






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies - Language and Literature, Yıl 2022 Sayı Volume 17 Issue 3</title>
    <link>https://turkishstudies.net/language?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2282</link>
    <description>Turkish Studies - Language and Literature</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Latife Tekin’in Muinar Adlı Eserinin Ekofeminist Okuması: Doğaya Yeniden Dönüş Yoluyla Dildeki Enfeksiyonu İyileştirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57985</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57985</guid>
      <author>Banu AKÇEŞME</author>
      <description>Latife Tekin'in son derece karmaşık romanlarından &lt;em&gt;Muinar&lt;/em&gt;, temel ekolojik ilkeleri ve düşünceleri net çevresel mesajlarla ifade eden ekolojik bir romandır (Love, 1990, 237). Tekin, &lt;em&gt;Muinar&lt;/em&gt; aracılığıyla, insan ve doğa ile insan ve diğer yaşam formları arasındaki karşılıklı ilişkileri irdeleyerek yıkıcı, insan-merkezci ve eril düşünce yapısını eleştirmekte ve tüm bu yaklaşımlara alternatif olarak ekolojik düşünceyi teşvik etmektedir. &lt;em&gt;Muinar&lt;/em&gt; aynı zamanda mitlerin ve destanların feminist bir bakış açısıyla yeniden yorumlandığı ve tarihin yapısökümsel biçimde yeniden tasarlandığı ve yazıldığı postmodern feminist bir romandır. Tekin, kadınların boyun eğdirilmesini, mağdur edilmesini ve çevreye insan eliyle verilen zararı görünür kılmak için postmodern parodi, ironi ve oyunbazlık gibi unsurlardan yararlanmış, parçalı ve muğlak anlatı biçimini yoğun bir şekilde kullanmıştır. Tekin ayrıca romanında kapitalist sömürü, tüketim, ego-merkezcilik, doğa katliamı, çevresel kirlilik gibi hususlara da aktivist bir kadın yazar olarak eleştiriler getirmiştir. Tekin, varlığı evrenin başlangıcından önceye dayanan, ezeli zamandan günümüze sayısız kadının içinde uyanan bir ses olarak romanda yer alan mitolojik bir karakter olan Muinar ile modern zamanda yaşayan Elime arasındaki ilişkiden yola çıkmaktadır. Muinar, kendi kimliğini oluşturamamış, baskıcı erkek-egemen düzene karşı duramayan ezilmiş ve boyun eğmiş zayıf kadınlara ilham, güç, enerji ve cesaret yükleyerek bu kadınların güçlü, özgürlüğü için mücadele eden, doğa ve kendi hakları için kararlılıkla savaşan duyarlı, bilge, sorgulayan, baş kaldıran ve akıllı kadınlara dönüşmelerine yardımcı olmaktadır. Bu amaç doğrultusunda romanda kadınların kendilerini kadın olarak ifade edebilecekleri, baskın erkil söylemin dışında alternatif mit, tarih ve otobiyografiler üretebilecekleri söylem alanları oluşturulmuş ve doğaya dönüş salık verilmiştir. &#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Duraklama Tekniğinin 1950 Kuşağı Türk Öyküsündeki Kurgusal İşlevi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61931</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61931</guid>
      <author>Tolga BAŞDAMAR</author>
      <description>Karakter, zaman, mekân, olay örgüsü bir anlatının temel yapı birimlerini oluştururken yazarın gerçek hayattan yaptığı seçimlerin kurgusal bir dönüşümünü de ifade eder. Okur, kurmaca bir eserde içinde yaşadığına benzer bir dünya bulsa da bu dünyanın en büyük özelliği, yazarın şekillendirmesiyle ortaya çıkmış olmasıdır. Buna bağlı olarak gerçek hayatta akış halinde bir bütünlük gösteren zaman, anlatılarda seçilmiş ve dönüştürülmüş bir şekilde okurun karşısına çıkar. Zamanın anlatılardaki dönüştürülmüş bu yeni yapısında en önemli tekniklerden biri &lt;em&gt;duraklama&lt;/em&gt;dır. &lt;em&gt;Duraklama (pause) tekniği&lt;/em&gt;, nesnel zamanın anlatılardaki dönüşümünde önemli bir işleve sahip olmakla birlikte &lt;em&gt;kurgu&lt;/em&gt;da da farklı işlevler üstlenir. &lt;em&gt;Duraklama tekniği&lt;/em&gt;nin &lt;em&gt;Elli Kuşağı öyküsü&lt;/em&gt;ndeki işlevinin incelendiği bu makalede öncelikle &lt;em&gt;kurgu&lt;/em&gt; kavramı tartışmaya açılmıştır. &lt;em&gt;Kurgu&lt;/em&gt; kavramının genel bir çerçevesi çizildikten sonra &lt;em&gt;duraklama tekniği&lt;/em&gt; tanımlanmıştır. &lt;em&gt;Duraklama tekniği&lt;/em&gt;nin &lt;em&gt;Elli Kuşağı öyküsü&lt;/em&gt;ndeki yerinin belirlenmesi için yedi farklı yazardan toplam on dört öykü incelenmiştir. Nezihe Meriç’in &lt;em&gt;Bozbulanık&lt;/em&gt; isimli kitabından “Uzun Hava”, “Dağılış”, “Aksaray Dolmuş”, “Boşlukta Mavi”, “Keklik Türküsü”; Bilge Karasu’nun &lt;em&gt;Troya’da Ölüm Vardı&lt;/em&gt; isimli kitabından “Çatal”, “Şarkısız Gecelerin İlki”, “Zanzalak Ağacı”; Orhan Duru’nun &lt;em&gt;Bırakılmış Biri&lt;/em&gt; isimli kitabından&lt;em&gt; &lt;/em&gt;“Bırakılmış Biri” ve “Yenik”&lt;em&gt;, &lt;/em&gt;Vüs’at O. Bener’in &lt;em&gt;Dost&lt;/em&gt; isimli kitabından “Dost”, Feyyaz Kayacan’ın &lt;em&gt;Şişedeki Adam&lt;/em&gt; isimli kitabından&lt;em&gt; “&lt;/em&gt;Hiçoğlu’nun Serüvenleri”, Ferit Edgü’nün &lt;em&gt;Kaçkınlar&lt;/em&gt; isimli kitabından “Dışarsı” ve Onat Kutlar’ın &lt;em&gt;İshak&lt;/em&gt; isimli kitabından “Kediler” incelenen öykülerdir. İncelemeler sonunda &lt;em&gt;duraklama tekniği&lt;/em&gt;nin &lt;em&gt;Elli Kuşağı öyküsü&lt;/em&gt;nde kurgunun önemli parçalarından biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kurgudaki bir olayın nedenini açıklama, karakter hikâyeleri, mekân betimlemeleri, sahne geçişleri, &lt;em&gt;üstkurmaca&lt;/em&gt;, okuru yönlendiren anlatıcı yorumları, anlatıcının zamansal sıçramaları, mektup türü, kurguda zamansal zıtlık oluşturma &lt;em&gt;duraklama tekniği&lt;/em&gt;nin kuşak öyküsündeki dokuz temel işlevi olarak belirlenmiştir.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fransızca Edilgen Yapı Öğreniminde Türk Öğrencilerin Yaptıkları Yanlışların Çözümlenmesi </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62161</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62161</guid>
