayalı olarak öğrencilerin etkinlikler hakkında bilgilendirilmeleri, uygulama okullarının seçimine dikkat edilmesi ve Anadolu Öğretmen Lisesi ile uygulama okulu arasında etkili bir iletişimin kurulması gibi önerilerde bulunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Macaristan Türkolojisi Üzerine Bir Biyo-Biyografi Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16048</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16048</guid>
      <author>Mehmet GÜMÜŞKILIÇ</author>
      <description>Modern anlamda Türkoloji çalışmalarının başladığı yer Macaristan’dır. Macar bilim adamları yıllar boyu -bir bakıma kendi köklerini de arama çabaları sebebiyle- Türklük bilimiyle uğraştılar. Türk diline, tarihine, kültürüne, edebiyatına, coğrafyasına, etnoğrafyasına, musikîsine büyük hizmetlerde bulundular. Türk-Macar ilişkileri günümüze göre eskiden, belki de daha ileri seviyedeydi. Günümüzde ise bu ilişkiler yeniden canlanmaktadır. Macarlarla Türklerin yakınlığı göz önüne alındığında, bu ilişkileri geliştirmede her iki millete de büyük görevler düşmektedir. Makalemizde; Türklerle ilgili çalışmalar yapan ve Modern Türkolojinin kuruluşundan sonra Türklükle ilgilenen Macar Türkologlarını soyadlarına göre sıraladıktan sonra bunların, ilmî hayat hikâyeleri ile birlikte Türklük bilimiyle ilgili makaleleri -en eski tarihten yeni tarihe kadar- verilmeye çalışılacaktır. Ayrıca bazı Türkologlar hakkında yapılan bir kısım çalışmaların listeleri de makalemizde okuyucuya sunulacaktır. Burada sıralayacağımız Macar Türkologları ve çalışmaları elbette bunlarla sınırlı değildir. Buraya aldığımız ilim adamlarının Türklükle ilgili yazdıkları başka makalelerini, kitapları; sundukları bildirileri; kaleme aldıkları tanıtma yazılarını ve buraya alamadığımız bilim adamlarının da çalışmalarını eklersek bu sayı çok kabaracak ve makale sınırlarını aşacaktır. İleride Macar Türkolojisiyle ilgili ayrıntılı çalışmalar yapılacağı ümidindeyiz. Biz, bir biyo-biyografi denemesi yaparak Macarların Türklere ne kadar önem verdiğini bir nebze de olsa dile getirmeye çalıştık. İleride yapılacak ayrıntılı çalışmalarla Türk-Macar ilişkileri ve dostluğu daha da gelişecektir. Bu konuda katkıda bulunduysak makalemiz hedefine ulaşmış sayılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hindistan’da Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğrenen Genç-Yetişkinlerin Öğrenme Geçmişlerinin Bazı Değişkenlere Göre İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16067</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16067</guid>
      <author>Adem İŞCAN, Esin YAĞMUR ŞAHİN , Behice VARIŞOĞLU , Fatih KANA , Kübra ŞENGÜL</author>
      <description>Bu çalışmada Hindistan’da yabancı dil olarak Türkçe öğrenen genç-yetişkin öğrencilerin dil öğrenme geçmişlerinin yaş ve ulus gibi bazı değişkenlerin temel alınarak araştırılması amaçlanmaktadır. Böylece Hindistan’da Türkçenin yabancı dil olarak öğrenilmesi ile ilgili durum ortaya konulmaya çalışılmıştır. Öğrencilerin bildikleri dillerin dağılımı gösterilmiştir. Yabancı dil olarak Türkçe öğrenen Hindistan’daki öğrencilerin bildikleri yabancı diller sıralamasında Türkçenin durumuna yer verilmiştir. Çalışma betimsel araştırma yöntemlerinden tekil tarama tekniği (ilişkisiz) kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Hindistan’da Türkçe öğrenen yabancı uyruklu 110 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmadaki veriler, Buran’ın (2008) “Kırgızistan’daki Dillerin Edinilme ve Öğrenilme Süreçleri” konusunda yapmış olduğu çalışmadaki verilerden esinlenerek araştırmacılar tarafından oluşturulan anket yoluyla toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 16.0 veri analizi programında çözümlenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre Hindistan’da Türkçenin İngilizceden sonra en çok öğrenilmek istenen yabancı dil olduğu görülmüştür. Ayrıca öğrencilerin dil geçmişleri incelendiğinde Hintçe ve İngilizce dışında en az iki yabancı dil daha bildikleri ortaya çıkmaktadır. Yabancı dil öğrenme sürecini yönlendiren etmenler vardır. Bu etmenler arasında biyolojik koşulları, bilişsel ve duygusal etkenleri, öğretim metodu, sosyal ve çevresel etkenleri sayabiliriz. Bu etkenler ışığında bakıldığında Hindistan’da dil öğretiminin bu etkenlerden olumlu olarak etkilendiği sonucu çıkmaktadır. Bu durum aslında stratejik olarak gelişen Hindistan’ın dil öğrenme konusunda ne kadar ileride olduğunun göstergesidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Almaatada 1986 Aralık Olayları:Jeltoksan</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15940</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15940</guid>
      <author>Füsun KARA</author>
      <description>Türkistan’dan göç eden Türk kavimlerinin bakiyeleriyle sonradan buraya gelen muhtelif Türk boylarının birleşmesiyle oluşmuş bir Türk toplumu olan Türkistan’ın ocak ağası sayılan Kazak Türkleri, bağımsız yaşamak için çok büyük bedel ödemek zorunda kalmışlardır. Kazakların tarihinde Kalmuk ve Rusların saldırı ve işgalleri büyük yer tutmaktadır. Büyük güçlerin güdümüne giren ihtiraslı Kazak hanlarının isyan ve saldırıları da Kazakları çok uğraştırmıştır. Kazakların Ordalara/cüzlere bölünmeleri veya diğer Türk tayfaları ile çekişmeye, didişmeye girmeleri her defasında hasım güçlerin istilasını getirmiştir.1986 Aralık ayaklanması ya da jeltoksan, Mihail Gorboçev’in Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri Dinmuhamed Konayevi görevinden alarak onun yerine dışarıdan Rusya Sovyet Federatif Cumhuriyetinden Gennady Kolbin’in atanmasıyla 17 Aralık 1986 sabahında ayaklanma başladı. Gösterilerin başlangıcında Merkezi Komite Binası önünde 200-300 öğrenci toplandı. 18 Aralıkta KGB orduları gösteriyi dağıttılar. 2000 den fazla insan yakalanarak tutuklandı, yüzlerce insan yaralandı ve en az 3 kişi öldürüldü. Almaata’da gerçekleşen gösteriler ve diğer Kazak şehirlerinde Sovyetlerin federal yapısını zayıflatacak ve sosyal yapıyı sarsacak ilk büyük patlama idi. Protestoların ardından Sovyetlerin kardeşlik ve birliktelik üzerine inşa edildiğine dair efsane birkaç yıl içinde paramparça olacaktı. 20. Yüzyılın son çeyreğinde bütün Kazak halkının Sovyet hâkimiyetindeki diğer halklarla birlikte bağımsızlık mücadelesi başlatmaları ve başarıya ulaşmaları asırlardır ödenen bedellerin semeresidir denilebilir. Kazakların son yüzyıllık tarihi okunduğunda kahraman geçmişleri ortaya çıkacaktır. Bu makalede bu milli ve bölgesel ayaklanmanın neden ve sonucu anlatılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bâbürnâme'deki Bazı Cümle Yapıları Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15957</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15957</guid>
      <author>Adnan Rüştü KARABEYOĞLU</author>
      <description>Türkçenin tarihî söz dizimi üzerine yapılan art zamanlı incelemelerde cümle bahsi çeşitli yönleriyle ele alınır ve Türkçenin sahip olduğu cümle yapıları ve özellikleri ortaya konmaya çalışılır. Cümle bahsi ile ilgili yapılan bu çalışmaların ise genellikle birleşik cümle yapıları, yardımcı cümle türleri ve özellikleri ile baş ve yardımcı cümleler arasındaki ilişkiler üzerine odaklandığı ve bu suretle cümle yapılarının tahlili üzerinde durulduğu görülür. Yine Türkçenin tarihî söz dizimi ile ilgili bu çalışmalarda az önce zikredilen hususlar yanında ayrıca baş ve yardımcı cümle türleri arasındaki söz dizimi ve aynı zamanda çeşitli anlam ilişkilerinin kurulmasını sağlayan ammâ, bâvücûd, çü, çün, çün kim, egerçi, gerçi, herçi, her neçe, ne, neçük, neçükin, neçete, neçete kim, neteg, kaçan, kaçan kim, kaltı, kim, ki, takı, tâ, tâ ki, vâkıa, vaktâ ki, vakt-î, velî, zîrâ gibi cümle başı edatlarının kullanımı ile ilgili olarak Eski Türkçe, Orta Türkçe, Eski Anadolu Türkçesi ve Çağatay dönemi ekseninde Türk dilinin cümle yapılarını irdeleyerek tahlil ve tanımlamaya çalışır. Bu yazıda ise, Türkçenin tarihî dönemlerinden birini oluşturan Çağatay Türkçesinin nesir sahasındaki örneklerinden Bâbürnâme’de karşılaşılan ve cümle bağlayıcıları olarak görev yapan egerçi-velî, bâvücûd, her néçe, néçük (kim) gibi cümle başı edatlarıyla kurulu ve aralarında karşıtlama anlam ilişkileri bulunan cümle yapıları üzerinde durulacak, böylece yukarıda anılan çalışmalara hem Çağatay sahası hem de üslup çalışması yönüyle katkıda bulunulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mehmed Tevfikʼin Nevâdirüʼz-Zarâʾifʼi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16043</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16043</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatında güldürmek amacıyla yazılmış “latife” adlı kısa hikâyelerin de toplandığı “letâif” ya da “letâif-nâme” denen mecmuaların ilk örneği XV. yüzyıla aittir. Letâifler, XVI. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmış ve XIX. yüzyıl sonlarına kadar da bunların birçok örneği verilmiştir. XIX. yüzyıla ait letâiflerden birinin yazarı Çaylak lakaplı Mehmed Tevfik'tir ve o, çıkardığı ilk mizah gazetesi ve fıkra derlemeleriyle Türk mizahına önemli katkılarda bulunmuştur. Mehmed Tevfik'in konuyla ilgili eserlerinden biri de meşhurlarımızın, özellikle edip ve şairlerimizin latifelerini toplamak ve unutulmamalarını sağlamak amacıyla düzenlediği Nevâdirü'z-zarâ?if'tir. Bu kitap tek cüz olarak H.1299/M.1881-82'de yayımlanmış, ancak tamamlanamamıştır. Yazarın işittiği latifelerden hafızasında muhafaza ettiği ya da yazıya geçirdiklerini bir araya getirmeye çalıştığı adı geçen kitap, mukaddimeyi takiben tek bölümden oluşmaktadır. Ana metne Hz. Muhammed ve Hz. Dıhye arasında geçen bir latifeyle başlayan Mehmed Tevfik, bu arada İslam ve Doğu kültürüne mensup diğer önemli kimselerin latifeye gösterdikleri ilgi üzerinde durmayı da ihmal etmemiştir. Murâd-ı Evvel, Emir Süleyman, Çelebi Sultan Mehmed, Fatih, Bâyezîd-i Sânî ve Yavuz Sultan Selim asırlarına göre düzenlediği metinde bu dönemlerde yaşamış meşhur kimseler hakkındaki latifelere yer vermiş ve söz konusu dönemler hakkında çok kısa da olsa kimi değerlendirmeler yapmıştır. Şair ve ediplerimizle ilgili pek de yaygın olmayan bazı latifeleri günümüze ulaştırması nedeniyle Nevâdirü'z-zarâ?if de Türk mizah edebiyatına katkısı olacak metinlerden biridir. Bu çalışmada Nevâdirü'z-zarâ?if hakkında kısa bir değerlendirme yapılmış, eserin metni günümüz alfabesine aktarılarak sonunda metnin içinde geçen özel isimlerden oluşan bir dizin verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tesettür Tartışmalarının Dünü: II. Meşrutiyet Dönemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15859</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15859</guid>
      <author>Melek ÖKSÜZ</author>
      <description>Türkiye’de tesettür tartışmaları sadece yakın tarihin sorunu değildir. Hemen hemen Türk modernleşme tarihi ile yaşıt bir maziye sahip bu mesele, çeşitli vesilelerle yaklaşık yüz elli yıldır zaman zaman Türk insanının gündemine gelmektedir. Batılılaşma adı altında Türk toplumunu modernleştirme çabaları içindeki hedeflerden biri de, kadınların sosyal hayata kazandırılması, eğitim ve kültür seviyelerinin yükseltilmesidir. Bu bağlamda Tanzimat’tan itibaren dar alanda başlayan tartışmalar, II. Meşrutiyet’in hür ortamıyla her platformda gündeme gelmeye başlamıştır. Söz konusu tartışmaları ortaya koymak, tesettür sorununun tarihi sürecini bilmek ve meseleyi sağlam bir zeminde ele alarak daha iyi kavramak açısından önem kazanmaktadır. Bu yazıda ağırlıklı olarak II. Meşrutiyet döneminde “kadın ve tesettür” meselesinin Batıcı, İslamcı ve Türkçü aydınlar tarafından nasıl yorumlandığı üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesi Ağızlarında -dAvUK / -dAyUK ve –(y)Uk Biçim Birimlerinin Uzantıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15756</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15756</guid>
      <author>Mustafa SARICA</author>
      <description>Bu çalışmada, Türk dili tarihinde kelime&gt;enklitik&gt;ek sürecini tamamlamış olan -dAvUK / -dAyUK ve –(y)Uk biçim birimlerinin Türkiye Türkçesi ağızlarındaki uzantıları incelenmiştir. Tarihi metinlerde kullanılan; ancak bugün Standart Türkçede yaşamayan sözcükleri, biçim birimleri, ses değişmelerini ya da anlam nüanslarını Türkiye Türkçesi ağızlarında görmek mümkündür. Bu nedenle Türkiye Türkçesi ağızları, söz varlığı, ses bilgisi, biçim birim özellikleri ve anlam bilgisi bakımından Standart Türkçeden daha zengin bir birikime sahiptir. Sadece Türkiye Türkçesi ağızlarında kullanılan, Standart Türkçede yaşamayan biçim birimlerin tespit edilmesi ve zaman içinde bu biçim birimlerde ortaya çıkan ses, yapı ve anlam değişmelerinin ortaya konması, Türk dilinin tarihsel birikimin kayıt altına alınması ve Türk dilindeki art zamanlı değişmeler bakımından önemlidir. Bu çalışmada, öncelikle enklitik terimi tanımlanmış, kelime&gt;enklitik&gt;ek sürecinin ne olduğu üzerinde durulmuştur. Tarihi metinlerde bu sürecin nasıl geliştiği, söz konusu biçim birimde zamanla ortaya çıkan ses, biçim ve anlam değişmeleri örneklerle ortaya konmuştur. Daha sonra tarihi süreçte unutulan ve bugün Standart Türkçede yaşamayan bu biçim birimin Türkiye Türkçesi ağızlarındaki biçimleri ve anlam özellikleri tespit edilmiştir. Söz konusu biçim birimin Türkiye Türkçesi ağızlarındaki uzantılarını tespit etmek için Türk Dil Kurumu tarafından bilgisayar ortamında hizmete sunulan Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü kullanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Türkçesinde "gibi" Edatıyla Kurulan Benzetmeli Anlatımlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15871</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15871</guid>
      <author>İ. Gülsel SEV</author>
      <description>Bütün dillerde söyleyişe çekicilik kazandırmak için deyim olarak nitelendirilen söz öbekleri kullanılır. Deyimler genellikle gerçek anlamı dışında kullanılarak, bir kavramı, bir durumu anlatmak üzere, çoğunlukla birden fazla kelimeden kurulan kalıplaşmış söz öbekleridir. Dilde anlatımı etkili kılmanın yollarından biri de aktarma olayı içerisinde yer alan benzetmelere başvurmaktır. Benzetme, niteliği anlatılmak istenen nesnenin veya varlığın bir başka nesneye ya da varlığa dayanılarak onunla benzerliği ortaya konarak anlatılmasıdır. Bu eğilim dilimizde daha çok benzetme edatı diye adlandırılan gibi edatıyla, edat grubu niteliğinde, gerçekleştirilir. duvar gibi: Sağır, fitil gibi: Çok sarhoş, peri gibi: Çok güzel, kıyamet gibi: Pek çok, ay parçası gibi: Güzel kız, çocuk, gâvur ölüsü gibi: Çok ağır, hantal, kör değneğini beller gibi: Hep aynı işi yapmak. vb. örneklerde olduğu gibi. Söz konusu kelime grupları fiillerle birlikte kullanıldığında (isim-fiil grubu kalıbında) deyim niteliği kazandığı açıktır. Kedi ciğere bakar gibi bak-: İmrenerek bakmak, arpacı kumrusu gibi düşün-: Ne yapacağını bilmeyerek derin derin düşünmek, pişmiş kelle gibi sırıt-: Dişlerini göstererek yersiz ve aptalca gülmek. vb. örneklerde olduğu gibi. Bu yazıda Türk dilinde yaygın olarak kullanılagelen gibi edatıyla kurulan kalıplaşmış söz öbeklerinin işleyişi üzerinde durulacaktır. Çalışmamızın esas konusunu dilimizde fiilsiz kullanılan gibi edatlı kalıplaşmış kelime grupları teşkil ettiğinden bu yapılar için TDK Türkçe Sözlük taranarak söz konusu gruplar çıkarılacak; bunlar anlam ilişkileri, kalıplaşma dereceleri, yapıları vb. bakımından incelenmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Sık” Sözcüğünün Kökeni Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15991</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15991</guid>
      <author>Serkan ŞEN</author>
      <description>Bu makalede Türkçenin yaygın niteleyicilerinden biri olan sık “seyrek karşıtı; kesif, yoğun” sözcüğü üzerinde durulacaktır. Sözcük, belirtilen anlamıyla Türk dili tarihi içinde ilk kez Harezm Türkçesi metinlerinden Mukaddimetü’l-Edep’te karşımıza çıkar. Divanü Lûgat-it-Türk’te sık’a Oğuzca olduğu belirtilerek “az” anlamının verilmiş olması dikkate değer bir durumdur. İlk bakışta, Türkçenin eklemlenme yapısını göz önünde tutarak, sözcüğün sı- fiiline getirilen –k ekiyle türetildiğini düşünmek mümkündür. Ancak sı- fiilinin sık sözcüğünü türetebilecek anlam içeriğine sahip bir görünümü şimdiye dek tespit edilememiştir. Eski Uygur Türkçesi dönemine ait daha önce yayımlanmamış bir yazma üzerine yaptığımız çalışmada sı- fiilinin “toplanmak bir araya gelmek” anlamı tespit edilmiştir. sı-‘tan türeyen başka sözcükleri de aydınlatabilecek bu bulguyu konun uzmanlarının ilgisine sunmayı amaçlayan yazımızda öncelikle sık sözcüğün Türkçenin gelişme ve yayılma alanlarındaki yeri tespit edilmiştir. sık’ın kökeni ile ilgili değişik görüşler aktarıldıktan sonra değinilen görüşlerin eleştirisi yapılmıştır. Berlin Turfan koleksiyonunda Mainz 752 (T III 84-74) numarasıyla kayıtlı oldukça büyük boy bir kitap sayfasının ölçülerinde olan el yazması içinde geçen sı- fiilinin “toplanmak” anlamı üzerinde yoğunlaşılarak bu fiilin Eski Türkçede hangi bağlamlarda kullanıldığı belirtilmiştir. Uygurlardan kalan Budist çeviri külliyatı içinde Dasakarmapathavadanamala türünü andıran yazmadaki veriden hareketle sık’ın, başlangıçta “tazyik etmek” anlamındayken Uygurca metinlerde “bir araya gelmek, toplamak” karşılığında da görülebilen sı- fiiline dayandığı karşılaştırmalı bir yaklaşımla ifade edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede Şiirin Yüklemi Sorunu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15678</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15678</guid>
