






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies - Language and Literature, Yıl 2022 Sayı Volume 17 Issue 2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/language?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2199</link>
    <description>Turkish Studies - Language and Literature</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Gölge Oyununun Tanzimat Dönemi Romanı Kahraman Kadrosuna Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61921</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61921</guid>
      <author>Safiye AKDENİZ</author>
      <description>Çalışmada gölge oyunundaki kahraman kadrosunun Tanzimat dönemi romanına etkisi araştırılmaktadır. Bu amaçla öncelikle, gölge oyunu kendisiyle türlü açılardan benzerlik gösteren Ahmet Mithat Efendi'nin &lt;em&gt;Felâtun Bey ile Râkım Efendi&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Bahtiyarlık&lt;/em&gt; adlı romanlarıyla karşılaştırılmakta ardından dönemin diğer romanlarına göndermeler yapılmaktadır. Böylece gölge oyunundaki kahramanların roman türünün ilk örneklerinde nasıl bir değişim veya dönüşüme uğradığı belirlenmeye çalışılmaktadır. Tüm bu aşamalarda Metin And'ın kahraman kadrosu için yaptığı sınıflandırma takip edilmektedir. Gölge oyununun öne çıkan ismi Karagöz halkı temsil etmekte ve onun problemlerini dile getirmektedir. Hacivat ise eğitimli olması, kullandığı yüksek dil ve üslup sebebiyle üst tabakayı sembolize etmektedir. İki erkek kahramanın karşılaştırıldığı romanlarda hareket noktası büyük ölçüde gölge oyunuyla benzeşir. Ancak bu benzerlik Batılılaşmanın yarattığı yeni ortamın gereklerine göre dönüşüme uğrar. Hacivat ve Çelebi alafranga züppe tipine evrilirken Karagöz görünmez olur. Eğitimsiz, işsiz ve yoksul olan Karagöz’ün en belirgin özellikleri sistemle mücadele etmesi, alay ve hicivden faydalanması, sınıf atlama ve tutunma peşinde koşmamasıdır. Gölge oyunundaki diğer kahramanların bir kısmı romanlarda kendine yer bulamazken bir kısmı değişerek varlıklarını sürdürür. Cazu, büyü gibi olağanüstü unsurlar, kekeme, tiryaki gibi bedensel veya davranışsal kusurlarıyla öncelenen tipler görünmezler. Olumsuz olarak çizilen zennelerin yerini iffetsiz Batılı kadınlar, mürebbiyeler, köleler, masum genç kızlar alır. Eleştirilen veya gülünçleştirilen gayrimüslimlerin bir kısmı yine olumsuzlansa da bir kesim dikkate alınması gereken kişiler olarak çizilir. Hokkabaz, cambaz vb. sanat dünyasına ait eğlenceli tipler daha çok trajik hikâyelerin kahramanları olurlar. Çocuklar her iki türde de ikincil unsurlardır. Anadolulu veya Anadolu dışından gelen kişiler sayıca azdır. Romanlarda şive kullanımına ise inandırıcılık amacıyla nadiren başvurulur. Kabadayılar ve sarhoşlar yerlerini daha feminen özellikler gösteren kibar beylere bırakırlar.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Romanda İdeolojinin Aktarımı İçin Oluşturulan “Tip”in Özellikleri ve Bir İdeolojik Tip Örneği Olarak Sümer Kızı Romanının “Bilge”si </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62248</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62248</guid>
      <author>Ahmet AKGÜL</author>
      <description>Bu çalışmada, genellikle romana ideolojik işlevler yükleyen yazarların metinlerinde gördüğümüz “tip” terimi üzerinde durmak ve tezli metin kapsamında değerlendirilebilecek romanların şahıs kadrosunun niçin ‘tip’ler üzerinden oluştuğunu göstermek istiyoruz. Ayrıca ‘ideolojik tip’ diye ifade edilen roman kişisinin özelliklerini ortaya çıkarmak çalışmamızın bir diğer sorunsalı ve hedefidir. Romanın toplumun düşünme biçimini ve yaşam tarzını etkileyebileceğini düşünen yazarlar, ideolojisini kurmaca metnin merkezine alan romanlar yazmıştır. Romanın önemli özelliklerinden biri, hayatın ‘çok sesliliğini’ roman kişileri üzerinden çeşitli perspektifleri bünyesinde toplayarak gerçek/yaşanılan hayata daha yakın durmaya çalışmasıdır. Romanın bu hususiyetinin aksine “tezli veya ideolojik” kurmaca metinlerin başkişisinin genellikle olaylar karşısındaki tutumu, düşünme şekli, söylemleri aynı minvalde olan, okurlar tarafından ne yapacağı tahmin edilebilen, tek boyutlu ‘tip’ler olduğu görülmektedir. Bu makalenin sorunsalı da tam bu noktadan hareket eder. Tezli metinlerde niçin genellikle tip üretimi olur? Üretilen ‘tip’ kişisinin özellikleri nelerdir? Yazar niçin tip oluşturmaya ihtiyaç duyar? Edebiyat araştırmacılarının ‘tip’ tanımlamalarına baktığımızda ise tip kategorisi altında değerlendirilen ‘toplumsal, psikolojik, karakter’ gibi kavramların olduğunu görmekteyiz. Zikrolunan kavramların sınırları kes(k)in olmamakla birlikte kurmaca metinlerde ‘ideolojik’ bir temsilin varlığı da aşikârdır. Biz edebiyat eleştirmenlerinin tip tanımlamalarını inceleyerek ‘ideolojik tip’in özelliklerini saptamaya çalıştık. İdeolojik bir tip yaratımının birincil amacı, yaşanılan hayattan insanı alıp romana koymak değil, romanlardan günlük yaşama nakledilmek istenen insanı oluşturmaktır. İdeolojik tipler yazarlar tarafından, ideolojinin taşıyıcısı olarak, kalabalıklar arasına katılımı sağlanması hedefiyle yaratılır.  Sonuç olarak tespit ettiğimiz bulgulardan hareketle &lt;em&gt;Sümer Kızı&lt;/em&gt; romanının başkişisi Bilge’yi bir ideolojik tip olarak göstermeye gayret ettik. Çünkü, &lt;em&gt;Sümer Kızı&lt;/em&gt; romanının olay zamanı her ne kadar milattan önceki bir zaman diliminde yaşayan Sümerler dönemi olsa da İskender Fahrettin Sertelli, romanın yazıldığı dönemin politik söylemleri üzerinden hem olay örgüsünü hem de Bilge’yi tasarlayarak ideolojik bir tip yaratımı yapmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Suçumuz İnsan Olmak Romanında Varoluşçuluğun İzleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57714</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57714</guid>