      <author>Emine ÇAVDAR</author>
      <description>Bu çalışma, Türkiye'de Dokuz Eylül Üniversitesi Fransız Dili Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim gören öğrencilerinin Fransızca’da etken cümleleri edilgen cümlelere çevirirken yaptıkları yanlışlara dayanmaktadır. Araştırma evrenini, 2019-2020 akademik yılı bahar döneminde gramer dersini alan 50 öğrencinin final ödevleri oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ortaya çıkan yanlışları belirlemek ve nedenlerini açıklamaktır. Öğrencilerin yaptıkları yanlışların analiz edilebilmesi için, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma ve Yayın Etik Kurulu'ndan 17.03.2021 tarihli ve E-87347630-640.99-30633 sayılı kararına göre etik kurul izni alınmıştır. Bu araştırmanın yöntemi nitel araştırma modellerinden biri olan durum çalışmasıdır. Öğrencilerin kurdukları edilgen cümleler analiz edilerek,  karşılaştıkları zorluklar sıklık oranlarına göre sıralandırılmıştır ve edilgen cümlelerdeki yanlışların çözümlenmesinde Ráčková'nın (2017, 173) sınıflamasından hareketle yeni bir sınıflandırma önerilmiştir: a) edilgen cümlelerde zaman kullanımında ortaya çıkan yanlışlar, b) geçmiş zaman ortaç kullanımı yanlışları, c) yardımcı fiil kullanımı yanlışları, d) cümle öğelerinde sıralama yanlışları, e) edilgen yapılmaması gereken cümlelerin edilgen yapılmaya çalışılmasında karşılaşılan zorluklar. Edilgen cümle kurulumunda, öğrencilerin en çok fiil zamanı özellikle de yakın geçmiş zaman kullanımında yanlış yaptıkları saptanmıştır. Öğrencilerin %78.50'si edilgen yapının sınırlılıklarını çok iyi anladığı gözlemlenmiştir. Karşılaşılan güçlüklerin bir kısmı Türkçe’den Fransızca’ya olumsuz aktarımdan kaynaklanırken bazı yanlışların yabancı dil öğrenimindeki yetersiz bilgiden kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Hedef dilde daha derin bilgi gereksinimin nedeni budur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çocuklara İngilizce Dilbilgisi Öğretiminde Oyunların Rolü: Deneysel Bir Çalışma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55774</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55774</guid>
      <author>Selma DENEMESemih SORMAZ </author>
      <description>Türkiye'de yabancı dil olarak İngilizce öğretimini geliştirmek için yıllardır çeşitli öğretim yöntem ve teknikleri kullanılmaktadır. Öğrenci başarısını artırmak için geleneksel materyallerin yerini her geçen gün güncel ve bağlamsal öğretim materyalleri almaktadır. Bu doğrultuda dilbilgisi öğretimi de yabancı dil öğretimi alanında çok fazla tartışmaya ve ampirik araştırmaya konu olan çok tartışmalı bir alandır. Son zamanlarda, çocuklara yabancı dil öğretiminin önemi ile birlikte, çocuklar için etkili dilbilgisi öğretim teknikleri ve materyalleri de araştırılmaktadır. Çocuklara yabancı dil öğretiminde oyunların rolü tartışılmazdır. Dolayısıyla, sınıf içerisinde dilbilgisi öğretiminde kullanılan oyunların sayıları ve çeşitleri de günden güne artarak, popüler hale gelmiştir. Bu deneysel çalışma çocuklara oyunlarla dilbilgisi öğretiminin başarıya etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Araştırmayı gerçekleştirmek için ön-test son-test grup araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmaya toplam 48 öğrenci katılmıştır. Deney gruplarına (n=24) üç hafta boyunca oyunlarla dilbilgisi öğretilirken, kontrol gruplarına (n= 24) üç hafta boyunca geleneksel materyaller ile dilbilgisi öğretimi yapılmıştır. Gruplara üç haftalık eğitim sonunda öğretilen içerik kapsamında bir son test uygulanmıştır. Her iki grubun testteki ortalama puanları bağımsız bir örneklem t testi ile karşılaştırılmıştır. İstatistiksel sonuçlar, deney grubunun kontrol grubundan daha iyi ilerlediğini ortaya koymuştur. Çalışma sonucu oyunlarla dilbilgisi öğretiminin, İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen çocukların dilbilgisi başarısı üzerinde geleneksel öğretim materyallerine kıyasla daha etkili olduğunu göstermiştir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üst Üste Kullanılan -(I)n-Il- Ekleri Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64102</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64102</guid>
      <author>Selma GÜLSEVİN</author>
