Evaluation of the Institution of Vows from the Perspective of Islamic Law

Adak Kurumunun İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi
Author:

Number of pages:
2735-2781
Language:
Türkçe
Year-Number:
2026-Volume 21 Issue 2

Abstract

Nezir (adak) kurumu, insanın Allah ile kurduğu manevi ilişkinin hem bireysel hem de toplumsal boyutunu yansıtan kadim bir ibadet türüdür. Tarih boyunca hemen her inanç sisteminde yer bulan adak, İslâm öncesi dönemde, pagan kültürünün hâkim olduğu Arap toplumunda adak (nezr) anlayışı önemli bir ritüel olarak kabul edilmekte ve toplumun inanç yapısına bağlı olarak çeşitli şekillerde uygulanmıştır. Antik dönemlerden itibaren pek çok dinde ve kültürde, insanın ilahi varlıkla ilişki kurmak ve dua/niyazını güçlendirmek amacıyla yaptığı adaklar önemli bir yer tutmuştur. Bu yönüyle nezir, dinler tarihinin ortak ibadet biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Yahudilik ve Hristiyanlıkta da nezir, hem kutsal metinlerde yer bulan hem de ibadet pratiğinde karşılık bulan bir kurumdurİslâm hukukunda ise nezir, kişinin kendi iradesiyle Allah’a verdiği bir taahhüt olup, ibadet hukukunun bağlayıcı unsurlarından biri olarak değerlendirilir. Kur’ân-ı Kerîm’de nezir hakkında doğrudan bir emir veya yasak bulunmamakla birlikte, adakların yerine getirilmesi gerektiğine dair atıflar yer alır. Hz. Peygamber ise İslâm öncesi dönemdeki meşru olmayan nezirlere karşı çıkmış, ancak dinî anlamda meşru ve ahlâkî olanların ifasını teşvik etmiştir. Nezir, bireyde sadakat, sorumluluk ve öz disiplin gibi ahlâki erdemlerin gelişmesine katkı sağlayan bir ibadet pratiği olarak öne çıkar. Bu çalışma, İslâm hukukunda nezirin dinî ve hukukî niteliğini, ayrıca etik bağlamdaki yansımalarını analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Keywords

Abstract

The institution of nadhr (votive vow) represents an important form of devotional commitment that reflects both the individual and social dimensions of a believer’s relationship with God. Historically present in many religious traditions, vows also occupied a significant place in pre-Islamic Arabian religious life, where they were practiced in various forms shaped by prevailing pagan beliefs. In Islamic law, however, nadhr was redefined as a voluntary yet binding act of worship through which a person undertakes an obligation for the sake of God. Although the Qur’an does not explicitly command or forbid vows, it emphasizes the fulfillment of pledged commitments. The Prophet Muhammad discouraged illegitimate pre-Islamic practices while endorsing morally and religiously valid vows. As a devotional act, nadhr fosters ethical virtues such as sincerity, responsibility, and self-discipline. This study examines the religious-legal character of nadhr in Islamic jurisprudence and evaluates its moral and social implications within an ethical framework.

Keywords

Structured Abstract:

The primary objective of this study is to elucidate the position and function of the institution of nadhr (vow) within the Islamic legal system from a multidimensional perspective. Nadhr has found its place in various religious and cultural traditions throughout historical processes; with the advent of Islam, it was reshaped within the framework of tawhid (monotheistic) belief and shari'ah principles. Throughout history, people have sought help from gods or sacred beings by making vows at critical turning points in their lives—especially in situations of threat such as illness, famine, childbirth, journeys, and war—and, in return, pledged to offer a sacrifice or perform a service. In classical fiqh literature, nadhr has been addressed as a category of worship with legal bindingness, subject to specific conditions and pillars.

However, in the modern period, issues such as the ethical dimensions of this institution, the sincerity of individual intention, its social function, and its place in contemporary life have begun to be reconsidered. Within this framework, the specific objectives of the research can be outlined as follows: First, to comparatively examine the approaches of the four Sunni schools of law (Hanafi, Shafi'i, Maliki, and Hanbali) to the concept of nadhr and to systematically reveal common points and areas of disagreement. Second, to analyse the Qur'an and Sunnah, the sources of nadhr's legitimacy, and explain the shari'ah basis for the ruling. Third, to trace the historical transformation of nadhr practices and evaluate their contemporary manifestations. Fourth, to determine the ethical boundaries of nadhr, particularly to discuss the legitimacy problems of insincere vows, conditional worship promises, and nadhr practices performed under social pressure. Fifth, to develop an interdisciplinary approach that considers not only the legal but also the psychological, sociological, and anthropological dimensions of the institution of nadhr. The research aims to build a bridge between Islamic law and modern ethical thought and to question the meaning of a classical institution like nadhr in contemporary contexts.

In this respect, the study aims to contribute at both theoretical and practical levels. This research is a study employing descriptive and comparative analytical methods within the qualitative research paradigm. Descriptive analysis enables the systematic presentation of the definitions, conditions, types, and rulings of the concept of nadhr in classical fiqh literature; comparative analysis enables the evaluation of differences in approach among different schools of law. The primary data sources of the research consist of the Qur'an, hadith corpus, and classical fiqh works. From the Hanafi school, al-Kasani's Bada'i' al-Sana'i' and al-Sarakhsi's al-Mabsut; from the Shafi'i school, Imam al-Nawawi's al-Majmu' and al-Shirbini's Mughni al-Muhtaj; from the Maliki school, Ibn Rushd's Bidayat al-Mujtahid; and from the Hanbali school, Ibn Qudamah's al-Mughni have been used as primary reference sources. Secondary sources include the views of contemporary Islamic jurists on nadhr, academic articles, theses, and symposium proceedings.

