






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2022 Sayı Volume 17 Issue 4</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2242</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Geleneksel Yemeklerde Dijital Gastronomi Vizyonu</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62028</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62028</guid>
      <author>Züleyhan BARAN</author>
      <description>Dijital gastronomi, turizmde yaşanan teknolojik gelişmelerden doğan yeni bir kavramdır. Bu kavram gastronomi turizminin sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilecek ve gelecek nesillere doğru aktarabilecek nitelikte bir vizyon olarak değerlendirilmektedir. Bu durum yaşanan teknolojik gelişmelerin gastronomi turizmi kapsamında önem arz eden geleneksel yemeklere nasıl yansıyacağı sorunsalını da beraberinde getirmektedir. Bu çalışma ile dijital gastronomi vizyonunun geleneksel yemekler üzerinde nasıl bir etkisinin olacağı ve bu vizyon çerçevesinde geleneksel yemeklerin teknolojik gelişmelere nasıl uyum sağlayacağı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışma, nitel araştırma deseninde ve derleme olarak kurgulanmıştır. Kavramsal çerçeve için öncelikle yeni nesil mutfak teknolojilerinin hangi konular olduğu tespit edilmiştir. Yeni nesil mutfak teknolojileri konusunun literatürde; dijital gastronomi, gastronomi 4.0, dijital mutfak, hibrit mutfak, moleküler gastronomi, laboratuvarda üretilen gıdalar, note by note mutfak, yapay zekâlı robotik mutfak, üç boyutlu yazıcı, siber yemek, lüks gastronomi ve yeni nesil restoran başlıkları altında incelendiği görülmüştür. Konuyla ilgili olduğu düşünülen başlıklara yönelik yapılan literatür taramasında bir tez, üç bildiri, yedi kitap, yirmi altı makale ve ayrıca web sitelerinde konuyla ilgili yazılan dört önemli yayına ulaşılmıştır. Elde edilen veriler ışığında dijital gastronomi vizyonuna yönelik fütüristik yaklaşımlarda bulunulmuştur. Sonuç olarak dijital gastronomi vizyonunun yeni nesil mutfak teknolojileri sayesinde israfı önleyen, kişiye özel besin değerine uygun hazırlanmasına olanak sağlayan ve geleneksel tarifleri korumayı hedefleyen sistemler bütünününden oluştuğu anlaşılmıştır. Dijital gastronomi vizyonunun benimsenmesinin, geleneksel yemek ve mutfak kültürü kavramlarının korunmasında etkin rol oynayacağı ön görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mavi Beyaz Çin Porselenleri ve Osmanlı Seramiklerinde Görülen Üzüm Desenlerinin Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52534</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52534</guid>
      <author>Samet BEDER</author>
      <description>Tarihte ilk olarak mimari süslemelerde karşımıza çıkan çini, zamanla yeni tekniklerin de geliştirilmesiyle günlük ihtiyaç için kullanılan kap kacaklara da uygulanmaya başlamıştır. Sarayın günlük kullanımı için üretilen seramiklerde de çini süslemelerin en kusursuz örnekleri verilmiştir. Günümüze dek ulaşabilen örnekler içinde anlaşılmaktadır ki en gelişmiş seramik süsleme örnekleri Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır. Bu seramiklerin süsleme disiplini incelendiğinde ise Türk çini sanatına damgasını vuran, farklı bir süsleme anlayışı ortaya koyan mavi beyaz dönemi dikkat çekmektedir. Bu çalışmada da mavi beyaz döneminde üretilen seramiklerde kullanılan motifler, renkler ve form özellikleri incelenerek, dönemin siyasi ve kültürel ilişkileri sonucu uzak diyarlardan Türk topraklarına kadar gelmeyi başaran Çin porselenlerinin Osmanlı seramik sanatına olası etkileri incelenmiştir. Porselen ve seramik üretim tekniği açısından oldukça büyük farklılıklar taşımasına karşın süslemede kullanılan motiflerin ve renklerin birbirlerine olan benzerlikleri aynı temelden geldikleri düşüncesinin oluşmasına neden olsa da iki üretim tekniği hammaddesi topraktan itibaren birbirine büyük farklılıklar gösterir. Çamur yapılarının sertliği, şekillendirme yöntemleri, pişirim süreleri ve sıcaklıkları farklı köklerden geldiklerini açıkça ifade etmektedir. Dünya’da ticaretin gelişmesi ve ticaret yollarının gitgide daha da büyümesiyle coğrafyalar arasında yükselen kültür alışverişi süsleme ve sanat alanında da etkilerini arttırmasıyla dolaylı olarak hem Çin porselenlerinde hem de Osmanlı seramiklerinde benzer süsleme eğilimlerinin oluşmasına sebep olmuştur. Çalışmada, bahsi geçen benzerliklerin görülebildiği eserler birebir karşılaştırılarak aralarındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Eski Mezopotamya ve Eski Anadolu Toplumlarında Toplumsal Cinsiyet İdeolojilerinin İnşası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62261</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62261</guid>
