






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Turkish Studies-Economics,Finance,Politics, Yıl 2020 Sayı Volume 15 Issue 2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1088</link>
    <description>Turkish Studies-Economics,Finance,Politics</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, ANKARA&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title> GARCH Modeli ve DVM – EKK Regresyonu ile Kripto Para Fiyat Öngörüsü: Bitcoin Fiyatı Üzerine Bir Uygulama</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42926</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42926</guid>
      <author>Hayri ABAR</author>
      <description>Bu çalışmada amaç Bitcoin gibi kripto paralar için başarılı öngörülerin farklı yöntemlerle elde edilip edilemeyeceğinin belirlenmesidir. Çalışmada Bitcoin fiyatlarının (Bitcoin/$) kullanılma nedeni bu kripto para biriminin hala piyasada en yaygın kullanılan kripto para birimi olması ve kripto para birimleri piyasasının genel durumunu başarılı bir şekilde temsil edeceği düşüncesidir. Finansal piyasalara ait seriler spekülasyonlar gibi bazı nedenlerle dalgalanmalar içerebilmektedir. Ayrıca genellikle doğrusal olmayan değişimler içermektedir. Bu gibi özellikleri, finansal zaman serileri için öngörülerin elde edilmesinde başarısızlıklara yol açmaktadır. Bu çalışmanda klasik zaman serisi modellerinden GARCH modeli ve bir makine öğrenme yöntemi olan DVM – EKK yöntemiyle Bitcoin fiyat serisine ait kestirimler elde edilmiş, model performansları karşılaştırılmıştır. Çalışmada 01 Ocak 2017 – 29 Şubat 2020 dönemi, 1155 günlük Bitcoin fiyat serisi (   ) kullanılmıştır. Her iki modelde de Bitcoin fiyat serisi ve bu seriye ait oynaklıklar kullanılmış, dışsal değişkenler modellere dâhil edilmemiştir. Her iki modele göre de öngörüler 1 ay, 2 ay ve 3 aylık periyotlar için elde edilmiştir. GARCH ve DVM – EKK modelleri için MAPE oranlarına göre örneklem dışı başarılı öngörü oranları sırasıyla 1 ay için %98,0347 – %95,3423; 2 ay için %97,9544 – %96,1307 ve 3 ay için %98,1272 – %91,4874’dir. GARCH modeli her üç periyot için de daha başarılı sonuçlar elde edilmesini sağlamıştır. Çalışmanın bulgusu GARCH modelinin kripto para fiyat serisi için öngörülerin elde edilmesinde kullanılabileceği yönündedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Banka Tipi Kârlılığı Etkiler mi? Konvansiyonel ve İslami Bankalar Üzerine Ekonometrik Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42735</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42735</guid>
      <author>Ümran Münire KAHRAMANSuna AKTEN ÇÜRÜK , Mine IŞIK</author>
      <description>Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de bankalar ülke ekonomisi içinde oldukça etkin bir konuma sahiptir. Sermaye birikiminin reel yatırımlara aktarılmasını sağlayan bankacılık sektörü 2005 yılında yapılan düzenlemeyle birlikte, mevduat bankaları, kalkınma ve yatırım bankalarının yanı sıra katılım bankalarını da içine almıştır. Böylece felsefesi ve ilkeleri farklı olan iki banka tipi, aynı rekabet ortamında aynı düzenlemelere tâbi olarak faaliyet gösterme imkânı bulmuştur. Kârlılık, işletmelerin hayatını devam ettirebilmesi açısından dikkatle incelenmesi gereken bir meseledir. Bankacılık ise küresel kriz sürecinde bile açıkladığı kârlılık rakamları ile analiz edilmeye değer bir sektördür. Bu çalışmanın amacı, bankaların karlılığını etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada, Türk Bankacılık Sektöründe faaliyet gösteren ve 2006-2018 yılları arasında düzenli veriye sahip 3 katılım bankası ile 16 konvansiyonel banka verileri kullanılmıştır. Çalışmada betimsel ve çıkarımsal istatistik yöntemlerinden faydalanılmıştır. Bağımsız iç değişkenler, banka tipi, aktif büyüklüğü, kredi riski, likidite riski, faaliyet verimliliği, sermaye yapısı; bağımsız dış değişkenler, enflasyon ve GSMH büyüme oranı; bağımlı değişkenler ise öz kaynak karlılığı ve aktif karlılığı olarak alınmıştır. Panel&#13;
verinin yatay kesit birim sayısı , her bir yatay kesit birimi için elde edilen zaman birimi sayısı ise&#13;
’dir. Veri seti toplam 988 gözlemden oluşmaktadır. Veri çözümlemesinde Stata paket programından faydalanılmıştır. Çalışma analiz dönemi, değişkenler ve örneklem bakımından yapılmış olan diğer çalışmalardan ayrışarak, literatüre katkı sağlamaktadır. İlk olarak, bankacılık tipinin kârlılık üzerindeki etkisi incelenmiştir. Aktif kârlılığın bağımlı değişken olduğu bir panel veri regresyonu oluşturularak hipotez testleri sınanmıştır. Benzer şekilde özsermaye getiri oranı değişkeni için de regresyon sonucu elde edilmiştir. Sonuçta, banka tipinin (konvansiyonel/katılım) öz kaynak karlılığı ve aktif karlılığı üzerindeki etkisini test eden modellerde, önemli düzeyde bir etki tespit edilememiştir. İkinci aşamada; banka tipine göre değişkenlerin farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla t testi yapılmıştır. Sonuçta faaliyet verimliliğinin, banka büyüklüğünü temsil eden aktif toplamının, likidite riskinin ve finansal riskin, konvansiyonel bankalara göre katılım bankalarında anlamlı düzeyde daha düşük olduğu sonucu elde edilmiştir.&#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dış Ticarette Antrepoların Güvenli ve Etkin Yönetilmesi Kapsamında Kamera Sistemi Uygulamaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41603</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41603</guid>
      <author>Murat ARSLANDEREAhmet Alper SAYIN</author>