      <description>Çatı, her ne kadar semantik ve sentaksla da ilgili olsa da Türkiye Türkçesi gramerlerinde genellikle ek ile oluşturulan bir kategori olarak incelenmektedir. Çatı konusunda farklı yaklaşımlar olduğu gibi, fiilin hangi vasıflarının çatı içerisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği de çalışmalarda farklılık göstermektedir. Morfoloji açısından bakıldığında çatıyı oluşturabilen ekler belirlidir. Çatı ekleri, tek kullanılabileceği gibi, ifade etmek istediğimiz bilgi, duygu veya düşüncelere göre Türkçenin kuralları ve imkânları çerçevesinde üst üste getirilerek de kullanılabilir.  Yazı dilimizde, hangi çatı eklerinin üst üste getirilerek kullanılabileceği kurallara bağlıdır. Bazı çatı ekleri üst üste kullanılamazken, bazıları kullanılabilir. -(I)n-Il- yapısı, Türkiye Türkçesinin yazı dilinde üst üste getirilebilen çatı eklerindendir. Bu yapının kullanılması ve anlamsal boyutu üzerine yapılmış çalışmalar vardır. Çalışmalar, genellikle -(I)n-Il- yapısındaki -(I)n- ve -Il- morfemlerinin aynı olduğu alanda yoğunlaşmıştır. Bu sebeple çalışmalar, -(I)n-Il- yapısındaki kullanımların hepsini açıklamaya yetmemektedir. Mevcut görüşlerde bu yapı ‘ek yığılması’ veya ilk çatı ekinin anlam zayıflığına uğraması sonucu ‘pekiştirme, dilbilimsel uzatım’  gibi sebeplerle açıklanmaya çalışılmıştır. Genel olarak -(I)n- ve -(I)l- eklerinin üst üste kullanılmasında fiilde iki ayrı çatı olmadığı, ikisinin bir çatıyı karşıladığı, bunun da son ekten dolayı edilgen çatı olduğu; bu üst üste kullanımda aslında dönüşlülük eki olan ve edilgenlik ifadesi zayıf olan -In- eki ile üzerine gelen ikinci bir edilgenlik eki bulunduğu değerlendirilmektedir. Oysa Türkiye Türkçesinde -(I)n- morfemi edilgen, meçhul ve dönüşlü çatı oluşturabilmektedir. Bu makalenin amacı Türkiye Türkçesi yazı dilinde kullanılan -(I)n-Il- yapısında yer alan -(I)n- morfeminin farklı çatıları ifade edebildiği; dönüşlü, edilgen veya meçhul çatıyı oluşturabilen bu morfemden sonra üzerine -Il- morfemi getirildiğinde fiillerin farklı çatılarda göründüğünü ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>H.D.’nin Trilojisi: Mitik Marjinden Merkeze Uzanan Kadın Şair </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58191</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58191</guid>
      <author>Zehra GÜNDAR</author>
      <description>Bu makale modernist kadın şair H.D.’nin &lt;em&gt;The Walls Do Not Fall&lt;/em&gt; (1944), &lt;em&gt;Tribute to the Angels&lt;/em&gt; (1945) ve &lt;em&gt;Flowering of the Rod&lt;/em&gt; (1946) isimli şiirlerden oluşan &lt;em&gt;Triloji&lt;/em&gt; adlı eserini psikanalitik feminist bir çerçevede incelemeyi amaçlamaktadır ve aynı zamanda tarihi ve erkek temelli epistemi ters düz ederek şairin özneliğini nasıl ilan ettiğini izlemektedir. Genelde savaş dönemini anlatan bir şiir olarak görülen &lt;em&gt;Triloji &lt;/em&gt;yüzeysel olarak bakıldığında savaşın yıkıcılığını ve insan ruhunda yarattığı yıkımı anlatmaktadır. Ancak, şiirin tamamına yönelik yapıbozumcu ve postyapısalcı feminist bir yaklaşım, kadın şairin savaş ve tarih gibi eril alanları doğum, felah ve kurtuluş gibi anaç alanlara dönüştürdüğü noktaları ortaya çıkarmaktadır. Lacanyan Babanın Yasasına karşı gelip kadın bedenine odaklı bir yazın türü oluşturmak için H.D. dualistik Batı metafiziğini reddeder ve bunun yerine yokluk, sessizlik, ritm ve akışkanlıklarla var olan şiirsel bir dille karşımıza çıkar. Erkek arzusunun mekânı olarak kadın bedeni fikrine karşı çıkmakla birlikte, özellikle de Meryem Ana figüründen yararlanarak, H.D. kadın bedenini bedensel ve ilahi olanın birleşimi olarak sunar. Bunun yanı sıra dinsel ve klasik mitolojilerden yola çıkıp bütün tarih boyunca bastırılmış dişili açığa çıkarmak için H.D. yaratıcılığı ve modern estetikte yaratıcılığın dişil yanını yeniden tanımlar ve böylece erkek çağdaşlarının yaratma eyleminin eril bir alan olduğu görüşüne meydan okur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İran Türk Halk Hikâyelerinde Kadın Tipleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61808</guid>
      <author>Faruk GÜN</author>
      <description>Halk edebiyatının önemli anlatı türlerinden biri olan halk hikâyeleri, İran Türk âşık muhitlerinde canlı bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Halk hikâyelerinde zaman ve mekânın anlam kazanmasında, olaylar silsilesinin oluşumu ve gelişiminde şahıs kadrosu önemli rol oynamaktadır. Çalışma, İran Türk halk hikâyelerinde şahıs kadrosu içinde yer alan kadın tiplerinin neler olduğunu ve hangi eylemsel yönlerle anlatılarda yer aldığını ortaya koymak ve kadın tiplerinin eylemleri ile ilgili bütüncül bir bakış sağlamak maksadıyla ele alınmıştır. Bu bağlamda ele alınan halk hikâyeleri, İran Türk âşık muhitlerinde ortak olan ve 2015, 2017-2018 yılları arasında alan araştırmaları neticesinde derlenen 6 halk hikâyesinden oluşmaktadır. Halk hikâyelerindeki kadın tipleri yapısalcı yöntem doğrultusunda analiz edilmiş ve kadın tipleri, olumlu ve olumsuz yönden ele alınmıştır. Halk hikâyelerinde geçen kadın tiplerinin eylemleri, başkahramanın veya başkahramanla bağlantısı olmadığı durumlarda ideal tiplerin konumuna göre iyi / olumlu, kötü / olumsuz ve tip değiştiren karakterler şeklinde tasnif edilmiştir. Tasnifte, halk hikâyelerindeki kadınların eylemsel özelliklerine göre tip isimlendirmeleri yapılmış ve eylem listeleri sıralanmıştır. Belirlenen eylem listeleri bölgedeki âşık muhitlerinde ortak olmayan halk hikâyelerindeki kadın tiplerine de uygulanabilmesi açısından önem taşımaktadır. İncelemede, İran Türk halk hikâyelerindeki kadın tiplerinin Türk dünyasındaki diğer halk hikâyelerindeki kadın tipleri ile benzerlikler taşıdığı ve eski Türk geleneğinin izlerinin söz konusu anlatılarda sürdüğü tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Virginia Woolf’un Dalgalar Adlı Eserinin Çeviri Eleştirisi </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58119</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58119</guid>