      <author>Pınar BÜLBÜL</author>
      <description>Toplumsal cinsiyet kavramı, genellikle ikili karşıtlıklar erkek/kadın özellikleri olarak zihinde belirginleşmektedir. Cinsiyet kavramı genel olarak biyolojik bir ayrıma işaret ediyor olsa da toplumsal cinsiyet, kültürel olarak inşa edilmiş erkek/kadın kimliklerini ortaya koyan bir kavramdır. İnsanoğlunun yaşadığı coğrafya ve zamandan bağımsız olarak her kültürün, toplumsal hayatı derinden etkileyen kadın/erkek davranışları hususunda belirgin kuralları vardır. Toplumun kültürüne, gelenek göreneklerine ve değerlerine göre toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri öğrenilmektedir. Coğrafya ve zamandan bağımsız olarak her kültürün, kadın ve erkeklerin davranışı hususunda belirgin kuralları vardır. Bu kurallar, kadın ve erkeğin nasıl olması, nasıl davranması gerektiğini ve hangi sorumlulukları olduğunu belirten rollerdir. Geleneksel olarak cinsiyet rollerinin ortaya çıkması, kadına yönelik cinsiyet ayırımcılığının doğmasına sebep olmuştur. Cinsiyet ayırımcılığı,  kadın ve erkeklerin fırsatlara ulaşmasındaki eşitsizlik, çalışma hayatına kadınların sınırlı katılımı, kadınlarla erkekler arasındaki ücret eşitsizliği ve en önemlisi fiziksel güçlerinden doğan farkların kadına şiddet olarak dönmesi gibi daha birçok toplumsal konu ile ilişkilendirilebilir. Bu araştırma, kişisel kimliğin önemli bir bileşeni olarak toplumsal cinsiyetin eskiçağ toplumlarındaki ifadesine odaklanmaktadır. Eskiçağ toplumlarının toplumsal cinsiyet bağlamında sahip olduğu düşünce ve tutumların neler olduğunu, bu düşünce ve tutumların cinsiyet rollerinin şekillenmesine ve bireylerin cinsiyet temelinde ayrışmasına nasıl yansıdığını araştırarak Eski Mezopotamya ve Eski Anadolu hukukunda var olan cinsiyetçi kanun maddeleri ve bu düzenlemelerin toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>12 Mart Muhtırasına Doğru Abdi İpekçi’nin Milliyet Gazetesindeki Köşe Yazılarının Norman Fairclough’un Eleştirel Söylem Analizi Bağlamında Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62343</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62343</guid>
      <author>Birsen ÇETİN</author>
      <description>Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi, çeşitli dönemlerde gerçekleştirilen askeri müdahalelerle şekil almak durumunda kalmıştır. 12 Mart 1971 tarihinde verilen askeri muhtıra söz konusu dönemlerden birine işaret etmektedir. Öyle ki 12 Mart’a giden süreçte ülke içinde siyasal alanda belirgin gelişmeler ve değişimler yaşanırken, toplumsal hareketler de kendine ülkede yer bulmaya başlamıştır. Ülke içinde kaos ve karmaşa yayılmış, asker müdahalesinin olası olduğu yönündeki görüşler basında yer bulmaya başlamıştır. Gazetecilerin böylesi dönemlerdeki olaylara yönelik yaklaşımları önemlidir, çünkü gazetecilerin kamuoyu oluşturma gücü vardır. Bu çalışmada Norman Fairclough’un eleştirel söylem analizi yöntemi, Abdi İpekçi’nin yazılarında kullanmış olduğu söylem ve sosyokültürel gelişmeler ile değişimler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için kullanılmıştır. Fairclough’a göre, medya metinlerinin analizi söz konusu olduğunda, eleştirel söylem analizi yenilikçi bir yaklaşım önermektedir. Bu yöntem, medyada söylem eylemlerindeki değişimlerin bir toplumdaki sosyokültürel değişimler ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada, İpekçi’nin köşe yazıları gazetecilik yaklaşımını ortaya koymak için eleştirel söylem analizi bağlamında edilmektedir. İpekçi Türk basın tarihinin en başarılı ve etkili gazetecilerinden birisidir. Abdi İpekçi, 12 Mart muhtırası verildiğinde Milliyet gazetesinde genel yayın yönetmeniydi ve 12 Mart’a ilerleyen süreçte ülke içinde meydana gelen olaylara yakından