      <description>Dış ticaret günümüz ekonomileri için vazgeçilmez bir dinamik olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda artan küresel rekabet ortamında dış ticaret operasyonları yürütülürken kalite, maliyet ve güvenlik unsurlarına azami dikkat edilmektedir. Bu unsurları doğrudan ve dolaylı yönden etkileyen bütün işler de özenle yürütülmeye ve geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda dış ticarette önemli bir konumu olan ve üzerinde dikkatle durulması gereken donelerden biri de antrepolardır. Antrepolarda işlemler gerçekleştirilirken yasa dışı işlemler, kaçak ürünler, hırsızlık vb. olayların olmasını engelleme noktasında, güvenlik sağlama çabaları ve işlemlerine yüksek oranda önem verilmesi gereklidir. Bu açıdan kamera sistemlerinin konumu özenle değerlendirilmesi gereken bir konudur. Türkiye’de son yıllarda yapılan yönetmelik değişiklikleri ile antrepolarda kamera sistemleri uygulanması belirli standartlar dahilinde zorunlu hale getirilmiştir. Bu çalışmada sözkonusu kamera sistemi uygulamalarının antrepolara ve dış ticarete etkilerini açıklamak için, nitel bilimsel araştırma tekniği olarak derinlemesine mülakat ve içerik analizi tekniklerinden faydalanılmıştır. Mersin Gümrüklü Antrepocular Derneği ile derinlemesine mülakat yapılmış, buna ilave olarak konu ile ilgili devletin resmi yönetmelikleri incelenerek içerik analizi gerçekleştirilmiş ve bulguları paylaşılmıştır. Sözkonusu yeni kamera sistemi uygulamasının antrepo sektöründe güvenlik unsuruna büyük destek verdiği görülmüştür. Sistemin antrepolara getireceği kurulum maliyeti dezavantajı olsa da, daha güvenli bir ortamda antrepo işlemlerinin gerçekleşecek olması yönüyle dış ticaret sektörüne olumlu katkı sağlayacaktır. Literatürde antrepoların kurulması ve işlevselliği ile ilgili araştırmalar olmasına karşın, güvenlik bağlamında kamera sistemleri ile ilgili çalışma yapılmaması, araştırmanın özgünlüğünü oluşturmaktadır ve bu doğrultuda literatüre önemli katkı sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> Yeni Kamu Yönetimi Yaklaşımına Genel Bir Bakış</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43196</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43196</guid>
      <author>Yıldız ATMACAVedat YILMAZ</author>
      <description>1980’li yıllardan sonra kamu yönetiminde bir değişim süreci başlamıştır. Bu değişim, 2000’li yıllardan sonra gerçekleştirilen kamu yönetimi reformlarında öncü bir rol üstlenmiştir. Birçok ülkede ses getiren bu değişim rüzgârının adı ise dünya genelinde Yeni Kamu Yönetimi (YKY) yaklaşımı olarak kabul edilmiştir. YKY, “aktif ve sonuç odaklı” yönetim sloganı ile geleneksel (klasik) yönetimin bürokratik paradigmasına muhalefet olma niteliği taşıyan bir yönetim anlayışıdır. Kamu yönetiminde yapısal ve işlevsel yönde geçici değil, uzun soluklu bir değişim süreci gerçekleştirmiştir. Küçülmeyi öngören bir devlet modelini benimsemekle beraber, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte demokratik ve katılımcı bir yönetimin, dönemin yaşanan ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm getireceği iddiasını taşımaktadır. Destekçileri ile birlikte dönemin birçok araştırmacısı tarafından kabul görmeyen YKY, değişen çağ ve teknolojik gelişmeler perspektifinde yeniden güncellenmiş, bürokratik bir devlete münhasır olan temel özellikleri verimlilik ve girişimcilik yönünde geliştirmiştir. Bu çalışmada, kamu yönetiminin trend yönetim yaklaşımlarından biri olan YKY’den bahsedilmektedir. Kabul edildiğinden bugüne geçerlilik noktasında eleştirilen YKY’nin kamu yönetimi kürsüsüne kazanımları değerlendirilmektedir. Kazanımlar doğrultusunda, YKY’yi nasıl bir geleceğin beklediği tartışılmaktadır. Çalışmada kullanılan yöntem, kapsamlı bir literatür taramasıdır. Çalışma sonucunda YKY’nin değişen bilgi ve iletişim tabanlı gelişmeler karşısında bir reform sürecine girdiği ve kamu yönetimine çok önemli katkılarda bulunduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> MİST Ülkelerinde Dış Ticaret İlişkileri ve İthalata Bağımlılık Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39787</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39787</guid>
      <author>Abdullah TOPCUOĞLUİbrahim Orkun ORAL</author>
      <description>Ülkelerin sosyo-ekonomik açıdan ilerleyerek kalkınma hızlarını arttırabilmesi için üretim ve gelir seviyelerini arttırmaları gerekmektedir. Ülkelerin üretimlerini ve milli gelirlerini artırabilme sürecinde kullandıkları en önemli araçlardan birisi dış ticarettir. Türkiye son yıllarda ticari faaliyetlerini geliştirmeye ve dış ticarette yeni pazarlara açılmaya çalışmaktadır. Bu süreçte Türkiye’nin ticari faaliyetlerini geliştirdiği ülkelerin arasında MİST ülkeleri olarak adlandırılan Meksika, Endonezya ve Güney Kore’de yer almaktadır. Türkiye’nin 2018 yılında MİST ülkeleriyle gerçekleştirdiği toplam dış ticaret hacmi 7.464 milyar dolardır. Bu çalışmada, Türkiye ve MİST ülkeleri ile arasındaki dış ticaret ilişkileri, ülkelerdeki kilit endüstriler ve ithalata bağımlılık analizi Girdi-Çıktı modeliyle belirlenmeye çalışılmıştır. Analiz kapsamında 2014 yılı WIOD verileri ile Leontief ters matrisi, kilit endüstriler ve ithalat ters matrisi tüm ülkeler için hesaplanmıştır. Analizden elde edilen sonuçlara göre MİST ülkelerinin hepsinde Bilgisayar, elektronik ve optik ürünlerin imalatının kilit sektör olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, Temel metallerin imalatı Türkiye ve Güney Kore’de, Kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatı endüstrisi ise Türkiye, Meksika ve Güney Kore’de yine kilit endüstriler olarak öne çıkmaktadır. MİST ülkelerindeki endüstrilerin ithalatta geri bağlantı etkileri incelendiğinde, söz konusu ülkelerin genel itibariyle sanayi ve imalat endüstrilerine ait geri bağlantı etkisinin yüksek olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, MİST ülkelerinin sanayi ve imalat endüstrileri açısından dışa bağımlı bir yapıya sahip olduğu ve bu durumun özellikle Meksika, Endonezya ve Türkiye’deki endüstrilerarası yapısal bağınlaşmayı zayıflattığı yapılan analizler sonucunda tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> BDS-700 Finansal Raporlara İlişkin Görüş Oluşturma ve Raporlama Standardının BİST-50 Endeksi Kapsamındaki Firmalara Etkilerinin Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43194</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43194</guid>
