






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies - Language and Literature, Yıl 2022 Sayı Volume 17 Issue 4</title>
    <link>https://turkishstudies.net/language?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2421</link>
    <description>Turkish Studies - Language and Literature</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Kur’ân’da Davet Öğretisi ve Ana Akım-Radikal İslâmcı Hareketlerin İdeolojisinde Yorumlanışı </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63542</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63542</guid>
      <author>Zeynep Nermin AKSAKAL</author>
      <description>İslâm dini, Müslüman toplumlarda edindiği konumu itibariyle haricî ve dâhilî bölücü faaliyet gösteren güçlerin bir aracı olagelmiştir. Özellikle Kur’ân’da yer alan davet öğretisi, Orta Doğu’da bulunan radikal hareketlerin ideolojisinde maksadını aşarak hem Müslüman toplumlara hem de diğer toplumlara karşı düşmanlık ve şiddete yönlendiren bir etken haline gelmiştir. Bu nedenle bu öğretinin ne anlama geldiğinin ve ne yönüyle istismar edildiğinin belirlenip bu konudaki aşırılıklara karşı çözüm önerilerinin sunulması önemlidir. Bu amaçla yapılan bu çalışmada Kur’ân’daki davet öğretisinin temelleri, tefsir kaynaklarındaki ve 20. yüzyıldan itibaren baş gösteren ana akım-radikal İslâmcı hareketlerin ideolojisindeki yorumlarıyla birlikte araştırılmıştır. Çalışma güncel ve küresel bir sorun olan radikalleşmenin düşünce sistemini ve dayandığı bazı argümanları incelemesi yönüyle önemlidir. Ulaşılan sonuçlara göre Kur’ân’da yer alan davet öğretisinin temelindeki hayra davet ve iyiliği emredip kötülükten menetme konusu keyfî yorum ve istismarlara açıktır. İyiliğin ölçüsü akla ve şeriata göre güzel olma şeklinde belirlenmiş olsa da ideolojiler ölçü alınınca tanımlamalar değişebilmektedir. Kur’ân’dan anlaşıldığı üzere Müslümanlar arasındaki davetin temel amacı ümmetin birliğinin sağlanması ve sulhdur. Sulh evrensel davetin de temel amaçlarındandır. Reformist ana akım İslâmcı hareketler daveti siyasete çekerek faaliyetlerini ulûhiyete yani Allah’ın egemenliğini sosyal-siyasal her alanda kabul etmeye çağrı merkezinde yürütmüştür. Bu ana akımlardan kopan devrimci radikal hareketler ise daveti, tebliğ ve irşat alanından, insanları İslâm dinine boyun eğdirmek için savaşma anlamındaki bir cihat alanına çekmişlerdir. Bu durum, davet faaliyetlerinde insanlığa vadedilen sulhu sağlamadığı gibi düşmanlık ve şiddeti de körüklemektedir. Bu nedenle, davet görevini, aşırı ideolojilerden uzak olarak yetişmiş yetkili kimselerin, akıl ve kalplere hitap eden yumuşak yollarla yapması gerekmektedir.   </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’nin Din Eğitimi Tartışmalarında Fransa Modeli Örnek Olabilir Mi?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62828</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62828</guid>
      <author>Emre ALTINTAŞ</author>
