






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Journal of Turkish Studies, Yıl 2020 Sayı Volume 15 Issue 2</title>
    <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1007</link>
    <description>Journal of Turkish Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator>
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Ankara Bilim &amp;Uuml;niversitesi&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Kamp&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;Maltepe Mahallesi Şehit G&amp;ouml;nen&amp;ccedil; Caddesi No: 5 &amp;Ccedil;ankaya, Ankara, T&amp;Uuml;RKİYE&lt;/p&gt;
&lt;p style="margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Web: &lt;/strong&gt;&lt;a href="https://ankarabilim.edu.tr"&gt;https://ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;Telefon:&lt;/strong&gt; &lt;a href="tel:4442228"&gt;444 22 28&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p style="text-align: justify; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;strong&gt;E-mail:&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="mailto:info@ankarabilim.edu.tr"&gt;info@ankarabilim.edu.tr&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</generator>
    <item>
      <title>Siyasal İkna: 23 Haziran 2019 İstanbul Yerel Seçiminde Adayların Facebook Kullanımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42088</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42088</guid>
      <author>Tuğba AKDAL</author>
      <description>Demokratik yönetim şeklinin var olması ile birlikte toplumların ideal bir şekilde yönetilmesi ve bu konuda yönetime talip olan siyasi partilerin ve siyasetçilerin seçilebilmek amacıyla kendilerinin ve düşüncelerinin en iyi alternatif olduğunu seçmenlere anlatabilme çabaları ön plana çıkmış, bu nedenle iletişim ve ikna çalışmaları politikanın vazgeçilmez unsurları haline gelmiştir. Sosyal medya sayesinde her an ve yer yerde seçmenleri ile anlık etkileşime geçebilen siyasiler, kendilerini ve icraatlerini seçmenlere anlatma hususunda ve onları bu konularda ikna edebilmekte sayısız fırsatlar ve kolaylıklar elde etmişlerdir. Araştırmada Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oluşturduğu Cumhur ittifakı adayı Binali Yıldırım ve Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti’nin oluşturduğu Millet ittifakının adayı Ekrem İmamoğlu’nun 23 Haziran 2019 İstanbul yerel seçimine yönelik 16-23 Haziran 2019 tarihleri arasındaki sosyal medya araçlarından Facebook’taki kişisel hesaplarında yer alan siyasal iletişim kampanyalarına yönelik paylaşımlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada yapılan inceleme sonucunda elde edilen verilere göre her iki adayın da Facebook paylaşımlarında uzun duvar yazılarından ziyade fotoğraf ve video gibi içeriklere daha fazla ağırlık vermektedir. Çalışmada gerçekleştirilen FAGEO değerlendirmesine göre, Binali Yıldırım’ın Ekrem İmamoğlu’ndan daha az takipçisi olmasına karşın, etkileşim (interaction) oranında Ekrem İmamoğlu’na göre daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Fakat Ekrem İmamoğlu, araştırmamıza konu olan bir hafta içerisinde rakibi Binali Yıldırım’dan paylaşımlarının ortalamasında sayıca fazla olan takipçileri nedeniyle daha fazla erişim sayısına ulaşmasına rağmen, takipçi sayısı üstünlüğünü erişim sayısına aynı oranda yansıtamamıştır. Bu bulgular ışığında, Facebook takipçi sayısındaki artışın, ilgili takipçilerin haber akışında mesaja maruz kalma oranındaki artışa etki ettiği ve bunun da erişim ve buna bağlı olarak da etkileşim potansiyelini yükselttiği ifade edilebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kolektif Hafızanın Oluşmasında Medyanın Rolü: 28 Şubat Haberleri Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40097</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40097</guid>
      <author>Mahmut AKGÜLFatma Betül GÖRÜCÜ</author>
      <description>Tıpkı bireylerin hafızası gibi toplumların da hafızası bulunmaktadır. İnsanlar üzerinde etki oluşturan ve nesilden nesle ritüel, tören, simge veya farklı iletişim yöntemleriyle aktarılan geçmiş olay, birtakım değişimler yaşadıktan sonra topluma sunulmaktadır. Salt saflığıyla aktarılmayan geçmiş olayın, kimi zaman seçilmiş bir parçası aktarılır, kimi zaman görmezden gelinir, kimi zaman ise konjonktüre göre yeniden inşa edilir. Günümüzde büyük kitlelere, geçmiş olayı en etkili biçimde hatırlatma görevini kitle iletişim araçları üstlenmiştir. Yani bilinçler medya ile şekillendirilmiş ve aktarılan ideolojinin karşısında veya yanında oldukları fark etmeksizin, medyanın oluşturduğu gündem ile hemhal olmuşlardır. Bu durumu egemen güçler medya yöneticiliğini üstlenerek, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Medyanın özgürlüğü ve yerine getirmeyi vadettiği fonksiyonlarını göz önünde tuttuğumuzda, toplumu yönlendirmede yadsınamaz bir güce sahip olan geçmişi, erk sahibinin ideolojisi çerçevesinde hatırlatacağı aşikârdır. Çalışmada toplum üzerinde derin bir etkiye sahip olan 28 Şubat sürecinde yaşananlar, 1998 yılından bugüne, gazeteler tarafından topluma hangi yönleriyle, nasıl hatırlatıldığı ve ne tür kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığı incelenmiştir. Bu bağlamda farklı ideolojilere sahip olan iki gazetenin 28 Şubat postmodern darbesini gündeme getirme biçimlerini ve 21 yıllık dönem içerisinde değişen söylemlerini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Haber metinleri eleştirel söylem çözümlenmesi yoluyla incelenmiştir. Çalışmadan çıkarılan sonuç ise, 28 Şubat’ın yıldönümlerinde gazetenin ideolojisi ve gündemin gerekleri doğrultusunda farklı bağlamlarda hatırlatılarak olayın yeniden inşa edildiği olmuştur. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğrencilerde Spor Durumu ve Yaş Kategorisine Göre Dikkat Düzeylerinin Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41719</guid>
      <author>Hüseyin ASLANYener AKSOY , Osman İMAMOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı 10-15 yaş öğrencilerinde cinsiyet, spor yapma durumu ve yaş kategorisine göre dikkat düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Yaşları 10-15 yaş arasında değişen 100 kız ve 116 erkek toplam 216 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Gruplar arası ikili kategorik karşılaştırmalar için student t-testi ve yaş kategorisi için ise tek yönlü Varyans analizi ve LSD testleri yapılmıştır. Cinsiyete göre D2 dikkat test puanlarının karşılaştırılmasında Psikomotor hız, Seçici dikkat düzeyi, Konsantrasyon performansı ve toplam Test Performansı puanlar arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p&lt;0,05). Buna karşılık özel öğrenme güçlülüğü test puanları arasında fark önemsiz idi (p&gt;0,05). Yaş değişkenine göre D2 Dikkat test puanlarının karşılaştırılmasında Psikomotor hız, Seçici dikkat düzeyi, Konsantrasyon performansı, özel öğrenme güçlülüğü ve toplam Test Performansı puanlar arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p&lt;0,05 ve p&lt;0,001). Spor yapanlar ile yapmayanlar arasında D2 Dikkat test puanlarının karşılaştırılmasında Psikomotor hız, Seçici dikkat düzeyi, Konsantrasyon performansı, özel öğrenme güçlülüğü ve toplam Test Performansı puanlar arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p&lt;0,05 ve p&lt;0,001). Sonuç: Kız öğrencilerin psikomotor hız puanları, konsantrasyon performansı ve toplam test performansı erkek öğrencilerden daha yüksek ve seçici dikkat düzeyi ise daha düşük bulunmuştur. 14-15 yaş grubunun dikkat testi puanları birinci grup (10-11 yaşlar) ve ikinci grubundakilerden (12-13 yaş) daha iyi bulunmuştur. Yaş grubu büyük olanların dikkat testi puanları daha iyi bulunması beklenen bir sonuçtur. Kızlarda işlenen işaretlenen toplam figür sayısı erkelerden daha fazladır. Yani kızlarda Psikomotor hız erkelere göre daha iyidir. Bu karşılık işaretlenmeyerek atlanılan figürlerin sayısı kızlarda erkelerden daha azdır. Erkeklerde kızlara göre seçici dikkat düzeyi seviyesi daha düşüktür. Spor yapan öğrencilerin D2 dikkat test puanları aktif olarak spor yapmayanlardan daha yüksektir. Aktif olarak spor yapmayan öğrencilerinde sportif aktivitelere yöneltilmesi ile dikkat düzeylerinin artırılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir. Bedensel olarak çocukların daha aktif olmaya yönlendirilmeleri önerilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Georg Simmel’in Yabancı Kavramı ve Ahlat Ağacı Filminde Ana Karaktere Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40515</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40515</guid>
      <author>Janet BARIŞ</author>
      <description>Georg Simmel kent yaşamı içinde bireyi toplumsallaşarak ele alır.  Toplumun insanlar arasındaki karşılıklı ilişkileri önceleyen tarafına dikkat çeker ve insanın bu süreç içerisinde dışsal bir varlık olmadığını fazlasıyla iç içe geçtiğini öne sürer. Simmel’e göre toplumsallık ilişkileri çıkarıldığında toplumun kendisi de yok olur. İnsanları belirli tiplere ayıran ve bu süreçleri kavramsallaştıran Simmel için toplumsal bir tip olarak “yabancı” önemlidir. Yabancı tiplemesi Simmel’in toplumsallaşma ve kalabalıklar içerisinde ayakta kalma süreci içinde üzerine düşündüğü en belirgin tiplemelerden biridir. Hem yakın hem uzaktır ve grubun içinde kendine özgü bir etkileşim biçimiyle yer alır. Yabancı ile kurulan ilişkiye özgül biçimini veren şey bu yakınlık ile uzaklık arasında gidip gelmekte olan gerilimdir. Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filminin ana karakteri Sinan, toplum içerisinde gibi görünürken aslında dışında kalmış, hem yakın hem uzak olmuş ve kendi varlığına bir anlam yüklemekte zorlanmıştır. Sinan’ın içinde bulunduğu toplumsal yapı içerisinde hem dahil hem de dışında olduğu alanlar vardır. Simmel’in yabancı kavramında öznenin varlığı ve kimliği de ikirciklik, kök salamama ve böyle bir gerilim üzerine kuruludur. Makalenin amacı Sinan karakterini Simmel’in yabancı kavramıyla açıklamaya çalışmak ve içerik analizi yöntemiyle bulunduğu dünyada yaşadığı ikilem ve toplumsal süreçlerle bağını nasıl oluşturmuş ya da oluşturamamış olduğunu incelemek ve bir özne olarak toplum içerisinde bu kavramla birlikte ne kadar tanıdık ve ne kadar yabancı olduğunu açımlamaya çalışmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı Nasîhat-Nâme Geleneğinin Son Halkalarindan Biri: Mehmed Necmeddîn’in Pend-i Necmeddîn İsimli Manzûm Nasîhat-Nâmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41952</guid>
      <author>Mustafa Yasin BAŞÇETİNYasemin KOLCU</author>
      <description>Tarihin başlangıcından bu yana insanlar, toplumu ve gelecek nesilleri yetiştirmek, onları iyi ve doğru olana yönlendirmek, mutlu, huzurlu bir şekilde yaşamanın yollarını göstermek için onlara çeşitli tavsiyelerde bulunmuşlardır. Hemen her toplumda ve millette benzer şekilde deneyimlenen bu süreç, edebiyatın eğitimde kullanılmasıyla birlikte devam etmiştir. Dîvân edebiyatı geleneğinde ne söylenildiğinden çok nasıl söylenildiği önemli iken bu anlayışın dışında kaleme alınan bir tür olan nasîhat-nâmelerde ise söylenilen sözün kendisi, nasıl söylendiğinden çok daha önemlidir. Pâdişahlar, vezirler, çocuklar, gençler gibi çok farklı insan tiplerini toplumun hedef ve ideallerine uygun bir birey olarak yetiştirmek ve eğitmek için nasîhat-nâme türünde eserler kaleme alınmıştır. Kur’ân-ı Kerîm, hadîsler, atasözleri, kelâm-ı kibârlar dolaylı nasîhat içerikli ahlâkî eserler sayılmaktadır. Bu eserlerin varlığı, toplumun her alanında nasîhat anlayışının varlığının da göstergesidir. Nasîhat-nâmeler bu anlayışın edebiyata yansımış türleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dîvân edebiyatı içerisinde manzûm ve mensûr olmak üzere çeşitli nazım şekilleriyle birçok nasîhat-nâme yazılmıştır. XIX. yüzyılda Mehmed Necmeddîn Efendi tarafından Türkçe olarak kaleme alınan 905 beyitlik Pend-i Necmeddîn isimli nasîhat-nâme türündeki manzûm eser, bu geleneğin son örneklerinden biridir. Nasîhat-nâme geleneğiyle ve sosyal yapıyla doğrudan alâkalı bir eser olması, aynı zamanda toplumsal değişimin takip edilmesi açısından eserde yer alan sosyal yapıya dair unsurlar ve nasîhat ögeleri son derece önemlidir. Bu çalışmada Nasîhat-nâme geleneği ve Mehmed Necmeddîn Efendi’nin hayatı hakkında Dîvân’ından ve bazı kaynaklardan hareketle bilgi verilmiştir. Çalışmaya konu olan Millî Kütüphane 06 Mil Yz A 9248 numarada kayıtlı yazma eserin 10b-39a varakları arasında yer alan mesnevî nazım şekliyle kaleme alınmış 905 beyitlik nasihât-nâmenin şekil incelemesi ve tematik analizi yapıldıktan sonra son bölümde transkripsiyonlu metni verilmiştir. Bu çalışmayla Mehmed Necmeddîn Efendi ve Türk edebiyatında daha önce incelenmemiş olan eserinin muhtevası günümüz okuyucusuna tanıtılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Korelilerde ve Türklerde Asaletin Taşıyıcısı Olarak “Kemik”</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41701</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41701</guid>
      <author>Murat BAYARYasin Gurur SEV</author>
      <description>Kore yarımadasını tek bir çatı altında birleştiren ilk krallık olan Şilla’da (668-935) soylularla halkı, soylular arasında da hânedan ile bürokrasiyi ayıran kemik sisteminde [kol-p’um] asaletin taşıyıcısı olarak “kemik” kendini gösterir. Buna göre, en yukarıda “kutsal kemik” [sŏng-gol] doğanlar vardır, onların altında ise “hakiki kemik” [chin-gol] doğanlar. Kral ve kraliçelerin kutsal kemik kastına dâhil olması gerekir. Hânedanın kral ve kraliçe olamayacak olan akrabaları ve bakanlar hakiki kemik tabakasını oluşturur. Kutsal kemik ve hakiki kemik doğanların altında ama sıradan halkın [p’yŏng-min] üstünde, bir de altı derecelik “baş kademe” [tu-p’um] kastı vardır. Bunlar asil sayılmakla ve bürokrasiyi teşkil etmekle birlikte, hânedana dâhil edilmez. Benzer şekilde, Türklerde ve Cengiz Han Devleti’nde de soylu olup olmamayı ak kemik - kara kemik ayrımı belirler, yani soyluluk ak olup olmamak bakımından kemiğin bir özelliğidir. “Ak” burada iyiyi, güzeli, aydınlığı; “kara” ise kötüyü, çirkini, karanlığı simgeler. Nitekim Türklerde ve Cengiz Han Devleti’nde “ak kemik” asillere, “kara kemik” ise geniş halk kitlelerine ya da sıradan halka işaret eder. Bu dikkat çekici benzerlik konar-göçerlik, tek tanrı olarak Gök Tanrı inancı ve Altay dili gibi birden fazla kültürel ortaklığı olan Korelilerle Türklerin düşünüldüğünden daha fazla ortak özelliği olduğuna pekâlâ işaret edebilir. Dahası, bu ortaklık Altay dilleri teorisine ilişkin tartışmalara da yeni bir bakış açısı kazandırabilir. İşbu mütevazı çalışma tam da bu noktayı temellendirmek amacındadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edirne Hasan Sezai Dergâhı Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41562</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41562</guid>