The study adopts an interpretive stance regarding the wisdom and maslahah underlying these norms, beyond merely conveying legal norms as they are. In this respect, the research has both normative and analytical characters. The institution of nadhr, while theoretically regulated by clear rulings in Islamic law, presents some challenges in practical application. One of the most fundamental points of discussion revealed by this study is the ethical legitimacy of conditional worship promises. A Muslim saying, "If this matter of mine is resolved, I will perform this act of worship," carries the risk of reducing worship to a worldly transactional relationship rather than seeking Allah's pleasure. Although the majority of classical jurists consider such nadhr valid, some scholars have emphasised that it contradicts the principle of ikhlas (sincerity). The second area of discussion is the reflection of inter-school disagreements in practice. For example, schools have adopted different views on issues such as the ruling on absolute and conditional nadhr, whether nadhr can be resolved through kaffara (expiation), and the validity of ambiguous nadhr. These differences can lead to uncertainties for Muslim individuals regarding which view to prefer. Third, there is a need for contemporary evaluations regarding the social and psychological functions of nadhr. Vows sometimes become an expression of an individual's search for hope, sometimes the result of social pressure, and sometimes a means of cultural identity construction. Addressing these dimensions together with fiqh rulings will enable a healthier understanding of the institution. In conclusion, nadhr is not merely a legal obligation but an institution carrying multilayered meanings, such as moral responsibility, social solidarity, and spiritual quest. The study aims to present a holistic perspective by evaluating these layers together.

Keywords: Islamic Law, Fiqh, Votive, Ethics, Prophet Muhammad

Yapılandırılmış Özet:

Bu makale, İslâm hukukunda “nezir” veya yaygın adıyla “adak” kurumunun dinî, hukukî ve ahlâkî boyutlarını incelemeyi amaçlamaktadır. İnsanlık tarihi boyunca farklı din ve kültürlerde görülen adak uygulaması, bireyin kutsal kabul ettiği varlıkla kurduğu ilişkinin önemli bir göstergesi olmuştur. İslâm öncesi Arap toplumunda da yaygın biçimde bulunan bu uygulama, İslâm’ın gelişiyle birlikte tevhid inancı doğrultusunda yeniden şekillendirilmiş; şirk unsurları taşıyan uygulamalar reddedilmiş, Allah rızasına dayalı meşru adak anlayışı benimsenmiştir. Çalışmanın temel amacı, adağın İslâm hukukundaki yerini tespit etmek, mezheplerin konuya dair görüşlerini ortaya koymak ve adağın etik boyutlarını değerlendirmektir. Bunun yanında araştırmada, adağın yalnızca hukukî bir yükümlülük olmadığı; aynı zamanda bireyin manevî hayatı, ahlâkî sorumluluğu ve toplumsal ilişkileri açısından da önemli işlevler taşıdığı vurgulanmaktadır.

Araştırma, nitel araştırma yöntemine dayalı olarak hazırlanmış olup betimleyici ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmada Kur’ân-ı Kerîm ayetleri, hadis kaynakları ve klasik fıkıh eserleri temel başvuru kaynaklarını oluşturmaktadır. Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine ait temel eserler incelenerek mezheplerin adak konusundaki yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Ayrıca çağdaş İslâm hukukçularının görüşlerinden, akademik çalışmalardan ve modern etik tartışmalardan da yararlanılmıştır. Araştırma yalnızca hukukî hükümleri aktarmakla sınırlı kalmamış; adağın psikolojik, sosyolojik ve ahlâkî boyutlarını da değerlendirmiştir. Bu yönüyle çalışma, klasik İslâm hukuk düşüncesi ile modern etik anlayış arasında ilişki kurmayı hedefleyen analitik bir nitelik taşımaktadır.

Araştırmada elde edilen bulgulara göre adak, İslâm hukukunda kişinin kendi iradesiyle üstlendiği bağlayıcı bir ibadet türü olarak kabul edilmektedir. Kur’ân’da adakla ilgili doğrudan bir emir bulunmamakla birlikte, Allah’a verilen sözlerin tutulması gerektiği vurgulanmış ve adaklarını yerine getirenler övülmüştür. Hadislerde ise Hz. Peygamber, Allah’a itaat niteliğindeki adakların yerine getirilmesini emretmiş; buna karşılık Allah’a isyan anlamı taşıyan veya kişiye zarar veren adakları yasaklamıştır. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in, “Adak kaderi değiştirmez” anlamındaki hadisleri sebebiyle bazı mezhepler adak adamanın mekruh olduğu görüşünü benimsemiştir. Hanefîler adak adamanın mübah olduğunu ifade ederken, Şâfiî ve Hanbelîler genellikle mekruh kabul etmiş, Mâlikîler ise şartsız adakları mendup saymıştır. Ancak bütün mezhepler, meşru bir adağın yerine getirilmesi gerektiği konusunda görüş birliği içerisindedir.

Çalışmada ayrıca adağın geçerli olabilmesi için gerekli şartlar ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Buna göre adakta bulunan kişinin Müslüman, akıllı ve ergen olması gerekir. Adanan şeyin ise dinen meşru bir ibadet olması, kişinin gücü dahilinde bulunması ve Allah’a isyan niteliği taşımaması şarttır. Namaz, oruç, hac, sadaka ve kurban gibi ibadetler adak konusu olabilirken; içki içmek, zarar verici davranışlarda bulunmak veya bid‘at kabul edilen uygulamalar geçerli adak sayılmamaktadır. Bunun yanında araştırmada, halk arasında görülen türbelerde mum yakma, bez bağlama veya bazı batıl uygulamaların İslâmî açıdan geçerli bir adak niteliği taşımadığı ifade edilmiştir.

Makalenin dikkat çekici sonuçlarından biri, şartlı adakların etik açıdan tartışmalı bir alan oluşturduğudur. “Şu işim gerçekleşirse kurban keseceğim” şeklindeki adaklar, ibadetin Allah rızası yerine dünyevî bir beklentiye bağlanması riskini taşımaktadır. Her ne kadar klasik fakihlerin çoğu bu tür adakları geçerli kabul etmiş olsa da bazı âlimler bunun ihlâs ilkesine zarar verebileceğini belirtmiştir. Bu durum, adağın bir ibadet olmaktan çıkıp karşılıklı beklenti ilişkisine dönüşme ihtimalini gündeme getirmektedir. Çalışmada ayrıca adağın bireyin psikolojik dünyasında umut, güven ve rahatlama işlevi gördüğü; sosyolojik açıdan ise toplumsal dayanışmayı güçlendirdiği ifade edilmektedir. Özellikle kurban kesmek, yoksullara yardım etmek ve hayır faaliyetlerinde bulunmak gibi uygulamalar, toplumda yardımlaşma kültürünü desteklemektedir.