      <description>Türkiye’de örgün kapsamda gerçekleştirilen din eğitimi tartışmalarında lehte ve aleyhte ortaya konulan çeşitli görüşler bulunmaktadır. Din eğitiminin aleyhinde beyan edilen bu görüşlerden birine göre ülkemizdeki okullarda din dersi yer almamalıdır. Söz konusu görüşe gerekçe olarak bu dersin laiklik ilkesine aykırı olduğu ifade edilmekte, konuyla ilgili Fransa’daki din dersi uygulamaları örnek gösterilmektedir. Ancak Fransa’nın din eğitimine dair kapsamlı bir inceleme yapıldığında bu ülkedeki uygulamaların Türkiye için bir model olamayacağı anlaşılmaktadır. Zira bu ülkenin tarihsel tecrübesi, din-devlet ilişkilerinde yer aldığı pozisyon, eğitim sistemi ve nihayetinde din eğitimine yaklaşımı ülkemizden oldukça farklı bir zemine yaslanmaktadır. Bu araştırmada da söz konusu duruma dair literatür taraması yöntemine dayanan bir değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla Fransa’nın genel yapısı, din-devlet ilişkileri, eğitim ve din eğitimi sistemi analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Fransa’nın laiklik anlayışı ve din eğitimi uygulamalarının Türkiye için bir model olamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçta, her iki ülkenin laiklik ve din-devlet ilişkilerinin farklı tarihsel tecrübelere dayandığı argümanı öne çıkmıştır. Dolayısıyla Fransa’da devlet okullarında din dersi olmamasından hareketle, ülkemiz için konuyla ilgili gerçekleştirilen çıkarımların gerçeklikten uzak olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca ülkemizdeki okullarda yer alan din derslerinin, ülkemiz eğitim sisteminde var olan imam-hatip ve yüksek din eğitimi kurumlarının Türkiye’nin din eğitimi tecrübesinin doğal bir sonucu olduğu tezi bu sonuç çerçevesinde güç kazanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’an Söylemi Örnekliğinde Bugünün Gerçekliğini Okuma: Duyarlı Görünerek Duyarsızlaşma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64077</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64077</guid>
      <author>Hatice Merve ÇALIŞKAN BAŞER</author>
      <description>Zaman ilerledikçe sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik pek çok alanda değişim meydana gelmektedir. Zamanla bu değişime ayak uydurmaya ve alışmaya başlanır. Ancak alışkanlık kontrolsüz bir şekilde artarsa saplantıya, bağımlılığa dönüşebilir. Bu da kişinin alıştığının dışındakilere kayıtsız kalmasına sebep olur; onu uyuşturur, duyarsızlaştırır. Kur’an’ın inmeye başladığı zaman muhatabı olan toplum, alışkanlıklarına bağlı, değerlerini bu bağımlılıkla şekillendirmiş, çevresine karşı duyarlı görünen ancak farkındalık gücü zayıf bir toplumdur. Bu toplumun alışkanlıklarının sebep olduğu keyfiyet ya da sahip oldukları kültürel kodlar, cömertliğin gösterişe; kardeşliğin, haksız da olsa onu her koşulda koruma demek olan asabiyete; iyiliğin, çıkarlar doğrultusunda yapılan bir eyleme dönüşmesine neden olmuştur. Bu durumda anlamlı gibi görünen bir davranış, çıkarlara alet edilen haksız, keyfi bir eyleme dönüşebilmektedir. Bu da kişileri duyarlı davrandıklarını iddia etseler de aslında bazı hususlarda duyarsızlaştırabilmektedir.  