Afgan Göçmenlerin Dijital Kamu Hizmetlerine Erişim, Kullanım ve Algıları: Konya İli Örneği

Author:

Number of pages:
853-938
Language:
İngilizce
Year-Number:
2026-Volume 21 Issue 1

Abstract

Bu çalışma, Konya’da yaşayan Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmetlerine erişim, kullanım ve algı süreçlerini inceleyerek dijitalleşmenin göçmenlerin toplumsal uyumu üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türkiye’de dijital kamu hizmetlerinin e-Devlet Kapısı, MHRS ve diğer çevrimiçi platformlar üzerinden giderek merkezî bir hâl alması, göçmen topluluklar için dijital erişimi hayati bir konuya dönüştürmüştür. Araştırma kapsamında 151 Afgan göçmene uygulanan M-DPSES (Göçmen Dijital Kamu Hizmeti Deneyimi Ölçeği) ile dijital erişim, dil ve teknik engeller, güvenlik/güven algısı ve dijital kullanım düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular, katılımcıların büyük çoğunluğunun genç, yüksek eğitimli ve uzun süredir Türkiye’de yaşayan bireylerden oluştuğunu göstermiştir. Demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, gelir, çalışma durumu) dijital kamu hizmeti deneyiminde anlamlı fark yaratmazken; Türkçe dil seviyesi, ikamet statüsü ve Türkiye’de yaşama süresi belirleyici farklılıklar ortaya koymuştur. Özellikle düşük Türkçe yeterliliği olan ve uluslararası koruma statüsündeki göçmenlerin dijital hizmetlere erişimde daha fazla güçlük yaşadığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, dijital kamu hizmetlerinin göçmenler için teknik bir uygulama olmanın ötesinde; sosyal uyum, aidiyet, güven ve dijital vatandaşlıkla ilişkili çok boyutlu bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmetlerine erişimde karşılaştığı dil, kimlik doğrulama, statü kaynaklı kısıtlar ve teknik kullanım güçlüklerini azaltmaya yönelik olarak; çok dilli kullanıcı arayüzlerinin geliştirilmesi, dijital süreçlerde yönlendirme ve destek sağlayan uzman birimlerin oluşturulması ve kimlik/doğrulama adımlarının göçmen dostu şekilde sadeleştirilmesi gerekmektedir. Çalışma, Türkiye’de Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmeti deneyimini ele alan sınırlı sayıdaki araştırmalara katkı sunmakta ve dijital kapsayıcılık temelli sosyal politika tartışmalarına önemli bir çerçeve sağlamaktadır.

Keywords

Abstract

Bu çalışma, Konya’da yaşayan Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmetlerine erişim, kullanım ve algı süreçlerini inceleyerek dijitalleşmenin göçmenlerin toplumsal uyumu üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türkiye’de dijital kamu hizmetlerinin e-Devlet Kapısı, MHRS ve diğer çevrimiçi platformlar üzerinden giderek merkezî bir hâl alması, göçmen topluluklar için dijital erişimi hayati bir konuya dönüştürmüştür. Araştırma kapsamında 151 Afgan göçmene uygulanan M-DPSES (Göçmen Dijital Kamu Hizmeti Deneyimi Ölçeği) ile dijital erişim, dil ve teknik engeller, güvenlik/güven algısı ve dijital kullanım düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular, katılımcıların büyük çoğunluğunun genç, yüksek eğitimli ve uzun süredir Türkiye’de yaşayan bireylerden oluştuğunu göstermiştir. Demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, gelir, çalışma durumu) dijital kamu hizmeti deneyiminde anlamlı fark yaratmazken; Türkçe dil seviyesi, ikamet statüsü ve Türkiye’de yaşama süresi belirleyici farklılıklar ortaya koymuştur. Özellikle düşük Türkçe yeterliliği olan ve uluslararası koruma statüsündeki göçmenlerin dijital hizmetlere erişimde daha fazla güçlük yaşadığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, dijital kamu hizmetlerinin göçmenler için teknik bir uygulama olmanın ötesinde; sosyal uyum, aidiyet, güven ve dijital vatandaşlıkla ilişkili çok boyutlu bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmetlerine erişimde karşılaştığı dil, kimlik doğrulama, statü kaynaklı kısıtlar ve teknik kullanım güçlüklerini azaltmaya yönelik olarak; çok dilli kullanıcı arayüzlerinin geliştirilmesi, dijital süreçlerde yönlendirme ve destek sağlayan uzman birimlerin oluşturulması ve kimlik/doğrulama adımlarının göçmen dostu şekilde sadeleştirilmesi gerekmektedir. Çalışma, Türkiye’de Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmeti deneyimini ele alan sınırlı sayıdaki araştırmalara katkı sunmakta ve dijital kapsayıcılık temelli sosyal politika tartışmalarına önemli bir çerçeve sağlamaktadır.

Keywords

Structured Abstract:

Digital public services have become a central interface through which migrants interact with the administrative, welfare, and health systems of host societies. In Türkiye, the rapid expansion of centralised digital platforms—particularly the e-Government Gateway (e-Devlet) and the Central Physician Appointment System (MHRS)—has transformed public service delivery by increasing efficiency and reducing face-to-face bureaucratic procedures. However, this digital transformation has simultaneously generated new forms of exclusion, especially for migrant populations who face compounded barriers related to language proficiency, digital skills, administrative literacy, and legal status. Afghan migrants, many of whom have experienced forced or irregular migration trajectories and occupy heterogeneous or precarious residence categories, represent a group that is particularly vulnerable to these challenges. In this context, access to digital public services extends beyond mere technological availability and instead reflects a broader issue of “rights in practice", where the ability to navigate digital bureaucracies determines migrants’ effective access to healthcare, migration-related procedures, and social protection mechanisms. Digital public services thus function not only as technical systems but also as socio-political infrastructures shaping migrants’ experiences of inclusion, belonging, and institutional trust.

Against this backdrop, the present study aims to examine Afghan migrants’ access to, use of, and perceptions of digital public services in Konya Province and to explore whether these experiences differ across socio-demographic and migration-related characteristics. The central research question guiding the study asks what kinds of experiences Afghan migrants have with digital public service platforms and whether these experiences vary according to factors such as residence status, length of stay in Türkiye, and language proficiency. In addition to documenting patterns of digital service use and perceived barriers, the study seeks to develop and empirically validate a multidimensional measurement tool – the Migrant Digital Public Service Experience Scale (M-DPSES) – designed specifically to capture migrants’ lived experiences with digital public administration systems.

The study is conceptually grounded in the literature on digitalisation, digital exclusion, and migrant integration, with particular attention to emerging debates on digital identity and digital citizenship. Digital identity is approached not merely as an online representation but as a practical capacity that enables individuals to authenticate themselves, understand administrative categories, and successfully complete procedures within digital governance systems. From this perspective, digital inequality is understood as a layered phenomenon in which disparities in access, skills, usage, and procedural comprehension intersect with structural constraints such as legal status and institutional design. Digital public services may therefore reproduce or intensify social exclusion when platforms presuppose high levels of host-country language proficiency, prior bureaucratic knowledge, or seamless identity verification. This framework highlights the importance of rights-sensitive and user-centred digital governance models that take migrants’ specific vulnerabilities and needs into account.

Methodologically, the study adopts a quantitative, cross-sectional survey design. The target population consists of Afghan migrants residing in Konya, and the analytical sample includes 151 individuals who reported having used at least one digital public service platform at least once. Participants were recruited through convenience sampling, supplemented by partial snowball sampling techniques. Data were collected using the 15-item M-DPSES, which was developed by the researcher and administered through both face-to-face and online surveys. The scale is structured around three dimensions: digital access and use, language and technical barriers, and security and trust perceptions, with responses measured on a five-point Likert scale. Content validity was established through expert consultation, while construct validity was examined using exploratory and confirmatory factor analyses. Internal consistency reliability was assessed via Cronbach’s alpha coefficients. To examine group differences, descriptive statistics and non-parametric tests were employed to compare total and subscale scores across relevant socio-demographic variables.

The findings confirm the three-factor structure of the M-DPSES and demonstrate strong reliability across all dimensions, indicating that the scale provides a robust and multidimensional measure of migrants’ digital public service experiences. Overall, participants reported moderate to relatively high levels of access to digital public services, suggesting that many Afghan migrants are able to engage with core platforms at a basic functional level. Nevertheless, substantial difficulties emerged in relation to language and technical barriers, particularly among migrants with lower levels of Turkish proficiency. Concerns related to security and trust were also evident, especially with regard to personal data protection, the reliability of identity verification processes, and the perceived safety of digital transactions. While experiences did not significantly differ by variables such as gender, age, marital status, education level, employment status, or income, significant differences were observed according to length of residence in Türkiye, residence status, and Turkish language proficiency. Migrants with longer residence histories and more stable legal statuses reported more positive experiences, whereas those with precarious statuses or limited language proficiency faced greater challenges in accessing and effectively using digital public services.