      <author>Tuba Derya BASKAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Bağımsız Denetim Standardı 700- Bağımsız Denetim Raporlarındaki Görüş Oluşturma ve Raporlama standardının kavramsal çerçevede incelenerek, denetim raporlarındaki görüşleri etkileyen birtakım faktörleri tespit etmeye çalışmaktır. Günümüzde halka açık işletmeler finansal raporlarını belli standartlar çerçevesinde ve belli bir makul güven vererek sunmalıdır. Bu makul güven için de bağımsız denetim kurum raporlarının verdiği görüşler de önem arzetmektedir. Bağımsız denetim standartları-700 (BDS-700) finansal raporlara ilişkin görüş oluşturma ve raporlama standardı kavramsal çerçevede incelenerek, denetçilerin görüşlerini raporlarken yapılması gereken aşamalar belirtilmiştir. Yine bağımsız denetim raporlarının etkin olabilmesi için gereklilikler belirtilerek denetim raporlarının görüş türleri incelenmiştir. Bağımsız denetim raporlarında yer alan olumlu, olumsuz, şartlı ve görüş bildirmekten kaçınma türleri açıklanarak bu görüş türlerin önemine değinilmiştir. Bu amaçtan hareketle, firmaların piyasa değeri ve işlem hacmi en yüksek olan şirketin BİST 50 endeksinde yer almasından kaynaklı 2011-2018 yılları arasındaki denetim raporlamaları incelenerek bu raporlardaki görüşleri etkileyebilecek değişkenler tespit edilmiştir. Kullanılan değişkenler literatür desteği ile denetim firma büyüklüğü, firma borç oranı, net kar, büyüme, firma büyüklüğü, Dönen Varlık/Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar, Net Çalışma Sermayesi/Toplam Aktifler ve Piyasa Değeri/Defter Değeri olarak belirlenmiştir. Ulaşılan sonuçlara göre denetim firmalarının dört büyükler arasında olması, işletmelerin borç yapıları, büyüme hızları ve net çalışma sermayeleri denetim görüşlerini etkilemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>The Impact of ICT Patents on OECD Countries’ Banks Risk Indicators and Discussion on the Use of Robotic Communication and Smart Glasses in the Banking Sector</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42916</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42916</guid>
      <author>Hüseyin ÇETİN</author>
      <description>Bu araştırmanın temel amacı, bilgi ve iletişim teknoloji patentlerinin 2005-2013 dönemi arasında maliyet/gelir, varlıkların getirisi ve özkaynak karlılığı gibi OECD bankalarının risk göstergeleri üzerindeki etkisini bulmaktır. Diğer amaçlar bankacılık sektöründeki robotik teknolojilerin ve akıllı gözlük kullanımının güncel uygulamalarını araştırmak; bankacılık uygulamalarında robotik uygulamaların olası uygulamalarını ve akıllı gözlük kullanımını tartışmaktır. Bilgi iletişim teknoloji patentlerinin OECD ülkeleri bankalarının maliyet/gelir oranları üzerindeki etkisini ortaya çıkarmak için panel kantil regresyon analizi uygulanmıştır. Ayrıca, OECD ülkeleri bankalarının bilgi iletişim teknoloji patentlerinin OECD ülkeleri bankalarının risk göstergeleri üzerindeki bir standart sapma pozitif şokunu bulmak için Bayesian etki tepki analizi kullanılmıştır. Risk göstergeleri ile bilgi ve iletişim teknoloji patentleri arasındaki uzun vadeli ilişki için Johansen panel eş- bütünleşme analizi uygulanmıştır. Bankacılık sektöründe robotik uygulamalar ve akıllı gözlük kullanımı için veri bulunmadığından, robotik uygulamalar ve akıllı gözlükler için ampirik analiz yapılamamıştır. Panel kantil regresyon analizi sonucuna göre, bilgi iletişim teknoloji patentlerinin 2005-2013 yılları arasında OECD ülkelerinin banka maliyet/gelir oranları üzerinde önemli bir olumsuz etkisi olmuştur. Aktif getirisi, özkaynak getirisi, maliyet/gelir oranı için Bayesian etki tepki analizi uygulanmıştır. Varlık getirisi, özkaynak getirisi için pozitif etki, maliyet/gelir oranı için negatif etki bulunmuştur. Bilgi ve iletişim teknoloji patentlerinin pozitif inovasyon etkisi, varlıkların getirisine göre özkaynak getirisi üzerinde daha fazla etkiye sahiptir. Johansen panel eşbütünleşme testi, bilgi iletişim ve teknoloji patentlerinin maliyet/gelir rasyoları arasında uzun vadeli bir ilişki olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bilgi ve iletişim teknoloji patent üretiminin bankaların maliyetini azaltmak için yararlı olduğu söylenebilir. Ayrıca, bankalarda robotik iletişim bankacılık sektörünün maliyet verimliliğini artırabilir. Diğer bankalarla ve banka içindeki robotik iletişimin bankacılık sektörünün gelişimi üzerinde önemli bir etkisi olabilir. Ayrıca akıllı gözlüklerin banka çalışanları tarafından kullanılabilmesi mümkündür. Akıllı gözlükler, sahtekarlık tespiti (sahte çek tespiti gibi) için kullanılabilir. (Deloitte,2016) Günümüzde akıllı gözlük teknolojisi olgunlaşmamış, akıllı gözlük teknolojisi olgunlaştığında, banka çalışanları bu teknolojiyi kullanabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yunus Emre Aslında Ne Dedi?</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41589</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41589</guid>
      <author>Kenan GÖÇER</author>
      <description>Çalışma, bugüne kadar yapıldığı üzere Yunus Emre’yi dinî, tasavvufî, felsefî, edebî ve tarihî açıdan değil, ekonomi politik bir bakış açısıyla birikim veya sermaye dağıtımını ele alıyor. Genel olarak İslam toplumunda, özel olarak da Türkiye’de tasavvuf, tarih boyunca toplumu etkilemede ve dönüştürmede medreseden her zaman daha etkili bir olgu olmuştur. Kimi coğrafyalarda ve tarihlerde farklı görünümlere bürünerek ‘öteki’ne en tahammüllü kurum veya hareket olabilmeyi başarmıştır. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Anadolu’yu etkilemede en etkin tasavvuf hareketleri sûfîlik, gezgin dervişlik (kalenderîlik vs.) ve melâmetîlik - melâmîlik olmuştur. Bu tasavvuf hareketleri bazı yönlerden ilkçağ felsefesindeki epikürist, kinik ve stoacılar gibi akımlara benzetilebilir. Bir Melâmî olarak Yunus Emre, sûfîlerden ve gezgin dervişlerden pek çok yönlerden ayrılarak Türklerin toplumsal kültürünün en çok anılan birleştirici karakteri olarak belirginlik kazanır. Ekonomi politik açıdan belirginliğin en temel unsuru çalışma, meslek ve emeğe önem vermesine rağmen birikimi her alanda tesviye etmeye ya da dağıtmaya çalışmasıdır. Bu anlamda Yunus’un girişimi, Kojin Karatani’nin antik dönem İyonya’sında var olduğunu iddia ettiği gibi yöneten ve yönetilenin olmayışı, özgürlük ve eşitliğin aynı anda mümkün oluşu demek olan izonomik ilkeye benzetilmiştir. Söz konusu izonomik dağıtım; benlik, mülk, anlam - mantık, statü - itibar ve dilsel mesafe çerçevesinde olmak üzere beş yönden gerçekleştirilmiştir. Yunus’ta merkezi kavramlardan olan miskinlik de yaygın algının dışında yeni bir okumaya tabi tutulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yönetim Alanındaki Gelişmelerin Değişen Dünya Bağlamında İncelenmesi: Fordist ve Post- Fordist Sistem Özelinde Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41767</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41767</guid>
      <author>Bayram KIRMIZIGÜLCihan PALANCI</author>