      <author>Vefa TAŞDELEN</author>
      <description>Dede Korkut Hikâyeleri, Divanü Ligat-it-Türk, Yûnus Emre D?vanı gibi, Türkçenin klasik eserlerinde şiir konusunda başlıca iki yüklem kendini gösterir: Bunlardan biri “söylemek” (soylamak), diğeri ise “dizmek” (tizmek) ve “düzmek” (tüzmek) yüklemleridir. Bu yüklemler, Türkçede, şiir konusunda başlıca iki yönelim oluşturmuştur. “Söyleme” yüklemi halk edebiyatı üzerinden, gündelik hayatta işlevi olan, ilhama ve yaşantıya dayalı bir söyleyişi, “dizmek” ve “düzmek” yüklemi ise</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>L’Emergence des Savoirs Culturels dans la Démarche Traductive : le Cas de “Cinq Villes” d’Ahmet Hamdi Tanpınar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16019</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16019</guid>
      <author>Perihan YALÇIN</author>
      <description>Résumé: L’objet du présent article est essentiellement la question de la traduction des éléments culturels. Dans cette étude, nous voudrions indiquer nos idées et nos observations à propos de la traduction en français d’une œuvre d’Ahmet Hamdi Tanpınar, célèbre poète et romancier turc qui a été considéré comme le fondateur de la littérature turque moderne. Pour le corpus, nous avons pris le roman turc d’Ahmet Hamdi Tanpınar intitulé “Beş Şehir” (“Cinq Villes”) et sa traduction en français. Il est évident que chaque langue contient, préfabrique, impose à ses locuteurs une certaine manière de regarder le monde, d’analyser l’expérience que nous avons du monde. Si nous voulons comprendre pourquoi et comment la traduction reste possible, il nous faut donc,d’abord, accepter dans son entièreté ce fait qu’une langue nous oblige à connaître d’autres cultures à voir le monde d’une certaine manière, la traduction n’est pas toujours possible. Elle ne l’est que dans une certaine mesure et dans certaines limites. G.Mounin souligne “pour bien traduire une langue, il ne suffit pas d’étudier cette langue, , il faut étudier, la culture qui lui correspond”(Mounin 1976,44-45) . Notre objectif, dans ce travail, est d’analyser la traduction, plus particulièrement des éléments spécifiques propres à une culture inexistante dans la langue cible. Il s’agit de montrer comment un certain nombre de réferences historiques et culturelles sont traduits dans ce moyen d’expression. Nous traiterons en ce qui concerne les réferences culturelles qui doivent être adoptées par les connaissances des lecteurs français; et qui sont également fortes nombreuses dans cette œuvre. Le traducteur doit expliquer au récepteur étranger, les particularités des termes ce qui lui sont compréhensibles et qu’il peut comparer avec les réalités déjà de la propre culture.Ces explications utilisées par le traducteur ont avant tout, une valeur informative, elles permettent aux récepteurs d’apprendre à quoi signalent ces éléments culturels dans le pays dont les textes sont traduits. Özet: Bu makalenin konusu, kültürel öğelerin çevirisi sorunudur. Çalışmamızda, modern Türk edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen, ünlü şair ve Türk romancısı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Fransızca’ya çevrilmiş olan bir çalışmasıyla ilgili fikir ve görüşlerimiz belirtilmiştir. İncelememizde, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir isimli romanı ve Fransızca çevirisi ele alınmıştır. Şu bir gerçektir ki; her dil, belirli bir ölçüde öteki kültürleri, dünyayı tanımamıza yardımcı olur. Eğer çevirinin nasıl ve niçin olabildiğini anlamak istiyorsak; her şeyden önce, bir dilin bütünlüğü içerisinde genelde çevrilemeyen, o dilin kültürel öğelerini ve dünyaya bakış açısını bilmek zorunda olduğumuzu kabul etmek gerekir.Her dil, belirli sınırlılıklar ve belirli kalıplar içerir. G. Mounin, iyi bir çeviri yapmak için, sadece dili bilmenin yeterli olmadığını, o dilin kültürünü de tanımak gerektiğini öne sürmektedir (Mounin 1976,44-45) . Bu çalışmadaki amacımız, özellikle hedef dilde var olmayan belirli kültürel öğelerin çevirisinin analiz edilmesidir.Burada söz konusu olan, bazı tarihsel ve kültürel referansların hedef kültüre nasıl aktarıldığını ve özellikle de hedef kültürde var olmayan öğelerin çevirisinde ne gibi bir yol izlendiğini göstermektir.. Kaynak metinde sayıca çok fazla olan ve Fransız okurların algılamasına ve bilgisine sunulan kültürel referanslar ele alınmaktadır. Çevirmen, bu kültürel referansları yabancı okura, onlara anlaşılır kılmak suretiyle , açıklamak zorundadır. Herşeyden önce, çevimen tarafından gerçekleştirilen bu açıklamalar bilgilendirici bir değere sahiptir ve eserin çevrildiği ülkede bu kültürel öğelerin neye işaret ettiğini alıcı okurun öğrenmesini sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Konuşma Becerisinin Geliştirilmesinde Beyin Fırtınası Tekniğinin Etkisi: Bir Eylem Araştırması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15699</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15699</guid>
      <author>Havva YAMANFeridun KARAARSLAN</author>
      <description>Bu araştırma Türkçe derslerinde kullanılan beyin fırtınası tekniğinin, ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin konuşma becerisine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden eylem araştırması kullanılmış, beyin fırtınası tekniğinin merkezde olduğu dersler kamera ile kayıt altına alınmıştır. Öğrencilerden elde edilen verilerin çözümlenmesinde nitel içerik çözümlemesi ve söylem analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda beyin fırtınası tekniğinin konuşma eğitiminde kullanımının, öğrencilerin konuşma becerilerinin gelişimine olumlu etkisinin olduğu görülmüştür. Beyin fırtınası tekniğiyle işlenen derslerde öğrencilerin konuşma becerilerinin bilişsel ve duyuşsal anlamda geliştirilebildiği belirlenmiştir. Ayrıca tekniğin İlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı’nda yer alan birtakım kazanımların gerçekleşmesine yardımcı olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, ilgili alanyazın ışığında yorumlanmış, öğrencilerin konuşma becerilerini geliştirmek için beyin fırtınası tekniğinin kullanımıyla ilgili birtakım önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Derleme Sözlüğü'ndeki Gizli Dil Verileri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16047</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16047</guid>
      <author>Faruk YILDIRIM</author>
      <description>Bu makalede; gizli dil teriminin çerçevesi çizilmeye çalışılmış, Türkiye’deki gizli diller ve dar bölge meslek argolarından söz edilmiş ve gizli dillerden Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü’ne yansıyan bazı veriler üzerinde durulmuştur. Yazının temel amacı, Derleme Sözlüğü’nde yer alan bazı kelimelerin gerçekte Türkiye Türkçesinin ağızlarına ait olmadığını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, söz konusu kelimelerin etimolojilerine ilişkin bulgular da tartışılmıştır. Derleme Sözlüğü’nde yer alan cıvır ‘kadın, kız’; geben ‘yabancı’; geder ‘eşek’; gerez ‘süslü, zarif, şık, (kimse); şirin, dilber, yosma’; gıyla, gıylam ‘erkeğin cinsiyet organı’; hersit ‘ekmek’; heziklemek ‘dayak atmak’; manış ‘İki kişinin -iyi ya da kötü- arkasından konuştukları üçüncü kişi’ yeken ‘para’ kelimeleri incelenmiştir. Bu kelimeler, Abdal gizli dilinde (Tebercede) sırasıyla cıvır ‘kadın, kız’; geder ‘eşek’, gerez ‘iyi, güzel, hoş’; gıyla, gıylam ‘erkek üreme organı’; hersit ‘ekmek’; heziklemek ‘dövmek’; manış ‘adam’; yeken ‘para’ biçimindedir. Ele alınan kelimelerin bazıları Abdal gizli dilinden başka, Çepni gizli dili, Tokat Geygel gizli dili, Doğu Anadolu göçebelerinin gizli dili, Kıbrıs Gurbetlerinin gizli dili gibi Türkçe temelli dillerin söz varlığında da yer alır. Kimi kelimeler, dar bölge esnaf argoları ile Türkçe temelli olmayan gizli dillerde ve Türkiye dışında kullanılan başka gizli dillerde de kullanılmaktadır. Makalede, Türkçe kökenli olmayan söz konusu kelimelerin etimolojik durumu incelenmiş, kullanıldığı gizli diller tespit edilmiş, elde edilen veriler yorumlanmış ve sonuçlara ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fatma Barbarosoğlu’nun Hikâyelerine Yansıyan Kadın Kimliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16058</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16058</guid>
      <author>Alpay Doğan YILDIZ</author>
      <description>Fatma Barbarosoğlu, yazar olarak değişik kimliklere sahiptir. 0, sosyolog, hikâyeci, romancı, deneme yazarı, gazetede köşe yazarı… kimliklerine sahiptir. 1995’te yayımladığı ilk kitabı Moda ve Zihniyet sosyolog kimliğinin ürünüdür. Bu kimlikle başka kitaplar da yazmıştır. Yazarın ikinci eseri olan Acı Deniz bir hikâye kitabıdır ve 1996 yılında yayımlanır. Barbarosoğlu, sonraki yaklaşık on yıllık sürede Acı Deniz de dahil beş hikâye kitabı yayımlar: Acı Deniz (1996), Gün Akşamsızdır (2000), Senin Hikâyen (2001), Ahir Zaman Gülüşleri (2002), İki Kişilik Rüyalar (2005). Yazarın aynı yıllarda denemeye de ağırlık verir. Fatma Barbarosoğlu bu yıllarda dört deneme kitabı yayımlar. Yazar, 2004’ten sonra ise roman yazmaya başlar. İlk romanı Hiçbiryer’in ardından yazdığı üç roman, son yıllarda Fatma Barbarosoğlu’nun yazar kimliğinde romancılığın öne çıktığını gösterir. Fatma Barbarosoğlu 1990 sonrası modern Türk hikâyesinin önde gelen isimlerinden biridir. Fatma Barbarosoğlu’nun hikâye kişileri hikâyelerin yazıldığı yıllarda, yani daha çok 1990 sonrası Türkiyesinde yaşarlar. Yazarın hikâyelerinde insanların anlatmaya olan ihtiyaçları, insanlar arası iletişimsizlik, hayattan çekilen insani/ahlâki değerler, imaj merkezli hayat algısı,yazar-okur-toplum ilişkileri… gibi konular tartışılır. Ancak onun hikâyelerinde en çok üzerinde durulan konulardan biri “kadın”dır. Fatma Barbarosoğlu toplum içindeki kadını eş, anne, çalışan kadın, arkadaş, öğrenci gibi değişik kimliklerle ele alır. Bu yazıda, yazarın hikâyelerindeki kadın kimlikleri tespit edilip yorumlanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Determining The Factors That Affect Burnout And Job Satisfaction Among Academicians: A Sample Application On The Hitit University</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15939</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15939</guid>
      <author>Sibel YOLERİ, M. Ömer BOSTANCI</author>
      <description>Akademisyenler üniversitelerin en önemli bileşenleridir. Bu nedenle çalışmanın amacı, Hitit Üniversitesi akademik personelinin tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin belirlenmesi ve akademik personelin iş doyumu ve tükenmişlik düzeylerinin bazı değişkenler ile arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Bu nedenle, 81 anket 2011-2012 öğretim yılında Hitit Üniversitesi’nin Mühendislik, İlahiyat, Fen-Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ve Sağlık Yüksekokulu ve son olarak Meslek Yüksek Okullarından akademisyenlere uygulandı. Veri toplama araçları olarak Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) ve İş Doyumu Anketi uygulandı. Üniversite öğretim üyeleri hakkında bazı bilgileri almak için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Sonuçlar, demografik değişkenler arasında, cinsiyet değişkeni ile tükenmişlik alt ölçeklerinden duyarsızlaşma arasında anlamlı ilişkili olduğunu göstermektedir (p&lt;0.05). Bu çalışmada erkek akademisyenlerin duyarsızlaşma puanlarının kadın akademisyenlere göre daha yüksek olduğu bulundu. Akademisyenlerin iş doyumu ve tükenmişlik alt boyutlarında yaş, medeni durum ve haftalık ders yükü değişkenleri ile anlamlı bir ilişki olmadığı görülmektedir. Araştırma sonuçları, orta gelir düzeyinde olduğunu düşünen akademisyenlerin iş tatmini düzeyinin düşük gelir düzeyinde olduğunu düşünen akademisyenlerden anlamlı ölçüde yüksek olduğunu göstermektedir. Sonuçlar, öğretim görevlilerinin profesör/doçent ve yardımcı doçentlerden daha yüksek düzeyde duyarsızlaşma tükenmişlik puanlarına sahip olduklarını göstermiştir. Ayrıca, iş doyumu ile duygusal tükenmişlik arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p&lt;0.01). Buna göre, duygusal tükenme artarken iş doyumu azalmakta, duygusal tükenme azalırken iş doyumu artmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ziya Gökalp'in Manzûmeleri ve Ala Geyik Hakkında</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16034</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16034</guid>
      <author>Gencay ZAVOTÇU</author>
      <description>Özet Osmanlı Devleti’nin en sıkıntılı günlerine tanık olan Ziya Gökalp, aydınların İslam Birliği, Osmanlıcılık ve manda taraftarı olduğu bir dönemde Türk milliyetçiliğini savunmuş ve Türklük bilincini öne çıkarmış bir fikir adamıdır. Gökalp’in savunduğu Türk milliyetçiliği nihâî olarak Turan Ülküsü gibi bir Türk dünyası hayâli içerse de yüzyıllarca bastırılmış Türklük bilincinin uyanmasını sağlamak açısından etkili olmuştur. Gökalp, devletin ve milletin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulması için önerdiği fikirlerle Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası yapılan yeniliklerin bir kısmına da katkı sağlamıştır. Bu çerçevede, Gökalp’in hararetle savunduğu fikirlerden biri kültür ve edebiyatın karmaşık yapıdan kurtulup millî bir kimliğe bürünmesi olmuştur. Gökalp’e göre edebiyatın millî bir kimlik kazanabilmesi halk kültürüne yönelmesi ve halk edebiyatından beslenmesi ile gerçekleşir. Yüzyıllarca ötelenmiş, ihmal edilmiş ve hak ettiği değeri görememiş olan halk aslında milletin temel gücü ve dayanağı konumundadır. Yazar ve şairler halk kültüründen beslendikleri ölçüde eserleri millî bir hüviyete bürünür, milletin öz değerlerini işledikleri müddetçe geniş halk kesimi tarafından okunup anlaşılabilirler. Oysa, halk kültürü bazı Osmanlı aydın ve bürokratları tarafından yüzyıllarca küçümsenmiş, hatta hakîr görülmüştür. Ziya Gökalp’in bu düşünceler ışığında yazdığı Asker İle Şair, Halîfe ve Müftü, San’at, Kavim, Meslek Kadını, Askerin Türküsü, Esnâf Destanı v.d. sorumluluk sahibi, bilinçli, itaatkâr, düşünen ve görev bilinciyle hareket eden insanı tanımlama ve doğru davranış biçimlerini kavratma amacıyla söylenmiş manzumelerdir. Gökalp’e bu manzumeleri söyleten, diğer nedenlerin yanında sağlıklı ve uygar bir toplumun sorumlu, bilinçli ve sağlıklı fertlerden oluşacağı fikri olmalıdır. Gökalp’in, 1913 yılında yayınlanan Ala Geyik manzumesi kolay anlaşılabilir biçim ve içeriğiyle “taklitçi ve kozmopolit “aydın tabaka kültürü”ne karşı çıkardığı (…) halk kültürü”nün edebiyata yansımış bir örneğidir. Çok önemsediği Dilde Türkçülük fikri uyarınca dizelerinin büyük oranda Türkçe kelimelerden oluşması ve hece ile yazılması, bu fikir adamının şiir ve yazılarıyla Yeni Lisan Hareketi’ne sağladığı katkının da bir belgesi niteliğindedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Maximilian’ın Meksika İmparatorluğu ve Meksika’ya Giden Mısır Askerleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15926</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15926</guid>
      <author>Durmuş AKALIN</author>