Günümüzde doğum günü, bebek partileri gibi özel günler, çok beğeni alıp konuşulsun diye, israf ve tüketim çılgınlığına alet olmuştur. Dolayısıyla “iyi bir ânı başkasıyla paylaşma” durumu, kişilerin popülerliğini artırma eylemine dönüşmüştür. Yine “ihtiyacı olan biri için bir şey yapmak”, “takdir, alkış, çıkar beklendiği için bir şey yapmak” halini almıştır. Öte yandan sadece sanal dünya aracılığı ile bir yardım organizasyonunun parçası olmak çevreye karşı farkındalığı azaltırken; “herkes yapıyor” düşüncesiyle haksız/ emeksiz kazanç içeren eylemler de yaygınlaşmaya başlamıştır. Nüzul döneminin Arap toplumunda genelde örfi ve toplumsal durumlar, günümüzde ise teknoloji ve buna bağlı gelişen sosyal medya dili duyarsızlaşmaya sebep olmuştur. Bu çalışmanın amacı hızla değişen, insanların birbirine yabancılaştığı ve bencilleştiği dünyada insanların birbirlerine duydukları ihtiyaçta asıl önemli olanın sözde duyarlılık değil eylemde duyarlılık olduğunun vurgulanmasıdır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmış, betimsel analizler ile duyarsızlık içeren davranışlar incelenmiştir. Ulaşılan sonuçlara göre insanlık tarihinde değerde bozulma; temelde para, makam ve soy olmak üzere üç hususta ortaya çıkmıştır. Kur’an vahyi, nüzul dönemi toplumunda değerlerin iyi eyleme dönüşmediği ve insanların makam, mal, asabiyet duygusuyla diğer insanlara karşı duyarsızlaştığı noktada indirilmeye başlamıştır. Onun toplumu ıslah noktasındaki tutumu “mal ve makam hırsı, yalan, kibir, laf taşıma” gibi davranışları reddetme; “cömertlik, iyilik, israf, kardeşlik” gibi davranışları dönüştürme ya da inşa etme şeklinde bir değişim çağrısıdır. Bunu yaparken yardıma, sabra, yumuşaklığa davet eden yapıcı bir üslup kullanmıştır. Günümüzde -özellikle sanal alemin neden olduğu- sözde duyarlılık, Kur’an’ın eylem vurgusu dikkate alınarak terk edilmelidir. Bugün Kur’an’ın yaptığı gibi ahlaki yönden duyarlılık içeren davranışlar hatırlanmalı, yeniden gün yüzüne çıkarılmalı ve eyleme geçilmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İsmâil Sâdık Kemâl Paşa’nın Manzum Tefsîr-i Kemâl’i</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63713</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63713</guid>
      <author>Rıdvan ÇETİN</author>
      <description>Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîri ve tercümesi daha Hz. Peygamber (sav) hayatta iken yapılmaya başlanmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’i ilk tercüme eden Sahabeden Selman-ı Fârisî olup besmele ile birlikte Fatiha sûresini Farsçaya tercüme etmiştir. İslâmiyet’in ilk yıllarında başlayan tefsîr ve tercüme çalışmaları, yeni dinin diğer kavimlerin arasında yayılmasıyla hız kazanmıştır. Türkler İslâm dinini kabul ettikten sonra yeni dinin mesajlarını ve esaslarını öğrenmek için Kur’ân-ı Kerîm’i Türkçeye tercüme etmişlerdir. Zeki Veli Togan, Kur’ân’ın Türkçeye tercüme edilmesi, Farsçaya yapılan ilk tercümeyle aynı döneme denk geldiğini belirtmektedir.  Hem doğu Türkçesiyle hem de batı Türkçesiyle birçok tefsîr ve tercüme yapılmıştır. Günümüze gelinceye kadar Kur’ân-ı Kerîm’in birçok dilde tefsîr ve tercümesi yapılmıştır. Divan edebiyatında, Kur’an-ı Kerîm’in bazı sûrelerinin manzum tercüme ve tefsîrlerinin yapıldığı bilinmektedir. Ancak bu dönemde, Kur’ân-ı Kerim’in baştan sona manzum tercümesi veya tefsîrine rastlanılmamıştır. Kur’ân-ı Kerim, Divan edebiyatının temel kaynaklarından birisidir. Bu edebiyatta hem şekle hem de muhtevaya ait bazı türlerin ortaya çıkmasına kaynak teşkil etmiştir. Özellikle tevhid, münacat, na’t, mevlid, siyer, miraciye ve hilye-i şeriflerde büyük bir oranda Kur’ân-ı Kerîm’den istifade edilmiştir. Bu