These findings highlight that digital public services operate as a critical governance infrastructure that can either facilitate or hinder migrant integration. As digital platforms increasingly become default or mandatory channels for accessing healthcare, migration procedures, and administrative services, limitations in digital and administrative capacity may translate into delayed service access, increased dependence on intermediaries, heightened vulnerability to misinformation or exploitation, and reduced institutional trust. The study therefore underscores the need to conceptualise digital inclusion as a core social policy concern rather than a purely technical issue.

Based on these insights, the study advocates for a rights-based and inclusive approach to digital public service design and implementation. Key policy recommendations include the expansion of multilingual interfaces and language support mechanisms, the establishment of specialised guidance and support units for migrants, the simplification and clearer communication of identity verification procedures, and the provision of targeted digital and administrative literacy programmes for vulnerable migrant groups. By focusing empirically on Afghan migrants – an under-represented population in Türkiye’s digital governance literature – and by introducing and validating the M-DPSES as a measurement instrument, the study contributes to both the academic literature and policy debates on digital migration governance and inclusive e-government systems.

Keywords: Afghan Migrants, Social Policy, Digital Public Services, e-Government, MHRS, Digital Exclusion.

Yapılandırılmış Özet:

Dijital kamu hizmetleri, göçmenlerin ev sahibi toplumların idari, sosyal refah ve sağlık sistemleriyle etkileşime girdikleri temel arayüzlerden biri hâline gelmiştir. Türkiye’de özellikle e-Devlet Kapısı ve Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) gibi merkezi dijital platformların hızlı biçimde yaygınlaşması, kamu hizmetlerinin sunumunda etkinliği artırmış ve yüz yüze bürokratik işlemleri önemli ölçüde azaltmıştır. Bununla birlikte, bu dijital dönüşüm süreci, başta dil yeterliliği, dijital beceriler, idari okuryazarlık ve hukuki statü olmak üzere birden fazla engelle karşı karşıya kalan göçmen gruplar açısından yeni dışlanma biçimlerini de beraberinde getirmiştir. Zorunlu ya da düzensiz göç deneyimlerine sahip olan ve heterojen ya da kırılgan ikamet statülerinde bulunan Afgan göçmenler, bu çok katmanlı engellere karşı özellikle hassas bir grup oluşturmaktadır. Bu bağlamda dijital kamu hizmetlerine erişim, yalnızca teknolojik imkânların varlığıyla sınırlı olmayıp, göçmenlerin sağlık hizmetlerine, göçle ilgili işlemlere ve sosyal koruma mekanizmalarına fiilen erişimlerini belirleyen “uygulamadaki haklar” sorununa işaret etmektedir. Dolayısıyla dijital kamu hizmetleri, salt teknik sistemler olmanın ötesinde, göçmenlerin toplumsal kapsanma, aidiyet ve kurumsal güven deneyimlerini şekillendiren sosyo-politik altyapılar olarak işlev görmektedir.

Bu çerçevede söz konusu çalışma, Konya ilinde yaşayan Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmetlerine erişimlerini, bu hizmetleri kullanım biçimlerini ve bu hizmetlere ilişkin algılarını incelemeyi; ayrıca bu deneyimlerin sosyo-demografik ve göçe ilişkin özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel araştırma sorusu, Afgan göçmenlerin dijital kamu hizmeti platformlarıyla ne tür deneyimler yaşadıkları ve bu deneyimlerin ikamet statüsü, Türkiye’de kalış süresi ve dil yeterliliği gibi değişkenlere bağlı olarak değişip değişmediğidir. Dijital hizmet kullanım örüntülerini ve algılanan engelleri betimlemenin yanı sıra, araştırma kapsamında göçmenlerin dijital kamu hizmeti deneyimlerini çok boyutlu olarak ölçmeyi hedefleyen Göçmen Dijital Kamu Hizmeti Deneyimi Ölçeği’nin (Migrant Digital Public Service Experience Scale, M-DPSES) geliştirilmesi ve ampirik olarak geçerlik ve güvenirliğinin test edilmesi amaçlanmıştır.

Çalışmanın kavramsal çerçevesi, dijitalleşme, dijital dışlanma ve göçmen entegrasyonu literatürüne dayanmakta; özellikle dijital kimlik ve dijital vatandaşlık tartışmalarına odaklanmaktadır. Dijital kimlik, yalnızca çevrim içi bir temsil biçimi olarak değil, bireylerin dijital yönetişim sistemleri içerisinde kimlik doğrulama yapabilmelerini, idari kategorileri anlayabilmelerini ve bürokratik işlemleri başarıyla tamamlayabilmelerini sağlayan pratik bir kapasite olarak ele alınmaktadır. Bu bakış açısından dijital eşitsizlik, erişim, beceri, kullanım ve idari süreçleri kavrama düzeylerindeki farklılıkların; hukuki statü ve kurumsal tasarım gibi yapısal kısıtlarla kesiştiği çok katmanlı bir olgu olarak değerlendirilmektedir. Dijital kamu hizmetleri, ev sahibi ülke diline yüksek düzeyde Hakimiyet, önceden bürokratik bilgi ve sorunsuz kimlik doğrulama varsayımlarına dayandığında, toplumsal dışlanmayı yeniden üretebilmekte ya da derinleştirebilmektedir. Bu çerçeve, göçmenlerin özgül kırılganlıklarını ve ihtiyaçlarını dikkate alan, hak temelli ve kullanıcı odaklı dijital yönetişim modellerinin önemini ortaya koymaktadır.

Yöntemsel olarak araştırma, nicel ve kesitsel bir anket tasarımına dayanmaktadır. Araştırmanın evrenini Konya’da yaşayan Afgan göçmenler oluşturmakta olup, analitik örneklem, en az bir dijital kamu hizmeti platformunu en az bir kez kullandığını beyan eden 151 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılar, kolayda örnekleme yöntemi ve kısmen kartopu örnekleme teknikleri kullanılarak belirlenmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen ve 15 maddeden oluşan M-DPSES aracılığıyla, yüz yüze ve çevrim içi anketler yoluyla toplanmıştır. Ölçek; dijital erişim ve kullanım, dilsel ve teknik engeller ile güvenlik ve güven algıları olmak üzere üç boyuttan oluşmakta ve beşli Likert tipi derecelendirme ile ölçülmektedir. İçerik geçerliği uzman görüşleriyle sağlanmış; yapı geçerliği açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleriyle incelenmiştir. Ölçeğin iç tutarlılığı Cronbach alfa katsayıları ile değerlendirilmiştir. Grup karşılaştırmalarında betimsel istatistikler ve ilgili sosyo-demografik değişkenlere göre toplam ve alt boyut puanlarının karşılaştırılması için parametrik olmayan testler kullanılmıştır.

Araştırma bulguları, M-DPSES’nin üç faktörlü yapısını doğrulamakta ve tüm boyutlarda yüksek düzeyde güvenirliğe sahip olduğunu göstermektedir. Genel olarak katılımcılar, dijital kamu hizmetlerine erişim düzeylerini orta ile görece yüksek arasında değerlendirmiş; bu durum, birçok Afgan göçmenin temel düzeyde dijital platformlarla etkileşime girebildiğine işaret etmiştir. Bununla birlikte, özellikle Türkçe dil yeterliliği düşük olan katılımcılar arasında dilsel ve teknik engellere ilişkin ciddi güçlükler tespit edilmiştir. Güvenlik ve güven boyutunda ise kişisel verilerin korunması, kimlik doğrulama süreçlerinin güvenilirliği ve dijital işlemlerin güvenliği konularında belirgin endişeler ortaya çıkmıştır. Deneyimler; cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, istihdam durumu ve gelir gibi değişkenlere göre anlamlı biçimde farklılaşmazken, Türkiye’de kalış süresi, ikamet statüsü ve Türkçe dil yeterliliğine göre anlamlı farklılıklar göstermiştir. Daha uzun süredir Türkiye’de yaşayan ve daha istikrarlı hukuki statülere sahip olan göçmenler daha olumlu deneyimler bildirirken, kırılgan statülere sahip ya da dil yeterliliği sınırlı olan göçmenlerin dijital kamu hizmetlerine erişimde ve bu hizmetleri etkin biçimde kullanmada daha fazla zorluk yaşadıkları görülmüştür.