      <description>Meksika bulunduğu konum itibariyle son derece önemli bir ülkedir. Bu yüzden İspanya’dan ayrılıp bağımsız olduktan sonra bir güç mücadelesinin içinde kalmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ile yaşadığı Teksas meselesinden sonra Meksika borç batağında kalmıştır. Bu sıkıntılar yanında bir süre sonra da siyasi çekişmeler başlamış ve ardından Juarez’in duruma hakim olmasıyla siyasi çalkantılar çözülmüştür. Ancak ekonomik sıkıntıların altından kalkamayınca bu defa İngiltere, Fransa ve İspanya’nın askeri müdahalesi ile karşı karşıya kalmıştır. Askeri operasyon başlamadan önce Londra’da üç devlet bir anlaşmaya varmıştır. Bu anlaşma doğrultusunda da ortak hareket edilmiştir. İngiltere ve İspanya’nın Meksika’dan çekilmesi son derece önemli bir durum olmuştur. İngiltere’nin düşüncesi sadece borçlarını alabilmektir. İspanya ise kendine yakın bir hanedanın Meksika’nın başında olmasını arzu etmektedir. Bu düşünce ile her iki devlet askeri operasyon için hareket etmiştir. Fransa ise her iki devletin düşüncesinden farklı olarak, borçlar konusundan önce, Meksika tahtı ile ilgilenmiştir. İngiltere ve İspanya’nın Meksika’dan çekilmesiyle Fransa, Maximilian’ı imparator yapmak ve Meksika’yı da Fransa’ya bağlı bir devlet haline getirmek istemiştir. Ancak planlar istediği gibi işlememiş ve askeri mücadele oldukça önemli bir hale gelmiştir. Meksika’da sadece askeri değil siyasi bir karmaşa da vardı. Karmaşa Meksika’nın nasıl yönetileceği üzerineydi. Meksika’da halkın büyük çoğunluğu Juarez’i destekliyordu. Bu karmaşa içinde Fransa’nın desteğini alan bir grup ise Avusturya İmparatorunun kardeşi Maximilian’ın Meksika tahtına geçmesini istiyordu. Bu gruplar düşünceleri doğrultusunda Fransa’dan da destek aldılar. İlk olarak bu düşünceyi III. Napoleon’a ilettiklerinde onun bu konuda aracı olmasını istediler. Tasarıya göre eğer Maximilian bu teklifi kabul etmez ise bu sefer III. Napoleon’un uygun göreceği bir isime teklif götürülecekti. Heyetin görüşmelerinden sonra Maximilian teklifi kabul etti. Ardından birçok Avrupa devletine haber verildi. Bir süre sonra Maximilian eşiyle beraber Meksika’ya gitti ve Meksika İmparatoru olarak görevine başladı. Bu mücadele sırasında Maximilian’a Fransa büyük bir destek vermiştir. Bunun için de birçok asker Meksika’ya savaşa gitmiştir. Bu da yeterli olmayınca Fransa Mısır’dan asker gönderilmesi için Said Paşa ile görüşmüş ve bu görüşme neticesinde bir miktar Mısır askeri Meksika’ya gönderilmiştir. Mısırlı askerlerin gidişleri ve Meksika’daki yaşamları oldukça zor olmuş ve bu askerler savaş boyunca Meksika’da kalmıştır. Osmanlı Devleti bu askerlerin gidişini onaylamamıştır. Üstelik bu askerler kendisine sorulmadan gönderilmiştir. Bu yüzden Mısır Osmanlı Devleti tarafından kınanmıştır. İngiltere de Mısır askerlerinin Meksika’ya gönderilmesinden rahatsız olmuştur. Durumu Osmanlı Devleti ve Mısır nezdinde protesto etmiştir. Ancak tüm bunlara rağmen bu askerler Meksika’da Fransız askerleri ile beraber savaşmışlardır. Giden askerler sayıca azdır ancak sembolik önemleri büyüktür. Bu çalışma ile Maximilian’ın imparatorluk serüveni ve Mısır askerlerinin Meksika’daki mücadelesi incelenmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erzurum Ağzı Söz Varlığında Eski Türkçenin İzleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16007</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16007</guid>
      <author>Dilek AKAN BUDAK</author>
      <description>Türkiye Türkçesi konuşulduğu bölgelerde bazı ses ve şekil farklılıklarına bağlı olarak ağızlara ayrılmıştır. Türkiye Türkçesi ağızlarından biri olan Erzurum ağzı, hem ses bilgisi hem de anlam bilgisi yönüyle dikkat çekici özelliklere sahiptir. Özellikle geçmişteki ve günümüzdeki kelime hazinesi açısından incelemeye alınınca Eski Türkçe ile Erzurum ağzı arasında önemli benzerlikler bulunur. Hazırladığımız çalışmada, Erzurum ağzıyla ilgili yapılmış çalışmalar taranarak Eski Türkçenin söz varlığıyla kıyaslanmıştır. Bu çalışmada sadece ilgili çalışmalar taranmamış canlı kaynaklardan da yararlanılmıştır. Erzurum ağzında kullanılan sözcüklerin taranması sonucunda 130’a yakın kelimenin Eski Türkçede kullanılmış olan sözcüklerle anlamdaşlık gösterdiği saptanmıştır. Bu sözcüklerin bir kısmı ses bilgisi yönüyle de aynıdır. Geri kalanlarda bazı ses değişiklikleri olmuştur. Örneğin alma (elma), eke (büyük), eze (teyze), yelim (hafif), yu- (yıka-), yun- (yıkan-), gibi sözcükler şekil ve anlam olarak Eski Türkçeye koşuttur. Böcüyh (E.a.) -bögücük (E.T.) (böcek), dözet- (E.a.) - tüzet- (E.T.) (düzelt-), oğrun (E.a.)-o?rı (E.T.) (gizlice) sözcüklerinde ise anlam koşutluğu devam ederken bazı ses değişiklikleri olmuştur. Çalışmamız içinde bu ses değişiklikleri de gösterilmiştir. Sonuç olarak; bu makalede Erzurum ağzındaki Eski Türkçe sözcüklerin dikkat çekici sayıda olduğu ve çoğusunun ses yapısını da koruyarak aynı anlamda kullanıldığı tespit edilmiştir. Eski Türkçe ile Erzurum ağzı arasında benzerlik gösteren kelimelerle kurulmuş cümle örneklerine de eski metinlerde rastlanmıştır. Makalede; bahsedilen örnek cümlelerin yanısıra, Erzurum ağzında kullanılan atasözlerinden, deyimlerden, manilerden de örnekler verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Konuşma” Adlı Küçürek Öyküde Kendilik Sorunsalları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15747</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15747</guid>
      <author>Yeliz AKAR</author>
      <description>Ferit Edgü anlatıları arasında güçlü bir ses/ güçlü bir değer olan küçürek öykü, görülen şey’in bilinci ve ruhu tahrik eden izdüşümleri sonrası metinleşir. Bu izdüşümün bir göstergesi olan “Konuşma” adlı küçürek öykü, kendi izbesinde çürüyen ve kötücül sanrısına dönüşerek varlık alanından iyicil değerleri kovan bir insanın tükeniş psikozunu muştular. Öyküde katastrofik bir yıkımın içine gömülen ve mutlak karanlık mekanında sesini yaşama kavuşturamayan modern insanın trajik süreci haykırılır. Açmazlarının içinde derinleşen çıkmazıyla yaşamın kıyısında kalan anlatı kişisi, kendi yaralarına sıkışarak içindeki yaşatıcı özü tamamıyla sönümler. Çalışmanın temel etimonunu veren “Konuşma” adlı küçürek öykü; yabancılaşma ve aidiyet, bungunluk ve çöküntü, umutsuzluk, çaresizlik, yalnızlık, iletişimsizlik izlekleri üzerine kuruludur. Bu izleklerle yaşam sürecinde güçlü kalkış noktalarını düşüren insanın yaşadığı ruhsal ve bilinçsel yıkımı gösteren çalışmamız ve küçürek öykü, insanlık ülküsünü yokluğa götüren süreçlere de gönderme yapar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Türk Edebiyatında Tercüme Geleneği Ve Bu Gelenekte Mantıku’t-Tayr Tercümeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15764</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15764</guid>
      <author>Vesile ALBAYRAK SAK</author>
      <description>Arapça "terceme" kelimesinden tercüme; "çeviri" demek olup ifadelerin bir dilden başka bir dile aktarılmasıdır. Toplumların birbirlerini tanımalarında, ilmî ve fikrî gelişmelerde köprü görevini yerine getirmiş bu faaliyet, kültürler arası etkileşimde önemli rol üstlenmiştir. Medeniyetler bir ülkeden diğerine daha çok tercüme yoluyla girer. Dinî-didaktik edebiyatın önemli bir parçası olan Attar'ın Mantıkut-Tayr'ı da edebiyatımıza tercüme yoluyla girmiştir. Tasavvufî öğretiyi allegorik bir dille, konu bütünlüğü içinde ele alan ve hikâyelerle halka indirgeyen bu eser, kaynak eser olma özelliği kazanmıştır. Mantıku't-Tayr'ın edebiyatımızda XIV. yüzyıldan başlayarak XVIII. yüzyıla kadar her yüzyılda tercümeleri ve benzerleri yazılmıştır. Gülşehrî’nin Mantıku’t-Tayr‘ı (1317), Ali Şir Nevaî’nin Lisânü’t-tayr’ı (1498/1499), İranlı Şemsî’nin Deh Murg ‘u(1514), İbrahim Gülşenî’nin Sîmurg-nâme’si (d. 1533), Zaîfî’nin Gülşen-i Sîmurg’u (d. 1559), Ârifî Mehmed’in Ravzatü’t-Tevhid’i (d.1563), Kadıoğlu Şeyh Mehmed'in İnşirâhu’s-Sadr'ı (1578) ,Şemseddin Sivâsî’nin Gülşenâbâd’ı (d. 1595) ve Fedâî Dede’nin Mantıku’l- Esrâr’ı (d.1635) bu eserlerdendir. Kahramanları bitkiler veya hayvanlar olsun, beyit sayısı az veya çok olsun, yardımcı hikâyeler ne derece farklı olursa olsun ana fikir ve konu bakımından bu eserler bir şekilde Attar'ın eserinden beslenmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lehçeler Arası Aktarmalarda Yalancı Eş Değerler Sorunu (Türkiye Türkçesi-Özbek Türkçesi-Yeni Uygur Türkçesi Fiil Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15996</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15996</guid>
      <author>Hanife ALKAN</author>
      <description>Türk dili, geçmişten bugüne, çeşitli dil içi nedenlerin yanı sıra, bazı tarihî ve siyasi sebeplerle de birbirinden farklı lehçelere ayrılmıştır. Bu lehçeler bulundukları gruplara göre bazı yönlerden birbirleriyle benzerlik gösterirken bazı yönlerden de birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Lehçelerin söz varlığı, bu bakımdan dikkate değerdir. Bazı lehçeler, söz varlığı bakımından büyük oranda örtüştüğü halde bazıları bu konuda çok az ortaklık gösterir. Bunu belirleyen en büyük etken, lehçelerin aynı grupta yer alıp almadıklarıdır. Ülkemizde özellikle 90’lı yılların ortalarından itibaren aktarma faaliyetlerinin hız kazanması, diğer lehçelerin söz varlıklarının tanınmasını sağlamıştır. Bu aktarma faaliyetleri bir yandan da çeşitli aktarma problemlerini beraberinde getirmiştir. Bu problemlerin başında, lehçelerdeki yalancı eş değerli kelimelerin aktarılması gelmektedir. Bu kelimeler, aktarıcılar için bir tuzak olagelmiştir. Bu çalışmada Güneydoğu lehçe grubuna giren Özbek ve Yeni Uygur Türkçelerinin söz varlığında yer alan yalancı eş değerli fiiller üzerinde durulmuş; bu lehçeler ile Türkiye Türkçesi yazı dili arasında yalancı eş değerli fiiller tespit edilmiş ve anlam farklarına dikkat çekilmiştir. Bu farklılıkların çok anlamlılık, anlam genişlemesi, eş seslilik gibi anlambilimsel olayların etkisiyle meydana geldiği anlaşılmıştır. Sözü edilen lehçelerde fiillerin anlamlarının aşağı yukarı aynı olduğu; ancak Türkiye Türkçesinde bu fiillerin bazılarının anlam değişikliğine uğradıkları, bazılarınınsa zaten farklı köklerden gelen ve dolayısıyla farklı anlamlar taşıyan fiiller oldukları dikkat çekmektedir. Bu çalışmayla söz konusu lehçelerden yapılan çevirilerde faydalı olunacağı umulmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Milli Kütüphane 2727 Numaralı Mecmû’a’da Kayıtlı Manzum Bir Melheme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15858</guid>
      <author>Mustafa ALKAN</author>
      <description>İnsanoğlu yüzyıllardan beri, çeşitli işlerinin nasıl sonuçlanacağı, geleceğin kendisine neler getireceği hususunu hep merak etmiş ve gelecekte olabilecekleri öğrenebilmek için çeşitli yollara başvurmuştur. Bu yollara genel olarak “fal, kehânet, astroloji” gibi adlar verilmektedir. Diğer milletlerin kültüründe olduğu gibi Türk kültüründe de fal ve kehânet yaygın olarak görülmektedir. O nedenle gerek İslam öncesi gerekse İslam sonrası edebiyatımızda fal ile ilgili eserler görülmektedir. İnsanın geleceğe dair merakını gidermek için kullandığı olaylardan bazıları da Ay veya Güneş tutulması, yeni ay görünmesi, yıldız kayması, şiddetli yağmur veya dolu yağması ya da rüzgâr esmesi, gök kuşağı, şimşek, yıldırım ve deprem gibi bir takım tabiat olaylarıdır. Başka bir deyişle merak hissi, insana tabiat olaylarını kullandırarak gelecekten haber verme konusunda farklı bir yöntem oluşturtmuştur ki buna “melheme” adı verilmektedir. Arap, Fars ve Türk edebiyatında birçok örneği bulunan melhemeler eski eserlerimiz arasında önemli bir yekün oluşturmaktadır. Bu melhemelerden biri de Milli Kütüphane 2727 numaralı mecmûada kayıtlı olan manzum bir metindir. Bu metinde ayın hangi burçta olduğunu çıkarma yöntemi ile ayın bulunduğu burca göre yapılması uygun olan ya da olmayan işler anlatılmıştır. İlgili metni konu alan bu çalışmamızda fal ve melhemelerle ilgili bilgi verildikten sonra adı geçen mecmuada kayıtlı bu manzum metin incelenmiş, transkribe edilmiş, ayrıca metinde geçen kelimeleri içeren bir sözlük de yazıya eklenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Kitap Arkası Sözlük Çevirisi: Kutadgu Bilig</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15883</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15883</guid>
      <author>Muhammet Fatih ALKAYIŞ</author>
      <description>11. yüzyılda Yusuf Has Hacib tarafından aruz ölçüsü ve mesnevi nazım şekliyle yazılan, “mutluluk veren bilgi” anlamına gelen Kutadgu Bilig, siyasetname türünün ilk örneğidir. Hakaniye Türkçesiyle yazılan ve içerisinde 6645 beyit bulunan bu eser toplam on sekiz ayda tamamlanmıştır. Genel olarak çeşitli bilgi ve öğütlerin yanı sıra erdem, mutluluk gibi kavramların da işlendiği eserde dört sembolik karakter birbirleriyle konuşturulmaktadır. Bunlardan “Kün Togdı” adaleti; “Ay Toldı” mutluluğu; “Odgurmış” akıbeti, yani hayatın sonunu; “Ögdülmiş” ise aklı temsil etmektedir. Bu makalede, Kutadgu Bilig’in 1984 yılında sekiz kişilik bir komisyon tarafından Urumçi’de yayımlanan Yeni Uygurca çevirisinin sonunda bulunan sözlük üzerine çalışılmıştır. Toplam 273 maddelik açıklamanın bulunduğu bu sözlükte 244 tanesi için madde başı kullanılmışken, 29’u için herhangi bir madde başı kullanılmamıştır. Bu sözlüğü önemli kılan, içerisinde bugün için unutulmuş veya kullanımdan kalkmış Orta Türkçe kelime ve ifadelerin yer almasıdır. Sözlükteki madde başı ve açıklamaların transkripsiyonu ve Türkiye Türkçesine aktarımı burada bir tablo hâlinde yan yana verilmiş; kullanılan çeviri yazı işaretleri de çalışmanın sonunda bir arada gösterilmiştir. Sözlükte dikkati çeken başka bir nokta ise bazı madde başlarından hemen sonra kullanılan “Ķ. U”, “E” ve “P” kısaltmalarıdır. Bunlardan en çok kullanılanı “Ķ. U” Kutadgu Bilig-Uygurca; “E” Arapça; “P” ise Farsça anlamlarına gelmektedir. Bunların dışında, Sanskritçeden alınan kelimelerin yanına da “Sanskiritçe” ibaresi yazılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Haşim’de Ev-Yuva ve Doğa İmgesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16012</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16012</guid>
      <author>Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ</author>
      <description>Ev ve yuva imgeleri şiirde çok kullanılan imgelerdendir. Şairin kendini güvende hissettiği bir sığınaktır ev. Ahmet Haşim’in şiirlerinde doğa imgesi üzerinde en fazla durulan konulardan olmuştur. Ayrıca şairin karamsarlığı ve gerçek dünyadan hayali dünyaya kaçma isteği üzerinde de değerlendirmeler yapılmıştır. Fakat Haşim’in neden gerçek dünyadan hayali dünyaya kaçtığı konusu üzerinde pek durulmamıştır. Çünkü Haşim’in şiirlerinde yarattığı hayali dünya, gerçek dünyadan daha zengindir. Bunun yanı sıra Haşim’in eve ve doğanın içinde bir yuvaya ya da sığınağa duyduğu ihtiyaç da dikkat çekici bir konudur. Haşim, evin içinde, daha dar bir mekânda daha huzurludur. Bu durumu şairin “Evim” adlı şiirinde görebiliriz. Ayrıca Haşim, daha geniş bir sığınağı “O Belde” adlı şiirinde betimlenmektedir. O belde, doğanın bir parçası ve doğadaki bir kuytuluktur. Dolayısıyla tıpkı bir kuş yuvası gibi şairin hisleriyle, yüreğiyle yapılmıştır. Geçek olup olmaması şair için önemli değildir. Çünkü aslında şair, bu betimlediği yerin zihninin sığınağı olduğunu bilir. Gerçek dünyadan kaçmak isteyen onun zihni ve hayalidir. Zihni, gerçek dünyadan kaçmak ister. Çünkü gerçek dünya karamsar ve güvenli olmayan bir yerdir. Bol “hareket” ve bol ışık vardır. Bu hareket ve ışık bolluğu şairi ürkütmektedir. Daha az aydınlık, daha sessiz, daha doğayla iç içe ve daha samimi bir dünyayı ancak zihninin “el değmemiş” bölgelerinde bulur. Bulduğu bu yer ev-yuva, “o belde”dir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dil Öğreniminde ve Öğretiminde Tiyatronun Kullanımı ve Tiyatronun Temel Dil Becerilerine Katkısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15787</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15787</guid>
      <author>Müzeyyen ALTUNBAY</author>
      <description>Eğitim ve kişisel gelişim yaşam boyu devam, sınırları çok geniş olan bir süreçtir. Öğrenme ise tıpkı eğitim gibi bireyin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen ve zihinsel süreçleri de kapsayan karmaşık ve çok yönlü bir etkinliktir. Günümüzde değişen değerler ve ihtiyaçlar ile birlikte bunlara bağlı olarak eğitim ve öğretimde farklı öğrenme alanları ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi olan dil öğrenimi ve öğretimi, son yıllarda en önemli konularından bir tanesi olup dünyayla ve diğer toplumlarla anlaşmanın en önemli yolu olarak algılanmaktadır. Dil öğreniminde önemli olan uygun öğrenme modelinin ve yönteminin tespit edilebilmesidir. Öğrenmede asıl başarı bilinçli çabalarla ve doğru yöntemin tespitiyle sağlanabilir. Bu nedenle çağımızın en önemli konularından bir tanesi olan dil öğretiminde ve öğreniminde çeşitli yöntem ve teknikler geliştirilmiştir. Mevcut yöntem ve tekniklerle beraber yeni yaklaşımlar da ortaya çıkmakta ve kullanılmaktadır. Bunlardan bir tanesi de tiyatro ile öğrenimdir. Tiyatro aracılığı ile dil öğrenimde ve öğretiminde tiyatronun kullanımı üzerinde çok durulmamakta, ancak tiyatronun temel dil becerilerini etkilediği ve geliştirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada dil öğretiminde ve öğretiminde tiyatronun kullanımı ile tiyatronun temel dil becerilerine katkısı ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Beyhude Ömrüm” Adlı Hikâyenin Greımas’ın Eyleyenler Modeline Göre İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15777</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15777</guid>