      <author>Esin BENİANArif Mısırlı</author>
      <description>Dergâhlar, tarikat ve tasavvufi hayatın göstergesi olan birer mimarlık ürünüdür. Döneminde toplumsal birlik ve beraberliğin sağlandığı; aynı zamanda konaklama, söyleşi, tören gibi farklı eylemlerin gerçekleştirildiği tarikat yapılarının da başında yer almaktadır. Bu dergâhlardan biri de Osmanlı Devleti’ne yaklaşık bir asır boyunca başkentlik yapmış Edirne’de yer alan Hasan Sezai Dergâhı’dır. Bir külliye niteliğindeki dergâh cami, iki adet türbe, çeşme, şadırvan ve hazireden oluşmaktadır. Bu çalışmada amaç, restore edilen türbelerin ve şadırvanın yanı sıra 2015 yılında rekonstrüksiyonu tamamlanan caminin bugünkü mimari özelliklerinin literatüre kazandırılmasıdır. Literatür taraması ve alan çalışması doğrultusunda, çalışma kapsamında Hasan Sezai Efendi’nin hayatı ve dergâhın kuruluşu kısaca irdelenmiş, dergâhtaki hazire, şadırvan ve türbelere değinilmiş, caminin mimari özellikleri ise detaylı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde dergâh, içerdiği yapılar açısından; cami ise işlev, üst örtü biçimi, üst örtü tekniği ve süsleme özellikleri açısından ele alınarak kısmen döneminin yapıları ile benzerlikleri ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, Osmanlı Dönemi’nde yaygınlık kazanan tarikatlar tarafından birçok dergâh kurulmuştur. Bu dergâhlardan biri olan Hasan Sezai Dergâhı da Edirne’nin kültür ve tasavvufî hayatında önemli bir yere sahip olmuştur. Dergâh, Halveti-Gülşeni tarikatının Hasan Sezai Efendi tarafından tesis edilen ve Sezai’ye nispet ile ‘Sezaiyye’ adı verilen kolunu temsil etmiştir. Sezaiyye, 20. yüzyıl başına kadar, Edirne’deki Gülşeni tarikatını temsil eden kol olmuştur. Hasan Sezai Dergâhı’nın 15. yüzyıldan itibaren inşasına başlanan tekke ve zaviye gibi benzer nitelikteki yapılar arasında külliye özelliği sergilemesi ve camisinin bir tevhithane işlevine sahip olması açısından da önem taşıdığı görülmektedir. Ayrıca Hasan Sezai Camii’nin kare ya da dikdörtgen planlı, üzeri kırma çatı ya da kubbe ile örtülü klasik camilerden farklılık gösteren mimari özellikleri ile de dikkat çektiği söylenebilir.&#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaçağ Sanatında Taçkapı Süslemelerinde Görülen Tetramorf Figürleri Üzerine Birkaç Söz</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41597</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41597</guid>
      <author>Yunus BERKLİ</author>
      <description>Kapı, tekil anlamı itibariyle iç ve dış mekan arasındaki bağlantı unsurudur. Duvar içine yerleştirilen ve genel özelliği itibariyle dikdörtgen bir forma haiz beşeri ölçütlere nispet edilen bir oluşumdur. Mimari yapıyı dikine kesen dikdörtgen form, kapı tanımını oluştururken aynı zamanda çeşitli tamamlayıcı biçim elemanlarıyla da bütüncül bir etki gösterir. Bunlar yuvarlak veya sivri kemerler olabileceği gibi mukarnas ve geometrik formlarla da oluşturulabilmektedir. Mimarideki taç kapı, tek başına bir strüktür olarak dikkati çeken ve normal duvar ölçütlerinin üstünde esasen temsili bir formdur. Taçkapı zeminlerinde işlenen tezyinat ve süsleme unsurları ikonografik açıdan nitel bir repertuara göndermede bulunur. Tetramorf hayvanları, hayvan biçimine girme ve Tanrı-İnsan figürü kompozisyonları sembolik bir dille Hıristiyanlık sanatında da tasvirlerine rastlanılmaktadır. Romanesk mimarisinin taçkapı düzenlemelerinde, arslan, grifon ve ejderhalar gibi mitolojik figürler, Hıristiyan sanatına yansımakla beraber, Asyalı temaların ne anlam ifade ettiği konusunda çoğu zaman bir açıklama getirilememektedir. Ortaçağ sanatına özellikle nüfuz etmiş hayvan veya bitki şekilli ikonografik biçimler, Batı’ya Budist, Selçuklu ve öncesi sanatıyla gelen biçim sözlüğüne daha yakındır. Doğulu motifler, salt süsleme unsurları olarak uyarlanmamış, dönemin sanatçıları, bu anlamda sınırsız hayal güçleri olduğunu göstermişlerdir. Batı sanatının biçim sözlüğü özellikle doğu dünyasının sunduğu ürünleriyle kaynaştırılmış, insan figürü, bitki ve hayvan aleminden alınmış öğeler, hayali veya mitolojik tasvirleriyle benzerlik gösterir. Makale metni, doğu ve batı sanatında görülen bu öğelerin biçimsel özelliklerinin ikonografik boyutuyla nasıl değerlendirildiğinin karşılaştırılmasını kuramsal bir bakış açısıyla açıklamaya çalışmaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmen Adaylarının Etnobotanik ve Tıbbi Bitkiler ile İlgili Görüş ve Algıları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41828</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41828</guid>
      <author>Özge CEYLANÜnsal Umdu TOPSAKAL</author>
      <description>Etnobotanik, insanların bitkilerle etkileşimi bilimidir. Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının etnobotanik ve tıbbi bitkilere yönelik görüş ve algılarını belirlemektir. Araştırma 2014-15 öğretim yılında Türkiye'deki bir eğitim fakültesinde gerçekleştirilmiştir. Veriler 96 (61 kadın, 30 erkek) sınıf öğretmeni ve fen bilgisi öğretmeni adaylarından elde edilmiştir. Betimsel yöntem kullanılarak gerçekleştirilen araştırmada veriler iki aşamada toplanmıştır. İlk adımda 7 açık uçlu sorudan oluşan bir anket araştırmacılar tarafından hazırlanmış ve öğretmen adaylarına verilmiştir. İkinci adımda, 10 öğretmen adayı ile onların bu konudaki görüş ve algılarını daha ayrıntılı incelemek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Verilerin tümü içerik analizi ile analizi ile değerlendirilmiştir. Öğretmen adaylarının etnobotanik, tıbbi bitkiler ve kullanımları hakkındaki bilgileri, bu tür bilgilerin kaynakları bulgular bölümünde analiz edilmiş ve özetlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, öğretmen adayları etnobotaniğin bir bilim olduğunu bilmişler fakat doğru olarak tanımlayamamışlardır. Ayrıca bilgi kaynakları genellikle aileleri olmuştur. Günlük hayatlarında bitkileri çeşitli amaçlarla (yemek, mobilya, oyuncak gibi) kullanmışlardır. Hastalık durumunda ise bitkileri ilaç niyetine çay formunda ve bitkinin her bölümünü tükettiklerini ifade etmişlerdir. Öğretmen adaylarına göre görsel-işitsel medyanın tıbbi bitkiler hakkında bilgi vermesi, kullanımını açıklaması bakımından önemli bir yere sahip olduğu dikkat çekici bir bulgudur. Ayrıca öğretmen adayları bu tür bitkiler kullanırken dikkatli olmaları gerektiğinin de farkındadırlar. Gelecek nesillere etnobotanik biliminin aktarılması ve öğrencilerin dikkatinin çekilmesi için bu konunun öğretim müfredatlarına girmesi gerekli görülmekte ve önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Devlet Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Öğrencilerinde Malpraktis Eğilimi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37030</guid>
      <author>Yadigar ÇEVİK DURMAZRunida DOĞAN</author>
      <description>Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin tıbbi uygulama hatası eğilimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini bir devlet üniversitesi hemşirelik bölümü 2.sınıf, 3.sınıf ve 4.sınıf öğrencileri, araştırmanın örneklemini ise bu öğrenciler arasından araştırmaya katılmaya gönüllü öğrenciler oluşturdu. Araştırma verileri 1 Ocak 2018-30 Ocak 2018 tarihleri arasında toplandı(n:322). Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve Malpraktis Eğilim Ölçeği kullanıldı. Toplanan veriler; yüzde, ortalama, t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyon testleri kullanılarak analiz edildi. Bu çalışma ‘agree’adında bir uygulama yönergesi kullanılarak bildirilmiştir (Bkz.Ek.1). Araştırmaya katılan hemşirelik öğrencilerinin Malpraktise Eğilim Ölçeği’nden aldıkları toplam puan ortalamasının 195,7±24,5 olduğu ve tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük düzeyde olduğu belirlendi. Hemşirelik öğrencilerinin Malpraktis Eğilim Ölçeği’nin alt boyutlarından en az hata eğilimine sahip oldukları alt boyutun “ilaç ve transfüzyon uygulamaları”, en fazla hata eğilimine sahip oldukları alt boyutun ise “düşmeler” olduğu belirlendi. Kadın öğrencilerin malpraktis eğiliminin erkek öğrencilere göre daha düşük olduğu ve meslekten memnuniyet düzeyi arttıkça malpraktis eğiliminin düştüğü belirlendi (p˂0.05). Araştırma sonunda hemşirelik öğrencilerinin malpraktis eğilimlerinin düşük olduğu belirlendi. Bununla birlikte öğrencilerin “düşmeler” hata eğilimi daha yüksek olduğu için bu konuların müfredatta hasta güvenliği ve tıbbi hatalarla ilgili olarak gözden geçirilmesi önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zihinsel Yetersizliği Olan Öğrencilere Okuma-Yazma Öğretilirken Karşılaşılan Güçlükler ve Geliştirilen Stratejiler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39883</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39883</guid>
      <author>Kısmet DELİVELİ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, ilkokulda görev yapan öğretmenlerin görüşlerine başvurarak genel ve özel eğitim sınıflarında zihinsel yetersizliği olan öğrencilere okuma yazmayı öğretirken karşılaştıkları sorunların çözümünde geliştirdikleri stratejileri belirleyebilmektir. Bu amaç için nitel bir araştırma yöntemi olan fenomolojik araştırma yaklaşımından yararlanılmıştır. Çalışma grubu oluşturulurken, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmış ve sınıfında zihinsel yetersizliği olan öğrencisi/öğrencileri bulunan 13 öğretmene ulaşılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiş ve görüşmeler sırasında araştırmaya gönüllü olarak destek veren sınıf öğretmenlerinin yarı yapılandırılmış görüşme formunda bulunan 6 açık uçlu soruya cevap vermeleri istenmiştir. Araştırmada, nitel araştırmalarda aranan geçerlik ve güvenirlik ölçütlerini sağlamak amacıyla, inandırıcılık, tutarlık, aktarılabilirlik ve teyit edilebilirlik ölçütleri göz önünde bulundurulmuştur. Elde edilen veriler içerik analizi ve betimsel analiz tekniğiyle analiz edilmiştir.  Katılımcı görüşleri ortak temalar halinde birleştirilirken, katılımcı görüşlerinden alıntılar sunulmuştur. Araştırma bulguları ‘öğretmenlerin okuma-yazma öğretim sürecinde benimsedikleri yaklaşım, karşılaştıkları sorunlar, uyguladıkları stratejiler ve geliştirdikleri öneriler’ olmak üzere dört temada değerlendirilmiştir. Bu çalışmada öğretmenlerin tamamının, öğrenci merkezli bir yaklaşım benimseyerek okuma-yazma etkinliklerini zihinsel yetersizliği olan öğrencinin gereksinimlerini göz önünde bulunduracak şekilde gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır. Çocuğu merkeze alan bir yaklaşımla, öğrencinin yetersizliklerine değil yeterliliklerine bağlı olarak gerçekleştirdikleri okuma-yazma etkinliklerinde öğretmenlerin ‘yöntemleri seçerken, araç-gereçleri kullanırken,  etkinlikleri düzenlerken’ farklı uygulamalara yer vermeye çalıştıkları anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Farklı Tür Metinler için Dinlediğini Anlama Başarı Testlerinin Geliştirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42091</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42091</guid>
      <author>Bahar DOĞAN KAHTALIİlhan ERDEM</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı ortaokul yedinci sınıf öğrencilerinin farklı metin türlerinde dinlediğini anlama becerilerini ölçmek için geçerli ve güvenilir ölçme araçları geliştirmektedir. Test geliştirme sürecinde, önceden hazırlanan belirtke tablosuna uygun olarak; farklı düzeyler ve soru türlerinde havuz oluşturulmuştur. Test, uygulanmadan önce uzman görüşleri alınmış ve beş öğrenci ile pilot çalışması yapılmıştır. Şiir türü için hazırlanan taslak başarı testi 184 öğrenciye; öyküleyici metin türü hazırlanan taslak başarı testi, 212 öğrenciye ve bilgilendirici metin türü için hazırlanan başarı testi 197 öğrenciye uygulanmıştır. Veriler Test Analiz Programı (TAP) ile analiz edilmiştir. Çoktan seçmeli ve doğru yanlış türündeki soruların geçerliliğini test etmek üzere her bir sorunun güçlük ve ayırt edicilik düzeyleri belirlenmiş, bazı sorular testlerden çıkarılmıştır. Çoktan seçmeli ve doğru yanlış tipi maddelerin güvenirliği için Kuder-Richardson 20 (KR 20) değerine bakılmıştır. Açık uçlu soruların cevap anahtarları detaylı puanlamaya uygun şekilde hazırlanmıştır. Araştırmacı dışında iki alan uzmanı, her test için 50 veriyi açık uçlu soruları cevap anahtarına göre incelemiştir. Puanlayıcılar arasındaki tutarlılığı belirlemek üzere elde edilen sonuçlar üzerinde SPSS kullanılarak küme içi korelasyon analizi (KİK) yapılmıştır. Şiir türü başarı testinin geçerli ve güvenilir son şeklinde, 6 çoktan seçmeli, 3 doğru-yanlış tipi ve 5 açık uçlu olmak üzere toplam 14 madde bulunmaktadır. Öyküleyici metin türü başarı testinin geçerli ve güvenilir son şeklinde, 11 çoktan seçmeli ve 3 açık uçlu olmak üzere toplam 14 madde bulunmaktadır. Bilgilendirici metin türü başarı testinin geçerli ve güvenilir son şeklinde, 8 çoktan seçmeli, 3 doğru yanlış tipi ve 3 açık uçlu olmak üzere toplam 14 madde bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital Kültürde Erkeklik(Ler): Instagram #Erkeklik Üzerine Bir İçerik Analizi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41639</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41639</guid>