      <description>İnsanların yaşam biçimleri ve oluşturdukları kültürler, dünya üzerinde varoluşlarından itibaren değişimler göstermiştir. Bu değişimler çeşitli faktörlerin etkileri ile farklı evrelerden geçerek günümüze ulaşmıştır. Yaşanılan değişikliklerin her bir aşaması, döneme özgü koşullar altında ayrı ayrı değerlendirilebilecektir. Ancak sanayi devrimine kadar, yaşam biçimleri ve kültürel değişimde yaşanan evreler çok uzun dönemlere yayılmaktaydı. Gelenekler, kişilerarası ilişkiler, sosyal normlar, iş yapma yöntemleri ve hatta devletlerin işleyiş sistemleri uzun süreler boyunca belirli seyirlerde devam etmekteydi. Sanayi devrimi ve daha sonraki dönemde gerçekleşmiş olan yoğun sanayileşme, ortaya çıkan yeni bilimsel yaklaşımlar, bunları takiben fordist üretim sistemiyle gelişen seri üretim ve son olarak da küreselleşme ile birlikte yönetim alanındaki üretkenlik önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak düzeylerde ivmeler göstermiştir. Dolayısıyla endüstrileşmenin yayılması, işletmelerin güçlenmesi ve yönetim tekniklerinin daha etkili sonuçlar verecek şekilde gelişmesi, insanların, toplumların ve dünyanın değişiminde oldukça belirleyici faktörler olarak öne çıkmış durumdadır. Bir anlamda, işletmecilik ve yönetim alanındaki değişiklikler de sosyal değişimlere zemin hazırlamış olduğu söylenebilmektedir. Bu çalışmada, literatür taraması yapılarak, işletmelerin ve onların yönetim biçimlerinin dünyadaki sosyal değişimler üzerinde nasıl roller oynadığının, fordist üretim biçimi özelinde ayrıntılı olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan bu değerlendirmeler neticesinde öne çıkan sosyal değişimler; dehümanizasyon, akıl-zaman-mekân standardizasyonu, belirli yaşam kalıplarının dayatılması, yeni tüketim alışkanlıklarının oluşturulması ve kitle kültürünün yaygınlaştırılması başlıkları halinde sonuç bölümünde aktarılmıştır.&#13;
 &#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Vergi Çekiciliğinin Doğrudan Yabancı Yatırım Girişlerine Etkisi: Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Panel Veri Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42025</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42025</guid>
      <author>Hüseyin KUTBAY</author>
      <description>Çalışmada birçok teşvik kalemini içeren vergi çekiciliğinin Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) girişleri üzerindeki etkisi 2007-2018 dönem verileri kullanılarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülke grupları için panel veri analizi ile incelenmiştir. Vergi çekiciliği endeksi 2007 yılından itibaren yıllık olarak yayınlandığı için başlangıç yılı olarak bu yıl tercih edilmiştir. Ayrıca DYY girişleri üzerinde etkisi olabilecek ticari açıklık, ekonomik özgürlük endeksi ve kişi başına düşen milli gelirdeki artış verileri de modele dâhil edilmiştir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için kurulan modelde yatay kesit bağımlılığı bulunduğu için değişkenlerdeki birim kökün varlığı Pesaran (2007) ile yapılmıştır. Daha sonrasında Hausman testi ile gelişmiş ülkelerde sabit etkili modelin, gelişmekte olan ülkelerde ise rassal etkili modelin uygulanmasına karar verilmiştir. Modellerde değişen varyans, otokorelasyon ve yatay kesit bağımlılığı olduğu tespit edildiği için analiz Driscoll Kraay testi ile tahmin edilmiştir. Çalışmanın neticesinde vergi çekiciliğinin her iki ülke grubunda da DYY girişleri üzerindeki etkisi pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Politika yapıcılar bu bilgiyi, konumun çekiciliğini artırmak için hedeflenebilecek gelecekteki vergi reformları için kullanabilirler. Kontrol değişkenlerden kişi başına düşen milli gelirdeki artışın gelişmiş ülkelerde DYY girişleri üzerindeki etkisi pozitif ancak istatistiki olarak anlamsız bulunmuşken diğer değişkenlerin etkisi her iki ülke grubu için pozitif ve anlamlı bulunmuştur.&#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İran'ın Dış Politika Oluşturma Sürecini Etkileyen Faktörler ve Örgütsel Davranışlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42956</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42956</guid>
      <author>Elnur Hasan MİKAİLHakan ÇORA, Andaç KARABULUT</author>
      <description>Devletler dış politikalarını belirlerken kendi tarihsel süreçlerinden coğrafik konumlarına, siyasi yapısından toplumsal değerlerine kadar niteliksel ve niceliksel değerlendirme neticesinde belirler. Bu çalışma, İran örneğinde örgüt-hükümet arayüzündeki farklılığı ve dış politika yapım sürecini anlamak için siyasi verilerdeki analiz ve örgütsel davranış kavramlarını daha iyi bir araya getirmektedir. Ülkeler arasında örgüt-hükümet ilişkilerindeki farklılıkların, kültür ve hükümetin bireyler için tasarladığı kurallar ve davranış normları da dahil olmak üzere gayrı resmi kısıtlamalar gibi resmi kısıtlamalara özel dikkat göstererek etkileştiği kurumları inceleyerek daha iyi anlaşılabileceğini iddia ediyoruz. Ayrıca, kurum ve hükümet etkileşimi içinde yer alan kurumlara ait özelliklerin, bireylerin Iran’da devlete ait kurumlara nasıl ilgi duyduklarını, seçtiklerini inceleyerek güncel durumun daha iyi anlaşılabileceğini belirtiyoruz. Çalışmada İran’ın Dış Politikasını etkileyen faktörler açıklanmaya çalışılmıştır. Örgütsel davranış, insanların gruplar içinde hareket eden yollarının akademik çalışmasıdır. İlkeleri öncelikle işletmelerin ve devletlerin daha etkin çalışmasını sağlamak amacıyla uygulanmaktadır. Bu doğrultuda İran Dış Politikasının analiz sürecinde Tarihsel Süreç, Jeopolitik Durum, Siyasi Kültür, Toplumsal Değerler, Etnik Yapı, Sosyal Yapı ve Petrol Gelirleri, Kamu Oyu, Şii İslam Anlayışı ile örgütsel davranışı bağımsız değişkenler olarak kabul edilmiştir. Söz konusu bağımsız değişkenler dış politika analizinde Karar Verme Süreci ve Bağımlı Değişkenlerin belirlenmesi ile birlikte çalışmada analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada, İran devletinde liderliğin önemli bir faktör olduğuna değinilirken; dininde liderlerin iktidar konumunda etkisine değinilmeye çalışılmıştır. Özellikle İran dış politikasında da din ve liderlik etkili bir faktör olduğu çalışmada yer almaktadır.&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Cari Açığın Asimetrik Davranışının Markov Rejim Değişim Modeli İle İncelenmesi: Türkiye Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39825</guid>
      <author>Yavuz ÖZEK</author>