      <author>Müberra BAĞCI</author>
      <description>Bir felsefe akımı olan varoluşçuluk, pek çok sanat dalını olduğu gibi edebiyatı da etkilemiştir. Türk edebiyatındaki yansımaları daha çok 1950 sonrasındaki eserlerde görülür. Özellikle 1950 kuşağı hikâyecilerini hem tema hem de biçim olarak yeni arayışlarına yöneltmiştir. Bu dönemde varoluşçuluğun yanı sıra modernist edebiyatın da etkisiyle hikâye ve romanda bireye olan ilgi artmış; yalnızlık, korku, kaygı, sıkıntı, umutsuzluk gibi konular bu eserlerin merkezini oluşturmuştur. Oktay Akbal, 1950 kuşağına mensup olmasa da varoluşçuluk akımından etkilenmiş bir yazardır. Hem Sartre, Camus gibi varoluşçu yazarlardan çeviriler yapmış hem de kendi eserlerinde varoluşçu temalara yer vermiştir. 1957 yılında yayımlanan &lt;em&gt;Suçumuz İnsan Olmak&lt;/em&gt; romanı da bunlardan biridir. Bu çalışmada, varoluşçuluk akımı ve Türk edebiyatındaki etkilerinden kısaca bahsedildikten sonra varoluşçuluğun Oktay Akbal’ın &lt;em&gt;Suçumuz İnsan Olmak&lt;/em&gt; romanındaki yansımaları değerlendirilmiştir. Romanda varoluşsal unsurlar bunaltı, fırlatılmışlık, özgürlük, sorumluluk, seçme, anlam arayışı/anlamsızlık, saçma/absürt, ben ve başkası, yalnızlık, yabancılaşma, bağlanma, başkaldırma ve umutsuzluk alt başlıklarıyla incelenmiştir. Çalışmamızda, Akbal’ın 1950’li yılların edebiyat gündeminde önemli bir yeri olan varoluşçuluktan etkilendiği, romanını varoluşçu birtakım kavramlar etrafında şekillendirdiği, ancak &lt;em&gt;Suçumuz İnsan Olmak&lt;/em&gt; romanında bu felsefi kavramları derinine inmeden ele aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Yazar, bu kavramları büyük ölçüde bireyin iç dünyasını anlatmak amacıyla kullanmıştır. Akbal’ın &lt;em&gt;Suçumuz İnsan Olmak&lt;/em&gt; romanı varoluşçuluğun Türk edebiyatındaki etkisini göstermesi bakımından ilgi çekici bir eserdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tazmin Geleneği ve Kavsî-i Tebrîzî’nin Fuzûlî’nin Gazellerine Yazdığı Tazminler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61988</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61988</guid>
      <author>Mumine ÇAKIR</author>
      <description>Nazire ve nazirenin bir uzantısı kabul edilen tazmin geleneği, klasik Türk edebiyatının sınırları önceden çizilmiş; çağları ve mekânları birbirinden uzak şairleri birleştiren, genç şairlerin yetişmesinde bir okul görevi gören, daha iyiye daha güzele ulaşabilmek için şairlerin birbirleriyle yarışmalarını sağlayan önemli sanat anlayışlarındandır. Nazirenin özelliklerini taşıyan ve bir çeşit nazire kabul edilen tazminde ise nazireden farklı olarak model alınan gazelin bir mısraı alıntılanır ve çoğunlukla da kimin şiirinden alınmışsa o şairin mahlası zikredilir. Eğer mısra, bir mısra-ı berceste ise mahlas zikredilmez. Bu gelenek çerçevesinde tazmin yazan şairlerden birisi de Kavsî-i Tebrîzî’dir. XVII. yüzyılda Tebriz’de doğmuş olan şair, Azerbaycan ve Osmanlı sahasının önemli şairlerindendir. Birçok şairin gazellerine nazireler yazmış ve şiirlerini tazmin etmiştir. Bu şairlerden en çok gazelini tazmin ettiği şair ise Türk edebiyatının en önemli şairlerinden olan Fuzûlî’dir. Onun on sekiz gazelini tazmin etmiştir. Fuzûlî’nin dışında iki tane Ali Şir Nevâyî’nin, iki tane Vahîd-i Kazvînî’nin ve bir tane de Aka Râzî’inin gazelini mahlaslarını zikrederek tazmin etmiştir. Bunların dışında dokuz tane de alıntıladığı mısraı kimden aldığını zikretmeden yazdığı tazminleri vardır. Bunların sayısı da dokuzdur. Kavsî’nin tazminlerinde örnek / model alınan şiirlerle aynı vezin, kafiye ve redif kullanılmakla birlikte beyit sayılarında farklılık söz konusudur. Kavsî, genellikle model aldığı gazellerden daha fazla beyitle tazminlerini yazmıştır. Kullanılan ortak redifler sayesinde şiirlerin muhtevaları genellikle aynı olmakla birlikte Kavsî, Fuzûlî’nin gazellerindeki hayallere ve mazmunlara bağlı kalmamıştır. Fuzûlî’den farklı mazmunlar ve hayaller kullanarak taklitten uzak, kendine özgü ve orijinal tazmin gazeller yazmıştır. Fuzûlî’ye göre daha hareketli, daha dışa dönük ve daha neşeli gazeller ortaya koymuştur.      </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karslı Divan Şâiri Hâcibî’nin Şerh Ettiği Bazı Eserlerde Kullanılan Yerel Kelimeler Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62023</guid>
      <author>Nilüfer ÇELİK</author>
      <description>Osmanlı devletinin siyasî, kültürel ve ekonomik gelişimine paralel olarak usta şair ve yazarlar vasıtasıyla gelişme gösteren divan edebiyatı 19. yüzyılın ortalarına kadar varlığını sürdürmüştür.13. yüzyıldan itibaren birçok şair ve yazar bu edebiyat geleneğine bağlı eserler vücuda getirmiştir. Bunlardan biri de Kars‘ta yetişen divan şairi Hâcibî’dir. Hâcibî, manzum ve mensur  birçok eser kaleme almıştır. Bunlardan bir kısmı  şerh ve   tercüme yoluyla meydana getirilmiş eserlerdir.   Bu çalışmada Hâcibî‘nin şerh ettiği Molla Camî‘nin &lt;em&gt;Şerh-i Yûsuf u Zelîhâ, Şerh-i Lüccetü’l-Esrâr, Şerh-i Mütûn-ı Selâse&lt;/em&gt; isimli eserlerde geçen yerel kelimeler tarandı. Tespit edilen kelimelerin Kars ili ve çevresinde hâlâ varlığını devam ettirip ettirmediği Derleme Sözlüğü (DS) ve kaynak kişi (KK) esas alınarak ortaya konulmaya çalışıldı. İlgili kelimeler örnek cümlelerle tanıklandı. Toplam 63 yerel kelime tespit edildi. Bunlardan 41 tanesinin DS’de mevcut olduğu, 22 tanesinin de DS’de yer almadığı hâlde yörede hâlâ kullanıldığı KK tarafından onaylandı. Çalışmaya konu olan bu kelimelerden büyük bir çoğunluğunun hâla aynı anlam ve şekilde Kars‘da varlığını sürdürdüğü tespit edildi.  Sonuç olarak; Divan edebiyatı geleneğinde şair ve yazarların yerel kelimeleri kullanmış olması şehir kültürünün birçok alanda olduğu gibi edebî alanda da belirli bir düzeyde yerel kültürlerden beslenmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Bu da Türk kültürünün katmanları arasında süregelen bir bağlantının daima var olduğunu göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVIII. Yüzyılda Derlenmiş Bir Musammat Mecmuası: Mecmûʻatü’l-Letâ’if (Milli Kütüphane “06 Mil Yz Cönk 163”)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62564</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62564</guid>