      <author>Aslı ELGÜN</author>
      <description>Instagram sayısı hergün artan kullanıcı sayısı ile gündelik yaşam pratiklerinin yeniden üretildiği dijital kültürün taşıyıcısı olan bir sosyal ağdır. Kullanıcılar, görsel öğeler ve bu öğeleri besleyen altyazı, etiketlemeler, yorumlar ile bir konu üzerine düşüncelerini, bakış açılarını, yargılarını ya da tutumlarını bu sosyal ağda dile getirmekte ve yaygınlaştırmaktadırlar. Çalışma, dijital kültürün bir parçası olan Instagram’da erkeklik konu etiketi altında yer alan gönderilerin erkeklik biçimlerini nasıl temsil ettiğini anlamayı, incelemeyi, saptamayı ve kullanıcı tiplerini kategorize etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla erkeklik konu etiketi (#/hashtag) altında yer alan gönderiler (n=878) üzerinden kullanıcı tipleri kategorize edilmiş ve gönderilerin görsel ve metinsel içeriği tematik analiz yöntemi kullanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan temalar alanyazını ile karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda Bireysel Hesaplar, Anonim, Satış Amaçlı, Duyuru/Bilgilendirme Amaçlı Hesaplar, Sivil Toplum İnisiyatiflerinin Hesapları, Dini Öğretiler Paylaşan Hesaplar, İnternet Yayıncılığı Yapan Hesaplar olmak üzere sekiz kullanıcı tipi tanımlanmıştır. Görsel ve metinsel içeriğe yönelik yapılan tematik analiz sonucunda da egemen erkeklik biçimlerini oluşturan özellikler ve nitelendirmeler, eleştirel erkeklik biçimlerini oluşturan özellikler ve nitelendirmeler, feminizm ve kadın haklarını oluşturan özellikler ve nitelendirmeler ve diğer olmak üzere toplam dört ana temaya ulaşılmıştır. Bu dört ana tema ise toplam 24 alt tema ile betimlenmiş ve açıklanmıştır. Çalışmada Instagram’da erkekliğin egemen erkeklik biçimlerini oluşturan özellikler ve nitelendirmelerin somut kültüre benzer biçimlerde erkekliği konumlandırdığı sonucuna varılmıştır. Buna karşılık, eleştirel erkeklik biçimleri ve egemen erkeklik biçimlerini eleştiren feminist söylemlerin dijital alanda kendine yer bulduğu ortaya çıkmıştır. Bu açıdan da Instagram egemen erkeklik biçimlerinin eleştirilmesine imkan tanıyan ve geleneksel iletişim araçlarında yer bulamayan seslerin yeri olmaya aday gözükmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mimar Sinan’in Dörtlü Baldaken Sistemli Tek Kubbeli Camilerinde Görülen Farklı Mekan Kurguları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41660</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41660</guid>
      <author>Alev ERARSLAN</author>
      <description>Osmanlı’nın usta mimari Koca Sinan camii, hamam, medrese, mescit, han, kervansaray,  darüşşifa, imaret, tabhane, darülkurra, sıbyan mektebi, su kemeri, tekke, çeşme ve saray gibi çok sayıda geniş tipolojide eser vermiş ve arkasında yaklaşık 400 e yakın eser bırakmıştır. Mimar Sinan’ın en çok üzerinde durduğu ve sayıca en fazla eseri camileridir. Başta payitaht Istanbul olmak üzere, imparatorluğun farklı yerlerine cami inşa etmiş olan Sinan hiçbir camiisinde aynı plan şemasını kullanmamış, kendisini tekrar etmemiş ve sürekli farklı plan denemelerinde bulunmuştur. Sinan’ın camilerinde kullandığı asal yapı elemanı kubbedir. O’nun camilerinde planı da belirleyen ana unsur olan kubbe hem tüm mekan bütününe hem de yapının dış plastiğine hakim konumda olan bir mimari elemandır. Bulunduğu şehirlerin kentsel silüetini de belirleyen ve yapının merkezi noktasında bulunan kubbe, Sinan camilerinde aynı zamanda bir imgedir. Mimari peyzajın önemli bir parçası olan camilerinde Sinan, kubbeli yapı geleneğine yeni bir kimlik kazandırmış ve bir mimari üslup geliştirmiştir. Sinan camilerinin plan kuruluşunu, onun kubbelerinde kullandığı strüktür özellikleri belirler. Kubbe strüktüründe 4, 6 ve 8 destek (baldaken) gibi çoklu mesnet sistemleri kullanan Mimar Sinan, bu sistemlerle oluşturduğu kubbeli yapılarda planı bu sistem çevresinde kurgular. Bu makalede Mimar Sinan’ın dörtlü baldaken sistemli tek kubbeli camiler grubuna giren beş camii (Edirnekapı Mihrimah Sultan, Eyüp Zal Mahmut Paşa, Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa, Fatih Bali Paşa ve Manisa Muradiye) seçilmiş ve bu yapılarda kubbenin oturduğu merkezî kare baldaken sistemin kuruluşu ve etrafında gelişen yan mekân organizasyonu analiz edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Öğretmenlerin Matematik Eğitim Teorileri ve Etkinlik Tasarımı Kriterlerine İlişkin Paylaşımlarının Değerlendirilmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41979</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41979</guid>
      <author>Elif ERTEM AKBAŞ</author>
      <description>Günümüz eğitim sistemlerinde öğrencilerin aktif olduğu öğretim durumları önem kazanmaktadır. Bu tarz öğretim ortamlarında çeşitli matematik eğitim teorilerinden yararlanılabilir. Oysa eğitim derslerinde öğrenilen matematik eğitim teorileri, bilimsel süreç becerileri gibi kavramlar bir başka ders alanında uygulama aşamasına uyarlandığında öğretmenlerin çeşitli zorluklar yaşadıklarını görmekteyiz. İşte bu anlamda bu çalışmada, matematik öğretmenlerinin bakış açısıyla öğrenci merkezli bir etkinliğin tasarımında kullanılan matematik eğitim teorileri, bu teorilerin yararları ve etkinlik tasarımı kriterleri hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Çalışma grubunu matematik eğitimi programında yüksek lisans öğrenimi görmekte olan ve MEB’de görev yapan 5’i kadın ve 2’si erkek olmak üzere toplam 7 matematik öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışma grubu kolay ulaşılabilir örnekleme kapsamında amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ve ses kaydı ile elde edilen verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular görüşme soruları kapsamında üç ana kategoride toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda matematik öğretmenlerinin matematik eğitim teorilerine ilişkin teorik olarak benzer ve genel bilgiye sahip olduğu, etkinlik tasarımında ise etkinliklerin gerekli olan aşamalarından ziyade özelliklerine ve öğretim ortamına uygunluğuna dikkat ettiği tespit edilmiştir. Ulaşılan sonuçlar dikkate alınarak etkinlik tasarımı kriterlerinin matematik eğitim teorileriyle ilişkilendirilmesi doğrultusunda uygulamada gerekli görülen değişim ve gelişime yönelik öğretmen görüşleri alınarak gerekli olanakların sunulması önerilmektedir. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Suzidilara Makamının Tarifler ve Bestelenen Eserler Açısından İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40264</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40264</guid>
      <author>Mehmet Ali ESEN Alkan AKINCI</author>
      <description>Suzidilara makamının tarifi ilk olarak Abdulbaki Nasır Dede tarafından Tedkîk ü Tahkik adlı eserinde yapılmaktadır. Nasır Dede, Suzidilara makamının III. Selim’in buluşu olduğunu belirtmektedir. Dede, Suzidilara makamı tarifinde makamı oluşturan dizi veya dizileri net olarak belirtmediğinden ötürü birçok kuramcı Suzidilara makamını tarif ederken farklı bileşik diziler kullanmaktadırlar. Bu çalışmada, farklı besteciler tarafından bestelenen 52 adet eserin analizi sonucu belirlenen Suzidilara makamı dizi ve özellikleri ile on farklı kuramcının bu makamı tarif etme biçimlerinin birbiriyle ilişkilendirilip ne düzeyde örtüştüğünün ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Suzidilara makamının tariflerdeki dizi veya diziler ile makamda bestelenmiş olan eserlerde bestekârların diziyi nasıl kullandıklarıyla ilgili karşılaştırma makalenin temelini oluşturmaktadır. Bu sebeple çalışmada, Suzidilara makamı tarifi yapan 10 kuramcının ortaya koymuş oldukları tariflerin farklılıkları incelenmiştir. Sonrasında Suzidilara makamında bestelenen saz eseri olarak: 11 peşrev, 1 medhal, 11 saz semaisi ve sözlü eser olarak: 1 mevlevi ayini, 1 ilahi, 2 teşvih, 2 ağır semai, 4 yürük semai, 1 murabba beste, 1 beste 17 şarkı olmak üzere toplamda 52 adet eser makamsal analiz yöntemiyle incelenmiştir. Makamsal analizi yapılan 52 adet eserde bestekârların Suzidilara makamını nasıl kullandıkları ve eserlerde kullanılan diziler saptanmıştır. Suzidilara makamının tarifini yapan 10 kuramcı ve Suzidilara makamında eser veren 32 bestekârlar geçmişten günümüze sıralanarak sunulmuştur. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Westworld Dizisinde Makine Öğrenmesi: Cinsiyet Eşitsizliğini Yeniden Üreten Yapay Zekâ Yaratımlar</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41975</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41975</guid>
      <author>Selen GÖKÇEM AKYILDIZYavuz AKYILDIZ</author>
      <description>Makine öğrenmesi terimi, verilerdeki anlamlı kalıpların otomatik olarak algılanmasını ifade etmektedir ve son yıllarda büyük veri setlerinden bilgi elde edilmesini gerektiren hemen hemen her işte ortak bir araç haline gelmiştir. Bu durum sonuç olarak, makine öğrenmesi temelli bir teknoloji ile çevrelenmemizi getirmiştir. Diğer taraftan makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemleri ile geliştirilen yapay zekâ yaratımların, internet ağı yardımıyla taraflı yerleşik bilgiler ile beslenmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden yapılandırmaktadır. Bilgisayarların deneyimlerinden öğrenmelerini, dünyayı kavramlar hiyerarşisi açısından anlamalarını ve her kavramın daha basit kavramlar ile olan ilişkileriyle tanımlanmasını sağlayan derin öğrenme yöntemi, yapay zekâların tecrübelerden yola çıkarak bilgi edinmeleri nedeni ile önceden insanların yönlendirmelerine ihtiyaç duydukları tüm bağımlıklardan kurtarmaktadır. Ancak, insanların yönlendirmeleri ile düşünebilen, yaratabilen ve var olabilen yapay zekâ yaratımlar, otonom düşünce geliştirme yapısına sahip olana kadar taraflı bilgiler ile beslenmek durumundadır. Feminist teorinin sıklıkla yararlandığı bakış açısı epistemolojisi, tüm bilme girişimlerinin sosyal olarak konumlandırıldıkları görüşüne dayanır. Bilginin dolaşımını sağlayan vekilin cinsiyeti, sınıfı, ırkı, etnik kökeni cinsel ve fiziksel kapasitesi bildiklerini oluşturmada ve bilebileceklerini sınırlamada etkin bir rol oynar. Toplumsal konumun epistemik içerik ve kapasitesi üzerindeki etkisi yalnızca dünyayı anlama biçimimizi değil aynı zamanda bize deneyim yoluyla nasıl sunulduğunu da biçimlendirmektedir. Bu araştırma, Westworld dizisi örneğinde insanların toplumsal cinsiyet normlarına göre programladıkları robotların insanların ve özellikle erkeklerin hizmetine sunulması durumunu, feminist epistemoloji bakış açısı yöntemi ile incelemeyi amaçlayarak, dizideki yapay zekâ modellemesinin dünya üzerinde var olan ön yargılı ve taraflı bilginin pekiştirilmesine ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tekrar tekrar yapılanmasına neden olduğunu göstermeyi hedeflemektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Nîmâ Yûşic’in Şiirinde Değişim: Şekil,  Dil ve Mana</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39621</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39621</guid>
      <author>Yeşim IŞIK</author>
      <description>İran edebiyat araştırmacıları Nîmâ Yûşic’in şiirlerini klasik şiirleri, yarı klasik ve serbest şiirler olmak üzere üç gruba ayırmışlardır. Klasik İran şiiri; şiirin kalıbı, dil ve mana olmak üzere üç ana unsura dayanmaktadır. Klasik İran edebiyat anlayışına göre şiirde gerçek anlamda bir yenilik yapılması bu üç unsurdan en az birinde tam anlamıyla bir değişiklik yapılmasını gerektirmektedir. Nîmâ, klasik şiirlerinde bu unsurları oldukları gibi korumuştur. Yarı klasik şiirlerinde klasik şiirdeki şekli korumasına karşın kafiyenin kullanım şeklini değiştirmiştir. Bu şiirlerdeki en bariz farklılıklardan bir tanesi de klasik şiirde asli unsur olarak addedilen beyitin yerini mısranın almasıdır. Beyitlerin alt alta yazılması Fars şiirinde yeni bir yöntem olarak bu kalıpta farklı şiirler yazılmasına imkân vermiştir. Aynı şekilde klasik şiirde sınırlı olan musammat türünün bazı değişiklerle yeniden yazılmasını mümkün kılmaktadır. Vezin sayısının eşitliğinin sağlanması ve kafiye tekrarları klasik şiirin özelliklerinden sayılması hasebiyle Nîmâ Yûşic’in yarı klasik diye ifade edilen şiirleri klasik şiirden ayrı sayılmazlar. Şairin 1937-1958 yıları arasındaki şiirlerinin büyük çoğunluğunu serbest şiirleri oluşturmaktadır. Bu şiirlerde belli bir şekilsel yapıdan bahsetmek mümkün değildir. Şair bu şiirlerde önceden kabul görmüş kuralları bir tarafa bırakarak şahsi tecrübeleri sonucunda dünyayı kendi idrak penceresinden yansıtma imkânı bulmuştur. Nîmâ Yûşic klasik edebiyat döneminde yaygın ve geçerli olan şiir diline ve önceden belirlenmiş şiir kalıplarına ve mana dünyasına tereddütle bakmış, şiirin tabi olduğu bu unsurları şiirde uygulamayı başarmıştır. Klasik dönem şairlerinin şiirlerine benzetilerek başarılı addedilen geleneksel şiir anlayışını bir tarafa bırakarak bizzat şahsi tecrübe, zevk ve düşünce dünyasını yansıttığı bir şiir anlayışı ortaya koymuştur. Yerleşik şiir anlayışının dışına çıkarak şahsi bir şiir anlayışı oluşturmayı başaran Nîmâ Yûşic, İran edebiyatında şiirin asli unsurları hususunda köklü bir değişimin öncüsü olmuştur. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Modernleşme Yolunda Amerikan Sanat Gruplarının Reformist Çabaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41855</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41855</guid>
      <author>Yusuf Emre IŞIKMustafa IŞIK</author>