      <author>Merve HATEMİAydan IRGATOĞLU  </author>
      <description>Edebi eserler çeviribilim çalışmalarının odak noktasında yer alır. Pek çok eser farklı çeviri kuramları ışığında analiz edilmektedir. Edebi eserleriyle dünya edebiyat tarihinde önemli bir yere sahip olan modernist İngiliz yazarlardan Virginia Woolf da eserleriyle çeviribilimin yanı sıra feminizm, dilbilim, kültür alanlarının da çalışma konusudur. Bu çalışmada Virginia Woolf’un Dalgalar adlı eseri yorumlayıcı çeviri kuramı bağlamında analiz edilmek için seçilmiştir. Yapılan literatür taramasına göre Woolf’un söz konusu eseri yorumlayıcı çeviri kuramı bağlamında çalışılmadığı tespit edilmiştir. 20. yüzyılın modern feminist yazarlarından Virginia Woolf’un &lt;em&gt;Dalgalar&lt;/em&gt; adlı eserinin Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Modern Klasikler dizisinde 2020 yılında Tülin Cansunar tarafından yapılan çevirisi ile Kırmızı Kedi Yayınevi’nin çağdaş Klasikler dizisinde yer alan 2018 yılında İlknur Özdemir tarafından yapılan çevirilerinin incelenmesini amaçlamaktadır.  Söz konusu eserin bölüm başlarında yer alan interlüdler incelenmiş ve her interlüdden kesitler alınmıştır. Bu kesitler yorumlayıcı çeviri kuramına göre çeviri süreçleri ve çevirmen tercihleri göz önüne alınarak çözümlenecektir. Analiz sürecinde metnin yapısal özellikleri, yazarın tarzı, metnin biçimsel ve biçemsel özellikleri de değerlendirilmiştir. Çevirmenlerin sözcük seçimleri yorumlama ve anlama bağlamında detaylı bir şekilde karşılaştırmalı çözümleme tekniği kullanılarak incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda yorumlayıcı çeviri kuramı bağlamında her iki çevirinin de çevirmen seçimleri ışığında bazı farklılıklar ve yorumlar içerdiği tespit edilmiştir. Ancak her iki metnin erek kültür ve okuru için kabul edilebilir bir metin olduğu saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Necat Çavuş Şiirini Din Bağlamında Okuma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61955</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61955</guid>
      <author>Ahmet  KARAKUŞ </author>
      <description>Necat Çavuş şiiri, anlaşılması zor bir şiir olup onu anlamak için okuyucuda bir bilgi birikimi gerekmektedir. Bu birikimin ortaya çıkması şiirin altyapısını vermektedir. Bu çalışmada bu alt yapı din bağlamında ele alınacak, dinin kullanımına şiirlere atıflar yapılarak değinilecektir. Şairin 1983 yılında yayımlanan Keşifler, 1986 yılında yayımlanan Ölümden Önceki Sözler, 1989 yılında yayımlanan Yolcunun Gözleri Parlıyor, 1999’da yayımlanan Bindörtyüzondokuz, 2003 yılında yayımlanan Amerika ve 2015 yılında yayımlanan Küçük Okyanuslar-Toplu Şiirler (1983-2013) adlı kitapları bulunmaktadır. Bu çalışmada Necat Çavuş’un şiirleri tematik incelemeye tabi tutulmuştur. Âyetlerin Kullanımı, Hadislerin Kullanımı, Muska, Fal ve Kurban Kanının Alına Sürülmesi gibi Halk İnançlarının Kullanımı, Tasavvufun Kullanımı ve Diğer İnanç Unsurlarının Kullanımı başlıkları altında bu hususların Necat Çavuş şiirine nasıl girdiği verilmeye çalışılacaktır. Ayetlere, hadislere çeşitli göndermeler yapılarak, halk inançlarının nasıl kullanıldığına, tasavvuf ıstılahlarına yer verilerek ve kader inancı gibi diğer inanç unsurlarına değinilerek şairin şiirleri incelenecektir. Bu çalışma Necat Çavuş’un Türk İslam Edebiyatı sahasındaki şiirleri üzerine yoğunlaşmıştır. Şairin din unsuru dışında yer alan şiirleri de bulunmaktadır. Ancak bu çalışmada onun din bağlamındaki şiirleri seçilerek tahlil edilmiştir. Bu tahliller neticesinde ayetlere ve hadislere gidilmiş, tasavvufî ıstılahlara değinilmiş; halk inançları kısmında muska, fal, kurban kanının alına sürülmesi açıklanmış ve diğer inanç unsurları kısmında ise melekler, Kabe, Kuran, cami, Hıristiyan Azizler, Deyrulzafaran Manastırı gibi hususlara yer verildiği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhun Yazıtları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62612</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62612</guid>
      <author>Fahri KARAMAN</author>
      <description>Türk milletinin tarihi ve kültürü için Orhun Yazıtları en önemli eserlerden biridir. Orhun Yazıtları, Türk adından, Türk milletinden, Türk tarihinden ilk kez bahseden ilk Türkçe metin özelliğini taşımaktadır. Ayrıca Orhun Yazıtları Göktürk Yazıtları veya Köktürk Abideleri terimi de kullanılmaktadır ve taşların üzerine yazılmıştır. Orhun Yazıtları II. Göktürk Kağanlığı döneminden kalma eserdir. Göktürk Devleti 522-744 yılları arasında Bumin Kağan tarafından kurulmuştur, Orta Asya ve İç Asya’da hüküm süren bir Türk Devletidir. Yazıtlar Moğolistan’ın Orhun Vadisi’nde bulunmaktadır. Orhun Yazıtları altı tanedir fakat en önemlileri Kül Tigin Yazıtı, Bilge Kağan Yazıtı ve Tonyukuk Yazıtı olarak ifade edilmektedir. Kül Tigin Yazıtı’nın 732 yılında, Bilge Kağan Yazıtı’nın 735 yılında ve Tonyukuk Yazıtı’nın ise 716 yılında yazıldığı bilinmektedir. Orhun Kitabeleri’nin yazımında Türkler’in bilinen ilk alfabesi olan Orhun alfabesi kullanılmıştır. Ayrıca yazıtlarda genel olarak Türklerin devlet anlayışı, yönetim sistemi, kültürel özellikleri, tarihi, sosyal devlet anlayışı ve devlet yönetim şeklinin değişiminden bahsedilmektedir. Bilge Kağan ve Kül Tigin kardeşlerdir ve ikisinin yazıtını da yeğenleri YollugTigin yazdırmıştır. 