tanıklık etmiştir. Bu süreçte, Milliyet gazetesindeki köşe yazılarında, ülkede meydana gelen olayları hem Türkiye Cumhuriyeti hem de dünya açısından incelemiş ve değerlendirmiştir. Eleştirel söylem analizi sonuçlarına göre İpekçi söz konusu dönemde halkı ve siyasetçileri bilgilendirmiş ve uyarmıştır. İpekçi okurlarını, siyasetçilere ve gençlik örgütlerine karşı kışkırtmaktan kaçınmış ve yazılarında demokrasinin önemini vurgulamıştır. Öyle ki, İpekçi’nin yazım üslubu gözlem ve tarafsızlığın gazetecilik bağlamındaki önemini ortaya koymaktadır. Bu bakımdan, İpekçi’nin gazetecilik deneyimlerinin ve yazım üslubunun günümüz dünyasında, gazeteciler için yol gösterici olduğu açıkça görülebilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Covid-19 Salgın Döneminde 0-6 Yaş Grubu Çocuklarda Ev Kazaları ve İlişkili Faktörler: Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62033</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62033</guid>
      <author>Birgül ÇİÇEKHande ŞAHİN ,Sibel ERKAL </author>
      <description>Bu araştırmada, Covid-19 salgın döneminde 0-6 yaş grubu çocukların ev kazası geçirme durumları ve ilişkili faktörler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu tüm çocukları 0-6 yaş grubunda olan, Covid-19 salgın sürecinde evden ya da esnek çalışma sistemiyle çalışan, farklı sosyo demografik özelliklere sahip, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 540 ebeveyn oluşturmaktadır. Ayrıca kaza ile ilişkili faktörlerin incelenmesinde ise çocukların yaşadığı 134 ev kazasının verilerinden yararlanılmıştır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Etik Komisyonu tarafından 8 Haziran 2021 tarihinde yapılan toplantıda (Sayı: E- 35853172) etik açıdan uygun bulmuştur. Araştırma verileri, araştırmacılar tarafından hazırlanmış anket formu ile elde edilmiştir. Hazırlanan anket formunun ilk bölümünde ebeveynlerin sosyo-demografik bilgilerini, ikinci bölümde ev kazası geçiren çocuklara ilişkin bilgiler ile yaşanılan eve ilişkin özellikleri belirlemeye yönelik sorular bulunmaktadır. Son bölümde ise Turan, Altundağ-Dündar, Yorgancı ve Yıldırım (2010) tarafından oluşturulan 20 maddelik evlerin ev kazası açısından durumunu ortaya koyan “ev kazası güvenlik testi” kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; Covid-19 salgın döneminde 0-6 yaş çocukların karşılaştığı 134 (%24.8) ev kazasının %58,2’sinin erkek çocukları tarafından yaşandığı, düşme kazalarının ilk sırada geldiği, ev kazası geçiren çocukların yarıdan biraz fazlasının (%54,5) oturma odasında kaza geçirdiği belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan ebeveynlerin ev kazası güvenlik testi puanlarının 0-6 yaş çocukların Covid-19 salgın döneminde ev kazası geçirme durumu, ebeveynlerin ev kazaları ile ilgili bilgilendirme/eğitim alma durumu ve sahip olunan çocuk sayısı açısından incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p&lt;0,05) Elde edilen bulgular, salgın öncesi ve salgın döneminde yapılan çalışmalar ile tartışılmış, salgın döneminde çocuklarda yaşanabilecek ev kazalarının önlenmesi amacıyla açısından bireylere, ilgili kurum ve kuruluşlara önerilerde bulunulmuştur. Salgın döneminde konu ile ilgili az sayıda akademik çalışmalara rastlanıldığından; bu çalışmanın alan yazındaki boşluğu doldurarak alana katkı sağlayacağı, konu ile ilgili yapılacak benzer çalışmalara öncülük edeceği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Tanzimat Dönemi ile Erken İngiliz Dönemi Arasında Kıbrıs Dış Ticareti Üzerine Bir Karşılaştırma Denemesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62464</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62464</guid>
      <author>Gökhan KAYA</author>