      <description>Cari işlemler dengesi bir ülkenin ekonomik performansı hakkında bilgi veren önemli göstergelerden biridir. Dengesiz bir cari işlemler hesabı ekonomiler için istenmeyen bir durumdur. İktisat literatüründe özellikle Türkiye ve Türkiye gibi gelişen ekonomiler için en önemli sorunlarından biri olan cari işlemler açığına yönelik çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Türkiye de uzun yıllar boyunca cari işlemler açığıyla mücadele eden ülkeler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, Türkiye’de 1987:Q1 ve 2012:Q4 dönemine ait veriler baz alınarak cari işlemler açığının asimetrik davranışının rejim değişim modeli kullanılarak belirlenmesi üzerine odaklanmıştır. Bu kapsamda veri seti Türkiye İstatistik Kurumu veri tabanından elde edilmiş ve Seri Tramo-Seats yöntemine göre mevsimsellikten arındırılmıştır. Çalışmada analiz yöntemi olarak ise Augmented (Genişletilmiş) Dickey-Fuller (1979, 1981 ADF) birim kök testi ve konjonktür dalgalarını analiz etmek amacıyla Hamilton (1989) ve Krolzig (1997,1998) tarafından geliştirilen Markov rejim değişim modeli kullanılmıştır. Uygulanan ampirik testlerden elde edilen bulgulara göre, Türkiye’de cari işlemler dengesinde, ekonomik kriz dönemlerinin yaşandığı 1994, 2001 ve 2008-2009 yıllarında daralma rejimi görülmektedir. Daralma rejiminin görüldüğü yıllarda ekonomik büyümede ortaya çıkan yavaşlama ve ihracatın ithalata bağımlı yapısı nedeniyle cari işlemler açığı azalmaktadır. İncelenen diğer yıllarda ise Türkiye genişleme rejiminde bulunmaktadır. Cari işlemler dengesinin genişleme dönemlerinde ise ekonomik aktivitelerde yaşanan artış yüksek cari işlemler açığı oluşmasına neden olmaktadır. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> Türkiye’de Gelir Dağılımı ve Sosyal Harcamalar İlişkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43353</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43353</guid>
      <author>Musa ÖZTÜRK</author>
      <description>Küreselleşme, belirsizlik ve düzensizlik üzerine bina edilmiş olan doğası gereği, kendisine hazır olmayan coğrafyalarda ciddi yapısal kırılmalara ve istikrarsızlıklara neden olmaktadır. Sosyal, ekonomik ve politik alanların ortak kümesinde yer alan istikrarsızlıkların başında gelir dağılımı eşitsizliği gelmektedir. Aslında gelirin toplum içinde nasıl dağıldığını işaret eden gelir dağılımı; tarih boyunca yaşanan büyük çaplı değişim ve dönüşümlerin temel nedenlerinden birisidir ve küreselleşme süreciyle birlikte gelir dağılımının sosyoekonomik ve politik etkileri hız ve düzey bakımından artmıştır. Gelir dağılımı eşitsizliğinin ülke içinde ve ülkeler arasında artması, sosyolojik travmalardan politik istikrarsızlıklara kadar çok boyutlu etkilerde bulunabilmektedir. İktisadi sistemlerin şekillenmesinde mihenk taşı konumundaki gelir dağılımının adil olması ekonomik büyüme ve toplumsal refah artışının kapsayıcı ve sürdürülebilir olması bakımından olmazsa olmazlar arasında yer almaktadır. Günümüzde hemen hemen bütün ülkeler gelir dağılımı eşitsizliği sorunuyla mücadele etmek adına önlemler almakta ve sosyal harcamalar yaparak sorunun etkilerini baskılamaya çalışmaktadır. Çalışma kapsamında, Türkiye’de sosyal harcamalar ile gelir dağılımı eşitsizliği arasındaki nedensellik ilişkileri simetrik ve asimetrik olarak incelenmektedir. Dolado-Lütkepohl tarafından geliştirilen nedensellik testinin kullanıldığı bu çalışmadan elde edilen simetrik analiz bulgularına göre; sosyal harcamalardan gelir dağılımına doğru nedensellik ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Pozitif ve negatif şoklar merkezinde, asimetrik ilişkiler incelendiğinde ise sosyal harcamalardaki artış ve azalışların gelir dağılımında ters yönde etki ettiği görülürken, gelir dağılımındaki bozulmaların da sosyal harcamaları azalttığı ve böylece bir kısır döngüyü tetikleyebildiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, Türkiye’de sosyal harcamaların gelir dağılımı eşitsizliğiyle mücadelede önemli ve etkili olduğunu göstermekte, sosyal harcamalarda yapılacak bir kesintinin gelir eşitsizliğinde ve dolaylı olarak da makroekonomik istikrarda olumsuz etkide bulunabileceğini işaret etmektedir.&#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kripto Paraların Altın ve Dövizle İlişkisi: Bitcoin Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42650</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42650</guid>
      <author>Cebrail TELEKAhmet ŞİT</author>
      <description>Kripto para, şifreleme kullanarak (kriptografi) yapılan işlemleri güvence altına alan, çalışma şekli bakımından nakit paralara alternatif bir değişim aracı olarak tasarlanmış, bir dijital varlık ve bir sanal unsur olarak tanımlanabilir. Dünya geneline bakıldığında Bitcoin, Ethereum, Bitcoin Cash, Ripple, Litecoin, Cardano, Nem, Iota, Stellar, Dash ve daha birçok kripto para mevcuttur. Günümüzde kripto paralar arasında en ünlü olanı ise işlem hacmi açısından dünyada en fazla tercih edilen ve kripto para hacminin yaklaşık %50’ini oluşturan Bitcoin’dir. 2008 yılında Satoshi Nakatomo adında bir kişi veya topluluğun ortaya çıkardığı ve 2009 yılında ilk transferi gerçekleşen Bitcoin, dijital ortamda oluşturulan bir kripto paradır. Bu çalışmanın amacı bir kripto para birimi olan Bitcoin ile altın ons fiyatları ve dolar endeksi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Çalışmada dönem olarak 2012-2019 arası yıllar belirlenmiş olup aylık verilerle inceleme yapılmıştır. İncelenen değişkenler arasındaki eşbütünleşme ilişkisini tespit etmek için yöntem olarak ARDL Sınır testi yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Bitcoin’in altın ve döviz fiyatı arasında uzun dönemli eşbütünleşik bir ilişki tespit edilmiştir. Elde edilen bu sonuç ile uzun dönemde altın ons fiyatındaki %1’lik bir artışın Bitcoin fiyatlarını yaklaşık %15 artıracağını; USD endeksindeki 1 birimlik artışın ise Bitcoin fiyatlarını yaklaşık %0.28 birim artıracağını ifade etmektedir. Ancak kısa dönemde değişkenler arasında eşbütünleşik bir ilişkinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni Ekonomi Programı Çerçevesinde (2020-2022) Girişimcilere Yönelik Yeni Nesil Bir Finansman Yöntemi: Kitle Fonlaması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41964</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41964</guid>
      <author>Nevzat TETİK</author>