Sonuç olarak çalışma, adağın İslâm hukukunda yalnızca hukukî bir yükümlülük değil; ahlâkî, psikolojik ve toplumsal boyutları bulunan çok yönlü bir ibadet olduğunu ortaya koymaktadır. İslâm, Cahiliye dönemindeki şirk unsurları taşıyan adak anlayışını reddetmiş; buna karşılık Allah rızasına dayalı, ölçülü ve samimi adak anlayışını benimsemiştir. Araştırma, adağın değerinin büyük ölçüde niyet ve samimiyete bağlı olduğunu göstermektedir. İhlâs ile yapılan adakların bireyin manevî gelişimine katkı sağladığı, buna karşılık gösteriş veya dünyevî çıkar amacıyla yapılan adakların ahlâkî açıdan problemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu yönüyle adak, bireyin sözünde durma, sorumluluk üstlenme ve öz disiplin geliştirme gibi ahlâkî erdemlerini güçlendiren bir ibadet pratiği olarak değerlendirilmektedir.

Anahtar Kelimeler: İslâm Hukuku, Hz. Peygamber, Fıkıh, Ahlâk, Nezir, Adak.

 :ملخص منظم

يتمثل الهدف الرئيسي لهذه الدراسة في توضيح مكانة ووظيفة مؤسسة «النذر» ضمن النظام القانوني الإسلامي من منظور متعدد الأبعاد. وقد وجد النذر مكانته في مختلف التقاليد الدينية والثقافية عبر المسار التاريخي؛ ومع ظهور الإسلام، تمت إعادة صياغته في إطار العقيدة التوحيدية ومبادئ الشريعة. على مر التاريخ، سعى الناس إلى طلب العون من الآلهة أو الكائنات المقدسة عن طريق قطع النذر في المنعطفات الحاسمة من حياتهم — لا سيما في حالات الخطر مثل المرض والمجاعة والولادة والرحلات والحرب — وتعهدوا في المقابل بتقديم قربان أو أداء خدمة. في أدبيات الفقه الكلاسيكية، عُومل النذر كفئة من العبادة ذات إلزامية قانونية، تخضع لشروط وأركان محددة.

ومع ذلك، في العصر الحديث، بدأت قضايا مثل الأبعاد الأخلاقية لهذه المؤسسة، وإخلاص نية الفرد، ووظيفتها الاجتماعية، ومكانتها في الحياة المعاصرة تُعاد النظر فيها. وفي هذا الإطار، يمكن تحديد الأهداف المحددة للبحث على النحو التالي: أولاً، دراسة مقارنة لمقاربات المذاهب الفقهية السنية الأربعة (الحنفي والشافعي والمالكي والحنبلي) لمفهوم النذر، والكشف بشكل منهجي عن النقاط المشتركة ومجالات الخلاف. ثانياً، تحليل القرآن والسنة، وهما مصدر شرعية النذر، وشرح الأساس الشرعي للحكم. ثالثاً، تتبع التحول التاريخي لممارسات النذر وتقييم مظاهرها المعاصرة. رابعاً، تحديد الحدود الأخلاقية للنذر، ولا سيما مناقشة مشاكل شرعية النذور غير الصادقة، ووعود العبادة المشروطة، وممارسات النذر التي تتم تحت ضغط اجتماعي. خامساً، تطوير نهج متعدد التخصصات لا يقتصر على الأبعاد القانونية فحسب، بل يشمل أيضاً الأبعاد النفسية والاجتماعية والأنثروبولوجية لمؤسسة النذر. تهدف الدراسة إلى بناء جسر بين الشريعة الإسلامية والفكر الأخلاقي المعاصر، والتساؤل عن معنى مؤسسة كلاسيكية مثل النذر في السياقات المعاصرة.

وفي هذا الصدد، تهدف الدراسة إلى المساهمة على المستويين النظري والعملي. هذه الدراسة هي بحث يستخدم أساليب تحليلية وصفية ومقارنة ضمن نموذج البحث النوعي. يتيح التحليل الوصفي العرض المنهجي لتعريفات مفهوم النذر وشروطه وأنواعه وأحكامه في أدبيات الفقه الكلاسيكية؛ بينما يتيح التحليل المقارن تقييم الاختلافات في النهج بين المذاهب الفقهية المختلفة. تتكون المصادر الأولية للبيانات في هذا البحث من القرآن الكريم ومجموعة الأحاديث النبوية وأعمال الفقه الكلاسيكية. ومن المذهب الحنفي، استُخدم كتاب «بدائع الصناعي» للكاساني وكتاب «المبسوط» للسارخسي؛ ومن المذهب الشافعي، استُخدم كتاب «المجموع» للإمام النووي وكتاب «المغني للمحتاج» للشربيني؛ ومن المذهب المالكي، استُخدم كتاب «بدايات المجتهد» لابن رشد؛ ومن المذهب الحنبلي، كتاب «المغني» لابن قدامة، وقد استُخدمت هذه الكتب كمصادر مرجعية أساسية. وتشمل المصادر الثانوية آراء الفقهاء المعاصرين حول النذر، والمقالات الأكاديمية، والأطروحات، ووقائع الندوات.