      <description>Bu çalışma Empresyonizmden Kübizme kadar ki dönemde Avrupa avangard sanatçıların eserleriyle Armory Show’da sergilenmesinin sonuçları açısından üstlenilen çabaların çeşitli safhalarda incelenmesini içermektedir. Gelenekçi sanatın objektif gerçekliğinin tam aksine Armory Show’da sergilenmiş olan yapıtlar, avangard sanatçıların soyutlamaya doğru bireysel yorumlamalarının eşsiz örneklerini oluşturuyordu. 1913’te Armory Show sergilenen modern sanat yapıtlarının gerçekçilik ölçütleri ilk başta kavrama güçlüğü çeken eleştirmen ve sanatçılarda ani bir öfke ve heyecana neden oldu. Sorunlar aşıldıkça Amerikan sanatı yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkan Avrupa’da görsel sanatlardaki değişimlere karşı cevap verdi. Sanat eleştirmenlerinin, Armory Show’da temsil edilen görsel sanatlardaki değişikliklere meydan okumaları zaman içinde estetik algı ve felsefelerini de değiştirmelerle yön buldu. Amerikan sanatçılarının yanı sıra Avrupalı modern sanatçıların yapıtlarının da yer aldığı Armory Show sergisi; Amerikan sanatını oluşturan Soyut Ekspresyonizm, Pop Art ve Minimalizm gibi sanat akımlarından önce ABD tarihinde modern sanatın ilk örneklerini temsil etmekteydi. Ulusal Tasarım Akademisi’ne meydan okuyan sanatçı Robert Henri ve Ashcan Okulu çevresinde toplanan gerçekçi hareket, “The Eight” grubunun 1908’de ABD’de devrim niteliğindeki sergisi, Alfred Stieglitz’in “Galeri 291”de Avrupalı modern sanatçıların eserlerini tanıtması, 1910’da “Bağımsız Sanatçılar Sergisi” New York sanat dünyasında yarattığı fırtınalar sanatçıların öncü çabaları olarak görülmektedir. Bu faaliyetler 1913 Armory Show sergisi tasarlama fikrine zemin hazırlayarak ABD’de avangard sanatın oluşmasında etkisi oldu.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Animasyon Filmlerinde Kadın Karakterler</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42096</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42096</guid>
      <author>Nur Hümeyra ÖZDEMİR ERENNur Hümeyra ÖZDEMİR EREN</author>
      <description>Z kuşağı olarak adlandırılan yeni neslin medya gereçlerini ve özellikle görsel –işitsel bilgi akışını kitaplara tercih ettiği bilinmektedir. Bu durum da medyanın ve çocuğa sunduğu “ürünlerin” mesajlarını ve niteliğini ortaya koyma gerekliliği doğurmuştur. Birer medya ürünü olan animasyon filmler son yıllarda teknolojik gelişmelere de bağlı olarak gittikçe daha fazla ilgi odağı olmuştur. Genç yaşlı herkes tarafından büyük ilgi gören animasyon filmlerinde farklı farklı karakterlere rastlanmaktadır. Kadın karakterler de neredeyse her animasyon filminde izleyicinin karşısına çıkmaktadır.  Bu çalışmanın amacı animasyon filmlerinde sıkça karşılan kadın karakterlerin izleyiciye nasıl sunulduğunu tespit etmektir. Doküman analiziyle desenlenen araştırmanın dokümanlarını 2018-2013 yılları arasında Oscar almış animasyon filmleri (Koko, Zootropolis, Ters Yüz, 6 Süper Kahraman, Karlar Ülkesi ve Cesur) oluşturmuştur. Bu animasyon filmler, kadın karakterlerin özellikleri başlığı altında betimsel olarak incelenmiş ve ortaya çıkan veriler ışığında içerik analizine tabi tutulmuştur. Her animasyon filmi için kadın karakterlerin özelliklerini ortaya çıkaracak boyutların olduğu bir gözlem formu oluşturulmuştur. Bu form, kadın karakterlerin özelliklerini görsel ve işitsel açıdan incelenmesine olanak tanıyacak şekilde hazırlanmıştır. Gözlem formundaki veriler, araştırma amacı doğrultusunda şefkatli, emredici, zeki, kararlı, kuralcı, şiddet uygulayan, sert mizaçlı, cesur, korumacı, kendine güvenen, ciddi ve iyimser olarak kodlanmıştır. Bu kodlar frekans yoğunluğuna göre sıralanmıştır. Tüm kodlar sırasıyla baskın karakterli olma, liderlik duygusu ve annelik duygusu başlıkları etrafında üç kategoride toplanmıştır. Araştırma sonucunda kadınların artık daha güçlü, baskın, sert, ev içi rollerin dışında ve maskülen olarak sunulduğu tespit edilmiştir. Bu maskülen sunum biçimi ise kadınların aslında erkek değerleri altında ele alındığını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Gilgameş Destanı’ndan Hareketle Sümer Kentini Okumak</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42111</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42111</guid>
      <author>Ece KAYAGökçe Nur ŞAFAK</author>
      <description>Yerleşik düzene geçişle birlikte uygarlığın başlangıcı sayılan kentleri meydana getiren insan, yaşadığı mekânı şekillendirmiş ve aynı zamanda kendisi de bu mekân tarafından şekillendirilmiştir. Bu karşılıklı ilişkiyi uygarlıkların arkalarında bıraktıkları çeşitli eserlerinde ve arkeolojik buluntularda görebilmek mümkündür. Göbeklitepe ve Çatalhöyük, uygarlığın ilk yerleşimleri olarak ortaya çıksalar da bu yerleşimlerden elde edilen arkeolojik kalıntılar dönemin uygarlığını ve yerleşimlerini bütüncül bir biçimde görmek için yeterli değildir. Oysa “yazılı metinler ülkesi” olarak adlandırılan Sümer uygarlığı ve dolayısıyla kentleri bütünlüklü bir biçimde okunmaya uygun görünmektedir. Bu çalışmada Sümer kentine dair bir okuma Gilgameş Destanı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Gilgameş Destanı’ndan yola çıkılmasının nedeni edebi eserlerin yazıldığı dönemin zihniyetine ait ipuçları barındırması aynı zamanda döneminin, sosyal, siyasal, dinsel, ekonomik, sanatsal, kültürel yapısına ve hayatına dair önemli veriler içermesidir. Sümer’den kalan yazılı eserler keşfedildiğinde, uygarlığın arkasında bıraktıkları bazı eserlerin, yapıların ve özellikle mitolojisinin yalnızca kendi dönemiyle sınırlı kalmadığı, kendinden sonra gelen uygarlıkları izlerine bugün de rastlanacak biçimde etkilediği görülmüştür. Tarihin bilinen en eski kent tecrübelerinden olan Sümer kentini anlamak, bugünkü kent yaşamının içsel dinamiklerini anlamakta yardımcı olacaktır. Bu çalışmada betimsel analiz yönteminden yararlanılarak Gilgameş Destanı’ndan hareketle Sümer uygarlığının yönetsel, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısının bir dökümü çıkarılmış ve Sümer kentine ilişkin bir tasavvura ulaşılmıştır. Sümer kentlerinde var olan tapınaklar, saraylar gibi çeşitli yapı ve kurumların bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesiyle dönemin düşünsel yapısı ile kent arasındaki ilişkiye dair bir tablo çizilmiştir. Kabile toplumlarından kentsel yaşama geçiş Sümer mitolojisindeki ilksel örneklerde takip edilmiştir. Gilgameş ile kentin yazgısının paralel olduğu ve Gilgameş’in erginlenmesi ile kabile toplumundan kentsel topluma geçiş süreçlerinin iç içe olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Enkidu’nun uygarlaştırılması sürecinde ise doğanın ehlileştirilerek kontrol altına alınması ve Sümerlilerin kentsel değerlere verdiği önem izlenebilmektedir. Kralların ve tapınağın yönetim erkinin meşruiyet gerekçesinin tanrısallık ve kutsallık oluşunun kentte öne çıkan yapı ve kurumları belirlediği görülmüştür. Son olarak kozmosun yeryüzündeki bir sembolü olarak betimlenebilecek olan Sümer kentleri özelinde bulguladığımız kente gönderme yapan bazı konuların diğer uygarlıklar ile benzerlikleri vurgulanmıştır. Uygarlıkların kent-kır/doğa algılarının ve kentlerin kozmogonik göndermelerle belirlenmesinin evrenselliğine işaret edilmiştir.  Bu evrensellik ise çalışmada Antik Yunan ve Türk mitolojilerindeki benzerliklerin önemli örneklerinin gösterilmesiyle verilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sanatta Evrimleşen Bakış Açısı: “Anamorfoz” ve Çağdaş Bir Uygulayıcısı Olarak Kurt Wenner</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42083</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42083</guid>
      <author>Yunus KAYA</author>
      <description>Sanatçısı tarafından belirlenen bakış açısıyla, izleyicinin projeksiyonunu belirleyen ve sunulanın ötesine geçilmesine izin vermeyen resim, bu yönüyle bir fotoğraf makinesi vizöründen farklı değildir. Ancak anamorfoz, bir görüntünün tersinir deformasyonuna dayanarak düzlem üzerinde meydana getirdiği optik etkiyle gerçek görüntüyü yalnızca belirli bir bakış açısıyla ve çoğu zaman da bir materyal kullanılarak yeniden yapılandırabilen, böylece, insan gözü için bir yanılsama üreten görsel bir bozulma olması nedeniyle izleyiciye bir görselden daha fazlasını sunmaya çalışır. Buna rağmen, sanat tarihinde anamorfoz hakkettiği yere konumlandırılmamış ve bu fenomenin analizi sanatsal bakımdan yetersiz kalmıştır. Ayrıca, hakkında yazılanların da genellikle kafa karıştırıcı ve çoğu zaman da doğru olmadığı görülür. Bu araştırma, “Anamorfoz”un terminolojik, ontolojik, epistemolojik irdelemeleri yanı sıra, sanat tarihi sürecinde bu ifade biçiminin evrimleşmesini kronolojik bir yöntemle derinlemesine incelerken, bu konuda, daha önce yapılan araştırma ve uygulama örnekleriyle derinleşmeyi ve hakkındaki kafa karışıklığını gidermeyi önceler. Sonraki bölümde trompe l’oeil ile anamorfoz arasındaki ilişki: benzerlikler ve farklılıklar üzerinde durulur. Üçüncü bölümde Anamorfozun iki genel türü: Ayna(lı) (Catoptric / Katoptrik) Anamorfoz ve Perspektif (Oblique / Eğik / Stereoskopik) Anamorfoz hakkında araştırma detaylandırıl ve örneklendirilir.  Dört bölümden oluşan bu metnin son bölümünde ise, çağdaş anamorfozun mucidi olarak bilinen Kurt Wenner ve kendi geometrisiyle Roma geleneksel sokak uygulamalarını (madonnari) sentezleyerek meydana getirdiği “3D Street Art” hakkında öz bir incelemede bulunulur, konu görsellerle açıklanır. Bu derinlemesine yaklaşımla ilk örneklerine L. Davinci’nin resimlerinde karşılaşılan “Anamorfoz / Anamorfik Perspektif”in günümüze kadarki evrimleşme süreci araştırmanın genel çerçevesi oluşturularak sunulur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sınıf Öğretmenleri ile Sınıf Öğretmeni Adaylarının Sosyal Beceri Öğretimine İlişkin Bilgi Düzeylerinin Karşılaştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40099</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40099</guid>
      <author>Sevda KILIÇ</author>
      <description>Genel tarama modelinin kullanıldığı bu araştırmada, sınıfında özel gereksinimli öğrenci bulunan sınıf öğretmenleri ile sınıf öğretmeni adaylarının sosyal beceri öğretimine ilişkin bilgi düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunun oluşturulmasında 2 ayrı örneklem kullanılmıştır. Sınıf öğretmenlerinin belirlenmesinde amaçsal örnekleme başlığı altında ölçüt örnekleme yöntemi tercih edilirken, sınıf öğretmeni adaylarının belirlenmesinde ise kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Nitekim bu bağlamda, araştırmaya Kars il merkezinde sınıfında özel gereksinimli öğrenci bulunan 61 sınıf öğretmeni ile Kafkas Üniversitesi Dede Korkut Eğitim Fakültesi’nde sınıf öğretmenliği bölümünde okuyan 81 son sınıf öğrencisi katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından oluşturulan “Kişisel Bilgi Formu (KBF)” ve 2009 yılında Sazak Pınar tarafından geliştirilen “Sosyal Beceri Öğretimi Bilgi Testi (SBÖBT)” gerekli izinler alınarak kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde çeşitli betimsel ve anlam çıkartıcı istatistiklerden yararlanılmış olup elde edilen bulgular doğrultusunda, SBÖBT’ten alınabilecek en yüksek puan Max.=23.00 iken; araştırmaya katılan sınıf öğretmenlerinin testten ortalama X ̅=11.60, sınıf öğretmeni adaylarının ise X ̅=11.81 puan aldıkları belirlenmiştir. Dolayısıyla sınıf öğretmenleri ile sınıf öğretmeni adaylarının sosyal beceri öğretimine ilişkin bilgi düzeylerinin orta düzey olduğu ve birbirlerinden anlamlı düzeyde farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda öğretmen ve öğretmen adaylarının sosyal beceri öğretimine ilişkin bilgi düzeylerinin cinsiyet, yaş, mesleki hizmet yılı, mezun olunan lise türü ve üniversite bölümü değişkenleri açısından anlamlı düzeyde farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Destek Eğitim Odalarında Verilen Eğitimin Okul Öncesi Kaynaştırma Öğrencilerinin Gelişimine Olan Etkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29348</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29348</guid>
      <author>Kamil Arif KIRKIÇAbdulhalit SAYAN</author>
      <description>Bu araştırma erken çocukluk eğitimi veren okullarda kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin gelişimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Destek odalarında eğitim alan kaynaştırma öğrencileri ile destek odaları dışında kaynaştırma eğitimine katılan öğrencilerin gelişimleri nicel araştırma modeli ile incelenmiştir. Nicel modelin tasarımlarından deneysel tasarım kullanılarak, öntest-sontest ölçümleriyle araştırmaya katılan 40 öğrencinin gelişimine destek odalarında eğitim alınmasının etkisi araştırılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) bünyesinde Küçükçekmece ilçesinde bulunan okul öncesi eğitim kurumlarında 2017-2018 öğretim yılında yapılan çalışma ile veriler toplanmıştır. Deney ve kontrol grubunda bulunan 20’şer öğrenciden veriler toplanmıştır. Çalışmaya katılan kaynaştırma öğrencilerinin gelişimleri Rehberlik Araştırma Merkezi (RAM) uzmanlarınca geliştirilmiş olan değerlendirme formu ile izlenmiştir. Okula başlama tarihinden bir ay sonra deney ve kontrol gruplarındaki öğrenciler hakkında öğretmenler tarafından belirlenen çeşitli alanlardaki gelişim düzeyleri öntest olarak kullanılmıştır. Sontest ise okulun sona ermesinden bir ay öncesinde öğretmenler tarafından düzenlenen eğitsel değerlendirme formu olmuştur. Elde edilen öntest-sontest ölçümleri istatistiksel program ile analiz edilmiştir.  Veriler çözümlenirken ilişkili ve bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları destek odasında eğitim alan kaynaştırma öğrencilerinin psikomotor, bilişsel, dil ve öz bakım becerilerinin gelişimi, sadece kaynaştırma eğitimi alan öğrencilerin bu becerilerinin gelişiminden anlamlı derecede yüksek olmuştur. Deney ve kontrol grupları arasında, sosyal-duygusal gelişim boyutunda anlamlı düzeyde bir fark oluşmamıştır. Sosyal, duygusal ve dil gelişimi alt boyutlarında destek eğitimi alan ve almayan 0-6 yaş kaynaştırma öğrencileri arasında önemli bir farklılık olmasa da her iki alt boyutta destek eğitimi alan öğrencilerin puan ortalamalarının yüksek olduğu ve buna bağlı olarak da bu eğitimin başarıya ulaştığı düşünülebilir. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kişilik Özellikleri ve Kariyer Stresi İlişkisinde Örgütsel Güvenin Aracılık Etkisi Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40441</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40441</guid>