çalışmada XIX. asır devlet adamı, şair, müfessir ve hattatlarından İsmâil Sâdık Kemâl Paşa’nın “Tefsîr-i Kemâl” adlı eseri; hayatı, edebi şahsiyeti, eserleri ile şairin Tefsîr -i Kemâl’i, müellifin tefsir metodu, eserin şekil özellikleri ve eserine kaynaklık eden şahıs ve eserleri incelemeye tabi tutulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>el-Emâlî’nin Manzum Türkçe Tercümelerine Bir Örnek: Hâfız Refîʽ Efendi’nin Kasîde-i Emâlî Tercüme-i Manzûmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63785</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63785</guid>
      <author>Atila GÖKDEMİR</author>
      <description>Akâidnâmeler, Türk İslam edebiyatı sahasının dinî-didaktik yönü ağır basan eserlerindendir. İslam’ın temel ilke ve kaidelerinin, bir diğer tabirle iman esaslarının Müslüman topluma öğretilmesi maksadıyla kaleme alınmışlardır. Ekseriyetle mensur olarak telif edilen akâidnâmelerin, itikâdî meselelerin kolayca öğrenilmesi ve ezberlenmesini sağlamak gayesine matuf olarak yazılan manzum örneklerine de rastlanmaktadır. Akâidnâmeler, telif ve tercüme eserler olarak tasnif edilmektedir. Türün Türk İslam edebiyatı sahasında yapılan manzum tercümelerinde genellikle İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin &lt;em&gt;el-Fıkhu’l-Ekber&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;el-Vasıyye&lt;/em&gt;, Hızır Bey’in &lt;em&gt;Kasîde-i Nûniyye&lt;/em&gt;, Birgivî’nin &lt;em&gt;Vasiyetnâme&lt;/em&gt;, Molla Câmî’nin &lt;em&gt;Îtikadnâme&lt;/em&gt; ve özellikle de Ali b. Osman el-Ûşî’nin &lt;em&gt;Kasîde-i Emâlî &lt;/em&gt;adlı eserleri esas alınmıştır. &lt;em&gt;Kasîde-i Emâlî&lt;/em&gt;’nin manzum Türkçe tercümelerinden biri de 19. asır Mekteb-i Sultânî muallimlerinden Yanyalı Hafız Refîʽ Efendi’nin &lt;em&gt;Kasîde-i Emâlî Tercüme-i Manzûmesi&lt;/em&gt;’dir. Çalışmada ilk olarak akâid ve İslam akâidine dair telif edilen eserler ile Osmanlı edebî sahasındaki akaidnâme örnekleri üzerinde durulacaktır. Akabinde el-Ûşî ve meşhur eseri &lt;em&gt;Kasîde-i Emâlî&lt;/em&gt; hakkında muhtasar bilgiler verilecektir. Daha sonra Hafız Refîʽ Efendi’nin hayatı, eserleri ve tasavvufî şahsiyeti ile ilgili tespitler aktarılarak, &lt;em&gt;Kasîde-i Emâlî Tercüme-i Manzûmesi&lt;/em&gt;’nin şekil ve muhteva özellikleri ile İzzî’nin &lt;em&gt;Kasîde-i Emâlî Tercümesi&lt;/em&gt; arasındaki benzerlikler ele alınacaktır. Son olarak ise eserin transkripsiyonlu metni verilecektir. Bu çalışma ile dinî-didaktik edebiyatın önemli türlerinden olan manzum akâidnâmeler üzerine yapılacak araştırmalara katkı sunulması hedeflenmektedir. Çalışmanın bir diğer amacı da Hafız Refîʽ Efendi hakkında yapılacak çalışmalara kapı aralamaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Covid-19 Stresi Altındaki Hamilelerde Pandemi Kaygısı ile Dini Başa Çıkma Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63786</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63786</guid>
      <author>Bilal KARTALSevda KARTAL </author>