Bu bulgular, dijital kamu hizmetlerinin göçmen entegrasyonunu kolaylaştırabilecek ya da engelleyebilecek kritik bir yönetişim altyapısı olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Dijital platformların sağlık hizmetlerine, göç işlemlerine ve idari hizmetlere erişimde giderek varsayılan ya da zorunlu kanallar hâline gelmesi, dijital ve idari kapasite eksikliklerinin hizmetlere erişimin gecikmesine, aracı kişi ya da yapılara bağımlılığın artmasına, yanlış bilgilendirme veya istismar riskinin yükselmesine ve kurumsal güvenin zayıflamasına yol açabilmektedir. Bu nedenle çalışma, dijital kapsayıcılığın teknik bir mesele olmanın ötesinde, temel bir sosyal politika konusu olarak ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu çerçevede araştırma, dijital kamu hizmetlerinin tasarımı ve uygulanmasında hak temelli ve kapsayıcı bir yaklaşımı savunmaktadır. Politika önerileri arasında; çok dilli arayüzlerin ve dil destek mekanizmalarının yaygınlaştırılması, göçmenlere yönelik özel rehberlik ve destek birimlerinin oluşturulması, kimlik doğrulama süreçlerinin sadeleştirilmesi ve daha açık biçimde açıklanması ile kırılgan göçmen gruplara yönelik hedeflenmiş dijital ve idari okuryazarlık programlarının geliştirilmesi yer almaktadır. Türkiye’de dijital yönetişim literatüründe görece az incelenmiş bir grup olan Afgan göçmenlere odaklanması ve M-DPSES’yi bir ölçüm aracı olarak geliştirip doğrulaması bakımından çalışma, dijital göç yönetişimi ve kapsayıcı e-devlet sistemlerine ilişkin akademik literatüre ve politika tartışmalarına özgün katkılar sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Afgan Göçmenler, Sosyal Politika, Dijital Kamu Hizmetleri, e-Devlet, MHRS, Dijital Dışlanma.

ملخص منظم

أصبحت الخدمات العامة الرقمية واجهة مركزية يتفاعل من خلالها المهاجرون مع الأنظمة الإدارية والرعاية الاجتماعية والصحية للمجتمعات المضيفة. في تركيا، أدى التوسع السريع في المنصات الرقمية المركزية – ولا سيما بوابة الحكومة الإلكترونية (e-Devlet) ونظام حجز المواعيد الطبية المركزي (MHRS) – إلى تغيير طريقة تقديم الخدمات العامة من خلال زيادة الكفاءة وتقليل الإجراءات البيروقراطية المباشرة. ومع ذلك، أدى هذا التحول الرقمي في الوقت نفسه إلى ظهور أشكال جديدة من الإقصاء، لا سيما بالنسبة للسكان المهاجرين الذين يواجهون عوائق مركبة تتعلق بإتقان اللغة والمهارات الرقمية والمعرفة الإدارية والوضع القانوني. يمثل المهاجرون الأفغان، الذين عانى الكثير منهم من مسارات هجرة قسرية أو غير نظامية ويشغلون فئات إقامة غير متجانسة أو غير مستقرة، مجموعة معرضة بشكل خاص لهذه التحديات. في هذا السياق، يتجاوز الوصول إلى الخدمات العامة الرقمية مجرد توفر التكنولوجيا، بل يعكس قضية أوسع نطاقًا تتمثل في ”الحقوق في الممارسة العملية“، حيث تحدد القدرة على التعامل مع البيروقراطية الرقمية وصول المهاجرين الفعال إلى.

على هذه الخلفية، تهدف الدراسة الحالية إلى دراسة وصول المهاجرين الأفغان إلى الخدمات العامة الرقمية واستخدامهم لها وتصوراتهم عنها في مقاطعة قونية، واستكشاف ما إذا كانت هذه التجارب تختلف باختلاف الخصائص الاجتماعية والديموغرافية والمتعلقة بالهجرة. السؤال البحثي المركزي الذي يوجه الدراسة هو ما هي أنواع التجارب التي يمر بها المهاجرون الأفغان مع منصات الخدمات العامة الرقمية وما إذا كانت هذه التجارب تختلف وفقًا لعوامل مثل وضع الإقامة ومدة الإقامة في تركيا وإتقان اللغة. بالإضافة إلى توثيق أنماط استخدام الخدمات الرقمية والعوائق المتصورة، تسعى الدراسة إلى تطوير أداة قياس متعددة الأبعاد والتحقق من صحتها تجريبيًا – مقياس تجربة المهاجرين للخدمات العامة الرقمية (M-DPSES) – المصممة خصيصًا لتسجيل تجارب المهاجرين الحية مع أنظمة الإدارة العامة الرقمية.

تستند الدراسة من الناحية النظرية إلى الأدبيات المتعلقة بالرقمنة والاستبعاد الرقمي واندماج المهاجرين، مع إيلاء اهتمام خاص للمناقشات الناشئة حول الهوية الرقمية والمواطنة الرقمية. لا يتم التعامل مع الهوية الرقمية على أنها مجرد تمثيل عبر الإنترنت، بل كقدرة عملية تمكن الأفراد من إثبات هويتهم وفهم الفئات الإدارية وإكمال الإجراءات بنجاح ضمن أنظمة الحوكمة الرقمية. من هذا المنظور، يُفهم التفاوت الرقمي على أنه ظاهرة متعددة الطبقات تتقاطع فيها التفاوتات في الوصول والمهارات والاستخدام وفهم الإجراءات مع القيود الهيكلية مثل الوضع القانوني والتصميم المؤسسي. وبالتالي، قد تؤدي الخدمات العامة الرقمية إلى إعادة إنتاج أو تفاقم الاستبعاد الاجتماعي عندما تفترض المنصات مستويات عالية من إتقان لغة البلد المضيف، أو معرفة بيروقراطية مسبقة، أو التحقق السلس من الهوية. يسلط هذا الإطار الضوء على أهمية نماذج الحوكمة الرقمية التي تراعي الحقوق وتركز على المستخدم وتأخذ في الاعتبار نقاط الضعف والاحتياجات الخاصة بالمهاجرين.

من الناحية المنهجية، تتبنى الدراسة تصميم استطلاع كمي ومستعرض. يتكون السكان المستهدفون من المهاجرين الأفغان المقيمين في قونية، وتشمل العينة التحليلية 151 فردًا أفادوا بأنهم استخدموا منصة خدمة عامة رقمية واحدة على الأقل مرة واحدة على الأقل. تم تجنيد المشاركين من خلال عينة ملائمة، مدعومة بتقنيات عينة كرة الثلج الجزئية. تم جمع البيانات باستخدام مقياس M-DPSES المكون من 15 بندًا، والذي طوره الباحث وتم تطبيقه من خلال استطلاعات وجهاً لوجه وعبر الإنترنت. تم بناء المقياس حول ثلاثة أبعاد: الوصول الرقمي والاستخدام، والحواجز اللغوية والتقنية، وتصورات الأمن والثقة، مع قياس الردود على مقياس ليكرت المكون من خمس نقاط. تم تحديد صحة المحتوى من خلال استشارة الخبراء، بينما تم فحص صحة البناء باستخدام تحليلات العوامل الاستكشافية والتأكيدية. تم تقييم موثوقية الاتساق الداخلي عبر معاملات ألفا كرونباخ. لفحص الاختلافات بين المجموعات، تم استخدام الإحصاءات الوصفية والاختبارات غير البارامترية لمقارنة الدرجات الإجم

تؤكد النتائج البنية الثلاثية العوامل لمقياس M-DPSES وتُظهر موثوقية قوية عبر جميع الأبعاد، مما يشير إلى أن المقياس يوفر مقياسًا قويًا ومتعدد الأبعاد لتجارب المهاجرين في الخدمات العامة الرقمية. بشكل عام، أبلغ المشاركون عن مستويات معتدلة إلى عالية نسبيًا من الوصول إلى الخدمات العامة الرقمية، مما يشير إلى أن العديد من المهاجرين الأفغان قادرون على التعامل مع المنصات الأساسية على مستوى وظيفي أساسي. ومع ذلك، ظهرت صعوبات كبيرة فيما يتعلق بالحواجز اللغوية والتقنية، لا سيما بين المهاجرين ذوي المستويات المنخفضة من إتقان اللغة التركية. كما كانت المخاوف المتعلقة بالأمن والثقة واضحة، لا سيما فيما يتعلق بحماية البيانات الشخصية وموثوقية عمليات التحقق من الهوية والسلامة المتصورة للمعاملات الرقمية. في حين أن التجارب لم تختلف بشكل كبير حسب متغيرات مثل الجنس أو العمر أو الحالة الاجتماعية أو مستوى التعليم أو الوضع الوظيفي أو الدخل، لوحظت اختلافات كبيرة حسب مدة الإقامة في تركيا ووضع الإقامة ومستوى إتقان اللغة التركية. أفاد المهاجرون الذين لديهم تاريخ إقامة أطول ووضع قانوني أكثر استقرارًا بتجارب أكثر

تسلط هذه النتائج الضوء على أن الخدمات العامة الرقمية تعمل كبنية تحتية حاسمة للحكم يمكن أن تسهل أو تعيق اندماج المهاجرين. مع تزايد استخدام المنصات الرقمية كقنوات افتراضية أو إلزامية للوصول إلى الرعاية الصحية وإجراءات الهجرة والخدمات الإدارية، قد تؤدي القيود في القدرات الرقمية والإدارية إلى تأخير الوصول إلى الخدمات، وزيادة الاعتماد على الوسطاء، وزيادة التعرض للمعلومات المضللة أو الاستغلال، وانخفاض الثقة المؤسسية. لذلك، تؤكد الدراسة على الحاجة إلى تصور الإدماج الرقمي كمسألة أساسية في السياسة الاجتماعية وليس كمجرد مسألة تقنية بحتة.