      <author>Zahide EFE</author>
      <description>Şair kadrosu ve verilen eserler itibarıyla zengin bir birikime ve köklü bir geçmişe sahip olan klasik edebiyatın sahip olduğu bu zenginliğin ortaya çıkarılmasında önemli bir yere sahip olan mecmualar üzerinde son yıllarda yapılan çalışmaların sayısı oldukça artmıştır. Bu çalışmalar neticesinde farklı türlerde örnekleri gün yüzüne çıkarılan mecmualar dil, şekil ve muhtevaları bakımından çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulmuştur. Bu sınıflandırmalar arasında yer alan ve belli bir ortaklığın esas alınarak oluşturulduğu mecmua türlerinden biri de musammat tarzındaki şiirleri ihtiva eden musammat mecmualarıdır. Klasik Türk edebiyatında örneklerine az rastlanan musammat mecmualarından biri de Milli Kütüphanede “06 Mil Yz Cönk 163” arşiv numarasıyla kayıtlı olan mecmuadır. Eser, her ne kadar kütüphane katoloğuna Cönk adıyla kaydedilmiş olsa da muhtevası itibarıyla cönk şeklinde ciltlenmiş bir musammat mecmuasıdır. 1136/1723-24 yılında tertip/istinsah edilen mecmuanın mürettibi/müstensihi belli değildir. İsminin &lt;em&gt;Mecmûʻatü’l-Letâ’if &lt;/em&gt;olduğu düşünülen ve toplam 119 varaktan müteşekkil olan mecmuada 46 farklı şair tarafından kaleme alınan 133 adet manzume yer almaktadır. Bu manzumeler tahmis, tesdis, müseddes, muhammes, terkib-i bend, rubai, tesmin, müsemmen ve muaşşer nazım şekilleriyle kaleme alınmıştır. Bu çalışmada mecmuaların tasnifi ve musammat mecmualarına örnek teşkil eden bazı mecmuaların tanıtımı yapıldıktan sonra; &lt;em&gt;Mecmûʻatü’l-Letâ’if&lt;/em&gt; adlı musammat mecmuasının sahip olduğu şekil ve muhteva özellikleri üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunulacaktır. Çalışmanın sonunda ise mecmuada yer alan şiirlerin ilk ve son bendlerine yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tevfik Fikret'in Kederi </title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61938</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61938</guid>
      <author>Seher ERDOĞAN ÇELTİK</author>
      <description>Edebiyat, sanatkârın hayatta karşılaştığı, yaşadığı olaylar ve durumlar ile hissettiği duyguların üslup ve mizaç süzgecinden geçerek söze bürünmüş şeklidir. Sanatkârın kendi duygu ve düşüncelerini kelimeler vasıtasıyla ortaya koyduğu eserlerde, günlük dildeki kelimeler bir araya gelip farklı bir yapıya bürünür. Böylece estetize edilmiş bir edebî eser vücut bulur. Okuyucu edebî eserde sadece yazarının duygu, düşüncelerini değil; kendi duygu ve düşüncelerinin de aksini bulur; böylece eser insanlığın ortak paydası olur. Tevfik Fikret için keder; Rübab-ı Şikeste'deki en temel duygularından birisidir. Bu duygu onun mizaç ve sanat anlayışı çerçevesinde benzer kelime ve kelime gruplarıyla çok fazla karşımıza çıkar. Tevfik Fikret'in şiirlerinde bu duygu; "hüzün, hazin, mahzun, elem, müteellim, teellüm, keder, mükedder, ekdâr, iktirâb, teessür, mağmum, gam, melâl, mâtem, nevmîd, ızdırap, muzdarip, meyus, hüsran ve yeis" gibi kelime ve kelime gruplarıyla ifadesini bulur. Kederin bu kadar farklı bir kelime kadrosuyla karşımıza çıkması Tevfik Fikret'in bu duyguyu ne kadar yoğun bir şekilde yaşadığını ortaya koyar. Üzüntüsünü sanat eserine dönüştüren şairin içsel yolcuğundaki dönüşüm şiirleri üzerinden takip edilebilir. Bu çalışmada Tevfik Fikret'in keder ve benzeri kelimelerle ifade ettiği duygunun onun şiir dünyasına nasıl yansıdığı tespit edilmek istenmiştir. Makale, malzeme çokluğu sebebiyle keder, ekdar, mükedder, ızdırap, muzdarip kelimeleriyle sınırlandırmıştır. Bunlar etrafında şairin şiirdeki anlam, imge ve çağrışım dünyası ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Okul Öncesi Çocuklara Yönelik Türkçe ve Almanca Resimli Kitaplardaki Sözbilimsel Yapıların Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58064</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58064</guid>
      <author>Furkan KOCAHikmet ASUTAY  </author>
      <description>Okuma alışkanlığı kazanımı yaşamın ilk yıllarında başlayan ve yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Erken yaşlardan itibaren okuma alışkanlığı kazanan çocuklar, akranlarına kıyasla birçok açıdan daha avantajlı bir konuma yükselmektedir. Çocukların okuma alışkanlığı kazanımı sürecinde resimli kitaplar oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, resimli çocuk kitaplarını ele alan birçok bilimsel araştırma yapılmaktadır. Bu araştırmalar genellikle resimli kitaplar aracılığıyla değerler eğitimi gibi konulara ağırlık vermektedir. Fakat alandaki uzmanlar çocuk kitaplarının özellikle dilbilimsel olarak incelenmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Bu çalışmada okul öncesi çocuklara yönelik Türkçe ve Almanca resimli kitaplardaki sözbilimsel yapılar karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve resimli çocuk kitaplarına metin dilbilimsel bir bakış sunulmuştur. Sözbilimsel yapıların analizinde Mann ve Thompson tarafından geliştirilen sözbilimsel yapı kuramı kullanılmıştır. Sözbilimsel yapı kuramı, bir metni oluşturan ardışık cümleler arasındaki anlamsal ilişkileri tespit eder ve metin tutarlılığının nasıl organize edildiğini ortaya çıkarır. Bu bağlamda, Türkçe resimli kitaplarda tutarlılığın en çok sıralama ve ek bilgi ilişkileriyle sağlandığı görülmüştür. Almanca resimli kitaplardaysa ek bilgi ve neden-sonuç ilişkileri metin tutarlılığı için en çok kullanılan sözbilimsel ilişkilerdir. Çalışmadaki bulgular Türkçe resimli kitapların anlaşılabilmesi için okurun çok sayıda metin tabakasını iyi bir şekilde anlaması gerektiğini göstermektedir. Çocuk kitaplarındaki metinlerin organizasyonunda görülen bu farklı sözbilimsel yapılardan hangisinin okumayla ilgili alanları nasıl etkilediği sorusu henüz bu alanda yeterince deneysel çalışma olmadığı için yanıtsızdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lise Öğrencilerinin “İngilizce” Kavramına İlişkin Algılarının Metaforik Olarak İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57646</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57646</guid>
      <author>Onur KÖKSALHarun YILMAZ  </author>
      <description>İletişim, toplumların ve insanların uyum içinde yaşaması ve birbirini anlaması için çok önemli bir faktördür. Birbirini anlamayan toplumlar ve halklar kaçınılmaz olarak çatışma yaşarlar. Günümüzde iletişimin önemi daha iyi anlaşılmakta ve buna daha fazla yatırım yapılmaktadır. Bugün dünyanın birçok ülkesinde farklı milletlerle iletişim kurmak için İngilizce kullanılmaktadır. Günümüz dünyasına ayak uydurabilmek ve gelişmeleri takip edebilmek için İngilizce her zamankinden daha önemli. Öğrencilerin bu çağa ayak uydurabilmeleri için İngilizceye hakim olmaları gerekmektedir. Bu çalışma, lise öğrencilerinin "İngilizce" kavramına ilişkin bilişlerini metaforik bir şekilde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini 100 kız ve 100 erkek olmak üzere 200 lise öğrencisi oluşturmuştur. Çalışmada kullanılan veriler 2019-2020 eğitim öğretim yılının Ekim (2019) ayında Google E-Tablolar üzerinden toplanmıştır. Bilgilendirilmiş Onam Formu (BGOF) çevrimiçi olarak yüklenmiştir.  "Araştırma için gönüllü olmak istiyorum" seçeneğini işaretleyen öğrencilere kişisel bilgi formu ve "İngilizce  …    … … gibidir" yazan bir anket gönderilmiştir. Dört temel soruya yanıt aranmaktadır. (1)Lise öğrencilerinin İngilizce kavramlar için sahip oldukları metaforlar nelerdir? (2) Öğrencilerin İngilizce kavramları hakkında en çok ürettiği beş metafor nedir? (3) Öğrenci tarafından üretilen metaforların ortak özellikleri göz önüne alındığında, bunlar hangi kavramsal kategorilerle sınıflandırılabilir? (4) Öğrencinin cinsiyeti, sınıfı, veli eğitim durumu ve okul türü değişkenleri bu kavramsal kategorilerin ortaya çıkmasındaki etkisi nedir? Yapılan araştırmada temel olarak bu soruların cevaplarını aranmıştır. Fenomenolojik modeller, araştırmalarda kullanılan nitel araştırma yöntemlerinden biridir. Bu araştırmada bireylerin olgulara nasıl anlamlar yüklediğini araştırmak için kullanılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi teknikleri ve SPSS (Statistical Software Package for Social Sciences) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 200 öğrencinin toplam 70 farklı metafor ürettiği görülmüştür. Öğrenciler tarafından en çok kullanılan metaforların İşkence (16), Eziyet (14), Köprü (10), Matematik (8) ve Anahtar (8) olduğu tespit edilmiştir. Öğrenciler tarafından üretilen metaforlar 4 farklı kavramsal kategori (Olumsuz, İhtiyaç, Nesne ve Eğlence Kaynağı) altında toplanmıştır. Araştırma sonucundan yola çıkılarak çeşitli önerilere yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nazan Bekiroğlu’nun Palempsest Romanı Kehribar Geçidi’nde Anlatısal Tercihler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57629</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57629</guid>
      <author>Gülsün NAKIBOĞLU</author>
      <description>Nazan Bekiroğlu &lt;em&gt;Kehribar Geçidi&lt;/em&gt; romanında Ashâb-ı Kehf kıssasını ve Yedi Uyurlar efsanelerini özgün bir şekilde kurguya taşımaktadır. Palempsest anlatılar, eski anlatıların üzerine inşa edilen anlatılar olup yapıları itibariyle çok katmanlıdırlar. Bir palempsest anlatı özelliği arz eden romanın incelenmesinde roman dokusundaki anlatı katmanlarının tek tek kaldırılarak palempsest anlatının temeline yerleştirilen anlatının (kök anlatının) belirlenmesi, süreklilik ilişkilerinin ve anlatı katmanları arasındaki etkileşimlerin ortaya konulması, yazarın anlatısal tercihlerinin palempsest anlatıyı nasıl ve ne şekilde yönlendirdiğinin tespit edilmesi makalede hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda romanın incelenmesi neticesinde yazarın romanına palempsest kök anlatı olarak Ashâb-ı Kehf kıssasını seçtiği tespit edilmektedir. Kıssayı anlatısal bir iskelet olarak seçen yazar romanını kurgularken kıssanın boş bıraktığı alanları doldurmayı tercih etmekte ve kıssayla çelişmemeye özen göstermektedir. Kıssanın batınî yorumunu anlatının anlam dairesini inşa etmekte kullanmaktadır. Pek çok Yedi Uyurlar efsanelerinden beraberce faydalanan yazarın efsanelerin anlatısal bağlayıcılığını en aza indirdiği görülmektedir. Efsanelerdeki zaman ve mekân, kişi isimlerini değiştirmekte, kişileri birer karaktere dönüştürerek kurgulamayı tercih etmektedir. Kehf Suresi’nde yer alan kıssadaki “Ashâb-ı Rakîm” ifadesine romanda özel bir önem verilmekte ve rakîm ifadesini karşılayacak çeşitli göstergeler kurgulanmakta böylece Yedi Uyurlar anlatılarına özgün bir katkı sağlanmaktadır. Zaman ve mekân kaydırmalarında hem dinî hem de eleştirel kurgusal kazanımların gözetildiği tespit edilmektedir. Palempsest kök anlatı seçiminin diğer anlatı katmanlarını ve romanı bağlayıp yönlendirdiği noktalar, yazarın anlatısal tercihlerinin bu etkilere göre nasıl şekillendiği makalede delilleriyle ortaya konulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cemil Süleyman’ın Siyah Gözler Romanında Cinsiyet Rollerine Dair Bir Çözümleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62225</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62225</guid>