      <description>Kıbrıs'ın Osmanlılar tarafından fethi, Doğu Akdeniz’de hakimiyet kurma isteği ile doğrudan ilgiliydi. Adanın bu stratejik önemine ek olarak ekonomik potansiyelinin gerçekleşmesinin Tanzimat Dönemi'nde (1839-1876) gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Nitekim söz konusu dönemde Tanzimat Dönemi Osmanlı yöneticileri, tarıma dayalı dış ticareti geliştirmek için yeni tarım alanlarının açılması, altyapının iyileştirilmesi ve vergiden muaf tutulması gibi çeşitli önlemler almıştır. Bu çabalar sonucunda buğday, arpa ve yulaf üretiminde belirli bir artış gözlenmiştir. Bu ürünlerin dışında zeytin ve zeytinyağı üretimine yönelik çeşitli teşvik politikaları izlenilmişse de istenilen sonuçlar elde edilememiştir. Bunda yetersiz altyapı, çekirge istilaları, ilkel tarım araçlarının kullanılması gibi sorunlar rol oynamıştır. Ada’nın İngiliz hakimiyetini takip eden ilk on yılda ciddi bir tarımsal ve ticari canlanma olmadıği görülmektedir. Bunun en önemli nedeni, İngiliz sömürge yönetiminin Ada'da idari, sağlık, adli ve fiziki altyapıyı oluşturmaya yönelik çabalara öncelik vermesidir. Nitekim Kıbrıs’ın ekonomik ve dış ticaret hacmi, İngiliz yönetiminin altyapı yatırımları, tarımsal planlama, banka ve kredi imkanlarının geliştirilmesi, yeni ve ihracat amaçlı ürünlerin yetiştirilmesi gibi nedenlerle 1890'lı yıllardan itibaren ciddi bir artış eğilimi göstermiştir. Bu artış, İngiliz yönetiminin Ada'daki resmi gazetesi The Cyprus Gazette'de yayınlanan dış ticaret istatistiklerinde ve Ada’yı ziyaret eden seyyahların kaleme aldığı eserlerde belgelenmiştir. Bu çalışmanın amacı Kıbrıs’ın Tanzimat Dönemi Osmanlı idaresi ile İngiliz idaresi döneminde gerçekleşen dış ticaret faaliyetlerini karşılaştırma girişimidir. Sömürge öncesi ve sonrası Kıbrıs’ın dış ticarette ne türden bir bir gelişme sağladığının araştırılmasının önemi ise bir anlamda hangi saikler ve süreçlerle sömürgeciliğin iş gördüğünün ortaya konulmasıdır. Ada’nın gerek Tanzimat Dönemi gerekse de İngiliz Dönemi’ndeki dış ticaret rakamları için olabildiğince farklı kaynaklara başvurulmuştur. Bunlar kaynaklar ise XIX yüzyıl Osmanlı Dönemi’nde ve Erken XX. yüzyılda İngiliz İdaresi döneminde Ada’yı ziyaret seyyahlar, konu hakkında araştırma yapan kişiler ancak özellikle Kıbrıs İngiliz İdaresi’nin resmi gazetesi olan The Cyprus Gazette ile The Colonial Office List, The Cyprus Blue Book gibi İngiliz resmi kurumların çıkardığı kaynaklardır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cumhuriyet’in Kuruluşundan 1960’lara Türk Tiyatrosu’nun Gelişimi ve Tiyatro Mekânlarının Dönüşümü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58190</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58190</guid>
      <author>Aybüke ÖNERMehmet ŞENER </author>
      <description>Tiyatro kavramı birden fazla katmana sahip çok bileşenli bir yapıya sahiptir. Tiyatro mekânı, bu çok katmanlı yapının temel parçalarındandır ve tiyatro sanatının toplumla kurduğu ilişkiye bağlı olarak farklılaşıp çeşitlenir. Türk tiyatrosunun mekân tarihi, siyasi ve sosyal sebeplerle ilintili olarak değişimler içerir. Cumhuriyet Dönemi tiyatro mekânlarının üretim pratikleri ise, tiyatronun gündelik hayattaki konumuna ve gelişim süreçlerine bağlı olarak değişim gösterir. Cumhuriyet’in kuruluş döneminde modern ulus devlet kurma ideolojisi doğrultusunda tiyatroya yüklenen misyon tiyatroyu bir eğitim aracına dönüştürür. Bu yıllarda Cumhuriyet ideolojilerinin halka ulaştırılması ve halkın tiyatro yoluyla eğitilmesi öncelikli hedef olur. Bununla birlikte tiyatro çağdaşlaşmanın bir simgesi olarak görüldüğü için kurumsal bir Türk tiyatrosu oluşturmak adına adımlar atılır. Tiyatro kurumlarının devlet tarafından desteklenmesi, okulların açılması, şehir ve devlet tiyatrolarının gelişmesi, özel tiyatroların sayısındaki artış ile beraber tiyatro mekânına ve tiyatro binasına olan ihtiyaç gündeme gelir. Bu kapsamda 1923 ve 1960 yılları arasında tiyatro mekânları, dönemin eğitim ve kültür merkezleri olarak görülen "Türk Ocakları" ve "Halkevleri" temsil salonlarında kendine yer edinir. 1950'lerden sonra sinema ve kültür merkezleri gibi yeni mekânların ortaya çıkması ve halkın bu mekânlara ilgisinin artması, tiyatro mekânı ihtiyacının bu yapılarda giderilmesiyle sonuçlanır. Makale kapsamında; Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosunun mekânsal yapısının ve mimari özelliklerinin geçirdiği değişimlerin, tarihsel süreç içerisinde gerçekleşen politik kırılmalar ve değişen sosyokültürel dinamiklerin belirleyici rolü üzerinden okunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu’nun gelişim çizgisi ve kurumsallaşma tarihi ele alınmıştır. Ardından 1923-1960 yılları arasını kapsayan süreçte sosyokültürel bağlamda