تتبنى الدراسة موقفًا تفسيريًا فيما يتعلق بالحكمة والمصلحة الكامنة وراء هذه القواعد، بما يتجاوز مجرد نقل القواعد القانونية كما هي. وفي هذا الصدد، تتسم هذه الدراسة بطابعين: المعياري والتحليلي. على الرغم من أن مؤسسة النذر تنظمها نظريًا أحكام واضحة في الشريعة الإسلامية، إلا أنها تطرح بعض التحديات في التطبيق العملي. ومن أهم نقاط النقاش التي كشفت عنها هذه الدراسة الشرعية الأخلاقية لوعود العبادة المشروطة. فعندما يقول المسلم: «إذا حُلّت هذه المسألة الخاصة بي، سأقوم بهذا العمل العبادي»، فإن ذلك ينطوي على خطر تحويل العبادة إلى علاقة معاملة دنيوية بدلاً من السعي لرضا الله. على الرغم من أن غالبية الفقهاء الكلاسيكيين يعتبرون مثل هذا النذر صحيحًا، فقد أكد بعض العلماء أنه يتعارض مع مبدأ الإخلاص. المجال الثاني للمناقشة هو انعكاس الخلافات بين المذاهب في الممارسة العملية. على سبيل المثال، تبنت المذاهب آراء مختلفة حول قضايا مثل الحكم على النذر المطلق والمشروط، وما إذا كان يمكن حل النذر من خلال الكفارة، وصحة النذر الغامض. ويمكن أن تؤدي هذه الاختلافات إلى حالة من عدم اليقين لدى الأفراد المسلمين بشأن الرأي الذي ينبغي تفضيله. ثالثًا، هناك حاجة إلى تقييمات معاصرة بشأن الوظائف الاجتماعية والنفسية للنذر. فالنذور تصبح أحيانًا تعبيرًا عن بحث الفرد عن الأمل، وأحيانًا نتيجة للضغط الاجتماعي، وأحيانًا وسيلة لبناء الهوية الثقافية. ومن شأن معالجة هذه الأبعاد جنبًا إلى جنب مع الأحكام الفقهية أن تتيح فهمًا أكثر صحة لهذه المؤسسة. في الختام، النذر ليس مجرد التزام قانوني بل مؤسسة تحمل معاني متعددة الطبقات، مثل المسؤولية الأخلاقية والتضامن الاجتماعي والبحث الروحي. تهدف الدراسة إلى تقديم منظور شامل من خلال تقييم هذه الطبقات معًا.

 

الكلمات المفتاحية: الشريعة الإسلامية، الفقه، النذر، الأخلاق، النبي محمد

Résumé Structuré:

L'objectif principal de cette étude est d'élucider la place et la fonction de l'institution du nadhr (vœu) au sein du système juridique islamique dans une perspective multidimensionnelle. Le nadhr a trouvé sa place dans diverses traditions religieuses et culturelles lors de l'histoire ; avec l'avènement de l'islam, il a été redéfini dans le cadre de la croyance en la tawhid (monothéisme) et des principes de la charia. Tout au long de l'histoire, les personnes ont sollicité l'aide des dieux ou des êtres sacrés en faisant des vœux à des moments charnières de leur vie — en particulier dans des situations de danger telles que la maladie, la famine, l'accouchement, les voyages et la guerre — et, en contrepartie, se sont engagés à offrir un sacrifice ou à accomplir un service. Dans la littérature classique du fiqh, le nadhr a été abordé comme une catégorie de culte juridiquement contraignante, soumise à des conditions et à des piliers spécifiques.

Cependant, à l’époque moderne, des questions telles que les dimensions éthiques de cette institution, la sincérité de l’intention individuelle, sa fonction sociale et sa place dans la vie contemporaine ont commencé à être réexaminées. Dans ce cadre, les objectifs spécifiques de la recherche peuvent être résumés comme suit : Tout d'abord, examiner de manière comparative les approches des quatre écoles juridiques sunnites (Hanafite, Chafi'ite, Malikite et Hanbalite) concernant le concept de nadhr et mettre systématiquement en évidence les points communs et les domaines de désaccord. Ensuite, analyser le Coran et la Sunna, sources de la légitimité du nadhr, et expliquer le fondement de la charia pour la règle. Troisièmement, retracer la transformation historique des pratiques du nadhr et évaluer leurs manifestations contemporaines. Quatrièmement, déterminer les limites éthiques du nadhr, en particulier pour discuter des problèmes de légitimité des vœux non sincères, des promesses de culte conditionnelles et des pratiques de nadhr accomplies sous la pression sociale. Cinquièmement, développer une approche interdisciplinaire qui tienne compte non seulement des dimensions juridiques, mais aussi psychologiques, sociologiques et anthropologiques de l’institution du nadhr. La recherche vise à jeter un pont entre le droit islamique et la pensée éthique moderne et à interroger la signification d’une institution classique comme le nadhr dans les contextes contemporains.

À cet égard, l’étude vise à apporter une contribution tant sur le plan théorique que pratique. Cette recherche est une étude employant des méthodes analytiques descriptives et comparatives dans le cadre du paradigme de la recherche qualitative. L'analyse descriptive permet la présentation systématique des définitions, des conditions, des types et des règles du concept de nadhr dans la littérature classique du fiqh ; l'analyse comparative permet l'évaluation des différences d'approche entre les différentes écoles de droit. Les principales sources de données de la recherche sont le Coran, le corpus des hadiths et les ouvrages classiques de fiqh. Les principales sources de référence utilisées dans l'étude incluent, de l'école hanafite, le Bada'i' al-Sana'i' d'al-Kasani et l'al-Mabsut d'al-Sarakhsi ; de l'école shafi'ite, l'al-Majmu' de l'imam al-Nawawi et le Mughni al-Muhtaj d'al-Shirbini ; de l'école malikite, le Bidayat al-Mujtahid d'Ibn Rushd ; et, de l'école hanbalite, l'al-Mughni d'Ibn Qudamah. Les sources secondaires comprennent les opinions des juristes islamiques contemporains sur le nadhr, des articles universitaires, des thèses et les actes de colloques.