      <author>Semra KÖSEHasan TUTAR , Nevzat ŞAHİN , Sevilay GÜLER</author>
      <description>Amaç: İnsanların duygularında, düşüncelerinde ve her tür algılama biçimlerinde kişilik özelliklerinin önemli bir payının olduğu ileri sürülebilir. İnsanların aynı durumları yaşamış olsalar da, söz konusu durumlara farklı kişilik özelliklerinde olmaları nedeniyle farklı tepkilerde bulunacakları varsayım olarak ileri sürülebilir. Bu araştırmanın temel amacı, insanların kişilik özellikleri ve kariyer stresi ilişkisinde, örgütsel güven algılarının aracı bir etkiye sahip olup olmadığını belirlemektir. Yöntem: Araştırmanın genel evrenini İstanbul’da Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanede görevli 465 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırma kesitsel bir araştırmadır ve nicel araştırma yöntemine göre tasarlanmıştır. Verilerin toplanmasında; kişilik özellikleri, örgütsel güven ve kariyer stresi ölçeklerinden yararlanılmıştır. Korelasyonel bir araştırma olan bu çalışmada, değişkenler arası ilişkileri ve etkileri tespit etmek için istatistiksel analizlerden, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Ayrıca aracılık modelinin anlamlılığını belirlemek için Hayes Process makrosu kullanılmış, bağımlı ve bağımsız değişken arasında mediatör değişkenin rolü belirlenmeye çalışılmıştır. Bulgular: Analiz sonuçları kişilik özellikleri ve kariyer stresi ilişkisinde örgütsel güvenin aracı rolü olduğunu ortaya koymuştur. Hayes Process ile yapılan “mediatör etki analizi”nde “kişilik özellikleri” ve “kariyer stresi” ilişkisinde “örgütsel güvenin” aracı rolü ortaya konulmuştur. Sonuç: Kişilik özellikleri örgütsel güvenin sağlanmasında önemli bir role sahiptir. Bununla birlikte çalışanların örgütlerine güvenmeleri, haksızlığa uğramayacakları algısını desteklemekte ve kariyer stresi düzeyini düşürmektedir. Araştırma bulguları kişilik özelliklerinin örgütlerin amaçlarına ulaşmalarında önemli bir değişken olduğunu göstermektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İngilizcenin Balkanlara Bir Geçidi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39812</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39812</guid>
      <author>Seniha KRASNIQINuran MUHAXHERİ</author>
      <description>Balkan kimliği, yerlileri arasında davranış ve kültürde benzerlik belirleyen kendine özgü bir özelliğe sahiptir. Kısmen bu halkın ayırt edici özelliği, bölgeye Oryantal gizemliliğini sunan Osmanlı varlığından kaynaklanmaktadır. Doğu’da bir İngiliz temsilcisi ve Batı dünyası ve İngiliz dilinde bir Oryantal temsilcisi olarak bilinen Lord Byron, kullandığı biçim ve tekniği yanı sıra, karakterlerin tanımı ve hikayelerin yoğunluğu ile ilgili birçok eleştiriye maruz kalmasına rağmen, okuyucuya sunduğu Şövalye Harold'un Haç Seferi ve Türk Hikayeleri özgünlüğü hakkında eleştirilememiştir. Bu bölgeyi tanımlayan ve Balkan kültürünün bir damgası olarak bilinen konulardan biri, erkeklerin zalim üstünlüğü ve neredeyse her batı edebi eserinde betimlenen kadınların ezilmesi olmakla birlikte, Byron’un üzerinde doğulu bir kadının yaşamını ve gördüğü muamele hakkında edinmiş algısını etkilemiştir. Byron kadının toplumdaki rolüne itirazına bir tepki olarak, kederli kaderlerinin sessiz bir alıcısı pozisyonunda olan kadın karakterlerini cesaretlendirir, onları, karşı koyabilen ve erkeklerin eylem alanına girebilen bir rol vererek, kendi haklarını arayabilmekten öte bazı hikayelerinde erkekleri de koruyan pozisyona sokar. Aslında diğer batılı yazarlar, doğu dünyanın anlatımında varsayımlarını kullanmışlardır; zira batılı bir erkek hiçbir zaman doğulu bir kadınla temasta bulunmamıştır. Çalışmamızda Byron’un dönemin diğer yazarlarından çok olan ve özgün Balkan ve Doğuyu sunan, Balkan dünyası deneyimlerinin betimlemesi hakkında bilgi vermekle birlikte Balkanları batı dünyasına nasıl tanıttığını gösterme gayretinde bulunduk.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Применение Ролевых Игр В Формировании Навыков Речевого Этикета Русского
Языка В Коммуникативной Подготовке Студентов Специальности «Туризм» в Турции</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41836</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41836</guid>
      <author>Maiya MYRZABEKOVARoza UMYRBEKOVA , Tatyana BURYACHENKO</author>
      <description>Статья посвящена описанию ролевых игр, позволяющие интенсифицировать учебный
процесс, в результате которого у студентов формируются навыки речевого этикета (русского языка
как иностранного) РКИ, необходимые для общения в разных коммуникативных
ситуациях. Современное состояние развития туристической сферы с учетом требований современного рынка Турции, межкультурное взаимодействие с русскоязычными туристами, необходимость
улучшения качества подготовки турецких специалистов, поиск эффективных и инновационных
подходов в коммуникативной подготовке студентов в преподавании РКИ и требования к ним
подтверждают актуальность исследования. Целью исследования является разработка ролевых игр,
опирающихся на современные исследования в различных областях знания педагогики, культурологии
и менеджмента туризма, формирующие навыки речевого этикета в повседневных ситуациях общения,
направленные на подготовку студентов специальности «Туризм» в Турции в решении
коммуникативных задач. В ходе исследования был применён комплекс методов, позволивших
выполнить задачи исследования: анализ современных концепций инновационного подхода к обучению
иностранным языкам профессиональной направленности, разработка содержания и применения
учебно-ролевых игр на основе моделирования ситуаций профессионального общения. Результаты
исследования подтверждают целесообразность и эффективность применения различных ролевых игр,
способствующих повышению качества обучения и интереса к изучению предмета, направленных на
формирование умения определять уместность использования формул речевого этикета,
ориентироваться в потоке профессиональной информации и усвоение специальной лексики и
терминологии, определять коммуникативные намерения диалогического партнера, формировать опыт
публичного выступления, инициировать и завершать диалог, выражать свое коммуникативное
намерение в пределах изученных тем, владеть стратегией общения(уместно употреблять речевые и
этикетные формулы, знать формулы обращений, уметь выражать благодарность, просьбу, согласие,
возражение и др.). Предложенные упражнения могут быть использованы при проведении ролевых игр
для русского и других языков, изучаемых как иностранные, направленных на развитие
профессионально-коммуникативных качеств специалистов сферы туризма. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Pandemilere Antropolojik Bakış: Koronavirüs (Covid-19) Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42679</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42679</guid>
      <author>Vahdet ÖZKOÇAKFırat KOÇ , Timur GÜLTEKİN</author>
      <description>Antropoloji, insanı konu edinen tüm bilimsel alanlarda süregelen tartışmalarla ilgili alt dallarına mensup bilim insanları vasıtasıyla dâhil olmakta ve geçmiş ile günümüz arasındaki köprünün kurulmasıyla muhtemel açıklamalara katkı yaparken, geleceğin temellerinin atılmasında da üzerine düşen görevi yerine getirmektedir. Disiplinler arası çalışmaların belki de en önemli getirisi, olaylara ve olgulara çok çeşitli bakış açıları kazandırmasıdır; bu yönüyle disiplinler arası çalışmalara günümüzde sıklıkla rastlamaktayız. Bugünlerde küresel bir felaket olarak tüm dünyanın ortak sorunu haline gelen COVID -19 pandemisine yönelik çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Antropoloji perspektifinden bakıldığında pandemi kavramının ifade ettikleri çok boyutlu bir örüntü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada geçmişteki pandemiler, hastalıkların altında yatan nedenler, insan göçleri, salgınların yayılım hızını etkileyen faktörler, hastalıkların küresel çapta bir pandemiye dönüşmesine sebep olan kültürel ögeler ve pandemilerin doğurduğu sonuçlar ele alınmıştır. Geçmişte yaşanılan pandemilere dair gerçekleştirilen çalışmalar ile antropolojinin temel yaklaşımları arasında neden-sonuç ilişkisinin kurularak salgının muhtemel bilançosu üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Mutasyonlarla yenilenen, çok çeşitli coğrafi bölgelerde görülen, kıtaları hızla aşıp tüm dünyaya yayılan ve popülasyon bağışıklığının olmadığı virüslerin yol açtığı pandemilerin dünya döndüğü sürece yineleneceği düşünülmektedir. Bu durumda yapılması gereken pandemilerin karşılanması ve üstesinden gelinmesi noktasında sosyo-ekonomik, kültürel, finansal, eğitsel maliyetlerin önceki tecrübeler göz önünde bulundurularak alınacak önlemler ile en aza indirilmesini sağlamaktır. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Öğrencilerinin Genel Erteleme Davranışları ile Akademik Erteleme Davranışları Arasındaki İlişki</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41436</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41436</guid>
      <author>Nuran ÖZTÜRK BAŞPINAR</author>
      <description>Amaç: Erteleme davranışı bireyin amaçlarına ulaşmasını geciktiren hatta engelleyen bir davranış olarak dikkat çekmektedir. Öğrencilerin genel erteleme davranışlarının akademik erteleme davranışına etkisinin olabileceği düşüncesi konuyu araştırmaya değer kılmaktadır. Bu nedenle çalışmanın amacı; üniversite öğrencilerinin genel ve akademik erteleme davranışlarını ve bu iki davranışın ilişkisini ortaya koymak şeklinde belirlenmiştir. “Üniversite öğrencilerinin genel erteleme davranışları ile akademik erteleme davranışları arasındaki ilişki nasıldır?” sorusu temel araştırma sorusu olarak belirlenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini Anadolu Üniversitesi Eskişehir Meslek Yüksekokulu’nun Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı ve Emlak ve Emlak Yönetimi Bölümü 1. ve 2. Sınıf öğrencileri (140 gönüllü) oluşturmaktadır. Nicel araştırma yöntemiyle tasarlanan araştırmada veriler belirtilen bölümlerdeki öğrencilerden tesadüfi örnekleme yöntemine göre toplanmıştır. Araştırmada Çakıcı (2003) tarafından geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış olan “Akademik Erteleme” ve “Genel Erteleme” ölçekleri kullanılmıştır. Verilerin sonuçları çeşitli bilimsel yöntemler yardımıyla analiz edilerek genel veğ akademik erteleme eğilimi arasındaki bağ ve etki ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Sonuç: Yapılan analizler sonucunda öğrencilerin genel ve akademik erteleme eğilime sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Elde edilen verilere göre öğrencilerin genel ve akademik erteleme eğilimleri arasında anlamlı, yüksek düzeyde ve pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Bu sonuç genel erteleme eğiliminde olan bireyin akademik erteleme eğiliminin de olacağı; ya da tersi akademik erteleme davranışı gösteren bir kişinin genel erteleme davranışını da göstereceği şeklinde yorumlanabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halide Edib'in Anılarında Okuma Kültürü</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41898</guid>
      <author>Burcu ÖZTÜRK</author>
      <description>Aydın kimliğiyle yaşadığı dönemin hem siyasî ve sosyal hayatında hem de eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan Halide Edib Adıvar’ın anılarını sadece onu tanımak ve anlamak için değil, dönemin eğitim anlayışını, yaklaşımlarını öğrenerek bugüne ve geleceğe ışık tutmak için de okumak ve incelemek gerekmektedir. Bu bakış açısıyla çalışmada Millî Edebiyat (1911-1923) ve Cumhuriyet Dönemi’nde (1923 ve sonrası) pek çok eser kaleme almış Halide Edib’in 1926 yılında Londra’da İngilizce olarak yayımlanan The Memoirs of Halide Edib ile 1963 yılında yayımlanan Mor Salkımlı Ev adlı eserlerinde dil eğitiminin önemli bir aşaması olarak okuma eğitimine dair aktarılan düşünce, görüş ve yaşantıları doküman incelemesine dayanan betimsel nitelikli tarama yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Halide Edib Adıvar (1882-1964), Memoirs of Halide Edib adlı kitabında çocukluğundan başlayarak 1918 yılına kadar olan yaşamını anlatmaktadır.  Modern Türk Edebiyatının en tanınmış anı kitaplarından biri olan ve Türkçede Mor Salkımlı Ev adı ile ilk kez 1963 yılında yayımlanan eser, yazarın kendisinin de daha sonra ifade ettiği üzere, öz itibariyle aynı olmakla birlikte İngilizce eserin doğrudan bir çevirisi değildir. Bu nedenle, Türkçe ve İngilizce düşünme ile yazmanın başkalığı, yazarın anılarını ilk olarak İngilizce kaleme aldığı ve iki eserin hacim ve kapsam yönünden farklı oluşu göz önünde bulundurularak çalışmada The Memoirs of Halide Edib (1926) adlı eser ile Mor Salkımlı Ev (1963) birlikte incelenecektir. Halide Edib’in anıları arasında büyük yer tutan ve okuma kültürünü oluşturan, küçük yaşta bir çocukken okumaya duyduğu ilgi ve bu ilgiyi besleyen ortam, çevresini saran yetişkin dünyasında konu edilen yazarlar ve eserler, okur-yazarlığa ve okula başlama törenleri, okul ve öğretmenleri aracılığıyla tanıştığı kitaplar ve bunlar üzerine yapılan değerlendirmeler, yabancı dil öğretiminde karşılaştığı yöntem ve yaptığı okumalar çalışmada ele alınacak konu başlıkları arasındadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Van Hüsrev Paşa Külliyesi Camii Koruma ve Onarım Çalışmaları</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40204</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40204</guid>
      <author>Şahabettin ÖZTÜRK</author>
      <description>Eski Van şehrinde yer alan Hüsrev Paşa Külliyesi, Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Van Beylerbeyi Köse Hüsrev Mehmed Paşa tarafından 1567-1568 yıllarında inşa edilmiştir. Mimar Sinan'ın eserleri olan külliye; cami, medrese, türbe, han, çifte hamam, imaret, sıbyan mektebi, muallim ve misafirhane bölümlerinden oluşmaktadır.  &#13;