1893 yılında Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen tarafından kitabelerdeki yazının çözümü yapılmış ve tüm dünyaya açıklanmıştır. Orhun Yazıtları çeşitli öğütler vermektedir ve siyasetname özelliği taşımaktadır. Kitabeler Orhun alfabesi ile yazılmış olup, genel olarak Türkçenin tarihsel süreç içindeki değişimini, Türk tarihini ve Türk kültür unsurlarını anlatmaktadır. Bu çalışmada, Orhun Yazıtları açık ve detaylı bir şekilde açıklanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Köktürk Yazıtlarında (Köl Tigin, Bilge Kağan, Tunyukuk) Savaş Kavram Alanıyla İlgili Fiiller Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58218</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58218</guid>
      <author>Ramazan KELEPÇEAhmet Turan DOĞAN </author>
      <description>Fiiller gerçek dünyadaki oluş ve kılışları dilde kip, zaman ve kişiye bağlı olarak ifade eden sözcük türüdür. İsimlerle birlikte dildeki iki yapı taşından birini oluşturur. Gerçek dünyada var olan ve insanoğlunun algıladığı her oluş ve kılış için dilde bir fiil mevcuttur. Buna Türkçe de dâhildir. İlk yazılı metinlerinden itibaren takip edilebildiği kadarıyla Türkçe, Türklerin hareketli yaşam biçimi nedeniyle kalabalık bir fiil grubuna sahiptir. Bunda Türkçenin eklemeli bir yapıya sahip olması ve başka dünya dillerinden neredeyse hiç fiil almamış olması da etkili olmuştur. Bu itibarla kendilerine has özellikler gösteren fiil yapılarıyla ilgili Türkçede pek çok araştırma yapılmıştır. Ancak, Türkçedeki fiillerin yapısal özellikleriyle ilgili çalışmaların yanında onların kavram alanlarıyla ilgili çalışmalar yeterli düzeyde değildir. Bu sebeple, söz konusu çalışmada Türkçenin bilinen ilkyazı dili olan Köktürkçenin en hacimli metinlerinden Köl Tigin, Bilge Kağan ve Tunyukuk Yazıtları, fillerin kavram alanı bakımından incelenmiştir. Kavram alanı incelemesi için ise yazıtların baskın içeriğine uygun olarak mücadele temel alanına bağlı savaş kavram alanı seçilmiştir. Bu kavram alanıyla ilgili yazıtlarda tespit edilen fiiller, başta anlam olmak üzere yapı ve kullanım özelliklerine göre değerlendirilmiştir. Değerlendirme neticesinde Köl Tigin, Bilge Kağan ve Tunyukuk Yazıtlarında yer alan fiillerin büyük bir kısmının savaş kavram alanı ile ilgili olduğu görülmektedir. Türkçenin bilinen ilkyazı dili olan Köktürkçede fiillerin yoğun olarak işlenmesi de o dilin zenginliğinin en önemli göstergelerinden birini oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Ecel Yağmuru Yağdı Yere Gökten”: Şeyyâd Hamza’nın Dilinde Ölüm</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63883</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63883</guid>
      <author>Fatma Sabiha KUTLAR OĞUZ Fatih UĞUR </author>
      <description>İnsanoğlu için mukadder bir gerçeklik olan ölüm, her devirde edebiyatın konusu olmuştur. Hem Türk hem de dünya edebiyatında pek çok şair, eserlerinde ölümden söz etmişler ve onun çeşitli yönlerine temas etmişlerdir. XIV. yüzyıl Türk şairlerinden Şeyyâd Hamza da günümüze ulaşmış olan on altı manzumesinin yedisinde çeşitli edebî sanatlar ve tasvirlerle ölümden söz etmiştir. Şair, vebadan söz ettiği mersiye niteliği gösteren bir kasidesinde ölüme dair pek çok tasvire yer vermiş, “kara ölüm” olarak da bilinen XIV. yüzyıl vebasının ölümle sonuçlanan acı taraflarını oldukça dramatik bir dille anlatmıştır. Yine bu manzumesiyle muhteva bakımından uyumlu olan başka bir manzumesinde de genç yaşta ölen çocuklardan ve bu çocukların ailelerinin çektiği acılardan söz etmiştir. Bu şiirlerde, çocuklarını vebadan kaybetmiş bir baba olan Şeyyâd Hamza’nın hem kendisinin hem de çocuklarını kaybeden diğer ailelerinin acıları dile getirilmiş gibidir. Ayrıca şairin, ölümü bütünlüklü olarak şarapla ilgili metaforlar üzerinden anlattığı bir manzumesi de bulunmaktadır. Bu metinde ise ölüm, ömür/serencam ile dolu bir kadeh olarak düşünülmüş ve şiir boyunca bu tematik örüntü sürdürülmüştür. Bunların yanı sıra, günümüze ulaşmış diğer pek çok manzumesinde de ölümden söz etmiş ve çeşitli tasvirlerle ölümün gerçekliğini, herkesin bir gün mutlaka öleceğini anlatmıştır. Bu çalışmada Şeyyâd Hamza’nın ölümle ilgili beyitleri incelenmiş ve şairin ölüm temasını bu kadar sık kullanıyor olmasının nedeni anlaşılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XX Yüzyılın Başlarında Özbek Şiirinin Yenilenme İlkeleri ve Bir Dizi Nesil </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52002</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52002</guid>
      <author>Shahnoza NAZAROVAShahnoza NAZAROVA </author>