      <description>T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 2020-2022 yıllarını kapsayan “Değişim Başlıyor” ana temasıyla şekillenen Orta Vadeli Yeni Ekonomi Programında oluşturulan eylem planlarıyla güçlü Türkiye’yi oluşturacak yeni bir ekonomik modele geçiş öngörülmektedir. Bu programın finansal istikrar ana başlığında, program dönemi boyunca finansal istikrarın sağlanarak güçlendirilmesi amacıyla politika ve tedbirler alt başlığında atılacak adımlar sistematik olarak sıralanmıştır. Söz konusu politika ve tedbirlerden birisi de ülke kalkınmasının temel direğini oluşturan girişimcilerin finansman sorunlarına çare olabilecek, dijital dönüşüm teşvik edilerek yenilikçi projelerin finansmanı için kitle fonlaması (crowdfunding ) adı altında çağdaş yeni nesil bir finansman kanalı oluşturmak hedeflenmektedir. İngilizce karşılığı crowdfunding olan kitle fonlaması finansman yöntemi kısaca, finansal kaynak bulmada sorun yaşayan girişimcilerin ihtiyaçları oldukları fonları genel kitlelerin küçük oranlardaki fonlarını bir araya getirerek oluşturdukları fon toplama yöntemi olarak ifade edilebilir. Ülkemiz girişimcileri için önemli bir alternatif finansman yöntem olacağı düşünülen kitle fonlaması yöntemi dünyada 1990’lı yılların sonlarından itibaren uygulanmaktadır. Türkiye’de ise 2010 yılında küçük boyutlarda uygulama sahasına çıkmıştır. Söz konusu Yeni Ekonomi Programı ile girişimcilerin kitle fonlaması modelini kullanmaları teşvik edilmektedir. Dolayısıyla girişimciler için oldukça yeni bir uygulama olan kitle fonlaması yönteminin bütün boyutlarıyla ele alınarak irdelenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi zaruridir. Çalışmada, dünyada kitle fonlaması hakkında genel bilgilere yer verilerek ülkemizde farkındalığının artırılması ve sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için değerlendirmeler yapılıp öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, ülkemizin kalkınma hamlesinin bir yansıması olan kitle fonlaması uygulamasının fırsatının iyi değerlendirilmesi, günün şartlarına paralel gerekli regülasyon ve revizelerle yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılarak etkin bir denetim sisteminin tesis edilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu finansman yönteminin oldukça yeni olmasından kaynaklanan bilgi ve tecrübe eksiklerinin giderilmesi amacıyla sahanın uzman kişi ve kurumları tarafından bilgilendirme ve tanıtım toplantılarının aktif bir şekilde yapılması, kamuoyuna tanıtıcı broşür ve kitapçıkların dağıtılması yararlı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarının Belirleyicileri: Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41496</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41496</guid>
      <author>Özhan TUNCAYElina KAPAROVA</author>
      <description>Doğrudan Yabancı Yatırımlar (DYY), özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınma çabalarında hayati bir öneme sahip olmakta ve ilgili ülkelerde yatırımlar için gerekli sermaye kaynağını oluşturmaktadır. Geçiş ekonomisi olarak da adlandırılan eski Doğu bloku ülkelerinin piyasa sistemine geçtikten sonra ekonomik büyüme ve kalkınma sorunları yaşamalarının başlıca nedeni de bu ekonomilerde sermaye birikiminin yetersiz olmasıdır. Ayrıca bu ülkelerde tasarruf eğiliminin düşük; tüketim eğiliminin yüksek oluşu da diğer bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. İlgili ülkelerde tasarrufların düşük seviyede gerçekleşmesine bağlı olarak yatırımlar da yetersiz kalmakta; bu durum tasarruf ve yatırım eksikliğine bağlı olarak düşük büyüme ve kalkınma hızı şeklinde bir kısır döngüyü beraberinde getirmektedir. 1990’lı yılların başında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını kazanan devletler, merkezi planlı ekonomiden piyasa ekonomisine ani bir geçişin yol açtığı sosyo-ekonomik sorunlarla karşılaşmışlardır. Piyasa sistemine geçişin oldukça sancılı bir biçimde gerçekleştiği söz konusu ekonomiler bu nedenle ‘’Geçiş Ekonomileri’’ olarak yaygın bir biçimde adlandırılmaktadırlar. Adı geçen geçiş ekonomilerinden olan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de sermaye birikimi yetersizliği, döviz gelirlerinin azlığı ve kamu finansman açıkları gibi sorunları aşabilmek için dışarıdan finansal kaynağa ihtiyaç duymaktadırlar. Bu bağlamda mevcut çalışmada, dört Orta Asya Cumhuriyetinde (Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan, Özbekistan) 2000-2016 yılları arasındaki dönemde DYY’ları belirleyen faktörler analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla ekonomik büyüme, pazar büyüklüğü, makroekonomik istikrar, reel efektif döviz kuru ve altyapı gelişmişliği gibi değişkenlerden yararlanılmıştır. Bu amaçla DYY’lara etki etmesi beklenen faktörler Dinamik Panel Veri Analizi yöntemi ile Arellano-Bond (1991)’un GMM tahmincisi kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan ampirik analiz neticesinde, reel efektif döviz kuru (rer) ve altyapı (TEL) değişkenleri ile bağımlı değişken arasında zıt yönlü; makro ekonomik istikrar, pazar büyüklüğü ve ekonomik büyüme değişkenleri ile bağımlı değişken arasında aynı yönlü bir ilişki bulunduğu görülmüştür. Reel efektif döviz kuru (rer), makroekonomik istikrar (inf) ve altyapı (TEL) değişkenleri, istatistiksel olarak anlamlı olup, bağımlı değişkeni büyük oranda açıklamaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> ABD’nin Yeni Çevreleme Konsepti: Kosova Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42831</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42831</guid>
      <author>Fatih Fuat TUNCER</author>