بناءً على هذه الرؤى، تدعو الدراسة إلى اتباع نهج قائم على الحقوق وشامل في تصميم الخدمات العامة الرقمية وتنفيذها. وتشمل التوصيات السياساتية الرئيسية توسيع نطاق الواجهات متعددة اللغات وآليات دعم اللغات، وإنشاء وحدات توجيه ودعم متخصصة للمهاجرين، وتبسيط إجراءات التحقق من الهوية وتوضيحها، وتوفير برامج موجهة لتعليم القراءة والكتابة الرقمية والإدارية للفئات الضعيفة من المهاجرين. من خلال التركيز بشكل تجريبي على المهاجرين الأفغان - وهم فئة سكانية غير ممثلة بشكل كافٍ في الأدبيات المتعلقة بالحوكمة الرقمية في تركيا - ومن خلال تقديم وتقييم M-DPSES كأداة قياس، تساهم الدراسة في كل من الأدبيات الأكاديمية والمناقشات السياسية حول الحوكمة الرقمية للهجرة وأنظمة الحكومة الإلكترونية الشاملة.

 

 الكلمات المفتاحية: المهاجرون الأفغان، السياسة الاجتماعية، الخدمات العامة الرقمية، الحكومة الإلكترونية، MHRS، الاستبعاد الرقمي

Résumé structuré :

Les services publics numériques sont devenus une interface centrale par laquelle les migrants interagissent avec les systèmes administratifs, sociaux et sanitaires des sociétés d'accueil. En Turquie, l'expansion rapide des plateformes numériques centralisées, en particulier le portail e-Government Gateway (e-Devlet) et le système central de prise de rendez-vous médicaux (MHRS), a transformé la prestation des services publics en augmentant l'efficacité et en réduisant les procédures bureaucratiques en face à face. Cependant, cette transformation numérique a simultanément généré de nouvelles formes d'exclusion, en particulier pour les populations migrantes qui sont confrontées à des obstacles multiples liés à la maîtrise de la langue, aux compétences numériques, à la connaissance des procédures administratives et au statut juridique. Les migrants afghans, dont beaucoup ont connu des parcours migratoires forcés ou irréguliers et occupent des catégories de résidence hétérogènes ou précaires, représentent un groupe particulièrement vulnérable à ces défis. Dans ce contexte, l'accès aux services publics numériques va au-delà de la simple disponibilité technologique et reflète plutôt une question plus large de « droits dans la pratique », où la capacité à naviguer dans les bureaucraties numériques détermine l'accès effectif des migrants aux soins de santé, aux procédures liées à la migration et aux mécanismes de protection sociale. Les services publics numériques fonctionnent donc non seulement comme des systèmes techniques, mais aussi comme des infrastructures sociopolitiques qui façonnent les expériences des migrants en matière d'inclusion, d'appartenance et de confiance institutionnelle.

Dans ce contexte, la présente étude vise à examiner l'accès, l'utilisation et la perception des services publics numériques par les migrants afghans dans la province de Konya et à déterminer si ces expériences diffèrent selon les caractéristiques sociodémographiques et liées à la migration. La question centrale qui guide l'étude est de savoir quels types d'expériences les migrants afghans ont avec les plateformes de services publics numériques et si ces expériences varient en fonction de facteurs tels que le statut de résidence, la durée du séjour en Turquie et la maîtrise de la langue. Outre la documentation des modes d'utilisation des services numériques et des obstacles perçus, l'étude vise à développer et à valider empiriquement un outil de mesure multidimensionnel – l'échelle d'expérience des services publics numériques pour les migrants (M-DPSES) – conçu spécifiquement pour saisir les expériences vécues par les migrants avec les systèmes d'administration publique numérique.

L'étude s'appuie conceptuellement sur la littérature relative à la numérisation, à l'exclusion numérique et à l'intégration des migrants, avec une attention particulière pour les débats émergents sur l'identité numérique et la citoyenneté numérique. L'identité numérique n'est pas seulement considérée comme une représentation en ligne, mais comme une capacité pratique qui permet aux individus de s'authentifier, de comprendre les catégories administratives et de mener à bien les procédures au sein des systèmes de gouvernance numérique. Dans cette perspective, l'inégalité numérique est comprise comme un phénomène à plusieurs niveaux dans lequel les disparités en matière d'accès, de compétences, d'utilisation et de compréhension des procédures se recoupent avec des contraintes structurelles telles que le statut juridique et la conception institutionnelle. Les services publics numériques peuvent donc reproduire ou intensifier l'exclusion sociale lorsque les plateformes présupposent un niveau élevé de maîtrise de la langue du pays d'accueil, des connaissances bureaucratiques préalables ou une vérification d'identité sans faille. Ce cadre souligne l'importance de modèles de gouvernance numérique sensibles aux droits et centrés sur l'utilisateur, qui tiennent compte des vulnérabilités et des besoins spécifiques des migrants.

Sur le plan méthodologique, l'étude adopte une conception d'enquête quantitative et transversale. La population cible est constituée de migrants afghans résidant à Konya, et l'échantillon analytique comprend 151 personnes qui ont déclaré avoir utilisé au moins une fois une plateforme de services publics numériques. Les participants ont été recrutés par échantillonnage de commodité, complété par des techniques d'échantillonnage en boule de neige partiel. Les données ont été collectées à l'aide du M-DPSES à 15 items, développé par le chercheur et administré à la fois par des enquêtes en face à face et en ligne. L'échelle est structurée autour de trois dimensions : l'accès et l'utilisation du numérique, les barrières linguistiques et techniques, et les perceptions de sécurité et de confiance, les réponses étant mesurées sur une échelle de Likert à cinq points. La validité du contenu a été établie par consultation d'experts, tandis que la validité du concept a été examinée à l'aide d'analyses factorielles exploratoires et confirmatoires. La fiabilité de la cohérence interne a été évaluée à l'aide des coefficients alpha de Cronbach. Afin d'examiner les différences entre les groupes, des statistiques descriptives et des tests non paramétriques ont été utilisés pour comparer les scores totaux et les scores des sous-échelles entre les variables sociodémographiques pertinentes.

Les résultats confirment la structure à trois facteurs du M-DPSES et démontrent une forte fiabilité dans toutes les dimensions, indiquant que l'échelle fournit une mesure robuste et multidimensionnelle des expériences des migrants en matière de services publics numériques. Dans l'ensemble, les participants ont déclaré avoir un accès modéré à relativement élevé aux services publics numériques, ce qui suggère que de nombreux migrants afghans sont capables d'utiliser les principales plateformes à un niveau fonctionnel de base. Néanmoins, des difficultés importantes sont apparues en raison de barrières linguistiques et techniques, en particulier chez les migrants ayant un faible niveau de maîtrise du turc. Des préoccupations liées à la sécurité et à la confiance étaient également évidentes, notamment en ce qui concerne la protection des données personnelles, la fiabilité des processus de vérification d'identité et la sécurité perçue des transactions numériques. Si les expériences ne différaient pas de manière significative selon des variables telles que le sexe, l'âge, la situation matrimoniale, le niveau d'éducation, la situation professionnelle ou le revenu, des différences notables ont été observées en fonction de la durée de résidence en Turquie, du statut de résidence et de la maîtrise de la langue turque. Les migrants ayant une plus longue histoire de résidence et un statut juridique plus stable ont fait état d'expériences plus positives, tandis que ceux dont le statut était précaire ou dont la maîtrise de la langue était limitée ont rencontré davantage de difficultés pour accéder aux services publics numériques et les utiliser efficacement.