yaşanan kırılmalar doğrultusunda kullanılan mekânlar ve yapılar tespit edilmiş; belirlenen örnekler mimari planlar, fotoğraflar ve belgeler üzerinden incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen en temel kazanım toplumsal gelişmelerin tiyatro yapılarının mimari karakterleri ve işlevlerini hangi yönlerde ve ne şekilde etkilediğini birebir görebilmek; dolayısıyla mimarlığı etkileyen temel dinamikleri de somut örnekler üzerinden okuyabilmek olmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir İyilik Modeli Olarak Özgecilik, Egoistlik ve Yardımseverlik Hakkında Bazı Görüşler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62321</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62321</guid>
      <author>Serkan YORGANCILAR</author>
      <description>Herhangi bir beklenti içerisine girmeden karşılıksız iyilik yapmak anlamında kullanılan özgecilik kavramının tarihi Comte’a kadar uzanmaktadır. Aslında kavramı ilk kullanan isim Comte olarak kabul edilmekle birlikte farklı filozoflarda Comte öncesinde özgecilik kavramını kullanmıştırlar. Latince alter’den türetilmiş olan altruism, kendinden başkasına herhangi bir fayda ve yarar gözetmeksizin fayda sağlamak olarak tanımlanmıştır. Comte bu tanımla özgeciliği egoizmin tam zıttı olarak tanımlamıştır. Egoist davranışlar olumsuzlanmış bunun yerine özgeci davranışlar toplumsal yaşamın sürdürülmesi açısından bir zorunluluk olarak görüşmüştür. Oysa egoist davranışların her zaman olumsuz olmadığını iddia eden düşünürler için ise özgeci davranışlarla egoist davranışların sınırlı da olsa bir kesişim kümesi bulunmaktadır. Özgeci davranışların neleri içerdiği ya da neleri içermediği sosyal bilimciler tarafından tartışılan bir konudur. Bu kapsamda hayırseverlik ve özgecilik arasında da farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Hayırseverliği özgeci davranış olarak kabul edenler olduğu gibi reddedenlerde olmuştur.  Bu konuda özellikle Sorokin tarafından yapılan farklı yorumlar özgeci davranışların kapsamını genişletmesi açısından önemlidir. Modern toplumlarda toplumsal birliğin sağlanması ve sürdürülebilmesi için özgecilik bir değer yargısı olark kabul edilmiştir. Dolayısıyla özgecilik sadece bireysel bir olgu değil toplumsal bir olgu haline gelmiştir. Araştırmada özgecilik bir iyilik modeli olarak varsayılmış olup başka iyilik modellerinin olduğuda kabul edilmiştir. Her iyiliğin özgeci davranış olarak kabul edilmediği ancak özgeci davranışın sınırlarının da muğlak olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada özgecilğin modern insanın tanımlanmasında farklı bir araç olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.   </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Matematik Öz-yeterlik Algısı Ölçeği Geliştirilmesi: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58065</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58065</guid>
      <author>Yalçın KARALIGökhan COŞANAY </author>
      <description>Öğrencilerin bir disiplin alanına yönelik sahip oldukları tutum, inanç, öz-yeterlik gibi duyuşsal becerileri akademik başarılarını önemli ölçüde etkilemektedir. Bireylerin bir derse ya da disipline ilişkin sahip oldukları duyuşsal yeterlik düzeylerini belirlemede likert tipi ölçekler sıklıkla kullanılmaktadır. Alanyazın incelendiğinde ilkokul düzeyindeki öğrencilerin matematik dersine ilişkin öz-yeterlik algılarını belirlemeyi amaçlayan ölçek sayısının oldukça yetersiz olduğu görülmüştür. Bu nedenle çalışmada, dördüncü sınıf öğrencilerinin matematik dersine ilişkin öz-yeterlik düzeylerini belirleyebilecek, güvenirliği ve geçerliği sağlanmış bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın yöntemi nicel, modeli ise taramadır. Yapılan literatür incelemesi sonrasında 40 maddeden oluşan, üçlü likert tipinde cevaplar içeren matematik dersine ilişkin öz-yeterlik ölçek formu hazırlanmıştır. Araştırma için İnönü Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Etik Kurulundan 06.01.2022 tarih ve 130502 sayılı etik kurul onayı alınmıştır. Hazırlanan ölçek form Malatya ili Battalgazi ve Yeşilyurt ilçelerinde 2021-2022 eğitim öğretim yılında öğrenim gören ve basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 591 dördüncü sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Toplanan verilerin 329’u AFA için, 262’si ise DFA için kullanılmıştır. Uygulama sonrası ulaşılan veriler üzerinden geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Kapsam geçerliliğinin sağlanması amacıyla madde havuzu uzman görüşleri doğrultusunda düzenlenmiştir. Yapı geçerliliği, taslak ölçek formuna AFA ve DFA uygulanarak sağlanmıştır. Yapı geçerliği analizleri sonrasında ölçeğin üç alt boyutta olduğu görülmüş ve bu boyutlar “Tutum”, “Uygulama” ve “Motivasyon” olarak adlandırılmıştır. Yapılan güvenirlik analizlerinde Cronbach Alpha güvenirlik katsayısının ölçek genelinde .84, “tutum” faktöründe .79, “uygulama” faktöründe .71 ve “motivasyon” faktöründe ise .63 olduğu görülmüştür. Sonuç olarak yapılan analizler ve değerlendirmeler neticesinde üç faktör ve 13 maddeden oluşan matematik öz-yeterlik ölçeğinin (MÖYÖ), öğrencilerin matematik öz-yeterlik algılarını belirlemede alan yazına katkı sunabilecek, geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağdaş Sanatta Psikocoğrafya Yaklaşımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61930</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61930</guid>
      <author>Ali KOÇAygül AYKUT </author>
      <description>Bu araştırma, öncelikli olarak sosyal bilimlerin hibrit dalı olan psikocoğrafya ile çağdaş sanat pratikleri arasında bir olay örgüsü yaratmaya çalışır. Modern dönemde sosyal bilimcilerin teorik ve çağdaş sanat çevrelerinin pratik çalışmaları neticesinde ortaya çıkan psikocoğrafyanın çağdaş sanat çevrelerinde karşılığı var mıdır ya da nedir? Bu sorunun cevabı, araştırma içinde psikocoğrafyanın çağdaş bir sanat yaklaşımı olarak önerilmesiyle karşılık bulur. Modern zamanlarda bir yandan Fransız felsefeci Guy Debord (1931-1994) ve arkadaşları tarafından 1950’li yıllarda öne sürülen ‘Enternasyonel Sitüasyonist Hareket’ (Uluslararası Durumcu Hareket) içinde psikocoğrafyanın tanımı yapılır ve uygulamalı sanat yapıtları ortaya konurken diğer yandan sosyal bilimcilerin kuramsal çalışmaları eşliğinde disiplinlerarası bir dal olarak psikocoğrafya gündeme getirilir. Sözü edilen gelişmeler bağlamında burada, psikocoğrafya kavramının tarihsel öyküsü verilerek, postmodern zamanların güncel sanatı içinde ortaya çıkan çağdaş sanat işlerinin psikocoğrafya ile olan ilgilerine odaklanılır. Yani bu araştırma, psikocoğrafyanın çağdaş sanat çevrelerinde kimler tarafından nasıl ve ne şekilde üretildiği ve etkilerinin neler olduğu sorularını yanıtlama amacını taşır. Bir başka açıdan bu çalışma, psikocoğrafyanın sosyal bilimlerin edebiyat, tarih, sosyoloji, coğrafya, iletişim, psikoloji, antropoloji ve mimari gibi alanlarında daha çok ele alınmış olmaları gerçeğini bilir, ancak psikocoğrafya olgusunu günümüzün postmodern sanat temsilcileri tarafından üretilen işleri temelinde ele alma hedefini güder. Öyleki bu araştırma, psikocoğrafyanın çağdaş sanat üzerindeki yansımalarını incelerken betimsel araştırma yöntemini, durum çalışmasını ve tematik analizi kullanır. Sonuçta, sosyal bilim çevrelerinde kuramsal düzeyde hibrit bir alan olarak değerlendirilen psikocoğrafyanın, deney ve uygulama temeline dayalı çağdaş sanat işleri üzerindeki etkilerinin ortaya çıkarılması sağlanır. Psikocoğrafya olgusuna farklı bir pencereden bakarak onu bir çağdaş sanat yaklaşımı olarak öneren bu araştırmanın hem günümüz sanatçılarına yeni işleri için esin kaynağı olabileceği hem de alanyazın dünyasına katkılar sağlayabileceği umut edilmektedir. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rusya’nın Nükleer Silah Programının Uluslararası Nükleer Hukuk ve Ticaret Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63067</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63067</guid>
      <author>Metin KIRATLIZhuldyz KANAPİYANOVA </author>