L'étude adopte une approche interprétative concernant la sagesse et la maslahah qui sous-tendent ces normes, au-delà de la simple transmission des normes juridiques telles qu'elles sont. À cet égard, la recherche présente à la fois un caractère normatif et analytique. L'institution du nadhr, bien que théoriquement régie par des règles explicites du droit islamique, présente certains défis dans son application pratique. L'un des points de discussion les plus fondamentaux mis en évidence par cette étude est la légitimité éthique des promesses de culte conditionnelles. Un musulman qui dit : « Si cette affaire qui me concerne est résolue, j'accomplirai cet acte de culte », court le risque de réduire le culte à une relation transactionnelle mondaine plutôt qu'à la recherche de la satisfaction d'Allah. Bien que la majorité des juristes classiques considèrent ce type de nadhr comme valide, certains érudits ont souligné qu’il contredit le principe d’ikhlas (sincérité). Le deuxième sujet de discussion concerne le reflet des désaccords entre écoles dans la pratique. Par exemple, les écoles ont adopté des points de vue différents sur des questions telles que la règle relative au nadhr absolu et conditionnel, la possibilité de résoudre un nadhr par la kaffara (expiation) et la validité d’un nadhr ambigu. Ces différences peuvent être source d’incertitudes pour les musulmans quant à l’avis à privilégier. Troisièmement, il est nécessaire de procéder à des évaluations contemporaines concernant les fonctions sociales et psychologiques du nadhr. Les vœux deviennent parfois l’expression de la quête d’espoir d’un individu, parfois le résultat d’une pression sociale, et parfois un moyen de construction de l’identité culturelle. Aborder ces dimensions en parallèle des règles du fiqh permettra une compréhension plus saine de cette institution. En conclusion, le nadhr n'est pas simplement une obligation juridique. Cependant, une institution revêtant des significations multiples, telles que la responsabilité morale, la solidarité sociale et la quête spirituelle. L'étude vise à présenter une perspective holistique en évaluant ces dimensions dans leur ensemble.

Mots-clés : Droit islamique, Fiqh, Vœu, Éthique, Prophète Muhammad

Resumen Estructurado:

El objetivo principal de este estudio es esclarecer la posición y la función de la institución del nadhr (voto) dentro del sistema jurídico islámico desde una perspectiva multidimensional. El nadhr ha encontrado su lugar en diversas tradiciones religiosas y culturales a lo largo de la historia; con la llegada del islam, se reconfiguró dentro del marco de la creencia en el tawhid (monoteísmo) y los principios de la sharia. A lo largo de la historia, las personas han buscado la ayuda de dioses o seres sagrados haciendo votos en momentos decisivos de sus vidas. Especialmente en situaciones de amenaza como la enfermedad, la hambruna, el parto, los viajes y la guerra. A cambio, se comprometían a ofrecer un sacrificio o a realizar un servicio. En la literatura clásica del fiqh, el nadhr se ha abordado como una categoría de culto con carácter jurídicamente vinculante, sujeta a condiciones y pilares específicos.

Sin embargo, en la época moderna, se han empezado a reconsiderar cuestiones como las dimensiones éticas de esta institución, la sinceridad de la intención individual, su función social y su lugar en la vida contemporánea. Dentro de este marco, los objetivos específicos de la investigación pueden resumirse de la siguiente manera: En primer lugar, examinar comparativamente los enfoques de las cuatro escuelas jurídicas suníes (Hanafi, Shafi'i, Maliki y Hanbali) respecto al concepto de nadhr y revelar sistemáticamente los puntos en común y las áreas de desacuerdo. En segundo lugar, analizar el Corán y la Sunna, las fuentes de la legitimidad del nadhr, y explicar la base de la sharia para la norma. En tercer lugar, rastrear la transformación histórica de las prácticas del nadhr y evaluar sus manifestaciones contemporáneas. En cuarto lugar, determinar los límites éticos del nadhr, en particular para debatir los problemas de legitimidad de los votos insinceros, las promesas de culto condicionales y las prácticas de nadhr realizadas bajo presión social. En quinto lugar, desarrollar un enfoque interdisciplinario que considere no solo las dimensiones jurídicas, sino también las psicológicas, sociológicas y antropológicas de la institución del nadhr. La investigación pretende tender un puente entre la ley islámica y el pensamiento ético moderno, y cuestionar el significado de una institución clásica como el nadhr en contextos contemporáneos.

En este sentido, el estudio pretende contribuir tanto a nivel teórico como práctico. Esta investigación es un estudio que emplea métodos analíticos descriptivos y comparativos dentro del paradigma de la investigación cualitativa. El análisis descriptivo permite la presentación sistemática de las definiciones, condiciones, tipos y normas del concepto de nadhr en la literatura clásica del fiqh; el análisis comparativo permite evaluar las diferencias de enfoque entre las distintas escuelas jurídicas. Las fuentes de datos primarias de la investigación consisten en el Corán, el corpus de hadices y las obras clásicas de fiqh. De la escuela hanafí, se han utilizado como fuentes de referencia principales el Bada'i' al-Sana'i' de al-Kasani y el al-Mabsut de al-Sarakhsi; de la escuela shafi'í, el al-Majmu' del imán al-Nawawi y el Mughni al-Muhtaj de al-Shirbini; de la escuela malikí, el Bidayat al-Mujtahid de Ibn Rushd; y de la escuela hanbalí, al-Mughni de Ibn Qudamah. Las fuentes secundarias incluyen las opiniones de juristas islámicos contemporáneos sobre el nadhr, artículos académicos, tesis y actas de simposios.

El estudio adopta una postura interpretativa respecto a la sabiduría y la maslahah que subyacen a estas normas, más allá de limitarse a transmitir las normas jurídicas tal y como son. En este sentido, la investigación tiene carácter tanto normativo como analítico. La institución del nadhr, aunque teóricamente regulada por normas claras en la ley islámica, presenta algunos retos en su aplicación práctica. Uno de los puntos de debate más fundamentales que revela este estudio es la legitimidad ética de las promesas de culto condicionales. Un musulmán que dice: «Si se resuelve este asunto mío, realizaré este acto de culto»; corre el riesgo de reducir el culto a una relación transaccional mundana en lugar de buscar el agrado de Alá. Aunque la mayoría de los juristas clásicos consideran válido este tipo de nadhr, algunos eruditos han subrayado que contradice el principio de ikhlas (sinceridad). La segunda área de debate es el reflejo de los desacuerdos entre escuelas en la práctica. Por ejemplo, las escuelas han adoptado puntos de vista diferentes sobre cuestiones como la normativa sobre el nadhr absoluto y condicional, si el nadhr puede resolverse mediante kaffara (expiación) y la validez del nadhr ambiguo. Estas diferencias pueden generar incertidumbre entre los musulmanes a la hora de decidir qué punto de vista preferir. En tercer lugar, es necesario realizar evaluaciones contemporáneas sobre las funciones sociales y psicológicas del nadhr. Los votos se convierten a veces en una expresión de la búsqueda de esperanza de un individuo, a veces en el resultado de la presión social y, a veces, en un medio para la construcción de la identidad cultural. Abordar estas dimensiones junto con las normas del fiqh permitirá una comprensión más sana de la institución. En conclusión, el nadhr no es meramente una obligación legal, sino una institución que encierra significados multifacéticos, como la responsabilidad moral, la solidaridad social y la búsqueda espiritual. El estudio pretende presentar una perspectiva holística mediante la evaluación conjunta de estas capas.