Ces résultats soulignent que les services publics numériques constituent une infrastructure de gouvernance essentielle qui peut faciliter ou entraver l'intégration des migrants. À mesure que les plateformes numériques deviennent de plus en plus les canaux par défaut ou obligatoires pour accéder aux soins de santé, aux procédures migratoires et aux services administratifs, les limites des capacités numériques et administratives peuvent se traduire par un accès retardé aux services, une dépendance accrue à l'égard des intermédiaires, une vulnérabilité accrue à la désinformation ou à l'exploitation, et une confiance institutionnelle réduite. L'étude souligne donc la nécessité de conceptualiser l'inclusion numérique comme une préoccupation sociale fondamentale plutôt que comme une question purement technique.

Sur la base de ces conclusions, l'étude préconise une approche inclusive et fondée sur les droits pour la conception et la mise en œuvre des services publics numériques. Les principales recommandations politiques comprennent l'extension des interfaces multilingues et des mécanismes d'aide linguistique, la création d'unités spécialisées dans l'orientation et l'aide aux migrants, la simplification et la communication plus claire des procédures de vérification d'identité, et la mise en place de programmes ciblés d'alphabétisation numérique et administrative pour les groupes de migrants vulnérables. En se concentrant empiriquement sur les migrants afghans – une population sous-représentée dans la littérature turque sur la gouvernance numérique – et en introduisant et validant le M-DPSES comme instrument de mesure, l'étude contribue à la fois à la littérature universitaire et aux débats politiques sur la gouvernance numérique des migrations et les systèmes d'administration en ligne inclusifs. 

Mots-clés : migrants afghans, politique sociale, services publics numériques, administration en ligne, MHRS, exclusion numérique.

Resumen estructurado:

Los servicios públicos digitales se han convertido en una interfaz central a través de la cual los migrantes interactúan con los sistemas administrativos, de bienestar y de salud de las sociedades de acogida. En Turquía, la rápida expansión de las plataformas digitales centralizadas, en particular el portal de administración electrónica (e-Devlet) y el sistema central de citas médicas (MHRS), ha transformado la prestación de servicios públicos al aumentar la eficiencia y reducir los trámites burocráticos presenciales. Sin embargo, esta transformación digital ha generado al mismo tiempo nuevas formas de exclusión, especialmente para las poblaciones migrantes que se enfrentan a barreras agravadas relacionadas con el dominio del idioma, las habilidades digitales, los conocimientos administrativos y la situación jurídica. Los migrantes afganos, muchos de los cuales han experimentado trayectorias migratorias forzadas o irregulares y ocupan categorías de residencia heterogéneas o precarias, representan un grupo especialmente vulnerable a estos retos. En este contexto, el acceso a los servicios públicos digitales va más allá de la mera disponibilidad tecnológica y refleja una cuestión más amplia de «derechos en la práctica», en la que la capacidad de navegar por las burocracias digitales determina el acceso efectivo de los migrantes a la atención sanitaria, los procedimientos relacionados con la migración y los mecanismos de protección social. Así pues, los servicios públicos digitales funcionan no solo como sistemas técnicos, sino también como infraestructuras sociopolíticas que configuran las experiencias de inclusión, pertenencia y confianza institucional de los migrantes.

En este contexto, el presente estudio tiene como objetivo examinar el acceso, el uso y la percepción de los migrantes afganos respecto a los servicios públicos digitales en la provincia de Konya, y explorar si estas experiencias difieren en función de las características sociodemográficas y relacionadas con la migración. La pregunta central que guía el estudio es qué tipo de experiencias tienen los migrantes afganos con las plataformas de servicios públicos digitales y si estas experiencias varían en función de factores como el estatus de residencia, la duración de la estancia en Turquía y el dominio del idioma. Además de documentar los patrones de uso de los servicios digitales y las barreras percibidas, el estudio busca desarrollar y validar empíricamente una herramienta de medición multidimensional, la Escala de Experiencia de los Migrantes con los Servicios Públicos Digitales (M-DPSES), diseñada específicamente para captar las experiencias vividas por los migrantes con los sistemas de administración pública digital.

El estudio se basa conceptualmente en la literatura sobre digitalización, exclusión digital e integración de los migrantes, con especial atención a los debates emergentes sobre la identidad digital y la ciudadanía digital. La identidad digital se aborda no solo como una representación en línea, sino como una capacidad práctica que permite a las personas autenticarse, comprender las categorías administrativas y completar con éxito los procedimientos dentro de los sistemas de gobernanza digital. Desde esta perspectiva, la desigualdad digital se entiende como un fenómeno estratificado en el que las disparidades en el acceso, las habilidades, el uso y la comprensión de los procedimientos se cruzan con limitaciones estructurales como la situación jurídica y el diseño institucional. Por lo tanto, los servicios públicos digitales pueden reproducir o intensificar la exclusión social cuando las plataformas presuponen un alto nivel de dominio del idioma del país de acogida, conocimientos previos sobre trámites burocráticos o una verificación de identidad sin fisuras. Este marco destaca la importancia de los modelos de gobernanza digital sensibles a los derechos y centrados en el usuario que tienen en cuenta las vulnerabilidades y necesidades específicas de los migrantes.

Desde el punto de vista metodológico, el estudio adopta un diseño cuantitativo y transversal. La población objetivo está formada por migrantes afganos que residen en Konya, y la muestra analítica incluye a 151 personas que declararon haber utilizado al menos una plataforma de servicios públicos digitales en alguna ocasión. Los participantes fueron seleccionados mediante un muestreo por conveniencia, complementado con técnicas de muestreo en bola de nieve parcial. Los datos se recopilaron utilizando el M-DPSES de 15 ítems, desarrollado por el investigador y administrado a través de encuestas presenciales y en línea. La escala se estructura en torno a tres dimensiones: acceso y uso digital, barreras lingüísticas y técnicas, y percepciones de seguridad y confianza, con respuestas medidas en una escala Likert de cinco puntos. La validez del contenido se estableció mediante consultas a expertos, mientras que la validez del constructo se examinó mediante análisis factoriales exploratorios y confirmatorios. La fiabilidad de la consistencia interna se evaluó mediante los coeficientes alfa de Cronbach. Para examinar las diferencias entre los grupos, se emplearon estadísticas descriptivas y pruebas no paramétricas para comparar las puntuaciones totales y de las subescalas entre las variables sociodemográficas pertinentes.

Los resultados confirman la estructura de tres factores del M-DPSES y demuestran una gran fiabilidad en todas las dimensiones, lo que indica que la escala proporciona una medida sólida y multidimensional de las experiencias de los migrantes con los servicios públicos digitales. En general, los participantes informaron de niveles de acceso a los servicios públicos digitales entre moderados y relativamente altos, lo que sugiere que muchos migrantes afganos son capaces de utilizar las plataformas básicas a un nivel funcional básico. No obstante, surgieron dificultades importantes en relación con las barreras lingüísticas y técnicas, especialmente entre los migrantes con un menor dominio del turco. También se pusieron de manifiesto preocupaciones relacionadas con la seguridad y la confianza, especialmente en lo que respecta a la protección de los datos personales, la fiabilidad de los procesos de verificación de la identidad y la seguridad percibida de las transacciones digitales. Si bien las experiencias no difirieron significativamente en función de variables como el género, la edad, el estado civil, el nivel de educación, la situación laboral o los ingresos, se observaron diferencias significativas en función de la duración de la residencia en Turquía, el estatus de residencia y el dominio del turco. Los migrantes con un historial de residencia más largo y un estatus legal más estable informaron de experiencias más positivas, mientras que aquellos con un estatus precario o un dominio limitado del idioma se enfrentaron a mayores dificultades para acceder y utilizar eficazmente los servicios públicos digitales.

Estos resultados ponen de relieve que los servicios públicos digitales funcionan como una infraestructura de gobernanza fundamental que puede facilitar o dificultar la integración de los migrantes. A medida que las plataformas digitales se convierten cada vez más en canales predeterminados u obligatorios para acceder a la asistencia sanitaria, los procedimientos de migración y los servicios administrativos, las limitaciones en la capacidad digital y administrativa pueden traducirse en un retraso en el acceso a los servicios, una mayor dependencia de los intermediarios, una mayor vulnerabilidad a la desinformación o la explotación y una menor confianza en las instituciones. Por lo tanto, el estudio subraya la necesidad de conceptualizar la inclusión digital como una cuestión fundamental de política social y no como una cuestión puramente técnica.

Basándose en estas ideas, el estudio aboga por un enfoque inclusivo y basado en los derechos para el diseño y la implementación de los servicios públicos digitales. Las principales recomendaciones políticas incluyen la ampliación de las interfaces multilingües y los mecanismos de apoyo lingüístico, el establecimiento de unidades especializadas de orientación y asistencia para los migrantes, la simplificación y una comunicación más clara de los procedimientos de verificación de identidad y la oferta de programas específicos de alfabetización digital y administrativa para los grupos de migrantes vulnerables. Al centrarse empíricamente en los migrantes afganos —una población infrarrepresentada en la literatura sobre gobernanza digital de Turquía— y al introducir y validar el M-DPSES como instrumento de medición, el estudio contribuye tanto a la literatura académica como a los debates políticos sobre la gobernanza de la migración digital y los sistemas de administración electrónica inclusivos.