      <description>Kosova’nın 2008 yılında tek taraflı bağımsızlık ilanın ardından birçok yeni tartışma gündeme gelmiş ve ‘Kosova Sorunu’, 21. Yüzyıl’da uluslararası sistemde yeni bir kutuplaşmayı ortaya çıkarmıştır. Soğuk Savaş’ın kazananı ABD, net bir şekilde Kosova’nın bağımsızlığını desteklerken, Soğuk Savaş’ın bir diğer süper gücü Sovyetler Birliği’nin ardılı ve varisi Rusya da Kosova’nın bağımsızlığına net bir şekilde karşı çıkmıştır. Bu durum, Vladimir Putin sonrası toparlanan ve yeniden süper güç olarak dünya sahnesine geri dönmek isteyen Rusya ile Soğuk Savaş’tan kesin bir zafer ile çıktığına inanılan ABD arasında yeni bir rekabetin oluştuğu iddiasını ortaya çıkarmıştır. Bu yeni rekabetin ilk ve ciddi sınavı ise Kosova’da verilmiştir. Yugoslavya’nın dağılması ile Balkanların siyasi haritası yeniden şekillenmiştir. Yugoslavya sonrası bağımsız olan yeni ülkelerin aldıkları pozisyonlar uluslararası sistemdeki güç tartışmasını yeniden canlanmıştır. Yugoslavya savaşı bir anlamda Tarihin Sonu’nun gelmediğini göstermiş ve uluslararası sistemin soğuk savaş sonrası da önemli krizlere gebe olduğunu ispatlamıştır. Özellikle Bosna-Hersek ve Kosova’da yaşananlar yalnızca bölgesel etki alanıyla sınırlı kalmamış ve Soğuk Savaş sonrası küreselleşme ile birlikte aktörlerin de çoğaldığı küresel düzeyde de etkili olmuştur. Yugoslavya Savaşı’na Rusya’nın gösterdiği reaksiyon ve ABD’nin soruna NATO aracılılığı ile müdahalesi, ABD ve Rusya arasındaki rekabetin yeni bir boyutunu ortaya koymaktadır. Rusya’nın Soğuk Savaş sonrası ABD tarafından yeniden çevrelendiğini iddia etmesi ise uluslararası ilişkiler alanında ‘yeni çevreleme konsepti’ tartışmasını ortaya çıkarmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu Personelinin Psikolojik Sözleşme Algısının Görev Tatmini Üzerindeki Rolü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43558</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43558</guid>
      <author>Serdar Vural UYGUN</author>
      <description>Psikolojik sözleşme, çalışma hayatında yöneticiler ile çalışanlar arasında resmi hiyerarşik ilişkinin dışında, herhangi bir iletişim yöntemi kullanılarak göreve yönelik karşılıklı verilen mesajların yorumlanması ile oluşan algılar bütünü olarak tanımlanabilir. Çalışanın görevli olduğu faaliyetin kendi amaç ve beklentilerine uyum düzeyi doğrultusunda duyduğu görevsel haz ise görev tatmini kavramı ile ifade edilmektedir. Çalışanlar, görev yaptıkları kurumda farkında olarak ya da olmayarak bir psikolojik sözleşme algısı oluşturmaktadırlar. Söz konusu bu algı, bireysel hedefler ve beklentiler ile örtüştüğünde, çalışanın yürüttüğü göreve yönelik tatmin hissi oluşmaktadır. Bu bakımdan örtüşme düzeyi ne kadar yüksek olursa, yürütülen göreve yönelik hissedilen tatmin düzeyi o ölçüde artacaktır. Görev tatmininin sağlanmasının da elbette doğrudan görevin yürütülme biçimine, verimliliğine ve hatta hızına etkisi açıktır. Bu anlamıyla psikolojik sözleşmenin, hem özel sektör çalışanlarının ve hem de kamu personelinin yürüttüğü görevler konusundaki tatmin düzeyine doğrudan etki edeceği değerlendirilmektedir. Kamu hizmetinin öznesini meydana getiren kamu personelinin görevsel tatmininin yüksekliği, kamu hizmetinin verimli etkili yürütülmesi için elbette büyük önem taşımaktadır. Personelin çalıştığı kurumdaki yönetsel iklim ve geçerli mevzuat hükümleri ile şekillendiği söylenebilecek olan psikolojik sözleşme algısının görev tatminine yapacağı etkinin incelenmesi, kamu hizmetinin işleyişine nedeniyle önemli görülmektedir. Sözü edilen bu etkinin incelenmesi amacıyla çalışma kapsamında yüz yüze yöntem ile anket çalışması yürütülmüştür. Söz konu anket için hazırlanan ve örneklem seçilen kamu kurumlarının personeline yöneltilen sorularda psikolojik sözleşme kapsamında kamu personelinde oluşmuş olan algının, görev tatminlerine etki düzeyi incelenmeye çalışılmıştır. Bu itibarla, farklı nitelik ve hizmet alanına sahip kamu kurumlarında çalışan toplam 576 personel üzerinde doğrudan yüz yüze anket uygulaması yapılmıştır. Elde edilen verilerin yorumlanması neticesinde, psikolojik sözleşmeyi oluşturan unsurlara yönelik oluşan algının niteliği ile görev&#13;
tatmini düzeyi arasında yüksek derecede doğrusal ilişki bulunduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Otomatik Katılım Sisteminde Muhasebe İşlemleri ve Öğretmenlerin Sisteme Bakışına Yönelik Bir Analiz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42688</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42688</guid>
      <author>Yakup ÜLKERHarun TAT</author>
      <description>İlk kez 27/10/2003’de fiilen üye kaydederek hayatımıza dâhil olan Bireysel Emeklilik Sistemi 01/01/2017 tarihinde, en büyük değişikliğini yaşamıştır. Bu tarihde 45 yaş altı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kamu ya da özel sektör çalışanlarının sisteme girişi otomatik olarak gerçekleştirilmiştir. Böylece Otomatik Katılım Sistemi (OKS) başlamıştır. Meydana gelen bu değişikliğe katılımcıların vermiş olduğu tepki ise beklenilen düzeyin çok altında kalmıştır. Hem kamu sektöründe hem de özel sektörde sistemden büyük oranda çıkışlar meydana gelmiştir. Başlangıçta yeterli olmamakla birlikte zaman ilerledikçe reformlar yoluyla hem tasarruflarda ve hem de sisteme katılımda ciddi artışlar sağlanmıştır. Bu sistem bir özel emeklilik uygulaması durumudur. Burada amaç elde edilen fonların (katkı payları) değerlendirilerek emekliliğe faydası olacak şekilde bireye ödeme yapılmasıdır. Burada öncelikle sağlanan fonların, sistemin muhasebe departmanı tarafından düzenli olarak kayıt altına alınması ve uzman finansçılar ile değerlendirilen fonların da yine kayıtlar ile korunarak takip edilmesi gerekir. Eğer sistemli olarak kayıt işlemleri takip edilmez ise zaman içerisinde oluşacak açıklar sistemi kontrol edilemez hale getirecektir ve beklenen fayda oluşmayacaktır. Yapılan çalışmada bireysel emeklilik sisteminin işleyişi, finansmanı ve değerlendirilmesine yönelik mali olaylar ve muhasebe uygulamaları hakkında bilgilere yer verilerek bu sisteme, ülkemizde önemli bir nüfus kitlesini teşkil eden öğretmelerin bakış açıları bir saha araştırması ile (yüz yüze anket yöntemi) değerlendirilmiştir. Yapılan araştırmada katılımcıların sistemden çıkış sebepleri belirlenerek çözüm tavsiyelerinde bulunulmuştur. Katılımcılara sistem hakkında bilgilendirme yapılmadan sürece dâhil edilmesi sebebiyle katılımcılar fonlar hakkında bilgi sahibi değildir. Bu sebeple faizsiz fondan bilgisi olmayan katılımcılar sistemdeki birikimlerinin faizli fonda değerlendirildiğini düşünerek sistemden çıkmıştır. Devlet katkısı katılımcılar için olumlu karşılanmasına rağmen enflasyon oranının sürece dâhil edilmemesi kişilerin beklentilerinin karşılanmamasına sebep olmuştur. Katılımcıların fikirleri alınmadan sisteme otomatik dâhil edilmesi de katılımcıları rahatsız etmiştir. Yaş, medeni durum, cinsiyet gibi demografik durumların sisteme üyelik ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı belirlenmiştir. Devlet desteği, vergi avantajı, sistemin tasarrufa yardımcı olması, ikinci bir emeklilik seçeneği, birikimleri toplu olarak tahsil etme imkânı ile sisteme üyelik arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tüketici Satın Alma Davranışlarında Faydacı ve Hedonik Tüketimin Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43671</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43671</guid>