      <description>XIX yüzyılın sonundan XX yüzyılın başına kadar olan dönem Özbek edebiyatı ve edebiyat eleştirisinde en karmaşık ve tartışmalı dönemdir. Klasik edebiyatın yeni bir edebiyat, geleneklerden etkilenen yeni yaratıcı yasalar, halkın bir ulus haline gelmesi bu dönemde oldu. Özbek edebiyatının önceki aşamaları yüzyıllar boyunca bir dönemden diğerine geçerken, günümüzdeki geçiş çok kısa, çok dar bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Klasik edebiyat, Aydınlanma edebiyatına ve Aydınlanmada yeni Cedid edebiyatına emildi. Şiir sistemleri, kafıye sistemleri, poetik formlar, poetik imgelerin anlamı sürekli genişlemiş, daralmış ve yenilenmiş, yenilenmeye yol açan bir olumsuzlama zinciri oluşturmuştur. Yeni dönem, iki durgunluk arasında Özbek edebiyatının canlandığı bir dönemdi. Bu zamana kadar klasik edebiyat zirveye ulaşmıştı va yenilenmeye ihtiyacı vardı. Bu döneme Milli Uyanış diyoruz. Aşağıda ele alacağımız birçok faktörün etkisi altında yeni, Cedid edebiyatı oluşturuldu, ancak bu bir gerekliliktı. Ama sonra yıllarca süren durgunluk ve tereddüt başladı. Yeni edebiyatın özgünlüğü, yeni nesillerde yalnızca bir avuç yaratıcıda devam etti. Milli uyanış süreci, XVIII yüzyılda Avrupada gelişen aydınlama hereketine benzemekle birlikte, doğrudan Avrupadaki çeşitli siyasi değişimlerin etkisi altında ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Klasık edebiyatla bağlantılı olan Aydınlanma edebiyatı, Tatar, Türk, Azeri edebiyatının etkisiyle oluşmuştur. Bu bakımdan Ceditçiliğin kendi manevi kökleri vardı. Bunun yanı sıra, Siddiqi Ajzi, Abdulla Avloni, Tavallo, Ibrahim Davron, Bahrombek Davlatshoyev Tarjimon, Sofizoda şiiri de bu makalede ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Olumsuz Hitap Dizgesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57800</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57800</guid>
      <author>Nuriye ÖZERPınar İBE AKCAN </author>
      <description>Hitap ifadeleri çoğunlukla saygı, yakınlık, dayanışma gibi olumlu duygulanımlarla imlenmekte, kibarlık ve yüz koruma ile ilişkilendirilerek sosyal ilişkileri pekiştirici dilsel ifadeler olarak betimlenmektedir (Leech, 1999; Wardaugh, 2000; Yang, 2010 gibi). Bu betimlemenin olumsuz hitap ifadelerine ilişkin kimi özellikleri yansıtmadığından yola çıkarak, alanyazın incelendiğinde, yabancı alanyazında olumsuz hitap ifadelerini inceleyen sınırlı sayıda çalışmaya ulaşılırken (Adamovksy, 2017; Larkey, Hecht ve Martin, 1993; Naylor, 1995; Palacios Martinez, 2021; Zhanfang, 2013) Türkçe alanyazında ise başlı başına olumsuz hitap ifadelerini incelemeyi amaçlayan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Türkçe hitap ifadeleri veritabanı  incelendiğinde, bu ifadelerin tüm Türkçe hitap ifadelerinin %27 gibi önemli bir oranını oluşturduğu görülmekte ve dağılım içinde olumsuz hitap ifadelerinin sıklığı alanyazındaki boşlukla bir araya geldiğinde dikkate değer bir çalışma alanı ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma TUD v3 (Aksan vd., 2016) üzerinden elde edilen sözlü ve yazılı veriyle birlikte GoogleForms üzerinden 38 soru aracılığıyla çevrimiçi olarak yöneltilen sormaca üzerinden yürütülmüş ve Türkçede kullanılan olumsuz hitap ifadelerini dizgelemeyi, bu dizgeyi sınıflamayı ve kullanımsal özelliklerini betimlemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın sonucunda olumsuz hitap ifadeleri on alt ulama ayrılmıştır. Olumsuz hitap ifadelerinin, çalışmada ortaya koyulan birçok kullanımbilimsel özelliğinin yanında geleneksel olarak sadece kabalık, hakaret ve yüz tehdidi ile ilişkilendirilmelerine karşın samimiyet, güldürü, yakınlık, yoğun olumlu duygulanım, alt kültür yaratma gibi dilsel işlevlerde de kullanılabildikleri saptanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fatih-Harbiye Romanının Kronotopik Dünyası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62016</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62016</guid>
      <author>Gülben SEVGİS. Dilek YALÇIN ÇELİK  </author>
      <description>Yazarların toplumsal tecrübeler aracılığıyla anlatıdaki zaman ve mekân birliğini organik bir bütünlük içerisinde sunması şeklinde tanımlanabilecek olan kronotop, 1937-1938 yılları arasında Mikhail Bakhtin tarafından yazılmış olan “&lt;em&gt;Romanda zaman ve kronotop biçimleri&lt;/em&gt;” başlıklı çalışmada “&lt;em&gt;Tarihsel bir poetikaya yönelik notlar&lt;/em&gt;” alt başlığıyla tarihsel süreç içerisinde anlatı örnekleriyle detaylıca ele alınmış bir kavramdır. Zamansal ve uzamsal göstergelerin ayrışmazlığı temel ilkesine göre, yazarların kronotop yaratırken kurduğu ilişkiler bir yandan anlatının, anlatı dışındaki dünyayla kurduğu temas; diğer yandan kendi bütünlüğü içerisinde yarattığı etkileşimi çerçevesinde ele alınmalıdır. Romanın temel unsuru olan zaman-uzama dikkat edilerek yapılacak olan bir okumada anlatıdaki kronotopik ilişkiler ortaya çıkarılmalıdır. Yazarın dünya görüşünü, romanın vermek istediği mesajı, kahramanların hayatlarını şekillendiren zaman ve mekânın olay örgüsüyle olan ayrıştırılamaz ilişkisini daha iyi anlamayı hedefleyen kronotopik okuma sayesinde okur, aynı zamanda anlatının arka planında çalışan detayları da fark etmeye başlayacaktır. Peyami Safa’nın bireyin yansıması olduğu kadar toplumun da aynası olarak gördüğü romanlarının kurgusunda düşüncesine uygun kişi kadrosu ve bu kişilerin hayatlarını şekillendiren koşulları zaman ve mekân vardır. Bu makalede yazarın Fatih- Harbiye romanı modernleşme kavramının tarihsel ve toplumsal temas yoluyla kurduğu zamansal-mekânsal ilişkilerin içsel bağlantısı kronotop ekseninde irdelenecektir. Geleneksel değerler ile Batılı değerlerin çatışmaya dönüştüğü romanın merkezinde yer alan kurucu unsurlar yarattığı birlikten koparılmadan romanı kapsayan somut kronotopun parçaları olarak ortaya çıkarılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Misafir” İzleği  Uzunharmanlar’da Davetsiz Bir Misafir (Sezgin Kaymaz)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62157</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62157</guid>