      <description>Bu çalışmanın evrenini, Türkiye genelinde Covid-19 pandemisi (2020-2022) boyunca hamilelik geçirmiş olup şu an 0-2 yaşında çocukları olan 132 anne oluşturmuştur. Çalışmada pandemi sürecinde hamile olan kadınların kaygı düzeylerini azaltmada dini başa çıkmanın ne düzeyde etki ettiğini belirlemeye çalıştık. Hamile olan kadınların pandemi kaygı düzeyleri ile dini başa çıkma düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaç edindik. Çalışmada katılımcılara ait bazı demografik değişkenlere göre dini başa çıkma ve pandemi kaygısında değişim olup olmadığı incelendi. Ölçek sorularının güvenirlik (reliability) analizi kapsamında “Cronbach’s Alpha katsayıları” hesaplandı. Sürekli ölçümlerin normal dağılıp dağılmadığına; Shapiro-Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testi sonuçları ile Skewness (çarpıklık) ve Kurtosis (basıklık) katsayılarına bakılarak karar verildi. Her bir değişken için katılımcı gruplarına göre ölçek puanlarının karşılaştırılmasında “Bağımsız T-testi” ve “Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)” yapıldı. İkiden fazla grup olması durumunda farklılık gösteren grupları belirlemede Duncan testi kullanılmış ve sürekli ölçümler arası ilişkileri belirlemede “Pearson” korelasyon katsayıları hesaplandı. Annelerin eğitim düzeyleri artıkça kaygı düzeylerinin düştüğü görüldü. Çalışan annelerin pozitif dini başa çıkma düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Birden fazla gebelik geçiren annelerin daha az pandemi kaygısı yaşadıkları ortaya çıktı. İlçe, köy ve kırsalda yaşayan annelerin şehir merkezlerinde yaşayanlardan daha az kaygılı oldukları gözlendi ve onların pozitif dini başa çıkma düzeylerinin yüksek olduğu görüldü. Ailelerin gelir düzeyleri ile dini başa çıkma herhangi bir ilişki tespit edilmedi. Gün içerisinde daha çok saat haberlere maruz kalan annelerin daha kaygılı oldukları ortaya çıktı. Pandemi boyunca annelerin öznel dindarlık algıları ile dini başa çıkma arasında pozitif bir ilişki tespit edildi. Pozitif dini başa çıkma ile pandemi kaygısı arasında herhangi bir doğrusal anlamlı ilişkinin olmadığı sonucuna varıldı. Bu araştırma, Hakkari Üniversitesi Etik Kurulunun 27/04/2022 tarih ve 27655 sayılı onayı ile yürütülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İbnü’l-Abdilber el-Mâlikî’ye (ö. 463/1071) Göre Fıkhi Meselelerin Temellendirilmesi İbadet Örneğinde</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63257</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63257</guid>
      <author>Shavish MURAD</author>
      <description>Fıkhi meselelerdeki delil, o meselerin ruhu ve nefesidir. Çünkü fıkıh; nazar/istidlal/fikir yürütme ile kavranmaktadır. Şeri hükümleri tam anlamıyla bilmeyi sağlayacak akıl yürütme, ancak istidlale dayanmalıdır. İstidlâl talep edilene (hükme) götüren şeydir. Fıkıh meselelerindeki temellendirme; meselelerin asıllarını açıklayan deliller aracılığıyla fıkhi meselelerdeki görüş ve fetvaları delillerine dayandırmak ve bunların şer‘i kaynaklarını açıklamaktır. Meseleleri delillere dayandırma fıkhın ve fıkıh esasının özüdür. Şer‘i hükümleri istinbât eden alim bu hükümlerin delillerini bilmediği sürece ona alim denilmez. Çünkü fıkıh, şer‘î ameli hükümleri tafsili delillerinden öğrenmektir. Tüm bunlara binaen her mezhep içinde mezhep imamlarının birçok sebepten dolayı gerekçelendirmedikleri bazı hükümleri daha sonra gerekçelendiren ve delilillerine dayandıran büyük alimler ortaya çıkmıştır. Böyle yapan alimlerden