Palabras clave: Migrantes afganos, política social, servicios públicos digitales, administración electrónica, MHRS, exclusión digital.

结构化摘要:

数字公共服务已成为移民与东道国行政、福利及医疗体系互动的核心接口。在土耳其,集中式数字平台(尤其是电子政府门户(e-Devlet)和中央医生预约系统(MHRS))的快速扩张,通过提升效率、减少面对面官僚程序,彻底改变了公共服务交付模式。然而,这种数字化转型同时催生了新的排斥形式,尤其对移民群体而言,他们面临着语言能力、数字技能、行政素养及法律地位等多重叠加的障碍。阿富汗移民群体中,许多人经历了被迫或非正规的迁徙历程,且处于异质性或不稳定的居留类别,成为受此类挑战影响最严重的群体。在此背景下,数字公共服务的获取已超越技术可及性范畴,实则映射出实践中的权利这一更广泛议题——能否驾驭数字化行政体系,直接决定移民群体能否有效获取医疗服务、办理移民相关手续及触达社会保护机制。数字公共服务因此不仅是技术系统,更是塑造移民群体归属感、融入体验及制度信任的社会政治基础设施。

基于上述背景,本研究旨在考察阿富汗移民在科尼亚省获取、使用及认知数字公共服务的状况,并探究其体验是否因社会人口特征及移民相关属性而存在差异。核心研究问题聚焦于:阿富汗移民在数字公共服务平台的具体体验类型,以及这些体验是否随居留身份、在土耳其停留时长及语言能力等因素而变化。除记录数字服务使用模式与感知障碍外,本研究旨在开发并实证验证一项多维度测量工具——移民数字公共服务体验量表(M-DPSES),该量表专门设计用于捕捉移民在数字公共行政系统中的实际体验。

本研究在数字化、数字排斥及移民融合文献基础上构建理论框架,特别关注数字身份与数字公民权领域的新兴议题。数字身份不仅被视为在线呈现形式,更被定义为实用的能力载体——它使个人能够在数字治理系统中完成身份认证、理解行政分类并成功完成程序。基于此视角,数字不平等被理解为多维交织的现象:获取渠道、技能水平、使用习惯及程序理解能力等层面的差异,与法律地位、制度设计等结构性制约相互交织。当平台预设用户需具备高水平东道国语言能力、既有行政知识或无缝身份验证时,数字公共服务可能加剧社会排斥。本框架强调需建立权利敏感型、用户中心的数字治理模式,充分考量移民群体的特殊脆弱性与需求。

方法论上,本研究采用定量横断面调查设计。目标人群为科尼亚地区的阿富汗移民,分析样本包含151名至少使用过一次数字公共服务平台的个体。通过便利抽样结合部分滚雪球抽样技术招募参与者。数据采集采用研究者开发的15M-DPSES量表,通过面谈与在线调查双渠道实施。该量表围绕三大维度构建:数字接入与使用、语言技术障碍、安全信任感知,采用五点李克特量表计分。内容效度经专家咨询确立,构念效度则通过探索性与验证性因子分析验证。内部一致性信度通过克朗巴赫α系数评估。为检验群体差异,采用描述性统计与非参数检验,在相关社会人口学变量间比较总分及子量表得分。

研究结果证实了M-DPSES的三因子结构,并显示所有维度均具有较高信度,表明该量表能为移民数字公共服务体验提供稳健的多维度测量。总体而言,参与者报告的数字公共服务获取水平处于中等至较高区间,表明多数阿富汗移民能在基础功能层面使用核心平台。然而语言与技术障碍仍构成显著困难,尤其体现在土耳其语水平较低的移民群体中。安全与信任相关问题同样突出,主要涉及个人数据保护、身份验证流程可靠性及数字交易安全性认知。虽然性别、年龄、婚姻状况、教育程度、就业状态或收入等变量未显著影响体验差异,但根据在土耳其的居住时长、居留身份及土耳其语水平观察到显著差异。居住时间更长且法律地位更稳定的移民报告了更积极的体验,而居留身份不稳定或语言能力有限者在获取和有效使用数字公共服务方面面临更大挑战。

这些发现表明,数字公共服务作为关键治理基础设施,既能促进移民融入,亦可能形成阻碍。随着数字平台日益成为获取医疗、移民手续及行政服务的默认或强制渠道,数字能力和行政能力的不足可能导致服务获取延迟、对中介机构依赖加深、更易受虚假信息或剥削侵害,以及机构信任度下降。因此本研究强调,应将数字包容视为核心社会政策议题而非纯技术问题。

基于上述洞见,本研究倡导以权利为基础、兼顾包容性的数字公共服务设计与实施路径。核心政策建议包括:拓展多语言界面及语言支持机制;设立移民专项指导支持机构;简化身份验证流程并加强信息透明度;为弱势移民群体提供定制化数字素养与行政能力培养计划。本研究通过实证聚焦阿富汗移民群体(土耳其数字治理文献中鲜少涉及的群体),并引入经验证有效的M-DPSES量化工具,为数字移民治理与包容性电子政务系统的学术研究及政策辩论作出贡献。

关键词:阿富汗移民、社会政策、数字公共服务、电子政务、MHRS、数字排斥

Структурированное резюме:

Цифровые государственные услуги стали основным интерфейсом, через который мигранты взаимодействуют с административными, социальными и медицинскими системами принимающих обществ. В Турции быстрое распространение централизованных цифровых платформ, в частности портала электронного правительства (e-Devlet) и центральной системы записи на прием к врачу (MHRS), преобразовало предоставление государственных услуг, повысив эффективность и сократив количество бюрократических процедур, требующих личного присутствия. Однако эта цифровая трансформация одновременно породила новые формы исключения, особенно для мигрантов, которые сталкиваются с комплексными барьерами, связанными с владением языком, цифровыми навыками, административной грамотностью и правовым статусом. Афганские мигранты, многие из которых пережили принудительную или нелегальную миграцию и занимают неоднородные или нестабильные категории проживания, представляют собой группу, которая особенно уязвима перед этими вызовами. В этом контексте доступ к цифровым государственным услугам выходит за рамки простой технологической доступности и отражает более широкую проблему «прав на практике», когда способность ориентироваться в цифровой бюрократии определяет эффективный доступ мигрантов к здравоохранению, миграционным процедурам и механизмам социальной защиты. Таким образом, Цифровые государственные услуги функционируют не только как технические системы, но и как социально-политическая инфраструктура, формирующая опыт мигрантов в области интеграции, принадлежности и доверия к институтам.

На этом фоне настоящее исследование направлено на изучение доступа афганских мигрантов к цифровым государственным услугам в провинции Конья, их использования и восприятия, а также на изучение того, различаются ли эти опыты в зависимости от социально-демографических и миграционных характеристик. Центральный исследовательский вопрос, лежащий в основе исследования, заключается в том, какой опыт имеют афганские мигранты с платформами цифровых государственных услуг и различаются ли эти опыты в зависимости от таких факторов, как статус проживания, продолжительность пребывания в Турции и владение языком. Помимо документирования моделей использования цифровых услуг и воспринимаемых барьеров, исследование направлено на разработку и эмпирическую проверку многомерного инструмента измерения — Шкалы опыта мигрантов в области цифровых государственных услуг (M-DPSES), специально разработанной для фиксации реального опыта мигрантов в использовании цифровых систем государственного управления.

Исследование концептуально основано на литературе по цифровизации, цифровой изоляции и интеграции мигрантов, с особым вниманием к возникающим дебатам о цифровой идентичности и цифровом гражданстве. Цифровая идентичность рассматривается не просто как представление в Интернете, а как практическая способность, которая позволяет людям удостоверять свою личность, понимать административные категории и успешно выполнять процедуры в рамках систем цифрового управления. С этой точки зрения цифровое неравенство понимается как многоуровневое явление, в котором различия в доступе, навыках, использовании и понимании процедур пересекаются со структурными ограничениями, такими как правовой статус и институциональный дизайн. Таким образом, цифровые публичные услуги могут воспроизводить или усиливать социальную изоляцию, когда платформы предполагают высокий уровень владения языком принимающей страны, предварительные знания в области бюрократии или беспрепятственную проверку личности. Эта концепция подчеркивает важность моделей цифрового управления, учитывающих права и ориентированных на пользователя, которые принимают во внимание специфические уязвимости и потребности мигрантов.