      <description>Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) çöküşünden sonra Rusya’ya miras kalan nükleer silah programı sayesinde Moskova yönetimi “nükleer silaha sahip olan ülkeler” listesinde yer almaktadır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile birlikte dünyanın en büyük nükleer silah gücüne sahip olan Rusya, 1949 yılından bu yana nükleer silah programını geliştirmeye devam etmekte ve nükleer caydırıcılık politikasını sürdürmektedir. Çalışmanın temel amacı, geçmişten günümüze Rusya’nın nükleer silah programını ele alarak, nükleer silah programının hangi aşamada olduğunu tespit ederek, bunun nükleer hukuk ve ticaret hukuku açısından değerlendirmektir. Rusya-ABD rekabeti yeni dünyada silahlanma yarışını başlatmıştır. Bu rekabet başta Avrupa olmak üzere birçok gelişmiş ülkeyi de etkilemektedir. Avrupa Birliği ticaret birliği üzerine kurulduğu için aslında birliğin hukuku da genelde ticaret hukuku üzerine şekillenmiştir. Ukrayna Savaşı ve öncesinde 11 Eylül saldırıları sonrası gelişmeler küresel politikayı da ticareti de olumsuz etkilemiştir. Ukrayna Savaşı sırasında hem fosil yakıtlar hem de lojistik hatlarının olumsuz etkisi günümüzde uluslararası ticaret hukukundan çok devletlerin kendi hukuklarını ön plana çıkarmıştır. Rusya’nın nükleer politikaları kendini koruma içgüdüsüyle yapılıyor olsa da küresel ticareti de etkilemektedir. Nükleer hukuk dünyada barışın güvencesi olmayı amaçlarken yeni dönemde geleceğe dair varsayımların öngörülememesi bölgesel ittifakları güçlendirmektedir. Bu bağlamda çalışma saldırgan realizm teorisi çerçevesinde incelenerek, uluslararası anarşik sistemde Rusya’nın maksimum güç elde ederek, askeri kabiliyetini arttırarak ulusal güvenliğini sağlamaya çalıştığı belirlenmiştir. Ayrıca Ukrayna savaşı sonrası ortaya çıkan nükleer enerji güvenliği ve nükleer silah tehdidinin uluslararası nükleer hukuk açısından değerlendirilmesi de yapılacaktır. Bu tehditlerin bölgesel ve küresel etkisiyle ticaret hukuku açısından ne gibi eksiklikleri veya sonuçları ortaya çıkaracağı da analiz edilecektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Seramik Sanatında Atık Seramikler ve Sürdürülebilirlik: Arkeolojik Kazılarda Ortaya Çıkan Etütlük ve Envanterlik Olmayan Kırık Seramiklerin Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62942</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62942</guid>
      <author>S.Sibel SEVİMŞule KARACALAR </author>
      <description>Seramik, insan hayatında ilk çağlardan beri var olmuş, kap-kacak, çanak-çömlek üretimleri ile başlayarak günümüze değin gelişerek devam etmiştir. Bu üretimlerden kalan seramik kalıntıları uzmanlar tarafından arkeolojik buluntularda ortaya çıkarılmaktayken, aynı zamanda günümüz seramik sektöründe de üretim büyük hızla devam etmektedir. Günümüzde farklı üretimlerden kaynaklanan birçok atık seramiğe rastlanmaktadır ve bu atık seramiklerin bir kısmı heba olurken geçmişimizden kalan bir kısım seramiklerde arkeolojik kazılarda olduğu gibi yer altında ve müze depolarında muhafaza edilmektedir. Hem günümüz üretimindeki atık seramikler hem de arkeolojik kazılarda ortaya çıkmaya devam eden kırık seramik buluntular gittikçe çoğalmaktadır.  Buradaki temel soruna uygulanabilecek en verimli çözüm yolu, günümüzdeki atık seramiklere ve arkeolojik kazılarda ortaya çıkan kırık seramiklere sürdürülebilir bir sanat anlayışla yaklaşmaktır. Son zamanlarda atık seramiklerin sürdürülebilirlik kavramıyla yeniden hayata geçirilmesi amaçlanarak bu doğrultuda ülkemizde ve dünyada birçok örnek uygulanmaktadır. Bu örneklere eklenebilecek diğer bir konu da arkeolojik kazılarda ortaya çıkan kırık seramiklerin sürdürülebilir bir sanatsal anlayışla değerlendirilmesidir. Bu çalışmada, arkeolojik kazılarda ortaya çıkan etütlük ve envanterlik olmayan kırık seramik parçalarına sürdürülebilir üretim anlayışıyla yaklaşarak, söz konusu kırık seramik parçaların çağdaş sanatsal bir tavırla yeniden hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda müze müdürleri, sanat tarihçileri ve arkeologlarla iletişime geçilerek fikirleri alınmış ve bu kırık seramik parçalara, kültür mirası bakış açısıyla yaklaşarak tasarımlar oluşturulmuştur.  Böylece kültür mirasımız olan atıl durumdaki kırık seramik parçaların, gelecek nesillerle buluşturulması ve geçmişle gelecek arasında bir köprü kurularak ülkemize büyük katkı sağlaması umulmaktadır. Ülkemize ve gelecek nesillere kazandırılması elzem olan bu problemin çözümünde başrol elbette ki seramik sanatçılarının olması gerekliliği savunulmuştur. Bu bağlamda seramik sanatçılarının belirli dönemlerde bir araya getirilerek söz konusu kırık seramik parçaların kullanılacağı çalıştaylar, sempozyumlar, worhshoplar ve sergiler düzenlenmesi ve çağdaş sanatsal seramik formların oluşturularak toplumla buluşturulması planlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Spor Eğitimi Alan Üniversite Öğrencilerinde Özgüven Duygu Durumlarının Araştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62782</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62782</guid>