      <author>Hafize ŞAHİN</author>
      <description>Sezgin Kaymaz’ın ilk romanı&lt;em&gt; Uzunharmanlar’da Davetsiz Bir Misafir&lt;/em&gt; 1997 yılında yayımlanır. Roman günümüze değin 13 baskı yapar ve yazar,  roman ve hikâye türlerinde eserler yazmaya devam eder. Özgün üslubu ile dikkat çeken Sezgin Kaymaz, dramatik çatısı sağlam ve temposu yüksek bir anlatımla geniş bir okur kitlesi tarafından takip edilmektedir. Kişileri müdahale etmeden, mesleki konumu, yaşı, cinsiyeti ve hayata bakışı ne ise öyle oluşturan yazarın eserlerinde kişilerin gerçekçi olmasında yazarın empati kurarak yazma anlayışı da etkilidir. &lt;em&gt;Uzunharmanlar’da Davetsiz Bir Misafir&lt;/em&gt; adlı eser, yazarın yayımlanmış ilk romanıdır. Türk kültürünün yansıdığı eserlerinde içerden bir bakış açısı ile olayları düşler ve iyimser bir tutumla kâğıda yansıtır. &lt;em&gt;Uzunharmanlar’da Davetsiz Bir Misafir&lt;/em&gt; adlı eserin “misafir izleği” bağlamında ele alınacağı bu çalışmada; öncelikle yazarın üslubu üzerinde durulacak, eserdeki olay örgüsünden kısaca bahsedilecek ve eserdeki kişiler, yer ve zaman unsurları hakkında bilgi verilecektir. Sonrasında ise “misafir izleği” merkeze alınarak “misafir izleği”nin romanda “epigraf, analoji” anlatı teknikleriyle nasıl bağdaştırıldığı açıklanacaktır. Misafir kelimesinin Türk kültüründeki anlamından yola çıkarak romanın analiz edileceği bu çalışmada, insan hayatında misafir olmanın anlamı Musa karakterinden hareketle değerlendirilecektir. Musa’nın misafirliği kaçış kuramı ve intihar kavramlarıyla incelenecektir. Yazarın üslubunun bir parçası olarak epigraf ve analoji anlatı tekniklerinin romanın dramatik çatısındaki etkisi değerlendirilerek Musa’nın araftaki hâli intihar ve kaçış kuramı ile okunacaktır.    </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bourdieu’nün Alan, Habitus ve Sermaye Kavramları Işığında Çeviriye Bir Üst Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62116</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62116</guid>
      <author>Esat TOSUN</author>
      <description>Kişioğlunu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden birisi etkili bildirişim yetisine sahip olmasıdır ve ihtiyaçlarını karşılamaları bu yetilerini, diyesi bildirişimin en temel araçlarından birisi olan dili ne derece verimli kullanabildiklerine bağlıdır. Devimsel ve sosyal yaşam anlayışına sahip olan kişioğlu, tarih sahnesine çıktığı andan itibaren muhtelif sebeplerle sürekli hareket halindedir ve bu süreçte farklı topluluklar birbirleriyle karşılaşmakta, etkileşime geçmektedir. Dillerin ve harsların farklılaştığı karşılaşmalarda ise bildirişim sorunları gündeme gelmektedir. Bu sorunların çözümü noktasında bildirişimi sağlamak adına çeviriler işe koşulmak durumundadır. Bu nedenledir ki çeviri edimi tarihsel geçmişi açısından ele alındığında, çevirinin varlığı İsa’dan Önceye (İÖ) dayandırılmaktadır (Tosun, 2021). O çağlardan günümüze kadar uzanan süreçte çeviri mefhumu çok çeşitli yönleriyle ele alınmıştır. Faraza; çevirinin ne olduğu açıklanmaya çalışılmış, nasıl yapılması gerektiği, süreçte nelere dikkat edilmesi gerektiği gibi mefhumlar tartışma konusu olmuştur. Bu bağlamda, bu çalışmada özet bilgi mahiyetinde tarihsel süreç içerisinde çeviriye yaklaşımlar paylaşılmış olup, özelinde ise 1990’lı yıllardan itibaren çeviri alanında sıkça konuşulmaya başlanan çeviri sosyolojisi kavramı ele alınmıştır. Bu minval üzere, alanda sıkça atıfta bulunulan Pierre Bourdieu’nün alan, habitus, sermaye kavramları ile çeviri arasındaki ilişkiler betimlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın genel katkısı göz önüne alındığında, çeviri sosyolojisinin ontolojik gerekçesi somut bir şekilde ortaya konulmuş, sosyoloji alanının kendi içerisinde dahi bazı durumlarda tanımları ve aralarındaki ilişki karmaşıklığa sebep olan “alan, habitus ve sermaye” kavramları örnekler üzerinden anlaşılır kılınmış ve çeviri ile aralarında ne tür bir ilişki olabileceği hususunda tartışılmıştır. Böylece çevirilerin ideolojik boyutları, toplumu etkileme güçleri de bir bakıma daha görünür hale getirilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Süheyl ü Nev-Bahar’da dA Bulunma Hali Üzerine Bir Değerlendirme </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61965</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61965</guid>
      <author>Osman TÜRKElif Nur ÇİÇEK </author>