      <author>Hatice ALTUNKAYA</author>
      <description>Hikâye sanatı, onu meydana getiren anlatıcısından bağımsız olmayan, anlatıcısının kurguladığı izlencede meydana gelen bir anlatı türüdür. Eser meydana geldikten sonra eseri yorumlama, anlamlandırma sırası okura gelir. Metnin içerdiği yapıları, izlekleri yeniden yorumlamak, dönüştürmek, anlamsal bağlarını keşfetmek okurun işidir. Eski Yunancada gösterge anlamına gelen semeion ile bilim anlamına gelen logos sözcüğünün birleşmesiyle meydana gelen semology Türkçede gösterge bilimi terimiyle karşılanmaktadır. Göstergebilimin öncüleri olarak iki isimden söz etmek mümkündür. Bunlar Charles Sanders Peirce ve İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure’dür. Peirce, “Tüm evren, yalnızca göstergelerden oluşmamış olsa bile, göstergelerle dolup taşar” sözü ile bütün bilgi nesnelerinin göstergebilimin konusu olabileceğini ifade etmiştir. Bu çalışmada Mustafa Kutlu’nun “Beyhude Ömrüm” adlı hikâyesi göstergebilimsel bir çözümleme modeli olan Greimas’ın eyleyenler modeline göre incelenmeye çalışılmıştır. A.J. Greimas’a göre anlatının oluşabilmesi için öyküyü başlatacak bir olay ve bu başlangıç durumunu bozacak dönüştürücü ögeye ihtiyaç vardır. Çalışmada söz konusu olay ve dönüştürücü ögenin var olduğundan hareketle hikâye beş kesite ayrılmıştır. Bu kesitlerde eyleyenler modelinde bulunan altı eyleyenin bulunduğu, anlatı izlencesinden eyletim, edinç, edim ve yaptırım izlence evrelerinin yer aldığı tespit edilmiş ve eyleyenler modelindeki öznelerin yetilendirici, sonuçlandırıcı ve onurlandırıcı deneyimleri gerçekleştirdikleri görülmüştür. Ayrıca eserde ben anlatıcı olan yazarın “öldüm” ifadesini kullanmasının ben anlatıcının anlatımına uygun düşen bir anlatım olmadığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>12 Mart Romanlarında Kadın Tanımlamaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15758</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15758</guid>
      <author>Ahmet ALVER</author>
      <description>Bu çalışma, 12 Mart dönemi kadın yazarlarının kalemlerinden çıkan romanlarda ele aldıkları kadın tiplemelerini konu edinmiştir. Devrimci harekette yeralan kadınlara toplumun genel anlamda bakışını ve bu kadınların devrimci olmanın bedelini nasıl ödediklerini incelemiştir. Çalışmamızda devrimci kadınların yanısıra, maddi refahı ve zenginliği elde etme karşılığında toplumun ataerkil ve baskıcı yapısına boyun eğmeye razı olmuş ve mükemmel tüketiciler olarak tanımlanabilecek burjuva kadınları ile kendilerini sadece üreme malzemesi olarak kabul eden, vücutlarını erkekleri tatmin etmede araç olarak gören cahil kırsal kesim kadınları da incelenmiştir. Bu çalışmada Füruzan’ın 47’liler, Sevgi Soysal’ın Şafak, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi ile Pınar Kür’ün Yarın Yarın romanları incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tevfik Fikret Evreninde Gözden Kaçan Bir Küçük Kitap: Fuad Köprülü’nün “Tevfik Fikret ve Ahlâkı”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15869</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15869</guid>
      <author>Fatih ARSLAN</author>
      <description>Türk şiirinde trajiğin gönüllü erlerinde olan Fikret; değişim, yozlaşma, çelişki ve tutarsızlık dünyasını artçı tedirginlik krizleriyle yumuşatmaya çalışan samimi bir şairdir. Uğradığı sosyal, psikolojik, fiziksel ve statü bağlamındaki travmalarını mısralarına bütün içtenliğiyle aktarmıştır. Aradan geçen onca yıla rağmen Türk şiirinde aşılamayan bir mesafede duruşunu esas anlamda bu lirik bakışında aramak gerekir. Fikret’in şiirinde “Gözyaşı medeniyeti”nin en içli hıçkırıklarını, haykırışlarını hisseder, duyumsarsınız. Hem kendi döneminde hem sonrasında farklı sebeplerle hakkında onlarca inceleme ve yazı kaleme alınmıştır. Bu yazılardan bir tanesi de hakkında çıkartılan haksız haberlerden dolayı şiir algısını sosyal bir yapıda yeniden irdeleyen Fuad Köprülü’ye aittir. 1918 yılında küçük bir kitap olarak basılan değerlendirme Fikret incelemeleri için oldukça orijinal bir metin özelliğindedir. Türk Edebiyatı’nın başlangıç dönemlerine dair orijinal pek çok tespitte bulunan Köprülü, Servet-i Fünun edebiyatının ötesinde Türk edebiyatının söylemleri bakımından en kompleks şairi üzerine önemli bir çalışma yapmıştır. Metin kısa olmakla beraber son derece ciddi tespitlerde bulunmaktadır. Şiir örneklerinin eşliğinde ahlak ve değer kavramlarının hangi ölçülerde kullanıldığı sorusu Köprülü’nün cevabını aradığı en önemli problem durumundadır. Değer dünyası şairin dünyasından okunmaya çalışılmaktadır. Metnin bugüne kadar okunmaması veya basılmaması Tevfik Fikret incelemeleri adına ciddi bir eksikliktir. Bu çalışma öncelikle metnin sağlam bir okumayla fonksiyonel kılma çabası ve devamında Fikret incelemelerine kaynaklık etme gayesi gütmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Öğretmenleri İle Öğretmen Adaylarının Türkçe Bilinç Düzeyleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15988</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15988</guid>
      <author>Akif ARSLAN,Yasin KILIÇ</author>
      <description>Bu çalışmada Türkçe öğretmenleri ile öğretmen adaylarının Türkçe dil bilinçlerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Ağrı ilinde görev yapan 60 Türkçe öğretmeni ile Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümünde öğrenimlerine devam eden 104 öğrenci örneklem olarak seçilmiştir. Veri toplamak amacıyla “Türkçe Bilinci Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçekte üç faktörlü toplam 17 madde bulunmaktadır. Araştırmanın sonucunda, toplam puanlar dikkate alındığında, hem Türkçe öğretmenlerinin hem de Türkçe öğretmen adaylarının Türkçe kullanma bilinçlerinin yüksek düzeyde olduğu söylenebilir. Çalışmada Türkçe öğretmenleri ile öğretmen adaylarının Türkçe bilinç düzeylerinin “bireysel kullanım” boyutu açısından öğretmenler lehine farklılaştığı, “ülke bütünlüğü” ve “kitle iletişim” boyutlarında ise bir farklılığın olmadığı da belirlenmiştir. Bu veriye göre öğretmenlerin internet ortamındaki yazışmalarda Türkçenin kurallarına dikkat etme, Türk alfabesinde olmayan harflerin (x, w gibi) kullanılmasından ve üzerinde İngilizce yazılar olan giysilerin giyilmesinden rahatsız olma, Türk Dil Kurumu’nun Türkçeye giren yabancı kelimelere önerdiği karşılıkları kullanmaya özen gösterme, anlamını bilmediği bir sözcükle karşılaşıldığında Türkçe Sözlüğe bakma, konuşurken ve yazarken yabancı kelimeler kullanılmasından rahatsız olma, yazım kuralları için gerektiğinde imla kılavuzuna bakma hususlarında öğretmen adaylarına göre daha bilinçli oldukları ifade edilebilir. Bu sonuç aday öğretmenlerin öğretmen olduktan ve “Türkçe” öğretmeye başladıktan sonra dil bilinci hususunda olumlu bir gelişim gösterdikleri biçiminde yorumlanabilir. Araştırmada, ayrıca, Türkçe kullanma bilincinin cinsiyete göre değişmediği de tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İmparatorluktan Cumhuriyete Geçiş Sürecinde Ortaöğretim Tarih Programlarında Değişim II: Lise</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15840</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15840</guid>
      <author>Erdal ASLAN</author>
      <description>Bu araştırmada Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”na uygun olarak ortaöğretimin ikinci basmağını oluşturan lise tarih programında yapılan değişiklikler incelenmiştir. Araştırma, Osmanlı İmparatorluğu’nun ortaöğretim kurumları “Mekteb-i Sultaniye”lerin son programı olan "1331 (1915) Mekteb-i Sultâniye Ders Müfredatı” içerisinde yer alan “Devre-i Sâni” programı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk lise müfredatı olan “1340 (1924) Liselerin İkinci Devre Müfredat Programı”nda yer alan tarih ders içeriklerinin karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Cumhuriyet ile birlikte devletin ulusal ve laik karekterine uygun olarak tarih programlarında önemli değişiklikler yapılmıştır. Tarih programları Osmanlı İmparatorluğu’nun “hanedancı” tarih anlayışının teokratik ve otokratik içeriklerinden arındırılarak ulusal ve laik bir çerçeveye kavuşturulmuştur. Ortaöğretimin ikinci basamağını oluşturan “Lise”lerde tarih dersleri; ilkçağ uygarlıkları, “Avrupa tarihi”, “Dünya tarihi” ile “Asr-ı Hâzır” tarihi olarak adlandırılmış olan “çağdaş tarih” veya başka bir deyişle “yakın dönemler tarihi”ne ayrılmıştır. Ayrıca bir karşılaştırma olanağı sağlaması için Avrupa ve Dünya tarihinin aynı dönemelerinde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan gelişmeler de oldukça genel çizgileriyle yansıtılmıştır. Dünya, Avrupa ve Osmanlı tarihinin aynı dönemleri birbirleriyle bağlantılı ve karşılaştırmalı olarak bir “uygalık tarihi” yaklaşımı ile ele alınmıştır. İmparatorluk döneminin önemli tarihsel kişiliklerin yaşamlarına dayalı “hanedancı tarih” öğretimi terk edilerek yerine, Batıda gelişen modern ve bilimsel tarih yöntemi benimsenmiştir. Tarih programları Avrupa, Dünya ve Osmanlı ölçeğindeki önemli gelişmeler üzerinden, dönemler ve temaları esas alan sistematik bir uslupla yansıtılmıştır. Bu araştırmada imparatorluktan cumhuriyete geçiş sürecinde tarih programlarındaki değişimlerin bir değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca iki döneme ait “Liselerin İkinci Devre” tarih programları yeni harflere çevrilerek ek olarak verilmiştir. Program metinlerinin yeni harflere aktarılması, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki tarih öğretimi konusundaki değerlendirmeler için önemli bir katkıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Tarih Öğretimi Hakkında Yayımlanmış Makaleler: Bir Bibliyografya Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15643</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15643</guid>
      <author>Adem AYDEMİR</author>
      <description>Araştırma yöntemlerinde; yapılacak bir araştırma için konu seçiminden sonra en önemli adımlardan biri, literatür tarama olarak açıklanır. Araştırma yapanlar için, çalıştıkları konu üzerinde daha önce yapılmış olan araştırmaları tespit etmek ve kendi araştırmaları ile paralellik kurarak tartışmak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Günümüzde önemi daha da artan bu tür çalışmaların bilimsel araştırmalarda zaman ve emek kaybını önlediği ve istatistiksel çalışmaları kolaylaştırdığı görülmektedir. Tarih bilinci, günümüz eğitim sistemlerinde tarih öğretimi yoluyla öğrencilere kazandırılmak istenen en önemli amaçlardan birisidir. Ancak, eğitim alanında öğrencilere bilgi edindirme süreci ile ilgili çalışmalar her zaman değişme ve gelişme göstermektedir. Tarih Öğretimi üzerinde çalışmak isteyen araştırmacıların başlıca ihtiyaçlarından birisi, çalışma konusunda oluşturulan bibliyografyadır. Çalışmanın amacı, bu konuda çalışma yapacak araştırmacılara yardımcı olmaktır. Bu çalışma, Tarih öğretimi üzerine yurt içinde yayımlanan 280 adet makaleyi içeren bir bibliyografya denemesidir. Bibliyografyada yer verilen makaleler yazarlarının soyadına göre alfabetik olarak sıralanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Divan Şairlerinin Girit’te Rumlara ve Rumcaya Yaklaşımları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15917</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15917</guid>
      <author>Abdullah AYDIN</author>
      <description>Girit, M. 1645–1913 yılları arasında iki yüz atmış sekiz yıl Osmanlı hâkimiyeti altında kalmıştır. Bu süre içerisinde 43 tane</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Geleneksel Anlatı Formları Olarak Mesnevîler ve Klâsik Aşk Mesnevîlerinin Motif Yapısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15862</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15862</guid>
      <author>Timuçin AYKANAT</author>
      <description>Metin ifâdesi, genel bir yaklaşımla yazılı ya da sözlü ibâreler şeklinde tanımlanabilir. Estetik beğeni ve sanatsal kaygı taşıyan metinler, edebî metinler olarak yorumlanmaktadır. Bir edebî metin, sanatsal kıymeti nispetinde, sanat yapıtı adını alır. Sanat yapıtları ise, oluşturulduğu çağ ve oluşturulma şekline göre, çoğu defa farklı adlandırılır. Klâsik mesnevîler ve modern romanlar; her ne kadar bire bir örtüşmeseler de bunun en tipik örnekleridir. Anlatı niteliği taşıyan hemen her sanat eserinin ortak özelliği, anlatım esasına dayalı metinler olmalarından ileri gelir ve bu metinler, kurmaca-anlatı niteliği taşır. Kurmaca-anlatı niteliğindeki hemen her edebî metin ise; müellifi tarafından farklı motiflerin örülmesi ile oluşturulur. Bir eser, çokça farklı motifin bir araya gelmesi ile örülse de aynı bağlam üzere yazılmış daha başka eserler, aynı ortak motifleri işleyebilir. Böylelikle; motifleri ve hâliyle kurgusu aynı, sanatkârının, sanat yetileri nispetinde nicelik ve nitelik vasıfları farklı başka başka yapıtlar ortaya çıkar. Anılan tarzdaki eserlerin kurgusundaki müştereklik, onların metinlerarası bir bağlam oluşturmalarını da sağlar. Bu çalışma; çağlar boyunca insanlığın anlatı ihtiyacını karşılamış ve geleneksel anlatı formları arasında kendine yer edinmiş, on sekiz ikili aşk mesnevîsinden hareketle; geleneksel anlatı formaları olarak mesnevîler üzerinde kısa bir takım değerlendirmeleri içermekte ve klâsik aşk mesnevîlerini kurgusal açıdan ören motiflerin izini sürerek; anılan tarzdaki metinlerin oluşturduğu bağlama işâret etmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaöğretim 9. Sınıf Öğrencilerinin Yazılı Anlatım Alan Bilgisi Başarı Düzeyleri Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16011</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16011</guid>
      <author>Hasan BAĞCI</author>
      <description>İlk ve ortaöğretim, öğrencilerin yazma becerilerinin belirli bir plan ve program doğrultusunda temelinin atıldığı ve öğretimin son aşamasına kadar bu becerilerinin geliştirildiği süreci içine alan bir dönemdir. Yazma becerisi bilgi, birikim ve dili etkili kullanmayı gerektirdiğinden bu sürecin okuma, dinleme/izleme, konuşma ve dil bilgisi etkinlikleriyle de desteklenmesi gerekir. Öğrencilerin yazılı anlatım metinlerini inceleyen araştırmacılar, öğrenci metinlerinde birçok eksikliğin olduğunu, öğrencilerin yazma becerilerinin beklenen yeterliliğe ulaşamadığını ifade etmektedir. Bu becerideki eksikliklerin bilgi aşamasından bilgilerin beceriye dönüştürülememesine kadar geniş bir çerçeveye dağıldığı düşünülmektedir. Bu yüzden bu çalışmanın amacı, ortaöğretim 9. sınıf öğrencilerinin Dil ve Anlatım Dersi Programı’nda da ifade edilen yazma becerisine yönelik kazanım cümleleri doğrultusunda yazılı anlatım alan bilgisi düzeylerini belirlemektir. Araştırmada ayrıca öğrencilerin yazılı anlatım alan bilgisi yeterlilik düzeylerinin başta cinsiyet olmak üzere diğer değişkenlere göre de değişip değişmediği tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, ortaöğretim 9. sınıf öğrencilerin Yazılı Anlatım Alan Bilgisi Testi genel başarı puanları ortalamaları 100 tam puan üzerinden 59 puanla sınırlı kalmıştır. Yine 9. sınıf öğrencilerinin yazılı anlatım alan bilgisi başarı düzeyleri, cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir faklılık göstermezken öğrencilerin akademik başarına, serbest yazma etkinliği yapmalarına, günlük tutmalarına, Dil ve Anlatım Dersini sevmeleri ile yazma etkinliklerinden memnun olmalarına göre ise değişmektedir. Araştırmanın sonunda elde edilen sonuçlara bağlı kalınarak Dil ve Anlatım Derslerini veren öğretmenlere bazı önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hayâlî Bey’in Bilinmeyen Gazelleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15635</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15635</guid>
      <author>Savaşkan Cem BAHADIR</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatının meşhur şairlerinden olan Hayâlî Bey, (1500?- 1557) 16. yüzyıl şiiri denildiğinde aklımıza ilk sıralarda gelen şairlerdendir. Hayâlî Bey hayattayken bir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kovada Gölü ve Ekosistemi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15111</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15111</guid>