      <author>Erol DOĞAN</author>
      <description>Bu çalışmada spor eğitimi alan üniversite öğrencilerde özgüven duygu durumlarının araştırılması amaçlanmıştır.  Toplam 315 öğrencinin doldurmuş olduğu özgüven ölçeği değerlendirilmiştir. İstatistiksel işlemlerde bağımsız t- testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD testleri kullanılmıştır. Cinsiyete göre iç özgüven ve dış özgüven alt boyutu ve toplam özgüven puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p&gt;0,05). Yaş seviyesine göre iç özgüven, dış özgüven ve toplam özgüvende anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p&gt;0,05). Öğrencilerin okuduğu bölüme göre iç özgüven ve dış özgüven alt boyutunda ve özgüvende anlamlı farklılık bulunmamıştır (p&gt;0,05). Öğrencilerin kaldığı yere göre dış özgüven alt boyutunda ve özgüvende anlamlı farklılık vardır (p&lt;0,05). Evde kalan öğrencilerin yurtta kalan öğrencilere göre dış özgüvenleri ve özgüvenleri daha iyidir.&#13;
Sonuç: Spor Fakültesi öğrencilerinin cinsiyet, yaş kategorisi, sınıf ve bölüm değişkenine göre özgüvenlerinin benzer olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin özgüven duyguları yüksek kabul edilebilir. Bu nedenle öğrencilerin kendini sevme, kendini tanıma, kendini iyi ifade edebilme, kendini ortaya koyma ve duygularını kontrol etme, kendine açık hedefler koyma, pozitif düşünme, duygularını kontrol edebilme ve iletişim becerileri iyi olarak kabul edilebilir. Bunun yanında evde kalan öğrencilerin yurtlarda kalan öğrencilere göre özgüvenleri daha iyidir. Evde kaldığını beyan eden spor fakültesi öğrencilerinin yurtlarda kaldığını belirtenlerden daha iyi özgüvene sahip olmaları evde daha serbest hareket edebilmeleri yanında iyi dinlenebilmeleri gibi nedenlere bağlanabilir. Spor fakültesinde eğitim gören öğrencilerin kalma yerlerinin sporcuların daha serbest hareket edebilmeleri ve dinlenebilmelerine uygun olacak şekilde düzenlenmesi önerilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Marka Ölçüm Modellerinde Yeni Bir Yaklaşım ve Sağlık Sektöründe Uygulanması: İstatistik Ölçüm ve Değerlendirmeler </title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57905</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57905</guid>
      <author>Tuba DÜZCÜHaluk ZÜLFİKAR </author>
      <description>Günümüzde tüm işletmelerde olduğu gibi sağlık sektöründe de marka imajı ve marka algısına çok fazla önem verilmektedirler. Pazarlama bakımından marka imajı önemli bir etkiye sahipken marka algısı genel kavramla müşterilerin satın alma davranışını tetikleyen önemli bir işleve sahiptir. Bu çalışmanın amacı, sağlık sektöründe marka imajı ve algısı ölçeğinin güvenirlilik analizlerini gerçekleştirmek ve literatüre yeni bir ölçek kazandırmaktır. Bu amaçla, çalışmaya dahil edilen sağlık grubu ve ilaç şirketi için 18-64 yaş aralığındaki toplamda 221 hasta ve 18 fikir liderine yüz yüze anket uygulanarak araştırma verisi toplanmıştır. Çalışmada toplanan veriler SPSS Windows 20.00 ve AMOS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiş, elde edilen veriler istatistiksel analizlere tabi tutularak sırasıyla, demografik yüzdesel dağılım, doğrulayıcı faktör analizi, açımlayıcı faktör analizleri elde edilmiştir. Ayrıca, istatistiksel veri analizi ile Cronbach Alpha değeri, ayrışma geçerliliği açıklanan varyans değerlerine bakılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ölçeğin marka şahsiyeti ile marka gücü ana boyutları altında toplamda altı adet alt boyutta ölçek ifadelerinin toplandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma ile sağlık sektöründe marka imajı, marka algısı konularında bilimsel araştırma yapmak isteyen araştırmacılara istatistiksel veriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