С методологической точки зрения, в исследовании используется количественный перекрестный опрос. Целевая группа населения состоит из афганских мигрантов, проживающих в Конье, а аналитическая выборка включает 151 человека, которые сообщили, что хотя бы один раз пользовались по крайней мере одной платформой цифровых государственных услуг. Участники были набраны с помощью удобной выборки, дополненной методами частичной снежной выборки. Данные собирались с помощью 15-пунктовой шкалы M-DPSES, разработанной исследователем и применяемой как в очных, так и в онлайн-опросах. Шкала построена на трех измерениях: доступ к цифровым технологиям и их использование, языковые и технические барьеры, а также восприятие безопасности и доверия, причем ответы оценивались по пятибалльной шкале Ликерта. Валидность содержания была установлена путем консультаций с экспертами, а валидность конструкта была проверена с помощью эксплораторного и конфирматорного факторного анализа. Надежность внутренней согласованности оценивалась с помощью коэффициентов альфа Кронбаха. Для изучения групповых различий были использованы описательная статистика и непараметрические тесты для сравнения общих и субшкальных баллов по соответствующим социально-демографическим переменным.

Результаты подтверждают трехфакторную структуру M-DPSES и демонстрируют высокую надежность по всем измерениям, что указывает на то, что шкала обеспечивает надежную и многомерную оценку опыта мигрантов в области цифровых государственных услуг. В целом участники сообщили о среднем или относительно высоком уровне доступа к цифровым государственным услугам, что свидетельствует о том, что многие афганские мигранты могут использовать основные платформы на базовом функциональном уровне. Тем не менее, возникли существенные трудности, связанные с языковыми и техническими барьерами, особенно среди мигрантов с низким уровнем владения турецким языком. Также были очевидны опасения, связанные с безопасностью и доверием, особенно в отношении защиты личных данных. надежности процессов проверки личности и воспринимаемой безопасности цифровых транзакций. Хотя опыт не значительно различался по таким переменным, как пол, возраст, семейное положение, уровень образования, статус занятости или доход, были отмечены значительные различия в зависимости от продолжительности проживания в Турции, статуса проживания и уровня владения турецким языком. Мигранты с более длительным сроком проживания и более стабильным правовым статусом сообщили о более положительном опыте, в то время как те, кто имел нестабильный статус или ограниченное владение языком, сталкивались с большими трудностями в доступе к цифровым государственным услугам и их эффективном использовании.

Эти выводы подчеркивают, что цифровые государственные услуги функционируют как важнейшая инфраструктура управления, которая может либо способствовать, либо препятствовать интеграции мигрантов. Поскольку цифровые платформы все чаще становятся стандартными или обязательными каналами доступа к здравоохранению, миграционным процедурам и административным услугам, ограничения в цифровых и административных возможностях могут привести к задержкам в доступе к услугам, увеличению зависимости от посредников, повышению уязвимости перед дезинформацией или эксплуатацией и снижению доверия к институтам. Таким образом, исследование подчеркивает необходимость рассматривать цифровую инклюзивность как основную задачу социальной политики, а не как чисто технический вопрос.

Основываясь на этих выводах, Исследование выступает за основанный на правах и инклюзивный подход к разработке и внедрению цифровых государственных услуг. Ключевые рекомендации по политике включают расширение многоязычных интерфейсов и механизмов языковой поддержки, создание специализированных подразделений по консультированию и поддержке мигрантов, упрощение и более четкое информирование о процедурах проверки личности, а также предоставление целевых программ по повышению цифровой и административной грамотности для уязвимых групп мигрантов. Сосредоточив внимание на эмпирическом исследовании афганских мигрантов — недостаточно представленной группы населения в литературе по цифровому управлению в Турции — и внедрив и проверив M-DPSES в качестве инструмента измерения, исследование вносит вклад как в академическую литературу, так и в политические дебаты по вопросам цифрового управления миграцией и инклюзивных систем электронного правительства. 

Ключевые слова: афганские мигранты, социальная политика, цифровые публичные услуги, электронное правительство, MHRS, цифровая изоляция.

संरचित सारांश:

डिजिटल सार्वजनिक सेवाएँ एक केंद्रीय इंटरफ़ेस बन गई हैं जिसके माध्यम से प्रवासी मेज़बान समाजों की प्रशासनिक, कल्याण और स्वास्थ्य प्रणालियों के साथ बातचीत करते हैं। तुर्की में, केंद्रीकृत डिजिटल प्लेटफ़ॉर्म के तीव्र विस्तारविशेष रूप से -गवर्नमेंट गेटवे (-देवलेट) और केंद्रीय चिकित्सक नियुक्ति प्रणाली (एमएचआरएस)—ने दक्षता बढ़ाकर और आमने-सामने की नौकरशाही प्रक्रियाओं को कम करके सार्वजनिक सेवा वितरण को बदल दिया है।

हालांकि, इस डिजिटल परिवर्तन ने एक साथ बहिष्कार के नए रूप भी पैदा किए हैं, विशेष रूप से उन प्रवासी आबादियों के लिए जो भाषा दक्षता, डिजिटल कौशल, प्रशासनिक साक्षरता और कानूनी स्थिति से संबंधित जटिल बाधाओं का सामना करती हैं। अफगान प्रवासी, जिनमें से कई ने जबरन या अनियमित प्रवासन के अनुभव किए हैं और जो विविध या अस्थिर आवास श्रेणियों में रहते हैं, एक ऐसा समूह है जो इन चुनौतियों के प्रति विशेष रूप से संवेदनशील है। इस संदर्भ में, डिजिटल सार्वजनिक सेवाओं तक पहुंच केवल तकनीकी उपलब्धता से परे है और इसके बजाय "अभ्यास में अधिकारों" के एक व्यापक मुद्दे को दर्शाती है, जहां डिजिटल नौकरशाही को नेविगेट करने की क्षमता प्रवासियों की स्वास्थ्य सेवा, प्रवासन-संबंधी प्रक्रियाओं और सामाजिक सुरक्षा तंत्र तक प्रभावी पहुंच को निर्धारित करती है। इस प्रकार, डिजिटल सार्वजनिक सेवाएं केवल तकनीकी प्रणालियों के रूप में कार्य करती हैं, बल्कि सामाजिक-राजनीतिक बुनियादी ढांचे के रूप में भी कार्य करती हैं जो प्रवासियों के समावेशन, अपनत्व और संस्थागत विश्वास के अनुभवों को आकार देती हैं।

इस पृष्ठभूमि के खिलाफ, वर्तमान अध्ययन का उद्देश्य कोन्या प्रांत में अफगान प्रवासियों की डिजिटल सार्वजनिक सेवाओं तक पहुंच, उपयोग और धारणाओं की जांच करना है और यह पता लगाना है कि क्या ये अनुभव सामाजिक-जनसांख्यिकीय और प्रवासन-संबंधी विशेषताओं के आधार पर भिन्न हैं। अध्ययन का मार्गदर्शन करने वाला केंद्रीय अनुसंधान प्रश्न यह पूछता है कि अफगान प्रवासियों के डिजिटल सार्वजनिक सेवा प्लेटफार्मों के साथ किस प्रकार के अनुभव हैं और क्या ये अनुभव निवास की स्थिति, तुर्की में रहने की अवधि और भाषा प्रवीणता जैसे कारकों के अनुसार भिन्न होते हैं।

डिजिटल सेवा उपयोग के पैटर्न और कथित बाधाओं को दर्ज करने के अलावा, यह अध्ययन एक बहुआयामी मापन उपकरण - प्रवासी डिजिटल सार्वजनिक सेवा अनुभव पैमाना (M-DPSES) - विकसित करने और उसका अनुभवजन्य सत्यापन करने का प्रयास करता है, जिसे विशेष रूप से डिजिटल सार्वजनिक प्रशासन प्रणालियों के साथ प्रवासियों के वास्तविक अनुभवों को पकड़ने के लिए डिज़ाइन किया गया है।

यह अध्ययन अवधारणात्मक रूप से डिजिटलीकरण, डिजिटल बहिष्कार और प्रवासी एकीकरण पर उपलब्ध साहित्य में निहित है, जिसमें डिजिटल पहचान और डिजिटल नागरिकता पर उभरती बहसों पर विशेष ध्यान दिया गया है।