"Hüsreviye" ve "Kurşunlu" adlarıyla anılan cami, külliyenin çekirdeğini oluşturur.  Merkezi kare plânlı olan cami, tromplar üzerine oturan tek kubbeyle örtülmüştür. Harime, son cemaat yerinin bitiştiği kuzey cephesi ekseninde bulunan bir kapıyla girilmektedir. İç mekân, beden duvarlarında ve kubbe kasnağında açılan pencerelerle aydınlatılmış doğu cephesindeki orta pencere türbeye geçilen kapı şekline dönüştürülmüştür. Sivri kör kemerli alt pencerelerin atkı taşları üzerinde, basık kemer biçiminde boşluk bırakan birer mukarnas dizisi mevcuttur. &#13;
Cami, dış cephelerindeki renkli taş işçiliği ile dikkat çekmektedir. Kubbe kasnağı dıştan on altı payanda kemeri ile desteklenmiştir. Payandalar arasındaki pencerelerden sekizi onarım sırasında açılmıştır. Mihrap, kıble duvarından yarım kule şeklinde dışa taşırılarak vurgulanmak istenmiştir. Caminin kuzeybatı köşesinde yer alan minare kare kaideli, silindirik gövdelidir. Minareye zemin ve çatı seviyesinden iki kapı ile giriş sağlanır.&#13;
Hüsrev Paşa Külliyesi’nin merkezinde yer alan caminin proje çalışmaları 2005 yılında Yüzüncü Yıl Üniversitesi tarafından hazırlanmıştır. Bitlis Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarım çalışmaları 2007–9 yıları içerisinde yapılmıştır. 2011 yılında meydana gelen Van depreminde yapının son cemaat ve minare bölümünde ciddi statik yapısal sorunlar oluşmuştur. Hüsrev Paşa Camisi tüm onarım çalışmaları 2013 yılında Bitlis Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından tamamlanarak, günümüzde dini, sosyal, turizm ve kültürel aktivitelerde kullanılarak hizmet vermektedir. &#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Katılımlı Dinleme Türünün Ortaokul 5. Sınıf Öğrencilerinin Dinlediğini Anlama Becerisi Üzerindeki Etkisi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40588</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40588</guid>
      <author>Fatih SEVİMLİFulya TOPÇUOĞLU ÜNAL</author>
      <description>Katılımlı dinleme, dinleme sürecinde dinleyicide konu hakkında oluşan soru veya görüşlerin konuşmayı yapan kişiye iletilmesi ve o kişiyle iletişim kurulmasıdır. Dinlenilenlerin ve soruların konuşan kişiye iletilerek karşısındakine dinlediğini hissettirme, konuşmacının rahatlamasını ve iletişimin amacına ulaşmasını sağlar. Konuşan kişiden söylediklerine açıklık getirmesini istemek, konuşan kişinin belirttiği fikir ve duygularını özetlemek katılımlı dinlemenin özellikleri arasında yer alır. Dinleme esnasında başka bir işle uğraşmamak ve konuşmacı ile göz teması kurmak katılımlı dinlemenin temelidir. Bu araştırmanın amacı planlanmış etkinlikler içeren “Katılımlı Dinleme Yönteminin Ortaokul 5. Sınıf Öğrencilerinin Dinlediğini Anlama Becerisi Üzerindeki Etkisi”ni tespit etmektir. Bu doğrultuda elde edilen verilerin toplanması, analizi ve yorumlanmasında nicel araştırma yöntemlerinden ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma 2013-2014 eğitim-eğretim yılında Kütahya il merkezindeki bir devlet okulunda öğrenim görmekte olan 5-A ve 5-B sınıfı deney ve kontrol gruplarında bulunan toplam 40 5. sınıf öğrencisi ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubuna ön test ve son test olarak dinlediğini anlama testi uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun dinleme becerilerinin ön test puanları açısından benzer olduğu tespit edilmiştir. Ön test sonrası 10 hafta süren katılımlı dinleme eğitimi çalışması düzenlenmiştir. Deney grubundaki dersler katılımlı dinleme türü kapsamında planlanmış etkinliklerle, kontrol grubunda ise Türkçe dersi öğretim programının gerektirdiği süreçler takip edilerek işlenmiştir. Araştırma için öğrencilere farklı türde dinleme metinleri ve bu metinlere yönelik etkinlikler düzenlenmiştir. Nicel olarak elde edilen veriler üzerinde Wilcoxon işaretli sıralar testi, Mann-Whithey U testi, frekans ve yüzde analizleri kullanılmıştır. Bulgular incelendiğinde deney grubu öğrencilerinin dinlediğini anlama başarı testinden almış oldukları puanların sıra ortalamasının 29.30 kontrol grubundaki öğrencilerin puanlarının sıra ortalamasının ise 11.70 olduğu görülmektedir. Bu sonuca göre öğrencilerin dinleme testi sonuçlarında deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Katılımlı dinleme deney grubu öğrencilerinin Türkçe öğretim programındaki dinleme kazanımlarını uygulama düzeyleri üzerinde olumlu etkiye sahiptir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kişileştirme Bağlamında Cansız Nesnelerin Algılanması: Cep Telefonu Örneğinde Nicel Bir Araştırma</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40457</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40457</guid>
      <author>Nilüfer SEZERSeher ER , Sezgin SAVAŞ , Esra TUNÇAY , Banu Nihal İÇAĞASIOĞLU ALTUN , Güllistan ELMACIOĞLU , Esra BÜDÜN , Gökhan TEKİN</author>
      <description>Bu çalışma cep telefonunun kişileştirilmesi bağlamında bireylerin zihninde nasıl bir algılamaya sahip olduğunu ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Algı kavramı içinde barındırdığı anlamlar bütününe bakıldığında soyut bir kavramsallaşmayı ifade etmektedir. Bir olay, olgu ya da nesnenin bireyin zihninde ve duygularında yarattığı anlama işaret eden algı kavramının söz konusu olay, olgu ya da nesneden bağımsız olarak bireyin kendine özgü özellikleri doğrultusunda farklılık gösterdiği kabul edilmektedir. Algı, her bir bireyin ‘tek’ ve ‘biricik’ olma gerçeği bağlamında düşünüldüğünde tanımlanması ve somutlaştırılması karışık ve zor bir kavramdır. Algının kavramsallaştırılması sürecinin en genel tanımıyla ‘duyumsal bilgilerin zihinsel temsili’ olarak tanımlanan imaj kavramıyla yakından ilintili olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın ilk bölümünde algı ve algılama kavramına odaklanılırken; sonrasında kişileştirme ve imaj kavramına odaklanılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise cep telefonunun bireylerin zihnindeki algılanmasına yönelik sorular sorulmuştur. Bu sorular cep telefonunu kişileştirme algısı üzerinedir. Araştırmanın temel problemi, cep telefonunun gündelik hayatın vazgeçilmez bir nesnesi haline gelmesi ve bu nesne üzerinden sembolik etkileşimciliğin kurulmaya çalışılması olmuştur. Bu problemden hareketle araştırmada “Cep telefonu bir insan olsaydı fiziksel ve kişisel özellikleri nasıl olurdu?” sorusuna yanıt aranmaya çalışılmış ve elde edilen bulgulara göre cep telefonu hakkında bireylerin kendi fiziksel ve kişilik özelliklerine benzer algılara sahip olduğu saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ortaokul Öğrencilerinin Kavram Öğretimine İlişkin Görüşlerinin Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40142</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40142</guid>
      <author>Tuğba SOYLUHatice MEMİŞOĞLU</author>
      <description>Kavramlar bir konu içerisinde pek çok bilgiyi organize eden ve bütünleştiren ilkelerdir. Eğitimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi kavramların doğru ve yerinde öğretilebilmele ilgilidir. İlköğretim öğrencilerinin kavram zenginliği açısından önemli bir yere sahip olan Sosyal Bilgiler dersine ait ana öğeleri öğrenebilmeleri ve karşılaşacakları sosyal problemleri aşabilmeleri için temel kavramları çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Kavramlar, ilköğretim seviyesindeki öğrencilerin zihinlerinde bulunan temel şemaların meydana gelmesine ve yeni bilgilere anlamlı bir biçimde sahip olmalarına olanak sağlar. Araştırma ortaokul öğrencilerinin kavram öğretimine ilişkin görüşlerinin belirlenmesine yönelik olarak hazırlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgu bilim (fenomonoloji) deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ilinde öğrenim gören 75 (6.7.8.sınıf) ortaokul öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda ortaokul öğrencileri, Sosyal Bilgiler dersinde kavram öğreniminde en çok kullanılan tekniğin kavram haritası olduğunu belirtmişler, soyut ve tarihi kavramların öğreniminde güçlükler yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Öğrencilerin kavram öğretiminde en sık karşılaştıkları sorunları materyal eksikliği, soyut kavramların varlığı, ön bilgi eksikliği, kavramların bilişsel düzeylerinin üstünde olması, ders süresinin azlığı vb. olarak tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, bu sorunları aşmak için kavram öğretim tekniklerinden faydalanmanın önemli olduğu belirtilirken; soyut kavramların somutlaştırılmasına yönelik materyal kullanılması, bol örnek kullanılması, öğrenci düzeyine uygun kavramların seçilmesi gibi önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Fluxus Hareketinde ‘Sanat ve Yaşam Birliği’ </title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42178</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42178</guid>
      <author>Mehmet SUSUZ</author>
      <description>Sanat, başlangıcından günümüze kadar sosyo-kültürel süreçlerden beslenerek dinamik bir yapı ortaya koymuştur. 20. yüzyıldan itibaren yaşanan savaşlar, krizler, göçler, sanayileşme, vb. durumlar toplumsal değişim ve dönüşümleri kaçınılmaz kılmıştır.  ‘Sanat’ da bu süreçten etkilenmiştir. Özellikle 1960 sonrası ortaya çıkan sanat hareketlerini besleyen Fütürizm, Dadaizm ve Sürrealizm, sanatın o zamana kadar ki kalıplaşmış kodları dışında farklı kodları sanata dahil etmiştir. Fluxus, bu akımların sanata yüklediği kodlardan beslenerek kuramsal temellerini inşaa sürecine girmiştir. Çok sayıda farklı kültürden sanatçıyı bünyesine katan Fluxus, sanatçıların ortaya koyduğu çalışmalarla kapsam alanını sürekli genişletmiştir. Craig Saper, Fluxus çalışmaları için ‘Fluxus Laboratuvarı’ ifadesini kullanmıştır. Bu ifade, Fluxus’un deneysellik özelliğini ortaya koymaktadır. Fluxus sanatçıları çalışmalarında hayatın doğal akışındaki rastlantısal süreçlerden beslenirler. Fluxus, çalışmalarının birçoğunda seyirciler sanat eserinin oluşum sürecinde yer alır. 20. yüzyıl öncesinde sanatın sadece izleyicisi olan kitle, Fluxus’ta sanatın oluşum sürecinin merkezine yerleştirilerek, toplum ile sanat arasındaki sınırlar ortadan kaldırılmıştır. Fluxus, toplumun dinamiklerini oluşturan sosyo-kültürel motivasyonlardan beslenerek eylemsel bir duruş sergiler. Yaşamın doğallığının bir parçası olmak isteyen Fluxus, sanat ve yaşam arasındaki sınırları kaldırarak ‘Sanat ve Yaşam Birliği’ne vurgu yapar. ‘Sanat ve Yaşam Birliği’, Dick Higgins’in dokuz ve Ken Friedman’ın on iki Fluxus kriteri arasında yer alır.  Araştırmanın amacı, Fluxus hareketinin ortaya çıkışında ve gelişiminde önemli bir yere sahip olan John Cage ile Fluxus sanatçılarından Yoko Ono ve Joseph Beuys’un birer performans çalışmasını ‘Sanat ve Yaşam Birliği’ kriteri ekseninde incelemektir. İncelenen Fluxus çalışmalarında, sanat ve yaşam arasındaki ilişkisel boyut sosyo-kültürel motivasyonlar ekseninde ortaya konulmaya çalışılmıştır. ‘Fluxus Hareketinde Sanat ve Yaşam Birliği’ başlıklı bu araştırmada, konu bütünlüğüne katkı sağlayacak yazılı ve görsel verilerin elde edilme sürecinde tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın problem cümlesine yönelik ulaşılan veriler bir bütünlük oluşturacak şekilde değerlendirilmiştir.   </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçenin Renk Dünyası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40487</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40487</guid>
      <author>Arzu ŞEYDA GÜVEN</author>
      <description>Renklerin insan yaşamında her zaman önemli bir yeri olmuştur. Doğada var olan çok renklilik, insanın bu renkleri adlandırmasıyla değer kazanmıştır. Renkler, estetik görünümleri yoluyla bireysel, toplumsal ve evrensel değer yüklenmeleri sonucunda tarih boyunca insan yaşamında birer gösterge olarak yer almışlardır. İnsanın dille olan bağlantısı, nesne ve kavramları algılama, adlandırma, anlamlandırma süreçleriyle birlikte gerçekleşir. Renk isimleri de bu bağlamda doğayı algılama ve onları adlandırma biçimleri olarak değerlendirilebilir. Renkler doğal göstergeyken renk adları; dilsel, kurmaca göstergedirler. Renklerin değerleri, zaman içerisinde toplum tarafından oluşturulmuş ve üzerinde uzlaşmaya varılmıştır. Dilsel göstergelerin toplumun uzlaşması sonucunda gerçekleşmesi gibi renklerin birer görsel gösterge olmaları da aynı süreçten geçmiştir. Dil, durağan bir olgu değildir. Bu sebeple insana ve zamana bağlı olarak değişim ve gelişim içerisindedir. Sürekli yeni durumlarla, yeni nesnelerle karşılaşan toplumlar, yeni sözcükler üretme ihtiyacı duyarlar. Bu süreçte bazı göstergeler kullanımdan düşerken yeni göstergeler de dilin dünyasına girer. Renk adlandırmalarında da durum böyledir. Türk kültüründe renklerin önemli bir yeri ve değeri vardır. Türkçede renklerin önemi, Türklerin en eski zamanlardan itibaren onları değer yüklenmiş birer gösterge olarak kullanmaları dolayısıyladır. Türkçe, renk adları açısından zengin bir söz varlığına sahiptir. Yaşamın değişmesi, yeni nesnelerin ortaya çıkması ve bunların renklerinin daha ayrıntılı adlandırılması gerekliliği, renk adları açısından da yepyeni bağdaştırmaların ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Türkçenin söz varlığı açısından bunların belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada eş zamanlı bir yöntemle üretim dünyasındaki güncel renk adları üzerinden inceleme yapılmıştır. Özellikle giyim, kişisel bakım, kumaş, iç ve dış cephe boyalarında kullanılan renk adları tespit edilmeye ve değerlendirilmeye çalışılmıştır. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Antrenörlerin Duygusal Zekâ Seviyelerinin İncelenmesi (Ankara İli Örneği)</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37836</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37836</guid>
      <author>Hakan SUNAYHakan SUNAY , Erdal BAL</author>