      <author>Muhammet BAHADIR</author>
      <description>Bu çalışma ile ülkemizin Akdeniz Bölgesi’nde Isparta İli sınırları içerisinde yer alan Kovada Gölü ekosistemi ele alınmıştır. Kovada Gölü tektonik ve karstik olaylar sonucunda oluşmuş, 9 km2 yüzölçümü ile ülkemizin önemli tatlı su kaynakları arasında yer almaktadır. Göl ve çevresinde Akdeniz iklimi görülmekte olup, yerele orografik özelliklere göre iklim elemanlarında değişmeler olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı göl ve havzası zengin flora ve fauna elemanlarına sahip olup, endemik türleri de bünyesinde barındırmaktadır. Göl ve çevresi doğal sit alanı ilan edilmiş ve havzanın içerisinde gölün adıyla anılan bir de milli park bulunmaktadır. Kovada Gölü Havzası gerek doğal güzellikleri, gerekse yöreye ekonomik katkıları ile Akdeniz Bölgesi’nin önemli doğal kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Kovada Gölü, son yıllarda zengin orman varlığı, yürüyüş yolları, manzara seyir yerleri, piknik alanları ile bölgesel önemi olan bir rekreasyon merkezi konumuna gelmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlköğretim 6. Sınıf Öğrencilerinin Okuma Alışkanlıkları, Kütüphane Kullanma Sıklıkları Ve Okumaya Yönelik Tutumlarının İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15860</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15860</guid>
      <author>Ahmet BALCIYusuf UYAR,Kadir Kaan BÜYÜKİKİZ</author>
      <description>Okuma ve okuduğunu anlama öğrenme sürecinin en önemli alt başlıklarından biridir. Okuma becerisinin kazandırılması farklı etkenlerin dikkate alınmasını gerektiren bir süreci ifade eder. Okuma becerisinin kontrolü ise tutum, alışkanlık, ilgi gibi pek çok faktörle yakından ilgilidir. Bu araştırmada ilköğretim 6. sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlıkları, kütüphane kullanma sıklıkları ve okumaya yönelik tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Hatay ili merkez Antakya ilçesinde öğrenim gören ilköğretim 6. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Evreni temsilen farklı sosyoekonomik çevrelerde bulunan 5 ilköğretim okulundan 403 öğrenci araştırma örneklemine alınmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar kız öğrencilerin okumaya yönelik tutumlarının erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca sosyoekonomik çevrenin okumaya yönelik tutum üzerindeki etkisinin istatiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturmadığı sonucuna varılmıştır. Araştırma sonuçları örneklem grubunda yer alan öğrencilerin okumak için yeterli zaman ayırmaya çalıştıklarını göstermektedir. Ayrıca okumaya yönelik tutum ile kitap okumaya zaman ayırma arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir.Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar, örneklem grubundaki öğrencilerin beşte ikisinin "orta düzeyde okuyucu", beşte ikisinin "çok okuyan okuyucu" olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Az okuyan okuyucular ise %14,6’lık bir orana sahiptir. Çalışmada ilköğretim 6. sınıf öğrencilerinin büyük oranda (%84,9) sınıf/okul kitaplıklarını kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ancak öğrencilerin büyük bölümü halk kütüphanesi üyesi olmadığı yaklaşık üçte ikilik bir oranla halk kütüphanelerini hiç kullanmadıkları sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kozmogoni Anlatılarında Dikotomik Algının Nedenselliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15905</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15905</guid>
      <author>Adem BALKAYA</author>
      <description>Her insanın üzerinde durduğu en temel sorunlardan biri kozmosun neden ve nasıl var olduğudur. Tartışmalardan bir başkası hem duyusal hem bilişsel anlamda algıladığımız varlıkların hakikaten var veya asıl olanın bir sureti olup olmadığıdır. İlkelden moderne kadar her insanın bu sorulara cevap bulmak veya etrafında olup biteni anlamaya/açıklamaya yönelik gayretleri farklı anlatım ve inanmaları doğurmuştur. Varlığın ne, neden ve nasıl olduğuna dair felsefi tartışmalar bir yana bırakılırsa sosyologlar din denen olguyu, arkaik insanın bu problematiğe bulduğu sağlam bir dayanak olarak açıklarlar. Bunun yanında neredeyse din hüviyetine dönen kimi yaratım anlatmaları da doğmuştur ki halkbilimin uğraşı alanına girerler. Kozmogoniler işte bu ilk olanın nasıl olduğunu izaha kalkan insanın tecrübeleridir. Bu anlatılar dikkatle irdelendiğinde kimi ortaklıklara tesadüf edilmektedir. Ortaklıklardan biri de anlatıların dikotomik bir temellendirme ile sunulmuş olmalarıdır. Zira anlatımı zıt veya zıt görünen iki şey üzerinden kurmak anlatıya kimi ilginç özellikler kazandırmaktadır. Hatta dikkatle incelendiğinde bu türden temellendirmenin bir ihtiyaç dahilinde yapıldığı da anlaşılmaktadır. Bir varlığı izah etmede, ona belirli bir sınırlama getirmede veya onu başka açılardan tamamlamada bir diğer şeye müracaat edilir. Kozmogonilerin de dünyayı, doğayı veya varlığı açıklama ve mantıklı sebepler bulma olan asıl misyonları da bu yolla gerçeklemiş olur. Bu çalışmada kozmogoni anlatılarında bu temellendirmelerden örnek teşkil etmesi amacıyla –bütün kozmogonilerin işlenmesi çalışmanın kapsamını aşacağından- bir kaçı üzerinde durulacak ve anlatılarda neden bir dikotomik temellendirilmeğe gidildiği tartışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ferhat İle Şirin Hikâyesi’nde Büyülü Gerçekçilik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15999</guid>
      <author>Mehmet Emin BARS</author>
      <description>Halk hikâyeleri, göçebelikten yerli hayata geçişin ilk mahsullerindendir. Genellikle aşk ve kahramanlık konularını işlerler. Kaynağını Türk, Arap-İslam ve Hint-İran kültüründen alan bu ürünler, büyük ölçüde âşıklar ve meddahlar tarafından anlatılan nazım nesir karışık anlatımlardır. Türk halk hikâyeleri milletimizin roman ihtiyacını karşılayan eserlerdir. Ferhat ile Şirin hikâyesi de uzun yıllar halkın bu ihtiyacını karşılamıştır. Ferhat ile Şirin hikâyesi İran edebiyatının mesnevi konuları arasında önemli yer tutar. Hüsrev ü Şirin adıyla da bilinen hikâye</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dede Korkut Hikâyelerinde Savaşçı Eğitimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15935</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15935</guid>
      <author>Lütfü Kerem BAŞAR</author>
      <description>Dede Korkut Hikâyeleri, Türk edebiyatının temel taşlarından biri olması ve eski Türk gelenekleri, inanışları, hayat tarzı ile ilgili bilgiler sunması ve destandan halk hikâyesine geçiş döneminin en önemli eseri olması açısından eşsiz bir kaynaktır. Bu eserde yer alan on iki hikâyenin olay örgüsünde genel olarak birtakım mücadeleler yer almaktadır. Çünkü hikâyelerde anlatılan göçebe Oğuz Türklerinin hayat tarzı, devamlı hareket ve mücadeleye dayanır. Bu mücadeleler ise, sadece tabiat ve çevre şartlarıyla değil, aynı zamanda düşmana karşı da verilmiştir. Bu nedenle kuvvet ve savaşçılık, böyle bir hayat tarzını devam ettiren asıl unsurlar olmuştur. Doğa şartlarının sertliği, avcılıkla uğraşma ve çevredeki toplumlarla sürekli mücadele gibi faktörler, göçebe insana savaşçı ve mücadeleci bir kimlik kazandırmada birinci derecede etkili olmuştur. Mücadelelere dayalı olan Dede Korkut Hikâyeleri’nde, savaşçı bir kimliğe sahip olması beklenen kahramanın yetiştirildiğini gösteren sahneler çokça yer almaktadır. Kuvvetli insana dayanan göçebe toplumlarda da, erkek çocuğa büyük bir değer verilmiştir. Bu nedenle özellikle erkek çocuklar, hem boylar arasındaki mücadelede, hem zor durumdaki ve tutsak olan aile bireylerini kurtarmada, hem de avlanma amacıyla yapılan vahşi hayvanlarla mücadelede âdeta özel bir savaş eğitimine tâbi tutulmuştur. Bu çalışmada, Dede Korkut Hikâyelerindeki kahramanların savaşçı bir kimlik kazanmada geçirdiği aşamalar ve hikâyelerin savaşçı eğitimiyle ilgili olarak vermiş olduğu mesajlar tespit edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gogol’ün Palto’sundan Çıkan Bir Eser: Odalarda</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15979</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15979</guid>
      <author>Mehmet BAŞTÜRK</author>
      <description>Edebiyatta öncü isimler ve eserler, bir geleneğin/yolun/akımın/anlayışın ilk önemli temsilcisi oldukları için kendisinden sonra gelen kalemleri ve kalem mahsullerini bir şekilde etkilemiştir. Bu öncü eserlerden biri, Dünya ve Rus edebiyatında önemli bir yere sahip Gogol’ün kilometre taşı kabul edilen yapıtlarından Palto’dur. Bu çığır açıcı uzun hikâyenin önemi ve etkisini tespit adına Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık.” ifadesi dikkate değerdir. Türk edebiyatında da Palto’dan çıkan eserlere örnekler bulmak mümkündür. Bunlardan biri de Erdal Öz’ün 1960’ta yayımladığı ilk romanı Odalarda’dır. Öz, romanın ön sözünde, Varlık Yayınlarından çıkan ilk baskının arkasındaki Yaşar Nabi’ye ait olan tanıtım yazısından hareketle kitapla ilgili yazılarda hep Dosteyevski ve Camus vurgusunun öne çıkartıldığını fakat o, romanını Palto’da anlatılan kahramandan yola çıkarak yazmaya başladığını ifade eder (Öz, 1999:11). Nitekim romanda adı verilmeyen küçük memur, Gogol’ün Palto’sundaki “küçük adam”ın karşılığı olarak sunulan Akakiy Akakiyeviç’ten izler taşır. Öz’ün eserinde, bir alt metin olarak Palto’yla “gönderge” ve “anıştırma” yoluyla doğrudan veya dolaylı yoldan ilişki kurulur. Bu makalede Erdal Öz’ün Odalarda adlı romanıyla Gogol’ün Palto’su, metinlerarasılık bağlamında karşılaştırmalı yöntemle çözümlenmeye çalışılmış ve iki eser arasındaki benzerliklerle farklılıklar, iki eserin başkişileri etrafında tespit edilmiştir. Böylelikle Öz’ün, Palto’daki kahramandan hareketle yazmaya başladığını söylediği romanı Odalarda’ki Palto etkisinin ne boyutlarda olduğu, bu etkinin özgünlüğe dönüşüp dönüşmediği gibi hususlar irdelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ahmet Efe’nin Çocuk Hikâyelerinde Değer Eğitimi ve Hikâyelerin Türkçe Eğitimine Katkısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15656</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15656</guid>
      <author>Zekerya BATUR,Zeliha YÜCEL</author>
      <description>Bu çalışmada, Ahmet Efe’nin çocuk hikâyelerinde değer eğitimi ve hikâyelerin Türkçe eğitimine katkısı bakımından incelenmiştir. Örneklem olarak Ahmet Efe’nin yazdığı çocuk hikâyeleri alınmıştır. Bu hikâyelerin çözümlenmesinde ise hikâye haritası yöntemi kullanılmıştır. Hikâyelerin çocuk edebiyatı açısından taşıdığı özellikler “Değer Eğitimi” olarak belirlenmiş, Türkçenin gücüne katkısı ortaya çıkarılmıştır. Ahmet Efe’nin hikâyeleri, analiz edilmiş ve şu değerler tespit edilmiştir: Allah sevgisi, vatan sevgisi, aile sevgisi, arkadaş sevgisi, doğa sevgisi, hayvan sevgisi, doğruluk, dürüstlük, içtenlik, iyilik, yardımseverlik, çalışmanın ve üretmenin değeri, merhametin, acımanın değeri, okul yaşamının değeri, yaşama sevincidir. Ayrıca değer eğitimi açısından eleştirilen tutumlar olarak yalan ve aldatma, büyük sözü dinlememe, kıskançlık ve öfke, emanete hıyanetlik etme, hırsızlık ve açgözlülük değerleri tespit edilmiş ve ele alınıp incelenmiştir. Sonuç olarak, Ahmet Efe’nin hikâyelerinin değer eğitimi bakımından zengin bir içeriğe sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca Ahmet Efe’nin hikâyeleri, Türkçe öğretimine katkısı bakımından atasözü, deyim, ikileme, kalıp sözler ve yansıma kelimelerin kullanımı açısından da incelenmiştir. Bu hikâyelerde atasözü az, deyim, ikileme, kalıp söz ve yansıma kelimelerin ise yoğun bir şekilde kullanıldığı görülmüştür. Bütün bu veriler ışığında Ahmet Efe’nin Hikâyelerinin, değer eğitimi ve Türkçe öğretimi sürecinde yararlanılması gereken kaynaklar arasında olduğu sonucu çıkarılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Belirtili Ad Tamlamasında İyelik ve İlgi Eki Yanılgısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15909</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15909</guid>
      <author>Ahmet BENZER</author>
      <description>İki veya daha fazla adın bir araya gelerek oluşturdukları anlamlı yapılara ad tamlaması denir. Türkçede tamlamayı oluşturan adlar aldıkları eklerin varlığı ve yokluğuna göre belirtili, belirtisiz ve takısız ad tamlaması şeklinde adlandırılırlar. Belirtili ad tamlamalarında ilk kelimeye eklenen ekin ilgi, ikinci kelimeye eklenen ekin ise iyelik eki olduğu varsayılır. Araştırmada bu varsayımın tersi bir tez savunulmuş ve araştırma sonucunda ‘iyelik eki’ olarak bilinen ekin Türkçede aslında iyelik işlevinde olmadığı bu ekin kendisinden önceki kelimeyle ilgi kurduğu ve sahip olan kişi ya da nesne bilgisi verdiği kanısına varılmıştır. İyelik (sahiplik) anlamını ise belirtili ad tamlamalarında ilk kelimeye eklenen ve ‘ilgi eki’ olarak bilinen ekin verdiği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Dönemi Başlıklı Ortakent Mezar Taşları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15702</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15702</guid>
      <author>Hür Kamil BİÇİCİ,</author>
      <description>“Osmanlı Dönemi Başlıklı Ortakent Mezar Taşları” konulu bu incelemede Ortakent Mezarlığında bulunan 30 mezar taşı araştırılarak, çalışmamızda yer almıştır. Mezar taşlarında tarihi bilinen bütün örnekler XVII.yy.ikinci çeyreği ile XX.yy. ilk çeyreği arasındadır. 30 örnekten 20 tanesi XVIII.yy., 9 tanesi XIX.yy., 1 tanesi XX.yy.dır. Mezar taşlarının hepsi mermer malzemeden yapılmıştır. Mezar taşlarının büyükten küçüğe doğru boyları 140 cm. ile 45 cm., genişlikleri 36 cm. ile 14 cm., kalınlıkları ise 14 ile 3.5 cm. arasında değişmektedir. Ortakent’de bulunan mezar taşları şahideli tiptedir. Örneklerin çoğu dikdörtgen gövdelidir. 3 mezar taşında ayak taşı bulunmaktadır. 30 mezar taşında bir çeşidi kadın başlığı olmak üzere kavuk, sarık, fes gibi başlıklar bulunmaktadır. Genel olarak ele aldığımız bütün mezar taşları kitabelidir. 2 örneğin kitabe dizilişi diagonal, 28 tanesi de yatay şekilde verilmiştir. Baş ve ayak taşlarının 27 tanesi sağlamdır. 3 örnek ise; kırık, eksik veya aşınmış vaziyettedir. 30 mezar taşından 19 tanesi erkek mezarı, 11 tanesi kadınlara ait mezarlardır. Şahidelerin yapım ve süsleme tekniği olarak oyma ve kazıma görülmektedir. Kazıma tekniği daha çok ayak taşlarında karşımıza çıkmaktadır. Süsleme konusu olarak bitkisel, nesneli, geometrik bezeme unsurları ve yazı kullanılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şeyh Galipte Metafizik Buhran: Varlık-Yokluk ya da Ademden Ademe Varoluş</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15955</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15955</guid>
      <author>Mehmet BİRGÜL</author>
      <description>Şeyh Galip, sadece estetik açıdan büyük bir şair değil, şiirini ‘hikmet’ ile inşa etmiş olduğu için, derin bir ‘varlık’ kavrayışını terennüm eden bir mütefekkirdir. Onun kaleme aldığı ve yaşadığı iç buhranı dile getiren bir terci-i bendi, bu açıdan özellikle dikkate değerdir. ‘Yokluk’ üzerine yoğunlaşmış bu derin şiir, insan ile var-oluş arasındaki ilişkiye dair üzerinde düşünülmesi gereken fikirlerle bezelidir. Galip, benliğinin içine düştüğü ‘yokluk’ sıkıntısını, bizzat ‘varlık’ olarak kavradığı Rabbine sunmakta ve böylelikle, metafizik anlamda bir sıçrama ummaktadır. Galib’in, medeniyetimizin düşünce geleneği içindeki derin tefekkürü gösteren bu önemli şiiri, insanı, ‘var-oluş’un ve dolayısıyla evrenin göz bebeği olarak takdim eden diğer terci-i bendiyle karşılaştırıldığında, bireyin ruhsal ve metafizik ilerleyişindeki temel merhaleleri aydınlatan oldukça dikkat çekici metinler haline gelmektedir. Dolayısıyla Galip’in söz konusu terci-i bendleri, geleneğimizdeki ‘hikmet’in yani ‘varlık’-‘Tanrı’-‘insan’ anlamlandırmaları bakımından dikkate değer veriler sunmaktadır. Ayrıca Galip’in metafizik buhranını saptamak, Batılı ve çağdaş felsefî kavrayış ile geleneğimizin ‘hikmet’ tasavvuru arasındaki benzerlik ya da farklılıkları anlamak açısından da önemli bir örnek kabul edilmelidir. Acaba Galip’in yaşadığı metafizik buhran ile modern varoluşçu düşünce arasında yapısal bir ilişki söz konusu edilebilir mi? Galip’in ‘varlık’ ve ‘insan’ tasavvuru, evrensel anlamdaki insanlık düşüncesine katkı sunmuş mudur? Bu sorular, Anadolu aydını için, üzerinde düşünmeye değer problemlerdir ve böylesi bir tartışmaya küçük de olsa katkı sunmak, bizi mutlu edecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu Ağızlarında Kullanılan Kalıp Sözler ve Bu Kalıp Sözlerin Kullanım Özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16075</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16075</guid>