biri de İbn Abdilber’dir ki onun birçok eserinde fıkhi meseleleri delillerine dayandırmadaki yöntemi; meseleleri sağlam bir şekilde temellendirme, onlar için güçlü bir delil getirme ve onları iyi bir şekilde açıklama şeklinde olmaktadır. Bu çalışmada uygulamalı olarak fıkhî delilendirmenin önemini, bunun nasıl yapıldığını, konuya dair ibadet türünden ilmi uygulama örneklerini, buna dair meseleleri ve İbn Abdilber’in fıkhi temellendirme yönteminde öne çıkan yönlerinin en önemlilerini ortaya koyduk. Fürû mesellerinin delillerine ilhak edilmesi, bunların şer‘î delillere nasıl dayandırıldığının öğrenilmesi, talil ve kıyas ile İslam Hukuku’nun devamlı gelişmesi ve verimli olması için alan açılması; İslam hukukunun anlaşılması, gelişmesi, parlaması, elverişli olması; meydana gelen yeni mesellere cevap verilmesi; İslam hukukunun yolu, maksadı ve gayesininin dışına çıkmadan bu tür meselelere çözüm üretilmesi için fıkhi meseleleri delillerine dayandırma önem arz etmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şemsuddîn Ebû Sâbit Muhammed B. Abdulmelik ed-Deylemî’nin “Kitâbü Tasdîkı’l-Maârif” Adlı İşârî Tefsirinde Mutasavvıflara Yönelttiği Tenkitler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63874</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63874</guid>
      <author>Yahya YAŞAR</author>
      <description>Hicri 6. asırda yaşamış Şemsuddîn Ebû Sâbit Muhammed b. Abdulmelik ed-Deylemî’nin (v.589/1193), “Kitâbü Tasdîkı’l-Maârif” isimli tek ciltlik işarî tefsiri vardır. Deylemî, söz konusu tefsirinde mutasavvıflara çeşitli eleştiriler yöneltir. Tenkitlerini dikkate değer kılan, kendisinin de bu alana hâkim mutasavvıf bir âlim olmasıdır. Deylemî’nin tasavvuf literatürüne vukufiyetini ortaya koyan ve çoğu yazma halinde olan otuzdan fazla eseri bulunmaktadır. İtikatta Ehl-i Sünnet bir çizgide olan Deylemî, kâmil imanın rükünlerini işlerken bu çizgisini ortaya koyar ve buna aykırı gördüğü görüşleri eleştirir. Tenkitleri güçlü ve ikna edicidir. Eleştirilerini delile dayalı olarak yapar ve genellemeci bir üslup kullanmaz. “Sekîne” kavramına yüklediği anlam ve tasavvuf ehline bu kavram çerçevesinde yöneltmiş olduğu tenkitler dikkat çekicidir. Sükûnu’l-kalb ile sekînenin aynı şeyler olmadığını, kalbin sükûn bulmasının yakîn ile ilgili olduğunu, sekînenin Allah’tan indirilen vehbî bir şey olduğunu dile getirip, sekîne ile ilgili âyetlerde geçen “indirme” kelimesine dikkat çeker ve bu düşüncede olmayan bazı mutasavvıfları eleştirir. Kelime, olgu ve kavramlarla ilgili bazen açıkça isim zikrederek, çoğu zaman da isim vermeksizin mutasavvıflara yönelttiği tenkitleri vardır. Tefsirinde görüşlerinden en çok faydalandığı ilk devir sûfîlerinden İbn Atâ bile Deylemî’nin tenkidine uğramıştır. Deylemî’nin en fazla tenkit ettiği fırka hulûl ehli mutasavvıflardır. Hulûl inancını delilleriyle çürütmeye çalışır.  