Palabras clave: Derecho islámico, Fiqh, Voto, Ética, Profeta Mahoma

结构化摘要:

本研究的主要目的是从多维视角阐明纳德尔(誓愿)制度在伊斯兰法律体系中的地位与功能。纳德尔在历史进程中已融入各种宗教和文化传统;随着伊斯兰教的兴起,它在塔威德(一神论)信仰和伊斯兰教法原则的框架内得到了重塑。纵观历史,人们常在人生的关键转折点——尤其是面临疾病、饥荒、分娩、远行和战争等危难时刻——向神灵或神圣存在许下誓言以求庇佑,并承诺作为回报献上祭品或履行某种义务。在古典教法文献中,纳德尔视为一种具有法律约束力的崇拜行为,需遵循特定的条件和支柱。

然而,在现代时期,人们开始重新审视这一制度的伦理维度、个人意图的真诚性、其社会功能及其在当代生活中的地位等问题。在此框架下,本研究的具体目标可概括如下:第一,比较研究逊尼派四大教法学派(哈乃斐、沙斐仪、马立克和罕百里)对纳兹尔概念的处理方式,并系统地揭示其共同点与分歧点。第二,分析作为纳兹尔合法性来源的《古兰经》与圣训,阐明相关教法裁决的依据。第三,追溯纳兹尔实践的历史演变,并评估其当代表现形式。第四,界定纳兹尔的伦理边界,特别是探讨不诚挚的誓言、附带条件的礼拜承诺以及在社会压力下进行的纳兹尔实践所涉及的合法性问题。第五,构建一种跨学科研究方法,不仅关注纳兹尔制度的法律维度,还涵盖其心理、社会学及人类学维度。本研究旨在搭建伊斯兰法与现代伦理思想之间的桥梁,并探讨纳兹尔这一古典制度在当代语境中的意义。

就此而言,本研究旨在从理论和实践层面作出贡献。本研究属于定性研究范式,采用描述性与比较分析方法。描述性分析有助于系统呈现古典教法文献中纳兹尔概念的定义、条件、类型及裁决;比较分析则有助于评估不同教法学派在处理方法上的差异。本研究的主要数据来源包括《古兰经》、圣训汇编及古典教法著作。哈乃斐学派方面,采用了卡萨尼的《巴达伊·萨纳伊》和萨拉赫西的《马布苏特》;沙斐仪学派方面,采用了伊玛目纳瓦威的《马吉穆》和希尔宾尼的《穆格尼·穆赫塔吉》;马立克学派方面,采用了伊本·鲁世德的《穆杰塔希德的开端》;以及汉巴利学派的伊本·库达玛所著《穆格尼》,均被用作主要参考文献。次要文献包括当代伊斯兰法学家关于纳兹尔的观点、学术论文、学位论文及学术研讨会论文集。

本研究在探讨这些规范背后的智慧与公共利益时采取了阐释性立场,而非仅仅照搬法律规范。就此而言,本研究兼具规范性与分析性特征。纳兹尔制度虽在理论上受伊斯兰法明确裁决的规范,但在实际应用中仍面临一些挑战。本研究揭示的最根本讨论点之一是附条件礼拜承诺的伦理正当性。穆斯林若说若我的此事得以解决,我将履行此项礼拜则存在将礼拜降格为世俗交易关系而非寻求真主喜悦的风险。尽管大多数古典法学家认为此类纳德尔有效,但部分学者强调其违背了伊赫拉斯ikhlas,即诚意)原则。第二个讨论领域是各学派分歧在实践中的体现。例如,各学派在绝对纳德尔与有条件纳德尔的教法裁决、纳德尔能否通过卡法拉kaffara,即赎罪)解除,以及模棱两可的纳德尔是否有效等问题上持不同观点。这些分歧可能导致穆斯林个体在选择何种观点时产生困惑。第三,有必要对纳德尔的社会与心理功能进行当代评估。誓愿有时是个人寻求希望的表达,有时是社会压力的结果,有时则是构建文化身份的手段。将这些维度与教法裁决相结合加以探讨,将有助于对这一制度形成更健康的理解。综上所述,纳德尔不仅是一种法律义务,更是一个承载着多重意义的制度,如道德责任、社会团结和精神追求。本研究旨在过综合评估这些层面,呈现一个整体的视角。

 

关键词:伊斯兰法、教法、纳德尔、伦理、先知穆罕默德

Структурированное Резюме:

Основная цель данного исследования заключается в том, чтобы раскрыть место и функцию института «надхр» (обет) в исламской правовой системе с многогранной точки зрения. Надхр нашел своё место в различных религиозных и культурных традициях на протяжении исторического развития; с приходом ислама он был переосмыслен в рамках вероучения таухида (единобожия) и принципов шариата. На протяжении всей истории люди обращались за помощью к богам или священным существам, давая обеты в критические моменты своей жизни — особенно в ситуациях угрозы, таких как болезнь, голод, роды, путешествия и война — и в ответ обязывались принести жертву или выполнить какое-либо служение. В классической литературе по фикху надхр рассматривается как категория поклонения, имеющая юридическую силу и подчиняющаяся определенным условиям и основам.