      <author>Alev ÖNDER</author>
      <description>Fecr-i Âti topluluğunun önemli yazarlarından Cemil Süleyman Alyanakoğlu’nun eşinden ayrılmış yalnız bir kadının erkek bir karakter ile ilişkisinin anlatıldığı &lt;em&gt;Siyah Gözler&lt;/em&gt; romanı, toplumsal cinsiyet rollerine dair bir okuma olanağı sağlar.  Romanın merkezinde isimsiz bir kadının çelişki ve çatışma dolu iç dünyası yer alırken erkek karakterin arka planda olması dikkat çeker. Bu çalışmada erkek yazar tarafından üretilmiş metinde kadınlık ve erkekliğe dair temsiller değerlendirilmektedir. Kadın karakterin psikososyal yapısına ışık tutan romanda erkeğin sesinin nasıl duyurulduğu sorgulanmaktadır. Çalışmanın amacı kıskançlığı, şüpheleri, hezeyanları ve korkuları ile betimlenen kadının ve erkeğin konumunun eserde yansıtılma biçimini değerlendirmektir. &lt;em&gt;Siyah Gözler&lt;/em&gt; romanında ataerkil toplumun kadın erkek ilişkilerine bakış açısı ortaya konulurken dönemin sosyo-kültürel yapısına dair önemli bilgiler de aktarılmaktadır. Bu çalışmada esere dönük eleştiri ile toplumsal cinsiyet rolleri, kadın ve erkek imgesi ele alınmaktadır. Erkek egemen topluma ayna tutulan eserde boşluklar ve söylenmeyen hususların işlevine dikkat çekilir. Metindeki hiyerarşik yapı unsurları tespit edilirken kadın ve erkek karakterlerin benlik inşa süreci tahlil edilir. Romanda cinsiyetçi güç ilişkilerinin hem kadın hem de erkeğin kimliğine yansımalarının ortaya konulması amaçlanmaktadır. Feminist eleştirinin ışığında kadınlık ve erkeklik kavramlarının anlam dünyası irdelenirken kültürel kodların karakterlerin hem kendileri hem de çevre ile ilişkilerine etkisi ortaya konulmaktadır. İç ve dış baskı unsurlarının özellikle kadın karakterde yarattığı değişimin yansıtılma biçimi değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Afganistan’daki Türk Topluluklarının Dilleriyle İlgili Yapılan Çalışmalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58046</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58046</guid>
      <author>Gökhan ÖZTÜRK</author>
      <description>Türkoloji (Türklük bilimi) araştırmaları Türkiye’de ve başka ülkelerde üniversiteler, enstitüler ve diğer araştırma kurumları tarafından uzun yıllardan beri sistemli bir şekilde yapılmaktadır. Daha önceden yapılmış bilimsel çalışmaların bilinmesi ve yapılacak araştırmalarda kullanılması, Türkoloji araştırmaları için, diğer bilim dallarında da olduğu gibi, son derece önem arz etmektedir. Çok sayıda Türk topluluğunun bulunduğu Afganistan, Türkoloji araştırmaları için hayati öneme sahip bir ülkedir ve Türkoloji malzemesi açısından çok zengindir. Afganistan’da konuşulan dillerin sayısı çok fazladır. Bu durum, ülkenin coğrafî konumundan kaynaklanmaktadır. Afganistan eski zamanlardan beri, Hindistan’a gidecek olan insanların kullandığı en uygun geçiş noktası olmuştur. Bu insanlar her zaman, şu anda Afganistan'da yaşayan insanlarda veya onların dillerinde bir şekilde iz bırakmışlardır. Bu durum, günümüzde ülkenin çok çeşitli dil ve nüfus haritasına sahip olmasına sebebiyet vermiştir. Nüfusun en önemli kısmını İranlı veya Hint-İran asıllı olanlar oluşturmaktadır. Afganistan nüfusunun Türklerden ve Moğollardan oluşan, İranlı olmayan kısmı konusunda yapılan dilbilimsel ve etnolojik çalışmalar yeterince bilinmemektedir. Bundan dolayı bu çalışmada, Afganistan’daki Türk topluluklarının dilleriyle ilgili yapılan çalışmalar üzerine açıklamalı bir bibliyografya hazırlamak amaçlanmıştır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Afganistan’daki Türk toplulukları hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, okuyup kısa tanıtımlarını yaptığım Afganistan’da konuşulan Türk dillerinden Özbek, Türkmen, Kırgız, Kazak Türkçeleri ve Güney Oğuzca (Afşarca) ile ilgili yayınlar listelenmiş ve abece sırasıyla kitabiyat künyeleri yazılmıştır. Üçüncü bölüm ise dizinden oluşmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sözcük ve Sözlük Bilimi Açısından Ferağî’nin Çağatay Türkçesi Sözlüğü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58022</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58022</guid>
      <author>Farhad RAHİMİ</author>