Bu durum yaşadığı dönemin kelamî tartışmalarına kayıtsız kalmadığını göstermektedir. Hulûl ehli mutasavvıfların yanlış düşüncelerini çürütme adına rab ve abd arasındaki farka işaret ederken kullandığı argümanlar sağlamdır. Hz. Musa’ya muallimlik yapan Hızır’ın dahi Yüce Allah tarafından kul olarak nitelendiğini, hiçbir sûfi Hızır’dan üstün olamayacağına göre onlara rububiyet atfetmenin mümkün olmadığını belirtmesi bu bağlamda zikredilebilir. Deylemî’nin tenkitlerinden biri de “istivâ” kavramı ile ilgilidir. Bazı sufilerin bu kavrama yaklaşımlarını tasvip etmediğini açıkça belirtir. Makale, tüm bu tenkitleri tespit etmeye yönelik bir çalışmadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Amiran Kurtkan Bilgiseven’de Sosyal Bütünleşme ve Tevhit Birliği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62841</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62841</guid>
      <author>Kayhan BAYRAMAli COŞKUN </author>
      <description>Ülkemizde sosyolojinin ilerlemesinde büyük katkıları olan, Türk sosyoloji geleneğinde derin izler bırakan isimlerin başında kuşkusuz Amiran Kurtkan Bilgiseven gelmektedir. Bilgiseven’in özel sosyolojik anlayışında Türk-İslam-Tevhit düşüncesinin hâkim olduğu dile getirilebilir. Toplumdaki tüm farklılıkların tevhit ile bir araya geldiğini ve toplumun bu sayede gerçek manada bütünleştiğini savunmuştur. Bilgiseven’e göre, toplumda sosyal bütünleşmenin sağlanması için zaman, süreç ve karşılıklı düşünce birliğine ihtiyaç varken, entegrasyonun zıddı olan çözülmenin ise, bütünleşmeye göre daha çabuk ve kolay meydana gelir. Sosyal çözülme ve çatışmanın olmaması için, toplumda sosyal bütünleşmenin devamlılığı son derece hayati olmaktadır. Ona göre sosyal bütünleşme, millet olma bilinciyle duygu ve anlam birliğini yakalamaktır. Ülkemizde sosyal bütünleşme denilince Ziya Gökalp ile birlikte anılacak olan Amiran Kurtkan Bilgiseven’in sosyal bütünleşme anlayışını, tevhit birliği düşüncesine paralel bir biçimde ele alamaya çalışacağız. Bilgiseven’in bu iki önemli konunun birbirine ne derecede bağımlı olduğunu eserlerinde dile getirdiğini detaylı literatürel inceleme ve dokümantasyon teknikleri ile ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu çerçevede, çalışmada önce sosyal bütünleşmenin ne olduğu ile ilgili kısa bir giriş yaptıktan sonra, konu ile ilgili Bilgiseven’in görüşlerine detaylı bir biçimde yer verilecektir. Çalışma hem Türk sosyolojisinin önemli isimlerinden olan Bilgiseven’in daha iyi anlaşılmasında hem de sosyal bütünleşme olgusunun bilimsel manada daha sağlam bir temele oturtulmasına yardımcı olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Abdullah b. Mübârek, Şairliği ve Şiirlerinde Ele Aldığı Konular</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62615</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62615</guid>
      <author>Eyüp SEVİNÇ</author>
      <description>Abdullah b. Mübârek hadis âlimi olarak bilinmektedir. Kendi döneminde yaşayan meşhur hadis âlimlerinden birisidir. Hadis ilmini, kaynağından elde edebilmek için çokça ilmi seyahatlerde bulunmuştur. Abdullah b. Mübârek, ilmi çevreler tarafından hadis âlimi olarak tanınıp bilinmesine ek olarak şair kimliği ile de tanınmaktadır. Bu bağlamda Abdullah b. Mübârek, Birinci Abbasi Döneminin zühd şairleri arasında kabul edilmektedir. Arap Edebiyatında birçok klasik eser onu, bir zühd şairi olarak ele almakta ve onun şairliği ile ilgili bilgiler sunmaktadır. Abdullah b. Mübârek’in zühd anlayışına dair hemen hemen bütün konularda şiir veya şiirler kaleme aldığı ifade edilebilir. Şiirlerinde, zâhidane bir hayatın tercih edilmesi hususunda