डिजिटल पहचान को केवल एक ऑनलाइन प्रतिनिधित्व के रूप में नहीं, बल्कि एक व्यावहारिक क्षमता के रूप में देखा जाता है जो व्यक्तियों को अपनी प्रामाणिकता सत्यापित करने, प्रशासनिक श्रेणियों को समझने और डिजिटल शासन प्रणालियों के भीतर प्रक्रियाओं को सफलतापूर्वक पूरा करने में सक्षम बनाती है। इस दृष्टिकोण से, डिजिटल असमानता को एक बहु-स्तरीय घटना के रूप में समझा जाता है जिसमें पहुंच, कौशल, उपयोग और प्रक्रियात्मक समझ में असमानताएं कानूनी स्थिति और संस्थागत डिजाइन जैसी संरचनात्मक बाधाओं के साथ परस्पर जुड़ी होती हैं। इसलिए डिजिटल सार्वजनिक सेवाएँ सामाजिक बहिष्कार को पुन: उत्पन्न या तीव्र कर सकती हैं जब प्लेटफ़ॉर्म मेज़बान देश की भाषा में उच्च स्तर की प्रवीणता, पूर्व नौकरशाही ज्ञान या निर्बाध पहचान सत्यापन की पूर्वधारणा करते हैं। यह ढांचा अधिकार-संवेदनशील और उपयोगकर्ता-केंद्रित डिजिटल शासन मॉडलों के महत्व पर प्रकाश डालता है जो प्रवासियों की विशिष्ट कमजोरियों और ज़रूरतों को ध्यान में रखते हैं।

पद्धतिगत रूप से, यह अध्ययन एक मात्रात्मक, क्रॉस-सेक्शनल सर्वेक्षण डिजाइन अपनाता है। लक्षित आबादी में कोन्या में रहने वाले अफगान प्रवासी शामिल हैं, और विश्लेषणात्मक नमूने में 151 ऐसे व्यक्ति शामिल हैं जिन्होंने कम से कम एक बार किसी एक डिजिटल सार्वजनिक सेवा मंच का उपयोग किया होने की सूचना दी। प्रतिभागियों को सुविधा नमूनाकरण (convenience sampling) के माध्यम से भर्ती किया गया, जिसमें आंशिक स्नोबॉल नमूनाकरण तकनीकों (partial snowball sampling techniques) का पूरक उपयोग किया गया। डेटा 15-आइटम एम-डीपीएसईएस (M-DPSES) का उपयोग करके एकत्र किया गया, जिसे शोधकर्ता द्वारा विकसित किया गया था और इसे आमने-सामने और ऑनलाइन सर्वेक्षण दोनों के माध्यम से संचालित किया गया। यह पैमाना तीन आयामों के इर्द-गिर्द संरचित है: डिजिटल पहुंच और उपयोग, भाषा और तकनीकी बाधाएं, और सुरक्षा और विश्वास की धारणाएं, जिसमें प्रतिक्रियाओं को पांच-बिंदु लाइकर्ट पैमाने पर मापा गया। विशेषज्ञ परामर्श के माध्यम से सामग्री वैधता स्थापित की गई, जबकि संरचनात्मक वैधता की जांच अन्वेषणात्मक और पुष्टिकारी कारक विश्लेषण का उपयोग करके की गई।

आंतरिक स्थिरता विश्वसनीयता का मूल्यांकन क्रोनबैक के अल्फा गुणांकों के माध्यम से किया गया। समूह के अंतरों की जांच करने के लिए, प्रासंगिक सामाजिक-जनसांख्यिकीय चरों के पार कुल और उप-स्केल स्कोर की तुलना करने के लिए वर्णनात्मक सांख्यिकी और गैर-पैरामीट्रिक परीक्षणों का उपयोग किया गया।

निष्कर्ष एम-डीपीएसईएस (M-DPSES) की तीन-कारक संरचना की पुष्टि करते हैं और सभी आयामों में मजबूत विश्वसनीयता प्रदर्शित करते हैं, जो इंगित करता है कि यह पैमाना प्रवासियों के डिजिटल सार्वजनिक सेवा अनुभवों का एक ठोस और बहुआयामी माप प्रदान करता है।

कुल मिलाकर, प्रतिभागियों ने डिजिटल सार्वजनिक सेवाओं तक मध्यम से लेकर अपेक्षाकृत उच्च स्तर की पहुँच की सूचना दी, जिससे यह पता चलता है कि कई अफगान प्रवासी बुनियादी कार्यात्मक स्तर पर मुख्य प्लेटफार्मों के साथ जुड़ने में सक्षम हैं। फिर भी, भाषा और तकनीकी बाधाओं के संबंध में पर्याप्त कठिनाइयाँ सामने आईं, विशेष रूप से तुर्की भाषा में कम दक्षता वाले प्रवासियों के बीच। सुरक्षा और विश्वास से संबंधित चिंताएँ भी स्पष्ट थीं, विशेष रूप से व्यक्तिगत डेटा की सुरक्षा, पहचान सत्यापन प्रक्रियाओं की विश्वसनीयता और डिजिटल लेनदेन की कथित सुरक्षा के संबंध में। हालांकि लिंग, आयु, वैवाहिक स्थिति, शिक्षा स्तर, रोजगार की स्थिति या आय जैसे कारकों के अनुसार अनुभवों में कोई महत्वपूर्ण अंतर नहीं था, तुर्की में निवास की अवधि, निवास की स्थिति और तुर्की भाषा में प्रवीणता के अनुसार महत्वपूर्ण अंतर देखा गया। लंबे समय से निवास करने वाले और अधिक स्थिर कानूनी स्थिति वाले प्रवासियों ने अधिक सकारात्मक अनुभव बताए, जबकि अनिश्चित स्थिति वाले या सीमित भाषा प्रवीणता वाले लोगों को डिजिटल सार्वजनिक सेवाओं तक पहुँचने और उनका प्रभावी ढंग से उपयोग करने में अधिक चुनौतियों का सामना करना पड़ा।

ये निष्कर्ष इस बात पर प्रकाश डालते हैं कि डिजिटल सार्वजनिक सेवाएँ एक महत्वपूर्ण शासन अवसंरचना के रूप में कार्य करती हैं जो प्रवासी एकीकरण को सुगम बना सकती हैं या उसमें बाधा डाल सकती हैं। जैसे-जैसे डिजिटल प्लेटफ़ॉर्म स्वास्थ्य सेवा, प्रवासन प्रक्रियाओं और प्रशासनिक सेवाओं तक पहुँचने के लिए डिफ़ॉल्ट या अनिवार्य चैनल बनते जा रहे हैं, डिजिटल और प्रशासनिक क्षमता में सीमाएँ सेवा तक पहुँच में देरी, मध्यस्थों पर बढ़ेी हुई निर्भरता, गलत सूचना या शोषण के प्रति बढ़ी हुई भेद्यता और संस्थागत विश्वास में कमी के रूप में सामने सकती हैं। इसलिए, यह अध्ययन डिजिटल समावेशन को एक विशुद्ध तकनीकी मुद्दे के बजाय एक मुख्य सामाजिक नीति संबंधी चिंता के रूप में परिभाषित करने की आवश्यकता पर जोर देता है।

इन अंतर्दृष्टियों के आधार पर, यह अध्ययन डिजिटल सार्वजनिक सेवा के डिजाइन और कार्यान्वयन के लिए एक अधिकार-आधारित और समावेशी दृष्टिकोण की वकालत करता है। प्रमुख नीतिगत सिफारिशों में बहुभाषी इंटरफ़ेस और भाषा सहायता तंत्र का विस्तार, प्रवासियों के लिए विशेष मार्गदर्शन और सहायता इकाइयों की स्थापना, पहचान सत्यापन प्रक्रियाओं को सरल बनाना और उनका स्पष्ट संचार, और कमजोर प्रवासी समूहों के लिए लक्षित डिजिटल और प्रशासनिक साक्षरता कार्यक्रम प्रदान करना शामिल है। अफगान प्रवासियों पर अनुभवजन्य रूप से ध्यान केंद्रित करके - जो तुर्की के डिजिटल शासन साहित्य में एक कम-प्रतिनिधित्व वाली आबादी है - और एम-डीपीएसईएस (M-DPSES) को एक मापन उपकरण के रूप में पेश और मान्य करके, यह अध्ययन डिजिटल प्रवासन शासन और समावेशी -गवर्नेंस प्रणालियों पर अकादमिक साहित्य और नीतिगत बहसों दोनों में योगदान देता है। कीवर्ड: अफगान प्रवासी, सामाजिक नीति, डिजिटल सार्वजनिक सेवाएं, -गवर्नेंस, एमएचआरएस (MHRS), डिजिटल बहिष्कार

कुंजी शब्द: अफ़ग़ान प्रवासी, सामाजिक नीति, डिजिटल सार्वजनिक सेवाएँ, ई-सरकार, MHRS, डिजिटल बहिष्करण।

Article Statistics

Number of reads 69
Number of downloads 10

Share

Turkish Studies-Economics,Finance,Politics
E-Mail Subscription

By subscribing to E-Newsletter, you can get the latest news to your e-mail.