      <description>İran sahasında ‘Alí Şír Nevāyí’nin eserlerini anlamak üzere hazırlanmış Çağatay Türkçesi sözlüklerinden bir tanesi Ferāġí’nin sözlüğüdür. Bu çalışmanın amacı 1642’de İran’da Muģammed bin Żiyā’u’d-dín el-Ģüseyní Ferāġí tarafından Safevi şahı Ŝafí bin Ŝafí adına yazılan &lt;em&gt;Miftāģu’l-Luġat&lt;/em&gt; adlı Türkçe-Farsça sözlüğü incelemek, eserden elde edilen sözcüksel ve sözlüksel malzemeyi ortaya koymak ve başka eserlerle karşılaştırarak bu eserin Türk dilinin gelişme sürecine olan katkısını belirlemektir. Aynı zamanda Çağatay Türkçesi metinlerinin okunması ve değerlendirilmesinde karşılaşılan sorunların bu çalışma sayesinde giderilmesi ve böylelikle de Türk dil biliminin bazı sorunlarının çözülmesi amaçlanmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm olan “Giriş” bölümünde eser hakkında kısaca bilgi verilmiş; “Eserin Sözcük ve Sözlük Bilimi Açısından Değerlendirilmesi” başlığı altındaki ikinci bölümde ise sözlüğün sözcük ve sözlük bilimsel incelemesi yapılmıştır. “Eserin Sözcük ve Sözlük Bilimi Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı bölümde “Eserin Düzeni”, “Yazım ve Söyleniş Biçimi”, “Ses Bilgisi”, “Söz Varlığı”, “Tanıklar”, “Maddelerin ve Örneklerin Başka Sözlüklerle Karşılaştırılması”, “Yanlış Maddeler ve Örnekler”, “Ses Bilgisi Yanlışları”, “Yazım ve Söyleniş Biçimi Yanlışları” ve “Köken Bilgisi” alt başlıkları ile bu gibi konular üzerinde durularak eser incelenmniştir. Bu bölümün “Maddelerin ve Örneklerin Başka Sözlüklerle Karşılaştırılması” kısmında sahanın en önemli sözlüklerinden olan &lt;em&gt;Senglaĥ&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Abuşķa&lt;/em&gt;, ayrıca &lt;em&gt;Bedāyi‘ü’l-Luġat&lt;/em&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;ve Naŝírí’nin sözlüğü ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Çalışma, İran-Tahran Milli Ktp., nr. 5-19055 el yazması nüshasına dayanmaktadır. Bu eser &lt;em&gt;Ferağî’nin Çağatay Türkçesi Sözlüğü&lt;/em&gt; adıyla 2021 yılında TDK tarafından yayımlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Keşanlı Zihnî ve Dîvânı’nın Yeni Tespit Edilen Müellif Nüshası Üzerine</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62052</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62052</guid>
      <author>Muhammet NALBAT</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatı şairleri, çeşitli şiirlerini divan adı verilen eserlerde toplamışlardır. Geçmişten günümüze kalan divanlar şairlerin hayatları, edebî şahsiyetleri ve şiirleri ile ilgili önemli bilgileri ihtiva etmektedir. Dolayısıyla Türk edebiyatının farklı dönemlerine ait yazma divanlar, Türkoloji sahasındaki araştırmacılar tarafından birçok ilmî çalışmaya konu edilmiştir. Ancak üzerinde ilmî çalışma yapılan bazı divanların çeşitli sebeplerden dolayı, müellif nüshasına ulaşılamamaktadır. Bu durum söz konusu divan veya müellif hakkında tam ve doğru malumatın elde edilmesini zorlaştırmaktadır. Bu makalede İspanya Milli Kütüphanesi El Yazmaları Bölümü MSS/12203 numarada kayıtlı olan ve Zihnî mahlaslı şair Seyyid Mehmed Sa’îd Keşânî’ye ait &lt;em&gt;Dîvân&lt;/em&gt;’ın yeni bir nüshası, müellif nüshası, tanıtılacaktır. Bugüne kadar ilmî çalışmalarda kullanılmayan ve bir külliyat mahiyetinde olan bu nüsha, gerek ihtiva ettiği yeni manzumeler gerekse eserin müellifi hakkında verdiği yeni bilgiler bakımından önemlidir. Makalenin “Giriş” bölümünde 18. yüzyıl Osmanlı şiiri hakkında kısa bir malumat verilecektir. Daha sonraki bölümlerde ise sırasıyla, Keşanlı Zihnî’nin hayatı, edebî şahsiyeti, eserleri üzerinde durulacaktır. Ardından &lt;em&gt;Dîvân&lt;/em&gt;’ın İspanya nüshası şekil ve muhteva özellikleri bakımından değerlendirilecektir. Son bölümde ise &lt;em&gt;Keşanlı Zihnî Dîvânı&lt;/em&gt; üzerine yapılan çalışmalar kısaca değerlendirilip şair Zihnî ve &lt;em&gt;Dîvân&lt;/em&gt;’ı hakkında daha önce ortaya konulan bazı yanlış malumat düzeltilmeye çalışılacaktır. Böylece 18. yüzyıl şairlerinden Zihnî mahlaslı Seyyid Mehmed Sa’îd Keşânî ve &lt;em&gt;Dîvân&lt;/em&gt;’ı hakkında elde edilen yeni bilgiler ve bulgular araştırmacıların istifadesine sunulmuş olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cahit Zarifoğlu’nun Poetikası ve Şiir Dili</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54853</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54853</guid>
      <author>Gökçen SEVİM</author>
      <description>Cahit Zarifoğlu, modern Türk şiirinde yer alan, yaşadığı dönemin olaylarına kayıtsız kalmayan, Müslüman kimliği ve İslami duyarlılığı ile öne çıkan, hayatının çeşitli evrelerinde yaşadıklarını eserlerine yansıtan şair/yazardır. Edebiyatçı kimliğini şiiriyle özdeşleştiren Cahit Zarifoğlu; masal, günlük, piyes, roman, hikâye gibi faklı edebî türlerde eserler verir. O, farklı anlatı türlerinde eser vererek kendisini bu şekilde yenilediğini söyler ve verimli olduğunu düşünür. 1960 sonrasında şiirlerini kaleme almaya başlayan Zarifoğlu, kuramsal yazılar kaleme almadığı gibi kendi şiir teorisi hakkında konuşmayı/yazmayı sevmez. Özellikle o, şiirinin ne anlattığı konusu üzerinde sessiz kalmayı tercih eder. Zarifoğlu, 1970 sonrasında şiirlerinde gerek dil gerekse içerik noktasında değişime gider. Her ne kadar Cahit Zarifoğlu’nun şiir poetikası değişkenlik gösterse de o, kendine özgü üslubunu; farklı söyleyişini ve kendigenliğini/özgünlüğünü kaybetmez, kendisine ayrı bir yol çizer.  Her türlü kuram ve öğretiden uzak duran şairin, genel olarak şiir sanatı ve problemleri hakkındaki görüşleri; söyleşi, mektup, tartışma, makale gibi değişik kaynaklarda dağınık bir hâlde bulunur. Şiir teorisi hakkında konuşmayı sevmeyen Zarifoğlu’nun poetikasını ve şiir dilini açımlayabilmek adına M. Orhan Okay’ın “&lt;em&gt;Poetika Dersleri” &lt;/em&gt;adlı kitabı temel alınarak: Tarifler/Şiir Hakkında Umumi Tarifler, Dış Yapı, Dil, Sanatların Tedahülü, İç Yapı, Muhteva ve Şiir Okuyucusu şeklinde ayrılan tasniflere/metodolojiye uygun olarak incelenecektir. Bu minvalde Cahit Zarifoğlu’nun poetikası ayrılan tasnifler doğrultusunda daha açık/belirgin hâle getirilmeye çalışılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Türkçesi Fizyonomi Terimleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62692</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62692</guid>