Однако в современный период началось переосмысление таких вопросов, как этические аспекты этого института, искренность индивидуального намерения, его социальная функция и место в современной жизни. В этих рамках конкретные цели исследования можно сформулировать следующим образом: во-первых, сравнительно изучить подходы четырех суннитских правовых школ (ханафитской, шафиитской, маликитской и ханбалитской) к концепции надхра и систематически выявить общие моменты и области разногласий. Во-вторых, проанализировать Коран и Сунну — источники легитимности надхра — и объяснить шариатские основания для данного постановления. В-третьих, проследить историческую трансформацию практик надхра и оценить их современные проявления. В-четвертых, определить этические границы надхра, в частности обсудить проблемы легитимности неискренних обетов, условных обещаний поклонения и практик надхра, совершаемых под социальным давлением. В-пятых, разработать междисциплинарный подход, учитывающий не только правовые, но и психологические, социологические и антропологические аспекты института надхра. Исследование направлено на то, чтобы навести мост между исламским правом и современной этической мыслью и поставить под вопрос значение такого классического института, как надхр, в современных условиях.

В этом отношении исследование призвано внести вклад как на теоретическом, так и на практическом уровне. Данное исследование представляет собой работу, использующую описательные и сравнительно-аналитические методы в рамках парадигмы качественного исследования. Описательный анализ позволяет систематически изложить определения, условия, виды и постановления, касающиеся концепции надхра в классической фикхской литературе; сравнительный анализ позволяет оценить различия в подходах различных правовых школ. Основными источниками данных исследования являются Коран, корпус хадисов и классические фикхские труды. Из ханафитской школы — «Бадаи аль- Санаи» аль-Касани и «аль-Мабсут» аль- Сарахси; из шафиитской школы — «аль-Маджму» имама ан- Навави и «Мугни аль-Мухтадж» аш-Ширбини; из маликитской школы — «Бидаят аль-Муджтахид» Ибн Рушда; а из ханбалитской школы — «Аль-Мугни» Ибн Кудамы — были использованы в качестве основных источников. Второстепенные источники включают мнения современных исламских правоведов о надре, научные статьи, диссертации и материалы симпозиумов.

Исследование занимает интерпретативную позицию в отношении мудрости и маслахи, лежащих в основе этих норм, выходя за рамки простого изложения правовых норм в их первоначальном виде. В этом отношении исследование носит как нормативный, так и аналитический характер. Институт надхр, хотя и теоретически регулируется четкими постановлениями исламского права, представляет некоторые сложности при практическом применении. Одним из наиболее фундаментальных моментов дискуссии, выявленных в данном исследовании, является этическая легитимность условных обещаний поклонения. Мусульманин, говорящий: «Если мое дело будет решено, я совершу этот акт поклонения», рискует свести поклонение к мирским транзакционным отношениям, а не к стремлению к довольству Аллаха. Хотя большинство классических правоведов считают такой надхр действительным, некоторые ученые подчеркивают, что он противоречит принципу ихлас (искренности). Второй темой обсуждения является отражение межшкольных разногласий на практике. Например, школы придерживаются разных точек зрения по таким вопросам, как постановление об абсолютном и условном надхре, возможность разрешения надхра посредством каффары (искупления) и действительность неоднозначного надхра. Эти различия могут привести к неопределенности у мусульман в отношении того, какому мнению отдать предпочтение. В-третьих, существует потребность в современных оценках социальных и психологических функций надхра. Обеты иногда становятся выражением поиска надежды со стороны индивидуума, иногда — результатом социального давления, а иногда — средством конструирования культурной идентичности. Рассмотрение этих аспектов наряду с фикхскими постановлениями позволит достичь более глубокого понимания данного института. В заключение следует отметить, что надхр — это не просто юридическое обязательство, а институт, несущий многослойные значения, такие как моральная ответственность, социальная солидарность и духовный поиск. Цель исследования — представить целостную перспективу путем совместной оценки этих аспектов.

Ключевые слова: исламское право, фикх, обет, этика, пророк Мухаммад

संरचित सारांश:

इस अध्ययन का प्राथमिक उद्देश्य बहुआयामी दृष्टिकोण से इस्लामी कानूनी प्रणाली के भीतर ذر (प्रणय) संस्था की स्थिति और कार्य को स्पष्ट करना है। ऐतिहासिक प्रक्रियाओं के दौरान ذر ने विभिन्न धार्मिक और सांस्कृतिक परंपराओं में अपनी जगह बनाई है; इस्लाम के आगमन के साथ, इसे तौहीद (एकतावादी) विश्वास और शरिया सिद्धांतों के ढांचे के भीतर नया आकार दिया गया।

इतिहास भर, लोगों ने अपने जीवन के महत्वपूर्ण मोड़ों परविशेषकर बीमारी, अकाल, प्रसव, यात्राओं और युद्ध जैसी खतरनाक स्थितियों मेंदेवताओं या पवित्र प्राणियों से व्रत लेकर मदद मांगी है, और बदले में, बलिदान देने या सेवा करने का वचन दिया है। शास्त्रीय फिक़्ह साहित्य में, नज़र को कानूनी बाध्यता के साथ पूजा की एक श्रेणी के रूप में संबोधित किया गया है, जो विशिष्ट शर्तों और स्तंभों के अधीन है।

हालाँकि, आधुनिक काल में, इस संस्था के नैतिक आयाम, व्यक्तिगत इरादे की ईमानदारी, इसके सामाजिक कार्य, और समकालीन जीवन में इसकी जगह जैसे मुद्दों पर पुनर्विचार किया जाने लगा है। इस रूपरेखा के भीतर, शोध के विशिष्ट उद्देश्यों को इस प्रकार रेखांकित किया जा सकता है: पहला, ذر की अवधारणा के प्रति चार सुन्नी स्कूलों (हनाफी, शफीई, मालिकी और हनबली) के दृष्टिकोण की तुलनात्मक रूप से जांच करना और सामान्य बिंदुओं तथा असहमति के क्षेत्रों को व्यवस्थित रूप से प्रकट करना। दूसरा, कुरान और सुन्नत, जो ذر की वैधता के स्रोत हैं, का विश्लेषण करना और इस निर्णय के लिए शरीयत के आधार की व्याख्या करना। तीसरा, ذر प्रथाओं के ऐतिहासिक रूपांतरण का पता लगाना और उनके समकालीन अभिव्यक्तियों का मूल्यांकन करना। चौथा, ذر की नैतिक सीमाओं को निर्धारित करना, विशेष रूप से कपटपूर्ण व्रतों, सशर्त पूजा के वादों, और सामाजिक दबाव के तहत की गई ذر प्रथाओं की वैधता की समस्याओं पर चर्चा करना।