      <author>Serdar BULUT</author>
      <description>Anadolu ağızları üzerine yapılan çalışmaların geçmişi 1876’lara kadar götürülebilmektedir. 1940 yılına kadar yapılan çalışmalar yabancı araştırmacılara aittir. Bu çalışmalar Anadolu ağızlarına ışık tutan ilk çalışmalar olmasına rağmen birçok yönden eksiktir. Bu eksiklikler son yıllarda yapılan bibliyografya, sınıflandırma, metin ve gramer çalışmalarıyla giderilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmamızın tabanını oluşturan ve birçok araştırmacıya yardımcı olan derleme kitaplarının artmaya başlaması Anadolu ağızlarımızın yok olmaması için yapılan en büyük hizmettir. Çünkü derlemeler sayesinde birçok dil öğesi varlığını devam ettirmektedir. Kısacası derleme kitapları, bizim çalışmamız gibi tüm çalışmaların anası konumundadır. Anadolu ağızlarında yer alan kalıp sözleri incelediğimiz çalışmamızda bizden önce yapılan ve Anadolu ağızlarını konu alan metin kitaplarını inceledik. Kitaplarda yer alan metinlerden hareketle, Anadolu ağızlarının farklı bir zenginliğini ortaya koyan kalıp sözleri belirlemeye çalıştık. Kalıp sözlerin belirli durumlarda söylenmesi gelenek olmuştur. Bu sözler sayesinde toplumun kültürü, dini inancı, yaşayışı ve gelenekleri hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Çünkü bu sözler toplumun hafızasında duran ve konuşmalarda anlatımı kolaylaştırmaya yarayan renkli söyleyiş özellikleridir. Toplumdan topluma, hem söyleyiş hem de kullanış olarak farklılıklar göstermektedir. Çalışmamızda Anadolu ağızlarında yer alan kalıp sözler toplanarak, çeşitli alt guruplara ayrılmış ve hangi hallerde hangi sözlerin söylendiği tespit edilmiştir. Türkiye Türkçesinin gizli hazinesi olan ağızlar üzerine yapılacak çalışmalara öncülük etmesi temennisindeyiz. Çalışmamızın sonuç kısmında ise ulaşılan veriler belirtilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Medya Dilinin Görüntüsel Gösterge Boyutu Ve Bunun Dile Etksi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16026</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16026</guid>
      <author>Betül BÜLBÜL OĞUZ</author>
      <description>Son yıllardaki teknolojik gelişmelerle internetin gündelik hayattaki yeri artmıştır. Sosyal medya; kullanıcılarına karşılıklı paylaşım olanağı sağlayan ve internet içerisinde önemli bir alana sahip ağlara verilen genel bir kavram olarak tanımlanabilir. Sosyal medyada içeriklerin oluşturulması, akışı ve yönetilmesi kişilerin kendi iradeleriyle sağlanmaktadır. Diz üstü bilgisayarlar ve telefon, tablat bilgisayar gibi taşınabilir/mobil cihazlarda da sosyal medya ağlarının kullanılabilmesi, sosyal medyadaki akışın sürekliliğine yardım eder. Sosyal paylaşım ağları, sözlükler, ansiklopedi kaynakları, forumlar, arkadaşlık siteleri gibi sosyal medyayı oluşturan alanlardaki iletişim de dil ile gerçekleşmektedir. Bu dilin tüm sosyal ağlar için ortaklaştığı yönler olduğu gibi her bir sosyal ağ için ayrı kullanımları ve söz dağarcığı da mevcuttur. Sosyal medyada kullanılan dil yalnızca işitim imgesi ve harflerden oluşmamaktadır. Dil göstergeleri ve dil dışı göstergeler de sosyal medyada birlikte kullanılmaktadırlar. Bu makalede, neredeyse tamamıyla göstergelerden oluşan sosyal medyanın göstergebilim ile incelenmesi amaçlanmaktadır. Saussure ve Peirce’ün göstergebilimde kurdukları metotlar makalenin yöntemini oluşturmaktadır. Sosyal medyada göstergeler; dilsel göstergeler ve dil dışı göstergeler olmak üzere birkaç farklı biçimde kullanılmaktadır. Makalemizde dilsel göstergeler Saussure’ün ortaya koyduğu ikili gösterge sistemi ile değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Antropoloji İle Anlambilim İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15973</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15973</guid>
      <author>Şeyma BÜYÜKKAVAS KURAN</author>
      <description>Bu çalışmada Levi-Strauss’un ‘Yaban Düşünce’ adlı eserinden hareketle antropoloji ile anlambilim arasında çalıştıkları saha ve ulaştıkları sonuçların ortaklık ve benzerlikleri ele alınmıştır. Antropoloji insanların kökenini, değişimini, kendine has özelliklerini, oluşturduğu maddi ve manevi yaşam biçim ve sistemini inceleyen bir bilim dalıdır. Anlambilim de kendine has kuralları ve işleyişi olan dil sistemini anlamlandırmakla uğraşan bir bilimdir. Bu iki bilim dalı insanların oluşturduğu kültür ve dil sistemlerini incelerler. İlkel toplumları inceleyen bir antropologun ulaştığı bazı verilerle dil üzerine çalışan bir anlambilimcinin ulaştığı sonuçlar ister ilkel kabile döneminde ister uzay çağında yaşasın insanoğlunun doğasına, özüne ilişkin temel özelliklerin, adlandırma ya da anlamlandırmaların şekil bakımından değişse de özünde değişmeden yüzyıllar boyu devam ettiğini ortaya koyar. İlkel toplumların iletişim sistemi ile bugün kullandığımız dil sistemi aradan geçen zamana, gelişen kültür ve teknolojiye rağmen bazı değişmez ortak temellere dayanmaktadır. Bu ortak özelliklerden bazıları şunlardır: İlkel toplumların iletişim biçimleri de bugün kullanılan dil sistemi de büyük bir sistem olmak bakımından ortaktır. Belli bir yapıya ve sınıflandırma mantığına sahiptir. Her ikisinde de nedenli oluştan nedensizliğe, saymacalığa doğru gidiş vardır. Ögeleri içinde bulundukları bağlama göre anlam kazanırlar. Bu ögeler simgesel özelliktedirler ve bunlar artzamanlı ve eşsüremli incelenebilirler. Bu açıdan bakıldığında toplumları ilkel, modern, gelişmiş, gelişmemiş gibi sınıflandırmalarla değerlendirmek anlamsızlaşacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Atebetü’l-Hakayık’ta Dünya Algısı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15885</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15885</guid>
      <author>Adem ÇATAK</author>
      <description>Dünya algısı öteden beri tartışıla gelmiş bir konudur. İslam düşünürleri de konuya kendi zaviyelerinden farklı yorumlar ve izahlar getirmiştir. Bu bağlamda mutasavvıfların dünya algısı ise nevi şahsına münhasır bir mahiyet arz eder. Tasavvuf düşüncesinin genel anlayış çerçevesinde ortaya konulan dünya tasavvurunun temel argümanı, dünyaya mesafeli durmaktır. Bu düşünce sistemine göre dünya, insanı Allah’tan ve yaratılış gayesinden uzaklaştırmaktadır. Dünya insanı aldatan/yanıltan bir büyücü, bal kabı içinde zehir veren bir düşman ve nihayetinde insanı, insani erdemlerden uzaklaştıran bir tuzaktır. Ayrıca dünya değersiz bir meta ve Hak yolunda bir engeldir. Mutasavvıflarca ortaya konulan dünya algısı, maalesef çoğunlukla yanlış anlaşılmış ve tasavvufî düşünce, haksız eleştirilere maruz kalmıştır. Bu eleştirinin temel nedeni, zenginliğin zemmi, dünyanın değersizliği, fakirliğe övgü ve teşvik konularında mutasavvifenin ortaya koymaya çalıştığı düşünce sisteminin çoğu kez konu bütünlüğünden koparılarak değerlendirilmiş olmasıdır. Bu anlamda tasavvufi düşüncede dünya tasavvurunun mahiyeti üzerinde söz söylemek için, alanda kaleme alınmış eserlerin derinlemesine tahlili en geçerli yol olarak görülmelidir. Bu çalışma, Türk İslam Edebiyatının nadide örneklerin biri olan Atebetü’l-Hakayık’ta ortaya konulan dünya algısını, dünyanın faniliği ve vefasızlığı, hırs ve kanaat, cömertlik ve cimrilik başlıkları altında incelemeyi amaçlamaktadır. İslami Türk Edebiyatının ilk örneklerinden biri olması bakımından dikkate şayan bir eser olan Atebetü’l-Hakayık, İslam inanç ve ahlak ilkelerini manzum bir hâlde ortaya koymuştur. İşlediği konuları itibarıyla, dinî-ahlaki didaktik bir eser olarak kabul edilebilecek olan Atebetü’l-Hakayık, Türk İslam Edebiyatı tarihinin elde bulunan ikinci eseri olmak bakımından başta Türk dili tarihi olmak üzere tarih ve edebiyat tarihi araştırmaları için büyük önemi haiz bir eserdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlhanlı Hâkimiyeti Altında Anadolu’da Siyasetin Temel Dinamiği: Göçebe Moğol-Türkmen Çatışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15728</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15728</guid>
      <author>Halil ÇETİN</author>
      <description>Göçebe Moğollar, 1243 Kösedağ Bozgunu ile Anadolu’da hâkimiyet tesis etmişlerdir. Hülagü 1258’de Bağdad’ı yıktığında ve İlhanlı Devleti Ortadoğu’da liderliği ele geçirdiğinde, Moğollar Anadolu’da siyasetin aktörü haline geldiler. Fakat çok geçmeden karşılarında Memlûk ve Türkiye Selçuklu devletleri ile göçebe Türkmenlerden müteşekkil bir ittifak buldular. Bunlar arasında Türkmenler, Moğolların siyasî amaçlarına ve askerî faaliyetlerine karşı en kararlı direnç noktasını oluşturmuşlardır. Gaza ülküsü gibi dinî motifler de içeren bu direniş, Türkmenlerin Anadolu’yu ısrarlı bir şekilde yurt edinme çabasının bir sonucudur. Esasen Anadolu’nun uç bölgelerine yoğun bir şekilde yerleşen Türkmenler için başka bir seçenek de kalmamıştır. Zira yarımadanın siyasî ve coğrafî sınırları onların bir başka bölgeye göçüne imkân da vermemiştir. Bunun içindir ki Türkmenlerin Anadolu’yu kararlı bir şekilde yurt edinme çabası ile Moğollara ısrarla karşı koymaları birbirini besleyen tavırlardır. Moğol ve Türkmen göçebeleri arasında uzun süren bu çatışmalar, Anadolu’da Selçuklu ve İlhanlı idaresinin çökmesiyle sonuçlanmıştır. Göçebe Türkmenler önde gelen siyasî aktörler olarak neticede Siyasal Türkmen Kimliği edinmişlerdir. XIV. asrın başlarında Anadolu’nun uç bölgelerinde ortaya çıkan Türkmen Beyliklerini kuran siyasî ve toplumsal zümrelerin bu kimliğin etkisinde oldukları görülmektedir. Örneğin Osmanlı Beyliği’nin kurucusu Osman Bey, İlhanlı hâkimiyeti altında Anadolu’da yaşanan Moğol-Türkmen çatışmasının ürünü olan siyasî yöntem, söylem ve araçları kullanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Uygurca kiçig erŋek, Karahanlı Türkçesi çıçalak ve Türkiye Türkçesi serçe parmak Sözleri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15893</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15893</guid>
      <author>Engin ÇETİN</author>
      <description>Temel ve işlevsel bir organ olması nedeniyle el ve el parmakları toplumlarca önemsenmiş, el parmakları türlü toplumlarda sayı ve kavram öğretmede önemli bir öge olarak görülmüştür. Tüm bu durumlar nedeniyle el parmakları önemsenmiş, kimi zaman aynı kimi zaman farklı bakış açılarıyla bu parmaklara farklı adlar verilmiştir. Uygurcada kiçig erŋek olarak adlandırılan “serçe parmak”, Divanü Lugati’t-Türk ile Türk dilinin sonraki dönem ve sahalarında çoğunlukla çıçalak ve türevleriyle karşılanmıştır. Serçe parmağın adlandırılmasında, seslik, biçimlik ve söz varlığı özellikleri açısından pek çok ortaklığı barındıran Uygurca ve Karahanlı Türkçesi metinlerinde iki ayrı sözün kullanılması dikkat çekicidir. Kiçig erŋek kullanımı Uygurcadan sonra ise kullanımdan düşerek yerini büyük oranda çıçalak sözüne bırakmıştır. Kavram yalnızca Türkiye Türkçesinde serçe parmak yapısıyla adlandırılmıştır. Bu parmak, 15. ve 16. yy. Anadolu sahasına ait kimi metinlerde sırça barmak biçiminde de adlandırılmıştır. Ayrıca Türkiye Türkçesi ağızlarında da serçe parmağı karşılayan cıddik parmak, cırt barmaḫ, cırtlık parmak, cici bānak, çeçele barmaḫ, çıta parmak, çiçe, çite parmak, çıtık parmak, çili parmak, çinçe parmak, dilce parmak vb. çok sayıda söz kullanılmaktadır. Bu çalışmada, köken bilgisi açısından değerlendirilmeksizin, genel olarak Türkçede “parmak” anlamında kullanılan erŋek ve barmak (parmak) sözleri ve bu sözlerin birbirleriyle ilişkisi, Türkçede parmakların adları ve bu adların verilmesindeki etkenlere tarihî bakış açısıyla değinilmekle birlikte temel olarak Türkiye Türkçesindeki serçe parmak ve Türkiye Türkçesi ağızlarındaki farklı kullanımlardan yola çıkılarak bu adlandırmanın olası nedenleri sorgulanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Tefsir Literatüründen Bir Örnek: Mehmet Şah Fenârî’nin Şerhu’l-Manzûme’sinde Tefsir</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15886</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15886</guid>
      <author>Mehmet ÇİÇEK_T</author>
      <description>Bu makalede Osmanlı kuruluş döneminin önemli simalarından biri olan Molla Fenârî’nin, Ankara savaşı sonrası gittiği Aksaray’daki ulemayı imtihan etmek amacıyla lugaz olarak oluşturduğu beyitlerden tefsirle ilgili olan kısmı incelenecektir. Ancak konu, Molla Fenârî’nin eseri üzerinden ele alınmayacaktır. Zira Molla Fenârî’nin Manzûme adlı eseri, günümüze ulaşmamıştır. Bundan dolayı konu, bu eseri şerh eden ve Molla Fenârî’nin beyitlerini bünyesinde barındıran Mehmet Şah Fenârî’nin Şerhu’l-Manzûmesi ışığında incelenecektir. 20 farklı konunun ele alındığı eserde, düşünsel anlamda tefsir bölümünün oluşumuna katkı sağlayan ve konuya açıklık getiren Sekkâkî, Zemahşerî, Cemaleddin Aksarâyî, Kutbeddin Râzi ve Molla Fenârî’nin görüşleri, ayrıntılı olarak değerlendirilmiş ve tahlil edilmiştir. Bu çalışma sayesinde dönemin problem çözme metodu, belli bir örneklem üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. Ancak bunu yaparken yaptığımız çalışmanın yerini ve genel karakterini ortaya koyan bazı noktalar, öncelikle açıklığa kavuşturulacaktır. Bu manada direkt tefsir eseri olarak yazılmayan fakat içinde tefsire dair bölümler bulunan yapıtlara yönelik bir tasnif yapmaya çalışılacaktır. Ayrıca beyitlerin yapısını oluşturan “lugaz” konusu, genel hatlarıyla ele alınmıştır. Lugaz konusu ele alınırken de, Mehmet Şah Fenârî’nin Enmûzecu’l-Ulûm adlı eserinin “ilmu’l-lugaz ve’l-muammeyât” kısmından faydalanılmıştır. Sonuç kısmında da tahlil ve değerlendirmesini yaptığımız söz konusu bölümden hareketle genel mülahazalara yer verilmiştir. Bu manada iki açıdan tespitler yapılmıştır. Birincisi, Osmanlı kuruluş dönemi müfessir prototipi hakkında olacaktır. İkincisi tefsir birikiminin şerhler üzerinden ele alınmasının artı ve eksilerine dairdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Te’sîr-İ Tebrîzî’nin Külliyatı Ve Türkçe Şiirleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16009</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16009</guid>
      <author>Mehmet Nuri ÇINARCI</author>
      <description>Türk edebiyatının tarihi gelişim süreci içerisinde en çok eser verdiği bölgelerden biri de yaklaşık bin yıl boyunca Türk hanedanları tarafından yönetilen İran’dır. İran’ın tarihsel geçmişi ve edebi kültürü göz önünde bulundurulduğu zaman her ne kadar Türk hanedanlar tarafından yönetilse de Fars dili ile yazılan eserlerin merkezi konumundadır. Buna rağmen İran’da hüküm sürmüş olan başta Akkoyunlular olmak üzere Safeviler, Avşarlar ve Kaçarlar döneminde yetişen şairlerin önemli bir kısmı Farsça şiir yazmalarına rağmen</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İşgal Yıllarında İzmir İktisadi Bölgesinde Fiyat Hareketleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15924</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15924</guid>
      <author>Filiz ÇOLAK</author>
      <description>Anadolu’nun bereketli topraklarında binlerce yıldır çeşitli tıbbi ve sanayi bitkileri yetişmekte ve yetiştirilmektedir. Bu bitkilerden birisi daha ziyade sütünden elde edilen afyonla tanınan haşhaş bitkisidir. Afyon maddesi şöhretini Anadolu kentlerinden birisine adını vererek de göstermektedir. Ticarette aranılan bir hammadde kaynağı olan afyonun Anadolu’da Hititler döneminden beri (MÖ 2000 yılları) ekimi yapılmaktadır. Anadolu'da yetiştirilen afyonun içindeki morfin miktarının diğer bölgelerdekinden fazla olması nedeniyle dünya pazarında da daha fazla rağbet görmüştür. Bu nedenle afyon ticareti, mahalli ihtiyaca hitap eden bir iç ticaret maddesi olmayıp, hemen tamamen ihracata yönelmiş bir maddedir. Osmanlı Devleti'nin XIX. yy süresince en önemli ihraç maddelerinden olan tütün, buğday, arpa, kuru üzüm, incir ve ham ipekten sonra yedinci sırada afyon yer almaktadır. Afyon ticaretinin Osmanlı Devleti’ndeki önemi Cumhuriyet Türkiyesi’nde de devam etmiştir. Ancak bu dönemde haşhaş ekimine belirli dönemlerde kısıtlamalar getirilmiştir. 1933’de Türkiye dâhilinde haşhaş ekim sahaları sınırlanmış ve devlet kontrolüne alınmış ve ancak 17 vilayetde haşhaş ziraatine izin verilmiştir. II. Dünya Savaşı esnasında afyon ve haşhaş yağı ihtiyaç ve isteğinin çok artması sebebiyle 16 Haziran 1945’de yayınlanan bir karar ile haşhaş ziraatına müsaade edilen bölgeler genişletilmiş ve memleketimizin 35 vilayetinde, afyon veya tohum üretimi için, haşhaş ziraatı yapılmasına izin verilmiştir. Ancak zamanla şartların değişmesi haşhaş ekim alanlarını daraltmıştır. Türkiye’de 2011 yılında haşhaş ekim alanı 54.911 hektardır ve 13 ilde ekimi yapılmaktadır. Bu çalışmada, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Anadolu’daki afyon ziraatı ve bu ziraattan elde edilen üretim miktarları ile bu maddenin ihracatı incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gavsi Halid Ozansoy ve Edebiyatta Kaldırılan Kazan: ‘1940 Tasfiye Hareketi’</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15841</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15841</guid>