      <author>Ali Kemal ŞAŞŞenol AYDIN  </author>
      <description>Türkler, tarih boyunca oldukça geniş bir coğrafyada hüküm sürmüş ve tarihte derin izler bırakmış pek çok medeniyetin inşasında öncü roller üstlenmiştir. Bu durumun tabii bir neticesi olarak Türk dili farklı dönemlerde kültür dili hüviyeti kazanmış ve pek çok medeniyet merkezinde sayısız Türkçe eser kaleme alınmıştır. Bu medeniyet merkezlerinin en önemlilerinden biri de Anadolu’dur. Türkler, Anadolu’yu yurt tuttuktan sonra değişik alanlarla ilgili pek çok eser vücuda getirmiştir. Bu eserler başlangıçta çoğunlukla tercümelere dayalıydı. Ancak zaman içerisinde Türk dilinin zenginleşmesi ve kültürel derinliğin sağlanmasıyla telif eserler ön plana çıkmaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarında bilimsel eserler daha ziyade Arapça ve Farsçadan tercüme edilerek dilimize kazandırılmıştır. Bu dönemde kaleme alınmış eserler içerisinde fizyonomi literatürünün Türkçeleşmesini sağlayan kıyafetname veya firasetnemelerin önemli bir yeri vardır. Fizyonomi, kökleri çok eskilere gitmesine ve Antik Yunan’da bilim hüviyeti kazanmasına rağmen özellikle Orta Çağ boyunca, Yunanca kaynaklara dayanan Arapça tercümeler vasıtasıyla dünyaya yayılmıştır. Bizdeki ilk fizyonomi metinleri de çoğunlukla Arapça eserlerin tercümelerine dayanmaktadır. Zaman içerisinde bu alanda yarı telif yarı tercüme eserler ortaya çıkmıştır. Osmanlı Türkçesi fizyonomi terimlerini belirlemeyi hedefleyen bu çalışmada öncelikle fizyonominin doğuşu ve kadim medeniyetlerdeki durumu özetlenmiş, sonrasında temel fizyonomi metinleri tanıtılmıştır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde fizyonominin Avrupa ve İslam coğrafyasındaki gelişimi değerlendirilmiş ve Osmanlı Dönemi’ne ait Türkçe fizyonomi çalışmaları hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmada Osmanlı Türkçesiyle yazılmış telif ve tercüme yirmi iki eser incelenmiş ve bir kısmı bugün için arkaikleşmiş iki yüz otuz beş terim tespit edilmiştir. Tespit edilen bu terimler; etimolojik kökenleri, anlamları ve bulundukları eserlerle birlikte alfabetik olarak dizilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kadın Tasvirlerinde İlk Kadın Yazarların Tavrı ve Erkek Dilinden Sapmalar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62512</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62512</guid>
      <author>Burcu UŞAKLI SANDAL</author>
      <description>Sanat ve edebiyat eserleri ister Doğu geleneğiyle isterse Batılı bir anlayışla şekillenmiş olsun her iki durumda da erkek egemen sistemin kuralları çerçevesinde gelişmiştir. Türk edebiyatı da başlangıçtan itibaren genel anlamda ataerkil bir kimliğe sahiptir. Erkek yazarların dünyasında var olma çabası gösteren kadın yazarlar, geleneğin kendilerine sunduğu kimliği kabulle bir şekilde sistem içine dâhil olmaya çabalarlar. Tanzimat’ın ilk yılları ile Ara Nesil’de eser veren kadın yazarlarımızda da aynı çabanın izleri görülür. Kadın yazarlar bu ilk yıllarda genel itibariyle erkek egemen söylemin sürdürüldüğü eserler kaleme almıştır. Ancak bu dönemin kadın yazarlarının eserlerini özellikle kadın tasviri bağlamında değerlendirdiğimizde bu durumun aksi olan örneklere rastlanmıştır. Bu örnekler tespit edebildiğimiz kadarıyla daha çok kadın bedenlerini tasvir konusunda öne çıkar. Öyle ki kadın yazarlar kadın bedenini tasvir ederken bazı noktalarda erkek yazardan ayrılır. Bu bir anlamda kadın dilinin ilk izlerine ulaşmanın da göstergesi olabilir. Özellikle dönemin önemli yazarlarından Fatma Aliye’nin kimi eserlerinde, erkek dilinden sapmalar şeklinde yorumlanabilecek bir üslup farklılığından söz etmek mümkündür. Ancak Fatma Aliye’nin kadın tasvirlerinde sıklıkla karşılaşılan bir ikilem hâlinin olduğu da görülmüştür. Bu sebeple çalışmamızda Tanzimat’tan Servet-i Fünun’a edebiyatımızda adından söz ettirmiş kadın yazarların -özellikle de Fatma Aliye’nin- 1901’e kadar yayımlanmış olan romanlarındaki kadın tasvirlerinde erkek yazardan farklı olan ifadeler ve yazarın kadın tasviri konusunda yaşadığı ikilem incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Azerbaycan Sözlü Kültür Örneği Meyxanalar ve Söz Edim Kuramı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57831</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57831</guid>
      <author>Hayrettin YİĞİT</author>
      <description>İletişim, gönderici ile alıcı arasında belli bir bağlam içerisinde gerçekleşmektedir. Bağlam içerisinde oluşturulan her ileti, dilin işlevlerine bağlı olarak şekillenmekte ve alıcı buna göre eyleme geçmektedir. Göndericinin ifade ettiği sözcükler, tümceler ve metinler amaca uygun olarak işlevlerini yerine getirirken alıcı üzerinde edimler ve etkiler meydana getirmektedir. Bu edimler gönderici/alıcı bağlamında düzsöz, edimsöz ve etkisöz ulamları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Azerbaycan edebiyatı, Batı Türkçesi içerisinde gelişmiş, üretken ve zengin bir edebiyattır. Bu üretkenliğinin ve zenginliğinin oluşmasında Azerbaycan sözlü halk edebiyatı önemli bir yere sahiptir. Azerbaycan folklorik unsurlarından biri olan meyxana sanatı da Türkçenin zenginliğini ve işlekliğini gösteren ve son zamanlarda sözlü halk edebiyatında ilgiyle takip edilen bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır. Azerbaycan Türkçesinin sözlü ürünlerinden olan meyxanalar, söz meclislerinde en az bir kişinin bir konu üzerine doğaçlama olarak içerisinde mizahi unsurlar barındıracak şekilde söyledikleri küçük kafiyeli şiirlerdir. Meyxana ustaları dinleyicilerin de olduğu bir ortamda halkın gündelik yaşamdaki problemlerini, kaygılarını, sevinç