      <description>Günümüzde duygusal zekâ seviyesi yüksek olan kişilerin, karşısındakilerin duygularını daha rahat anlayabildikleri ve çevreleri ile daha iyi etkileşim içerisinde oldukları bilinmektedir. Antrenörlükte başarılı olabilmenin ortak özelliği ise sporcularının ve çevresindekilerin duygularını anlayarak, kendi duygularını onlara iletebilme becerisine sahip olmasıdır. Bu çalışmanın amacı; Ankara’da görev yapan antrenörlerin duygusal zekâ düzeylerinin incelenmesidir. Tarama modeli kullanılan bu çalışmanın evreni Ankara ilinde görev yapan antrenörler olup, çalışma grubu; Ankara Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde görev yapan 201 antrenörden oluşmaktadır. Veriler; Petrides ve Furnham (2001) tarafından geliştirilen “Duygusal Zekâ Özellik Ölçeği Kısa Formu” kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmanın Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı; .86 olarak hesaplanmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeğin normallik dağılımları ölçümlerinde; Çarpıklık (Skewness) ve Basıklık (Kurtosis) değerlerine göre verilerin non-parametrik dağıldığı belirlenmiştir. Antrenörlerin duygusal zekâ seviyelerine ilişkin puan ortalamaları arasındaki fark, Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis H testleri ile saptanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Gençlik ve Spor İl müdürlüğünde görevli antrenörlerin “toplam duygusal zekâ beceri” seviyelerinin orta seviyede olduğu belirlenmiştir. Antrenörlerin duygusal zekâ düzeyleri; mesleki deneyim alt boyutunda 18-23 yıl olan antrenörlerin mesleki deneyiminin yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda antrenörlerin duygusal zekâ seviyeleri ile yaşları, cinsiyetleri, medeni durumları ve eğitim seviyelerine ilişkin puan ortalamaları arasındaki fark, anlamlı değilidir. Antrenörlerin, antrenörlük tecrübesi değişkenine göre duygusal zekâ seviyeleri arasında fark olduğu saptanmıştır. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Enneagram Türkiye Kişilik Envanteri’nin Geliştirilmesi ve Psikometrik Özelliklerinin Belirlenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42149</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42149</guid>
      <author>Turgay ŞİRİN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Enneagram kişilik teorisi kapsamında, Türkiye örnekleminde özgün bir Enneagram Kişilik Envanteri’nin geliştirilmesi ve geçerlilik-güvenilirlik çalışmalarının yapılmasıdır. Envanter 3 aşamada, 17-62 (23,23±6,51) yaş aralığında olan 723 kadın (%65.13) ve 387 erkek (%34.86) toplam 1110 kişiye uygulanmıştır. Enneagram Türkiye Envanteri, MMPI gibi profil indeksli bir envanter olduğu için her alt ölçek, kendi içinde Varimax döndürmesine göre temel bileşenler analizine tabi tutulmuştur. Yapılan faktör analizi sonucunda envanterin 9 alt faktörde 54 soruluk nihai formu geliştirilmiştir. Ölçeğin geliştirme sürecinde Lawshe analizi, açımlayıcı faktör analizi, güvenirlik analizleri, test tekrar test ve yakınsak geçerlik çalışmaları ile doğrulayıcı faktör analizi (DFA) çalışmaları yapılmış ve raporlanmıştır. Güvenilirlik analizinde, toplam ölçek için Cronbach alfa değerinin 0.89 ve alt ölçekler için 0.60-0.78 arasında olduğu saptanmış; her alt ölçek için madde-toplam korelasyonları 0.30'un üzerinde bulunmuştur. Test-tekrar test analizinde korelasyon katsayıları 0.20-0.57 arasındadır. Ayrıca ölçeğin son çalışması sonucunda yapılan doğrulayıcı faktör analizinde (DFA) test edilen modelin uyum endekslerinin uygun olduğu saptanmıştır [(χ2 (2545,804,sd=1027, p= .000); χ2/ sd= 2,47; RMSEA= 0.06; SRMR = 0.07; GFI=0.97;  AGFI=0.94; CFI=0.92; IFI= 0,92; NFI=0.91; RFI=0.87 ]. Sonuç olarak geçerlilik ve güvenilirlik analizi bulgularına göre Enneagram Türkiye Kişilik Envanteri’nin (ETKE) geçerli ve güvenilir bir envanter olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>18. Yüzyılda Tuna Donanması ve Donatımı</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39483</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39483</guid>
      <author>Mehmet TAŞ</author>
      <description>Tuna donanması, Osmanlı Devleti’nin nehirlerde faaliyet gösteren donanmalarından birisidir. Osmanlı Devleti denizlerde faaliyet gösteren donanmasının yanında Aras, Fırat, Şat, Özü, Nil ve Tuna gibi nehirlerde faaliyet gösteren başka bir donanmaya sahipti. Bu donanma, Osmanlı hâkimiyetinin adı geçen nehirlerin bulunduğu topraklar üzerinde istikrar kazanmasının ana nedenlerinden birisiydi. İnce donanma olarak da isimlendirilen bu donanma, gerek seferler sırasında kara ordusunun ağırlıklarının taşınması, gerek savaş sırasında asıl ordunun ibate ve takviyesinde ve gerekse de bu nehirleri kullanan düşman donanmalarıyla mücadele etmekte önemli görevler ifa etmekteydi. Askeri nitelikli bu görevleri sonucunda hem devlet açısından güvenlik riski oluşturan unsurlar bertaraf edilmiş, hem korsanlık faaliyetlerinin önüne geçilmiş hem de bu sayede nehirler ticaret ve sivil ulaşım için güvenli suyolları haline gelmiştir. Sivil amaçlı nehir taşımacılığı geliştikçe ise bunun doğal bir sonucu olarak adı geçen nehirlerin çevresinde bulunan şehirlerde, iktisadi ve ticari hayat gelişmiştir. Bu minvalde, Osmanlı nehirlerinde faaliyet gösteren ince donanma unsurlarından bir tanesi de Tuna donanmasıdır. Adını faaliyet gösterdiği Tuna nehrinden alan bu donanma, Balkanlarda Osmanlı hâkimiyetinin kurulması, güçlenmesi ve sürdürülmesinde önemli roller oynamıştır. Balkanlarda gerçekleşen Belgrad’ın fethi dâhil birçok önemli fetih hareketinde onun katkısı vardır. 18. yüzyılda Balkanlarda Avusturya ve Rusya ile yapılan savaşların arttığı bir ortamda, Osmanlı Devleti’nin bu coğrafyada tutunmasında yine Tuna donanmasının önemli bir rolü olmuştur. Tuna donanmasının faaliyetleri hakkında az çok kaynaklarda bilgi bulunsa bile lojistik eksenli bir bakış açısıyla onu oluşturan unsurlar hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Esasında bu donanma, mürettebatın iaşesinden gemilerin inşasına, nitelikli işgücünden finansmana kadar geniş bir yelpazede çok sayıda iç içe geçmiş ilişkiler ve kavramlar ağından oluşmaktadır. Bu donanmanın inşa edilmiş olduğu kendine has tersaneler, bu tersanelerde Tuna nehrinin özelliklerine göre inşa edilmiş olan gemiler, bu gemilerin inşasında çalışan nitelikli işçiler ve bunların masraflarını karşılayan bir mali arka plan bulunmaktaydı. Bunların anlaşılması Osmanlıların Balkanlardaki varlığının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hac ve Umre Organizasyonlarına Katılan Bireylerin Memnuniyet Düzeyleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41994</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41994</guid>
      <author>Şirin TİLİMŞirin TİLİM</author>
      <description>İslam dini; dünya geneline yayılan ve genel kabul görünürlüğü bakımından dört büyük dinden bir tanesidir. Bu dine inanan insanlar için hac ve umre ibadeti oldukça önem taşımaktadır. İnsanlar bu ibadetlerini belirli bir zaman dilimi içerisinde ve yine belirli yükümlülükleri yerine getirerek gerçekleştirebilmektedir. Hac ve umre ibadetini gerçekleştirmek amacıyla seyahat edenlerin, bu seyahatlerine aracılık eden kurum ve kuruluşlardan ne derece memnun kaldıklarının araştırılması önem taşımaktadır. Bu araştırmada, inanç turizmi kapsamında gerçekleştirilen hac ve umre organizasyonlarına katılanların almış oldukları hizmetten memnuniyetlerinin ölçülmesi, memnuniyetlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hac ve umre organizasyonu düzenleyen acentelerin müşteri memnuniyetine verdikleri önemin tespit edilmesi ve problemlerin belirlenerek çözüm önerileri getirilmesi de amaçlanmıştır. Bu doğrultuda oluşan memnuniyeti ölçmek amacıyla nicel araştırma yöntemleri içerisinde yer alan anket tekniğinden faydalanılmıştır. Verileri toplamak için kolayda örneklem yönteminden yararlanılarak belirlenen evrenden, 300 örnekleme ulaşılmış ve anket yapılmıştır. Anketler aracılığıyla toplanan veriler ile frekans ve faktör analizi, bağımsız iki grup arası fark testleri yapılmış ve inanç turizmi kapsamında hac ve umre seyahatlerine katılanların memnuniyet düzeyleri farklı açılardan analiz edilmiştir. Faktör analizi sonucuna göre altı farklı boyut ortaya çıkmıştır. Bu boyutlar sırayla “memnuniyet”, “rehberlik hizmeti”, “Mekke ve Medine’de verilen hizmetler”, “ulaşım”, “Arabistan’daki personel davranışı” ve “transferdir”. Bağımsız iki grup arası fark testi sonucunda ise hac ve umre organizasyonlarına katılanların memnuniyeti açısından oluşan bütün faktör boyutları incelendiğinde yaş, eğitim, meslek, gelir ve katılım amacı değişkenleri arasında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alt Ekstremite Y Dinamik Denge Testi  Güvenirlik Çalışması </title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41683</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41683</guid>
      <author>Cenab TÜRKERİBilgihan BÜYÜKTAŞ , Barışcan ÖZTÜRK</author>
      <description>Bu çalışma Alt Ekstremite Y dinamik denge testinin eller belde sabit tutularak uygulanmasının ölçüm güvenirliğinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda güvenirliğini incelediğimiz alt ekstremite Y dinamik denge testi; gövde rotasyonu, ekstremite hareketliliği, ayak bileği instabilitesini ve alt ekstremitenin esnekliğini kullanarak sporcudan veri toplanmasını sağlamakta ve buna göre sporcunun denge asimetrisi ve sakatlıklara yatkınlığı hakkında tahmini bilgi vermektedir. Araştırma tamamı Adana ilinde spor yapan, 9,06±3,86 yıllık spor geçmişine sahip, yaşları 22,76±2,73 yıl, boyları 174±0,08 cm, ağırlıkları 69,63±12,71 kg olan farklı branşlardan toplam 75 gönüllü sporcu (kadın=17, erkek=58) üzerinde yürütülmüştür. Verilerin normallik dağılımı için Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmış ve verilerin normal dağılım gösterdiği bulunmuştur. İki hafta arayla günün aynı saatleri arasında yapılan Y dinamik denge test skorları arasındaki ilişki Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ile bulunmuş ve ayrıca testin sınıf içi güvenirliğinin belirlenmesinde Intraclass Correlation Coefficient testi (95% confidence intervals) uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda alt ekstremite Y dinamik denge testi ilk ve ikinci ölçümleri arasında yüksek ilişki bulunmuştur (sağ composite r=0,83 (r2=0,69), sol composite r=0,82 (r2=0,67)). Y dinamik denge testi sınıf içi güvenirlik katsayısı yüksek bulunmuştur (sağ=0,91 ve sol=0,90). Alt ekstremite Y dinamik denge testinin eller belde sabit tutularak uygulamasının ölçüm güvenirliğinin yüksek olduğu ve bu testle dinamik denge performansının değerlendirilebileceği, bunun yanı sıra sporcunun denge asimetrisi ile sakatlıklara yatkınlığının tahmin edilebilmesi amacıyla hem araştırmalarda hem de uygulamalarda kullanılabileceği söylenebilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anneler Günü ve Babalar Günü Reklamlarında Toplumsal Cinsiyet İnşası</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41769</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41769</guid>
      <author>Duygu ÜNALANElif ŞEŞEN</author>
      <description>Reklam, bir ürün ya da hizmetin hoşa giden yönlerini tanıtarak kişilerde yeni ihtiyaçlar, değerler ve yaşam tarzları yaratmayı amaçlar. Bunu yaparken de imge ve göstergeler ile kültürel ve toplumsal ön kabullerden faydalanır. Bir söylem olarak reklamda konumlandırma üründen ve kültürden bağımsız bir şekilde yapılmaz. Çünkü insan, reklam mesajları da dahil her şeyi kültürel ve toplumsal çağrışımlarına göre anlamlandırır fakat bu anlamlandırma sabit değildir, zamanla değişir. Medya erkek ve kadına yönelik tüketim kalıplarını ve yaşam tarzlarını çeşitli araçlarla yeniden kurar. Reklamlar toplumsal cinsiyete dair geleneksel değer ve yerleşik düşünceler ile toplumsal stereotipleri tekrar eder. Anneler günü ile babalar günü için hazırlanan reklamların söylemleri arasında başta reklamı yapılan ürünler olmak üzere çeşitli farklılıklar dikkati çeker. Anneler gününde daha çok kadınların geleneksel rollerini ve toplumsal konumlandırılmalarını vurgulayan beyaz eşya ya da küçük ev aletleri gibi ürünlerin reklamları öne çıkarken babalar gününde arabadan kravata daha çok doğrudan erkeğin kullanacağı ürünlerin reklamları yapılır. Bu reklamlar ile kadın ve erkeğe biçilmiş toplumsal cinsiyet rollerini yansıtan söylemler yeniden inşa edilir. Bu çalışma, Anneler Günü ve Babalar Gününe özel olarak hazırlanan ve bu günlerin hemen öncesinde Türk televizyon kanallarında 2018 yılında yayınlanan TV reklamlarındaki toplumsal cinsiyet inşasını göstergebilimsel yöntemden hareketle çözümlemeyi amaçlamaktadır. Reklamların analizi toplumda anne ve babaya atfedilen toplumsal cinsiyet rollerinin anneler günü ve babalar günü reklamlarında tekrarlandığını, söz konusu rollerin reklamlar aracılığıyla yeniden kurulduğunu ortaya koymuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Montessori Yönteminin Okul Öncesi Dönemdeki Çocukların Bilimsel Süreç Becerilerine Etkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39718</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39718</guid>
      <author>Kübra ÜSTÜNDAĞBüşra ERGİN</author>