      <author>Zehra D. EROĞLU</author>
      <description>25 Mayıs 1917 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Gavsi Ozansoy, Türk edebiyatının ünlü kalemlerinden Halid Fahri Ozansoy’un oğludur ve aynı zamanda kendisi de bir şair ve yazardır. Babasının yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Servetifünun-Uyanış dergisinde uzun süre şiirlerini ve hikâyelerini yayınlar. 1940 yılında ‘Tasfiye Lazım’ adlı bir yazı yayınlayarak edebiyatımıza ‘Tasfiye Hareketi’ adı ile geçen hareketin öncüsü olur. Kendisi gibi edebiyat ve sanatta yenilik iddiasında bulunan arkadaşlarıyla edebiyattan tasfiyesini istedikleri bir isim listesi yaparak eski-yeni tartışmalarını edebiyat tarihinde bir kez daha başlatmış olurlar. Tasfiye hareketi birden yanıp sönen bir hareket olmuş, gençler iddia ettikleri davalarını eserleriyle ispat etmeye çalışsalar da, birkaç isim dışında eskileri geçebilecek eserler ortaya koyamamışlardır. Tasfiye hareketi sebepleri itibariyle çok ses getirecek bir güce sahip olamasa da sonuçları itibariyle edebiyatta yeni oluşumlara kapı aralamıştır. O dönemde tasfiye hareketinde yer alan bazı genç isimlerin yenilik iddialarıyla ortaya koydukları eserler onlara kendilerini ve kabiliyetlerini daha iyi tanıtma imkânı sağlamıştır. Tasfiye hareketi bu yönüyle, kendisinden sonra gelecek olan Garip Akımı’nın hazırlayıcısı olmuştur. İkinci dünya savaşı ile Avrupa’da hem maddi hem de manevi bunalımlar yaşanmıştır. Savaş insanlar üzerinde ruh ve fikir bozukluklarına sebebiyet vermiştir. Türkiye, her ne kadar savaşın içinde bizzat yer almasa da, ülke gençliği dünyada yaşanan bu bunalım ve kargaşadan paylarına düşeni almıştır. Savaştan yeni çıkmış, yeni kurulmuş ve devrimlerle mevcudiyetini sağlamlaştırmaya çalışan bir ülkede gençlerin yeni bir edebiyat talebi ile ortaya atılmaları o dönem itibariyle, çıkışları çok sert de olsa mazur görülmüştür. Gavsi Ozansoy, edebiyatımızda şair ve yazar kimliğinden ziyade gazeteci kimliği ile gün yüzüne çıkmıştır. Ozansoy, başta Uyanış dergisinde yayınladığı şiir ve hikâyelerinin yanı sıra, esasında adını edebiyatımızda 1940 yılındaki Tasfiye Hareketi ile ve uzun yıllar sonra ünlü şair ve yazarlarla yapmış olduğu sanat konuşmaları, edebî röportajları ile öne çıkarmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tezkire-i Buğra Han’ın Çağatayca Yazılmış Bir Nüshası Metin- Dil İncelemesi- Tıpkıbasım</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15986</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15986</guid>
      <author>B. Erdem DAĞISTANLIOĞLU</author>
      <description>Türklerin İslamiyet’e intisaplarının ilk dönemleri hakkındaki bilgiler oldukça sınırlıdır. Bu dönem hakkındaki bilinmezliklerin benzeri, İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasında büyük bir yeri bulunan ve efsanevi özellikler taşıyan Satuk Buğra Han için de geçerlidir. Bu makale, Türklerin İslamiyeti kitle hâlinde kabul edişlerini ve ilk Müslüman Türk hükümdarının efsanevi hayatını anlatan Tezkire-i Buğra Han kitabının 19. yüzyılda Çağatayca olarak kaleme alınmış bir nüshasının çeviri yazı ve dil incelemesini içermektedir. Çalışmamıza konu olan eser, Klasik Çağataycanın dil özelliklerini taşımakla beraber, Özbekçe ve Çağdaş Uygurcanın ses ve şekil bilgisi özelliklerini de barındırmaktadır. Tezkire-i Buğra Han kitabı gerek ses gerekse şekil bilgisi bakımından Çağatayca öncesi arkaik örnekleri de içermektedir. Eser bu özellikleriyle, hem Çağataycadan çağdaş Türk lehçelerine geçişi yansıtmakta hem de içerdiği arkaik yapılarla dikkat çekmektedir. Yazmanın Çağatayca dışında en çok Çağdaş Uygurcanın dil özelliklerini barındırdığı görülmektedir. Kitabın ilk sayfasındaki karışık bir hâlde yazılmış ifadelerin içinden tespit edebildiğimiz tārîhqa bir mis iki yüz yėtmiş … inal aqsuluq tahrîri āhir boldı cümlesi eserin Çağdaş Uygurcayla olan bağını da açıklar niteliktedir. Bu makalede söz konusu yazma eserin bütünü hakkında, yazarı, yazıldığı yüzyıl, diğer nüshaları vb. özellikleri bakımından bilgi verilmiş olup yalnızca Satuk Buğra Han menkabesinin geçtiği kısmın çeviri yazılı metni sunulmuştur. Ayrıca incelenen kısmın tıpkıbasımı da makalenin sonuna eklenmiştir. Bu yazıda, British Library’deki Or. 8161 numaralı metnin 83a-102b varakları arasındaki Satuk Buğra Han menkabesini esas almakla birlikte, dil incelemesinde gerek duyuldukça yazmanın bütünü göz önünde bulundurularak açıklamalar yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Millî Kimlik İnşasında İleri Bir Hamle: Yeni Lisan</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15614</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15614</guid>
      <author>Ayşe DEMİR</author>
      <description>Tanzimat döneminde Osmanlıcılık, İslamcılık gibi ideolojilerin yetersiz kalması bir anlamda iflası yeni kurtuluş yollarını gündeme getirmiştir. Bunlardan en önemlisi ise Türkçülüktür. Bu düşüncede temel olarak Türk milliyetinin Osmanlı algısından sıyrılıp kendine ait bütün bir kimlik tanımı oluşturması amaçlanır. Dönem yazarlarının Türk kimliğini keşfetmeleri onların aydın sorumluluklarına doğrudan doğruya etki etmiştir. Onlara göre, Türklük hissini sadece duymak değil duyurmak da gereklidir. Millî edebiyat çerçevesinde yapılan çalışmaların, üretilen eserlerin çoğunun amacının bu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bizim de bu çalışmada amacımız tıpkı gelenekte olduğu gibi yeni bir devletin, millî kimliğin dil aracılığıyla nasıl inşa edildiğini özellikle Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin örneğinde ortaya koymak, bunun yöntemlerini açığa çıkarmaktır. Bu bakımdan ilk bakışta bireysel gayretler gibi görülen çalışmaların aslında ne kadar planlı ve sistematik olduğunu ve tüm bu aşamaların tek bir hedef -millî kimlik- üzerinde odaklandığını fark etmek oldukça şaşırtıcıdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Amerikan Board Belgelerine Göre Talas Amerikan Kız Ve Erkek Kolejleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15877</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15877</guid>
      <author>Cenk DEMİR</author>
      <description>1810 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Massachusetts Eyaletine bağlı Boston şehrinde kurulan the American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) isimli Amerikan Protestan misyonerlik teşkilatı kısa zamanda faaliyet alanlarını genişletip Amerika’nın ve dünyanın önemli misyoner teşkilatları arasına girmiştir. Amerikan Board teşkilatı, 1820 yılından itibaren ise Osmanlı topraklarında yayılmaya başlamıştır. Amerikan Board’un 1850 yılında yaptığı yıllık toplantıda, ilgilenilmesi gereken bölgeler arasında yer alan Kayseri bölgesi, 1854 yılında Batı Türkiye Misyonu’na bağlı bir istasyon olarak tesis edilmiştir. Söz konusu teşkilat, diğer misyon bölgelerinde olduğu gibi Kayseri İstasyonunda da öncelikli olarak dinî çalışmalara önem vermiş, ardından misyonerlerin en çok etkili oldukları eğitim çalışmaları en önemli faaliyet alanlarını oluşturmaya başlamıştır. Bu doğrultuda Kayseri istasyonunda öncelikle Pazar okulları ve ilkokullar açılmıştır. Bunu müteakiben Kayseri İstasyonu içerisinde yer alan Talas Bölgesi’nde bir kız koleji ardından da bir erkek koleji tesis edilmiştir. Söz konusu okullar kısa zamanda içerisinde Talas ve çevresinde bulunan azınlıklar (özellikle Ermeni ve Rumlar)ın dinî, sosyal, kültürel, fikrî, siyasî ve iktisadî yapıları üzerinde geniş etki bırakmışlardır. Bu açıdan eğitim çalışmalarına başlamasından, bu faaliyetlerin sona erdiği döneme kadar yaklaşık yüz yıllık bir eğitim mazisi olan Talas Amerikan Okulları hem Osmanlı hem Cumhuriyet Dönemi eğitim tarihimiz açısından ele alınıp irdelenmesi gereken bir yere sahiptir. Bu çalışmada ise kısa adı Amerikan Board olan misyonerlik örgütünün, Talas/Kayseri’de açmış olduğu Amerikan kız ve erkek kolejlerinin kuruluşlarından I. Dünya Savaşı’nın başlangıcına (1914) kadar olan dönem içerisinde verilen eğitim sistemi, ders içerikleri, öğrenci istatistikleri ve kolejlerle ilgili olan diğer bilgiler Amerikan Board belgelerine göre ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ıd- Fiilinin Yapısı Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15889</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15889</guid>
      <author>Ümit Özgür DEMİRCİ</author>
      <description>Bu çalışmada ïd- fiilinin yapısı incelenecektir. İlk olarak Orhon Yazıtlarında tespit edilen bu fiilin yapısını Thomsen, Clauson ve M. Erdal gibi Türkologlar ïd- şeklinde düşünmüşler; hatta KT G 8 ve BK K 6. satırlardaki ïs(a)r şeklinin ïds(a)r şeklinden geldiğini ds/ts &gt; ss benzeşmesi sonucunda ïs(a)r şekline dönüştüğünü ifade etmişlerdir. Buna karşılık Muharrem Ergin ve Talat Tekin gibi Türkologlar da ilgili fiilin ï- kökünden -d- genişletme eki ile türediğini düşünmüşlerdir. Bu çalışmada Eski Türkçede ıd- “göndermek, terk etmek, bırakmak” anlamlarında karşımıza çıkan fiilin yapısı irdelenecek ve bu fiil şeklinin kök mü yoksa tek vokalden ibaret olan fiil köküne gelen /d/ morfeminin köke kaynaşması sonucu oluşmuş bir gövde mi olduğu tespit edilmeye çalışılacaktır. İlgili fiilin yapısı tespit edilmeye çalışılırken özellikle Orhon Türkçesinde (T1 = T) konsonantının yazılışı ve bu konsonanttan sonra gelen konsonantın seda bakımından konsonant uyumlarına uyup uymadığı konusu aydınlatıldıktan sonra, Eski Türkçeden itibaren ïd- fiilinin örnekleri ele alınıp, özellikle bu fiilin daha iyi aydınlatılması için fiilin görülen geçmiş zaman kipi dışındaki çekimleri ile ilgili örnekleri bulunarak, Orta Türkçe ve diğer dönemlerdeki örnekler incelenerek ï- fiilinin varlığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Yine ïd- şeklinin bir fiil gövdesi olduğu ve bu fiilin ï- “göndermek, terk etmek, bırakmak” anlamındaki fiile gelen -d- fiilden fiil yapan genişletme ekinin, eklendiği fiil köküne kaynaşarak fiil kökünden ayırt edilmesinin zorluğu tod-, doy- &lt; to-d-; kod- koy- &lt; ko-d- gibi örnekler ile gösterilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Salah Birsel’den Avangart Bir Poetika Denemesi: Şiirin İlkeleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15897</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15897</guid>
      <author>Fethi DEMİR</author>
      <description>Türk edebiyatında şiir geleneği eski ve güçlü olmasına rağmen şiirin teorisi üzerine yapılan çalışmaların tarihi oldukça yeni sayılır. Bu bağlamda ilk örneklerine 1940’lı yıllardan sonra rastlanan bireysel, sistematik, bütünlükçü ve tutarlı poetikalara varmak yaklaşık yüzyıllık bir modernleşme sürecini gerektirir. Çünkü hem tam anlamıyla modern, kentli, bireyselliğinin bilincine varmış toplumsal bir dokunun oluşmaması hem de gelenek-modernlik (eski-yeni, Doğu-Batı) karşıtlığına angaje bir edebiyat ve sanat atmosferinin varlığı, şiir teorisi/poetika tartışmalarının yüzyıl boyunca bireysellikten çok; topluluklar üzerinden yürüyen tepkisel değerlendirmeler biçiminde cereyan etmesine neden olur. Bu sebeple Salah Birsel’in Türk edebiyatındaki ilk poetika denemesi olarak değerlendirilebilecek Şiirin İlkeleri adlı çalışması sadece kendi edebi serencamı açısından değil, Türk şiirinin modernleşme tarihi açısından da oldukça önemli bir metindir. Bu avangart metinde şiirin üslup özelliklerine, geleneğe yaklaşımına, güncelle olan ilişkisine, felsefi boyutuna; kısacası içeriğine ve biçimine dair düşüncelerini dile getiren Salah Birsel; bir sorgulama içeren, zekayı önceleyen, yapısal anlamda tam, özgün, derinliği olan, üslubu ve kelime işçiliğini önemseyen bir şiir anlayışını savunur. Bu poetik girişim, aynı zamanda Salah Birsel’in dönemin edebi, sosyal ve kültürel atmosferini iyi gözlemlediğini, Türk şiirindeki modernleşme çabalarını da iyi kavradığını gösterir. Çünkü Şiirin İlkeleri, kendisinden yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkacak ve Türk şiirinde modernleşmenin en önemli aşaması olarak kabul edilecek II. Yeni şiirine dair ipuçları vermesi bakımından da üzerinde ciddiyetle durulmayı hak eden bir metindir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Psikolojik Özellikleri Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15978</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15978</guid>
      <author>Ahmet Yaşar DEMİRKOL</author>
      <description>Her geçen gün önemi daha iyi anlaşılmakta olan öğretmenlik kişiler arası iletişimin ve ilişkilerin yoğun ve önemli olduğu sosyal bir meslektir. Öğretmen adaylarının kendilerini gerçekleştirmeleri, meslekte doyum ve başarıya ulaşmaları psikolojik özelliklerine ve bu mesleğin onların ihtiyaçlarını ne oranda karşılayacağına bağlıdır. Psikolojik ihtiyaç ve özellikleri incelemede en ayrıntılı ve iyi araştırılmış teorilerden biri Self Determinasyon (öz belirleme) Teorisidir. Bu teoride psikolojik özellikler yeterlik, ilişki ve özerklik olmak üzere üç temel gruba ayrılmışlardır ve her bir gruptaki psikolojik ihtiyaçların yerine getirilmesinin ve tatmininin psikolojik sağlık ve gelişme, içsel motivasyon ve kendini gerçekleştirme için gerekli olduğu vurgulanmıştır. Öğretmen adaylarının bu psikolojik özelliklerinin bilinmesi ve ihtiyaçlarının tespiti ve tatmini eğitim fakültesi yönetici ve öğretim elemanlarına daha verimli olmaları ve geleceğin öğretmenlerini daha donanımlı yetiştirmeleri konusunda yol gösterici olacaktır. Bu araştırma, eğitim fakültesi öğrencilerinin psikolojik özelliklerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Samsun’da faaliyet gösteren biri devlet diğeri (özel) vakıf üniversitesi olan iki üniversitenin eğitim fakültelerinin öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmaya 149 kız ve 41 erkek olmak üzere toplam 190 öğrenci katılmıştır. Eğitim fakültesi öğrencilerine self determinasyon (öz değerlendirme) teorisinde geçen ilişki, yeterlik ve özerklik psikolojik özelliklerini tespite yönelik anket uygulanmış, her bir soruya ait dağılımlar tablolar halinde gösterilmiştir. Araştırma sonunda öğretmen adaylarından psikolojik ihtiyaçları tam olarak karşılananların %50’nin üzerinde olduğu kısmen karşılananlarla oranın %90’lara çıktığı saptanmıştır. Kızların ilişki erkeklerinde yeterlik ve özerklik ihtiyaçlarını daha yüksek oranda karşılayabildikleri görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çok Kültürlü Eğitimin Erciyes Üniversitesi Öğretim Elemanları İçin Önem Derecesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15894</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15894</guid>
      <author>Semra DEMİR</author>
      <description>Kültürel farklılıklara saygı ve hoşgörü öğretim elemanlarında bulunması gereken önemli özelliklerdendir. Öğretim elemanlarının, konuyla ilgili görüş ve uygulamalarını incelemek çok kültürlü eğitimi değerlendirmek anlamında önemli kabul edilmektedir. Ancak, yükseköğretimde çok kültürlü eğitime ilişkin alanyazın incelendiğinde, bu konuda yapılan çalışmaların oldukça yetersiz (Grant et al, 2004) ve çok kültürlü eğitim stratejilerine karşı direnç olduğu ortaya çıkmaktadır (Asada, Swank, ve Goldey, 2003; Marks ve Smrekar 2003). Bu çalışmanın temel amacı, Erciyes Üniversitesi öğretim elemanlarının pedagojik metodoloji ve sınıf atmosferindeki etnik ve kültürel çeşitliliği ve çoğulculuğu önem düzeylerini demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak incelemektir. Araştırma amacına göre bu çalışma betimleyici araştırmalar, yapılış amacına göre uygulamalı araştırmalar arasında yer almaktadır. Evren hakkında genel bir yargıya varmak amacı ile örneklem üzerinde tarama düzenlemesi yapıldığından dolayı, model genel tarama modeli türünün kapsamına girmektedir (Karasar, 1999: 79). Araştırmanın çalışma evrenini, Erciyes Üniversitesi Talas kampüsünde bulunan 13 Fakülte ve 4 Meslek Yüksek Okulunda çalışmakta olan öğretim elemanları oluşturmaktadır. Araştırmada orantılı kota örnekleme tekniği kullanılmış ve örneklem olarak en az % 10 oranı hedeflenmiştir. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen ölçek kullanılmıştır. Normal dağılım gösterdiği belirlenen veri setinin incelenmesinde parametrik test teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonunda, Erciyes Üniversitesi öğretim elemanlarının, çok kültürlü eğitimi çok önemsedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyete göre görüşler, ölçek boyutları açısından farklılık göstermiştir. Unvan’ın görüşleri etkileyen önemli bir değişken olmadığı bulunmuşken, Yabancı diller Meslek Yüksek Okulunda çalışan öğretim elemanlarının puanlarının diğerlerinden anlamlı düzeyde farklı olduğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kutadgu Bilig'de “yorı-” Fiili Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=16030</guid>
