Ahmed er-Rifâî’ye Göre Zâhir-Bâtın Dengesi Açısından Sûfî-Fakih İlişkisi ve Şathiye

Author:

Number of pages:
1-12
Language:
Türkçe
Year-Number:
2025-Volume 20 Issue 1

Erken dönemden itibaren ehl-i sünnet tasavvuf anlayışını benimseyen sûfîler, zâhir-bâtın/şeriat-hakikat ilişkisinde alan farklılığına dikkat çekerek dengeyi gözetmişlerdir. Bu hususu tarikatların kuruluş döneminde de görmekteyiz. Tasavvufun kitlelere yayılmasından sonra ortaya çıkan ilk tarikatlardan biri olan Rifâiyye tarikatının kurucusu Ahmed er-Rifâî (ö. 578/1182) de eserlerinde zâhir-bâtın konusunu işlemiştir. Ahmed er-Rifâî “tarikat şeriattır” sözüyle klasik dönem sûfîleri gibi tasavvufi yaşantıda şeriat kurallarının merkezde olması gerektiğini düşünmektedir. Bu bağlamda müridlerine alimlerin ve fakihlerin hukukuna riayet etmelerini telkin etmiş ve bunu ihmal etmeyi cehalet olarak görmüştür. Öte yandan zâhirle yetinip bâtıni ilimlerden faydalanmayan zâhir ulemasını da maneviyat açısından noksan bulmuştur. Tasavvufta Hz. Peygamber’e tabi olmanın lüzumuna dair hadisler paylaşan Ahmed er-Rifâî’ye göre, sûfîler hadisleri öğrenip sünnete tâbi olmaya özen göstermelidir. Ona göre zâhir-bâtın dengesini gözeterek marifetullaha ulaşmak ancak nebevi ahlakı miras edinmeyle gerçekleşebilir. Yine sahabenin izinden gidilmesi gerektiğine dair rivayet edilen hadisleri şerh edip bunu tarikatın mühim bir esası olarak görür. Sûfî-fâkih ilişkisine temas ederken dini ilimlerdeki yetkinliklerinden söz eder. Ona göre fakihi inkar eden sûfî ilahi imtihanı kaybederken, sûfînin halini inkar eden fakih ise dinin maneviyatından yoksun kalır. Zâhir-bâtın dengesinde zâhire aykırı görünen şathiyeler hakkında ise müteşerriʻ sûfî kimliğiyle dikkat çeker. Ona göre bu sözler istiğrak halinde sadır olduğundan, şeriata aykırı olduğu takdirde zahiren kabul edilmesi doğru değildir. Bunun yerine tevil edip şathiyenin nispet edildiği kâmil sûfî hakkında hüsnü zan beslemelidir.

Keywords


Sufis who adopted the Ahl as-Sunnah sufism understanding from the early period observed the balance in the relationship between the dhāhir-bāṭin/the sharīʿa-ḥaqīqa. We also see this issue in the founding period of sufi orders. Ahmed al-Rifāʽī (d. 578/1182), the founder of the Rifāiyya order, one of the first orders to emerge after sufism spread to the masses, also dealt with the subject of the dhāhir-bāṭin in his works. With his words, “Ṭarīqa is sharīʿa,” al-Rifāʽī thinks that the rules of sharīʿa should be at the center of sufi life, like the sufis of the classical period. In this context, he inculcated his disciples to abide by the law of ʻulama’ and fuqahā’, and regarded neglecting this as ignorance. According to al-Rifāʽī, who shared hadiths about the necessity of following the Prophet, sufis should be careful to learn the hadiths and follow the Sunnah. Likewise, following in the footsteps of the ṣaḥābah an important foundation of the order. While touching upon the sufi-faqīh relationship, he mentions their competence in religious sciences. According to him, a sufi who denies the faqīh loses the divine test, while a faqīh who denies the state of the sufi is deprived of the spirituality of religion.He keeps his distance from the shathiyyas. According to him, it is not right to accept the shathiyyas that seem to be contrary to the dhāhir. Instead, one should interpret them and have a good opinion about the kāmil sufi to whom the shathiyya is attributed.

Keywords

Article Statistics

Number of reads 22
Number of downloads 41

Share

Turkish Studies-Comparative Religious Studies
E-Mail Subscription

By subscribing to E-Newsletter, you can get the latest news to your e-mail.