पाँचवाँ, एक अंतःविषय दृष्टिकोण विकसित करना जो ذر की संस्था के कानूनी पहलुओं के साथ-साथ उसके मनोवैज्ञानिक, समाजशास्त्रीय और मानवशास्त्रीय आयामों पर भी विचार करता है। इस शोध का उद्देश्य इस्लामी कानून और आधुनिक नैतिक विचारधारा के बीच एक सेतु का निर्माण करना और समकालीन संदर्भों में ذر जैसी शास्त्रीय संस्था के अर्थ पर प्रश्न उठाना है।

इस संबंध में, इस अध्ययन का उद्देश्य सैद्धांतिक और व्यावहारिक दोनों स्तरों पर योगदान करना है। यह शोध गुणात्मक अनुसंधान प्रतिमान के भीतर वर्णनात्मक और तुलनात्मक विश्लेषणात्मक विधियों को नियोजित करने वाला एक अध्ययन है।

वर्णनात्मक विश्लेषण शास्त्रीय फिक़्ह साहित्य में नज़र की अवधारणा की परिभाषाओं, शर्तों, प्रकारों और निर्णयों की व्यवस्थित प्रस्तुति को सक्षम बनाता है; तुलनात्मक विश्लेषण विभिन्न कानूनी संप्रदायों के बीच दृष्टिकोण में मतभेदों का मूल्यांकन करने में सक्षम बनाता है। शोध के प्राथमिक डेटा स्रोतों में कुरान, हदीस संकलन और शास्त्रीय फिक़्ह कृतियाँ शामिल हैं। हनाफी संप्रदाय से, अल-कसाणी की 'बदाई' अल-सनाई' और अल-सराखी की 'अल-मबसूत'; शफीई संप्रदाय से, इमाम अल-नववी की 'अल-मजमू' और अल-शिरबिनी की 'मुगनी अल-मुहताज'; मालिकी संप्रदाय से, इब्न रुश्द की 'बिदायत अल-मुज्तahid';

और हंबली संप्रदाय से, इब्न कुदामा की अल-मुघनी को प्राथमिक संदर्भ स्रोतों के रूप में उपयोग किया गया है। द्वितीयक स्रोतों में ذر पर समकालीन इस्लामी न्यायविदों के विचार, अकादमिक लेख, शोध प्रबंध और संगोष्ठी कार्यवाही शामिल हैं।

यह अध्ययन केवल कानूनी मानदंडों को उनके यथास्थिति में संप्रेषित करने से परे, इन मानदंडों के अंतर्निहित ज्ञान और मस्लाहा (हित) के संबंध में एक व्याख्यात्मक रुख अपनाता है। इस संबंध में, शोध में मानदंडात्मक और विश्लेषणात्मक दोनों चरित्र हैं।

नध्र की संस्था, यद्यपि सैद्धांतिक रूप से इस्लामी कानून में स्पष्ट निर्णयों द्वारा विनियमित है, व्यावहारिक अनुप्रयोग में कुछ चुनौतियां प्रस्तुत करती है। इस अध्ययन द्वारा प्रकट किया गया चर्चा के सबसे मौलिक बिंदुओं में से एक शर्तीय पूजा के वादों की नैतिक वैधता है। एक मुस्लिम का यह कहना, "यदि मेरा यह मामला हल हो गया, तो मैं यह पूजा का कार्य करूंगा," अल्लाह की प्रसन्नता की तलाश करने के बजाय पूजा को एक सांसारिक लेन-देन संबंध में कम करने का जोखिम वहन करता है।

हालांकि अधिकांश क्लासिकल न्यायविद ऐसे ذر को वैध मानते हैं, कुछ विद्वानों ने इस बात पर जोर दिया है कि यह इखलास (ईमानदारी) के सिद्धांत का खंडन करता है। चर्चा का दूसरा क्षेत्र व्यवहार में अंतर-स्कूली मतभेदों का प्रतिबिंब है। उदाहरण के लिए, स्कूलों ने निरपेक्ष और सशर्त ذر पर फैसले, क्या ذر को काफारा (काफिरा) के माध्यम से पूरा किया जा सकता है, और अस्पष्ट ذر की वैधता जैसे मुद्दों पर अलग-अलग दृष्टिकोण अपनाए हैं। ये मतभेद मुस्लिम व्यक्तियों के लिए इस बारे में अनिश्चितता पैदा कर सकते हैं कि कौन से दृष्टिकोण को प्राथमिकता दी जाए। तीसरा, ذر के सामाजिक और मनोवैज्ञानिक कार्यों के संबंध में समकालीन मूल्यांकन की आवश्यकता है। ذر कभी-कभी किसी व्यक्ति की आशा की तलाश की अभिव्यक्ति बन जाती है, कभी-कभी सामाजिक दबाव का परिणाम होती है, और कभी-कभी सांस्कृतिक पहचान निर्माण का एक साधन होती है। फिक़्ह के फ़ैसलों के साथ इन आयामों को संबोधित करने से इस संस्था की एक स्वस्थ समझ विकसित होगी।

निष्कर्षतः, ذر केवल एक कानूनी दायित्व नहीं है, बल्कि एक ऐसी संस्था है जिसमें नैतिक जिम्मेदारी, सामाजिक एकजुटता और आध्यात्मिक खोज जैसे बहु-स्तरीय अर्थ निहित हैं। इस अध्ययन का उद्देश्य इन परतों का एक साथ मूल्यांकन करके एक समग्र दृष्टिकोण प्रस्तुत करना है।

कीवर्ड: इस्लामी कानून, फिक़्ह, व्रत, नैतिकता, पैगंबर मुहम्मद

Article Statistics

Number of reads 105
Number of downloads 21

Share

Turkish Studies-Comparative Religious Studies
E-Mail Subscription

By subscribing to E-Newsletter, you can get the latest news to your e-mail.