      <author>Arif YILDIZ</author>
      <description>Bilginin giderek yaygınlaştığı, teknolojinin hızla geliştiği günümüzde, işletmelerin dikkate almaları gereken unsurlardan biri tüketici davranışlarıdır. Tüketici davranışı, bir tüketicinin ürünleri ne şekilde satın aldığı ile ilgilidir. Tüketici davranışı, bir tüketicinin satın alma öncesi aşamadan başlayarak, satın alma anı ve satın alma sonrasındaki değerlendirmelerini de kapsayan bir süreçtir. Tüketicilerin neredeyse her saat bazı satın alma kararları ile karşı karşıya kaldıkları söylenebilir. Tüketiciler bu süreç içerisinde çeşitli kararlar almakta ve bu kararları alırken birçok faktörden etkilenmektedir. Netice itibariyle tüketicileri satın alma davranışına iten iki temel ihtiyaç bulunmaktadır. Bunlardan birincisi hedonik dürtüler, ikincisi ise faydacı motivasyonlardır. Bu çalışmada tüketicilerin karar alma süreçlerinde etkili olan bu iki faktör karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu kapsamda öncelikle tüketici satın alma kavramı açıklanmış, ardından tüketici satın alma karar sürecinin aşamalarına yer verilmiştir. Akabinde öncelikle faydacı tüketim kavramı açıklanarak tüketicileri faydacı tüketime yönelten sebepler üzerinde durulmuştur. Çalışmanın son kısmında ise hedonik tüketim kavramı ve tüketicileri hedonik tüketime iten nedenler incelenmiştir. Derinlemesine literatür taraması yapılmış, konu ile ilgili yapılmış olan çalışmalar titizlikle incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda tüketicileri alışverişe iten nedenlerin sadece faydacı motivasyonlar veya hedonik sebepler olmadığı, her iki dürtünün de alışveriş yapmada etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Çalışmanın, akademisyenler, araştırmacılar, yöneticiler, pazarlamacılar gibi ilgili paydaşlara faydalı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Terör Örgütlerinde Örgütsel Öğrenme: Örgüt Kültürü Anlayışı Üzerinden Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41800</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41800</guid>
      <author>Emre ÇITAK</author>
      <description>Terörizm, tecrübe edilen dönemin en ciddi güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Örgüt vurgusu, terörizmin tanımı çerçevesinde ele alınan pek çok kavramın içerisinde oldukça önemlidir. Terör grupları; varlıklarını devam ettirmek, siyasi amaçlarını ulaşmak ve eylemlerini gerçekleştirmek için sistematik bir örgütsel yapılanma oluşturma ve bu bağlamda davranış gösterme eğiliminde bulunmaktadırlar. Günümüzde terör örgütleri, kurumsal ve organize yapılar olarak işlev görme arayışındadır. Bu doğrultuda örgüt kültürü ve öğrenme anlayışı bu yasa dışı yapılar için özel bir önem taşımaktadır. Terör örgütleri sürekli öğrenen varlıklar haline gelirlerken, örgüt kültürü de öğrenme süreçleri bağlamında şekillenmektedir. Örgüt kültürü ve öğrenme süreçleri, örgütün kimliğini ve davranışlarını belirleyen en temel etkenlerdendir. Bu çalışmada öncelikle örgüt kültürü, örgütsel öğrenme ve terör örgütleri üzerine kavramsal bir çerçeveye yer verilecektir. Böylece çalışmanın anahtar noktaları okuyucuya sunulacaktır. Ardından terör örgütlerinin tecrübe ettikleri örgütsel öğrenme süreçleri ve bu bağlamdaki kültürel gelişim, çeşitli örneklerle ele alınacaktır. Bu bölümde bir örgütlenme olarak terör gruplarının öğrenme süreçlerini nasıl tecrübe ettikleri, hangi yöntemlerden yararlandıkları ve örgüt kültürünün üyeler tarafından nasıl benimsendiği incelenmeye çalışılacaktır. Sonuçta ise terör örgütlerinin öğrenme davranışlarıyla ile ilgili bir değerlendirme yapılacak ve terörle mücadelede öğrenme süreçlerinin okunmasının gerekliliğine vurgu ifade edilecektir. Çalışmanın; giderek etki boyutları artan terör örgütlerinin, öğrenme süreçleri bağlamında tecrübe ettikleri dönüşümün ortaya konulması bağlamında alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hizmet İşletmelerinde Dışlanma ve Örgütsel Güven İlişkisi: Güney Marmara Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43382</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/economy?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43382</guid>
      <author>Mesut kasap</author>
      <description>Çalışma kapsamında ele alınan örgütsel dışlanmanın örgütsel güvene ciddi zararlar vereceği literatür taramasından anlaşılmaktadır. Dışlanmış bir çalışan işletmesine yönelik olumsuz bir bakış açısına sahip olacaktır. Asla o işletmeye kendini adamak istemeyecek ve güvende hissetmeyecektir.  Çalışan işletmeden bir an önce kurtulmak isteyecektir. Genel olarak yapılan araştırmalar göstermektedir ki; iş ortamının karşılıklı güvene dayalı ilişki ağlarıyla oluşturulması gerekmektedir. Sağlıklı bir iş ortamı sayesinde kendini güvende hisseden bireyler bulunur. Bu çalışmanın amacı dışlanmanın engellenmesinin önemini ortaya koyarak, örgütsel güven ortamı sağlayarak işletmelerin hayatta kalabileceklerini anlamasıdır. Başta sağlık işletmeleri ve konaklama işletmeleri olmak üzere hizmet işletmelerinin etkin rekabet edebilmeleri ve hedeflerine ulaşabilme adına örgüt çalışanlarının dışlanma algı düzeylerini ve örgütsel güven düzeylerini ölçmeyi hedefleyen bu çalışma nicel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Güney Marmara Bölgesinde (GMB) bulunan konaklama işletmeleri ve sağlık işletmeleri oluşturmaktadır. Bu doğrultuda GMB bulunan 10 adet konaklama işletmesi ve 5 adet bağımsız çalışan özel hastane ile iletişime geçilmiştir. Anket formu çoğunlukla yüz yüze ve e-posta yolu ile uygulanmıştır. Araştırmada üç bölümden oluşan bir anket formu yardımıyla veriler toplanmıştır birinci bölüm demografik özelliklere ilişkin altı sorudan oluşmuştur. İkinci bölümde ise 22 sorudan oluşan örgütsel güven ölçeği Omarov (2009) mevcuttur. Sonuç olarak bu çalışma kapsamında dışlanma ile örgütsel güven arasında bir ters orantı ortaya çıkmıştır. Hizmet sektöründe çalışanların örgütsel dışlanma algılarının düşürülmesi çalıştıkları işletmelere yönelik güvenlerini artıracaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