çokça telkinlerde bulunmaktadır. Bununla birlikte İbn Mübârek’in şiirlerinde dinî bir bilinçlendirme amacı da güdülmektedir. Dünya hayatında İnsanların dinin kaide ve kurallarına bir diğer ifadeyle emir ve nehiylerine uygun yaşamalarını teşvik eden birçok unsur bulunmaktadır. Dolayısıyla onun şiirlerinde insanları, hak ve hakikate çağırmanın büyük bir gayreti olduğu söylenebilir. Ayrıca şiirlerinde üsluptan ziyade anlam derinliği ön plandadır. Bu bağlamda ele alınan bu çalışmada Abdullah b. Mübârek’in şairliği ve onun şiirlerinde değinmiş olduğu konular temel hedef olarak belirlenmiştir. Hayatı ile ilgili bilgilendirme yapıldıktan sonra şiirleri taranarak onların temel özellikleri ve onlarda ele alınan konular tespit edilmiştir. Buna ilaveten şiirlerinde var olan edebi sanatlara da değinilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ebü’l- Meâlî el-Cüveynî’nin, Ebû hâşim el-Cübbâî’nin Ahvâl Teorisini Eleştirisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62867</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62867</guid>
      <author>Selim GÜLVERDİ</author>
      <description>İlahi sıfatlar meselesi genel olarak kelamcılar arasında tartışılan bir problem olmuştur. Gerek iç ve gerekse dış etkenler neticesinde tartışmaya açılan bu konuda kelamcılar arasında farklı bakış açıları ortaya çıkmıştır. Mu‘tezile kelamcıları teaddüd-ü kudema anlayışının oluşmasına sebebiyet vermemek gerekçesiyle ilahi sıfatları nominal olarak telakki ederken Ehl-i sünnet kelamcıları bu konuda realist bir bakış açısını tercih etmişlerdir. Yani Mu‘tezile kelamcıları ilahi sıfatların sadece zihinde var kabul edildiklerini aslında gerçek bir varlıklarının olmadığını ileri sürerken Ehl-i sünnet kelamcıları ilahi sıfatların ontolojik bir varlıklarının olduğunu kabul etmiştir. Mu‘tezile ve Ehl-i sünnet kelamcılarının konu hakkındaki endişelerinden dolayı böyle bir sonuca gittikleri rahatlıkla söylenebilir. Çünkü Mu‘tezile kelamcıları sıfatların ontolojik varlığının kabul edilmesi halinde Allah’tan başka kadim varlıkların var olmasının kabul edilmesi gerektiği sonucuna götürebileceğini savunmuştur. Ehl-i sünnet kelamcıları ise ilahi sıfatların ontolojik varlığının kabul edilmemesi halinde Allah’ın sıfatlarından soyutlanmasına yol açacağını ve bunun da Allah için acziyet anlamına geleceğini ileri sürmüştür. Ayrıca Mu‘tezile’nin bu bakış açısına sahip olmasında tevhide dayalı bir endişe daha etkili olurken Ehl-i sünnet için ise Kadir-i mutlak bir ilah anlayışının daha etkili olduğu söylenebilir. Kelam tarihinde önemli bir ontolojik problem olarak yer alan ilahi sıfatlar meselesinde ara çözüm arayışı olarak değerlendirilebilecek Ebû Hâşim el-Cübbâî’nin ahvâl teorisi bu konuda önemli bir adım olarak kabul edilebilir. Ebû Hâşim Mu‘tezile’nin sıfat anlayışını hazmedememiş ve bunun için de ahvâl teorisini geliştirmiştir. Aynı zamanda Cüveynî de bu teoriyi Eş’arî paradigmaya uygun hale getirerek benimsemiştir. Bu çalışmada Cüveynî’nin, Ebû Hâşim geliştirdiği ahvâl teorisinin kabul gerekçeleri ve bu teoriye yönelttiği eleştiriler ayrıca tartışmaya temel oluşturan argümanların neler olduğu ve problemin çözümüne yaptığı katkının tespit edilmesi amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