      <description>Bu çalışma, Montessori Yöntemi’nin okul öncesi eğitimi kurumuna devam etmekte olan 48-66 ay çocuklarının, bilimsel süreç becerilerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni okul öncesi eğitime devam eden çocukların bilimsel süreç becerileri iken bağımsız değişkeni Montessori Yöntemi’dir. Çalışmaya ilişkin veriler, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, İhsan Doğramacı Uygulama Anaokulu ve Mevlana Anaokulu’nda eğitim alan; 22 deney, 24 kontrol grubu olmak üzere 46 çocuk oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak, okul öncesi çocuklarının bilimsel süreç beceri düzeylerini belirlemek amacıyla, Okul Öncesi Öğrencilerine Yönelik Temel Beceri Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler bağımlı gruplarda t testi, bağımsız gruplarda t testi ve Mann-Whitney U testi teknikleriyle analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, Montessori Yöntemi ile okul öncesi eğitim alan deney grubu çocuklarının Temel Beceri Ölçeği ön test puan ortalamaları ile M.E.B. Okul Öncesi Eğitim Programı kullanılarak okul öncesi eğitim alan kontrol grubu çocuklarının Temel Beceri Ölçeği ön test puan ortalamalarının benzer olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Montessori Yöntemi ile okul öncesi eğitim alan deney grubu çocuklarının Temel Beceri Ölçeği son test puan ortalamaları, M.E.B. Okul Öncesi Eğitim Programı kullanılarak okul öncesi eğitim alan kontrol grubu çocuklarının Temel Beceri Ölçeği son test puan ortalamalarından daha yüksek olduğu gözlenmektedir. Sonuç olarak, Montessori Eğitim Programının okul öncesi dönem çocuklarının bilimsel süreç becerilerinin geliştirilmesinde pozitif yönlü bir katkı sağladığı saptanmıştır. Ayrıca Montessori Eğitim Programının, M.E.B Okul Öncesi Eğitim Programına kıyasla çocukların bilimsel süreç becerilerinin kazanımında ve desteklenmesinde daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Reflecting Team Experiences of Clients During the Counseling Process: A Post-Modernist Study</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40311</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40311</guid>
      <author>Sümbül YALNIZCA YILDIRIMAyça SARAÇ DENGİZ , Erdinç ÇAĞLAYAN </author>
      <description>Yansıtıcı ekip uygulaması, öncelikle aile ve çift terapilerinde terapötik süreci güçlendirmek için kullanılan bir teknik olarak ortaya çıkmış, ancak daha sonra bir süpervizyon yöntemi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde her iki haliyle de kullanılan bu uygulama, danışma sürecine terapist haricinde bir ya da daha fazla terapistin dahil olması ve bu kişilerin terapötik bir ortamda danışan/aile ve terapist arasında geçen diyalog ile ilgili konuşması şekline uygulanır. Alan yazın incelendiğinde dünyada yansıtıcı ekip uygulamasının hem süpervizyon sürecinde hem de terapötik süreç içerisindeki etkisinin birçok araştırmaya konu olduğu görülmektedir. Ancak yansıtıcı ekibin psikolojik danışma sürecinde etkililiği ile ilgili ampirik araştırmalar sınırlı sayıdadır. Yansıtıcı ekip tekniğinin danışma sürecindeki etkisini danışan perspektifinden inceleyen bu çalışmanın, Türkiye’de bu konuda yapılacak olan araştırmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Bu araştırmada, psikolojik danışma sürecine devam eden danışanların, süreçte uygulanan yansıtıcı ekip yöntemini ne şekilde deneyimledikleri ile ilgili görüşleri alınmıştır. Araştırma, araştırmacılarla halihazırda danışma sürecine devam eden 7 danışanla nitel araştırma yöntemlerinden görüşme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Danışanların çoğu, danışma sürecinde yansıtıcı ekibin varlığı ile ilgili olumlu duygular hissettiklerini ifade etmişlerdir. Danışanlar, yansıtıcı ekibin süreçte bulunmasının onlara çoklu perspektif kazandırdığını, gelecek ile ilgili tasarımlarına katkıda bulunduğunu ve süreci ‘şimdi ve burada’ya çektiğini belirtmişlerdir. Yansıtıcı ekibin danışma oturumunda bulunmasının süreçte ne kadar etkili olduğu sorusuna danışanların çoğu yüksek puan vermiş; yalnızca bir danışan düşük puan vermiştir. Elde edilen bu bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sporcu Öğrencilerde Optimal Performans Duygu Durumun Araştırılması</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41771</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41771</guid>
      <author>Faruk YAMANERErtuğrul ÇIPLAK , Osman İMAMOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Üniversite’de Spor Eğitimi alan öğrencilerde Optimal performans Duygu durumun araştırılmasıdır. Araştırmaya 190 üniversite de spor eğitimi alan öğrencisi katılmıştır. İstatistiksel işlemlerde t- testi kullanılmıştır.&#13;
Bu çalışmada cinsiyete göre optimal performans duygu durum ölçeği alt boyutları karşılaştırılmasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p&gt;0,05). Yine takım ve ferdi spor yapmaya göre optimal performans duygu durum ölçeği alt boyutları karşılaştırılmasında bir farklılık bulunmamıştır (p&gt;0,05).  Optimal performans duygu durum ölçek alt boyut puanlarına bakıldığında hemen hepsi 20 puana yakındır. Bu nedenle çalışmaya katılanların optimal performans duygu durumları iyi olarak kabul edilebilir. Kadın ve erkek öğrencilerin, takım ve ferdi sporcuların performans duygu durumlarının benzer olduğu söylenebilir.   &#13;
Sonuç: Üniversite de Spor Eğitimi alan öğrencilerin Optimal performans duygu durumu iyi olarak kabul edilebilir. Optimal performans duygu durumu puanları cinsiyete, takım ve ferdi spor yapma durumuna göre benzer olduğu tespit edilmiştir. Farklı yaş kategorilerinde ve farklı gruplarda (elit sporcu, engelli sporcular) optimal performans duygu durumunun hangi alt boyutlarda farklılaştığı incelenmelidir.&#13;
</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarlarının Öğretmenler ve Öğrenciler Açısından Değerlendirilmesi: Polatlı Örneği</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41913</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41913</guid>
      <author>Dündar YENEREbru BALCI</author>
      <description>Son dönemde yapılan çalışmalarda öğrencilerin aktif olarak katıldıkları öğrenme ortamlarının önemini vurgulamaktadır. Çünkü öğrencilerin aktif olarak katıldıkları ortamlarda bilgiyi daha anlamlı bir şekilde öğrendikleri görülmektedir. Bu bağlamda öğrencilerin aktif olarak görev aldıkları bilim fuarlarının önemi de artmıştır. Bu durum öğrencilerin fen derslerine yönelik başarılarına, tutumlarına, algılarına yönelik etkilerinin incelenmesi amacıyla bilim fuarları üzerin yapılan çalışmaların ve takibinin yapılması gerekmektedir. Bu sebeple yapısında çeşitli kategorileri bulunduran, büyük küçük tüm bireylere hitap eden ve TÜBİTAK ile MEB işbirliğine dayanan TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarları Destekleme Programında düzenleyici ve katılımcı olarak görev yapan öğretmenler ile bu fuarlarda görevli öğrencilerin bilim fuarları hakkındaki bakış açılarını incelemek amaçlanmıştır. Öğretmen ve öğrencilerin bilim fuarları hakkındaki görüşlerini incelemek amacıyla yapılan bu çalışma nitel araştırma desenlerinden durum çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada verilerin toplanması amacıyla yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışma 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Polatlı İlçe merkezinde bulunan ve TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı gerçekleştiren 10 eğitim kurum ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın katılımcıları 35’i kadın 25’i erkek 60 öğretmen ve 167’si kız 185’i erkek 352 öğrenciden oluşmaktadır. Verilerin analizi şu bulgulara ve sonuçlara ulaştırmıştır. Öğretmenlerin bilim fuarlarına katılma sebeplerinin başında “kendi deneyimlerini diğer insanlarla paylaşmak” ve “bilinçli öğrenci yetiştirmek” gelmektedir. Bununla birlikte öğretmenler, bilim fuarlarına özgeçmişlerine faydalı olacağını belirtmişlerdir. Katılımcılar fuarda yer alacak projeleri seçerken “geçmiş çalışmalardan” yararlandıklarını ifade etmişlerdir. Bu durumu fuarda görev alacak “öğrencilerin yapmış oldukları çalışmalar” takip etmektedir. Katılımcılar bilim fuarlarında yer alacak öğrencileri seçerken, öncelikle “öğrencilerin gönüllü olmasına”, “fuarlara yönelik ilgisinin olmasına”, “akademik başarılarına” ve daha önce “bilim fuarlarına katılıp katılmadıklarına” dikkat ettiklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca bilim fuarlarının “faydalı bir etkinlik olmasını”, “bilimsel çalışmaya yönlendirmesini” ve “öğrencilerde bilgi artışı sağlamasını” fuarların olumlu yönü olarak belirlenmiştir. Buna karşın “proje bütçesinin yetersiz olmasını”, “raporlama işinin zor olmasını” ve “yoğun çalışma gerektirmesini” olumsuz yön olarak ifade etmişlerdir. Ayrıca katılımcıların az bir kısmı bilim fuarı düzenlemenin idare tarafından istendiğini ve zorunlu tutulduğunu ifade etmişlerdir. Öğrencilerin bilim fuarlarına katılma sebepleri arasında fuarların eğlenceli olması, başarma duygusu ve yeni şeyler öğrenme ön plana çıkmaktadır. Öğrenciler fuarda yer almasını istediği projeleri araştırırken genel olarak ilgili duydukları konulara yöneldiklerini ifade etmişlerdir. Bununla birlikte projeleri araştırırken erkek öğrencilerin çoğunlukla ilgili kurum ve kuruluştan yardım almasına karşın kız öğrenciler bilimsel dergi, kitap gibi kaynakları kullandıkları belirlenmiştir. Çalışmaya katılan öğrenciler genel olarak bilim fuarlarının olumlu yönünü akademik başarıya katkı ve karşılaşılan problemlere çözüm önerileri sunabilme olarak belirtmişlerdir. Buna karşın kız öğrenciler BSB uygulanmasında karşılaşılan sorunları olumsuz yön olarak ifade ederken erkek öğrenciler öğretmen ile iletişim eksikliğini olumsuz yön olarak ifade etmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sınıfında Suriyeli Öğrenci Bulunan Sınıf Öğretmenlerinin İlk Okuma Yazma Sürecine İlişkin Görüşleri</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40531</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40531</guid>
      <author>Mesut YILDIRIMMesut YILDIRIM</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, sınıfında Suriyeli öğrenci bulunan sınıf öğretmenlerinin ilk okuma yazma sürecinde yaşanan problemlere ilişkin görüşlerini ve bu süreci iyileştirmeye yönelik önerilerini belirlemektir. Araştırma nitel modelde desenlenmiş ve bu kapsamda görüşme yöntemi tercih edilmiştir. Çalışma grubu 10 öğretmenden oluşmuş ve öğretmenlerle yapılan görüşmeler yüz yüze ve bireysel olarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışma verileri 2019 yılında toplanmıştır. Görüşme formu ilk aşamada üç uzman (1 Türkçe eğitimi, 1 sınıf eğitimi ve 1 ölçme ve değerlendirme alan uzmanı) görüşüne sunulmuştur. Görüşmeler ses kayıt cihazı yardımıyla kaydedilmiş ve verilerin analizinden önce katılımcılar K1-K10 arasında kodlanmıştır. Öğretmenlerden elde edilen veriler üzerinde betimsel analiz gerçekleştirilmiş ve bu kapsamda belirlenen temalar kapsamında kodlar oluşturulmuştur. Araştırmada görüşme yoluyla elde edilen verilerin iki ana tema ve altı alt tema altında toplandığı görülmüştür. Birinci ana temanın, “sınıfında Suriyeli öğrenci bulunan sınıf öğretmenlerinin ilk okuma yazma sürecinde yaşadıkları problemlere” odaklandığı ve bu kapsamda “öğretim boyutunda karşılaşılan problemler”, “öğrenciden kaynaklı problemler” ve “sosyal çevreden kaynaklı problemler” alt temalarının ortaya çıktığı görülürken; ikinci ana temanın ise “sınıfında Suriyeli öğrenci bulunan sınıf öğretmenlerinin ilk okuma yazma sürecini iyileştirmeye yönelik önerilerine” odaklandığı ve bu kapsamda “planlamaya ilişkin öneriler”, “öğretim yöntem, teknik ve materyallerine yönelik öneriler” ve “öğretmen eğitimine yönelik öneriler” alt temalarının ortaya çıktığı görülmüştür. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Halk Eğitim Merkezlerindeki Derslerde “Öğrenen Kontrolü Stratejisinin” Kullanımı  -Kahramanmaraş İli Örneği-</title>
      <link>https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39586</link>
      <guid isPermaLink="true">https://turkishstudies.net/turkishstudies?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39586</guid>
      <author>Asım YAPICIAsım YAPICI , Sevim SİVİK , Ceylan YILMAZ</author>
      <description>Öğretim bilimi alanı öğretim yöntemlerinin geliştirilmesi ve anlaşılmasıyla ilgilidir. Bu disiplin alanı  öğretimin daha kalıcı, daha kolay ve az zamanda gerçekleştirilmesini, öğretim sırasında motivasyonun üst düzeylerde gerçekleştirilmesini sağlamaya çalışır (Reigeluth and Stein, 1983:338).1983 yılında Reigeluth ve Merrill tarafından geliştirilen Öğretimi Ayrıntılı Sıralama Kuramının   (The Elaboration Theory of Instruction) amacı da Merrill’in Öğeleri Belirleme  Kuramını  (Component Display Theory)  makro düzeye (örneğin;  ilişkili içerğin seçimi, sıralanması, sentezlenmesi ve sistematik olarak gözden geçirilmesi) yaymak, ve  öğrenme ve öğretimle ilgili bilgileri bir araya getirmektir  (Reigeluth and Stein, 1983:337). Diğer taraftan Reigeluth ve Stein’e göre (1983:362) Ayrıntılı Sıralama Kuramı öğrenenlere (1) içerik kontrolü, (2) öğretim stratejileri (3), ve bilişsel stratejiler (4) ile ilgili kontrol fırsatı veriR, ikinci strateji olan, adım kontrolü, ise sadece mikro düzeydedir. Bu araştırmanın genel amacı; Halk Eğitim Merkezlerinde görev yapan eğitimcilerin (usta öğreticilerin) derslerinde “Öğrenen Kontrolü Stratejini” hangi düzeyde kullandıklarının incelenmesidir. Araştırma tarama modelinde bir çalışmadır (Karasar, 2006:77). Araştırmanın çalışma evreni 2018-2019 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Kahramanmaraş ilindeki Halk Eğitimi Merkezlerinde görev yapan eğitimciler (usta öğreticiler) olup, çalışma grubu ise; Kahramanmaraş’a bağlı Onikişubat ve Türkoğlu ilçelerindeki Halk Eğitimi Merkezlerinde görev yapan 129 eğitimcidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak; geçerlik ve güvenirlik çalışması Kutlu (2012: 244-250) tarafından yapılan, 28 madde ve yedi boyuttan oluşan “Öğrenen Kontrolü Kullanımı Stratejisi Ölçeği” (ÖKKSÖ), verilerin analizinde ise; betimleyici istatistiksel teknikler ile Bağımsız Örneklemeler t- testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) teknikleri kullanılmıştır. Bu çalışmadaki veriler 2019 yılında toplanmıştır. Araştırma sonucunda Halk Eğitim Merkezlerinde görev yapan eğitimcilerin derslerinde genellikle ÖKS’yi kullandıkları, özellikle de ilgili ölçeğin alt boyutlarından olan; “Bireysel Öğrenme Sorumluluğu Kontrolü (BÖSK) ve Öğrenme Stratejilerinin Belirlenmesi (ÖSB) boyutlarına; “Her Zaman”, Karar Verme Becerilerini Kontrol (KVBK) ile İçerik Kontrolü (İK) boyutlarına ise “Sık Sık” yer verdikleri görülmüştür. Eğitimcilerin derslerde ÖKS’yi kullanmalarında; “Branşlarına” göre bazı farklılıklar olduğu belirlenirken, “Öğrenim Durumlarına” ve “Hizmet Sürelerine” göre ise, herhangi bir farklılığın olmadığı görülmüştür. </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