ve üzüntülerini, istek ve arzularını bu şiirlerle ifade etmektedir. Meyxana ustası hem muhatabını hem de dinleyicileri harekete geçirerek onları farklı duygu ve düşüncelere sevk etmektedir. Oluşturulan durum ve koşullar içerisinde belli kişiler, belirli işleyiş içinde söyledikleri her sözceyle sözedim kuramının düzsöz edimi, edimsöz edimi (hüküm belirticiler, erk belirticiler, sorumluluk yükleyiciler, davranış belirticiler ve serimleyiciler) ve etkisöz edimlerine benzer edimler göstermektedir. Bu araştırma makalesinde Azerbaycan folklorik unsurlarından biri olan meyxana türünün söz edim kuramının özelliklerini ne şekilde yansıttığı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Söz edim kuramına ait bütün unsurlar, 1993 yılında Balasadıq tarafından yayımlanmış olan “Meyxanalar” adlı eserden alınan örnekler üzerinden incelenmiş ve kendine özgü kuralları olan meyxanaların da söz edim kuramının gerçekleşme şartlarına uygun olarak edim türlerini oluşturduğu ifade edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yan Metinsel Görünürlük ve Metin Dışı Görünürlük Üzerinden Çevirmen Celal Üster’in Çeviri Politikası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57816</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57816</guid>
      <author>Halise GÜLMÜŞ SIRKINTI</author>
      <description>Bu çalışma, Türk yazın dizgesine yaklaşık doksan çeviri eser kazandırmış, aynı zamanda yayıncılık ve gazetecilik alanlarında da önemli işlere imza atmış olan Celal Üster’in çevirmen profilini ve çeviri politikasını yan metinsel ve metin dışı çevirmen görünürlüğü üzerinden irdelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın kavramsal çerçevesini, Kaisa Koskinen’in Lawrence Venuti’nin görüşlerinden yola çıkarak ortaya koyduğu yan metinsel görünürlük [paratextual visibility] ve metin dışı görünürlük [extratextual visibility] kavramları oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle Üster’in öz yaşam öyküsü çevirmenliği doğrultusunda yorumlanarak incelenmekte ve Türk yazın dizgesine kazandırdığı çeviri eserler betimlenmektedir. Ardından, Koskinen’in (2000: 99) yan metinsel görünürlük ve metin dışı görünürlük kavramları doğrultusunda Üster’in çeviri politikası incelenmektedir. Üster’in çeviri üzerine verdiği röportajları, çevirilerine eklediği ön söz, son söz ve dipnotları ile çeviri deneyimlerini anlattığı &lt;em&gt;Bir Çevirgenin Notları&lt;/em&gt; başlıklı eseri üzerinden yan metinsel görünürlüğü, çevirmenliği ve yayıncılığı üzerine kaleme alınan &lt;em&gt;Celal Üster İçin: Çeviri Uğraşında 50 Yıl&lt;/em&gt; başlıklı eserden yola çıkılarak ise metin dışı görünürlüğü araştırılmakta, Üster’in çevirmen profili ve çeviri politikası tartışılmaktadır. Üster’in yan metinsel ve metin dışı görünürlüğünün incelenmesi sonucunda her ne kadar Üster Çeviribilim/ Mütercim Tercümanlık bölümlerinden mezun bir çevirmen olmasa da elli yıl boyunca edindiği çeviri tecrübesi ile tıpkı bu bölümlerde geleceğin çevirmenlerine kazandırılması amaçlanan çeviriye geniş açıdan yaklaşabilme, kaynak metin analizi yapabilme, yazarı, dönemi detaylı bir şekilde araştırabilme, çeviriyi ikincil bir ürün olarak görmeme, çevirinin anlam aktarımının çok daha ötesinde bir edim olduğunun farkında olma yetilerini kazanmış, bilinçli bir çevirmen olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ayşegül Acevit’in Zu Hause in Almanya Eserinde Kültürel Hibritlik</title>
      <link>https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62238</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/language?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62238</guid>
      <author>Talat Fatih ULUÇ</author>
      <description>Günümüzde birçok insan farklı nedenlerle farklı ülkelerde birlikte yaşamaktadır. Türklerin 1960'larda Almanya'ya göç etmesi ise buna önemli bir örnek olarak gösterilebilir.  Bu göçün en önemli yansımalarından biri de ikinci ve üçüncü kuşağın da Almanya'ya yerleşmesi ve Alman edebiyatı gibi çeşitli alanlarda başarılı olmasıdır. Bu duruma Almancayı edebi dil olarak kullanmaları da etki etmiştir. Söz konusu kuşakların Almanya'daki tüm sosyalleşme sürecinden geçmeleri Almancaya hâkim olmalarında rol oynamıştır. Aslında, bu durumdaki insanlar, Alman ve Türk kültürleri arasındaki önemli farklılıkları tanıdıkları ve belirli özellikleri kabul eden veya reddeden melez bir kimlik geliştirdikleri üçüncü bir alana kucak açarak daha fazla karakterize edilmektedir. İki kültürün etkileşimi yeni davranışlara yol açabilmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, Ayşegül Acevit'in &lt;em&gt;Zu Hause in Almanya&lt;/em&gt; adlı eserinde yer alan kısa öykülerdeki kültürlerarasılık boyutunu içeren çözümlemeleri örneklerle göstermektir. Buna paralel olarak eserdeki kısa öyküler incelenecek ve farklı kültürlerin nasıl karşılıklı etki altında olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Farklı kültürler bir arada olduklarında hiç kuşkusuz birbirlerini etkilemektedirler. Edebi eserler, farklı kültürlerle bir arada yaşamayı göstermek için yadsınamaz kaynaklar olarak değerlendirilebilir. Bu doğrultuda Acevit, Türk ve Alman kültürleriyle iç içe olmanın getirdiği etkiyle kültürlerin nasıl karıştığını ve belirli bir etki altında olduğunu görebildiğini eserinde örneklerle sunmaktadır. Bunun bir yansıması olarak çalışmada farklı kültürlerin karşılıklı etki altında olduğu ifade edilmeye çalışılmıştır. İki kültürle yetişmek, kültürlerin birbirleriyle etkileşime ve içiçe girmelerini görmeyi kolaylaştırdığını somutlaştırmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