      <description>XIV. yüzyılın önemli eserlerinden olan Süheyl ü Nev-bahar, eserin yazıldığı dönem, Anadolu’da siyasal ve toplumsal olarak karışık bir döneme denk gelir. Anadolu’ya yerleşen Türk boylarının Türkçeye verdikleri önem bu boylarda yaşayan yazar ve şairlere ilham olmuş ve onları Türkçe yazmaya teşvik etmiştir. Bu dönem içerisinde pek çok konuda manzum ve mensur önemli eserler verilmiştir. Bulunduğu dönemin siyasal ortamı savaş içerisinde olması yazarların ve şairlerin kahramanlık duygularını tetiklemiş, yine dinî konular da aynı nedenle yazılmıştır. XIV. yüzyıl ortalarına gelindiğinde Hoca Mes‘ud’un Süheyl ü Nev-bahar mesnevisi dinî ve tasavvufî mesneviler dışında yazılan ilk beşerî aşk temalı bir mesnevi olmuş ve eser beşerî aşk konulu mesnevi olması hasebiyle aşk konulu mesnevilere öncülük etmiştir. Çalışmada Türkçenin söz diziminin önemli konularından olan hâl kategorisi ele alınmıştır. Çalışmaya dâhil olan başlıklar açıklanmış ve eser incelemesinde elde edilen veriler açıklamalara uygun bir şekilde verilmiştir. İşlevi itibarıyla hâl kategorisine dâhil olmayıp dönüştürücü ek olarak kullanılan bulunma hâlinin, hâl kategorisine dâhil olmadığı için eserdeki kullanımına uygun olarak yer vermiştir. Bu çalışmada bulunma hâli eki eserin tamamı incelenmiştir. Eserde çok fazla örnek olduğundan bu örneklerin tamamı çalışmaya dâhil edilemediğinden sınırlı sayıda örneklerle konuya açıklık getirilmeye çalışılmış, diğer örnekler ise dipnotta belirtilmiştir. Çalışmada ele alınan konular hem açıklanmış hem de örneklerle somutlaştırmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Xavier de Montepin’in Ekmekçi Kadın (La Porteuse de Pain) Adlı Romanıyla Türk Sinemasındaki Uyarlamasının Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57909</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57909</guid>
      <author>Ali YAĞLI</author>
      <description>&lt;em&gt;Ekmekçi Kadın &lt;/em&gt;Xavier de Montepin’in 1884’te yazdığı en tanınmış popüler romanlarından biridir. Yazar bu romanında Fransız halkının dramını, yaşam kavgasını, farklı bir üslupla ele almıştır. Tüm dünyada birçok dile çevrilmiş olan romanın birçok kez filmi de yapılmıştır. Bu çalışmada &lt;em&gt;Ekmekçi Kadın &lt;/em&gt;adlı romanın Türk sinemasına nasıl uyarlandığı incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri içerisinde yer alan doküman analizinden faydalanılmıştır. Roman ve film hakkında yapılan çalışmalardan yola çıkılarak her iki eserin karşılaştırılması yapılmıştır. İyilerin kötüler karşısında sürdürdüğü mücadelede adaletin sonunda iyilerden, doğrulardan yana tecelli etmesi her iki eserde de okuyucuya verilen ana mesajın eksenini oluşturmaktadır. Yazarın Paris’teki sosyal hayattan bazı kesitleri karakterler üzerinden okuyucuya yansıtmasıyla öykü daha da gerçeklik kazanmaktadır. 1960 ve 70’li yıllar, Türk sinemasında yabancı kaynaklı eserlerden en çok uyarlama yapılan yıllar olarak ortaya çıkar. Çalışmada sinemaya adaptasyonu yapılan romanlardaki bazı değişiklere değinilmiş ve roman film ilşkisi üzerinden bu değişklikler karşılaştırmalı olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte incelenen romandaki anlatı, kurgu, tasvir, zaman, mekȃn değişiminin filme nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Sonuçta seyirci ekranda gördüğüne yani kendisine sunulan sahneye, aktarılan hikayeye eleştirisiz razı olurken öteyandan roman okuyucusunun çok yönlü düşünme, algılama eleştirme ve bazı nüansları yakalama açısından biraz daha şanslı olduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zoyâ Pîrzâd’ın Se Kitâb İsimli Hikâye Mecmuasında Kullandığı Üslup ve Dil Özellikleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58159</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58159</guid>
      <author>Şerife YERDEMİR</author>
      <description>Modern İran edebiyatında kadın yazarlar 1990 yılından sonra edebiyatta daha aktif bir rol almışlardır. Bunlar arasında önemli bir yere sahip olan Zoyâ Pîrzâd’ın da 1990’lı yıllardan sonra kısa hikâyeleri çeşitli dergilerde yayınlanmaya başlamıştır. Modern İran edebiyatında özellikle de roman ve kısa hikâyede önemli bir yere sahip olan Pîrzâd, hikâyelerinde kadının küçük, gizli ve yalnız dünyasını dramatik bir şekilde ortaya koymuş, İran halkının sıradan insanlarını ve ailelerini eserlerine konu edinmiştir. Hikâyelerindeki karakterlerin iç dünyalarını anlatmadaki başarısı onu çağdaşlarından daha ön plana çıkarmış ve bu durum eserlerinin birçok dile çevrilmesine vesile olmuştur. Kendine özgü üslubuyla yazılar yazan Zoyâ Pîrzâd, hikâye ve romanlarında daha çok kadınları ve onların sosyal yaşam içerisinde karşılaştığı sorunları özgün bir ifadeyle aktarmıştır.&#13;
Bu çalışmada ilk olarak İran edebiyatında hikâye türünün nasıl ortaya çıktığı, hikâyenin gelişimi ve bu gelişimde katkısı olan ve Çağdaş İran edebiyatına damgasını vuran belli başlı yazarlar hakkında kısaca bilgi verilecektir. Hikâyeciliğin çağdaş İran edebiyatında nasıl bir boyut kazandığını ve meşrutiyet hareketlerinin değişen toplumsal düzenin hikâye türü üzerindeki etkileri anlatılacaktır. Sonra Zoyâ Pîrzâd’ın hayatı, eserleri ve özellikle &lt;em&gt;“Se Kitâb”&lt;/em&gt; isimli hikâye mecmuasındaki &lt;em&gt;Misl-i Heme-yi Asrha&lt;/em&gt; &lt;em&gt;(Bütün Öğleden Sonraları Gibi)&lt;/em&gt; isimli ilk bölümdeki hikâyelerden hareketle onun hikâyelerinde kullandığı üslup ve dil özellikleri, hikâyelerinin belli başlı özellikleri ve onun modern İran hikâyeciliğindeki yeri hakkında bilgi verilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