      <author>Ahmet DEMİRTAŞ</author>
      <description>Bir metindeki kelimeler temel anlamı dışında farklı yan anlamlar ile de kullanılabilmektedir. Bir metni doğru anlamak ve anlamlandırmak, metinde kullanılan kelimelerin bu farklı anlamlarını, bağlam anlamlarını bilmekle mümkündür. Kutadgu Bilig’de bulunan “yorı-” fiili de, temel anlamı olan “yürümek” dışında başka anlamlarla da kullanılmıştır. Karahanlı Türkçesi dönemi eserlerinden olan Kutadgu Bilig, Türk kültür tarihinin, Türk dili ve edebiyatının önemini hiç kaybetmeyen bir eseridir. Bu çalışmada, Kutadgu Bilig İndeks’inde yer alan “yorı-” fiilinin bağlam anlamları tespit edilmeye çalışılmıştır. Metinde 253 yerde geçen “yorı-” fiilinin, 234 yerde tek kelime hâlinde, 19 yerde ise birleşik fiil görünümünde kullanıldığı tespit edilmiştir. Kutadgu Bilig İndeks’inde bulunan “yorı-” fiili, “yürümek, varmak” karşılığı ile gösterilmiştir. Ancak “yorı-” fiili metinde, sadece “yürümek, varmak” anlamında kullanılmamıştır. Metinde “yorı-” fiilinin “yürümek” anlamı yanında, “yaşamak”, “hareket etmek”, “gezip dolaşmak”, “gitmek”, “uğraşmak”, “devam etmek”, “vakit geçirmek”, “anılmak”, “düşünmek”, “geçinmek”, “değer verilmek”, “yazmak” gibi anlamlarda kullanıldığı da görülmüştür. Ayrıca Türkiye Türkçesinde de örnekleri görülen, emir kipinin 2. teklik şahsıyla çekimlenmiş biçimde, bir isteklendirme ve çabukluk belirtme amacıyla, “haydi” kelimesinin kullanımına benzer şekilde bir edat gibi kullanımı da söz konusudur. Metinde “yorı-” fiilinin, yolça yorı- “davranmak”, izçe yorı- “davranmak”, sa&#141;vı yorı- “nüfuzu artmak”, ya&#141;gu&#142;k yorı- “yaklaşmak”, umınç&#142;ka yorı- “beklenti içinde olmak” şeklinde bir isimle birlikte ve buza yorı- “bozmak”, kezip yorı- “gezip durmak”, ya&#142;ka yorı- “yaklaşmak”, ayı&#141;glap yorı- “kötüleyip durmak”, şeklinde bir fiile birlikte birleşik fiil görünümünde kullanılanları da tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tekerlemelerin Eğitim-Öğretim Sürecinde Kullanımına Yönelik İlköğretim Öğrencilerinin Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15867</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15867</guid>
      <author>Tuncay DİLCİ</author>
      <description>Söz varlığımızın önemli araçlarından olan tekerlemeler eğitimsel hayattan giderek soyutlanmaktadır. Toplumsal genetiğimizle örtüşen şiirsel anlatı formunda sunulan, duyuşsal öğrenmelerimize anlam veren tekerlemelerin; sözellik adına bireysel dil becerilerinin yanı sıra, melodik ve ritmik gelişimleri olumlu yönde etkileyeceği aşikârdır. İşte bu çalışmayla eğitim kurumlarımızda uygulanmakta olan resmi eğitim programlarının dışında kalan, ancak geçmişten günümüze Türk kültür coğrafyası içerisinde önemli bir yere sahip olan tekerlemelerin eğitimsel uygulamalara yansıyan yönünün öğrencilerin görüşlerine dayalı olarak betimlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmayla, ilköğretim öğrencilerinin öğrenim hayatında karşılaştıkları tekerlemelere ilişkin görüşlerinin ne olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma yöntemi olarak betimsel nitelikli tarama modelinde bir araştırma olup, 2011-2012 eğitim öğretim yılında Sivas ili evrenininden random yöntemiyle belirlenmiş üç ilköğretim Okulu’na devam eden 216 yedinci sınıf öğrencisi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Öğrencilerin görüşlerini belirlemek üzere araştırmacı tarafından geliştirilen 20 maddelik anket veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda şu sonuçlara ulaşılmıştır: Öğrencilerin çoğunluğu tekerlemelerin eğitim-öğretim sürecinde kullanımına yönelik olumlu görüş bildirmişlerdir. Kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre tekerlemelerin Türkçe dil becerisine etkisine ilişkin daha olumlu görüş bildirdikleri saptanmıştır. Ayrıca anne ve baba eğitim düzeyi ile öğrencilerin görüşleri arasında pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır. Diğer taraftan günlük hayatta tekerlemelerin kullanımına ilişkin aile içerisinde yeterli eğilimin olmadığı ve giderek unutulmaya yüz tutuğu bilinmektedir. Araştırma bulgularına dayanarak, tekerleme kültürünün eğitimsel ortama kazandırılması ile ilgili projeler yapılması, eğitim programındaki ders içeriklerinin tekerlemelerle ilişkilendirilerek işlenmesi gibi öneriler sıralanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Akdeniz’de Yaşanan Güvenlik Sorunu ve Büyük Güçlerin Politikası (1936-1939)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15910</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15910</guid>
      <author>Mehmet Sait DİLEK</author>
      <description>İngiltere ve Fransa sahip oldukları sömürgeler açısından en geniş sınırlara iki savaş arası dönemde ulaşmışlardı. Öyle ki adı geçen devletler özellikle Avrupa’daki güç mücadelesinde Almanya ve İtalya’ya karşı büyük bir avantaj sağlamışlar ve bununla da yetinmeyip muhtemel rövanşizm ve revizyonizm hareketlerine karşı statükoyu koruma stratejisini politikalarının temeline yerleştirmişlerdi. İki savaş arası dönemde İspanya’da sağ-sol çatışmasının başlaması bazı devletlerin konuya müdahil olmasına sebep olmuş dolayısıyla Akdeniz’de tansiyon artmıştır. Bu müdahaleci anlayış, İtalyan donanmasına ait bazı denizaltıların kimliklerini gizleyip yabancı bandıralı gemilere saldırmaya başlamasıyla birlikte daha gergin hale bürünmüştür. Bu sebeple İngiltere, Fransa, Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan, Mısır, Sovyetler Birliği, Bulgaristan ve Romanya’nın katılımlarıyla 10-14 Eylül 1937 tarihleri arasında Nyon’da konferans düzenlenmiştir. İtalya, Almanya ve Arnavutluk ise davet çağrısına olumsuz cevap vermişlerdir. Statükocu devletler, Versay Antlaşması sonrası oluşturdukları yeni düzende güç ve çıkar ilişkisini kendi lehlerine kurmayı başarmışlardı. Bu nedenle adı geçen devletler, sisteme yönelik ilk saldırılar gerçekleştiğinde diplomasi metodunu kullanmışlar hatta yatıştırma politikası gereğince revizyonist devletlerin saldırgan hareketlerine de yeterince ses çıkarmamışlardı. Revizyonist devletler ise güçlendikçe mevcut durumdan rahatsızlıklarını beyan etmişler ve sistemi adalet üzerine inşa etmeleri gerekirken kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başlamışlardı. Bu makalede İspanya’da yaşanan ulusal bir sorunun zincirleme olayların etkisiyle Akdeniz’de nasıl bir güvenlik sorununa dönüştüğü; devletlerin yeni oluşan krize karşı ne gibi politikalar belirlediği değerlendirmeye tabi tutulacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tıbb-ı Cedid Yazmaları Üzerine Bazı Tespitler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15995</guid>
      <author>Talat DİNAR</author>
      <description>Türkçenin bilim dili olarak kullanılmasında ve Türkçe bilim dilinin gelişmesinde Osmanlılar döneminde kaleme alınan ilmî eserlerin önemli bir yeri vardır. Osmanlılar döneminde, başlangıçta kaleme alınan ilmî eserlerin önemli bir kısmının Arapçadan Türkçeye çeviri niteliğinde olduğu bilinmektedir. Pek çok alanda yapılan bu çeviriler içerisinde tıbbi eserlerin hem içerik hem de dil malzemesi olarak ayrı bir önemi vardır. Bu çeviri geleneği zaman içerisinde Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunacaktır. Osmanlılarda geleneksel tıp anlayışının farklılaşması hekimbaşılık da yapmış olan Salih b. Nasrullah’ın Rönesans’ın ünlü hekimi Parecelsus’un Latince olarak kaleme aldığı bir eserini kendi deneyimlerini de ilave ederek Arapçaya tercümesi ile başlar. Salih b. Nasrullah’ın bu tercümesi o dönem hekimleri arasında bir hayli rağbet görmüş ve zaman içerisinde “Tıbb-ı Cedîd” adıyla anılır olmuştur. Pek çok hekimimiz eserin Arapçadan Türkçeye aktarılması konusunda tercüme faaliyetlerinde bulunmuştur. Esere olan bu ilgi ve değişik kişiler tarafından yapılan tercümelerin de zaman içerisinde “Tıbb-ı Cedîd” olarak anılması mütercimlerin ve eserlerin nüshalarının da karışmasını beraberinde getirmiştir. Bu gün pek çok kaynakta ve yazma eser kütüphanelerinde “Tıbb-ı Cedîd” adı altında kayıtlı eserlerin bilgileri maalesef yanlış veya eksik yer almaktadır. Bu makalede Osmanlılardaki “Tıbb-ı Cedîd” anlayışının yansımaları ayrıntılı bir şekilde ortaya konulacak, kaynak eserlerdeki ve yazma eser kütüphanelerindeki nüshalarla ilgili yanlış bilgilerin doğruları ifade edilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>18. Yüzyıl Osmanlı Toplum Hayatının Haşmet Divanı’ndaki Akisleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15908</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15908</guid>
      <author>Hasan DOĞAN</author>
      <description>Edebi metinlere tarihi belge gözüyle bakmak son derece yanlıştır. Zira edebi eserler, birer tarihi vesika değildirler. Bu sanatsal gerçek bir yana, bu eserlerin oluşturuldukları toplumdan ve bu eserleri oluşturanların ruh dünyalarından izler taşımaları da tabii bir neticedir. Çünkü hemen hemen bütün edebi eserlerin temelinde, toplumsal bir varlık olan insan vardır. Klasik Türk edebiyatı ve özellikle şiiri, uzun süre insanî olmadığı, yüksek zümreye hitap ettiği, sosyal yaşayış ve düşünüşten uzak olduğu düşünülerek eleştirilmiş ve yıllarca “üvey evlat” muamelesine maruz bırakılmış; hatta tahribatın boyutu, bu edebiyata ait ürünlerimizin ders kitaplarından çıkarılmasının düşünülmesine varmıştır. Ancak daha sonra objektif ve dikkatli incelemelerle Klasik edebiyata ait metinlerimizin toplumdan mücerret ürünler olmadığı, Osmanlı şiirinin tabii ve insanî bir edebi gelenek olduğu gün yüzüne çıkarılmıştır. Osmanlı Devleti’nin en şaşaalı dönemi olan 16. ve 17. yüzyıllarda edebiyat da zirvede olmuştur. Fakat 18. yüzyıl gerek edebi anlamda gerekse sosyal ve iktisadi anlamda Osmanlı’nın düşüşe geçtiği bir dönemi kapsamaktadır. Edebi anlamda “hazan vakti” olarak nitelendirilen bu asırda Osmanlı toplumunun eğlence hayatına düşkünlüğü, sanat ve edebiyatta etkisini fazlasıyla hissettirmiştir. Bu çalışmada, merhum Mehmed Çavuşoğlu’nun “edebi bir metnin tarihle bağlantısının açıklanması için; şairin dış aleme bakışı, psikolojisi, estetiği, kültür ve kültürün kaynakları, dili ve tesiri belirlenmelidir.” şeklindeki tespitleri düstur edinilerek; 18. yüzyıl Divan şairlerinden Haşmet Divan’ı incelenecek ve Divan şiirinin gayri insani olduğu yönündeki mesnetsiz suçlamalar çürütülmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halit Fahri Ozansoy'un Gülistanlar ve Harabeler Adlı Eserinde Bahçe İmajları ve Renkler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15675</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15675</guid>
      <author>Hüseyin DOĞRAMACIOĞLU</author>
      <description>Halit Fahri Ozansoy’un Gülistanlar ve Harabeler adlı şiir kitabı eski harflerle basılmış ancak günümüze kadar Latin harflerine aktarılmamıştır. Bu eserde şairin bahçe imajları ve renklere yüklediği anlamlar saklı inciler gibi gizli kalmış ve günümüze kadar üzerinde inceleme yapılmamıştır. Ozansoy bu eserinde çeşitli renkleri muhtelif bahçeler içerisinde tasvir etmiştir. Bu tasvirlerinde hayal gücü, imgelem ve çeşitli duygular bir arada düşünülmüştür. Şairin hayal dünyasını renkler ve bahçe tasvirleri oluşturur. Bu bahçede sevgili ile olan hatıraların renklerle süslenen şekilleri şairin hayalinden şiirin mısralarına taşınır. Hayal ve renkler bahçe ile birleşerek sevgili ile birlikte tasavvur edilir. Bu tasavvurlar bahçe imajlarını ve renklerin bahçelerde anlam kazanışlarını oluşturur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şerh-i Du’â-yı Kadeh ve Kadeh Duası Mazmunu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15945</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15945</guid>
      <author>Suat DONUK</author>
      <description>Divan edebiyatının temel unsurlarından biri mazmundur. Mazmunun tanımı hakkında cumhuriyetten günümüze kadar değişik fikirler ileri sürülmüştür. Genel kanı, mazmunun; bir olay, olgu veya durumun doğrudan değil de bazı ilgili kelimelerle şiire yerleştirilip, bu kelimelerin anlam katmanları yardımıyla sezdirilmesi, buldurulmaya çalışılmasıdır. Divan şiirinde geçen mazmunları sezmek, bulmak için Osmanlı toplumundaki bir aydının sahip olduğu bilimsel ve kültürel bilgilere vakıf olmak gerekir. Osmanlıların kültürel hayatlarındaki bilgilerden hareketle</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. Meşrutiyet Dönemi İlk Vatandaşlık Kitaplarından Biri Olan “Rehber-İ İttihad”In İçerik Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15994</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15994</guid>
      <author>Doğan DUMAN,Erhan TUNA</author>
      <description>Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet’in ilanı (1908) ile yeni bir dönem başlamıştır. Yeni bir insan profilinin yetiştirilmesi bu dönemin hedefidir. Bu hedefi gerçekleştirmek için hürriyetin ilanından hemen ardından “Malumat-ı Medeniye” dersi müfredata konmuştur. Bu ders Cumhuriyet dönemi boyunca yurt bilgisi, vatandaşlık bilgileri, vatandaşlık ve insan hakları eğitimi gibi isimler altında okutulan derslerin ilk dayanak noktasıdır. Çocuğun sadece ailesine ait olmadığı, yarının geleceği olarak görüldüğü bu dönemde okul bir toplumsallaştırma aracı olarak daha fazla önem kazanmıştır. Meşrutiyet değerleri ile donatılmış bir nesil yetiştirmek için de adı geçen ders müfredattaki yerini almıştır. Büyük beklentilerle okutulan bu dersin, ders kitaplarının ivedi olarak hazırlanması dikkat çekicidir. Ders kitabı yazarlarının bu konuda batıdan, özellikle Fransa’dan etkilenerek bir altyapıya sahip oldukları görülmektedir. Araştırmada “Malumat-ı Medeniye” dersi ile ilgili ilk kitaplardan birisi olan Rehber-i İttihad’ incelenmiştir. İlkokul çocukları için yazılan bu kitabın satır aralarında orijinal bilgilere ulaşmak mümkündür. Sadece bugün aynı şekliyle kullanılan “Millet Meclisi” tabirinin ilk kez kullanılması bile eserin incelenmesi için yeterli bir sebeptir. Bunun yanında o günlerin resmi ideolojisi olan Osmanlıcılığı işlemesi iktidara ve meşrutiyet değerlerine ilişkin bakış açısı oluşturması, satır aralarında II. Abdulhamid dönemini yermesi ve gerçeklerden kopmayarak ziraat ile ilgili konulara geniş bir yer ayırması kitabın diğer özellikleri arasındadır. Kitabın dilinin övgüyü hak edecek derecede olması, “uhrevi” konulara neredeyse hiç değinmemesi ve siyasi olaylarda yazarın dünya görüşü ile yazıldığı dönemin atmosferini yansıtması yukarıdaki özelliklere eklenebilir. Sonuç olarak günümüzden tam bir asır önce bağımsız bir ders olarak okutulmaya başlanan “malumat-ı medeniye” dersi için yazılan ilk kitaplardan birisi Rehber-i İttihad’dır. Bu eser Osmanlıcılık ideolojisinin, 31 Mart Olayı’nın izlerinin ve yazarının özellikle siyasi konularda ortaya çıkan dünya görüşünün etkisi ile yazılmıştır. İktidarın meşrutiyet değerlerini okul aracılığı ile çocuğa ulaştırmasına cevap veren bir özelliktedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlköğretim 4 ve 5. Sınıf Öğrencilerinin Okuma Alışkanlıklarının ve İlgilerinin Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=15719</guid>
      <author>Erol DURAN,Betül SEZGİN</author>
      <description>Bu çalışma, ilköğretim 4 ve 5. sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlıklarını ve okuma ilgilerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu sebeple Uşak ilindeki 300 öğrenciye, “İlköğretim Öğrencilerinin Okuma Alışkanlıkları ve Okuma İlgileri” adlı ölçme aracı uygulanmıştır. Ölme aracında, öğrencilerin okuma alışkanlıklarının belirlenmesine yönelik altı; okuma ilgilerinin belirlenmesi amacıyla üç adet soru sorulmuştur. Toplanan veriler betimsel analiz tekniği kullanılarak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, araştırmaya katılan öğrencilerin çoğunluğunun, orta ve alt düzey okuyucu oldukları, gün içerisinde okumaktan ziyade, TV seyretme veya internette oyun oynamayı tercih ettikleri, masal ve hikâye türünde ve konuları hayvan ve kahramanlık konulu olan kitapları okumaktan hoşlandıkları, 100 Temel Eser listesindeki kitapları okumaktan ise hoşlanmadıkları sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


